Usta – Iğdır Haber https://www.igdirhaber.com.tr Wed, 31 Jul 2024 09:06:37 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Siirt’te Şal Şepik Kumaşı Geleceğe Taşınıyor https://www.igdirhaber.com.tr/siirtte-sal-sepik-kumasi-gelecege-tasiniyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/siirtte-sal-sepik-kumasi-gelecege-tasiniyor/#respond Wed, 31 Jul 2024 09:06:37 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=11397 Siirt’in Eruh ilçesinde cezaevinden dönüştürülen atölyede dokunan şal şepik kumaşı, kültürel miras taşıyıcısı sanatçıların öncülüğünde geleceğe taşınıyor.

Türk Patent ve Marka Kurumunca 2 yıl önce coğrafi işaretle tescillenen şal şepik kumaşı, Eruh Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde eski cezaevinde kurulan atölyede 12 usta tarafından 10 tezgahta üretiliyor.

Atölyede görevli usta öğreticilerden Leyla Çekin, Nail Gülhacı ve Yusuf Yıldırım, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Türkiye’deki geleneksel sanatları ve sanatçıları desteklemek amacıyla somut olmayan kültürel miras taşıyıcılarına verilen “sanatçı tanıtma kartı” almaya hak kazandı.

Eruh Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Seyfettin Çelik, AA muhabirine, 2014 yılında 2 ustanın çalıştığı atölyede, şu anda 12 ustanın 10 tezgahta üretim yaptığını söyledi.

Şal şepik kumaşının her geçen gün daha da ilgi gördüğünü vurgulayan Çelik, bu nedenle mevcut atölyenin ihtiyaçları karşılayamadığını ifade etti.

Usta sayısının artırılması hedefleniyor

Yeni bir yerde hizmet vermek için çalışmaların sürdüğünü anlatan Çelik, buna ilişkin GAP Bölge Kalkınma İdaresine proje sunduklarını dile getirdi.

Çelik, proje kapsamında büyük bir kök boya atölyesi kurmayı ve usta sayısını 60’a çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, “Burada kuracağımız kök boya atölyesiyle sadece Eruh’a değil, bölgeye hizmet etmeyi planlıyoruz. Bölgedeki halı, kilim iplerini kök boyayla burada boyamayı hedefliyoruz. Amacımız Eruh’umuzu bir doğal tekstil merkezi haline getirmektir.” dedi.

3 usta öğreticinin sanatçı tanıtma kartı aldığına dikkati çeken Çelik, atölyenin bu kültürel miras taşıyıcılarıyla ilerleyişini daha emin adımlarla sürdüreceğini kaydetti

Atölyede 9 yıldır görev yapan Leyla Çekin de eski ustalardan öğrendiği mesleğini, aldığı kart ile daha da severek yapacağını söyledi.

Çekin, “Devlet büyüklerimizin bu kumaşa değer vermeleri bizi ayrıca gururlandırıyor ve daha çok çalışmaya teşvik ediyor.” diye konuştu.

Tiftiğin 11 aşamadan geçtiğini ve ardından tezgahta dokunarak kumaş haline getirildiğini aktaran Çekin, bu kumaştan farklı renklerde ceket, pantolon, yelek, etek, yöresel kıyafetler ile çeşitli aksesuarlar yapıldığını anlattı.

Çekin, hak kazandığı sanatçı kimliğiyle mesleği gelecek nesillere aktarmaya çalışacağına işaret ederek şöyle konuştu:

“Şal şepik, her aşaması çok emek isteyen zor bir kumaş. Emeği çok olduğu kadar değerli bir kumaş. Severek dokuyoruz. Devlet büyüklerimizden de burayı büyütmek için destek bekliyoruz. Gençlerimiz için güzel bir istihdam alanı olur. Sanatçı tanıtma kartı almak bizi gururlandırıyor, mutlu ediyor. Bizi bu işe daha çok teşvik ediyor.”

“Mesleğimizi daha da severek yapacağız”

Nail Gülhacı da babasından öğrendiği şal şepik yapımını 9 yıldır atölyede sürdürdüğünü dile getirdi.

Kültürel miras taşıyıcısı kimliğiyle mesleğinin daha da anlam kazandığına vurgu yapan Gülhacı, “Burada sürekli şal şepik üretiyoruz. İl dışına da yurt dışına da gönderiyoruz. Gelen talepleri karşılamaya çalışıyoruz. Bu kimlik kartını aldık ve bundan sonra mesleğimizi daha da severek yapacağız. Bugüne kadar çok sayıda kursiyer yetiştirdik.” ifadelerini kullandı.

Yusuf Yıldırım ise 8 yıldır atölyede görev yaptığını belirterek, sanatçı tanıtma kartı aldığı için çok mutlu olduğunu kaydetti.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/siirtte-sal-sepik-kumasi-gelecege-tasiniyor/feed/ 0
Türk Sinemasının Önemli Yönetmenlerinden Halit Refiğ Anıldı https://www.igdirhaber.com.tr/turk-sinemasinin-onemli-yonetmenlerinden-halit-refig-anildi/ https://www.igdirhaber.com.tr/turk-sinemasinin-onemli-yonetmenlerinden-halit-refig-anildi/#respond Mon, 29 Jul 2024 21:03:24 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=11252 Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Halit Refiğ, doğumunun 90. yılında Bakırköy’de düzenlenen etkinlikle anıldı.

Refiğ’in anısına 2001 Collage Sergi Salonu’nda düzenlenen programda, sanatçının hayatındaki önemli anların yer aldığı fotoğraf sergisi de katılımcılarla buluştu.

Sergiyi hazırlayan iş adamı ve koleksiyoner Hilmi Nakipoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böylesi bir organizasyonun parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, “Halit Refiğ’in sanat hayatını anlatan bir sergi düzenlemek istedik. Onu, ölüm yıl dönümünde değil, doğum gününde anmak istedik. Filmlerinden kareler, yaşamındaki önemli isimlerle birlikte portrelerine yer vererek onu unutmadığımızı dile getiriyoruz. O, bu ülkenin en önemli yönetmenlerinden, sinemacılarından birisiydi.” dedi.

“Refiğ’in en büyük özelliği bu toprakların insanlarını dinlemesi, onlara kulak vermesiydi”

Programın sunuculuğunu üstlenen yönetmen ve yapımcı Nur Onur da Türk sineması deyince akla gelen ilk isimlerinden birisinin Halit Refiğ olduğuna işaret ederek, usta yönetmenle TRT için hazırladıkları “Yansımalar” adlı belgesel kapsamında tanıştıklarını aktardı.

Onur, Refiğ’in vefatına kadar hep yanında olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

“Burgazada’da ve Sapanca’daki evlerinde birçok ünlü isimle birlikte sohbetlerine eşlik etme bahtiyarlığına eriştim. O, hiç şüphesiz, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük entelektüellerden birisiydi. Sadece sinemayla değil, bu toprakların tarihiyle fazlasıyla ilgiliydi. Refiğ’in en büyük özelliği bu toprakların insanlarını dinlemesi, onlara kulak vermesiydi. Öyle sanıyorum ki yeni nesil yönetmenlerin ondan öğrenecekleri çok şey var.”

“Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan fikriyatın tam karşısında yer alıyordu”

Halit Refiğ’in bir dönem hayat arkadaşı olan Nilüfer Aydan, Refiğ’in sadece bir yönetmen değil, dünya görüşü olan önemli bir düşünür olduğunu vurguladı.

Refiğ’in kendisini çok iyi yetiştirmiş birisi olduğunu belirten Aydan, “O, bir eleştirmendi, yazardı, fikir ustasıydı. Bu nedenle onun filmleri Türk sinemasının en dolu yapımlarındadır. Çünkü onun filmlerinde sadece görüntüler değil, fikir ve düşünceler vardır.” değerlendirmesini yaptı.

Usta yönetmenin ikinci eşi Gülper Refiğ de şunları kaydetti:

“Halit’in sevenleri hala onu yalnız bırakmıyorlar. O, Türk sinemasının bence en önemli ismiydi. Buna rağmen mütevaziliğinden, nezaketinden hiçbir zaman vazgeçmez ve ‘ben, bir sanatçı değilim yavrum, bir öğrenciyim’ derdi. Onun derdi, bu topraklar ve bu toprakların insanıydı. Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan fikriyatın tam karşısında yer alıyordu. Çileli bir hayatı oldu, o dertli bir insandı ve belki de onu hala büyük kılan da bu dertli haliydi.”

“O, bize sorgulamayı ve eleştirmeyi öğretti”

Gazeteci yazar Ali Saydam ise düzenlenen etkinliğin Halit Refiğ’i anmak ve anlamak için çok önemli bir vesile olduğunun altını çizdi.

Saydam, “Halit Refiğ’in fikriyatında adalet var, vatan sevgisi var. O, omurgası çok sağlam bir adamdı. Her zaman milletinin yanında, vatanın bölünmez bütünlüğünün tarafı oldu.” ifadelerini kullandı.

Program, usta sanatçının, başrollerini Yıldız Kenter ve Eşref Kolçak’ın paylaştığı 1989 yapımı “Hanım” filminin gösterimiyle son buldu.

Halit Refiğ hakkında

Refiğ, ilk olarak 1954’te yedek subay olarak gittiği Kore’de çektiği 8 milimetrelik filmlerle sinemaya adım attı. İlk profesyonel sinema çalışmasına “Yaşamak Hakkımdır” filmiyle, Atıf Yılmaz’ın asistanlığını yaparak başladı.

İlk filmi “Yasak Aşk” ile 1961’de yönetmenliğe adım atan Refiğ, “ulusal sinema” düşüncesine öncülük edenlerin başında geldi.

Batılı sinema anlayışına karşı “ulusal sinema” fikrini savunan Halit Refiğ, Metin Erksan, Lütfi Akad, Duygu Sağıroğlu ve Sami Şekeroğlu ile birlikte bu fikir üzerine yazılar yazdı ve bu alanda örnek filmlere imza attı.

Türk sinemasında 1970’li yıllarda başlayan değişim nedeniyle televizyon filmleri çekmeye başlayan Refiğ, Kemal Tahir, Halit Ziya Uşaklıgil gibi isimlerin eserlerini de televizyon ekranına aktardı.

Usta yönetmene 1997’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından “Onursal Profesörlük” unvanı verildi. Çok sayıda makale ve araştırma yazısı kaleme alan usta yönetmenin “Ulusal Sinema Kavgası” çalışması başta olmak üzere pek çok kitabı yayımlandı.???????

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/turk-sinemasinin-onemli-yonetmenlerinden-halit-refig-anildi/feed/ 0
Ömer Seyfettin’in vefatının üzerinden 104 yıl geçti https://www.igdirhaber.com.tr/omer-seyfettinin-vefatinin-uzerinden-104-yil-gecti/ https://www.igdirhaber.com.tr/omer-seyfettinin-vefatinin-uzerinden-104-yil-gecti/#respond Fri, 26 Jul 2024 21:13:27 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=11029 “Kaşağı”, “Falaka”, “Diyet”, “Yalnız Efe”, “Pembe İncili Kaftan” ve “Perili Köşk”ün de aralarında bulunduğu çok sayıda esere imza atan, Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Ömer Seyfettin’in vefatının üzerinden 104 yıl geçti.

Yüzbaşı Ömer Şevki Efendi ile Fatma Hanım’ın oğlu Ömer Seyfettin, 11 Mart 1884’te Balıkesir Gönen’de dünyaya geldi.

Usta edebiyatçı, 7 yaşına kadar kaldığı Gönen’de, 4 yaşından itibaren medrese eğitimi veren mahalle mektebine gitti.

Babasının Ayancık’a atanmasının ardından sübyan mektebine başlayan yazar, verilen eğitimi beğenmeyen ailesi tarafından 1892’de İstanbul’da Mekteb-i Osmani’ye yazdırıldı.

Ömer Şevki Efendi, kendisi gibi asker olmasını istediği oğlunu, Eyüpsultan Askeri Baytar Rüştiyesine yerleştirdi. Burada tiyatroyla da tanışan ve yazmaya ilgi duyan Seyfettin, rüştiyeden arkadaşı Aka Gündüz ile Edirne Askeri İdadisinde eğitimine devam etti. Her iki okul, usta yazarın askeri kimliğinin yanı sıra edebiyata yönelmesinde önemli rol oynadı.

İlk şiiri Mecmua-i Edebiyye’de yayımlandı

İdadinin son sınıfındayken, yazdığı şiirleri çeşitli dergilere gönderen Seyfettin’in ilk şiiri, Mecmua-i Edebiyye’de okuyucuyla buluştu.

Ömer Seyfettin, 1900’de İstanbul Kara Harp Okuluna girdi. Okuldan 1903’te mezun olan yazar, kura sonucu Kuşadası Redif Taburuna atandı. Aynı yıl taburda yaşanan karışıklıklar dolayısıyla göreve Kuşadası’nda değil Rumeli’de başladı.

Selanik ve Manastır’a bağlı Pirlepe’de çeşitli görevlerde bulunan yazar, elde ettiği başarılar dolayısıyla 2 liyakat madalyasıyla ödüllendirildi. İsyanın bastırılmasının ardından 6 Eylül 1904’te bağlı bulunduğu taburla Kuşadası’na döndü.

Askeri okullardaki eğitimini başarıyla tamamlayan Seyfettin, 1907’de İzmir’de açılan Jandarma Okulunda öğretmenlik yaptı ve jandarma örgütünün İzmir’deki kuruluş çalışmalarında yer aldı. Ömer Seyfettin, burada “İzmir”, “Ahenk” ve “11 Temmuz” adlı gazete ve dergilerde yazılar kaleme aldı.

Önemli yazar ve fikir adamlarını tanıdı

Usta edebiyatçı, Baha Tevfik, Şahabettin Süleyman ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi önemli yazar ve fikir adamlarıyla tanıştı. Yazar, idadiden arkadaşı Aka Gündüz’den sonra edebi çevresini genişletmeye başladı.

Baha Tevfik’in teşvikiyle Fransızcasını ilerleten Seyfettin’in bu dilde yazdığı birkaç şiir, “Perviz” imzasıyla “Mercure de Soleil” mecmuasında yayımlandı. Aynı yıllarda “Serbest İzmir”, “Sedad” ve “Muktebes” adlı süreli yayın organlarında Seyfettin’in yazı ve şiirleri okuyucuya ulaştı.

Ömer Seyfettin, ordudaki görevinden 1911’de ayrılarak Selanik’e gitti. Askeri rüştiyede başlayan şiir yazma merakı, artık hayatı boyunca sürdürmek istediği bir uğraş haline geldi.

Selanik ve Manastır’da yayımlanan “Bahçe”, “Kadın”, “Hüsn ve Şiir”, “Tenkid” ve “Piyano” mecmualarına şiirler gönderen yazar, Fransız edebiyatından, özellikle Catulles Mendes’ten çeviriler de yaptı.

Edebiyat-ı Cedide topluluğuna uygun şiirler ya da Fransız edebiyatından çevirilerle meşgul olan usta kalem, daha önce bir iki deneme yaptığı hikayeye, bir daha vazgeçmemek üzere döndü.

Seyfettin ve arkadaşları, 1911’de “Genç Kalemler” dergisini okurla buluşturdu. Derginin ilk sayısında Seyfettin’in imzasız yazdığı “Yeni Lisan” adlı başmakale, milli edebiyatın meydana gelmesinde ilk basamağı teşkil etti. Türklerde edebiyat alanında yeni bir uyanışın gerçekleştiğine işaret eden makale ve dergi, Türk edebiyatının dönüm noktalarından biri olarak gösterildi.

Balkan Savaşları başlayınca orduya döndü

Yazar Seyfettin, Balkan Savaşları’nın başlaması üzerine, yaklaşık 1 yıllık yoğun matbuat ve edebi faaliyetten sonra yeniden orduya döndü.

Garp ordusunda önce Kosova’da Sırplara, sonra Yanya’da Yunanlılara karşı yaklaşık 5 ay savaşan Seyfettin, esir düştü ve Atina yakınlarındaki Nafliyon kasabasında 10 ay kadar esaret hayatı yaşadı. Yazar, 17 Aralık 1913’te İstanbul’a döndü.

Esaret yıllarını tefekkür dönemi olarak değerlendiren usta edebiyatçı, bir taraftan hikayeler kaleme alırken diğer taraftan dil, kültür ve hayat üzerine düşüncelerini geliştirmeye çalıştı.

Ziya Gökalp ile tanışmasının ardından memleket gerçeklerine yönelen yazar, ilk hikayesini Balkanlar’daki görevi sırasında tuttuğu günlüklerden hareketle “İrtica Haberi” adıyla Genç Kalemler’de yayımladı.

Usta edebiyatçı, 23 Şubat 1914’te askerlikten bir kez daha ayrılarak İstanbul’a döndü.

Kısa süre sonra annesini kaybeden yazar, “Türk Sözü” ile yeniden yazarlığa başladı ve bir süre de “Yeni Mecmua”nın yayın sorumluluğunu üstlendi.

Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan yazar Seyfettin, Ali Canip ile kısa süre Tetkikat-ı Lisaniye’de encümen üyeliği yaptı. Ömer Seyfettin, ders kitapları ve müfredat çalışmalarına katıldı, kaleme aldığı yazılarında ise yabancı okulların kapatılması ve bunların yerine milli okulların açılması yönünde görüşlerini dile getirdi.

Harbiye Nezaretinin kültür ve sanat adamları için 1915’te Çanakkale cephesine düzenlediği geziye katılan usta kalem, aynı yıl İttihat ve Terakki Fırkası’nın ileri gelenlerinden Besim Ethem Bey’in kızı Calibe Hanım ile evlendi. Çiftin, Hatice Fahire Güner adını verdikleri kızı, 1917’de dünyaya geldi. Seyfettin, çok uzun sürmeyen bu evliliğin ardından 1918’de yalnızlık ve bekarlık günlerine döndü.

Yeni Mecmua’da, hikayeciliği yönünden en üretken yıllarını yaşadı

Ömer Seyfettin’in Yeni Mecmua’nın başında bulunduğu dönem, hikayeciliği yönünden en üretken yıllar oldu. “Eski Kahramanlar” serisindeki hikayelerini de yazdığı 1917-1918’de, 32 hikayesi yayımlandı.

Usta hikayeci, ölümüne kadar geçen sürede bir taraftan sağlık problemleriyle uğraşırken diğer yandan kalem faaliyetlerine ve öğretmenliğe devam etti. İşgal günlerinin acı ve endişesi içinde hastalığı ilerleyen yazar, yatağa düştü.

Henüz 36 yaşındayken 6 Mart 1920’de şeker hastalığı nedeniyle vefat eden Ömer Seyfettin’in cenazesi, Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedildi. Burası tramvay garajı yapılınca Seyfettin’in kabri, 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na taşındı.

150’ye yakın hikaye kaleme aldı

Ömer Seyfettin’in 100’e yakın şiiri, ölümünden sonra bulunan el yazıları ve arkadaşlarına gönderdiği mektuplarda yer aldı.

Roman denemeleri “Ashab-ı Kehfimiz”, “Harem”, “Yalnız Efe” ve “Efruz Bey” ile 150 civarında hikayeyi kaleme alan yazar, mensur şiir, fıkra, hatırat, mektup, makale ve çeşitli türlerdeki tercümelerden oluşan geniş bir külliyata imza attı.

Modern Türk hikayeciliğinin kurulmasında öncü rol üstlenen Seyfettin, hikayelerinin konularını belirlerken sadece kişisel tecrübesiyle sınırlı kalmadı.

Seyfettin, çocukluğundan itibaren okuduğu okullar, çalıştığı, gezip gördüğü yerlerde edindiği izlenimler, duyduğu, dinlediği olaylar, okuduğu kitapların yanında, yaşadığı devirdeki sosyal ve siyasi olaylar, Türk tarihi, Türk kültür ve medeniyeti gibi konularla hikayelerinin çerçevesini oluşturdu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/omer-seyfettinin-vefatinin-uzerinden-104-yil-gecti/feed/ 0
Kahramanmaraş’ta deprem sonrası zarar gören altın ustaları Diyarbakır’da üretime devam ediyor https://www.igdirhaber.com.tr/kahramanmarasta-deprem-sonrasi-zarar-goren-altin-ustalari-diyarbakirda-uretime-devam-ediyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/kahramanmarasta-deprem-sonrasi-zarar-goren-altin-ustalari-diyarbakirda-uretime-devam-ediyor/#respond Wed, 05 Jun 2024 21:12:41 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=8115 OSMAN BİLGİN -“Asrın felaketi”nde, Kahramanmaraş’ta iş yerleri yıkılan veya zarar gören 10 altın ustası, Diyarbakır’daki atölyelerde üretim gerçekleştiriyor.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerde kentteki iş yerleri yıkılan veya zarar gören 10 altın ustası, Diyarbakır’da yeni bir yaşama başladı.

Ustalar, Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası’nın çatısı altında, kentteki çeşitli atölyelerde yeniden altın takı üretimine başladı.

Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası Başkanı Mehmet Yüksel, AA muhabirine, Kahramanmaraş’ın kuyumculuk sektörü açısından önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, yaşanan depremle birlikte Kahramanmaraş’ta sektörün zarar görmesinin kendileri için üzücü olduğunu söyledi.

Bölgede üretimin büyük kısmının Kahramanmaraş’tan yapıldığını, depremin ardından bu sektörün sekteye uğradığını kaydeden Yüksel, depremden etkilenen üreticilerin olduğunu belirtti.

Kahramanmaraş’tan 10 altın ustasının Diyarbakır’a geldiğini, bu ustaların çeşitli atölyelerde çalışmaya başladığını bildiren Yüksel, ustaların kentte üretim yaptığını söyledi.

Ustalara her konuda yardımcı olduklarını ifade eden Yüksel, “Bizler onlara el, ayak olduk. ‘Yeter ki üretim yapın, biz de size yardımcı olalım.’ dedik. Onlara her türlü desteği veriyoruz. Kentte toplam 60 atölye var. Ustalarımız, 10 ayrı atölyede çalışıyor.” dedi.

“Depremde, çok kaybımız vardı ama mücadeleyi de bırakmamak lazım”

Usta Ali Çiftaslan, depremde iş yerlerini kaybettikten sonra bir süre devletin olanaklarından faydalandıklarını ve daha sonra da Diyarbakır’a ailesiyle birlikte yerleştiğini söyledi.

Diyarbakırlı dostlarıyla görüşmeleri sonucu Diyarbakır’a taşınmaya karar verdiklerini bildiren Çiftaslan, şöyle konuştu:

“Daha önce Diyarbakır’daki esnafla ticari ilişkilerimiz vardı. Bu ilişkiler sonra dostluğa dönüştü. Ayrıca, Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ın takı tasarımları da benzer. Bunlardan dolayı Diyarbakır’a yerleştik. Burada işimize başladık. Kahramanmaraş’ta sürdürdüğümüz işi burada da devam ettiriyoruz. Diyarbakırlı hemşerilerimizin, dostlarımızın, esnafımızın misafirperverlikleri, bizi kabullenmeleri, kendilerinden ayırt etmemeleri, yaşadığımız olaydan sonra daha bir sarılmaları, samimi olmaları bizi sevindirdi. Depremden dolayı maddi ve manevi kayıplarımız oldu. Hayat devam ediyor. Depremde, çok kaybımız vardı ama mücadeleyi de bırakmamak lazım. Bir şekilde devam etmek gerekiyor.”

Eşiyle birlikte atölyede çalıştığını kaydeden Çiftaslan, Diyarbakır’da da ekmeklerini kazanmaya, hayatlarını idame ettirmeye çalıştıklarını aktardı.

Kahramanmaraş’tan gelen ustaların Diyarbakır’a renk kattığını aktaran Çiftaslan, “Sanatımızı yapıyoruz, kalfalarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Bizden sonra da kısmet olursa onlar devam ettirecek. Kahramanmaraşlı bir sanatkar olarak Diyarbakır’da üretimimize devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Kahramanmaraş’ta düzenimiz dağıldı”

Usta Sıddık Denizdurduran da Kahramanmaraş’taki Kuyumcukent’te bulunan dükkanının depremde yıkıldığını söyledi.

“Asrın felaketini yaşadıktan sonra Kahramanmaraş’ta düzenimiz dağıldı. Biz de Diyarbakır’a geldik.” diyen Denizdurduran, Diyarbakır’da yeniden imalat gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Denizdurduran, “Orası da burası da evimiz. Diyarbakır’da yabancılık çekmiyorum. Burada bir şeyler üretebilirsek memnun oluruz.” diye konuştu.

Atölye sahibi Ali Topuz da bünyelerinde çalışmaya başlayan Kahramanmaraşlı ustalarla bir aile gibi olduklarını dile getirdi.

Kahramanmaraşlı altın üreticilerinin Diyarbakır’ın kuyumculuk sektörüne farklı bir bakış açısı getirdiğini anlatan Topuz, “Depremden etkilenen vatandaşlarımız yanımızda çalışıyor. Diyarbakır’ın üretimine de katkı sağlıyorlar.” dedi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/kahramanmarasta-deprem-sonrasi-zarar-goren-altin-ustalari-diyarbakirda-uretime-devam-ediyor/feed/ 0
Okulu bırakan çocuklar altın işleyerek sanatı öğreniyor https://www.igdirhaber.com.tr/okulu-birakan-cocuklar-altin-isleyerek-sanati-ogreniyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/okulu-birakan-cocuklar-altin-isleyerek-sanati-ogreniyor/#respond Sun, 14 Apr 2024 21:01:12 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=6282 Okulu bırakan çocuklar altın işleyerek sanatı öğreniyor

Diyarbakır’da çocukların işledikleri altın, birçok ülkeye ihraç ediliyor

Diyarbakır’dan Avrupa, Asya ve Ortadoğu’ya uzanan ticaret yolu

DİYARBAKIR – Diyarbakır’da faaliyet gösteren bir kuyumcunun atölyesinde eğitim gören 14-21 yaş arasındaki çocuklar, yaptıkları altın ürünleri Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerine ihraç ediliyor. Çocuklar, bir yandan ustalığı öğrenirken diğer yandan ise ailelerine maddi olarak da katkıda bulunuyor.

Merkez Kayapınar ilçesinde kuyum sektöründe faaliyet gösteren HMT Kuyumculuk, okulu bırakan çocuklar için açtığı altın üretim atölyesinde usta yetiştiriyor. Yaşları 14-21 aralığında olan çocuklar, ürettikleri altınlar ile hem sanat öğreniyor hem ailelerine maddi yönden katkı sağlıyor.

HMT Kuyumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Kaya, 2017 yılından bu yana okulu terk eden çocukları yanında yetiştirip usta öğretici olarak piyasaya sürdüğünü söyledi.

Çocukların atölyede ustalığı öğrenirken diğer yandan da meslek lisesinde eğitim gördüğünü ifade eden Kaya, “2017 yılından bu yana Mesleki Eğitim Programı çerçevesinde çocuk usta yetiştiriyorum. Eğitim alan çocukların çoğu zaten meslek lisesinde kuyumculuk bölümü öğrencileridir. Eğitim gören elemanlarımdan en küçüğü 14 en büyüğü 21 yaşında. Bu çocuklar, Diyarbakır’da kaybolmuş zanaatı yeşertmeye çalışıyor. İnşallah çocuklarımızın her biri ileride ayrı usta olacak, onlar da farklı öğrenci yetiştirecektir” dedi.

“Amacımız; eğitim hayatında pek başarılı olamayan çocukları meslek lisesine yazdırıp, mesleki eğitim programından kendi bünyemize çekip en azından zanaatkar yetiştirmektir” diye konuşmasına devam eden Kaya, “Bu yüzden çocuklarımızı topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın bir çoğu mevcut sistem içerisinde altını işlemeyi öğrenmiş oluyor. Bu öğrenciler meslek lisesinden mezun olduktan sonra üniversitelerde takı tasarım bölümlerinde eğitim görebilir, sertifikaları olduğu takdirde meslek liselerinde usta öğretici olarak eğitim de verebilirler” ifadelerinde bulundu.

“Öğrenci bulmakta zorlanıyoruz”

Günde 7 öğrencinin 1,5 kilogram altın işlediğini dile getiren Kaya, “Kapasitemiz yüksek olmasına rağmen öğrenci bulmakta zorlanıyoruz. Meslek liseleriyle bu konu hakkında irtibattayız. Önümüzdeki sene daha fazla öğrenci edeceğiz ki sektör hiçbir zaman geri kalmasın. Tarihin en iyi altın işçiliğinin olduğu Diyarbakır’da o ruhu sürdürmeye çalışıyoruz. Üretim yerimizde çalışan çocukların birçoğu yakın çevremizde çalışan kişilerin çocuğu ve yakınıdır. Ekibimiz, günlük 1,5 kilograma yakın altın üretimi yapabiliyor. Bu altınlar da Halep kordonu, paralı bileklikler, paralı kolyeler gibi birçok ürüne çevriliyor” ifadelerine yer verdi.

Son olarak öğrencilerin ürettikleri altınları dünyanın birçok ülkesine ihraç ettiklerini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:

“Çocuk ustalarımızın ürettikleri takıları dünyanın dört bir yanına ihraç ediyoruz. Bunlardan bazıları Dubai, Hindistan, Irak gibi birçok Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerindeki pazara gönderiliyor. Hedefimiz kapasiteyi üç katına çıkarıp daha fazla emektar ve sanatkar çocuk yetiştirmektir.”

5 yıl önce çırak olarak başladığı atölyede şu an ustabaşılık yapan 21 yaşındaki Ömer Kaya, lisede 2. sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp kuyum sektörüne başladığını belirtti.

Kaya, “5 yıl önce kuyumcu sektöründe eğitim görmeye başladım. İlk yıl devamlı ustamı izleyerek bu işi tanımaya çalıştım. Ustalarımız bize verdiği bu fırsatı değerlendirip, şu an ustabaşı olarak faaliyet gösteriyorum. Benimle beraber 7 kişi atölyede çalışıyor. Ustabaşı olarak arkadaşlara şu an işi ben öğretiyorum. Onlar da gösterdiğim şekilde altınları işleyerek hazır satılır hale getiriyor. Ben de showroomumuzda sergilenmek üzere arkadaşlara teslim ediyorum. Lise 2’nin ortasında okulu bırakıp tercihimi kuyumcu sektöründen yana kullandım. 5 yıldır sektörün içindeyim ve devam ediyorum” diye konuştu.

Atölyede en küçük yaştaki öğrenci Harun Ölmezoğul ise, 8’inci sınıfı bitirdikten sonra eğitim hayatını bırakıp kuyumcu sektöründe başladığını ifade etti.

Hedefinin iyi bir altın ustası olduğunu söyleyen Ölmezoğul, “8’inci sınıfı bitirdikten sonra okulu bıraktım. Şu an mesleki okula gidiyorum. 10 aydır burada hem altın işlemeyi öğreniyorum hem çalışıyorum. Bundan sonraki hedefim iyi bir altın ustası olmaktır. Burada ilkin Halep zincirini örmeye başladım. Daha sonra diğer takıları yapmaya başladım. Ustam sağ olsun bana çok yardımcı oluyor” dedi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/okulu-birakan-cocuklar-altin-isleyerek-sanati-ogreniyor/feed/ 0
Diyarbakır’da Kuyum Atölyesinde Eğitim Gören Çocuklar Altın Ürünlerini İhraç Ediyor https://www.igdirhaber.com.tr/diyarbakirda-kuyum-atolyesinde-egitim-goren-cocuklar-altin-urunlerini-ihrac-ediyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/diyarbakirda-kuyum-atolyesinde-egitim-goren-cocuklar-altin-urunlerini-ihrac-ediyor/#respond Sat, 13 Apr 2024 21:48:40 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=6272 Diyarbakır’da faaliyet gösteren bir kuyumcunun atölyesinde eğitim gören 14-21 yaş arasındaki çocuklar, yaptıkları altın ürünleri Avrupa, Asya ve Orta Doğu ülkelerine ihraç ediliyor. Çocuklar bir yandan ustalığı öğrenirken, diğer yandan ise ailelerine maddi katkıda bulunuyor.

Merkez Kayapınar ilçesinde kuyum sektöründe faaliyet gösteren HMT Kuyumculuk, okulu bırakan çocuklar için açtığı altın üretim atölyesinde usta yetiştiriyor. Yaşları 14-21 aralığında olan çocuklar, ürettikleri altınlar ile hem sanat öğreniyor hem ailelerine maddi yönden katkı sağlıyor.

HMT Kuyumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Kaya, 2017 yılından bu yana okulu terk eden çocukları yanında yetiştirip usta öğretici olarak piyasaya sürdüğünü söyledi.

Çocukların atölyede ustalığı öğrenirken diğer yandan da meslek lisesinde eğitim gördüğünü ifade eden Kaya, “2017 yılından bu yana Mesleki Eğitim Programı çerçevesinde çocuk usta yetiştiriyorum. Eğitim alan çocukların çoğu zaten meslek lisesinde kuyumculuk bölümü öğrencileridir. Eğitim gören elemanlarımdan en küçüğü 14 en büyüğü 21 yaşında. Bu çocuklar, Diyarbakır’da kaybolmuş zanaatı yeşertmeye çalışıyor. İnşallah çocuklarımızın her biri ileride ayrı usta olacak, onlar da farklı öğrenci yetiştirecektir” dedi.

“Amacımız; eğitim hayatında pek başarılı olamayan çocukları meslek lisesine yazdırıp, mesleki eğitim programından kendi bünyemize çekip en azından zanaatkar yetiştirmektir” diye konuşmasına devam eden Kaya, “Bu yüzden çocuklarımızı topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın bir çoğu mevcut sistem içerisinde altını işlemeyi öğrenmiş oluyor. Bu öğrenciler meslek lisesinden mezun olduktan sonra üniversitelerde takı tasarım bölümlerinde eğitim görebilir, sertifikaları olduğu takdirde meslek liselerinde usta öğretici olarak eğitim de verebilirler” ifadelerinde bulundu.

“Öğrenci bulmakta zorlanıyoruz”

Günde 7 öğrencinin 1,5 kilogram altın işlediğini dile getiren Kaya, “Kapasitemiz yüksek olmasına rağmen öğrenci bulmakta zorlanıyoruz. Meslek liseleriyle bu konu hakkında irtibattayız. Önümüzdeki sene daha fazla öğrenci edeceğiz ki sektör hiçbir zaman geri kalmasın. Tarihin en iyi altın işçiliğinin olduğu Diyarbakır’da o ruhu sürdürmeye çalışıyoruz. Üretim yerimizde çalışan çocukların birçoğu yakın çevremizde çalışan kişilerin çocuğu ve yakınıdır. Ekibimiz, günlük 1,5 kilograma yakın altın üretimi yapabiliyor. Bu altınlar da Halep kordonu, paralı bileklikler, paralı kolyeler gibi birçok ürüne çevriliyor” ifadelerine yer verdi.

Son olarak öğrencilerin ürettikleri altınları dünyanın birçok ülkesine ihraç ettiklerini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:

“Çocuk ustalarımızın ürettikleri takıları dünyanın dört bir yanına ihraç ediyoruz. Bunlardan bazıları Dubai, Hindistan, Irak gibi birçok Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerindeki pazara gönderiliyor. Hedefimiz kapasiteyi üç katına çıkarıp daha fazla emektar ve sanatkar çocuk yetiştirmektir.”

5 yıl önce çırak olarak başladığı atölyede şu an ustabaşılık yapan 21 yaşındaki Ömer Kaya, lisede 2. sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp kuyum sektörüne başladığını belirtti.

Kaya, “5 yıl önce kuyum sektöründe eğitim görmeye başladım. İlk yıl devamlı ustamı izleyerek bu işi tanımaya çalıştım. Ustalarımız bize verdiği bu fırsatı değerlendirip, şu an ustabaşı olarak faaliyet gösteriyorum. Benimle beraber 7 kişi atölyede çalışıyor. Ustabaşı olarak arkadaşlara şu an işi ben öğretiyorum. Onlar da gösterdiğim şekilde altınları işleyerek hazır satılır hale getiriyor. Ben de showroomumuzda sergilenmek üzere arkadaşlara teslim ediyorum. Lise 2’nin ortasında okulu bırakıp tercihimi kuyumcu sektöründen yana kullandım. 5 yıldır sektörün içindeyim ve devam ediyorum” diye konuştu.

Atölyede en küçük yaştaki öğrenci Harun Ölmezoğul (14) ise, 8’inci sınıfı bitirdikten sonra eğitim hayatını bırakıp kuyumcu sektöründe başladığını ifade etti.

Hedefinin iyi bir altın ustası olduğunu söyleyen Ölmezoğul, “8’inci sınıfı bitirdikten sonra okulu bıraktım. Şu an mesleki okula gidiyorum. 10 aydır burada hem altın işlemeyi öğreniyorum hem çalışıyorum. Bundan sonraki hedefim iyi bir altın ustası olmaktır. Burada ilkin Halep zincirini örmeye başladım. Daha sonra diğer takıları yapmaya başladım. Ustam sağ olsun bana çok yardımcı oluyor” dedi. – DİYARBAKIR

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/diyarbakirda-kuyum-atolyesinde-egitim-goren-cocuklar-altin-urunlerini-ihrac-ediyor/feed/ 0
Zonguldak’ta terastan düşen Ayşe Özgecan Usta’nın erkek arkadaşının yargılanması devam ediyor https://www.igdirhaber.com.tr/zonguldakta-terastan-dusen-ayse-ozgecan-ustanin-erkek-arkadasinin-yargilanmasi-devam-ediyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/zonguldakta-terastan-dusen-ayse-ozgecan-ustanin-erkek-arkadasinin-yargilanmasi-devam-ediyor/#respond Sat, 30 Mar 2024 21:54:37 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5746 Zonguldak’ta terastan düşen Ayşe Özgecan Usta’nın ölümüne ilişkin erkek arkadaşının yargılanmasına devam edildi.

2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, Usta’nın ailesi ve taraf avukatları salonda hazır bulundu. Tutuksuz sanık B.C.A. ise duruşmaya katılmadı.

Söz alan baba Kenan Usta, keşifte ve bu aşamaya kadar bir hususun gözden kaçırıldığını öne sürerek, ev içerisinde masa üzerinde bir adet mermi bulunduğunu anımsattı.

Bu merminin kızının evde alıkonulduğu sırada sanığın, kızını korkutmak amacıyla masaya koyduğu kanaatinde olduğunu iddia eden baba Usta, sanığın cezalandırılmasını talep etti.

Usta, kızının eğitimini tamamlama konusunda kararlı ve hayat dolu olduğundan bahsederek, “Kendisini bu noktaya sürükleyen sanıktır. Zira benim kızım o evdeyken dışarı çıkmak istediğinde çıksaydı ve başına başka türlü bir zarar gelseydi farklı düşünebilirdik. Olaydan sonra yapılan alkol kontrolünde kızımda 1.70 civarında promil alkol çıkmasına rağmen sanıkta 0.40 promil alkol çıkması kızıma alkol içerildiğini göstermektedir. Sanık kendisi içmemiş, kızıma içirmiştir. Buradaki amacının başka emellere alet edip etmemek konusunda takdiri mahkemeye bırakıyorum.” dedi.

Duruşmaya, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılan tanık E.A. ise Ayşe Özgecan Usta’nın her şeyi kendisiyle paylaştığını, Zonguldak’a gelmeden birkaç gün önce yanına geldiğini ve birlikte kaldıklarını anlattı.

Sanığın tutarsız davranışlarıyla Usta’yı arkadaş ortamlarında küçük düşürdüğünü ileri süren E.A, “Ayşe Özgecan Usta bana ağlayarak, ‘Yalandan da olsa benimle evleneceğini söylesin razıyım ama asla böyle bir şey demiyor.’ diyordu. Sonradan öğrendiğime göre B.C.A, Ayşe Özgecan Usta hakkında verdiği ifadelerde onunla evlenmek istediğini söylemiş ama böyle bir şey olsaydı Ayşe Özgecan bunu bana kesinlikle söylerdi. İlişkilerinde en büyük problem buydu. Sanık hiçbir zaman arkadaşıma ciddi düşündüğünü dahi söylememiştir. Arkadaşım bilinmezlikten bunaldığı için ayrılmak istiyordu. Her seferinde B.C.A. barışmak için adım atıyordu.” ifadelerini kullandı.

Özgecan Usta’nın tanık olarak dinlenen yengesi E.U. da Ayşe Özgecan ile telefon görüşmelerinin çoğunlukla uzun sürdüğünü, genellikle gündelik şeylerden konuştuklarını aktararak, “O gün beni kendisi aramıştı. Konuşmamız sonrasında herhangi bir olumsuz durum olduğundan bahsetmedi. Psikolojisi gayet yerindeydi. İntihar edebileceğine dair herhangi bir izlenimim olmamıştır.” diye konuştu.

Mahkeme heyeti, sanığın adli kontrol şartlarının devamına karar vererek duruşmayı 4 Temmuz’a erteledi.

Olay

İddiaya göre, 5 Şubat 2021’de Ankara’dan Zonguldak’ta yaşayan erkek arkadaşı B.C.A’nın yanına gelip kısa sürede evlenme teklifinde bulunan Ayşe Özgecan Usta’nın (28) talebi olumlu karşılanmayınca taraflar arasında tartışma çıkmıştı. B.C.A. tartışmanın büyümesi üzerine 8. kattaki dairenin terasına yönelen Usta’yı tutmaya çalışmasına rağmen başarılı olamamış, düşen kadın yaşamını yitirmişti.

Usta’nın ölümüne ilişkin hazırlanan iddianamede, düşmek üzere olan kız arkadaşını tutmaya çalışıp komşularından yardım isteyen B.C.A’nın, Usta’nın intihar girişiminde bulunma ihtimaline karşı yeterli dikkati göstermediği belirtiliyor.

Bu nedenle sanığın “taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapsi istenirken, sanık hakkında “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan da 1 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlenmişti.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/zonguldakta-terastan-dusen-ayse-ozgecan-ustanin-erkek-arkadasinin-yargilanmasi-devam-ediyor/feed/ 0
Zonguldak’ta Ayşe Özgecan Usta’nın ölümüyle ilgili tanıklar dinlendi https://www.igdirhaber.com.tr/zonguldakta-ayse-ozgecan-ustanin-olumuyle-ilgili-taniklar-dinlendi/ https://www.igdirhaber.com.tr/zonguldakta-ayse-ozgecan-ustanin-olumuyle-ilgili-taniklar-dinlendi/#respond Sat, 30 Mar 2024 21:27:42 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5730 Zonguldak’ta 2 yıl önce 28 yaşındaki Ayşe Özgecan Usta’nın 26 metre yükseklikten düşerek ölümünün ardından soruşturmaya devam eden mahkeme heyeti tanıkları dinledi.

Olay, 5 Şubat 2021 günü İncivez Mahallesi Yavuzkent Sitesinde meydana geldi. İddiaya göre 28 yaşındaki Ayşe Özgecan Usta, erkek arkadaşı Bartu C.A.’nın yanına geldi. İddiaya göre Özgecan Usta ile erkek arkadaşı arasında evlenme konusunda tartışması çıktı. Tartışmanın devam etmesi üzerine genç kız, 8’inci kattaki dairenin terasından düşerek hayatını kaybetti. Emniyetteki işlemlerinin ardından Zonguldak Adliyesi’ne sevk edilen Bartu C.A. hakkında ev hapsi ve adli kontrolle yurt dışı çıkış yasağı kararı verildi.

Bartu C.A. hakkında ‘Taksirle ölüme neden olma ve kişiyi hürriyetten yoksun bırakma’ suçlarından 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya katılmadı. Sanık Bartu C.A. yerine avukatı ile Ayşe Özgecan Usta’nın ailesi ve avukatları katıldı.

Mahkeme heyeti duruşmada Ayşe Özgecan Usta’nın olay günü yengesi Ebru Usta ile yaptığı telefon görüşmesini sordu. Yenge Ebru Usta, “O gün aralarında kötü bir şey geçse mutlaka söylerdi. Telefon görüşmelerimiz genellikle uzun sürerdi. O gün de kızım ile ilgili sosyal medya hesabında bir paylaşım yapmış. Onunla ilgili soru sormuştum. Daha uzun konuşuyorduk ancak o gün annemin evindeydim. Görüşmeyi kısa kesmek durumunda kaldım. Konuşmamız sırasında herhangi bir olumsuzluktan bahsetmedi. Psikolojisi gayet yerindeydi” dedi.

Baba Kenan Usta, adli kontrol şartının arttırılmasını istedi

Kızının kendisinden kız arkadaşına gitmek için istediğini ancak Zonguldak’a geldiğini sonradan öğrendiğini anlatan baba Kenan Usta, kızı Ayşe Özgecan’ın hayat dolu olduğunu ve eğitim hayatını sürdürmek istediğine vurgu yaptı. Olay günü de Bartu C.A.’nın evin kapısını kilitleyerek dışarıya çıkmasına engel olduğunu hatırlatan baba Kenan Usta şöyle devam etti:

“Benim kızım o evdeyken dışarı çıkmak istediğinde çıksaydı başına başka türlü zarar gelseydi, farklı düşünebilirdik. Ancak sanığın ikrarı ile de belli olduğu üzere kızımın evden çıkmasına engel olması hatta masa üzerine mermi koyması, alt kattan duyulduğu üzere dışarı çıkmak konusunda direnmesi gibi hususlar birlikte değerlendirileceğinden “hürriyetten yoksun kılma’ durumu söz konusu. Olaydan sonra yapılan alkol kontrolünde kızımda 1.70 promil alkol çıkıyor sanıkta 0.40 promil alkol çıkmış olması kızıma alkol içirildiğini göstermektedir. Kendisi içmemiş kızıma içirmiştir. Sanığın cezalandırılmasını hatta adli kontrol şartının ayda birden haftada bire indirilmesini talep ediyorum.”

“Arkadaşım intihara meyilli biri değildi”

Ankara’dan Sesli Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) ile duruşmaya katılan Ayşe Özgecan Usta’nın arkadaşı Esra Aydın, Özgecan’ın sıklıkla Bartu C.A. ile evlilik konusunda tartıştığını ancak Bartu’nun evlilik konusunda somut adımlar atmadığından yakındığını anlattı.

Arkadaşı Özgecan’ın intihar edebilecek birisi olmadığını ifade eden Esra Aydın, “Kavga ettik, param yok gelmek istiyorum demişti. Sonrasında barıştık demişti. Sürekli problemler yaşıyorlardı. Özge ayrıldığı zaman Bartu geliyordu. Olay günü de gayet iyiydi. Sadece Bartu ile kavgalıydı. Sonra aralarını düzeltmişler. O güne dair bildiğim bu. Özgecan’ı 12 yıldır tanıyorum. Arkadaşımı alıkoyduğu belli. Özge çıkmak istemiş izin vermemiş. Arkadaşım intihara meyilli biri değildi. Öncesinde de bende kalmıştı. Bana ‘yalandan da olsa evlenebileceğini söylemesine razıyım’ diyordu. Asla böyle bir şey demiyor. Sonradan öğrendiğime göre Bartu, Özgecan hakkında verdiği ifadelerde onunla evleneceğini söylemiş. Ama böyle bir şey olsaydı Ayşe Özgecan bana bunu kesinlikle söylerdi. Sanık hiçbir zaman arkadaşıma ciddi düşündüğünü dahi söylememiştir” diye konuştu.

Taraf avukatlarını dinleyen mahkeme heyeti sanık Bartu C.A.’nın adli kontrol şartının ayda bir olmak üzere devam etmesine, dosyadaki eksikliklerin tamamlanması için duruşmayı 4 Temmuz 2024 tarihine erteledi. – ZONGULDAK

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/zonguldakta-ayse-ozgecan-ustanin-olumuyle-ilgili-taniklar-dinlendi/feed/ 0
Eskişehir’de Motor Ustaları Çırak Sorununa Dikkat Çekti https://www.igdirhaber.com.tr/eskisehirde-motor-ustalari-cirak-sorununa-dikkat-cekti/ https://www.igdirhaber.com.tr/eskisehirde-motor-ustalari-cirak-sorununa-dikkat-cekti/#respond Wed, 07 Feb 2024 09:24:15 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=3001 Eskişehir’de sanayiye çırak gelmemesi nedeniyle usta yetişmediğini söyleyen motor ustaları, meslek liselerine ve çıraklık okullarına gereken önemin verilmesini istedi.

Sanayi işletmeleri son dönemlerde çırak ve usta bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Gençlerin sanayiye karşı ilgisizliği nedeniyle piyasada yetiştirecek çırak olmamasından yakınan ustalar, bugünlerde yetişen çırak sayısının azalması nedeniyle ilerleyen dönemlerde usta sayısının azalmasından endişe ediyor. Çırak olmadığı için bütün iş yükünü kendi başına üstelenen sanayiciler, gelen çıraklara ise meslek öğrenmeyi amaçlamadıkları ve sadece para kazanmak istediklerini öne sürerek tepki gösterdi. Ailelerin de sanayiye karşı olumsuz bir bakış açısı olması nedeniyle eski çırak kültürünün kalmadığından bahseden ustalar çırağın çekirdekten yetiştirilmesi gerektiğine vurgu yaparak meslek liselerine ve çıraklık okullarına gereken önemin gösterilmesini istedi.

“Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam kalmadı”

Sanayici Doğan Türkmenci, yetiştirecek çırak bulamamaları nedeniyle bulundukları durumdan şikayetçi olduklarını belirtti. Gelen çırakların da 1-2 gün burada çalışıp, mesleği öğrenemeden bıraktığını dile getiren Türkmenci, “Eskisi gibi değil. Çekirdekten yetiştirme kalmadı. Çırakların bu işleri öğrenmesi için sanayide çalışması lazım. Yetiştiremediğimiz zaman biz kendimiz çalışmak zorundayız. Çıraklığı yap, ustalığı yap, adamın arabasının parçasını getir. Hepsine git gel yapıyoruz. Biz bu konuda çok sıkıntıdayız. ya bu okulları komple bitirecekler, ya da ilkokuldan veya ortaokul bitirenler bu çıraklığa başlayacak. İşi öğrenecekler ya da bu işler bitecek. 16 yaşındaki adam bu işi öğrenmiyor. Geliyor, senin yanına anca takımı getiriyor. Parasını alıyor, işine bakıyor. Sonra da çekip gidiyor ve böyle kalıyor. Ben 20-25 senedir bu işle uğraşıyorum, yanımda çırak yetiştiremiyorum. Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam da kalmadı” dedi.

“Çırak yok ki usta yetişsin”

Motorcu İsmail Ünlüce, çırak sorunun sanayinin en büyük sorunlarından birisi olduğunu söyledi. Gelen çırakların okuldan olduğunu, onların da çok durmadığını ifade eden Ünlüce, “Zaten onların çalışma gibi bir amaçları yok. Bu sene ben meslek lisesinden 4 defa çırak aldım ama çocuklar çalışmıyor, devamsızlıkları çok oluyor. Eskiden bir kültür vardı, çıraklar alt yapıdan yetişiyordu. Şu anda artık çırak olayı da kalmadı. Gelen çocuklar çalışmıyor. Çırak yok ki usta yetişsin. Çıraklar gelmiyorlar, çalışmıyorlar. Yazın geliyorlar. Aslında yaz dönemlerinde 3 aylık tatilde ya da ara tatillerde gelenler vardı, artık onlar da gelmiyorlar. O çırak kültürü kalmadı” şeklinde konuştu.

“Gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı”

Sanayideki çoğu kişinin aksine çırak sıkıntısı yaşamayan usta Ahmet Çelikel ise meslek liselerine gereken önemin verilmediğinden bahsederek şu şekilde konuştu:

“Komşu esnaflardan duyduğumuz kadarıyla bir çırak sıkıntısı mevcut. Yani okullarda yetişen eleman az. Anladığımız, duyduğumuz kadarıyla okullardaki eğitim seviyesi biraz düşükmüş. Yani tam bir eğitim alamıyorlar. Meslek liselerine eskisi gibi önem verilmiyor, stajyer öğrenci gelmiyor. Ondan dolayı böyle bir sıkıntı yaşanıyor. Bir de yeni nesil gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı. Gelecek yıllarda usta da bulunmayacak. Yavaş yavaş bu şekilde problemler doğacak. Biz dışarıdan bir eleman aldık, onu çıraklık okuluna kaydettirdik ve oradan eğitimini devam ettiriyor. Haftada 1 gün eğitime gidiyor, onun haricinde bizim burada duruyor ve kendimiz eğitimini veriyoruz. Zaten insanlar artık kolay para kazanma peşindeler. Yani kimse buradaki soğuğu çekerek çalışmak istemiyor. Bunu aileler de istemiyor. Bundan dolayı da kimse sanayiyi tercih etmiyor.” – ESKİŞEHİR

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/eskisehirde-motor-ustalari-cirak-sorununa-dikkat-cekti/feed/ 0
Bitlis’te 27 yıllık harik ustası mesleği bırakmak istiyor https://www.igdirhaber.com.tr/bitliste-27-yillik-harik-ustasi-meslegi-birakmak-istiyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/bitliste-27-yillik-harik-ustasi-meslegi-birakmak-istiyor/#respond Mon, 22 Jan 2024 09:21:18 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=2307 – 27 yıllık harik ustası mesleği gönül rahatlığıyla bırakmak istiyor

Çuvaldızla yaklaşık 2 bin 500 dikiş atılarak 5 günde üretilen herik için usta bulunamıyor

BİTLİS – Bitlis’te 27 yıl önce başladığı harik sanatını tek başına sürdüren Haydar Yılmaz, mesleği bıraktığı takdirde bu sanatı sürdürecek kimsenin olmadığını söyledi.

Bitlis’in son harik (yöresel ayakkabı) ustası olan Haydar Yılmaz, yöre halkının yüzyıllardır kullandığı ancak son yıllarda kaybolmaya yüz tutan el sanatlarından biri olan harik sanatını 27 yıldır tek başına sürdürmeye çalışıyor. Keçi kılı ve kendirden yapılan ve bir dönem yöre halkı ve sanat camiasının gözdesi olan Bitlis’e has harik sanatı, eski popülerliğini kaybetmiş durumda. İlginin her geçen gün biraz daha azaldığı harik sanatı yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutan halk sanatları arasındaki yerini almaya başladı.

Yöre halkının geçmişte ayakkabı olarak kullandığı harik; yazın serin, kışın ise ayakları sıcak tutan, ayaklarda mantar oluşumunu da önleyen ve bu anlamda ayak sağlığı için önerilen bir giyim eşyası olarak biliniyor. Zorlu bir üretim süreci olan harik sanatı, ustasının elinde 12 farklı yapım aşamasından geçerek tamamlanabiliyor.

Keçi kılı ve kendir kullanılarak tamamen el işçiliğiyle üretilen harik, çuvaldızla yaklaşık 2 bin 500 dikiş atılarak 5 günde üretilebiliyor. Yaklaşık 650 yıllık bir geçmişi bulunan sanatın son ustası olan Haydar Yılmaz ise bu değerli sanatın kaybolmaması için 27 yıldır mücadele veriyor.

1997 yılında başladığı harik sanatını sürdürmenin gayreti içerisinde olan devlet sanatçısı unvanına sahip Haydar Yılmaz, kaybolmaya yüz tutan harik sanatını yaşatmaya çalıştığını belirtti. Harikin üretiminden tanıtımına kadar her aşamasıyla ilgilenen Yılmaz, harik yapımının zorlu ve emek gerektiren bir süreç olduğunu ifade etti. Ülke genelinde düzenlenen fuar ve festivallere katılarak sanatını tanıtmaya çalışan Yılmaz, en çok ilgisizlikten yakındı. Yılmaz, bu mesleği yeni nesillere aktardıktan sonra gönül rahatlığı ile bırakacağını ifade ederek, “Kültür merkezinde çalışmalarıma 27 yıldır devam etmekteyim. 1997 yılında aldığım kursla mesleğe başladım. 1998 yılında yine kültür merkezinde Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bağlı olarak kurslar açıyorum. O günden bugüne öğrencileri yetiştirdim. Şu ana kadar 150’nin üzerinde yetiştirdiğim kursiyer sayısı var. Fakat meslek zorlu ve malzemeyi bulmak sıkıntılı mevcut. Bir de pazar sorunu olduğu için maalesef öğrettiğim kursiyerler de devam ettiremiyorlar. Bu sebepten ötürü de 27 yıldır tek başıma mesleği sürdürmeye çalışıyorum. Bitlis’in geleneksel ayakkabısı olan harik, ayakkabı olmadan önce 600 yıl boyunca ayakkabı olarak kullanıldığı rivayet edilmektedir. Günümüzde daha çok hediyelik ve halk oyunları ekiplerinin siparişleri doğrultusunda üretimi yapılmaktadır. Ana ham maddesi keçi kılı ve kendirden oluşuyor. Tamamıyla el işi, yaklaşık 5 günde bir çift yapılıyor. Ayakta romatizma ağrısına yardımcı olduğu söylenmektedir. Ayrıca mantar hastalıklarına da iyi geliyor. Tek başıma kaldığım için mesleği bırakma gibi bir lüksümde kalmadı. Çünkü bıraktığım zaman meslek kaybolacak. Bu sebepten dolayı yeni nesillere aktarmak amacıyla çalışmalarımı yapıyorum. Yeni nesillere aktardığım zaman en azında meslek devam edecek. O zaman gönül rahatlığı ile bırakacağım. Çünkü 27 yıldan sonra gerçekten çok yoruldum artık. Halk eğitim ve kültür müdürlüklerinin kurs desteği olmazsa geçimimi idame edebilecek şansım bile yok. Onlar sayesinde yok olmaya yüz tutan bu sanatı ayakta tutmaya çalışıyorum” diye konuştu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/bitliste-27-yillik-harik-ustasi-meslegi-birakmak-istiyor/feed/ 0