“Top kalededir, artık çıkmaz”
İzmir’e reva görülenin çok daha büyük boyutlarda olduğuna dikkat çeken Bilal Saygılı, şu ifadeleri kullandı:
“Yasa ve yönetmelik ortadadır. UKOME’ deki oylama uygulamanın kabul ve reddi değildir. Teknik kurulda sunum ve teknik analiz ile ilgili hiçbir bilgilendirme yapılmadığından, haklı olarak UKOME de bilgi talep edilmiş ve tekrar görüşülmek üzere teknik kurula sevk edilmiştir. Bu acelelerinin ve dayanaksız açıklamalarının tek bir nedeni vardır, o da İzmir’deki istihkaklarını doldurmuş olmaları, yolun sonuna gelmiş olmalarıdır. Özet olarak, bu uygulamayı yeniden hayata geçirmek istemelerini samimi bulmuyorum. Ne derlerse desinler; iş yapmak yerine algı yönetme taktiğinde ısrarcı olduklarını görüyoruz. Bütün İzmir bunu görüyor. Konuyla ilgili, top kalededir ve artık çıkması mümkün değildir. CHP’li Büyükşehir Belediyesi 5 yıldır bunu yapıyor. Hem de sadece bu konuda değil. Sözlerini tutamadıkları, geri adım atmak zorunda kaldıkları noktada, sığındıkları sadece bu yöntem.”
“Konuşma harekete geç; anlatma göster, söz verme yap derler”
Saygılı, CHP’li mevkidaşının yaptığı açıklamada, “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşarlar” sözünü de eleştirerek, “Aslında sarf ettikleri söz, tümüyle kendilerini anlatıyor. Sözün iadesi çok yaptığım bir şey değildir. Ancak şunu söyleyebilirim. ‘Konuşma harekete geç, anlatma göster, söz verme yap’ derler. CHP 25 yıldır ve son 5 yıldır, ne harekete geçebilmiştir ne gösterebilmiştir ne de yapabilmiştir. Sadece konuşmuştur, anlatmıştır ve söz vermiştir. Aksi halde; körfezde yüzerlerdi, yüzemediler. Söz verdikleri battı çıktıları geçtik, bir akıllı kavşak yapamadılar. Arıtma, yağmur suyu, kanalizasyon ayrıştırması, açıklamalarındaki satırlardan ibaret kaldı. Kentsel dönüşümü, tartışmalı rantsal operasyonlarına kurban ettiler, bir arpa boyu yol alamadılar. Opera binasının akıbeti belli değil; Karşıyaka Stadı meçhul! Buca-Otogar oto yolu, viyadükleri askıda bekliyor. Buca Metrosu muamma. Koskoca İzmir’in çöpü dönüşüm için milyonlar ödenerek Manisa’ya taşınıyor, Harmandalı çöp dağları halen zehir saçıyor, heyelan tehlikesi sürüyor. 200’ün üzerinde vaatleri var; ama onlar Karşıyaka yönüne gidenlerin çilesi Altın Yol trafik sorununu duba ihalesine çıkarak çözmeye çalışıyorlar. Heykel saydırma ihaleleri, İstanbul’a servis edilen eğitim ve reklam işleri, şaşalı organizasyonları ile 5 yıl geçirdiler. Hangi birini sayalım” diye konuştu.
Açıklamasında, CHP Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cemil Tugay’ın vaat ve söylemlerine de değinen Bilal Saygılı, “Selef böyle, halef adayını hiç sormayın” diyerek şu ifadeleri kullandı:
“Tugay, İzmir’in ortasına paraşütle bırakılmış gibi. Sanki, 5 yıldır bu şehrin havasını suyunu solumuyor, Karşıyaka’da 5 yıl belediye başkanlığı yapmamış gibi. 5 yılda da ne yaptığı da ortada. İnsan şaşkınlıkla izliyor kendisini. ‘Ben doktorum, İzmir’i iyileştireceğim’ derken de Körfezde yüzme vaadini verirken, ben yüzmem, başkası yüzecek’ derken de ortaya çıkardığı tek hayret duygusu. İzmir’le İzmirlilerin dertleriyle ilgili işte bu kadar hakimiyetiz, donanımsız, donatılmamış bir isimle sahadalar. 25 yıldır İzmir için ne yaptıklarından, yapamadıklarından bihaber. Hasbelkader seçildi diyelim, bir 5 yıl da bu boşlukla geçecek. Yazık, günah İzmir’e. Onlarca sorun köklü çözüm beklerken, sayısız iş rafa kaldırılmışken yine içi boş, gülünç vaatlerin yerine getirilmesi beklentisiyle geçecek. Giden gün ömürdendir derler. Geçen zaman İzmir’in aleyhinedir. Yol çok yakındır ve İzmir bu girdaptan 31 Mart’ta yapacağı en doğru seçimle kurtulacaktır.” – İZMİR
]]>Kurum, Ülke TV’de katıldığı canlı yayında, Çanakkale’de meydana gelen 4,9 büyüklüğündeki depremi yaşayan tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti.
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve deprem gerçeğiyle yaşamak zorunda olunduğunu vurgulayan Kurum, “Biz istiyoruz ki İstanbul’daki riskli bina stokunu bir an önce bitirelim. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu farkındalığıyla daha önce başardığımız gibi İstanbul’u da deprem konusunda hazırlıklı hale getireceğiz. İstanbul, deprem konusunda sempozyum yapmaktan ileri gidemeyen anlayışa teslim olmayacak.” ifadelerini kullandı.
Kurum, depreme ilişkin tedbirler alınarak yaşanması gerektiğini dile getirerek, “Deprem bugün terörle mücadele kadar önemli bir konudur. Biz de projelerimizi, hayallerimizi ortaya koyduğumuzda en önemli gündem maddemiz deprem.” şeklinde konuştu.
“Vatandaşınız için dertli olursanız her şey yapılır”
Kurum, muhalefetin, İstanbul’un deprem gerçeğiyle ilgili son 5 yılda hiçbir proje ortaya koyamadığına işaret ederek, şöyle konuştu:
“650 bin konut İstanbul’da dönüştürülmemeli.’ diye düşünen bir belediye başkanı şu anda var. Kentsel dönüşümün mahalle mahalle yapılması gerektiğini biz söylerken, bugünkü liyakatsiz belediye başkanı hiçbir şey yapmadı. Bu anlayış, ‘İstanbul’da deprem olsun ve insanlar bu riskli binalarda yaşasın.’ demektir. Biz, nüfusu arttırmadan yerinde konutları dönüştürelim diyoruz. Yapmak isteyeni de eleştiriyorlar, ‘Kaynak bulamazsınız.’ diyorlar. Biz kaynak bulduk, asrın felaketinde 3 ayda 89 bin konutun inşası başladı. İstenirse yapılır, siz vatandaşınız için dertli olursanız her şey yapılır. “
“TOKİ ile kaynak ürettik”
Kurum, kaynakları en iyi şekilde kullandıklarının ve TOKİ ile kaynak ürettiklerinin altını çizerek, “İstanbul’a 5 yılda 1 litre su gelmemiş. Sonra da bizim projeleri karalamak diz boyu. Eğer İstanbul’da Marmaray, Avrasya Tüneli, 3. köprümüz, Kuzey Marmara Otoyolu yapılamasaydı neler olurdu?” dedi.
Murat Kurum, 100 bin sosyal konut için 16 Nisan’da başvuruları alacaklarını hatırlatarak, şöyle devam etti:
“KİPTAŞ eliyle yarısı bizden 300 bin konut yapacağız. Biz 250 bin konutu dönüştüreceğiz. İstanbul’un kaynaklarını İstanbul’a harcayacağız. Biz İstanbul’da 100 bin konutu neden yapacağız. Memurların İstanbul’dan beklentileri var. Bu konutlar kentsel dönüşüm yapılan binalardaki insanlarımıza düşük kiralı olarak verilecek. Sayın Cumhurbaşkanımızdan, ilgili bakanlarımızdan destek alacağım. İstanbul için ne gerekiyorsa yapacağım.”
“Raylı sistemi 5 yılda 2 katına çıkaracağız”
İstanbul’un en önemli sorunlarının başında ulaşım, deprem ve konut fiyatlarının geldiğini belirten Kurum, “İstanbul’daki trafik artık çile olmuş. Yılda 18 milyon turistin geldiği, araç sayısının her gün arttığı İstanbul’a yatırım yapmak zorundasınız. Birileriyle kirli pazarlıklarla bunu yapamazsınız. İstanbullular neden bu çileyi çekiyor? Metrobüs kuyruğunu görsem ve belediye başkanı olsam utanırım, sokağa çıkamam. Raylı sistemi 5 yılda 2 katına çıkaracağız. 340 kilometreden 650 kilometreye çıkaracağız. Her ilçeye metro gidecek bir sistem yapacağız. İstanbul’un 2 yakasına 2 büyük tünel yapacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Mevcut İBB yönetiminin yeni bir tane bile tünel yapmadığını kaydeden Kurum, “122 kilometrelik tünelle alternatif bir yol oluşturuyoruz. Yerin altından hızlı bir şekilde gidilecek yol olacak. Bunların bittiğini hayal edin, Kilyos’tan çıkan bir vatandaşımız kesintisiz Büyükçekmece’ye kadar gidecek.” dedi.
“250 bin araçlık yeni otoparkı hayata geçireceğiz”
Kurum, vatandaşın evinin önüne ücret ödemeden aracını park edeceğini vurgulayarak, 250 bin araçlık yeni otoparkı hayata geçireceklerini söyledi.
Üstü yeşil alan, altı otopark olan projeyi gerçekleştireceklerini belirten Kurum, okullara otopark yapacaklarını ve okula gelen öğretmen ile velilerin araçlarını buralara park edebileceklerini kaydetti.
Kurum, tek sistemden taksiyi yöneteceklerine dikkati çekerek, “Şu anda birçok uygulama var, biz bunu tek çatı altında toplayacağız. Oldu ya taksiden istediğiniz verimi alamadınız, ödül ve ceza uygulaması getireceğiz. Gerekirse men edeceğiz. Bir yandan taksicilerimize eğitim vereceğiz. Taksicilerin de güvenliğini düşüneceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Sen önce kirli ittifaklarının hesabını ver”
CHP ile DEM Parti arasındaki ittifakın kimlerle nasıl olduğunu milletin bildiğini kaydeden Kurum, “Aynı geçmişte olduğu gibi bakanlıkları paylaşmışlardı. Cumhur İttifakı’nda böyle bir şey gördü mü bu millet? Devlet Bey, ‘Sizin de bu noktada bir talebiniz var mı?’ diye sorulduğunda, ‘Bu millet sizi seçti, sizin yönetmeniz ve bizim uymamız gerekir.’ diye yanıt verdi.” şeklinde konuştu
Kurum, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, “Tek millet, tek devlet” söylemiyle ilgili yaklaşımına değinerek, şunları kaydetti:
“Sen git önce kendini özgürleştir, sen ne demek istiyorsun? Sen önce kirli ittifaklarının hesabını ver. Böyle bir aşağılık bakış açısı olamaz. Sen git o büyükelçilerle yaptığın kirli anlaşmaları açıkla. Gelip bize akıl verme. Kendi menfaatin için her türlü kirli ilişkiye giriyorsun sonra bizim ‘tek millet, tek devlet’ dememizden mi rahatsız oluyorsun. Özgür Özel, bedelli askerlik yapan vatandaşlarımızı hedef aldı, kendi belediye başkan adayları bedelli askerlik yapmış kişiler. “
Murat Kurum, seçim yarışında geriden başladıklarını ancak şu an 1,5-2 puan öne geçtiklerini belirterek, tüm İstanbulluların oyunu alarak büyük bir zafer kazanacaklarını söyledi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Ayhan İncirci’nin üstlendiği “Uzay Diplomasisi: Yeni Fırsatlar Keşfetmek” paneline Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkanı Yusuf Kıraç, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, Asya Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü (APSCO) Genel Sekreteri Yu Çi, Uluslararası Uzay Federasyonu (IAF) Genel Müdürü Christian Feichtinger ve eski Belçika Senatosu Üyesi ve Switch to Space Başkanı Dominique Tilmans katıldı.
Gezeravcı, panelde, uzay diplomasisinin önemine dikkati çekerek, “Dünyanın farklı alanlarında ne tür krizler olursa olsun, ne tür çatışmalar ve anlaşmazlıklar yaşanırsa yaşansın, uzay her zaman birleştirici bir platform olmuş, insanların çabalarını iyi bir sonuca dönüştürmüştür.” dedi.
Uzay yolculuğunu başarıyla tamamlayıp 9 Şubat’ta dünyaya dönen Gezeravcı, “Çok şükür ki 7 ulusu ve 9 milleti tek bir platformda bir araya getiren, sadece bir araya getirmekle kalmayıp onlara birlikte çalışmak ve insanlığın geleceğine katkıda bulunmak için çok iyi bir şans veren büyük misyonun bir parçası olduk.” diye konuştu.
“Bu önemli misyon bize, çocuklarımıza hayal kurma fırsatı verdi. Türkiye çocuklarına ve aynı zamanda Türkiye’yi rol model olarak gören diğer ülkelerin çocuklarına da kendilerine ve potansiyellerine güvenme imkanı verdi.” diyen Gezeravcı, “Çocukken film ve belgesellerde uzayla ilgili bir şey gördüğümde, kendime, ‘Bu rüya diğer uluslara ve diğer ulusların çocuklarına ait.’ derdim. (Uzay misyonu), Türk çocuklarına hayallerinin önünde hiçbir sınır olmadan potansiyellerini yerine getirmelerini sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin ilk astronotu, “Gençler, bu alandan sakın korkmayın, harika potansiyelinizi uzay alanına da yansıtmaktan sakın çekinmeyin. Uzay endüstrisi büyüyor, kendinizi bunun bir parçası haline getirin ve buraya imzanızı atın.”çağrısı yaptı.
“Uzayla alakalı gelişen ve değişen bir trend var olduğunu söyleyen Gezeravcı, “Tüm dünyada yatırımlar artıyor. Bu alanda yapılan çalışmalar ve katılımcı ülkeler burada bir çalışma imkanı buluyor. Bizim ülkemizin uzayda bir yer hak ettiğini her zaman düşünmüştüm. Uzayla alakalı faaliyetlere katılmayı hak ediyoruz. Uzay alanında çok ciddi bir potansiyelimiz var. Türk vatandaşlarıyla her zaman gurur duydum. Pratik zekamızla, çözümlerimizle büyük potansiyelimiz var. Bırakın çocuklarımız bizim başlattığımız bu yolda yürüsünler.” diye konuştu.
Türkiye’nin yaş ortalaması genç nüfusa sahip olduğunu belirten Gezeravcı, genç nesillerin uzay alanında gerçekleştirilecek her türlü gelişmenin parçası olmasını dört gözle beklediğini dile getirdi.
Türkiye’nin uzay alanındaki uluslararası ortaklığa aktif şekilde katıldığına vurgu
TUA Başkanı Kıraç ise Türkiye’nin uzay alanındaki uluslararası ortaklığa aktif şekilde katıldığını ve bu alanda işbirliği yapmaya da kararlı olduğunu belirtti.
Gezeravcı’nın uzay misyonu sırasında diplomatik ilişkiler de yürüttüğünü belirten Kıraç, “Uzay keşfi ve teknolojik gelişmelere karşı daha kapsayıcı bir yaklaşım kullanmayı amaçlıyoruz. İşte bu noktada eğitim, vizyonumuzun temel taşıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Kıraç, 2023’de düzenlenen uzay kampına Türk devletlerinden 100’den fazla gencin geldiğini ve bu yıl da düzenlenmesi planlanan kampa Türk devletlerinden gençlerin katılımını beklediğini ifade etti.
TUA’nın geleceği şekillendirmekte önemli rol oynamak istediğini ifade eden Kıraç, “Küresel uzay sektörü için daha eşitlikçi ve umut verici bir gelecek inşa etmeye inanıyoruz.” dedi.
Havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’e 2023’de 4,5 milyon kişinin katıldığını ifade eden Kıraç, bu yüzden festivalin Türkiye’deki genç girişimciler için çok önemli olduğunun altını çizdi.
Kıraç, “TEKNOFEST Türkiye’nin ilk uzay ve teknoloji festivali olarak, pek çok partner ile birlikte ülkedeki teknolojinin gelişmesinde nemli rol oynadı.” şeklinde konuştu.
TUA Başkanı Kıraç, geçen yıl İstanbul, İzmir ve Ankara’da düzenlenen festivalin, bu yıl da Adana’da düzenleneceğini sözlerine ekledi.
Türkiye uzay alanında “olağanüstü bir rol model ve örnek”
IAF Genel Müdürü Feichtinger, uzayı, “dostane ilişkileri olmayan ülkelerin bile bir araya gelebildiği, bilgi alışverişinde bulunabildiği ve ortaklıklar kurabildiği ortak bir payda” olarak değerlendirdi.
Antalya’nın 2026’da ev sahipliği yapacağı Uluslararası Uzay Kongresi’ne değinen Feichtinger, “2026’da Antalya’ya tekrar gelerek uzayın diplomasi için çok etkili bir araç olduğunu göstermekten büyük heyecan duyuyoruz.” dedi.
Feichtinger, birkaç yıl öncesine kadar uzayın, sadece “uzay ülkeleri” olarak adlandırılan ülkelere mahsus bir alan olduğunu söyledi.
“Türkiye birkaç yıl içinde bir uzay ajansı kurarak, uzay stratejisi oluşturarak ve bir insanlı uzay uçuşu programı geliştirerek gerçekten uzayı gelişimlerinin odağı oldu.” diyen Feichtinger, Türkiye’yi uzay alanında “olağanüstü bir rol model ve örnek” olarak gösterdi.
Feichtinger, Türkiye’nin gelecekte Ay’a gitmek için gerçekten iddialı planları olduğuna dikkati çekti.
Uzay, “uluslararası işbirliği ve çalışma için mükemmel bir alan”
Tilmans da uzayın herkese ait olduğunu, bu yüzden ekonomik veya teknolojik gelişmesine bakılmaksızın uzaydan herkesin faydalanması gerektiğini belirtti.
Uzayı “uluslararası işbirliği ve çalışma için mükemmel alan” olarak tanımlayan Tilmans, tüm kurum ve kuruluşları, uzayı, uzay dışı sektör arasındaki diyaloğu teşvik etmek için köprü olarak kullanmaya davet etti.
Tilmans, uzay alanındaki gelişimlerin yeni işler ve yeni iş fırsatları yarattığını, bunun gelecekte küresel ekonomi üzerinde çok büyük etkisi olacağını kaydetti.
APSCO Genel Sekreteri Yu da, uluslararası uzay işbirliğine dikkati çekerek, uzay diplomasisinin ülkeler arasındaki kardeşliği ve yardımlaşmayı artıracağını ifade etti.
Yu, havacılık ve uzay alanında, özellikle genç elemanlara yönelik geleceğin parlak olacağını belirtti.
]]>Karadeniz Teknik Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen genel kurula eski başkanlardan Ahmet Celal Ataman ve Mustafa Günaydın ile teknik direktör Şenol Güneş de katıldı.
Veda konuşması yapan mevcut başkan Ali Sürmen, genel kurulun kaybedenin olmayacağını, kim seçilirse seçilsin Trabzonspor’un emrinde olduğunu belirtti.
Kulüp Başkanı Ertuğrul Doğan, Sürmen’e katkılarından dolayı plaket verdi.
Doğan, salonda bulunan herkesin Trabzonspor için ayrı bir değer olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Kimileri yarım asır, kimileri çeyrek asır bordo mavili camiamıza hizmet etmiş kişilerdir. Camiamızın akil insanları olarak nitelendirdiğim divan kurulu üyelerimizin her birinin görüş, öneri ve eleştirileri bizim için her daim yol gösterici olacaktır. Şimdi yeni bir başkan seçeceğiz, yeni bir dönemin kapısını aralayacağız. Bütün adaylara başarılar diliyorum. Bu arada yöneticilik yaptığım dönemden başkanlık yaptığım dönem boyunca sözde değil, her zaman özde ağabeylik yaptığı için huzurlarınızda kendisine teşekkür ediyorum.”
Başkan adayları konuştu
Başkan adayı Emin Kahraman, şu ana kadar yakışan bir sürecin yaşandığını dile getirerek, “Kendimi seçime hazırladım. İnşallah bana bu şans verilirse en iyi hizmetleri yapmaya talibim. Hepinizin oylarına talibim.” dedi.
Bazı kişilerin, “Divanın yetkisi ne ki?” sorusunu yönelttiğine dikkati çeken Kahraman, şu değerlendirmede bulundu:
“Biz de tüzüğü biliyoruz, divan istişare kuruludur. Divan transfer yapamaz, yönetim icraatlarını yapamaz, evet. Farkında mısınız bizim son şampiyonluğumuzdan sonra ne oluyor? Rakipler topla tüfekle algı yarışına girdiler. Türk futbolu böyle bir ortam yaşamadı. Sosyal medya, yorumcularıyla, hakemleriyle tozu dumana katıyor. Biz bu düzende nerede duracağız? Biz her zamankinden fazla tek yumruk olacağız. Yönetim, şehir, divan, tek yürek olmak zorundayız. Trabzonspor’un ayrışma lüksü yoktur. Trabzonspor’un bölünme, çözülme lüksü yoktur. Bu ekonomik şartlarda borç 7 milyara dayanmışken, rakipler herkese savaş açmışken biz daha güçlü olmak zorundayız.”
Başkan adayı Hayrettin Hacısalihoğlu da Trabzonspor’a hizmet noktasında yeni bir döneme başlamak arzusunda olduklarını vurgulayarak, “Trabzonspor’u hiçbir zaman uzaktan seyretmiş değilim. Her zaman önceliğim Trabzonspor’un çıkarları oldu. Asla taviz vermedim ve vermem. Bu kulüp, büyük camiaların birleşmesinden doğmuştur. Kuruluş aşamasından sonra birleşmiş, tek amaç için mücadele etmiş, bugünlere gelinmiştir. İnanıyorum kazanan da kaybeden de hizmet aşkını ilk günkü gibi sürdürecektir.” ifadesini kullandı.
Divan kurulu başkan adayı Mahmut Ören ise bugünün tarihte güzel bir gün olarak anılmasını istediğini belirterek, “Trabzonspor’un saygın ve en köklü kurumlarından birine aday oldum. Kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda sağlıklı çözümler üretmek, divan başkanlığının yazılı olmayan görevidir. Biz göreve geldiğimizde üyelerin çekişmesine, kutuplaşmasına yol açmayacağız. Uzlaştırıcı, birleştirici olacağız. Kırgınlıkların son bulması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Kulüp çıkarları doğrultusunda her şartta, platformda mücadele edeceğimize söz veriyoruz.” diye konuştu.
Oy verme işlemi başladı
Başkan adaylarının konuşmasının ardından oy verme işlemi başladı.
2 bin 90 üyenin oy kullanma hakkının bulunduğu genel kurulda Mahmut Ören, Hayrettin Hacısalihoğlu ve Emin Kahraman, başkan adaylığı için yarışıyor.
Divan kurulu başkanlığı seçiminde üyeler saat 16.00’ya kadar oy kullanabilecek, ardından da oy sayımına geçilecek.
]]>Prof. Dr. Ata, telekomünikasyon ve 6G’yle ilgili alanlarda kadınların istihdamı ve görünürlüğünün arttırılması için küresel alanda çalışan bu topluluğun listesindeki ilk 100 kadın arasında yer almasını AA muhabirine değerlendirdi.
Son 10 yıldır İTÜ’de bilgi ve haberleşme alanında çalışmalar yürüttüklerini belirten Ata, “Aslında 6G alanında yaptığım tek çalışmanın değil, bir dizi çalışmanın neticesinde bu başarı ortaya çıktı. Teorik sayısal işaret işleme konusunda başladığım araştırma çalışmalarım, son 9-10 yılda İTÜ’deki Bilgi ve Haberleşme Araştırma Grubumuzla birlikte yeni nesil haberleşme ağlarına odaklandı. Araştırmalarımızın kapsamı önce 5G’ye, son 5 yıldır da 6G teknolojilerine evrildi.” diye konuştu.
Ata, daha yüksek veri iletim hızlarına ulaşmayı sağlayacak dalga şekli tasarımları, çok sayıda makinenin birbiriyle haberleşmesine imkan verecek yeni çoklu erişim teknikleri, enerjiyi verimli kullanan haberleşme ağlarının tasarımı ve RF dalgalardan enerji hasatlama gibi farklı yönleriyle bu alana bilimsel katkılar sunduklarını söyledi.
Bu çalışmalarla atıflar aldıklarına dikkati çeken Ata, “Yürütücülüğünü yaptığım ve 3 yıl önce TÜBİTAK’ın desteğiyle başlayıp 2023’te başarıyla tamamlanan, 6G telsiz ağları için İHA ve akıllı yansıtıcı yüzeylerin kullanıldığı projemizde, ultra bağlantılılık olarak tarif edilen kesintisiz ve güvenli iletişim odağında yenilikçi çalışmalarımız oldu.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Ata, telsiz haberleşme alanında yapılan AR-GE çalışmalarının, yaklaşık her 10 yılda bir ortaya konulan yeni vizyonla önce araştırma, ardından teknoloji geliştirme ve standartlaşma adımlarıyla sürekli ilerlediğini anlattı.
5G teknolojisinin zenginleştirilmiş mobil geniş bant haberleşme, yüksek veri hızlarına erişim, ultra güvenilir düşük gecikme süreleri, kritik uygulamaların desteklenmesi ve yoğun makine tipi haberleşme imkanı sağladığına işaret eden Ata, “6G teknolojisinde ise yeni frekans bantlarıyla daha yüksek veri hızlarına ve daha düşük gecikme sürelerine ulaşmanın ötesinde yapay zekanın işin içine girdiği akıllı ve veriden öğrenen sistemler, İHA ve akıllı yüzeyler gibi yenilikçi altyapıların kullanılmasıyla haberleşmede kesintisizliğin sağlanması ve blok zincir gibi yöntemlerle haberleşme güvenliğinin artırılması öne çıkıyor.” değerlendirmesini yaptı.
“6G teknolojisi 2030’lardan itibaren hayatımıza girecek”
Ata, bunlar gibi çok sayıda yeni yaklaşımın çalışıldığı teknoloji adayı 6G sistemlerinin henüz dünyada standartlaşmadığını dile getirdi.
Bu teknolojinin 2030’lardan itibaren devreye girmesinin beklendiğini vurgulayan Ata, şöyle devam etti:
“Telekomünikasyon dünyasında potansiyel olarak veri iletiminin çok yüksek oranlara çıkması sağlanacak. Bu sayede gerçek zamanlı 3 boyutlu video akışı, daha yoğun sanal gerçeklik deneyimleri ve dev dosyaların anında indirilmesi gibi uygulamalara imkan sağlanacak. 6G ağlarının yapay zekayla entegre edilmesi sayesinde, ağın kendi kendini optimize etmesi, ağ esnekliği ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimlerine olanak sağlanması öngörülmektedir.”
Prof. Dr. Ata, 6G ile kesintisiz her yerde bağlantı ve daha düşük gecikme amaçlandığını, veri aktarımındaki zaman gecikmesinin azalması sayesinde otonom araçlar gibi kritik uygulamalar için neredeyse anlık yanıt sürelerinin mümkün olacağını kaydetti.
6G teknolojisinin günlük hayatta büyük değişimler sağlayacağının altını çizen Ata, “Özellikle büyük ölçekli sensör ağlarının oluşturulması, dijital ikiz uygulamaları, akıllı şehirlerin ve birbirine bağlı cihazların etkinleştirilmesi, üretim ve lojistikte otomasyon, robot teknolojisi ve gerçek zamanlı veri analizinin desteklenmesi konusunda 6G’nin ülkemize ve dünyaya önemli katkıları olması bekleniyor.” dedi.
“Türkiye’deki en büyük zenginlik nitelikli beşeri sermaye”
Ata, bilim dünyasının haberleşme konularıyla birlikte farklı problemleri de artık bir arada çalışmaya başladığını aktararak, şu anda 6G kapsamında bütünleşik olarak algılama ve haberleşmenin bir araya getirildiği sistemleri çalıştıklarını ifade etti.
“Bilimsel çalışmaların belli bir olgunluğa erişmesi, kavramsal gösterimler ve standartlaşma süreçleriyle 6G teknolojisinin 10 yıl içinde hayatımıza girmeye başlamasını bekliyoruz.” diyen Ata, Türkiye’deki en büyük zenginliğin nitelikli beşeri sermaye olduğuna vurgu yaptı.
“Alanda öncü çalışmalar yapılması, yapılan çalışmaların haberleşme ve diğer dikey sektörlerdeki ekosistemin tüm unsurlarıyla desteklenmesiyle yerli ve milli çözümlerimizin uluslararası ölçekte yaygınlaşması bizi yeni nesil haberleşme teknolojileri alanında öne taşıyan unsurlar olacaktır.” ifadelerini kullanan Ata, 6G teknolojisinin önemli bir unsuru yapay zeka ve makine öğrenmesi yaklaşımlarını da özellikle haberleşme ağlarında uç birim hesaplama problemlerinde kullandıklarını ve bu çalışmaları dünyanın saygın dergilerinde yayınladıklarını sözlerine ekledi.
]]>Teklifte, TCK’nın 220. ve 314. maddelerini kapsayan ve muhalefet tarafından tepki çeken 10. ve 11. maddeleri Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini müstakil bir suç olarak düzenleniyor.
Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak. Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak. Buna göre de TCK’da belirtilen ‘devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar’ bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
“İŞ CİNAYETLERİ, KADIN CİNAYETLERİ… HİÇBİR ŞEY YOK”
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, getirilen yargı paketinin ‘hayal kırıklığı’ olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Ne iktidarın vaatleri var, ne de kamuoyunun beklentileri karşılandı. Mesela infaz düzenlemesi yok, ehliyet affı yok, çek mağdurlarına ilişkin gelişme yok, disiplin affı yok, kader mağdurlarına ilişkin af beklentisi yok, bu pakette. İş cinayetleri, kadın cinayetleri, sokak cinayetleri ve mafyalara ilişkin onların cezalandırılmasına dair bir şey yok. Anlayacağınız dağ yine fare doğurdu.
Anayasa’ya aykırı torba yasalarla yamalı bohçaya dönen kanunlarımıza bir tanesi daha eklenmiş oldu. Anayasa Komisyonu başta olmak üzere diğer komisyonlarda da görüşülmesi gereken birçok madde yine es geçildi ve yine konunun paydaşlarından görüş alınmadı. Maddelere bakınca Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği maddeleri aynı anlama gelecek halde ama ısrarla iptal gerekçelerini karşılamadan hazırlanmasını gerçekten anlayamıyoruz. ya neyin ısrarı bu? Siz Anayasa’yı, Anayasa Mahkemesi’ni tanımazsanız kimse de sizi tanımaz. Aslında devletin kurumlarının yaptığı bütün işlemlerde tanınmaz ve hepsi de yok hükmüne düşer. Kabile devletinin bile bazı kuralları vardır. Maalesef sayenizde bu koskoca ülkede hiçbir kural, hukuk, yargı hiçbir şey kalmadı. Gerçekten içler acısı durum. Bizler hukukçuyum demekten utanır hale geldik. Ama siz hukuk tanımamazlıktan utanmadınız.
Örneğin Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak değişikliğin kendilerini eleştiren herkesi terörist yaftası yapıştıran bu zihniyetle bir ceza avına dönüşeceğini, yoldan geçen herkesi terör örgütü üyesi olarak yargılatacağını görmek için gerçekten hukukçu olmaya da gerek yok siyasetçi olmaya da gerek yok.”
“BİR GÜN ŞU KÜRSÜ DE ’10 EKİM’ DEDİĞİNİZİ DUYMADIM”
Maddeler üzerine söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk şunları söyledi:
“Yargı paketinin 6. maddesinin birçok boyutu üzerine konuşuldu ama zaten paketteki genel sorunların bir tezahürünü görüyoruz burada da. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımama, arka kapıdan çıkıp ön kapıdan girme bir tür aslında herkese yönelttiğiniz yargısal aktivizm. Ben söz hakkımı başka bir noktada kullanacağım. Dün 28 Şubat’tı ve 28 Şubat üzerine söz alanlar travmalardan söz ettiler, tanklarla göz dağı verilmesinden söz ettiler. İrade gaspından söz ettiler. Her şeyden evvel 28 Şubat’ı ben de bu ülkenin tarihindeki bir utanç sayfası olarak tanımlıyorum. Bu tür modern postmodern neyse… Darbe girişimlerinin mağdurları bu ülkede her zaman sol ve sosyslistler olmuştur. Fakat şubat ayında çok şey oldu. 7 şubat 2016’dan bugüne geçen 7 yıldır tekrar eden bir 28 Şubat… Tanklar mı dediniz, travmamı dediniz elinizi vicdanınıza koyun. Bir gün ‘biz neden bu ülkenin bunca travması içinden bir tek kendi travmalarımızı seçiyoruz, neden başka hiçbir şeyden bahsetmiyoruz’ deyin. Bu ülkede Ankara’nın göbeğinde 2 kilometre ötede 10 Ekim’de 100 insan paramparça edildi. Barış istediği için bir gün şu kürsüde ’10 Ekim’ dediğinizi duymadım. Sonra gelip sizinle bir duygudaşlık kurmamızı bekliyorsunuz.”
“İSTİNAFA RAĞMEN, BASİT BİR İŞ DAVASI İKİ YIL SÜRÜYOR”
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin ise yargının en önemli sorunlarından birinin ‘liyakat’ sorunu olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:
“Liyakat sorunu yargı camiasının en önemli sorunlarından birisidir. Haksız mülakat sistemi maalesef yargı organını tıkayan uygulamalardan birisidir. Sınavlarda yüksek puan alan ancak torpil bulamayan gariban vatandaşın oğlu, kızı sınavlarda eleniyor ama sınavlarda düşük puan alan Ankara’da dayısı olan torpili olan vatandaşın çocukları maalesef haksız bir şekilde sınavları kazanabiliyorlar.
Yargılamaların uzaması yargı sisteminin önemli bir sorunu. Geciken adalet, adalet değildir. Sayın Bakan yardımcım davalar bitmiyor. Yargı sistemini hızlandırmak için İstinaf kurumu getirildi. Allah aşkına basit bir iş davası iki yıl sürüyor. İstinafa gidiyor 2-3 yıl sürüyor. Burada liyakatsiz hakimlerin de yargılamaların uzamasına sebep olmaları önümüzde duruyor. Sadece hukuki değerlendirme gerektiren konularda bile dosyalar bilirkişiye gönderiliyor.”
Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, maddelerin devamının görüşülmesi için Meclis Genel Kurulu’nu 1 Mart’ta tekrar açılmak üzere kapattı.
]]>Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk:
“Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk”
“Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu”
İSTANBUL – Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, elendikleri Fatih Karagümrük maçının ardından yaptığı açıklamada, “Seyircimizin önünde alışık olmadığımız bir mağlubiyet aldık” dedi.
Ziraat Türkiye Kupası Çeyrek Finali’nde Galatasaray evinde Fatih Karagümrük ile karşılaştı. Sarı-kırmızılılar mücadeleden 2-0’lık skorla mağlup ayrıldı ve kupaya veda etti. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Kazanarak çıkmaya alışmıştım ama kaybeden takımın hocası olarak buradayım. Maç kaybettikten sonra konuşmak zor. Bugün özelinde 3 gün önce oynadığımız maç vardı. 6 günde 3 maçımız vardı. Burada daha dinlenmiş 4-5 oyuncuyu içeriye katmak istedik. Ufak tefek sakatlığı olan kadromuzda olmayan oyuncular da vardı. Maça başlangıcımız çok iyi değildi. Rakibimiz çok kaliteli işler yaptı. Biz Galatasaray olarak daha iyisini yapmamız gerekiyor. Özellikle rakibimiz topa sahipken bizim baskılarımızı hızlı bir şekilde kırdı ve kalemize tehlike yaptı. Belli bölümlerde hücum şansı da çıktı. Bir türlü 1-1’i bulamadık. Arkasından yediğimiz ikinci gol maçın bitmesine sebep oldu. Oyundan olarak performans olarak memnun değiliz. Daha iyisini yapmamız gerekiyor. Rakibimizi tebrik ediyorum. Karagümrük hak ettiği bir galibiyet aldı. Çok zorlu bir fikstürden geçiyoruz. 3 gün sonra yeni bir maça çıkacağız. Bu maçı unutup o maça hazırlanacağız. Seyircimizin önünde alışık olmadığımız bir mağlubiyet aldık. Dinlenmemiz lazım, kafa olarak da dinlenmemiz lazım. Ligdeki başarımızı devam ettirmemiz gerekiyor. Bizim için şampiyonluk önemli ve değerli. Maddi ve manevi olarak da değerli. Ben ve oyuncularım kafamızı kaldırım bir sonraki maça hazırlanmamız gerekiyor” diye konuştu.
“Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk”
Mağlubiyetlerin psikolojik anlamda bazen olumsuz etkilediğini ifade eden Buruk, “Ama çok çabuk kafamızı kaldırıp bir sonraki maçı kazanmaya bakmamız lazım. Çok kısa da bir süre var. Bugün mağlubiyetin yanında maç öncesindeki düşüncemiz belki 45-60 dakika sonrası yorgun oyuncularımızı da dinlendirebilir miyiz diye düşündük ama bu mümkün olmadı. Bu yorgunluk var. Çok da önemli derbi maçına çıkacağız. Bu yorgunluklarını çabuk şekilde atlama şansımız var. Oyuncularımızı dinlendireceğiz, bu maça hazırlayacağız. Hem Avrupa’dan hem Türkiye Kupası’ndan elenmek bizim için üzücü. Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk. Şampiyonluk için de çok avantajlıyız, çok formdayız. İyi bir gidişatımız var. Deplasmanda oynamak tabii ki kolay değil. Bunu yapabilecek kadroya sahibiz. Bu tür maçları oynamış birçok oyuncularımız var” şeklinde konuştu.
“Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu”
Kendileri için en yoğun haftanın bu hafta olduğunu ifade eden sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Bizim için en yoğun hafta buydu. Yaklaşık 9 günde 4 maç oynuyoruz. Bizi en zorlayacak yer burasıydı. Bazı mevkiiler sakatlıktan dolayı elimizin bağlandığı mevkiler vardı. Ana düşüncemiz lige odaklanmak. Tek maç haftalarına dönüyoruz. Geçen seneye benzer yola dönüyoruz. Hafta hafta tek maç üzerinden gideceğiz. Avrupa’dan ve Türkiye Kupası’ndan ne kadar üzülsek de lige odaklanma açısından önemli ve değerli olacak. Tek maçı düşünerek maça hazırlanacağız. Yaklaşık 44 maç oldu. Temmuzdan beri çok yoğun tempodayız. Şu an hedefiniz lig. Ligde istediğimiz, düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz şampiyonluğa ulaşmak için çaba sarf edeceğiz. Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu” açıklamasında bulundu.
“Verilen şansları herkesin daha iyi değerlendirmesi gerekiyor”
Sağ bek bölgesinin kendileri için önemli olduğunu söyleyen Okan Buruk, “Barış’ı, Kaan’ı oynattık. Kaan da ağrılarıyla oynuyor. En sağlıklı hali değil. Barış’ı birçok bölgede oynattık. Sahada zaman zaman yorulduğunu görüyoruz. Bazı bölgelerde eksikliğimiz oluyor. Bundan sonraki dönem Ziyech, Serge döndüğü zaman bence daha tamamlanacağız. Kadrodaki rekabetin de daha fazla aratacağını düşünüyorum. Verilen şansları da herkesin daha iyi değerlendirmesi gerekiyor. Kulübeden gelen oyuncularımız önemli. Son 3 ay bizim için önemli” dedi.
Buruk son olarak sakatlığı bulunan Fildişi Sahilli sağ bek Serge Aurier’in durumu için ise, “Bizle antrenmanlara başlamadı. Yarın veya öbür gün takımla antrenmanla başlayabilecek duruma geleceğini düşünüyoruz. Belki Beşiktaş maçına yetiştireceğimizi düşünüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren 8. Yargı Paketi’nde yer alan ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesine ilişkin “Anayasa Mahkemesi iptal etti. O maddeden ifadeyi çıkarıp aynı madde olarak tekrar yazmışsınız. Tekrar yazdığınız şeyle ‘bunu düzenledik’ diyorsunuz. Bu evrensel hukuk ilkelerine uygun değil. Anayasa Mahkemesi’nin kararına uygun değil. Mesele düzenleme yapmanız değil, durumu kurtarmak. ‘Terör örgütüyle irtibatlı’ sizin sihirli cümleniz. Bütün hukuksuzluğun gerekçesini bu cümleye dayandırabiliyorsunuz. Bütün adaletsizliğin gerekçesini buna dayandırabiliyorsunuz. Yetkiyi kendinizde görüyorsunuz” dedi.
CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, TBMM Genel Kurulu’nda dün 8. Yargı Paketi’nin tümü üzerine söz alarak maddelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Bu teklif bir kere daha gösterdi ki ne Saray’ın gündeminde ne AK Parti’nin ne de MHP’nin gündeminde Türkiye’de hukukun üstünlüğünü sağlamak gibi bir mesele yoktur. Hukuk devletini kurmak gibi bir mesele yoktur” diyen Tezcan şunları söyledi:
ORTADA BİR YARGI REFORMU YOK: 8. Yargı Paketi’ni görüşüyoruz. Dışarıda özellikle iktidar çevresi paketi savunanlar, iktidara yakın olanlar, bu paketin kerameti olduğunu iddia edenler, bu bir yargı reformu paketi gibi ifade ediyorlar. Ancak paketin gerekçesinde ‘yargı reformu’ ifadesi kullanılmamış. Doğru olarak kullanılmamış çünkü anlatıldığı gibi ortada bir yargı reformu yok. Her zaman olduğu gibi bir torba paket var. AK Parti’nin bu zamana kadar Anayasa’ya aykırı biçimde hukuki güvenliği ortadan kaldıracak biçimde… Hukukçu olanlar çok iyi bilir. Uygulamada, uygulayıcıların neyi nerede bulabileceklerini bilemediği tuhaf bir sistem yaratan torba yasa sistemiyle toplanan maddeleri bir çuvalın içerisine koymuşlar. Yargıyla hükümler getiriliyor. Bu hükümlerin bir kısmı Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları neticesinde ortaya çıkan boşluğu doldurmak için zaruri olarak Meclis’in yasama organının yapması gereken düzenlemeler. Onun talebi doğrultusunda, tespitleri doğrultusunda yapılmıyor. Maddelerde arkadaşlarımız onları anlatacaklar.
YARGI PAKETİNE DEĞİL, REFORMA İHTİYAÇ VAR: Emekli ihtiyaçlarını gidermek bir ihtiyaç ama onu bu paketin içerisine sokmak bir tuzak. Miktar belli…2 bin lirayı, 3 bin liraya çıkarıyorsunuz. Bir kere bu projenin sahibi biziz. Sizleri emeklilere şikayet ediyorum. Emeklilere bayram günü asgari ücret tutarında ikramiye vermekten neden kaçtınız? Ortalama baklava bin lira ila bin 500 lira. Ramazan bayramında ayıp değil mi? Yaptığınız zam bir kilo baklava parası. Bir diğeri deprem yardımları… Kimsenin buna bir şey dediği yok. Keşke bir senedir depremin yaralarını sarma konusunda atmanız gereken adımları atmış olsaydınız. Bir sene geçti. Şimdi bunu da bu paketin içerisine koyuyorsunuz. Ayrı tek bir kanun maddesi getirin. Üzerinde konuşalım ve çıkaralım. Ama mesele o değil. Mesele bir şeyi yapıyormuş gibi görünüp, üstünü örtmek. Türkiye’nin bir yargı reformuna ihtiyacı var, bir yargı paketine değil. Bunu iktidar ve Cumhur İttifakı milletvekilleri kendi müktesebatlarına baksalar bunun dayanaklarını görürler.
EVRENSEL HUKUK İLKELERİNE UYGUN DEĞİL: Onuncu madde… ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesi. Anayasa Mahkemesi iptal etti. O maddeden ifadeyi çıkarıp aynı madde olarak tekrar yazmışsınız. Tekrar yazdığınız şeyle ‘bunu düzenledik’ diyorsunuz. Bu evrensel hukuk ilkelerine uygun değil. Anayasa Mahkemesi’nin kararına uygun değil. Mesele düzenleme yapmanız değil, durumu kurtarmak. Bir başka konu TMSF’de kayyumlara koruma getirme… ‘Terör örgütüyle irtibatlı’ sizin sihirli cümleniz. Bütün hukuksuzluğun gerekçesini bu cümleye dayandırabiliyorsunuz. Bütün adaletsizliğin gerekçesini buna dayandırabiliyorsunuz. Yetkiyi kendinizde görüyorsunuz. Bir şirkete kayyumu tayin edeceksiniz. Arkasından ‘ne yaparsan yap’ diyeceksiniz. Herkes milletvekilliğini bırakıp, kayyum olmaya çalışır. Ne güzel iş. Arkadaşlarımız ne gerekirse söyleyecekler. Bu teklif bir kere daha gösterdi ki ne Saray’ın gündeminde ne AK Parti’nin ne de MHP’nin gündeminde Türkiye’de hukukun üstünlüğünü sağlamak gibi bir mesele yoktur. Hukuk devletini kurmak gibi bir mesele yoktur. Yargı bağımsızlığını sağlamak gibi bir mesele yoktur. Kul düzenini ortadan kaldırmak gibi bir mesele yoktur. Ama sandığa gidiyoruz ve inşallah bu milletin gündeminde kul düzenini yerle bir etme olacaktır.”
]]>
Milli Savunma Bakanlığı tarafından basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece 1 Ocak’tan bugüne kadar 193’ü Irak’ın, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere etkisiz hale getirilen terörist sayısı 483 olmuştur” ifadelerini kullandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğine vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, diğer yandan Milli Savunma Bakanlığı’nın FETÖ ile mücadelesinin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdüğünü hatırlattı.
“Bahar Kalkanı Harekatı’nın 4’üncü yıl dönümünde aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz”
Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi ve Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşlerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Tuğamiral Aktürk, “Hudutlarımızın güvenliğini sağlayan, yeni bir göçü önleyerek büyük bir insanlık dramının yaşanmasını engelleyen Bahar Kalkanı Harekatı’nın 4’üncü yıl dönümünde aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet; kahraman gazilerimize sağlıklı ve mutlu ömürler diliyoruz” diye konuştu.
“Hudutlarımızda son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 101 şahıs yakalanmıştır”
Tuğamiral Aktürk, konuşmasına şöyle devam etti:
“Hudutlarımızda son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 101 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 4’ü terör örgütü mensubudur. 2 bin 384 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.”
Dost ve kardeş ülkelerle olan tarihi ve kültürel bağlara dikkati çeken Tuğamiral Aktürk, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, terörle mücadele ve hudut güvenliği ile mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi korumanın yanı sıra milli meselemiz olan Kıbrıs, ‘iki devlet, tek millet’ anlayışı ile bir ve beraber olduğumuz Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlarımız olan Balkanlar, dostluk ve kardeşlik ilişkilerimiz bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir” şeklinde konuştu.
KFOR Birliği 1 Mart’ta göreve başlayacak
Aktürk, ayrıca NATO Kosova Gücü (KFOR) ihtiyat birliği rotasyon planlaması çerçevesinde bir komando taburunun 28 Şubat’ta Kosova’ya intikal ettiğini belirterek, “İtalya’dan görevi devralacak birliğimiz, 1 Mart-1 Haziran tarihleri arasında görev yapacaktır” açıklamasında bulunu.
“ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır”
40 adet yeni F-16 Blok-70 alımı ve 79 adet F-16’nın modernizasyonuna ilişkin de açıklamalarda bulunan Tuğamiral Aktürk, “Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 bin 15 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
Uluslararası görev ve faaliyetler
Tuğamiral Aktürk, NATO Güvence Tedbirleri çerçevesinde Hava Kuvvetlerinin tanker uçağı tarafından NATO’ya ait AWACS uçağına 23 Şubat’ta Romanya üzerinde yakıt ikmali yapıldığını, 23 ve 26 Şubat’ta Havadan İhbar Kontrol (HİK) uçağı tarafından hava sahası ve Romanya hava sahasında uçuş görevleri yapıldığını bildirdi.
Yine, 23 Şubat’ta Romanya hava sahasında Romanya’ya ait 4 F-16 uçağı ile tanker uçak tarafından havada yakıt ikmali eğitimi yapıldığının bilgisini veren Aktürk, şunları kaydetti:
“NATO Geliştirilmiş Hava Polisliği görevi kapsamında da Romanya’da konuşlu F-16 uçaklarımız, 27-28 Şubat’ta Fransız Hava Kuvvetlerine ait tanker uçağı ile ilk defa havada yakıt ikmali görevi gerçekleştirmiştir. Harita Genel Müdürlüğümüz tarafından, TÜBİTAK ile ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi’ konulu işbirliği protokolü imzalanmıştır.”
Türk Silahlı Kuvvetlerin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğine dikkati çeken Aktürk, NATO Kosova Gücü (KFOR) ihtiyat birliği rotasyon planlanması kapsamında, bir komando taburunun 28 Şubat’ta Kosova’ya ulaştığını, İtalya’dan görevi devralacak birliğin 1 Mart-1 Haziran 2024 tarihleri arasında görev yapacağını söyledi.
F-16 Blok-70 Viper tedariki
Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayisi ürünlerinin katkısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkinliği ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığını bildirdi.
Tuğamiral Aktürk, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin, şunları kaydetti:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
Sorular
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Bakanlık kaynakları, F-16 tedariki ve modernizasyonu konusunda son duruma ilişkin soru üzerine “Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesiyle bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.” ifadelerini kullandı.
Daha önce açıklandığı gibi her iki tarafın incelemelerini tamamladıktan sonra bir araya geleceğini belirten Bakanlık kaynakları, bu görüşmede ortak inceleme ve değerlendirmeler yapılacağını ardından anlaşmanın sonuçlandırılacağı ve takvimin işlemeye başlayacağını söyledi.
Kaynaklar, fiyatlandırmanın liste ve ürünler üzerinden yapılacağını belirterek “Nihai anlaşma safhasına gelindiğinde bu anlaşmanın toplam maliyeti ortaya çıkacaktır. Üretim ve modernizasyon faaliyetlerinin Türkiye’de yapılmasına yönelik teklifimiz ABD makamlarına iletilmiştir.” bilgisini paylaştı.
“Eurofighter konusunda Almanya’nın olumlu yaklaşımı beklenmekte”
Bakanlık kaynakları, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in İngiltere’yi ziyaretinde Eurofighter konusunun gündeme gelip gelmediğine dair soruyu, “Bakanımız resmi bir davet üzerine İngiltere’yi ziyaret etmiştir. Söz konusu ziyarette ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunulmuştur. Bu ziyaretteki gündem başlıklarından biri de Eurofighter konusu olmuştur. Eurofighter konsorsiyumu ülkelerinden Almanya’nın bu konudaki olumlu yaklaşımı beklenmektedir. İngiltere ve üretici firma temsilcileri ile teknik görüşmelere devam edilmektedir.” şeklinde yanıtladı.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun, İstanbul’da Dizayn Proje Ofisini (DPO) ziyaretinde TF2000 ile uçak gemisi tasarımlarının yer aldığına dair soru üzerine Bakanlık kaynakları, DPO Müdürlüğünün çalışmalarına Türkiye’nin ilk milli deniz harp platformu olan MİLGEM Projesini gerçekleştirmek amacıyla 1997’de Taşkızak Tersanesi Komutanlığı bünyesinde oluşturulan ekiple başladığı, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi sonrası taşınarak MİLGEM Proje Ofisi adı altında İstanbul Tersanesi Komutanlığı bünyesinde 12 Mart 2004’te kurulduğu bilgisini paylaştı.
Bu ofisin, 2010’da DPO Müdürlüğü olarak yeniden isimlendirildiğini bildiren kaynaklar, Eylül 2015 tarihinden itibaren İstanbul Tersanesi Komutanlığı yerleşkesindeki yeni binasında faaliyetlerine devam ettiğini belirtti.
Deniz Teknik Komutanlığı bünyesine 11 Ağustos 2017’de alınan DPO Müdürlüğünde, muharip gemilerin tekne, makine ve elektrik sistemleri, savaş sistemleri ve sistem entegrasyon tasarımlarının yapıldığını kaydeden kaynaklar, DPO’nun bütünleşik lojistik destek ve inşa teknik desteğini gerçekleştiren ve gemi inşa standartlarını oluşturan Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uzman kurumu olduğunu ifade etti.
Tasarım ve entegrasyon faaliyetleri DPO Müdürlüğü tarafından yürütülen MİLGEM projesi kapsamındaki gemilerden TCG HEYBELİADA (F-511), TCG BÜYÜKADA (F-512), TCG BURGAZADA (F-513), ve TCG KINALIADA’nın (F-514) sırasıyla 2011, 2013, 2018 ve 2019 yıllarında hizmete girdiğini anımsatan Bakanlık kaynakları, TCG DERYA Denizde İkmal ve Muhabere Destek Gemisi ve TCG İSTANBUL İstif Sınıfı Fırkateyn tasarımının yanı sıra TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi konsept/ön tasarım faaliyetlerinin devam ettiğini bildirdi.
Bakanlık kaynakları, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Yerli ve Milli Uçak Gemisine sahip olunması yönünde verdiği direktif üzerine alınan kararla, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın Dizayn Proje Ofisi tarafından tasarım faaliyetlerine başlanmış, Dizayn Proje Ofisi Müdürlüğü tarafından başlanan ve konsept tasarımı üzerinde önemli bir mesafe kat edilmiştir.” ifadelerini kullandı.
]]>F-16 ALIM SÜRECİ
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin şunları söyledi:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
1 OCAK’TAN İTİBAREN 483 TERÖRİST ETKİSİZ
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 BİN KİŞİNİN YASA DIŞI GEÇMESİ ENGELLENDİ
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
MALAMAN DENİZ MAYINI ENVANTERE GİRİYOR
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
]]>Erdoğan, partisince düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son 21 yılının önceki dönemlerinden çok iyi olduğunu, yarınların da bugünden daha iyi olacağını belirtti.
İnsanları, karamsarlık bataklığına sürüklemek isteyenlerin tek derdinin buradan bir kaos çıkartıp ülkeyi kendilerine mecbur etmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Kendi partilerini öyle yönetiyor olabilirler ama bu millet kendi geleceği konusunda onların sinsi oyunlarına eyvallah etmez. Ne diyor üstat? ‘Yarın elbet bizim, elbet bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.’ Allah’ın izniyle bu tekerleği tümsekte bırakmayarak Türkiye Yüzyılı bayrağını, kör dünyanın tepesine biz dikeceğiz.” diye konuştu.
Kütahya’ya 101 milyar liranın üzerinde yatırım
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en büyük ispatının şehirlere yaptıkları yatırımlar olduğunu ifade etti.
Bu kapsamda son 21 yılda Kütahya’ya 101 milyar liranın üzerinde yatırım yaptıklarına dikkati çeken Erdoğan, eğitimde 2 bin 900 yeni derslik inşa ettiklerini, şehre ikinci devlet üniversitesi olarak Kütahya Sağlık Üniversitesini kurduklarını dile getirdi.
Gençlik ve sporda yükseköğrenim yurt yatak kapasitesini 12 bin 493’e çıkardıklarına, 61 spor tesisi inşa ettiklerine, Kütahya’ya kendine yakışacak bir stadyum kazandırmak için çalışmalara başladıklarına değinen Erdoğan, sosyal yardımlarda Kütahyalı ihtiyaç sahiplerine 2,6 milyar lira tutarında kaynak aktardıklarını söyledi.
Şehir hastanesinde sona gelindi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlıkta 320 yataklı Evliya Çelebi Devlet Hastanesi başta olmak üzere toplamda 1050 yataklı 11 hastaneyle birlikte 43 sağlık tesisi inşa ettiklerini aktardı.
Toplam 610 yataklı Kütahya Şehir Hastanesinin inşasında sona geldiklerini aktaran Erdoğan, son teknik testlerini de tamamladıktan sonra hastaneyi vatandaşın hizmetine sunacaklarını bildirdi.
Şehrin ihtiyacına göre önümüzdeki dönemde 800 yataklı bir eğitim araştırma hastanesini de gündeme alabileceklerine işaret eden Erdoğan, şunları söyledi:
“Ayrıca, Domaniç Entegre İlçe Hastanemizin inşası başta olmak üzere 5 sağlık tesisinin yapımına devam ediyoruz. Kütahya’da TOKİ kanalıyla 12 bin 802 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 1521 konutun yapımı sürüyor. Kütahya’da 9,2 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışması yürütüyoruz. Şehrimizdeki 6 millet bahçesi projesinden üçünü tamamlayıp hizmete sunduk, diğerleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Ulaştırmada, Kütahya’da 24 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 359 kilometreye çıkardık. Abide-Simav yolunun ilk 15 kilometrelik kısmını tamamladık, kalanıyla ilgili hazırlıklara devam ediyoruz. Abide-Pazarlar ve Emet-Simav yolları ile Germiyan ve Zafertepe kavşaklarını bu sene bitiriyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çavdarhisar-Abide, Dursunbey-Tavşanlı, Hisarcık-Gediz yollarını önümüzdeki sene tamamlayacaklarını, şehrin hem Eskişehir, Afyonkarahisar çıkışlarında trafiği rahatlatacak hem de organize sanayi bölgeleri arasındaki ulaşımı kolaylaştıracak bir yol projesini hayata geçireceklerini söyledi.
Ayrıca mevcut projenin yerine şehrin daha yakınından geçecek bir çevre yolu projesi üzerinde de çalıştıklarını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kütahya il sınırları içindeki bütün demir yollarını yeniledik. Eskişehir-Kütahya-Balıkesir hattını elektrikli, sinyalli hale getirip modernize ettik. Eskişehir-Antalya Hızlı Tren Hattı hayata geçtiğinde inşallah duraklarından biri de Kütahya olacak. Kütahya’ya 21 baraj ve 8 gölet inşa ettik. 5 baraj ile 1 gölet daha inşa ediyoruz. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Kütahya’da, 168 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 21 sulama tesisimiz ile toplam 204 bin dekar araziyi daha sulamaya açacağız. İnşa ettiğimiz 118 adet taşkın koruma tesisiyle, Kütahya şehir merkezi ile 144 yerleşim yeri ve 11 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. 8 adet dere ıslahının inşası sürüyor.”
Doğal gaz yatırımları
Erdoğan, Kütahyalı çiftçilere yaklaşık 16 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdiklerini ifade etti.
Kütahya’da 6 yeni organize sanayi bölgesi, 1 teknopark, 9 araştırma geliştirme merkezi kurduklarını dile getiren Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Biraz sonra açılışını yapacağımız seramik fabrikasıyla Kütahya’nın bu alandaki marka değerini küresel ölçekte güçlendiriyoruz. İstihdamı desteklemek için Kütahya’daki işverenlere toplam 3 milyar lirayı aşan prim teşviki verdik. Enerjide, Kütahya, Çavdarhisar, Çitgöl, Demirci, Emet, Gediz, Hisarcık, Kuruçay, Simav ve Tavşanlı’ya doğal gazı getirdik. Bu yıl içinde Eskigediz ve Seyitömer’e, 2026 yılında ise Altıntaş ve Domaniç’e doğal gaz arzı sağlamayı hedefliyoruz. Hedefimiz, en kısa sürede Kütahya’da doğal gaz olmayan ilçe ve belde kalmayacaktır.”
Önümüzdeki dönemde Kütahya’ya yaptıkları yatırımları katlayarak artıracaklarını söyleyen Erdoğan, “Nasıl mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine bizden oluşuyor, hükümet aynı şekilde, bir de yerel yönetimde inşallah 31 Mart’ta sandıklardan biz çıkarsak el ele, gönül gönüle dayanışma halinde neler olmaz ki neler…” ifadelerini kullandı.
Mitingden notlar
Konuşmasının ardından Erdoğan, Kütahya ve ilçe belediye başkan adaylarını çağırarak vatandaşları selamladı.
Mitingin yapıldığı alanda “Dava taşı gediğine konuncaya kadar durmayacağız, susmayacağız, yılmayacağız”, “KAAN-Kalktı yine semalara bir kanatlı hürriyet, adı özgür kendi figür yine aldı hezimet, aklı fikri takoz olmak siyaseti hamaset, ne yapsalar boş, gördü dünya feraset”, “Bunlar uzaya mekik gönderdiler de başörtüsünün ucuna mı takıldı?”, “Marmaray inşa ettiler de başörtüsü tüneli mi tıkadı?” ve “Hızlı tren yaptılar da başörtüsü bu treni raydan mı çıkardı?” pankartları yer aldı.
Mitinge, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş ve Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile milletvekilleri de katıldı.
(Bitti)
]]>Erzurum Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Fatih Tosunoğlu’nun yürütücülüğünü yaptığı, “İklim Değişikliği Altında Tek ve Çok Değişkenli Durağan Olmayan Taşkın Frekans Analizi: Dağılım Parametreleri İçin Genelleştirilmiş Eklemeli Modeller (GAMLSS) ve Kopula Fonksiyonları” başlıklı proje, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Gör Bölen’in yürütücülüğünü yaptığı “Giyilebilir Teknolojiler için 2B Ca2Nb3xTaxO10 Perovskit UV Dedektör Üretilmesi” isimli proje ve Fen Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Güven Turgut’un yürütücülüğünü yaptığı “Polar Tmdc Malzemelerin Nh3 ve No2 Gaz Algılama Karakteristiklerinin Deneysel Olarak İlk Kez İncelenmesi” isimli proje TÜBİTAK 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında destek almaya hak kazandı.
Doç. Dr. Tosunoğlu: Su Yapılarının Optimum Tasarımında Yol Gösterici Olacağız
Geliştirilen Proje ile Türkiye’de iklim değişikliği etkileriyle artan ekstrem taşkın olaylarının analizlerinin detaylı bir şekilde yapılacağını ve su yapılarının boyutlandırılmasında kullanılan tasarım debilerinin hesaplanmasında yenilikçi yöntemler kullanmayı hedeflediklerini belirten Doç. Dr. Tosunoğlu: “Durağan olmayan taşkın frekans analizine yönelik çalışmalara ilgi son yıllarda giderek artmaktadır. Bu nedenle geliştirdiğimiz proje ülkemizin su yapılarının planlanmasında tasarımında ve yönetiminde önemli katkılar sağlayacaktır. Ayrıca projenin ilgili paydaşlara taşkın analizi ve hesaplamaları konusunda yol gösterici özellik taşıyacağı ve bu konuda ileride yapılacak akademik çalışmalara katkı sağlayacağını düşünüyoruz” diye konuştu.
Dr. Öğr. Üyesi Gör Bölen: Ultraviyole Işığı Algılayan Fotodedektör Üreteceğiz
Projeye ilişkin detayları paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Gör Bölen, proje kapsamında insan sağlığı için oldukça önem arz eden ultraviyole ışığı algılayan bir fotodedektör üretileceğini ve üretilen dedektörün giyilebilir bir cihaz haline dönüştürüleceğini söyleyerek: “Üretilecek giyilebilir cihaz ile dedektörün, algıladığı Ultraviyole ışık seviyesinin bilgisi kullanıcının cep telefonuna aktarılacak ve kullanıcı ne kadar sürede ne kadar ultraviyole ışığa maruz kaldığını öğrenebilecek” dedi.
Fen Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Güven ise geliştirilen proje ile 2 boyutlu malzemelerle düşük konsantrasyonda ve yüksek hassasiyette gaz algılamasının yapılacağını ifade etti.
Rektör Çakmak: Ar-Ge Faaliyetlerine Büyük Önem Veriyoruz
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, TÜBİTAK’a sunulan ve desteklenen proje sayısının her geçen dönem artmasından memnuniyet duyduklarını dile getirerek “Göreve geldiğimiz günden itibaren Ar-Ge faaliyetlerine büyük önem veriyoruz. Üniversitemiz bu anlamda oldukça gelişmiş imkanlara sahip. Hepimizin ortak gayesi bu imkanlardan en iyi şekilde istifade ederek, ülkemize ve bilim dünyasına faydalı işler ortaya koymak. Hocalarımızın geliştirdiği projeleri bu farkındalığın bir sonucu olarak görüyorum. Bu vesileyle kendilerini tebrik ediyor ve çalışmalarında başarılar diliyorum” diye konuştu. – ERZURUM
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi, temeli 2018’de atılan Fahrettin Altay- Narlıdere Metrosu’nu, binlerce İzmirlinin katıldığı törenle hizmete açtı. Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, açılışta yaptığı konuşmada, “Bugün, pandemiye, afetlere ve ekonomik krize rağmen İzmir aşkıyla birbirine kenetlenen 4 buçuk milyonun günüdür. Bugün “Aşkla İzmir” diyerek, refahı büyütenlerin, gün doğmadan uyananların. Bu şehir için canla başla çalışanların günüdür. Bugün, kur korumalı değil, emek korumalı hizmet anlayışıyla çalıştığımız 5 yılın, taçlandığı gündür” dedi.
Törenin açılışında Narlıdere Belediye başkanı Ali Engin ve Balçova Belediye Başkanı Fatma Çalkaya, Narlıdere Metrosu için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e teşekkür ederek metronun hizmete girmesiyle bölgede trafiğin rahatlayacağını söylediler.
“BU ŞEHİRDE ULAŞTIRMA BAKANLIĞINA AİT TEK BİR “U” HARFİ YOK”
Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer, göreve geldiğinde Narlıdere Metrosu’nun yüzde 12 seviyesinde olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu, “İzmir’i bilenler bilir. Bu şehirde Ulaştırma Bakanlığına ait tek bir “U” harfi yok. Onun yerine, kendi metro hattını, sadece kendi imkanlarıyla yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi var. Biz, Türkiye’de son beş yılda raylı sistemlere bütçesinden en büyük oranı ayıran belediyeyiz. Sadece 5 yıllık görev sürem boyunca İzmir’de 952 milyon Euroluk raylı sistem yatırımı yaptık, yani bugünkü rayiçle 31 milyar lira.Peki bu 5 yılda merkezi hükümetin İzmir’e layık gördüğü raylı sistem yatırımı ne kadar biliyor musunuz? Yalnızca ama yalnızca 3 bin lira. Biz o metro Buca’ya gelecek dedik. Getiriyoruz.” dedi.
5 yıllık görev süreci boyunca yaptığı icraatları, adaylık sürecinde vaat ettiği ve gerçekleştirdiği projleri tek tek anlattan Soyer,”5 yıl önce, sec¸im beyannamemizde, 165 projemizi gerçekleştirmeyi vadetmiştim. Bu projeleri yu¨zde 87’lik bir oranda tamamlamıs¸ üzerine bir de 15 proje eklemiş ve bu oranı gerçekleştirmiş tek belediye başkanı olmaktan büyük gurur duyuyorum.5 yılda İzmir’in 50 yıllık kangren olmuş sorunlarını çözdük, ve gelecek 50 yılını teminat altına aldık” ifadelerini kullandı.
“CANLARI SAĞ OLSUN”
Aday gösterilmemesinden dolayı CHP Genel Merkezine sitemde bulunan Soyer, şöyle devam etti:
“Bu şehir, onlarca yıldır parti-devlet anlayışıyla üvey evlat yerine kondu.Yine de hak bildiği yolda, demokrasinin yolunda yürümekten asla vazgeçmedi.İzmir tüm baskılara rağmen, evrensel değerlerin ülkemiz siyasetindeki en güçlü savunucusu olan CHP’ye destek vermeyi sürdürdü. Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıktı.İşte bu nedenle CHP ve İzmir arasındaki güçlü ilişki bir tesadüf değildir.Her ikisinin de özünde Anadolu’dan dünyaya uzanan bir uygarlık köprüsü inşa etme gayreti vardır. Fakat ne yazık ki bugün, değişim sloganın altının boşaltılarak, hedefinden koparıldığını ve umutların sönümlendiğini üzülerek görüyoruz.Oysa bir parti-devlete karşı mücadele ediyorsanız veya bir parti sandıktan aldığı gücü suistimal edip devleti ele geçiriyorsa, o umuda çok ihtiyaç vardır ve o umudun tek gerçek öznesi halk olmalıdır.Vatandaşın talepleri tek ve en gerçek yol göstericidir. Göreceksiniz, hep birlikte o umudu yeniden yeşertip, asırlık Cumhuriyet mirasımızı daha ileriye taşıyacağız.Cumhuriyetimizin 100. yaşını, onun devrimlerinin, faziletlerinin kalesi olan Cumhuriyet Halk Partisinin değerlerini daha da yücelteceğiz. “Başka bir siyaset mümkün” çünkü siyaset yaşamı iyileştirme sanatıdır.Ve o sanat ancak toplumla birlikte yapıldığında hedeflerine ulaşır.Yani Halkla birlikte, halkçı bir dönüşümle.Şunu çok iyi biliyoruz ki hepimiz daha iyisini hak ediyoruz. Bu ülke bu cennet vatan daha iyisini hak ediyor.Yolumuz engebeli, yolumuz uzun ama hedefimiz güzel, o hedefe giden yolculuk güzel. Hep birlikte ileriye, iyiye, doğruya yürümeye devam edeceğiz. Aşığı olduğum bu güzel şehrin, güzel insanları, Elbette bu kadar emeğe partinizden ve yoldaşlarınızdan bir takdir beklersiniz.İzmir CHP il kongresinde kapalı oylamada 522 delegenin 508’inin oyuyla en yüksek örgüt desteğini alana, başarılarıyla uluslararası alanda en yüksek makama getirilene, anketlerde birinci çıkana, bu kadar çabaya, devrim niteliğindeki onlarca esere bir teşekkürü çok görenlere buradan sitem ediyorum.Canları sağolsun”
“BUGÜNE KADARKİ HATTIMIZ İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİYDİ BUNDAN SONRA SATHIMIZ, TÜM VATANDIR”
Siyasetin içerisinde olmaya devam edeceğinin işaretini veren Soyer, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:
Bu yoldaki en büyük ödül siz değerli İzmirli hemşerilerimin takdiridir.Bu makamdaki görevim bitse de sizlerin her siyasetçiye bahşetmediğiniz ama beni oturttuğunuz gönül makamı benim için en büyük ödüldür.Tüm kalbimle söylüyorum, bu gurur bana da evlatlarıma da yeter.İzmir’e, bu şehrin 4 buçuk milyon dürüst, namuslu insanına bana bu gururu yaşattıkları için teşekkür ediyorum.Dostlarım,Geçmiş olsun diyenlere asla kulak asmayın. Demokrasi bayrağını taşımanın bedelini ödemeye rıza gösteren herkese Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyet devrimlerine en sıkı sahip çıkan şehir olma özelliğini yaşatan ve fakat bu nedenle bedel ödeyen, o bedele rıza gösteren tüm İzmirlilere,Helal olsun! Gelecek olsun! Bu memleket için, İzmir için son nefesime kadar hizmet edeceğim.Bunu, kimsenin ekmeğine yağ sürmeden, bu toprakları rant çetelerine peşkeş çekmeden yapmaya devam edeceğim.Bu ülkede demokrasinin neferi olmayı sürdüreceğim. Bir nefer olarak birlikte başlattığımız tüm projelerin de takipçisi olacağım. Şunu çok iyi bilsinler, bugüne kadarki hattımız İzmir Büyükşehir Belediyesiydi.Bundan sonra sathımız, tüm vatandır.”
Soyer’in konuşmasının ardından açılış töreninde sanatçı Haluk Levent İzmirlilerle buluştu.
]]>CHP Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, şehit aileleri ve gazilerin sorunları ile ilgili bugün yazılı açıklama yaptı. Bağcıoğlu, şunları kaydetti:
“TSK ve emniyet güçlerimizin hain terör örgütlerine karşı gerçekleştirdiği amansız mücadelede canını vermiş şehitlerimizin ve yaralanmış gazilerimizin her biri, bizim için milli birer kahramandır. Şehitlerimiz bizim toprak altındaki ulu köklerimiz, gazilerimiz ise ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Yaşayan Anıtlarımız’ olarak onurumuz ve gururumuzdur. Toplumda el üstünde tutulması gereken şehit aileleri ve gazilerimiz, Anayasa’mızda da ayrıcalıklı bir konumda yer almışlardır. Bu çerçevede devlete aşağıdaki görev ve sorumluluklar verilmiştir:
Anayasa Madde 10: Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Anayasa Madde 61: Devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.
Tüm bu Anayasal güvencelere rağmen, şehit yakınları ve gazilerimizin var olan birçok sorunu bulunmaktadır. Sağlık, eğitim, istihdam, terörle mücadelede yaralanıp gazi sayılmama gibi birçok alanda sorunlar halen devam etmektedir. Bunlardan özellikle sağlıkla ilgili olan ve acil çözümüne ihtiyaç duyulan bazı sorunlar aşağıda özetlenmiştir.
“DÖVİZ KURUMDAKİ DALGALANMA VE FAHİŞ FİYATLAR YÜZÜNDEN GAZİLER ESKİYEN PROTEZLERİNİ YENİLEYEMİYOR”
? Terörle mücadelede uzuvlarını yitiren gazilerimiz, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sabit fiyat politikası ve kurdaki dalgalanma yüzünden protezlerini yenileyemez duruma gelmişlerdir.
? Gazilerimiz için protez, ortez, tekerlekli sandalye ve sonda gibi malzemeler hayati önemdedir. Ancak; Sosyal Güvenlik Kurumu bunları temin edemeyecek noktadadır.
? Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki yoğunluğa bağlı olarak, Gazilerimiz 4-5 aya varan bekleme sürelerine maruz kalabilmektedir. Türkiye’nin birçok ilinden Ankara’ya gelen gazilerimiz, uzun uğraşlar sonucu hastanede kalarak malzemelerini alabilmektedir.
? Döviz kurumdaki dalgalanma, fiyatları fahiş biçimde artırmış olup protezi eskiyen gazilerimiz, tamir ettirerek tekrar kullanmak zorunda kalmaktadırlar.
? Gazilerimiz sağlık işlemleri için Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittiklerinde ‘yatış’ işlemi yapmak zorunda kalmaktadırlar.
? Yatan hasta olarak işlem gördükleri için ise Sosyal Güvenlik Kurumu’na ek yatak ücreti de fatura edilmektedir.
? Kurul, ilk hafta protezin kullanılamaz durumda olup olmadığını görüşmekte, ikinci hafta başka bir kurul uygun görülen protezin tespitini yapmakta ve üçüncü hafta ise protezle işlem yapmaya hak kazanılmaktadır.
? Yoğunluk nedeniyle 3-4 ay sonrasına randevu verilmektedir.
“TERÖRLE MÜCADELE SIRASINDA YARALANIP GAZİ SAYILMAYANLARA VERİLEN SÖZLER MUTLAKA TUTULMALI”
Güneydoğu’daki bir terör operasyonunda mayına basarak bacağını kaybeden ve İzmir’de yaşayan gazimizin anlattıkları gerçekten üzücüdür. Gazimiz, ‘Ankara’ya tek başıma gidemiyorum, eşim de geliyor. Kalma ve ulaşım masrafını karşılamakta zorlanıyoruz. Bazı gazilerin protezi yok, yurt dışından gelmesini bekleyen Gaziler var’ şeklinde durumunu dile getirmektedir. Terörle mücadele sırasında yaralanıp gazi sayılmayan kahramanlarımızın durumu da mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu kahraman evlatlarımıza iktidar tarafından verilen ancak şimdi unutulan sözler mutlaka tutulmalıdır.
“CHP, ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ YARARINA OLACAK TÜM KANUN TEKLİFLERİNİ HER ŞARTTA DESTEKLEYECEK”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm bu sorunların takipçisi olunmuş, gündeme getirmekten ve çözüme kavuşturulmaları için gayret göstermekten asla vazgeçilmemiştir. Şehit ve Gazilerimiz konusunda TBMM’ye verilen kanun teklifleri incelendiğinde, yüzde 71’nin CHP tarafından verildiği görülmektedir. CHP bundan sonra da TBMM’de çözümler için en önde mücadele eden parti olacak, kimden gelirse gelsin şehit aileleri ve gazilerimiz yararına olacak tüm kanun tekliflerini her şartta destekleyecek, özellikle şehit aileleri ve gazi dernekleri ile kesintisiz iletişimini sürdürecektir.
“CHP, ŞEHİT AİLELERİMİZ VE GAZİLERİMİZ İÇİN SORUN VE SIKINTILARINI ANLATABİLECEKLERİ LİMANLARDIR”
Buradan bir kez daha ifade ediyorum; CHP Genel Merkezi, İl Başkanlıkları ve İlçe Başkanlıkları şehit ailelerimiz ve gazilerimiz için sorun ve sıkıntılarını anlatabilecekleri limanlardır. Seslerini duyurmak için elimizden geleni yapacağımıza emin olabilirler. Ayrıca, aziz şehitlerimizin aileleri ve kahraman gazilerimiz, sıkıntı, dilek ve önerilerini CHP Genel Merkezi’nin chp@chp.org.tr e-yazışma adresine elektronik ortamda iletebilirler.”
]]>Bursa’daki basın mensuplarıyla bir araya gelen AK Parti Nilüfer Belediye Başkan adayı Celil Çolak, Nilüfer için ortaya koyduğu vizyonu ve projelerini anlattı. Çolak, “Öyle inanıyorum ki Nilüfer’i ‘Gerçek Belediyecilik’ ile buluşturacak; şehir estetiği, kimliği ve ruhu olan, geleceği bugünden planlanmış, her bir ferdinin hayat kalitesi ve standardı yükseltilmiş bir Nilüfer’i, birlikte inşa edeceğiz. Nilüfer’in hak ettiği değeri alması için tüm projelerimiz hazır. Her adımı açıklık, dürüstlük ve hesap verebilirlik temelinde atacağız. İnsan odaklı çalışmaları esas alacağız. Son 20 yılda, dünya da Türkiye de çok değişti. Ancak üzülerek görüyorum ki, Nilüfer bu değişime, son 20 yılda ayak uyduramadı. Ülkemizin yakaladığı gelişim, ilçemize aynı oranda yansımadı. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin gündelik yaşama her geçen gün daha da etki ettiği yepyeni bir dünya var artık” diye konuştu.
“Gerçek belediyecilik vizyonu”
Şehirler, dünyadaki hızlı değişime ayak uyduran, cesur, bilimin ve teknolojinin gereklerini yerine getiren ama “şehir ve insan” arasındaki organik ilişkiyi de asla göz ardı etmeyen; “insan öncelikli, hizmet odaklı” bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Çolak, bu yaklaşımı, gerçek belediyecilik vizyonu olarak tanımladı. Bu vizyon, hem bugünün değişen taleplerini daha kolay ve kapsamlı karşılamak hem de geleceğin ihtiyaçlarına hazırlanmak hedefini taşıdığını savunan Başkan adayı Celil Çolak, ortaya koyduğu vizyonu ve projelerini sosyal belediyecilik, çevre, kentsel tasarım uygulamaları, ulaşım, turizm, eğitim, istihdam, akıllı şehircilik, sağlık, tarım, spor ve kültür başlıkları altında tanıttı. Projelerin hayata geçirilmesi için Nilüferli hemşehrilerinin desteğine ihtiyacı olduğunun altını çizen Çolak; ‘Değişime var mısınız?’ sorusunu yönelterek konuşmasına şu sözlerle devam etti;
“Değerli Nilüferli Hemşehrilerim, güzel ilçemizi hak ettiği hizmetlere kavuşturmak, bilim ve teknolojinin önderliğinde Nilüfer’i değiştirmeye var mısınız? Herkesi kucaklayan; katılımcı, adil, demokratik belediyecilik anlayışı ile ilçemizi birlikte yönetmek için, değişime var mısınız? ‘İnsan öncelikli, hizmet odaklı’ anlayışla; Nilüfer’e yeni eserler, yeni değerler kazandırmak için, değişime var mısınız? Bu arzuyu benimle birlikte sizlerde de görüyorum:
Nilüfer hazır, Nilüfer kararlı. Bu sefer çok farklı! Öyle inanıyorum ki Nilüfer’i ‘Gerçek Belediyecilik’ ile buluşturacak; şehir estetiği, kimliği ve ruhu olan, geleceği bugünden planlanmış, her bir ferdinin hayat kalitesi ve yaşam standardı yükseltilmiş bir Nilüfer’i, birlikte inşa edeceğiz.”
Hizmet ve eser siyasetinden taviz verilmeyen, teknolojik ve dijital yaklaşımlardan yararlanarak yenilikçi ve öncü uygulamaların hayata geçirildiği, yerel hizmetlerin toplumun tüm kesimlerine ayrım gözetmeden ulaştırılacağını ifade eden Çolak, vizyon ve projelerini ise tek tek sıraladı.
“Kamu kaynakları adil ve hakkaniyetli dağıtılacak”
Hizmet ve karar süreçlerinde her daim kamuoyunun talep ve görüşlerine başvurulacağını belirten Çolak, “Kamu kaynaklarının şehirde adil ve hakkaniyetli dağıtımının sağlandığı, hemşehri hukukuna riayet edilen, hizmet kalitesinin her geçen gün yükseltilerek sürdürülebilirliğinin mümkün kılındığı bir Nilüfer inşa edeceğiz” dedi.
“Toplumun tüm kesimleri hizmetlerin merkezinde yer alacak”
Ailelerin, kadınların, çocukların, gençlerin, engellilerin, yaşlıların, gazilerin, şehit yakınları ve ihtiyaç sahiplerinin; hizmetlerin merkezinde yer aldığı bir Nilüfer olacağını belirten Çolak, “İstihdamdan eğitime, sağlıktan ulaşıma kadar her alanda dezavantajlı toplumsal grupların yönetime katılmasına, belediye hizmetlerinden eşit, adil ve hakkaniyetli bir şekilde yararlanmasına öncelik verilen bir Nilüfer’i hep birlikte yöneteceğiz. Mimarisi özgün, kimliğini ön plana çıkaran nitelikli kentsel tasarım uygulamalarına, tarihi ve kültürel birikimiyle uyumlu yerleşim alanlarına sahip, herkes için erişilebilir kentsel hizmetlerin sunulduğu, doğaya ve çevreye saygılı bir Nilüfer. Sürdürülebilir şehirleşme modeli ile depremin yanı sıra küresel iklim değişikliğiyle artış gösteren sel, su stresi, tarımsal kuraklık gibi afet ve etkilere karşı dirençli, sosyal ve ekonomik riskler başta olmak üzere her türlü kırılganlığa karşı güvenli bir Nilüfer olacak” diye konuştu.
“Farkını ortaya koyan eser ve hizmetler”
Yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi, emisyon azaltımı, entegre atık yönetimi, yeşil ve dijital dönüşüm alanlarına yatırım yapan bir Nilüfer planladıklarını belirten Çolak, “Bütüncül, özgün ve fark oluşturan eser ve hizmetlerle buluşan bir Nilüfer’i inşa edeceğiz. Üniversiteler, teknoloji transfer bölgeleri, merkezi idare kuruluşları, belediye birlikleri, sivil toplum kuruluşları ve diğer tüm paydaşlarla birlikte hareket eden, ortak akıl ile yönetilen, katılımcı bir Nilüfer. Akıllı ve modern teknolojileri kullanarak şehir planlamasını, kentsel dönüşümü, sosyal politikaları etkili, verimli ve koordineli yönetmek için bütünleşik modelleri geliştiren bir Nilüfer’i Bursa’ya kazandıracağız. Nitelikli iş gücü oluşturma ve sürdürülebilir kalkınma için girişimci ve yenilikçi uygulamaların desteklendiği bir Nilüfer ortaya çıkacak. Mahallelerin sosyoekonomik kalkınmasının desteklendiği, belediye hizmetlerinin bu mekanlara ulaşmasının kolaylaştırıldığı bir Nilüfer. Yapay zeka, büyük veri, açık veri, robotik teknolojiler, nesnelerin interneti, insansız hava araçları, dijital ikiz gibi yeni nesil teknolojilerin belediye hizmetlerine dahil edilerek hizmet kalitesinin yükseltildiği; vatandaşın hayatının kolaylaştırıldığı, karar alma süreçlerine daha fazla katılımın sağlandığı bir Nilüfer olacak” şeklinde konuştu.
Şehrin ve toplumsal hafızanın devamlılığını sağlayacak, şehir-medeniyet ilişkisini göz ardı etmeyen, mevcut şehir dokusu ile ilişkisini devam ettirebilen sosyal, kültürel ve yeşil alanlarıyla örnek olan bir Nilüfer’i Bursalılarla buluşturacaklarını belirten Çolak, “Gençler, kadınlar ve dezavantajlı gruplar başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin üretime katılımını teşvik eden modellerin geliştirildiği bir Nilüfer. Kadınların çalışma hayatına dahil olmasını kolaylaştırmak için kreşlerin, bakım merkezlerinin ve mesleki eğitim imkanlarının artırıldığı bir Nilüfer. Kadınların yanı sıra engelliler ve yaşlılar gibi dezavantajlı grupların üretken hale gelmesinin ve kendi istekleri doğrultusunda çalışma hayatına katılımlarının desteklendiği bir Nilüfer. Kamusal mekan tasarımında özel ihtiyaç sahibi bireylerin, çocukların, yaşlıların, kısacası şehrin tüm sakinlerinin konforlu, kesintisiz ulaşımını sağlayacak, yaya hareketliliğini artıracak uygulamaların yaygınlaştırıldığı bir Nilüfer’i hep birlikte yöneteceğiz” dedi.
Kendisine güvenilmesini ve inanılmasını isteyen Çolak, “Söz veriyorum. Mevcutta olan bütün yanlışları değiştireceğiz. Doğru olanların üzerine daha fazla doğru katacağız. İyi bir yönetim izleyeceğimden de kimsenin şüphesi olmasın. Vatandaşların bize destek vermesiyle daha bir Nilüfer’de birlikte yaşayacağız. Yönetim anlayışı değişecek, Nilüfer coşacak” diye konuştu.
“Yüzde 62 ile kazanacağız”
Rant denilen şey başkalarının cebine değil, Nilüferli’nin cebine gireceğini belirten Çolak, “Hizmet olarak, sosyal proje olarak, ekonomik durumu iyi olmayan kişilere sosyal yardım olarak girecek. Gecen yerel seçimlerde, yüzde 35’e yüzde 62 olarak görülüyor. Şimdi biz iddia ediyoruz. Yüzde 62 alacağız. Bunun sinyalini sokakta görüyoruz. Seçmenler bize, ‘bıktık, bıktık, bıktık’ diyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nden arkadaşlarım beni arayak, ‘oyumuz sana’ diyor. Ben bile şaşırdım. ‘Ben yanlış bir partinin adayı mıyım? AK Partili arkadaşlarımızla espirili bir şekilde takılıyoruz” şeklinde konuşmasına son verdi.
MHP Nilüfer İlçe Başkanı Levent Karakoç ve AK Parti Nilüfer İlçe Başkanı Furkan Alpaslan ise yaptıkları selamlama konuşmasında şu cümlelere yer verdi;
“Allah nasip ederse, Celil Çolak başkanımızla bu değişimi gerçekleştireceğiz. İnşallah Nilüfer’i hak ettiği belediyecilik anlayışına taşıyacağız. Türkiye yüzyılı vizyonu doğrultusunda, Türkiye’nin il ve ilçelerini gerçek belediyecilikle tanıştıracağız. Türkiye yüzyılı şehirlerini inşa edeceğiz.” – BURSA
]]>2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Okul Spor Faaliyetleri çerçevesinde düzenlenen Basketbol Spor Dalı Yıldızlar Kategorisi Grup Yarışmaları Bölge Elemeleri Batman’da gerçekleştirildi. Muş’un gözde okullarından Vali Adil Yazar Ortaokulu’nun Yıldız Kızlar Basketbol Takımı, Muş il birincisi olarak bölge şampiyonasına katıldı. Muş’ta 3 yıl önce kurulan ve tek potası olan okul bahçesinde antrenmanlarını gerçekleştiren Yıldız Kızlar Basketbol Takımı, büyük bir başarıya imza attı. Yaz tatillerinde okul bahçesinde hazırlıklarını sürdüren ekip, Batman’da düzenlenen bölge şampiyonasında Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın bulunduğu grupta şampiyonluk elde ederek adlarını Türkiye yarı finallerine yazdırdı.
Tek bir potaya sahip olan okul bahçesinde antrenman yapan sporcular, daha iyi imkanlarla daha büyük başarılar elde edebileceklerine inanıyor. Takım, önlerindeki Türkiye yarı finallerine hazırlıklarına devam ederken Muş’u en iyi şekilde temsil etmek için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Yıldız Kızlar Basketbol Takımını turnuvaya hazırlayan beden eğitimi öğretmeni Yusuf Altıok, iki yıl üst üste bölge şampiyonu olduklarını belirterek, “Turnuvalara hazırlanmak için genellikle yaz tatillerimizde okulumuzun bahçesinde çalışıyoruz. Bu yıl da geçtiğimiz günlerde Batman’da düzenlenen bölge şampiyonasında Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın olduğu grubu şampiyonlukla tamamlayıp önümüzdeki ay Mardin’de yapılacak olan Türkiye yarı finaline katılmaya hak kazandık. Geçtiğimiz son 3-4 yıl içerisinde büyük emekler verdik. Bu emeklerin meyvesini almak hem kendim adına hem de çocuklarımızın adına çok gurur verici. Çok mutluyuz. Umarım yarı finallerde geçtiğimiz seneki başarımızı tekrar yakalayarak Türkiye’de son 16’ya kalmaya hak kazanırız. Hedefimiz bu yönde. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tüm rakiplerini namağlup bir şekilde yenerek şampiyonluk kupasını buraya getirdik” dedi.
Vali Adil Yazar Ortaokulu 8. sınıf öğrencilerinden ve takımın önemli sporcularından Zeynep Duzener ise tek potası olan okuldan bölge şampiyonluğuna ulaştıklarını ifade ederek, “Burada zor şartlarda antrenmanlar yaptık. Okulumuzun tek bir tane potası var. O potayla biz buralara geldik. Sadece güzel bir spor salonu istiyoruz. Boş bir alanımız var. Oraya güzel bir tane spor salonu istiyoruz. Biz buralara böyle küçük bir sahada geldiysek, bizim bir spor salonumuz olsa daha iyi yerlere geleceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Vali Adil Yazar Ortaokulu 8. sınıf öğrencilerinden Rana Şimşek de, kapalı bir spor salonu istediklerini ifade ederek, “Yakaladığımız başarılarla Muş’u daha iyi yerlerde temsil etmeyi istiyoruz. Muş’ta çok iyi olan öğrenciler var. Bu imkanları daha çok bize sunarlarsa, daha güzel yerlerde temsil edeceğimize de inanıyoruz. İki yıl üst üste bölge şampiyonu olduk. Umarım bize bir saha yaparlar ve orada Türkiye’yi daha güzel bir şekilde temsil etmek için çalışırız, çabalarız. Bence tek isteğimiz bize birazcık daha imkan verilsin. Okulumuz hem akademik hem de sportif olarak çok başarılıdır. Çok iyi olan oyuncularımız var, her branştan iyi olan öğrenciler, oyuncular var. Bizim tek istediğimiz kapalı ve güzel bir spor salonudur. Çünkü öyle bir spor salonumuz olursa daha güzel yerlere gelebiliriz” ifadelerini kullandı. – MUŞ
]]>Bu hafta; Maviydi Bisikletim (Yeni Oyun), Fosforlu Cevriye, Ben Medea Değilim, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Yatak Odası Komedisi, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Zehir, Sivrisinekler, Kuğunun Şarkısı, Fındıkkıran, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Rüya, Bir Gece Masalı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 25 Şubat 2024 Pazar tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak.
Bu Haftanın Programı (21-25 Şubat 2024)
MAVİYDİ BİSİKLETİM (Yeni Oyun)
Gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemle, ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir.
Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 24 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır.
William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Tekin, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) ve İstanbul Hazır Giyim İhracatçıları Birliğinin (İHKİB) işbirliğiyle YTÜ Davutpaşa Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Eğitimde Yapay Zeka Zirvesi”ndeki konuşmasında, ülkenin eğitim öğretim sürecindeki yükünü Bakanlığın tek başına kaldıramayacağını, bu süreci yürütmek için toplumun tüm kesimlerinin desteğine ihtiyaçları olduğunu söyledi.
Bu yükü Türkiye’deki gerçek ve tüzel kişiler, aileler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle beraber omuzlamak istediklerini dile getiren Tekin, bu tür işbirliklerini ve protokolleri hep savunduğunu kaydetti. Bu anlamda kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle işbirliği yapmaya devam edeceklerini anlatan Tekin, destek olanlara teşekkür etti.
Tekin, zirvenin konusunun eğitimde yapay zeka uygulamalarının kullanılması olduğuna dikkati çekerek, dünyanın çok hızlı geliştiğini, bilgilerin ve kullanılan enstrümanların da çok hızlı biçimde değiştiğini aktardı.
Modernleşme, çağdaşlaşma ve teknolojinin kullanımı bugün tartışılırken, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinde de benzeri argümanlarla tartışıldığına işaret eden Tekin, “Teknolojiyi kullanacağız, teknolojiden faydalanacağız ama kullandığımız teknolojinin, yeni araçların, toplumsal yaşamımızda, ahlakımızda, yapımızda ne tür değişiklikler yapabileceğini de öngörmemiz gerekiyor. Bütün bu yenilikler, insanlığımıza, temel hak ve hürriyetlerimize, mahremiyetimize, ürettiklerimize ne tür katkılar veriyor, bizden neyi alabilir, korumak istediğimiz hangi değerleri tahrip edebilir ya da ortadan kaldırabilir, bunu tartışmak gerekiyor.” diye konuştu.
Bakan Tekin, yapay zeka robotu ChatGPT’ye değinerek, üniversitelerde öğretim üyeleri ve okullarda öğretmenlerin, öğrencilerin tez ya da benzeri ödevlerini kendi emeğiyle hazırlayıp hazırlamadığı konusunu tartışmaya başladığını, bunun ahlaki bir durum olduğunu kaydetti.
Sınıflarda yaklaşık 620 bin etkileşimli tahta kullanılıyor
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, konuşmasında Bakanlığın teknolojik altyapısıyla ilgili bazı rakamları da paylaştı.
“Eğitimde FATİH Projesi”ni anımsatan Tekin, bu projenin ana temasının, eğitim öğretim süreçlerinde teknolojik yenilikleri kullanabilmek üzerine kurgulandığını ve 4 farklı enstrümanı bulunduğunu dile getirdi.
Projenin enstrümanlarından birinin, Bakanlık bünyesindeki okulların, kamuoyunda “akıllı tahta” olarak bilinen “etkileşimli tahta”larla donatmak olduğunu aktaran Tekin, halen sınıflarda yaklaşık 620 bin etkileşimli tahtanın kullanıldığını ifade etti.
Etkileşimli tahtaların kullanıldığı sınıflarda internet altyapısının da oluşturulduğunun altını çizen Tekin, “Şu an okullarımızın tamamında farklı niteliklerde internet altyapısı mevcut durumda. 60 bine yakın, Milli Eğitim Bakanlığının kendi bünyesindeki resmi kurumun tamamında internet erişim hizmeti veriyoruz.” bilgisini paylaştı.
EBA platformu öğretmenlerin içerikleriyle zenginleştirilecek
Bakan Tekin, FATİH Projesi’nin diğer enstrümanının da “Eğitim Bilişim Ağı (EBA)” platformu olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda EBA platformumuzda, 2011’den itibaren sürekli kendini revize eden, kendi içinde kurduğu mini bir talim terbiye kurulu benzeri işlev gören bir komisyonla beraber içerikleri tamamen denetlenmiş biçimde, eğitim öğretim süreçlerini destekleyecek yaklaşık 2 bine ait dersle ilgili olarak 100 bine yakın içerik mevcut. Ders konu anlatım videoları, zenginleştirilmiş kitaplar, yardımcı kaynak, öğretmen ve öğrencilerimizin kullanabileceği her türlü materyal EBA platformunda mevcuttur. EBA platformunu sadece görevli ve yetkili kişiler tarafından değil, 1 milyonun üzerindeki öğretmen arkadaşlarımızın tamamının katkısını alabileceğimiz şekilde zenginleştirilecek bir ortama kavuşturacağız. Ne demek istiyorum? 1 milyon öğretmenimizin her birinin, her bir konuyu, her bir kazanımı anlattığı, kendisini geliştirdiği, kendince metodoloji ürettiği, kendince değişik yöntemlerle ders anlattığı yöntemler var. Bunların her birinin talim terbiye kurulu benzeri bir yapı üzerinden denetlenerek EBA platformuna yeniden konulmasıyla ilgili süreci başlatacağız. Daha önce bunu yürütmüştük, yine aynı şeyi yapacağız.”
Tekin, FATİH Projesi kapsamında 500 bine yakın öğretmene, eğitimde teknoloji kullanımına ilişkin kurslar verdiklerini kaydetti.
Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) sisteminden de bahseden Tekin, ÖBA üzerinden yaklaşık 85 bin öğretmene eğitim teknolojilerinin kullanılmasına ilişkin eğitimler verdiklerini, bu ve benzeri eğitimlerin çok fazla miktarda bulunduğunu, devamının da geleceğini sözlerine ekledi.
]]>31 Mart yerel seçimleri öncesinde bugün Ordu’nun ardından Giresun’a gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Valilik binası yanındaki miting alanında Giresunlular’a seslendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Giresun’un daha önceki seçimlerde her zaman Türkiye ortalamasının üzerinde AK Parti’ye destek verdiğini ve yine kendine yakışanı yapacağını söyledi. Erdoğan, “Biliyorsunuz önümüzde çok kritik bir seçim daha var. Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz. Bu sefer il, ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağını yürekten inanıyorum” diye konuştu.
“Ukrayna, Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık”
Ülkemizin içinde yer aldığı coğrafyanın sancılı günlerden geçtiğini belirten Erdoğan “Karadeniz’in hemen öte yakasında iki komşumuz arasındaki savaş 2. yılını doldurmak üzere. Rusya ve Ukrayna savaşında şimdiye kadar on binlerce insan öldü, on binlercesi yaralandı yüz binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Sizlerde o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğalgaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğalgaz aynı şekilde devam etti. Şuanda Karadeniz doğalgazı devam ediyor. Hani olmayacaktı ama bak bizde oluyor. Gabar’da petrol çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaptan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri oldu. Salgın döneminde üretimden istihdamdan taviz vermedik. Destek ve hibe programlarımızda toplumumuzun yanında yer aldık. Güçlü ve modern sağlık altyapımız sayesinde hiçbir vatandaşımızı çaresiz bırakmadık. Ukrayna, Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa davet etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığını asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere Batılıların gözünden değil milletimizin zaviyesinden baktık. Siz ne diyorsanız o dedik. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa milletimiz için en iyisin en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduk” şeklinde konuştu.
“Zaman bizi haklı muhalefeti yine haksız çıkardı”
“Kardeşlerim zaman bizi haklı muhalefeti yine haksız çıkardı” diyen Erdoğan “Bunun elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun ile birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenli açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazını geldik ne Batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyiplanlad7ık ve kararlılıkla hayatı geçirdik. Böylece Türkiye’yi çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımız kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık. Bugünde attığımız her adımı Türkiye eksenli atıyor milletimizin ve devletimizin menfaatlerini düşünüyoruz. Karadeniz’den Orta Doğu’ya bölgemiz bir yangın yerine dönmüşken yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın diye çaba harcıyoruz. Çok açık ve net ifade etmek isterim bizim dış politikada tek bir amacımız vardır o da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğalmaktır. Türkiye yüzyılının aynı zamanda barışın yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle işbirliğimizi geliştirmek başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıkları takılıp kalmak yerine işbirliği alanlarına odaklanmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
“Vahdet olmadan rahmet olmaz”
Konuşmasına “Vahdet olmadan rahmet olmaz” diyerek sürdüren Erdoğan, “Bilhassa Gazze’de akan kanı durdurmak İsrail’in katliamların önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanları ile ticaret ve yatırımların yanı sarı Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de işbirliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içerisinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Önümüz Ramazan. İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail açlıkla Gazzelileri teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insanı yardımların kesintisiz ve ihtiyaç miktarınca ulaştırılmasıdır. Ramazan’dan Gazze’ye daha fazla el uzatmamız daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. Unutmayın kim sabrederse zafere o ulaşır. Bu yardımların sevkinde de Mısır’la işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır ile beraber hareket edeceğiz” dedi.
“Onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne Filistin’deki işgal ve yıkım var”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hassasiyetlerini CHP ve şurekasının anlamadığını ifade ederek “Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’da ne Afrika ile ne de Gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizlerde görüyorsunuz. CHP’nin acemi Genel Başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler. Varsın CHP ve şurekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil size bakıyoruz. Milletimize bakıyoruz. Milletimizden ne derse onu yapıyor devletimizi neyi gerektiriyorsa devletimizle onu yapıyoruz. İnşallah bundan sonra milletin çizdiği istikamette yürüyeceğiz. Bize uzatılan barış elini havaya kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik dayanışma içerisinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun. Dayanışma hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun diyoruz. CHP’li yöneticilerin verdiği belediyeler meydan muharebesi öncelikle CHP’ye gönlü veren vatandaşlarımızı ilgilendirir. Tek bildikleri iş kavga, ayak oyunu, kumpas ve dalavere olanlarla bizim boşa harcayacak tek bir saniyemiz dahi bulunmuyor. Biz iş yapmanın eser üretmenin, hizmet etmenin gayretindeyiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının son bölümünde Giresun’a iktidarları döneminde yaptıkları hizmetleri tek tek sıralarken, ardından partisinin il, ilçe ve belde belediye başkanlarını tanıttı. – GİRESUN
]]>Gençlerbirliği Teknik Direktörü Sinan Kaloğlu ve Sportif Direktör Emrah Yıldız, Beştepe İlhan Cavcav Tesisleri’nde basın mensupları ile sohbet toplantısında bir araya geldi. Kaloğlu, Eryaman Stadyumu’nun zemini ve oyuncu sakatlıkları hakkında konuştu.
“Bizim stadımız Eryaman Stadı”
Gençlerbirliği olarak müsabakaları Eryaman Stadyumu’nda oynamak istediklerini belirten Sinan Kaloğlu, “Bizim stadımız Eryaman Stadı. Sezon başında stat bakımda olduğu için Keçiörengücü bize kapılarını açtı. Biz sezon başında maçlarımızı orada oynadık. Fakat kulübümüzün sattığı kombine biletler ve localar var. Ayrıca reklam anlaşmaları var. Bunların hepsi Eryaman Stadyumu’na göre anlaşmaya varılıyor” diye konuştu.
“Saha zemini yüzünden ben oyuncumu kaybettim”
Kaloğlu, Eryaman Stadyumu’nun zeminiyle ilgili son dönemdeki açıklamalarından önce MKE Ankaragücü ve Trabzonspor tarafından da açıklamaların olduğuna dikkat çekerek, “Saha zemini yüzünden ben oyuncumu kaybettim. Benim en etkili oyuncularımdan birinin çapraz bağları koptu ve sezonu kapattı. Gaziantep’teki statta tek takım oynuyor onun da zemini bozuk. Genel anlamda Türkiye’deki statların zeminleri bozuk. Bizimki daha tehlikeli boyuta geldi. Çünkü oyuncumun sakatlığını gözümün önünde gördüm. Haliyle benim canımı acıtıyor. Federasyon yetkilileri sadece bizim sahayı değil tüm sahaları kontrol etmek zorunda. Önce futbolcunun sağlığı önemli. Kulüpler, futbolculara çok büyük yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı.
“Taraftarımızı da Eryaman Stadyumu’nda görmek isteriz”
Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) Gençlerbirliği’nin Eryaman Stadyumu’nda maç oynamaması ve tekrar yeni adres istemesi halinde nasıl bir yol izleyecekleri hakkında yöneltilen soruya Sinan Kaloğlu, “Bununla alakalı itirazlarımızı ederiz. Biz de play-off içinde yer alan bir takımız. Taraftarımızı da Eryaman Stadyumu’nda görmek isteriz. Sahanın durumu her iki takım için de belirleyici olacak. MKE Ankaragücü, Süper Lig’de mücadele veriyorlar, biz de play-off grubu için mücadelemizi sürdürüyoruz. Bekleyip göreceğiz” diye cevap verdi.
“Her hafta play-off gruplarına karşı oynuyoruz”
Gençlerbirliği’nin son dönemdeki maçlarında bitiricilik anlamında sorunlar yaşamasının hatırlatılması üzerine Kaloğlu, “Bodrum maçında biz iyi oynadık. Sadece gol atamadık. Hatta boş kaleleri kaçırdık. Çorum maçında da kötü oynamadık, son 30 dakika rakibimiz 10 kişi kaldıktan sonra bir baskı kuramadık. Yine pozisyonlarımız vardı, direkten dönen toplarımız vardı. İkinci yarının ilk maçında Ümraniyespor ile oynadık ve kaçırdığımız net pozisyonları gördünüz. Biz her hafta play-off gruplarına karşı oynuyoruz. Geniş kadrosu olan, kaliteli oyunculara karşı oynuyoruz. Biz iyi bir mücadele gösteriyoruz ama skor alamıyoruz. Skor almakla, takımın kötü oynaması arasında fark olduğunu düşünüyorum. Çorumspor, Ümraniyespor ve Eyüpspor gibi takımlar bizden çok daha büyük bütçelerle kurulmuş, kadro derinliğine sahip takımlar. Maalesef gol yollarındaki beceriksizliğimiz, şansızlığımız bizim sonuç almamızı engelledi” değerlendirmesinde bulundu.
Emrah Yıldız: “Burada en son yargılanacak kişiler teknik direktörler”
Eryaman Stadyumu’nun bakım masraflarının Gençlerbirliği ve MKE Ankaragücü tarafından karşılandığını dile getiren Sportif Direktör Emrah Yıldız, “O zaman Ankaragücü’ndeydim, şampiyon olduğumuzda Osmanlı Stadı’nda oynamıştık. Malatya maçını iç sahada oynamıştık, federasyon Beşiktaş maçında bize yazı gönderdi, bir anda maç Kayseri’ye alındı. Yıllardır bu sorun hep gündemde. Burada en son yargılanacak kişiler teknik direktörler. Marka değeri diyoruz ama Türkiye’deki sahaların hali belli. Federasyonun sporcu sağlığı için devreye girip yaptırım uygulaması gerekiyor” dedi. – ANKARA
]]>Keçeli, Dışişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası Türkiye ziyaretine değinen Keçeli, “resmi tarihin” hiçbir zaman açıklanmadığını hatırlatarak, ziyaretin her zaman gündemde olduğunu söyledi.
Keçeli, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) ile birlikte yürüttüğü bir süreç olduğunu hatırlatarak, süreç boyunca yaklaşık 33 milyon ton tahılın dünya pazarlarına ihraç edildiğini bildirdi. Girişimin önemli sonuçları olduğuna dikkati çeken Keçeli, bunları “hızla artmakta olan gıda fiyatlarının aşağı çekilmesi, Ukrayna’daki depolarda çürümek üzere olan tahılın tüketime sokulması ve Karadeniz’de belli bir istikrar ve güven ortamının yaratılması” olarak sıraladı.
Rusya’nın “kendisine verilen bazı sözlerin tutulmadığı” gerekçesiyle süreci daha fazla uzatmadığını kaydeden Keçeli, “En önemli ortaya sürdükleri gerekçe de Rusya’nın SWIFT sistemine tekrar dahil edilmemesiydi.” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın alternatif girişimi
Keçeli, Ukrayna’nın, girişime alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan kara sularından geçen yeni bir çalışma başlattığını, bunun da Türkiye tarafından desteklendiğini kaydetti.
Türkiye’nin bu girişimi destekleyip desteklemediğinin tekrar sorulması üzerine Keçeli, Ukrayna’nın Bulgaristan ve Romanya karasularından devam ettirdiği tahıl sürecine katkı sunmadıklarını belirterek, Türkiye’nin bunu doğru bulduğu için manen desteklediğini dile getirdi.
Keçeli, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin başka bir şekilde devamı için çalışma ve arayışlarının ilk günden beri durmadığını söyledi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin yeniden canlandırılması konusunda Türkiye’nin çabalarının devam ettiğine işaret eden Keçeli, “tarafların kendilerini barışı müzakere etmeye hazır hissettikleri” zaman Türkiye’nin bunu kolaylaştırmaya hazır olduğunu söyledi. Keçeli, “tarafların kendi iradelerinin” bu konuda önemli olduğunu belirterek, dışarıdan bir arabuluculuk girişiminin empoze edilemeyeceğini vurguladı.
Karadeniz’in güvenliğinin Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizen Keçeli, Montrö Anlaşması’nın önemine işaret etti.
Keçeli, Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından da Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ilgili maddesinin harekete geçirildiğini ve savaşan tarafların gemilerinin, bağlı bulundukları limana tek seferlik seyahatleri dışında Karadeniz’e girip çıkmalarının engellendiğini ifade etti.
Keçeli, bununla yetinmeyerek bazı ülkelerin de Karadeniz’e gemilerini sokma girişimlerine karşı diplomatik yolları kullandıklarını kaydederek, “Bu yaptığınız yanlış anlaşılabilir, bazı spekülasyonlara yol açabilir, kışkırtma gibi görülebilir şeklinde açıklamalarla engel olduk. Dolayısıyla şu anda aslında bizim girişimlerimiz sonucunda Karadeniz’de oluşan bir fiili durum söz konusu.” ifadelerini kullandı.
Sözcü Keçeli, Türkiye’nin tek temennisinin Rusya-Ukrayna Savaşının tamamen durması olduğunu belirtti.
Gazze’den tahliyeler
Keçeli, Gazze’deki Türk vatandaşlarının sayısına ilişkin bir soruya karşılık, Gazze’deki olağanüstü koşullar nedeniyle sayının tam olarak bilinemediğini söyledi. Tahliye edilmek isteyen Türk vatandaşları ve onların birinci derece yakınlarının, Filistin tarafıyla ilişkileri yürüten Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu’na müracaat ettiğini aktaran Keçeli, sürecin yerel makamlarla koordine edildiğini anlattı.
Gazze’deki koşullar nedeniyle tahliye edilmek isteyen bazı vatandaşların vefat etmiş, bazılarının kendi imkanlarıyla oradan ayrılmış ya da ayrılmaktan vazgeçmiş olabileceğini kaydeden Keçeli, “Bizim orada (Gazze’de) bir diplomatik mevcudiyetimiz yok. Ne yazık ki oradaki iletişim altyapısı İsrail tarafından tamamen yok edildiğinden bu yana bu insanlara erişimimiz de çok azaldı.” dedi.
Keçeli, Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliği’ndeki yetkililerin düzenli olarak El-Ariş kentine gittiklerini ve onlarla düzenli görüşmeler yaptıklarını anlatarak, bazen tahliye edilmesi için izin alınan ve temasta olunan kişilerin sınır kapısına ulaşamadığını söylediklerini dile getirdi.
Bu kişilerin kimliklerini de ispat etmeleri gerektiğini, ancak kimlik veya pasaportlarının kaybolmuş ya da yıpranmış olabileceğini vurgulayan Keçeli, İsrail ve Mısır makamlarının bunu teyit etmesi gerektiğini ve Türkiye’nin de bu konuda elinden geleni yaptığını anlattı.
Keçeli, çok sayıda Türk vatandaşının aile yakınlarının Türkiye’ye geldiğini ve ilgili birimlerin bu kişilerle ilgilendiğini aktardı.
“Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanma hakkı yok”
AB’yle vize serbestisi konusunda yüzde 92 oranında sürecin tamamlandığını ve yerine getirilmemiş sadece 6 kriter olduğunu belirten Keçeli, bu konuda diğer konularda olduğu gibi Avrupa Birliği’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerektiğini söyledi.
Keçeli, Türkiye’nin bu konuyu ikili ve çok taraflı platformlarda sürekli dikkate getirdiğini dile getirerek,”Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanma, vatandaşlarımıza gündelik hayatlarında sıkıntı yaratmaya hakkı yoktur.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin İngiltere ve İtalya ile sığınmacı konusunda bir anlaşması olup olmadığına dair söylemlere ilişkin Keçeli, “Bizim hiçbir ülkeyle kendi vatandaşlarımız dışında, kimsenin Türkiye’ye geri dönüşüyle alakalı bir mutabakatımız, anlaşmamız yok. (Türkiye) Burası da bir üçüncü dünya ülkesi değil. Bence bunu kimse ciddi bir şekilde teklif edemez.” diye konuştu.
Türkiye yalnızca BMGK kararıyla uygulanan yaptırımlara dahil
Keçeli, bazı ülkelerin Rusya’ya uyguladıkları yaptırımların hatırlatılması üzerine, “Bizim yaptırımlar konusundaki tutumumuz aslında ABD başta olmak üzere tüm devletler çok iyi biliyorlar. Biz sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla uygulanan yaptırımları hayata geçiriyoruz, mevzuatımıza uyarlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bunun dışındaki tek taraflı yaptırımların, bunları uygulayan ülkeleri ve uluslararası yapılanmaları ilgilendirdiğine işaret eden Keçeli, Türk şirketlerinin ve finans kurumlarının herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması için tek taraflı yaptırımlar konusunda onları düzenli olarak bilgilendirdiklerini ifade etti.
Sözcü Keçeli, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar çerçevesinde küçük yatırımcıların ve şirketlerin zaman zaman bilgi eksikliğinden, hızlı ve çok kar etme beklentisiyle tek taraflı yaptırımlara konu olacak iş ilişkilerine girebildiklerini, ancak bunun sistematik bir hal almadığını ve Türk ekonomisine ciddi yansımaları olacak bir hale gelmediğini anlattı.
Keçeli, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliğine henüz atama olmamasına ilişkin, bazı yabancı temsilciliklerin kısa süreliğine bazen boş kalabildiğini anımsatarak, Türkiye’nin Lizbon Büyükelçisi olan ve Haziran 2023’te vefat eden Murat Karagöz’ün ardından da henüz bir büyükelçi ataması yapılmadığını, ancak yakında sürecin tamamlanacağını söyledi.
Bazı misyonların başında kısa bir süre misyon şefi olmayabileceğini, ancak günün sonunda bir diplomatın görevlendirildiğini aktaran Keçeli, Washington için de aynı durumun söz konusu olacağını ifade etti.
Şam yönetiminden beklentiler
Keçeli, Suriye rejimi ile ilgili normalleşmeye değinerek, geçen yıl üst düzeyde yapılan 3 toplantıda da aynı mesajları verdiklerini belirterek, “Dedik ki bizim bu süreçten beklentimiz Şam yönetiminin terörle mücadele konusunda bir ilerleme kaydetmesi, Suriyelilerin güvenli, onurlu ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerinin sağlanması için gerekli ortamın yaratılması ve BM öncülüğünde devam eden anayasa sürecinin siyasi sürece ciddi bir şekilde, sonuç verici bir şekilde angaje olmasıydı. Tabii, insani yardımın ihtiyaç duyulan bölgelere ulaştırılması da bizim beklentilerimiz arasında.” şeklinde konuştu.
Öte yandan, Suriye rejiminin sürekli bir ön şart sunduğunu söyleyen Keçeli, Türkiye’nin süreçten beklentileri meselesiyle (etraflı) görüşmelere başlanması için bir ön şart konulması hususunun aynı olmadığını vurguladı.
Keçeli, bu konuda Türkiye’nin duruşunun değişmediğinin altını çizerek, “Biz yapıcı ve iyi niyetli bir şekilde Şam yönetimiyle konuşmaya hazırız. Ancak Şam yönetiminin de aynı şekilde yaklaşması lazım. Bakan Fidan’ın ifadesini kullanacağım, (Şam yönetiminin) kendisi olarak konuşması lazım.” dedi.
PKK ile KYB’nin ideolojik yakınlığı
Keçeli, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile PKK arasındaki ideolojik yakınlığın Türkiye için temel sorun olduğuna ve KYB’ye bu konuda gerekli uyarıların yapıldığına vurgu yaparak, “Birincisi, Suriye’den Irak’a terörist geçişi bakımından, birtakım imkan ve kabiliyetlerin nakli bakımından, PKK’nın Süleymaniye’den destek aldığını görüyoruz. Dahası PKK’ya Süleymaniye’de serbestçe faaliyet gösterme hakkı tanındığını görüyoruz. Bir hastanesi olduğuna dair elimizde istihbarat var. Hatta oradaki bazı binaların, PKK’nın iletişim kurması için kullanıldığını da biliyoruz. Bunu biz çok uzun zamandır KYB’nin dikkatine getiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin KYB’ye tepkisini ilk etapta hava sahası kapatarak değil, KYB’nin Ankara’daki ofisini ve Türkiye’nin Süleymaniye’deki Konsolosluk Ajanlığını kapatarak gösterdiğini kaydeden Keçeli, Dışişleri Bakanlığı olarak diplomatik tedbirleri almaya devam edeceklerini ve çeşitli kurumların da KYB ile görüşmelerinin devam ettiğini düşündüğünü söyledi.
Keçeli, “Bizim için terörle mücadele, 1 numaralı gündem maddesi. Irak anayasası, Irak’ın kendi topraklarını terör örgütlerine kullandırmayacağı yönünde bir ifade içeriyor. Bizim Irak’taki tüm oluşumlardan, tüm taraflardan beklentimiz, bu anayasanın bu maddesinin gereğinin yapılmasıdır.” diye konuşarak, Irak makamlarıyla Aralık 2023’te Ankara’da yapılan güvenlik zirvesinde, Irak makamlarının ilk kez PKK’yı ortak tehdit olarak yorumladığına ve bunun gereğinin hayata geçirilmesini beklediklerine dikkati çekti.
Irak ve Türkiye’nin sonsuza dek komşu olacağını söyleyen Keçeli, “Aramızda hiçbir sorun kalmazsa, bu ancak iki halkın refahını, güvenliğini ve istikrarını daha da fazla arttırır.” dedi.
“Doğru ilkelerin doğru zamanlamayla hayata geçirilmesi halinde Libya’daki meselelerin çözüleceğini söylüyoruz”
Keçeli, Libya’da (doğu-batı) iki tarafla da görüştüklerini ve taraflara istikrarlı biçimde aynı mesajları verdiklerini belirterek, “Biz, burada konu olan isimler, taraflar değiliz. Doğru ilkelerin doğru zamanlamayla hayata geçirilmesi halinde Libya’daki meselelerin çözüleceğini söylüyoruz.” diye konuştu.
Mısır ile normalleşmenin sonuçlarının Libya’da ve Gazze’de görüldüğünü kaydeden Keçeli, bölgenin en önemli ülkelerinden ikisi olan Türkiye ile Mısır’ın işbirliğinden kötü sonuçlar doğmayacağını ve Libya’nın taraflar arasında görüşülen konulardan biri olduğunu aktardı.
“Bizim açımızdan Çin halkının meşru temsilcisi, Çin Halk Cumhuriyeti’dir”
Keçeli, Asya-Pasifik’te herhangi bir gerilim yaşanmamasının Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizerek, “Türkiye ticaret yapan bir ülke. Hammadde alıyoruz, üretilmiş malları satıyoruz. Bu yüzden, biz düzenli olarak Asya-Pasifik’teki tüm taraflara itidal çağrısında bulunuyoruz.” şeklinde konuştu.
Tayvan’da 13 Ocak’ta yapılan liderlik ve parlamento seçimlerine ilişkin soruyu yanıtlayan Keçeli, “Bizim açımızdan Çin halkının meşru temsilcisi Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Biz ‘Tek Çin’ politikası uyguluyoruz. Tayvan’daki tüm gelişmeleri de bu perspektiften takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Pakistan halkıyla siyaset üstü ilişkiler
Keçeli, Pakistan halkıyla Türk halkının tarihe dayanan çok özel ilişkileri bulunduğuna, bu ilişkilerin partiler üstü ve siyaset üstü olduğuna vurgu yaparak, önemli olanın Pakistan halkının huzur ve mutluluk içinde yaşaması olduğunu söyledi.
Pakistan’da 8 Şubat’ta yapılan Ulusal Meclis ve Eyalet Meclisi seçimleri hakkında değerlendirme yapan Keçeli, “Seçimlerin büyük oranda suhuletle tamamlandığını gördük. Bu bize memnuniyet verdi. Biz, Türkiye olarak Pakistan’da, Pakistan halkının desteğini almış tüm hükümetlerle bundan önce çalıştığımız gibi bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Gazze’ye yardımlarda İsrail engeli
Keçeli, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) hibe ettiği yardımlar çerçevesinde Mersin Limanı’nda BM yetkililerine teslim edilen 27 bin ton yardımın, İsrail’in Aşdod Limanı’na nakledildiğini belirterek, “Bu 1100 konteynerden yaklaşık 200’ünün Gazze’ye geçtiğini biliyoruz. Ancak kalanı için İsrailli yetkililer mutabakatlarını kaldırmışlar. Biz bu konuda İsrail makamlarıyla temas ettik ve sorununun çözülmesi gerektiğinden bahsettik. Bize verilen BM’nin rakamlarına göre söz konusu miktar, Gazzelilerin 3-4 haftalık un ihtiyacını karşılayacak bir miktar, çok önemli. Üstelik, raf ömrü olan bir ürün. En kısa sürede bu sorunun çözülmesini temenni ediyoruz.” diye konuştu.
1-3 Mart’ta düzenlenecek Antalya Diplomasi Forumu’na İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Temas Grubu’ndan da katılım olacağını aktaran Keçeli, şu an için 59 Dışişleri Bakanı’nın foruma geleceğinin bilindiğini ve bunun BM üyesi her 3 ülkeden 1’ine tekabül ettiğini dile getirdi.
Keçeli, Türkiye’nin birinci önceliğinin Türk halkının çıkarları olduğunu vurgulayarak, müttefiklik ilişkilerinde de bunun göz önünde bulundurulduğunu sözlerine ekledi.
(Bitti)
]]>Akşener’in açıklamaları şu şekilde:
“İYİ Parti olarak, haftaya; ilginç, ve bir o kadar da, manidar bulduğum bir olayla başladık… Gerçekten ibretlik bir manzarayla karşı karşıyayız… Görünen o ki; görüşleri fark etmeksizin; siyasetteki herkes, bizden çok rahatsız. İktidar, kurulduğumuz günden beri, bizden çok rahatsızdı; zaten biliyorduk… Eski HDP’liler, yeni DEM’liler, zaten ezelden beri, bizden çok rahatsızdı; onu da biliyorduk… Son dönemdeyse; artık açıkça görmeye başladık ki; meğer, ana muhalefet partisi de bizden, çok rahatsızmış!… Hal böyleyken; ittifak sisteminden beslenen, bu kadar çok aktörü; aynı anda, rahatsız ediyorsak; bu ne demektir, biliyor musunuz? Milletimiz için, çok doğru şeyler yapıyoruz demektir.

“BİZİ ENGELLEMEYE ÇALIŞAN SARAÇHANE”
Bugüne kadar, karşımıza; nice engeller, iftiralar, yalanlar çıktı. Türlü baskılarla, tehditlerle, linçlerle mücadele ettik. Defalarca durdurulmak, sindirilmek, susturulmak istendik. Hepsini, teker teker aştık. Durmadık, yılmadık, yorulmadık ve rabbime şükürler olsun bugünlere geldik. Yolumuza, çöp kamyonları dizdiler sokaklarda yürüdük! Elektriklerimizi kestiler ışıksız salonlarda buluştuk! Sesimizi kısmak istediler megafonla konuştuk! Hatta yeri geldi sırf birilerinin tekerine, çomak sokuyoruz diye; sahipsiz kurşunlarla karşılaştık. Ve nitekim, bugün de önümüzde, yeni bir engel var. Bugün de; birileri istiyor ki; bilbordsuz, seçim kampanyası yapalım! Ama bu defa, öncekilerden farklı ve ilginç olarak; önümüze bu engeli çıkartan iktidar değil, ana muhalefet. Bizi sansürlemek isteyen; saray değil belediye! Bizi engellemeye çalışan; Beştepe değil, Saraçhane! Yaa, ne kadar da ilginç değil mi? ‘Hadi canım, o kadar da olur mu?’ dediğinizi duyar gibiyim… Heyhat, oluyor. Maalesef oluyor…

“BELEDİYE SANSÜRÜNE DE MECBUR DEĞİLSİN”
Şimdi gelin size, olayın detaylarını anlatayım. Gördüğünüz görseller; yerel seçim kampanyamızın, ilk aşaması için hazırladığımız; bilbord görselleri… 4 sloganımız var: Birincisi; “Tek adam baskısına da; eş başkan kavgasına da; mecbur değilsin!” İkincisi; “Cumhuriyete savaş açana da; teröre alan açana da; mecbur değilsin!” Üçüncüsü; “Yandaş medyaya da; yoldaş medyaya da; mecbur değilsin!” Dördüncüsü; “Hain diyene de; cahil diyene de; mecbur değilsin!” Muhteremlerin, büyük karın ağrısının sebebi, işte bunlar… Bir tane de benden olsun; beşinciyi de ben eklettim; “Saray sansürüne de; belediye sansürüne de mecbur değilsin!”
“İSTANBUL’DAN ŞİRKETE TELEFON GELMİŞ”
Her siyasi parti gibi biz de; seçim kampanyamızın hazırlıklarını, tamamladıktan sonra bir şirketle anlaşarak; Ankara, İstanbul ve İzmir’de, bilbordlar kiraladık. Şirketle yaptığımız, anlaşmaya göre; standart bir uygulamayla belediyelerden, onay alındıktan sonra; billboardlarımız, geçtiğimiz pazar akşamı asılacak, pazartesi sabahı da sokaklarda görünür olacaktı… Ama ne oldu, biliyor musunuz? Bilbord görsellerimiz baskıya gitti. Ancak ne hikmetse basımı yapılan bilbordlarımızın, fotoğrafları çekilip; birilerine gönderilmiş. Sonra da; “İstanbul’dan”, şirkete bir telefon gelmiş… Peki telefonda, ne denmiş, biliyor musunuz? “Bunları asmayacaksınız.” Üstelik, sadece İstanbul’da değil; Ankara ve İzmir’de de asılmayacakmış… Sonra da eş başkanlık deyince alınıyorlar… Gelen bu telefonun üzerine; şirket de haliyle, korkmuş, tedirgin olmuş…
“KEPAZELİK”
Uygulanan bu korkutma taktiği size de bir yerden tanıdık geliyor mu? Referandum sürecinde toplantılarımız için kiraladığımız, salonları hatırlayın… Partimizin, kuruluş lansmanı için anlaştığımız; ama sonra, anlaşmayı iptal eden, ünlü oteli hatırlayın… Hatta, genel merkezimiz için kiralayacak bina aradığımız, günleri hatırlayın… Ne kadar da nostaljik değil mi?…
Bu tip durumlarda, prosedür gereği; eğer belediye onay vermiyorsa sebebiyle beraber, bir ret yazısı kaleme alıp imzalı ve kaşeli şekilde, şirkete dolayısıyla, bize iletmesi gerekir. Ama ne hikmetse; lafa gelince, kapsayıcılık ve şeffaflık abidesi kesilen, bu belediyeden bize gönderilen ne bir ret ne de bir onay yazısı olmadı. Sadece şirket, gelen bu telefon sebebiyle bilbordlarımızın, asılamayacağını söyledi. İşte o nedenle çok yakın bir gelecekte, bu kepazeliğin ihalesini; şirketin üzerine yıkarlarsa, hiç şaşırmayacağız.
“BİZ ONLARI İŞ İCRAATE GELDİĞİNDE CESARET EDEMEYİŞLERİYLE TANIYORUZ”
Çünkü biz, zaten şirkete telefon açan, bu fevkalade cabbar arkadaşları, kapalı kapılar ardında, aslan kesilip iş icraata geldiğinde ise meydana çıkmaya, cesaret edemeyişleriyle tanıyoruz. Ama belli ki, bunlar karşılarında kimlerin olduğunu unutmuş. Ben hatırlatayım; 15 yıllık bir iktidarın en güçlü, en acımasız ve en baskıcı zamanında hiç kimsenin, kafasını kaldırmaya bile, cesaret edemediği bir dönemde sadece milletimizi arkamıza alarak tek adam rejimine karşı cesurlar hareketini başlatan, İYİ Partiyiz! Biz; haksızlıkla, hukuksuzlukla, adaletsizlikle, mücadele etmek için mağdurun kim olduğuna bakmaksızın yeri geldiğinde, Pınarhisar’a, yeri geldiğindeyse Saraçhane’ye en önde koşanlarız! Biz; Türk milletine dayatılan, tüm kalıpları yıkan tüm prangaları kıran, alıştırılıp, kabullendirilen bir esaretin karşısında “Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet!” diye haykıran hür ve müstakil, yepyeni bir siyasetin yolunu açanlarız!
Şimdi buradan, sizlere sormak istiyorum; yıllardır, ceberut bir iktidar karşısında, dimdik duran bizler; şimdi onun, kötü bir taklidine mi, boyun eğeceğiz? Türlü engelleri, dikenli telleri, yüksek duvarları aşan bizler; şimdi bir çakıl taşına mı takılacağız? Ateşten çemberlerden geçip, bugünlere gelen bizler; şimdi bir kibritle mi yanacağız?
“BUNLAR BİZE VIZ GELİR TIRS GİDER”
Elbette hayır. Bunlar bize, vız gelir, tırıs gider! Varsın onlar sırf doğruları söylüyoruz diye bizi, 9 köyden kovmaya kalksınlar. Biz, milletimizle beraber evelallah, 10’uncu köyü inşa ederiz! Varsın onlar; Saray gücünü de belediye gücünü de üzerimize salsınlar! Biz şerbetliyiz; evelallah, ikisiyle de mücadele ederiz! Varsın onlar; iktidar-ana muhalefet el ele kendi çalıp kendi söyledikleri kazananı da kaybedeni de kendi belirledikleri bir kayıkçı düzenini, korumak için bizi susturmaya çalışsınlar. Biz, milletimizin sesi olmaya aynen devam ederiz! Kimse merak etmesin varsın onlar, tüm köşeleri tutsunlar, tüm yolları kessinler. Biz yepyeni bir yolu, milletimizle birlikte yürümekten asla vazgeçmeyiz.
“BİZ GURURLA TEK BAŞINAYIZ”
Bugün hep birlikte; siyaseti teslim almış, derin bir hakikat krizinin pençesinde; sürüklenip gidiyoruz. Sürekli, “-mış gibi” yapanların sahnelediği, oyunları izliyoruz. Birbirinden farklı gözüken ama aslında, aynı kurtlu elmanın, iki yarısı olanların sürekli olarak ürettiği, yalanları, dolanları, masalları dinliyoruz… Mesela bunlar, lafa gelince; en büyük Atatürkçü, kendileriy-“miş” gibi yaparlar… Ama bir taraf; Atatürk’ümüze düşman, hangi onursuz varsa onunla birlikte yol yürürken; diğer taraf ise malum şer odağına, şirin gözükmek için ismini, bizzat Atatürk’ün verdiği vilayetimizin adını bile söyleyemez!
Mesela bunlar, lafa gelince; Cumhuriyet’imize, sahip çıkıyor-“muş” gibi yaparlar… Ama bir taraf; Federasyon ve özerkliği, dilinden düşürmeyen; HÜDAPAR’la, el ele tutuşurken; diğer taraf ise; Cumhuriyeti, 100 yıllık yıkım ve zulüm olarak gören DEM’li kafaların, kuyruğundan ayrılmaz!
Mesela bunlar, lafa gelince; demokrasiyi, savunuyor-“muş” gibi yaparlar… Ama bir taraf; tek adam vesayetini, demokrasi üzerinden, meşrulaştırmaya çalışırken; diğer taraf ise; milletin ve memleketin, birliğine yönelen, tüm kötülükleri; Kandil’e, İmralı’ya, Edirne’ye giden selamları; teröre açılan alanları; Türksüz Türkiye hezeyanlarını demokrasiyle örtmeye çalışır.
“KİBİRDEN KENDİNİ KAYBEDEN SADECE AK PARTİ DEĞİLMİŞ”
İşte Türk siyasetinin, içerisine düşürüldüğü; bu vahim tablodan da anlaşılıyor ki; maalesef, bugün geldiğimiz noktada; sözde düşmanlıklar, özde süt kardeşliğine dönüşmüş. Sözde mücadeleler, özde dayanışmaya dönüşmüş. Sözde değişimler de, özde izdüşümlere dönüşmüş…
Nitekim; iktidarın, yıllardır pazarladığı “AK Parti işi demokrasi” trenine de, bine bine; hem de birinci sınıf bilet alıp ana muhalefet partisi binmiş! Hak, hukuk, demokrasi hassasiyetleri aynı iktidarınki gibi; sadece, kendileriyle aynı fikirde olanlar içinmiş. Sansüre ve baskıya karşı, özgürlüğü savunmaları tıpkı iktidarınki gibi kuyruklarına basılana kadarmış! Ez cümle; milletin verdiği yetkiden aldığı gücün, kibriyle kendini kaybeden sadece AK Parti değil; bizzat ana muhalefeti yönetenlermiş!
“GURURLA TEK BAŞINAYIZ”
Özünde, birbirinden hiçbir farkı olmayan, bu iki zihniyetin dayattığı; kirli siyaset düzenini, reddettiğimiz için; onların hepsine karşı; biz, gururla, tek başınayız! Kürsülerden birbirine, bağırıp çağırarak; iktidar alanlarını, korumaya çalışan; bu riyakârlığı reddettiğimiz için; onların tamamına karşı; biz, gururla, tek başınayız!
Kavga, gürültü ve hamasetten başka bir şey üretmeyen; milletimizin birliğinden değil; ayrışmasından beslenen; bu goygoy siyasetini, reddettiğimiz için onların, topuna karşı biz, gururla, tek başınayız. Milletin derdinin, konuşulmadığı; milletin sesinin, duyulmadığı milletin taleplerinin, karşılanmadığı hangi taraf, kazanırsa kazansın; kaybedenin, daima milletimizin olduğu; bu kayıkçı kavgasını, reddettiğimiz için onların, “alayına” karşı biz, gururla, özü başınayız!”
]]>“TAHMİNLER YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ VERİLERLE YAPILMALI”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve AKOM, geçtiğimiz günlerde tarih ve saat vererek İstanbul’un bazı bölgelerinde 10 ile 20 santimetre kar kalınlığına ulaşabileceğini bildirmişti. Ancak, yüksek kesimler haricinde beklenen kar yağışı düşmedi. Yapılan hava durumu tahminlerini ve kar yağışı ihtimallerini değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Laboratuvarı Başkanı Adil Tek, “Geçtiğimiz tahminler içerisinde yer yer, ara ara kar yağışları verildi. Özellikle İstanbul merkezini kar yağışı alamadı. Bunun sebeplerinden bir tanesi atmosfer modellerinde özellikle yüksek çözünürlüklü olmayan verilerle bazı tahminlerin yapılmış olması. Onun için de daha detaylı bölgesel tahminlerin daha yüksek çözünürlüklü bölgesel tahminlerin yapılması gerekiyor” dedi.

‘KAR YAĞIŞI İÇİN DENİZ SUYU SICAKLIKLARININ 8 DERECELERE KADAR İNMESİ GEREKİYOR”
Tek, ‘En büyük handikaplardan bir tanesi de öncelikle sıcaklık. Sıcaklığın en son gelen hava sistemlerine baktığımızda İstanbul için bahsediyorum eksi 1 ile 4-5 derece arasında değiştiğini görüyoruz. Bu aslında çok kritik bir seviye. Sıcaklık sıfırın altına düşmeye başladığında zaten kar yağışı olağan olarak düşmeye başlıyor. Ama bu 2-3 derecelik sıcaklık payındaki yanılmalar yağışın şeklini değiştiriyor. Sıcaklık 3-4 derecelerde olmaya başlayınca yağışın şekli zaten yağmur, karla karışık yağmur şeklinde sürüyor. Bu sıcaklık tahminindeki handikaplar tahminleri de biraz daha güçleştiriyor, zorlaştırıyor. O yüzden de bazen hatalar da ortaya çıkabiliyor. Tahmin modellerinden elde edilen sonuçlarla birlikte, bunun yanında yorumlar da var ama beraberinde özellikle İstanbul’da deniz suyu sıcaklıkları bu kar yağışının olmamasında çok etkin. İstanbul’da kar yağışının olması için deniz suyu sıcaklıklarının 8 derecelere kadar inmesi gerekiyor. Bugünlerde İstanbul’da deniz suyu sıcaklıkları 10 ile 11 dereceler arasında değişiyor. Merkezin tabii ki ısı adası etkisi var. Bununla birlikte sıcaklıkları biraz daha yumuşatıyor ve o eksi değerlere düşmesini önlüyor. Bu sebeple yağışlar daha çok yağmur, karla karışık yağmur şeklinde sürdü” diye konuştu.
“SİLİVRİ’YE KADAR GELEN KAR, İSTANBUL’DA YAĞMUR’A DÖNÜŞÜYOR”
Kar yağışının İstanbul’un merkezine düşmemesinin bir diğer nedeninin ‘Şehrin ısı adası’ olmasından kaynaklandığını belirten Tek, ‘Sisteme baktığınızda Silivri’ye kadar geliyor kar yağışı, İstanbul üzerine geldiğinde yağmur ve karla karışık yağmur şeklinde dönüyor. Ama İzmit’ten sonra Düzce’ye doğru da tekrar aynı sistem, kar yağışı şeklinde devam ediyor. Buradaki problem sıcaklıkların yeteri derecede düşmemesi. Şehrin kendi yani iç enerjisinden, şehrin örneğin araçlarının egzozu diyelim, araçlardan kaynaklanan enerji, ısıtmadan kaynaklanan enerji, şehirdeki hareketlilik yani bir şehrin saldığı bir ısı var. Isı adası dediğimiz şey şehrin kırsala göre sıcaklığının biraz daha yüksek olması” ifadelerini kullandı.
“HER ŞEYİ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE BAĞLAMAMAK LAZIM”
Tek, ‘Şubat ayının ikinci haftasında gelecek olan sistemler var. Deniz suyu sıcaklıklarının biraz daha düştüğünü görürsek, 8-9 derecelere kadar indiğini görürsek aynı sistem yani benzer sistem İstanbul’un merkezinde de kar yağışı bırakacak gözüküyor. Deniz suyu sıcaklığının biraz daha düşmesi gerekiyor. Deniz suyu sıcaklığında 8 dereceye düşmemesinin sebeplerinden bir tanesi de tabii ki her şey iklim değişikliğine bağlamamak lazım. Ama iklim değişikliğinin de etkisi var. Çünkü biriken enerjinin yani iklim değişikliğinden kaynaklı biriken enerjinin büyük bir kısmını da denizler yutuyor, absorbe ediyor. Onlar tutuyor, o yüzden de deniz suyu sıcaklıkları çok aşağılara inmiyor. Yani geçtiğimiz 10’lu, 20’li yıllara baktığımızda deniz suyu sıcaklıkları bu zamanlarda 8 derecelere, 9 derecelere çok sık rahatlıkla iniyordu” dedi.
“İSTANBUL İÇİN YAKINDA KAR YOK, SICAK GÜNLERİN SAYISI FAZLA”
Kış mevsiminin geri kalan kısmında beklenen yağışların çoğunlukla yağmur şeklinde İstanbul’a düşeceğini söyleyen Tek, ‘İstanbul’da çok yakın plan için kar gözükmüyor. Mevsimsel tahminlerde aralık, ocak aylarının, geçtiğimiz aylardaki yaptığımız tahminlerde o ayların sıcaklıklarının genelde ortalamaların üzerinde geçeceği şeklindeydi. Şubat ayı da aynı şekilde gözüküyor. Bu şu demek, sıcak günlerin sayısı soğuk günlerden daha fazla olacak. Arada soğuk şimdi olduğu gibi soğuk günler olacak.
Belki bir iki gün soğuk yapacak veyahut bir hafta soğuk yapacak şubatın geneline baktığımızda. Ama bu şunu söylüyor bize; hiç kar yağmayacak manasına gelmiyor. Sıcak günler sayısı fazla ama kar yağma olasılığı da var. Özellikle de o şubatın ikinci haftasındaki sistemin kar yağışı bırakma olasılığı da bulunuyor. Bu haftadan itibaren sıcaklıklarda tekrar bir artış var. Bu soğuk hava yerine biraz daha sıcak havaya bırakacak. Sıcaklıklar şubat ayı içerisinde ortalamaların genelde üzerinde. Mart, Nisan içerisinde yine üzerinde olacak. Ama beraberinde yağışlar ortalamaların üzerine çıkıyor. Ama yağış almaya devam edeceğiz. Yine barajlarda çünkü kritik bir dönemden geçmiştik. Barajlardaki doluluklar da artmaya devam edecek gibi gözüküyor” ifadelerini kullandı.

Sacit GÖNCÜ-Serhan TÜRK/İSTANBUL, (DHA) – Kayserispor Teknik Direktörü Recep Uçar, “Üzgünüm. Şartlar ne olursa olsun hedefimiz buradan puan almaktı, başaramadık. 5 hafta öncesinde 9 maçta 8 galibiyet aldığımız periyotta kulübün belirli dönemlerden geçtiğini, bizim için akılcı hedefin her zaman özellikle kısa hedefler, bir sonraki maçın kazanılması olduğunu söylüyordum. Bugün son 5 maçını kaybeden takımın teknik direktörü olarak da bugün de aynı şeyleri söyleyebilirim” dedi.
Süper Lig’in 20’nci haftasında Kayserispor, deplasmanda Galatasaray’a 2-1 mağlup oldu. Mücadelenin ardından düzenlenen basın toplantısında Kayserispor Teknik Direktörü Recep Uçar açıklamalarda bulundu. Sözlerine Pençe-Kilit Harekatı’nda şehit olan askerlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek başlayan Recep Uçar, ‘İyi bir atmosferde, iyi bir oyuncu ve oyun gücü olan Galatasaray ile mücadele etmenin zor olduğunu biliyorduk. İstanbul’da şartlar ne olursa olsun iyi bir sonuçla Kayseri’ye dönmek ana hedefimizdi. Maç öncesi isteğimiz önde karşılayabilmek, biraz Abdülkerim’i kapattık. İlk yarıya baktığımızda ilk yediğimiz gol hücuma çıkarken kaybettiğimiz top, sonra adam adama eşleşme hatasından yedik. Sonrasında oyundan kopmadık. Biz de rakip kaleye 10 kere gitmişiz, rakip de 15 kez. Bu statta bizim adımıza fena bir ilk yarı değildi. Topa sahip olduğumuz, ürettiğimiz bölümler vardı. Penaltı kaçırmamız da bizim adımıza talihsizlikti. İkinci yarı baskıyı biraz daha arttırarak hataya zorladığımız pozisyonlarda bulduğumuz golle eşitliği yakaladık. Sonra doğal olarak Galatasaray bizi biraz daha itti. O bölümlerde yüzde 100 pozisyon vermedik. 80’lerde pozisyon maalesef bireysel hata sonucu oluşan penaltı, sonra oyuna dokunmaya çalıştık ama kolay değil, 2-1 kaybettik. Üzgünüm. Şartlar ne olursa olsun hedefimiz buradan puan almaktı, başaramadık. 5 hafta öncesinde 9 maçta 8 galibiyet aldığımız periyotta kulübün belirli dönemlerden geçtiğini, bizim için akılcı hedefin her zaman özellikle kısa hedefler, bir sonraki maçın kazanılması olduğunu söylüyordum. Bugün son 5 maçını kaybeden takımın teknik direktörü olarak da bugün de aynı şeyleri söyleyebilirim. Galatasaray Kulübü’nü, oyuncuları ve Okan Hoca’yı tebrik ederim’ şeklinde konuştu.
“HAKEM GÖRDÜĞÜM KADARIYLA İYİ BİR MAÇ YÖNETTİ”
Mücadelenin hakemi Atilla Karaoğlan’ın performansı hakkında konuşan Uçar, ‘Hakem gördüğüm kadarıyla iyi maç yönetti. Ne bizim ne Galatasaray’ın penaltısına bakmadım. Onun üzerinden de maçı değerlendiren bir insan değilim. Mazeret üreten biri değilim. Var olan oyuncularla direnmeye devam edeceğiz. Kayserispor büyük bir takım, tarihi ile şehir ile. Kayseri forması da ağır bir forma. Bugün çocuklar aslanlar gibi hakkını vermeye çalıştılar. Gerek taktiksel sadakat gerek planları ellerinden geldiğince uygulamalarından dolayı kendi oyuncularımı da tebrik ediyorum. Haftaya İstanbulspor maçıyla başlayacak bir serimiz var. Tek arzumuz önce perşembe Gençlerbirliği ile başlayacağımız kupa maçı. Sonraki hedefimiz ligde İstanbulspor, Samsunspor, Antalyaspor maçlarından iyi sonuçlar almak olacak’ dedi.
“KAYSERİ ÖNEMLİ BİR MARKA”
Kayseri’nin önemli bir kulüp olduğunu belirten Recep Uçar, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
’15 gün öncesi süreçte Kemen ve Thiam ayrıldı. Mane, Julian Jeanvier Afrika Kupası’nda. Kartal, Cardoso ve Uzodimma sezonu kapadı. Şehrin ileri gelenleri, yönetim var gücüyle bunu aşabilmek için uğraşıyorlar. Kayseri önemli bir marka. Ümit ediyorum, ihtiyacımız da var.?
]]>Kayserispor Teknik Direktörü Recep Uçar, “Üzgünüm. Şartlar ne olursa olsun hedefimiz buradan puan almaktı, başaramadık. 5 hafta öncesinde 9 maçta 8 galibiyet aldığımız periyotta kulübün belirli dönemlerden geçtiğini, bizim için akılcı hedefin her zaman özellikle kısa hedefler, bir sonraki maçın kazanılması olduğunu söylüyordum. Bugün son 5 maçını kaybeden takımın teknik direktörü olarak da bugün de aynı şeyleri söyleyebilirim” dedi.
Süper Lig’in 20’nci haftasında Kayserispor, deplasmanda Galatasaray’a 2-1 mağlup oldu. Mücadelenin ardından düzenlenen basın toplantısında Kayserispor Teknik Direktörü Recep Uçar açıklamalarda bulundu. Sözlerine Pençe-Kilit Harekatı’nda şehit olan askerlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek başlayan Recep Uçar, “İyi bir atmosferde, iyi bir oyuncu ve oyun gücü olan Galatasaray ile mücadele etmenin zor olduğunu biliyorduk. İstanbul’da şartlar ne olursa olsun iyi bir sonuçla Kayseri’ye dönmek ana hedefimizdi. Maç öncesi isteğimiz önde karşılayabilmek, biraz Abdülkerim’i kapattık. İlk yarıya baktığımızda ilk yediğimiz gol hücuma çıkarken kaybettiğimiz top, sonra adam adama eşleşme hatasından yedik. Sonrasında oyundan kopmadık. Biz de rakip kaleye 10 kere gitmişiz, rakip de 15 kez. Bu statta bizim adımıza fena bir ilk yarı değildi. Topa sahip olduğumuz, ürettiğimiz bölümler vardı. Penaltı kaçırmamız da bizim adımıza talihsizlikti. İkinci yarı baskıyı biraz daha arttırarak hataya zorladığımız pozisyonlarda bulduğumuz golle eşitliği yakaladık. Sonra doğal olarak Galatasaray bizi biraz daha itti. O bölümlerde yüzde 100 pozisyon vermedik. 80’lerde pozisyon maalesef bireysel hata sonucu oluşan penaltı, sonra oyuna dokunmaya çalıştık ama kolay değil, 2-1 kaybettik. Üzgünüm. Şartlar ne olursa olsun hedefimiz buradan puan almaktı, başaramadık. 5 hafta öncesinde 9 maçta 8 galibiyet aldığımız periyotta kulübün belirli dönemlerden geçtiğini, bizim için akılcı hedefin her zaman özellikle kısa hedefler, bir sonraki maçın kazanılması olduğunu söylüyordum. Bugün son 5 maçını kaybeden takımın teknik direktörü olarak da bugün de aynı şeyleri söyleyebilirim. Galatasaray Kulübü’nü, oyuncuları ve Okan Hoca’yı tebrik ederim” şeklinde konuştu.
“HAKEM GÖRDÜĞÜM KADARIYLA İYİ BİR MAÇ YÖNETTİ”
Mücadelenin hakemi Atilla Karaoğlan’ın performansı hakkında konuşan Uçar, “Hakem gördüğüm kadarıyla iyi maç yönetti. Ne bizim ne Galatasaray’ın penaltısına bakmadım. Onun üzerinden de maçı değerlendiren bir insan değilim. Mazeret üreten biri değilim. Var olan oyuncularla direnmeye devam edeceğiz. Kayserispor büyük bir takım, tarihi ile şehir ile. Kayseri forması da ağır bir forma. Bugün çocuklar aslanlar gibi hakkını vermeye çalıştılar. Gerek taktiksel sadakat gerek planları ellerinden geldiğince uygulamalarından dolayı kendi oyuncularımı da tebrik ediyorum. Haftaya İstanbulspor maçıyla başlayacak bir serimiz var. Tek arzumuz önce perşembe Gençlerbirliği ile başlayacağımız kupa maçı. Sonraki hedefimiz ligde İstanbulspor, Samsunspor, Antalyaspor maçlarından iyi sonuçlar almak olacak” dedi.
“KAYSERİ ÖNEMLİ BİR MARKA”
Kayseri’nin önemli bir kulüp olduğunu belirten Recep Uçar, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“15 gün öncesi süreçte Kemen ve Thiam ayrıldı. Mane, Julian Jeanvier Afrika Kupası’nda. Kartal, Cardoso ve Uzodimma sezonu kapadı. Şehrin ileri gelenleri, yönetim var gücüyle bunu aşabilmek için uğraşıyorlar. Kayseri önemli bir marka. Ümit ediyorum, ihtiyacımız da var.”
]]>Çelik, Habertürk canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
Kamuda torpil yapıldığı iddialarına ilişkin soruya Çelik, “Bakan Yardımcısı arkadaşımız Ramazan (Can) Bey’e haksızlık ediliyor. Çünkü hepimizin elinde yüzlerce not vardır her gün. Hepimizin görevlendirdiği bir arkadaşımız sadece bu işe bakar. Yani bu notların değerlendirmesi… Belli bir kesimden not gelmiyor sadece. Hangi toplantıya gitsek, nerede bulursak vatandaşımız haklı olarak bunu iletiyor. Bu da demokrasinin iletişim kanallarından bize özgü olanlarından bir tanesi. Partimizde sadece vatandaşlarımızın taleplerini alan ilgili bir ofis var. Torpil şikayetlerinin bize iletilmesi, bunları takip etmemizi kolaylaştırır.” diye konuştu.
Federasyon ve yerel yönetimle ilgili açıklamaların sorulması üzerine Çelik, “Cumhur İttifakı açısından esas olan, Cumhurbaşkanı’mızın ifade ettiği ‘Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak’ ilkesidir. Bunun dışındaki bir yönetim modelini ya da talebini doğru bulmuyoruz. Bu tartışmalar Türkiye’de yapıldı ve yapılıyor. Bu, ayrı bir mesele ama ben aynı zamanda şunu söylemek isterim; dünyanın başka ülkelerinde demokrasi geliştirmek için gündeme getirilmiş olan federasyon, özerklik, bölgesel yönetim gibi prensipler Türkiye’de demokrasiyi zehirleyen ve aslında demokrasi karşıtı bir mekanizma olarak gündeme geliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de ikinci sınıf vatandaşın olmadığını, bütün vatandaşların birinci sınıf olduğunu vurgulayan Çelik, “Dolayısıyla federasyon ya da bölgesel yönetimi Türkiye için iyi bir şey olarak önermek son derece yanlıştır. Bu, Türkiye’de olmayan bir bölünmeyi beraberinde getirir. Olmayan bir ayrışmayı beraberinde getirir.” ifadelerini kullandı.
“Pazar günü İstanbul adayımızı açıklayacağız”
Çelik, AK Parti’nin İstanbul ve Ankara adaylarınızın belli olup olmadığına ilişkin soru üzerine, “Pazar günü İstanbul adayımızı açıklayacağız. Cumhurbaşkanı’mız bugün ifade etti. Büyükşehir ve il adaylarımızın açıklanacağı için büyük oranda bu çalışmalar şu anda tamamlanmıştır. Cumhurbaşkanı’mız bir konuşma yapacaklar. İstanbul ve İstanbul’a mücavir iller açıklanmış olacak. Daha sonraki hafta seçim beyannamemizi açıklayacağız ve kalan adaylarımızı açıklamış olacağız. Seçim beyannamemizi açıkladıktan sonra resmen yerel seçim çalışması için sahaya inmiş oluyoruz.” dedi.
Çelik, genel seçimlerden önce bir araya gelen altılı masadaki partilerin artık birbirlerini ihanetle suçladıklarını söyleyerek “Bu altılı masanın, yedili masanın bileşenlerinin hepsinin milletten özür dilemesi lazım. Şimdi ‘Bilseydim onu desteklemezdim, bunu desteklemezdim.’ diyorlar. Mayıstan bugüne kadar geçen 7-8 ayda bu kadar ağır yanılgı ortaya koyanların millete ciddi bir özür borcu var.” değerlendirmesinde bulundu.
“Bir siyasi parti, bir gence ‘iyi ki yumruk attın’ der mi?”
CHP’nin yeni yönetiminin, şiddeti destekleyen tavır ortaya koymaları dolayısıyla eskisinden geriye düştüğünü ifade eden Çelik, “Bir siyasi parti şiddeti destekler mi? Bir siyasi parti, bir gence ‘iyi ki yumruk attın’ der mi? Böyle bir saçmalık, barbarlık olabilir mi?” diye konuştu.
Çelik, “Ekonominin, yerel seçimi etkileyeceğini düşünüyor musunuz?” sorusuna, “Biz, bugünkü şartlardan çok daha iyi şartlarda da Türkiye’yi yönettik, çok daha kötü şartlarda da Türkiye’yi yönettik. Dolayısıyla kötü şartlardan iyi şartlara, daha az elverişli şartlardan daha iyi şartlara Türkiye’yi dönüştürme konusunda yüksek siyasi kapasitemiz var. Bugün bir türbülansın içinden geçiyoruz ama çok az bir sabırla, seçimlerden sonra bir sene içinde Türkiye hem yabancı sermayeye ulaşma konusunda hem yatırımlar konusunda büyük bolluğa, refaha ve daha geniş perspektife kavuşacak.” yanıtını verdi.
Ömer Çelik, ekonomide izlenen politikanın kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi.
Çelik, “İsveç’in NATO üyeliği konusu TBMM Genel Kuruluna ne zaman gelir?” sorusu üzerine İsveç’in teröre karşı aldığı çeşitli tedbirlerin, komisyon aşamasında yeterli bulunduğu, bundan sonraki sürecin de Meclis’in iradesinde olduğunu belirtti.
Bu durumun, F-16 konusuyla bağlantılı gibi değerlendirilmesine ilişkin Çelik, “Bu konunun F-16 ile ilgili bir şey olmaması lazım. NATO müttefikimizin, bizim savunmamıza katkı sağlaması gerekirken bütün NATO’nun savunmasında eksiklik yaratacak bir tutum içine girmemesi gerekir.” dedi.
Ömer Çelik, NATO’da bazı kafa karışıklıkları olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
“Türkiye’nin güvenliğiyle ilgili bir ambargonun uygulanması, bir silah sisteminin Türkiye’ye verilmemeye çalışılması ortak NATO güvenliğini tehlikeye düşüren bir durum olur. Türkiye, kendi ulusal egemenliği açısından hiçbir zaman zora düşmez, dünyanın her yerinden bir tedarikle ihtiyaçlarını karşılar ama bu yaptıkları NATO anlayışına karşı bir şey.”
“Türkiye ve ABD birbirine güvenmiyor mu?” sorusuna Çelik, “Türkiye’ye müttefiklerimizin güvenmesi için milyon tane sebep var, Türkiye’nin bazı müttefiklerine güvenmemesi için milyon tane sebep var. Bir tanesi PKK/YPG meselesi.” diye cevap verdi.
Çelik, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Türkiye’ye ziyaretinin nedenlerinin sorulması üzerine ise Gazze başta olmak üzere görüşülmesi gereken konular olduğunu ifade etti.
“Topraklarımızda istihbarat faaliyeti yapılmasına müsaade etmeyiz”
İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad adına “uluslararası casusluk” faaliyeti yapanlara yönelik operasyonlara ilişkin Çelik, “Bugün Türk istihbarat ekolü, dünyadaki önemli istihbarat ekollerinden bir tanesidir. Bugün görülmüştür ki, topraklarımızda herhangi bir şekilde egemenliğimize halel getirecek şekilde herhangi bir istihbarat faaliyeti yapılmasına müsaade etmeyiz.” diye konuştu.
Çelik, Lübnan’ın başkenti Beyrut ve İran’ın Kirman şehrinde yaşananlarla savaşın bölgeye yayılmak istendiğini söyleyerek “Birileri sanki İran’ı ya da başka bir devleti, İsrail’e saldırma gibi bir pozisyona düşürerek büyük resimde ABD’nin İsrail’in yanında bu savaşa dahil olmasını istiyor gibi bir planlama resmi ortaya çıkıyor. Bunun olmaması gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, bölgede siyasi denklem değişiklikleri yapmaya çalıştığını kaydeden Çelik, “Gazze’den, Türkiye’nin dikkatini uzaklaştırmaktan sevinecek tek kişi Netanyahu’dur, siyonistlerdir.” dedi.
Çelik, İsrail’de olası bir yönetim değişikliğinde Türkiye ile İsrail ilişkilerinin nasıl olacağı sorusuna ilişkin, “Netanyahu ve hükümeti baş suçludur. Karambole getirmemek lazım, suçlular belli burada. Bunun ötesinde Netanyahu’nun zihniyetini paylaşan pek çok siyasetçi de var. Buradaki sorun, bu nasıl bir zihniyettir ki ‘vadedilmiş topraklar’ diyerek cinayet işlemeyi, çocuk öldürmeyi mazur görebiliyor.” ifadelerini kullandı.
(Bitti)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni yıl nedeniyle yayınladığı video mesajında ” 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni yıl dolayısıyla video mesaj yayınladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında “Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz. Ancak bu yeni yıla hem bölgemizdeki, hem dünyadaki olumsuzluklar hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle buruk bir şekilde giriyoruz. İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz. Bunun için önce sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bireyleri acıya boğan, ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor. Velhasıl umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor” dedi.
HERKES İÇİN AYNI STANDARTLARI DİLİYORUZ
Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajının devamında “Türkiye olarak biz bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz. Devlet ve millet olarak biz sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz, Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hakim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla herkes için aynı standartları diliyoruz.
Bu anlayışla bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz. Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz, kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz. Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip Türkiye yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde daha büyük hedeflere yönelirken azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz. Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz. Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz. Nitekim Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının gönüllerde giderek daha fazla makes bulduğunu görüyoruz” diye konuştu.
TÜRKİYE YÜZYILI VİZYONUNU HAYATA GEÇİRDİKÇE ALLAH’IN İZNİYLE AY YILDIZLI BAYRAĞIMIZIN YÜKSELİŞİ HEP SÜRECEKTİR.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Aziz milletim elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle karşılaşıyoruz. Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır. Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkanlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe bu mücadele daha da sertleşecektir. Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir. Bizim güçlenmemiz demek kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir. Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir. Milletimiz tarihinin hiçbir döneminde kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten fedakarlık yapmaktan elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş ve kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor. Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum; milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir. Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe Allah’ın izniyle ay yıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır. Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir. Geçmişte emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik. Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
BÜYÜYEN GELİŞEN TÜRKİYE’NİN YILDIZINI YÜKSELTECEĞİZ
Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkanlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu. Her fırsatta tekrarladığımız, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet düsturumuzun anlamı budur. İnşallah, 2024 darbe girişimiyle başlayıp kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır. Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde biz farkımızı bir kez daha göstererek üreten, istihdam eden büyüyen gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz. Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz. Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla” ifadelerini kullandı .
]]>15 Ocak 2023 tarihinde Emet Termal Otelde biz bütün teşkilatlarla bir toplantı ve çalışma kampı gerçekleştirdiklerini söyleyen Başkan Mustafa Önsay, “Sonrasında 26 Ocakta bir Kandil Gecesi Numan Kurtulmuş Bey’i ağırladık. Kapalı Spor Salonumuzda il danışma toplantısı gerçekleştirdik. Teşkilatımızla beraber, çok yoğun bir katılımla çok güzel bir toplantı oldu. Tabi bütün bunlar bizim göreve geldiğimiz tarihten itibaren teşkilat içerisindeki arkadaşlarımızın büyük bir gayretiyle şehrimizde AK Parti açısından bir canlanmanın da sonucuydu” dedi.
“11 ilimizi etkileyen depremle karşı karşıya kaldık”
6 Şubat tarihinde tarihin en büyük yıkımı depremle karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Başkan Önsay, “Depremin olduğu andan itibaren bütün teşkilatımızla oradaki insanlarımızı ki 11 şehrimizi etkileyen nüfusumuzun yüzde 15’ini evsiz bırakan büyük bir yıkımdan bahsediyoruz. Hemen anında bir çabaya başladık. Bu süreçte Kütahya’nın yardımsever insanların ortaya koyduğu bütün o yardım faaliyetlerini, insanların eline ne geçirirse kapıp geldiği günleri hakikaten unutmak mümkün değil. Devlet millet kucaklaşması ile hep beraber bu yıkımın altından kalkmaya çalıştık. Tabi Kütahya özelinde bütün iller burada yardım çalışmalarına devam etti. Kütahya özelinde yine teşkilatımızın büyük gayretiyle önemli bir işi daha gerçekleştirdik” diye konuştu.
“Hatay’da Kütahya Koordinasyon Merkezi kurduk”
Hatay’da Kütahya Koordinasyon Merkezi kurduklarını ifade eden Başkan Önsay, “Bu başka bir teşkilatın kurduğu bir şey değildi. Hakikaten teşkilatımızdan 135 arkadaşımız burada 2 ay boyunca gece gündüz çalıştılar, gelen yardımları orada istiflediler. Sonrasında onları köy köy en ücra noktaya dağıtımlarını yaptılar, insanların o durumunda kendileri de gidip Hatay’da günlerce evden uzak orada bir depoda kalarak aynı ortamı o insanlarla beraber yaşayarak yardım faaliyetlerini sürdürdü, bu Hatay’da çok büyük ses getirdi. Hakikaten teşkilatımızın her bir üyesiyle Kütahya olarak ne kadar iftihar etsek azdır. Hakikaten Kütahya, Hatay’da büyük bir iz bıraktı. Tabi bizim kendi tecrübelerimizde var. Gediz depremimiz, Simav depremimiz. Bunu bilen insanlar olarak bütün ilçelerimizle beraber, güzel bir dayanışma örneği gösterdik. Bu teşkilatımız adına o günlerde 2 ay boyunca belki de biraz sahadan uzaklaştığımız ama sonuç itibariyle çok önemli bir iş yaptığımız günlere tekabül etti” şeklinde konuştu.
“İftara 43 Kala” programı başlattık”
Başkan Mustafa Önsay, şöyle konuştu: “O günlerde yine hem onunla paralel bir şekilde Vazoda bir “İftara 43 Kala” programı başlattık. Çadır kurduk, teşkilatımızın kendi imkanlarıyla her gün 1000 kişiye orada Ramazan boyunca iftar verdik. Yine oradaki bütün o hizmeti teşkilat mensuplarımız gerçekleştirdi. Allah hepsinden razı olsun. O da güzel bir şey getirdi. Tam bayrama doğru yaklaşırken 10 gün kala da adaylarımız belli oldu. Seçimlere gidiyorduk. Her ne kadar biz deprem derken mevzudan uzaklaşsak da seçim geliyordu. 14 Mayıs Seçimlerine 5 adayımızla beraber bir de ben hakikaten büyük bir gayretle, çalışma azmiyle, disipliniyle çalıştık. Her birimiz 2 bin 500 tane evi tek tek dolaştık. 6 kişiydik, 5 adayımız bir de ben. Toplamda 15 bin Kütahyalıyı evlerinde ziyaret ettik. Bu da çok güzel bir saha çalışması oldu. Tabi bütün bunların hem Kütahya projesi hem bütün bunlar bizi hakikaten seçime hazır hale getirdi.”
“Kütahyalılar Kütahya’yı tekrar Ege Bölgesinde birinci çıkardı”
Kütahyalılar Kütahya’yı tekrar Ege Bölgesinde birinci çıkardığına vurgu yapan Başkan Önsay,” Allah hepsinden razı olsun. Hem Tayyip Bey’in aldığı oy oranıyla hem AK Parti’nin aldığı oy oranıyla Biz Ege Bölgesinde 1. olduk. Ayrıca Kütahya’mız AK Parti’nin 81 il içerisinde en çok oy aldığı 10. İl oldu. Bunu da tarihimizde ilk defa başardık. Bütün bu gayretlerin bir şekilde sandığa yansımış olması, sonucunu elde edebilmiş olması hepimizi çok sevindirdi. 3 vekilimizi Meclise göndermiş olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar Cumhurbaşkanı seçmiş olduk ve böylelikle 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerini alnımızın akıyla tamamlamış olduk. Sonrasında malum olduğu üzere yavaş yavaş 31 Mart seçimlerine hazırlanmaya başladık. Tabi burada da yine teşkilatımızla beraber 3 tane büyük proje gerçekleştirdik. Bunlardan bir tanesi “Haydi Şimdi Sıra Sende” projesiydi. Burada bu salonda her gün 50-60 tane işçi kardeşlerimizi, kurumlarda çalışan kardeşlerimizi misafir ettik. Toplam 27 tane program yaptık. Onlarla hemhal olduk, dertlerini dinledik. Onlarla partimiz arasındaki ilişkileri tekrar sıcak hale getirdik” ifadelerini kullandı.
“Mahallede gezek var programı”
Kütahya’da “Mahallede gezek var” programına başladıklarını ifade eden Önsay, “Mahalle mahalle 41 mahalleyi 22 programda bir araya getirdik. Her akşam bir mahallede cimcik ikram ettik vatandaşlarımıza. Çok büyük teveccüh gösterdiler, salonlara sığmadı insanlar. Hep beraber bir şekilde 31 Mart seçimlerine hem hazırlandık hem durumumuzu ortaya koyduk. Hem tekrar Kütahya’yı AK Partili belediye ile buluşturmanın sözünü birbirimize verdik. Tabi onun yanında “Esnafın Sesi Ekmek Teknesi” programımız gibi pek çok programı yine gerçekleştirdik” dedi.
“Yeniden ‘Kütahya’ diyeceğiz, ‘AK Belediyecilik’ diyeceğiz”
“31 Mart akşamı da Kütahya’yı AK Belediyecilikle tekrar buluşturacağız” diyen Başkan Önsay, “Yani şunu söyleyebiliriz görev yaptığımız 18 ayı geçkin süre içerisinde bütün teşkilatımızla gün ayırmadan hakikaten hafta sonu dahil her an sahada olmaya, vatandaşımızın yanında olmaya, onların dertleriyle hemhal olmaya devam ettik. Şu anda bizim elimizde, mahalle mahalle her bir vatandaşımızın ne istediği ne eksiğinin olduğu, Kütahya Belediyesi’nden ne beklediği, önümüzdeki 5 yıl içerisinde Kütahya ile ilgili ne tip hayaller kurduğu hepsiyle ilgili şu anda bizim raporlarımız hazır ve şu anda inşallah adayımızın da Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanmasıyla birlikte yine sahaya çıkacağız ve 31 Mart tarihine kadar gece gündüz çalışacağız. İnşallah 31 Mart akşamı da Kütahya’yı AK Belediyecilikle tekrar buluşturacağız. Yeniden ‘Kütahya’ diyeceğiz, ‘AK Belediyecilik’ diyeceğiz. ‘Türkiye yüzyılı’, ‘Kütahya yüzyılı’ diyeceğiz. Bunun için hazırız biz. Vatandaşımızda gördüğümüz kadarıyla hazır. Onlarında büyük umudu bizde. Allah hepimizi İnşallah bu umutlara vasıl olanlardan eylesin. İnşallah çalışmaya, gayret etmeye, milletimiz için yaşamaya halkımız için gayret etmeye, Kütahya’mızın geleceğini hep beraber ihya ve inşa etmeye devam edeceğiz. 2024 yılının da hepimize hayırlar getirmesini, ülkemize, milletimize İslam alemine bilhassa Filistin gibi pek çok yerde bir sürü sorunlarımız var. Bu sorunların da çözülmesini, bu noktada İslam aleminin, Müslüman dünyasının bir araya gelmesini Cumhurbaşkanımızın önderliğinde hakikaten hep beraber tekrar dünyada en büyük gücün Müslümanların elinde olduğu bir dünyayı yaşamayı İnşallah Allah nasip etsin” ifadelerini kullandı. – KÜTAHYA
]]>