Asafoğlu, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
ADF’yi, “çok önemli” bir forum olarak nitelendiren Asafoğlu, dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden çatışmaları hatırlattı.
Asafoğlu, ADF’de panellerde “ciddi mesajlar verildiğine” değinerek, forumda Gazze ve Filistin konusunda da ciddi tartışmalar yapıldığını ve ADF’nin verimli geçtiğini söyledi.
Batı Trakya’daki Türk azınlığın iki ülke ilişkilerinden etkilendiğini söyleyen Asafoğlu, “Ama bu dönemde çok net yansımalar pozitif yansımalar olduğunu düşünmüyorum açıkçası. İskeçe Azınlık Lisesinde ciddi bir sorun var, bir bina sorunu var.” ifadesini kullandı.
Asafoğlu, söz konusu meselenin istenilirse kısa sürede çözülebileceğine işaret ederek, Yunanistan’ın okul için yer göstermesiyle sorunun çözüleceğini dile getirdi.
“Kimliklerinin inkarı” ve eğitim sorunu gibi güncel sorunlarının da olduğunun altını çizen Asafoğlu, ekonomik alanda yaşanılan zorlukların ciddi göçlere sebep olduğunu vurguladı.
Asafoğlu, “kimliklerinin inkarının” ana sorunlarından biri olduğunu kaydederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) “haklı bulunmuş davaları” olduğunu aktardı.
İskeçe Türk Birliği (İTB) gibi çok köklü derneklerinin olduğuna işaret eden Asafoğlu, “İskeçe Türk Birliği davası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 16 yıl önce haklı bulundu fakat derneğin içerisinde tabelasında Türk kelimesi olduğu için, bu derneğimiz hala ne yazık ki resmi faaliyet güdemiyor.” diye konuştu.
Asafoğlu, Batı Trakya’daki duruma ilişkin şunları kaydetti:
“Batı Trakya’da, Yunanistan’da Türk olmak yasak. Tek bir birey olarak Türk olduğunuzu ifade edebilirsiniz. Ancak iki, üç kişi bir araya geldiğinde Türk olduklarını ifade edemezler. İçerisinde Türk kelimesi geçen herhangi bir dernek, bir kurum veya kuruluş kuramazsınız.”
Asafoğlu, Batı Trakya Türklerinin “kimlikleriyle” ilgili sorunlar yaşadığını vurgulayarak “Bizler Batı Trakya Türkleri olarak ne zaman ki kimliğimizi ifade etsek ne zaman ‘Biz Türk’üz ve Batı Trakya’da yaşayan azınlık Türk’tür’ desek, ne yazık ki Yunan devleti tarafından milli güvenliği tehdit eden unsurlar olarak yaftalanıyoruz.” dedi.
“Demokrasinin beşiği” olduğunu savunan ve Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkede bu durumu çok “trajikomik” bulduğunu belirten Asafoğlu, “Ancak biz Yunan devletinden Yunan yetkililerden çok fazla bir şey istemiyoruz.” ifadesini kullandı.
Asafoğlu, sorunların diyalog yoluyla çözülmesini talep ettiklerini söyleyerek “Batı Trakya Türk azınlığı olarak zaten belki de dünyanın en uysal azınlıklarından biriyiz. Yıllardır olan yoğun baskılara rağmen asla hiçbir zaman bir taşkınlık yapmadık. Rodop ve İskeçe illeri zaten ülkenin suç oranının en düşük olduğu iller. Bütün sorunların çözülebileceğini düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Batı Trakyalı Türkler olarak kendileriyle alakalı alınan kararların önce azınlığa sorulmasını istediklerini vurgulayan Asafoğlu, azınlıkla istişare edilmesini talep etti.
???????Röportajdan sonra Asafoğlu’na AA’nın “KANIT” kitabı da takdim edildi.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Raşit Ocak ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden ile birlikte AK Parti İl Başkanlığında partililerle bir araya geldi. Diyarbakır milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepoğlu Ataman ve Mehmet Sait Yaz’ın da katıldığı toplantıda Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden’in kentin ulaşım sorununu çözecek olan ‘Diyarray’ projesine Bakan Uraloğlu destek verdiğini açıkladı. Diyarbakırlıların hızlı tren ve otoyol taleplerinin de olduğuna vurgu yapan Uraloğlu, bu projelerin fizibilitelerini bitirdiklerini ve hayata geçireceklerini söyleyerek şöyle konuştu:
“Geçmişi var Diyarbakır’ın, Diyarbakır belli zaman dilimlerinde çok ciddi olaylar yaşamıştır, travmalar yaşamıştır, sıkıntılar yaşamıştır, yani burada yöneticilerin bizlerin eksikleri de olmuştur, bazı sıkıntılar yaşadık ama şimdi Diyarbakır’ın önünde güzel bir gelecek var. Diyarbakırlı diyor ki ‘bize hızlı tren ne zaman gelecek’, biz de diyoruz ki buranın projelerine başladık, ön etütlerini bitirdik, biz önümüzdeki süreçte bunu getireceğiz. Bakın biz 11, 12 tane ilimize doğrudan hızlı treni getirdik, 20’ye yakın ilimiz bundan doğrudan yararlanıyor baktığımız zaman. Yine bir otoyol talebi var, bunları yaptığımız zaman, güneyden geçecek otoyolla ilgili projemizi bitirdik, Irak’tan gelecek bir demir yolu ve otoyol var, onunla beraber bunu da yapacağız inşallah. Bunlar ne demektir, bunlar Diyarbakırlının Diyarbakır’da kalkınması, büyümesi, gelişmesi, iş, AŞ bulması demektir. Yani Diyarbakır’ın ihracatının gelişmesi demektir, Diyarbakır’ın sanayi bölgelerini de gezdim, çok ciddi bir atak yaptı, çok güzel bir aşama kaydetti, biz bunu huzur içerisinde inşallah böyle yürüteceğiz. Bizim huzurumuzu bundan sonra kimse bozamayacak.”
“Diyarray etap etap 40 kilometre olacak”
AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden’in açıkladığı Diyarray projesine değinen Bakan Uraloğlu, projenin etap etap 40 kilometre olacağını söyledi. Uraloğlu, “Belediye başkanımız açıkladı, onun birçok projesi var, bizi ilgilendirenler var, bizi ilgilendirenler noktasında özellikle Diyarray’ı söyledi, etap etap olacak 40 kilometreye yakın. Bakın biz Diyarbakır’da raylı sistemi konuşuyoruz, çok şükür iyi bir aşama kat ettik, bundan sonra da Allah’ın izniyle biz yolumuza devam edeceğiz, hiç kimse yolumuzdan çeviremeyecek. Ben bugün buradayım Diyarbakır’a kaç sefer geldiğimi hatırlamıyorum, Bundan sonra da geleceğim, belediye başkanımız inşallah olacak ona destek vereceğiz, Diyarbakırlıların dertleriyle dertleneceğiz, hemhal olacağız” dedi.
“Açıkladığımız projeler şehrin sorunlarını çözecektir”
AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden de hazırladıkları projelerin gerçek projeler olduğunu ve bu projelerle kentin sorunlarının büyük bir kısmını çözmüş olacaklarını ifade etti. Bilden, “Tüm teşkilatımız yanımda, il başkanımız, ilçe başkanlarımız, ana kademe kadın kolları, gençlik kolları, tüm arkadaşlarımızla beraber sahadayız. Şundan dolayı da çok mutluyuz, şehrimiz huzurlu bir seçim yapıyor, çok şükür şimdiye kadar en ufak bir sorun oluşmadı, bizim de arzuladığımız tablo budur. Hemşehrilerimizin bize teveccühü çok yüksektir, 17 ilçe başkanımız açıklandıktan sonra onlara da çok güzel bir teveccüh vardır. Merkezde 4 tane ilçemiz var, onlarla çok daha fazla programları iç içe yapıyoruz ve çalışıyoruz. Önemli projelerimizin büyük bir kısmını kamuoyuna duyurduk, bu hazırladığımız projelerimizin hepsi gerçek projelerdir, fizibiliteleri hazırlanmış detaylı projelerdir ve bunları biz bu şehirde uyguladığımızda şehrimizin sorunlarının büyük bir kısmını çözmüş olacağız inşallah. Zaten biz rutin yapmamız gereken hiçbir işi yazmadık bu projelerimize, belediyecilik aslında hizmet işidir, bu nedenle burada yapılması gerek temizliktir, ruhsat işleridir, asfalttır, bunlar zaten ana görevlerimiz” diye konuştu.
“Diyarray ile ilgili desteğiniz Diyarbakır için çok anlamlıdır”
Diyarbakır’ın yaklaşık 25 yıldır belediyecilik noktasında hizmet görmediğini aktaran Bilden, Bakan Uraloğlu’na kentin ulaşım sorununu çözecek olan Diyarray projesine sunduğu desteğin çok kıymetli ve anlamlı olduğunu belirterek, “Bizim bu şehrimiz yaklaşık çeyrek yüzyıldır yani 25 yıldır hizmet görmedi, sadece birkaç yıldır kayyum arkadaşlarımızın yaptığı hizmetler var, tabi kayyumlarımızın ana işi değil bu, kayyumlarımız olağanüstü bir durumdan dolayı buralara ikinci iş olarak nezaret ediyorlar. Dolayısıyla bu anlamda bu projelerimizi gerçekleştirmek için de sizlerden çok ciddi bir destek bekliyoruz. Özellikle Diyarray’la ilgili açıklamış olduğunuz o destek, bizim için Diyarbakır için kıymetlidir ve anlamlıdır” şeklinde konuştu. – DİYARBAKIR
]]>“MURAT KURUM İSTANBUL’DA BÜYÜK FARK YARATACAK”
Kurum’un İstanbul’da büyük bir fark yaratacağını ifade eden Şimşek, İstanbul’daki en önemli sorunlardan ulaşım, konut açığı ve afet riskini AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan adayının çözeceğini söyledi. Hükümet olarak İstanbul’un altyapısına yönelik önemli yatırımlar yaptıklarını anlatan Şimşek, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, hayata geçirdiği projelerle ulaşım sorununun çözümüne katkı sunduğunu, gelecekte de bu sorunu çözeceğini ifade etti.
“İSTANBUL’U ÇOK DAHA İLERİ BİR NOKTAYA TAŞIYACAĞIZ”
Şimşek, AK Parti hükümetleri döneminde 1 milyon 319 bin sosyal konut yapıldığını belirterek, Murat Kurum’un İstanbul için bir şans olduğunu, kentsel dönüşümü deneyimi ile en iyi şekilde yapacağını kaydetti. Bakan Şimşek, AK Parti’nin yerel yönetim vizyonunda “gerçek belediyecilik” olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti; “Biz insan odaklıyız, bizim belediyecilikten maksadımız hizmet ve eser siyasetidir. Biz, kalkınmanın yerelden başladığını biliyoruz. Bizim belediyecilik anlayışımızda verdiği sözü yerine getirme vardır. Biz böyle bir ekibiz. Katılımcı, kapsayıcı ve hesap verilebilir bir belediyecilikten bahsediyoruz. Hep birlikte İstanbul’u çok daha ileri bir noktaya taşıyacağız. Çünkü bu çağda artık sadece ülkeler rekabet etmiyor, artık illerle, şehirlerle, metropollerle rekabet ediliyor. İstanbul’u daha rekabetçi kim yapabilir? Tabii ki Murat kardeşimiz. Çünkü o bu işin ehli. Çünkü bu birikime ve tecrübeye sahip.”
“EĞER HİZMET YOKSA DEMEK Kİ SORUN BAŞKADIR”
Mehmet Şimşek, muhalefetin hiçbir bahanesi olmadığını çünkü kendilerinin Ankara’dan parayı, kaynağı adil ve kurala dayalı bir şekilde gönderdiklerini vurguladı. 2023 yılında en çok paranın, en çok kaynağın İBB’ye gittiğini bildiren Şimşek, şöyle devam etti; “Ankara’ya gitmiş, İzmir’e gitmiş. Üçü de ana muhalefetin elinde olan belediyeler. Bakın ilk 10’da Antalya var, Mersin var, Adana var. Bu 6 ilin tamamı gördüğünüz gibi muhalefetin elinde. Biz ayrımcılık yapmadık. Bizim kitabımızda ayrımcılık yoktur. Biz bütçeden belediyelere parayı, kurala dayalı olarak, formüle dayalı olarak, adil bir şekilde gönderdik. Eğer hizmet yoksa demek ki sorun başkadır. Dolayısıyla çok net bir şekilde biz yerel yönetimlere güçlü kaynak aktarıyoruz. Niçin? Oradaki hemşehrilerimize hizmet için aktarıyoruz, eser için aktarıyoruz, yatırım için aktarıyoruz. Bu kaynakların doğru kullanılması çok değerlidir.”
“DÜNYADA DA TÜRKİYE’DE DE ENFLASYON ÖNEMLİ SORUN”
Şimşek, yerel yönetimlere AK Parti hükümetleri döneminde kaynağı yüz kattan daha fazla artırdıklarına dikkati çekerek, bu anlamda muhalefetin hiçbir bahanesinin olamayacağını ifade etti. Şehirlerin akıllı, çevreye duyarlı, dirençli ve rekabetçi olması gerektiğine işaret eden Şimşek, AK Parti’nin seçim beyannamesinde bunların hepsine yer verildiğini aktardı. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son 20 yılda her alanda büyük bir ilerleme sağlandığını ifade ederek, ekonomik sorunların farkında olduklarını, bunu çözmek için geçen eylül ayında kapsamlı bir program açıkladıklarını hatırlattı. Sorunları köklü bir şekilde çözeceklerini belirten Şimşek, şunları kaydetti; “Çünkü biz, esnafımızın da emeklimizin de işçimizin de asgari ücretlimizin de sorunlarını biliyoruz. Bu sorunları geçmişte çözdük, Türkiye’yi hızlı bir şekilde kalkındırdık. Altyapısını iyileştirdik, eğitimine yatırım yaptık, sağlığına yatırım yaptık, ekonomimizi büyüttük. Son yıllarda dünyada da Türkiye’de de enflasyon önemli bir sorun. Ortaya koyduğumuz programla biz tekrar enflasyonu tek haneye indireceğiz. Enflasyonu tek haneye indirdiğimizde, siz çok daha rahat bir şekilde konut alabileceksiniz. Çünkü konut kredisi alabileceksiniz. AK Parti hükümetleri öncesi, konut kredisi yok denecek kadar azdı. Biz tek haneye indirince, krediye erişim arttı.”
“PROGRAMIMIZI SABIRLA UYGULAYACAĞIZ”
Enflasyonu tekrar tek haneye indireceklerini vurgulayan Şimşek, “Çünkü biz, imkanlarımızın faiz yerine yatırıma ve hizmete gitmesini istiyoruz. Evet, önümüzde tabii ki kolay olmayan bir süreç var. Ama sabırla biz programımızı uygulayacağız ve bu program başarılı olacak. Bu program sayesinde sorunlarımızı çözme imkanı olacak. Gerçekten de program çalışıyor.” ifadelerini kullandı.
Bakan Şimşek, 2024-2026 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a işaret ederek, “Program eylülde açıklandı. Program çalışıyor. Büyümede, işsizlik oranında, enflasyonda ve bütçe açığında hedefleri 2024’te, 2025’te ve 2026’da tutturacağız. Şimdi hedefimiz ne? Hedefimiz toplumumuzun, milletimizin refahı. Bunun için de dünyayla birlikte zorlu bir dönemdeyiz ama başaracağız. Bize güvenin.” diye konuştu.
]]>İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinin Bakırköy’deki merkezinde düzenlenen Esnaf ve Sanatkarlar İstişare Toplantısı’nda konuşan Yönter, MHP olarak her zaman ön şartsız bir şekilde esnafla birlikte olmaya devam edeceklerini söyledi.
Yönter, Türkiye ekonomisinin yüzde 99’unun küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluştuğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Türkiye ekonomisinin kılcal damarlarını esnaf ve sanatkarlarımız oluşturuyor. Türkiye ekonomisinin değeri şu anda cari fiyatlarla 1 trilyon 119 milyar dolar. 1923’te bu rakam 950 milyon dolardı. Nereden nereye geldik? Şu anda kişi başına düşen gelir 13 bin 110 dolar, 1923’te 45 dolardı. Yeterli mi? Değil. Hedefimiz çok büyük. Ulaşmamız gereken yerler var. Bu nedenle Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına Türk ve Türkiye Yüzyılı dedik. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı oluşturacak iki mimar var; Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli.”
Esnaf ve sanatkarların temel problemlerini bildiklerini aktaran Yönter, küreselleşmenin soğuk dalgalarının esnafı çok etkilediğini söyledi.
Yönter, alışveriş merkezleri ve zincir marketlerin fiyat artışlarını takip ettiklerini kaydederek, “Bunun neresi insaflı, neresi vicdanlı? Bu fiyat artışlarının ekonomik gerçeklere dayandığını kim iddia edebilir. 31 Mart yaklaştıkça zammı ve ekonomiyi silah gibi kullananları biz bilmiyor muyuz? Bunların arkalarında Türkiye düşmanları yok mu? Bal gibi var, buz gibi var.” ifadelerini kullandı.
TAG uygulamasıyla taksicilerin perişan olduğunu ifade eden Yönter, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu anda Türkiye genelinde taksici esnafımıza yönelik bir itibar suikastı var. Hiç kimse keyfinden 24 saat boyunca direksiyon sallamıyor. Bunlar emekçi, bu milletin has evlatları. Taksici, dolmuşçu esnafımızı sürekli karalayanları kınıyorum. Diğer tüm esnafımızın olduğu gibi taksicilerimizin de arkasındayız. İstanbul’da taksi sorununun kalıcı şekilde çözüleceğine de yürekten inanıyoruz. Önümüzdeki en sıcak gündemlerden biri bu olmalı.”
“Türkiye’de siyasi sorun yaşanacak hiçbir ortam yoktur”
Yönter, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetimde istikrarın sağlandığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de siyasi sorun yaşanacak hiçbir ortam yoktur. Şimdi önümüzde mahalli idareler seçimi var. Bu seçimlerden de sağ salim 14-28 Mayıs seçimlerine müzahir olacak şekilde çıkmak zorundayız. Bu Türkiye için, esnaflarımız için, geleceğimiz için… 14 ve 28 Mayıs’ta malum zihniyet iktidar olsaydı halimiz ne olurdu? Allah bizi korumuş. Devlet, millet izmihlal yaşardı. Her şey birbirine girerdi. Sokaktan geçene cumhurbaşkanı yardımcılığı veren, PKK’yla ittifak yapan bir zihniyetle karşı karşıyaydık. Bölücüleri belediyelere taşıyan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Büyük bir krizin eşiğinden döndük. 31 Mart’ta bunu tamamlamamız, son vuruşu yapmamız lazım. İstanbul’daki trafik sorununun çözümü, depreme dayanıklı konutların yapımı ve İstanbul’un kirlenen çehresinin tekrar temizlenmesi için yeni bir umut, yeni bir isim gerekiyor. Bizim anlayışımıza göre bu ismin tarifi Sayın Murat Kurum ve Cumhur İttifakı. Murat Kurum Bey’in 31 Mart’ta seçileceğine inanıyoruz.”
Yönter, yerel seçimde başarılı olacaklarını belirterek, “Biz kendi geleceğimiz hakkında, İstanbul hakkında karar vereceğiz. 31 Mart’ta irademizi göstereceğiz ve İstanbul’da yarı zamanlı, mevsimlik, konjonktürel belediye başkanını Saraçhane’den alıp evine göndereceğiz.” ifadelerini kullandı.
Ardından esnafın sorun ve taleplerini dinleyen Yönter, sorunların çözümü için ellerinden gelen tüm çabayı göstereceklerini söyledi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında yapılan panelin moderatörlüğünü, TRT World sunucularından Alican Ayanlar üstlendi.
Panelde konuşan Kamerun Dışişleri Bakanı Lejeune Mbella Mbella, kıtanın yer altı ve üstü kaynaklarıyla birlikte insan kaynağıyla da büyük potansiyele sahip olduğunu, bu nedenle gençlerin eğitiminin öncelik taşıdığını söyledi.
Türkiye gibi ortaklarla sahip oldukları potansiyeli ortaya çıkarmak istediklerini dile getiren Mbella, “Bugün kendi gerçeklerimize uygun bir eğitim sistemi ortaya koymak için çabalıyoruz. Ekonomi ve eğitim için yeni teknolojilere adapte olmak lazım. Teknoloji transferinin, duruma uygun şekilde ve kalkınma hedefleri ışığında yapılması lazım.” dedi.
Mbella, ülkesinin kendine yeten bir tarım sistemi üretmek için mücadele ettiğini, altyapının geliştirilmesinin kıtanın en büyük ihtiyaçlarından biri olduğunu belirtti.
Kıtada serbest ticaretin gelişmesi için komşu ülkelerle entegrasyonun artırılması gerektiğine işaret eden Mbella, “Kıtada güvensizlik ve savaş endişesi var. Silahları durdurmalıyız. Gerçekten kalkınma için, insanların yerinden edilmemesi için entegre bir kalkınma gerekli.” diye konuştu.
“Gıda sorununa odaklanmalıyız”
Zimbabve Dışişleri ve Uluslararası Ticaret Bakanı Frederick Shava, kıtadaki en elzem sorunun gıda olduğunu vurgulayarak, atılmasını düşündüğü adımları şöyle sıraladı:
“Afrika nüfusuna gıdayı nasıl sağlayacağımıza odaklanmamız gerekli. Gıdayı üretebilirsek nüfusumuzu da rahata erdirebiliriz. Diğer mesele de iklim değişikliğiyle nasıl mücadele edeceğimiz, bu da son derece elzem bir konu. Üçüncü husus ise eğitim konusu. Demografik olarak nüfusumuzun yüzde 60’ı gençlerden oluşuyor. Bu minvalde yeterli eğitim olanaklarını sağlamamız gerekli. Bir diğer konu da dijitalleşme. Hem gıda üretiminde hem de nüfusumuzdan ötürü dijital ekonomiye geçmemiz gerekiyor. Bütün bunlarla birlikte eğer barışı tesis edebilirsek, kendi gençlerimize eğitim anlamında daha çok şey verebiliriz.”
Shava, ülkesinde üniversite sayısının 21’e çıktığına ve eğitim talebinin arttığına dikkati çekerek, gençlerin inovasyon merkezlerinde kurdukları hayalleri gerçeğe dönüştürüp üretim yaptığını aktardı.
Kovid-19 döneminde oksijen bulamadıkları için kendi üretimlerini yapmaya başladıklarını anlatan Shava, halihazırda bu tesisin başka ülkelere de oksijen sattığına işaret etti.
Zimbabveli Bakan Shava gibi gıda sorununa vurgu yapan Mozambik Dışişleri Bakanı Veronica Nataniel Macamo Dlovo da “Kıtadaki en büyük problemimiz açlık. Bugün giydiğim elbiseyi yarın tekrar giyebilirim ama her zaman yemem gerekiyor. Çiftçilere ve tarıma yatırım yapmamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Mozambik’teki terör sorununun yol açtığı zorluklara değinen Dlovo, ayrıca terörün sadece tek bir ülkenin meselesi olmadığının ve global bir sorun olduğunun altını çizdi.
“Gelin Afrika’da yatırım yapın”
Gabon Dışişleri Bakanı Regis Onanga Ndiaye, herkesin kıtadaki potansiyelin farkında olduğunu ifade ederek, barış ortamının sağlanıp eğitim ve tarım alanına yatırım yapılması gerektiğini dile getirdi.
Ndiaye, “Afrika’da bu kadar toprak olması ve kıtanın açlıkla mücadele etmesi bir sorun, burada bir çelişki var. Türkiye gibi ülkelerle işbirliği son derece önemli.” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerdeki bazı yatırımcıların ülke kaynaklarından yüzde 80 gibi büyük oranda karlarla ülkesine döndüğünü ve bunun adil olmadığını hatırlatan Ndiaye, “Gelin Afrika’da yatırım yapın ve herkes kazanmaya devam etsin.” dedi.
“Eskiden Afrikalıları bu tür forumlara çağırdıklarında bize ders veriyorlardı, artık biz ders veriyoruz çünkü kıtamızı biz tanıyoruz.” diye konuşan Bakan Ndiaye, ülkenin kalkınması için büyük yatırımlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Ndiaye, halen 1970’lerde yapılan demir yolunu kullandıklarını ifade ederek, hedeflerinin yeni ortaklarla ülkedeki yer altı kaynaklarını işleyip dünyaya ulaştırmak olduğunu kaydetti.
Bir soru üzerine Ndiaye, borçlanmanın, altyapı ve eğitim gibi gerekli yerlere harcama yapıldığında vatandaşların geleceği için faydalı olduğuna dikkati çekti.
Namibya Dışişleri Bakanı Peya Mushelenga ise potansiyeli ortaya çıkarmak için komşu ülkelerle ticareti artırmak istediklerini, halihazırda devam eden projeleri bitirme çabası içinde olduklarını anlattı.
“Eğitim ve teknoloji imkanları gelişiyorken insanların yoksulluk için de yaşıyor olması anlamsız. ” şeklinde konuşan Mushelenga, ancak eğitime odaklanarak halkı yoksulluktan kurtarabileceklerini belirtti.
]]>AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, seçim çalışmaları çerçevesinde Çarıklı beldesinde esnaf ziyareti gerçekleştirerek vatandaşlarla bir araya geldi. Beldede bulunan Şeyh Hacı Ramazan dergahına da bir ziyaret gerçekleştiren Bilden, bir konuşma yaparak Diyarbakır’ın sorunlarına ve çözüm için projelerine değindi. Diyarbakır’ın uzun süredir çözülmesi gereken iki önemli sorunu olduğunu aktaran Halis Bilden, “Bizim Diyarbakır’ımızın uzun süredir çözülmesi gereken sorunları var, bunların başında ulaşımla ilgili sorun geliyor, sonra ikinci büyük problem de yapılarımızdaki sorunlardır, yani kentsel dönüşüm ve dirençli kentler dediğimiz projeyi uygulayacağız. Son 15-20 yıldır yapılan yapılarda çok bir sorun yok, özellikle Huzurevleri Kayapınar tarafında yapılan yapılarda bir sorun yok, tekniğine uygun da yapılmış, oranın da zemini zaten bazalt, genelde de o binalar temellerini bazalta kadar indirmişler, bu son depremde de onu gördük Allah’a şükür oralarda bir sorun oluşmadı. Ama Şehitlik, Bağlar, Huzurevleri’nin bir kısmı, Dicle Mahallesi, Seyrantepe’nin sağlı sollu bazı yerleri, Kaynartepe, bizim 8-10 tane lokasyonumuz var hepsini tespit ettik. ve bizim orada en büyük felsefemiz mülk sahipliğine çok dikkat edeceğiz, tek bir vatandaşımızı bile mağdur etmeyeceğiz. Birinci hareket noktamız bu, orada bir kardeşimiz diyelim ki gecekondu satın almış yada gecekondu yapmış 40 yıl önce, biz ona bakmayacağız. Kaç metrekarelik bir evi var, 80 metrekarelik bir evi var, ama biraz derme çatma ama depreme dayanıklı değil ama kafasını koyduğu bir evi var, biz 80 metrekareden aşağı olmamak kaydıyla ama dirençli, 8-10 şiddetinde depremler olsa bile zarar vermeyecek, teknik projeye dayalı, içinde parkı, okulu, sağlık ocağı, camisi gibi komple sosyal donatı alanlarıyla biz onları modern şehirlere dönüştüreceğiz” diye konuştu.
“Ulaşım sorununu Diyarray projesiyle çözeceğiz”
Ulaşım sorununun çözülememiş en büyük sorunlardan biri olduğuna dikkat çeken AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, projelendirdiği 4 hatlı Diyarray projesiyle çözüme kavuşturacaklarını aktararak projenin detayları ile ilgili şunları söyledi:
“Ulaşımla ilgili bir raylı sistem yani Diyarray diye, nasıl ki İstanbul’da Marmaray varsa Diyarbakır’da da Diyarray olacak. Dağkapı’yı merkez yapacağız, oradan çiftkapı, vilayet, ofis, koşuyolu, oradan tesisler, dünya kavşağı ve oradan da araştırma hastanesine kadar gidecek, birinci hattımız bu. İkinci hattımız, tesislerden Şanlıurfa yoluna paralel Oğlaklı’ya kadar götüreceğiz, çünkü orada çok büyük deprem konutları yapılıyor, 25-30 bin konut yapılıyor ve iki yıla kadar 100 binin üzerinde bir nüfusun olduğu uydu kent olacak. Benim hayalimdeki yeni yapılanmalar da bu zaten, ikinci kolu oraya uzatacağız. Üçüncü kolu da tesislerden bu defa tam tersi yönü olan Silvan yolundan Seyrantepe kavşağı, oradan Silvan yolunu takiben üniversite köprüsünden Dicle Üniversitesi’ne götüreceğiz. Dördüncü ve en önemli olanı da Ergani’den Bismil’e giden ve ta Abdülhamit Han hazretleri zamanında yapılmış bir tren hattımız var, o tren hattında da günde 4 yada 5 tane tren geçiyor, onlar seyri seferlerine devam edecekler, biz burayı da dördüncü hat olarak Diyarray’a entegre edeceğiz. Dolayısıyla toplu ulaşım araçlarını kullanan Diyarbakır nüfusunun dörtte birinin Diyarray’la taşınmasını sağlamış olacağız”. – DİYARBAKIR
]]>Levent’teki bir otelde düzenlenen “Büyükşehir Belediyesi Yönetimi ve Proje Sunumu”nda konuşan Hacıgüzeller, İstanbul’u belirledikleri 10 ilke altında yöneteceklerini, akıl, adalet ve ahlak temelli, bilimsel bir yönetim anlayışını benimseyeceklerini söyledi.
Hacıgüzeller, kentin en büyük sorununun deprem olduğuna dikkati çekerek, “Bu sorun sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin de beka sorununu yaratabilecek derecede tehlikeli bir sorundur. ‘Deprem 1 sene sonra olacak, 2 sene sonra olacak.’ diyemeyiz. Deprem her an olabilir. Dolayısıyla İstanbul’un 1 Nisan’dan itibaren depreme hazırlıklı olması gerekiyor.” diye konuştu.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşanan çok ağır tecrübelerden ders alınması gerektiğini kaydeden Hacıgüzeller, şöyle devam etti:
“Hedefimiz deprem sonrası 1 saat içinde deprem alanına ulaşmak. İstanbul’un 964 mahallesinde nüfus yoğunluğuna göre yaptığımız hesaplamalarda 1953 tane dokuzar, onar kişilik deprem ekipleri kuracağız. Bu ekipler örümcek ağı modeliyle çalışacaklar, birbirleriyle haberdar olacaklar. Bu 1953 ekipte toplam 17 bin 577 kişi olacak. Bu arkadaşlarımızın yarısını İBB kadrolarından ihdas edeceğiz, kalan 8 bin 800 kişi de yeni istihdam olacak. Bu kişiler deprem öncesi hazırlık yapacak, deprem anı ve deprem sonrasında da 1 saat içerisinde ulaşılamayan deprem alanı kalmayacak.”
Mahallelere lojistik amaçlı “mavi kulübeler” kurulacak
Hacıgüzeller, her mahalleye “mavi kulübeler” adını verdikleri lojistik kulübeler yapacaklarını, bunların içinde sağlık ekipmanı, balyozlar, demir makasları, halatlar ve jeneratörler gibi deprem anında hemen müdahale için malzemelerin bulunacağını dile getirdi.
Kentsel dönüşümün KİPTAŞ üzerinden devam edeceğini vurgulayan Hacıgüzeller, “Engelli ve şehit aileleri ile 0-6 yaşında çocuğu olan, yaşlı ve hasta bakımı yapan ailelerin dönüşüm maliyetlerini İBB karşılayacak. Bütçeden kentsel dönüşüm yardımlarıyla birlikte toplam 11,5 milyar liralık bir kaynak ayıracağız.” ifadelerini kullandı.
Hacıgüzeller, klasik belediyecilik anlayışının artık büyükşehirlere yetmediğini, bu kapsamda İstanbul genelinde sebze, meyve ve hayvancılık alanında üretilen tüm ürünlere alım garantisi vereceklerini, bunları maliyetine halkla buluşturacaklarını ve kendi bahçesinde üretim yapan İstanbulluları ekonomiye kazandıracaklarını söyledi.
“İstanbul’da ulaşım sorununu deniz yoluyla çözeceğiz”
İstanbul’da çok ağır bir trafik sorunu olduğundan bahseden Hacıgüzeller, mevcut projelerin kentin sorunlarına çözüm üretemediğini belirtti.
Hacıgüzeller, kentin 400 kilometrelik bir sahil şeridi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Bu sahil şeridinden kara tarafına doğru 2 kilometrelik bir alan düşünün. 800 kilometrekarelik alanda İstanbul nüfusunun yüzde 30’u yaşıyor. Bu insanlar ulaşımları için İstanbul’un kara bölgelerine, orta noktalarına gidiyorlar ve sıkışıklığı bunlar yaratıyor. Bir metro hattının maliyeti 1 kilometrede ortalama 45-55 milyon dolar arasında değişiyor. Bir taraftan raylı sistem yapılsın ama bir taraftan da bir hat döşemenize gerek yok, deniz yolu var. 71 tane, ufak teknelerin yanaşabileceği limanlar üzerinden, küçük dalgakıranlarla bu ulaşımı sağlayabiliriz. İstanbul’un ulaşım sorununu nüfusun yüzde 30’unun deniz yoluna ulaşabileceği kısa hatlarla çözeceğiz.”
Programa, Memleket Partisi İstanbul İl Başkanı Doğanay Köse, kentin 31 ilçesinde ilan edilen belediye başkan adayları da katıldı.
]]>Uzm. Dr. Bahtiyar; “Aileler, sorunun çözümü noktasında çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuramıyor ise bir uzmandan destek almalı”
DENİZLİ – Çocuk ve gençlerde artan sosyal medya ve oyun bağımlılığına karşı ebeveynlere uyarılarda bulunan Denizli Özel Tekden Hastanesi Psikoloğu Uzm. Dr. Gökhan Bahtiyar, “Edişe verice verici boyuta ulaşan bağlılık sorunu eğer aile içinde normal bir iletişim kanalıyla çözemiyorlarsa bir uzmandan destek alınmalı” dedi.
Son dönemlerde psikologlara başvurulan konuların başında akran zorbalığı, dikkat eksikliği ve hiperaktif bozukluklarının geldiğine işaret eden Uzm. Dr. Gökhan Bahtiyar, özellikle okullarda bu zorlukların yaşanmasının okul reddi gibi durumlara yol açtığına işaret etti. Bu tarz vakalara karşı detaylı bir değerlendirme yaparak çözüm ürettiklerini belirten Uzm. Dr. Bahtiyar, nedeni anladıktan sonra tedaviyi başlatarak hızlı çözüme ulaştırdıklarını söyledi. Süreçte ailelere de tavsiyelerde bulunduklarının altını çizen Bahtiyar, “Dikkat eksikliği yönünde bir problemimiz varsa gerek medikal ilaç tedavileri ya da ilaç psikoterapi yöntemleri uygulamaktayız. Ailelerle ilgili de onların tutum ve davranışlarına bağlı olarak gelişmekte olan başka sorunlar varsa, onlarında farkına varıp, onlarla da ayrı görüşmeler sürdürüp gerekli ise onlara da tedaviler uygulamaktayız. Kaygı hayatımızın önemli bir parçası. Çoğu zaman bu hastalıklı bir durum ya da kaçınılması gereken bir durum gibi adlandırılıyor ama aslında bunu yaşamın parçası olarak kabul edebilmek ve onu yönetebilmek önemli. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Genellikle bunun sürecin bir parçası olduğunu ama kaygı yükseldiğinde yaşanabilecek sorunları da yönetebilmesi konusunda bir rehberlik ve danışmanlık vermek istiyoruz. Bu konuda gerekliyse ilaç tedavisi, değilse de uygun psikoterapi yöntemleri ile hem danışanlarımıza hem de ailelerine danışmanlık vermeye çalışıyoruz” dedi.
“Ailelerden çözüm odaklı olabilmelerini istiyoruz”
Çocuklar ve gençlerde sosyal medya ve oyun bağımlılığının tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladığına dikkat çeken Uzman Psikolog Bahtiyar, çocukların ebeveynleriyle sağlıklı iletişim kuramaması halinde kendilerine zarar verebilecek duruma gelebildiklerini kaydetti. Sosyal medya ve oyun bağımlılığının gençlerin sosyal becerilerinin gelişimine engel olarak sanal bir dünyada yaşamalarına sebep olduğunu vurgulayan Bahtiyar, şu uyarılarda bulundu:
“Aile içi bağların giderek zayıflamasının yanı sıra sosyal ilişki kuramaz hale gelen gençler, aile içerisinde engellemelerle karşılaştığı durumlarda anormal ve büyük tepkiler verebiliyor. Bazen kendine zarar verme davranışlarına kadar gidebilen ya da bazen de çevreye zarar veren davranışlar oluşabiliyor. Sosyal medya ve internet hayatımızın önemli bir parçası, bunu da yok sayamayız. Bu bir denge halinde olmalı. Sadece bir yöne kayarsa, bu denge tamamen bozulacaktır. Sosyal medya ve oyunlar belli bir düzeyde kaldığında, bir problem arz etmeyecektir ama bu denge sadece o yönü kaydında bu sefer sosyal hayattan bizi koparan ve hastalıklı boyuta ulaşan bir bağımlılık gibi hayatımızı olumsuz etkileyebilir. Böyle sorunlar yaşayan aileler, çocuklarına genellikle tepkisel yaklaşmakta ama tepkisellik bazen olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilmekte. O yüzden bu konuya eğer aile içinde normal bir iletişim kanalıyla çözemiyorlar ise uzman bir psikiyatriste veya psikoloğa başvurmalarını şiddete tavsiye ediyoruz. Burada objektif bir değerlendirme ile hem sorun yaşayan gencimize veya çocuğa destek olabilmekte hem de aileye bir bilgilendirme yapabilmekteyiz.
]]>The Lancet dergisinde yayınlanan araştırmanın 2022 verilerine göre, bu kişilerin yaklaşık 880 milyonunu yetişkinler ve 159 milyonunu çocuklar oluşturuyor.
Ada ülkeleri Tonga ve Amerikan Samoası, obeziteyle yaşayan kadınların oranında başı çekiyor. Amerikan Samoası ve yine bir ada ülkesi olan Nauru ise obez erkeklerin oranında ilk sırada geliyor.
Uluslararası bilim insanları ekibi, acilen obeziteyle mücadelede büyük değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.
Obezite, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanserler dahil olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununun oluşma riskini artırabilir.
Araştırmacılar, küresel obezite oranlarını (yaş farklılıkları hesaba katıldıktan sonra obez olarak sınıflandırılan nüfusun yüzdesi) sıralarken şu verilere ulaştı::
Imperial College London’dan kıdemli araştırmacı Profesör Majid Ezzati BBC’ye, “Bu ada ülkelerinin çoğunda sorun sağlıklı gıda yerine sağlıksız gıdanın bulunması” dedi.
“Bazı durumlarda sağlıksız gıdaları teşvik eden pazarlama kampanyaları sorun olurken, daha sağlıklı gıdaların maliyetli olması ve bulunabilirliği de sorun yaratabiliyor.”
Yıllardır küresel verileri inceleyen Prof. Ezzati, pek çok ülkenin artık obezite kriziyle karşı karşıya olduğunu söylüyor, insanların düşük kilolu olmasının endişe yarattığı yerlerin sayısının azaldığı bir tabloda, bu kadar hızlı değişime şaşırdığını belirtiyor.
Çocuklar ve ergenlerde dört katına çıktı
1990 ile 2022 yıllarını kapsayan araştırma, çocuklar ve ergenler arasında obezite oranının dört katına çıktığını ortaya koydu. Yetişkinlerde ise bu oran kadınlarda iki katın üzerine, erkeklerde ise neredeyse üç katına çıktı.
Aynı zamanda, düşük kilolu olarak sınıflandırılan yetişkinlerin oranı %50 oranında düştü, ancak araştırmacılar bunun özellikle yoksul ülkelerde hala acil bir sorun olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu yeni çalışma, obeziteyi küçük yaşlardan yetişkinliğe kadar beslenme, fiziksel aktivite ve yeterli bakım yoluyla önlemenin ve yönetmenin önemini vurguluyor” dedi.
Bunun hükümetlere ve topluluklara sorumluluk yüklediğini ve “ürünlerinin sağlık üzerindeki etkilerinden sorumlu tutulması gereken özel sektörün işbirliğinin gerektiğini” ekledi.
Küresel sorunlar kötü beslenmeyi artırabilir
Araştırmanın yazarlarından, Madras Diyabet Araştırma Vakfı doktoru Guha Pradeepa, küresel sorunların kötü beslenmeyi artırma riski taşıdığını söylüyor.
“İklim değişikliği, Covid-19 salgınının neden olduğu aksaklıklar ve Ukrayna’daki savaş gibi sorunların etkisi, yoksulluğu ve besin açısından zengin gıdaların maliyetini artırarak, hem obeziteyi hem de düşük kilolu olma oranlarını kötüleştirme riski taşıyor” diyor.
“Bu, bazı ülkelerde ve hanelerde yetersiz beslenmeyle, diğerlerinde ise daha az sağlıklı gıda tüketmeyle sonuçlanacaktır.”
Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yapan 1.500’den fazla araştırmacıdan oluşan ağ, 5 yaş ve üzeri yaklaşık 220 milyon kişinin boy ve kilo ölçümlerini analiz etti.
Vücut kitle indeksi adı verilen bir ölçüm kullandılar.
Bunun vücut yağının oranına ilişkin kesin bir ölçüm olmadığını kabul edip, bazı ülkelerin diğerlerinden daha iyi verilere sahip olduğunu söyleseler de, bunun en yaygın kullanılan ölçüm olduğunu ve küresel analizi mümkün kıldığını söylüyorlar.
]]>Kızlarıyla birlikte Charge Sendromu ile verdikleri mücadeleyi “Dünya Nadir Hastalıklar Günü”nde AA muhabirine anlatan Öznur Karaarslan, hastalığın, gelişme geriliği, kalp problemleri, göz ve kulak anomalileri gibi birden fazla sistemi ilgilendiren, nadir görülen, doğumsal bir bozukluk olduğunu aktardı.
Öznur Karaarslan, ilk doğduğunda hiçbir sorun hissetmedikleri kızının daha sonra sürekli ağladığını ve mama yemediğini belirterek, “Doktora gittik, birkaç kez hastaneye yatırıldı ama sorun çözülemedi ve bir teşhis konamadı. Tesadüfen çekilen bir akciğer filminde midesinin yerinde olmadığı teşhis edildi. 7 aylıkken ameliyata girdi. Sonra doktorumuz Yasemin Alanay ile tanıştık, bazı genetik testler istedi. Bu şekilde tanı konulmuş oldu ve tedavi süreci başladı. 4 yıldır tedavisi devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
“İnsanların içinde umut olsun istiyoruz”
Charge Sendromuna en basit haliyle çoklu organ bozukluğu denebileceğini dile getiren Karaarslan, kızının şu an en büyük sorunlarından birinin işitme olduğunu söyledi.
Karaarslan, bunun da konuşmasını zorlaştırdığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“İlk teşhis konulduğunda çok şaşırdık ve üzüldük. Bu hastalığın adını bile duymamıştık. Ancak en azından bir teşhis konulduğu için biraz da olsa rahatladık. Kızım için bu hastalıkla sonuna kadar mücadele edeceğim. Bizim gibi bir anne ve babası olduğu için çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Zira mücadeleyi hiç bırakmadık ve bırakmayacağız.”
Yeni kurulan “İstanbul Tanısız ve Nadir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA” platformunda Charge Sendorumuyla ilgili bölümün sorumluları olduklarını anlatan Karaarslan, “Hastalıkla yeni tanışan ailelere korku ve üzüntü yaşamaması için yardımcı olmaya çalışıyoruz. İnsanların içinde umut olsun istiyoruz. Biz çocuğumuzu yaşatamayacağımızı düşündük ama artık öyle olmadığını anladık.” diye konuştu.
Anne Karaarslan, bu hastalıkta tedavinin ömür boyu süreceğini belirterek, “Kızımın sol kulağında hiç sinir yok, bu işitme kaybı ömür boyu devam edecek. Sürekli olarak sağ kulağını sağlıklı tutmaya ve konuşma sorununu bu şekilde çözmeye çalışacağız. Görme sorunuyla ilgili de tedavi oluyor. Bir de büyüme geriliği var. Bu hastalıkta en öne çıkan sorun kalp ama çok şükür bizde yok.” şeklinde konuştu.
“Birçok doktora gittik sonuç alamadık”
Baba Orhan Karaarslan da kızı Eylül’ü ilk kucağına aldığında hiçbir farklılık hissetmediğine vurgu yaparak, “Doğumunun 2. günü rutin işitme testini geçemediğinde içime bir korku düştü. Sonra 1-2 defa daha işitme testi yapıldı ama Eylül hiçbirinden geçemedi. Hastaneden çıkıp eve geldiğimizde Eylül’de bitmek bilmeyen bir ağlama başladı. Bir türlü bir şey yediremiyorduk. ’24 saat ağlayan bir çocuk düşünün ve nedenini bulamıyoruz. Birçok doktora gittik sonuç alamadık.” ifadelerine yer verdi.
Gastroenteroloji doktorunun genetik hastalıktan şüphelenmesi üzerine kızına test yapıldığını anlatan Karaarslan, testlerde ilk seferinde net bir şey çıkmadığını, çocuk 1 yaşına geldiğinde Charge Sendromu tanısı konulduğunu aktardı.
Nadir hastalıkların teşhisinin ve bu alanda uzmanlaşmış doktor bulmanın çok zor olduğunu ifade eden Karaarslan, Charge Sendromunu birçok doktorun bilmediğini, bunun için de doğru tedavi uygulayamadığını söyledi.
“Platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, yol göstermek istiyoruz”
Karaarslan, tanıdan sonra doktorlarıyla tedavi sürecini planladıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Her 3 ayda 1 göz, kulak-burun-boğaz ve endokrinoloji doktoru Eylül’ü muayene ediyor. Bu şekilde bütün süreçleri takip altına aldık. Genetik hastalıkların bir çoğunun ya tedavisi olmuyor ya çok zor oluyor ya da kötü sonla bitiyor. Eylül’ün durumunun en iyi tarafı doktorumuzun, ‘Korkmayın bundan daha kötüsü olmayacak, biz bundan sonraki süreci iyi yöneterek başaracağız.’ demesi. Bizim süreci iyi yönettiğimizi düşünüyorum. Eğer böyle olmasaydı belki Eylül daha kötüye giderdi. Fizik tedavi, konuşma terapileri, işitme tedavileri sayesinde kızımız bu gün yaşıtları gibi kreşe gidebiliyor.”
Baba Karaarslan artık süreci kabullendiklerini anlatarak, “Bizim gibi hastalığa yabancı olup da ne yapacağını bilememek, ortada kalmak çok zordu. Allah kimseye bu durumu yaşatmasın. Bu durumdaki ailelerin bize ulaşmasını ve bizim yaşadıklarımızı yaşamamalarını istiyorum. Bu nedenle yeni bir platform oluşturduk. Bize ulaşıp her türlü desteği alabilirler. Tedaviyi yürüttüğümüz hastanemizin de desteğiyle kurduğumuz platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, umut olmak, yol göstermek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler”
Yaklaşık 3 yıldır Eylül’ün tedavisini yürüten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay da Charge Sendromunun nadir hastalık olarak değerlendirilen 7 bin hastalıktan biri olduğunu belirtti.
Anne ve babanın yumurtasının birleştiği anda tamamen tesadüfen oluşan hastalığın, genetik olmadığını dile getiren Alanay, “Doğumda çocuklarda aksaklılar oluşuyor ve ömür boyu devam ediyor.” dedi.
Prof. Dr. Alanay, nadir hastalıklarda en büyük sorunun tanı konulamaması olduğunu vurgulayarak, tanı konan ailelerin en azından tedavi sürecine başlayabildiklerini söyledi.
Dünya çapında nadir hastalıklarla mücadele eden ailelerin çok iyi organize olduklarını ve birbirlerini desteklediklerini aktaran Alanay, şunları kaydetti:
“Bu aileler sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. Her ailenin, hatta her genin bir sosyal medya hesabı var. Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler. Herkes kısmen kendi çocuğunun doktoru gibi. Bunlar diğer aileleri de yönlendirip bilgilendiriyor. O yüzden ailelerin bir araya gelmesini çok önemsiyorum. Bu da çok büyük farkındalık yaratıyor. Biz de üniversite olarak ailelerin bir platform altında bir araya gelmesini destekliyoruz.”
]]>Cumhur İttifakı AK Parti Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, Bodrum Belediye Meclis üyesi adaylarını tanıtmak amacıyla bir toplantı düzenledi. Yalıkavak Yeldeğirmenleri’nde gerçekleştirilen kahvaltılı basın toplantısına Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Meclis Üyesi adaylarının yanı sıra AK Parti İlçe Başkanı Hacı Dalda, MHP İlçe Başkanı Tayyar Şafak, BBP İlçe Başkanı Mustafa Kıroğlu ve partilerin yönetim kurulu üyeleri katıldı.
Cumhur İttifakı’nın Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun aday tanıtımı öncesinde bir konuşma yaparak, bir dünya kenti olan Bodrum’un biriken ve çözümsüz kalan sorunlarını Bodrum halkıyla ve Bodrum sevdasını yüreğinde taşıyan liyakatlı bir kadro ile çözmek için yola çıktıklarını belirtti. Tosun, “Cumhurbaşkanımızın görev vermesiyle başlayan adaylık sürecimizde Bodrum’umuzu karış karış geziyoruz. Yapacaklarımızı anlatıyoruz. Bodrum yarımadasının kronikleşmiş sorunlarına yönelik projelerimizi anlatıyoruz. Hazırız ve kararlıyız, 31 Mart 2024 tarihinden itibaren yeni bir belediyecilik serüvenine başlıyoruz” diye konuştu.
Bir dünya kenti olan Bodrum’un çok önemli bir turizm merkezi olmasına rağmen sorun biriktirerek yoluna devam ettiğini söyleyen Tosun, “Biz sahadaki sorunları tespit ederek, kimseyi ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, her vatandaşımızı kucaklayarak ve yaşamına dokunarak hizmet etmek için geliyoruz. Meclis kadromuz da bunun göstergesi. Biz Bodrum yarımadasında Cumhur İttifakı’nı Bodrum İttifakı’na dönüştürüyoruz ve bu ittifakın sınırlarını her geçen gün daha da genişletiyoruz” dedi.
Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Tosun, Cumhur İttifakı Meclis Üyesi listesinin toplumun her kesimini, Bodrum’da faaliyet gösteren tüm sektörleri temsil eden, Bodrum’u tanıyan, bilen ve Bodrum’da yaşayan isimler olduğunu vurgulayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bodrum’a hizmet etmek ve Bodrum’umuzun sorunlarını çözmek için bir araya gelen bu kadronun derdi, sevdası Bodrum arkadaşlar. Bodrum’da kadınlarımızın, gençlerimizin problemleri, kirlenen denizlerimiz, toplanamayan çöplerimiz, Bodrum halkı ile irtibatı kopan Belediyemizin yeniden kurumsallaştırılması için ortak akılla Bodrum’umuzu yöneteceğiz. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki Bodrum Belediyesi’nden memnuniyet oranı yüzde 15’lere düşmüş vaziyette. Halktan kopmuş bir belediye var. Oysa ki belediye, mahallindeki ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmuş bir yerel yönetim kuruluşudur. Maalesef yıllardır işlevini yitirmiş durumda. Biz belediyeyi Bodrumlularla birlikte yöneteceğiz. Güle oynaya bir belediyecilik serüvenine hazırlanıyoruz. Herhangi bir ideolojiyi, kültürü, yaşam şeklini empoze etmeden var olana saygı duymak suretiyle, Bodrum’daki tüm vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak için var gücümüzle çalışacağız.”
Mehmet Tosun, Bodrumspor Başkanı Rıza Karakaya’nın “İnananlar kaybetmez” sözüne atıfta bulunarak, “Biz, sizlere inanıyoruz. Bodrumlu hemşehrilerimizin sağduyusuna inanıyoruz. Bu seçimi alacağız ve Bodrum için çalışacağız arkadaşlar” şeklinde konuştu.
Mehmet Tosun, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Meclis üyelerini tek tek basına tanıttı. Tosun, tanıtım programının sonunda basın aracılığıyla tüm Bodrum halkını, 24 Şubat Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirilecek Konacık’taki Seçim Koordinasyon Ofisi’nin açılışına davet etti.
Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, dün İstanbul’da Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile bir toplantı yaptıklarını ve Bodrum’un sektöre dair sorunlarını ve projelerini paylaştıklarını belirterek, Bakan Ersoy’un 27 Şubat 2024 Salı günü Bodrum’a geleceği müjdesini de basın mensuplarıyla paylaştı.
Cumhur İttifakı’nın Bodrum Belediye Meclis Üyesi Adayları ise şu isimlerden oluştu:
1-Rıza Karakaya, 2- Nevzat Kanber, 3- Mustafa Uslu, 4- Ayşen Kılıç Bozan, 5- Cahit Eles, 6- Av. Halime Kaya Öztok, 7- Seha Ergene, 8- Ahmet Bayzıt, 9- Çiğdem Songül Aktaş, 10- Devran Aygün, 11- Yener Çelik, 12- Abdullah Eren, 13 – Ekrem Baylak, 14- Osman Dumanlı, 15- Ayşegül Özsavran, 16- Mehmet Efeoğlu, 17- Enver Kantarmış, 18 – Tolga Kara, 19 – Özkan Temel, 20 – Yasin Algın, 21- Nurullah Çiftçi, 22- Murat Gözüm. – MUĞLA
]]>KTO, genişletilmiş meslek komitesi toplantılarını Milletvekillerinin katılımlarıyla sürüyor. KTO 39. Yük ve Yolcu Taşımacılığı Meslek Komitesi istişare toplantısı; AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu, KTO Başkanı Ömer Gülsoy, AK Parti İl Teşkilatı yetkilileri, komite üyeleri ve lojistik firmaları yetkililerinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Toplantıda konuşan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Şehrimizin ihracatı açısından Lojistik sektörümüz bizim için çok önemli. Ulaşım olmadan ticaret, ihracat, yardımda olmayacağını biliyoruz. Bu sebeple sektör temsilcilerimizi ve komite üyelerimizi AK Parti Kayseri Milletvekilimiz Şaban Çopuroğlu ile buluşturduk. Sektörlerinde yaşadıkları sıkıntıları ve taleplerini dile getirme fırsatı buldular. Vekillerimize toplantıya katılımlarından dolayı teşekkür ediyorum” dedi.
Toplantıda komite üyeleri ve sektör temsilcileri yaşadıkları sorunları ve taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
“Kayseri’de yük taşımacılığı sektörü için Lojistik Merkez ve Otoban olmamasından kaynaklı sorunlar, ticari amaçlı yük ve yolcu taşımacılığı yapan, mesleki yeterlilik belgesi sahibi sürücüler için, SRC yaş sınırının 65’ten 69’a çıkarılarak 1 yıl uzatılması konusunun kalıcı hale getirilmesi, yük ve yolcu taşımacılığında, asgari ehliyet alma yaşından kaynaklı yetkin ve yeteri kadar eleman bulmakta zorlanıldığı belirtilerek asgari ehliyet alabilme yaşının 24’ten 20 ya da 22 yaşa indirilmesi talebi, diğer sektörlerde olduğu gibi yük ve yolcu taşımacılığı sektöründe de çalışanların SGK girişlerinin anlık yapılabilmesinin sağlanması talebi, Ağır vasıta sürücülerinin ceza puanlarına (alkollü araç kullananlar ile ölümlü kazaya karışanlar hariç) bir seferlik af getirilmesi halinde şoför probleminin bir nebze olsun azalacağı belirtilerek bu konuda bir çalışma yapılması talebi, sektör olarak, KDV kayıplarının önüne geçilebilmesi adına tevkifatlı KDV’ye geçilmesi gerekliliği, buna bağlı olarak enflasyon muhasebesine de geçilmesi için çalışma başlatılması. Şehirlerarası yolculuk yapan mülteciler konusunda sıkıntılar yaşanmasından dolayı online bilet satışlarının denetlenmesi, lojistik firmaları, uluslararası taşımacılık yaparken 1975 tarihli tır Sözleşmesine tabi olduğu belirterek, lojistik firmasının taşıdığı malın tır şoförü tarafından kap/kilo/ambalaj cinsinden uygun olmasına rağmen gönderici ya da alıcının kusurundan kaynaklı problemlerden dolayı taşıyıcının sorumlu tutulmaması gerektiği ve bu konuda gümrük kapılarında sorunlar yaşandığı dile getirilerek konu hakkında çözümü için girişimlerde bulunulması talebi, bakanlık tarafından Acil Durum Afet Eylem Planı için lojistik sektörünün detaylı olarak bilgilendirilmemesi sorunu, Yaşanabilecek afetler için acil durum eylem planı konusunda sektörün bilgilendirilmesi için çalışma yapılması talebi, kıdem tazminatlarının geriye dönük hesaplanma süresinin beş yıldan üç ay veya bir yıla indirilmesi talebi, sektör için Kayseri İhtisas Gümrüğü kurulması talebi, sektöründe çok fazla şoför açığı bulunması sebebiyle işbaşı eğitim programları ile devlet destekli şoför yetiştirilmesi, mesleki eğitimin yük ve yolcu taşımacılığı için şoför yetiştirilmesini de kapsayacak şekilde genişletilmesi. Gürbulak sınır kapısında devam eden tır parkı inşaatının trafiği ve maliyetleri olumsuz etkilemesi sebebiyle inşaatın hızlandırılması konusunda girişimlerde bulunulması talebi, Azerbaycan gümrüklerindeki 3.ülke yükleme dozvolası ve sigorta sıkıntıları, Türkmenistan gümrüklerinde yaşanan vize ile sigorta konularında yaşanan sorunların giderilmesi için girişimlerde bulunulması talebi, öğrenci ve personel taşımacılığı yapan firmalar, tahsisli plaka (P Plaka) ile ilgili yaşanan sorunların çözülmesi. Şehirlerarası Otobüs Terminalinde zabıta noktası bulunmamasından dolayı yaşanan sıkıntılardan dolayı otogara zabıta noktası kurulması talebi, yabancı plakalı ihracat yapan (ihracat beyannamesi olan) uluslararası nakliye firmalarının araçları, Türkiye’deyken aldığı akaryakıtta faydalandığı ayrıcalıklara kısıtlama getirilmesini veya kaldırılmasını talebi, yük ve yolcu taşımacılığı sektörünün şoför sıkıntısının giderilebilmesini adına ehliyetler için alınan harçların düşülmesi konusunda çalışma yapılması talebi. 19. binek araçlara EDS hız limitlerinde uygulanan yüzde 10’luk insiyatifin ticari araçlara da uygulanması için çalışma başlatılmasını talep etmişlerdir.
Toplantıda sektör temsilcilerini de tek tek dinleyen AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu, cep telefonu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nu arayarak istişare toplantısında Taşımacılık sektörünün sorun ve taleplerini ileterek çözüm aşamasında destek istedi. Çözüm önerileriyle birlikte dosya sunacağını iletti. – KAYSERİ
]]>CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, TBMM Genel kurulunda görüşülen sağlık torba teklifinde diş hekimleri ile ilgili maddenin meslek kuruluşlarının görüşü alınmadan görüşüldüğünü belirtti. İlgezdi, diş hekimlerinin yaşadığı sorunlar üzerine konuştu.
“VATANDAŞ DİŞSİZ, DİŞ HEKİMLERİ İŞSİZ”
CHP’li Akkuş İlgezdi yaptığı yazılı açıklama ile görüşülmekte olan sağlık torbasında Sağlıkta Dönüşüm Programının garabetlerinin devam ettiğini ifade ederek, “vatandaş dişsiz, diş hekimleri işsiz” ifadesini kullandı. Diş hekimlerinin ve vatandaşın yaşadığı sorunlara değinen Dr. Akkuş İlgezdi, “2032 yılında 100 bini aşkın diş hekimi olacağına ilişkin Diş Hekimi meslek birliklerinin raporları var, halkın koruyucu ve tedavi edici ağız ve diş sağlığı hizmetlerine ulaşmakta zorluk yaşadığı da bir gerçek. Artan diş hekimine rağmen az sayıda atama gerçekleşiyor. Yurtdışına gitmek isteyen diş hekimlerinin sayısında da ciddi bir artış var, sorun sadece istihdam değil, mevcut diş hekimleri düşük ücretlerle istihdam ediliyor. Meslek değersizleştiriliyor, diş hekimleri polikliniklerde ticari kaygılar ile çalışmaya mahküm edildi.” dedi.
“NEREDEYSE HER YURTTAŞIN 5-6 DİŞİNİN TEDAVİSİ GEREKLİ”
Toplumun ağız ve diş sağlığı hizmeti alımında Avrupa’nın çok gerisinde olduğunu belirten Dr. Akkuş İlgezdi, “Tıpkı aile hekimliği gibi koruyucu sağlık hizmeti gerekiyor. Neredeyse her hane başına bir diş hekimi düşüyor ama buna rağmen toplumun ağız ve diş sağlığı hizmeti alımında Avrupa’nın çok gerisinde. Vatandaş dişsiz, diş hekimi işsiz. Neredeyse her yurttaşın 5-6 dişinin tedavisi gerekli. Toplumun ağız ve diş sağlığını önceleyen politikalara ve koruyucu sağlık hizmetlerine, daha yaygın ve fazla sayıda diş hekimi atamasına ihtiyacımız var.” ifadesini kullandı.
“SORUN EĞİTİM SİSTEMİYLE BAŞLIYOR”
Yaşanan istihdam sorununun eğitim sistemiyle başladığını belirten Dr. Akkuş İlgezdi,”2002’de 17 olan Diş Hekimliği Fakülte sayısının 105’e yükseldi. Diş Hekimliği kontenjan sayısı giderek artıyor. Hal böyleyken 100’den fazla sayıda olan diş hekimliği fakültesine sahip olan üniversitelerin bazılarında profesör bile bulunmuyor. Sorun eğitim sistemiyle başlıyor. Tüm bu verilerin ışığında yeni fakülte açılmamalıdır. Çünkü, 2023 yılında ulaşılması hedeflenen 38 bin diş hekimi sayısı 2021 yılında 39 bin 851 diş hekimiyle çoktan aşıldı. Bir başka sorun diş hekiminin yanında başka bir diş hekiminin çalışamamasıdır. Bir başka anlatımla diş hekimi, mesleğini muayenehanesinde sunarken bir başka meslektaşını yanında çalıştıramamakta, ancak yine tek başına poliklinik veya merkez kurduğunda istediği kadar diş hekimini çalıştırabilmektedir. Ülkemizde ağız ve diş sağlığı hizmeti sunan 22 bin 245 özel sağlık kuruluşunun 15 bin 270’i muayenehanededir. Bu muayenehanelerin en az üçte birinde bir diş hekiminin çalışmaya başlaması 5 binden fazla diş hekiminin istihdam edilmesini sağlayacaktır.”dedi.
]]>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin “Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır” açıklamasını yaptı.
Türk Tabipleri Birliği, Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulundu. Koruyucu güvenlik ekipmanlarıyla bölgeye gitmelerine rağmen alana alınmadıklarını belirten TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, faciaya ilişkin şunları söyledi:
“BURADA KONU SADECE SİYANÜR DEĞİL SÜLFÜRİK ASİT”
“Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır. TTB çok uzun süredir bu madenle ilgili uyarılarını yaptı, raporlarını yayınladı. Sadece halk sağlığı değil işçi sağlığı ve iş yeri hekimliği kolumuz da çalışmalar yaptı. Yine Sivas ve Erzincan Tabip Odamız, bizim halk sağlığı kolu başkanımız burada davalara katıldı ve orada raporlarımızı sunduk. Burada konu sadece siyanür değil sülfürik asit. Çünkü kaymanın olduğu bölge sülfürik asit havuzuna yakın ve işçilerimizin altında kaldığı balçık türü toprak. Sülfürik asit akciğerler ve mukoza için son derece zararlı tahriş edici bir asittir.
Siyanür ve sülfürik asidin toprağa ve derin sulara sızması nedeniyle yağışla beraber Fırat suyuna kavuşmama ihtimali yok. Bu bölgesel bir ekosistem sorunu yaratacaktır. İleride balık kültürlerinde ya da balık üretiminde nasıl azalma olduğunu göreceğiz. Bu madencilik burada başlamış başlayalı küçükbaş hayvancılık da bile 300 binlerden başlayan üretim 40 binlere kadar düştü bu da halkın gıda açısından sağlığını ilgilendiriyor.
Yine bu bölge turna kuşlarının göç alanı. Bu göçün artık gerçekleşmediğini görüyoruz. Bu ekosistemdeki bozukluklar domino taşı gibi insanlara sağlıksızlık olarak geri dönecek. Bitki florasının, böcek faunasının bozulması bunların hepsinin ekosistem etkileri insanların sağlığını etkileyecektir.
Fırat diğer ülkeleri de ilgilendiren bir nehir bu uluslararası bir soruna da yol açacak. Suriye de bu sudan yararlanıyor. Eğer siyanür karışırsa bu bölgede balıkçılığı ve sulamaya bağlı diğer gıdaların üretimlerini etkilerse bu da ayrı bir uluslararası halk sağlığı sorunu olacak.”
“İÇERİ ALINMAMA KONUSU SON DERECE ALIŞTIĞIMIZ BİR TAVIR ANCAK UYGAR VE DEMOKRATİK BİR KÜLTÜR DEĞİL”
Bulut, felaketin yaşandığı bölgede oluşan tehlikeye rağmen maske dahil koruyucu tedbir alınmamasına yönelik yönelik soruyu, şöyle cevapladı:
“Bizi alana yaklaştırmadılar. Biz koruyucu güvenlik ekipmanlarımızla birlikte gelmiştik. Eğer alana yaklaşabilseydik 500 metre kadar en azından orada sülfürik asit kokusunun ne kadar kesafetli olduğunu ve işçilerimizin, çevredeki insanların nasıl etkilenebileceğini gözlemleme imkanımız olabilirdi. Ama maalesef bizim, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin bu alandaki bilimsel nesnel gözlemlerinin raporlaştırılmasını istemiyorlar. Çok yakın zamanda bizim halk sağlığı kolumuz ve işçi sağlığı ve iş yeri hekimleri kolumuz da burada bir değerlendirme raporu yayınlayacaklar. Bu raporlarda da bütün ayrıntılarıyla çıkabilecek sorunlar ve ne yapılması gerektiğini belirteceğiz.
Göçük alanının çok yakınına girilmesi zaten güvenlik açısından sakıncalı onu biz arzu etmiyoruz ama en az 500 metre kadar yaklaştırılıp orayı gözlemlememiz hatta oradaki kriz koordinasyon merkeziyle, oradaki işçilerle çalışanlarla görüşmemiz çok uygun olurdu. Örneğin sağlık çalışanları içeride hangi koşullarda çalışıyorlar. Bu TTB olarak bizi ilgilendiriyor. İçeri alınmama konusu son derece alıştığımız bir tavır ancak uygar ve demokratik bir kültür değil.”
Göçük altındaki işçilerin yaralı olarak çıkarılmaları durumunda civarda tam teşekküllü bir hastane bulunmamasını ise Bulut, şu sözlerle yorumladı:
“Burada solunum sorunları çok büyük sorun olacağı için ortopedi travmatoloji sorun olacağı için hastanelerde bunların eksikliğini gözlemleyebiliyoruz. İliç küçük bir ilçemiz ve hastanesi de yetersiz. Yakın yerlere götürülecektir çıkarıldıklarında. Bu sadece İliç’in sorunu değil Sivas ve Erzincan’ın bir çok ilçesinde benzer sorunla karşılaşıyoruz. Buraya 1,5 saat mesafede Erzincan Üniversitesi Hastanesi, 2,5 saat mesafede Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin hastanesi var ancak umarız ki canlı kurtulurlar çünkü dediğim gibi hem oksijensizlik sorunu yaşayacaklar hem sülfürik asidin akciğerler üzerindeki travmasını yaşayacaklar. İşçilerimizin sağlıkla kurtulmasını canla başla istiyoruz. Şöyle bir baskı olduğunu da biliyoruz konuşursanız işinizi kaybedersiniz ya da ileride işe alınmanız engellenir diye korku ikilimi yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar doğru davranışlar değildir yurttaşlarımızı işsizlikle korkutmalarına gerek yok.”
]]>Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde; “Sadece afetler değil, bütün sorunlarımızın temelinde de bu temelinden çürük düzen var. Böyle bir düzende onlar ‘asrın yıkımı, asrın depremi, asrın seli, asrın felaketi’ diyerek sorumluluğu kadere bağlarlar. Ama asıl sorumluluk ‘asrın vurdumduymazlıkları, asrın sorumsuzlukları, asrın mazeretlerindedir” dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 6 Şubat depreminin yıl dönümünde bugün partisinin genel merkezinde basın açıklaması yaptı. Çağlayan Adliyesi önündeki saldırıyı lanetleyen Davutoğlu, şunları söyledi:
“Maalesef ‘depremin siyaseti olmaz’ söylemine sarılarak eksikleri, zaafları konuşmanın üzerini örtmeye gayret eden siyaset kurumu ise, bozdukları düzenin bütün olumsuz getirileriyle toplumu tanıştırdılar. İyilik peşinde koşan bazı insanlar, çevreler, sivil toplum örgütleri hedef gösterildi. Maalesef depremde bile ‘benim kuruluşum, senin kuruluşun’, ‘benim yardımım senin yardımın’ ayrışmaları gündem oldu. Peşimizi bir türlü bırakmayan kutuplaşma iklimi o molozların üzerine adeta boca edildi. Depremzedeye ait olmayan gündemler, siyasi söylemler onların acılarını katmerlercesine sosyo-politik yapının belirleyeni haline getirildi. Sistemden kaynaklı eksikler, zaaflar, yanlışlar, beceriksizlikler konuşulmasın diye nice algılara, propagandalara yol verildi.
“CUMHURBAŞKANININ SÖZLERİ DEPREMİN SEBEPLERİNİN ARKASINDAKİ ZİHNİYETİ ÇARPTI YÜZÜMÜZE”
O günlerde bunların konuşulmasını engelleyen iktidar mahfilleri, sonrasında da üzerilerindeki sorumlulukların pek çoğunu maalesef gereğince yerine getiremediler. Maalesef gerek bölge halkı gerekse göç etmek zorunda kalan insanlarımız gereğince sahiplenilmedi. Acıları yaşatan sorumlululardan daha fazla bunları gündeme getiren, çareler üretme noktasında iktidarı zorlayanların suçlandığı, hakarete uğradığı, hedefe konduğu süreçler yaşadık. Yaşadık da bitti mi? Ne mümkün. İşte toplumun birliğinden, beraberliğinden, huzur ve güveninden sorumlu Sayın Cumhurbaşkanı’nın Hatay’da sarf ettiği sözler, tam da depremin sebeplerinin arkasındaki zihniyeti çarptı yüzümüze; bütün milletin yüzüne. O çıplak gerçekliği önümüze seriverdi Sayın Erdoğan. Hepimiz kulaklarımızla işittik o vahim sözleri değil mi? Ne dedi devletin tepesinden gelen kibir dolu duyarsız ses? ‘Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa, o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Bak şu anda Hatay garip kaldı. Hatay mahrum kaldı.’ Bu sesi duyduğumda deprem sarsıntısı gibi bir sarsılma yaşadım ruhumda. Toplulukları millet kılan ortak acıların yoğurduğu duygudaşlık, kaderdaşlık demiştik ya. Hataylının acısını diğer vilayetlerdeki vatandaşlarımızın acılarından ayıran, Hataylının kaderini milletin kaderinden ayrıştıran bu ses milleti temsil edebilir mi?
“DIŞ GÜÇLERİN CESARET EDEMEYECEĞİ SÖZLERİ DEVLETİN EN TEPESİNDEN İŞİTTİK”
Eğer bu sözleri bu millete, bunların ‘dış güçler’ dediği mahfillerden biri sarf etmiş olsaydı, en üst perdeden attıkları manşetlerle o mahfillere hadlerini bildirir, dünyayı başlarına yıkarlardı. Onların asla söylemeye cesaret edemeyeceği sözleri maalesef devletin en tepesinden işittik. Üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmemeleri, bölge halkını yeterince mağdur etmeleri, facianın sorumlularından birkaçını günah keçisi ilan edip, geri kalanının hala toplum içinde elini kolunu sallaya sallaya gezdirmeleri yetmezmiş gibi sonunda millete bunu da reva gördüler. Sayın Erdoğan, o halde sormaz mı insan ‘Maraş, Malatya ya da Adıyaman’daki AK Partili belediyeler ile hükümet dayanışma içinde değil miydi’ diye. ‘Neden bu üç şehrimiz de mahzun kaldı’ diye sormaz mı? Maraş’ta bir şehit annesinin hala deprem çadırında yaşadığına dair görüntüler de mi gelmez gözünüzün önüne? Gelmez mi? O ne hissetmiştir acaba bu sözleri duyduğunda? Kim bilir belki de iktidarınızı desteklemiş, size oy vermiş, o da yetmemiş oğlunu şehit vermiş o ananın hissiyatı da mı kalbinizi titretmez. Peki o şehit anası demez mi ki ‘oyumu size, oğlumu bu vatana kurban verdim, peki bizim halimiz niye böyle’ diye hesap sormaz mı bu sözler üzerine?
“ONLARIN GÖZÜNDE DEPREM YOK, VARSA YOKSA YEREL SEÇİMLER”
Bu ne tür bir kibirdir. Nasıl bir vicdan yoksunluğu ve pişkinliktir. Mağduriyeti sürgit devam eden Hatay halkının gözünün içine baka baka o halkı tehdit etmek ne türden bir devlet anlayışının uzantısıdır. Onların gözünde deprem falan yok. Varsa yoksa yaklaşan yerel seçimler. Belli ki bölgeye de bu yüzden intikal etmişler ordu halinde. İnsan utanıyor; onların yerine yüzümüz kızarıyor. Bırakın devlet adamlığını falan, bu insanlık mıdır? İnsan düşmanının yüzüne böyle konuşmaz, bu sözleri sarf etmez. Bir seçim uğruna bilinçaltını bu derece açık etmek nasıl bir hırsın uzantısıdır? Siz bu konuşmayı 400 bin insanımızın terk ettiği bir şehirde yaptığınızın farkında mısınız? Siz bu itirafları, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın raporunda, 215 bin yıkık, ağır hasarlı ve yıkılacak binaların tespit edildiği ama deprem konut ihalelerinden sadece yüzde 7 pay alabilen bir ilimizde yaptığınızın bilincinde misiniz?
Siz milleti ‘bize oy vermezseniz acılarınız katlanarak devam eder’ diye tehdit ediyorsunuz ama o acılar, eksikler, tutulmayan sözler, devletin aciz kaldığı alanlar zaten devam ediyor. Büyük bir savaşın vereceği hasarların ötesinde can kayıplarına, yıkımlara ve kalıcı hasarlara neden olan bu felakete ilişkin sorular halen devam ediyor. Neden bu kadar çok sayıda bina çöktü? Neden bu kadar çok kayıp verildi? Neden kurtarma çalışmaları ve yardımlar zamanında ve belli bir organizasyon içinde gerçekleşemedi? Sizin devleti ve milleti göçük altında bırakan politikalarınıza ilişkin bu sorular daha uzun yıllar sorulacak. Bir daha yaşamayalım diye sorulacak. Başta İstanbul olmak üzere diğer illerimiz de sizin biçtiğiniz kadere teslim olmasın diye sorulacak.
“TOPLANAN PARALARA NE OLDU’ DİYE SORMAK BİLE SUÇ İLAN EDİLECEK”
Biz yıllarca neden ‘siyasi etik yasası, imar rantı yasası, rantın vergilendirilmesi’ diye avazımız çıktığı kadar seslendik bunların paslı kulaklarına. Ama onların gözü de gönlü de rantsal dönüşümlerden başkasını görmedi. ‘İmar barışı’ adı altında milletten milyarlar topladılar. Peki neye yaramış oldu? ‘Toplanan paralara ne oldu’ diye sormak bile neredeyse suç ilan edilecek. Unutmayalım ki tıpkı binalar gibi, devletin de taşıyıcı kolonları vardır. O kolonlara hasar verirseniz, kurumsal hafızaları, birikimleri yok ederseniz. Yukarılardan gelecek bir emirle işlerimizi halledeceğimizi sanırız. Ama aslında tam da sistemin bu niteliği yüzünden kaos, karmaşa, düzensizlik, plansızlık, kurumların aymazlık ve işlevsizliği başımıza çoraplar örmekte. Sadece afetler değil, bütün sorunlarımızın temelinde de bu temelinden çürük düzen var. Böyle bir düzende onlar ‘asrın yıkımı, asrın depremi, asrın seli, asrın felaketi’ diyerek sorumluluğu kadere bağlarlar. Ama asıl sorumluluk ‘asrın vurdumduymazlıkları, asrın sorumsuzlukları, asrın mazeretlerindedir.’
“HEP HAKLIDIRLAR, KUYRUKLARI DA BURUNLARI GİBİ HEP DİKTİR”
Memlekette ne felaket yaşanırsa yaşansın onların hep mazeretleri vardır, hep haklıdırlar. Kuyrukları da burunları gibi hep diktir. Sorumlular ya göktedir ya yerde ama sorumluluk onları hep teğet geçer. Bir de çıkıp yüzsüzce milletten ‘helallik’ dilenirler. Haşa Allah’ın işine karışılmaz, onlar hep masumdur. Kadere isyan etmek zinhar imandan çıkarır. İsyanımız sizin yazdığınız kadere. İsyanımız, rant hırsı ve beceriksizliklerinizi Allah’ın sırtına yüklemenize dersiniz, ayetin hadisin alet edildiği Rahmani olmayan cevaplara muhatap olursunuz. E mademki kader, mademki asrın felaketi. Hatay’da yaptığınız tehdit ‘kaderin üstünde bir kader vardır; o da bize destek olmazsanız size dayatacağımız kaderdir’ demiş olmadınız mı? Yapılanları lütuf gibi sıralamak doğaldı, siyaset değildi. Halkın arasında dolaşıp, utanıp sıkılmadan minnet ifadeleri için çekimler yapmak serbestti, siyaset değildi, ahlaksızlık hiç değildi. Eğer gayretkeş çabaları olmamış olsaydı, daha büyük bir enkazın altında kalacağımız yardım gönüllülerini hedefe koymak siyaset değil miydi?
Sayın Erdoğan, siz bırakın milletin izzet-i nefsiyle bu şekilde pişkince oynamayı da önce ona verdiğiniz sözleri bir hatırlayın. Siz unutmuşsunuzdur, biz size hatırlatalım. Siz değil miydiniz 31 Mart’ta bu halka, ‘319 bini 1 yıl içinde olmak üzere toplam 650 bin yeni konut yaparak depremzede vatandaşlarımıza teslim edeceğiz’ diyen. Peki Hatay’da ne dediniz? Devam eden 40 bin konuttan bahsettiniz. Bırakın 650 bini, daha 40 bin konutun inşasının devam ettiğini ve fi tarihinde bitirileceğini de ikrar etmiş oldunuz. 1 yılda daha 40 bin konutu bile tamamlayamayan siz, bir de çıkıp yıl sonuna kadar 200 bin konut müjdesi verdiniz. Yüzünüz de hiç kızarmadı. Peki o halka ve tüm bölge halkına 1 yıl önce yüksek perdeden atıp tutarken bugün geldiğini yer sizi utandırmıyor mu? Belli ki kafanız seçimlerde olduğu için halk umurunuzda bile değil. Yıl sonu dersiniz yıllar sürer kime ne? 2019’da söz verilip 1 yılda bitirilecek konutların yerinde yeller esmiş kime ne?
“SAĞLIK SORUNLARINI KONUŞAMIYORUZ BİLE”
Bakın Hatay’da halen 40 bin binanın daha yıkılması lazım. Sadece yıkım sürecinde oraya çıkan inşaat artığı ve insan sağlığına zararlı asbest içeren kimyasallar ve tozlardan dolayı bölge ciddi tehlikeyle karşı karşıya. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Hatay Tabip Odası gibi STK’lar bunların ölçümlerini kamuoyuyla paylaştılar. Hatay Tabip Odası’na göre kirli hava ve zehirli kimyasallardan dolayı göğüs hastalıklarında belirgin bir artış var. Yıkılan binalardan çıkan kontrol edilmemiş atıklar ise gelişigüzel belirlenen moloz döküm alanlarına atılmakta. Sadece Hatay’dan çıkan moloz 2 milyon metreküpü aşmış durumda. Döküm alanlarının etrafında verimli tarlalar ve hayvancılık devam ediyor ve insanlar yaşıyor. Asbest ve benzer kanserojen maddelerin toprağa karışmasının yanı sıra, bu maddeler deniz ve içme suyu kaynaklarını da kirletmekte. O kadar büyük sorunlarımız var ki maalesef geleceğimizi tehdit eden bu türden sağlık sorunlarını konuşamıyoruz bile.
“KONTEYNER VE ÇADIR BULAMAMIŞ MAĞDUR VATANDAŞLARIMIZIN SAYISI OLDUKÇA FAZLA”
‘Bize bir yıl verin’ diyenlerin sözlerinde durmaması bir sorun, toplu konutların kimlere, ne türden kuralar ile dağıtılacağı ve dağıtıldığı apayrı bir sorun olarak görülüyor bölge halkı tarafından. Konteyner ve çadır bulamamış mağdur vatandaşlarımızın sayısı oldukça fazla. Konteyner kentlerin altyapıları kış şartlarına hazırlıksız, internet, elektrik problemleri hakeza. Çocukların eğitime ulaşımındaki problemler çözülememiş halde. Ağır hasarlı binaların hafriyat sorunları, yıkımların yavaş ilerlemesi, çok sayıda ağır hasarlı binanın hala yıkılamamış olması, yerinde ayrışma denen sorunun yarattığı zararlı maddelerin içme sularına karışması; Valilikler tarafından bu konuların yakından takip edilmediğinin gözlenmesi; ayrışmaların döküm alanlarında yapılmasının sağlanması da bölge halkının şikayet konuları arasındadır.
Artık, devlet, STK, özel sektör, uzmanlar işbirliği eşliğinde artık bir kentsel dönüşüm devrimi ve imar reformunu hayata geçirmenin vaktidir. Bu bağlamda; bilimsel temele dayanmayan imar affı, imar barışı gibi mühendislik hizmeti almamış, sağlıksız ve güvensiz yapı stokunu yasallaştıran düzenlemelere son verilmelidir. Depremin yıkmasını beklemeden mevcut yapı stokunun depreme dayanıklılık kontrolü, maliklerin inisiyatifine bırakmaksızın hızlıca yapılmalı; yapı denetim mevzuatı çıkarılan derslere göre güncellenerek tavizsiz uygulanmalı; imar planlarının gerekli standardizasyonu sağlamasına özen gösterilmelidir. Cezasızlık iklimine son verilmelidir. Etkin soruşturmalar yapılmalı, cezalar artırılmalı, bu konu af kanunlarına konu olmaktan çıkarılmalıdır.
“KONU BİR AN EVVEL MECLİS GÜNDEMİNDE HAK ETTİĞİ YERİ ALMALIDIR”
İstanbul ile ilgili endişe ve uyarılarımızı da paylaşmak isterim. Yaşadığımız onca acı ve tecrübenin ardından ülke nüfusunun neredeyse dörtte birini barındıran, ciddi bir yapı stoğuna sahip ve 7.5 büyüklüğünde depremin beklendiği İstanbul ilimizle alakalı hem depreme hazırlık hem de bütüncül bir kentsel dönüşüm yapılması aciliyeti ortadadır. Bunun için vakit geçirmeden bir özel yasanın hazırlanması da elzemdir. Hatırlamakta fayda var ki İstanbul’daki 1 milyon 200 bine yakın binanın büyük bir kısmının deprem riski yüksektir. Uzmanlarca hazırlanan, 7.5 büyüklüğündeki olası bir deprem senaryosuna göre 100 binadan 23’ünde hasar olacağı, 25 milyon ton enkaz oluşacağı, yolların üçte birinin kapanacağı; 200 bine yakın orta ve üstü hasar, 50 bin civarı binanın ağır ve çok ağır hasar alabileceği, binlerce can kaybı yaşanabileceği, 463 hasarlı içme suyu noktası, 1045 hasarlı atık su noktası ve 355 hasarlı doğal gaz noktasının zarar görebileceği ve kıyı şeridinde bulunan 17 ilçenin de tsunami riski taşıdığı vurgulanmaktadır. İktidar, bu çok boyutlu sorunda bazen belediyeleri bazen de halkı suçlayarak varılacak bir nokta olmadığını görmüş olmalıdır. Meselenin baş sorumlusu, süreci ivmelemesi ve herkes için kolaylaştırması gereken yegane adres öncelikle merkezi yönetim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yani siyasi iradedir. Hem ülke olarak, hem de İstanbul özelinde içinde kamu ve özel sektörün, STK’ların, vatandaşın olduğu bir seferberliğe ihtiyaç olduğu izahtan varestedir. Felaket kapımızı çalmadan evvel, el yordamıyla ve kaplumbağa hızıyla ilerlemeyi terk edip, gereken tedbirlerin ve seferberliğin hızlandırılması elzemdir. Konu bir an evvel Meclis gündeminde hak ettiği yeri almalıdır.”
]]>
AK Parti İBB Adayı Murat Kurum seçim çalışmaları kapsamında Çekmeköy’de düzenlenen Hamsi Festivali’nde vatandaşlarla bir araya geldi. Kurum, balık ekmek tezgahının başına geçerek vatandaşlara balık ekmek dağıttı. Program öncesi basın mensuplarıyla bir araya gelen Kurum kendisine yöneltilen soruları cevapladı.
TÜM İSTANBUL’UN OYUNUNA TALİBİZ
DEM Parti’nin İstanbul’da aday çıkarması hakkında kendisine yöneltilen soruyu cevaplayan Kurum, Biz işin başında da söyledik, şimdi de söylüyoruz. Kim kiminle ittifak kurar buna bakmıyoruz. Bugün Çekmeköy’deyiz ve coşkuyu görüyorsunuz. Çekmeköy ne diyor, ’31 Mart’a hazırız’ diyor. Çekmeköy büyük bir coşkuyla İstanbul’da değişim istiyor. Bu motivasyonla biz gittiğimiz her ilçede bu kardeşliği görüyoruz. O yüzden kimin kiminle ittifak yaptığıyla ilgilenmiyoruz. Biz tüm İstanbul’un oyununa talibiz. İstanbul’da yaşayan her bir kardeşimizin oyuna talibiz. İnşallah hep birlikte kazanacağız. Bu gençlik hareketi olacak, kadınlarımızın hareketi olacak. 31 Mart’ta beraber kazanacağız. Biz bunu arzuluyoruz. İstanbul’da ve İstanbul’un meseleleri ile ilgileneceğiz. dedi.
MİLLETİMİZE NE SÖZ VERDİYSEK BU SÖZLERİ KULLANMANIN GAYRETİ İÇERİSİNDE OLDUK
AK Parti İBB Adayı Murat Kurum kendisine yöneltilen TOKİ mağdurları sorusuna ise Biz her zaman şunu söyledik; bir sorun varsa sorundan kaçmayacağız. Sorun neredeyse biz orada olacağız. Çözüm için orada olacağız. Dün de yine arkadaşlarımızla bir araya geldik. TOKİ’den sosyal konut almış, hak sahibi olmuş arkadaşlarımızla bir araya geldik. Onları dinledik. Masanın bir tarafında onlar vardı, bir tarafında biz vardık. Aynı masa etrafında istişare ettik. Onlar için bir şeyler yapma mücadelesini verdik. Ben TOKİ’mize teşekkür ediyorum. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımıza teşekkür ediyorum ediyorum. Kardeşlerimize yapılması gereken her türlü desteği vermek için bir mücadele onlar da ortaya koydular. Dün mutlu bir şekilde ayrıldığımızı düşünüyorum. En azından ben onlarla birlikte olabilecek mücadeleyi ortaya koydum. Daha önce belki sizin de sosyal medyada gördüğünüz algı oluşturulmaya çalışılan görüntülerle dünkü görüntülere baktığımızda samimiyeti, kardeşliği gördük. Biz milletimizin ne sorunu varsa o sorunun peşinden koşacağız. Sorundan ayrılmayacağız, kaçmayacağız. Milletimizi bu manada başıboş bırakmayacağız. Her zaman el ele olacak, her zaman gönül gönüle olacağız. Dün de Tuzla’daki kardeşlerimizle bu toplantıyı yaptık. 25 yıllık iş hayatımızda, iş ahlakımızda milletimize ne söz verdiysek bu sözleri kullanmanın gayreti içerisinde olduk. Bugüne kadar nerede bir afet olsa nerede bir sel olsa gittik, milletimize söz verdik. Sözümüzü tuttuk. Dün de Tuzla’daki kardeşlerimizle aynı anlayışla bir araya geldik. Oturduk istişare ettik ve yapılabilecek bir iyileştirme var mı, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını gidebilecek bir çalışma var mı Bu anlayışı ortaya koyduk, mutlu bir şekilde ayrıldık. Tuzla ve İstanbul’un her köşesindeki kardeşlerimizin mutluluğundan biz mutlu oluyoruz. Sevinçlerine ortak alıyoruz ifadeleriyle yanıt verdi.
]]>Cumhuriyet Halk Partisi’nden belediye başkan adaylığı için en çok başvuru yapılan ilçelerden birisi de Muğla’nın Datça ilçesi oldu. Kışın 25 bin olan nüfusun yaz aylarında 10 kat arttığı Datça’da, CHP’nin 11 aday adayı var. 11 kişinin içerisinde tek kadın ise Gülden Hür. Datça’ya “dayanışma ruhu” ile “kadın elinin” değmesi için yola çıktığını belirten Gülden Hür, bugün yaptığı yazılı açıklamada, “İlk aşamada hayata geçirmeyi hedeflediğimiz 26 projemiz var. Enerji sorunlarını çözecek, çevre kirliliğini önleyecek, tarımı ve üretimi destekleyecek, turizmi geliştirecek ve destekleyecek projelerimizin yanında çocuklarımız, gençlerimiz ve yaşlılarımız için özel projelerimiz var” dedi.
Datça’da belediye başkan adaylığı için yola çıkışını “Dayanışma Ruhu’na” bağlayan Gülden Hür, neden başvurduğunu şöyle açıkladı:
“Datça’nın çocukluğumdan beri aşık olduğum bir ruhu var. Dayanışma ruhu. Biz sokakta birbirimizi gördüğümüzde merhabalaşan, bir yerde sorun gördüğümüzde hep birlikte koşan insanlarız. Datça’da sivil toplum kuruluşları iletişim grupları üzerinden oluşur. Sorunlar böyle çözülür. Yardıma ihtiyacı olanın yardımına böyle koşulur. Ben yıllardır bu dayanışma gruplarının içindeyim. Bu yola çıkmamın arkasında da aslında bu dayanışma ruhu içerisinde tanıştığım insanların teşvikleri var. Dayanışmanın verdiği güçle başardığımız işleri görünce, neden bu ruhu, bu gücü yerel yönetime de taşımayalım ki diyerek yola çıktık. Yıllardır Datça’da dayanışma faaliyetlerimizle, çözebileceğimiz tüm sorunlara koştuk ve başarı sağladık. Var olan her soruna hakimiz ve çözümlerimizle geliyoruz. Şimdi bunu siyasette görmenin, ele ele vererek ürettiğimiz çözümleri yönetimin gücü ile birleştirmenin zamanı geldi. En büyük hayalim Datça’daki bu dayanışma ruhunun yönetime yansımasını sağlamak. Datça’ya yakışan budur.”
“HAYATA GEÇİRMEYİ HEDEFLEDİĞİMİZ 26 PROJEMİZ VAR”
Hür, Datça’da yol ve altyapı gibi çok temel sorunların hala tam anlamıyla çözülemediğine dikkat çekerek, yazın nüfus patlaması yaşanan ilçede ilk çözülmesi gereken sorunların da bunlar olduğunu kaydetti. Üniversite yıllarından beri çeşitli toplumsal hizmet projelerinin içinde yer aldığını, “nasıl üretilir, nasıl yönetilir, nasıl uygulanır” konusunda önemli tecrübeler edindiğini aktaran Hür, “Datça’nın yönetimi için ihtiyaç duyulan liyakat budur. İlk aşamada hayata geçirmeyi hedeflediğimiz 26 projemiz var. Enerji sorunlarını çözecek, çevre kirliliğini önleyecek, tarımı ve üretimi destekleyecek, turizmi geliştirecek ve destekleyecek projelerimizin yanında çocuklarımız, gençlerimiz ve yaşlılarımız için özel projelerimiz var. Örneğin neredeyse her ailede demans veya alzheimer hastası olan yaşlılarımız var. Hastalar ve yakınları için destek programları oluşturacağız. Özellikle kış aylarında gününü nasıl geçireceğini, renklendireceğini bilemeyen çocuklarımız, gençlerimiz için aktivite merkezleri, Spor kompleksi ve Sanat Merkezi kuracağız. Zor durumda olan sokak hayvanlarımız için 7/24 izlenebilen barınak ve rehabilitasyon merkezleri kuracağız. Yangın, sel, deprem gibi Datça’nın her an karşı karşıya kalabileceği olası tehlikeler için Afet Yönetimi Merkezi oluşturacağız. En temel sorunlarımızı hızla çözmeyi hedefliyoruz” dedi.
“KADIN ELİNİN DEĞECEĞİ BİR DATÇA DAHA CAZİP”
Hür, bir yarımada olan Datça’da hayatın her alanında kadınların çok aktif rol almasına karşın, CHP’nin tek kadın aday adayı olması ile ilgili olarak ise şunları kaydetti:
“Aslında tek kadın aday adayı olduğumu gördüğümde çok şaşırdım. Datça, güçlü, eğitimli, hayatın her alanında aktif rol alan kadınların yaşadığı bir coğrafya. Bu yüzden daha çok kadın adayımız olur sanıyordum. Umarım ileride, yönetime talip çok daha fazla kadınımız olur. Saha çalışmalarımızda aldığımız tepkiler çok olumlu. Sokak röportajları yapıyoruz. Sorulan sorulardan birisi de ‘Datça’yı kadın belediye başkanı yönetse nasıl olur’ Beni tanıyan ya da tanımayan herkesin cevabı olumlu ve destekleyici. Yerel yönetimlerde kadının varlığı daha çok güven aşılıyor. Kadın elinin değeceği bir Datça herkes için çok daha cazip, daha yaşanılabilir görünüyor. Topluma hizmet ve güven söz konusu olduğunda tercih kadın adaydan yana oluyor.”
]]>