Sektör Paydaşları Sürekli Network Grubu tarafından organize edilen Eskişehir’de Ekmeklik Buğday Çalıştayı’nda BEBKA (Bursa Eskişehir Bursa Kalkınma Ajansı) tarafından finanse edilen 2022 yılı Kırsal Kalkınma Mali Programı çerçevesinde TR-41-22-KKK-001 referans numarasıyla desteklenen TR-41 bölgesinde buğdayın teknolojik kalitesinin iyileştirilmesi ve buğday kalite haritalarının oluşturulması projesinin sonuçları paylaşılarak Eskişehir’de ekmeklik buğdayın durumu değerlendirildi. Prof. Dr. Fatma Handan Giray’ın moderatörlüğünde gerçekleşen çalıştayın açılış konuşmasını ESOGÜ Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. İlyas Atalar yaptı.
“Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı”
Çalıştay, Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Ender Muhammed Gümüş’ün Eskişehir tarımının mevcut durumu, ekmeklik buğday üretimi ve sektördeki güncel gelişmeler hakkında önemli bilgiler verdiği sunumuyla başladı. İl Müdürü Gümüş, yaptığı sunumda, “Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı. Geçmişten bugüne buğday üreten ülkeler arasında önemli bir yere sahibiz. Biz dünyada un ihracatında 1’inci sıradayız. Bulgur piyasasının ise yüzde 60’ı bizde bulunuyor. Yine unlu mamuller üretiminde de sektörde 1’inci sıradayız. Buğday ithal etmemizin temelinde de bu var. Yani kendi ürettiğimiz buğdayın bir kısmını ve yurt dışından ithal ettiğimiz buğdayı işleyerek yurt dışına ihraç ediyoruz. Yurt dışına ihracat ile ilgili belirtmek istediğim bir husus da şu, yurt dışına buğday ürünleri ihracatında bulunmak isteyenlerin işledikleri ürünlerin yüzde 50’sini yerli buğdaydan tedarik etmek zorunluluğu var. Buğday üretimi küresel ısınma ve yaşanan kuraklıktan etkileniyor. Biz ilimizde atıl tarım arazilerimiz için bir proje yaparak bu arazilerimizi hububat üretimine dahil ettik. Eskişehir’de özellikle kuru tarım gerçekleştiriliyor. 2023 yılında hem yağan yağmurların etkisi hem de hububat fiyatlarının cazip oluşu üreticilerimizi hububata yönlendirdi. Ekiliş alanımız 1 milyon 783 bin dekara ulaştı. Verimlilikte yağışların vesilesiyle dekardan 460 kilo ortalamayla tüm yılların üretim rekorunu kırdık. Bizler Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak hububat üreticimize destek olmak için Bakanlığımızla proje yaptık. Çitçilerimize ekmeklik buğday üretimi için ayni tohum yardımı yaptık. Atıl arazilerimizin kullanımının etkinleştirilmesi için projemizi hayat geçirdik. Proje çerçevesinde seçtiğimiz buğday çeşitlerinin pas hastalığına karşı dayanıklı ve yüksek verimli olmasına dikkat ettik. Yine iklimsel değişikliklerin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla 2020 yılında hazırladığımız Tarım ve Orman Bakanlığımız, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ve Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz ile birlikte yürüttüğümüz Birleşmiş Milletler projesiyle topraklarımızın su tutma kapasitesini artırmayı hedefliyoruz. Çalıştayın Eskişehir tarımı için faydalı geçmesini diliyorum” dedi.
Çalıştayın diğer konuşmacıları, Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Arzu Akın, ‘Ekmeklik Buğdayda Kalite Değerlendirmesi’, Eskişehir TMO Baş Müdür Yardımcısı Ziraat Yüksek Mühendisi Serkan Karakuş, ‘Ekmeklik Buğday Alım Kriterleri ve TMO Alım Baremi’, NBC Tarım LTD. ŞTİ.’den Dr. Necmettin Bolat, ‘Eskişehir için Ekmeklik Buğdayda Çeşit Seçimi ve Tohumculuğu’, İmamoğlu Un San. Tic. A.Ş.’den Gamze İmamoğlu Kantekin, ‘Buğday Unu Üretimi’ ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Yaşar Karaduman, ‘BEBKA TR-41 Bölgesinde Buğdayın Teknolojik Kalitesinin İyileştirilmesi ve Buğday Kalite Haritalarının Oluşturulması Projesi Sonuçları’ konularında sunumlarını gerçekleştirdiler.
Katılımcılar, ekmeklik buğdayın kalitesi, alım kriterleri, çeşit seçimi, tohumculuk, un üretimi ve bölgesel projeler gibi birçok konuda bilgi sahibi oldu. Çalıştayın son bölümünde ise katılımcılar, görüş, dilek ve temennilerini paylaşma fırsatı buldu. Etkinlik, sektördeki paydaşların bir araya gelerek bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmalarına önemli bir katkı sağlarken, Eskişehir’deki ekmeklik buğday üretimi üzerine yapılan bu tür etkinliklerin sektöre ışık tutmaya devam etmesi bekleniyor. – ESKİŞEHİR
]]>Kayseri Büyükşehir Belediye’sinin desteklerini alan ve üretimini arttıran Kayseri çiftçisi sayesinde şehrin, 30 büyükşehir arasında işlenen tarım alanları miktarında 4’üncü sırada yer almasına aracı olan Başkan Büyükkılıç, bu kez de İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile iş birliği içerisinde gerçekleştirdiği tarımsal üretime yönelik destek projeleri ile Kayseri’deki tarımsal üretimde, Türkiye çapında ilk ondaki aralarında son dönemde ilgi gören aspirin de yer aldığı en çok üretimi gerçekleştirilen zirai ürün sayısını 14’e çıkardı. Kadim kent Kayseri’yi turizm, spor, müzeler, eğitim, kütüphaneler ve tarım kenti yapma hedeflerine yönelik projeler üreterek, yatırım ve çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, bu istikamette İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile iş birliği ve ziraat odaları ile çiftçi vatandaşların dayanışması sayesinde Kayseri’yi tarım kenti haline getirdi. Kayseri’nin 30 büyükşehir arasında işlenen tarım alanları miktarında 4’üncü sırada yer almasını sağlayan Büyükkılıç, bu kez de Kayseri’nin tarımsal üretimde, Türkiye çapında üretimi yapılan ilk ondaki zirai ürün sayısını 14’e çıkarmaya imkan tanırken, tarım ve hayvancılık için yüz milyonlarca liralık yatırımlarının da meyvesini alarak Kayseri’yi tarım şehri yapma hedefini tutturuyor.
Büyükşehir 1 Yılda 412 ton tohum dağıttı
Kentte Valilik ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği halinde hayata geçirdiği projelerle üreticinin daima yanında yer alan Büyükşehir Belediyesi, Başkan Büyükkılıç’ın talimatları doğrultusunda ‘üretim sizden, destek bizden’ projesi kapsamında tarımsal üretime etkin ve güçlü şekilde destek verdi. Bu kapsamda, Kayseri Büyükşehir Belediyesi, 2023 yılında 16 ilçede üreticilere 412 ton tohum ve 5 bin adet fidan dağıtımı gerçekleştirerek 11 milyon 600 bin TL’lik tohum desteklemeleri yatırımına imza attı. Bu anlamda, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre Kayseri, Türkiye’deki tarımsal ürün yetiştirilmesi noktasındaki 14 ürün içerisinde bulunan aspir üretiminde, Türkiye 1’incisi oldu. Aspir üretiminde 8 bin 234 ton ile Türkiye’de 1’inci sırada yer alan Kayseri, çavdar üretiminde 33 bin 437 ton ile Türkiye’de 2’nci sırada yer aldı. Kayseri, çerezlik kabak üretiminde 16 bin 511 ton ile Türkiye 2’ncisi olurken, çerezlik ayçiçeği üretiminde 31 bin 901 ton ile Türkiye’de 3’üncü oldu. Şeker pancarı üretiminde 1 milyon 66 bin 371 ton ile Türkiye’de 3’üncü sırada yer alan Kayseri, kimyon üretiminde 248 ton ile Türkiye’de 4’üncü sırada yer buldu. Patates üretiminde 490 bin 72 ton ile Türkiye’de 4’üncü sırada olan Kayseri, kuru fasulye üretiminde 8 bin 410 ton ile Türkiye’de 6’ncı sırada yer aldı. Kayseri, elma üretiminde 236 bin 324 ton ile Türkiye’de 7’nci sırada yer alırken, arpa üretiminde 240 bin 804 ton ile Türkiye 9’uncusu oldu. Nohut üretiminde 16 bin 210 ton ile Türkiye’de 9’uncu sırada olan Kayseri, yonca üretiminde 489 bin 635 ton ile 9’uncu sırada yer buldu. Kayısı üretiminde 15 bin 764 ton ile Türkiye’de 9’uncu sırada yer alan Kayseri, çemen otu üretiminde 3 ton ile Türkiye’de 10’uncu sırada yer aldı. Kayseri’de göreve geldiği günden bu zamana kadar yaklaşık 5 yıllık süreçte, çiftçi ve besicilerin her zaman yanlarında olmaya gayret gösteren Başkan Büyükkılıç, ürettiği projeler, yaptığı yatırımlar ile zirai üreticinin en büyük destekçisi oldu. Kayseri Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından yaklaşık 5 yıllık sürede kentteki tarım ve hayvancılığa, yaklaşık 500 milyon TL’lik yatırım gerçekleştirildi.
Türkiye’de ilk ortaklaşa uygulanan proje olan, Büyükşehir Belediyesi ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğinde gerçekleşen Mera Islah Projesi sayesinde tohumları Büyükşehir Belediyesi tarafından temin edilen toplam 600 dekar araziye tekrar mera vasfı kazandırıldı. Tohumların ekimi, Ziraat Odası Başkanlığı tarafından, daha önce Büyükşehir Belediyesi’nin hibe ettiği traktörler ile çiftçiler tarafından gerçekleştirilen proje ile tarımsal üretime büyük bir katkı sağlanmış oldu. – KAYSERİ
]]>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, TÜBİTAK’ın “KUTUP-1001” isimli çağrısı kapsamında desteklemeye karar verdiği projeler arasında “Horseshoe Adası’ndan İzole Edilen Yeni Bakteri Türlerinden Soğuk-Aktif Lipaz Enzimi Üretimi, Karakterizasyonu ve Heterolog Ekspresyonu” çalışması da yer alıyor.
YTÜ yürütücülüğündeki projede Bursa Uludağ Üniversitesinden araştırmacılar da yer alıyor. Mikrobiyolojik analizler, genomik, gen klonlama, kromatografik saflaştırma konularında çok sayıda çalışmaları olan proje ekibi, disiplinler arası özellik taşıyan projede mikrobiyoloji, moleküler biyoloji ve kimya uzmanlarının işbirliğiyle genomik ve rekombinant DNA teknolojisi gibi yöntemler kullanacak.
Projede, ekip tarafından Antarktika’dan ilk kez izole edilmiş olan yeni bakteri türleri, soğuk-aktif lipaz üretimi için çalışılacak. Elde edilmesi planlanan soğuk-aktif lipazın patent ve/veya ticari bir ürüne dönüşme potansiyelinin yüksek olduğu değerlendiriliyor.
Proje sonunda elde edilecek soğuk-aktif lipazın ticari bir ürüne dönüştürülmesine yönelik sanayi işbirlikli TÜBİTAK TEYDEB projesi hazırlanması planlanıyor.
Sonuç olarak, projeyle elde edilmesi hedeflenen “soğuk-aktif lipaz” enziminin uzun vadede Türkiye ekonomisi için katma değeri yüksek biyoteknolojik bir ürüne dönüşebileceği öngörülüyor.
Enerji tasarrufu sağlayacak
YTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hilal Ay, “psikrofil” ve “psikrotolerant” mikroorganizmalar tarafından üretilen soğuk-aktif enzimlerin endüstriyel ve biyoteknolojik uygulamalar için büyük önem taşıdığını söyledi.
Bu tür enzimlerin düşük sıcaklıklarda daha yüksek aktiviteye sahip olmaları nedeniyle endüstriyel süreçlerde çok iyi performans gösterdiğini belirten Ay, şöyle devam etti:
“Söz konusu enzimler deterjan, gıda, tarım, ilaç ve çevre gibi çeşitli sektörler için büyük bir ticari potansiyele sahip. Soğuk-aktif enzimlerle gıda işleme, kimyasal sentezi, biyoyakıt üretimi ve deterjan üretimine yüksek katkı sağlanabilecek. Bu sayede mesela deterjan kullanırken sıcak su elde etmeye gerek kalmayacak. Bunu Türkiye geneline vurduğumuzda ise başta hem temiz enerji olması hem de tasarruf sağlaması nedeniyle dünya, ekonomik anlamda da ülkemiz kazançlı çıkacak.”
Ay, dünya enzim piyasasının 3’te 1’ini oluşturan lipazların büyük ölçekli üretimi için kullanılabilecek en uygun kaynakların, mikroorganizmalar olduğunun altını çizdi.
Bu projede ilgili lipazı kodlayan genin heterolog, yani başka bir mikroorganizma üzerinden daha kolay elde edilmesinin amaçlandığını da dile getiren Ay, “Bu projeyle Horseshoe Adası’ndan izole ettiğimiz ve birçoğu aktinobakteri olan yeni bakterilerin biyoteknolojik bir ürün olarak soğuk-aktif lipaz üretebilmeleri araştırılacak. Projemizin genelinde öncelikle bu lipazları saflaştıracağız. Daha sonra heterolog ekspresyon dediğimiz çalışmayı gerçekleştireceğiz. Daha sonra gerekli pH ve sıcaklık koşullarında organik çözücülerin ve deterjanların, saflaştırdığımız soğuk-aktif lipazın aktivitesine etkilerini test edeceğiz.” diye konuştu.
Patenti alınabilir
Ay, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan Ulusal Kutup Bilimleri Programı’nda, Türk bilim insanlarının kutuplarla ilgili özgün bilimsel çalışmalar yaparak dünyada bu konuda öncü olan ülkeler arasında yer alması gerektiğinin vurgulandığını belirtti.
Bu bağlamda kutup bilimleriyle ilgili öncelikli tematik çalışma alanlarının belirlendiğini söyleyen Ay, şunları kaydetti:
“Canlı bilimleri alanında özellikle kutup biyoçeşitliliği, biyokimya ve biyojeokimyasal döngüler, biyoteknoloji, ekoloji ve kirlilik alanlarında çalışmalar yapılmalı. Literatürde soğuk-aktif lipaz enzimleriyle ilgili bazı çalışmalar bulunmasına rağmen bu alanda yapılan çalışmalar hala oldukça sınırlı. Ayrıca, soğuk-aktif lipaz enzimi üretimi için kullanılacak olan izolatların ilk kez ekibimiz tarafından izole edilen yeni bakteri türlerinden oluşması, bu proje sonuçlarının patent ve/veya yeni ticari ürün geliştirilmesine konu olabilecek düzeyde özgünlük taşıdığını gösteriyor.”
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 10 Şubat Dünya Bakliyat günü dolayısıyla görüntülü basın açıklaması yaptı. “Beslenmede baklagillerin önemi tartışılmaz” vurgusu yapan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Yağ oranı düşük, karbonhidrat oranı yüksek ve besleyici olan baklagiller, beslenmede bitkisel proteinin ana kaynağını oluşturuyor. En çok protein içeren besin gruplarından olan baklagiller günümüzde sağlıklı beslenme konusunda önemini artıran ürün grubudur. Baklagillerin her biri ayrı besin değerlerine sahip olmanın yanında ülkemizin kültürel değerleridir. Son yıllarda ülkemizde sağlıksız fast food ve hazır gıda tüketiminin artmasıyla baklagiller diyetisyen ve doktorlar tarafından daha fazla önerilmeye başlandı. Baklagillerin toplum olarak öneminin vurgulanması amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi ve takip eden süreçte her yıl 10 Şubat günü ‘Dünya Bakliyat Günü’ olarak belirlendi.”
“Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır”
Baklagillerin dünyada 2 milyardan fazla insan için önemli bir protein kaynağı olduğunu belirten Bayraktar, bu rakamın dünya nüfusunun dörtte birini oluşturduğunu söyledi.
“Baklagiller dünyada yaklaşık 96 milyon hektar alanda 96 milyon ton üretimle, ortalama 135,2 milyar dolarlık piyasa değeri, 14,6 milyar dolar ihracat ve 16 milyar dolar ithalat değeri olmak üzere toplam 30,6 milyar dolarlık dış ticaret değerine sahip bir ürün grubudur” diyen Bayraktar, “Dünya toplam baklagil üretiminde yüzde 28,8’lik payla Hindistan ilk sırada yer alıyor. Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır” dedi.
Türkiye’de üretimi gerçekleştirilen 7 çeşit Baklagiller arasında en fazla nohut, kuru fasulye ve mercimek olduğunu dile getiren Bayraktar, şöyle konuştu:
“Baklagil üretimi ülke geneline yayılmış olsa da Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yoğunlaşmıştır. Genel olarak, kırmızı mercimek Güneydoğu’da, yeşil mercimek İç Anadolu’da, bakla Ege ve Güney Marmara’da, nohut ve kuru fasulye ise birçok bölgemizde yetiştiriliyor. Toplam yemeklik baklagil üretiminin, yüzde 44’ünü nohut, yüzde 30 buçuğunu kırmızı mercimek, yüzde 20,6’sını kuru fasulye oluşturuyor. Geri kalan yüzde 4,9’unu ise yeşil mercimek, bakla, bezelye ve börülce oluşturuyor.”
“Ülkemizde 1990 yılında toplam 20 milyon dekar olan baklagil ekim alanı bugüne geldiğimizde 9 milyon dekara geriledi. Yani ekim alanlarında yüzde 55,4 oranında azalma yaşandı. Aynı şekilde üretimde de yüzde 34,8 oranında bir gerileme gerçekleşti” diye Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Tarım ve Orman Bakanlığının girişimleriyle 2016 yılı FAO tarafından ‘Uluslararası bakliyat yılı’ olarak ilan edilmişti. Bu yıldan sonra baklagillerde ekim alanlarının artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar yapılsa da belirli ürünlerde istenilen düzeye maalesef ulaşılamadı. Halen üretim açığı yeşil mercimekte yüzde 49, kırmızı mercimekte yüzde 43 oranındadır.”
“Et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez”
Et fiyatlarının yüksekliğine dikkati çeken Bayraktar, bu nedenle vatandaşların baklagil tükettiğini vurgulayarak, “Alternatif protein kaynağı olan baklagillerde de ithalat artarak devam ediyor. Baklagillerde son 5 yılda toplam ithalatımız yüzde 90,6 oranında artarak 702 bin ton oldu. Yine son 5 yılda baklagil ithalatına ödediğimiz tutar yüzde 227,6 oranında artarak 544 milyon dolara ulaştı. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanımızın protein ihtiyacı karşılamasında önemli bir yere sahip olan baklagillerin üretimini artırmak zorundayız. En önemli protein kaynaklarından olan et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez. Halkımızın sağlıklı beslenmesi için bu temel gıda ürünlerinde üretim artırılmalı, ithalattan vazgeçilmelidir” açıklamalarında bulundu.
“Tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez”
Ucuz gıdaya ulaşım için Üretici ile tüketici arasındaki makasın kapatılması gerektiğini dile getiren Bayraktar, “Üreticide 17 buçuk lira olan kırmızı mercimek 47 liraya, 29 buçuk lira olan nohut 76 liraya, 29 lira olan kuru fasulye 85 liraya, 26 lira olan yeşil mercimek 64 liraya markette satılıyor. Protein ihtiyacının yeterince karşılanması bakımından üreticide ucuz olan bu ürünleri tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez. Bu gibi temel gıda ürünlerine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, marketlerde tavan fiyat uygulaması getirilmelidir” ifadelerini kullandı.
“Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor”
“Ülkemizde baklagiller üretim maliyetlerinin yüksekliği ve alternatif ekilen ürünlerden elde edilen kazancın daha yüksek olması üreticilerin baklagil üretiminden uzaklaşmasına neden oldu. Ülkemiz baklagil ihracatında görülen azalış hem üretimde yaşanan sorunlar hem de dünya piyasasında rakip ülkelerin elde ettikleri rekabet üstünlüklerinden kaynaklanıyor” diyen TZOB Başkanı Bayraktar, “Baklagil üretimini arttırmak ülkemizi önce kendine yeter, sonrasında ihracatçı ülke konumuna getirir. Bunun için baklagiller üretim planlamasında öncelikli ürün grubuna alınmalıdır. Kurak ve yarı kurak alanlarda nohut ve mercimeğin, sulu alanlarda ise fasulyenin ekim nöbetine girmesi sağlanmalıdır. Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor. Ancak bu destek 2018 yılından bu yana değişmedi. Verilen desteklerin amacına uygun olması için günün şartlarına göre artırılmalıdır. Baklagillerde ülkemizin arz güvenliğini ve üretimin devamlılığını sağlamanın yolu, üreticiyi memnun edecek bir fiyatın piyasada oluşmasıdır. Bu nedenle hasat dönemine yakın baklagil ithalatı yapılmamalı, piyasanın dengesi bozulmamalıdır” diye konuştu.
Öte yandan, Bayraktar, Türkiye’de sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması ve gereken desteğin arttırılması gerektiğine de dikkat çekti. – ANKARA
]]>