Kurum, Şile Kızılca Mahallesi Köy Konağı açılışında yaptığı konuşmada, ilçenin insanlarının 22 yıldır hep yanlarında olduğunu, kendileriyle yol yürüdüğünü söyledi.
Şile’ye çok sayıda hizmeti getirdiklerini belirten Kurum, “Sizin aklınıza gelen her işte İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hiçbir hizmeti olmamasına rağmen biz Şile’mizi yalnız bırakmadık. Her zaman sizlerin yanında olmaya çalıştık.” diye konuştu.
Kurum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaynağının her yere yeteceğinin altını çizerek, “Yeter ki siz o kaynağı Şile’nin güzel insanları, Şile’nin gençleri için spor sahası yapmak için harcayın. Geçtiğimiz 5 yılda İstanbul’un kaynakları çarçur edildi. İstanbul’un kaynakları maalesef yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan o kibirli belediye başkanı tarafından kendi emelleri, kendi gelecekleri için harcandı.” ifadelerini kullandı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ev kadınlarını kendilerine destek olmakla suçlayıp ayrıştırdığını dile getiren Kurum, şöyle devam etti:
“O eş genel başkan, bedelli askerlik yapanları vatana sevgilerini sorguluyor ve diyor ki ‘biz onların oyuna talip değiliz’. Sen kimsin ki bu milletin vatan sevgisini sorguluyor Sen kimsin ki bizim ev hanımlarımızı, kadınlarımızı ayrıştırıyorsun. Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti bu. Maalesef ayrıştırmaktan öteye gidemediler. Bizim Kur’an kursuna giden çocuklarımızı ‘Orta Çağ zihniyeti’ diye tarif ettiler. Gazze’ye yapacağımız yardımlarımızı, ‘Bu yardımları niye yapıyorsunuz?’ dediler ama bir taraftan da telaşlandılar, bugün Gazze’ye yardım fotoğraflarını gösteriyorlar. Hani Gazze’nin, Kudüs’ün bağımsızlığı için mücadele edenler teröristti. Siz şimdi niye teröristlere madem öyle yardım ediyorsunuz? Şu an bu eş genel başkan da maalesef yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan zat da telaşlılar. Çünkü 31 Mart akşamı Şile’miz, Kızılca köyümüz ikisini de süresiz tatile gönderecek. Bu ayrıştırmanın, ev kadınlarımızı ötekileştirmenin, askere bedelli giden askerlerimizi vatan sevgisini sorgulamanın hesabını sandıkta vereceğiz. Sandıkta onlara öyle hesap vereceğiz ki emin olun ne olduklarını şaşıracaklar.”
Konuşmanın ardından kurdele kesilerek Kızılca Mahallesi Köy Konağı açılışı yapıldı.
Kurum, muhtarlarla buluştu
Kurum ayrıca, Şile’de Muhtarlar Derneğini ziyaret ederek muhtarlarla bir araya geldi.
Kurum, Şile’nin her bir mahallesine ayrı ayrı eğileceklerini belirterek, “Toplam 62 mahallenin hepsinde ayrı ayrı bir hikaye olsun istiyoruz, bilhassa köylerimizde. Bu manada çiftçiye desteklemeler yapacağız, tohum desteği vereceğiz, gübre desteği vereceğiz, mazot desteği vereceğiz.” dedi.
Muhtarlara her türlü desteği vereceklerini söyleyen Kurum, Şile’de muhtarların ne talebi varsa bunu gidereceklerini kaydetti.
Kurum, daima çözüm odaklı ilerleyeceklerini kaydederek, “Biz mülkiyet sorunlarını çözeceğiz, ormanla alakalı sorunlarınız varsa takipçisi olacağız. Planla alakalı bir sorununuz varsa bu sorunları çözen tarafta olacağız.” diye konuştu.
Öte yandan Kurum, Ahmetli köyünde de bir kıraathanede vatandaşlarla buluştu
]]>Sultangazi’deki İBB Levazım ve Ayniyat Müdürlüğünde düzenlenen “Gazze Yardım Tırları Uğurlama” programında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, ekim ayından beri Orta Doğu coğrafyasındaki en büyük insani dramlardan birisinin Gazze’de yaşandığını söyledi.
Hiçbir gerekçenin; masum bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların ve sivillerin katledilmesinin suçunu hafifletemeyeceğini belirten İmamoğlu, “Artık orada yaşananların olağan hale gelip ne yazık ki haber değeri bile taşımadığı günleri yaşıyoruz. Bu insanlık dramının sıradanlaştırılmasına, elbette biz İstanbul halkı olarak, seyirci ve kayıtsız kalamayız, kalmadık. Hayatlarını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Gazze’de her gün her dakika bir insanlık suçu işleniyor. Bazı uzmanlara ve hukukçulara göre, İsrail’in yaptığı bu soykırım, tarihe ne yazık ki kötü bir süreç olarak geçmiştir.” diye konuştu.
İsrail’in saldırısı başlar başlamaz İBB Meclisi’nde Gazze halkına insani yardım ulaştırma kararı alındığını hatırlatan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Belediye Meclisimizde ortaya konan bu ortak hassasiyet ve irade nedeniyle, ben buradan tüm siyasi partilere, Belediye Meclisi üyelerimize hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum. Gazze’ye yardım amacıyla gıda, hijyen malzemeleri, bebek-anne seti, bebek sütü, maması ve giyim malzemesi tedarik ettik ve bugün Kızılay aracılığıyla, Gazze halkına, milletimiz adına, şehrimizin güzel insanları adına gönderiyoruz. Yardım konusu malzemeler, AFAD tarafından talep edilen standartlara uygun olarak hazırlandı. Burada gördüğünüz insani yardım malzemesi yüklü 5 tırı, Kızılay’ın Adana’daki deposuna teslim etmek üzere yolcu ediyoruz. Gazze’nin acılarını hafifletmek, Gazzelilerin hayata tutunmalarına destek olmak görevimizdir ve bundan sonra da görevimiz olacaktır.”
Konuşmaların ardından yardım tırları yola çıktı.
Yunus Emre Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin temeli atıldı
İmamoğlu, bu programın ardından Sultangazi’deki Yunus Emre Mahallesi’ndeki kentsel dönüşüm projesinin temel atma törenine katıldı.
Projenin, rezerv konut projesi olduğunu ve bu bölgede riskli yapılarda yaşayan kişiler için hayat kurtaran bir çözüm olacağını anlatan İmamoğlu, “Burayı özenli projelendirdik. Gerçekten mimarisiyle, çevresine hem değer katacak, yön verecek hem de bir kaliteyi taşıyacak. Mesela böyle bir projenin içine, mutlak nerede yapıyorsak yapalım, bir kreş koyuyoruz. Oradaki çocuklarımıza hizmet edecek. Mahalle evi, gençler, kadınlar her birisine çok özenli hizmet sunacak noktalar. Yine kapalı otoparklarıyla tam bir yaşam alanı haline getireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından İmamoğlu ve beraberindekiler, butona basarak temele ilk harcı döktü.
Projede, 488’i konut, 19’u ticarete yönelik olmak üzere 507 bağımsız birim ile 1 kreş, 1 mahalle evi ve kapalı otopark yer alıyor.
Kent Lokantası açıldı
Daha sonra ilçedeki Kent Lokantası açılışına katılan İmamoğlu, burada yaptığı konuşmada, lokantanın 60 sandalye kapasitesi olduğunu ama yeni bir düzenlemeyle kapasitenin 160 sandalyeye çıkarılacağını söyledi.
İmamoğlu, lokantada 4 çeşit yemeğin 40 liraya satıldığını kaydetti.
Bahçelievler halk buluşması
İmamoğlu, Bahçelievler’de halk buluşması programına katıldı. Şehit Yarbay Cesur Parkı’ndaki buluşmada katılımcılara otobüsün üzerinden seslenen İmamoğlu, 31 Mart Yerel Seçimleri’nde destek istedi.
]]>İMAMOĞLU: FARKINDA OLMADAN HÜKÜMETİ, ERDOĞAN’I ELEŞTİRİYOR
İmamoğlu şunları söyledi “Şimdi bu Mekke- Esenyurt meselesini alet ettiler ya o zaman, sanki işe yaramış gibi bu acemi aday dayanamadı dün bir laf yetiştirdi. Neymiş efendim? Bak lafa bak Allah’ınızı severseniz ya;’31 Mart’ta Gazze’deki mazlumlar sevinecek.’ İBB’yi o kazanırsa ‘Gazze’ye yardım edeceğim’ demiş. Neresinden tutarsan eline geliyor. Bir; ey Allah’ın adamı, ey güzel adam. Ne diyeyim sana? Daha ne diyeyim yani? Allah seni ailene bağışlasın. Git ailenle yaşa. Ama bu şehri sen bilmiyorsun. Bu şehrin insanı ne hiç bilmiyorsun. Ben bu laftan ne anlarım biliyor musun? Aslında farkında değil. Hükümeti eleştiriyor burada hükümeti. Yani koca Türkiye Cumhuriyeti Gazze’ye yardım edemedi. O gelince edecekmiş.Acemi adayın dengesi o kadar bozuk ki, farkında olmadan aramızda kalsın Erdoğan’ı eleştiriyor.

“İSTANBUL’DA YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜREN BİR ACEMİ ADAY VAR”
Sayın Cumhurbaşkanı’na diyor ki, ‘Gazze’ye yardım et. Bak sen etmedin, ben gelirsem ben edeceğim’ diyor. ‘İBB başkan olursam yardım edeceğim’ diyor. Bak daha yeni başladık. Kavga etmeyin. Yan yana afişleriniz var. Sonra makası alıp kesmeye başlarlar. Bak Sayın Erdoğan’ın sağı solu belli olmaz. Resimlerinden bir gün sonra seni pat diye çıkarıverir ha. Tek kendi resimleriyle seçime girer İstanbul’da. Yapar vallahi yapar. Ben zaten bekliyorum. Bir hafta bilemedin, iki hafta sonra meydanlarda söyleyeyim. Gene dayanamayacak. Keşke memleketin gerçek sorunlarına eğilse ama hani bir laf vardır ya; ‘Boynun eğri demişler, nerem doğru ki’ demiş. Şimdi bunların işi böyle. Ben bunlara boşuna su kaynattı demiyorum. Boşuna kayış attılar demiyorum. Vallahi Allah’a yardımcıları olsun. Ama neyse. Bu zor zamanlarda,emeklilerimizin yüzünün gülmediği zamanlarda, dar gelirlilerin sıkıntılarını had safhada olduğu zamanlarda , enflasyonun tavan yaptığı zamanlarda Allah razı olsun İstanbul’da yüzümüzü güldüren bir acemi aday var.”
NE OLDU?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum, Bakırköy’de katıldığı bir etkinlikte Gazze’ye yapacakları yardımlar için milletin gerçek belediyecilikten yana tavrını koyması gerektiğini belirterek “31 Mart’ta Gazze’deki mazlumlar sevinecek, Gazze’de elini bize uzatan kardeşlerimiz sevinecek” ifadelerini kullanmıştı.
Kurum konuşmasında, “31 Mart’ta Gazze’deki mazlumlar sevinecek, Gazze’de elini bize uzatan kardeşlerimiz sevinecek. Gazzeli yavrularımız sevinecek. Orada Gazze’nin özgürlüğü için İBB olarak Gazze’ye yapacağımız yardımlar için inşallah 31 Mart’ta milletimiz yine gerçek belediyecilikten yana tavrını koyacaktır” dedi.

ÖZGÜR ÖZEL’DEN ERDOĞAN’A ÇAĞRI: MURAT KURUM’U ADAYLIKTAN ÇEK
CHP lideri Özgür Özel ise bu açıklamalar hakkında şunları söyledi: ” Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye yerel seçimlerde verebilecek hiçbir şeyi olmamasının kanıtı İstanbul’daki adayının Murat Kurum olmasıdır. Sen İstanbul’a Murat Kurum’u layık görüyorsan, Murat Kurum da ’31’inde kazanırsak Filistin’deki çocuklara yardım yapacağız’ diyorsa, daha bundan sonra söyleyecek bir şey yoktur. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam, buradan sonra, bugün son gün adayı çekmek için son gün. Ben bu adayı Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam çeker alırım. Murat Kurum orada duracağına oraya bir tane Pinokyo koysa Murat Kurum’dan daha inandırıcıdır. Bugün son gün, Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunuyorum: Murat Kurum’u çek, İstanbul’a Pinokyo’yu aday göster. Daha inandırıcı olursun, daha dürüst bir adayın olur, daha samimi bir adayın olur.”
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Fatih’te bulunan İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı’nı ziyaret etti. Kurum’a ziyareti sırasında Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan ve AK Parti Fatih İlçe Başkanı Yakup Yaşa eşlik etti. Kurum, ziyaret sonrası basın açıklaması yaparak gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Ziyareti sonrasında konuşan Kurum “Vakıflar özünde yardımlaşma ve dayanışma duygusu barındıran milletimizin yanında olma anlayışıdır. Gerek yetimlerimizin, gerek depremde zarar görmüş vatandaşlarımızın her zaman yanında olmuştur. Afganistan’a Türkiye’den tohum götürüp oradaki kardeşlerimize bir nevi balık tutmayı öğreterek, kendi ekmeklerini, gıdalarını yetiştirmesini sağladı. Somali’de yerin metrelerce altından su çıkararak orada yaşayan kardeşlerimize insani bir yardımı ulaştırmak amacıyla çalışan bir kuruluşumuzdur” dedi.
Depremlerde ve sellerde STK personelleri ve arama kurtarma ekipleriyle omuz omuza çalıştıklarını belirten Kurum, “1 Nisan sabahı İBB olarak STK ve vakıflarımızla birlikte bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmaları daha güçlü bir şekilde yapacağız. Bugün Kudüs’te yaşayan kardeşlerimize insani yardımı götüren kardeşlerimiz buradalar. İHH demek depremzede kardeşlerimizin yardımına ulaşmak demek. Bugün Kudüs’teki o yavrularımızın Türkiye’den beklediği o sevgi ve şefkati STK’lar ve devletimizle vermeye çalışıyoruz. Burada olsak da gönlümüz ve kalbimiz Kudüs’te Gazze’dedir. Buradan bir kez daha Gazze’deki katliamı lanetliyorum. Elbet bir gün Kudüs’ün yüzü gülecek. Elbet bir gün Gazze’deki kardeşlerimiz doğan güneşe ülkeleri için birlik beraberlik içerisinde bakacaklar. Elbet bir gün Hanzala’daki kardeşlerimizin yüzü gülecek. Biz Türkiye olarak Kudüs ve Gazze’yi asla yalnız bırakmayacağız. Ne pahasına olursa olsun Gazze’nin her zaman yanında olmaya devam edeceğiz. Katil İsrail’i de buradan bir kez daha lanetliyorum” dedi.
“31 Mart seçimleri tüm dünya mazlumlarının umutla beklediği bir seçimdir”
1 Nisan’dan itibaren STK’larla iş birliği içerisinde çalışmaya başlatacağını belirten Kurum, “Biz her zaman insani ve vicdani tarafta, mazlumun yanında olduk. Milletimiz, o yardım bekleyen kardeşlerimize yardım elini uzatmamızı bekliyor. İstanbul bizim göz bebeğimiz. İstanbul olmazsa Türkiye olmaz. Türkiye olmazsa dünya mazlumlarının yüzü gülmez. 31 Mart seçimleri bu yüzden bu kadar önemli ve kritik bir seçimdir. 31 Mart’ta bir tarafta Gazze’ye yardım ulaştırmak için mücadele edenler, bir tarafta da kirli pazarlıklarla kapı arkasında ülkenin birliğine beraberliğine kastedenler var. 31 Mart seçimleri sadece İstanbul’u ilgilendiren bir seçim değildir. 31 Mart seçimleri tüm dünya mazlumlarının umutla beklediği bir seçimdir. İstanbul dünyadaki mazlumlar için her zaman o ön safta yer alacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gazze’deki o çocukların elinden tutacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kudüs’teki o yavrularımızın geleceğini inşa edecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afganistan’da, Somali’de bekleyen o umutları yeşertecek. Bu çalışmaları çok daha güçlü bir şekilde 1 Nisan sabahı bütün STK’larımızla birlikte yapacağız. Hiçbir zaman aklımız deprem bölgesinden ayrılmayacak. Gönlümüz hiçbir zaman Kudüs’ten, Filistin’den ayrılmayacak. İstanbul’umuzun güzel geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Lojistik merkez sayımızı 1’den 7’ye çıkaracağız”
Olası İstanbul depremi için hazırlıklar yapan STK’ların çalışmalarına destek verip vermeyeceğini soran gazetecinin sorusunu yanıtlayan Kurum, “Biz yaklaşık 3 ay önce de kıymetli başkanımızla bir araya geldiğimizde konuştuk. İstanbul’da bir tane afet lojistik merkezi var. Afet farkındalık akademisini kuracağız. Lojistik merkez sayımızı 1’den 7’ye çıkaracağız. STK’larımızla bu eğitim merkezlerinin sayısını arttıracağız. Arama kurtarma ekiplerimiz, yemek iaşe hizmetleri, barınma ihtiyaçlarının giderileceği çalışmayı yapmamız lazım. Deprem toplanma alanlarında o altyapıyı hep birlikte hazırlayacağız. olası problemlerde hazırlıklı olacağız. Depremle ilgili kalıcı mücadeleyi vermek durumundayız” ifadelerine yer verdi. – İSTANBUL
]]>İsrail ordusunun dün Gazze şehrinde gıda yardımı bekleyen kalabalığa ateş açıp 112 sivili katlettiği saldırıya tepkiler sürüyor. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Aileleri için yardım malzemesi arayan insanlar kendilerini ölü buldu. Gazze’den gelen haberler beni şok ediyor. İsrail ordusu, kitlesel paniğin ve silahlı saldırının nasıl meydana geldiğini tam olarak açıklamalıdır. Gazze’de insanlar yaşamaktan çok ölmeye daha yakın. Daha fazla insani yardımın gelmesi gerekiyor. Derhal” ifadelerini kullandı. Bakan Baerbock, Gazze’deki rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’de daha fazla insanın ölmemesi için artık ateşkese ihtiyaç olduğunu belirtti.
“Netanyahu hükümeti, Gazze’deki askeri faaliyetlerinin hiçbir sınırının olmadığını eylem ve açıklamalarıyla bir kez daha gösteriyor”
Brezilya’dan da İsrail’in katliamına tepki geldi. Brezilya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İnsani yardım taşıyan tırların etrafındaki kalabalıklar, Gazze Şeridi’ndeki halkın içinde bulunduğu çaresiz durumu ve bölgedeki gıda temininin zorluğunu gösteriyor. Bu, dünkü ölüm ve yaralanmaların sorumluluğunun belirlenmesinin çok ötesine geçen, kabul edilemez bir durumdur. Birleşmiş Milletler yetkilileri ile farklı kurum ve kuruluşlardan uzmanlar, aylardır Gazze sınırlarında kamyonların sistematik bir şekilde bekletilmesini ve halk arasında artan açlık, susuzluk ve çaresizlik durumunu kınamaktadır. Yine de uluslararası toplumun bu insani trajedi karşısında eylemsizliği, Netanyahu hükümetinin masum sivilleri hedef almaya ve uluslararası insancıl hukukun temel kurallarını göz ardı etmeye devam etmesi için üstü kapalı bir teşvik işlevi görmeye devam ediyor. Netanyahu hükümetinden üst düzey bir yetkilinin saatler sonra saldırının mağdurlarına yönelik yaptığı alaycı ve saldırgan açıklamalar, insan hayatının değerine gerçekten inanan herkes için bardağı taşıran son damla olmalıdır” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, “Netanyahu hükümeti, Gazze’deki askeri faaliyetlerinin hiçbir etik ve hukuki sınırının olmadığını eylem ve açıklamalarıyla bir kez daha gösterdi. Zulümlere son vermek ve zulümleri önlemek uluslararası topluma düşüyor. İnsanlık Gazze’deki sivilleri yüzüstü bırakıyor. Yeni katliamlardan kaçınmanın zamanı geldi. Brezilya, Filistin halkıyla, özellikle de saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleriyle dayanışmasını ifade ederek sivil hedeflere, özellikle de insani ve tıbbi yardım sağlanmasıyla bağlantılı olanlara karşı her türlü askeri eylemi kesinlikle reddettiğini bir kez daha teyit ediyor. Brezilya, ateşkesin aciliyetini, Gazze’ye yeterli miktarda insani yardımın etkin bir şekilde girmesini ve tüm rehinelerin serbest bırakılması yönündeki çağrısını bir kez daha tekrarlıyor” ifadelerine yer verildi.
Bağımsız soruşturma çağrısı
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, Fransız medyasına yaptığı açıklamada, insani yardım almak için toplanan Filistinlilerin ölümüne yönelik bağımsız bir soruşturma yapılması çağrısında bulundu. Sejourne, “Açıklama isteyeceğiz. Be olduğunu anlamak için bağımsız bir soruşturma yapılması gerekecek” dedi.
Sejourne, ülkesinin “çifte standart” uygulamayacağını söyledi ve soruşturmanın İsrail’in saldırısının “bir savaş suçu olduğu” sonucuna varması durumunda bunun açıkça yargının meselesi haline geleceğini vurguladı.
İsrail ordusunun dün Gazze şehrinin Reşid Caddesi’nde gıda yardımının yapılacağı kamyonları bekleyen kalabalığa ateş açması sonucu 112 kişi hayatını kaybetmiş, 760 kişi yaralanmıştı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, yardım için bekleyenlerin çoğunun izdiham sonucu yaşamını yitirdiği iddia edilmişti. Ancak Ordu Sözcüsü Peter Lerner, İsrail askerlerinin kontrol noktasına yaklaştığı öne sürülen bir gruba ateş açtığını belirtmişti. – BERLİN
]]>Gazze şehrinin batısındaki sahil yolunda bulunan İsrail askeri kontrol noktasından geçen yardımı bekleyen siviller, kamyon konvoyuna akın etti.
İsrail ordusu, askerlerin tehdit olduğunu düşündükleri bazı kişilere ateş açtığını söyledi.
Ardından gelen kaosta kamyonlar ilerlemeye çalıştı. Filistinli bir tanık BBC’ye ölenlerin çoğunun ezildiğini söyledi.
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı sözcüsü Eşref El Kudra, Perşembe günü öğleden sonra yaptığı açıklamada, olayda en az 112 kişinin öldüğünü ve 760 kişinin de yaralandığını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yayımlanan havadan çekilen görüntülerde kamyonların üzerinde ve çevresinde binlerce insan görülüyor. Sosyal medyada yayımlanan ve olay sonrasına ait videolarda ise bazı cesetlerin boşalmış yardım kamyonlarına ve eşek arabalarına yüklendiği görülüyor.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı “katliam” olarak nitelendirdiği olaydan İsrail’i sorumlu tuttu. ABD Başkanı Joe Biden ise olayın ateşkes sağlama çabalarını zorlaştıracağı yönündeki endişesini dile getirdi.
Türk Dışişleri Bakanlığı da olaya sert bir dille tepki gösterdi.
Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail, Nabulsi Meydanı’ndaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. İsrail’in, yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir” denildi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, olaydan saatler önce Gazze’de 21 bini çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla kişinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini açıkladı.
Bakanlığa göre son dört ay içinde 7 bin kişi de kayıp olarak bildirildi ve 70 bin 450 kişi de yaralandı.
BM Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu son derece şoke edici çünkü yaralananların ve kayıpların sayısını da eklediğinizde 100 binden fazla insan ediyor. Bu da nüfusun yüzde 5’ine tekabül ediyor” dedi.
BM’ye göre Gazze’nin kuzeyinde 300 binden fazla kişi gıda ve temiz içme suyu sıkıntısı yaşıyor, nüfusun dörtte biri de “kıtlığın eşiğinde.”
Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim’deki saldırılarında yaklaşık 1200 kişi hayatını kaybetmiş, 253 kişi de rehin alınmıştı. İsrail ordusu da bunun üzerine Gazze’ye büyük bir yıkıma sebep olan saldırılar başlattı.
Perşembe günkü olay, İsrail askeri kontrol noktasının ilerisinde, kıyı şeridi boyunca uzanan Raşid Caddesi üzerinde meydana geldi. Filistinli kaynaklar olayın gerçekleştiği yeri Gazze kentinin güneybatı ucundaki Nabulsi kavşağı olarak verdi.
Birkaç yüz metre uzunluğunda olması muhtemel 18-30 arası yardım kamyonundan oluşan bir konvoy kontrol noktasından geçerek kuzeye doğru ilerliyordu.
Kısa bir süre sonra, son kamyon kontrol noktasının sadece 70 metre kuzeyindeyken, çoğunluğu yardımın gelmesini beklemek üzere yakınlarda kamp kurmuş olan Filistinliler, konvoya doğru hareket etti.
İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner, kontrol noktasına yaklaşan bazı sivillerin uyarı ateşine aldırış etmediğini söyledi.
Lerner, bazı sivillerin tehdit oluşturduğundan endişelenen askerlerin “sınırlı bir yanıt” olarak yaklaşanlara ateş açtığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu Filistinli bir tanık sivillerin kontrol noktasına yaklaştığını doğrulamadı; insanların sadece yaklaşık 70 metre uzakta olduğunu söyledi.
Kalabalığın konvaya hücum etmesi ve kontrol noktasından makineli tüfeklerle ateş açılmasıyla birlikte panik yaşandığı anlaşılıyor.
Bazılarına çok sayıda insanın tutunduğu kamyonlar ilerlemeye çalıştı.
Filistinli tanık, hayatını kaybeden insanların birçoğunun İsrail’in açtığı ateşten değil, kamyonların insanları ezmesinden dolayı öldüğünü söyledi.
Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, durumu kritik ya da ağır olan onlarca yaralının Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne getirildiğini söyledi.
İsrail saldırıları nedeniyle hastanelerin birçoğu ya kısıtlı kapasiteyle çalışabiliyor ya da tamamen çalışamaz durumda. Buna atıfta bulunan El Kudra, sağlık görevlilerin yoğunluk ve yaralıların durumlarındaki ciddiyet nedeniyle başa çıkmakta çok zorlandığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu ve hastanede, ölen arkadaşının cesedini kucaklayan Tamer Shinbari isimli bir kişi, Cibaliye’deki okullarda barınan ailesi için bir torba un almak umuduyla Nabulsi kavşağına gittiğini söyledi.
Shinbari, İsrail askerlerinin ateş açtığını ve “yardım kamyonunun yerde olanların üzerinden geçtiğini” belirtti.
Kuzeydeki Beit Lahia kasabasında bulunan Kamal Adwan Hastanesi’nin direktörü Hussam Abu Safieyah, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada 10 kişinin cesedinin ve onlarca yaralının görev yaptığı hastaneye getirildiğini kaydetti.
Cibaliye’deki Avda Hastanesi’nin direktör yardımcısı ise Associated Press haber ajansına, çoğu vurulmuş 161 yaralıyı aldıklarını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “her sivil kayıp bir trajedidir” ifadeleri yer aldı.
Açıklamada şöyle denildi:
“Çok zor koşullara rağmen Gazze Şeridi’ndeki sivillere insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Yardımların ihtiyacı olanlara ulaştırılması için daha iyi çözümler bulmaya çalışmak amacıyla bu zor olaydan ders çıkaracağız.”
Ancak gerek Hamas ve gerekse de işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, “korkunç bir katliam” olarak nitelendirdikleri olaydan İsrail güçlerini sorumlu tuttu.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in sözcüsü de olayı “kınadığını” söyledi.
BM’nin Gazze’nin kuzeyine bir haftandan uzun bir süredir yardım ulaştıramadığı açıklandı.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, Gazze’de en az 576 bin kişinin “kıtlıktan bir adım uzakta” olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söylemişti.
]]>Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliğinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Wijnands ve Ünal, iki ülkenin işbirliklerini, geçen yılki depremleri, Hollanda’daki Türk toplumunu ve kişisel ilişkilerdeki samimiyeti görüştü.
Ünal, mevkidaşı Wijnands ile Lahey Büyükelçiliği görevinin belli olmasından çok önce tanıştıklarını belirterek, hem telefon hem de mesaj üzerinden sürekli iletişim halinde olduklarını ifade etti.
Büyükelçi Ünal, “Çalışma ilişkimiz sadece canlı değil, aynı zamanda inanılmaz derecede yararlı. Bu da dostluğumuza başka bir katman ekliyor. Birbirimizin hızlı arama listesinde bile varız.” dedi.
Hollanda lalesi mi Türk lalesi mi?
Bu yıl dostluklarının 100. yılını kutlayan Hollanda ve Türkiye’nin, resmi dostluğu 1924 yılında imzalanan bir anlaşmaya dayanıyor. Ancak Büyükelçi Wijnands, iki ülkenin ilişkilerinin 1924’te imzalanan anlaşmadan daha eskilere dayandığını belirterek, “1612 yılında Osmanlı İmparatorluğu Hükümdarı Hollandalılara ticaret hakkı vererek, 400 yılı aşan kalıcı bir dostluğu başlattı.” ifadesini kullandı.
İki ülke arasındaki dostluğun 1924’te resmiyete döküldüğünü teyit eden Ünal da tüccarlar aracılığıyla oluşan daha önceki bağları gündeme getirerek kayıtlı ilk temasın 1561’de gerçekleştiğini belirtti.
Wijnands, lalenin kökenine ilişkin, “Lale şu anda Hollanda’nın ulusal sembolü, ancak bunu Türkiye’ye borçluyuz, çünkü tüccarlar laleleri oradan Hollanda’ya getirdiler. Bu bizim ortak mirasımızı temsil ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Hollanda-Türkiye ortaklığı
100. yıl münasebetiyle Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Türkiye çapında çeşitli dostluk konserleri, Delft Teknik Üniversitesi öğrencileriyle birlikte depreme dayanıklı mimariye odaklanan bir sempozyum, Türkiye’deki 100 okula 100 lale soğanı ve Hollanda çocuk edebiyatından yapıtlar içeren hediye kutuları gönderme gibi birçok etkinlik düzenliyor.
Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliği de Amsterdam’da bir Türk klasik müzik kuarteti performansıyla Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki etkinlikler dahil olmak üzere bir dizi etkinliğe ev sahipliği yapacak.
Ünal, “Ayrıca ilişkilerin tarihi üzerine akademik faaliyetler ve Hollanda-Türk toplumunun öncülüğünde ekonomi odaklı etkinlikler de planlıyoruz.” dedi.
Hollanda’nın Türkiye’deki en büyük yatırımcı olduğunu belirten Ünal, şunları ifade etti:
“Her iki ülke de aslında tüccar uluslardan oluşuyor. Son iki yılda da Hollanda, Türkiye’nin en büyük doğrudan yabancı yatırım ortağı haline geldi. Daha fazla yatırımcının Hollanda veya Avrupa’da üs olarak faaliyet göstermek üzere merkez ya da şubelerini buraya taşıdığını görüyoruz. Bu artan eğilim ekonomik ortaklığımızı önemli ölçüde güçlendiriyor.”
Büyükelçi Wijnands da iki ülke arasındaki ticari ilişkilere yönelik, “Türkiye’de 3 bin Hollandalı şirket çalışıyor. Ancak rakamlardan öte Türk ve Hollandalılar arasında ortak bir ticaret ruhu var. Dışa dönük ve uluslararası iş yapma geçmişimiz birbirimizi güçlü bir şekilde anlamamızı sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Hollanda’nın yardım çalışmaları
6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Hollandalı dostlarından, meslektaşlarından ve Hollanda’daki Türk toplumundan taziye ve yardım dileklerini ileten telefonlar aldığını belirten Ünal, depremlerin ardından yaptığı ilk toplantıda “Bugün zor bir gün. Arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi kaybetmiş olabiliriz ancak şimdi ağlama zamanı değil. En azından bugün değil. Harekete geçmeli ve Hollandalı dostlarımızla eş güdüm içinde ülkemize yardım etmeliyiz.” dediğini aktardı.
Ünal, daha sonra Hollanda’daki Türk camileri ve ulaştırma şirketlerinin yanı sıra Türk Hava Yolları, KLM ve Corendon’a ulaşarak insani yardım toplama ve gönderme konusunda hazırlık yapmalarını rica ettiğini belirterek, “Hollanda hükümetine, Hollanda Acil Durum Fonu GIRO 555’e, verdikleri cömert destek için Hollanda halkına şükranlarımızı sunuyoruz. O uykusuz günlerde bize gösterdikleri yardım için gerçekten minnettarız.” ifadesini kullandı.
Wijnands da depremlerin ardından bölgeyi birkaç kez ziyaret etti ve Hollandalı-Türk şarkıcı Karsu ile beraber Hatay’da bir müzik okulu açmak üzere bölgeye yeniden gitti.
Büyükelçi Wijnands, “Hollanda hükümeti ve halkı aktif şekilde yardım ediyordu ve Büyükelçilik olarak biz de yardım etmek istedik. Büyükelçilik ekibi olarak kıyafet topladık, Ankara’daki Kral Günü kutlamamızı iptal ettik ve bunun yerine Kahramanmaraş’ta düzenlenen bir yardım toplama etkinliğinde depremzedelerle birlikte yemek yedik. Hollandalı işletmelerin desteğiyle Kahramanmaraş’ta Lale (Tulip) Eğitim ve Dinlenme Merkezi’ni açarak depremden etkilenen çocuk ve kadınlara destek sağladık.” bilgisini verdi.
Depremzedeler için para toplamak amacıyla Büyükelçi Wijnands ve bir meslektaşı, İstanbul’da düzenlenen Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na da katıldı.
Ayrıca Hollanda hükümeti, depremden etkilenen bölgelerdeki yeniden yapılanma çabalarını desteklerken, Hollandalı şirketlerin özellikle döngüsel inşaat, su ve sanitasyon ile modüler binalar alanında rol oynayabileceğini değerlendiriyor.
Hollanda’daki Türk toplumu ülke ekonomisinde önemli rol oynuyor
Büyükelçi Wijnands, Ankara’da her gün Hollanda ile bağlantısı olan insanlarla bir araya geldiğine dikkati çekerek, “Bu birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor, bu da dostluğumuzu geliştirmek için harika bir yol.” ifadesini kullandı.
Wijnands, Hollanda’daki Türk toplumunun ülkeye etkilerine ilişkin, “İster arkadaşlık ister aile olsun, her ilişkide inişler ve çıkışlar normaldir. Önemli olan bunlarla nasıl başa çıktığınızdır. İletişim çok önemli ve anlayışı artırmak için çeşitli kanallar kullanıyoruz. Hollanda’daki Türk toplumu burada bir rol oynuyor. Hükümetler arasındaki temaslar, iş dünyası arasındaki temaslar hepsi bir araya geliyor.” dedi.
Büyükelçi Ünal da Hollanda’daki Türk toplumunun Hollanda ekonomisinde önemli bir rol oynadığına inandığını belirterek, “Geldiklerinden bu yana Türk toplumunun mensupları ticaret, siyaset, sanat ve akademi gibi Hollanda yaşamının çeşitli yönlerine dahil oldular.” ifadesini kullandı.
Ünal, “İnişler ve çıkışlar her ilişkinin bir parçasıdır. Her konuda tam bir mutabakat beklemek gerçekçi olmaz. Önemli olan diyalog halinde olmak ve farklılıkları açıkça ele almaktır. Dürüst paylaşımlar sayesinde her zaman ortak bir zemin bulabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Poffertjes mi künefe mi?
Büyükelçiler, söyleşinin ardından akşam yemeğine geçmeden önce en sevdikleri yerel yemeklere ilişkin konuştu.
Büyükelçi Wijnands Türk mutfağı ve tatlılarını çok sevdiğinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Künefeden kadayıfa, sütlaçtan irmik helvasına kadar hepsini çok seviyorum. Fındık, fıstık ve zeytin de favorilerim arasında. Eşimle birlikte Ankara’da bir kedi sahiplendik ve ona Zeytin adını verdik.”
Büyükelçi Ünal da Hollanda’ya özgü favori yemeklerinin “kibbeling” ve “poffertjesi” olduğunu belirtti.
Wijnands, sıcak misafirperverliği için meslektaşına teşekkür ederek, “Usta’nın bu akşam Türk mutfağından yemekler sunacağını umuyorum.” ifadesini kullandı.
]]>İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ABD içinden tepkiler devam ederken, başkent Washington DC’de çok sayıda Filistin destekçisi eyleme imza atan savaş karşıtı CodePink örgütünün kurucusu Benjamin, duygu ve düşüncelerini AA muhabirine anlattı.
Vietnam savaşından bu yana ABD’nin Irak’ta, Afganistan’da ve başka yerlerde pek çok savaşa karıştığını anlatan Benjamin, “ABD güçlü bir ülke ve bugüne kadar hiç hesap vermedi; Irak’ta, Afganistan’da ve Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmadı. Bir Amerikan vatandaşı olarak kendi hükümetimin bu yaptıklarından sorumlu tutulmasını istiyorum.” ifadelerini kullandı.
“Gazze’de yaşananlar soykırım”
Gazze’de yaşanan insani krizi ve İsrail’in saldırılarını “korkunç” olarak tanımlayan Benjamin, “Gazze’de yaşananlar soykırım, etnik temizlik, katliam, hatta Holokost. Orada olanlar korkunç. Çoğunluğu kadın ve çocuk 30 binden fazla masum insan öldürüldü.” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Kongresinin halen İsrail’e yeni yardım göndermeye çalıştığını anımsatan Benjamin, Amerikan medyasının da Gazze’de olanlarla ilgili dürüst yayıncılık yapmadığını vurguladı.
Benjamin, “Ben bir Yahudi’yim ve bu konuda bir söz söyleme hakkım olduğunu düşünüyorum. Bu durum Yahudi halkına da İsrail’e de yardım etmez, ABD’nin Müslüman dünya ile ilişkilerine ve genel anlamda dünya istikrarına da yardım etmez.” görüşünü paylaştı.
“Biden yönetimine yazıklar olsun”
İsrail’e koşulsuz desteğini sürdüren ABD yönetimine de seslenen Benjamin, artık bu ülkeye gönderilen silahlara ve yardımlara “dur” demenin zamanının geldiğini belirtti.
Medea Benjamin, şöyle devam etti:
“Biden yönetimine şunu söylüyorum, (Gazze’de) şu ana dek yaptıklarınızdan dolayı yazıklar olsun. Ellerimi bu şekilde her gün (kan kırmızı) renge boyuyorum çünkü bu yönetimin ve Kongre üyelerinin elinde (Gazze’nin) kan var. Biz tabii ki ateşkes çağrısında bulunuyoruz ve diyoruz ki artık İsrail’e yardım göndermeyin. Şu ana dek zaten çok fazla zarar verildi. Dünyanın ABD’yi (Gazze’de) yaptığı şeyden dolayı affetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde bu konuda gözü açık olan Amerikan halkı da Biden yönetimini affetmemeli.”
Gazze’deki insanların açlıktan öldüğünü hatırlatan ve bunun yürek burkan bir durum olduğunu kaydeden Amerikalı aktivist, şunları kaydetti:
“Kongre Gazze halkına yardım etmek istemiyor ve bu açlığın olmasına izin veriyor. Biden yönetimi ‘Biz Gazze’deki insanları önemsiyoruz ve İsrail’e lütfen bu kadar çok insan öldürmeyin diyoruz.’ der ancak yaptıkları bunun tam tersi. Şimdi de İsrail’e daha fazla insan öldürmesi için bomba alması için 14 milyar dolar daha göndermeye çalışıyorlar.”
“Bu adamı (Netanyahu’yu) hapse atın ve Lahey’e çıkarın”
Sözlerinin sonunda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya da seslenen Amerikalı Yahudi aktivist, “Netanyahu hükümetine ‘istifa et’ demekten başka ne diyebilirsiniz. Bu adamı (Netanyahu’yu) hapse atın ve Lahey’e (Uluslararası Adalet Divanı’na) çıkarın. Onların hepsi savaş suçlusu, ancak açıkçası bizim de ABD’de kendi savaş suçlularımız var.” değerlendirmesini yaptı.
Benjamin, uluslararası kamuoyunu Refah’a ve Gazze’nin diğer bölgelerine acilen insani yardımların ulaştırılması için sınır ve limanların açılması noktasında acilen birlik olmaya çağırdı.
]]>Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sincan’ı ziyaret ettiği esnada 7. sınıf öğrencisiyle aralarında dikkat çeken diyalog yaşandı. Babacan’a dert yanan 7. Sınıf öğrencisi, “Bu dönemde geçim baya zor. Et, ekmek derken her şey uçmuş. Annemler küçüklükten beri bizden yardım istiyor. Arabamız ve evimiz olduğu için devlet bize yardım vermiyor. Biz duvarları, arabayı mı yiyeceğiz? Ne yiyeceğiz acaba? Ben bu yaşımda böyle bir iktidar yüzünden çalışmak zorunda mıyım? Sadece bu parti yüzünden benim hayatım mahvolmak zorunda mı” dedi.
Ali Babacan, 28 Şubat’ın yıl dönümü dolayısıyla Ankara’nın Sincan ilçesini ziyaret etti. Babacan, Sincan ziyareti esnasında 7. sınıf öğrencisiyle ekonomik sıkıntılara ilişkin konuştu. Öğrenci Babacan’a, şunları söyledi:
“BİZ DUVARLARI, ARABAYI MI YİYECEĞİZ? NE YİYECEĞİZ ACABA”
“Başkanım biz dört kardeşiz. Bu dönemde geçim baya zor. Et, ekmek derken her şey uçmuş. Benim istediğim, annemler küçüklükten beri bize yardım istiyor. Arabamız ve evimiz olduğu için devlet bize yardım vermiyor. Biz duvarları, arabayı mı yiyeceğiz? Ne yiyeceğiz acaba?”
Babacan, öğrenciye “Devletten yardım istiyorsunuz ama alamıyorsunuz öyle mi?” diye sordu. Öğrenci, Babacan’a “Benim babam da annem de çalışıyor, yetmiyor. Annem yıllarca yardım istiyor. Sürekli bizi ‘Yardım yapacağız’ diye yiyorlar” diye yanıt verdi.
Öğrenci, Babacan’a şunları anlattı:
“BU ÜLKEDE CİDDEN İYİ BİR EKONOMİ YOKTUR”
“Babam poşet satıyor, annem fabrikada çalışıyor. Hiçbir şey yetmiyor. ‘Onu, bunu yapacağız’ diyorlar ama önemli olan onu, bunu yapmak değil. Ben şu an gezemiyorsam, eğlenemiyorsam, ekmeğimi alamıyorsam, şu an ben bunu düşünüyorsam bu ülkede cidden iyi bir ekonomi yoktur. Benim istediğim düzgün başkanlık, düzgün bir ekonomi. Ben burada satış yapıyorum. Onun atadığı adamlar gelip beni kovuyorlar. Cezai işlem uyguluyor. Yetmiyor ki ben bunun satışına gidiyorum. Evde oturmak, ders çalışmak da var. Devletin adamından kendim korkuyorum. Devletin adamıyla konuşabilmek yerine devletin adamından korkuyorum, bana bir şey yapmasın diye. İstediğim adil, iyi bir başkanlık. 4 kardeşiz. Bir ablam var. Üniversite sınavına hazırlanıyor. Biz 7. sınıfız. Biz üçüzüz.”
Babacan ise öğrenciye şöyle yanıüt verdi: “Biz ülkemiz rahat etsin, sizin gibi gençlerimiz mutlu olsun diye çalışıyoruz. Şu anda Türkiye’nin en önemli sorunu, ülkemiz maalesef kötü yönetiliyor. Bu büyük ve güzel ülke, varlık içerisinde yokluk yaşıyor. Onun için çalışıyoruz. Ülkede bir değişiklik olsun, iktidar değişsin, başka bir gelecek olsun diye çalışıyoruz.”
Öğrenci, Babacan ile konuşmasına şöyle devam etti:
“BİZ YORULDUK”
“Biz yorulduk. Yıllarca annem, babam geçim savaşından… Okul sonrasında bileklik satıyoruz. Ben okuldan çıkınca acaba zabıta, sivil polis bir şeyi olacak mı, böyle bir olay yaşayacak mıyım diye düşünmek zorunda mıyım ben? Ben bu yaşımda böyle bir iktidar yüzünden çalışmak zorunda mıyım? Sadece bu parti yüzünden benim hayatım mahvolmak zorunda mı?”
Ali Babacan, öğrencinin bu sözlerine, “Ne desen haklısın. Arzu ettiğin daha rahat bir hayat için haklısın. Sen şu anda dersine odaklanmak gereken, yaşının gereğini yaşaman gereken bir çağdasın. Biz de zaten sizin gibi gençlerimiz için çalışıyoruz” diye yanıt verdi.
]]>BM kuruluşları, personelinin saldırıya uğradığını ve konvoyların erişiminin sistematik olarak engellendiğini söylüyor.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, en az 576 bin kişinin kıtlıktan bir adım uzakta olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söyledi.
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nden koordinasyon direktörü Ramesh Rajasingham, “Çatışmalar devam ederken yapılabilecek çok az şey var ve Gazze’nin güneyindeki aşırı kalabalık alanlara yayılma riski de söz konusu. Bu nedenle ateşkes çağrımızı yineliyoruz” dedi.
BM yetkilileri, Gazze’nin kuzeyinde 2 yaşın altındaki her altı çocuktan birinin yetersiz beslendiğini söylüyor.
Kuşatma altındaki 2,3 milyon Filistinin hayatta kalmak için gıda yardımlarından başka seçeneğinin olmadığını söyleyen Rajasingham, bu yardımların da “yetersiz” olduğunu kaydetti.
Rajasingham, BM ve diğer yardım gruplarının Gazze’ye asgari miktarda yardım malzemesi ulaştırmada bile çok büyük zorluklarla karşılaştıklarını belirtti.
Bunlar arasında çatışmaları, geçişlerin kapatılmasını, hareket ve iletişim üzerindeki kısıtlamaları, detaylı onay prosedürlerini, hasarlı yolları ve patlamamış mühimmatları saydı.
İsrail’in BM Büyükelçi Yardımcısı Jonathan Miller, BM Güvenlik Konseyi’ne, “İsrail’in Gazze’de insani durumu iyileştirmeye kararlı olduğunu” söyledi.
Gazze’ye yapılan yardımların BM ve diğer kuruluşların kapasitesine bağlı olduğunu söyleyen Miller, “İsrail politikalarında net oldu. Kesinlikle sınır koyulmadı. Tekrar ediyorum, Gazze’deki sivil halka gönderilebilecek insani yardım miktarında sınır yok” dedi.
ABD: İsrail daha fazlasını yapmalı
ABD, müttefiki İsrail’e Gazze’ye insani yardım teslimatına imkan sağlamak için sınır geçişlerini açık tutma çağrısında bulundu.
ABD’nin BM Büyükelçi Yardımcısı Robert Wood Güvenlik Konseyi’ne, “Basitçe söylemek gerekirse, İsrail daha fazlasını yapmalı” dedi. “İsrail’e, yardımın güvenli bir şekilde dağıtılabilmesi için prosedürlerini iyileştirme çağrısı yapmaya devam ediyoruz” dedi.
Dünya Gıda Programı İcra Direktör Yardımcısı Carl Skau, Güvenlik Konseyi’ne “ateşkes olması halinde operasyonlarını hızla artırmaya ve genişletmeye hazır olduklarını” söyledi.
Skau, “Fakat bu sırada, kritik gıda malzemelerinin Gazze’ye yeterli miktarlarda getirilememesi ve personelimizin sahada karşılaştığı çalışmayı imkansız kılan koşullar kıtlık riskini körüklüyor” dedi.
Guyana’nın BM Büyükelçisi Carolyn Rodrigues-Birkett Güvenlik Konseyi’ne, “Bir savaş yöntemi olarak açlık çektirme yasa dışıdır ve Guyana bunu Gazze’deki nüfusa karşı kasıtlı olarak bir araç olarak kullananları kınıyor” dedi.
Sınır Tanımayan Doktorlar: İsrail tedaviyi neredeyse imkansız hale getirdi
Öte yandan Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü de Salı günü yazılı bir açıklama yaparak, “Gazze’de hiçbir yer, ne siviller ne de onlara yardım sağlamaya çalışanlar için güvenli değil” ifadelerini kullandı.
İsrail’in sağlık tesislerinin ve insani yardım çalışanlarının korunmasını “hiçbir şekilde umursamamasının”, hayat kurtarma ve tıbbi bakım sağlamayı “neredeyse imkansız hale getirdiği” kaydedildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son beş ayda sağlık tesislerine tahliye emirleri verildi, tesisler kuşatıldı ve bu tesislere defalarca saldırıldı, baskın düzenlendi. Sağlık personeli ve hastalar, hastalara bakım verirken tutuklandı, taciz edildi ve öldürüldü. Buna Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) beş çalışanı dahil. Çalışanlarımızın çok sayıda aile üyesi de öldürüldü.”
Gazze’nin güneyindeki en büyük hastane olan Nasser Hastanesi’nin vurulması sonucu, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın hastaları geride bırakarak hastaneyi terk etmek zorunda kaldıkları anlatıldı.
“Hastanede kalan sağlık personeli, hastaların sınırlı yiyecekle, elektrik ve su olmadan mahsur kaldığını anlatıyor” denildi.
Açıklamada, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü çalışanlarının araçlarının kontrol noktalarında durdurulduğu, bunun da acil tıbbi müdahaleyi geciktirdiği kaydedildi.
Gazze’nin kuzeyinde durumun daha da kötü olduğu ve insanların temel gıda, su ve tedaviye ulaşamadığı belirtildi.
Gazze’nin kuzeyindeki bir hemşirenin, “Temel tedaviyi bile verebilecek hastane yok, eczanelerde ilaç yok. Çocuklarım haftalardır temiz su ve yeterli gıda eksikliği nedeniyle hasta ve durumları daha da kötüleşiyor” sözlerine yer verildi.
Açıklamada, acil ateşkes çağrısı yapıldı.
]]>Genel Kurulda, Saadet Partisinin “Gazze” ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önergesinin bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
Öneri üzerinde söz alan Saadet Partisi Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun, Gazze’de insanların açlıktan ölümle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Gazze’ye yardım için kullanılabilecek 3 sınır kapısından 2’sinin İsrail’in kontrolünde olduğunu dile getiren Torun, “Bugüne kadar yardımlar Refah Sınır Kapısı üzerinden ulaştırılmaya çalışıldı ancak burada da İsrail’in yapmış olduğu baskı ve Mısır ile aralarındaki mevcut anlaşmalar yüzünden süreçler çok uzun sürmekte ve yapılan yardımların önüne geçilmektedir.” diye konuştu.
Türkiye’nin bu insani krize karşı hemen bir aksiyon almak zorunda olduğunu vurgulayan Torun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimde bulunarak Refah Sınır Kapısı’ndan yardımların geçişinin koordinasyonunda öncü rol üstlenmesini talep etti.
İYİ Parti Konya Milletvekili Ünal Karaman, Gazze’de çocukların açlıkla ölüme sürüklendiğini belirterek, “Acil yardımın ulaştırılamaması durumunda 335 bin çocuğun daha hayatını kaybetme tehlikesi yaşadığı bilinmektedir. Hiçbir gerekçe, sebep, hırs 21’inci yüzyıldaki bu düşmanlığı meşrulaştıramaz. Bu insanlık dramına son vermek adına uluslararası organizasyonların samimi, gerçekçi ve sonuç odaklı hareket ederek, insanlık onurunu yerle bir eden bu vahşete ‘dur’ demesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Gazze’de açlıkla, susuzlukla, ölüme terk edilmiş yaklaşık 2 milyon insan bulunduğunu kaydederek, “Ürdün Hava Kuvvetleri Gazze’ye havadan gıda atmaya başladı. İhtiyaç sahiplerine ulaştı mı bilmiyoruz ama her şeye rağmen yapılabilecek bir şey olduğunu Ürdün bütün dünyaya göstermiş oldu.” diye konuştu.
CHP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, TBMM’nin, dünyanın ikiyüzlü davrandığı bu konuda, kafasını kuma gömmemesi ve görüşmesi gerektiğini söyledi.
“Yardımlarımız Mısır ile eş güdüm içerisinde devam ediyor”
AK Parti Grubu adına konuşan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçuyla yargılandığını hatırlattı.
Türkiye’nin, Gazze’de savaş suçu işleyen İsrailli yetkililerin uluslararası mahkemelerde hesap vermesi için tüm uluslararası süreçlerin işletilmesine destek verdiğini vurgulayan Yüksel, Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasını, deliller başta olmak üzere desteklediklerini anlattı. Uluslararası Ceza Mahkemesinde, İsrailli yetkililerin cezalandırılması için çabalarının devam ettiğini de dile getiren Yüksel, öte yandan İsrail’in, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Filistin topraklarındaki işgal ve ilhakına ilişkin Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki diğer bir süreç olan danışma görüşü yargılaması çerçevesinde Türkiye’nin, dün Divan nezdinde bir sunum yaptığını belirtti.
AK Parti’li Yüksel, şunları kaydetti:
“Filistinlileri dünya kamuoyunda savunan ülkelerin başında gelen Türkiye, Batılı ülkeler İsrail barbarlığını meşru müdafaa bahanesiyle gizlemeye, savunmaya çalışırken Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tüm dünyada Filistin’in, insanlığın, mazlumların sesi olmuştur. Filistinli sivilleri hedef alan barbarca saldırılar devam ederken Gazze’deki insani durumun vahameti karşısında Filistinli kardeşlerimize yönelik yardımlarımız da Mısır ile eş güdüm içerisinde devam etmektedir. Bütün bu yardımlarımız devam ederken yine bu kapsamda 10 milyon dolar gönüllü katkıda bulunmuş olduğumuz BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına son gelişmeler ışığında ilave 1 milyon dolar destekte bulunduk. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler bizler için yok hükmündedir, Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir durum değildir.”
Görüşmelerin ardından yapılan oylamada, Saadet Partisinin grup önerisi kabul edilmedi.
İYİ Partinin “pahalılık”; DEM Parti’nin “Bitlis” ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önergelerinin bugün ele alınması önerileri de ayrı ayrı görüşüldü. Yapılan oylamada, İYİ Partinin grup önerisi kabul edilmedi.
Genel Kurulda, DEM Parti’nin grup önerisinin oylanmasından önce iki kez toplantı yeter sayısı bulunamadı.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, bunun üzerine birleşimi yarın saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>Bu politikalar, Gazze’ye yönelik yoğun saldırıların devam etmesi, zaten az olan insani yardımların daha da kısılması, yerleşim bölgelerinde kara harekatı düzenlenmesi ve hastanelere yönelik saldırıları içeriyor.
UAD, 26 Ocak’ta İsrail ile ilgili ihtiyati tedbir kararları almıştı. Bu kararlar arasında, İsrail’in, Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri alması, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atması, Filistinlilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için acil ve etkili önlemler alması yer almış ve karar gününden itibaren bir ay içinde alınan tüm tedbirler hakkında mahkemeye rapor sunması istenmişti.
İsrail’in, UAD’de de tedbir kararlarının alınmasından bu yana geçen 1 aylık süre içerisinde işlediği ihlal ve savaş suçları ise şu şekilde sıralandı:
Bombardıman, kan dökme ve alıkoyma
UAD’nin 26 Ocak’ta aldığı tedbir kararlarının bir gün öncesinde Gazze’de ölü sayısı 25 bin 900, yaralı sayısı ise 64 bin 110 olarak açıklandı. Bugün ise bu sayı 29 bin 782 ölü ve 70 bin 43 yaralıya ulaştı. Bu da son 1 ayda 3 bin 882 kişinin öldürüldüğü, 5 bin 933 kişinin ise yaralandığı anlamına geliyor.
Aynı şekilde tedbir kararları öncesine kadar Gazze’de öldürülen gazeteci sayısı 120 iken bu sayı 132’ye yükseldi; bir ayda 12 gazeteci daha öldürüldü.
26 Ocak öncesinde Gazze’ye 65 bin ton bomba atılmıştı, bu sayı bugün 70 bin tona dayanmış durumda.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisinden 25 Şubat’ta yapılan yazılı açıklamada, Gazze’de 2 bin 600 kişinin alıkonulduğu ya da esir edildiği ve bu kişilere zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yapıldığı kaydedildi.
Aynı şekilde, İsrail askerlerinin, Ez-Zeytun, Şeyh Rıdvan ve En-Nasr mahalleleri ile El-Megazi Mülteci Kampı ve Gazze’nin batı bölgesinde yüzlerce kişiyi canlı kalkan olarak kullandığı aktarıldı.
Refah’a muhtemel kara saldırısı
Saldırı ve bombardıman baskısı altında yaklaşık 2 milyon kişi yerinden edildi ve bunların büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 5 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Nüfus yoğunluğu ve barınma imkanlarındaki sıkıntı nedeniyle kente gelen Filistinliler, kurdukları çadırlarda zor şartlar altında yaşamaya başladı.
İsrail, 1 Şubat’tan bu yana, Refah’ı karadan işgal etme niyetini gösteren sinyaller vermeye başladı.
Sağlık sisteminin çökmesi
İsrail 22 Ocak’ta Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentine ve kentteki hastanelere havadan ve karadan saldırılar düzenlemeye başladı.
Saldırılar nedeniyle kentte yaşayan binlerce Filistinli göç etmek zorunda kaldı.
İsrail ordusu, kasım ayının başında 10 gün süren kuşatmanın ardından Han Yunus’taki Filistin Kızılayına bağlı Emel Hastanesi’nin avlusuna baskın düzenledi.
Ordu daha sonra hastane kompleksi içindeki binaları ve su hatlarını bombaladı. Saldırılar nedeniyle yerinden edilmiş kişiler hayatını kaybetti; Kızılay ekibinden 7 kişi alıkonuldu, iletişim araçları ve internet hizmeti kesildi.
İsrail güçleri 15 Şubat’ta da yine Han Yunus kentindeki Nasır Hastanesi’ne baskın düzenledi ve hastaneyi askeri kışlaya çevirdi.
Yaklaşık 10 bin yerinden edilmiş Filistinli ile 300 sağlık çalışanının bulunduğu hastanede İsrail güçlerinin neden olduğu elektrik kesintisi ve oksijen cihazlarının çalışmaması nedeniyle çok sayıda hasta hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun saldırılarında, 31 hastane ve 53 sağlık merkezi hizmet dışı kaldı, 150 sağlık kuruluşu kısmen zarar gördü, 122 ambulans kullanılamaz hale geldi.
İnsani yardımların azalması
Uluslararası Adalet Divanı tedbirlerinin açıklanmasından iki hafta önce Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) verilerine göre Gazze’ye günlük ortalama 156 yardım tırı giriş yapıyordu.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite’nin AA’ya yaptığı açıklamaya göre ise ihtiyati tedbir kararlarının ardından 119 yardım tırı giriş yaptı. Bu ise günde ortalama 4 tıra tekabül ederken, İsrail’in yardım girişini kıstığı anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) göre, Gazze Şeridi’ne giren insani yardımlar, nüfusun gıda ve insani yardım ihtiyacının yalnızca yüzde 7’sini karşılıyor.
Gazze’nin kuzeyinde açlık hüküm sürüyor
OCHA 16 Şubat’ta yaptığı açıklamada, 1 Ocak ile 12 Şubat tarihleri ??arasında insani yardım kuruluşlarının, Gazze Vadisi’nin kuzeyindeki bölgelere yardım ulaştırmak ve değerlendirmeler yapmak için planladığı görevlendirmelerin yüzde 51’inin İsrail tarafından engellendiğini duyurdu.
BM raporları, Gazze’nin kuzeyinde açlıktan ölüm riskinin ve çocuklarını doyurmak için mücadele eden ailelerin sayısının arttığını gösteriyor.
OCHA, kuzeye yapılan yardım sevkiyatlarının yarıdan fazlasının ocak ayında engellendiğini, İsrail ordusunun yardımların nasıl ve nereye ulaştırılacağına giderek daha fazla müdahale ettiğini ve kuzeyde yaklaşık 300 bin kişinin büyük oranda yardım erişiminden mahrum kaldığını bildirdi.
Kuzeyde yaşayanlar, ekmek için gerekli unu elde etmek için hayvan yemi öğütmeye başladı ancak yem stokları bile önemli ölçüde azaldı.
Sivil yerleşim yerleri ve kurumlar yerle bir oldu
İsrail ordusu, tedbir kararlarının ardından, şehirleri, köyleri, eğitim binalarını ayrım gözetmeksizin ve kasıtlı olarak yok etmeye devam etti.
Filistin hükümetinin verileri, ordunun 500’den fazla cami ve kiliseyi, 300’den fazla üniversite ve okulu, 360 binden fazla sivil konutu yıktığını ve 31 hastaneyi hizmet dışı bıraktığını gösteriyor.
İsrail ordusu, şubat ayında Gazze’deki El-Aksa Üniversitesini, yine burada Han Yunus’ta ve Gazze’de onlarca evi yerle bir etti. Refah’ta da 2 camiyi bombaladı.
Kız çocuğu Hind’in hazin sonu
İsrail güçleri, 29 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği katliamlar ve işgal nedeniyle güvenli bir alan kalmayan kentte sığınacak bir yer bulabilmek için yola çıkan bir aracı vurdu.
Gazze’nin Tel el-Heva Mahallesi’nde seyir halindeyken hedef alınan araçta, 6 yaşındaki kız çocuğu Hind ile akrabalarından 5 kişi bulunuyordu. Saldırı sonucunda ilk anlarda araçtaki 4 kişi hayatını kaybetti ancak o sırada Hind ile birlikte hayatta kalan Leyan Hamade adlı 15 yaşındaki kız çocuğu Filistin Kızılayını arayarak yardım istedi.
Hedef alınan araçta Leyan’ın da ölümünden sonra yalnızca 6 yaşındaki Hind kaldı.
Küçük Hind ile dayısı, eşi ve 3 çocuğunun cansız bedenlerine 12 günün ardından 10 Şubat’ta İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesi sonrasında ulaşıldı. Hind’in içinde bulunduğu araç, ön camı ve gösterge paneli parçalanmış, yan tarafında kurşun delikleri açılmış halde bulundu.
Olay yerine gönderilen Filistin Kızılayına ait ambulansın da bombalandığı belirlendi. Filistin Kızılayı, Gazze kentindeki Tel el-Heva Mahallesi’nde direkt hedef alınan ambulansın içinde Kızılay ekibinden Yusuf Zeyno ve Ahmed Medhun’un da cansız bedenlerine ulaştıklarını açıkladı.
]]>Ursula von der Leyen tarafından yapılan açıklama, önümüzdeki hafta içinde resmileştirilecek bir kararla, Polonya için geçtiğimiz yıl durdurulan Avrupa Birliği karşılıksız yardım, kredi ve fon aktarımlarının yeniden başlayacağı yönündeydi.
Para musluklarının açılacağı haberi Polonya ve Doğu Avrupa basınında “Polonya’ya Euro yağmuru başlıyor” manşetleriyle yer aldı.
Gerçekten de haber basında büyütüldüğü kadar önemli: Çünkü Polonya, tarihinin en büyük fon aktarımına kavuşuyor. Bu açıklamaya göre, Polonya’ya 2027 yılına kadar toplam 137 Milyar euro girecek.
Bu miktarın 25,3 milyar eurosu karşılıksız, yani geri ödenmemek üzere yardım, 34,5 milyar euro çok elverişli koşullarda kredi ve 2027 yılına kadar ödenmesi gereken 76 milyar euro da kalkınma fonu desteği.
Böylece Polonya üç yıl içinde 137 milyar euro gibi dev ölçekli bir sermaye girişine kavuşacak.
Polonya bunun dışında Avrupa Birliği’nden hali hazırda 22 milyar euroluk tarım desteği de alıyor.
Brüksel Varşova’ya para musluklarını neden açtı?
Avrupa Birliği Polonya’ya yönelik tüm mali yardımları ve fon desteğini ülkede, 2023 yılındaki seçimlere kadar iktidarda olan muhafazakâr hükümetin “hukuk devletine ve temel haklara zarar veren uygulamalarını” gerekçe gösterip durdurmuştu.
Bu uygulamaların başında da mahkemeleri, hükümetin müdahalelerine açık hale getiren yargı reformu ve basının özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmakla eleştirilen hükümet politikası geliyordu.
Devlet televizyon ve radyoları hükümet çizgisinde yayın yapmaya başlamış, basın üzerinde de yaptırımlar gündeme gelmiş, Polonya ulusal basın sektörü baskı ve teşviklerle hükümet tarafından “yandaş basın” haline getirilmişti.
Avrupa Birliği bu gelişmeler üzerine Polonya’ya verilen AB yardım ve desteklerini tamamen kesmişti.
2023 yılının Ekim ayında yapılan ve rekor oy kullanma oranına ulaşılan seçimlerde ülkeyi sekiz yıldır yöneten Jaroslaw Kaczynski liderliğindeki muhafazakar PIS partisi her ne kadar en çok oy alan parti olma konumunu korumayı başarsa da, Polonya meclisinde çoğunluğu elde edemedi.
Bir zamanlar Avrupa Konseyi başkanlığı da yapan, ancak seçim öncesi Polonya siyasetine geri dönen Sosyal demokrat Donald Tusk’un liderliğinde bir araya gelen muhalefet ise mecliste çoğunluğu sağlayarak hükümeti kurdu.
Donald Tusk hükümeti ülkede bir önceki hükümetin verdiği “ağır zararları” ortadan kaldırmak için çok hızlı bir programla işe başlamıştı.
Bir gecede devlet televizyon ve medyasında ciddi değişiklikler yapılmış, devlet televizyon ve radyolarına “özgür haber yapma olanakları” yaratılmıştı.
Ardından yolsuzluklarla mücadele kapsamında, aralarında eski İçişleri Bakanı ve yardımcısının da bulunduğu bazı siyasetçiler yargı önüne getirilmiş ve tutuklanmışlardı.
Avrupa Birliği’nin Polonya’ya verdiği mali desteklere yeniden başlamasının gerisinde yatan nedenler, işte yeni Polonya hükümetinin attığı bu adımlar.
Ancak Polonya’da muhafazakâr çevreler Avrupa Birliği’nin yardımlara yeniden başlamasının gerisinde siyasi tercihlerin yattığını da öne sürüyorlar.
Eski PIS hükümeti Adalet Bakan yardımcısı Sebastian Kaleta Avrupa Birliği’nin Polonya’ya yardımları keserken gerekçe olarak öne sürdüğü yargı reformu hususunda yeni hükümetin henüz bir şey yapmamasına rağmen para musluklarının açılmış olmasına işaret ederek, Brüksel’in bu kararının siyasi olduğunu açıkça ortaya koyduğunu iddia ediyor.
AB’nin diğer ‘söz dinlemez üyesi’ Macaristan ne olacak?
Avrupa Birliği’nin yetkili organları geçtiğimiz yıllarda, ülkede hukuk devleti ihlalleri olduğu gerekçesiyle iki ülkeye karşı işlem başlatmış ve bu işlemlerin sonucunda da bu ülkelere yönelik yardımlara ihtiyati tedbirler konulmuştu.
Bu iki ülke, kendi aralarında da yüksek düzey işbirliği içinde bulunan Polonya ve Macaristan’dı.
Polonya lideri Jaroslaw Kaczynski ve Macaristan lideri Vikor Orban pek çok konuda benzer bir ideolojik temel üzerinde oluşturdukları hükümet programlarıyla her iki ülkede benzer adımlarla “otokratik” olmakla eleştirilen bir rejim inşa ediyorlardı.
Mali yardımların kesilmesi her iki ülkeyi de zor durumda bırakmıştı. Ancak Polonya ve Macaristan, Vişegrad Dörtlüleri adı verilen, Çekya ve Slovakya’nın da katılımıyla kurulan yerel işbirliği inisiyatifini de arkalarına alarak Brüksel’in uygulamalarına karşı seslerini yükseltebiliyorlardı.
Elbette Polonya ve Macaristan’ın çoğu kez Brüksel’e karşı etkili de olabilen bu ortak muhalefetinin önemli bir etkeni de ortak kararlara karşı gündeme getirilen veto silahıydı.
Ortak kararlar kâh Varşova ve kâh Budapeşte, tarafından veto ediliyor, Avrupa Birliği’nin faaliyetleri yavaşlatılıyor, hızlı karar alıp uygulama yeteneği budanıyor, Avrupa Birliği hantal bir yapıya dönüştürülüyordu.
41,5 milyon gibi büyük bir nüfusa sahip Polonya’da son seçimlerin ardından Avrupa Birliği yanlısı bir hükümet oluşması ve Polonya’ya para musluklarının açılması bölgedeki dengeleri tamamen değiştirdi.
Şimdi Macaristan Brüksel’e muhalefette tek başına kaldı. Her ne kadar son seçimlerde Slovakya’da Macar lider Orban’la benzer siyasi düşünceye sahip partiler iktidara gelmiş olsalar da, Slovakya 5 milyon nüfusuyla Avrupa’nın kaderini etkileyebilecek ağırlığa sahip bir ülke değil.
Macaristan bir buçuk yıl önce kesilen mali yardımların eksikliğini ağır bir şekilde hissediyor. Avrupa Birliği içinde enflasyonun en yüksek olduğu ülke geçen yıl Macaristan’dı. Sanayi üretimindeki düşüş de ekonomiyi kötü etkiliyor.
Bu koşullarda geçtiğimiz ay Avrupa Birliği’nin Macaristan’a Ukrayna’ya destek kararını veto etmediği için, daha önce tedbir konulan yardımlardan on milyar euroya yeşil ışık yakması bu nedenle de ülkede sevinçle karşılanmıştı.
Ufukta değişim görünüyor mu?
Budapeşte ve Brüksel arasında karşılıklı olarak inşa edilen mevzilerde bir değişim görünmüyor.
Avrupa Birliği yönetimi, AB kurumlarının aldığı kararlar doğrultusunda Macar hükümetinden hukuk devletinin yeniden inşası hususunda ciddi reformlar bekliyor.
Macar hükümeti ise Avrupa Birliği’nin şu an uyguladığı politikaya pek çok konuda karşı olduğunu, ulusal egemenliği korumak adına bu hususlardan taviz vermeyeceğini ilan ediyor.
Viktor Orban Brüksel karşıtlığını dev bilboardlarda devlet bütçesinden yapılan harcamalarla programlanan kampanyalar kapsamında dev afişlerle sürdürüyor. İç siyaseti bu ilke üzerine inşa ediyor.
Macaristan İsveç’in NATO üyeliği konusunda son imza atan ülke olarak ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrasında özenle öne çıkardığı “tarafsız” duruşuyla da doğu ve batı arasında orta yol izlemeye özen gösteriyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanları bu noktada Brüksel ve Budapeşte arasında bir yumuşama gündeme gelmesi olasılığının bulunmadığını belirtiyor ve Macaristan’ın manevra imkânlarının daraldığının altını çiziyorlar.
Uzmanlara göre gelinen noktada Macar hükümeti açısından tek ümit önümüzdeki Haziran ayında gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde milliyetçi ve mülteci karşıtı olan ve ulusalcılığı en önemli ilke yapan aşırı sağ partilerinden seçilen parlamenterlerin Avrupa Parlamentosu’ndaki oranının artması ve Avrupa Birliği içindeki dengelerin değişmesi.
]]>İZMİR – İzmir’de, evlerinde çıkan yangında kızını kaybeden 54 yaşındaki Fatma Bülbül, engelli maaşıyla aralarında bir epilepsi hastalığı bulunan 2 kızına ve 4 torununa bakıyor. Bülbül, hijyenik olmayan şartlarda adeta yaşam mücadelesi veriyor.
Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinası, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu.
]]>Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (İZMİRTUMED) Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinesi, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu. – İZMİR
]]>AB Dışişleri Bakanları, Belçika’nın başkenti Brüksel’de bir araya geldi. Toplantının ardından AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell, basın toplantısı düzenledi. Borrell, Macaristan hariç AB üyesi 26 ülkenin Gazze’de “sürdürülebilir bir ateşkese yol açacak acil bir insani duraklama” çağrısında bulunduğunu söyledi.
“İsrail hükümetinden Refah’a saldırmamasını istiyoruz”
AB’nin İsrail’in Refah kentine yönelik muhtemel saldırısına karşı olduğunu aktaran Borrell, “İsrail hükümetinden Refah’a saldırmamasını istiyoruz. Çünkü böyle bir saldırı insani durumu çok daha kötü bir hale getirecektir. Bu, gerekli insani yardımların ulaştırılmasını engelleyecektir. Bakanlar, İsrail’den uluslararası insancıl hukuka ve 26 Ocak tarihli Uluslararası Adalet Divanı kararına uyması çağrısında bulundu. Bunun devamı olarak bakanlar, kalıcı ateşkese götürecek acil insani duraklama çağrısı yaptı” dedi.
İsrail’den insani yardımların bölgeye ulaşması ve sivil halkın korunması için gerekenleri yapması çağrısında bulunan Borrell, “BM Gazze Koordinatörü ile UNRWA’ya yardımları ve mevcut durumu görüştük. Kendisinden son bilgileri aldık. Kendisi son derece açıktı. AB’nin yardımlarının kesilmemesini istedi. Özellikle eğitim başta olmak üzere bölgede yardımları devam ettirdiklerini ve yardımların kesilmesi halinde bu görevleri başkasının yapamayacağını söyledi” dedi.
Yahudi yerleşimcilere yönelik yaptırımlar ele alındı
Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırılarda bulunan Yahudi yerleşimcilerin de toplantıda görüşüldüğünü ifade eden Borrell, Yahudi yerleşimcilere yönelik yaptırımlar hakkında görüşmelerin devam ettiğini aktardı.
AB, Kızıldeniz’e askeri misyon gönderecek
Yemen’deki İran destekli Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki devam eden saldırılarının da toplantıda ele alındığını ifade eden Borrell, AB’nin Kızıldeniz’e askeri misyon gönderme kararı aldığını bildirdi. Borrell, “AB olarak Aspides adı verilen bir deniz misyonu için karar aldık. Bu Kızıldeniz’de askeri bir savunma misyonudur. Bu, Husilerin ticari gemilere yaptığı saldırılara karşı yardımcı olacak” ifadelerini kullandı.
Rusya’ya yeni yaptırımlar konusunda henüz anlaşma sağlanamadı
Borrell, ikinci yılına yaklaşan Rusya- Ukrayna savaşına dair AB’nin Ukrayna’ya desteğinin devam edeceğini bildirdi. Rusya’ya karşı yeni yaptırım paketi hazırlığı içinde olduklarını belirten Borrell, bu konuda henüz AB üye ülkeleri arasında tam bir anlaşma sağlanamadığını, önümüzdeki günlerde anlaşma sağlanmasını umduğunu bildirdi.
Afrika konusuna da değinen Borrell, “Sahra konusunu ve bölgedeki halka insani yardıma devam edeceğiz. Bölgede darbelerden dolayı zor durumda olan halka yardım etmenin çabası içindeyiz. Çad, Moritanya ve Gine ile ilişkilerimizi görüştük. Afrika sorunlarına Afrika çözümlerini destekliyoruz. Bölgede CEDEAO (Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu) tarafından alınacak kararları destekliyoruz. Başkan Muhammed Bazoum serbest bırakılmadan da Nijer’deki cunta yönetimi ile diyalog kurmayacağız” dedi. – BRÜKSEL
]]>Giresun’da miting düzenleyen Erdoğan özetle şunları kaydetti:
“KARADENİZ DOĞAL GAZI DEVAM EDİYOR MU? EDİYOR. HANİ OLMAYACAKTI? BAK BİZDE OLUYOR”
“Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. 14-28 Mayıs seçimlerinde de Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. İlk turda yüzde 61 oy oranıyla, ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum.
Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz. Bu sefer il, ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağına yürekten inanıyorum.
Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntıyla karşılaştık. Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğal gaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğal gaz aynı şekilde devam etti. Şu anda Karadeniz doğal gazı devam ediyor mu? Ediyor. Hani olmayacaktı? Bak bizde oluyor. Gabar’dan petrol çıkıyor mu? Çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri.
“SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞINI SEÇİMLERDE ASILSIZ İDDİALARLA RUSYA’YI SUÇLAMAYA VARACAK KADAR İLERİ TAŞIDILAR”
Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız, o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık.
Zaman bizi haklı, muhalefeti yine haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun ile birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık.
“GÖRÜŞ AYRILIKLARINA TAKILIP KALMAK YERİNE İŞ BİRLİĞİ ALANLARINA ODAKLANMAK ZORUNDAYIZ”
Bizim dış politikada tek bir amacımız vardır. O da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız; vahdet olmadan rahmet olmaz.
Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik.
“RAMAZAN’DA GAZZE’YE DAHA FAZLA EL UZATMAMIZ KARDEŞLİK GÖREVİMİZDİR”
Önümüz Ramazan, İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’yi teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır ile işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır ile beraber hareket edeceğiz.
Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’yla ne Afrika’yla ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz. CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi, kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Kardeşlerim bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor.
Bize uzatılan barış elini kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz.
Giresun’a son 21 yılda güncel rakamlarla 110 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık.
Yıllık 2 milyon yolcu kapasiteli Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk denize dolgu yapılarak inşa edilen Ordu-Giresun Havalimanı’nı şehrimize kazandırdık. Havalimanımızın yolcu trafiği geçtiğimiz yıl neredeyse 1 milyona ulaştı. Tarım ve ormanda Giresun’a 7 baraj, 7 sulama tesisi, 90 taşkın koruma tesisi, 3 gölet ve 95 hidroelektrik santrali inşa ettik. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Giresun’da 91 dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Taşkın koruma tesisleriyle 166 yerleşim yerini ve 18 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. Giresunlu çiftçilerimize toplamda 3,2 milyar lira tutarında tarımsal destek verdik.”
Erdoğan ardından Giresun ilçe belediye başkan adaylarını açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı adaylar şöyle:
Alucra: Faruk Demirağ
Bulancak: Emrullah Guguk
Çamoluk: Ergün Bakırhan
Çanakçı: Sedat Koca
Dereli: Zeki Şenlikoğlu
Doğankent: Rüşan Özden
Espiye: Mustafa Karadere
Eynesil: Barış Güdük (Cumhur İttifakı)
Görele: Ahmet Süleymanoğlu
Güce: Aytekin Boduroğlu
Keşap: Tuncay Muhammed Arışan
Piraziz: Mahmut Esat Ayyıldız
Şebinkarahisar: Ömer Şentürk
Tirebolu: Ömer Hıdır
Yağlıdere: Ömer Bayram
]]>Belediyeden giden mesai arkadaşlarının depremin yıldönümünde Litvanya arama kurtarma gönüllülerine selamlarını ve teşekkürlerini ilettiğini hatırlatan Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu, “Litvanya İçişleri Bakanlığı Yangından Korunma ve Kurtarma Dairesi Başkanlığına gerçekleştirilen ziyarete Melikgazi Belediye Başkan Yardımcımız Turan Akdağ ve beraberindeki heyet ile ülkemizin Litvanya Büyükelçisi Barış Tantekin ve büyükelçilik heyeti katıldı. 6 Şubat depremlerinde birçok insanımız enkaz altında kalarak can verdi. Bizler Melikgazi Belediyesi olarak deprem günü afetin yaşandığı bölgelere hızlıca ulaştık. Asrın Felaketinde tüm dünyadan ülkemize yardım ekipleri hızlıca ulaştı. Litvanya da bu ülkelerden biriydi. Litvanya’dan 42 kişilik bir ekip askeri uçakla deprem bölgesine geldiler. İşbirliklerimizin dostluklar ve barış içinde devam etmesini diler, Litvanyalı arama kurtarma gönüllülerini teşekkür ederim. Yaşadığımız kötü günde Litvanya’nın dostluğunu ve desteğini asla unutmayacağız” dedi.
Türkiye’ye yardıma gelen ekip ile tanışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Melikgazi Belediye Başkan Yardımcısı Turan Akdağ ise, “Yardımlarınız için hepinize teşekkür ederiz. Ülkemizin en zor günlerinde bize yardımcı oldunuz. Deprem günü Türkiye’nin en soğuk günüydü ve kar yağmaya başladı. Bu zorlu şartlarda bizlerle birlikte olduğunuz için sizlere teşekkür ediyor ve Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Palancıoğlu’nun selamını iletiyoruz” ifadelerini kullandı.
Türkiye Büyükelçisi Barış Tantekin ise yardımlarından dolayı Litvanya uluslararası kurtarma ekibi üyelerine teşekkür ederek, “Geçen yıl ocak ayında görevime başladım ve bir hafta sonra 6 Şubat’ta Türkiye’de deprem meydana geldi. İlk günlerde diğer ülkelerden kurtarma ekiplerine büyük ihtiyaç duyuldu. Litvanya 42 kişilik bir ekibi askeri uçakla deprem bölgesine gönderdi. Ülkemize yardım ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım sadece afet zamanlarında değil, iyi günlerde de iş birliğimizi sürdürürüz” diye konuştu.
Litvanya İçişleri Bakanlığı Yangından Korunma ve Kurtarma Dairesi Başkanlığı Departman Direktörü Saulius Greiius da şunları söyledi:
“Seçkin konukları burada, Litvanya’da görmekten çok memnunuz. Deprem sonrasında Türk yetkililerle yakın iş birliği yaptık. Bir kez daha deprem mağdurlarına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Bu tür afetlerde iş birliği yapmak zorunda kalmak canımızı acıtıyor ama umarım gelecekte her iki ülkenin itfaiye ve kurtarma hizmetleri güçlendirilerek iş birliği geliştirilir. Türkiye’de arama kurtarma çalışmaları yürüten Litvanya uluslararası kurtarma ekibimiz kurtarma çalışmaları sırasında Türk halkının sıcak ilgisini, samimiyetini ve yardımlarını hala hatırlıyor. Türkiye’den dönüşte birçok Türk vatandaşı bizi havalimanında karşıladı, teşekkür etti. Ülkemize bir felaket gelirse Türkiye’den gelecek ekiplerin de bize yardım edeceğini biliyoruz.”
Litvanya Uluslararası Kurtarma Ekibinin Komutanı Gediminas ukta ise kendilerini hatırlayan ve olay yerinde Türk halkının sağladığı yardımlar için ziyarete gelen Türk heyete teşekkür ederek, çok samimi ve açık sözlü insanlarla tanıştıkları için mutlu olduklarını dile getirdi. – KAYSERİ
]]>Şahin, AFAD İl Müdürlüğü’ndeki Afet Koordinasyon Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, kentte yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Kent merkezinde 13 Şubat’ın ilk saatlerinde yoğun bir yağış ve dolunun meydana geldiğini hatırlatan Şahin, 3 ayda yağacak yağmurun 24 saatte ve dar bir alana düştüğünü dile getirdi.
Özellikle Kepez ve Muratpaşa ilçelerinde bazı mahallelerde taşkınların ve su baskınlarının yaşadığını belirten Şahin, “Bu su baskınında maalesef bir vatandaşımız hayatını kaybetti. 3 vatandaşımız da yaralandı. Vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum. 3 yaralı vatandaşımız da şu anda taburcu oldu, durumları iyi.” dedi.
Şahin, yağışın ilk anından itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yakın takibiyle devletin tüm imkanlarının seferber edildiğini anlattı.
“2 bin 687 konumda su tahliyesi yaptık”
Kentteki çalışmalarda 2 bin 783 personel, 442 araç, 442 motopomp, 7 bot, 20 vidanjör ve 60 arazözün görev yaptığını kaydeden Şahin, mükerrer olanlar düşüldüğünde 112 Acil Çağrı Merkezine 3 bin 300’ün üzerinde ihbar olduğunu söyledi.
Şahin, 2 bin 687 konumda su tahliyesi yapıldığını ve bu işlemlerin dün akşam saatlerinde tamamlandığını belirterek, konut ve iş yerlerindeki çamur birikmeleri için de ekipler oluşturduklarını ifade etti.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kepez Devlet Hastanesi, Sema Yazar Semt Polikliniği ve Muratpaşa Nüfus Müdürlüğünde oluşan hasarların giderilerek, hizmet vermeye devam edildiğini kaydeden Şahin, 120 okuldan ise sadece 3 okulda trafoya bağlı problemin devam ettiğini ve onun da pazartesi günü çözüleceğini söyledi.
“Orta ve ağır hasarlı binalarda ikamet mümkün değil”
Şahin, yağış esnasında alt geçitlerin biriken suların tahliye edilmesiyle trafiğe açıldığını, tramvay hatlarının da hizmet vermeye başladığını aktardı.
Zarar tespiti için 360 kişiden oluşan bir ekibinde sahada faaliyet gösterdiğini anlatan Şahin, şöyle konuştu:
“Şu an itibarıyla tespitleri hemen hemen bitirmiş durumdayız. Yeni taleplerin değerlendirilmesi sürecini zannediyorum yarın öğlene kadar tamamlayacağız. Hasar tespit faaliyetleri de yapıyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerimiz hasar tespitlerinde 78 binada çalışma yaptı. 54 binamız hasarsız, 15’i az, 7’si orta ve 2’si ağır hasarlı olarak tespit edildi. Orta ve ağır hasarlı binalarda ikamet mümkün değil. Bu binalarımızda 66 aile mevcut. Bunların tahliyelerini yapıyoruz.”
Tahliye edilecek binalardaki vatandaşlar için Türk Silahlı Kuvvetlerine ait Karpuzkaldıran tesislerinin tahsis edildiğini dile getiren Şahin, diğer bölgelerde su baskını nedeniyle talepte bulunan 16 ailenin de misafirhanelere yerleştirildiğini belirtti.
“Zararların tazmini için başvuruda bulunacağız”
Yağışlar sonrası tarım alanlarında da zararlar oluştuğuna dikkati çeken Vali Şahin, “Tespitlerimize göre 299 üreticimizin bin 343 dekar örtülü ve 605 dekar açık olmak üzere bin 948 dekar alanda su baskını olmuştur. Aksu ve Kepez ilçelerimizde 10 çiftçimizin 7 büyükbaş, 70 küçükbaş hayvanı, 70 tavuk, 210 arı kovanı telef olmuştur. Tespitlerimizin hemen sonrasında Cumhurbaşkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne zararların tazmini için başvuruda bulunacağız.” diye konuştu.
İçişleri Bakanlığınca 20 milyon lira acil AFAD ödeneği gönderildiğini aktaran Şahin, şunları kaydetti:
“Vefat eden vatandaşımızın yakınına 100 bin lira nakdi yardım yaptık. Sosyal yardımlaşma vakıflarımız ilk etapta 273 aileye 1 milyon 70 bin lira nakdi, 86 kişiye de giyim yardımı yaptı. Büyükşehir Belediyesi bin 600, Kepez Belediyesi 349, Muratpaşa Belediyesi de 1000’e yakın aileye nakdi ve ayni yardımda bulundu. Tespitlerden sonra eşya yardımlarını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız üzerinden destekleyeceğiz. Ayrıca KOSGEB destek paketleri hazırlıyor, onları da iş yerlerimizin hizmetine sunacağız. Antalya 13 Şubat’ta çok zor bir gece yaşadı. Fakat 2 gün içinde devletimizin tüm imkanları seferber edilerek çok hızlı bir iyileşmeyi de sağladık. Vatandaşlarımızın maddi zararlarını da kısa sürede inşallah gidereceğiz ve Antalya tekrar hayatın normal döngüsüne dönecektir.”
]]>Fidan, Gürcistan Dışişleri Bakanı İlia Darçiaşvili ile Bakanlıktaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Bakan Fidan, Gürcistan’ın Türkiye için önemli bir komşu ve stratejik ortak, coğrafi konumuyla enerji ve ulaştırma projelerinde de önemli bir paydaş olduğunu vurguladı.
İki ülke arasında tarihi, insani ve kültürel bağlara dayanan, özellikle siyasi ve ekonomik alanlarda güçlü ilişkilerin bulunduğunu ifade eden Fidan, “Geçen yıl yaşadığımız deprem felaketinde yardım ve kurtarma ekibi gönderen ilk ülkelerden birisi Gürcistan olmuştur. Bu vesileyle Sayın Bakan’a bir kez daha bu insani dayanışmaları için teşekkür etmek istiyorum.” diye konuştu.
Fidan, Türkiye-Gürcistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin (YDSK) müteakip toplantısının hazırlıklarını da görüştüklerini belirterek, “Son 15 yıldır Gürcistan’ın en büyük ticaret ortağıyız. Daha önce belirlenen 3 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine geçen yıl itibarıyla bildiğiniz gibi ulaşmıştık. Şimdi yeni hedef 5 milyar dolar. Buna ulaşmak için de neler yapabiliriz, bunları görüştük.” dedi.
Bakan Fidan, Karma Ekonomik Konseyinin (KEK) bir sonraki toplantısının en kısa sürede yapılması konusundaki talebin, Gürcistanlı mevkidaşına iletildiğini aktardı.
Ahıska Türklerinin yaşadığı sürgünün 80. yıl dönümü olduğunu belirten Fidan, Gürcistanlı mevkidaşıyla anma etkinliklerinin de ele alındığını söyledi.
Fidan, “Ahıskalı soydaşlarımızın Gürcistan’daki vatanlarına geri dönüşleri konusunda kendilerinden beklediğimiz desteği bir kez daha yineledim.” diyerek, Darçiaşvili’nin de bu konuda ülkesinin yasal mevzuat çalışmalarını ve hükümet olarak yapıcı tutumlarını kendisiyle paylaştığını dile getirdi.
Bakan ile Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya bölgelerindeki gelişmeleri de değerlendirdiklerini anlatan Fidan, “Bu bölgelerdeki sorunların Gürcistan’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırlar çerçevesinde çözümünü savunuyoruz. Bu konudaki kararlı tutumumuzu bugün bir kez daha teyit ettik. Sorunların çözümüne Türkiye’nin yapabileceği katkıları da konuşma imkanımız oldu.” şeklinde konuştu.
Fidan, Gürcistanlı mevkidaşıyla Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış sürecini de ele aldıklarını söyleyerek, “Bölgenin bir an önce istikrara kavuşması konusundaki arzumuzu ve yapıcı pozisyonumuzu yineledik.” dedi.
Karadeniz’in güvenliğinin de görüşüldüğünü belirten Fidan, bu konunun “iki ülke için sadece bir işbirliği alanı değil aynı zamanda yaşamsal bir hayati çıkar alanı olduğu” görüşünün teyit edildiğini vurguladı.
Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda da Gürcistanlı mevkidaşıyla görüştüklerini kaydederek, “Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine desteğimizi karşılıklı olarak bir kez daha vurguladık. Bu savaşın uluslararası hukuk temelinde adil bir barışla sona erdirilmesi için neler yapılabileceği hakkında fikir alışverişinde bulunduk.” diye konuştu.
“İsrail’in hak ettiği cezaya bir an önce çarptırılmasının mücadelesini vermeye devam edeceğiz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ziyareti, Gazze’deki durum ve Refah kentine saldırılara ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, Türkiye’nin Gazze’ye yardım konusunda elinden geleni büyük bir hassasiyetle ve dikkatle yaptığını belirterek, Mısır’a verdiği destek için teşekkür etti.
Türk Kızılayı, AFAD ve sivil toplum örgütlerinin Bakanlık koordinesinde bölgede “muazzam bir insani yardım faaliyeti” içinde olduklarını kaydeden Fidan, “Maalesef Refah’tan içeriye alınabilen günlük yardım miktarı sınırlı olduğu için istediğimiz miktarda veya gönderdiğimiz miktara denk düşebilen bir orantıda içeriye yardım giremiyor.” dedi.
Fidan, Türkiye’nin Refah’tan içeriye alınan yardımları arttırmanın yolları konusunda uluslararası toplumla beraber çalıştığına dikkati çekerek, “Önümüzdeki iki hafta içerisinde çok önemli 3 tane uluslararası platformda görüşmeler olacak. Bunların hiç şüphesiz ki bir numaralı maddesi Gazze meselesi olacak.” şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, 16-18 Şubat’ta Almanya’nın Münih kentinde Münih Güvenlik Konferansı’nın düzenleneceğini belirterek, Türkiye’nin de katılacağını ve Gazze konusundaki gelişmelerin, küresel ve bölgesel güvenliğe olumsuz etkilerinin ciddi şekilde gündeme getirileceğini söyledi.
Ayrıca, Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı ve ardından 1-3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nun düzenleneceğini kaydeden Fidan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu önümüzdeki iki hafta içerisinde çok yoğun bir şekilde Türkiye olarak, diğer benzer düşüncede olduğumuz kardeş ve dost ülkelerle beraber yoğun bir diplomasi faaliyeti içerisinde olmaya devam edeceğiz. Diplomasinin bütün sınırlarını son limitine kadar kullanarak bu vahşetin bir an önce durmasının, İsrail’in sadece insanlık vicdanında lekelenmekle kalmayıp aynı zamanda hak ettiği cezaya bir an önce çarptırılmasının mücadelesini vermeye devam edeceğiz.”
(Bitti)
]]>Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, Mısır’ın başkenti Kahire’deki Mısır Kızılayına yaptığı ziyaret öncesinde AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı ilk günlerde AFAD Başkanı Okay Memiş ile Mısır’a bir ziyaret gerçekleştirdiklerini anımsatan Yılmaz, “Açıkçası o zamanki ümidimiz çatışmanın çoktan bitmiş olması yönündeydi ama maalesef Gazze’nin içinde olaylar iyiye gitmiyor.” dedi.
Mısır Kızılayı ile Türk Kızılay arasındaki işbirliğinin artarak sürdüğünü ifade eden Yılmaz, Gazze’de olayların başladığı andan itibaren Mısır Kızılayının önemli bir görevi üstlendiğini anlattı.
Dünyanın neresinden bir yardım gelirse gelsin Mısır Kızılayı tarafından lojistiğinin sağlandığını, ardından iletişimin kurulup Refah Sınır Kapısı’na kadar tesliminin gerçekleştirildiğini aktaran Yılmaz, yapılan işbirliği anlaşması ile 4 Türk personelin Mısır Kızılayı’na lojistik çalışmalarda yardım etmek üzere Mısır’a gönderildiğini söyledi.
İsrail’in saldırılarının başladığı ilk dönemde en büyük problemin lojistik olduğuna işaret eden Yılmaz, “Çünkü çok fazla yardım geliyordu ama içeriye çok az tır giriyordu. Biz kapının daha geniş açılması ve daha fazla yardımın girmesi yönünde savunuculuk yapıyorduk. O günden bu tarafa giren tır sayısı arttı. Aslında daha sürdürülebilir ve düzenli yardımın buraya gelmesi yönünde bir ihtiyaç var ve bu ihtiyaç devam ediyor. ” ifadelerini kullandı.
“Türk halkını, yardımlarını artırmaya davet etmek istiyorum”
Yılmaz, Gazze’nin içindeki en büyük problemin açlık olduğuna işaret ederek, gıda, su gibi en temel ihtiyaçların bile yeterli gelmediğini vurguladı. Yılmaz, şunları kaydetti:
“Şu anda günde ortalama 89 tıra ulaşılmış durumda ama bu olayın öncesinde giren tır sayısının 450-500 civarında olduğunu biliyoruz. Bugün 100’ün üzerinde tır da girse içeriye yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu nedenle biz bu insani yardım koridorunu, Türkiye’de yardımları AFAD ve Kızılay olarak koordine edebilecek bir organizasyonu kurduk. Sürekli gemiler yoluyla buraya insani yardım gönderiyoruz. Şu ana kadar 12 uçak, 5 gemi gönderilmiş durumda. Ramazandan önce bir tane AFAD’ın bir tane de Kızılayın organize ettiği 2 gemi daha gönderilmiş olacak.”
Gazze’ye en az 15 günde bir geminin gitmesi gerektiğine işaret eden Yılmaz, “Ben bütün Türk halkını, yardımlarını artırmaya davet etmek istiyorum.” çağrısında bulundu.
“26 bin ton un gönderdik”
AFAD Uluslararası İnsani Yardım Dairesi Başkanı Niyazi Çetinkaya da Türkiye’den yola çıkacak 2 insani yardım gemisine ilişkin, “Bu gemiler genel itibarıyla 2 bin ton civarında yardım taşıyor ve içeriği Mısır Kızılay ve Filistin Kızılay ortak çalışmaları neticesinde belirlenen acil ihtiyaçları kapsıyor. Öncelikli olarak un, gıda, barınma için çadır, battaniye gibi malzemeler bulunuyor. Gıda malzemeleri içerisinde de makarna, sıvı yağ, pirinç ve salça gibi malzemeler yer alıyor.” bilgisini verdi.
Çetinkaya, bir insani yardım gemisinin Gazze’ye gönderilmeden önce geminin yanaşma tarihi, sivil toplum kuruluşları ve yardım kaynakları ile yükleme planlamasının yapılması gibi 15 gün öncesinden bir planlama sürecinin başladığını anlattı.
Bugünden itibaren Mersin Limanı’na bir geminin yanaşacağını ve yardımların yüklenmeye başlayacağını bildiren Çetinkaya, şöyle devam etti:
“Ülkemizden gönderilen yardımlar tamamen AFAD koordinasyonunda gönderiliyor. Gönderilen yardımlar 5 gemi,12 uçak toplam tonajı yaklaşık 34 bin ton. Mısır üzerinden gönderilen yardımlara ilave olarak biz şu ana kadar BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) işbirliğinde 26 bin ton un gönderdik. 26 bin ton unu, Mersin limanında UNRWA’ya teslim ettik.”
Bir geminin yaklaşık 5 günde yüklendiğini, 1,5 günde de El-Ariş’e ulaştığını ve 5-6 günde indirme işlemlerinin tamamlandığını anlatan Çetinkaya, “Ancak indirildikten sonra ikinci bir aşama da Refah Sınır Kapısı’na geçiş işlemleri. Orada günlük geçiş kapasitesine göre beklemeler olabiliyor. Şu ana kadar gönderdiğimiz bütün malzemeler Gazze tarafına geçmiş bulunuyor.” bilgisini verdi.
Özellikle bombalamaların yoğun olduğu dönemlerde Gazze’ye giden tır sayısının 10’lara kadar düştüğüne işaret eden Çetinkaya, bütün imkanlarıyla yardımları ulaştırmaya, Gazzeli halkın yanında olmaya devam ettiklerini bildirdi.
Çetinkaya, Gazze’ye para yardımında bulunmak isteyenlerin AFAD’ın bağış hesaplarına, ayni yardım yapmak isteyenlerin de sivil toplum kuruluşları ve Türk Kızılayı üzerinden yardımda bulunabileceklerini kaydetti.
“Mısır’dan temin ettiğimiz suları Gazze tarafına geçiriyoruz”
Gazze’de yaşanan su sıkıntısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çetinkaya, bu durumun sürdürülebilir şekilde karşılamanın önemine işaret etti.
Farklı ülkelerden belirli şişelenmiş suları ulaştırmanın hem süreç hem ihtiyacı zamanında karşılama anlamında bir risk oluşturduğuna dikkati çeken Çetinkaya, “Bu nedenle yerelden yani Mısır’ın içerisinden su tedariki yaparak bunu sürdürülebilir hale getirmeye çalıştık. Burada Mısır Kızılayımızla işbirliği halinde Mısır’dan temin ettiğimiz suları haftalık yaklaşık 5 tır olmak üzere 1,5 ve 11 litrelik sular halinde Gazze tarafına geçirme noktasında bir operasyon gerçekleştiriyoruz. Bu yaklaşık 6 ay sonrasında 3 bin ton suya tekabül ediyor.” dedi.
Çetinkaya, şu ana kadar Gazze’ye haftalık sevkiyat kapsamında 21 tırdan oluşan 4 sevkiyat gerçekleştirildiğini kaydetti.
]]>Bosna Hersek ve Sırbistan arasında yer alan Drina Nehri, düzensiz göçmenlerin Batı Avrupa’ya ulaşmak için geçtikleri noktalardan biri.
Nehri geçmeye çalışırken boğulan düzensiz göçmenler, burada yaşayan insan hakları aktivistlerince isimleri ve nereden geldikleri bilinmediği için kimsesizler mezarlığına defnediliyor.
Bosna Hersek’te Bijelina, Bratunac ve Zvornik’teki mezarlıklara gömülen düzensiz göçmenler için Bijelina’daki mezar taşlarında “Buraya gömülen göçmenler onuruna bu anma noktası oluşturuldu. Sizi ve hayallerinizi asla unutmayacağız.” ifadesi yer alıyor.
“Drina’da boğulan ve daha sonra gömülen birkaç düzine insan olduğunu keşfettim”
Tuzla’dan Nihad Suljic ve Bijelina’dan Vidak Simic, bölgedeki düzensiz göçmenler için yardım etkinlikleri düzenliyor.
Suljic, 7 yıldır bölgede çalışmalar gerçekleştirdiğini belirterek, herhangi bir organizasyon için görev almadığını ve gönüllü hareket ettiğini söyledi.
İlk kez Tuzla’daki otogarda düzensiz göçmenlerle karşılaştığını aktaran Suljic, “Onlara yiyecek alma ihtiyacı hissettim. Her gün işim bittikten sonra otogarın önünden geçtim ve onlara ekmek, su, meyve aldım, Saraybosna’ya gidenlere de kamplara gitmeleri için bilgi verdim.” ifadesini kullandı.
Yakınının sınır bölgesinde kaybolduğunu belirten bir Afgan’ın 2 yıl önce kendisiyle irtibata geçtiğini anlatan Suljic, şöyle konuştu:
“Bana yakınının fotoğrafını ve bilgilerini gönderdi. Zvornik’e gittim ve bazı iyi insanlar, medya ve sivil toplum kuruluşları sayesinde o cesedi bulabildik. Cenazesi, idari işlemlerin tamamlanmasının ardından Afganistan’a iade edildi. O cesedi bulmaya yardım etmeye çalıştığımda, bunun münferit bir vaka olmadığını gördüm. Sırbistan’dan Bosna Hersek’e geçmeye çalışırken Drina’da boğulan ve daha sonra gömülen birkaç düzine insan olduğunu keşfettim.”
Suljic, hayatını kaybedenlere hayattayken yardım edemese de en azından bir mezar yeriyle onurlandırılmalarına yardımcı olduğunu belirterek, kaç kişinin nehri geçmeye çalışırken boğulduğunun bilinmediğini aktardı.
“Her bedenin evine giden yolu bulması gerektiğine inanıyorum”
Bijelina’da 40 yıldan fazladır doktorluk yapan Vidak Simic ise yaşamını yitiren düzensiz göçmenlerin otopsilerini yapıyor ve DNA örnekleri alarak kimliklerini tespit etmeye çalışıyor.
Simic, ilk bulunan cesetlerin 2015 yılında görev yaptığı patoloji bölümüne getirildiğini kaydederek, şunları söyledi:
“İlk zamanlarda yılda bir ya da iki ceset geliyordu ancak 2019’dan sonra keskin artış oldu, 8 ya da 10 kişi vardı, çoğu Drina Nehri’nin yatağında bulundu. İyi bir Hristiyan ve iyi bir doktor olmaya çalışıyorum, bu benim yardım etmemi gerektiriyor. Her bedenin evine giden yolu bulması gerektiğine inanıyorum. Tüm bu göçmenlerin kemik örneklerini korudum, yaklaşık 40 kişi. Bazılarının DNA analizi yapıldı, kimlikleri tespit edildi ve ülkelerine gönderdik bazılarının kimliklerini henüz tespit edemedik.”
Drina Nehri’nden çıkarılan 40 cesede otopsi yaptığını ve yaşlarının 20 ila 30 olduğunu dile getiren Simic, DNA örneklerini kalıcı olarak saklamaya karar verdiğini anlattı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi temasları kapsamında Kahire’ye gelen Emine Erdoğan, resmi karşılama töreninin ardından Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin eşi Entissar Amer ile bir araya geldi.
Basına kapalı olarak gerçekleşen görüşmede, Gazze’ye yönelik yardımları genişletme ve insani krizi çözme noktasında yapılabilecekler değerlendirildi.
Görüşmede özellikle İsrail’in saldırıları altındaki Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinden etkilenen yetim çocuklara yönelik atılması planlanan adımlar ele alındı.
Emine Erdoğan, görüşmede, Gazze’de öksüz ve yetim kalan çocukların, ülkede kalıcı ateşkes tesis edilip, normalleşme süreci sağlanana kadar, geçici süreliğine misafir edilmesi noktasında hazır olduklarını vurguladı.
Emine Erdoğan, Gazze için tüm ülkelerin güçlerini birleştirmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Entissar Amer de ziyaretin Mısır halkını çok sevindirdiği dile getirerek, 2023 yılı Kasım ayında Emine Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi dolayısıyla tebriklerini iletti. Ayrıca Gazze’ye yönelik insani yardımlar hakkında bilgi verdi.
Görüşmede Emine Erdoğan’a Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Entissar Amer’e de Mısır Sosyal Dayanışma Bakanı Nevine el Kabbaj eşlik etti.
Emine Erdoğan’dan Mısır Kızılayı’na ziyaret
Görüşmenin ardından Emine Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanının eşi Entissar Amer ile İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk anından itibaren Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nda gönüllü yardım faaliyetleri yürüten Mısır Kızılayı ve Hayat Karima – Onurlu Yaşam Vakfı’na ziyarette bulundu.
İlk olarak Mısır Kızılayı’nı ziyaret eden Emine Erdoğan çalışmalara ilişkin bilgi aldı ve Gazze’ye yapılan yardımlara ilişkin tanıtım filmini izledi.
Ziyaret sonunda Emine Erdoğan, Entissar Amer, Bakan Göktaş ve aynı zamanda Mısır Kızılayı Başkanlığı görevini de yürüten el Kabbaj, Türk Kızılay Başkanı Fatma Meriç Yılmaz ve Mısır Kızılayı personeliyle fotoğraf çektirdi.
“Uçak ve gemilerle 7 bin tonun üzerinde yardım malzemesi Gazze’ye ulaştırıldı”
Ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından da paylaşımda bulunan Emine Erdoğan, Mısır Kızılayı’nın faaliyetleri ve Gazze için organize edilen yardımlarla ilgili bilgi aldığını belirtti.
7 Ekim’den bu yana Mısırlı kurumların ve sivil toplum derneklerinin insani yardımları Filistinlilere ulaştırma gayretlerini takdirle karşıladıklarını dile getiren Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bugüne kadar Mısır Kızılayı ile eş güdüm halinde ülkemizden uçak ve gemilerle 7 bin tonun üzerinde yardım malzemesi Gazze’ye ulaştırıldı. Türkiye’de de çok sayıda sivil toplum kuruluşumuz, AFAD ve Türk Kızılayı vasıtasıyla Mısırlı STK’larla ve Mısır Kızılayı’yla işbirliğiyle tedarikte bulunuyor. Türkiye olarak, her türlü ihtiyaç içindeki Gazze’ye yardımların aralıksız devam etmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Gazze’ye yardımlarda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.”
Emine Erdoğan’dan Gazze’ye “Sizi çok seviyoruz” mesajı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, daha sonra Mısır Cumhurbaşkanının eşi Entissar Amer ile 2019’da Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin Mısır kırsalındaki köyleri kalkındırmaya yönelik başlattığı Onurlu Yaşam Projesinin ardından kurulan Hayat Karima -Onurlu Yaşam Vakfı’na geçti.
Vakfa gelişinde alkışlarla karşılanan Emine Erdoğan, yetkililerden yürütülen çalışmalarına ilişkin bilgi aldı. Gazze’ye yönelik yapılan yardımların anlatıldığı Türkçe tanıtım filmini izledi.
Daha sonra vakfın yardımlarının toplandığı depoyu ziyaret eden Emine Erdoğan, Gazze’ye gönderilmek üzere hazırlanan gıda kolilerini inceleyerek, bilgi aldı.
Emine Erdoğan, Entissar Amer ile hazırlanan gıda kolilerinden birinin üzerine “Sizi çok seviyoruz.” mesajını yazarak, imzaladı.
Lider eşleri, görevli personellerle fotoğraf çektirmesinin ardından, vakıftan alkışlarla ayrıldı.
Emine Erdoğan, ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından şunları kaydetti:
“Entissar Amer Hanımefendi’nin himayesinde kırsal ve yoksul kesimlerin kalkınmasına destek olan Hayat Karima Vakfı’nı ziyaret etmekten mutluluk duydum. Vakıf çatısı altında bilhassa kadın, çocuk ve yetimlerin yaşam koşullarını iyileştirmek için yürütülen faaliyetler hakkında kıymetli bilgiler edindim. Bununla birlikte Vakfın, savaşın başlamasıyla beraber Mısır ve Gazze arasındaki Refah sınır kapısında geniş bir gönüllü ekibiyle hazır bulunan ilk kuruluş olduğunu öğrenmek de ayrıca memnuniyet verici. Yardımların eş güdümünde çalışan tüm gönüllüleri ve vakıf yetkililerini yürekten tebrik ediyorum.”
]]>Keçeli, Dışişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın görevi devraldığı 2023’ün Haziran ayından 31 Aralık sonuna kadar 212 bin 950 kilometre yol yaptığını ve bunun dünyanın etrafında 5 tur atmaya eşdeğer olduğunu, 1 Ocak’tan bu yana oldukça yoğun bir diplomasi takviminin kendileri için devam ettiğini söyleyen Keçeli, “Onlarca konuğu Ankara ve İstanbul’da ağırladık, bunlardan 8 tanesi dışişleri bakanıydı.” diye konuştu.
Fidan’ın 8 ikili yurt dışı ziyareti olduğunu, bir defasında da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Filistin konulu toplantısına katılmak üzere New York’a gittiğini ve orada çok sayıda toplantı yaptığını hatırlatan Keçeli, Fidan’ın Balkanlar’a yaptığı ziyaret ve görüşmelerin çok pozitif ve kapsayıcı olduğunu söyledi.
Keçeli, Fidan’ın Libya ziyaretine değinerek, Trablus’ta yapılan temaslarda, Türkiye olarak Libya’nın bütünlüğüne, istikrar ve refahına verdikleri önemi tekrarladıklarını ve bu mesajları Libya’daki tüm taraflara verdiklerini kaydederek, Bingazi Başkonsolosluğunun çok kısa bir süre içerisinde faaliyete geçmesinin planlandığını dile getirdi. Keçeli, yarın Gürcistan ve Macaristan dışişleri bakanlarını ağırlayacaklarını aktardı.
Sözcü Keçeli, Bakan Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını, yaklaşık 20 ikili görüşme yapacağını ve Münih’te Gazze’deki insani trajediyle ilgili mesajlar vereceğini anlattı.
Fidan’ın Münih temaslarının ardından Brezilya’nın Rio de Janeiro kentine gideceğini ve burada G20 Dışişleri Bakanları toplantısına katılacağını aktaran Keçeli, bu yılki toplantının ana temasının “Adil Bir Dünya ve Sürdürülebilir Bir Gezegen İnşa Etmek” olduğunu ve Fidan’ın burada çok sayıda toplantıya katılacağını kaydetti.
Antalya Diplomasi Forumu
Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) 2023’te düzenlenmediğini hatırlatan Keçeli, bu yıl ADF’nin 1-3 Mart’ta düzenleneceğine dikkati çekti.
Keçeli, “Bu yılki ana tema ‘Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak’ bu ana tema altında; yapay zekadan arabuluculuk konularına, bölgesel meselelerden gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesini öngörülüyor. Bu paneller arasında Gazze için de yüksek düzeyli özel bir panel olacak.” şeklinde konuştu.
İlk Antalya Diplomasi Forumu’na 10 devlet başkanının ve 43 bakanın katıldığını, toplamda da 2 bin kadar katılımcının yer aldığını vurgulayan Keçeli, 2022’de düzenlenen ADF’de ise 17 devlet başkanının, 80 bakanın katıldığını ve yaklaşık 3 bin 300 katılımcının ağırlandığını kaydetti.
Martta düzenlenecek üçüncü Antalya Diplomasi Forumu’na şu ana kadar, 21 devlet başkanı ve hükümet başkanının katılımının teyit edildiğini belirten Keçeli, “59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam katılımcı sayısının da 4 bin civarında olmasını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Keçeli, Türkiye’nin Afrika ve Latin Amerika’ya açılım politikasının ciddi sonuçlar doğurduğunu ve bu bölgelerden katılımın yüksek düzeyde olacağını belirtti.
İsrail’in Filistin’e saldırıları
Gazze’de yaşanan son olayları değerlendiren Keçeli, “Birincisi burada bir ateşkes ilan edilmeli, ikincisi insani yardımlar Gazze’ye bir an evvel ulaştırılmalı, üçüncüsü Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikalarına son verilmeli, dördüncüsü ise bu gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşmesine engel olmak isteriz.” dedi.
Keçeli, bunların birincil konularda yapılan çağrılar ve yürütülen diplomatik faaliyetler olduğuna işaret ederek, ikincil olarak, orta ve uzun vadede iki devletli çözüm ile Filistin-İsrail sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasının istendiğini kaydetti.
Gazze’de yaşananların artık sözle ifade edilemez bir hale geldiğine dikkati çeken Keçeli, “Büyük olasılıkla, İsrail, uluslararası hukuk, uluslararası insani hukuk bakımından, işlenmiş olan, işlenmesi mümkün bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak.” diye konuştu.
Türkiye’nin şu ana kadar Gazze’ye 34 bin ton insani yardımda bulunduğunu söyleyen Keçeli, bunlardan yaklaşık 7 bin 400 tonunun ve 32 ambulansın deniz yoluyla ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldığını, oradan da El-Ariş kentine nakledildiğini ve Gazze’ye sevk edildiğini belirtti.
Keçeli, yardımların büyük oranda Gazze’ye ulaştığını kaydederek, bu konuda da yapıcı tutumlarından dolayı Mısır hükümetine teşekkürlerini iletti.
Gazze’ye yapılan yardımların bir kısmının da Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) üzerinden yapıldığını söyleyerek, “Un ihtiyacının yaklaşık yüzde 15’ini temin ediyoruz, hibe ediyoruz. Yaklaşık 26 ton un kuru gıdaya karşılık geliyor. Biz bu yardımı, geçtiğimiz haftalarda Mersin Limanı’nda UNRWA’ya teslim ettik.” şeklinde konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin her yıl UNRWA’ya düzenli olarak yaptığı yardımlara değinerek, şunları kaydetti:
“Maddi katkı da bu yıl UNRWA’nın özellikle içinde bulunduğu sıkıntılar göz önünde bulundurularak arttı. Ayrıca, AFAD ve Türk Kızılay’ı her hafta yaklaşık 127 bin ton içme suyunu, Mısır Kızılay’ı ile ortak bir şekilde Gazze’ye sevk ediyor. TİKA’nın da çok sayıda çalışması var, hem Gazze’de hem Batı Şeria’da. Sayılarının binlerce olduğu tahmin edilen bir grup Gazzeli işçi biliyorsunuz, Batı Şeria’da sıkışmış durumda. TİKA bu Gazzeli işçilere yardım ediyor.”
Keçeli, Türkiye’nin Sağlık Bakanlığı tarafından Gazze’den hasta tahliyelerinin sağlandığını, bugün de bazı hastaların getirileceğini vurgulayarak, Gazzeli hasta ve refakatçilerinin Mısır üzerinden Türkiye’ye getirildiğini, hastanelerde tedavi gördüğünü ve bu sabah itibariyle 380 yaralı ve 344 refakatçinin Türkiye’ye getirildiğini anlattı.
Gazze’de bir sahra hastanesinin kurulmasının istendiğini dile getiren Keçeli, yaklaşık bir ay önce Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan bir heyetin Gazze’ye gidip, sahada araştırma yaptığına işaret etti.
Keçeli, kurulması planlanan sahra hastanesi için gerekli ekipmanların nakledilmesi gerektiğinin ve bu konuda son aşamaya gelinmek üzere olunduğunun altını çizdi.
Gazze’deki Türk vatandaşlarının tahliyesi
Gazze’den bugüne kadar 1359 Türk, KKTC vatandaşının ve yakınlarının tahliye edildiğini aktaran Keçeli, savaş koşullarında insanlara ulaşmanın zorluğuna değindi ve bu konuda Türkiye’nin elinden geleni yaptığını söyledi.
Keçeli, “Şu anda tahliye işlemlerini takip ettiğimiz 1097 kişi var, hepsi vatandaşımız değil.” diyerek, yerel makamlarla koordineli olarak tahliye işlemlerinin takip edildiğini kaydetti.
Sözcü Keçeli, Türkiye-ABD ilişkilerine yönelik soruya, “Diplomatik ilişkilerimizin seviyesinde Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir azalma olmadı. Öte yandan, İsveç’in üyeliği, F16 sürecinin tamamlanmış olması, bu iki ülkenin, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anladığı için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz.” dedi
Keçeli, Türkiye’nin ABD’den beklentisinin çok açık olduğuna dikkati çekerek, “Biz Amerika’dan, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Kamuoyu önünde verdiğimiz bu mesaj, kapalı kapılar ardında da aynen bu şekilde verilmeye devam ediyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin bu meseleye müttefiklik ruhu açısından yaklaştığını belirten Keçeli, “Ülkenin güvenliğini tehdit eden, başkentinde bomba patlatmaya çalışan, askerlerini, sivillerini şehit eden bir terör örgütüne destek veremezsiniz. Bu bakımdan bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık.” ifadesini kullandı.
Sözcü Keçeli, ayrıca, Türkiye’nin ABD’den beklentilerinden birinin de FETÖ terör örgütü meselesini ciddiyetle ele alıp bu konuda adım atması olduğunu kaydetti.
ABD ile gündemdeki konular üzerine konuşulduğuna işaret eden Keçeli, terörle mücadele, ekonomik konular, savunma sanayi, yatırımlar gibi alanlarda iki ülke ilişkilerinin daha da güçlendirilebileceğini düşündüklerini aktardı.
Keçeli, Bakan Fidan ile ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’ın sık sık görüştüğünün altını çizerek, ABD’nin Türkiye’nin hassasiyetlerine saygı duyması halinde ilişkilerin kuvvetleneceğini vurguladı.
-“Refah’taki durum, uluslararası hukuk açısından suç teşkil ediyor”
Uluslararası Adalet Divanında (UAD) devam eden 2 süreç olduğunu hatırlatan Keçeli, bunlardan birinin 2022’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla UAD’den İsrail’in “işgal ettiği topraklarda” yaptıklarıyla ilgili görüş istenmesi olduğunu ve Türkiye’nin buna katkı sağladığını ifade etti.
UAD’de devam eden ikinci sürecin ise Güney Afrika’nın İsrail’e yönelik açtığı dava olduğunu söyleyen Keçeli, “Biz bu davaya, destek verdiğimizi zaten en üst düzeyde de ifade ettik.” dedi.
Keçeli, UAD’nin “İsrail’in operasyonlarının durması yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararını” doğru bulduklarının altını çizerek, kararın uygulanması gerektiğini ve bunun çok önemli olduğunu bildirdi.
İsrail hakkında alınan uluslararası kararların sahadaki durumu değiştirmediğine değinen Keçeli, Refah’taki gelişmelerden rahatsız olduklarını aktardı. Keçeli, şöyle devam etti:
“Biz Refah’taki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsızız. Refah’ta yaşananlar artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak yerinden edilme noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da başta dediğim gibi, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım.”
Keçeli, Bakan Fidan’ın İsrail-Filistin meselesinin çözümüne yönelik “garantörlük” kavramını hatırlatmasının dünyada ilgiyle karşılandığını kaydetti.
(Sürecek)
]]>SERRA TAYLAN
Engelli oğlu Hasan Küçük ile birlikte 2014’te Mersin’den Elazığ’a gelerek yerleşen Nuran Küçük, vefat eden eşinden kalan evin miras paylaşımı nedeniyle nüfus kayıtlarının değiştirilerek “ölü” gösterildiklerini ve bu durumu geç fark ettiklerini söyledi. Elazığ’da mahalle muhtarının yardımı ve avukat desteği sayesinde kimliklerine yeniden kavuşan Nuran Küçük ve oğlu bu kez de geçim sıkıntısı ve hastalıkla mücadele ediyor. Yüzde 73 engelli olan oğluna 2 bin 800 lira engelli maaşı bağlandığını belirten anne Küçük, oğlunun bir an önce tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.
Eşinin ölümü üzerinde 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a taşınan Nuran Küçük ve oğlu Hasan Küçük senelerce resmi kayıtlarda ölü olarak gösterildiklerini öğrendiler. İddiaya göre akrabaları tarafından resmi kayıtlarda “ölü” olarak gösterilen anne ve oğul; para çekmek için gittikleri bankada bu gerçeği öğrendiler. Bu olayın miras kavgası nedeniyle yaşandığını anlatan Nuran Küçük, muhtarın da desteği ile kimliklerine kavuştuklarını ancak oğlunun obezite, ileri derece tansiyon ve zihinsel hastalığının ise devam etmesi nedeniyle yetkililerden yardım istedi.
“MİRAS DAVASI GİBİ BİR NEDENLE ÖLÜ GÖSTERMİŞLER”
Konuyla ilgili olarak Mahalle Muhtarlığı Azası Celal Cirit şunları söyledi:
“Bunlar 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a gelmiş yoksul bir aile. Dışarda kalmışlar, köprü altında yatmışlar kimsesiz bir şekilde. Daha sonra muhtarımız sağ olsun kendilerini gördü mahallemizde yaşayabilecekleri 1-2 göz yer yaptılar. Ondan sonra burada yaşamaya başladılar. Daha sonra aileleri bunları Tarsus’ta miras davası gibi bir olay nedeniyle ölü göstermişler. Kadının kendi ailesi. Muhtarımız sağ olsun ailenin mağduriyetini gerekli yerlere bildirerek nüfusta kaydını tekrardan yaptırdı. Şu anda çok şükür bir maaşları da var artık. Muhtarımız yardımcı oluyor yardımlardan faydalanıyorlar. Maaşlarını alma konusunda da ben yardımcı oluyorum. Her ayın 26’sında taksi ile götürüyorum. İnsanlarımız sağ olsun yardımcı oluyorlar. Maaşlarını alıyorlar şu anda 5 bin 800 liralık maaşları var. Hasan Küçük’ün de engelli maaşı var, 2 bin 800 lira. Hasan Küçük rahatsız obezite hastası. İhtiyaçlarını biz karşılıyoruz. Gün oluyor bisikletim var gidiyorum iki kere üç kere ihtiyaçları için. Miras davası konusunda bir avukat tuttular. Şu anda bir sıkıntıları yok. Olay çözüldü. Sürekli olarak korkuları var gelecekler falan diye. O aile geldi kapıdan görüşüp gittiler. Şu an en büyük mağduriyetleri çocuğun sağlık problemleri. Aynı zamanda çocuğun engelli maaşı sadece bir yıllık süre ile bağlandı. Korkuları, bu kesilirse ne yapacağız, nasıl geçineceğiz diye düşünüyorlar. Neden bu maaş bir yıllık bağlandı kendisine ben de anlamadım. Annesi orada kurula götürmüş hiç haberleri yoktu bize raporun yüzde 35 verildiğini söylediler. Bir gün hastaneye giderek araştırdık. Gidip görüştük kurulla raporu getirdik ki yüzde 73. Muhtarım sağ olsun dedi ki git al yoksa almasaydık o rapor da öyle giderdi belki. Kimseleri yok yani. Bizler burada yardımcı olmaya çalışıyoruz.”
“BEN ÖLÜRSEM ANNEM NE OLACAK?”
Hasan Küçük şunları söyledi:
“2016 yılında bizi öldü gösterdiler, Tarsus’ta oldu. Beni de annemi de ölü gösterdiler. Akrabalarımız bizi ölü gösterdiler. İkimize bir ev kalmış. Bize kalan miraslardan bir çöp vermediler. Ne bir yatak, ne bir eşya, ne bir şey. Mal almayalım diye yapılmış. Yaşadığımızı ispatlamak için dava açtık, bir şey olmadı. Yeni kimliklerimiz var ama mallarımızı alamadık. Allah razı olsun onun bunun verdiklerini yiyip içerek hayatımızı sürdürüyoruz. Obezite hastalığım var. Devletimizden yardım bekliyorum tedavim için. Zar zor kalkabiliyorum. Bana annem bakıyor. Bize mal düşüyordu en az 6-7 milyon değerinde mal vardı verselerdi bize. Beni hastaneye yatırsınlar. Ben kalkamıyorum sizler de gördünüz. Ben insanım. Geçen gün düştüm, çay dahi içemiyorum. Bir iki gün yatmak istiyorum hastanede. Randevu vermiyorlar. Anneme bir şey olsa ben ne yapacağım? Bana bir şey olsa annem ne yapacak?”
“EŞİMDEN KALAN MALI VERMEDİLER”
Nuran Küçük ise, “Eşimden kalan mal vardı ama vermediler. O yüzden bizi ölü gösterdiler. Kaynanam ve üvey kız kardeşim bir olarak benim mirastan pay almamam için beni ve oğlumu 2016 yılında ölü gösterdiler. Ben eşim öldüğünden beri burada yaşıyorum çocuğumla birlikte. Beni ölü gösterdiler. Kimliğimizi yeni çıkarttık” dedi.
]]>
Kendi ülkelerinde yoklukta ve mülteci konumundalar
İDLİB – Suriye’nin İdlib kentinde güvenli bölgeye ve çadır kentlere sığınan mülteciler, yokluk içinde var olmaya çalışıyor. Kimi zaman boş kimi zaman dolu sokaklarda hayatlarını sürdürmeye çalışan çocukların ve ailelerin son durumu yürek burktu. Boşaltılan bazı bölgelerde sessizlik hakim olduğu görülürken, evlerdeki çatışma izleri de dikkat çekti.
Suriye’de 15 Mart 2011 yılında başlayan iç savaş 13. yılına dayandı. Savaş nedeniyle 2011 yılından bu yana binlerce kişi hayatını kaybederken, milyonlarcası ise ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Milyonlarca Suriyeli de ülke içinde yerinden edildi. Türkiye’de bulunan yardım kuruluşları da yıllardır bölgede yaşam mücadelesi veren ve yerlerinden edilen Suriyelilere elini uzatıyor. Hayrat İnsani Yardım Derneği yıllardır savaş mağduru çocuklara ve ailelerine destek veriyor.
Dron ile havadan çekilen görüntülerde, yokluğun içinde var olmaya çalışan çocuklar ve aileleri duygulandırdı. Yaşam mücadelesi veren savaş mağduru ailelerin ve sokakların son durumu da gözler önüne serildi.
“2 milyon insan çadır kentte yaşam mücadelesi veriyor”
Hayrat İnsani Yardım Derneği Kocaeli Temsilcisi Şükür Çakır savaş başladığından beri yardım faaliyetlerini yürüttüklerini belirterek, “Savaş başladığından beri yani 12 yıldır İdlib, Azez, Cerablus’ta çok ciddi faaliyetlerimiz var. Biz Kocaeli Hayat Yardım Temsilciliği olarak 10 yıldır İdlib’e bizzat gelerek ve yardım getirerek dağıtıyoruz. İdlib’te çok ciddi yaşam mücadelesi var. Burada bin civarında çadır kent var. 2 milyon civarında insan, savaşın olduğu Hama, Humus, Halep gibi yerlerden kaçarak İdlip’e sığınıyor, burada çadır kentte yaşam mücadelesi veriyor” dedi.
“Dünyanın neresinde bir mazlum varsa Türk milleti olarak onların yanındayız”
Her ay İdlib’e yardım getirdiklerini söyleyen Çakır, “Her ay binlerce ailemize gıda, kömür, çocukların ihtiyaçları dağıtıyoruz. Kocaeli’den yardım eşyalarını toplayıp bağışçılarımızla birlikte İdlib’te dağıtıyoruz. Çanakkale’de çok fazla İdlibli şehit var. Bu sebeple bizim onlara borcumuz var. Bunun dışında biz Müslüman ve kardeşiz. Dünyanın neresinde bir mazlum varsa Türk milleti olarak onların yanındayız, Afrika’dayız. Filistin zaten bizim ortak acımız. Türkiye’de deprem bölgesindeydik, ciddi faaliyetler yaptık” şeklinde konuştu.
“Her ay İdlib’teyiz ve gelmeye de devam edeceğiz, çünkü mazlumlar bizim yolumuzu gözlüyor”
İdlib’in çok fazla ihtiyaç olduğunu dile getiren Çakır, “Buranın yaşam şartlarının ne kadar zor olduğunu görmüş oluyorsunuz. Yetim çocukların daha zor şartlarda yaşadığını görüyoruz. Hayrat Yardım olarak özellikle Kocaeli’ye, cömert Türk halkına teşekkür ediyorum. Türk milleti çok büyük. Nerede sıkıntı varsa her daim ordayız. Bu noktada Hayrat Yardım olarak veren el ile alan eli buluşturan köprü oluyoruz. Her ay İdlib’teyiz ve gelmeye de devam edeceğiz çünkü mazlumlar bizim yolumuzu gözlüyor” ifadelerini kullandı.
“Çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyoruz”
Yaşadığı acıları anlatan Suriyeli kadın ise “İdlib’in güneyinde Hiş bölgesinde ailemle birlikte bombardımana maruz kaldık. 5 yıl önce İdlib’e geldim. Hiş bölgesinde eşimi, 3 kızımı ve oğlumu kaybettim. Bir çocuğum elini kaybetti. Çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyoruz. Zor geçiniyoruz. Kimsesiz kaldık. Tüm Türk halkına çok teşekkür ediyorum. Allah sizlerden razı olsun. Bize Hayrat Yardım Vakfı aracılığıyla yardım ediyorsunuz. Destek olan herkese teşekkür ediyorum, Allah sizlerden razı olsun” dedi.
]]>Kızılay, mevsim koşulları zorlaşmadan önce depremzedelere yönelik kış yardım programı başlattığını duyurdu. Türk Kızılay Afet Yönetimi ve İklim Değişikliği Genel Müdürü İbrahim Özer, “Kış yardımları programıyla 1,2 milyon depremzedeye destek sağlayacağız. Depremzedelere kışlık giyim, gıda, hijyen, ısıtıcı, battaniye ve izolasyon malzemelerini ulaştırıyoruz” dedi.
Deprem bölgesindeki kış yardımları programının Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz ile başlatıldığını belirten Türk Kızılay Afet Yönetimi ve İklim Değişikliği Genel Müdürü İbrahim Özer, yardım seferberliğinin planlanan takvime göre yürütüldüğünü bildirdi. Özer, “Deprem bölgesindeki iyileştirme çalışmalarımız kapsamında geçim kaynağı oluşturma, gıda, giyim, su sanitasyon ve barınma malzemesi yardımlarımız devam ediyor. Yaşadığımız mevsim koşulları daha da ağırlaşmadan depremzedelerimizin kışa yönelik ihtiyaçlarına çözüm için yardım programımızı başlattık. Kızılaycılar ve kendilerinde depremzede olan gönüllülerimiz en başından bu yana olduğu gibi yine depremzedelerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için köylere ve konteyner kentlere gidiyorlar. Kızılaycılar, her gittiği yerde depremzedelere beraberlerindeki kışlık giyim, gıda, hijyen, ısıtıcı, battaniye ve izolasyon malzemelerini ulaştırıyor. Bunun yanında yine en çok etkilenen Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Malatya ve Osmaniye olmak üzere 6 ilimizde hem sosyal güçlendirme hem de psikososyal destek ve eğitim çalışmaları için Türk Kızılay Toplumsal Hizmet Merkezlerimiz depremzedelerimizin ihtiyaçlarına çözüm sunmak için çalışıyor. Yine deprem bölgesinde hizmete aldığımız ve bağışçılarımızın da desteğiyle sayılarını artırmayı hedeflediğimiz 100. Yıl Türk Kızılay Kütüphaneleri kuruyoruz. Bu kütüphanelerimiz yavrularımızın ders çalışabilmeleri için özel alan oluşturuyor. Kış yardımları programıyla 1,2 milyon depremzedeye destek sağlayacağız. 607 dükkanın yeniden açılmasını sağlayan esnaf destek projemizle ilk etabı tamamlanan sosyal güçlendirme programımız çiftçi destek projesiyle devam ediyor” dedi.
745 BİN GİYİM MALZEMESİYLE KIŞLIK KIYAFET DESTEĞİ
Kış yardım programı hakkında Kızılay tarafından şu bilgilere yer verildi:
“Hazırlanan yardım malzemeleriyle köyler ve konteyner kentlerdeki afetzedelere destek çalışmaları yürüten Kızılay; kışlık giyim, nakdi yardım, gıda, hijyen, barınma malzemeleri gibi yardımlarını bölgedeki uzman personeli ve gönüllüleri ile ulaştırıyor. Kış yardımlarıyla mont, bot, kazak, hırka, pantolon, ayakkabı, etek, eldiven, atkı, bere, iç çamaşırından oluşan 745 bin giyim malzemesiyle kışlık kıyafet desteği verilirken gıda ihtiyacı için yaklaşık 54 bin gıda kolisi dağıtılıyor. Su sanitasyonu kapsamında 8 sistem kuruldu, 3 bin 800 ev tipi su arıtma cihazı kuruluyor ve 10 bin su bidonu ulaştırılıyor. Kadınlar için kişisel bakım ve hijyen ihtiyaçları için hazırlanan 40 bin paket, öğrencilere 2 bin 900 kırtasiye seti desteği sağlanıyor. Soğuk ve yağışlara karşı ise 114 bin 500 izolasyon malzemesi, yaklaşık 37 bin ısıtıcı ve 50 bin battaniyenin dağıtımı yapılıyor. Ayrıca Kızılay Esen Kart ile 39 bin haneye, 4 bin TL’lik toplamda 156 milyon TL’lik destek veriliyor. Yardımların yanı sıra depremzedelere hizmet vermesi için hazırlanan 100. Yıl Türk Kızılay Kütüphaneleri ile Türk Kızılay Toplumsal Hizmet Merkezleri de depremzedelerin ihtiyaçlarına çözüm sunuyor.”
]]>