CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, ROSATOM Müdürü Aleksey Lihaçev’in Sinop’ta nükleer santral yapımı konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlü taahhüt verdiği yönündeki açıklamalarını Meclis gündemine taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Torun, şunları kaydetti:
“ROSATOM İLE SÖZ KESİLMESİNİN SEBEPLERİ ANLAŞILAMAMIŞTIR”
“Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu(Rosatom) Genel Müdürü Aleksey Lihaçev, Devlet Duması’nda yaptığı konuşmada ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka bir sahanın bize devredilmesi için siyasi bir karar alındığını açıkça dile getirdi. Şimdi detaylar üzerinde çalışıyoruz. Büyük olasılıkla yeni inşaat sahası Sinop adını alacak’ şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bütün itirazlara karşın 2012 yılından itibaren üzerinde çalışmalar yürütülen Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı konusunda Rosatom’a sözlü bir taahhüt verildiği anlaşılmaktadır.
Yapımına 2010 yılında başlanan ve 2023 yılında devreye gireceği açıklanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde inşaat çalışmaları halen devam etmektedir. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin maliyeti yapım süreci boyunca sürekli artmış, 17 milyar dolar değerinde bir maliyet hesabıyla başlanılan projenin maliyeti bugün 24 milyar dolara çıkmıştır. Para yutan bir yatırıma dönüşen Akkuyu’dan ders alınmayarak bugün Sinop’ta yapılacak santral için yine Rosatom ile söz kesilmesinin sebepleri anlaşılamamıştır.
“ENERJİ İTHALATIMIZI ARTIRACAĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR”
Hükümet kaynakları söz konusu nükleer santrallerin Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacağını iddia etmektedir. Enerji üretiminin temel sorunu olan yakıt temini yapımı süren ve yapımı planlanan iki santralde de çözülmemiştir. Akkuyu ve Sinop Nükleer Santralleri ülkemiz coğrafyasında yok denecek kadar az bulunan uranyum madeninden üretilen yakıt ile çalışacak reaktörler ile donatılacaktır. Rus Rosatom tarafından inşa edilerek, ülkemizde enerji ürettiği halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne enerji satacak olan girişimlerin enerji ithalatımızı artıracağı açıkça görülmektedir.
Nükleer enerji üretiminde kullanılması mümkün olan toryum madeni açısından zengin yataklarımızın bulunmasına rağmen toryumun enerji üretiminde kullanılmasına ilişkin çalışmalarda gözle görülür bir ilerleme bulunmamakta, merhum Prof. Dr. Engin Arık’ın şüpheli ölümünden önce dile getirdiği ve üzerine çalışmalar yürüttüğü toryumdan temiz nükleer enerji üretimini gerçekleştirecek olan proton hızlandırıcı projesi ilerlememektedir. Türkiye öz kaynaklarıyla temiz enerji üreterek enerjide dışa bağımlılığı sona erdirecek, ucuz enerji teminini sağlayacak projelere ivedilikle ihtiyaç duymaktadır.”
Seyit Torun, Bakan Bayraktar’a şu soruları yöneltti:
“ROSATOM’A SİNOP İÇİN SÖZ VERİLMESİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?”
“Akkuyu Nükleer Güç Santrali yapımı maliyetinin 17 milyar dolardan 24 milyar dolara çıkmış olmasının sebeplerini açıklar mısınız? Akkuyu Nükleer Güç Santralinin devreye alınacağı tarihi açıklar mısınız? Aradan geçen 14 yılda 1 nükleer güç santralini devreye alamayan Rosatom’a Sinop Nükleer Güç Santrali için söz verilmesinin sebepleri nelerdir? Rusya – Ukrayna Savaşı devam ederken, Rosatom Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santrallerinin optimum sürede bitirilebileceğine dair herhangi bir teminat verebilmekte midir? Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı için Rus Rosatom dışında görüşülen ülke ve şirketleri açıklar mısınız? Ülkemizde bulunmayan uranyum madeni ile enerji üretimi yapacak olan, yabancı devletlerin girişimleri ve finansmanıyla inşa edilen, Türkiye Cumhuriyeti Devletine diğer enerji kaynaklarımızın maliyetinin 3 katı fiyatına elektrik satacak olan nükleer enerji santralleri ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını nasıl azaltacaktır?”
]]>Türkiye’de jeotermal enerji sektörü, yenilikçi teknoloji uygulamaları ile dünyadaki örnekler arasında öne çıkarken, yabancı yatırımcıların alana ilgisi dikkati çekiyor. Jeotermal enerji üretimi için kullanılan sondaj teknikleri, jeotermal enerjinin elektrik üretimi yanında ısıtma ve soğutma gibi alanlarda kullanılmasını sağlayan entegre sistemler ve yenilikçi depolama teknolojileri sektörde öne çıkan yenilikçi teknolojiler arasında yer alıyor.
JESDER Başkanı Ufuk Şentürk, AA muhabirine, Türkiye’de JES yatırımlarında dünyanın en yeni ve modern teknolojilerinin kullanıldığını söyledi.
Türkiye’nin JES yatırımlarında son 15 yılda edinilen tecrübenin yatırımcılar için önemli örnek teşkil ettiğini vurgulayan Şentürk, yabancı yatırımcıların sektöre ilgisinin artması ve maliyetlerin düşmesiyle Türkiye’de jeotermal santral yatırımlarının 4 bin megavat elektrik (MWe) seviyesine ulaşacağını ifade etti.
Şentürk, “Jeotermal teknolojisinin gelecekte gelişip daha da ucuzlayacağı göz önüne alındığında, bu yatırım miktarı daha da artacak. Jeotermal enerji sektöründe yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.” dedi.
JES’lerin atıksız elektrik üretimi konusunda “en temiz” santraller olarak öne çıktığına dikkati çeken Şentürk, “Bu santrallerin sondaj süreçleri boyunca da çevreye zararlı ve alıcı ortama bırakılan hiçbir atığı bulunmamaktadır. Tüm sondajlarımız dünya standartlarında teknolojilerle ve çevre mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Sondajlarımız 2 bin 500 ila 5 bin metre derinlik arasında açılmakta ve ortalama maliyetleri de 3 ila 6 milyon dolar arasında gerçekleşmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye, lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer alıyor”
Şentürk, jeotermal kaynaklı enerji üretim tesislerinden elde edilen lityuma ilişkin, “Sahanın jeokimyasal yapısına bağlı olarak akışkandan lityum eldesi değişmektedir. Bu sebeple sağlıklı veri elde edilebilmesi için bölgesel bazda çalışmaların yürütülmesi, elde edilebilecek rezervin sahaya göre hesaplarının detaylı olarak yapılması gerekmektedir. Fakat bu oranlar değişse de hali hazırda keşfi yapılmış jeotermal santrallerimizden sağlanacak lityum eldesi ile bu değerli mineralin çıkarılmasında büyük katkımızın olacağı inancındayız.” diye konuştu.
Türkiye’nin lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer aldığına ve yüksek teknolojili ürünlerin kullanımıyla lityum talebinin de artacağına işaret eden Şentürk, şöyle devam etti:
“Bu durumun lityumun yerini alabilecek yeni malzemelerin daha ekonomik olarak elde edilebileceği zamana kadar devam etmesi kaçınılmaz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kıymetli maden ve minerallerin araştırıldığı enstitü çalışmaları arasında değerli mineral eldesine yönelik çalışmalar mevcut. Bizler bu projeler akabinde potansiyeli belirleyip endüstriyel anlamda kullanılabilir hale getirebilirsek hem enerji depolama anlamında hem de ihraç edilebilir ürünler anlamında avantajlı konuma geçeceğiz. Elektrik üretiminden kıymetli maden ve mineral eldesine kadar onlarca sektörde kullanılabilen jeotermal kaynaklar, Ar-Ge ve finansal destekle Türkiye’nin geleceğinde önemli rol oynayacak.”
Şentürk, mevcut durumda 65 lisanslı JES’in 1691 megavat seviyesinde elektrik kurulu güçle hizmet verdiğini bildirdi.
Santrallerin inşası için bugüne kadar yapılan yatırım tutarının 7 milyar dolara ulaştığı bilgisini veren Şentürk, gelecek 5 yıl içinde planlanan yatırımlarla bu tutarın 15 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü söyledi.
Şentürk, mevcut sahaların MTA tarafından yapılan ihaleleri sonucunda, jeotermal kaynak işletme ruhsatlarının devri için yatırımcılar tarafından devlete ödenen tutarın yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bu sahalarda kurulan santraller ise devlete katma değer vergisi, kurumlar vergisi, stopaj vergisi, sosyal güvenlik kurumu primleri, devlet payı ve TEİAŞ’a yapılan iletim bedeli ödemeleri de dahil olmak üzere yılda yaklaşık 600 milyon dolar tutarında bir ödeme yapıyor. Diğer taraftan santrallerimizin inşası aşamasında yüzde 70 yerli makine ve aksam kullanılıyor. Yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi biz yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.”
]]>