Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği (TÜRKÇİMENTO), dünyanın beşinci, Avrupa’nın lider üreticisi olan Türkiye çimento sektörünün, Cumhuriyetin 100’üncü yıl dönümü olan 2023 yılına ilişkin faaliyet sonuçlarını ve 2024 yılına yönelik hedeflerini, paylaştı. Toplantıya, TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Yücelik, TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve ÇEİS Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla gerçekleşti.
TÜRKÇİMENTO’nun düzenlediği toplantıda konuşan TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Yücelik, “Çimento, hepimiz için stratejik bir ürün. Dünyada sudan sonra en çok tüketilen emtia olan beton sayesinde sağlam geleceğin temellerini atıyoruz. 2023 yılında ülkemizi derinden yaralayan 6 Şubat’taki deprem felaketlerinde de çimentonun ticari bir konu olmaktan ziyade, can güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olduğu bir kez daha anlaşıldı. Türk çimento sektörü olarak Türkiye’nin ihtiyacı olan yatırımların hayata geçmesini sağlayacak üretim kapasitesine fazlasıyla sahip olduğumuzun bir kez daha altını çizmek isterim” dedi.
“2024 yılında, geçen yılki iç satış rakamlarının üzerinde ilave bir artışın yaşanmayacağını öngörüyoruz”
Yaşanan 6 Şubat deprem felaketinin tekrar yaşanmaması adına her zaman uluslararası standartlara uygun ve her daim denetlenebilir çimento üretimini birinci öncelik olarak gördüklerini ve görmeye devam ettiklerini belirten Yücelik, “2023 yılı son çeyreğinde yüzde 10,8 büyüyen inşaat sektörü, yılı yüzde 7,8 büyüme ile tamamladı. İnşaat sektöründeki bu yükseliş, inşaat endüstrisinin en önemli paydaşlarından biri olan çimento sektörünün geleceği için umut verici oldu. 2023 yılında yaşadığımız deprem felaketlerinin ardından bilindiği üzere kentsel dönüşüm projeleri başta olmak üzere, deprem bölgesinin yeniden inşa edilme planı devreye girdi. 2024 yılında, geçen yılki iç satış rakamlarının üzerinde ilave bir artışın yaşanmayacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla iç satışların 2023 yılına benzer rakamlarda seyretmesini ve bu yılın daha durağan geçmesini bekliyoruz. Dış piyasaya bakacak olursak; enerji maliyet artışları ve global piyasalarda dalgalanmaların yaşanmaması durumunda, sektör olarak 2024 yılında da 2023’e benzer bir tabloyla karşılaşacağımız ve aynı seviyede yılı tamamlayacağımız kanaatindeyiz” şeklinde konuştu.
“Türkiye 2023 yılında ton ve değer bazında ihracatta Dünya ikincisi olduğunu söyleyebiliriz”
TÜRKÇİMENTO üyelerinin 2023 yılının çimento sektörü olarak nasıl geçtiğine değinen Yücelik, “Toplam üretimimiz, geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 10,5 artarak 81,5 milyon tona yükseldi. İç satışlar ise yüzde 19 artışla yaklaşık 65 milyon tona ulaştı. Üye olan ve olmayan tüm fabrikalarımızın ihracat rakamlarına bakacak olursak, 2023 yılında önceki yıla oranla yüzde 28 oranında düşüşle 19,7 milyon tonluk bir dış satış gerçekleştirdik. Bu rakamın 15,7 milyon tonu çimentoyken 4 milyon tonu klinkerden oluştu. Değer bazında ise yüzde 18 düşüşle 1 milyar 265 milyon dolar değerinde dış satış gerçekleştirildi. Bu verilerle Türkiye’nin, 2023 yılında ton ve değer bazında tekrardan ihracatta Dünya ikincisi olduğunu söyleyebiliriz. 100’ün üzerinde ülkeye gerçekleştirilen ihracatta en önemli pazarımız ABD oldu. 2023 yılında toplam ciro ise iç satışlardaki ve dolar kurundaki artışla yaklaşık 4,7 milyar dolar olarak gerçekleşti” diye konuştu.
“Düşük karbonlu üretim 2024’deki en kritik konularımız”
Çimentonun ekonomik verilerin ötesinde stratejik bir ürün olduğunu vurgulayan Yücelik, “Bizim sanayiciler olarak yalnızca üretim-satış rakamlarına odaklanmamız söz konusu değil. Asıl hedefi düşük karbonlu üretim sağlamak olan sektörümüz, yeşil mutabakata uyum, alternatif yakıt ve hammadde kullanımı, enerji verimliliği ve dijitalleşme konularında da titizlikle çalışıyor. Düşük karbonlu üretim yol haritamızda da belirttiğimiz gibi bu yolda alternatif yakıt ve hammadde kullanımı, düşük klinkerli üretim, enerji verimliliği ve teknolojik yatırımlar bizim sektör olarak en kritik konularımız. Türk çimento sektörünün ülkemizin 2053 net sıfır hedefiyle “Türkiye’nin Yeşil Kalkınma Devrimi”ni destekliyor. Özellikle ikiz dönüşüme sektör olarak adaptasyon sürecindeyiz. Dijitali yeşilden ayıramayacağımız bir döneme geçiş yapmış bulunuyoruz. Bu geçişte de bir diğer önemli unsur toplumsal dönüşümdür. Dolayısıyla ikiz dönüşüm sürecini üçüz dönüşüm olarak revize ederek yol haritamızı bu çerçevede çiziyoruz” ifadelerini kullandı.
“2053 net sıfır hedefini destekliyoruz”
Türk çimento sektöründeki sürdürülebilirlik odaklı gelişmeleri içeren ilk Sürdürülebilirlik Raporu’nun sonuçlarını da açıklayan Yücelik, “Raporun TÜRKÇİMENTO’ya üye 52 entegre tesisin 48’inin katılımıyla 2022 yılı faaliyetleri baz alınarak hazırlandı. Raporda baca gazından salınan emisyonlar, atık yönetimi, döngüsel ekonomiye katkı, enerji kullanımı, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve çevresel yatırımlar, çalışma ortamına ilişkin mevcut durum ortaya konuldu. Çimento sektörü, üretim prosesinin kendine has özellikleri ve yüksek miktarda enerjiye gereksinim duyması nedeniyle önlenemeyen sera gazı emisyonların oluştuğu bir sektör olduğu için iklim değişikliği ve sera gazı emisyonlarına raporda özel olarak yer verildi. İklim risklerinin azaltılması ve üretimde karbon yoğunluğunun düşürülmesi için uygulanması gereken yol haritası ve bu konuda sektörün ihtiyacı olan devlet teşvikleri, finansal destek konuları da raporda yer alıyor” dedi.
“Biz bu ülkenin çimentosuyuz”
Geçen yıl yaşanan 6 Şubat depreminin bir daha yaşanmaması için tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulayan TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve ÇEİS Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, “Biz bu ülkenin çimentosuyuz ve bu ülkenin bağlayıcısıyız. Biz çimento sektörü olarak taşıması zor ağır bir yük taşıyoruz. Çimento, lojistiği maliyetli bir ürün. Ancak çimentonun kilosu 2 lira 10 kuruş, maliyetin yüzde 70’i enerjiden geliyor. Bugün bir tesisin kurulma maliyeti 300 milyon dolar civarında fakat bizim başka maliyetlerimiz de var. Her yıl fabrikalarımızda 12 -13 milyon dolarlık bir revizyon yapmamız gerekiyor. Türkiye’nin toplam kişi başı çimento tüketim potansiyelinin azami 1000 – 1100 kilolara kadar çıkabilecek. Bizim bugün sektör olarak 120 milyon ton kapasitemiz var. Bu kapasite ile bizim nüfusumuz 150 milyon olmalı ki dışarıya satmadan içerde kullanabilelim. Yeni tesisin açılması ülkemizin karbon azaltımı konusu göz önüne alındığında yöneticilerimizin takdirindedir. Çimento firmaları olarak minimum 45 günlük stoğumuzun elimizde bulunması gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı. – İSTANBUL
]]>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi fuaye alanında düzenlenen ‘Sektör-Öğrenci Buluşması’na Muğla’nın Fethiye, Marmaris, Datça, Bodrum gibi turistik ilçelerinden 100’den fazla firma katıldı. Dünyaca ünlü otellerin stant açtığı ve turizme kalifiyeli eleman ihtiyacının karşılandığı istihdam fuarını binlerce öğrenci ziyaret ederek sektör temsilcileri ile iş görüşmesi gerçekleştirdi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi başta olmak üzere diğer illerden gelen Turizm Fakültesi öğrencileri alanları ile ilgili sektör temsilcileri ile birebir görüşme yaparak iş başvuru formu olduruyor. Firmalar ihtiyaç duydukları alanlarda öğrencileri sezon öncesi işbaşı yapmalarını sağlıyor. Sektör-öğrenci buluşmasında otel ve firmaların genel müdürleri bizzat katılırken, iş başvurusu yapan öğrencilerin başvurularını elden alarak turizm sezonu öncesi başvuru yapan öğrenciler ile bir araya geliyor.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Senem Yazıcı Yılmaz, sektör-öğrenci buluşmasına sadece Muğla’dan değil, çevre illerdeki Üniversitelerin de öğrencilerinin ilgi gösterdiğini belirterek, “Bugün Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Turizm Fakültesi öğrencilerinin sektör ile bir araya gelmesinin yanında ilçelerden, liselerden ve hem de civardaki illerin Turizm Fakültesi öğrencileri için merkez konumuna geldi. Sektör temsilcileri ile yaptığımız görüşmeler neticesinde öğrenciler ile vakit geçirmek, onlara sektörü anlatmak ve öğrenciler ile daha iyi diyalog kurma arzusu içindeler. Bu çerçevede burada hem birebir görüşme imkanı sağlıyorlar ve geri dönüşlerin çok olumlu olduğunu söylüyorlar. Aynı zamanda Fakültemize okul ziyaretleri yaparak öğrencilerimiz ile görüşme imkanına sahipler. Öğrencilerimiz yaz aylarında çalışalar deneyim ve tecrübe kazanıyorlar. Öğrencilerin genç yaşlarda Öğrencilerimizin genç yaşlarda iş tecrübesi kazanmaları onlara farklı yetenekler kazanmalarını sağlıyor. Sektörden talep bundan çok daha fazla idi. Biz birçok otelimizi mecburen yer konusunda dolduğumuzu söylemek zorunda kaldık. Gittikçe daha da artan bir talep var. Muğla turizmde çok önemli destinasyonlara sahip. Bodrum, Fethiye Datça Marmaris’te yeni oteller açıldı ve açılmaya devam ediyor” dedi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ali Sülün, 18’incisi düzenlenen sektör-öğrenci buluşmasının bilginin pratiğe dönüşme noktasını oluşturduğunu söyledi. Sülün, “Bilginin pratiğe dönüştüğü bir yer burası. Özellikle bu organizasyonda emeği geçen Üniversite hocalarımızdan, öğrencilerimizden firmalarımıza herkese teşekkür ediyorum. Üniversite olarak biz tarımda ve diğer alanlarda olduğu gibi Turizmde de iddialıyız. Bizim için en önemlisi teorik bilginin pratik ile buluştuğu yer bu alan. Aynı zamanda öğrencilerimize iş kapısı da oluyor. Bu sektörleri görerek, tanıyarak, öğrendiklerini fakültelerinde eğitim-öğretim hayatında paylaşabiliyorlar. Yıl geçtikçe bu artarak devam ediyor. Bundan sonra İnşallah bu alanı değiştirerek daha büyük bir organizasyon yapmayı planlıyoruz” dedi.
Sektör-öğrenci buluşmasına katılan ve iş başvurusu yapan öğrenciler, “bu etkinlik sayesinde güzel iletişimler sağlıyoruz turizm sektörü yetkilileri ile. Ben bu sektörde kendimi geliştireceğimi düşünüyorum. Başvurumu yaptım. Acentelere başvurumu yaptım. Kurumsal alanda kendimi geliştirmek için acentelere başvuru yaptım” derken, Uluslararası Ticaret ve Finansman okuyan öğrenci ise “Çok güzel geçti. Yazın çalışabileceğim bir yer arıyordum. Burası da çok iyi imkanlar sağladı bana. Burada öğrencilere büyük fırsatlar sağlanıyor” dedi. – MUĞLA
]]>Türk şirketleri kompozitte yüksek katma değerli mühendislik çözümlerini, 106 ülkenin katıldığı ve bu yıl 59’uncusu gerçekleştirilen JEC World Fuarı’nda sergiliyor.
Uzay roketlerinden lüks otomobillere kadar birçok teknolojik ürünün “olağanüstü hafif ve sağlam” olmasını sağlayan kompozit endüstrisindeki yenilikler, fuarda vitrine çıktı.
Türkiye milli katılımını 9’uncu kez İstanbul Ticaret Odasının (İTO) yaptığı fuarda, bu yıl 42 Türk şirketi yer alıyor.
En az iki malzemenin birleştirilmesiyle ortaya çıkan ve üstün performansa sahip yeni malzeme, kompozitler ya da kompozit malzeme olarak adlandırılıyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kullanılmaya başlanan kompozitler, bugün dünya çapında 73 milyar avro değerinde bir sektör konumunda bulunuyor.
Kompozitler, diğer malzemelerle karşılaştırıldığında “olağanüstü hafiflikleri” ile öne çıkarken, güç-ağırlık oranı sayesinde daha iyi performans sunuyor.
“Kompozit malzemeler devrim etkisi yaptı”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, fuara ilişkin yaptığı açıklamada, kompozit malzeme teknolojisindeki dönüşümün birçok sektörü doğrudan etkilediğini söyledi.
Avdagiç, “Kompozit, ulaştırma, inşaat, enerji, spor ve sağlık gibi birçok sektörün geleceğini şekillendiriyor. Kompozit malzemeler başarıyla entegre oldukları tüm sektörlerde devrim etkisi yaptı. Elektrikli otomobiller önemli bir kullanım alanı. Uzay araçlarından motor parçalarına kadar giderek daha da yaygın şekilde kullanılıyor.” şeklinde konuştu.
En son olarak milli muharip uçağı KAAN’ın da kompozit malzemelerle üretildiğini anımsatan Şekib Avdagiç, olağanüstü hafiflikleri ile öne çıkan kompozitin Türkiye’nin teknoloji üretiminde kritik bir malzeme olduğunu dile getirdi.
Avdagiç, “Bu açıdan kompozitler geleceğimiz. Çünkü değer zincirinin her aşamasında inovasyon var. Kompozit sanayimizin başarısını son olarak milli muharip uçağımız KAAN’da da gördük.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye kompozit malzeme pazarı 1,5 milyar avronun üzerinde”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye’nin Avrupa kompozitler pazarının önde gelen bir ülkesi olduğuna işaret etti.
Türkiye kompozit malzeme pazarı büyüklüğünün 1,5 milyar avronun üzerinde olduğunu belirten Avdagiç, 2023’te kompozit malzeme ihracatının da 267 bin ton olduğunu kaydetti.
Avdagiç, 11. Kalkınma Planı verilerine göre, Türkiye’de kompozit sektöründe orta ve büyük ölçekli 180, kısmen kompozit işi yapan ise 800 civarında şirket bulunduğu bilgisini verdi.
Katma değeri yüksek ürünler üreten bu şirketlerin çalışan sayısının 8 bini geçtiğini ifade eden Avdagiç, “Türk kompozit sektörü, Avrupa ve dünya büyüme oranının üzerinde bir büyüme gösteriyor. Türkiye kompozit sektörünün, global ekonomik gelişmelerle uyumlu şekilde ve ülke dinamiklerinin etkisi ile hızlı ve uzun soluklu bir gelişme göstermesi memnuniyet verici.” dedi.
“İTO olarak savunma sanayindeki gücümüzün perçinlenmesine katkıda bulunuyoruz”
Şekib Avdagiç, İTO’nun, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile kurucularından olduğu Teknopark İstanbul ile Türkiye’nin savunma sanayindeki gücünün perçinlenmesine katkıda bulunduğunu söyledi.
Küresel ölçekte tanınan bir derin teknoloji merkezi haline gelen Teknopark İstanbul’un 2023 itibarıyla 506 firma, 3 bin 412 milli proje ve 9 bin 811 AR-GE mühendisine ev sahipliği yaptığını anlatan Avdagiç, “İTO olarak girişimcilikte ortaya koyduğumuz perspektifi de Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ile zirveye taşıyoruz.” diye konuştu.
Fuara katılan Teknopark İstanbul bünyesindeki firmalardan Alloy Additive, havacılık, savunma, uzay, petrokimya, otomotiv, kompozit kalıpçılığı gibi birçok endüstri için titanyum ve nikel gibi egzotik alaşımlarla 3D büyük boyutlu metal parçalar üretiyor.
Adente firması da HP-RTM, filaman sarma ve pultrüzyon gibi zorlu kompozit proseslerindeki tecrübelerini kullanarak, yeni mühendislik teknolojileri geliştirip uyguluyor. Firma, özelleştirilmiş ürün ve makina çözümleri de sunuyor.
Plustechno firması, yapı kimyasalları ve malzemeleri alanında kendi “know-how”ını üretip, patentli ürünleriyle çimento, beton ve seramik sektörüne hizmet veriyor.
Promakim’in ise dijital üretim ve baskı sistemleri çözümlerindeki hizmetlerinin yanı sıra endüstriyel 3B üretim sistemlerinde yatırımları bulunuyor.
]]>Bodrum’un her sektörde değerlendirilmesi gereken çok zengin, nitelikli bir insan kaynağına sahip olduğunu söyleyen Mehmet Tosun, “Sizler Bodrum mutfağının patronları, şeflerisiniz. Turizm sektörünün can damarısınız. Fakat biz hala nitelikli insan kaynağımızı Bodrum’da tutamıyoruz. Bugün bir turizm personelinin Bodrum’da ailesiyle birlikte yaşayabilmesi bu ekonomik şartlarda ne yazık ki çok zor. Biz işte bu sorunlara çözümle geliyoruz” dedi.
Hedef önce 5 ay, sonra 8 ay turizm!
Bodrum’un turizm sektörünü yavaşlatan ve aşağı çeken kronik alt ve üst yapı sorunlarını ivedilikle çözdükten sonra, başta turizm olmak üzere kamu ve özel sektörde çalışan dar ve orta gelirli personelin barınma ihtiyacını karşılayacaklarını anlatan Tosun, “Bunun için insiyatif aldık, göreve talip olduk. Bodrum’a hizmet etmek için 31 Mart tarihini iple çekiyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak Bodrum’da. Önce belediyeyi kurumsallaştıracağız. Yerel kaynakları kullanabilen, hizmete dönüştüren bir belediye yapılanması öngörüyoruz. Ardından da turizm için projelerimizi derhal hayata geçireceğiz. Her 1 Nisan’da altyapı problemleri ortadan kalkmış, sokakları, peyzajı, aydınlatması ile tertemiz bir şehri turizmcilerimize teslim edeceğiz. Bununla eş güdümlü olarak Bodrum’un turizm çeşitliliğini artıracağız. Sadece gastronomi değil, spor turizmi başta olmak üzere doğa sporları gibi, adım adım turizmi 8 aya çıkaracağız. Biz bunu yaparsak ancak para kazanabiliriz. Sürdürülebilir bir turizmden söz edebiliriz. Üç ay çalışıp bir yıl o parayla idare eden başka bir sektör yok! Dünyada da bunun bir örneği yok” ifadelerini kullandı.
Belediye Meclis Üyesi adayları arasında TÜRSAB Bölge Yürütme Kurulu Başkanı Yüksel Aslan gibi çok değerli turizmcilerin yer aldığını hatırlatan Tosun, göreve geldikleri takdirde TÜRSAB’ın hazırladığı “Gastronomi Merkezi” projesini de hayata geçireceklerini kaydetti. Tosun, “Yöresel yemeklerimizin tadıldığı, aşçılarımızın yetiştiği, Belediye ile iş birliği içinde istihdama yönelik çalışma yapılan bir merkez olacak burası. Sizler çok kıymetlisiniz. Yeteneklerinizin, bilginizin Bodrum turizmi ile buluşturulmasını sağlayacağız” dedi.
Sosyal konut projesi ile turizm çalışanlarına ev sözü
Turizm sektöründe çalışanların barınma ve konut sorunu yaşadığını da hatırlatan Mehmet Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim projemiz hazır, Sosyal konut projemizi, şehrin dışında Milas Bodrum arasındaki bir lokasyonda başlatacağız. İster otelde, ister teknede çalışın, Bodrum’da bir müddet sonra barınma sorunu başlıyor. Aile kurduğunuzda, aldığınız maaş kiraya yetmiyor, konut satın alamıyorsunuz. Sizlere, hem kiralık, hem de satın alınabilir konut seçeneği sunacağız. Aynı şekilde kamu personeli ve evi olmayan Belediye personeli de bu imkandan faydalanacak”
Aşçılar ve Pastacılar Derneği Başkanı Şef Taner Kökten de mesleki anlamda yaşadıkları sıkıntıları, Bodrum’un turizm sektöründe çalışan personelin başta barınma olmak üzere yaşam şartlarını yakından ilgilendiren problemleri ve yerel yönetimlerden beklentilerini dile getirdi.
Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun seçim gezileri kapsamında aynı gün Bodrum Sivaslılar Dayanışma Derneği Başkanı Ahmet Tali Bayrakçı ve yönetim kurulu üyeleriyle de bir araya gelerek, projelerini anlattı.
Dernek Başkanı Ahmet Tali Bayrakçı da, Bodrum İttifakı olarak 31 Mart seçim yarışına giren ekibin hazırladığı projeler konusunda görüşlerini dile getirdi. Bayrakçı, özellikle içme suyu temini ve yeni su kaynaklarının oluşturulması ile Bodrum’un artan trafik yükünü azaltacak Çevre Yolu gibi projelerin hayata geçmesini sabırsızlıkla beklediklerini anlatarak, Mehmet Tosun ve ekibine başarılar diledi. Tosun’a saha gezisinde Meclis Üyesi Adayları Rıza Karakaya, Nevzat Kanber, Yüksel Aslan, Zeynel Kılıç, Ayşen Kılıç Bozan, Özcan Altay ve Seha Ergene de eşlik etti. – MUĞLA
]]>Türk havacılık sektöründen çok sayıda kadın yönetici ve profesyonelin Dünya Kadınlar Günü’nü birlikte kutladığı etkinliğin açılış konuşması Boeing Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Ayşem Sargın tarafından yapıldı.
Türk havacılık sektörünün aralarında Türk hava yolu şirketleri, uçak ve motor üreticileri, sektör kuruluşları ve üniversiteler gibi farklı paydaşlarından lider kadınların deneyimlerini paylaştığı “Havacılıkta Lider Kadınlar – WAI Türkiye Kurucu Üyeleri” ve “Havada Bayrağı Taşıyan Kadınlar” başlıklı iki ayrı panelde kadın istihdamının Türk havacılığının geleceği için önemi, WAI Türkiye’nin bu alanda yürüteceği faaliyetlerle sektörün sürdürülebilir büyümesine yapacağı katkılar tartışıldı.
Faaliyetlerine 1990 yılında ABD’de başlayan ve resmi kuruluşunu 1994 yılında tamamlayan WAI, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak havacılık ve uzay sektörünün tüm çalışma alanlarında daha fazla kadının yer almasına yönelik faaliyetlerde bulunuyor.
Bu alanda en büyük kuruluş olan WAI’nin, aralarında 400’ün üzerinde şirket ve kuruluşun yanı sıra sektör profesyonelleri, havacılık tutkunları ve üniversite öğrencilerinin bulunduğu tüm dünyada 17 binden fazla aktif üyesi mevcut.
WAI, tüm dünyada kapsayıcı, sürdürülebilir bir havacılık ve uzay sektörü inşasına katkı sunmak, kadınları ve kız çocuklarını bu sektörde kariyer yapma doğrultusunda cesaretlendirmek üzere mevcut ve gelecekteki iş gücüne yatırımlarda bulunuyor. Bu kapsamda yürüttüğü eğitimler, atölyeler, burs ve mentörlük programlarıyla üyelerini desteklemenin yanı sıra onları sektör profesyonelleriyle bir araya getirerek kariyer olanakları sağlıyor.
“ICAO’nun belirlediği yüzde 50 kadın istihdamı hedefine ülkemizin de hızla ulaşmasına katkı vermeyi arzuluyoruz”
Boeing Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Ayşem Sargın, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, çeşitlilik ve kapsayıcılığın inovasyon ve ilerlemeyi sürdürmek için son derece önemli olduğuna inandıklarını ifade etti.
Kadınların havacılık sektöründe artan oranda yer alması için çabalarını sürdürdüklerini anlatan Sargın, “Havacılık sektörünün yetenek havuzunda daha fazla kadın olmasının sektörün geleceği açısından son derece kritik olduğunu düşünüyoruz. Bugün havacılık sektöründe kadın istihdamının hem dünyada hem Türkiye’de olması gereken noktadan çok uzakta olduğunu görüyoruz.” diye konuştu.
Sargın, Boeing olarak, Türk havacılık ekosisteminden ortaklarla yürütmekte oldukları faaliyetlerle binlerce genç kadına ve kız çocuğuna ulaşmaya ve onları havacılığa yönlendirmeye devam ettiklerini belirterek, “Bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz WAI Türkiye aracılığıyla sektördeki paydaşların çabalarını tek bir çatı altında birleştirip büyütmeyi ve Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı’nın (ICAO) belirlediği yüzde 50 kadın istihdamı hedefine ülkemizin de hızla ulaşmasına katkı vermeyi arzuluyoruz.” açıklamasında bulundu.
Kurumsal alanlarda pek çok çalışma gerçekleştirdiklerini aktaran Sargın, “Kendi alanımızda hepimiz harika şeyler yapıyoruz bireysel olarak ve kurumsal olarak. Şirketlerimiz de bunu destekliyor. Ama bunun ötesine geçmek mümkün ve bunu ancak bir araya gelerek yapabiliriz. Nasıl bir bütüne baktığımızı ve herkesin işin hangi ucundan tutacağını göstermesi bakımından bu gibi oluşumları çok önemsiyorum. Kadınların bu konuda aktif olacağına inanıyorum ve güzel sonuçlar alacağımızı düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
“Somut ölçülebilir aksiyon alınabilir hedeflerle ilerleyerek çaba göstermemiz lazım”
Pegasus Hava Yoları Üst Yöneticisi (CEO) Güliz Öztürk de, etkinlik kapsamında düzenlenen “Havacılıkta Lider Kadınlar” konulu panelde yaptığı konuşmada, bütün amaçlarının üretime kadınları daha fazla katabilmek olduğunu belirterek, satış, satın alma, tedarik zinciri, teknik gibi kadın istihdamının düşük olduğu alanlarda kadınları katabilmeyi ve çeşitliliği sağlayabilmeyi amaçladıklarını ifade etti.
Öztürk, şirketlerin iyi örneklerini konuşmanın diğer katılımcıları da olumlu etkilediğini kaydederek, “Kişisel yolculuklar, gençleri, genç profesyonelleri ve genç öğrencileri etkiliyor. Çünkü, onlarda ‘o yapabilmişse demek ki ben de yapabilirim’ hissini uyandırıyor. En önemlisi de bu.” dedi.
Cinsiyet ayrımcılığının oluşmaması için tüm sektörlerin elini taşın altına koyması gerektiğine dikkati çeken Öztürk, “Bu konuda gerçekten somut ölçülebilir aksiyon alınabilir hedeflerle ilerleyerek çaba göstermemiz lazım. Bu konu hepimizin ajandasının bir parçası olmalı kesinlikle.” açıklamasını yaptı.
Türk Hava Yolları (THY) Uluslararası İlişkiler ve İttifaklar Başkanı Özlem Salihoğlu ise havacılıkta sürdürülebilirliğin en popüler konulardan biri olduğunu ifade etti.
Salihoğlu, kadın olmadan sürdürülebilirliğin olmayacağına işaret ederek, “Çünkü, kadınların çapraz fonksiyonları çok gelişmiş durumda ve bunu çalışırken de hissediyoruz. Kadınların sürdürülebilirlik anlamında önümüzdeki dönemde yüzde 50 oranına ulaşması gerek.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Türkiye, üretim ve ihracat ile dünya zeytincilik sektöründe üst sıralarda yer alıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Efes Meslek Yüksekokulu Gıda İşleme Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Tolga Akcan da, Türkiye’nin yerel ve karakteristik özelliklere sahip zeytinyağı ile küresel rekabette avantaj sağlayabileceğine dikkat çekti. Akcan, İzmir’in Selçuk ilçesindeki zeytinyağının gerek saflık, gerekse kalite değerleri açısından coğrafi işaret almaya aday olabileceğini söyledi.
“Selçuk zeytinyağının potansiyeli var”
Bilimsel projeleri kapsamında yaklaşık bir yıldır ilçenin farklı noktalarından elde ettikleri zeytinyağı örneklerini titizlikle incelediklerini açıklayan Akcan, yaptıkları analizler neticesinde bölgede dikkate değer bir potansiyel bulunduğunu kaydetti. Bilimsel tespitler doğrultusunda yapılacak çalışmaların Selçuk için coğrafi işaret alma yolunu açabileceğini aktaran Akcan, Türkiye açısından ise markalaşma yolunda sektöre güçlü bir motivasyon kaynağı oluşturacağını ifade etti.
Sektörün ihracat gücü açısından ortada ciddi bir fırsatın bulunduğunun da altını çizen Akcan, “Elbette bunu görmek ve değerlendirmek, öncelikle sektör temsilcilerinin girişimleriyle mümkün olacaktır. Eğer dünya liginde oynuyorsak; dökme zeytinyağı anlayışından kurtulmamız, markalaşmamız, kaliteli ve paketlenmiş zeytinyağına odaklanmamız gerekiyor. Selçuk’un da bu noktada iyi bir başlangıç yapabileceğini düşünüyoruz” dedi.
Selçuk’taki bilimsel çalışmalarla kalite ve saflık profili hazırlandı
Selçuk zeytinyağının kalite ve saflık profilini hazırladıklarının altını çizen Akcan, “Program Başkanımız Öğretim Görevlisi Dr. Şelale Öncü Glaue ile birlikte ilçenin beş farklı noktasından elde ettiğimiz çalışmalarla, coğrafi farklılıkları da göz önüne alarak değerlendirdik. Burada önemli olan bir noktada da gelecekte referans alınabilecek veri setlerini oluşturmaktı. Bunu da çalışmamız ile gerçekleştirmiş olduk” diye konuştu.
“İspanya, İtalya ve Tunus gibi güçlü rakiplerle rekabet etmek bilimle mümkün”
Araştırma sonuçlarını ilçedeki sektör temsilcilerinin dikkatine sunduklarını hatırlatan Akcan, “Bilim dünyamıza ve literatüre kazandırdığımız yayının sonuçlarını, Selçuk Ticaret Odası ve sektör temsilcileri ile paylaştık. Son derece verimli geçen görüşmelerimizde, ilçenin mevcut potansiyeline dikkat çektik. Aldığımız geri dönüşler ise son derece olumlu ve umut vericiydi. Yayınla ilgili önemli olan diğer bir çıktı da, katma değeri son derece yüksek olan zeytinyağının ilçe ekonomisi açısından gelecek vadettiğini göstermekti. Bunu da ortaya koyduk. Tüketici tercihleri açısından son derece önemli olan coğrafi işaretin alınmasını ise ilçenin kazanımı olarak gördük. İspanya, İtalya ve Tunus gibi güçlü rakiplerle rekabet edebilmek kolay değil. Bunu noktada markalaşmayı bilmemiz gerekiyor. Bunun da bilim ile mümkün olabileceğini öngörüyoruz; çünkü referans alacağımız noktaların sağlam ve güçlü olması gerekiyor. Selçuk zeytinyağının bu noktada örnek olacağına ve mevzuata uygun şekilde coğrafi işareti alacağına inanıyoruz” şeklinde aktardı.
Akcan, zeytinyağında İzmir’in kuzey ve güney bölgesi ile Ödemiş’in sahip olduğu coğrafi işarete bir yenisini eklemenin tanınırlık anlamında yararlı olacağını da belirtti. – İZMİR
]]>Yumaklı, AK Parti İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısı sonrasında Mevlana Çarşısı ve Fatih Çarşısı çevresinde esnaf ziyaretinde bulundu.
Bakan Yumaklı, daha sonra Konya Ticaret Odası (KTO) Teknoloji ve Eğitim Kampüsünde düzenlenen Tarım Sektörü Paydaşları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Konya’yı ziyaretlerinde tarımsal üretimin sektör temsilcileriyle buluştuğunu, Türkiye’de tarımsal üretim konusunu sektörün tüm paydaşlarıyla birlikte değerlendirme imkanı bulduğunu söyledi.
İstişarenin kendisi için çok önemli olduğunu dile getiren Yumaklı, “Bütün başarılı uygulamaların arkasında ‘Ben yaptım, oldu’ anlayışı değil, hep birlikte, omuz omuza vererek, düşünceleri paylaşarak belli bir noktaya getirdikten sonra, uygulanabilir hale getirdikten sonra bunun sahadaki yansımalarını görmek ve bu başarıyı yakalamak mümkün.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, planlı ve sistemli bir şekilde tarımsal üretimi arttırmayı hedeflediklerine işaret ederek, “Amacımız Türkiye’de sürdürülebilir, verimli, kaliteli, kayıt altında bir üretimin olmasını sağlamak ve günün sonunda elde edilecek faydadan tekrar sektörü yatırım olarak daha ileriye götürecek, geliştirecek ortamların sağlanmasına mesnet teşkil etmek. Biz Konya’ya oldukça sık geliyoruz. Burası hem tarımsal üretim açısından hem de tarımsal sanayi açısından son derece önemli bir şehir, model bir şehir. Pek çok üretimiyle Türkiye sıralamasında her zaman en üst sıralarda olmuş. Dolayısıyla biz de geçtiğimiz yıl tarımsal üretim planlamasıyla alakalı ilk saha çalışmalarından bir tanesini Konya’da yaptık.” diye konuştu.
Üretim planlaması konusunun herhangi bir proje değil, bir mecburiyet olduğunu vurgulayan Yumaklı, ülkenin her konuda hazırlıklı olmasını sağlamaya gayret ettiklerini belirtti.
Yumaklı, ülkenin kendi vatandaşının gıda güvenliğini sağlamanın yanı sıra ülkesine gelecek turistleri besleyecek bir kapasiteye sahip olması amacını taşıdıklarını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Günün sonunda geçen yıl 31 milyar dolar olan ihracatı bu yıl 35 milyar dolarlara, 40 milyar dolarlara çıkartacak potansiyeli kullanıyoruz. Bütün bunları düşündüğümüzde ‘Böyle gelmiş böyle gider’ ya da ‘Hayır. Bizi herhangi bir çerçeveye sokmayın’ anlayışı doğru değil. Çünkü en başta söyledim; bu bir çerçeveye sokmak değildir. Bu, istişare ile o ilde, o bölgede, o alanda yapılması gereken tarımsal üretimin ne olduğuna, nasıl olduğuna, ne kadar olduğuna ya da olacağına karar vermektir. Dolayısıyla tarımsal üretim kavramı sadece bitkisel üretim değil aynı zamanda hayvansal üretim için de geçerli. Bu kavramın basit bir proje olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Eğer ülke olarak bunu ıskalarsak yarın bir gün mecburiyetlerin bizi nereye götüreceğini de bilmemiz mümkün değil. Hep konuşuyoruz, iklim değişikliği, pandemi… Bu salonlarda bundan 1-2 sene önce bu şekilde oturabiliyor muyduk? Herkesin ağzında maske vardı. Şu anda hiç kimse bunu hatırlamıyor. İnsanlar annesine, babasına bayramlaşmaya gitmedi. Dünyada hangi olaylarla nasıl karşılaşacağımızı bilemeyiz. Dolayısıyla bu ileriye doğru bakışı, mutlaka sağlamamız gerekir.”
“Konya sadece tarımsal üretim değil, tarımsal sanayiyle alakalı son derece ciddi atılımlar içerisinde”
Yumaklı, Konya Tarım Fuarı’nın bugün başladığını ve hem kent hem ülke için önemli bir program olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bugün 20’ncisini açacağımız, iştirak edeceğimiz Konya Tarım Fuarı artık bir marka olmuş. 300 bin ziyaretçi beklendiği söylendi. Çok önemli bir rakam. Tarımsal üretimle alakalı biraz şüpheci yaklaşımların, aslında bu 300 bin ziyaretçi sayısıyla beraber çok da gerçekçi olmadığını söylememiz lazım. Evet, problemlerimiz yok mu? Var ama bir taraftan tarımsal üretim konusunda büyük de bir iştah var, azim de var, gayret de var. Konya sadece tarımsal üretim değil, tarımsal sanayiyle alakalı son derece ciddi atılımlar içerisinde. O yüzden nasıl ki tarım ürünlerimizde ilgili ihracat potansiyelimizden bahsediyoruz, tarımsal makinalar konusundaki özellikle son dönemde bu bünyede gerçekleşmiş yapılarla beraber burada da büyük ilerlemelerin kaydolacağını düşünüyorum. Şimdiden buna vesile olanlara canıgönülden teşekkür ediyorum.”
Yumaklı, Konya’daki halin genişletilmesiyle ilgili bir talep aldıklarına da değinerek, “Ben buradan onun ilk bölümünün Bakanlığımıza başvurularının onaylanacağı müjdesini bütün Konya’ya vermek istiyorum.” dedi.
Programda KTO Başkanı Selçuk Öztürk ve Konya Ticaret Borsası Başkanı Hüseyin Çevik de birer konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından sektör temsilcileri ve Bakan Yumaklı basına kapalı istişare toplantısı gerçekleştirdi.
Bakan Yumaklı programın ardından TÜYAP Konya Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlenen Konya Tarım Fuarı’nda açılış kurdelesini kesti. Yumaklı, fuar alanında stantları ziyaret etti, işletme sahipleri ve yetkililerden bilgi aldı.
Ardından Tarım ve Orman Bakanlığının standında kadın çiftçilerle bir araya gelen Yumaklı, kadın kooperatiflerine ilişkin bilgi aldı, kadınların sektörde yer almaları için desteklerini sürdüreceklerini belirtti.
]]>Bursa Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuarda 80’den fazla firma son koleksiyonlarını sektör profesyonellerinin beğenisine sunuyor. BTSO ve UTİB ortaklığında koordine edilen alım heyetleri, Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere farklı ülkelerden gelen yabancı alıcılar firmalarla iş görüşmeleri gerçekleştiriyor. Fuarda ayrıca trend alanları ve seminerlerle katılımcılara sektördeki son yenilikleri keşfetme imkanı sunuluyor.
“Bursa Textile Show kısa sürede uluslararası fuar kimliği kazandı”
BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Ticaret Bakanlığı destekleriyle yürütülen Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (UR-GE) projeleri çerçevesinde B2B formatında yapılan Bursa Textile Show’un kısa sürede uluslararası fuar kimliği kazandığını söyledi. Fuarın geçen yıl ilk kez Bursa Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlendiğini belirten Başkan Burkay, “Bu yıl iki salonda 80’den fazla firmamız son tasarımlarını dünyanın dört bir yanından gelen yabancı alıcılara sunma imkanı buluyor. Bu anlamda fuarımızı çok değerli buluyorum. Yine trend alanlarımızda firmalarımızın yenilikçi ürünleri ve modaya yön veren tasarımları sergileniyor. Burada alanında uzman trendsetter’lar ile çalıştık. Bursa tekstil ve konfeksiyon sektöründe yalnızca üretim ve dış ticaret ayağında değil aynı zamanda moda ve trendlerin de belirlendiği bir merkez konumunda. Bunu sürdürülebilir kılmamız çok önemli. Bu açıdan Bursa Textile Show’un hem kentimizin ihracatına hem de moda merkezi kimliğine değerli katkılar sağlayacağına inanıyor, fuarımızın hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“Fuar yeni işbirliklerinin önünü açacak”
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Bursa’nın tekstil sektöründe asırlar önce ipekle başlayan hikayesinin, gelişerek bugünlere kadar ulaştığını vurguladı. BTSO öncülüğünde Bursa’da sektöre yönelik önemli hamle ve yatırımlar yapıldığını ifade eden Başkan Aktaş, “Bu sene fuarda 80’den fazla firma 2024-25 tasarımlarını sergiliyor. Her firma stantlarını gelin gibi süslemiş. Bu fuarın çok güzel işbirliklerine aracılık edeceğine inanıyorum. Ekonomik aktivitenin canlı olması şehirler için çok kıymetli. Bu fuar aktiviteyi yükseltecek önemli platformlardan bir tanesi. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
“Fuar sektör için motive edici oluyor”
AK Parti Bursa İl Başkanı ve aynı zamanda BTSO 5. Meslek Komitesi Başkanı Davut Gürkan, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odamıza teşekkür ediyorum. Onlarca ülkeden yabancı alıcının fuar vesilesiyle buraya gelmesi, sektörümüz için ciddi anlamda motive edici oluyor. Ulaşamadığımız birçok müşteriyle burada görüşme imkanı buluyoruz. Hem Bursa’nın sektördeki gücünün sergilenmesi hem de ihracat açısından fuarın son derece faydalı olacağına inanıyorum” diye konuştu.
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur ise fuarın sektör için hayırlı olması temennisinde bulundu. Açılış konuşmalarının ardından protokol üyeleri fuarda stant açan firmaları ziyaret ederek, bereketli fuarlar diledi.
Nitelikli alıcılar firmalarla buluşuyor
Bursa Textile Show’da bu sene LPP S.A, O’STIN, Gloria Jeans, Melon Fashion Group, Marwa Folly Fashion, Tonickx ve Marjan gibi dünyaca ünlü markaların alıcıları da sektör temsilcileriyle bir araya geliyor. Fuar 7 Mart’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. – BURSA
]]>Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ), öğrencilerine teorik ve uygulamalı düzenlenen eğitimlerin yanında bölümlerle ilgili sektörlerle ve sektörlerdeki uzman isimlerle öğrencilerini buluşturmaya devam ediyor. Antalya’nın batı bölgesinin tek havalimanının bulunduğu Gazipaşa’daki ALKÜ Gazipaşa Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi de öğrencilerinin en iyi şekilde yetişmesi için çeşitli etkinliklere imza atıyor. Bu kapsamda fakülte öğrencileri, “Geleceğin Havacıları Gazipaşa’dan” isimli konferansta Tüm Sivil Havacılar Derneği (TÜSHAD) iş birliği ile konuk olan Türk Hava Yollarında (THY) görevli Kaptan Pilot Mehmet Tolga Günel, Kıdemli Kabin Amiri Yasemin Duran, Kabin Amiri Merve Güler, Kargo Vardiya Şefi Adem Soner Sarı, Kabin Memuru TÜSHAD Genel Sekreteri Çağrı Kaya’dan tecrübelerini dinledi.
“Çırak olmadan usta olamazsınız”
Programda konuşma yapan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Kılıç, öğrenmenin birçok farklı yöntemlerinden birinin de sektör ve tecrübeli isimlerle öğrencilerin buluşması olduğunun altını çizdi. Teorik eğitimlerin yanında uygulamalı eğitimlerin ve tecrübe paylaşımlarının da çok önemli bir iz bıraktığını belirten Kılıç, “Üniversitelerde teorik eğitimin yanında uygulamalı eğitim de öne çıkarılıyor. Bunun çeşitli yöntemlerinden biri de sektörün önemli ve tecrübeli isimleriyle bir araya gelmek. Burada temel amacımız, bir mesleği öğrenecekseniz o mesleğin çırağı olmalısınız. Dolayısıyla ustalarla çırakların buluştuğu bu etkinlik özellikle öğrencilerimiz için çok önemli bir dokunuş oldu. Burada öğrenilen bilgiler, öğrencilerimizin hayatlarında önemli bir yer tutacak. Burada farkında olmadan öğrenilen bilgilerin değerli öğrencilerimizi çok farklı yerlere getireceğine inanıyorum. Üniversite ve iş hayatında tüm öğrencilerimize yürekten başarılar diliyorum” dedi.
“Ustalar çıraklara tecrübelerini aktardı”
Programın moderatörlüğünü yapan Doç. Dr. Meltem Akça, ALKÜ ailesi olarak sektör temsilcileriyle öğrencileri sık sık bir araya getirmeye çalıştıklarını dile getirdi. Öğrencilerin havacılık sektörünü yakından takip etmesi için sürekli çalıştıklarını dile getiren Akça, konuklara tek tek teşekkür etti. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün yaklaşması sebebiyle konferans, kadın katılımcıların anlatımıyla başladı. Kabin Amiri Güler, THY ailesinde 12 yılı bitirdiğini söyleyerek geniş ve dar bölgede kabin amirliği yaptığını dile getirdi. Havacılık sektöründe yaklaşık 20 yıl deneyimi olduğunu söyleyen Kıdemli Kabin Amiri Duran ise sektöre yeni başlayan kabin görevlilerine alıştırma ve uçuş eğitimleri verdiğini söyledi. Kaptan Pilot Günel, uçuş ile ilgili merak edilen birçok konuyu anlatırken aynı zamanda kaptan pilotların sorumlulukları ve yetkileri hakkında da detaylı bilgi verdi. TÜSHAD Genel Sekreteri Kaya ise tecrübelerini daha önce hazırladığı videolarla öğrencilere aktardı. 1998 yılında sektöre başladığını söyleyen Kargo Vardiya Şefi Sarı, kargo ve sevkiyat ile ilgili yaşadıklarından bahsetti. Öğrencilerin ilgiyle dinlediği konferansın sonunda öğrenciler, tüm merak ettiklerini tecrübeli isimlere yönelttiler. Program, katılımcılara hediye ve çiçek takdimimin ardından son buldu. Katılımcılar daha sonra öğrencilerle gökyüzüne bakarak aile fotoğrafı çektirdiler.
Gazipaşa Kültür Merkezi’nde yapılan konferansa Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Kılıç, Prof. Dr. Atıf Bayramoğlu, Gazipaşa Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atılgan Atılgan, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Meltem Akça, akademik personel, fakülte öğrencileri ve Gazipaşa Fen Lisesi öğrencileri katıldı. – ANTALYA
]]>10. OECD Hazır Giyim ve Ayakkabı Sektöründe Durum Tespiti Forumu 20-22 Şubat 2024 tarihleri arasında Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleşti. OECD üyesi olan ülkelerden, iş dünyasından, sivil toplum kuruluşlarından ve sendikalardan yoğun katılımın gerçekleştiği forumda, sektörün gündeminde işçi hakları ve örgütlenme konusunun öncelikler arasında olduğu gözlendi. Forum kapsamında Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay ve heyeti, ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Danışmanı ve Uluslararası Çalışma İşleri Özel Temsilcisi Kelly Fay Rodriguez ile görüşme gerçekleştirdi.
Forumu ve ABD Özel Temsilcisi ile görüşmesini değerlendiren Öz İplik İş Başkanı Ay, “OECD forumunda ve ABD Başkanı Özel Danışmanı Sayın Kelly Fay Rodriguez ile görüşmemizden çıkardığımız sonuç şudur: Tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe küresel görünüm değişmiştir. Bildiğiniz gibi AB, karbon ve işçi haklarına yönelik ihlalleri ticaretin asli unsuru haline getirmiştir. Almanya ülkeye ithalatta işçi haklarının korunmasını ve sendikaların varlığını yasa ile koruma altına almıştır. Şimdi de öğreniyoruz ki ABD küresel çapta işçi haklarını ekonomik politikasının merkezlerinden birine koymuştur” diye konuştu.
“Örgütlü, toplu pazarlık sistemi olmadan bu sektör ayakta kalamaz”
Ay, küresel ekonomiye hakim ülkelerin emek hareketini politikalarının merkezine koyduğunu belirterek, “Yüz yıl önce çözülmüş meselelerin, kimi işverenlerce anayasayı ihlal ederek dahi uygulamada tutulması, buna göz yumulmasının zararı her düzeyde yaşanmaktadır. Ekonomide, imalatta bu ülke var olacaksa örgütlenme tek yol. İşçiyi yok sayarak dünyada gidebileceğiniz bir yer kalmadı. Emeğin hakkını yok sayarak, baskılayarak, gidilecek yer hiçbir zaman olmamıştır, şimdi de yoktur ve gelecekte de olmayacaktır. Örgütlü, toplu pazarlık sistemi olmadan bu sektör ayakta kalamaz” ifadelerine yer verdi.
Öz İplik İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Muzaffer Birdoğan ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri Fulya Pınar Özcan, Industriall Küresel Sendikası Genel Sekreteri Atle Hoie ile Industriall Küresel Sendika ve üye sendika temsilcileri de bulunduğu görüşmede; ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Danışmanı ve Uluslararası Çalışma İşleri Özel Temsilcisi Kelly Fay Rodriguez, ABD hükümetinin küresel çaptaki işçi hakları ve çalışma koşullarına yönelik politikaları hakkında bilgi verdi. Birdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Danışmanı ve Uluslararası Çalışma İşleri Özel Temsilcisi Kelly Fay Rodriguez, görüşmemizde Amerika Birleşik Devletleri’nde 16 Kasım 2023 tarihinde ABD Başkanı Joe Biden tarafından bir memorandumun imzalandığını bildirmiştir. Söz konusu ABD Başkanlık Memorandumu, ABD’nin sektörlerinin ve ekonomisinin korunması, etkinliğinin devamı ve güçlendirilmesi için ABD’nin ilgili kuruluşlarına uluslararası alanda işçi hakları, örgütlenme, çalışma koşullarına yönelik işbirlikleri yapma görevi vermektedir.”
Danışman Rodriguez’in, politikalarının sürdürülebilir ekonomik büyüme, kapsayıcı uluslararası kalkınma, insan hakları, demokratik esneklik, adil rekabetin çalışmalarının ana odaklarından olduğunu ifade ettiğini söyleyen Birdoğan, “Rodriguez, ABD’nin ilgili kurumlarının demokratik yollarla seçilmiş sendika liderleri, işçiler, işçi hakları savunucuları ve diğer emek savunucuları başta olmak üzere emek kesimi paydaşlarıyla düzenli ve sağlam görüş ve çalışma mekanizmaları kurulacağı mesajını vermiştir” açıklamasında bulundu. – ANKARA
]]>İSO Türkiye İmalat PMI anketinin şubat ayı sonuçları açıklandı.
Eşik değer olan 50,0’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, ocak ayında 49,2 olarak gerçekleşen manşet PMI, şubatta 50,2’ye yükselerek yeniden 50,0 eşik değerinin üzerine çıktı. Son veri, faaliyet koşullarının ılımlı düzeyde de olsa 8 aydır ilk kez iyileştiğine işaret etti.
Şubat ayında genel faaliyet koşullarının güçlenmesinde imalat sanayisi üretiminin yeniden büyümeye geçmesi belirleyici oldu. Üretim geçen yılın haziran ayından bu yana ilk kez artış kaydetti ve güçlü şekilde toparlandı.
Üretimde artış bildiren anket katılımcıları, müşteri talebinin iyileşme sinyalleri verdiğine dikkati çekti. Yeni siparişler azalmaya devam etse de şubattaki düşüş, 8 aydır süren yavaşlama döneminin en hafif düzeyinde gerçekleşti. Benzer şekilde, yeni ihracat siparişlerindeki gerileme hız kesti.
Yeni siparişlerin iyileştiği yönündeki kısmi sinyaller ve artan üretim gereksinimleri, firmaların satın alma faaliyetlerini son 8 ayda ilk kez genişletmelerini sağladı. Buna rağmen girdi stokları azalmaya devam etti. Söz konusu azalışta, Süveyş Kanalı’nın kullanımına ilişkin sorunlar nedeniyle tedarikçilerin girdi teslimlerinde yaşanan gecikmeler etkili oldu.
Satın alma faaliyetlerindeki toparlanmaya karşın gönüllü istifalar ve yeni personel bulmakta yaşanan zorluklara bağlı olarak istihdam düşüş kaydetti. Yine de imalatçıların birikmiş işlerindeki azalma eğilimi sürdü.
Ham madde ve nakliye fiyatlarındaki yükseliş, Türk lirasındaki değer kayıpları ve asgari ücrete yapılan zamma bağlı olarak girdi maliyetleri keskin şekilde artmaya devam etti. Öte yandan söz konusu artış önceki aya göre hafif hız kesti. Buna rağmen, nihai ürün fiyatlarında son 6 ayın en hızlı artışı gerçekleşti.
4 sektörde üretim arttı
İSO Türkiye Sektörel PMI raporu, şubatta, genel olarak durağan talep koşullarına ve halen yüksek seyreden enflasyonist baskılara rağmen bazı sektörlerin üretiminde kısmi iyileşme sinyalleri verdi.
Takip edilen 10 sektörden 4’ü şubat ayında üretimini artırdı. Bu sayı, geçen yılın ağustos ayından bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti.
Gıda üretimindeki keskin artış büyümede belirleyici olurken sektördeki genişleme, anket geçmişinin ikinci en yüksek hızında kaydedildi. Elektrikli ve elektronik ürünler ile kimyasal, plastik ve kauçuk sektörlerinde güçlü iyileşmeler görüldü. Kara ve deniz taşıtlarında ise büyüme sınırlı kaldı. Buna karşılık, üretimdeki en belirgin yavaşlama metalik olmayan mineral ürünler sektöründe kaydedildi.
Talep cephesinde ise üretimdeki kadar belirgin bir iyileşme gözlenmedi. Toplam yeni siparişler, gıda ürünlerindeki keskin artış haricinde tüm sektörlerde düşüş kaydetti. Yeni siparişlerdeki en sert gerileme ağaç ve kağıt ürünlerinde kaydedildi. Benzer bir görünüm, yeni ihracat siparişleri için de söz konusu oldu.
Anket kapsamında takip edilen sektörlerin yarısı şubat ayında personel sayılarını artırdı. İstihdam hacminde en güçlü artışlar “gıda ürünleri” ile “kimyasal, plastik ve kauçuk” sektörlerinde gözlendi. İstihdamdaki en belirgin azalışlar giyim ve deri ürünleri ile tekstilde gerçekleşti. Satın alma faaliyetlerinde ise büyümenin yaygınlığı daha sınırlı kaldı ve sadece 3 sektör girdi alımlarını artırdı.
Kızıldeniz’deki aksamalar nedeniyle tedarikçilerin teslimat süreleri baskı altında kalmaya devam etti. Sürelerde en belirgin uzama kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe yaşanırken sadece 3 sektörde tedarikçi performansı iyileşti.
Şubatta girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seviyelerini korudu ancak çoğu sektörde ocak ayına göre düşüş gösterdi. Girdi fiyatlarındaki en hızlı yükseliş kara ve deniz taşıtlarında görülürken, en ılımlı artış ise metalik olmayan mineral ürünlerde kaydedildi.
Metalik olmayan mineral ürünler, aynı zamanda nihai ürün fiyatları enflasyonunun en düşük seviyede gerçekleştiği sektör oldu. Buna karşılık, gıda imalatçılarının satış fiyatları geçen yılın temmuz ayından bu yana en yüksek hızda arttı.
“Üretimdeki toparlanma, sektörlere ivme kazandırdı”
Açıklamada verilere ilişkin görüşleri yer alan S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şubatta üretimin yeniden artışa geçmesinin Türk imalat sektörüne ivme kazandırdığını ve bu durumun gelecek aylarda resmi verilerde de güçlü gerçekleşmeler yaşanabileceğine işaret ettiğini bildirdi.
Harker, “Yeni siparişlerin azalmaya devam etmesine rağmen talepteki düşüşün neredeyse durma noktasına gelmesi umut verici bir gelişme oldu. Önümüzdeki süreçte firmalar, yeni siparişlerin de üretimdeki olumlu trende eşlik edebileceği beklentisinde olacak.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye Sektörel Ekonomi Şurası, TOBB İkiz Kuleler’de, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, ilgili bakanlık temsilcileri ile sektör meclisi başkanlarının katılımıyla düzenlendi.
Hisarcıklıoğlu açılış konuşmasında Şura’nın kamu ile özel sektörü bir araya getiren, sıkıntıların ve önerilerin doğrudan icra makamına iletebildiği çok önemli bir platform olduğunu söyledi.
Önceki şuralarda dile getirdikleri pek çok meselenin, geçmişte çözüme kavuşmuş olmasının çok değerli, çok önemli ve memnuniyet verici olduğunu anlatan Hisarcıklıoğlu, “Şimdi gündeme getireceğimiz konulara da, geçmişte olduğu gibi, çözüm getireceğinize (katılımcılara) inanıyoruz. Zaten bizler için en önemlisi, bugünkü gibi, devletimizi yanımızda görmek. Ekonomide elbette bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Ama enseyi karartmıyor, mücadeleden vazgeçmiyoruz.” diye konuştu.
Hisarcıklıoğlu, ekonomi yönetiminde tecrübeli isimlerin iş başında olmasının kendilerine moral verdiğini, hep birlikte ekonomiyi daha sağlam temellere kavuşturacaklarına inandıklarını ifade etti.
Bugün açıklanan büyüme verisinin de geleceğe dönük umutları artırdığını dile getiren Hisarcıkıoğlu, “Küresel ekonomilerdeki durgunluğa ve asrın deprem felaketine rağmen, Türkiye ekonomisi güçlü seyreden iç tüketimi sayesinde yılın son çeyreğinde de büyümesini sürdürmüş ve 2023 yılını yüzde 4,5 büyüme ile tamamlamıştır.” ifadesini kullandı.
“Vergi sistemini yeni baştan tasarlamalıyız”
Hisarcıklıoğlu, sektör meclisleri başkanlarının en çok talep edilen konuları topladıklarını ve çözüm önerileri hazırladıklarını belirterek, söz konusu önerileri şöyle sıraladı:
“Reel sektör firmalarımız krediye erişimde büyük bir zorluk yaşıyor. Büyümenin bereketi, her kesime yansısın istiyorsak, Kobilerimize destek vermeli, uygun finansman imkanlarına ulaşmalarını sağlamalıyız. İkincisi, her geçen sene daha da karmaşık hale gelen, yatırım ve üretim yapmayı zorlaştıran vergi sistemini yeni baştan tasarlamalıyız. Üçüncüsü, OECD endeksinde, İskandinav ülkeleri dahil en katı işgücü piyasası bizde. Bundan da herkes mustarip. İşverenlerimiz daha fazla istihdam sağlayabilecek. Mevzuatımız adeta bunu caydırır bir halde. Vatandaşlarımızın da daha fazla iş imkanına ulaşmalarına, daha çok kazanmalarına engel çıkarıyor. İstihdamı cezalandıran değil, ödüllendiren bir yaklaşımla çalışma hayatına bakılmalı. Dördüncü olarak, yatırım izin süreçleri çok karmaşık. Üstelik yatırım sürecinde başına ne gelecek, hangi mevzuat değişiklikleriyle, hangi farklı bürokratik yaklaşımlarla karşılaşacak, yatırımcılarımız bunları bilmiyor, öngöremiyor. Bu da yatımların istediğimiz hızda artmasını engelliyor. Bu nedenle, yatırım izinleri ve devlet teşviklerinin tek noktadan takibi ve koordinasyonunu sağlanmalı. Beşincisi de yatırımların önünü açabilmek üzere yatırım yeri sorununu çözmeliyiz.”
“İç Anadolu- Doğu Akdeniz kuşağında yeni bir sanayi havzası planlanmalı”
Sanayi yatırımlarının ülkenin yüzölçümü içindeki paylarına dikkati çeken Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
” Almanya’da yüzde 4, İtalya’da yüzde 2,8, OECD ortalaması bile yüzde 2,4. Bizde ise sadece binde 3. Sanayimiz, küresel rekabette ayakta kalabilmek için, dünyadaki rakiplerinin onda biri kadar bir alanda faaliyet gösteriyor. Sanayi arazilerinin artırılasına ilişkin bir master plan hazırlanmalı ve arsa alımıyla bina inşaatına ilişkin finansman çözümleri geliştirilmeli. Böylece sanayicimiz kısıtlı sermayesini daha verimli alanlarda yatırım yaparak değerlendirmeli. Yine bu kapsamda İç Anadolu-Doğu Akdeniz kuşağında yeni bir sanayi havzası planlanmalı.”
“Bakanlarımızın icracı ve reformcu iş yapma tarzına güveniyoruz”
Hisarcıklıoğlu, geçen yıl “asrın felaketi” olarak kabul edilen çok büyük bir deprem yaşandığını anımsatarak, “Yeni sanayi havzasıyla, bir taraftan Marmara’daki riski azaltabilir, aynı zamanda da yüksek teknolojili ve daha büyük katma değerli yatırımlar için Marmara’da alan açabiliriz.” diye konuştu.
İş dünyası olarak her şeyden önce öngörülebilirlik istediklerinin, geleceğe dair yol haritası beklediklerinin altını çizen Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“İş planları yapmak ve güven içinde ilerlemek üzere, Cumhurbaşkanı Yardımcı’mız Sayın Cevdet Yılmaz’ın liderliğinde hazırlanan Orta Vadeli Program’ın da gayet önemli olduğunu düşünüyoruz. Sağ olsun kendisi de istişareye ve ortak akla her zaman önem veren biri olarak, bu konu da dahil, her zaman bizlerle bir araya geldi, görüş ve önerilerimizi aldı.
Biz; koşmaya, çalışmaya, üretmeye hazırız. Allah’ın izniyle tüm sıkıntıları aşacak, yola devam edeceğiz. Ülkemizi daha güçlü, daha zengin, daha müreffeh yapmak için üretmeyi, emek vermeyi sürdüreceğiz.”
Şura, açılış konuşmalarından sonra basına kapalı devam etti.
]]>Adana ve Doğu Akdeniz İnşaat Müteahhitleri Birlikleri Federasyonu (DAİMFED) işbirliği ile düzenlenen Adana İnşaat, Yapı Malzemeleri, İnşaat Teknolojileri, İş ve İnşaat Makineleri Fuarı ve Adana IHS Isıtma, Soğutma, Havalandırma, Klima ve Güneş Eenerji Sistemleri Fuarı, eş zamanlı olarak Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle açıldı. Törende konuşan DAİMFED Başkanı Mustafa Karslıoğlu, deprem sonrasında evler hakkında vatandaşların daha çok merak içerisine girdiğini belirterek, “Deprem sonrası evler hakkında vatandaşlar daha çok araştırma içerisine girdi. Haklı olarak gerek teknik olarak gerek güven açısından, gerekse inşaat teknolojilerinin gelişmesiyle ilgili konularda da araştırmalara girdi. Biz müteahhitler olarak kendi içimizdeki çürük elmaları ayıklaya ayıklaya DAİMFED çatısı altında güvenilir ve şeffaf firmalara kavuşturduk. Artık elini kolunu sallayanın bu sektöre girmesine imkan kalmayacak yasal düzenlemeyi federasyonumuzun bulunduğu sektör temsilcileriyle Çevre, Şehircilik ve İklimlendirme Bakanlığımızla kontrol altına alınmıştır. Örneğin Adana’mızda üç bin müteahhit firması varken, şu anda sayımız 141’dir. Devletimizin öncülüğünde 11 ilimizdeki TOKİ konutlarında sektör temsilcilerimiz geceli gündüzlü çalışarak konutlar ürettik. ve yine de geceli gündüzlü çalışmaya devam ediyoruz. Deprem vesilesiyle kentsel dönüşümün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları ile yerinde dönüşüm projelerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın çok güzel hibe ve kredi destekleri mevcuttur. Müteahhitlerimizi yerinde dönüşüm projelerine ve yatay mimariye yönlendirmeye gayret ediyoruz. TÜYAP ve federasyonumuzun işbirliğinde düzenlenen bu fuar hem pandemi hem de deprem sonrası çok meşakkatli bir çalışmanın eseridir” dedi.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ise, Adana’daki müteahhitlerin belediyenin ihalelerine girmelerini önemsediğini söyleyerek, “İnşaat sektörünün önemini vurgulamaya gerek yok. Gelişen ve gelişmekte olan ülkelerde inşaat, ekonominin dinamiği ve motive gücüdür. Tabii ki bütün ekonomiyi inşaata bağlamak da yanlış. İnşaatın durması durumunda ekonominin de duracağını kabul etmek mümkün.Dolayısıyla inşaat çok önemli bir sektördür. Konuyla ilgili fuar yapılması da katkı koyacaktır. Şimdi ben belediye açısından bir şey söyleyeyim. Özellikle sizlere, müteahhitlere ve inşaat yapımcılarına belediyenin ihalelerine girmelerini öneriyorum. Belediye, giderek ekonomisi düzelen ve ödeme dengesi sağlanan bir ekonomik yapıya sahip. Dolayısıyla ben özellikle Adana’daki inşaatçıların bizim ihalelere girmesini önemsiyorum. Çünkü ne kadar çok yapı müteahhidi girerse o oranda rekabet artar. Biz de rekabetten daha uygun ve daha kaliteli iş almış oluruz” diye konuştu.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger inşaat sektörünün modasının hiç geçmediğini belirterek, “Deprem sonrası 14. kez düzenlenen ısıtma, havalandırma ve inşaat fuarına katılmaktan duyduğum mutluluğu ifade etmek isterim. Bu fuar, inşaat sektörünün önemini ve gücünü gösteren memnuniyet verici bir etkinliktir. İnşaat, tüm zamanların modası geçmeyen ve vazgeçilmez bir sektörüdür. Her ne kadar değişik mühendislik dalları ve eğitimleri ortaya çıksa da inşaat mühendisliği ve sektörü her zaman değerini korumuştur. İnsan ihtiyaçlarının piramidinde güvenlikle beraber barınma, en temel gereksinimlerden biridir. İnsan hayatının ve toplumların devamı için inşaat kaçınılmaz bir alandır. İnşaat sektörü, 150’den fazla alt sektörü sürükleyen bir lokomotiftir. Başkanlarımızın dediği gibi, belki de 250’ye yakın sektör inşaat sayesinde hareket kazanır. Bir inşaat yaptığınızda perdeden beyaz eşyaya, halıdan mobilyaya, demirden çimentoya birçok sektörü etkilersiniz. Bu anlamda inşaat her zaman modası geçmeyen ve var olmaya devam edecek bir sektördür. Ben, Türk müteahhitlik ve inşaat sektörünün hem ülke içinde hem de ülke dışında yakaladığı başarıyı da memnuniyetle izliyorum. Türk müteahhitleri, dünya çapında işler yapıyor ve Çin gibi ülkelerle yarışıyor. İnşaat sektörümüz, yer yer önemli ve büyük işlere de imza atıyor. Biz, gelişen ve nüfusu artan bir ülkeyiz. Dolayısıyla nüfus arttıkça inşaat ihtiyacı da artacaktır. Bu bağlamda bu fuarların da sadece yerele değil, uluslararası kitleye de hitap etmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Adana’daki bu fuarların uluslararası müşterileri de davet edecek şekilde güçlendirilmesi lazım. Bu konuda TÜYAP’ın gerekli hamleleri yapacağına ve fuarı zenginleştireceğine inanıyorum. Bu fuarın Adana’mıza, ülkemize ve sektörümüze hayırlar, uğurlar ve bereketler getirmesini diliyorum. Sektöre hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından fuarın açılışı yapıldı. Fuar 3 Mart’a kadar açık kalacak. – ADANA
]]>Antalya’da ilk kez düzenlenen fuara, 100’den fazla firma 150’den fazla markayla Antalya’da ilk kez sektör liderleri ve doğaseverleri bir araya getiriliyor. 3 Mart 2024 tarihine kadar, 10.30 ile 19.30 arası ziyaret edilebilecek fuarda; karavan çeşitleri, karavan yan sanayi, tiny house; outdoor ürünleri, doğa ve su sporları, motosiklet çeşitleri ve kamp donanımlarından arazi araçlarına, kadar sektöre dair tüm yenilikler bulunabilecek. Antalyalıların büyük ilgi gösterdiği fuarda özellikle en uygun ve en yüksek fiyatlı karavanlar ziyaretçilerin beğenisini topladı. Her karavanı içine girip inceleyen ziyaretçiler yetkililerden bilgiler aldı.
“Antalya’da ilk kez düzenliyoruz”
JOJO Fuarcılık Genel Müdürü Hakan Görkem Işım, fuarı ‘Turizmin başkenti, doğanın kalbindeyiz’ temasıyla Antalya’da düzenlediklerini ifade ederek, “JOJO Caravanport Antalya fuarının birincisini düzenliyoruz. Şu anda 20 ilden, 100’ün üzerinde katılımcı, 150’den farklı marka var. Yurt dışından katılımcılarımız da fuardaki yerini aldı” dedi.
“Karavan turizmi bir numara”
Türkiye’de pandemi ve depremden sonra karavana bir yöneliş ve deneyimlemenin arttığına dikkati çeken Işım, “Aslında deneyimleyen insanlar ve buna merakı olan insanların sayısı da artıyor. Bu sayılar arttıkça hem turizm olaraktan yüksek meblağlara çıkacağız. Türkiye, Avrupa’ya göre karavancılıkta 20-30 sene geride bulunuyor. Ama burada hem çok büyük kaynak var hem de çok güzel üreticilerimiz var. Hepsini desteklemek gerekiyor diye düşünüyorum. Alternatif açısından şu an karavan turizmi bir numara. Otel fiyatlarının tabii ki birazcık daha yüksekliğinden de kaynaklı iç piyasa için söylüyorum. İnsanlar direkt doğa ve toprak üzerine kurulmuş karavan ya da tiny house sektörüne yöneliyor” diye konuştu.
“Devamlılığı olsun”
Işım, fuarda yapım şekline göre 110 bin TL’den 10 milyona kadar uzanan karavan fiyatlarının olduğunu kaydetti.
Fuar hedeflerini açıklayan Işım, “En büyük hedefimiz Antalya’ya bu sektördeki fuarı kazandırmak ve devamlılığını sağlamak. Buradaki hem tüketicide hem kullanıcı buranın deneyimi olarak daha fazla, tecrübesi daha fazla. İlgi çok yoğun hafta sonu daha fazla ziyaretçimiz olacaktır” dedi.
“175 bin TL’ye karavan”
İzmit’ten gelen Dream House Karavan Yetkilisi Yusuf Turan, fuara en uygun fiyatlı karavanı getirdiklerini belirterek, “175 bin TL’ye mal edilen karavanımız, fuarın en iddialı karavanlarından. Bu karavanımız 2,5 metre, 2 kişilik, mobilya grubu, banyo, mutfak, buzdolabımız var. ATV ile bu karavanımızı istediğiniz yere götürebilirsiniz. Gösterilen ilgiden çok memnunuz” dedi.
“En geniş karavan”
Fuarın en büyük karavanına sahip olan 5K Karavan Dış Ticaret Sorumlusu Ömer Faruk Avcı, satışlarının yüzde 97’sinin ihracat ağırlıklı olduğunu kaydetti.
Pandemi ve depremin ardından karavan sektörümün ülke genelinde yayılma gösterdiğini dile getiren Avcı, “Bolu’da 4 bin metre kare alanda üretim yapıyoruz. 12 ülkeye ihracat yapıyoruz. Halkın ilgisi oldukça yüksek. Fuarın en büyük en geniş ve en ferah aracıdır. Aracımızda yarım ton temiz su tankı ve 6 kişi konaklayabilir. 6 güneş paneli, 6 akü, 3 KW invertör, kombi, poliüretan köpükle yalıtım, dış ve iç mutfak tuvalet banyo ayrı ayrı eksiksiz bir karavan. Sıfır aracıyla birlikte maddi, değer, 4,5 milyon. Ev konforunda karavan” dedi.
“Doğaseverler bir arada”
ANFAŞ Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bıdı ise Antalya’nın iklim ve ulaşım açısından fuarcılık sektörünün cazibe merkezi olduğunu belirterek, “Fuar doğaseverler ve üreticileri bir araya getirdi. Doğal yaşamın içerisinde bir sporcu olarak bu önemli fuara ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu fuar herkese uygun, doğaseverleri bir araya getiriyoruz. Gelecek yıl fuarımızı daha da geniş kapsamlı yapacağız. Antalya’da ilk kez yapıyoruz ama inşallah devamı gelecek” açıklamasını yaptı. – ANTALYA
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “2024 Yılında Turizm Sektöründe Uygulanacak İstisnalar” düzenlemesiyle, yurt içinden yapılacak başvurularda iki yabancıya kadar çalışma izni başvurularının istihdam kriteri uygulanmaksızın değerlendirilebilmesine ilişkin düzenleme yayınlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli seyahat acenteleri ile sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren ve Sağlık Bakanlığından yetkilendirilmiş aracı kuruluşları kapsayan düzenleme 31 Aralık 2024 tarihine kadar geçerli olacak. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, “Biz ATSO ailesi olarak tüm komitelerimizle, 60 bini aşkın üyemizle bütün sorunların üstesinden birlikte gelebilecek kuvvetteyiz. İstihdam kriteri uygulanmaksızın yabancı çalışanlara ilişkin çabalarımız sonuç verdi. Bu gelişmeyi önemsiyoruz ve takipçisi olduk, olmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Yaşanan gelişmeden memnunuz”
Sektör temsilcilerinden gelen talepler doğrultusunda başlattıkları çalışmaların ve istişarelerin olumlu sonuca ulaştığını kaydeden Başkan Ali Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz yıl Nisan ayında meclis toplantımızda turizmde faaliyet gösteren, reklam ve eğlence sektörüne mensup üyelerimizin yabancı istihdamında yaşadıkları sorunları dile getirmiş, bu konunun takipçisi olacağımı dile getirmiştim. Kültür ve Turizm Bakanımızı ziyaretimizde sunduğumuz dosyada da bu konudan kendisine bahsetmiştik, akabinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda, Antalya Valiliği ve ATSO iş birliğinde gerçekleştirdiğimiz toplantımızda da bu konuyu irdeledik ve sektör temsilcilerimizle bakanlık temsilcilerimizi bir araya getirdik. Bakanlığımızdan edindiğimiz bilgiye göre yaptığımız toplantıların bir sonucu, çıktısı olarak yaşanan bu gelişmeden çok memnunuz.”
Sektörle gerçekleştirdikleri istişare toplantılarının olumlu neticeleri olduğunu belirten Başkan Bahar, “Uluslararası İşgücü Genel Müdürü Ali Aybey beni arayarak, bizi yakından takip ettiklerini ve yabancı uyruklu personel çalıştırmakla ilgili ülkemizde mevcut sorunlar Antalya’da yaptığımız toplantı ile gündeme alındı ve sonuç açısından çok iyi bir noktaya getirildiğini söyledi. Ayrıca altını çizerek ifade etmek istiyorum; yabancılarda istihdam kriteriyle ilgili yaşanan sorunun çözümü noktasında önünü açan ATSO dedi. Sektörümüzün bir sorununa çözüm bulma noktasında odamız harekete geçmiş, ihtiyacını gidermiştir. İşte ATSO para almaktan başka ne iş yapar sorusunun bir cevabını daha paylaşmak istiyorum. Bundan sonra açıkladıklarımıza çok dikkat etmenizi, sizden gelen talepleri nasıl değerlendirdiğimizi, kanun yapıcıya, devletimize asist yaptığımızı bilmenizi rica ediyorum” dedi.
“Beklentimiz yeni düzenlemeler yapılması”
“Turizm kenti Antalya’mızın yabancı istihdamı konusunda yaşadığı problemin çözümüne katkı koymaktan memnunuz” diyerek sözlerini sürdüren Başkan Ali Bahar, “Sektörümüzün kanayan yarası haline gelmiş, kalifiye yabancı iş gücü bulunamaması ile başlayan ve işletmelerimizi doğrudan etkileyen bu sorunun olumsuz sonuçlara neden olduğunu her yerde dile getirdik. Şehrimiz için en acil beklentimiz bu konuda yeni düzenlemeler yapılması, çalışma izinleri konusunda kolaylıklar sunulması oldu. Bu konuda daha fazla adım atılması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Sezonda yaşanan rahatlama, sektör mensuplarımızı da mutlu edecek bir gelişme oldu” diye konuştu.
Kalifiye yabancı iş gücüne yönelik çalışmalarının sürdüğünü vurgulayan Başkan Bahar, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile daha önce yaptığımız görüşmeler neticesinde sektörümüzde yaşanan sorunları bire bir ifade etme fırsatı bulmuştuk. Gerekli dosyaları Bakan Yardımcımıza ileterek, talep ve önerilerimizi de iletmiştik. Asıl talebimiz ATSO bünyesinde bakanlığa bağlı bir birim kurulması ve hatta Antalya’da gerçekleştirilecek bakanlık denetimlerinde oluşturulacak ekipte odamızın da yer almasını istiyoruz” dedi. – ANTALYA
]]>Kastamonu Üniversitesi’nin öncülüğünde düzenlenen panelde ormancılık sektörü ele alındı. Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Cemil Meriç Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen “Kastamonu Orman Ürünleri Endüstrisinde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri” paneline Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ömer Küçük ve Prof. Dr. Kasım Yenigün ile birlikte akademisyenler, öğrenciler ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
“Hammadde ihtiyacının karşılanması için daha geniş alanlarda sektör ihtiyacını karşılayabilecek keresteye uygun orman yetiştirilmesi gerekiyor”
Panelin açılışında konuşan Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, “Büyük oranda hammadde oduna dayalı üretim yapan orman endüstri kuruluşları için il genelinde bulunan zengin orman varlığımız şüphesiz büyük avantajlar sağlamakta. Özellikle zengin orman varlığı, küçük ve orta ölçekli orman endüstri işletmelerinin yanı sıra alanında uzman büyük tesisleri de bünyesinde barındırması, sektörü tanıyan ve deneyim geçmişi olan işgücü varlığı, geniş arazi imkanları ve yeni kurulan sanayi bölgeleri, dış pazarlara açılmayı sağlayabilen İnebolu Limanı, çevresindeki şehirler ve Ankara gibi büyük bir pazara yakın olması gibi özellikleri nedeniyle Kastamonu sektörde yeni yatırımlara oldukça açık bir konumda. İlimizdeki orman ürünleri sektörü açısından baktığımızda da mevcut yapılanmanın temel olarak levha üretimi, mobilya üretimi ve kapı üretimi başta olmak üzere 3 grupta toplandığı görülüyor. Bu çerçevede orman varlığına dayalı yatırımların başında yonga levha, yongaları, MDF, parke ve kontrplak gibi yarı mamul ürünlerin üretimi geliyor. Nitekim ülkemizin en önemli ekonomik ve katma değer oluşturan sektörlerinden biri olan orman ürünleri sektörünün dünyaca ünlü bazı temsilcileri ilimizde faaliyet göstermektedir. Özellikle levha üretimi alanında faaliyet gösteren bu entegre tesisler Türkiye’yi MDF ve yonga levha üretim ve ihracatında Avrupa ve Dünya genelinde ilk sıralara taşımıştır. Sektörel devlerin yanı sıra, ilimizde genellikle KOBİ statüsünde olan çeşitli büyüklükte yaklaşık 350 işletme faaliyet göstermektedir. Sektörün yaşadığı sıkıntılar bulunmakta olup bu sıkıntıların giderilmesi gerekiyor. Türkiye İhracat Meclisi’nin 2023 İhracat Strateji Raporu’na göre, Orman ürünlerinin katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülerek gerek iç piyasaya gerekse dış piyasaya arz edilmesi sürecinde orman sanayiinin en önemli sorunu olarak hammadde tedariki ve kalifiye işgücü ihtiyacı ön plana çıkmaktadır” dedi.
“Pandemi ve depremden sonra ahşap evlere talep arttı”
Yurtdışından çok fazla tabut talebinin olduğunu söyleyen Kronospan Orman Ürünleri A.Ş. Hammadde Tedarik Müdürü Ali Şahin ise, ” Orman Genel Müdürlüğü, üniversitelerle çalışarak ortak bir proje hazırladı. Ahşap yapıların binalarda kullanılmasıyla ilgili çalışmalar tamamlandı ve bu sonuç raporu TBMM’ye gönderildi. İnşallah yakın zamanda bu yasa haline gelecek. İnşallah yakın zamanda ülkemizde ahşap ev yapımıyla ilgili bir kanunda olacak. Ahşap ev ve ahşap evin projelendirilmesiyle ilgili genç mühendislerin kendilerini yetiştirmeleri halinde iş bulabilecekler. Bir diğer konuda Avrupa’da yaygın olup ülkemize de yeni yeni girmeye başlayan bir sektör. Özellikle yonga-levha sektöründeki odun alma sıkıntısından dolayı ahşap malzemenin geri dönüştürülmesiyle ilgili yeni tesisler kurulmaya başlandı. Evimizde kullanmadığımız masa, kırık paletler, kürsü gibi ahşap malzemeler toplumumuzda ya kırılıp yakılıyor ya da atılıyordu. Şimdi Avrupa’da bunlar toplanıyor, tekrar tesislerde işlenip sektöre kazandırılıyor. Türkiye’de de bu konuda çalışmalar var, ülkemizde de kurulan birkaç yerde fabrikalar bulunuyor. Bu yüzden bu konuda da yeni bir sektör oluşuyor ve yeni iş alanları açılacak. Genç kardeşlerimizde buralarda iş bulabilecekler. Palet sektörü de ülkemizde çok canlı ve hareketli bir sektördür. Bu sektörde de genç mühendislerimiz kendilerini yetiştirirlerse kolayca iş bulabilirler. Hatta belki de TBMM’de ahşap yapılarla ilgili kanun çıktıktan sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızda da iş bulunabilir. Çünkü Orman Genel Müdürlüğümüz Kahramanmaraş’ta idare binasını şu anda ahşaptan yapıyor. Dolayısıyla ahşap binalara karşı sektör oluşacak. Bir tabut talebinin olduğu insana komik gibi geliyor ama tabut yapımıyla ilgili yurtdışından müthiş bir talep bulunuyor. Bunların nasıl yapıldığını muhakkak bilmeniz ve bunu da değerlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“Kesim yapacak insan bulmakta zorlanıyoruz”
Ormanda kesim yapacak insanı bulamadıklarını belirten Kastamonu Orman Bölge Müdürü Fahri Sönmezoğlu da, “Kastamonu’da son 50 yılda takriben 210 bin hektar yeni orman kuruldu. Toplam alanımızın 876 bin hektar olduğunu dikkate aldığımızda Kastamonu’da sahip olduğumuz ormanlarımızın yüzde 25’i ağaçlandırma yoluyla oluşturulan ormanlardan oluşmaktadır. 2018’den 2021 sonuna kadar takriben 2 milyon 700 bin metreküp olan üretimi 3 milyon 800 bin metreküpe çıkarttık. Takriben 1 milyon 100 bin metreküp üretim artışı sağladık. Bu artışa rağmen yöremizdeki orman endüstrisi daha fazla hammadde talep etmektedir. Ormanlarımız çok güçlü ormanlar, Türkiye’de alansal olarak ikinci olmamıza rağmen, ormanlarımızın kalitesi ve zenginliği açısından uzak ara şampiyonuz. Kastamonu’da ve tüm Türkiye’de tek orman sektöründe çalışma hakkına sahip kişiler köylülerdir. Şehir nüfusuna kayıtlı bir kişinin ormanda kesim, taşıma işlemlerinde çalışması hukuken mümkün değildir. Köylerimizin büyük bir bölümünde sınır anlaşmazlıkları var. Bu sorunun çözümü noktasında elimizden gelen gayreti göstermemize rağmen sınır tespiti gibi bir yetkimiz var. Dolayısıyla bu yaptığımız işleri kısıtlıyor. Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü olarak 170 bin hektar genç ormanlarımız var. Yani son 25-30 yıl içerisinde gerek ağaçlandırma yoluyla, gerek tabii gençleştirme yoluyla elde ettiğimiz bu ormanların bakımı ormanlık açısından vazgeçilmez ihtiyaç. Bu konuda en büyük sorun iş gücü sorunu. Bundan 20-25 yıl önce her gün kapımıza onlarca insan ormanda kesim yapmak isteğiyle gelirken, artık bu talepler tamamen minimize oldu ve kesim yapacak insan bulmakta zorlanıyoruz” şeklinde konuştu.
Kastamonu Ağaç İşleri İmal ve Satıcılar Odası Başkanı Hakan Küçükoğlu da istek ve taleplerini panelde dile getirdi.
Daha sonra konuşan Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erol Akkuzu da, “Yaklaşık yüzde 66’sı ormanlarla kaplı olan Kastamonu ili, ülkemiz orman servetinin de yüzde 8’ine sahiptir. Zengin orman varlığına paralel olarak gelişim gösteren orman endüstrisi, genel endüstri içinde yüzde 40’a varan sektörel yoğunluğu ve yaklaşık yüzde 35’e varan sektörel cirosu ile şehir ekonomisinin lokomotif sektörü haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından panel, soru-cevap kısmıyla devam etti. Panel, toplu fotoğraf çekiminin ardından son buldu. – KASTAMONU
]]>Kacır, Eskişehir Teknik Üniversitesindeki (ESTÜ) İleri Prototip İstasyonu Projesi açılış töreni öncesi üniversitenin öğrenci kulüplerinin stantlarını ziyaret etti.
ESTÜ Konferans Salonu’ndaki törende konuşan Kacır, Eskişehir’in, geçmişte Yunus Emre ve Nasreddin Hoca gibi önemli şahsiyetlerle Anadolu irfanına değer kattığı gibi şimdi de üreticisiyle, akademisyeniyle, çalışkan genç nüfusuyla ülkeye değer kattığını söyledi.
Kacır, Eskişehir Teknik Üniversitesi bünyesinde Avrupa Birliği eş finansmanıyla hayata geçirilen “İleri Prototip İstasyonu” ile inşa edilen ekosisteme bir altyapı daha eklemenin gururu içinde olduklarını anlatarak, şöyle konuştu:
“21. yüzyılda katma değerli üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyeti, ülkelerin kalkınma yolculuğunda yönünü ve hızını tayin ediyor. İnovasyon ve AR-GE çalışmalarına yapılan yatırımlar, sürdürülebilir büyümenin ve uluslararası rekabet gücünün anahtarını oluşturuyor. Gelişmiş teknolojilerin ve yenilikçi çözümlerin benimsenmesi, toplumların refah seviyesini artırıyor ve geleceğe yönelik güçlü bir vizyon sunuyor. Bu yaklaşımla, Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde son 22 yılda, kapsamlı bir AR-GE, yenilikçilik ve girişimcilik ekosistemi inşa ettik. Sanayimizin ihtiyaç duyduğu, planlı ve entegre sanayi altyapılarını hayata geçirdik. Özel sektörün yatırım iştahını ortaya çıkaracak, cazip teşvik sistemleri uygulayarak Türkiye’yi küresel bir üretim üssü haline getirdik.”
“Yüksek teknolojide ilk akla gelen sektörlerden biri havacılık ve uzay sanayisi”
Son 22 yılda AR-GE harcamalarını 1,2 milyar dolardan 12 milyar dolara, AR-GE personeli sayısını 29 binden 272 bine çıkardıklarını vurgulayan Kacır, “Havacılıkta teknolojide paradigma değişimlerinin öncüsü olduk. 60 yıllık hayalimiz yerli ve milli aracımızı Türkiye’nin yollarıyla buluşturduk. Şimdi yeni nesil uydulardan endüstriyel robotlara, biyoteknolojiden bataryaya 5G’den uçan hızlı trenlere birçok alanda büyük atılımlar gerçekleştirmenin arifesindeyiz. Yüksek teknolojide üretim altyapımızı güçlendireceğiz. Tabii yüksek teknolojide ilk akla gelen sektörlerden biri havacılık ve uzay sanayisi.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin özellikle savunma sanayisinin, AR-GE’de, inovasyonda ve üretimde uzun vadeli bakış açısı, paradigma değişimlerine odaklanan yaklaşımıyla havacılıkta üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerini üst düzeye taşıdığını dile getiren Kacır, “Havacılık sektörümüz ana ve alt yüklenicileri, KOBİ’leri, araştırma kuruluşları, üniversiteleri, geliştirdiği özgün ürünleri ve ihracat potansiyeli ile Türkiye’nin en önemli ve gelişim gösteren sektörlerinden biri haline geldi. Bayraktar TB2, ANKA, AKINCI, AKSUNGUR, Bayraktar TB3, ANKA 2, ANKA 3, KIZILELMA, ATAK, GÖKBEY, HÜRKUŞ, HÜRJET ve KAAN ile Türk havacılığının altın çağını yaşıyoruz. 100 yılı bulan havacılık tarihi ve sanayisi ile Eskişehir kuşkusuz bu başarının önemli merkezlerinden.” diye konuştu.
Kacır, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, yatırım teşvikleriyle, sanayi sektörüne, KOBİ’lere sağladıkları imkanlarla Eskişehirli girişimcilerin ve sanayicilerin teknoloji odaklı üretim yolculuğunda yanında yer aldıklarını belirtti.
“Şehrimizin araştırma ve girişimcilik kültürüne çarpan etkisi oluşturacak”
Bakan Kacır, Eskişehir ekonomisinin lokomotifi KOBİ’leri de asla yalnız bırakmadıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“KOSGEB destek programlarımızla KOBİ’lerimize can suyu olduk. 22 yıl önce 100’den az KOBİ’miz bu desteklerden faydalanırken biz bu sayıyı 2 milyar liranın üzerinde bir destekle 15 bin 500’e çıkardık. Bakanlık olarak sağladığımız 176 milyon lira finansmanla bugüne gelen organize sanayi bölgelerimizde 23 binin üzerinde yeni istihdam oluşturduk. Eskişehir’imize 2 teknopark, 20 AR-GE merkezi ve 4 tasarım merkezi kazandırarak şehrimizin katma değerli üretim odaklı kalkınmasının yolunu açtık. Son 22 yılda, TÜBİTAK bilim insanı, AR-GE ve özel sektör destek programlarıyla 974 proje ve 2 bin 201 bilim insanımıza 4,1 milyar lira destek sağladık.”
İleri Prototip İstasyonu ile Eskişehir’in katma değerli üretim yolculuğuna yeni bir soluk getireceklerini bildiren Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
“4,4 milyon avro kaynak ile hayata geçirdiğimiz üretim ve ileri malzemeler, bilgi ve iletişim teknolojileri ve animasyon gibi geleceğin katma değerli sektörlerine hizmet edecek bu tesis ile girişimcilerimizin prototiplerini nihai ürünlere dönüştürmelerini sağlıyoruz. Aynı zamanda, mentorluk, teknoloji değerlendirme, kaynak yaratma, hukuk, fikri haklar gibi alanlarda sunduğumuz danışmanlık hizmetleriyle girişimcilerimizin fikirden ürüne giden yolda yanlarında yer alıyoruz. Bu proje ülkemizin stratejik endüstrilerinde faaliyet gösteren girişimcilerimizin ve sanayicilerimizin ulusal ve uluslararası pazarlara erişimini sağlayacak. KOBİ’lerin talaşlı imalat, tersine mühendislik ve eklemeli imalat alanlarında ihtiyaçlarına cevap verecek bu merkez ile Eskişehir sanayisinin özellikle havacılık ve raylı sistemler sektöründe sahip olduğu yetkinlikleri de güçlendireceğiz. KOBİ’lerimizin, uluslararası rekabet gücü yüksek daha yenilikçi ve verimli üretim yöntemlerini benimsemelerine ve bu teknolojileri geliştirmelerine olanak tanıyacağız. İnanıyorum ki bu merkez, şehrimizin nitelikli üretim altyapısı, AR-GE kabiliyetleri, araştırma ve girişimcilik kültürüne çarpan etkisi oluşturacak.”
Törende, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez ve ESTÜ Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan da katılımcılara hitap etti.
Bakan Kacır, törenin ardından AK Parti Eskişehir İl Başkanlığını ziyaret etti.
]]>Aynı zamanda Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) Başkanı olan Çelik, AA muhabirine, geçen yılı 35 milyar dolar ihracat rekoruyla kapatan otomotiv endüstrisinde yan (tedarik) sanayi ve çekici sektörünün de 2023’ü rekorlarla tamamladığını söyledi.
Yan sanayi sektöründe hem yatırım anlamında da hem de üretim anlamında Türkiye’nin çok kuvvetli olduğunu ifade eden Çelik, bu gücünü ihracat başarısıyla ortaya koyduğunu belirtti.
Çelik, Türkiye otomotiv endüstrisinin en önemli gücünün yan sanayi olduğunu aktararak, “Tedarik sanayinin gelmiş olduğu nokta Türkiye’nin otomotiv ana sanayisini de orijinal ekipman üreticilerini de güçlü kılıyor. 2023 yılında yüzde 13 artışla 35 milyar dolarlık ihracata ulaştık. Bunun içindeki tedarik sanayinin payı yüzde 41 seviyelerinde ve 14 milyar doları aşan bir tedarik sanayi ihracatı var. Bu rakam bile tedarik sanayinin ne kadar önemli seviyelerde ihracata ulaştığını ve ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.” dedi.
“Dünyanın her yerine ihracat yapan bir tedarik sanayine sahibiz”
Çelik, tedarik sanayi sektörünün başta Avrupa’daki önemli otomotiv ana sanayi üreticileri (OEM) olmak üzere 200’e yakın ülkeye ihracat yaptığını hatırlattı.
Türkiye’deki yan sanayi sektörünün bir otomobilin içinde yer alan bütün parçaları üretebilen kapasiteye sahip olduğunu aktaran Çelik, şöyle devam etti:
“Bizler geleneksel içten yanmalı otomobillerin içinde yer alan parçaların hemen hemen hepsini üretebilir seviyedeyiz. Bunu dünyanın her yerine, tüm otomotiv ülkelerine, otomobil ve ticari araç üreten ülkelere ihraç eden bir tedarik sanayine sahibiz. Türkiye’de ihracata yönelik üretilen araçların içindeki yerlilik payının tedarik sanayinin gücüyle daha da yükseldiğini görüyoruz. Bu başarıyı hem sermaye gücü hem de insan kaynağı gücüyle yakaladık. Tedarik sanayisinin verdiği katkıyla otomotiv endüstrisi, liderliğini pekiştiren bir sektör haline geldi. Otomotiv endüstrisi ihracatının içinde de tedarik sanayisi önemli bir pay alıyor. Tabii tedarik sanayinin bu noktaya gelmesinin arkasındaki en büyük güç de otomotiv ana sanayinden geliyor. Bu kesinlikle yadsınamaz.”
“Tedarik sanayisi kalite bilinci açısından dünyanın birçok ülkesinden önde”
Çelik, tedarik sanayisinin geldiği noktayla otomotiv endüstrisinin daha güçlü bir konuma geldiğine değindi.
Tedarik sanayisi sektöründeki firmalarının kaliteli ürün üretme konusunda ciddi anlamda AR-GE’ye yatırım yaptığına dikkati çeken Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sektörde sürekli geliştirilen bir kalite bilinci var. Bizim ihracatta öncü olduğumuz pazarlara baktığımızda en fazla kalite beklentisi olan pazarlar bu pazarlar. Aksi takdirde bu pazarlarda yer almanız çok mümkün değil. Otomotiv endüstrisinin tedarik ve ana sanayisi kalite bilinci açısından dünyanın birçok ülkesinden önde. Hatta kalite bilinci açısından ekonomik büyüklük anlamında şu anda olduğumuz sıraların da çok daha önündeyiz. Bu bizim en güçlü kaslarımızdan bir tanesi. Sürekli yeniliğe, sürekli yeni teknolojilere adaptasyonumuz, genç nüfusumuz, dinamik mühendislik altyapımız bizim kaliteli ürün üretme noktasındaki başarımızı sağlıyor.”
“Çekici ihracatında Avrupa birinci sırada”
Çelik, geçen yılı çift haneli büyüme rakamıyla kapatan otomotiv endüstrisinin alt sektörlerinden çekici ihracatının da her yıl artarak büyümesiyle otomotiv endüstrisine güç kattığını dile getirdi.
Oransal bazda en yüksek büyümeyi çekici ihracatında yaşadıklarına değinen Çelik, şunları kaydetti:
“Türkiye, ağır ticari ürünlerde Avrupa’nın en büyük ticari araç üreticisi. Ağır ticari ve çekici ihracatları da bu kapsam altında değerlendirildiğinde çekici ihracatının son iki yıldır çift haneli büyümesi bizim ticari araç ihracatındaki liderliğimizi pekiştiriyor. Çekici ihracatında da Avrupa birinci sırada. Tedarik sanayinde ve çekici ihracatında bir miktar Rusya faktörü var. Rusya’ya da iyi artış var ama Avrupa her zaman ön planda.”
]]>İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Çanakkale Ziraat Odası ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şubesi ile Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamuller İhracatçılar Birliği arasında protokol imzalandı.
Çanakkale Ziraat Odası aracılığıyla yapılan çağrı üzerine bir araya gelen 21 kadın çiftçi, “süs bitkilerinin üretim potansiyelinin belirlenmesi” konusunda yürütülecek projenin detaylarına ilişkin bilgilendirildi.
Protokole göre, hazırlanacak proje kapsamında Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği üreticilere başlangıç materyali sağlayacak, hasat edilen ürünlerin satış ve pazarlamasına destek olacak.
Ziraat Odası, çiftçilerin organizasyonuna, ÇOMÜ eğitim ve desteklenmesine, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekonomik ve sosyal yönden gelişimlerine, Ziraat Mühendisleri Odası ise birimlerin koordinasyon ve mühendislik desteklerine katkı verecek.
Özellikle kadın üreticilerin, kooperatif ve dernek benzeri oluşumlarla bir arada bulunabilecekleri bir organizasyon oluşturulmasının hedeflendiği çalışmanın ilk aşamasında, İstanbul’da mezat ziyareti yapılacak. Ayrıca, satış ve pazarlama üzerine görsel hafızalarını geliştirmek üzere toplantılar düzenlenecek, üretim seraları gezilecek, ÇOMÜ Sürekli Eğitim Merkezi’nde eğitim verilecek, ihracata yönelik üretim desteklenecek.
Koordinasyon sağlandıktan sonra altyapıları, üretim alanları, iş gücü ve üretim kapasiteleri değerlendirilerek, süs bitkisi üretimine temmuz ayında geçilecek. Her çiftçiye ortalama 600 metrekare alanda üretim materyali sağlanarak, kalite ve standardına bağlı olarak ürün ihracatı desteklenecek.
“Termalin olduğu ilçelerin salon bitkisi üretimine uygun olduğunu düşünüyoruz”
Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı İsmail Yılmaz, AA muhabirine, Çanakkale’nin hem iç hem de dış pazara yakınlığı nedeniyle süs bitkileri yetiştiriciliği konusunda avantajlı bir konumda yer aldığını söyledi.
Çanakkale’nin iklimsel olarak kışın birkaç ayın dışında süs bitkileri için uygun olduğunu ifade eden Yılmaz, “Burada üretim olursa yeni bir üretim alanı açmış oluruz. Şu anda süs bitkilerinde kesme çiçekte Antalya ağırlıkta bir ihracatımız söz konusu. Antalya’da yaz sıcağından dolayı iklimsel dezavantajlarımız var. Karanfilin dışında başka çeşitleri pazara sunamıyoruz. Daha fazla çeşitliliğin sağlanacağını düşündüğümüz bir bölge olduğu için Çanakkale’de birtakım çalışmalar yapılması adına iyi niyet protokolü imzaladık.” diye konuştu.
Yılmaz, Çanakkale’de kısa sürede süs bitkisi denemelerinin yapılacağını, birçok çeşidin uyumlu olacağını düşündüklerini aktardı.
Süs bitkisi üretiminin Çanakkale ve ülke ekonomisine önemli katkılar sunacağına inandığını ifade eden Yılmaz, “Bundan 10 yıl önce Sakarya’da süs bitkileri sektörü yokken şu an ciddi bir sektör oluştu. Tokat’ta böyle bir sektör yokken yeni yeni oluşmaya başlıyor.” dedi.
“Çanakkale’de de neden olmasın?” düşüncesiyle hareket ettiklerini vurgulayan Yılmaz, bu işi layıkıyla yapabilecek üreticilerle başlanıp projenin kendiliğinden büyüyeceğini öngördüklerini anlattı.
Yılmaz, Çanakkale’de üretilecek süs bitkilerin yerel esnafın ihtiyacını karşılayacak düzeyde olacağını, daha sonra büyük hedeflerin ortaya konulacağını belirterek, şunları kaydetti:
“Bir adım sonra kentin etrafındaki büyükşehirler, sektör daha da büyüdüğünde ihracat boyutuna taşınması gerekiyor. Bunu Isparta’da da yaşadık. Isparta’da 15 yıl önce sektör yokken şu an 1500-2 bin dönüm kapalı alanda yazlık karanfil üretimi yapılıyor. Bu ürünlerin tamamının Hollanda ve İngiltere’de satışı yapılıyor. Burada hem serada kesme çiçekler hem de dış mekanda üretimler gerçekleştiriliyor. Çanakkale’de termalin olduğu ilçelerin salon bitkisi üretimine uygun olduğunu düşünüyoruz. Süs bitkileri üretiminin neredeyse tamamı burada yapılabilecek potansiyele sahip.”
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bir dizi inceleme ve açılışlara katılmak üzere geldiği Nevşehir’de sektör temsilcileri ile bir araya geldi. Bakan Yumaklı toplantıda yaptığı konuşmada, “Gıdanın, su ve ormanın her geçen gün öneminin ve değerinin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Bu sektörlerde küresel alandaki gelişmeleri takip ederken yereldeki potansiyelimizi tespit edip, etkin politikalarla süreci yürütmemiz gerekiyor. Tabii bu çalışmalar masa başından olmuyor. Yerelde veya sahada üreticimiz, çiftçimiz, sanayicimiz, STK’larımız ve mesai arkadaşlarımızla bir araya gelerek sektörün dününü, bugününü ve yarınını değerlendirmemiz gerekiyor. Bu nedenle görevi devraldığım günden bu yana illerimizi ziyaret ediyor, sektöre ait sorunlara el atıyoruz. Sorunların çözümü noktasında yapabileceklerimizi kısa, orta ve uzun vadeli çalışma ajandamıza not ediyoruz. Yapamayacaklarımız konusunda da neden olmayacağını gerekçeleri ile paydaşlarımıza aktarıyoruz” dedi.
Tarımın stratejik öneminin artmasına son dönemde yaşanan salgın hastalıklar, savaşlar, doğal afetler, iklim değişikliği ve nüfus artışının sebep olduğunu ifade eden Bakan Yumaklı, “Biz bunları yeni normal olarak tanımlıyoruz. Nüfus artışıyla bir yandan daha çok ürün üretmemiz gerekirken, üretimi baskılayan, girdi maliyetlerini yükselten süreçlerle de karşı karşıya kalıyoruz. Ben inanıyorum ki bu süreci etkin ve verimli politikalar üreterek ve çiftçimizin üretme azmiyle hep birlikte geride bırakacağız. Son dönemde yaşadığımız yeni normal çerçevesinde gıda arz güvenliğinde herhangi bir sorun yaşamadıysak, bunu illerimize sağladığımız güçlü üretim ve sanayi altyapısı, ayrıca siz değerli kardeşlerimizin üretimlerine borçluyuz. Su alanında 2,9 milyar lira yatırım yaparak 59 tesisi hizmete aldık. Kırsal kalkınma desteklerimizle Nevşehir’in tarım ve orman altyapısını güçlendirdik. 20 milyon 300 bin fidanı toprakla buluşturduk. ORKÖY kapsamında 43 milyon lira hibe ve kredi desteği sağlayarak, yaklaşık 221 projenin hayata geçmesine vesile olduk. Tarımsal üretim alanlarının korunması amacıyla 366 bin dekar alana sahip Hacıbektaş ve Nevşehir Acıgöl ovalarımızı koruma altına aldık. Bu ovalarımızı gıda arz güvenliğimizin teminatı olarak görüyoruz. Bakanlık olarak verdiğimiz destekler ve yaptığımız yatırımlarla Nevşehirli üreticilerimiz hem modern tarımla buluştu hem de üretimde verimini arttırdı. Özellikle bitkisel ve hayvansal üretimde verilen destek ve yatırımlar ile son 21 yılda; sebze üretimini neredeyse 4 kat artırdı. Bakanlık olarak önümüzdeki dönemde politikalarımızı 5 eksen etrafında topladık. Bunlar; sürdürülebilirlik, verimlilik, kalite, kayıtlılık ve sektöre yatırımdır. Planlı üretim, suya göre tarım ve sözleşmeli tarım ile Nevşehir’in tarımsal üretim desenini yeniden ele alıyoruz. Bu çalışmaları yaparken üreticimizi belli bir ürün üretmeye zorlamayacağız, çiftçimizin ekonomik kazanç sağlayacağı, ülkemizin gıda arz ihtiyacının karşılanacağı bir sistem yürüteceğiz. Yani, kazan-kazan prensibi ile hareket edeceğiz. Kırsal kalkınma desteklerimizden gençlerimiz ve kadınlarımızın daha çok yararlanması için pozitif ayrımcılık yapmaya devam edeceğiz. 1,3 milyar lira tutarındaki 12 su ve sulama projemizi Nevşehir’e hızlı bir şekilde kazandırmak için çalışmalarımızı büyük bir gayretle sürdüreceğiz. İnşallah bizim teşvikimiz, sektör paydaşlarının da gayreti ile evelallah üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yok. Güçlü Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiği düsturuyla var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu. – NEVŞEHİR
]]>KONYA – Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, önümüzdeki dönemde hem organize sanayi bölgelerinin kaynaklarını hem de bakanlığın kaynaklarını Türkiye’nin mesleki eğitimi için seferber etmeyi amaçladıklarını söyledi.
Konya’da bulunan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Konya Sanayi Odası’nda düzenlenen Konya Sanayiciler İstişare Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Bakan Kacır, “Konya’nın potansiyelini bugünkünden çok daha ileri bir düzeye çıkarıyor olacağız. İnsan kaynağı, insan kıymeti meselesi sorunu var. Tabii bu meselenin aslında çok boyutlu bir mesele olduğunu zannediyorum hepimiz farkındayız. Yani bir yandan bir kültürel dönüşüm boyutu var bu işin. Bir yandan da eğitim sistemimizle ilgili yönleri, yanları var. Şunu savunuyoruz bakanlık olarak; mutlaka mesleki eğitime özel sektörün öncülük etmesi lazım. Müfredatından tüm eğitim uygulamalarına kadar özel sektörün himayesinde mesleki eğitim çalışmalarını gerçekleşiyor olması lazım. Bunu yapabilecek mekanizmalar geçmişte kuruldu. Kurulan mekanizmalardan işler olanlarını, ki bunların başında organize sanayi bölgelerinde kurulmuş meslek liseleri, meslek yüksekokulları gelmektedir, daha iyi bir düzeye çıkarmak için daha fazla kaynak ayırmamız lazım. Önümüzdeki dönemde hem organize sanayi bölgelerimizin kaynaklarını, hem bakanlığımızın kaynaklarını, hem yatırım teşvikleri ile sektöre sunduğumuz, özellikle büyük ölçekli firmalara sunduğumuz kaynakları bir ölçüde Türkiye’nin mesleki eğitimi için seferber etmeyi amaçlıyoruz. Bunu yapmazsak bugün yaşadığımız sorunlar önümüzdeki dönemde artarak devam edecek. Bunu yaparsak Allah’ın izniyle hızlı sonuç alacağız. Aslında Türkiye’de özel sektör dokunuşu olan bazı alanlarda mesleki eğitimde çok hızlı neticeler aldık. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de bir ilk yaşandı. Bazı meslek liseleri tam puanla öğrenci aldılar. Lise giriş sınavlarında tam puan alan öğrencilerin bazıları Türkiye’de meslek lisesi tercihi yaptılar. Ama hangi meslek liselerini tercih ettiler? Baykar’ın kurduğu Havacılık, Uzay, Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’ni. Özdemir Bayraktar Havacılık Meslek Havacılık ve Uzay Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’ni, ASELSAN’ın himaye ettiği Ankara’daki Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’ni, Teknopark İstanbul’daki siber güvenlik Mesleki Teknik Anadolu Lisesi. Demek ki biz markalarımızla, kurumlarımızla mesleki eğitimi himaye ettiğimizde doğrudan netice alabiliyoruz. Şimdi savunma sanayii Türkiye’nin gözde sektörü elbette. Bu bir gerçek. Fakat hala savunma sanayiinin geldiği bu konuma rağmen savunma sanayiinden çok daha büyük sektörlerimiz var bizim. Üretim düzeyleriyle, ihracat düzeyleriyle otomotiv sektörümüz, kimya sektörümüz, tekstil sektörümüz, makine sektörümüz, gıda. Sektörümüz halen ölçek itibarıyla savunma sanayiinden çok daha büyük sektörler. ve bu sektörlerde de çok fazla büyük oyuncu var. ve bu oyuncuları biz devlet eliyle her daim destekleyegeldik. O vakit önümüzdeki dönemde devlet özel sektör el ele vereceğiz. ve bu mesleki eğitim meselesini bir sorun olmaktan çıkaracak adımları hızla atıyor olacağız” şeklinde konuştu.
“İnsan kaynağı bulmakta olağanüstü zorluk yaşıyoruz”
Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, Konya’nın güçlü bir sanayileşme süreci yaşadığını ifade ederek, “Yüksek enflasyona, artan maliyetlere, etrafımızdaki tüm istikrarsızlık ve savaşlara rağmen üretime olan inancımızı koruyor, yatırım ve üretim motivasyonumuzu güçlü tutmaya çalışıyoruz. Ancak üzülerek ifade ediyorum ki hepimizin ortak sorunu insan kaynağı. Fabrikalarımızda çalışacak, üretecek insan kaynağı bulmakta olağanüstü zorluk yaşıyoruz. Bir yandan ülkemizde genç işsizlik oranı yüzde 15.5’a ulaşırken, diğer yandan sanayinin insan kaynağı sıkıntısı yaşaması artık üretim güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Bu meselenin çözümünün mesleki eğitimde olduğunu düşünüyoruz. Son dönemde devletimiz de, özellikle 28 Şubat’tan sonra ihmal edilen mesleki eğitimi yeniden özendirmek amacıyla çok ciddi yatırımlar yaptı. Biz tüm bu yatırımlar için teşekkür ediyoruz. Bu konuda adeta milli bir seferberlik ruhu ile hareket ederek, mesleki eğitimi ülkemizin en öncelikli gündem maddesi haline getirmek zorundayız” diye konuştu.
Konya Sanayi Odası Meclis Başkanı Memiş Kütükçü ise, “Konya 1970’li yıllardan sonra hızla sanayileşmeye inmesi arttırarak bugün ihracatının yüzde 75’sini sanayi mamullerinden oluşan net bir sanayi şehri haline gelmiş bir kentimiz. Konya Organize Sanayi Bölgemizde Türkiye’nin an itibariyle 31 milyon metrekareyle 2. büyük organize sanayi bölgesi haline gelmiş ve Konya’nın kendi girişimcilerinin ağırlıklı kurdukları tesisler ve tesislerle ki bugün teşriflerinizden bir tanesinin açılışını gerçekleştirdik. Dün itibariyle de 6. genişleme bölgemizin ön tahsis sözleşmeleri ve yer çekim kuralları sürecini tamamladığımız halen gelişmekte ve genişlemekte olan bir bölgemiz. Bu konularda bakanlığımızın şehrimize organize sanayi bölgemize verdiği destekten dolayı müteşekkiriz” ifadelerini kullandı.
]]>Konya’da bulunan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Konya Sanayi Odası’nda düzenlenen Konya Sanayiciler İstişare Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Bakan Kacır, “Konya’nın potansiyelini bugünkünden çok daha ileri bir düzeye çıkarıyor olacağız. İnsan kaynağı, insan kıymeti meselesi sorunu var. Tabii bu meselenin aslında çok boyutlu bir mesele olduğunu zannediyorum hepimiz farkındayız. Yani bir yandan bir kültürel dönüşüm boyutu var bu işin. Bir yandan da eğitim sistemimizle ilgili yönleri, yanları var. Şunu savunuyoruz bakanlık olarak; mutlaka mesleki eğitime özel sektörün öncülük etmesi lazım. Müfredatından tüm eğitim uygulamalarına kadar özel sektörün himayesinde mesleki eğitim çalışmalarını gerçekleşiyor olması lazım. Bunu yapabilecek mekanizmalar geçmişte kuruldu. Kurulan mekanizmalardan işler olanlarını, ki bunların başında organize sanayi bölgelerinde kurulmuş meslek liseleri, meslek yüksekokulları gelmektedir, daha iyi bir düzeye çıkarmak için daha fazla kaynak ayırmamız lazım. Önümüzdeki dönemde hem organize sanayi bölgelerimizin kaynaklarını, hem bakanlığımızın kaynaklarını, hem yatırım teşvikleri ile sektöre sunduğumuz, özellikle büyük ölçekli firmalara sunduğumuz kaynakları bir ölçüde Türkiye’nin mesleki eğitimi için seferber etmeyi amaçlıyoruz. Bunu yapmazsak bugün yaşadığımız sorunlar önümüzdeki dönemde artarak devam edecek. Bunu yaparsak Allah’ın izniyle hızlı sonuç alacağız. Aslında Türkiye’de özel sektör dokunuşu olan bazı alanlarda mesleki eğitimde çok hızlı neticeler aldık. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de bir ilk yaşandı. Bazı meslek liseleri tam puanla öğrenci aldılar. Lise giriş sınavlarında tam puan alan öğrencilerin bazıları Türkiye’de meslek lisesi tercihi yaptılar. Ama hangi meslek liselerini tercih ettiler? Baykar’ın kurduğu Havacılık, Uzay, Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’ni. Özdemir Bayraktar Havacılık Meslek Havacılık ve Uzay Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’ni, ASELSAN’ın himaye ettiği Ankara’daki Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’ni, Teknopark İstanbul’daki siber güvenlik Mesleki Teknik Anadolu Lisesi. Demek ki biz markalarımızla, kurumlarımızla mesleki eğitimi himaye ettiğimizde doğrudan netice alabiliyoruz. Şimdi savunma sanayii Türkiye’nin gözde sektörü elbette. Bu bir gerçek. Fakat hala savunma sanayiinin geldiği bu konuma rağmen savunma sanayiinden çok daha büyük sektörlerimiz var bizim. Üretim düzeyleriyle, ihracat düzeyleriyle otomotiv sektörümüz, kimya sektörümüz, tekstil sektörümüz, makine sektörümüz, gıda. Sektörümüz halen ölçek itibarıyla savunma sanayiinden çok daha büyük sektörler. ve bu sektörlerde de çok fazla büyük oyuncu var. ve bu oyuncuları biz devlet eliyle her daim destekleyegeldik. O vakit önümüzdeki dönemde devlet özel sektör el ele vereceğiz. ve bu mesleki eğitim meselesini bir sorun olmaktan çıkaracak adımları hızla atıyor olacağız” şeklinde konuştu.
“İnsan kaynağı bulmakta olağanüstü zorluk yaşıyoruz”
Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, Konya’nın güçlü bir sanayileşme süreci yaşadığını ifade ederek, “Yüksek enflasyona, artan maliyetlere, etrafımızdaki tüm istikrarsızlık ve savaşlara rağmen üretime olan inancımızı koruyor, yatırım ve üretim motivasyonumuzu güçlü tutmaya çalışıyoruz. Ancak üzülerek ifade ediyorum ki hepimizin ortak sorunu insan kaynağı. Fabrikalarımızda çalışacak, üretecek insan kaynağı bulmakta olağanüstü zorluk yaşıyoruz. Bir yandan ülkemizde genç işsizlik oranı yüzde 15.5’a ulaşırken, diğer yandan sanayinin insan kaynağı sıkıntısı yaşaması artık üretim güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Bu meselenin çözümünün mesleki eğitimde olduğunu düşünüyoruz. Son dönemde devletimiz de, özellikle 28 Şubat’tan sonra ihmal edilen mesleki eğitimi yeniden özendirmek amacıyla çok ciddi yatırımlar yaptı. Biz tüm bu yatırımlar için teşekkür ediyoruz. Bu konuda adeta milli bir seferberlik ruhu ile hareket ederek, mesleki eğitimi ülkemizin en öncelikli gündem maddesi haline getirmek zorundayız” diye konuştu.
Konya Sanayi Odası Meclis Başkanı Memiş Kütükçü ise, “Konya 1970’li yıllardan sonra hızla sanayileşmeye inmesi arttırarak bugün ihracatının yüzde 75’sini sanayi mamullerinden oluşan net bir sanayi şehri haline gelmiş bir kentimiz. Konya Organize Sanayi Bölgemizde Türkiye’nin an itibariyle 31 milyon metrekareyle 2. büyük organize sanayi bölgesi haline gelmiş ve Konya’nın kendi girişimcilerinin ağırlıklı kurdukları tesisler ve tesislerle ki bugün teşriflerinizden bir tanesinin açılışını gerçekleştirdik. Dün itibariyle de 6. genişleme bölgemizin ön tahsis sözleşmeleri ve yer çekim kuralları sürecini tamamladığımız halen gelişmekte ve genişlemekte olan bir bölgemiz. Bu konularda bakanlığımızın şehrimize organize sanayi bölgemize verdiği destekten dolayı müteşekkiriz” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Ticaret Borsası hizmet binası fuaye alanında gerçekleştirilen imza töreninde yaptığı konuşmada, deprem günlerinde Savunma Sanayii Başkanlığı’nda faaliyet gösteren firmaların ayrı ayrı sorumluluk aldıklarını ve ortak ihtiyaçları üretmek üzere üretim tesisleri kurguladıklarını söyledi.
Görgün, bugün de Kahramanmaraş’ta bunun ilkinin açılışını yaptıklarını hatırlatarak, söz konusu çalışmanın ikinci safhası için sözleşme akdinin daha büyük bir yatırımı içerdiğini ve yalnızca günümüz gençleri için değil gelecek nesiller içinde önemli olduğunu vurguladı.
Savunma sanayinin özellikle son 20 yılda müthiş başarılara imza attığını anlatan Görgün, şunları kaydetti.
“Sayın Cumhurbaşkanımızın bizlere verdiği destek, motivasyon ve sunduğu imkanlar, bu sektörde faaliyet gösteren tüm şirketlerimizin azim ve gayretli çalışmalarıyla hamdolsun biz yerlilik oranında yüzde 80’leri yakaladık. Savunma sanayii, hemen hemen her ortam için platform üreten özgün milli tasarımları kendi içindeki komponentleriyle faydalı yükleriyle mühimmatlarıyla ihtiyaç duyduğu tüm alt sistemleriyle yerli ve milli üreten bir sektör haline geldi. Bu haliyle dünyanın her yerinden gıptayla ve merakla takip edilen sektör haline geldi. 2023 yılını bir önceki yılın rakamlarına göre yüzde 27’lik bir artışla 5.5 milyar dolarlık ihracat rakamıyla kapattı. Özellikle kilogram başına ihracat değeri ortalamada 65 doları yakaladı. Bir önceki yıla göre yüzde 14’lük bir artıştı bu. Ancak bizim öyle ürünlerimiz var ki kilogram ihracat değeri 10 bin doları da geçiyor. Nitelikli, yüksek teknolojili ürünleri geliştiriliyor. Biz ürettiğimiz ürünlerle kendi ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz, bununla birlikte dost ve müttefik ülkelerimizle de uzun süreli sürdürülebilir ilişkiler kurmak üzere birlikte çalışma fırsatlarını da kovalıyoruz. İşte bu gayretimiz, kalite ve maliyet etkin çözümlerimizle birlikte tercih edilen bir ülke ve sektör olmamızdan dolayı uluslararası işlerimizin, işbirliklerimizin, ihracatımızın artması anlamına geliyor. Kahramanmaraş Türkoğlu’ndan üretilen ürünlerin bir kısmı ihracat yapılacak, yurt dışına satılacak. Hali hazırda siparişleri alınmış üretilmeye başlanmış sistemler.”
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Vahit Kirişci ise atılan adımların daha büyük yatırımların kapısını aralayacağını vurguladı.
Gençlik yıllarında kentte üniversite olmadığı için 18 yaşındayken başka bir şehre gitmek zorunda kaldığını hatırlatan Kirişçi, “Bugünkü gençlerimizin ne kadar şanslı ve bu konularda daha bereketli olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. İki üniversitemiz var, bu üniversitelerimizin yetiştireceği evlatlar bu memleketin evlatları başta olmak üzere pırıl pırıl gençlerimiz olacak. Bu katma değerli sektörde istihdam ediliyor olacaklar. Bundan dolayı bende çok mutlu ve heyecanlıyım.” diye konuştu.
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, Kahramanmaraş’ın daha büyük yatırımlarla çok daha büyük bir sanayi kenti olmaya hazır bir şehir olduğunu belirtti.
Yatırımların kenti çok daha büyük bir teknolojik dönüşüme hazır hale getireceğine inandığını aktaran Buluntu, “Bunun sinyalleri alınmaya başladı. Şu anda 100’ün üzerinde Savunma Sanayii şirketine aynı zamanda yan tedarikçi olmak isteyen firmalarımız hazır. Bu şirketimizle birlikte Kahramanmaraş belki 100 yılın felaketini yaşadı ama şu an 100 yılın dönüşümünü birlikte yaşayacağız.” ifadelerini kullandı.
İmza töreninin ardından Görgün ve beraberindekiler, Onikişubat ilçesindeki EXPO alanına kurulan savunma sanayi konteyner kenti ziyaret ederek, vatandaşlarla bir araya geldi.
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Kacır ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, sektör çalışanları ve üniversite öğrencilerini bir araya getirmeyi hedefleyen “Sektör Kampüste Programı” kapsamında işbirliği protokolünü imzaladı.
Protokolle, Bakanlık ve YÖK Başkanlığı öncülüğünde, gelişen teknolojilere yönelik ihtiyaç duyulan yetkinlikleri uygulamalı çalışmalarla geliştirmek için iş dünyası ile iç içe bir eğitim modelinin geliştirilmesi, iş dünyasının üniversiteye dahil edilmesi, firma ve üniversitelerin karşılıklı olarak gelişimlerine katkıda bulunulması hedefleniyor.
Bakan Kacır, imza töreninde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde “Türkiye Yüzyılı”nı inşa ederken, kritik teknolojilerde “tam bağımsızlık” amacına emin adımlarla yüründüğünü, Türkiye’yi dünyanın devler ligine yükseltmek için insan kaynağını harekete geçirdiklerini ifade etti.
Gençlerin önlerindeki engelleri kaldırarak, onlara yönelik araştırma desteklerinden bilim merkezlerine, burslardan festivallere kadar bilimi ve teknolojiyi daha yakından tanımalarını yönlendirecek adımlar attıklarını bildiren Kacır, TEKNOFEST ve Deneyap Teknoloji Atölyeleri’yle gençlerin bilim ve teknoloji dünyasıyla tanıştırıldığını kaydetti.
Kacır, bilim merkezlerine yönelik desteklerle bilim kültürünü yaygınlaştırıldığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
“Geleceğin teknoloji yıldızlarını yetiştirmek, gençlerimize gelişen teknoloji yetkinliklerini hızla kazandırmak amacıyla araştırma, geliştirme ve inovasyona liderlik eden firmalarımızla üniversitelerimiz arasında köprüler kurduğumuz ‘Sektör Kampüste Programı’nı hayata geçiriyoruz. Gençler; blokzincir, yapay zeka, bulut bilişim, dijital dönüşüm, ileri imalat gibi konularda kendi alanlarının öncü teknoloji firmaları ve sektör profesyonelleriyle buluşacak.”
Yenilikçi öğrenme imkanı
Gençlere, sektör liderlerinden aldıkları derslerle, ileri teknolojilerdeki son eğilimleri, iyi uygulama örneklerini ve yenilikçi projeleri öğrenme imkanı sunduklarına işaret eden Kacır, öğrencilerin staj olanakları ve işbirliği projeleriyle edindiği teorik bilgileri, pratik deneyimlerle harmanlamalarına destek olduklarını belirtti.
Kacır, teknoloji üreten ve teknolojiyi en iyi kullanan firmalara da birikimlerini üniversiteler ve gençlerle paylaşma imkanı sunduklarını ve böylece ülkenin nitelikli insan kaynağını ve beşeri sermayesini güçlendirdiklerini ifade etti.
Üniversitelerin de bu işbirliğinde, öğrencilere sundukları eğitim olanaklarını yenilikçi bir modelle zenginleştirmek üzere çok önemli bir inisiyatifi üstlendiklerini bildiren Kacır, ilk uygulamasını 2022-2023 döneminde devreye aldıkları programda 36 farklı ders içeriğini 1500’ü aşkın öğrenciyle buluşturduklarını ifade etti.
Kacır, gelinen noktada ASELSAN, Arçelik, Baykar, Cezeri, TUSAŞ, Turkcell, TÜBİTAK, Türksat gibi alanlarında öncü onlarca firma ve kurumun, 84 üniversiteden on binlerce öğrencinin faydalandığı devasa bir üniversite-sanayi işbirliği platformunun temellerini atabilme noktasına geldiklerine dikkati çekti.
En büyük yatırımı insan kaynağına yapmaya devam edeceklerini belirten Kacır, “İnanıyorum ki gençlerimiz de Milli Teknoloji Hamlesi’ni en üst düzeyde sahiplenmeye devam edecekler. Onların katkılarıyla büyüyen, güçlenen, sınırları aşan, özgüven ve iddia sahibi Türkiye’nin yükselişine şahitlik edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde, Türkiye’nin İnsanlı İlk Uzay Misyonu’nu gerçekleştiren ülkenin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın da bir seminer programıyla öğrencilerle buluşacağı bilgisini verdi.
Böylece gerçekleştirdikleri uzay misyonu ve insanlı uzay araştırmalarının gençlerin yakından bilgi sahibi oldukları alanlar olacağına işaret eden Kacır, şunları kaydetti:
“Önümüzdeki dönemde nice insanlı uzay misyonunu hazırlayacak insan kaynağının yetişmesine TUA’nın koordinasyonuyla, İTÜ’nün ev sahipliğiyle gerçekleşecek bu seminer programı da önemli katkılar sunacak. Türkiye’nin araştırma, geliştirme, inovasyon ekosistemini üniversiteler ve gençlerin emrine amade hale getirmeye dönük adımlar atmayı çok önemsiyoruz. Her bir gerçekleşen milli projenin kazanımının Türkiye’nin beşeri sermayesine sunduğu katkı olduğunu değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde yürüteceğimiz ortak çalışmalar da bu süreci bugünkünden de çok daha ileri bir noktaya taşıyacak.”
“Sektörler nitelikli iş gücüne daha kolay ulaşabilecek”
YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar da protokolle, iş dünyası ve sektörlerin talepleri doğrultusunda, üniversitelerde seçmeli derslerin açılabileceğini ve bu derslerin verilmesinde Bakanlığa bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarda görev yapanlar veya sektör kuruluşlarından alanında uzman kişilerin görev alabileceğini bildirdi.
Bu şekilde, üniversite-sektör işbirliği açısından bir başka somut adımı atacaklarını belirten Özvar, şu ifadeleri kullandı:
“Üniversite-sektör iş birliği sayesinde üniversite öğrencileri, daha eğitim sürecinde, sektörel gelişmelere ve dinamiklere vakıf olabilecektir. Bu şekilde, hem mezunlarımızın istihdam piyasasına daha hazır bir şekilde girebilmesi hem de sektörlerin ihtiyaç duydukları nitelikli iş gücüne daha kolay ulaşabilmeleri mümkün olacaktır.”
]]>Ülkemizde oyun sektörü, teknoloji ve espor sektörlerinin ayrıntılı veriler ile ele alındığı Türkiye Oyun Sektörü Raporu 2023, turkiyeoyunsektoruraporu.com sitesinde yayımlandı. Burger King, GAMEON (Türk Telekom), GeForce NOW Powered by Game+, HOST (Hub of Streaming), Lockpick, Popeyes, Portuma, Twitch TV, WePlay Ventures ve XSolla gibi sektör liderlerinin sponsorluğunda yayımlanan raporda, Türk oyuncularının ve oyun sektörünün derinlemesine analizi yer alıyor.
Raporda, lokal oyun firmaları, mobil, konsol ve PC platformlarında tercih edilen oyun türleri, Türk oyuncularının satın alma, tüketim ve genel alışkanlıkları, önceki yıllara göre Türkiye oyun sektörü verilerinin detaylı karşılaştırmaları, espor ekosistemi ve sektördeki yatırımlar gibi başlıklar ele alınıyor. Ayrıca, Türkiye’nin sektör profesyonelleri ve oyun medyasının değerli temsilcileri de raporu yorumlarıyla zenginleştiriyor.

2022’den Bu Yana Türkiye Oyun Sektöründe Neler Değişti?
Türkiye Oyun Sektörü 2023’te yer alan verilere göre; 2023 yılı itibariyle Türkiye’de 74M+ üzerinde internet kullanıcısı bulunuyor. 2022 yılında %85 olan internet kullanıcılarının toplam nüfusa oranı, 2023’te %87,1’e yükseldi. Ülkemizdeki sosyal medya kullanıcı sayısı 70M+ bandında olurken, bu mecralarda geçirilen ortalama süre ise geçtiğimiz yıldan 3 dakika azalarak 2 saat 44 dakika olarak kaydedildi.
Aktif oyuncu sayısının 2023’te 47M+/- bandına yükseldiği görülürken, bu oyuncuların %45’ini kadınlar, %55’ini ise erkekler oluşturuyor. 2023 yılında ülkemizde PC türünde en çok tercih edilen oyun türü Shooter/FPS olurken, mobil cihazlarda ise casual veya gündelik oyunlar tercih edildi.

Sektör Profesyonelleri Yorumları ile Türkiye Oyun Sektörü Raporu 2022’de
Gaming In Turkey | MENA | EU Oyun ve Espor Ajansı tarafından yayınlanan raporda, sektörün önemli isimlerinin yorumları ve görüşleri de bulunuyor. TESFED ve Federasyon Başkanı Alper Afşin Özdemir, TAB Gıda Marka İş Birlikleri ve Proje Geliştirme Müdürü Fatih Melih Kuzgunkaya, Türk Telekom Sabit Hizmetler Pazarlama Direktörü Nilay Altan, Video Oyun Tasarımcısı Senem Aksakal, Gamfed Türkiye Temsilcisi Ercan Altuğ, Teknoloji Oyunlaştırma ve Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Afra Çalık, Portuma kurucusu Ozan Emrah Ünal, WePlay Ventures CEO’su Burak Yılmaz, StartGate CEO’su Mustafa Cihat Durmuş, XSolla Türkiye Ülke Müdürü İlayda Bayarı, Riot Games Türkiye Ülke Müdürü Erdinç İyikul, Bahçeşehir Üniversitesi Game Lab Yöneticisi Güven Çatak, ve canlı yayın ve turnuva organizasyon hizmetleri sunan EMBED’in kurucuları Ali Baki Duman ve Tugay Sakaoğlu gibi isimlerin yanı sıra daha birçok uzmanın yorumu da Türkiye Oyun Sektörü Raporu 2023’te yer alıyor.
Ayrıca Türkiye Oyun Sektörü Raporu 2023, bu yıl arkasında güçlü bir medya desteği de taşıyor. Türkiye’nin oyun, teknoloji ve espor haberleri ile sektörde adından söz ettiren medya mensuplarından 5mid, A’dan Z’ye Espor, Atarita, Başlat Tuşu, Bölüm Sonu Canavarı, BPT Oyun, Disket Kutusu, Donanım Haber, Espor Gazetesi, Espor Times, Flank Esports, Fragtist, FRPNet, Gamer Papers, Gamerbase, Gamizm, Hubogi, İndir.com, Ludenoid, Marketing Türkiye, Mavikol, Misternoob, Mobidictum, OSE, Oyun Dijital, Oyun Günlüğü, PC Hocası, Playerbros, Save Butonu, ShiftDelete, Tamindir.com, Technologic, Technopat, Teknodiot, Türk MMO, Turuncu Levye, Upcorn ve Webtekno raporun medya sponsorları olarak yer aldı.
2023 yılında Türkiye’de oyun sektörüne yön veren olayların ele alındığı raporda, dünyadaki genel oyuncu verileri ve oyun sektörüne ışık tutan bilgiler yer alıyor. Türkiye’deki oyun sektörü ve oyuncuları derinlemesine inceleyen Türkiye Oyun Sektörü Raporu 2023’ü dijital olarak yayınlandığı turkiyeoyunsektoruraporu.com adresinden inceleyebilir ve indirebilirsiniz.
]]>KTO, genişletilmiş meslek komitesi toplantılarını Milletvekillerinin katılımlarıyla sürüyor. KTO 39. Yük ve Yolcu Taşımacılığı Meslek Komitesi istişare toplantısı; AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu, KTO Başkanı Ömer Gülsoy, AK Parti İl Teşkilatı yetkilileri, komite üyeleri ve lojistik firmaları yetkililerinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Toplantıda konuşan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Şehrimizin ihracatı açısından Lojistik sektörümüz bizim için çok önemli. Ulaşım olmadan ticaret, ihracat, yardımda olmayacağını biliyoruz. Bu sebeple sektör temsilcilerimizi ve komite üyelerimizi AK Parti Kayseri Milletvekilimiz Şaban Çopuroğlu ile buluşturduk. Sektörlerinde yaşadıkları sıkıntıları ve taleplerini dile getirme fırsatı buldular. Vekillerimize toplantıya katılımlarından dolayı teşekkür ediyorum” dedi.
Toplantıda komite üyeleri ve sektör temsilcileri yaşadıkları sorunları ve taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
“Kayseri’de yük taşımacılığı sektörü için Lojistik Merkez ve Otoban olmamasından kaynaklı sorunlar, ticari amaçlı yük ve yolcu taşımacılığı yapan, mesleki yeterlilik belgesi sahibi sürücüler için, SRC yaş sınırının 65’ten 69’a çıkarılarak 1 yıl uzatılması konusunun kalıcı hale getirilmesi, yük ve yolcu taşımacılığında, asgari ehliyet alma yaşından kaynaklı yetkin ve yeteri kadar eleman bulmakta zorlanıldığı belirtilerek asgari ehliyet alabilme yaşının 24’ten 20 ya da 22 yaşa indirilmesi talebi, diğer sektörlerde olduğu gibi yük ve yolcu taşımacılığı sektöründe de çalışanların SGK girişlerinin anlık yapılabilmesinin sağlanması talebi, Ağır vasıta sürücülerinin ceza puanlarına (alkollü araç kullananlar ile ölümlü kazaya karışanlar hariç) bir seferlik af getirilmesi halinde şoför probleminin bir nebze olsun azalacağı belirtilerek bu konuda bir çalışma yapılması talebi, sektör olarak, KDV kayıplarının önüne geçilebilmesi adına tevkifatlı KDV’ye geçilmesi gerekliliği, buna bağlı olarak enflasyon muhasebesine de geçilmesi için çalışma başlatılması. Şehirlerarası yolculuk yapan mülteciler konusunda sıkıntılar yaşanmasından dolayı online bilet satışlarının denetlenmesi, lojistik firmaları, uluslararası taşımacılık yaparken 1975 tarihli tır Sözleşmesine tabi olduğu belirterek, lojistik firmasının taşıdığı malın tır şoförü tarafından kap/kilo/ambalaj cinsinden uygun olmasına rağmen gönderici ya da alıcının kusurundan kaynaklı problemlerden dolayı taşıyıcının sorumlu tutulmaması gerektiği ve bu konuda gümrük kapılarında sorunlar yaşandığı dile getirilerek konu hakkında çözümü için girişimlerde bulunulması talebi, bakanlık tarafından Acil Durum Afet Eylem Planı için lojistik sektörünün detaylı olarak bilgilendirilmemesi sorunu, Yaşanabilecek afetler için acil durum eylem planı konusunda sektörün bilgilendirilmesi için çalışma yapılması talebi, kıdem tazminatlarının geriye dönük hesaplanma süresinin beş yıldan üç ay veya bir yıla indirilmesi talebi, sektör için Kayseri İhtisas Gümrüğü kurulması talebi, sektöründe çok fazla şoför açığı bulunması sebebiyle işbaşı eğitim programları ile devlet destekli şoför yetiştirilmesi, mesleki eğitimin yük ve yolcu taşımacılığı için şoför yetiştirilmesini de kapsayacak şekilde genişletilmesi. Gürbulak sınır kapısında devam eden tır parkı inşaatının trafiği ve maliyetleri olumsuz etkilemesi sebebiyle inşaatın hızlandırılması konusunda girişimlerde bulunulması talebi, Azerbaycan gümrüklerindeki 3.ülke yükleme dozvolası ve sigorta sıkıntıları, Türkmenistan gümrüklerinde yaşanan vize ile sigorta konularında yaşanan sorunların giderilmesi için girişimlerde bulunulması talebi, öğrenci ve personel taşımacılığı yapan firmalar, tahsisli plaka (P Plaka) ile ilgili yaşanan sorunların çözülmesi. Şehirlerarası Otobüs Terminalinde zabıta noktası bulunmamasından dolayı yaşanan sıkıntılardan dolayı otogara zabıta noktası kurulması talebi, yabancı plakalı ihracat yapan (ihracat beyannamesi olan) uluslararası nakliye firmalarının araçları, Türkiye’deyken aldığı akaryakıtta faydalandığı ayrıcalıklara kısıtlama getirilmesini veya kaldırılmasını talebi, yük ve yolcu taşımacılığı sektörünün şoför sıkıntısının giderilebilmesini adına ehliyetler için alınan harçların düşülmesi konusunda çalışma yapılması talebi. 19. binek araçlara EDS hız limitlerinde uygulanan yüzde 10’luk insiyatifin ticari araçlara da uygulanması için çalışma başlatılmasını talep etmişlerdir.
Toplantıda sektör temsilcilerini de tek tek dinleyen AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu, cep telefonu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nu arayarak istişare toplantısında Taşımacılık sektörünün sorun ve taleplerini ileterek çözüm aşamasında destek istedi. Çözüm önerileriyle birlikte dosya sunacağını iletti. – KAYSERİ
]]>BTSO 5. ve 30. Meslek Komitesi Genişletilmiş Sektörel Analiz Toplantısı Bursa Business School ev sahipliğinde düzenlendi. Toplantıda komitelerin yaptığı çalışmaların yanı sıra KFA Fuarcılık şirketinin sektörlere dönük organizasyonları hakkında brif verildi. BTSO Başkanı İbrahim Burkay, BTSO olarak her meslek grubuna yönelik genişletilmiş sektörel analiz toplantıları yaptıklarını ve bu programlarda birçok önemli projenin temellerinin atıldığını söyledi.
“Dünya örneklerinden iham alındı”
Kirazlıyayla Sanatoryumu’nu iş dünyasının aktörleri için güçlü bir dönüşüm merkezi olarak yeniden planladıklarını belirten Başkan Burkay, Harvard Business School, INSEAD, Wilton Park gibi yaşam boyu eğitim alanında dünya örneklerinden ilham aldıklarını söyledi. Merkezde gerçekleştirilen üst düzey organizasyonlar çerçevesinde Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen üniversiteleri ile eğitimde stratejik ortaklık anlaşmaları yaptıklarını ifade eden Burkay, “Şirketlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz, Bursa Business School’un altyapısını kullanacaklar. Burada gerçekleşecek üst düzey toplantılarla iş dünyası temsilcilerimiz yeni ekonominin şifrelerine hakim olacak, güncel bilgilerle rekabete daha hazır hale gelecek. Kazandıkları vizyon ve sahip olacakları iş ağıyla yeni ticaret fırsatlarına odaklanacak” dedi.
“HOMETEX fuarı sektörü dünyaya açıyor”
Fuarların pazarlama faaliyetlerinin olmazsa olmazı olduğunu söyleyen Başkan Burkay, üretilen ürünlerin mutlaka doğru alıcılarla buluşması gerektiğini ifade etti. İbrahim Burkay konuşmasında TETSİAD ve KFA Fuarcılık işbirliğiyle 21-25 Mayıs 2024 tarihlerinde düzenlenecek HOMETEX Fuarı’nın sektörün ihracatına önemli bir katkı sunduğunu söyledi. HOMETEX Fuarı’nın Türk ev tekstili sektörünün dünyada söz sahibi olması adına ciddi bir katkı sunduğunu belirten Başkan Burkay, “Bu fuarın kalitesini artırarak devam etmek zorundayız. Bir fuarın en önemli zenginliği ziyaretçi profilidir. Bu profilin zenginleştirilmesi, fuarın başarısı adına en önemli çıktıdır. Bu noktada ihracatçı birliklerimizle birlikte herkes bu fuara odaklandı. Fuar çerçevesinde alım heyetleri düzenliyoruz, yurt dışındaki networkümüzü fuarın gelişimi için seferber ettik. Mayıs ayındaki fuar sektörümüz adına ciddi mesajlar verecek ve yol gösterecek” dedi.
“Dış ticarete odaklanmalıyız”
“İç piyasaya çalışan sektör temsilcilerinin bu dönemde dış ticarete yoğunluk vermesi lazım” mesajı veren Başkan Burkay, firmaların BTSO’nun dış ticaret hacmini artıran çalışmalarından faydalanmasını istedi. Küresel Fuar Acentesi Projesi çerçevesinde geçtiğimiz sene dünyanın farklı coğrafyalarına yurt dışı programları düzenlediklerini ifade eden Burkay, şöyle konuştu: “Her sektöre yönelik yurt dışı programları düzenliyoruz. Fakat bu iş gezileri yapıldıktan sonra istikrarlı bir şekilde o pazarlarda var olunması gerekiyor. Dış ticarete odaklanmalıyız. Bugün Türkiye ekonomisinin yüzde 24’ü dış ticaretten geliyor. En büyük önceliğimiz KOBİ’lerin dünyaya açılmasını sağlamak.”
TETSİAD olarak Bursa’ya büyük değer verdiklerini söyleyen TETSİAD Başkanı Hasan Hüseyin Bayram, TETSİAD’ın İstanbul, Bursa ve Denizli başta olmak üzere 30 ilde bin 300’den fazla üyesi bulunan büyük bir sivil toplum kuruluşu. Bir otel salonunda başlayan HOMETEX’in sektöre yön veren dünya markası bir yapıya kavuştuğunu vurgulayan Bayram, “Fuarımızı, bugün 11 holde gerçekleştiriyoruz. Fuar alanının büyümesi için gerekli çalışmaları da yapıyoruz. HOMETEX, sektörümüzün dış ticaret hacmine katkı sağlamaya devam edecek” dedi. TETSİAD olarak dijital bir platform oluşturduklarını anlatan Bayram, “Bizler TETSİAD olarak dijital bir uygulama geliştirdik. Bu uygulama ev tekstil sektörü için oldukça önemli. Ev tekstili firmalarımız mutlaka bu platformun avantajlarından faydalanmalı” dedi.
“Ev tekstili sektörü ülke ekonomisinin vazgeçilmezi”
BTSO 5. Meslek Komitesi Başkanı Davut Gürkan, Türkiye’ye ve Bursa’ya BBS gibi önemli bir merkezi kazandırdığı için BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’a teşekkür etti. Ev tekstili sektörünün ülke ekonomisinin vazgeçilmez bir değeri olduğunu belirten Gürkan, “Türk ev tekstili sektörümüz 200’e yakın ülkeye yıllık 3 milyar doların üzerinde ihracat yapan, kilogram başı ortalama ihracat değerini 8 doların üzerine çıkarmayı başararak, milli gelire en fazla katma değer sağlayan güçlü bir sektör kimliği kazandı. Devletimizin iş dünyamız ile istişare içinde gerçekleştirdiği proaktif politikalarla firmalarımızın ülkemizin ihracat odaklı kalkınma hedeflerine en yüksek düzeyde katkı sağlamayı sürdüreceğine inanıyorum” dedi.
“Tüm talepler ilgili kurumlara iletiliyor”
30. Meslek Komitesi Başkanı Burak Anıl, toplantıya katılan tüm komite üyelerine teşekkür etti. Türkiye’nin zorlu bir dönemden geçtiğini dile getiren Anıl, tekstil sektörünün de bu süreçten etkilendiğini ifade etti. BTSO çatısı altında sektörün sorunlarının çözülmesi adına önemli adımlar atıldığını kaydeden Anıl, “Komite üyelerimizin fikirleri bizim için önemli. BTSO bu noktada çok proaktif çalışmalar yürütüyor. Tüm talepler ilgili makamlara ulaştırılıyor” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Makine İhracatçıları Birliği’nden (MAİB) yapılan açıklamaya göre, geçen yılın son çeyreğini yatay bir seyirle ve toplam 7 milyar dolar ihracatla kapatan makine ihracatı, 2024’e miktar bazında 7 bin ton, değer bazında 50 milyon dolar eksilerek başladı.
Aylık bazda evsel ve endüstriyel soğutma makineleri ile takım tezgahları ihracatında düşüş gözlenirken; içten yanmalı motorlar, tekstil ve konfeksiyon makineleri ile türbin, turbo-jet ve hidrolik sistemlerde artış yaşandı.
Ocakta en büyük iki ihracat pazarı Almanya ve ABD’ye ihracat artarken, küresel bankacılık sisteminin müdahalesi neticesinde Rusya’ya dış satımda yüzde 30’a yakın düşüş yaşandı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, dünyada makine üretimi ve ihracatının artmadığı 2023’ü üretimde yüzde 22,9’luk, ihracatta ise yüzde 10,6’lık yükselişle kapattıklarını anımsattı.
Türkiye’nin ana ihracat pazarı Avrupa Birliği’nde yaşanan olumsuz gelişmelere değinen Karavelioğlu, bu bölgedeki yatırımlardaki isteksizliklerden, taleplerin ertelenmesinden ve makine sektörünün üretiminin düşmesinden bahsetti.
Karavelioğlu, son yıllarda Avrupa ülkelerinin makine sektöründe Türkiye’de yetişen nitelikli işgücünü çekmeye çalıştığını kaydederek, mühendis ve yazılımcılara yönelik açık hamlelerin KOBİ’ler üzerinde yükselen sektörün geleceği açısından tehdit oluşturduğunu anlattı.
Kutlu Karavelioğlu, “Türkiye’nin makine fabrikaları önce savunma sanayimize, oradan da Avrupa’ya tasarımcı ve teknik insan yetiştirip ihraç eden bir eğitim öğretim kurumuna dönüştü; bir diploma vermediğimiz kaldı. Fikri mülkiyet meselesi bir yana, bu kayıpların işin idamesine yönelik ağır bedelleri olacağını görmek durumundayız” açıklamasında bulundu.
“YENİ SİPARİŞLERİN BİR KISMI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KOŞULLARINA BAĞLI OLACAK”
MAİB Başkanı Karavelioğlu, yaza doğru artması beklenilen siparişlerin bir kısmının sürdürülebilirliğe dair yeni koşullara bağlanacağına dikkati çekerek, işletmelerin Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumunun öneminden bahsetti.
Bu konudaki faaliyetlerine değinen Karavelioğlu, “Sürdürülebilirlik Eylem Planı Raporumuzda çizdiğimiz yol haritasını somut pratiğe dönüştürmek ve tasarlanan reçetelerin firmalar ölçeğinde hayata geçmesine öncü olabilmek amacıyla türlü yöntem ve araçlar geliştiriyoruz. İkiz Dönüşüm UR-GE Projemiz, ihtiyaç analizi ve küme yol haritası oluşturulması konusunda Ticaret Bakanlığımızın en iyi uygulama örneği ödülüne layık görüldü” dedi.
“DESTEKLER OLMAZSA, KOBİ YAPISINDAKİ SEKTÖR KENDİ YAĞIYLA KAVRULAMAZ”
Kutlu Karavelioğlu, yüksek katma değerli ihracatçı sektörlerin, gelişmiş ülkelerin tamamında ekonominin göz bebeği kabul edildiğine vurgu yaparak, desteklerin olmaması veya devam etmemesi halinde KOBİ yapısındaki sektörün dünyanın hiçbir yerinde kendi yağı ile kavrulamayacağını bildirdi.
Karavelioğlu sözlerine, “Makine sektörümüzün pandemi öncesi 2019’a göre yüzde 70 daha fazla miktarda üretim, yüzde 40 daha fazla değerde ihracat yapar hale gelmesinde, teknoloji ve ürünlerin çeşitlenip katma değerinin ve rekabetçiliğinin artmasında, çevikliğinin ve dayanıklılığının pekişmesinde devletin koruyucu ve kollayıcı mekanizmalarının büyük rolü olduğunu hep söylüyoruz. Bu durumun ileri ülkelerden başlayarak kendi teknolojilerini geliştirmek iddiasındaki bütün ülkeler için geçerli olduğunu da sık sık yinelemek lüzumu duyuyoruz” diye devam etti.
İthalatta yaşanan artışa işaret eden Karavelioğlu, “İthalat rejiminde alınan tedbirlerin başarılı olabilmesi için Yatırım Teşvik Mevzuatımızdaki açık kapıların acilen kapatılması gerektiğini düşünüyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.
]]>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) çatısı altında TurkishGlass markasıyla ihracatını artırmak için faaliyetlerini sürdüren Türkiye cam sektörü, ‘Cam Sektör Çalıştayı’nda bir araya geldi. Türkiye’nin dört bir yanında faaliyet gösteren birlik üyesi firmaların katılım gösterdiği çalıştayda, Türkiye cam sektörünün ihracatını artırmak amacıyla sektördeki fırsatlar, zorluklar ve çözüm önerileri değerlendirildi.
“2023’te ihracat birim fiyatında dolar bazında yüzde 8 artış yakaladık”
Tüm cam sektörünün son dört yılda yakaladığı ihracat başarısına değinen Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Tansu Kumru, “2020 yılında 1 milyar dolar seviyesinde olan ihracatımızı 2023 yıl sonu itibarıyla yüzde 52 artışla 1,6 milyar doların üzerine çıkardık. Aynı dönemde ihracat birim fiyatında dolar bazında yüzde 30’un üzerinde artış yakaladık. Yalnızca 2023 yılını değerlendirdiğimizde ise birim fiyatında dolar bazında yakaladığımız yüzde 8’lik artış, ihracatımızda katma değerli ürünlerin payının hızla arttığını gösteriyor. Kaldı ki yüzde 79 yerli katma değer oranıyla ülkemizin cari açığının azaltılmasına çok önemli katkılar sağlayan sektörlerden biriyiz” dedi.
“Yeni hedef çözüm üretme ve Ar-Ge üssü olmak”
Türk üreticilerin camın tüm faaliyet alanlarında var olduğunu aktaran Kumru, 4 milyon tonun üzerinde üretim ve işleme kapasitesi, bununla birlikte yüksek ürün kalitesi sayesinde 175 ülkeye ihracat yaparak Türkiye’yi dünyanın cam üretim üssü haline getirdiklerini ifade etti. Kumru yeni hedeflerini ise şu sözlerle anlattı: “Başarımızı geleceğe taşımak için teknoloji ve ürün geliştirme, karbon ayak izini azaltma, dijitalleşme ve kapasite artırma odaklı yatırımlarımıza aralıksız devam ediyoruz. Sadece üretim üssü olmakla yetinmiyor, müşteri odaklı anlayışla ihracat pazarlarımızın ihtiyaç duyduğu ürünlere çözüm üretme ve Ar-Ge üssü olmak için de var gücümüzle çalışıyoruz.”
“ABD, Afrika ve Orta Doğu pazarlarına odaklanmalıyız”
İhracat payını artırmak kadar önemli bir konunun da ihracat pazarlarını çeşitlendirmek olduğuna dikkat çeken Kumru, “İhracatımızın büyük çoğunluğunu yaptığımız Avrupa pazarındaki durgunluktan etkilenmemek için ABD gibi tüketimin yüksek olduğu pazarlar ile Afrika ve Orta Doğu gibi gelişmekte olan pazarlara odaklanmalıyız. Pandemi döneminde olduğu gibi günümüz itibarıyla dünya konjonktüründe yaşanan gelişmeler, ülkeler arasında rekabette değişen dengeler sektörümüz için yeni kapılar açabiliyor. Sektör olarak ihracat pazarlarındaki tüm fırsatları değerlendirebilecek kapasiteye, deneyime, ürün çeşidine ve hizmet seviyesine sahibiz” diye konuştu.
Sektör temsilcileri hep birlikte fikir geliştirdi
Konuşmaların ardından ÇCSİB Ekonomi Danışmanı Dr. Can Fuat Gürlesel ‘Dünya ve Türkiye Ekonomisi 2024 Öngörüleri ile Cam Sektörüne Etkileri’ başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. 100’e yakın sektör temsilcisinin katıldığı çalıştayda ayrıca Eğitmen, Yazar ve Konuşmacı Fırat Çapkın’ın moderatörlüğünde fikir geliştirme çalışmaları yapıldı. – İSTANBUL
]]>Komisyon, AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel başkanlığında toplandı.
Balıkçılık ve su ürünleri sektöründe yaşanan sorunların araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonunun, 4 aylık çalışma döneminde yaptığı faaliyetleri anlatan Karayel, ilk önce sektör paydaşları ve mesleki örgüt temsilcilerini Meclis’e davet ederek sorun ve taleplerini dinledikleri, ardından saha ziyaretleri yaptıklarını hatırlattı.
Ege, Akdeniz, Karadeniz ve Marmara Denizi ile iç sulardaki avcılık faaliyetleriyle ilgili incelemeler gerçekleştirdiklerini anlatan Karayel, “Komisyon olarak bugüne kadar yaklaşık 190 saatlik çalışma yaptık. Ziyaret ve incelemelerimizde 2 bin sayfa tutanak tutuldu ve 11 bin kilometre yolculuk yaptık. Böylece komisyonumuzun 4 aylık çalışma süresini tamamlamış olduk.” diye konuştu.
Komisyondan en çok talep edilen konuları aktaran Karayel, su ürünleri mühendislerinin çalışma koşulları, sektördeki üreticilere tanınan banka finansmanlarının arttırılması, balık tüketiminin arttırılmasına yönelik bir kampanya yapılması, Türk somonu üretim çiftliklerinin artırılması, balıkçı barınakları konusunda imar düzenlemesi, balıkçıların kullandığı akaryakıta ilişkin ÖTV düzenlemesi ile av sezonu tarihleriyle ilgili değişiklikler gibi konularda yasal düzenleme yapılmasının istendiğini söyledi.
Komisyon raporunun mayıs ya da haziranda bitirilmesini öngördüklerini ifade eden Karayel, raporun hazırlanma sürecinde akademisyenlerden de destek alacaklarını dile getirdi. Raporun, en temel sorunlar başta olmak üzere tali sorunları ve çözüm önerilerini kapsayacağını ifade eden Karayel, şöyle konuştu:
“Sektördeki temel hususlardan bir tanesi balıkçı barınaklarıyla ilgili düzenleme süreci. Burası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, Ulaştırma ve Altyapı ile Tarım ve Orman Bakanlıklarını ilgilendiren bir alan. Bunların dışında bazı bakanlıkların alanına giren hususlar da var. Bundan sonra yapılacak barınaklarla önceki barınakların durumlarının birbirlerinden ayrılması konusu önemli. Bazı bölgelerdeki barınaklarda derinleştirme yapılması hususu da var. Bunların hepsini önem sırasına göre değerlendirip çözüme ulaştırılması için çaba göstereceğiz. Tespit ve değerlendirmelerimizin Meclisimiz için bir araştırma komisyonu raporu olmasının yanında icra ve yürütme açısından da bağlayıcılığı var. Bu değerlendirmeler ilgili bakanlıklarla mutlaka görüşülecek.”
Karayel, denizlerde veya iç sularda çevre kirliliği olması durumunda sektörün devamlılığının sürdürülmesinin mümkün olmadığının altını çizerek, bu konuda da tavsiyelerde bulunacaklarını söyledi.
Sektörün büyüklüğüne dikkati çeken Karayel, “Bu sektör 1,7 milyar dolar ihracat yapıyor. Ayrıca Türkiye’de birçok kişiye istihdam sağlayan bir sektör. İşleme tesislerinde ve birçok alanda kadın istihdamının yoğun olduğu bir sektör. Bu nedenle avcılık ve yetiştiricilik başta olmak üzere sektörün önünün açılması anlamında ne yapılması gerekiyorsa komisyon olarak o iradeyi ortaya koyacağız. Temel hususları net bir şekilde ortaya koyup hızlıca çözelim istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliğince Antalya’daki Belek Turizm Merkezi’nde düzenlenen “9. Su Ürünleri Yetiştiriciliği Çalıştayı” başladı. Programa, 11 ülkeden aralarında mühendisler, birlik başkanları, Tarım ve Orman müdürlerinin de bulunduğu 800 sektör paydaşı katıldı.
Bakan Yardımcısı Gizligider, açılışta yaptığı konuşmada, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın, Amasya’daki programlar nedeniyle çalıştaya katılamadığını söyledi.
Daha çok su ürünleri mühendisine ihtiyaç olduğundan 111 personelin yakında istihdam edileceğini anlatan Gizligider, Türkiye’nin Asya, Afrika ve Avrupa’nın ortasında önemli bir merkez olduğuna dikkati çekti.
Üretimde yeni sürece girdiklerine işaret eden Gizligider, şunları kaydetti:
“Su varsa biz varız, yoksa yokuz. Temele suyu aldığımız, ihracatımızı, ithalatımızı, ihtiyacımızı ve uzun vadede yeni ihtiyaçlarımızı planlayarak üretim planlamasına 2024 itibarıyla geçiyoruz. Bundan sonra kimin, nerede, ne kadar, nasıl ve ne şekilde üretim yapacağına toprağın doğal mirası karar verecek. Devlet de bunun düzenlemesini yapacak. Destekler, teşvikler, yönlendirmeler yer yer yaptırımlar buna yönelik olacak. Sözleşmeli üretim modeline de bu yıl itibarıyla geçiriyoruz. Sözleşme örnekleri yayımlandı. Tam hukuki koruma altına alındığı yeni model şimdiden sadece Türkiye’de değil, yakın coğrafyada da ciddi yansıma buldu.”
“Yetiştirdiğimiz balığın üçte ikisini ihraç ediyoruz”
Gizligider, sürdürülebilirliğin her sektör için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, su ürünlerinde de üretim planlamasına ihtiyaç olduğuna değindi.
Türkiye’nin, levrek üretiminde dünyada birinci, alabalıkta ise dünyada ikinci, Avrupa’da da birinci olduğuna dikkati çeken Gizligider, Türk somonunda da ciddi başarı sağlandığını aktardı.
Gizligider, 2002’de 97 milyon dolar olan su ürünleri ihracatının 2023’te 1,7 milyar doları aştığını vurgulayarak, “Türk somonu ve balık çeşitlerimiz dünyada aranır ürünler oldu. Yaklaşık 100 ülkeye balık ihracatımız var. Japonya’dan tutun ABD’ye, Rusya’ya, Çin’e, Güney Kore’ye, Orta Doğu ve Balkanlar’ın tamamına ihracatımız söz konusu. Yetiştirdiğimiz balığın üçte ikisini ihraç ediyoruz. Çok daha fazla ihraç edebiliriz. Balık tüketiminde de üç katına ulaşmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Sünger şehirler oluşturulacak”
Antalya’daki su baskınlarına değinen Gizligider, “İklim değişiyor, Antalya’da bunu gördük. Artık bir yılda yağması gereken yağmur, bir, iki günde yağıyor, afet boyutuna geçen yeni dünya düzenine karşı yeni tedbirler almamız gerekiyor. Sadece tarım ve ormancılık sektörüyle değil, aynı zamanda yeni şehircilik sistemine geçmemiz gerekiyor. Artık sünger şehirleri net şekilde konuşmamız, bu sürece geçmekle ilgili altyapı yatırımları gerekiyor. Bu alanda önemli hazırlıklarımızı yaptık. Yakında müjdesi paylaşılacaktır.” diye konuştu.
Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Mustafa Altuğ Atalay da sektörün her yıl büyüdüğünü, 2030’da ihracat hedeflerinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti.
Antalya Tarım ve Orman İl Müdürü Şakir Fırat Erkal ise su ürünleri sektörünün önemli girdi sağladığını bildirdi.
Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Coşkun, doğayla çevreyi koruyarak kaliteli mal satmanın önemli olduğunu hatırlatarak, küresel iklim değişikliğinden sektörün etkilenmemesi için kapalı devre sistemler kurmak gerektiğini söyledi.
Çalıştay 17 Şubat’ta sona erecek.
]]>Oğlakören Mahallesi’nde ailesiyle besicilik yapan Bünyamin Beyazıt, AA muhabirine, depremde evlerinin ve ahırlarının yıkıldığını söyledi.
Depremin ardından alışılmışın dışında bir hayatla karşılaştıklarını ifade eden Beyazıt, ilk zamanlarda hayvancılığı bırakmayı bile düşündüğünü söyledi.
Sonunda direnmeye ve mahallelerini terk etmemeye karar verdiklerini anlatan Beyazıt, geride kalan bir yılı çok zor geçirdiklerini dile getirdi.
Beyazıt, hayvanları ve onlardan elde ettikleri ürünleri değerinde satamadıklarına dikkati çekerek, “İstediğimiz gibi pazara erişemiyoruz. Depremzede olmamıza rağmen aldığımız ilaçlar, hayvan yemleri aynı şekilde pahalı ve erişimi zor. Hayatımızı güç bir şekilde devam ettirdik bir yıl boyunca.” dedi.
Hayvancılık sektörünün sorunlarının deprem bölgesi için daha ağır olduğunu anlatan Beyazıt, işlerini yapmakta ve para kazanmakta zorlandıklarını söyledi.
Beyazıt, sektörün yaşadığı sorunlara ilişkin çözüm önerilerini de sıralayarak, sadece özel sektörün varlığıyla işlerinin yürümeyeceğini bildirdi.
Beyazıt, “Özel sektör sütü ederinde almıyor. Kendi hesabına göre en minimum düzeyde sütü alıyor bizden, kar amacını kendisine daha çok ayırıyor. Hayvancılıkta bu kazanç, bizim daha az gelir elde etmemize neden oluyor.” diye konuştu.
“Devlet alım yaparsa ayakta kalmak daha kolay olacak”
Devletin deprem bölgelerinde süt ve et işleyici fabrikalar kurması, bu fabrikaların da sütü ve eti değerinde almaları gerektiğini vurgulayan Beyazıt, sektörün sadece desteklerle ayakta kalamayacağını söyledi.
Beyazıt, sattığı ürünlerin para etmesi durumunda köylünün üretmeye devam edeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Ama özel sektör, ürünleri bizden ucuza alıyor. Aldığı ürünler de hayatı çevirmeye, işi döndürmeye yetmiyor. Zarar ediyoruz bu şekilde. Bugün biz sütü 13,5 liraya satıyoruz. Bu 13,5 liranın içerisinde ilaç giderleri var, yem giderleri var, hayvanın ölüm riski var, emeğimiz var. Bize hiçbir şey kalmıyor. Tüccar, bunu bu şekilde düşünmüyor. Kendi karını düşünüyor, kendi hesabını düşünüyor. Ama devletimiz burada kendi eliyle bu sütleri ve ürünleri tekrar değerinde alırsa biz daha çok kazanacağız ve ayakta kalmak daha kolay olacak. Köylerde bu işi yapan sayısı artacak. Ben daha güzel olacağını düşünüyorum.”
“Sütün fiyatını, alacak kişi belirliyor”
Depremin ardından başka geliri olmayan mahallelerindeki çiftçilerin çoğunun hayvancılığı bıraktığını ifade eden Beyazıt, bir ailenin sadece hayvancılıkla geçinmesinin zor olduğunu söyledi.
Ürün ya da malzeme alırken pazarlık yapamadıklarını belirten Beyazıt, şu ifadeleri kullandı:
“Her aldığımız yem bir sonrakinden daha pahalı. Ama süt, depremden bu yana sadece 3 lira arttı. Aldıklarımız yüzde 300, yüzde 200 zam yedi. Sattıklarımıza sadece 3 lira zam yapabildik. Onu da biz değil sadece alacak kişi sütün fiyatını belirliyor. Biz bir şey söyleyemiyoruz. ‘Ben bu kadara alacağım.’ diyor, biz de kabul etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü rekabet etme şansımız yok. Başka tüccar yok.”
]]>