Savaş – Iğdır Haber https://www.igdirhaber.com.tr Thu, 01 Aug 2024 21:27:33 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Ukrayna’nın yeniden inşası için 500 milyar dolara ihtiyaç var https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynanin-yeniden-insasi-icin-500-milyar-dolara-ihtiyac-var/ https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynanin-yeniden-insasi-icin-500-milyar-dolara-ihtiyac-var/#respond Thu, 01 Aug 2024 21:27:33 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=11494 Rusya’nın 24 Şubat 2022 tarihinde Ukrayna topraklarına başlattığı saldırılar devam ederken Ukrayna’daki ekonomik ve sosyal hasarın boyutları artmaya devam ederken ülkenin yeniden inşası için 500 milyar dolara yakın bir bütçe gerekiyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un geçtiğimiz günlerde Ukrayna’ya asker gönderilmesine ilişkin açıklaması Ukrayna- Rusya Savaşı’nın yeni bir boyuta taşınması ihtimalini gözler önüne getirmişti. Macron’un açıklamalarının ardından hem NATO hem de pek çok NATO ülkesi böyle bir niyetlerinin olmadığını ifade etmişti. Macron’un açıklamaları büyük yankı uyandırırken Ukrayna’ya asker göndermeyen Batı, Rusya’nın Ukrayna işgalinin üzerinden 2 yıl geçse de Ukrayna’ya yönelik ekonomik yardımlarını arttırarak devam ettiriyor.

Savaştan sonra ülke yerle bir oldu

Rusya’nın Ukrayna’ya 24 Şubat 2022 tarihinde başlattığı saldırılar ülkede büyük bir yıkıma neden oldu. İç savaşta büyük hasar alan Donbass Bölgesi, Rusya’nın doğrudan saldırılarıyla da enkaza döndü. Dünya Bankası, Rusya’nın saldırıları başlattığı ilk günden 31 Aralık 2023 tarihine kadar ülkedeki toplam zararın sonuçlarını açıkladı. Birleşmiş Milletler (BM), şu anda Ukrayna’da yeniden inşa ve iyileştirmenin toplam maliyetinin 31 Aralık 2023 itibarıyla önümüzdeki 10 yıl içinde 486 milyar dolar olacağını tahmin ediyor. Ukrayna’daki doğrudan hasarın konut, ulaşım ve ticaretle birlikte toplamda 152 milyar dolara ulaştığı tahmin edilirken hasarın en çok görüldüğü bölgelerin Donetsk, Harkov, Luhansk, Zaporijya, Herson ve Kiev bölgeleri olduğu ifade edildi. Ukrayna yaşanan ekonomik yıkıma karşı da ABD, İngiltere, AB ülkeleri, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlardan hibe ve mali destek almaya devam ederek ayakta kalmaya çalışıyor.

Ülke altyapısı da büyük hasar gördü

Ukrayna’da savaş sonrasında 2 milyon civarında konut yani ülkedeki konut sayısının yüzde 10’u yıkıldı veya büyük hasar gördü. Kakhovka Barajı ve hidroelektrik santraline geçtiğimiz Haziran ayında yapılan saldırıdan sonra barajın yıkılması da bölgede büyük barınma, su, gıda ve tarımsal üretim sorunlarını da beraberinde getirdi. Ayrıca bölgede altyapı neredeyse tamamen yok oldu. Çatışma bölgelerinde konut ve ticaretin yanı sıra ulaşım, sanayi, tarım ve enerji altyapıları da büyük zarar gördü. Ukrayna hükümeti ise Dünya Bankası’nın açıkladığı rapora ilave yaparak savaş bölgelerindeki acil konut ihtiyacı ve enerji için sadece bu yıl içerisinde 15 milyar dolar bir desteğe ihtiyaç duyduklarını açıkladı.

Ukrayna dışında yaklaşık 6 milyon kişi yaşıyor

Savaşta en çok siviller zarar gördü. Ülkedeki seferberlik yasasına göre Ukrayna’daki erkekler ülkeden çıkamazken kadınlar, yaşlılar ve çocuklar ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Dünya Bankası’nın son raporuna göre 43.79 milyon nüfusu bulunan Ukrayna’da, Rus işgalinden bu yana 10 binden fazla sivil hayatını kaybetti, binlerce sivil yaralandı. Ayrıca, milyonlarda sivilin evsiz kaldığı ülkede 5.9 milyon Ukraynalı şuan kendi ülkesi dışında bulunuyor. Geçtiğimiz yılın başında bu sayı 8.1 milyon olarak açıklandı.

BM Mülteci Örgütü ise Ukraynalılara dair başka bir araştırma yaptı. Araştırma sonuçlarına göre Ukrayna dışında bulunan kişilerin yüzde 65’i ülkesine geri dönmek istiyor. Kendi ülkeleri dışında yaşayan Ukraynalılar en çok komşu ülkeler olan Polonya, Slovakya, Slovenya, Estonya gibi ülkelerde yaşarken Almanya, Fransa, Türkiye, Macaristan, Moldova ve Romanya gibi ülkelerde de savaştan kaçan Ukraynalıların sayısı oldukça fazla. – KİEV

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynanin-yeniden-insasi-icin-500-milyar-dolara-ihtiyac-var/feed/ 0
İsrail ‘Hamas’ı yok etme’ amacına ulaşabiliyor mu? https://www.igdirhaber.com.tr/israil-hamasi-yok-etme-amacina-ulasabiliyor-mu/ https://www.igdirhaber.com.tr/israil-hamasi-yok-etme-amacina-ulasabiliyor-mu/#respond Thu, 18 Jul 2024 21:07:10 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=10480 İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu İsrail’in Gazze’deki amacının “Hamas’ın idari ve askeri kapasitesini yok etmek olduğunu” söylemişti ve sık sık da Hamas’ı etkisiz hale getirme amacından bahsediyor.

Beş aya yakın süredir devam eden saldırılarda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre yaklaşık 30 bin Filistinli öldü. İsrail önemli ilerleme kaydettiğini ve “topyekun zafer” için bastırması gerektiğini söylüyor.

Ancak Hamas, askeri kapasitesinden öte bir örgüt. Aynı zamanda siyasi, ideolojik ve sosyal bir hareket. Dolayısıyla İsrail’in Hamas’ı toptan yok etme amacı, gerçekçi ve hatta mümkün mü?

Sahada neler oluyor?

İsrail, Gazze’de Hamas’a ait 24 tugaydan 18’ini yok ettiğini söylüyor ve Gazze’nin kuzeyindeki Hamas’ın askeri yapısının yok edilmesinin tamamlandığını” belirtiyor.

İsrail Ordusu, 7 Ekim 1200 dolayında kişiyi öldürdüğü, 250 civarı kişiyi rehin aldığı saldırıyı düzenlediğinde 30 binden fazla savaşçısı olduğunu söylüyor.

İsrail, 13 bin savaşçıyı öldürdüğünü iddia ediyor ve Netanyahu Şubat başında “20 binden fazla teröristi, Hamas’ın savaş gücünün yarısınan fazlasını öldürdük” demişti. BBC bu verileri bağımsız kaynaklardan doğrulatamadı ve İsrail Ordusu, kullandıkları yöntemin detaylarını açıklama isteğimizi karşılıksız bıraktı. İsrail ve Gazze’den gelen sayılar birbiriyle çelişiyor ve Gazze Sağlık Bakanlığı ölenlerin 9 bin kadarının aralarında sivillerin de bulunduğu, yetişkin erkekler olduğunu söylüyor.

Hamas’ın Siyasi Bürosu BBC’ye yaptığı açıklamada İsrail’in iddialarını reddetti ve askeri kanadının Gazze’nin “tüm bölgelerinde kuvvetle” faaliyet gösterdiğini söyledi. İsrailli Haaretz gazetesi de Hamas’ın bazı tugaylarını yeniden oluşturmaya başladığı haberini yaptı.

Jane’s Defence Weekly dergisinin Ortadoğu Editörü Jeremy Binne Hamas’ın “çok kolay bir şekilde saflarına yeni savaşçılar katabildiğini ve bunun büyük olasılıkla meseledeki en önemli veri olmadığını” belirtti.

İsrail’deki Reichman Üniversitesi’nin Uluslararası Terörle Mücadele Enstitüsü’nden emekli Albay Miri Eisin ise İsrail’in Hamas’ın “komutanlarını öldürdüğünü, silah depolarını bulduğunu Hamas’ın yer altındaki terör sistemini sistematik bir şekilde havaya uçurduğunu” söylediğini kaydediyor.

Ancak Binnie, Hamas’ın tünel sisteminin “daha önce tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu” ve İsrail’in bu tünelleri tamamen yok etmek için “daha uzun bir yol kat etmesi gerektiğini” söylüyor ve “rehinelerin buralarda tutuluyor olması riskinin çabalarına darbe vurduğunu” kaydediyor.

Binnie ayrıca, İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde de operasyonlarının “tam bir etkisiz hale getirmeden çok, açık uçlu, devam eden bir baskı sürecine benzediği” izlenimini verdiğini aktarıyor.

İsrail’in “tamamen çarpıtılmış” olduğunu söylediği Uluslararası hukuku ihlal suçlamaları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın, soykırım iddialarına ele almasına karşın, Netanyahu İsrail’in devam etmesi ve kalan Hamas tugaylarını etkisiz hala getirmesi gerektiğini belirtiyor.

İdeolojiyi etkisiz hale getirmek mümkün mü?

Hamas, çoğu Batılı ülke tarafından bir “terör” örgütü olarak görülüyor ve bir çoğu da Hamas liderlerinin hala İsrail’in yok edilmesi çağrısı yaptığına işaret ediyor. Ancak Hamas, Arap dünyasının bazı kesimlerinde bir direniş hareketi olarak görülüyor. Örgüt, 2006’da yapılan seçimleri kazanması ve rakibi El Fetih’i 2007’de şiddet kullanarak bölge dışına atmasından bu yana, Gazze’yi yönetiyor.

Gazze Şeridi, o zamandan bu yana hem İsrail hem de bir ölçüde Mısır tarafından abluka altında tutuluyor ve her iki ülke de bunu güvenlik adına yaptıklarını söylüyor.

Filistinli örgütler, son 20 yılda Gazze’den İsrail’e binlerce roket fırlattı. Bazen de Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail güçleriyle yaşanan çatışmalara misilleme olarak.

Avrupa Dışilişkiler Konseyi’nden Ortadoğu uzmanı Hugh Lovatt, ;Hamas için “Sadece askeri bir hareket ya da sadece siyasi bir hareket değil” diyor.

Lovatt “Bu ideoloji yok edilemeyecek. Özellikle de İsrail’in silah gücüyle” diye konuşuyor.

Lovatt, örgütün İsrail’e silahlı direnişine desteğin “özellikle şimdi, Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmek için herhangi bir siyasi ufuk olmadığını hissettiğinde yankı bulduğunu” söylüyor

Batı Şeria’daki Arap Amerikan Üniversitesi’nden Dr. Amjad Ebu El Ezz de, çoğu Filistinli’nin “bir gelecek göremediklerinden” Hamas’ı desteklediğini anlatıyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu, kariyerinin büyük bir bölümünde bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıktı. Netanyahu bu tutumunu güvenlik kaygılarıyla, Hamas’ın İsrail’i tanımayı reddetmesiyle açıklıyor. Ancak partisi Likud’daki ve aşırı sağcı koalisyon hükümetindeki bir çok kişi de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin İsrail’e ait olduğuna inanıyor.

İsrailli barış yanlısı grup Peace Now’a göre geçen yıl, Batı Şeria’da rekor sayıda yerleşim inşa edilmesi onaylandı.

2023’te Batı Şeria’da İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler tarafından en az 81’i çocuk 507 Filistinli öldürüldü ve Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Bürosu’nun (OCHA) kayıtları tutmaya başladığı 2005’ten bu yanaki en kanlı yıl oldu.

BM ayrıca, Batı Şeria’daki Filistinlilerin saldırılarında 36 İsrailli’nin öldüğünükayıtlara geçirdi.

Buna ek olarak, El Fetih’in elindeki Filistin Yönetimi’ne karşı büyük bir öfke var. Birçok Filistinli, Filistin Yönetimi’nin yolsuzluklara bulaştığını ve İsrail işgaline karşı zayıf kaldığına inanıyor.

Dr. Ebu El Ezz 7 Ekim’den önce Gazze’deki Filistinlilerin abluka altında, “büyük bir hapishanede” yaşadıklarını düşündüklerini, Batı Şeria’dakilerin de Yahudi yerleşimcilerin saldırılarına, toprak ilhakına ve işsizliğe öfkeli olduklarını söylüyor.

Ebu El Ezz, Filistin toplumunun büyük bir bölümünün gençlerden oluştuğunu ve barış süreci olmadığı için, “diğer partilerin Filistinli gençlere gösterecek her hangi bir şeyleri bulunmadığını” anlatıyor.

“İşgal sürdükçe, katliamlar, ölümler sürdükçe, birçok insan Hamas’ın söyledikerini dinleyecek, çünkü umut arıyorlar” diyor.

Hamas’a verilen destek ne durumda?

Gazze’deki Filistinlilerin 7 Ekim’den sonra ödedikleri büyük bedele karşın, geçen yıl sonlarında yapılan bir araştırma, Filistinlilerin Hamas’a verdiği desteğin arttığını ortaya koydu.

Batı Şeria’daki 750 ve Gazze’deki 481 kişiyle yapılan ankete göre Batı Şeria’da Hamas’a destek Eylül ayında % 12 civarındayken, Aralık’ta % 42’ye yükseldi.

Anketi gerçekleştiren Batı Şeria merkezli Siyaset ve Anket Araştırma Merkezi’nden Dr. Halil Şikaki, Hamas’a verilen desteğin genelde çatışma dönemlerinde arttığını, ancak bu son artışın “çok büyük” olduğunu vurguladı.

Şikaki, anket yapıldığı dönem İsrail ve Hamas arasında ateşkes anlaşması yapıldığını, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın ve çocukların salındığını anlatıyor.

Bu durumun da, Hamas’ın Filistin amaçlarını gerçekleştirmek için kullandığı şiddetin “çok etkili olduğunu” düşündürmüş olabileceğine vurguluyor.

Dr. Şikaki, yerleşimcilerin saldırıları ve Filistin Yönetimi’nin savaşa tepkisine duyulan öfkenin de Hamas’a desteği artırdığını ifade ediyor.

Gazze’de ise durum farklı. Hamas’a destek % 38’den % 42’ye çıktı ve bu artış, anketin hata payı içinde.

Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını düzenlemekte haklı olduğunu düşünenlerin oranı Gazze’de % 57 düzeyindeyken, Batı Şeria’da bu oran % 82 oldu.

Şikaki “Hamas’ın bu savaşla ilgili kararlarının ceremesini çekenlerin Hamas’a çok daha eleştirel baktığı açık” diyor.

Şubat başına dek Gazze’de görev yapan BBC gazetecileri de, Hamas’a yönelik hoşnutsuzluğun arttığına dair işaretlerden bahsediyordu.

Bazı Gazzeliler sevdiklerinin ölümünü, İsrail güçlerinin evlerini yıkması ve açlık nedeniyle Hamas’a öfke duyduklarını söylüyordu.

Ayrıca, Gazzelilerin Hamas’ı açıkça eleştirmekten kaygı duydukları da söyleniyordu.

Yeni bir savaşçı kuşağı mı?

Dr. Ebu El Ezz, Gazze’deki bir çok gencin “İsrail ve işgale karşı nefretle dolu olduklarına” inanıyor.

“Bence sonraki kuşaklar intikam almak için bu askeri örgütlere katılacaklar. Çünkü ailelerini kaybettiler, çocukları kaybettiler, annelerini, çocuklarını, kardeşlerini yitirdiler.”

Ancak Albay Eisin, Hamas’a daha fazla destek verileceği kaygılarının, askeri hedeflerden uzaklaştırmaması gerektiği gröüşünde.

7 Ekim saldırılarının “korkunçluğuna, aşırılığına ve gaddarlığına” dikkat çeken Eisin, “Zaten çok radikalleşmiş haldeler” diyor.

“Bu yüzden bizim tepkimiz öncelikle bu kabiliyetlerini yok etmek olmalı. Bu ideolojiyi zaten olduğundan daha da kötü bir hale getirmeyecektir” diye konuşuyor.

Ancak Dr. Şikaki “Büyük bir savaş, peşinden barış gelirse gençlerin silaha sarılması anlamına gelmeyebilir” diye ekliyor.

Savaştan sonra ne olacak?

Netanyahu, savaş sonrası İsrail’in “silahtan arındırılmış” bir Gazze’deki güvenlik kontrolünü ucu açık bir şekilde elinde tutacağı ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinlilerin yöneteceği bir savaş sonrası planı belirledi.

Albay Eisin, Hamas’ın daime “bir tür varlık göstereceğini” söylüyor, ancak İsrail’in “örgütün büyük bölümünü, tehdidi” yok edebileceğine de inanıyor.

Lovatt ise “Hamas’ı gerçekten marjinalize etmek ve zayıflatmanın tek yolu, siyasi bir yolun yaratılmasıyla olur” diyor.

Ancak iki devletli çözüme giden yol karamsar görünüyor.

Netanyahu geçtiğimiz günlerde X’teki açıklamasında, “İsrail’in tüm Batı Ürdün bölgesindeki güvenlik kontrolünden ödün vermeyeceğini söyledi ve bu da bir Filistin devletiyle çelişiyor” dedi.

Bu, İsrail’in başlıca müttefiki ABD’yle de açık bir çelişki anlamına geliyor.

Biden yönetimi, İsrail’in Gazze’yi uçu açık işgaline devam etmemesi gerektiğini söyledi. Statükoya gerçek bir alternatif olmadığı için şiddetin daha da artması riski devam ediyor.

Binne “İsrailliler’in bir zafer günü yaşayacağını düşünmüyorum. Hamas’ı zayıflatabilirler ama asıl mesele savaştan sonra Hamas’ın geri dönmesini nasıl önleyeceğiniz” diyor.

Katkıda bulunam: Heather Sharp

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/israil-hamasi-yok-etme-amacina-ulasabiliyor-mu/feed/ 0
Sudan Dışişleri Bakan Vekili: İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları 76 yıldır sürüyor https://www.igdirhaber.com.tr/sudan-disisleri-bakan-vekili-israilin-gazzeye-yonelik-saldirilari-76-yildir-suruyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/sudan-disisleri-bakan-vekili-israilin-gazzeye-yonelik-saldirilari-76-yildir-suruyor/#respond Mon, 15 Jul 2024 21:54:16 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=10322 Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve sebep olduğu vahşetin 76 yılı aşkındır sürdüğünü belirtti.

Sadık, ?????3. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) AA muhabirlerinin sorularını yanıtladı.???????

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve bölgede yaşanan insani kriz hakkında açıklamalarda bulunan Sadık, “İsrail, 76 yıldan daha uzun bir süredir Filistin halkını öldürüyor. Filistinlilere karşı sürekli olarak bu vahşet işleniyor ve son dönemde (Gazze’de) yaşananlar bunun bir parçası.” dedi.

Sadık, İsrail’in 1948’den bu yana Filistin topraklarında yol açtığı insani drama son vermesi için dünyanın artık dur demesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu artık durmalı. Dünya artık bilinçlenmeli. Çünkü kendilerini vahşice bir işgalden kurtarmaya çalışan insanların ölmesine izin verilmemeli.” diye konuştu.

“Türkiye ile bağımsızlığımızdan bu yana birlikte çalışıyoruz”

Türkiye ile Sudan arasındaki ikili ilişkilerin seyrinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Sadık, “Sudan ile Türkiye arasında eskiye dayalı tarihi ve çok istikrarlı ilişkiler var. Ülkemizin 70 yıl önceki bağımsızlığından bu yana birlikte çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

Sadık, söz konusu ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması için yoğun çalışma yürüttüklerini, iki ülke arasındaki ilişkilerin, “cumhurbaşkanlığı diplomasisi, dışişleri bakanları arasındaki yakın temas, diplomatik istişare komitesi ve bakanlar komisyonu” olmak üzere birçok koldan yürütüldüğünü anlattı.

ADF’ye ilk kez katılma fırsatı bulduğuna işaret eden Sadık, “Dünyanın dört bir yanından devlet başkanı, bakanlar ve STK temsilcileri, birçok ülkede yaşanan sorunları görüşmek ve bunlara çözüm yolları aramak için burada bir araya geliyorlar. Bütün bunlar, daha yaşanabilir bir dünya kurma çabası için yapılıyor.” ifadelerini kullandı.

“Sudan’daki iç savaş milyonlarca insanı yerlerinden etti”

Sadık, ülkesinde yaşanan iç savaşa ilişkin ise şunları söyledi:

“Hiçbir saygın devlet, topraklarında iki ordunun varlığına izin vermez. Bu milisler, kendilerini çok güçlü hissettikleri için orduya katılmayı reddettiler. Bunların insanlara karşı, yine yabancı diplomatik misyonlar, büyükelçilikler, Birleşmiş Milletler (BM) ofisleri ve ülkenin altyapısına yönelik olmak üzere birçok yıkım ve vahşete sebep oldular.”

Savaşların her yerde insani dramlara neden olduğunun altını çizen Sadık, milyonlarca insanın söz konusu iç savaştan etkilendiği için yerlerinden edildiğine ve acil insani yardıma ihtiyaç duyduğuna dikkati çekti.

Sadık, tarım açısından zengin bir ülke olmalarına rağmen çatışmalar nedeniyle evlerini terk eden insanların gıda bulmakta sıkıntı yaşadıklarını, uluslararası toplumun Sudan halkına yardım konusunda pek varlık göstermediğini kaydetti.

Sudan’daki insani yardım ihtiyacının Gazze ve Ukrayna’da yaşananların gölgesinde kaldığının farkında olduklarını dile getiren Sadık, bu konuda Dünya Gıda Programından destek talebinde bulunduklarını vurguladı.

“Türkiye gibi kardeş ülkelerin destekleriyle kolera salgını bitmek üzere”

Sadık, başta Türkiye’nin büyük katkılarıyla kolera gibi salgın hastalıkların üstesinden gelebildiklerini aktararak, “(Hastalıklar konusunda), Türkiye, Katar ve Mısır gibi kardeş ülkelerin yardımıyla bu sorunun üstesinden gelmek üzereyiz. Bu konunun çözümünde siz, gerekli ilaç desteklerinizle büyük pay sahibi oldunuz. Birkaç hafta içerisinde, belki bir ay gibi bir zamanda kolera hastalığı bitmiş olacak.” diye konuştu.

Sudan’daki iç savaşın sonlandırılması için başlatılan Cidde müzakerelerine de değinen Sadık, her türlü askeri çatışmanın müzakere masasında ve diplomasi yoluyla çözülebileceğine inandıklarını ve ülkede barışın bir an önce tesisi için uluslararası arabuluculuk kanallarını açık tuttuklarını hatırlattı.

Sadık, milislerin, müzakerelerde üzerinde anlaşılan maddeleri yerine getirmediklerini belirterek, “Hükümet olarak, anlaşma maddeleri uygulanmadan yeni görüşmelere başlamayacağız.” ifadesini kullandı.

Paralı asker grubu Wagner üyelerinin Sudan’daki milis güçlerle savaştığı iddialarına da değinen Sadık, “Az sayıda Wagner üyesinin milislere yardım ettiği doğru. Ancak Rus dostlarımızdan, bunların isyancılarla çalışmasının bireysel olduğunu biliyoruz. Bu durum ne Wagner’in ne de Rusya Federasyonu’nun bir politikasıdır.” dedi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/sudan-disisleri-bakan-vekili-israilin-gazzeye-yonelik-saldirilari-76-yildir-suruyor/feed/ 0
Antalya Diplomasi Forumu 2024 https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumu-2024-5/ https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumu-2024-5/#respond Fri, 12 Jul 2024 21:52:11 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=10111 Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Barış için Yeni Gündem: Barışa Doğru Paradigma Değişimi” başlıklı panelde Birleşmiş Milletler (BM) tarafından geçen yıl temmuzda yayımlanan, üye ülkeleri barış için yeniden taahhütte bulunmaya davet eden “Barış İçin Yeni Gündem” başlıklı politika belgesi ele alındı.

Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü ABD Barış Enstitüsü Başkanı Lise Grande’nin üstlendiği panele Uganda Dışişleri Bakanı Jeje Odongo, Slovenya Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Marko Stucin, BM Lübnan Özel Koordinatörü Joanna Wronecka, Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması Örgütü (CTBTO) Genel Sekreteri Dr. Robert Floyd ile BM Genel Sekreteri’nin Uluslararası Cenevre Görüşmeleri (UCG) Özel Temsilcisi Ayşe Cihan Sultanoğlu katıldı.

Panelde konuşan Uganda Dışişleri Bakanı Odongo, BM Genel Sekreteri’nin temmuzda tüm dünyada küresel bir barışın oluşturulabilmesi için ne yapılması gerektiğiyle alakalı kendi şahsi görüşlerini paylaştığını belirtti.

“1,4 milyarlık Afrika, BM Güvenlik Konseyinde temsil edilmiyor”

Barış İçin Yeni Gündem belgesindeki temel prensiplerin, özellikle barış ve güvenliği sağlamak açısından BM’nin görev tanımı içinde geçtiğine dikkati çeken Odongo, BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) özellikle de karar alma noktasında bazı zorluklarla karşılaştığını anımsattı.

Bakan Odongo, “Kısmen bunun sebebi, buradaki rakipler ve bazı tarihi adaletsizliklerin gerçekleşmiş olması, örnek olarak BMGK’de 240 milyon insan, 2 kişi tarafından temsil ediliyor. 1,4 milyar nüfuslu Afrika ise hiç kimse tarafından temsil edilmiyor. Bu, zaten kendi içerisinde karar alınması gereken bir nokta.” ifadelerini kullandı.

Güvenlik sorunlarının devam ettiğini ve süreceğini kaydeden Uganda Dışişleri Bakanı, Afrika kıtasındaki tecrübelerine dayanarak bu tür krizlerle başa çıkmak için öncelikle ulusal yetkililere, bölgesel ve alt bölgesel kurumlara yetki vermek ve uzmanları devreye sokmak gerektiğini söyledi.

Odongo, ihtilaf ve savaşların nihai olarak diyalog ve sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla çözüleceğini belirterek, bu tür krizlerle karşı karşıya kalan Afrika kıtası olarak tüm dünyayla deneyimlerini paylaşmaya hazır bulunduklarını ifade etti.

Küresel barışın mümkün bir “ütopya” olduğunu söyleyen Odongo, bunun için insanların bir olmaları, bağ kurarak “ütopya” dedikleri noktaya hareket etmeleri gerektiği görüşünü paylaştı.

“Dünya değişiyor, BM değişmiyor”

Slovenya Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Stucin, ADF’nin kendi içinde barışa büyük katkıda bulunan bir süreç olduğunun altını çizdi.

“Birbirimizle, birçok paydaşla bir araya gelmek, birçok farklı konuda konuşmak, dünyanın farklı yerlerinde olup bitenlerden haberdar olmak çok önemli ve aslında tüm dünyada kalıcı barışı sağlamak bundan geçiyor.” diyen Stucin, Uganda Dışişleri Bakanı ile BMGK konusunda hemfikir olduğunu dile getirdi.

Stucin, şunları söyledi:

“BM Güvenlik Konseyinde bir reforma ihtiyaç var. Daha önce de söylenmişti bu. Dünya değişiyor ama BM değişmiyor ve son geçen yılda 56 tane ihtilaf sivillerin ölümüne sebep oldu. Bu, aslında son yüzyıldır en yüksek rakam.

Biz, şuna şahit oluyoruz, burada bir paradigma değişimi var ve barışa doğru değil ihtilafa, savaşa doğru bir paradigma değişimi var. Bunu tamamıyla tersine çevirmemiz gerekiyor. BM reformu da aslında yapılması gereken en kilit reformlardan biri.”

Bu paradigmanın herkesin kazançlı çıkacağı duruma çevrilmesi gerektiğini belirten Stucin, barış için gerçekten çalışılması, barışı oluşturacak farklı faktörler üzerinde çalışılarak uluslararası toplumun birleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Stucin, Uluslararası Ceza Mahkemesinin yıllık bütçesinin 180 milyon avro olduğuna, bunun Slovenya Tarım Bakanlığının bütçesinin üçte birine tekabül ettiğine dikkati çekerek, “Uluslararası hukuk, insan hakları hukuku, suç hukukunu savunmak istiyorsanız bunun için bir şeyler yapmanız gerekiyor. Şu anki kurumlar yeterli değil kurumlar mevcut ama yeterince kaynağa sahip değiller etkili şekilde harekete geçebilmeleri için.” değerlendirmesinde bulundu.

Moderatör Grande’nin, Ukrayna savaşını ve Gazze’deki insanlık trajedisini hatırlatarak, “BM Güvenlik Konseyi, neden işini daha iyi yapamıyor, burada neler oluyor?” sorusuna Stucin, çok taraflılıkla ilgili bir kriz yaşandığı cevabını verdi.

Stucin, BMGK içinde iş yapılmaya çalışıldığını ancak başarısızlıkla sonuçlandığını belirterek, “Şu an karşı karşıya olduğumuz şey, Ukrayna’da olsun, Gazze’de olsun, medeni dünyanın hareket etmemesi, inanılır gibi değil ama hareket etmiyoruz.” dedi.

Ana sorunun BM sisteminin reforme edilmemesi olduğuna dikkati çeken Stucin, “Bu sistem yaklaşık 70 yıl öncesinde o dönemki şartlara göre yapıldı. Şimdi farklı durumlar var ve eski bir sistemle, bununla başa çıkmaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Diplomaside yeni fikirlere ihtiyaç var”

BM Lübnan Özel Koordinatörü Wronecka da her gün BM’nin somut katma değerini sorguladığını ifade etti.

Lübnan özelinde kurumsal reformlar sonrası somut olarak uluslararası toplulukların özellikle parlamento seçimleri esnasında bu ülkeyi nasıl desteklediğini gördüklerini anlatan Wronecka, bölgesel kurum ve kuruluşlarla işbirliğinin çok önemli olduğunun altını çizdi.

Wronecka, Lübnan’ın bu seçimlerde ortaya çıkan parlamentoyla son iki yıldır yoluna devam ettiğine dikkati çekerek, güneyindeki İsrail ile deniz sınırları konusunun ekonomik teşvikle ve kazan-kazan senaryosuyla çözümünün mümkün olduğunu anlattı.

“Diplomaside yeni fikirlere ihtiyacımız var.” diyen Wronecka, Lübnan’da inovatif yaklaşımın söz konusu olduğunu dile getirdi.

Wronecka, çatışmaların, savaşların önlenmesi ve güven teşkil edilmesinin küresel barışın mümkün olduğuna inanmakla başlayacağına dikkati çekti.

“Nükleer bombaların kapasitesi aşırı arttı”

Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması Örgütü (CTBTO) Genel Sekreteri Dr. Floyd da Barış için Yeni Gündem belgesinin ilk maddesinin nükleer silahların eliminasyonundan söz ettiğini belirterek, ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye bıraktığı iki bombanın yüz binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğunun altını çizdi.

“Tek başına bu örnek bile nükleer silahların neden yok edilmesi gerektiğini gerekçelendiriyor.” diyen Floyd, o bombaların bugün üretilebilecek nükleer silahlara göre gerçekten “minicik” olduğunu söyledi.

Floyd, Hiroşima’daki bombanın 15 bin ton TNT’lik patlamaya eş değer olduğunu, o zamandan beri gerçekleştirilen nükleer testlerin 15 milyon ton TNT’ye eş değer bombaların yapılabileceğini gösterdiğine dikkati çekerek, şu yorumu yaptı:

“Neden kullanılması gerektiğine dair bir gerekçe yok ama neden kullanılmaması gerektiğini bu şekilde görebiliriz. Her ne mantık kullanılırsa kullanılsın, sayılar ortada.”

Dinleyicilerin “Gündemde ne eksik?” sorusu üzerine Floyd, “bazı şeyleri eyleme dökmek ve tüm dünyanın buna katılımının sağlanması gerektiği” cevabını verdi.

Floyd, bazı uluslar için barışın kökten gelen, elzem, asli bir gereklilik olduğunu vurgulayarak, barış çabalarının iki katına çıkarılması, her halka uyabilecek bir yapının kurulması gerektiğini ifade etti.

“BM, İkinci Dünya Savaşı’nın külleri üzerine inşa edildi”

BM Genel Sekreteri’nin Uluslararası Cenevre Görüşmeleri (UCG) Özel Temsilcisi Ayşe Cihan Sultanoğlu da 40 yıldır BM’de görev almasına rağmen şu andakinden daha fazla “güçlü bir cepheye” ihtiyaç bulunduğunu düşünmediğini söyledi.

Sultanoğlu, BM’nin İkinci Dünya Savaşı’nın külleri üzerine inşa edildiğini anımsatarak, “Şu anda gözlemlediğimiz şey şu ki maalesef inşa ettiğimiz ve üzerinde çalıştığımız her şeyin çöküşü demek istemiyorum ama bence çok yakındayız. Ben kalkıp da felaket tellallığı yapmak istemem ama Guterres’in de söylediği gibi, ‘Bu, gerçekten mükemmel bir fırtınanın başlangıcı.'” ifadelerini kullandı.

Geçen 10 yılda insani yardıma büyük paralar harcandığını ancak 2020’de sadece global askeri harcamaların 2 trilyon dolara eriştiğine dikkati çeken Sultanoğlu, barıştan ziyade savaş kaynaklarının beslendiğini vurguladı.

Sultanoğlu, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan zamanında, 32 yıl önce 1992’de de bir kalkınma gündeminin olduğunu dile getirerek, Berlin Duvarı yıkıldıktan, Sovyetler dağıldıktan sonra Soğuk Savaş’ın bitimiyle çok büyük bir ümit olduğunu ancak şu an tamamen farklı bir dünyadan söz edildiğini söyledi.

Küresel barıştan başka alternatifin olmadığının altını çizen Sultanoğlu, daha fazla güven inşa edecek mekanizmalara ihtiyaç bulunduğunu, sadece BM’nin değil tüm uluslararası sistemin reforme edilmesi gerektiğini savundu.

Ayşe Cihan Sultanoğlu, en azından veto haklarını kullandıkları zaman BMGK üyelerinden daha fazla hesap verilebilirlik istenebileceğini sözlerine ekledi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumu-2024-5/feed/ 0
Antalya Diplomasi Forumu’nda Rusya-Ukrayna Savaşı ve Avrupa Güvenlik Mimarisinin Geleceği Tartışıldı https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumunda-rusya-ukrayna-savasi-ve-avrupa-guvenlik-mimarisinin-gelecegi-tartisildi/ https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumunda-rusya-ukrayna-savasi-ve-avrupa-guvenlik-mimarisinin-gelecegi-tartisildi/#respond Thu, 11 Jul 2024 21:06:16 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9979 Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) düzenlenen “Avrupa Güvenlik Mimarisinin Geleceği” başlıklı panelde Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa’nın değişen güvenlik stratejilerindeki rolü ve gelecekte nasıl şekilleneceği tartışıldı.

Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü ABD merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’in Kıdemli Uzmanı eski Büyükelçi Alper Coşkun’un üstlendiği panele İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri Helga Maria Schmid, Uluslararası İşler Enstitüsü (IAI) Direktörü Nathalie Tocci ile NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray katıldı.

AGİT Genel Sekreteri Schmid, teşkilatının “çatışmaları önleme” rolünü vurgulayarak, bunu sağlamak amacıyla çeşitli araçların geliştirildiğini ancak uygulanması konusunda siyasi iradeye ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

“Sanırım 35 yıl önce Avrupa topraklarında şiddetli savaşların geri döndüğünü görmeyi hayal bile edemezdik.” diyen Schmid, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından Avrupa’da değişen güvenlik politikalarının AGİT’in çalışma ve karar alma süreçlerini de etkilediğini söyledi.

Schmid, güvenlik sorunlarını ele almak için farklı yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu belirterek, “Güvenlik sorunları, asla sadece siyasi ve askeri güvenlik değil. Ekolojik boyutu, dolayısıyla ekonomik boyutu ve insani boyutunu da giderek daha fazla dikkate almanız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Çatışmaların önlenmesi için yeterince temsil edilmeyen kadın, genç ve azınlıklar gibi öznelerin sürece dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Schmid, “Silahların kontrolü konusunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şu anda nükleer silahlara haklı olarak çok fazla odaklanılıyor ancak konvansiyonel silahların kontrolünü de unutmamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmektir”

İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, yaklaşık 200 sene önce tarafsızlık politikasının kabul edilmesinin, ülkesinin dönemin büyük güçleriyle çevrili olmasının yarattığı koşullarla ilişkili olduğunu anlatarak, “Ve biz, bu yükümlülüğü bir varlık, bir ulus olarak kendimizi uluslararası topluma kazandırmanın aracı haline getirmeye çalıştık.” dedi.

Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Avrupa ülkeleriyle işbirliğinin öneminin farkına vardıklarını söyleyen Cassis, “Coğrafi ve siyasi olarak (Avrupa’nın) tam kalbindeyiz. Dolayısıyla tarafsız olmak yerine işbirliğine dayalı bir yol seçmeliyiz. Aslında İsviçre hükümetinin, ABD yaptırımlarına dahil olurken yapmaya karar verdiği ve işbirliği yapmanın en iyi yollarını bulmaya çalıştığı şey de buydu.” ifadelerini kullandı.

Cassis, İsviçre’nin NATO müttefikleriyle çevrili olmasının ülkeye güvenlik sağladığını kaydederek, NATO ile barışın teşviki konusunda işbirliklerinin yapıldığını ve bunların artacağını ancak NATO’ya katılımın söz konusu olmadığını dile getirdi.

Uluslararası platformla işbirliğini güçlendirme çabaları kapsamında ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) katılma kararı almasının tarihte ilk olduğunu vurgulayan Cassis, tarafsızlık statüsünü koruyarak Avrupa’nın güvenlik mimarisinin şekillenmesi sürecinde yer almak istediklerini kaydetti.

İsviçreli Bakan, ülkesinin BMGK’ye katılmasının nedenini şöyle anlattı:

“Onlarca yıl boyunca tarafsızlık nedeniyle kamuoyunda çok aktif şekilde tartışıldı. Şimdi oradayız ve kendi aralarında konuşmayan ülkeler arasında diyaloğu kolaylaştırmaya katkıda bulunuyoruz ve bunun mümkün olduğunu görüyoruz. Bunu yapmak ve aynı zamanda tarafsız olmak mümkün. Tarafsız olmak, sadece uluslararası hukuka göre askeri açıdan tarafsız olduğumuz anlamına geliyor. Kayıtsızlık anlamına gelmiyor, değerlerimiz olmadığı anlamına gelmiyor.”

“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmek ya da çatışmaları çözmektir.” diyen Cassis, Şubat 2022’den bu yana Rusya ile devam eden savaşı sonlandırmak için İsviçre’nin Ukrayna’ya yüksek düzeyli “Küresel Barış Zirvesi” yapmayı teklif ettiğine dikkati çekti.

Cassis, barışın sağlanması amacıyla sürece Rusya, BRICS ülkeleri ve tüm ülkelerin dahil edilmesi gerektiğini dile getirdi.

“NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük”

NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Bray, son 2 yılda Avrupa’da değişen güvenlik ortamıyla İttifak’ın da evrildiğine işaret ederek, “Bence devlet savaşları geri döndü. Bu, kolektif savunmanın bölgede çok önemli bir şey olduğunu hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa güvenliğine yönelik en ciddi krizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana ülkelerin NATO’ya ilgisinin arttığını ve savaşın Avrupa’daki ülkeleri statükonun devamını sağlamak adına birleştirdiğini anlatan Bray, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rekor bir sürede, tarihte hiç yapmadığımız kadar hızlı bir şekilde Finlandiya’yı müttefikimiz yaptık ve yine aynı şekilde İsveç de çok yakında İttifak’ta olacak. Bence tüm bunlar bize tekrar şunu hatırlatıyor: Saldırganlık karşısında daha önce de defalarca söylendiği gibi, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in savaştan önceki talepleri neyse bunun tam tersini elde etti. Rusya’nın şu an daha önce sahip olduğundan daha fazla NATO sınırı var.”

Savaşın NATO’nun işleyiş ve planlamasını değiştirdiğini belirten Bray, “Çatışma planlamasına yaklaşımımızı temelden değiştirdik. NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük. Kara, hava, deniz, uzay ve siber alana kadar her alanda yeteneklerimizi ve çabalarımızı artırdık.” bilgisini paylaştı.

Bray, Ukrayna’nın güvenliğinin Avrupa için önemli olduğuna işaret ederek, “Buradan çıkan bir başka basit gerçek de Avrupa’nın güvenliğinin doğrudan Ukrayna’nın güvenliğine bağlı olduğu, güvenli ve emniyetli bir Ukrayna olmadan güvenli bir Avrupa’nın da olamayacağıdır.” dedi.

“Batı ile kalıcı savaş hali artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul”

IAI Direktörü Tocci, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenlik politikalarının yanı sıra NATO ve Avrupa Birliği (AB) gibi kuruluş ve örgütlenmelerin politikalarını da değiştirdiğini ifade etti.

Geçmişte genişlemenin güvenlik motivasyonlu olduğunu ve bir ülkenin tamamen güvenli, demokratik ve müreffeh olmasa da istikrarlı olmasının genişlemeye dahil edilmesi için yeterli görüldüğünü savunan Tocci, “Artık biliyoruz ki bu, Avrupa’nın sınırlarıyla alakalı hale geldi. ya bölünmenin bir tarafındasınız ya da bölünmenin diğer tarafındasınız ve daha önce de söylediğim gibi, eğer uçurumun diğer tarafındaysanız işgal gibi şeyler olabilir.” dedi.

Tocci, bu bağlamda genişlemenin artık stratejik zorunluluk halini aldığını belirterek, “Mükemmel şekilde demokratik olmanızın, tüm standartları mükemmel şekilde karşılamanızın gerçekten bir önemi yok.” ifadesini kullandı.

Rusya-Batı mücadelesinin Ukrayna savaşıyla sona ermeyeceğini dile getiren Tocci, “Batı ile kalıcı savaş halinin artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul olduğunu düşünüyorum. Bunun Ukrayna’da sona ereceğini düşünmüyorum ve bence, umarım sona erer ama sona ermeyebileceğini ve çok daha uzun yıllar sürebileceğini varsaymalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumunda-rusya-ukrayna-savasi-ve-avrupa-guvenlik-mimarisinin-gelecegi-tartisildi/feed/ 0
Orta Doğu’da Kalıcı Bir Barışın Yapı Taşları Paneli Düzenlendi https://www.igdirhaber.com.tr/orta-doguda-kalici-bir-barisin-yapi-taslari-paneli-duzenlendi/ https://www.igdirhaber.com.tr/orta-doguda-kalici-bir-barisin-yapi-taslari-paneli-duzenlendi/#respond Mon, 08 Jul 2024 21:15:26 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9790 Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında düzenlenen “Orta Doğu’da Kalıcı Bir Barışın Yapı Taşları” başlıklı panelde, İsrail’in, Filistin ve Lübnan topraklarını işgalinden kaynaklanan sorunlar ve bölgede barış ve istikrar için atılması gereken adımlar ele alındı.

Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Ghida Fakhri’nin üstlendiği panele, Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Abdullah bin Ahmed Al Halife ve Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Hüsam Zeki katıldı.

Filistin Dışişleri Bakanı Maliki, bölgede kalıcı istikrar ve güvenliğin Filistin-İsrail arasında barışın tesis edilmesiyle sağlanacağını belirterek “Filistinliler diğer ülke halklarıyla eşittir. Filistinliler için barış olmadan, tüm Orta Doğu’da barış ve güvenlik olmaz. Bunu Filistinlilerin topraklarına el konulduğu 1948’den beri görüyoruz.” dedi.

İsrail’in kendi güvenliğini sağlamanın yolunu savaşmakta gördüğünü ve 76 yıldır bu savaşı sürdürdüğüne dikkati çeken Maliki, “Savaşın barış ve istikrar getirmediğine onlar da inanmalı. Barışın güvenliği tesis edeceğini kabul etmeliyiz. İsrail, Filistin dışındaki ülkelerle barış yapmak istiyor ve bunu Filistin, Lübnan ve Suriye’deki işgallerini bitirmeden yapmak istiyor. Birçok Arap ülkesiyle ilişkilerini normalleştirdiler ancak güvenlik elde edemediler. 7 Ekim’de yaşananlar bunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

“İsrail cezasız kaldığı için istediğini yapıyor”

Moderatör Fakhri’nin, “Arap ülkeleriyle normalleştirme süreci devam ederken İsrail neden Filistin’le barış yoluna gitsin?” sorusuna Maliki, İsrail’i barışı zorlamak için uluslararası alandaki cezasızlığının sona ermesi gerektiği cevabını vererek şöyle devam etti:

“İsrail dünyaya meydan okuyabiliyor ve cezasız kaldığı için istediğini yapıyor. İsrail’e ambargo sözünü dahi kullanmıyorlar. Bu sözü kullanan olursa da İsrail ‘antisemitik’ etiketi yapıştırıyor. Bu cesareti Güney Afrika gösterdi. İsrail’in Gazze’de soykırım işlediğini haykırdı. Diğer ülkeler de harekete geçmelidir. İsrail’e ambargo veya yaptırım uygulamak tek çözümdür. Rusya’ya uygulanan ambargo İsrail’e uygulanmıyor.”

Arap ülkelerinin Filistin’e desteği yeterli mi?

Arap ülkelerinin Filistin’e siyasi destek verdiğini ancak finansal destek veremediğini anlatan Maliki, “Mali yardım söz konusu olduğunda problem oluyor. Çok zor maddi durum içinde olduğumuzu da biliyorlar. İsrail bizim vergilerimize el koydu. Son bir yılda kamu çalışanlarımıza maaş ödeyemedik. Arap ülkeleri 100 milyon dolarlık yardım için bir araya gelmişti ancak maalesef şimdiye kadar bu konuda adım atılmadı. Arap ülkelerinin verdiği siyasi destek konusunda tatmin oluyoruz ancak maddi yardım konusunda tatmin olamıyoruz.” diye konuştu.

Maliki, ABD’nin Gazze’deki katliamlara ve savaş suçlarına rağmen İsrail’e verdiği desteğe işaret ederek şunları kaydetti:

“Tek bir süper güç İsrail’e eleştirilere kalkan oluyor. İsrail şu anda soykırım suçu işliyor bir sorun varsa bu gücün İsrail’e arka çıkmasıdır. İsrail’in bir an evvel işgali durdurması ve Filistin devletinin kurulması gereklidir. Filistin’deki durum çok kötü ve çok büyük adaletsizlik görüyoruz.”

Buhabib: “BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerekir”

Lübnan Dışişleri Bakanı Buhabib de ABD yönetiminin İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırılarını durdurma kapasitesine sahip olduğuna dikkati çekerek BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.

İsrail’in Lübnan’ı her gün tehdit ettiğini belirten Buhabib, “Herhangi bir ateşkesi kabul etmeyeceklerini söylüyorlar. Lübnan kesinlikle barış taraftarı. Filistinliler için barış tesis edilmeli. 75 senelik savaştan bahsediyoruz artık barış olmalı, İsrail için de güvenlik böyle sağlanacak. Biz bütün işgal edilen bölgelerden çekilmelerini istiyoruz bu da güvenliği getirecektir.” ifadelerini kullandı.

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların genişlemesi ihtimali

Buhabib, ülkenin güney sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalara ilişkin ise “Biz kesinlikle korkuyoruz ancak Hizbullah’tan korkmuyoruz çünkü Hizbullah işgal yoksa savaş istemiyor zaten. Ateşkesin ve sınırlar arasında güvenliğin tesis edilmesi için Avrupa ülkelerinden ateşkesin sağlanmasını istiyoruz. Lübnan’a karşı savaş açılırsa bu tek ülkeyle sınırlı kalmaz, bölgesel savaşa dönüşür. Hizbullah şaka değil, biz muhtemel bir savaşta ülkemizin mahvolacağından korkuyoruz ancak İsrail de bundan çok büyük zarar görecek.” diye konuştu.

Fransa’dan İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili mektup

Lübnanlı Bakan, İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili Fransa’nın kendilerine içeriğinde olumlu noktalar olan bir mektup sunduğunu ve kendilerinin de yakında cevaplarını ileteceklerini belirtti.

Bahreyn’in İsrail-Filistin meselesine ilişkin tutumu

Panelin konuşmacılarından Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Al Halife de ülkesinin Filistin devletinin kurulmasından ve iki devletli çözümden yana olduğunu kaydetti.

Bu çözümün İsrail’in işgal ettiği toprakları terk etmesiyle olacağını söyleyen Halife, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkent olması, Filistinlilerin topraklarına dönmesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nin de Suriye’ye verilmesi gerektiğini ifade etti.

Halife, İsrail ile ilişkilerini normalleştiren Bahreyn’in Filistin’de “kırmızı çizgisinin” olup olmadığına ilişkin soruya ise “Savaş zamanında herhangi bir ülkenin arabulucu olması mümkün değil çünkü her iki tarafa yaptırım uygulanmalıdır. Bahreyn iki toplumun birlikte yaşaması gerektiğine inanıyor.” cevabını verdi.

Arap ülkeleri İsrail’in saldırılarını durdurmak için ne yapabilir?

Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Zeki ise “Arap ülkelerinin İsrail’in Filistinlilere saldırılarını durdurmak için neden adım atamadığının” sorulması üzerine, “Sadece Arap Birliği değil, tüm uluslararası kuruluşlar buna dahil. BM dahi bunu durduramadı. İsrail’in davranışlarını değiştirmesi konusunda başarısız olundu.” dedi.

Arap Birliği’nin görevinin siyasi pozisyon belirlemek olduğunu söyleyen Zeki, Filistin’in desteklenmesi konusunda uluslararası konsensüs oluşturmaya çalıştıklarını ve Arap Birliği’nin Filistin’in desteklenmesinde büyük rol oynadığını savundu.

Moderatörün “Arap Birliği, durumun vahametine dair bir strateji geliştiremez mi?” sorusu üzerine Zeki, “Şu anda Arap Birliği’nin siyasi bir pozisyon oluşturma ve bununla Filistin’i destekleme konusunda tatmin olduğunu söyleyebilirim ancak bu suç unsuru barındıran savaşı durdurma çabalarımızın olmadığı anlamına gelmiyor. Arap ülkeleri bu çabalara dahil oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/orta-doguda-kalici-bir-barisin-yapi-taslari-paneli-duzenlendi/feed/ 0
Emine Erdoğan Antalya Diplomasi Forumu’nun Kadın, Barış ve Güvenlik Oturumu’nda konuştu Açıklaması https://www.igdirhaber.com.tr/emine-erdogan-antalya-diplomasi-forumunun-kadin-baris-ve-guvenlik-oturumunda-konustu-aciklamasi/ https://www.igdirhaber.com.tr/emine-erdogan-antalya-diplomasi-forumunun-kadin-baris-ve-guvenlik-oturumunda-konustu-aciklamasi/#respond Mon, 08 Jul 2024 21:00:36 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9775 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Unutmamalıyız ki, kalıcı ve sürdürülebilir bir barış, kimsenin geride bırakılmadığı bir süreçten doğar. Toplumun temel ve dönüştürücü bir parçası olan kadınların dahil edilmediği bir barış sürecinin başarıyla sonuçlanması beklenemez.” dedi.

Emine Erdoğan, Nest Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun Kadın, Barış ve Güvenlik Oturumu’nda lider eşleri ve katılımcılara hitap etti.

Lider eşlerini ve uluslararası kuruluş temsilcilerini, kadim tarihi, doğası ve kültürüyle, gözde bir şehir olan Antalya’da ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu ifade eden Emine Erdoğan, forumun bu seneki ana temasının “krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak” olduğunu anımsattı.

“Yanan bizim evimiz, ailemiz, ortak değerlerimiz”

Bugün dünya olarak, hiçbir ülkenin tek başına bertaraf edemeyeceği boyutta krizlerle karşı karşıya olduklarını vurgulayan Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizi insanlık olarak bir arada tutan değerlerin ve kurumların temelleri, yakın tarihte hiç bu kadar sarsılmamıştı. Bu buluşmayı, huzurlu bir barış ortamında değil; ne yazık ki, savaşın karanlık gölgesi altında gerçekleştiriyoruz. Savaşlar ve çatışmalar, adeta adım adım ilerleyen bir yangın gibi dünyamızı kuşatmaya devam ediyor. Yanan bizim evimiz, yanan bizim ailemiz, yanan bizim ortak değerlerimiz. Kutuplaşma ve ırkçılığın arttığı, tahammülsüzlük ve tamahkarlığın nefreti körüklediği bir çağda, barışı ve düzeni korumak git gide daha da zorlaşıyor. Adil ve güçlü bir iradenin, diplomasiyle çözebileceği ihtilaflar, hızla sıcak çatışmaya evriliyor.”

Erdoğan, Suriye, Irak, Yemen, Sudan Filistin ve daha birçok çatışma bölgesinden, aynı acı feryatların yükseldiğini söyledi.

Yaşayabilmek için evini ardında bırakan masum canların sığındıkları yerde zalimce katledildiğine dikkati çeken Erdoğan, şiddetin her türlüsü ile örselenen çocukların minik yüreklerinde tamiri mümkün olmayan yaralar açıldığını ifade etti.

“Dünyanın adil, cesur ve hakkaniyetli liderlere hiç olmadığı kadar ihtiyacı var”

Dünyanın tüm vicdanlı insanlarının yekpare bir sesle, “hemen ateşkes, hemen barış” diye haykırdığına işaret eden Emine Erdoğan, şöyle devam etti:

“Artık öyle bir noktadayız ki, söylenebilecek tüm sözleri tükettik. Söylenebilecek son sözü, 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Recep, çapraz ateş altındayken yaptığı yardım çağrısında söyledi. ‘Lütfen beni kurtarın’ demişti. Ne onu ne ailesini ne canı pahasına ona yardıma giden sağlık ekiplerini kurtarabildik. Soykırımın bir parçası olma ihtimali, insanca var olma onuruna fazla gelen Erın Bruşnel, söylenebilecek son sözleri haykırarak hayata veda etti. ‘Bu soykırıma ortak olmayacağım’ dedi, yapılan zulüm vicdanına ağır geldiği için. İsrail’in yıkım araçlarının altında can veren Raşel Kori ile aynı yaşta, ömrünün baharındaydı. Sözün tükendiği bu noktada, barış umudunu canlı tutmak ve barışa yönelik gayretimizi artırmak zorundayız. Dünyanın adil, cesur ve hakkaniyetli liderlere, hiç olmadığı kadar bugün ihtiyacı var. Barışa inanan cesur insanlar güçlerini birleştirdiğinde, girilen şiddet sarmalını kıracağımıza, barış ve huzurlu bir düzeni, bu güç birliği ile elde edeceğimize inanıyorum.”

“Kadınların karar verici noktalarda olduğuna emin olmalıyız”

Emine Erdoğan, savaşta her kesim zarar görse de bilhassa kadınların orantısız biçimde etkilendiğini dile getirdi.

Savaşın derinden etkilediği kadınların, barış için söyleyecek çok sözünün olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Büyük bir incelikle inşa ettiği yuvası yanıp küle dönen, canından parça evladının acısını gören, kök saldığı toprakları terk etmek zorunda kalan kadınlar, barışın kıymetini herkesten çok daha iyi bilir. Bu konuda, 24 yıl önce, küresel bir irade ortaya konmuş; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararı ile kadınların, barış süreçlerine katılımı güvence altına alınmıştı. Ancak ne yazık ki çatışmanın birincil mağduru, toplumların inşasının ana aktörü olan kadınların, arabuluculuk ve barış süreçlerine etkin bir şekilde dahil edilmediğini görüyoruz. Oysa araştırmalar, kadınlar sürece dahil olduğunda uzlaşma olasılığının yükseldiğini ve barışın daha uzun soluklu hale geldiğini gösteriyor. Kadınların, farklı gruplarla işbirliği yapma ve birlikte çalışmaya yatkın tabiatı ve sosyal meselelere olan duyarlılıkları, barış süreçlerindeki başarı şansını artırıyor. Unutmamalıyız ki kalıcı ve sürdürülebilir bir barış, kimsenin geride bırakılmadığı bir süreçten doğar. Bilhassa, toplumun temel ve dönüştürücü bir parçası olan kadınların dahil edilmediği bir barış sürecinin başarı ile sonuçlanması beklenemez. Bu nedenle, diplomasiyi öne çıkarırken, kadınların karar verici noktalarda olduğuna emin olmalıyız.”

Erdoğan, savaş yorgunu bir çağda, kadın bakış açısıyla tesis edilecek barışın, daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve hakkaniyetli olacağına, bütün kalbiyle inandığını vurguladı.

Filistin, Ukrayna, Suriye ve Yemen’de barış hedefiyle öne çıkan hareketlerin kadınlardan güç aldığına dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Lider eşleri olarak bizlere ve karar alıcı düzeyde bulunan tüm kadınlara, bu anlamda sorumluluklar düşüyor. Bu çerçevede, Ukrayna Devlet Başkanının eşi Olena Zelenska hanımefendi ile işbirliği halinde Ukraynalı 1500’e yakın savaş mağduru çocuğu ve refakatçilerini ülkemizde misafir ediyoruz. Bu grup arasından bugün aramızda bulunan Kırım Tatarı çocuklarımız, söyleyeceği şarkılarla sevginin ve umudun tek dil olduğunu bize yeniden hatırlatacak. Benzer şekilde, yakın zamanda Gazze’den tedavileri için getirdiğimiz savaş mağduru çocukları ülkemizde misafir ediyoruz. İnanıyoruz ki insanlığın zulümle bükülen belini, mazlumlar arasında ayrım gözetmeyerek doğrultabiliriz.”

“İsrail’in sözde mağduriyetinin giderilmesi için daha kaç can feda edilecek”

“Büyük bedeller ödenerek kazanılan uluslararası hukuk ve adalet sistemini, ruhundan kopararak, yazılı birkaç ifadeye indirgemeye çalışanlara asla boyun eğmeyeceğiz.” diyen Emine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Birlikte insanca yaşamamızın teminatı olan bu kaidelerin, suçu işleyen ülkeye ve mazlumun milliyetine göre eğip bükülmesine nasıl sessiz kalabiliriz? Buradan sormak istiyorum, 25 kişi öldürüldüğünde, Paris’te kol kola yürüyüş düzenleyen dünya liderleri, bugün ekseriyeti kadın ve çocuk olan 30 bin insan vahşice katledilirken, hangi gerekçeyle sessiz kalabiliyor? Çocukları, kadınları, masum insanları kurtarması beklenen medeni ülkeler, ateşkes çağrısı dahi yapamayacak kadar bu korkunç karanlığa teslim olmuş durumda. İsrail’in sözde mağduriyetinin giderilmesi için daha kaç can feda edilecek? 25 Avrupalının hayatını kaybetmesinin vicdanlarda oluşturduğu öfke ve acıyı uyandırmak için, kaç bin Filistinlinin ölmesi gerekecek? Tarih sayfaları, bu utanç verici soykırım yaşanırken, karşısında cesaretle duran barış neferlerini de yazacak.”

“Çocukların ölüme terk edilmediği, adil bir dünya diliyorum”

Emine Erdoğan, Güney Afrika Cumhuriyeti başta olmak üzere, hak ve adaletin tecellisi için adım atan tüm ülkelere minnettarlığını ifade etti.

Geçen kasım ayında, 20 lider eşi ve ülke temsilcisiyle “Filistin için Tek Yürek Zirvesi” kapsamında aynı amaçla bir araya geldiklerini anımsatan Erdoğan, “Davetime icabet ederek gelen, mazlumların haklı davası için güçlü bir duruş sergileyen kız kardeşlerime, buradan bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Sözlerime son vermeden, başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere, bu kıymetli organizasyonda emeği geçen herkesi kutluyor, oturumumuza katılımlarınız için hepinize bir kez daha teşekkür ediyorum. Savaşların, yerini kapsayıcı bir barış düzenine bıraktığı, her şeyden önemlisi, çocukların ölüme terk edilmediği, adil bir dünya diliyorum.” dedi.

Oturumda, aktivist Tevekkül Karman, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcısı ve Türkiye’den Sorumlu Bölge Müdürü Ivana Zivkovic, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın Kadın, Barış ve Güvenlik Özel Temsilcisi Bineta Diop, Bulgaristan Cumhurbaşkanı eşi Desislava Radeva ve Sırbistan Cumhurbaşkanı eşi Tamara Vucic de katılımcılara hitap etti.

Emine Erdoğan’ın konuşmasının ardından, Türkiye’nin misafir ettiği savaş mağduru Ukraynalı ve Kırım Tatarı çocuklardan oluşan folklor topluluğunun dans gösterisi izlendi. Emine Erdoğan ve lider eşleri daha sonra, Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi ve Afrika standını da ziyaret etti.

Emine Erdoğan ve lider eşleri, folklor gösterisi sunan Ukraynalı ve Kırım Tatarı çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirdi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/emine-erdogan-antalya-diplomasi-forumunun-kadin-baris-ve-guvenlik-oturumunda-konustu-aciklamasi/feed/ 0
Azerbaycan’ın kurtarıcısı Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçti https://www.igdirhaber.com.tr/azerbaycanin-kurtaricisi-nuri-pasanin-vefatinin-uzerinden-75-yil-gecti/ https://www.igdirhaber.com.tr/azerbaycanin-kurtaricisi-nuri-pasanin-vefatinin-uzerinden-75-yil-gecti/#respond Sat, 06 Jul 2024 21:51:26 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9689 Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü 15 Eylül 1918’de Ermeni çeteleri ve Bolşevik birliklerinden kurtaran Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçti.

Henüz 28 yaşındayken dönemin harbiye nazırı olan ağabeyi Enver Paşa’nın talimatıyla 12 bin kişilik Kafkas İslam Ordusu’nun başına geçerek Bakü’yü kurtaran, Cumhuriyet döneminde ise kurduğu fabrikalarla Türk savunma sanayisinin öncüleri arasında yer alan Nuri Paşa’nın (Killigil) anısı hem Azerbaycan’da hem de Türkiye’de yaşatılıyor.

Sütlüce’deki silah fabrikasında 2 Mart 1949’da meydana gelen büyük patlamada hayatını kaybeden Nuri Paşa’nın kazaya mı kurban gittiği yoksa suikast kurbanı mı olduğu, bugüne kadar aydınlatılamadı.

Nuri Paşa, 1890’da Manastır’da doğdu, ilkokul ve lise eğitimini burada tamamladıktan sonra 1909’da Manastır Harbiyesinden üsteğmen rütbesiyle mezun oldu, Balkanlar’da çeşitli bölgelerde görev yaptı ve 1911’de Trablusgarp Savaşı’na katıldı.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin ardından “padişah yaverliği” rütbesi verilen Nuri Paşa, 1917’ye kadar Trablusgarp ve Bingazi’de görev yaparken İngiliz, İtalyan ve Fransız kuvvetlerine karşı birçok savaşa girdi.

Enver Paşa, Azerbaycan ve Dağıstan’ın Osmanlı’dan yardım talep etmesi üzerine kurdurduğu Kafkas İslam Ordusu’nun kumandanlığına, kardeşi Nuri Paşa’yı getirdi.

Kafkas İslam Ordusu, 15 Eylül 1918’de Bakü’yü kurtardı

12 bin askerden oluşan Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan harekatı kapsamında güzergahındaki Göyçay, Salyan, Ağsu ve Kürdemir’i de Bolşevik birlikleri ve Ermeni çetelerinden temizledi, 15 Eylül 1918’de ise Bakü’yü kurtardı. Kafkas İslam Ordusu, Bakü’nün kurtuluşu için 1130 şehit verdi.

“Bakü Fatihi” diye anılan Nuri Paşa, Azerbaycan’da gittiği her yerde saygı ve hürmetle karşılandı. Azerbaycanlılar, kurtarıcıları olan ordunun kumandanını evlerinde misafir etmek için birbiriyle yarıştı.

Bakü’de büyük coşkuyla karşılanan Nuri Paşa, Tezepir Camisi’nde minbere çıkarak halka hitap etti. Söz konusu minber, bugün hala “Nuri Paşa minberi” diye anılıyor ve camide korunuyor. Paşa’nın Gence’de konakladığı ev de müze olarak ziyarete açık.

Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra Kafkas İslam Ordusu, Bakü’yü terk etmek zorunda kalırken Nuri Paşa, İngilizler tarafından Batum’da tutuklandı.

Nuri Paşa, 8 Ağustos 1919’da yargılanmak üzere götürülürken Kafkasyalıların yardımıyla hapisten kaçmayı başardı.

Türk savunma sanayisinin öncülerinden biri oldu

1921’de Berlin’e giden Nuri Paşa, burada çiniciliği öğrenerek 1924’te İstanbul’a döndü ve Kütahya Çinicilik Anonim Şirketi’ni kurdu. Askerlik hayatı kahramanlıklarla geçen Nuri Paşa, bir süre sonra fabrikasını devrederek savaş sanayisine yöneldi.

Nuri Paşa, Sütlüce’de bulunan bir fabrikayı satın alarak ordu için silah ve cephane üretti, çeşitli silah tasarımları yaptı ve bunların patentini aldı. “Nuri tabancası” adını verdiği Türkiye’nin ilk 9 milimetrelik silahının seri imalatını gerçekleştirdi.

Kurduğu fabrikada top, havan, uçaksavar mermi ve tapalarının yanı sıra uçak bombaları imal eden Nuri Paşa, özel sektör olarak yerli harp sanayisinin gelişmesine ve Türk ordusunun ateş gücünün artırılmasına katkı sağlayan ilk girişimcilerden biri oldu.

Filistin halkını destekledi

Nuri Paşa, Arap-İsrail Savaşı’nda Arap ordularını ve Filistin halkını destekledi. İsrail’in kuruluşundan sonra da Arap direnişçiler için silah ve cephane üreten Nuri Paşa, Sütlüce’deki fabrikasında 2 Mart 1949’da meydana gelen büyük patlamada hayatını kaybetti.

Patlama, kimileri tarafından kaza kimileri tarafındansa İsrail istihbaratı tarafından organize edilen suikast olarak değerlendirildi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/azerbaycanin-kurtaricisi-nuri-pasanin-vefatinin-uzerinden-75-yil-gecti/feed/ 0
Macaristan Başbakanı Orban: Türkiye ile ilişkilerimiz çok köklü https://www.igdirhaber.com.tr/macaristan-basbakani-orban-turkiye-ile-iliskilerimiz-cok-koklu/ https://www.igdirhaber.com.tr/macaristan-basbakani-orban-turkiye-ile-iliskilerimiz-cok-koklu/#respond Fri, 05 Jul 2024 09:03:23 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9521 Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Türkiye ile Macaristan arasındaki ilişkilerin çok uzun tarihi kökleri olduğunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Macaristan’da sevildiğini ve imajının çok yüksek olduğunu belirtti.

Başbakan Orban, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamındaki “ADFLeadersTalks” paneline konuşmacı olarak katıldı.

Orban, Türkiye-Macaristan ilişkilerinin uzun bir tarihi geçmişi ve ülkesinin Avrupa’da Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) üye olduğunu söyledi.

Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla Macaristan’da güçlü liderlerin ilgi gördüğünü kaydeden Orban, “Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, Macaristan’da özellikle sevilen, imajı yüksek olan bir lider. Macaristan’da buna önem verilir.” dedi.

“Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz”

Orban, “Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz. Bir başka olgu ise Türkiye ile Macaristan arasında bir barış dili konuşuluyor.” ifadesini kullandı.

Avrupa’da savaş dilinin konuşulduğunu, “birilerini ezmekten ve galibiyetten” söz edildiğini dile getiren Orban, “Bizler öyle değiliz. Savaş dilini sevmeyiz. Türkiye ve Macaristan bu bağlamda Avrupa bölgesinde birer istisna teşkil ediyor. Bizler karşılıklı barışın dilini konuşuyoruz.” şeklinde konuştu.

Orban, Türkiye’nin muhafazakar yapısını korumayı başaran ülke olduğunu, Avrupa’da aile, tanrı, ulus gibi kavramların Orta Çağ’a ait unsurlarmış gibi görüldüğünü, bu değerleri dile getirenlerin sorunlarla karşılaştığını anlattı.

Göç ve göçmenlik meselesinin Avrupa’daki en önemli konuların başında geldiğini ileri süren Orban, Macaristan gibi 10 milyon nüfusa sahip bir ülkenin sınırında birden yüz binlerce göçmenin birikmesini olumlu bir durum olarak değerlendirmediklerini, ülkesinde kimin yaşayıp yaşamayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğini, bu nedenle göç konusunda diğer ülkelere oranla daha katı bir tutum sergilediklerini anlattı.

“Erdoğan, Avrupa kıtasını kurtardı”

Orban, Türkiye’nin göç konusundaki rolünün çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“Türkiye olmasaydı şu anda Avrupa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tamamıyla istikrarını kaybetmiş olurdu. Erdoğan bir yerde Avrupa kıtasını kurtardı. Neredeyse son sekiz yıldır da bu görevi üstlenmekte. Dolayısıyla Türkiye’deki güçlü liderlik olmasaydı hepimizin başı belada olurdu Avrupa’da, bunu söyleyebilirim. Dolayısıyla Avrupa’da herkes Türkiye’ye minnet duymakta ve duymalıdır da zaten.”

AB’nin göç hususunda Türkiye’ye verdiği sözleri tam olarak yerine getirmediğine dikkati çeken Orban, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin destek olunması gerektiğinin ancak bu hususta gerekli desteğin yerine getirilmediği düşüncesinde olduğunun altını çizdi.

Ukrayna’daki savaş

Orban, Ukrayna’daki savaşın Macarların savaşı olmadığının altını çizerek, ülkesinin ve halkının çıkarlarını düşünmek zorunda olduğunu ve buna göre hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

Ukrayna’da savaşın başlamasıyla AB’nin bunu “bizim savaşımız” olarak tanımladığına dikkati çeken Orban, böyle bir tanımla yapıldığı taktirde bizatihi Ukrayna’yla, Rusya’ya karşı savaşılması gerektiğini ancak bunun söz konusu olmadığını hatırlattı.

Orban, savaşın çok yönlü ele alınması gerektiğini, taraf tutmaktan ziyade zamanın kimden yana olduğuna bakılmasının daha önemli olduğunu belirterek, “Ben zamanın Rusya’dan yana işlediğini düşünüyorum ve zaman geçtikçe AB ve Ukrayna kaybetmekte, Rusya ise daha çok avantaj sağlamakta. Dolayısıyla ben diyorum ki bir an önce ateşkes olsun ve iki taraf da bir an önce barış müzakerelerine başlasın.” dedi.

AB’de aile, tanrı ve ulus gibi değerlerin daha fazla önemsenmesi gerektiği düşüncesinde oluğunu aktaran Orban, haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrasında AB içinde belirli açılardan değişim yaşanmaya başlanabileceğini ifade etti.

Orban, AP içinde sağ ve merkez sağı bir araya getirme çabası içinde olduğunu kaydetti.

“Trump ABD Başkanı olsaydı savaş olmazdı”

Eski ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeye de değinen Orban, Trump’a şahsen saygı duyduğunu belirterek, “Trump eğer ABD Başkanı olsaydı o zaman şu an savaş olmazdı diye düşünüyorum. Bundan kesinlikle eminim. Yani güçlü bir ABD Başkanı gerçekten her türlü savaşı durdurabilir. Avrupa’yla alakalı.” şeklinde konuştu.

Orban, Trump’ın yeniden başkan seçilmesi durumunda Ukrayna’daki savaşı sonlandırabileceği görüşünde olduğunu belirterek, İsrail ve Gazze konusunda da benzer bir durumun söz konusu olacağını ifade etti.

Macaristan’ın AB Dönem Başkanlığı

Macaristan’ın bu yılın ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığını alıp almayacağına ilişkin bazı spekülasyonların yapıldığını hatırlatan Orban, “Dönem Başkanlığını elbette ki alacağız.” diye konuştu.

Orban, ülkesinin dönem başkanlığı sürecinde AB’nin genişleme konusunun gündeme taşınacağına, bu hususta Ukrayna’dan önce Balkan ülkelerinin geldiğine dikkati çekerek, Avrupa’nın rekabet hususunda kaybettiği ivmeyi yeniden kazanması gerektiğini sözlerine ekledi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/macaristan-basbakani-orban-turkiye-ile-iliskilerimiz-cok-koklu/feed/ 0
Antalya Diplomasi Forumu 2024 https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumu-2024/ https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumu-2024/#respond Fri, 28 Jun 2024 21:36:13 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9478 Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Gazze Temas Grubu” başlıklı panelde, bölgede artan istikrarsızlık ve yayılma riskine vurgu yapılırken, Gazze’deki Filistinlilere insani yardımların ulaşması için çalışmaların devam ettiği bildirildi.

Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı “Gazze Temas Grubu” başlıklı panele Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki katıldı.

Panelin açılışında konuşan Fidan, İsrail’in savaş suçlarının, uluslararası düzeni krize sürüklediğini, İslam dünyasının uzun yıllar boyunca başkalarının kendi sorunlarını çözmesini beklediğini ve bu durumu kınamakla kaldığını söyledi.

Bu problemi egemen güçlerin oluşturduğunu belirten Fidan, “Şu anda artık bu sorunu kendi elimize alıyoruz. Gerçekten bölgesel bir sorumlulukla bu işi yükleniyoruz. Gazze Temas Grubu, aslında bu tarz bir düşüncenin sonucu, ortak İİT-Arap Ligi Zirvesi’nde görevlendirildi ve Filistin’de devam eden savaşla alakalı sorumluluk almak üzere çalışmalar yapıyor.” dedi.

Fidan, Temas Grubu’nun 7 üyesi olduğunu hatırlatarak, bu grubun bir üyesi olmaktan büyük onur duyduğunu ve bunun büyük ayrıcalık olduğunu düşündüğünü dile getirdi.

Temas Grubu olarak kilit liderlerle, karar alıcılarla, farklı ülkelerin yetkilileriyle ve uluslararası platformlarla görüştüklerini anımsatan Fidan, “Bazen kolektif olarak çalışmalar yaptık. Bazen iş bölümü içerisinde çalıştık. Aramızda iş bölümü yaparak farklı konuları ele aldık. Bu grup aslında Müslüman dünyanın, İslam dünyasının Filistin’le alakalı dayanışmasının bir göstergesi ve buradaki mevkidaşlarımın da zaten bu alanda çok önemli çalışmaları var. Bizim bu çalışmalarımız sonucunda kamunun aydınlanmasıyla ilgili önemli gelişmeler oldu.” diye konuştu.

Fidan, “Temas Grubu olarak biz tutarlı şekilde sürekli, İsrail’i ve İsrail’in bu zalimce saldırılarını destekleyen ülkelere baskı uygulamaya çalışıyoruz. Biz hareketlerimize başladığımız zaman, bu ateşkesi destekleyen ve insani yardımın artmasını sağlamaya çalışan sadece bir avuç batı ülkesi vardı.” ifadelerini kullanarak, Birleşmiş Milletler (BM) oturumlarında Gazze’de insani ateşkes ile ilgili yapılan oylamalarda “evet” oyu ekim ayında 121 iken bunun sonrasında 153’e yükseldiğine işaret etti.

“Şu anki savaş İsrail’e güvenlik sağlamıyor”

Hegemonya anlatısını ortadan kaldırmaya çalıştıklarına değinen Fidan, “Şu anki savaşın İsrail’e güvenlik sağladığı argümanına karşı geliyoruz, bunun doğru olmadığını ifade etmeye çalışıyoruz. Temas Grubu olarak aslında Filistinlilerin şu an güvenliğe ve öz savunmaya herkesten çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu söyledik.” diye konuştu.

Fidan, önlerinde bir engel daha olduğunu, uluslararası ateşkes çağrıları ve iki devletli çözüme yönelik çağrıların İsrail üzerinde etkisi olmadığını anlattı.

“Eğer başka bir ülke böyle bir suç işlemiş olsaydı kesinlikle her türlü yaptırımla karşılaşırdı.” ifadesini kullanan Fidan, ABD’nin desteğini alan İsrail’in yaptırımla karşılaşmadığına dikkati çekti.

Fidan, “Bu suçların arasında savaş suçları ve soykırım var. Bu aslında Uluslararası Adalet Divanının (UAD) da kararlarına göre yanlış bir yaklaşım. Ne yazık ki tek başımıza Gazze’de kan dökülmesini engelleyemiyoruz. Çünkü politik sistemler kör kalmaya odaklanmış durumda, hiçbir şekilde gözlerini açmak istemiyorlar ya da Yahudilere yönelik geçmişten yükleri var bazı ülkelerin, onlar da bu yüzden bu konuya giremiyor.” diye konuşarak, gerçeğin kendi başına ayakta durduğunu kaydetti.

İsrail’in, Filistin topraklarını elde etmek istemediğini açıklamadığı sürece güvenli olmayacağının altını çizen Fidan, “1967 sınırlarına gitmek önemli. İsrail halkı ancak o zaman gerçekten sürdürülebilir bir güvenliğe ulaşacak.” dedi.

Fidan, Mısır’ın her zaman Gazze konusunun temelinde ve uluslararası insani yardım konusundaki rolünün takdire şayan olduğunu belirterek, Şukri’ye şu soruyu yöneltti:

“Refah ve sınırla alakalı sorular yükseliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz ne olacaktır? Şu anki mevcut uluslararası sistem, bu krizlere çözüm bulamıyor.”

-“(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti”

Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, Antalya Forumu’nun önemli bir zamanda gerçekleştirildiğini, Gazze Temas Grubu üyeleriyle işbirliği içinde çalışmayı umduklarını belirtti.

İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ilişkin kalıcı bir çözüm bulmaya çalışacaklarını vurgulayan Şukri, “(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti, bölgede ciddi bir istikrarsızlık ve güvensizlik yaratıyor.” ifadelerini kullandı.

Şukri, İsrail’in saldırıları nedeniyle Refah’tan yardımların geçişinde sıkıntılar yaşandığını, ilk aşamadan itibaren geçişi açık tutmaya çalıştıklarını kaydetti.

Gazzelilere desteğin sağlanabilmesi için İsrail hükümetini ikna etmeye çalıştıklarını söyleyen Şukri, “Çabalarımız hep engellendi. Özellikle dağıtılabilecek yardımın miktarıyla alakalı manipülatif ve kısıtlayıcı çalışmalar oldu. Bizim Gazze’deki kardeşlerimizin üzerinde çok ağır bir baskı var. Çok zor bir durum yaşıyorlar. Özellikle de yerinden edilme konusu çok önemli. 1,3 milyon kişiye Refah ev sahipliği yapıyor.” diye konuştu.

Şukri, konuşmasına şöyle devam etti:

“Rolümüzün getirdiği sorumluluğu yerine getirmemizle ilgili kısıtlamalar oluyor. Tüm bu sebeplerden dolayı, şimdiye kadar gerekli düzeyde, hacimde desteği sağlayamamaktan dolayı çok bıkkın hissediyoruz. Ama çalışmalara devam edeceğiz. BM ve ortaklarımızla buradaki insanların zorluklarına çare olabilmek için işbirliğine devam edeceğiz. Bu saldırıların durdurulması bizim için çok önemli.”

Bakan Fidan, sözü Filistinli mevkidaşı Maliki’ye verirken, Filistin halkıyla işbirliği ve dayanışma içinde olduklarına dikkati çekerek, problemlerin sadece Gazze’yle sınırlı olmadığını, Batı Şeria’da da ciddi problemlerle karşı karşıya kalındığını ifade etti.

Fidan, Filistin’deki duruma ilişkin, “Durum çok ciddi bir terörizm aşamasında, Batı Şeria ve başka yerlerde. İsrailli yetkililer, sorumsuz açıklamalar yapıyor, Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya girişlerin kısıtlamasıyla alakalı.” ifadelerini kullanarak, Maliki’ye gelecek haftalarda bu koşullarda ne yapılması gerektiğine dair soru yöneltti.

-“(İsrail’in) Söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var”

Filistin Dışişleri Bakanı Maliki de İsrail’in saldırılarını sürdürmede çok net olduğunun altını çizerek, İsrail’in “Hamas’ı yok etme ve esirleri geri getirme” hedefleri olduğunu duyurduklarını hatırlattı.

Buna rağmen, bu hedeflerin ulaşılabilir hedefler olmadığının görüldüğünün altını çizen Maliki, İsrail’in bu iki hedefe yaklaşamadığı yorumunda bulundu.

Maliki, “Neden İsrail bu savaşa devam etmekte ısrar ediyor? (İsrail’in) söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var. Bu belirtilmemiş ve gizli hedefleri ulaşılabilecek hedefler olabilir. Bir tanesi Gazze’nin total yıkımı, yani Gazze’deki her şeyi yok etmek. Biz bunun aslında 1. günden beri olduğunu görüyoruz. Alt yapı, hastaneler, okullar, kiliseler, camiler, üniversiteler ve BM sığınma merkezleri her şeyi vurdular yıktılar.” diye konuştu.

Ateşkes sağlansa dahi insanların gidecek yerlerinin kalmadığını ve köylerin kasabaların yıkıldığına dikkati çeken Maliki, “(Netanyahu) Bir taş üstünde taş kalsın istemiyor.” dedi.

“Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var”

Maliki, İsrail’in ifade etmediği ikinci hedefinin de Gazze’deki insanları güneye doğru yönlendirmek olduğu değerlendirmesinde bulunarak, şöyle konuştu:

“(Refah’ta) Burada 1,5 milyon Filistinli, daha önceden 150 bin kişinin yaşadığı küçücük şehirde. Netanyahu Refah’a da saldıracak. Bunu çok net şekilde söyledi. ‘Askeri planlar hazır’ dedi. Hiç kimseyi dinlemiyor. Refah’a saldırdığında ne olacak? 1,5 milyon insan ya öldürülecekler; başka saklanacak, sığınacak yer yok ya da 500 metre güneye bakacaklar ve bir kapı görecekler, kırarak açabilecekleri bir kapı ve Mısır’da bulacaklar kendilerini.”

Maliki, “İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var. Biliyor ki savaş bittiğinde kendisini bekleyen 4 tane yolsuzluk davası var. Savaş bitince sorumluluk alması gerekecek.” ifadelerini kullandı.

Bakan Mailiki, “Türkiye’den aldığımız destek, gördüğümüz kardeşlik, dayanışma, bağlılık, yardım, bunun için gerçekten müteşekkiriz. Sadece bu savaşta değil, daha öncesinde de. Türkiye’ye hep borçlu hissediyoruz kendimizi verdikleri katkı nedeniyle.” diye konuştu.

Bakan Fidan, bölgesel şiddetin ve savaş olasılığının artması riskiyle, Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin sorunun çözümüyle alakalı nasıl rol oynayabileceğini de mevkidaşı Maliki’ye sordu.

Maliki, Netanyahu’nun Gazze’deki saldırılarını “yayma amacı olduğunu” belirterek, şunları söyledi:

“(Netanyahu) Bununla birlikte, şuna da inanıyor; savaşı uzatmak da önemli, kapsamını genişletmek de. Bunun Batı Şeria’ya yayılmasını istiyor. Her gün Filistin’deki şehirlerde mülteci kamplarında askeri saldırılar, terör saldırıları düzenleniyor, Mescid-i Aksa’da müdahaleler oluyor. Şu an Lübnan’ın güneyinde de cephe açma niyeti var. Burada cephe açılırsa, Suriye, Irak ve İran’da da cephe açılacak. Bu da şu anlama geliyor. (Netanyahu’nun) Gazze’ye açılan savaşı bölge savaşına dönüştürme hedefi var, Amerikalılara da bu savaşın içine almaya çalışıyor.”

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumu-2024/feed/ 0
Valentina Lisitsa: Müzik, ruhtan ruha bir iletişimdir https://www.igdirhaber.com.tr/valentina-lisitsa-muzik-ruhtan-ruha-bir-iletisimdir/ https://www.igdirhaber.com.tr/valentina-lisitsa-muzik-ruhtan-ruha-bir-iletisimdir/#respond Sun, 23 Jun 2024 21:28:20 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9165 “Rachmaninoff’un Kraliçesi” adıyla tanınan dünyaca ünlü piyanist Valentina Lisitsa, “Dünyanın bittiği yerde müzik başlar diye bir söz var. Bu çok doğru. Çünkü müzik, ruhtan ruha bir iletişimdir.” dedi.

İstanbul’da sanatseverlerle buluşan Ukrayna asıllı ABD’li piyanist, AA muhabirine yaptığı açıklamada, en son 2021’de Türkiye’de konser vermeyi planladığını fakat Kovid-19’den ötürü organizasyonun iptal edildiğini belirterek, uzun bir aranın ardından burada hayranlarıyla buluşmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.

Lisitsa, Türklerin çok sıcakkanlı ve coşkulu olduğunu, sadece konser salonunda değil, sokakta dolaşırken bile bazı öğrencilerin yanına gelerek konserden habersiz olmalarına karşın kendisini tanıdığını ve fotoğrafını çektiğini anlatarak, “Burada insanlar beni tanıyor ve takip ediyor. Böylesine coşkulu bir kalabalığın önünde performans yapmak harika.” dedi.

Lisitsa, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insani dramların müziğini etkilediğini söyleyerek, “Savaş bölgelerinde çok konser verdim. Oraya geldiğimde izleyici çok farklı duygular yaşıyor. Müzik o insanlar için bir eğlence değil, bir oksijen gibi. Sadece savaş halinde değil, her zaman içimizde bir gerginlik yaşıyoruz. Bu zorlu zamanlarda müzik, insanları bir araya getirme görevi görmeli. ‘Dünyanın bittiği yerde müzik başlar’ diye bir söz var. Bu çok doğru. Çünkü müzik, ruhtan ruha bir iletişimdir. İnsanlık olarak iletişim sağlamamız çok önemli, çünkü sıradan iletişim yolları tahrip olmuş durumda.” diye konuştu.

Konser verdiği savaş bölgeleri arasında Ukrayna’nın da yer aldığını kaydeden sanatçı, Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde Rusya ile çatışmaların başladığı 2015’te sığınaklarda ustalık dersi verdiğini aktardı.

“İyi müzisyen olmak, seyirciyi daha iyi dünyaya taşımaktır”

Lisitsa, yakın zamanda gerçekleştirdiği müzik projelerine de değinerek, şunları kaydetti:

“Geçen yıl Sergei Rachmaninoff’un 150. doğum yılı dolayısıyla Rachmaninoff Terapisi adı altında bir program başlattım. Bu kapsamda ünlü bestekarın 24 prelütünü aralıksız çaldım. Rachmaninoff bu çalışmaları 100 küsur yıl önce, tüm dünyada medeniyetlerin yıkılma aşamasında olduğu bir dönemde, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yazmış. Ben yıllar sonra bu müziği yeniden seslendirdim ve 100’ün üzerinde yardım amaçlı konser düzenledim. Beni çağıran her yere gittim.”

İnsanların Rachmaninoff’un müziğini dinlediğinde ağladığını söyleyen Lisitsa, “Hep beraber ağladık. Müziğin böyle bir sihri var. Mesela geçen sene Lübnan Beyrut’ta bir festivale davet edildim. Festivalin ardından bir hastanede kanser hastası çocuklar için çalmamı rica ettiler. ‘Küçük bir piyano var. 10 dakika da olsa piyano çalar mısın? Daha önce hiç piyano dinlemediler.’ dediler. Etrafta çok fazla acı vardı. Aileler ve çocuklar stresliydi. Yüzlerinde yaşam ve ölüm vardı. ‘Tabii.’ dedim. Orada da Rachmaninoff’un prelütlerini çaldım. Piyano duvara dönük olduğu için seyircilere arkam dönük çalmak durumundaydım. Doktorlar çok şaşırdı çünkü bütün ağlamalar, koşturmalar bitti. Her şey durdu. O anın videosunu çekmişler. Eğer onu görmesem, müziğin bunu yaptığına inanmazdım. Bu benim için yıllar boyunca verdiğim emeklerin en büyük ödülü gibiydi. Benim için iyi bir müzisyen olmak, insanlara piyanoyu çok hızlı çalıyorsun dedirtmek değildir. Seyirciyi daha iyi bir dünyaya taşımaktır.” dedi.

“İlk fırsatta Filistin’de konser vermek isterim”

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da tepki gösteren Lisitsa, “Daha önce İsrail’de konser verdim ve çok eğlenceli geçti. Aynı zamanda Ramallah’ta bir konservatuvardan çağrıldım ustalık dersi vermek için. Bu yılın ilkbaharında düzenleyecektik, fakat geçen yıl başlayan savaştan ötürü sınırı geçemeyeceğimi söylediler. İlk fırsatta orada konser vermek isterim. Bölgedeki çocuklarla ailelerinin zarar görmesi çok feci bir durum.” değerlendirmesinde bulundu.

Lisitsa, Ukrayna’da Rusya ile devam eden savaştan ötürü de üzüntüsünü dile getirerek, “Ben Ukrayna’da doğdum. Maalesef orada kardeş kardeşle anlamsızca savaşıyor ve bu şiddet sarmalı sürüyor. Umuyorum müzik ve sanatla orada yaşananları durdurabiliriz.” diye konuştu.

Kiyev’de 1973’te dünyaya gelen Valentina Lisitsa, 2012’de YouTube kanalındaki bir performansının 50 milyonun üzerinde izlenmesinin ardından dünyaca tanındı.

Konserlerinde Sergei Rachmaninoff ve Charles Ives gibi bestecilerin eserlerini seslendiren Lisitsa, çok sayıda ülkede büyük övgü alan performanslara imza attı.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/valentina-lisitsa-muzik-ruhtan-ruha-bir-iletisimdir/feed/ 0
Bosna Hersek’in Altın Zambaklı Bayrağı Tarih Müzesi’nde Sergileniyor https://www.igdirhaber.com.tr/bosna-hersekin-altin-zambakli-bayragi-tarih-muzesinde-sergileniyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/bosna-hersekin-altin-zambakli-bayragi-tarih-muzesinde-sergileniyor/#respond Sat, 22 Jun 2024 21:42:13 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9110 Bosna Hersek’in 1992’de ilan ettiği bağımsızlığın ardından ülkenin resmi bayrağı halini alan ancak savaş sonrası değiştirilen altın zambaklı bayrak, üzerindeki şarapnel izleriyle Tarih Müzesi’nde geçmişe ışık tutuyor.

Bosna Hersek, 29 Şubat ve 1 Mart 1992’de yapılan referandumla Yugoslavya’dan ayrılarak kazandığı bağımsızlığının 32’nci yılını kutlarken, ülkenin ilk altın zambaklı bayrağı Bosna Hersek Tarih Müzesi’nde, 1992-1995’teki savaşta aldığı şarapnel izleriyle sergileniyor.

Tarihçi Enver İmamovic, Mayıs 1992’de Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Binası’na asılan ilk altın zambaklı bayrağı AA muhabirine anlattı.

İmamovic, bayrağı zor şartlar altında hazırladıklarını ifade ederek, “Bu kumaşı zor bulduk, ipektendi. Yıkılan ve yağmalanan Saraybosna’da bunu bulmak çok zordu. Zar zor beyaz bir kumaş bulduk.” dedi.

Saraybosna’daki Gorica semtinde bir baskı atölyesi bulduklarını belirten İmamovic, atölye sahibi Salem Malovic’in, bayrağı “elektriğin olmadığı zor savaş şartları altında” bastığını dile getirdi.

İmamovic, bayrağı hemen Devlet Başkanlığı Binası’na getirdiklerini anlatarak, şöyle devam etti:

“Orada eski Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Ejub Ganic ve birçok kişinin olduğunu hatırlıyorum. Bayrağı getirdiğimizde ve açtığımızda herkes çok sevindi. Ganic bunu hemen Başkanlık binasının penceresinin altına yerleştirmemde bana yardımcı oldu. Böylesine zorluk dolu günlerde, yeni Bosna Hersek’in sembolü olan yeni bayrağı görmenin tüm bu zorlukları yaşayan Saraybosnalılar için ne anlama geldiğini bir düşünün.”

Ülkedeki savaşta Devlet Başkanlığı Binası’nda ancak 15 gün dalgalanan bayrağın, havan topu saldırılarında hasar gördüğünü belirten İmamovic, “Bayrağın bugün olduğu gibi tarihi bir değere sahip olacağını biliyordum. Onu sardım ve savaş sırasında evimde sakladım. Savaş sona erdiğinde onu Bosna Hersek Tarih Müzesi’ne teslim ettim ve adeta oradaki ilk eser oldu.” diye konuştu.

İmamovic, “Bayrak şimdi burada, karşımızda ve ona baktığımda içimdeki duygular uyanıyor, bunca yıl sonra ona yeniden dokunacağım. Orta Çağ’da hiçbir Avrupa ülkesinde zambak, Bosna’da olduğu kadar özel ve kamusal yaşamın her alanında, parada, mücevherlerde, kitaplarda, mezar taşlarında bu kadar kullanılmamıştı.” dedi.

Altın zambak sembolünün 1998’de kaldırıldığını dile getiren İmamovic, “Büyük bir hata yapıldı ama aynı zamanda, öncelikle Bosna ve Hersek’teki çok sayıda insana, aynı zamanda kendilerini Bosnalı ve Hersekli olarak gören herkese karşı da bir adaletsizlik yapıldı.” değerlendirmesinde bulundu.

İmamovic, altın zambaklı bayrağın, herhangi bir dini ya da etnik grubu değil tüm halkları temsil ettiğini belirterek, bayrağın kendini ülkeye, kültüre ve geçmişine ait gören insanların simgesi olduğunu söyledi.

Bayrağın bir gün Bosna Hersek’te yeniden dalgalandırılacağına inandığını kaydeden İmamovic, “Bu bayrak her zaman Bosna Hersek’i sevenlerin kalbinde olacak.” ifadesini kullandı.

Bağımsızlık referandumunda kullanılan oyların yüzde 99,44’ü “evet” oldu

Yugoslavya ülkesi Hırvatistan’ın 1991’de bağımsız olmasının ardından büyük oranda Sırpların kontrolünde bulunan Yugoslav Halk Ordusu (JNA) ile Hırvat güçleri arasında başlayan çatışmalar, komşu Bosna Hersek’e de sıçradı.

JNA, Bosna Hersek sınırları içinde kalan ancak nüfusunun çoğunluğunu Hırvatların oluşturduğu Ravno’ya saldırdı. Yugoslavya’nın bölünmesini kendi lehine kullanmak isteyen Bosnalı Hırvatlar ve Sırplar da ülke topraklarını aralarında pay etmek istedi.

Hırvatlar, 18 Kasım 1991’de Hersek Bosna Hırvat Cumhuriyeti’ni, Sırplar ise 9 Ocak 1992’de Sırp Cumhuriyeti’ni ilan etti. O yıllarda ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman Boşnakların bağımsız bir Bosna Hersek’ten başka çıkış yolu bulunmazken, Slovenya ve Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılmalarının akabinde Bosna Hersek’te de bağımsızlık referandumu kararı alındı.

Bosnalı Sırpların büyük oranda boykot ederek katılmadığı referandum, 29 Şubat ve 1 Mart 1992’de yapılırken, halkın yüzde 64,31’inin sandığa gittiği halk oylamasında kullanılan oyların yüzde 99,44’ü bağımsızlık için “evet” oldu.

“Bağımsız” olan Bosna Hersek, 22 Mayıs 1992’de Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğine kabul edildi.

Saraybosna 44 ay kuşatma altında kaldı

Bağımsızlık referandumunun hemen ardından JNA’nın yanı sıra Bosna Hersek ve Sırbistan’dan paramiliter Sırp birlikleri, Müslüman Boşnaklara karşı etnik temizlik başlattı.

Dünyanın gözü önünde 3,5 yıl süren savaşta çok büyük sivil katliamlar, işkenceler, etnik temizlikler, sürgünler ve soykırım gerçekleşirken, başkent Saraybosna, tam 44 ay Sırpların kuşatması altında kaldı.

Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının evlerini terk etmek zorunda kaldığı, kadınların tecavüze uğradığı, sivillerin toplama kamplarında işkence gördüğü kanlı savaş, ABD’de günler süren müzakerelerin ardından 21 Kasım 1995’te paraf edilen ve 14 Aralık 1995’te Fransa’da dönemin Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milosevic ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman’ın imzaladığı Dayton Barış Antlaşması ile sona erdi.

Altın zambaklı Bosna Hersek bayrağı

Üzerinde altın renginde 6 zambağın bulunduğu eski Bosna Hersek bayrağı, savaşın sona ermesinin ardından ülkedeki diğer etnik gruplar tarafından kabul edilmedi.

Bunun üzerine bayrak sorunu, dönemin Avrupa Birliği (AB) Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Carlos Westendorp’un çabalarıyla, parlamentoda karşı çıkılmasına rağmen, 3 Şubat 1998’de çıkarılan yasayla çözüldü.

Bosna Hersek’i o tarihten itibaren mavi zemin üzerinde sarı bir üçgenin ve beyaz yıldızların bulunduğu bayrak temsil ediyor.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/bosna-hersekin-altin-zambakli-bayragi-tarih-muzesinde-sergileniyor/feed/ 0
Putin: Müdahalede bulunan ülkelerin karşılaşacakları sonuçlar çok trajik olacak https://www.igdirhaber.com.tr/putin-mudahalede-bulunan-ulkelerin-karsilasacaklari-sonuclar-cok-trajik-olacak/ https://www.igdirhaber.com.tr/putin-mudahalede-bulunan-ulkelerin-karsilasacaklari-sonuclar-cok-trajik-olacak/#respond Tue, 18 Jun 2024 21:33:41 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=8805 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federal Meclis’te yaptığı konuşmada Ukrayna’ya asker gönderme fikrini destekleyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Batılı ülkelere mesaj göndererek, “Müdahalede bulunan ülkelerin karşılaşacakları sonuçlar çok trajik olacak. Onların topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlara sahibiz” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federal Meclis’te bugün Ukrayna’daki savaş, Batılı ülkelerle yaşanılan sorunlar ve birçok konuda açıklamalarda bulundu. Rus ordusunun modern silahlar üretme konusunda başlattığı adımların sonuçlarının günümüzde alındığını vurgulayan Putin, “2018 yılındaki konuşmamda bahsettiğim silahlanma alanındaki çalışmaların hepsi tamamlandı ya da tamamlanmak üzere. Bu operasyonla birlikte (Ukrayna’daki çatışmalar), Rus Silahlı Kuvvetleri’nin savaş kabiliyeti katbekat artmıştır. Tüm yönlerde birlikler güvenle ilerlemekte ve toprakları özgürleştirmektedir. Kinjal ve Zircon hipersonik füze sistemleri halihazırda savaşta aktif olarak kullanılmaktadır. Avangard kıtalararası balistik füze birimleri ve diğer tüm yeni ve teknolojik silahlarımız savaş görevindedir. Güvenilirliği teyit edilen bu silahlarla birlikte stratejik nükleer kuvvetler de hazır durumdadır” dedi.

“Dünyayı korkuttukları her iddia nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor”

Silahlanma anlamında büyük bir aşama kaydettiklerini ve ellerinde Batılı ülkeleri vurabilecek silahların bulunduğunu söyleyen Putin, “Yabancı ülkeler vurulması gereken ‘hedefleri’ kendileri seçiyor ve Ukrayna’ya asker göndermekten de bahsetmeye başladılar. Müdahalede bulunan ülkelerin karşılaşacakları sonuçlar çok trajik olacak. Onların topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlara sahibiz. Batı, Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağını söylüyor. Rusya, Avrupa’ya saldırmayacak. Bu bir saçmalık. Bayağı yalan söylüyorlar” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkelerin Rusya’nın kendilerine saldıracağına yönelik sözlerini provokatif bulan Putin, “Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı gibi icat ettikleri ve tüm dünyayı korkuttukları her iddia gerçekten de nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor. Ancak bu medeniyetin yok olması anlamına gelir” diye konuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme fikrini destekleyen sözlerine de karşılık veren Putin, “Topraklarımıza asker gönderenlerin akıbetini hatırlıyoruz. Artık müdahaleciler açısından sonuçları çok daha trajik olacak” dedi.

“Uzaya nükleer silahlar yerleştireceğimiz iddiası asılsızdır”

Batılı ülkelerin Rusya’nın uzaya nükleer silah yerleştireceği iddialarına da karşılık veren Putin, “Son günlerde uzaya nükleer silah yerleştireceğimize dair asılsız iddialar daha fazla söyleniyor. Bu tür suçlamalar asılsızdır. Bu bizi müzakerelere zorlama oyunudur. Bu yalnızca ABD’nin çıkarınadır” şeklinde konuştu.

Buna karşı kendilerinin uzayda silahlanmaya karşı bir anlaşma taslağı sunduklarını ancak ABD’nin bu anlaşmayı reddettiğini hatırlatan Putin, “Aynı zamanda 15 yılı aşkındır masalarında bizim bir önerimiz var. 2008 yılında hazırladığımız uzaya silah konuşlandırılmasının önüne geçen taslak anlaşmayı da engelliyorlar. Neden bahsettikleri bile belirsiz” ifadelerini kullandı.

“İsveç ve Finlandiya’ya karşı Batı istikametindeki Rus birliklerini güçlendirmeliyiz”

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımından sonra Rusya’nın Batı sınırlarında kendi güvenliğini arttırması gerektiğini söyleyen Putin, “NATO’nun şu anki doğuya genişleme hamlesi ve İsveç ile Finlandiya’nın İttifak’a dahil olması nedeniyle oluşan tehditleri etkisiz hale getirmek için stratejik batı istikametindeki gruplarımızı ciddi şekilde güçlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

“Rus ekonomisi 2023’te küresel ekonomiden daha hızlı büyüdü”

Konuşmasında Batı ile yaşadıkları ekonomik savaşa da parantez açan Putin, Rus ekonomisinin güçlü olduğu vurgusunu yaparak, “Geçen yıl Rusya ekonomisi küresel ekonomiden daha hızlı bir tempoyla büyüdü. Bu göstergeye göre sadece AB’nin önde gelen ülkelerini değil, sözde G7’nin tüm ülkelerini de geride bıraktık. Batı, para birimlerini ve bankacılık sistemini kendisi itibarsızlaştırıyor, bindiği dalı kesiyor. Bu çerçevede satın alma gücü paritesine göre BRICS’in (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) dünya ekonomisindeki payı 2028 yılında yüzde 36,6’ya çıkacak, G7’nin payı ise yüzde 27’8’e düşecek” dedi.

Putin ayrıca Rus iş dünyasına ülke dışına sermayelerini taşımama çağrısında bulunurken, küresel tahıl pazarında Rusya’nın lider konuma yükseldiğini de sözlerine ekledi.

“Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris’te düzenlenen Ukrayna’ya destek konferansının ardından yaptığı konuşmada, Batılı ülkeler arasında Ukrayna’ya asker gönderilmesi konusunda fikir birliği olmadığını, ancak hiçbir şeyin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Macron, “Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız. Amacımıza ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız. Geleceğimizin ne olacağına karar vermek için ABD seçimlerinin sonucunu bekleyemeyiz. Tehlikede olan Avrupa’nın geleceğidir, dolayısıyla karar vermek Avrupalılara kalmıştır” ifadelerini kullanmıştı.

Slovakya Başbakanı Robert Fico ise, “Ukrayna’ya kendi birliklerini göndermeye hazırlanan ülkeler olduğunu doğrulayabilirim, asla diyen ülkeler var, Slovakya da bunların arasında yer alıyor. ve bu teklifin dikkate alınması gerektiğini söyleyen ülkeler de var” demişti. – MOSKOVA

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/putin-mudahalede-bulunan-ulkelerin-karsilasacaklari-sonuclar-cok-trajik-olacak/feed/ 0
Tiran’da Ukrayna Zirvesi gerçekleştirildi https://www.igdirhaber.com.tr/tiranda-ukrayna-zirvesi-gerceklestirildi/ https://www.igdirhaber.com.tr/tiranda-ukrayna-zirvesi-gerceklestirildi/#respond Mon, 10 Jun 2024 21:57:38 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=8353 Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Tiran ev sahipliğinde gerçekleştirilen Ukrayna Zirvesi’ne katılmak üzere Arnavutluk’a geldi. Zirvede, Ukrayna’ya destek arayışını sürdüren Zelenskiy’in Arnavutluk’a ilk ziyareti yabancı basında da geniş yer buldu.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Tiran’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Ukrayna Zirvesi’ne katılmak üzere dün akşam saatlerinde Tiran’a geldi. Arnavutluk Dışişleri Bakanı İgli Hasani, Meclisle İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Elisa Spiropali ve Ukrayna’nın Arnavutluk Büyükelçisi Vladimir Shkurov tarafından karşılanan Zelenskiy’e, Rinas Havalimanı’ndan Tiran merkezine 35 araçlık bir konvoy eşlik etti. İlk kez Arnavutluk’a gelen Zelenskiy, sabah saatlerinde ise Başbakan Rama tarafından Başbakanlık’ta kabul edildi. Zelenskiy’i kendi ofisinde ağırlayan Rama, resim çalışmalarının yer aldığı kitabını baş harflerinin yazıldığı ahşap bir kutu içinde Zelenskiy’e hediye etti. Daha sonra iki lider ikili görüşmeye geçti. Rama ve Zelenskiy’nin yaklaşık 1 saat süren görüşmenin ardından nişan takdim merasimine geçilirken, iki ülke arasında Dostluk ve İşbirliği Antlaşması imzalandı.

Devlet Başkanı Zelenskiy, Başbakan Rama’ya “Devletlerarası iş birliğinin güçlendirilmesine, Ukrayna’nın devlet egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün desteklenmesine, Ukrayna devletinin dünyada popülerleşmesine önemli kişisel katkıda bulunması” ve “olağanüstü kişisel katkıları” nedeniyle Ukrayna’nın en yüksek devlet nişanı olarak kabul edilen Bilge Yaroslav Nişanı’nı takdim etti.

“Bu, ne Ukrayna’nın ne de uluslararası topluluğunun seçtiği bir savaş”

İki ülke arasındaki Dostluk ve İşbirliği Antlaşması’nı imzalayan Rama ve Zelenskiy, daha sonra Ukrayna Zirvesi’nin düzenleneceği Kongreler Sarayı’na geçti. Zirveye, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Stevo Pendarovski, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vuçiç, Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatoviç, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Andrej Plenkoviç ve Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Borjana Kristo katıldı. Zirvenin açılış konuşmasını yapan Başbakan Rama, “Özellikle onur konuğumuz ve kıymetli dostum Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e özel olarak Tiran’a hoş geldiniz diyorum. Demokratik dünyamıza acımasızca meydan okuyan savaşa karşı direnişte yalnızca kendi ulusunuza ve halkınıza değil tüm demokratik dünyaya liderlik etmenin olağanüstü sorumluluğunun ortasında Tiran’da düzenlediğiniz bu ziyaretinizden dolayı büyük onur duyuyoruz. Bu, ne Ukrayna’nın ne de uluslararası topluluğunun seçtiği bir savaş. Bu, imparatorluk geçmişine dair eski bir rüyanın rehberliğinde tek bir adamın verdiği kararın neden olduğu bir felakettir. Sizin buradaki varlığınız, kendisinin başarılı olamadığının ve neo-emperyalist Rusya’nın askeri gücüne ve zehirli propagandasına rağmen Ukrayna halkının bağımsız ve demokratik bir vatanda yaşama iradesini ve hakikatleri bastırmayı başaramadığının bir göstergesidir. Vladimir Putin, Ukrayna’yı birkaç gün içinde haritadan silmek istiyordu ama bugün Ukrayna, Avrupa’da her zamankinden daha aktif ve kendi geleceğine her zamankinden daha fazla inanıyor. Bu masaya bakıyorum, uzun savaşlar, çatışmalar, donmuş ilişkiler geçmişinden sonra tanıdık yüzler, dost yüzler görüyorum. Batı Balkanlar’da hepimiz karşılaştığımız zorluklar hakkında konuşmak ve geleceğimizi planlamak için en az 10 yıldır bir araya geliyoruz. Hala hangi konuda anlaşamıyor olursak olalım, kanlı ayrılıkların acımasız tarihine bakmak yerine ileriye bakmak gerekiyor. Arnavutluk’ta gördüğümüz gelecek; komşularımızla barış içinde yaşadığımız, ortaklarımızla iş birliği içinde çalıştığımız ve dünyayla dost kaldığımız ortak bir gelecektir” ifadelerini kullandı.

“Yıllardır bizi bir araya getiren aynı umut, şimdi de bizi Ukrayna halkıyla birleştiriyor”

Zelenskiy’in Tiran’da bulunmasının önemini dile getiren Edi Rama, “Yıllardır bizi bir araya getiren aynı umut, şimdi de bizi Ukrayna halkıyla birleştiriyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının 2. yıl dönümünü daha yeni geride bıraktık. Ukrayna ve halkına, Ukrayna’da bugün acı çeken herkese yönelik dayanışma ve desteğimizi yenilemek için buradayız. Biz de Rusya’ya bu savaşı durdurma çağrımızı yinelemek istiyoruz. BM Uluslararası Hukuk Sözleşmesi ve BM Genel Kurulu kararıyla desteklenen barışa olan bağlılığımızı da yinelemek istiyoruz. Ukrayna’ya ve haklarına saygı duyan bir barıştır bu. Tepkimizde birlik içinde kaldığımızı, Avrupa’nın güvenliğine ve küresel düzene yönelik çok gerçek bir tehdit karşısında Ukrayna’ya bağlı kaldığımızı bir kez daha teyit etmek için burada toplanmış bulunuyoruz. Ama bir yandan sınırlarımızın da farkındayız. Ukrayna’nın kendisini ve halkını gerektiği gibi koruyabilmesi için ihtiyaç duyduğu mali ve askeri destek modellerini sağlama kapasitemiz yok. Ukrayna’nın özgür, bağımsız ve demokratik bir devlet ve bir bütün olarak Avrupa’nın özgürlüğünün kalesi olarak hayatta kalması, her şeyden önce sundukları mali ve askeri desteğe bağlıdır. Bu destek, dar görüşlü iç politikaların veya bürokratik gecikmelerin esiri olmamalıdır” açıklamasını yaptı.

“Rusya’nın kazanmasına ve Ukrayna’nın kaybetmesine izin veremeyiz ve vermemeliyiz”

“Ukrayna sadece kendisi için değil inandığımız, savunduğumuz ve uğruna çalıştığımız her şey için mücadele ediyor” diyen Rama, konuşmasını şu şekilde tamamladı:

“İşgalci orduya karşı Ukrayna’ya yardım etmenin barış davasına engel olduğuna inanan bazı alaycı fırsatçılar var. Bu yüzden bugün onlara savaşı bitirmenin yolunun savaş mağdurlarını silahsızlandırmak değil, saldırganlığı durdurmak olduğunu söylemek istiyorum. Egemen bir ülkenin topraklarını ilhak eden bir saldırganı, mağduru silahsızlandırarak ödüllendirmek barış getirmez, tam tersi daha fazla savaşın önünü açar. Vladimir Putin’i durdurmak yerine Ukrayna’yı durdurmak, saldırganlığın ödüllendirilmesiyle desteklenen barışı, daha fazla saldırganlığın meşrulaştırılmasına ve dünyamızı haklarla değil, güçle yönetilen bir dünyaya dönüştürür. Bölgemizin ve kıtamızın savaşlara ve onların yıkıcı sonuçlarına yabancı olmadığını çok iyi biliyoruz. Ortak Avrupa’mızın son diktatörlüğü olan eski Yugoslavya’nın şiddet yoluyla dağılmasının bıraktığı derin yaralar, çeyrek asırdan fazla bir sürenin ardından bölgemizde hala kapanmayı ve iyileşmeyi bekliyor. Ancak, barış inşasının her şeyden önce AB’nin kurulmasına ve gelişmesine yol açan benzersiz bilgelik ve cesaret vizyonuna ve büyük çalışmaya yansıdığını da gördük. AB’nin oluşmasına yol açan vizyon, bugün Batı Balkanlar’da gelecek nesiller adına ancak barış içinde birlikte kalarak, birlikte çalışarak, farklılıklarımızı barışçıl, yapıcı bir şekilde çözerek elde edebileceğimiz bir geleceğe olan yolculuğumuzda bize rehberlik ediyor. Ne yazık ki, tüm bunlar artık risk altında. Çünkü güç ilişkileri güç mücadelesine dönüştüğü için kurallara dayalı uluslararası düzene meydan okunuyor. Çünkü eski hakimiyet iştahları daha da açılıyor. Bütün bunlar korku ve keskin bir istikrarsızlık hissine neden oluyor. Bu duruma düşemeyiz ve düşmemeliyiz. Elimizdeki tek seçenek, emek vererek inşa ettiğimiz şeyleri yok etmeye çalışan güçlere karşı direnmektir. Saf ve dikkatsiz olup geleceğimizi dizginsiz arzuların esiri olarak bırakamayız. Batı Balkanlar’da hepimiz birlik duruş sergilemeye devam etmeli, tüm kapasitemizi ve kaynaklarımızı seferber etmeli, bağlarımızı güçlendirmeliyiz. Bizi bir araya getiren kurumlarımız, demokrasimizi güçlendiren örgütlerimiz, saldırganlığın ödüllendirilmemesi için elimizden geleni yapıyoruz. Rusya’nın kazanmasına ve Ukrayna’nın kaybetmesine izin veremeyiz ve vermemeliyiz. Böyle bir sonuç kabul edilemez. AB’nin varlığı da dahil tüm Avrupa risk altında olacaktır. Barışla, refahla dolu bir geleceğe dair ortak hayalimiz, çok karanlık, hayal edilmesi çok acı veren bir geleceğin eşiğine getirilir. Bu nedenle Ukrayna’nın özgürlüğü ve onuru için verilen mücadeleyi desteklemeliyiz. Bu savaş aynı zamanda özgürlüğümüz ve onurumuz için verilen bir savaştır ve barışı, Ukrayna ve halkı için adil bir barışı savunmaya devam etmeliyiz. Arnavutluk elinden geleni yaptı ve yapmaya devam edecek. Avrupa-Atlantik entegrasyonunu desteklemek amacıyla bugün imzaladığımız ortak deklarasyon, ilişkilerimizi ve Ukrayna’ya yakın durma kararlılığımızı daha da güçlendirecektir. Son olarak, Rusya’nın emperyalist iştahına yem olmak istemeyen bizim gibi birçok küçük ulus için Ukrayna konusunda mutlak netliğe, Ukrayna ile sarsılmaz bir dayanışmaya ve Ukrayna’yı desteklemek için ortak kararlılığa ihtiyacımız var. Slava Ukraina!”

“Putin’in başarısızlığı bizim güvenliğimiz anlamına geliyor”

Konuşmasına teşekkür ederek başlayan Zelenskiy ise, “Bu zirveyi düzenleyip bizleri ağırladığınız için teşekkür ediyorum. Bu formatta ikinci kez buluşuyoruz, ilki Atina’da düzenlenmişti ve şimdi de Tiran’da bir araya geldik. Burada hep birlikte Avrupa’yı nasıl güçlendirebileceğimizi tartışma fırsatını buluyoruz ve bunu takdir ediyorum. Avrupa’nın her devletin, her ulusun kendi geleceğini belirlediği bir alan olmasını istiyoruz. Biz de geçmişte ulusların geleceğini belirlemeye çabalayan insanların var olduğunu gördük. Bu durum Balkan’da, Doğu Avrupa’da ve Avrupa’nın diğer tüm ülkelerinde yaşandı. Şimdi Putin’in yapmak istediği tam da budur” dedi.

“Putin rejiminin kaybetmesi ve mağlup olması tüm özgür devletlerimiz ve uluslarımız için önemli” diyen Zelenskiy, “Putin’in başarısızlığı bizim güvenliğimiz anlamına geliyor. Sevgili mevkidaşlarım, bizim Avrupa ve yaşama dair vizyonumuz eşit onur ilkesine dayanıyor. Bazılarının daha fazla güvenlik ve barış hak ettiği ve diğer yandan barış için acı çeken ulusların bulunduğu farklı onurların olduğu bir Avrupa olmamalı. Her millete saygının ve güvenlik hakkının evrensel ilkeler olması gerektiğine inanıyoruz. Bütün bunlar bizim işbirliğimiz sayesinde gerçekleşebilir. Avrupa topluluğu ilkelerini koruyan ve topluluklara üye olmak isteyen AB’deki her ülkenin tam üyeliği hak ettiğine inanıyoruz. Ukrayna, Avrupa entegrasyonuna yönelik çabalarınızı destekliyor ve Avrupa entegrasyonuna yönelik bize verdiğiniz destek için hepinize minnettarız. AB ve NATO Avrupa’ya en uzun ve güçlü güvenlik, barış ve ekonomik kalkınma sürecini sundu ve biz hepimiz, eşit bir şekilde Avrupa ve Avrupa-Atlantik topluluklarının bir parçası olmayı hak ediyoruz. İkincisi bizim Barış Formülü’ne önem veren ve bunu dile getirmek için küresel çabalara katılan tüm uluslara karşı minnettarlığımızı ifade etmek istiyorum. Bu formül tam ve kapsayıcı bir formüldür. Bu da demek ki Rus savaşının her yönü bu formülde belirlenen maddelere göre çözülebilir. Her lider, her devlet bu barış sürecinde kendini gösterebilir. Yani bu sadece ‘büyük güçler’ olarak bilinen devletlere veya Avrupa diplomasisinde aktif olan devletlere mahsus değildir. Yani nasıl ki hepimiz barışı hak ediyorsak barışın tesisi için de hepimiz katkıda bulunabiliriz. Bu yüzden hepinizi İsviçre’de düzenlenecek ilk küresel barış zirvesine katılmaya davet ediyorum. Tüm bu savaş sırasında dünyanın en güçlü düşmanlarından biri gibi görünen bir düşmanla yüzleşmenin ve ona karşı kazanmanın mümkün olduğunu kanıtlamış olduk. Yani her ulus farklı ülkeler arasında işbirliği sağlandığı takdirde zafer elde edebilir. Tam da bu çabalarımızın güçlenmesini öneriyoruz. Ukrayna’da 500’e yakın savunma şirketinin faaliyet göstermesinden gurur duyuyoruz ancak bu Putin’e karşı kazanmak için yeterli değil. Mühimmat tedarikinde sıkıntılar yaşıyoruz, bu nedenle mühimmatın ortak üretilmesiyle ilgileniyoruz. Ukrayna ile Balkanlar arasında savunma sanayisine yönelik Kiev’de veya sizin şehirlerinizden herhangi birinde özel bir forum düzenlenmesini öneriyoruz. Gıda güvenliğine gelince bizim iyi komşuluk ilişkileri geliştirmeye devam etmemiz gerekiyor. Bu ilişkiler lojistik, altyapı, ticaret, enerji, siyaset, Rusya’dan gelen dezenformasyona karşı direnişimiz ve Rusya’nın bölgelerimizi istikrarsızlaştırmaya yönelik çabalarına karşı geliştirilmelidir” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy’in ilk Arnavutluk ziyareti yabancı basında

Zelenskiy’in ilk Arnavutluk ziyareti yabancı basında geniş yer aldı. İngiliz haber ajansı Reuters, ziyareti “Ukrayna’nın Devlet Başkanı Zelenskiy, Arnavutluk’a ulaştı” başlığıyla paylaştı. Haberde, Arnavutluk’un NATO üyesi olarak Rusya’ya karşı uygulanan Batı yaptırımlarına katılmasıyla verdiği destek vurgulandı. Diğer yandan Associated Press, haberi “Zelenskiy’in Rusya’yı mağlup etmesi için daha fazla destek sağlamak amacıyla Arnavutluk’a vardığı” ifadeleriyle yayınladı. Haberde “Son 2 yıldır BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyesi Arnavutluk, Rus işgaline karşı karar alma süreçlerinde ABD’ye katıldı” ifadelerine yer verildi. Daily Mail ise konuyla ilgili paylaştığı haberde, “Bu, Rusya’nın 2 yıldan fazla bir süre önce Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Zelenskiy’nin Balkan ülkesine yaptığı ilk ziyaret” ifadelerini kullandı. The Guardian ise, “Rusya’nın işgali 3.yılına girerken ve Ukrayna birlikleri Rus saldırılarına karşı topraklarını güvence altına almak için çabalarken; Kiev, Zelenskiy’in barış planı için uluslararası destek arıyor” sözleriyle paylaştı. – TİRAN

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/tiranda-ukrayna-zirvesi-gerceklestirildi/feed/ 0
Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi: Kırım Tatarları ve Ukrayna birbirlerine kuvvet veriyor https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynanin-ankara-buyukelcisi-kirim-tatarlari-ve-ukrayna-birbirlerine-kuvvet-veriyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynanin-ankara-buyukelcisi-kirim-tatarlari-ve-ukrayna-birbirlerine-kuvvet-veriyor/#respond Sat, 01 Jun 2024 21:25:37 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7969 Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Vasyl Bodnar, Kırım Tatarlarının ve Ukrayna’nın dayanışma içinde birbirlerine kuvvet verdiğini söyledi.

Ukrayna Derneği ve Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneğince düzenlenen “Ukrayna-Kırım’ın işgalinin 10. Yılında geçmiş ve geleceğin analizi” başlıklı panelin açılış konuşmalarını, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Bodnar ve Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin yaptı.

Gazeteci Gönül Şamilkızı’nın moderatörlüğünü yaptığı panelde, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kırımlı, Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Özçelik ve Ukrayna Derneği Başkanı ve Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yuliya Biletksa konuşmacı olarak yer aldı.

Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Bodnar, bugün bir araya gelerek savaşın yıl dönümünü anma fırsatı bulmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Tam 10 yıl önce gerçek bir savaş başladı. Vatanını savunmaya ilk yeltenen halk da Kırım Tatarları oldu, kendi evleri ve vatanları için.” dedi.

Bodnar, 10 yıl önce Kırım Tatarlarının kendi evlerinde “işgal altında yaşadıklarını” kaydederek, “Ancak hiçbir baskı politikası, hiçbir baskı rejimi Kırım Tatarlarının özgürlüğe yönelik iradesini etkilemiyor. Buradaki hem Kırım Tatarları hem de Ukraynalılar dayanışmaya kuvvet veriyor ve Ukrayna’nın da dayanmasını sağlıyor.” ifadelerini kullandı.

Kırım Tatarlarını, kimliğini ve Kırım Yarımadası’nı “yeniden özgür kılma” fikrini destekleyenlere teşekkür eden Bodnar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türk hükümetine Rusya’nın 2014’te Kırım’ı yasa dışı ilhakını tanımama konusundaki net politikasından dolayı da teşekkürlerini dile getirdi.

Bodnar, Ukrayna devletinin adımlarıyla Kırım Tatarlarının yerli halk statüsüne kavuştuğunu anlatarak, Kırım Tatar dilinin de ayrı bir dil olarak değerlendirilip gelişimine yönelik büyük adımlar atıldığını söyledi.

“Kırım ya da Ukrayna meselesi değil, dünya güvenliği”

Kırım Derneği Genel Başkanı Şahin ise Rusya’nın 2014’te Kırım’ı yasa dışı ilhakına ilişkin, “Bu işgal yalanla başladı.” dedi.

Şahin, bütün dünyanın da bunu seyrettiğini anımsatarak, bunun yalnızca Kırım ya da Ukrayna meselesi olmadığını belirtti.

Meselenin dünya güvenliğini ilgilendirdiğini aktaran Şahin, “Eğer Kırım’da Rusya’nın dedikleri kabul edilirse siz Pasifik’te kimseyi durduramazsanız, dünyanın başka sorunlu bölgelerinde de kimseyi durduramazsınız.” ifadelerini kullandı.

Şahin, Ukrayna halkının yüzyıllardır bağımsızlıkları ve o topraklarda hür yaşamak için mücadele verdiğini dile getirerek, Ukraynalıların savaşma iradesi ve bir organizasyon becerisi gösterdiklerini belirtti.

Şahin, Doğu Avrupa’da ve Karadeniz’de güvenlik, barış ve demokrasi açısından Türkiye ve Ukrayna ittifakını stratejik bir mesele olarak gördüğünü ifade etti.

Prof. Dr. Kırımlı da Rusya’nın “tahrik veya meşru gerekçe olmaksızın Ukrayna’ya saldırdığını” aktararak, savaşın insani, kültürel ve ekonomik tahribatla korkunç araçlarla sürdürüldüğünü ifade etti.

Kırımlı, savaşın başlangıcından bu yana propagandanın kullanıldığını kaydederek, ekonomi ve enerjinin de Rusya tarafından kullanıldığını savundu.

Kırım Tatarlarının durumuna ilişkin de Kırımlı, “Kırım tatarlarının kaderi bu savaşın sonucuna bağlıdır.” dedi.

“Savaş 2014’te başladı”

Prof. Dr. Özçelik ise Rusya’nın hibrit savaş yürüttüğünü kaydederek, “Savaş, 2014’te başladı, 2022’de farklı bir hale geldi ve 2024’te hala devam ediyor.” dedi.

Özçelik, Batı’nın 2014’te olanlara sessiz kaldığını aktararak, Ukrayna’nın bu savaştan galip çıkacağına inandığını ve Kırım’ın bağımsızlığının da önemli olduğunu ifade etti.

Dr. Biletska da Kırımlı olduğunu ve “ana vatanını kaybettiğini” belirterek, “Kırım’ın işgalinden sonra onların (Rusların) ana amacı, hem Ukrayna hem de Kırım Tatarlarının kimliğini yok etmektir.” dedi.

Biletska, kullanılan yöntemlerin farklı boyutlarının olduğunu ve ilkinin demografik alanda yapıldığını söyledi.

Kırım’daki duruma ilişkin Biletska, “Rusya’ya karşı çıkan insanları fiziksel yok etmeye ya da dışlamaya çalışıyorlar. Bu politika yüzünden birçok kişi Kırım’dan kaçmak zorunda kaldı.” ifadesini kullandı.

Biletska, birçok kişinin Kırım’ı terk etmek zorunda kaldığını kaydederek, birçok insan hakları ihlali olduğunu ve siyasi temelli davalar da açıldığını söyledi.

Kırım’da “demografik yapının değiştirildiğini” ve zorunlu seferberlik listelerinde de Kırım Tatarlarının isimlerinin yoğunlukta olduğunu aktaran Biletska, zorunlu vatandaşlık aldırıldığını ve bölgede eğitimin de Rusya’nın kontrolünde olduğunu sözlerine ekledi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynanin-ankara-buyukelcisi-kirim-tatarlari-ve-ukrayna-birbirlerine-kuvvet-veriyor/feed/ 0
Vişegrad Grubu Zirvesi’nde Ukrayna konusunda görüş ayrılıkları https://www.igdirhaber.com.tr/visegrad-grubu-zirvesinde-ukrayna-konusunda-gorus-ayriliklari/ https://www.igdirhaber.com.tr/visegrad-grubu-zirvesinde-ukrayna-konusunda-gorus-ayriliklari/#respond Sat, 01 Jun 2024 21:12:41 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7960 Çekya, Macaristan, Slovakya ve Polonya başbakanları, enerji güvenliği, Avrupa Birliği (AB) stratejik gündemi ve düzensiz göç gündemiyle Çekya’nın başkenti Prag’da düzenlenen Vişegrad Grubu Zirvesi’nde bir araya geldi. Vişegrad Grubu (V4) başbakanlarının zirve sonrasında gerçekleştirdiği basın toplantısına Ukrayna konusundaki görüş ayrılıkları damga vurdu.

Çekya’nın başkenti Prag’da, Çekya, Macaristan, Slovakya ve Polonya’nın oluşturduğu Vişegrad Grubu Zirvesi düzenlendi. Zirveye, Çekya Başbakanı Petr Fiala, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Slovakya Başbakanı Robert Fico ve Polonya Başbakanı Donald Tusk katıldı.

Fiala ve Tusk’tan Ukrayna’ya destek mesajı

Fiala, Orban ve Fico ile görüşme öncesinde Polonya Başbakanı Tusk ile ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenleyen iki lider, Çekya ve Polonya’nın Ukrayna konusunda aynı görüşleri paylaştıklarını vurguladı. Basın toplantısında Fiala, “Saldırganın da kurbanın da kim olduğunu biliyoruz. Net olarak, Ukrayna’yı güçlü bir şekilde desteklemeye hazırız ve desteğimizi artırmanın mümkün olan her yolunun arayışı içerisindeyiz” dedi.

Vişegrad Grubu Ukrayna konusunda hem fikir değil

Vişegrad Grubu (V4) başbakanlarının zirve sonrasında gerçekleştirdiği basın toplantısına ise Ukrayna konusundaki görüş ayrılıkları damga vurdu. Çekya Başbakanı Fiala, basın toplantısında V4 ülkelerinin Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının uluslararası hukukun ağır bir ihlali olduğu ve Ukrayna’ya yardım edilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduklarını söyledi. Fiala, diğer yandan V4 ülkeleri hükümet başkanlarının Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırının nedeni ve Ukrayna’ya yardımın şekli konularında görüş ayrılıklarına sahip olduklarını ifade ederek, “Macaristan ve Slovakya, askeri yardım sağlanmasına karşı fakat insani yardım ve finansal yardım gibi diğer şekillerde desteğe açıklar” dedi.

Polonya Başbakanı Tusk, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i bir savaş suçlusu şeklinde nitelendirdi. Tusk, “Rusya ne kadar güçlü bir ülke olursa olsun, bugün Ukrayna’da olup bitenlere ilişkin siyasi, ahlaki ve tarihi değerlendirmenin net olması gerekiyor” dedi.

“Ben savaşa her zaman Macaristan penceresinden bakacağım”

Macaristan Başbakanı Orban ise ülkesinin bir kez daha Rusya ile sınır komşusu olmak istemediğini söyledi. Bunun tarihte olduğunu ve buna ilişkin hatıralarının iyi olmadığını söyleyen Orban, yine de savaşa sadece Ukrayna’nın penceresinden bakılmaması gerektiğini vurguladı. Orban, “Ben savaşa her zaman Macaristan penceresinden bakacağım” ifadelerini kullandı. Savaşın ancak müzakerelerle sona erdirilebileceğini savunan Orban, barış görüşmelerinin bir an önce başlatılması gerektiğini söyledi.

“Ukrayna, dünyanın tüm silahlarını da edinse, bu savaşı kazanamaz”

Slovakya Başbakanı Fico, Batı’nın Ukrayna’daki savaşa yaklaşımının tam bir başarısızlık olduğunu ileri sürerek AB’nin bir barış planı olması gerektiğini söyledi. Savaşın iki yıl daha sürmesi halinde yine bugünkü durumda olunacağını savunan Fico, “Ukrayna, dünyanın tüm silahlarını da edinse, bu savaşı kazanamaz” diye konuştu.

Fico ve Orban protestolarla karşılandı

Slovak lider Fico ve Macar lider Orban, Prag’da Ukrayna yanlısı göstericiler tarafından gerçekleştirilen protestolarla karşılandı.

Vişegrad Grubu zirvesinin gerçekleştiği Liechtenstein Sarayı önünde toplanan bir grup protestocu, Rusya yanlısı olmakla suçladıkları Fico ve Orban’ı protesto etti. Avrupa Birliği ve Ukrayna bayrakları taşıyan protestocuların, “Fico, evin Rusya’ya dön” ve “Fico ve Orban: Putin’in korkak destekçileri” gibi pankartlar açtıkları görüldü. Fico ve Orban, binaya girişleri sırasında kalabalık tarafından ıslıklandı.

Vişegrad Grubu en son geçen sene toplanmıştı

Vişegrad Grubu başbakanları, daha önce 2023 yılı haziran ayında Slovakya’nın başkenti Bratislava’da bir araya gelmişti. Grubun dönem başkanlığını üstlenen Çekya Başbakanı Fiala, başbakanların bir araya gelmesi için Slovakya ve Polonya’da hükümetlerin kurulmasını beklediğini açıklamıştı. – PRAG

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/visegrad-grubu-zirvesinde-ukrayna-konusunda-gorus-ayriliklari/feed/ 0
ABD, Hamas’ın rehineleri serbest bırakması ve Gazze’deki çatışmalara ara verilmesi için anlaşma görüşmelerinde ilerleme kaydedildi https://www.igdirhaber.com.tr/abd-hamasin-rehineleri-serbest-birakmasi-ve-gazzedeki-catismalara-ara-verilmesi-icin-anlasma-gorusmelerinde-ilerleme-kaydedildi/ https://www.igdirhaber.com.tr/abd-hamasin-rehineleri-serbest-birakmasi-ve-gazzedeki-catismalara-ara-verilmesi-icin-anlasma-gorusmelerinde-ilerleme-kaydedildi/#respond Fri, 17 May 2024 21:09:38 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7423 Amerika Birleşik Devletleri, Hamas’ın rehineleri serbest bırakması ve Gazze’deki çatışmalara ara verilmesini öngören olası bir anlaşma için Paris’te yapılan uluslararası görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini açıkladı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan CNN’e yaptığı açıklamada, İsrail, ABD, Mısır ve Katar temsilcilerinin anlaşmanın “ana hatları” konusunda bir mutabakata vardıklarını söyledi.

Anlaşmanın halen müzakere aşamasında olduğunu belirten Sullivan, Katar ve Mısır’ın Hamas ile dolaylı görüşmeler yapması gerektiğini de sözlerine ekledi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise CBS’e yaptığı açıklamada, görüşmelerden bir rehine anlaşması çıkıp çıkmayacağının henüz belli olmadığını belirterek, ayrıntılara girmekten kaçındı, ancak Hamas’ın daha makul taleplerde bulunması gerektiğini söyledi.

Öte yandan, Cumartesi günü Paris’te yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedildiği haberlerinin ardından İsrail savaş kabinesi de Gazze’de ateşkes anlaşması görüşmeleri hakkında bilgilendirildi.

Paris görüşmeleri, Gazze’de ateşkesi ve rehinelerin iadesini sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olarak İsrail ile Mısır, Katar ve ABD’den arabulucular arasında yürütüldü.

Varılacak bir anlaşma aynı zamanda İsrail’de tutulan Filistinli mahkumların da serbest bırakılmasını öngörüyor.

Netanyahu sosyal medya platformu X’te paylaştığı mesajda, “Rehinelerimizin serbest bırakılması için başka bir taslak elde etmeye çalışıyoruz. Bu nedenle Paris’e bir heyet gönderdim ve bu akşam müzakerelerde atılacak bir sonraki adımları görüşeceğiz” diye yazdı.

Daha sonra İsrail’in bu hafta Katar’a yeni görüşmeler için bir heyet göndereceği bildirildi.

Göstericilere polisten sert müdahale

Tel Aviv’de Başbakan Binyamin Netanyahu’nun istifasını isteyen gösteriler polis tarafından dağıtıldı.

Demokrasi Meydanı’na gitmeye çalışan göstericilere atlı çevik kuvvet polisleri saldırdı.

Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırılardan önce de İsrail’de hükümet karşıtı gösteriler nispeten sık görülüyordu.

Ancak Cumartesi günkü gösterilerde Ekim ayından bu yana polis ilk kez daha sert önlemlere başvurdu.

Göstericiler, Gazze’deki savaşta hükümeti rehineleri kurtarmak yerine Hamas’ı yenme güdüsüyle hareket etmekle eleştiriyor.

Ana muhalefet lideri Yair Lapid, İsrail ordu karargahı önünde toplanan göstericilere yönelik saldırgan tutumundan dolayı polisi eleştirdi.

Gösteride en az 21 kişinin tutuklandığı ve onlarca kişinin yaralandığı bildirildi.

Hükümet karşıtı protestoların yanı sıra İsrailli rehinelerin aileleri de savaşa diplomatik bir çözüm bulunması ve rehinelerin geri dönüşüne odaklanılması çağrısında bulunmak üzere şehirde toplandı.

‘Savaşın sonu demek değil’

Cumartesi günü erken saatlerde İsrail medyası Paris’teki görüşmelerde bir rehine ve ateşkes anlaşması konusunda ilerleme kaydedildiğini duyurdu.

İsrail’in istihbarat şefi David Barnea, Cumartesi günü Fransa’nın başkenti Paris’te Mısır, Katar ve ABD’den arabulucularla bir araya geldi.

Görüşmelerde daha sonraki müzakerelerin temelini oluşturacak bir anlaşmanın ana hatları üzerinde mutabık kalındığı ve bu anlaşmanın Cumartesi gecesi İsrail savaş kabinesine sunulduğu bildirildi.

İsrail medyası savaş kabinesinin Katar’a bir heyet göndermeyi kabul ettiğini ve heyetin bir hafta sürecek bir ateşkes ve İsrail’de tutulan yüzlerce Filistinli mahkum karşılığında rehinelerin serbest bırakılmasını öngören bir anlaşma üzerinde müzakerelere devam edeceğini bildiriyor.

Ancak İsrail ulusal güvenlik danışmanı Tzachi Hanegbi Cumartesi akşamı televizyonda yayınlanan bir röportajda “Böyle bir anlaşma savaşın sona erdiği anlamına gelmez” dedi.

Görüşmeleri yakından takip eden üst düzey bir Filistinli yetkili daha önce BBC’ye yaptığı açıklamada Paris’te gerçek bir ilerleme kaydedilmediğini söylemiş ve müzakerecileri Hamas üzerindeki baskıyı arttırmak için yanlış bilgi sızdırmakla suçlamıştı.

Hamas, bir anlaşmaya varılması konusunda ilerleme kaydedildiğine dair son haberler hakkında yorum yapmadı.

‘Biden Refah konusunda bilgilendirilmedi’

Bu arada Gazze’de çatışmalar ve hava saldırıları can almaya devam ediyor.

Netanyahu, X’teki paylaşımında, 1,5 milyona yakın insanın sıkışıp kaldığı Gazze’nin güneyinde, Mısır sınırındaki Refah’a yönelik operasyon planlarını onaylamak için bu hafta kabinesini toplayacağını söyledi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan Pazar günü NBC’ye verdiği mülakatta, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail’in Refah’taki askeri operasyon planları hakkında bilgilendirilmediğini ancak sivil yaşamın korunması gerektiğine inandığını söyledi.

Sullivan, “Bu sivilleri korumak, onları güvenli bir yere götürmek, beslemek, giydirmek ve barındırmak için açık ve uygulanabilir bir plan olmadığı sürece Refah’ta bir operasyonun, büyük bir askeri operasyonun devam etmesi gerektiğine inanmıyoruz” dedi.

İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar Gazze’de tuttuğu tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde .

İsrail’in artan hava saldırıları yardım operasyonlarını engelliyor.

Yardım kuruluşları ve birçok Batılı hükümet Refah’a yapılacak bir saldırının sonuçlarının korkunç olabileceği konusunda uyarıda bulundu.

BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşu UNRWA, halk çaresizlikten konvoyları yağmalaması nedeniyle Gazze’nin kuzeyine yardım sevkiyatını durdurduğunu açıkladı. UNRWA’nın kamyonlarından biri de 5 Şubat’ta İsrail ateşiyle vuruldu.

Hamas tarafından yönetilen sağlık bakanlığı, İsrail saldırılarında en az 29.600 Filistinlinin öldüğünü ve Gazze’de enkaz altında binlerce cesedin daha olduğunu açıkladı.

7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1200 İsrailli öldü ve yaklaşık 250 kişi rehin alınmış, rehinelerin bir kısmı serbest bırakılmıştı.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/abd-hamasin-rehineleri-serbest-birakmasi-ve-gazzedeki-catismalara-ara-verilmesi-icin-anlasma-gorusmelerinde-ilerleme-kaydedildi/feed/ 0
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Tiran’da Rusya protesto edildi https://www.igdirhaber.com.tr/rusya-ukrayna-savasinda-tiranda-rusya-protesto-edildi/ https://www.igdirhaber.com.tr/rusya-ukrayna-savasinda-tiranda-rusya-protesto-edildi/#respond Fri, 10 May 2024 21:18:37 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7164 Rusya- Ukrayna Savaşı’nda üçüncü yıla girilirken Rusya’nın Tiran Büyükelçiliği binasının önünde Rusya protesto edildi.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda üçüncü yıla girilirken Arnavutluk’un başkenti Tiran’da Rusya protesto edildi. Rusya’nın Tiran Büyükelçiliği binasının önünde başlayıp Tiran Belediyesi’nin önündeki meydanda devam eden ve Ukrayna halkına dayanışma göstermek amacıyla gerçekleştirilen Rusya karşı protestoda Tiran Belediye Başkanı Erion Veliaj başta olmak üzere çok sayıda ülkenin büyükelçileri ve diplomatları hazır bulundu. Başbakan Edi Rama, Tiran Belediyesi önünde düzenlenen protestoya dair görüntüleri “Ukrayna için, Barış için, Özgürlük için” başlığıyla sosyal medya hesabından yayınladı.

Protesto gösterisine katılan Ukrayna’nın Arnavutluk Büyükelçisi Volodymyr Shkurov, AB’nin Arnavutluk Büyükelçisi Silvio Gonzato, ABD’nin Arnavutluk Büyükelçiliği Müsteşarı David Wisner, Arnavutluk Meclis ile İlişkiler Bakanı Elisa Spiropali ve Tiran Belediye Başkanı Erion Veliaj konuşma gerçekleştirdi. Ukrayna Büyükelçisi Shkurov, Arnavutluk’un Rus saldırganlığını kınama noktasında gösterdiği destek ve dayanışma için teşekkür ederek 2 yıl önce başlayan savaşın sabah saatlerini hiçbir zaman unutamayacaklarını, bu 2 yıllık süreç içerisinde ise kimlerin dost ve kimlerin düşman olduklarını anladıklarını ifade etti. Günümüzde Ukrayna topraklarının yüzde 20’sinin işgal altında olduğunu belirten Shkurov, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Ukraynalılara kapılarını açan Arnavut hükümetine minnettarlığını dile getirdi. Büyükelçi Shkurov, “Biz burada Ukrayna’ya karşı devam eden Rus saldırganlığını kınamak üzere bir arada bulunuyoruz. Ukrayna halkıyla dayanışma gösteren Cumhurbaşkanı Bajram Begaj, Başbakan Edi Rama ve Meclis Başkanı Lindita Nikolla’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Sürekli devam eden yardımları için Tiran Belediyesi’ne ve burada bulunan tüm Arnavut siyasetçilerine ve büyükelçilik temsilcilerine teşekkürlerimi ve selamlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Büyükelçi Gonzato yaptığı konuşmada Ukrayna’nın daha önce provoke edilmeyen işgalinden bu yana tam 2 yılın geçtiğini, savaşın başladığı ilk günden itibaren Arnavutluk ve AB’nin Rus saldırganlığına karşı konuşma yaparak ve Ukrayna’nın kendini müdafaa etmesine imkan sağlayarak yan yana durduklarını kaydetti. Gonzato, son 2 yılda AB’nin Ukrayna devletini ve halkını desteklemek amacıyla 88 milyar euro değerinde destek sağladığını, AB’ye üye ülkelerin yanı sıra Arnavutluk’un da hem siyasi, hem maddi olarak ve daha önce görülmemiş şekilde destek sağladığını ifade etti. Gonzato, Arnavutluk’un BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak uluslararası arenayı Ukrayna’ya karşı dayanışma göstermek amacıyla harekete geçirdiğini ve bu süreçte AB ile yan yana hareket ettiğini belirtti.

ABD’nin Arnavutluk Büyükelçiliği Müsteşarı Wisner, Arnavutluk’un BM Güvenlik Konseyi’nde savaştan dolayı Rusya’yı sorumlu tutarak bu 2 yıllık süreçte olağanüstü bir destek sağladığını diyerek Arnavutluk’un ABD’nin ortağı olmaya devam ettiğini ve her ikisi de Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması için ellerinden geleni yaptıklarını dile getirdi.

Bakan Spiropali bugün dünyanın daha önce eşi benzeri görülmemiş bir savaşla tanıştığını diyerek Arnavutluk’un Rus saldırganlığına karşı yaptırım uygulamasına katılan ilk ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. Rusya’nın Ukrayna’da yeni, adil olmayan ve zalim bir savaş yürüttüğünü belirten Spiropali, Batı’ya dönük ve geçmişine sırt dönerek yaşamayı tercih ettikleri için Ukrayna halkının bu savaşa maruz kaldığını ifade etti. Spiropali, “Biz Ukrayna’nın bu fedakarlığını yakinen tanırız, onun karşısında saygıyla eğiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Tiran Belediye Başkanı Veliaj yaptığı konuşmada protestoya katılan Tirana halkına teşekkür ederek, bu protestonun aslında her bir Avrupa vatandaşı için ahlaki bir yükümlülük olduğunu, Arnavutluk’un da bir zamanlar benzer durumlardan geçtiğini hatırlayan, komünizm dönemini ve Kosova Savaşını unutmayan herkes için bir ahlaki yükümlülük olduğunu ifade etti. Veliaj, Tiran’da “Özgür Ukrayna” adlı caddenin yanı sıra Ukrayna’ya yönelik destek ve dayanışmanın devam edeceğini söyledi. Önümüzdeki hafta 28 Şubat’ta düzenlenecek Ukrayna Zirvesi’ne Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’nin de katılacağını hatırlatan Veliaj, zirve vesilesiyle tüm Tiran’ın kendini “Özgür Ukrayna” hissetmesini umut ettiğini dile getirdi. – TİRAN

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/rusya-ukrayna-savasinda-tiranda-rusya-protesto-edildi/feed/ 0
ABD, İngiltere ve AB, Ukrayna’nın işgalinin ikinci yılında Rusya’ya yeni yaptırımlar açıkladı https://www.igdirhaber.com.tr/abd-ingiltere-ve-ab-ukraynanin-isgalinin-ikinci-yilinda-rusyaya-yeni-yaptirimlar-acikladi/ https://www.igdirhaber.com.tr/abd-ingiltere-ve-ab-ukraynanin-isgalinin-ikinci-yilinda-rusyaya-yeni-yaptirimlar-acikladi/#respond Tue, 07 May 2024 21:16:27 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7061 ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Ukrayna’nın işgalinin ikinci yılında Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar açıkladı.

Bu yaptırımlar ayrıca, Rus muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki şüpheli ölümünün üzerinden bir hafta sonra geldi.

Yaptırım nedir?

Uluslararası ilişkilerde yaptırım kavramı, genellikle bir ülkenin diğerine saldırgan davranmasını veya uluslararası hukuku ihlal etmesini önlemek için uyguladığı söylenen cezalardır.

Yaptırımlar, savaşa girmek dışında ulusların alabileceği en sert önlemler arasında yer alıyor ve diplomasinin önemli bir aracını teşkil ediyor.

Rusya’ya yönelik son yaptırımlar neler?

ABD, Ukrayna’yı işgali ve muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki ölümü nedeniyle Rusya’ya 500’den fazla yeni yaptırım getirdi.

100’e yakın firma veya kişiye ihracat kısıtlaması getirilecek. ABD Hazine Bakanlığı bunun, savaşın başlangıcından beri tek seferde en fazla yaptırım öngören paket olduğunu duyurdu.

İngiltere, Navalni’nin öldüğü Kuzey Kutbu’na yakın ücra bir bölgede yer alan hapishanenin altı yöneticisinin mal varlığını dondurdu ve İngiltere’ye girmelerini yasakladı.

İngiltere ayrıca Rusya’nın metal, elmas ve enerji ihracatına da yeni yasaklar getirdi.

Avrupa Birliği (AB) de 200 şirket ve kişiye yönelik yaptırımlar açıkladı. Moskova bu karara daha fazla AB yetkilisinin Rusya’ya girişini yasaklayarak karşılık verdi.

Yaptırım getirilenler arasında, Kuzey Kore savunma bakanı da dahil olmak üzere, Kuzey Kore silahlarının Rusya’ya nakliyesinde yer alan 10 Rus şirketi ve kişi de yer alıyor.

Rusya’ya şimdiye kadar hangi yaptırımlar uygulandı?

Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana ABD, İngiltere ve AB’nin yanı sıra Avustralya, Kanada ve Japonya gibi ülkeler de Rusya’ya 16.500’den fazla yaptırım getirdi.

Yaptırımlarla Rusya’nın ekonomisini hedef aldılar.

Rusya’nın toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yarısı olan 350 milyar dolar değerindeki döviz rezervi donduruldu.

AB, Rus bankalarının varlıklarının yaklaşık %70’inin de dondurulduğunu ve bazılarının Swift işlemlerinin dışında tutulduğunu söylüyor.

Batılı ülkeler ayrıca:

Rusya’nın petrol endüstrisi de hedef alındı.

ABD ve İngiltere, Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithalatını yasakladı. AB, ham petrol ithalatını yasakladı.

G7 ülkeleri, kazancını azaltma amacıyla Rus ham petrolüne varil başına en fazla 60 dolar ödeyeceğini açıkladı.

Hangi Batılı şirketler Rusya’dan ayrıldı?

McDonald’s, Coca-Cola, Starbucks ve Heineken dahil yüzlerce büyük firma Rusya’da satış ve üretim yapmayı bıraktı.

Ancak bazıları hâlâ Rusya’da iş yapıyor.

Örneğin PepsiCo, Rusya’da gıda ürünleri satmaya devam etmekle suçlanıyor. Ayrıca BBC, ABD’li kozmetik firması Avon’un Moskova yakınlarındaki bir fabrikada üretim yaptığını ortaya çıkardı.

Rus pazarından çıkış, şirketler için oldukça zorlu başlıklardan birisi haline geldi.

Rusya yaptırımlardan nasıl sıyrıldı?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Biz büyüyoruz, onlar ise düşüş yaşıyor” sözleriyle, Avrupa yaptırımlarının Rusya’ya zarar vermediğini iddia etti.

ABD’li bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council’e göre Rusya, yurt dışına G7’nin tavan fiyatından daha yüksek fiyata petrol satmayı başardı.

Yaklaşık 1.000 tankerden oluşan bir “gölge filonun” bu petrolü taşımak için kullanıldığı söyleniyor.

Uluslararası Enerji Ajansı, Rusya’nın hâlâ günde 8,3 milyon varil petrol ihraç ettiğini, Hindistan ve Çin’e yönelik satışı artırdığını söylüyor.

King’s College London’daki araştırmacılara göre Rusya, pek çok yaptırıma tabi Batı ürününü Gürcistan, Belarus ve Kazakistan gibi ülkelerden satın alarak da temin edebiliyor.

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Dr. Maria Snegovaya, Çin’in Batı’da üretilenlere alternatif yüksek teknolojili ürünler açısından hayati bir tedarikçi olduğunu söylüyor.

“Çin, askeri üretimini sürdürmek için ihtiyaç duyduğu çipleri ve diğer bileşenleri satıyor” diyor. “Rusya, Çin’in yardımı olmadan bunu başaramazdı.”

Yaptırımların Rus ekonomisi üzerindeki etkisi ne oldu?

Uluslararası Para Fonu’na göre, savaşın ilk yılı olan 2022’de Rusya ekonomisi %2,1 oranında küçüldü.

Ancak Rusya ekonomisinin 2023’te yüzde 2,2 büyüdüğünü tahmin eden kuruluş, 2024’te ise yüzde 1,1 büyüme öngörüyor.

Yine de ABD Hazinesi, yaptırımların Rusya’ya zarar verdiğini, son iki yılda elde etmiş olabileceği ekonomik büyümeden %5 kesintiye yol açtığını iddia ediyor.

Ancak Dr. Snegovaya şu yorumu yapıyor: “Yaptırımlar Rusya’ya savaşı durduracak kadar pahalıya patlamadı ve bu da Rusya’nın bir süre daha savaşa devam edebileceği anlamına geliyor.”

ABD Hazinesi ayrıca Ukrayna’daki savaş ve yaptırımların çoğu genç ve iyi eğitimli bir milyondan fazla insanın Rusya’yı terk etmesine yol açtığını söylüyor.

İngiltere Savunma Bakanlığı’na göre, Rusya hükümeti Ukrayna’daki savaşı finanse etmek için sağlık harcamalarını da kısıyor.

Düşünce kuruluşu Chatham House’tan James Nixey, “Bu durum çoğunlukla kırsal bölgelerdeki insanları etkiliyor” diyor. “Hükümet, ayaklanmalara neden olabilecek büyük şehirler yerine oralarda kesinti yapıyor.”

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/abd-ingiltere-ve-ab-ukraynanin-isgalinin-ikinci-yilinda-rusyaya-yeni-yaptirimlar-acikladi/feed/ 0
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda 2 yıl geride kaldı https://www.igdirhaber.com.tr/rusya-ukrayna-savasinda-2-yil-geride-kaldi/ https://www.igdirhaber.com.tr/rusya-ukrayna-savasinda-2-yil-geride-kaldi/#respond Mon, 06 May 2024 21:54:37 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7047 Rusya’nın, Batı ile NATO’nun kendi sınırlarına yaklaşacağı ve Rusça konuşanları koruma gerekçesiyle başlattığı Ukrayna’daki savaşın ikinci yılı tamamlandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, 2 yıl önce 24 Şubat’ın sabahında duyurduğu “özel operasyon”nun başlamasıyla Rus ordusu, Ukrayna topraklarına girdi.

Rus askeri birlikleri, Ukrayna’nın Donetsk ve Luhansk bölgelerinden Kiev yönetiminin kontrolündeki yerlere, aynı anda Rusya sınırından Harkiv, Sumi ve Çernigiv ile Belarus üzerinden Çernobil bölgesine giriş yaptı.

Kırım üzerinden de Herson ve Melitopol bölgelerine doğru asker çıkaran Rus ordusu, hava ve karadan asker sevk ettiği Kiev’i kuşattı.

Rus ordusu, Kiev çevresinde beklerken iki taraf İstanbul’da müzakere masasına oturdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arabuluculuk girişimlerinin neticesi olarak İstanbul’da 29 Mart 2022’de yapılan müzakereler sonucunda Ukrayna tarafı, Rus tarafına gelecekteki olası yazılı anlaşmanın ilkelerini teslim etti, anlaşmaya çok yaklaşıldı.

Kiev yönetimi birkaç gün sonra Rus silahlı güçlerinin boşalttığı Buça ve İrpin şehirlerinde toplu mezarlar açtı, Rusya’yı katliam yapmakla suçladı. Ukrayna, İstanbul’daki anlaşmadan çekildiğini bildirdi.

İki tarafın İstanbul’daki görüşmelerde ön şatlarda anlaştığı ileri sürülürken, Ukrayna heyetinin Kiev’e döndükten sonra anlaşmadan vazgeçmesinin nedeni aylar sonra ortaya çıktı.

Bazı Ukraynalı yetkililer, dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un Kiev yönetimine baskı yaptığını, anlaşmayı bozduğunu söyledi. Bunu Putin de dile getirdi.

Rus ordusu, Kiev’den çekildikten sonra tahkimatını Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson hattında güçlendirdi. Böylece Rusya, Kiev’in Azak Denizi ile bağlantısını kesti, ayrıca 2014’te yasa dışı ilhak ettiği Kırım ile kara yolu bağlantısı kurmuş oldu.

Rusya, liman şehirleri Odessa ve Mıkolayiv bölgelerini de hedef alarak Karadeniz’de stratejik konuma sahip Yılan Adası’nı ele geçirdi. Aynı yılın haziran sonunda Rusya, adadan çekildiğini açıkladı.

Ukrayna’nın kuzeyindeki Sumi ve çevresi, haziranda yeniden Kiev yönetiminin kontrolüne girdi.

Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson’da eylül sonunda Rusya’ya katılım için sözde referandumlar yapıldı. Yasa dışı referandumlara katılanların çoğunluğu ilhak kararına “evet” dedi. Böylece Rusya, Kırım’dan sonra Ukrayna topraklarının yüzde 15’ini daha yasa dışı ilhak etmiş oldu.

Ukrayna, 29 Ağustos 2022’de Herson’u kurtarmak için karşı saldırı başlattığını duyurdu.

Yasa dışı ilhak ettiği Herson’daki vatandaşların büyük çoğunluğunu başka bölgelere tahliye eden Rusya, 9 Kasım’da bu şehirdeki savunma hattının Dnipro Nehri’nin sol yakasına çekileceği kararını açıkladı. Böylece Rus askerleri, Herson şehir merkezinden çıkmış oldu.

Savaş devam ederken Rusya ve Ukrayna heyetleri, ateşkes sağlanması için 3’ü Belarus, 1’i Türkiye’de olmak üzere 4 kez yüz yüze müzakere yaptı. Bu görüşmelerde iki taraf, sadece çatışma bölgelerinden sivillerin tahliyesi için insani yardım koridorları açılması konusunda anlaşabildi.

Tarafların aynı metne imza attığı bir diğer anlaşma ise tahıl anlaşması oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimleriyle 22 Temmuz 2022’de Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler (BM) arasında, dünyadaki olası gıda krizini önleyecek “Tahıl ve Yiyecek Maddelerinin Ukrayna Limanlarından Emniyetli Sevki Girişimi Belgesi” imzalandı. Bu anlaşma da Rusların bazı taleplerinin yerine getirilmemesi gerekçesiyle 1 yıl sürdürülebildi.

Savaşın ikinci yılında haritayı değiştirmek kolay olmadı

Savaşın ikinci yılında özellikle Donetsk ve Zaporijya bölgelerinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Rus güçleri, Ukrayna’nın başkenti Kiev dahil büyük şehirlerini İskender, S-300 gibi füzelerle vururken Ukrayna ordusu, Rusya’nın sınır şehirlerindeki stratejik hedeflerine saldırılara yoğunluk verdi.

Ukrayna’nın geçen yıl haziranda Donetsk ve Zaporijya bölgelerinde karşı taarruz başlatması 2023’e damga vurdu.

Ukrayna ordusu, yaklaşık 6 ay süren taarruz sırasında Donetsk bölgesindeki Staromayorske, Urojayne, Andriyivka, Klişiyivka, Blagodatne köylerini kurtardığını duyurdu.

Ukrayna makamlarına göre, savaşın başlamasından bu yana ülke topraklarının yaklaşık yüzde 74’ü kurtarıldı, yüzde 26’sı hala Rusya’nın kontrolünde bulunuyor.

Rusya, Bahmut’u ve Avdiyivka’yı ele geçirdi

Donetsk bölgesinin Bahmut ve Avdiyivka istikametlerinde savaşın en yoğun çatışmaları yaşandı. Her iki taraf önemli kayıplar verirken Rusya, 21 Mayıs 2023’te Bahmut şehrini ele geçirdiklerini duyurdu.

Rus ordusu, daha sonra Avdiyivka istkametinde saldırılarını yoğunlaştırdı. Ukraynalı yetkililere göre, bu saldırılar, 2014’ten beri yapılan en büyük saldırılardı.

Ukrayna, yaklaşık 5 ay süren şiddetli çatışmaların ardından 17 Şubat’ta, daha fazla kayıp vermemek için askerlerini Avdiyivka’dan çektiğini açıkladı. Bu, Rusların yaklaşık 9 ay aradan sonra ilk ilerleyişiydi.

Ukrayna Devlet Başkanı Vlodimir Zelenskiy, geri çekilmelerini ortaklarından yeterince destek alamadıklarına bağladı.

Savaşın ikinci yılına, Ukrayna ordusunun ABD ve Avrupa Birliği’nden (AB) yeterince destek alıp alamayacağı tartışmaları damgasını vurdu.

Ukrayna’ya savaş döneminde sağlanan destek 170 milyar avroya ulaştı

Ukrayna 2 yıldır savunmasını tamamen İngiltere, ABD ve AB’nin destekleriyle sağladı. Ancak Ukrayna’ya vadedilen insani, askeri ve finansal desteklerin sağlanması konusu, ABD Kongresi’ndeki Demokratlar ile Cumhuriyetçileri, AB ile bazı üyelerini karşı karşıya getirdi.

Ukrayna Geçici İşgal Altındaki Toprakların Yeniden Entegrasyonu Bakanlığına göre, savaşın başlamasından bu yana ülkeye yapılan uluslararası yardım 170 milyar avroya ulaştı.

Ukrayna’ya ortaklarının destek vaadinin toplamı, verilen katkının yaklaşık 2 katını oluşturuyor. Ukrayna, ortaklarından bir yandan yaptırım paketlerini genişletmelerini diğer yandan savaş uçağı ve daha fazla cephane istiyor.

ABD’li bir üst düzey yetkili, geçen günlerde, savaşın Rusya’ya maliyetinin 211 milyar dolar olduğunu öne sürdü.

Aynı zamanda Rusya’nın, silah satış anlaşmalarının iptal edilmesi ya da ertelenmesi nedeniyle 10 milyar dolardan fazla zarara uğradığı iddia ediliyor. Savaşın ikinci yılının sonlarında, Batı ülkelerinde dondurulan Rus varlıklarının Ukrayna için kullanılması da tartışılmaya başlandı.

Batı, Rusya’ya her alanı kapsayan yaptırımlar uyguladı

Savaşın siyasi ve sosyal etkileriyle birlikte ekonomik alanda alınan Rusya’ya yönelik yaptırım kararları, tüm dünyada doğrudan veya dolaylı olarak etkisini gösterdi.

AB üyesi ülkeler, ABD ve diğer Batılı ülkeler, Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunan Rusya’ya karşı finans, enerji, ulaşım, ihracatın kontrolü ve finansmanı ile vize politikası gibi çeşitli alanlarda onlarca yaptırım paketi belirledi.

Rusya’ya karşı 2022’den bu yana 12 yaptırım paketi yürürlüğe koyan AB, 13. yaptırım paketini savaşın ikinci yılı tamamlandığında açıkladı. AB, yeni yaptırım listesine 200’e yakın kişi ve kuruluş eklerken, ABD son yaptırım listesine 500 isim kattı.

AB’nin Ukrayna dolayısıyla Rusya’ya uyguladığı yaptırım listesindeki kişi ve kuruluş sayısı 2 bini buldu. Yaptırım paketlerinde Rusya’nın askeri üretim malzemelerine ulaşması da zorlaştırıldı.

AB, siyasi anlamda da Ukrayna’ya destek verdi

Rusya’nın savaşı başlatma nedenlerinden biri de Ukrayna’nın AB ve NATO’ya yakınlaşma isteğiydi. Savaşa rağmen AB’ye üyelik sürecinden vazgeçmeyen Ukrayna, bu yönde ilerleme kaydetti. AB üyesi ülkelerin liderleri, 14 Aralık 2023’te Ukrayna ve Moldova ile AB üyelik müzakerelerini başlatma kararı aldı.

Ukrayna’nın başka bir hedefi de NATO üyesi olmak ancak bu konuda ittifak liderleri henüz fikir birliğine sahip değil.

Zelenskiy, Ukrayna’nın “NATO üyeliğini hak ettiği ve ülkesini ittifaka yakınlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını” belirtiyor.

Savaştaki can kayıpları tam bilinmiyor

Ukrayna, savaş boyunca ölen Rus asker sayısının 407 binden fazla olduğunu ileri sürüyor. Rusya da savaşta hayatını kaybeden toplam Ukraynalı asker sayısını açıklamazken, günde ortalama 400-500 Ukrayna askerinin öldürüldüğünü iddia ediyor.

Ancak her iki taraf da kendi kayıplarına ilişkin net ve yeni açıklama yapmadı. Savaştaki sivil kayıplara ilişkin her iki taraf da net rakam veremiyor.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana 10 bin 65 sivil hayatını kaybetti, 18 bin 679 sivil yaralandı.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin verilerine göre, 6 milyon 479 bin 700 Ukraynalı, savaş nedeniyle hala yurt dışında bulunuyor.

Avrupa İstatistik Ofisi, Ekim 2023 sonu itibarıyla AB ülkelerinde 4 milyon 24 bin Ukraynalıya geçici koruma statüsü verildiğini bildirdi.

Rusya’nın tam 2 yıl önce “özel operasyon” adıyla başlattığı savaşta, bugün gelinen noktada ne Moskova’nın hedefleri ne de Kiev’in toprak bütünlüğünü sağlama isteği değişti.

Savaşın ne zaman biteceği ise belirsizliğini koruyor.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/rusya-ukrayna-savasinda-2-yil-geride-kaldi/feed/ 0
Netanyahu’nun Gazze planı Filistin Yönetimi tarafından başarısızlıkla karşılandı https://www.igdirhaber.com.tr/netanyahunun-gazze-plani-filistin-yonetimi-tarafindan-basarisizlikla-karsilandi/ https://www.igdirhaber.com.tr/netanyahunun-gazze-plani-filistin-yonetimi-tarafindan-basarisizlikla-karsilandi/#respond Thu, 02 May 2024 21:00:44 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=6894 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas yönetimindeki Gazze için savaş sonrası ilk resmi planı savaş kabinesine sundu. Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh ise bu planın başarısızlığa mahkum olduğunu söyledi.

Plana göre İsrail bölgede güvenliği süresiz olarak kontrol edecek ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinliler bölgeyi yönetecek.

İsrail’in en büyük müttefiki olan ABD, savaştan sonra Gazze’yi Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi’nin yönetmesini istiyor.

Ancak Netanyahu’nun Perşembe gecesi bakanlara sunduğu belgede Filistin Yönetimi’nden hiç bahsedilmiyor.

Plana göre, İsrail, Filistinlilerin bağımsız bir devlet kurmak istedikleri işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze de dahil olmak üzere Ürdün’ün batısındaki tüm topraklar üzerinde güvenlik kontrolünü sürdürecek

Uzun vadeli hedefler listesinde Netanyahu bir Filistin devletinin “tek taraflı olarak tanınmasını” reddediyor. Filistinlilerle bir çözüme ancak iki taraf arasında doğrudan müzakereler yoluyla ulaşılabileceğini söylüyor; ancak Filistin tarafının kim olacağı belirtilmiyor.

Netanyahu’nun Gazze için orta vadeli hedefleri ise silahsızlanma ve radikalleşmenin önlenmesi. Bu ara aşamanın ne zaman başlayacağı ya da ne kadar süreceği konusunda ayrıntılı bilgi vermiyor. İsrail’in saldırıları nedeniyle büyük bölümü yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası için de bölgenin tamamen silahtan arındırılmasını öngörüyor.

Plana göre, savaş sona erdikten sonra Gazze’nin sivil işleri “idari deneyime sahip” ve “terörizmi destekleyen ülke ya da kuruluşlarla bağlantısı olmayan” yerel yetkililer tarafından yürütülecek.

Netanyahu, Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında İsrail güçlerinin varlığını ve Refah sınır kapısı da dahil olmak üzere kaçakçılık girişimlerini önlemek için Mısır ve ABD ile işbirliği yapmasını öneriyor.

Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli mülteciler ajansı UNRWA’nın kapatılması ve yerine başka uluslararası yardım gruplarının kurulması çağrısında bulunuyor.

Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, Netanyahu’nun planı için, “Başbakanın ilkeler belgesi, savaşın hedefleri ve Gazze’deki Hamas yönetiminin sivil bir alternatifle değiştirilmesi konusunda geniş bir kamuoyu mutabakatını yansıtmaktadır” ifadesi kullanıldı.

Belge, konuyla ilgili bir tartışma başlatmak üzere savaş kabinesi üyelerine dağıtıldı.

Filistin Yönetimi tepki gösterdi

Netanyahu’nun önerisini değerlendiren Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh Reuters’e yaptığı açıklamada bu önerinin, İsrail’in Gazze’deki coğrafi ve demografik gerçekleri değiştirme planları gibi başarısız olmaya mahkum olduğunu söyledi.

Sözcü, “Eğer dünya bölgede güvenlik ve istikrarla gerçekten ilgileniyorsa, İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki işgaline son vermeli ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini tanımalıdır” dedi.

Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanlığı X’te yaptığı açıklamada Netanyahu’nun planının “iktidarda kalmak için savaşı uzatma çıkarına hizmet ettiğini” ekledi.

Açıklamada önerinin Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik Amerikan ve uluslararası çabaları engelleyeceği de belirtildi.

İsrail’in başlıca destekçisi ABD de dahil olmak üzere İsrail-Filistin sorununun çözümünde nihai hedef olarak iki devletli çözüm çağrıları Gazze’deki savaşla yeniden canlandı. Ancak bazı üst düzey İsrailli siyasetçiler buna karşı çıkıyor.

İki devletli çözüm uzun zamandır Batı’nın bölgedeki temel politikalarından biriydi ancak 1990’ların başında Oslo Anlaşmalarının imzalanmasından bu yana Filistin devletinin kurulması konusunda çok az ilerleme kaydedildi.

Hamas 7 Ekim’de İsrail’in güneyine saldırı düzenlemiş ve yaklaşık 1200 kişi ölmüş, 253 kişi de rehin alınmıştı.

Abluka altındaki Gazze’ye İsrail’in hava ve kara saldırılarında ise yaklaşık 29 bin 500 kişi öldü. Bölge nüfusunun büyük çoğunluğu yerinden edildi; temel ihtiyaç maddelerinden mahrum bırakıldı.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/netanyahunun-gazze-plani-filistin-yonetimi-tarafindan-basarisizlikla-karsilandi/feed/ 0
ABD, BMGK’ye sunulan Gazze ateşkes kararını veto etti https://www.igdirhaber.com.tr/abd-bmgkye-sunulan-gazze-ateskes-kararini-veto-etti/ https://www.igdirhaber.com.tr/abd-bmgkye-sunulan-gazze-ateskes-kararini-veto-etti/#respond Fri, 05 Apr 2024 21:09:44 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5943 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü saldırıların sona erdirilmesi üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve acil insani ateşkes talep edilen karar tasarısını veto etti.

Çin, veto kararı alan ABD’yi sert bir dille eleştirdi. Pekin yönetimi bu hareketin “yanlış mesaj” verdiğini ve “katliamın devamına yeşil ışık yaktığını” söyledi.

Beyaz Saray, Cezayir tarafından sunulan, Gazze’de acilen ateşkes talep eden karar tasarısının savaşı sona erdirmeye yönelik görüşmeleri “tehlikeye atacağını” söyledi.

ABD, Refah kentini işgal etmemesi konusunda İsrail’i uyaran kendi geçici ateşkes karar tasarısını önerdi.

ABD’nin, Cezayir’in karar tasarısı üzerine verdiği veto kararı geniş kapsamlı bir şekilde kınandı. Karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinden 13’ü tarafından desteklenirken İngiltere çekimser kaldı.

Çin’in BM Büyükelçisi Zhang Jun vetoya cevaben, önergenin devam eden diplomatik müzakerelere müdahale edeceği iddiasının ” savunulamaz” olduğunu söyledi.

Zhang Jun, “Sahadaki durum göz önüne alındığında, acil bir ateşkes konusunda kaçınmaya devam etmek, katliamın devam etmesine yeşil ışık yakmaktan başka bir şey değildir” dedi ve şöyle devam etti:

“Çatışmanın yayılması tüm Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıyor ve daha geniş bir savaş riskinin artmasına neden oluyor. Sadece Gazze’deki savaşın alevini söndürerek cehennem ateşinin tüm bölgeyi sarmasını önleyebiliriz.”

Cezayir’in en üst düzey BM diplomatı Amar Bendjama, “Ne yazık ki Güvenlik Konseyi bir kez daha başarısız oldu” dedi.

Bendjama, “Vicdanınızı sorgulayın, tarih sizi nasıl yargılayacak?” diye ekledi.

ABD’nin müttefikleri de ABD’nin veto kararını eleştirdi.

Fransa’nın BM elçisi Nicolas de Rivière “sahadaki feci durum göz önüne alındığında” kararın kabul edilmemiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Washington’un BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Hamas ile İsrail arasındaki müzakereler devam ederken derhal ateşkes çağrısı yapmanın doğru zaman olmadığını savundu.

İngiliz mevkidaşı Barbara Woodward ise planın görüşmeleri tehlikeye atarak “ateşkes ihtimalini azaltabileceğini” öne sürdü.

Hamas’ın 7 Ekim’de yaklaşık 1200 kişinin ölümüne sebep olduğu ve 240’tan fazla kişiyi de rehin aldığı saldırılarının ardından İsrail, Gazze’ye yönelik büyük yıkıma sebep olan operasyonlar başlattı.

Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in bu saldırılarda 29 binden fazla Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.

ABD tarafından önerilen karar taslağı “mümkün olan en kısa sürede” ve tüm rehinelerin serbest bırakılması koşuluyla geçici bir ateşkes çağrısında bulunuyor, Gazze’ye ulaşan yardımların önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor.

Beyaz Saray daha önce BM’de savaşla ilgili yapılan oylamalarda “ateşkes” kelimesini kullanmaktan kaçınmıştı.

Ancak Güvenlik Konseyi’nin ABD’nin önerisini oylayıp oylamayacağı ya da ne zaman oylayacağı belli değil.

ABD’nin sunduğu taslakta Refah’a yönelik büyük bir kara harekatının sivillere daha fazla zarar vereceği, daha fazla insanın yerinden edileceği ifade ediliyor.

Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Salı günü yaptığı açıklamada “savaşı tüm hedeflerine ulaşana kadar sürdürmeye kararlı olduğunu” ve hiçbir baskının bunu değiştiremeyeceğini söyledi.

Gazze Şeridi’nin toplam nüfusunun yaklaşık yarısına karşılık gelen, yerlerinden edilmiş bir milyondan fazla insan Refah’a sıkışmış vaziyette. Mısır’a sınır komşusu olan bu bölgede savaştan önce 250 bin kişi yaşıyordu.

Yerlerinden edilenlerin çoğu derme çatma barınaklarda ya da çadırlarda, güvenli içme suyu ya da gıdaya erişimin kısıtlı olduğu kötü koşullarda yaşıyor.

BM, şehirde planlanan bir İsrail saldırısının “katliama” yol açabileceği konusunda kendi uyarısını yayımladı. İsrail ordusu ise daha önce yaptığı açıklamalarda sadece Hamas savaşçılarını hedef alındığı konusundaki ifadelerini tekrarladı.

İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde kara saldırısının başlatılacağı uyarısında bulundu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/abd-bmgkye-sunulan-gazze-ateskes-kararini-veto-etti/feed/ 0
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bosna Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Marinko Cavara’yı kabul etti https://www.igdirhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-bosna-hersek-temsilciler-meclisi-baskani-marinko-cavarayi-kabul-etti/ https://www.igdirhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-bosna-hersek-temsilciler-meclisi-baskani-marinko-cavarayi-kabul-etti/#respond Sun, 31 Mar 2024 21:36:22 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5777 TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bosna Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Marinko Cavara’yı kabul etti.

TBMM Başkanlığı İstanbul Ofisi’ndeki kabulde konuşan Kurtulmuş, iki ülke arasında tarihi, kültürel, siyasi ve coğrafi ilişkilerin çok önemli ve mükemmel bir seviyede olduğunu söyledi.

Marinko Cavara ile ikili olarak kardeşlik ve dostluk ilişkilerini artırırken aynı zamanda parlamentoların da işbirliğini arttırmalarının karşılıklı sorumlulukları olduğunu belirten Kurtulmuş, “İki ülke arasında her alanda işbirliği artıyor. Daha fazla artırmamız gerekir. Bu anlamda en temel meselemiz bu kadar büyük bölgesel ve küresel sorunların yaşandığı bu coğrafyada güven ve istikrarı sağlamaktır.” dedi.

Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanmasının Türkiye’nin bir numaralı perspektifi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin ve büyük güçlerin nasıl oyunlar oynadığını bildiklerini dile getirdi.

Balkan halklarına ve devletlerine düşen görevin bu oyunların tuzağına düşmeden işbirliğini ve birlikte dayanışmayı artırmak olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Güven ve istikrarın temin edilmesinin ilk şartı ise ülkelerin ve halkların karşılıklı olarak birbirine güvenmesidir. Onun için biz Türkiye olarak, Balkan ülkelerinin hepsine temel perspektifimizi sürekli anlatıyoruz. Balkanlar’da işbirliği yapmaktan, dayanışma içerisinde hareket etmekten başka bir çıkış yolu ve gelecek yoktur.” diye konuştu.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu ülkede birliğin sağlanmasının yolunun ayrışmayı körüklemekten değil, Bosna Hersek’in kurumsal varlığını güçlendirmek, devlet gücünü artırmak ve ülkeyi uluslararası alanda daha güçlü ve itibarlı bir hale getirmekten geçtiğini vurguladı.

Dayton Antlaşması’nın, Bosna Hersek’in yönetilmesini zor hale getirdiğinin farkında olduklarının altını çizen Kurtulmuş, “Dayton Antlaşması’nın zorluklarına rağmen bunu avantaja çevirebilmenin yolu, oradaki farklı etnik kimliklerin arasındaki farklılıkları körüklemek değil tam tersine bu farklılıklar içerisinde bu kültürel bütünlüğü temin edebilmektir.” ifadesini kullandı.

Kurtulmuş, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın, bölgeyi, Balkanlar’ı ve Karadeniz’i istikrarsızlaştırma potansiyeline sahip olduğunu gördüklerini, bunun için savaşın barışçıl şekilde iki tarafın da kabul edeceği adil bir çözüme kavuşturulması gerektiğini bildirdi.

“Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır”

Kurtulmuş, büyük bir küresel çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeli olan, İsrail’in Gazze ve Filistin halkına gerçekleştirdiği acımasız, bütün uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan ve bütün insani değerlerden soyutlanmış katliamın, başka bir küresel sorun olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir. Bunun adı savaş falan değildir. Bunun adı sadece ‘saldırı’ şeklinde de tanımlanacak bir şey değildir. Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır. Bu özellikleriyle Srebrenitsa’ya benzemektedir. Buna insanlığın karşı çıkması ve bunu durdurması insanlık vazifesidir. İşlenen suçların dosyası son derece kabarıktır. Sadece Netanyahu ve çetesi değil, buna ses çıkarmayan bütün uluslararası camia da bu suçun altında yıkılacaktır. İnsanlık yakın dönemlerde, modern dönemlerde böyle büyük bir suçla hiç karşı karşıya kalmadı. Şimdiye kadar işlenmiş bütün savaş suçlarının hepsinden çok daha yukarıda, adi ve bütün uluslararası hukuku hiçe sayan suçlar, cürümler işlenmiştir. İsrail’i destekleyen ülkeler ve onların hükümetleri sessiz kalsa da bütün dünyada insanlık vicdanı harekete geçmiştir. Milyonlarca, yüz binlerce insan sokaklara çıkarak İsrail’in işlediği bu sistematik insanlık suçlarını lanetlemektedir.”

Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen mahkemenin ve verilen ara kararın Filistin davasında yeni bir dönemin başlangıcına işaret ettiğini kaydeden Kurtulmuş, Güney Afrika Cumhuriyeti yöneticilerine insanlık adına teşekkür etti.

Kurtulmuş, mahkemenin bundan sonraki safhalarında çok sayıda müdahil ülke ve kurumun işin içerisine gireceğini, TBMM olarak 3 milletvekilini mahkemeyi takip etmesi için görevlendirdiklerini ifade ederek, “Savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz. Mahkemede, Güney Afrika’nın ortaya sunmuş olduğu açık deliller İsrail hükümetini telaşlandırmıştır. Ardından Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın İsrail yönetimini, Netanyahu’yu Hitler’e benzetmesi iyice panikletmiştir. Mahkemedeki bu safahatın ve uluslararası camiadaki uyanışın ortaya koyduğu bu tavır tamamıyla İsrail’deki bu Siyonist yöneticileri, Netanyahu ve ekibini telaşlandırmıştır. Onun için yeni bir tehditte bulunuyorlar.” sözlerini sarf etti.

İsrail’in özellikle Gazze’nin güneyine sığınan sivil, masum, kadın ve çocukların bulunduğu Refah Kapısı etrafındaki insanlara karşı katliamlarını artıracaklarını vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Ramazan ayına kadar eğer esirler salıverilmezse oradaki halkın tamamını oradan sürmek üzere harekete geçeceklerini, savaşı çok daha yukarı seviyelere çıkararak insanlık suçlarını daha fazla artıracaklarını ve dünyanın gözü önünde çok daha büyük bir cinayete adım atacaklarını açıkça ilan ediyorlar. Aslında bu Netanyahu ve yönetiminin köşeye sıkışmışlığının ortaya koyduğu bir çaresizliktir. Sonu olmayan bir yola girmek istiyorlar ve dünyaya ‘Biz sonu olmayan bir yola gireriz ve buradaki insanları yok ederiz’ diyerek tehdit ediyorlar. Artık bu sözün bittiği yerdir. Bütün dünya kamuoyuna ve uluslararası camiaya düşen sorumluluk, İsrail hükümetinin bu sonu olmayan yola girmesini önlemektir. Yoksa bu sonu olmayan yola girerse Netanyahu ve hükümeti, bu yolun nereye çıkacağı belli değildir.”

“Bize göre en önemli şey ölümlerim durmasıdır”

Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Cavara ise Gazze’nin zor bir durumda olduğunu, yaşanan vahim olaylara bakınca benzer duyguları paylaştıklarını belirtti.

Gazze’de her gün çok sayıda insanın öldüğünü, bütün dünyanın bu konuda sustuğunu, dünyadaki çoğu devletin gözünün Türkiye’de olduğunu dile getiren Cavara, “Biliyorum ki sizin çabalarınız hem Ukrayna’daki savaşın hem Gazze’deki saldırıların durmasından yanadır. Bize göre en önemli şey ölümlerin durmasıdır.” dedi.

Cavara, kendilerinin de 4 yıl boyunca böyle bir savaştan geçtiklerini, bu süre boyunca “barış” denilip hikaye dinlediklerini ifade ederek, hiç kimsenin elini ateşe sokmadığını, bütün dünyanın taraf tuttuğunu ve hiçbirinin barışı düşünmediğini sözlerine ekledi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-bosna-hersek-temsilciler-meclisi-baskani-marinko-cavarayi-kabul-etti/feed/ 0
Sabancı Üniversitesi, BM Üst Düzey Arabuluculuk Danışma Kurulu Üyesi Jean-Marie Guehenno’yu konuk etti https://www.igdirhaber.com.tr/sabanci-universitesi-bm-ust-duzey-arabuluculuk-danisma-kurulu-uyesi-jean-marie-guehennoyu-konuk-etti/ https://www.igdirhaber.com.tr/sabanci-universitesi-bm-ust-duzey-arabuluculuk-danisma-kurulu-uyesi-jean-marie-guehennoyu-konuk-etti/#respond Fri, 22 Mar 2024 21:18:34 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5387 Sabancı Üniversitesi, Birleşmiş Milletler (BM) Üst Düzey Arabuluculuk Danışma Kurulu Üyesi ve Columbia Üniversitesi Profesörü Jean-Marie Guehenno’yu konuk etti.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, 2000-2008 yılları arasında BM’ye bağlı en önemli barışı koruma operasyonunu yöneten Columbia Üniversitesi SIPA Kent Global Liderlik Programı Profesörü Jean-Marie Guehenno, Sabancı Üniversitesi Tuzla kampüsünde özel bir konuşma gerçekleştirdi.

“Çatışmaların Dönüşümü ve Barış İnşasının Geleceği” başlıklı etkinlikte Guehenno, uluslararası ilişkiler alanında 21. yüzyılda yaşanan dönüşüme ve bu dönüşümde gelişen yeni teknolojilerin etkisine ışık tuttu.

Açıklamada etkinlikteki konuşmasına yer verilen Prof. Guehenno, dünyada yaşanan çatışma sayısının soğuk savaştan bu yana en yüksek seviyeye ulaştığına dikkati çekerek, “Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, 2022 yılında, ortalama 8 ila 11 yıldır devam eden 55 aktif çatışma yaşandı. Bunun 10 yıl öncesinde ise ortalama süresi 7 yıl olan 33 aktif çatışma söz konusuydu. Dünyada durumun kötüleştiği ve soğuk savaşın sona ermesiyle beliren iyileşmenin ardından çatışmaların arttığı açık bir şekilde görülebilir.” ifadelerini kullandı.

Savaş ile barış arasındaki ayrımın giderek görünmez hale geldiğini ve dünyadaki denge politikasından çıkarı bulunan birçok aktör bulunduğunu kaydeden Guehenno, “Çatışmaların önlenmesi, bugünün dünyasında mutlak öncelik olmalı. Devletler ve uluslararası örgütler tek başlarına bunu başaramaz. Çatışmayı önlemenin başarılı olabilmesi için, iş dünyası ve sivil toplumun da çözümün bir parçası olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Kendine güvenin olduğu bir çağda değiliz”

Guehenno, bugünün baskın klişesinin, dünyanın yeni bir soğuk savaş döneminin başlangıcında olduğu ve dünya ekonomisinin, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç olmadığı kadar çok kutuplu ama aynı zamanda bütünleşik hale geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Soğuk savaş büyük ölçüde ideolojik bir karşılaşmaydı. Her kamp, ideolojisinin meşruiyetine ikna olmuştu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, Batı ülkeleri, dünya çapında algıları şekillendirmeyi amaçlayan ‘batı evrenselciliği’ anlatısını dayatmak için büyük çaba harcadı. Bu, demokratikleşmenin, barış ve refaha öncülük eden bir anlatısıydı. Üçü de el ele gitmeliydi ve bu, geri kalan dünya için çekici bir modeldi. Bu anlatı, demokratik görünen ülkelerin demokratik olmayan bir şekilde saldırgan davranması ve demokratik olmayan Çin’in istikrarlı ekonomik ilerleme sağlamasıyla, anlamını yitirmeye başladı. Batı’nın zafer kazanan anlatısının sona ermesi, yerini alternatif bir anlatıya bırakmadı. Artık kendine güvenin olduğu bir çağda değiliz. Akışkan, çok katmanlı, kararlaştırılmış bir yapısı ve tanımlayıcı bir prensibi olmayan bir çağdayız.”

Guehenno, teknolojinin gelişimiyle yaşanan veri devriminin, önceki yüzyıllarda matbaanın keşfi ve sanayi devriminin yarattığı toplumsal dönüşümden çok daha büyük ve hızlı bir etkiye sahip olabileceğini, bireyler, bilimsel kurumlar, işletmeler, devletler gibi veri devriminden potansiyel olarak fayda sağlayan birçok farklı çıkar grubu olması nedeniyle taraflar arasında yaşanabilecek güçlenmenin risk teşkil ettiğini belirtti.

Sabancı Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi Muhtar Kent ise Columbia Üniversitesi SIPA Kent Global Liderlik Programı Uluslararası Çatışma Çözümü Merkezinin “Altın Üçgen” anlayışıyla hareket ettiğine işaret ederek, “Devletlerin, iş dünyasının ve sivil toplumun bir araya gelerek son 20-30 yılda yaşadığımız toplumsal sorunları çözmeye çalışmasını yansıtan ‘Altın Üçgen’ anlayışına gerçekten inanıyorum. Çünkü biliyoruz ki, bu sorunları devletler, iş dünyası ya da sivil toplum tek başına çözemez.” açıklamasında bulundu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/sabanci-universitesi-bm-ust-duzey-arabuluculuk-danisma-kurulu-uyesi-jean-marie-guehennoyu-konuk-etti/feed/ 0
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Ukrayna’ya yardımların arttırılması çağrısında bulundu https://www.igdirhaber.com.tr/almanya-basbakani-olaf-scholz-ukraynaya-yardimlarin-arttirilmasi-cagrisinda-bulundu/ https://www.igdirhaber.com.tr/almanya-basbakani-olaf-scholz-ukraynaya-yardimlarin-arttirilmasi-cagrisinda-bulundu/#respond Wed, 13 Mar 2024 21:18:37 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5003 Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Münih kentinde devam eden 60. Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmada, Rusya’nın savaşta zafer ilan etmesi durumunda gelecekte ağır bedeller ödeyeceklerini vurgulayarak Ukrayna’ya yardımların arttırılması çağrısında bulundu.

Almanya’da düzenlenen 60. Münih Güvenlik Konferansı devam ediyor. Ev sahibi Almanya Başbakanı Olaf Scholz, konferansta yaptığı konuşmanın tamamını Ukrayna’daki savaşa ayırdı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük savaşın iki yıldır devam ettiğini belirten Scholz, “Rusya’nın saldırganlığı her gün masum hayatlara mal oluyor. Ukrayna’da insanlar her gün ağlıyor, yas tutuyor ve ölüyor. İşte bu yüzden bugünkü konuşmamı yanı başımızdaki bu savaşa ayırmak istiyorum. Rusya Silahlı Kuvvetlerinin önemli bir kısmı sağlam durumda. Rusya, uzun yıllardır ordusunu bu savaşa hazırlıyor ve her düzeyde yeni tehlikeli silah sistemleri geliştirdi. Rusya ekonomisi uzun süredir savaş modunda. Özgürlük ve demokrasiyi savunan herkes hayatından korkmalıdır. Alexei Navalny’nin Rusya’da cezaevinde öldüğüne ilişkin şok edici haber bunun ne anlama geldiğini bize gösteriyor. Son olarak Putin, cepheye giderek daha fazla asker gönderiyor. Savaşın başlamasından 2 yıl sonra hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız, Putin’e ‘uzun vadede varız’ sinyalini verecek kadar çabalıyor muyuz? Rusya’nın Ukrayna’daki zaferinin ne anlama geleceğini tam olarak bildiğimiz halde yeterince çabalıyor muyuz? O zaman ödemek zorunda kalacağımız siyasi ve mali bedel, bugün ve gelecekte Ukrayna’ya verdiğimiz desteğin tüm maliyetlerinden kat kat daha yüksek olacaktır” diye konuştu.

“Dünyanın en güçlü askeri ittifakı olarak ittifak topraklarımızın her metrekaresini savunabilecek kapasiteye sahibiz”

Scholz, “Rusya’dan gelen tehdit gerçek. Bu nedenle caydırıcılık ve savunma kabiliyetimiz inandırıcı olmalı ve inandırıcı kalmalıdır. Biz Rusya ile NATO arasında bir çatışma istemiyoruz. Bu nedenle savaşın başından beri Ukrayna’nın tüm destekçileri hemfikirdi, Ukrayna’ya kendi askerlerimizi göndermeyeceğiz. Aynı zamanda Putin ve Rus ordusunun da şunu anlaması gerekiyor. Biz dünyanın en güçlü askeri ittifakı olarak, ittifak topraklarımızın her metrekaresini savunabilecek kapasiteye sahibiz. Bunu başarmak için caydırıcılık alanı da dahil olmak üzere NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirmeye devam etmemiz önemli” ifadelerini kullandı. Almanya’nın bu yıl ve önümüzdeki yıllarda gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 2’sini savunmaya ayırdığını hatırlatan Scholz, “Caydırıcılığımızın modern ihtiyaçları karşıladığından her zamankinden daha fazla emin olmalıyız” dedi.

“NATO’nun yardım garantisinin göreceli hale getirilmesi sadece Putin gibi bizi zayıflatmak isteyenlerin işine yarar”

Scholz, “Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Atlantik’in her iki yakasında yaklaşan seçimlerin sonucu ne olursa olsun, şu nettir, biz Avrupalılar, şimdi ve gelecekte kendi güvenliğimize çok daha fazla dikkat etmeliyiz. Bunu yapmak için çok istekliyiz” dedi. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden başkan olması durumunda “yeterince harcama yapmayan NATO ülkelerine yönelik Rusya’nın herhangi bir saldırısını engellemeyeceği” şeklindeki tepki çeken ifadelerini işaret eden Scholz, “NATO’nun yardım garantisinin göreceli hale getirilmesi sadece Putin gibi bizi zayıflatmak isteyenlerin işine yarar” şeklinde konuştu.

“Güvenlik olmadan geriye kalan her şey, bir hiçtir”

Güvenlik için yapılacak harcamaların farklı yerlere yapılacak yatırımları geciktirebileceğine değinen Başbakan Scholz, “Aynı zamanda güvenlik olmadan geriye kalan her şey, bir hiçtir. Ancak hepimiz dayanışma içinde ve uzun vadeli olarak gerekli fonları sağlarsak savunma sanayimiz güvenilir bir şekilde üretimini arttıracak ve böylece güvenliğimize de katkıda bulunacaktır. Sonuçta kıtamızdaki en büyük güvenlik tehdidinden, Avrupa’daki bir savaştan bahsediyoruz. Ancak burada inandırıcı olursak Putin de şunu anlayacaktır, Moskova’nın dikte ettiği bir barış olmayacak, çünkü buna izin vermeyeceğiz” dedi.

Scholz, “Rusya savaş hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı. Putin, Kiev’i iki hafta içinde almak istiyordu. İki yıl sonra Ukrayna, Rus işgali altındaki toprakların yarısından fazlasını kurtardı. Rusya, Karadeniz’in batısında kontrolünü kaybetti. Tüm bunlar her şeyden önce Ukrayna Silahlı Kuvvetleri sayesinde oldu. Cesaretlerine ve zorlukla kazandıkları başarılarına büyük saygı duyuyorum. Ancak hepimizin desteği de buna katkıda bulunmuştur. Bu, şimdi vazgeçmememiz ve bu yolda kararlılıkla devam etmemiz için bir teşvik olmalıdır. Almanya tam da bu konuda kararlı ve aynı zamanda üzerine düşeni yapmaya kararlı” ifadelerini kullanarak konuşmasını tamamladı. – MÜNİH

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/almanya-basbakani-olaf-scholz-ukraynaya-yardimlarin-arttirilmasi-cagrisinda-bulundu/feed/ 0
İsrail Gazetecileri Öldürerek Basının Sesini Kısıyor https://www.igdirhaber.com.tr/israil-gazetecileri-oldurerek-basinin-sesini-kisiyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/israil-gazetecileri-oldurerek-basinin-sesini-kisiyor/#respond Tue, 12 Mar 2024 21:00:41 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=4961 İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ailesini kaybeden Al Jazeera Gazze Büro Şefi Vail ed-Dahduh, “İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor.” dedi.

İsrail ordusunun 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyine düzenlediği saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlediği saldırıda da kendisi gibi gazeteci oğlu Hamza’yı kaybeden Al Jazeera muhabiri Dahduh, her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Filistinli gazetecilerden biri olarak Gazze’deki direnişin sembol isimlerinden biri haline geldi.

Dahduh, tedavi için getirildiği Katar’ın başkenti Doha’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

“Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim”

Ailesinin ölümünden hemen sonra sahada haber yapmaya geri dönen Dahduh, mesleği bırakmayı düşünmediğini belirtti.

Dahduh, “Biz burada (Gazze’de) kalmaya devam edeceğiz ve bu bölgeden asla çıkmayacağız. Bu, üyesi olduğumuz tüm Arap ve Müslüman halklara haykırdığımız asil bir çağrıdır. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin halkının özgürlük davasını omuzlarımızda hissediyoruz. Biz bu sorumluluğu yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz. Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim. Bu Müslümanların davasıdır, bu insanlığın davasıdır.”

“İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor”

Dahduh, İsrail’in, Gazze’de gerçekleştirmiş olduğu soykırımın duyulmaması için gazetecileri de öldürdüğünü söyledi.

İsrail’in Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde işlediği katliama dikkati çeken Dahduh, şöyle konuştu:

“İsrail, gözünü kırpmadan sivilleri hedef alıp çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürüyor. Hedef ayırt etmeksizin yaptığı saldırılarda gazeteciler de hedef haline geliyor. İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor. Savaşın başından bu yana 123 gazeteci öldürüldü. Bu, gerçekten çok büyük bir sayı. Bu, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir hakikat.”

” Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı”

Dahduh, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulması konusunda Türkiye’nin oynadığı rolü de değerlendirdi.

Türkiye’nin Gazze’deki savaşın bir an önce sona ermesi için elinden gelen tüm diplomatik ve insani çabayı ortaya koyduğunu vurgulayan Dahduh, “Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı.” dedi.

“AA’nın hazırladığı ‘Kanıt’ kitabı İsrail’in savaş suçlarını gözler önüne seriyor”

Anadolu Ajansının (AA) İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabını inceleyen Dahduh, şu ifadeleri kullandı:

“Anadolu Ajansının büyük bir gayretle ortaya koyduğu bu eser, Gazze’de kurban edilen çocukları, kadınları, tüm sivilleri ve özellikle İsrail’in Gazze’de işlemiş olduğu savaş suçlarını gözler önüne seriyor. Ümit ediyorum ki uluslararası mahkemelere sunulacak olan bu fotoğraflar ve kanıtlar Filistin’in özgürlüğü yolunda atılan adımlar olacak.”

Küresel boykot ve protestolar çok önemli

Gazze Şeridi’nde 29 bine yakın Filistinliyi öldüren ve bölgede derin bir insani felaketin yaşanmasına neden olan İsrail’e karşı dünya genelinde yapılan boykot ve protestoların oldukça etkili olduğunu belirten Dahduh, şunları kaydetti:

“Dünyada İsrail’e destek veren firmaların ürünlerine yapılacak boykot hiç şüphesiz İsrail’e karşı atılacak en önemli adımlardandır. Bazıları bunu yapmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünebilir oysa bu İsrail’e karşı atılacak en etkili adımlardan biridir. Aynı şekilde dünyada İsrail zulmüne karşı küresel protestoların devam etmesi, Gazze halkının sesinin duyurulması açısından çok önemli.”

Dahduh, Gazze’de sembol isimlerden biri oldu

İsrail’in saldırılarında her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Gazzeli gazetecilerden biri olan ve sembol haline gelen Al Jazeera muhabiri Dahduh, ilk olarak 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyindeki saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi kaybetti.

Eşi ve çocuklarının öldürüldüğü saldırının üzerinden saatler geçmesine rağmen Dahduh, görevine devam ederek bölgedeki saldırıları aktarmayı sürdürdü.

Dahduh, 15 Aralık’ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta düzenlenen saldırıda elinden ve karnından yaralandı, kameramanı Samir Ebu Dakka ise yaşamını yitirdi.

Yaralı olmasına rağmen görevine devam eden Dahduh, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlenen saldırıda kendisi gibi gazeteci olan oğlu Hamza ed-Dahduh’u kaybetti.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/israil-gazetecileri-oldurerek-basinin-sesini-kisiyor/feed/ 0
Rusya’nın Ekonomik Direnci: Dondurulan Malvarlığı Kullanılabilir mi? https://www.igdirhaber.com.tr/rusyanin-ekonomik-direnci-dondurulan-malvarligi-kullanilabilir-mi/ https://www.igdirhaber.com.tr/rusyanin-ekonomik-direnci-dondurulan-malvarligi-kullanilabilir-mi/#respond Tue, 13 Feb 2024 09:15:31 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=3469 2022 yılının Mart ayında Rus rublesi çöktü. Gazprom ve Sberbank gibi dev şirketlerin Londra’daki değeri yüzde 97 düştü. Moskova’daki bankamatiklerde kuyruklar oluşmaya başladı. Oligarkların yatlarına, futbol takımlarına, malikanelerine ve hatta kredi kartlarına el konuldu.

Rusya büyük bir resesyona girdi.

Bu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Batı’nın bu ülkeyi mali olarak kontrol altına alma girişiminin sonucuydu.

Bu girişiminin merkezinde Rus devletinin resmi döviz varlıklarına el konulması ve özellikle de merkez bankasının 300 milyar dolarlık rezervinin dondurulması vardı.

Batılı hükümetler “ekonomik savaş” gibi ifadeler kullanmaktan özenle kaçındılar, ancak Kremlin’le finansal bir savaş ortamı olduğu görünüyordu. Bu, nükleer silahlara sahip devletler arasında doğrudan çatışma alternatifinden daha iyiydi.

Aradan yaklaşık iki yıl geçti ve bu ekonomik arka planda büyük bir değişiklik var.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen hafta verdiği röportajda Rusya’nın Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu sevinçle dile getirdi.

Geçtiğimiz hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) 2024 büyüme tahminini %1,1’den %2,6’ya yükselterek Rus ekonomisinin dayanıklılığının altını çizdi.

IMF rakamlarına göre Rus ekonomisi geçen yıl G7 ülkelerinin hepsinden daha hızlı büyüdü ve 2024’te de böyle devam edecek.

Bu sadece rakamlardan ibaret de değil. Geçen yıl Ukrayna savaşındaki üstünlük kuramama hali bu yıl boyunca da devam edecek görünüyor.

Rusya, ekonomisini, ordu için üretime, özellikle de Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki savunma hatlarının inşasına yöneltiyor.

Batılı liderler bu modelin orta vadede sürdürülemez olduğunu savunuyor. Ancak asıl soru şu: Bu model ne kadar süre devam edebilir?

Rusya, ekonomisini mobilize bir savaş ekonomisine dönüştürdü. Devlet, Sovyet sonrası dönemde rekor düzeyde harcama yapıyor.

Bütçenin %40’ına varan askeri ve güvenlik harcamaları, Sovyetler Birliği’nin son dönemindeki seviyelere karşılık geliyor.

Tank, füze sistemleri ve Ukrayna’da işgal edilen bölgelerin savunması için yapılan harcamaları finanse edebilmek için kamu hizmetleri daraltıldı.

Ayrıca Batı’nın Rus petrol ve doğalgazına getirdiği kısıtlamalara rağmen, hidrokarbon gelirleri devlet kasasına girmeye devam etti.

Tankerler artık Hindistan ve Çin’e gidiyor ve ödemelerin çoğu ABD Doları yerine Çin Yuanı ile yapılıyor.

Rusya’nın petrol üretimi günde 9,5 milyon varil ile neredeyse savaş öncesi düzeye yakın seyrediyor.

Rus devleti, yüzlerce tankerden oluşan bir “gölge filo” satın alıp konuşlandırarak yaptırımlardan kaçındı.

Geçtiğimiz hafta maliye bakanlığı Ocak ayında hidrokarbon vergilerinin Ocak 2022 seviyesini aştığını bildirdi.

Rus petrol, gaz ve elmasları ile devam eden döviz akışı da rublenin değeri üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı oldu.

Batılı liderler bu durumun uzun sürmeyeceği kanısında ancak etkisinin de farkındalar.

Bir dünya lideri yakın zamanda özel bir konuşmada şunları söyledi: “2024 Putin için düşündüğümüzden çok daha olumlu olacak. Kendi endüstrisini düşündüğümüzden daha verimli bir şekilde yeniden organize etmeyi başardı.”

Rusya’nın dondurulan malvarlığı kullanılabilir mi?

Ancak bu ekonomik büyüme biçimi Moskova’nın petrol gelirlerine, Çin’e ve üretken olmayan savaş harcamalarına olan bağımlılığını büyük ölçüde arttırdı.

Petrol ve doğalgaza olan talep zirve yaparken, önümüzdeki yıl Körfez’deki rakip üretimin devreye girmesi Rusya’yı açığa düşürebilir.

Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’ta havaya uçurulan tank ve mermilerin üretiminden elde edilen gayrisafi yurtiçi hasıladaki (GSYH) istatistiki artışlar da üretkenlikten uzak.

Bu arada Rusya’dan önemli bir beyin göçü de var.

Batı’nın stratejisi, Rusya’nın teknolojiye erişimini kısıtlamak, maliyetlerini yükseltmek, gelirlerini sınırlamak ve çatışmayı uzun vadede sürdürülemez hale getirmeye odaklı bir kedi-fare oyunu olarak tanımlanabilir.

ABD’li bir yetkili, “Rusya’nın parasını tank yerine tanker (petrol tankeri) almak için kullanmasını tercih ederiz” dedi.

Petrol piyasasındaki politikanın amacı, örneğin Hindistan’ın Rus petrolü almasını engellemeye çalışmak değil, bu ticaretten elde edilen kârın Kremlin’in savaş makinesine geri dönmesini sınırlamak.

Ancak bu direnç ve çıkmaz en azından bu yılın geri kalanında sürebilir. Bu durum Kremlin’in ABD’de olası bir başkan değişikliğini ve Ukrayna’nın savunmasına yönelik Batı fonlarının azalmasını bekleme stratejisini besliyor.

İşte bu nedenle dikkatler yeniden Rusya’nın dondurulan yüz milyarlarca dolarlık mali varlığının oynadığı merkezi role çevrilmiş durumda.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy geçen ay şunları söyledi: “Eğer dünyanın 300 milyar doları varsa neden kullanmayalım? Bu dondurulmuş fonların tamamı Ukrayna’nın yeniden inşa çabalarını finanse etmek için kullanılmalı.”

İngiltere Maliye Bakanı Jeremy Hunt ve Dışişleri Bakanı David Cameron bu öneriyi destekliyor.

Cameron, “Bu varlıkları dondurduk. Asıl soru bunları kullanacak mıyız?” diye soruyor ve şöyle devam ediyor:

“Bu paranın bir kısmını şimdi kullanmak, Rusya’nın Ukrayna’yı yasa dışı işgali nedeniyle ödemesi gereken tazminatların avans ödemesi gibi bir şey. Ukrayna’ya yardım etmek ve aynı zamanda Batılı vergi mükelleflerinin parasını kurtarmak için kullanılabilir.”

G7, üye ülkelerin merkez bankalarından teknik ve hukuki bir analiz yapmalarını istedi.

Merkez bankası temsilcileri tedirgin görünüyor.

Üst düzey bir finansçı “doları silah olarak kullanmak” adını verdiği yöntemin riskleri olacağını söylüyor. Geleneksel olarak merkez bankaları bu tür eylemlere karşı bağımsız ve dokunulmazlığa sahip.

Ukrayna için on milyarlarca dolar toplamak üzere fonları ya da yatırımlardan elde edilen kârları kullanacak bir plan da geliştiriliyor.

Ancak burada denge önemli. Eğer Rus varlıklarına bu şekilde el konulursa, bu durum Körfez, Orta Asya ya da Afrika’daki diğer ülkelere Batılı merkez bankalarındaki rezervlerinin güvenliği konusunda nasıl bir mesaj veriyor?

Bu ilişkiler küresel finansın ana arterlerinden bazıları ve enerji için kullanılan yüz milyarlarca doların dünya çapında geri dönüşümünü sağlıyor. Putin Çin’in artık Batı için olmasa da gelişmekte olan ekonomiler için bir alternatif olduğu mesajını vermek istedi.

Rusya ayrıca herhangi bir el koyma işlemi için mahkemeye başvuracağını ve karşılığında Rus bankalarında dondurulan Batılı şirketlerin benzer varlıklarına el koyacağını belirtti.

Yani, Rusya ekonomisi üzerindeki gölge savaş, bu çatışmanın ve dünya ekonomisinin nereye gittiğini anlamak için çok önemli.

Rusya’nın savaş ekonomisi uzun vadede sürdürülemez, ama ülkeye biraz daha zaman kazandırdı.

Rusya’nın bu beklenmedik direncini göstermesinin ardından Batı çıtayı yükseltmek üzere.

Finansal tedbirlerdeki bu tırmanışın nihai biçimi, Rusya ve Ukrayna’nın çok ötesinde sonuçlar doğuracaktır.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/rusyanin-ekonomik-direnci-dondurulan-malvarligi-kullanilabilir-mi/feed/ 0
Çanakkale’deki Turgut Reis Tabyası’nın Durumu İçler Acısı https://www.igdirhaber.com.tr/canakkaledeki-turgut-reis-tabyasinin-durumu-icler-acisi/ https://www.igdirhaber.com.tr/canakkaledeki-turgut-reis-tabyasinin-durumu-icler-acisi/#respond Mon, 12 Feb 2024 09:09:24 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=3381

ÇANAKKALE’de, 2’nci Dünya Savaşı sırasında boğaz savunması için yapılan Turgut Reis Tabyası’nda toplar paslanmaya başladı. Üzerine isim kazınıp, sprey boyayla yazılar yazılan tarihi bataryanın içler acısı hali görenlerin yüreklerini burkuyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mithat Atabay, “2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu var. Ancak bu kanun 100 yıllık geçmişe sahip olan eserlerin korunması konusunda bir içeriğe sahip. O nedenle de tabya 2’nci Dünya Savaşı yıllarında yapıldığı için bu kanun kapsamının dışında kalıyor” dedi.

Kent merkezine 10 kilometre mesafedeki Turgut Reis Tabyası, 1’inci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Cephesi’nde önemli görevlerde yer alan Turgut Reis Savaş Gemisi’nden sökülen 2 savaş topuyla Türk askeri tarafından 1938 yılında yapıldı. 2’nci Dünya Savaşı sırasında boğaz savunması için oluşturulan tabya, şimdilerde atıl vaziyette. Topları paslanmaya başlayan, üzerine isim kazınıp, sprey boyayla yazılar yazılan tarihi bataryanın içler acısı hali görenlerin yüreklerini burkuyor.

‘KORUNMASI VE TAHRİP EDİLMEMESİ GEREKİYOR’

Turgut Reis Tabyası’nın çok kritik bir yer olduğuna dikkat çeken ÇOMÜ İnsani ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mithat Atabay, “Çünkü boğazdan içeri girecek olan gemileri yaklaşık olarak 5 derecelik bir açıyla görebilen bir yer ve gemiler hiçbir şekilde oradaki tabyayı göremiyorlar. Bu tabya 2’nci Dünya Savaşı rüzgarlarının estiği bir ortamda Türk askeri tarafından 1938 yılında yapılmıştır. 1’inci Dünya Savaşı ve Balkan Savaşları’na katılmış olan ama o sırada artık askeri envanterden çıkarılmış bulunan Turgut Reis zırhlısının 2 topunun oraya yerleştirilmesiyle oluşturulmuş olan bir tabya olarak karşımıza çıkıyor. Bu tabyadaki toplar 28’lik toplar ve namlu uzunluğu 10 metrelik.

Toplarının zırh delici olması nedeniyle boğazdan geçmeye çalışan düşman gemileri batırmak amacıyla yapılmış olan bir yerdir. Ama daha sonra özellikle Türkiye, Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması’na (AKKA) girmesiyle bazı askeri bölgelerin devre dışı bırakılmasıyla karşı karşıya kaldı. Burası da bu anlaşma çerçevesinde devre dışı bırakıldı. Ama ziyaretçilere açık olan bir park olarak bugün hizmet veriyor. O yüzden de oranın korunması ve tahrip edilmemesi gerekiyor” diye konuştu.

‘TAHRİBATLAR HER YIL OLUYOR’

Turgut Reis Tabyası’nın 100 yıllık geçmişi olmadığı için koruma altına alınamadığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Atabay, “2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu var. Ancak bu kanun 100 yıllık geçmişe sahip olan eserlerin korunması konusunda bir içeriğe sahip. O nedenle de bunlar 2’nci Dünya Savaşı yıllarında yapıldığı için bu kanun kapsamının dışında kalıyor. Bir de o bölge kırsalda olduğu için özellikle kış mevsiminde herhangi bir koruma altında bulunmuyor. Bahar mevsimi geldiğinde genellikle her yıl bir düzenleme yapılıyor ama sonbahar mevsimi geldiğinde yine kaderine terk ediliyor. Hem doğa koşullarından hem de terk edilmiş olmaları nedeniyle kış sezonunda oralarda maalesef her yıl tahribatlar oluyor” dedi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/canakkaledeki-turgut-reis-tabyasinin-durumu-icler-acisi/feed/ 0
Putin’den “Polonya’yı işgal etmeyi düşünüyor musunuz?” sorusuna yanıt: Böyle bir şey söz konusu değil https://www.igdirhaber.com.tr/putinden-polonyayi-isgal-etmeyi-dusunuyor-musunuz-sorusuna-yanit-boyle-bir-sey-soz-konusu-degil/ https://www.igdirhaber.com.tr/putinden-polonyayi-isgal-etmeyi-dusunuyor-musunuz-sorusuna-yanit-boyle-bir-sey-soz-konusu-degil/#respond Fri, 09 Feb 2024 09:15:18 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=3168 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fox News’ün eski sunucularından olan eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a Moskova’da verdiği röportajda, ABD, AB ve NATO’ya seslenerek, Rusya’yı Ukrayna ile yaptığı savaşta yenmenin Batı için ” imkansız” olduğunu anlamaları gerektiğini ifade etti.

“RUSYA’YI YENİLGİYE UĞRATMAK İMKANSIZ”

Rus lider, “Şu ana kadar Rusya’yı savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratma yönünde gürültü ve çığlıklar vardı. Ama şimdi görünüşe bakılırsa bunu başarmanın, eğer mümkünse, çok zor olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bana göre öyle, imkansız.” dedi.

“SAVAŞI DURDURMAK İSTİYORSANIZ SİLAH TEDARİKİNİ BIRAKIN”

Putin, Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğunu tarihi gerekçelerle uzun uzun anlatırken, Washington yönetimine, “Eğer gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız, silah tedarikini bırakmanız gerekir.” diye seslendi.

İSTANBUL’DAKİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DE DEĞİNDİ

Ukrayna’daki savaşın ikinci yılının geride kaldığı günlere denk gelen röportajda Putin, Rusya ve Ukrayna’nın “er ya da geç” anlaşmaya varacağını söyleyerek, müzakere yolunun açık olduğuna da işaret etti. Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye’nin arabuluculuğu ile İstanbul’da yapılan barış görüşmelerine birçok kez değinen Putin, İstanbul görüşmelerinde mutabakata varılan kararların uygulanması durumunda savaşın çoktan bitmiş olabileceğini, ancak ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin vazgeçirmesiyle Ukrayna’nın geri adım attığını iddia etti. NATO’nun genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

“NATO GENİŞLERSE HER ŞEY SOĞUK SAVAŞ SIRASINDAKİYLE AYNI OLACAK”

Rus lider Vladimir Putin, iki saatten fazla süren röportajda, NATO’nun 1990’ların başından bu yana yürüttüğü genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. NATO’nun genişlemesine gerek olmadığını savunan Putin, “NATO genişlerse her şey Soğuk Savaş sırasındakiyle aynı olacak, yalnızca Rusya sınırlarına daha yakın olacak. Bu kadar.” ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, ABD’nin bu konuda verdiği sözü tutmadığını söyleyerek, “NATO’nun, doğuya doğru genişlemeyeceğine dair sözünüz vardı ama bu 5 kez gerçekleşti.” dedi.

“POLONYA’NIN İŞGALİ SÖZ KONUSU DEĞİL”

Carlson’ın sorusu üzerine Putin, Moskova’nın bölgedeki diğer NATO üyesi ülkelerin (Polonya ve Letonya) veya genel olarak Avrupa kıtasının Rusya tarafından işgalinin söz konusu olmadığını belirtti.

ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİYLE İLGİLİ DE KONUŞTU

ABD’nin Ukrayna’ya silah desteğinde bulunmasından dolayı ABD Başkanı Joe Biden ile “konuşacak hiçbir şeyi olmadığını” söyleyen Putin, kasımda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” anlattı. Rus lider, küresel güç dengesindeki değişim nedeniyle uluslararası hukukun da değişmesi gereğine değindi. Putin, tutuklu Wall Street Journal (WSJ) muhabiri Evan Gershkovich konusunda da “anlaşmaya varılabileceğini” kaydetti. Bu konuyu çözmek istediklerini belirten Putin, “Ancak özel servis kanallarında tartışılan bazı terimler var. Anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum” dedi. Putin, Gershkovich’in, “komplo kurarak gizli şekilde bilgi topladığını” ve yaptığının “tam olarak casusluk” olduğunu, bununla birlikte iki taraf heyetlerinin bu konuyu çözme yolunda ilerlediğini belirtti.

RÖPORTAJ ABD MEDYASINDA GÜNDEM OLDU

FOX haber kanalından ayrıldıktan sonra gazetecilik faaliyetini sosyal medya platformu X’te devam ettiren Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le röportaj yapacağını duyurması ABD medyasında gündem oldu. Carlson’a konuşmayı kabul eden Putin, 2019’dan bu yana Batı medyasında ilk defa röportaj vermiş oldu. Tucker Carlson’ın söz konusu röportajı hakkında bazı Avrupa ve ABD medyasında eleştiriler yer alırken, Amerikalı gazeteci Putin’in propagandasını yapmakla suçlandı.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/putinden-polonyayi-isgal-etmeyi-dusunuyor-musunuz-sorusuna-yanit-boyle-bir-sey-soz-konusu-degil/feed/ 0
İBB ŞEHİR TİYATROLARI’NDA BU HAFTA! https://www.igdirhaber.com.tr/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta/ https://www.igdirhaber.com.tr/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta/#respond Wed, 07 Feb 2024 09:57:09 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=3032 Bu hafta tiyatroseverleri Tolstoy’dan Arthur Miller’a, Suat Derviş’ten Savaş Dinçel’e klasik ve çağdaş yazarların eserlerinin ön planda olduğu zengin bir repertuvar bekliyor.

Bu hafta; Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi? (Yeni Oyun), Savaş ve Barış, Cadı Kazanı, Fosforlu Cevriye, Geçit, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Uçurtmanın Kuyruğu, Çingene Boksör, Zehir, Rüya, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Fındıkkıran, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya, Bir Gün Ayakkabımın Teki adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.

İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)

Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 11 Şubat 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.

Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.

Bu Haftanın Programı (7-11 Şubat 2024)

YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ?(Yeni Oyun)

Polonya’nın başkenti Varşova 1 Eylül 1939 yılında işgal edildiğinde, Varşova Tiyatrosu’ndaki oyuncular; Hitler’in önderliğinde işgalci Nazi’lere, savaşa karşı tiyatro mesleği ile destansı bir direnişe başlarlar. Hayatlarını yok sayarak, bağımsızlıklarını yeniden kazanmak için mücadele ederler. Başarısız oldukları anda Polonya’nın başkenti Varşova’da direnişin beli kırılacak, savaş kaybedilecek, ülke bağımsızlığı son bulacak, Nazi’lere teslim olacaklardır.

Kara komedi tarzındaki oyunda; 1974’te Kıbrıs’ta savaşı yaşamak zorunda kalan Hüseyin Köroğlu rejisi ile savaşlara uzaktan nasıl tanıklık ettiğimizin ve barışın ne kadar kıymetli olduğunun aynasını tutuyor bize. Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Necdet Berk Bacdar, Baran Yusuf Polat rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.

SAVAŞ VE BARIŞ

1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur. Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

CADI KAZANI

Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.

Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.

FOSFORLU CEVRİYE

Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.

Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.

Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…

“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…

Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.

GEÇİT

Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.

Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.

SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN

Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…

“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”

Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…

Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.

UÇURTMANIN KUYRUĞU

Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.

ÇİNGENE BOKSÖR

1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…

Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 7-10 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.

ZEHİR

Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.

Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 10 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.

Çocuk Oyunları

RÜYA(5+Yaş)

Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde,

HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)

Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.

Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.

BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)

Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.

Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.

FINDIKKIRAN (7+ Yaş)

Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.

BİR GECE MASALI (5+ Yaş)

Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.

ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)

İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.

Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.

BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)

Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 11 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta/feed/ 0
İsveç’te savaşa hazır olun uyarıları endişe yaratıyor https://www.igdirhaber.com.tr/isvecte-savasa-hazir-olun-uyarilari-endise-yaratiyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/isvecte-savasa-hazir-olun-uyarilari-endise-yaratiyor/#respond Thu, 11 Jan 2024 21:12:24 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=1936 İsveç’te önce Sivil Savunma Bakanı, ardından Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı “savaşa hazır olun” uyarıları endişeye ve “panik yaratma” eleştirilerine neden oldu.

İsveç Sivil Savunma Bakanı Carl-Oskar Bohlin, Pazar günü katıldığı bir konferansta “İsveç’te savaş olabilir” ifadesini kullanmıştı.

Ardından Genelkurmay Başkanı Micael Byden de tüm İsveçlileri zihinsel olarak savaşa hazır olmaya çağırdı.

Üst düzey yetkililerden art arda yapılan bu açıklamaların tonuysa, İsveç muhalefetinin tepkisini çekti.

Eski başbakan Magdalena Andersson İsveç televizyonuna yaptığı açıklamada, güvenlik durumunun ciddi olduğunu kabul etse de, “savaş hemen yanıbaşımızda da değil” dedi.

Çocuk hakları derneği Bris de normalde çağrı merkezlerine savaş ihtimaliyle ilgili çok az arama aldıklarını, ancak bu haftaki haberlerden ve TikTok’ta yapılan paylaşımlardan sonra birçok “endişeli” gencin kendilerini aradığını belirtti.

Bris sözcüsü Maja Dahl “Belli ki bu iyi planlanmış bir uyarıydı, ağızdan kaçırılmış gibi değildi” diyerek, yetişkinler için bu tarz açıklamalar yapılırken çocuklara durumun nasıl anlatılacağının da düşünülmüş olması gerektiğine dikkat çekti.

Sivil Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın açıklamaları çok net olsa da, bu sözler ülkede “uyarı” düzeyinde algılanıyor.

200 yıldır savaş görmeyen ülke

Yaklaşık ikiyüz yıldır savaş görmeyen İsveç, NATO üyeliği için Türkiye ve Macaristan’ın onayını bekliyor.

İsveç’in NATO hamlesine neden olan Rusya- Ukrayna savaşı, 24 Şubat’ta ikinci yılını dolduracak.

Genelkurmay Başkanı Byden açıklamalarında “yeni bir şey olmadığını” söylüyor.

Byden bir ay önce Ukrayna’nın doğu cephesini ziyaret etmişti. Ayrıca İsveç, Ukraynalı pilotları eğiten ülkeler arasında. Stockholm Ukrayna’ya gelişmiş Gripen savaş uçakları göndermeyi de düşünüyor.

Aftonbladet gazetesine konuşan Byden, “Amacım insanları endişelendirmek değil, sadece daha çok kişinin içinde bulundukları durumu ve sorumluluklarını düşünmelerini sağlamak” dedi.

Sivil Savunma Bakanı Bohlin de insanların uykusunu kaçırmak istemediğini ancak olabileceklere dair farkındalıklarını artırmayı hedeflediğini belirtti. Bakan ayrıca yerel idareler ve acil durum ekiplerine hazırlık yapmaları çağrısında da bulundu.

Bohlin “Geceleri uykumu kaçıran bir şey varsa o da hazırlıkların çok yavaş ilerlemesi” dedi.

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından Finlandiya da NATO’ya katıldı ve Rus yetkililer NATO ile tansiyonun yükselmesi halinde “bunun ceremesini çekecek ilk ülkenin” Finlandiya olacağı tehditlerinde bulundu.

Türkiye’nin şartlarını yerine getirene kadar İsveç’in NATO üyeliğine onay vermeyeceğini duyuran Ankara, geçen yıl Temmuz ayındaki NATO zirvesi öncesi İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yakmıştı.

İsveç’in NATO’ya üyeliğine ilişkin katılım protokolü, Aralık ayında TBMM Dış İlişkiler Komisyonu’nda kabul edildi. Protokolün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülüp oylanması bekleniyor, ne zaman görüşüleceğiyse henüz bilinmiyor.

Askeri harcamaları artıyor

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, 2024 yılında NATO’nun üyeleri için koyduğu askeri harcama hedefi olan gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 2’si oranında harcamaya ulaşacaklarını açıkladı. Bu İsveç’in 2020’deki askeri harcamalarının iki katına denk geliyor.

İsveç Savunma Üniversitesi’nden savunma uzmanı Oscar Jonsson ise üst düzey yetkililerin açıklamalarının tonunun “bir bardak suda fırtına koparmaya” benzediğini, söylenenlerin yüzde 90’ının sivil ve askeri savunma alanındaki hazırlıkların yavaş olmasının yarattığı rahatsızlıktan kaynaklandığını düşünüyor.

“Zaman kısıtlı ve açıklamalarla yetkililer, sorumlu departmanlar ve bireyler ‘uyandırılmak’ istendi” diyen Jonsson; “İsveç ordusu çok muktedir ama ölçeği çok küçük. En son savunma yasa tasarısında 3,5 tugay kurmamız gerektiği belirtiliyor. Savaş başlandığında Ukrayna’nınsa 25 tugayı vardı”.

Jonsson savaş ihtimali olsa da, bunun için birkaç faktörün bir araya gelmesi gerektiğini ekliyor: Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının sona ermesi, ordusunun yeniden yapılanma ve silahlanma için zamanının olması, ve Avrupa’nın da ABD’nin askeri desteğini kaybetmesi.

Ancak Jonsson’a göre bu üç durumun bir araya gelmesi “ihtimal dahilinde”.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/isvecte-savasa-hazir-olun-uyarilari-endise-yaratiyor/feed/ 0
Çocuk Hakları Sözleşmesi İçin Yeniden Düzenleme İhtiyacı https://www.igdirhaber.com.tr/cocuk-haklari-sozlesmesi-icin-yeniden-duzenleme-ihtiyaci/ https://www.igdirhaber.com.tr/cocuk-haklari-sozlesmesi-icin-yeniden-duzenleme-ihtiyaci/#respond Mon, 08 Jan 2024 09:09:25 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=1812 İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiğini hatırlatan Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tekrar düzenlenmeye ihtiyacı olduğunu söyledi. Seven, “Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır” dedi.

Birleşmiş Milletler, 18 yaş altı her bireyi çocuk olarak tanımlar. Hukukta ise çocuk kavramı, özel korunmaya alınan kendisine özel haklar ve ayrıcalıklar tanınan yetişkin olmayan insan olarak tanımlanır. Yani çocuk hukuku, çocukların hayatlarının en kırılgan oldukları dönemde onlara hak ettikleri gibi yaşamalarını sağlamayı hedefler. Bu çerçevede çocuk hakları, kanunen ve ahlaken, dil, din, ırk, mezhep gibi hiçbir ayrımcılık gözetilmeden dünya üzerindeki bütün çocukların doğuştan; yaşama, eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik ve cinsel sömürüye karşı korunmasını hedefleyen evrensel bir kavramdır.

Çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının korunmasını sağlamak için ortaya çıkan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilgili İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, özellikle savaş bölgesindeki çocuklar için mevcut sözleşmenin koruyucu olmadığını ve dünya üzerindeki bütün çocukların haklarını korumak adına tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

“Savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır”

Sözleşme ile dünya üzerindeki bütün çocukların her türlü ihmal, istismar ve kötü muamelelere karşı korunmasının hedeflendiğini Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, “Bu amaçla ülkelerin sorumluluklarını belirleyerek bütün dünyayı kapsayacak standartlar belirlenmiştir” dedi. Şu anda ise savaş bölgesindeki çocuk sayılarına bakıldığında ciddi ve acil bir durum ile karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Zeynep Deniz Seven, “Günümüz 21. yüzyıl dünyasında savaşların durumuna baktığımız zaman, modern dönemde gerçekleşen bu savaşların şekli değişerek “belli coğrafyalarda” ve “vekalet savaşları” şeklinde olduğu görülmektedir. Bu durum savaşta belli bir cephe olmamasını ve milyonlarca sivilin çatışmalarının ortasında kalarak hedef alınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla sivillerle birlikte çocuklar da en ağır şekilde yaşanan çatışma ortamında kalmaktadır. Save the Childiren 2021 raporuna göre tüm çatışma bölgelerinde 450 milyon çocuk yaşamaktadır. Bunların 230 milyonu ise en ölümcül çatışma alanlarında kalmaktadır. Avrupa’da yaşayan tahmini çocuk sayısının 120 ile 150 milyon olduğunu düşünecek olursak durumun ciddiyeti hakkında daha net fikir sahibi olabiliriz. İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren sadece 85 günde 10 binin üzerinde çocuk ölümü, bir o kadarının sakat ve yetim kalması ve 1 milyona yakınının ise temel barınma, beslenme haklarının ellerinden alınmasına, şiddet ve istismara uğramasına sebep olmuştur. Sayısal verilere bakıldığında, savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır. Bu durum Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğini bir kez daha tartışmaya açmıştır. Ne yazık ki BM tarafından azınlıkta kalan bazı ülkelere veto etme hakkı tanınması sonucu sözleşmenin dünya üzerinde en çok üye ülke tarafından onaylanmış olmasına rağmen uygulanamaması sonucunu ortaya çıkarmıştır” dedi.

Seven sözleşmenin daha önce de düzenlendiğini hatırlatarak, “Çocuk hakları ihlalleri daha önce dünya üzerinde 3 kez düzenleme ihtiyacı doğurmuştu. Bugün yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı acilen 4. bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır. Bu düzenleme hepimiz adına geleceğimizin teminatı olacaktır. Zira bu günkü şartlarda insanların geleceğe karşı umutsuz bakışı artarak devam emektedir” şeklinde konuştu.

Bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur

Seven sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Daha sürdürülebilir bir dünya ancak bugünün çocuklarının öncelikli olarak yaşama ve gelişme haklarının en iyi şekilde korunması için daha gerçekçi çözüme gidilmesi ile gerçekleşebilir. Geleceğimiz olan çocuklarımızın korunması için acil çözüm yollarına gidilmesi bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur ve bu sorumluluk ancak daha kapsayıcı ve eşitlikçi çözüm ile gerçekleşecektir.” – İSTANBUL

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/cocuk-haklari-sozlesmesi-icin-yeniden-duzenleme-ihtiyaci/feed/ 0
İdlib’de çadır kentte yokluk içinde var olma mücadelesi https://www.igdirhaber.com.tr/idlibde-cadir-kentte-yokluk-icinde-var-olma-mucadelesi/ https://www.igdirhaber.com.tr/idlibde-cadir-kentte-yokluk-icinde-var-olma-mucadelesi/#respond Fri, 05 Jan 2024 09:00:32 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=1684 – İdlib’de çadır kentte yokluk içinde var olma mücadelesi

Kendi ülkelerinde yoklukta ve mülteci konumundalar

İDLİB – Suriye’nin İdlib kentinde güvenli bölgeye ve çadır kentlere sığınan mülteciler, yokluk içinde var olmaya çalışıyor. Kimi zaman boş kimi zaman dolu sokaklarda hayatlarını sürdürmeye çalışan çocukların ve ailelerin son durumu yürek burktu. Boşaltılan bazı bölgelerde sessizlik hakim olduğu görülürken, evlerdeki çatışma izleri de dikkat çekti.

Suriye’de 15 Mart 2011 yılında başlayan iç savaş 13. yılına dayandı. Savaş nedeniyle 2011 yılından bu yana binlerce kişi hayatını kaybederken, milyonlarcası ise ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Milyonlarca Suriyeli de ülke içinde yerinden edildi. Türkiye’de bulunan yardım kuruluşları da yıllardır bölgede yaşam mücadelesi veren ve yerlerinden edilen Suriyelilere elini uzatıyor. Hayrat İnsani Yardım Derneği yıllardır savaş mağduru çocuklara ve ailelerine destek veriyor.

Dron ile havadan çekilen görüntülerde, yokluğun içinde var olmaya çalışan çocuklar ve aileleri duygulandırdı. Yaşam mücadelesi veren savaş mağduru ailelerin ve sokakların son durumu da gözler önüne serildi.

“2 milyon insan çadır kentte yaşam mücadelesi veriyor”

Hayrat İnsani Yardım Derneği Kocaeli Temsilcisi Şükür Çakır savaş başladığından beri yardım faaliyetlerini yürüttüklerini belirterek, “Savaş başladığından beri yani 12 yıldır İdlib, Azez, Cerablus’ta çok ciddi faaliyetlerimiz var. Biz Kocaeli Hayat Yardım Temsilciliği olarak 10 yıldır İdlib’e bizzat gelerek ve yardım getirerek dağıtıyoruz. İdlib’te çok ciddi yaşam mücadelesi var. Burada bin civarında çadır kent var. 2 milyon civarında insan, savaşın olduğu Hama, Humus, Halep gibi yerlerden kaçarak İdlip’e sığınıyor, burada çadır kentte yaşam mücadelesi veriyor” dedi.

“Dünyanın neresinde bir mazlum varsa Türk milleti olarak onların yanındayız”

Her ay İdlib’e yardım getirdiklerini söyleyen Çakır, “Her ay binlerce ailemize gıda, kömür, çocukların ihtiyaçları dağıtıyoruz. Kocaeli’den yardım eşyalarını toplayıp bağışçılarımızla birlikte İdlib’te dağıtıyoruz. Çanakkale’de çok fazla İdlibli şehit var. Bu sebeple bizim onlara borcumuz var. Bunun dışında biz Müslüman ve kardeşiz. Dünyanın neresinde bir mazlum varsa Türk milleti olarak onların yanındayız, Afrika’dayız. Filistin zaten bizim ortak acımız. Türkiye’de deprem bölgesindeydik, ciddi faaliyetler yaptık” şeklinde konuştu.

“Her ay İdlib’teyiz ve gelmeye de devam edeceğiz, çünkü mazlumlar bizim yolumuzu gözlüyor”

İdlib’in çok fazla ihtiyaç olduğunu dile getiren Çakır, “Buranın yaşam şartlarının ne kadar zor olduğunu görmüş oluyorsunuz. Yetim çocukların daha zor şartlarda yaşadığını görüyoruz. Hayrat Yardım olarak özellikle Kocaeli’ye, cömert Türk halkına teşekkür ediyorum. Türk milleti çok büyük. Nerede sıkıntı varsa her daim ordayız. Bu noktada Hayrat Yardım olarak veren el ile alan eli buluşturan köprü oluyoruz. Her ay İdlib’teyiz ve gelmeye de devam edeceğiz çünkü mazlumlar bizim yolumuzu gözlüyor” ifadelerini kullandı.

“Çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyoruz”

Yaşadığı acıları anlatan Suriyeli kadın ise “İdlib’in güneyinde Hiş bölgesinde ailemle birlikte bombardımana maruz kaldık. 5 yıl önce İdlib’e geldim. Hiş bölgesinde eşimi, 3 kızımı ve oğlumu kaybettim. Bir çocuğum elini kaybetti. Çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyoruz. Zor geçiniyoruz. Kimsesiz kaldık. Tüm Türk halkına çok teşekkür ediyorum. Allah sizlerden razı olsun. Bize Hayrat Yardım Vakfı aracılığıyla yardım ediyorsunuz. Destek olan herkese teşekkür ediyorum, Allah sizlerden razı olsun” dedi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/idlibde-cadir-kentte-yokluk-icinde-var-olma-mucadelesi/feed/ 0
İsrail, Lübnan’ın Nakura kentindeki binayı bombaladı https://www.igdirhaber.com.tr/israil-lubnanin-nakura-kentindeki-binayi-bombaladi/ https://www.igdirhaber.com.tr/israil-lubnanin-nakura-kentindeki-binayi-bombaladi/#respond Wed, 03 Jan 2024 21:36:25 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=1626 İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyinde bulunan Nakura kentindeki bir binayı bombaladı. Saldırıda enkaza dönen evde çok sayıda sivilin öldüğü, onlarca kişinin de yaralandığı rapor edildi. Önceki gün de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Hamas’ın ikinci ismine yönelik suikast yapan İsrail, bölgedeki gerilimi gün geçtikçe artırmaya devam ediyor. İsrail’in son saldırısıyla ilgili olarak ise akıllara Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın sözleri geldi. Gün içinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Fidan, İsrail’in Lübnan’a saldırısına ilişkin “İsraillilerin, Lübnan’la savaşa girmemek için kendilerini zor tuttuğunu düşünüyorum. Ama hep söylüyorum. Bu yol çıkmaz sokaktır.” ifadelerini kullandı.

İSRAİL, BM GÖREV GÜCÜNÜN MERKEZİ OLAN NAKURA KENTİNDEKİ BİNAYI HEDEF ALDI

Önceki gün Beyrut’ta Hamas’ın ikinci ismi Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri yönelik suikast düzenleyen İsrail ordusu, bu kez de Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün merkezi olan, İsrail sınırına yakın Nakura kentindeki bir binayı bombaladı.

ÖLÜ VE YARALILAR VAR

Bölgeden gelen görüntülerde binanın olduğu sokağın enkaz yığınlarıyla kaplandığı görüldü. İlk belirlemelere göre İsrail saldırısında çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı bildirildi.

DIŞİŞLERİ BAKANI FİDAN: İSRAİL, LÜBNAN’LA SAVAŞA GİRMEMEK İÇİN KENDİNİ ZOR TUTUYOR

Dışişleri Bakanlığında basın mensuplarıyla bir araya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

İsrail’in, Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri ve arkadaşlarına yönelik Beyrut’taki suikastının ardından savaşın bölgeye yayılma eğilimini göstermesinin bir emaresi olup olmadığına ilişkin soru üzerine Fidan, “İsraillilerin, Lübnan’la savaşa girmemek için kendilerini zor tuttuğunu düşünüyorum. Ama hep söylüyorum. Bu yol çıkmaz sokaktır. Öyle bir şey olursa bu savaş tabii ki bitmez. Tam tersine, meselenin çözülmesi isteniyorsa, barış ve iki devletli çözüme odaklanmak lazım.” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan

Fidan, İsrail’in Lübnan’daki bu operasyonunun, bir Hizbullah hedefini, Hizbullah yöneticisini vurmadığını ama Lübnan’a “ben senin üstünde uçuyorum, takip ediyorum” mesajını verdiğini aktararak, “Hizbullah buna nasıl aksiyon gösterecek? Yani tamamıyla savaşa girerek mi reaksiyon gösterecek yoksa misilleme yaparak mı? Bugün gelen raporda, ‘3 askeri hedefe saldırdık’ diyorlar. Başından beri savaşın ilk gününden beri ortaya koyduğu aslında tavrın bir devamı. Burada daha farklı bir şey yapılmış değil.” dedi.

İSRAİL BEYRUT’TAKİ HAMAS LİDERİNE SUİKAST DÜZENLEDİ

Hamas lideri Salih el-Aruri ve 6 Hamas üst düzey yetkilisi, dün Beyrut’un güneyinde insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıyla öldürülmüştü.

LÜBNAN-İSRAİL SINIRI HAREKETLİ

İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 28 Lübnanlı sivil, 142 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 9 İsrail askeri öldü.

İRAN’DAKİ TERÖR SALDIRISINDA MOSSAD PARMAĞI

İran’da, General Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de ABD saldırısında öldürülmesinin yıl dönümü dolayısıyla anma töreninin yapıldığı kabristana bombalı saldırılar düzenlendi. Patlamalarda 103 kişi hayatını kaybetti, 211 kişi de yaralandı. İranlı yetkililer, patlamaların terör saldırısı olduğunu açıkladı. İsrail basını ise saldırıların arkasında İsrail istihbarat servisi Mossad’ın olduğunu iddia etti.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/israil-lubnanin-nakura-kentindeki-binayi-bombaladi/feed/ 0
Ukrayna’daki savaşın geleceği: 2024’te neler olabilir? https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynadaki-savasin-gelecegi-2024te-neler-olabilir/ https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynadaki-savasin-gelecegi-2024te-neler-olabilir/#respond Mon, 01 Jan 2024 21:03:18 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=1519 Ukrayna’daki savaş üçüncü yılına giriyor. Son birkaç ayda cephe hattı pek değişmedi. Peki, 2024’te savaşın gidişatı değişebilir mi?

Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, ülkesinin bahar aylarındaki taarruzunun umduğu kadar başarılı olmadığını kabul etti. Rusya hâlâ Ukrayna topraklarının % 18’ini kontrol ediyor.

Üç askeri uzmana, gelecek 12 ay içinde neler olabileceğini sorduk.

Savaş devam edecek ama sonsuza kadar değil

Barbara Zanchetta, Savaş Çalışmaları Enstitüsü, King’s College Londra

Ukrayna’daki savaşın sona erme ihtimali pek iç açıcı görünmüyor. Geçen yılın bu dönemine kıyasla Vladimir Putin siyasi ve askeri anlamda daha güçlü.

Cephedeki durum hâlâ belirsiz. Son dönemde Ukrayna’nın kış taarruzu durmuş gibi görünüyor. Ancak Rusların da ilerlemesi yok. Her zamankinden daha çok, savaşın sonucu çatışmadan binlerce kilometre uzaklıkta, Brüksel’de ve Washington’da alınan kararlara bağlı olacak.

Batı’nın 2022’de ortaya koyduğu ve 2023’te de sürdürdüğü etkileyici birlik gösterisi yalpalamaya başlıyor.

ABD’nin savunma yardım paketi, Başkan Joe Biden’ın doğru bir şekilde işaret ettiği gibi Washington’daki “ucuz siyaset” tarafından rehin tutuluyor. AB’nin ekonomik yardımının geleceği de, Macaristan’ın uyumsuz tutumuna bağlı görünüyor.

Batı başkentlerindeki tereddüt, Putin’i cesaretlendirdi. Kamuoyu önündeki son davranışları ve cüretkar açıklamaları, Putin’in bu savaşa uzun vadeli baktığını gösteriyor.

Peki, Batı’nın Putin’e ve temsil ettiği her şeye karşı çıkmaya devam edecek gücü var mı?

AB’nin Ukrayna ve Moldova’yla üyelik müzakerelerini başlatma kararı sembolik olmaktan öte. Bu, dolaylı olarak Kiev’e desteğin süreceği anlamını da taşıyor. Çünkü Rusya’nın tam bir zaferiyle Ukrayna’nın AB’de bir geleceği olmasının imkanı yok.

Washington’da ise Ukrayna politikasının tam tersine çevrilmesi çok olası değil.

Kamuoyu yoklamalarında eski Başkan Trump’a desteğin artmasıyla, ABD yardımıyla ilgili kıyamet senaryoları yazmak çekici olabilir. Ancak Trump, tüm o teatral gösterilerine karşın, 2016’da NATO’dan çıkmadı. Ayrıca, Amerika’nın 75 yıllık transatlantik ortaklığını tek başına değiştiremez.

Bu tabii ki, Batı cephesindeki çatlakların anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden, Batı ve dolayısıyla Ukrayna için 2024 daha zor olacak.

Demokrasiler için, bir savaşa destek vermekteki uzun vadeli uzlaşma, hesap verme zorunluluğu olmayan otokrat yönetimlere kıyasla hep daha zorlu olmuştur.

Büyük olasılıkla, savaş 2024 boyunca devam edecek ama sonsuza kadar sürüp gidemez.

Batı’nın isteksizliği Rusya’yı cesaretlendirirken, bir darbe ya da sağlık sorunu Putin’in düşüşünü beraberinde getirmezse, tek öngörülebilir sonuç müzakereler yoluyla varılacak bir uzlaşma. Şimdilik iki taraf da bunu reddetmeye devam ediyor.

Bir yıllık konsolidasyon dönemi

Michael Clarke, Eski Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü Genel Direktörü

Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle, büyük bir savaş Avrupa kıtasına geri geldi. 2023’te savaşta yaşanan gelişmeler de sanayi çağına özgü savaşın da geri döndüğünü gösteriyor.

Sanayi çağındaki savaşlar, ekonomileri kısmen ya da bazı durumlarda tamamen, savaş malzemelerinin üretimine yönlendiriyor. Rusya’nın savunma bütçesi 2021’den bu yana üç katına çıktı ve gelecek yıl kamu harcamalarının % 30’unu oluşturacak.

Bu durum da, Ukrayna’daki savaşı Avrupa’da geçen yüzyılın ortasından bu yana görülen en uzun ve travmatik gelişme haline getiriyor.

Gelecek yıl, Rusya ile Kuzey Kore ya da İran’daki tedarikçileriyle, Ukrayna ile Batılı destekçilerinin, sanayi çağındaki bir savaşın bitmek bilmez gerekliliklerini karşılamaya muktedir ve hazır olup olmadıklarını gösterecek.

Rus güçleri tüm cephe hattında yeniden bastırmaya çalışabilir. En azından Donbas bölgesinin tamamını ele geçirmek için. Ukrayna da büyük ihtimalle Karadeniz’in batısı ve Boğazlara açılan hayati önemdeki ticaret koridorunda kontrolü ele geçirmiş olmasından faydalanacak.

Kiev ayrıca, bazı bölgelerde Rus işgalcilerin dengesini bozmak için daha fazla askeri sürpriz yapmaya çalışacak.

Ancak asıl olarak, 2024 hem Kiev hem de Moskova için konsolidasyon yılı olacak gibi görünüyor.

Rusya’nın stratejik bir taarruz düzenleyebilmesi için gereken eğitimli personel ve malzemesi en azından 2025 baharına dek yok.

Bu arada, Ukrayna’nın da savaşı sürdürebilmek için Batı’nın mali ve askeri desteğine ihtiyacı var. Gelecekte bir dizi taarruz düzenleyebilecek koşulları yaratabilmesi için yapısal güçlerini toplamak zorundalar.

Sanayi çağı savaşları, toplumlar arasındaki bir mücadele. Cephede neler olduğu, bu mücadelenin sadece bir göstergesi.

2024’te savaşın yönü, Avdiivka, Tokmak, Kramatorsk ya da cephe hattındaki yıkıma uğramış yerlerden çok, Moskova, Kiev, Washington, Pekin, Tahran ve Pyongyang’ta belirlenecek.

Ukrayna, Kırım civarında Rusya’ya bastıracak

Ben Hodges, ABD Ordusu’ndan emekli general

Rusya, Ukrayna’yı tamamen ele geçirebilecek kabiliyetten yoksun ve şu anda elinde olan bölgelere tutunmak için elinden geleni yapacak. Zamanı da, bir yandan Batı’nın Ukrayna’ya yardım etme iradesini kaybedeceğini umarken, bir yandan savunma hatlarını güçlendirmekte kullanacak.

Ancak Ukrayna durmayacak. Bu bir ölüm kalım savaşı ve dururlarsa, Rusya’nın ne yapacağını biliyorlar. ABD’nin kararlılığındaki azalma konusundaki kaygılar ışığında, daha çok Avrupa ülkesi yardımları artırmaktan bahsediyor.

Ancak ben gelecek yılın başlarında ABD’nin stratejik omurgasını yeniden bulmasını ve geciktirilen yardım paketinin Kongre’den geçmesini bekliyorum.

Bu nedenle, Ukrayna’nın insiyatifi yeniden ele geçirmek için şunları yapacağını öngörüyorum;

Yaz başında Ukrayna ilk kez, Rus uçaklarıyla mücadelesini geliştireceğini ve kendi hava savunma sistemlerini güçlendirmesini umduğu ABD yapımı F-16 savaş uçaklarını kullanabilecek.

Ukrayna’nın Rus işgali altındaki stratejik önemi en büyük toprağı Kırım. Biz buna “belirleyici alan” diyoruz.

Ukrayna, Sivastopol’daki Rus donanmasının, hava üslerinin ve Dizankoy’daki lojistik üssünün buralarda barınmasına engel olmak adına baskıyı artırmak için elinden geleni yapacak.

Bu konseptin işe yaradığını zaten kanıtladılar. İngiltere’nin verdiği sadece üç Storm Shadow güdümlü füzesiyle, Karadeniz Filosu’nun komutanını filonun üçte birini Sivastopol’dan çekmeye zorladılar.

Tabii ki Ukraynalıların sınırsız kaynakları yok. Özellikle de top mermileri ve uzun menzilli silahlarda.

Ancak Rus askerleri daha kötü durumda. Savaş bir irade ve lojistik sınavı. Rus lojistik sistemi kırılgan ve Ukrayna’nın sürekli baskısı altında.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/ukraynadaki-savasin-gelecegi-2024te-neler-olabilir/feed/ 0