UZUN NAMLULU SİLAHLARLA SALDIRI DÜZENLEYECEKLERDİ
Olay, 31 Ekim günü Seyhan ilçesine bağlı Gülbahçesi Mahallesi ara sokaklarında meydana geldi. İddiaya göre, Hakan H. montunun içine koyduğu uzun namlulu silahla arkadaşı Muhammet Metin E. idaresinde motosikletle silahlı saldırı düzenlemeye gitti. Bu sırada asayiş şube müdürlüğüne bağlı motosikletli polis timleri amirliği ekipleri, şahıslardan şüphelenip durdurmak istedi. Polislerin dur ihtarına uymayan şahıslar kaçtı.
POLİSLERE YAKALANDILAR
Yaşanan kovalamaca sonucu yunus polisleri, motosikletli her iki şüpheliyi yakalarken uzun namlulu silah ele geçirdi. Şüpheliler gasp büro amirliğine teslim edildi. Silahlı saldırı yapacağı öne görülen şüpheliler emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Her iki şüphelide çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Alınan bilgilere göre, 13 Eylül’de merkez Sur ilçesinde kına sonrası evlerine giden Y.L., eşi, çocukları ve diğer aile fertlerinin içinde olduğu 3 araç, Yeşilli Mahallesi’nde oturan akraba husumetlileri tarafından taşlı ve silahlı saldırıya uğramıştı. İçinde çocukların da olduğu araçların saldırıya uğradığı anlar cep telefonu kamerasıyla saniye saniye kaydedilmişti. Olayda yaralanan olmazken araçlarda maddi hasar oluşmuş ve N.L., F.L., R.L., A.L., M.L. ve R.L, gözaltına alınmıştı.
R.L., M.L. ve A.L., sevk edildikleri adli makamlarca tutuklandı.
Olaya dair yeni görüntüler ortaya çıktı. Çocukların çığlıkları ve saklanma anları cep telefonu kamerasına yansıdı. – DİYARBAKIR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başıboş köpek sorunu çok can yaktı.
Çocukların sokaklarda rahatça oynamasına, yetişkinlerin ise huzurla işlerine gidemeyecek hale gelmesine neden olan bu sorun giderek büyüdü.
Öyle ki son olarak dün akşam İstanbul’un Fatih ilçesinde yaşanan olay, başıboş köpek sorununun nasıl bir boyuta ulaştığını gözler önüne serdi.
SOKAK KÖPEKLERİNİN SALDIRISINA UĞRADI
Korkunç olay, saat 04.40 sıralarında İstanbul’un Fatih ilçesi Sümbül Efendi Mahallesi’nde meydana geldi.
Ayhan Özçelik (40), boş arazide yürüdüğü sırada çok sayıda sokak köpeğinin saldırısına uğradı.
Özçelik’i gören belediye çalışanları, durumu polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Boyun ve vücudunun çeşitli yerlerinden ağır yaralanan Özçelik, kaldırıldığı İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

KORKUNÇ ŞEKİLDE CAN VERDİ
Özçelik’in cenazesi, hastanede yapılan işlemlerin ardından Bahçelievler’de bulunan Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.
Buradaki işlemlerinin ardından Özçelik’in cenazesi, ailesi tarafından teslim alındı.
Ayhan Özçelik’in ağabeyi Burhan Özçelik, polise verdiği ifadede kardeşinin zihinsel engelli olduğunu ve Silivrikapı Mahallesi’ndeki kız kardeşini ara ara ziyaret ettiğini, muhtemelen eve dönerken olayın yaşanmış olduğunu söyledi.

5-6 TANE KÖPEĞİN SALDIRISINA UĞRUYOR: BOĞAZI VE KAFASI PARÇALANIYOR
Adli Tıp Kurumu’ndan kardeşinin cenazesini teslim alan Özçelik, şunları söyledi:
“Kardeşim dün saat 5-6 civarında Silivrikapı’ya gidiyor. Orada akrabalarımız var; kız kardeşlerim falan hepsi oradalar. Büyük ihtimalle akşam orada kalıyor. Akli dengesi bazen yerinde olmuyor. Oradan geçerken 5-6 tane köpeğin saldırısına uğruyor. Boğazı ve kafası parçalanıyor. Vücudunda elbise bile kalmamış. Bundan yaklaşık 1 ay kadar önce amca çocuklarına da aynı köpekler saldırmıştı. O olaydan 2 hafta sonra başka bir kıza saldırmışlar. Yani birden fazla olay aynı yerde, aynı köpekler tarafından oluyor. Gece saat 5 gibi çöpçüler oradan geçerken ses duyuyorlar. Sesin geldiği yere giderken köpekler onlara da saldırıyor, yaklaşamıyorlar. İnşaat alanından aldıkları sopalarla köpekleri kovalıyorlar. Ambulansı çağırıyorlar.

“KÖPEKLERİN PATİLERİ KARDEŞİMİN ÜSTÜNDEYMİŞ, BAŞINDA BEKLİYORLARMIŞ”
Oradaki çöpçüler tanıdık. Kardeşimin fotoğrafını çekip amca çocuklarına yolluyorlar, onlar da bize atıyor. Fotoğrafı görünce hemen hastaneye gittik. Zaten saat 2-3 gibi vefat ettiğini öğrendik. Köpeklerin patileri kardeşimin üstündeymiş, orada başında bekliyorlarmış. Çöpçüler kardeşime yardım etmeye çalışırken onlara da saldırmış köpekler. Çöpçüler olmasa sabaha kadar kardeşimi yiyeceklerdi ve kardeşim bu sırada hala hayattaydı. Çöpçülerin attığı videoda ağzı kıpırdıyor. Hastanede kan kaybından hayatını kaybetti.”

SON GÖRÜNTÜSÜ GÜVENLİK KAMERASINA YANSIDI
Öte yandan köpeklerin saldırısı sonucu hayatını kaybeden Ayhan Özçelik’in son görüntüleri, güvenlik kamerasınca kaydedildi.
Yaşanan facia sonrası bugün Esenler’de ikamet eden ve Silivrikapı Mahallesi’ndeki akrabalarını ziyaretten dönerken sahipsiz köpeklerin saldırısı sonucu vefat eden Özçelik’in cenazesi, yakınları tarafından Adli Tıp Kurumu’ndan alındı.

TOPRAĞA VERİLDİ…
Özçelik için Sultangazi Yayla Mezarlığı’nda cenaze töreni düzenlendi.
Törene Özçelik’in ailesi ve çok sayıda seveni katıldı. Özçelik’in cansız bedeni, yakınlarından helallik alınmasının ardından toprağa verildi.
Mezarlıkta taziyeleri kabul eden ağabey Burhan Özçelik, yaptığı açıklamada, iki anneden 14 kardeş olduklarını, anne ve babasının hayatta olmadığını, saldırıda hayatını kaybeden zihinsel engelli kardeşi Ayhan Özçelik’e kendilerinin baktığını söyledi.

“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”
Ayhan Özçelik’in, olayın yaşandığı gün kız kardeşini ziyarete gittiğini anlatan Özçelik, “Gece 03.00-04.00 civarında oradan geçiyormuş. 5-6 köpeğin saldırısına uğramış. 05.30 civarında oradan bir motorlu geçerken görmüş. Köpekler buna saldırdığı için o da kaçmış. İleride çöp arabası varmış, çöpçüler gelince bakmışlar ki 5-6 köpek üstündeler. Köpekler çöpçülere de saldırıyor. Saldırınca bunlar da sopaları alıp üstlerine yürüyorlar. Çöpçüler geldiğinde köpeklerin patileri rahmetlinin üzerindeymiş. Çöpçüler o dakika oraya gelmese demek sabaha kadar bütün etini yiyeceklermiş.” dedi.

“KARDEŞİMİ PARÇA PARÇA YAPMIŞ KÖPEKLER”
Köpeklerin daha önce de akrabalarına saldırdığını vurgulayan Özçelik, şöyle konuştu:
“Aynı köpekler aynı yerde saldırdı. Belediyeye ilettiler, ‘tamam, halledeceğiz’ dediler. Taziyemiz kalksın, bundan dolayı suç duyurusunda bulunacağız. Biz köpeklere, hayvanlara karşı değiliz ama illa insanların ölmesi mi lazım? Bugün benim kardeşim yarın başkasının çocuğu, başkasının kardeşi de ölebilir. Bazı insanlar sosyal medyada ‘Bilerek yapıyorlar, abartıyorlar.’ diyorlar. Gelselerdi görselerdi cenazeyi, insanları görselerdi. Bu kadar olur mu ya? Hayvanlara karşı değiliz ki alsın devlet hayvanları, götürsünler barınak yapsınlar, orada ömür boyu beslesinler. Yani yazık günah, şimdi çoluk çocuğumuzu bırakamıyoruz dışarıya. Her sokakta, her mahallede on tane köpek var. Bununla ilgili yasal süreç başlatacağız, ne gerekiyorsa yapacağız. Başka canlar yanmasın. Yazık günah, kardeşimi parça parça yapmış köpekler, ne hakları var?”

“HAYVANSEVERLERİN GÖZÜNDE BİZİM ÇOCUKLARIMIZ MI DEĞERSİZ?”
Abla Aycan Özçelik de canının yandığını, yetkililerin gerekeni yapmasını beklediklerini belirterek, yaşadığı acının dindirilemeyeceğini söyledi.
Kardeşinin engelli olduğunu hatırlatan Özçelik, şunları söyledi:
“O çocuk özürlüydü, engelli bir çocuktu. Bizim çocuklarımız sokağa gitmesinler mi, gezmesinler mi? Bu hayvanlar bizim çocuklarımızdan daha mı değerliler? Bu hayvanseverlerin gözünde bizim çocuklarımız mı değersiz? O hayvanlar daha mı değerliler? Ne olursa olsun bir şeyler yapın, ne gerekiyorsa onu yapın. Bizim acımızı dindirin. Bir şeyler yapsınlar, artık bunu istiyoruz. Çocukları sokağa insinler, insanlar rahatlıkla gezsinler, dolaşsınlar. Kardeşimiz paramparça ettiler ya, insanın kanını emmişler artık. Kim oradan geçiyorsa kesiyor, parçalıyor, atıyorlar oraya. Müdahale etsinler, bir şeyler yapsınlar, canımızı yakmasınlar artık.”

“BUGÜN YARIN OKULLAR AÇILACAK, ÇOCUKLAR OKULA GİDECEK”
Ayhan Özçelik’in amcasının oğlu Yusuf Özçelik ise belediye çalışanlarının gönderdiği fotoğrafla olaydan ilk kendisinin haberdar olduğunu anlattı.
Haberi alıp hastaneye koştuğunu ve doktorlardan bilgi aldığını dile getiren Özçelik, maktulün boğazının parçalandığını, vücudunun çeşitli yerlerinde yara bulunduğunu vurguladı.
Başıboş köpeklerden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Özçelik, “Sadece bizim şikayetimiz değil, orada yaşayan insanların da şikayeti var. Bu bizim başımıza gelen bir olay, tabii ki başkasının başına da gelmesin, bizim canımız yandı başkasının canı yanmasın. Bugün yarın okullar açılacak, çocuklar okula gidecek. Servis kullanmayan insanlar var. Bunun çözülmesi lazım, devletimizden beklediğimiz bu. Kimsenin de bunun önüne çıkmaması lazım.” diye konuştu.

“BU ÇOCUK BUGÜN İKİ KÖPEK ÖLDÜRSEYDİ DÜNYAYI BAŞLARINA YIKARLARDI”
Başıboş hayvanların toplatılmasına karşı duran hayvanseverlere tepki gösteren Özçelik, “Bugün cenazemiz oldu burada, bir tanesi gelmedi buraya. Kimse bize bir şey sormadı, nasıl oldu diye. Tepkimiz hayvanseverlere. Bu çocuk bugün iki köpek öldürseydi, dünyayı başlarına yıkarlardı, ülkenin altını üstüne getireceklerdi. Gerçek bu. Bu çocuk bugün öldürüldü, bir tanesi ‘Başınız sağ olsun, keşke öyle olmasaydı.’ demedi. Bize başsağlığı dileyebilirlerdi.” ifadelerini kullandı.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un batısında yer alan Hamad Mahallesini kuşatma altında tutan İsrail güçleri, bölgeye giriş-çıkışı engelliyor ve çevre bölgeleri de havadan ve karadan vuruyor.
İsrail güvenlik güçleri, Filistinli direniş grupları ile çatışmaya girdiği Hamad Mahallesinde onlarca Filistinliyi alıkoydu.
Alıkoydukları Filistinlileri açık alanda sorgulayıp darp eden İsrail askerleri, daha sonra bazı Filistinlileri araçlara bindirip bilinmeyen bir yere götürdü.
Öte yandan İsrail ordusu, Han Yunus’taki Arayişiye bölgelerini topçu atışlarıyla vurdu, sivilleri hedef aldı.
Han Yunus’ta son 24 saatte 4 konut bombalandı
İsrail ordusu, Han Yunus’un doğusundaki Fahari beldesinde El-Amur ailesine ait evi bombaladı, evin enkazından 2 kişinin cansız bedeni çıkarıldı.
Bu saldırıyla birlikte son 24 saat içinde Fahari beldesinde bombalanan konut sayısı 4 oldu.
Ayrıca İsrail ordusuna ait askeri araçlar, Han Yunus’un kuzeydoğu bölgelerindeki evleri ve evlerine ulaşmaya çalışan Filistinlileri hedef almaya devam ediyor.
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise askerlerin, Hamad Mahallesine sızma çalışmalarının devam ettiği aktarıldı.
Açıklamada, 98’nci tümenin Hamad Mahallesindeki kuşatmaya devam ettiği, Hamas’a ait alt yapıyı çökerttiği ve çok sayıda silah bulduğu öne sürüldü.
İsrail ordusu daha önce “Hamas’a ait hedeflere” yönelik onlarca bombardıman düzenlediği Han Yunus kentine 3 Mart’ta “sürpriz” bir kara saldırısı başlattığını açıklamıştı.
Ordu, dünkü açıklamasında da Han Yunus’un batı bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını, Hamad Mahallesini kuşatma altında aldığını ve baskınlar düzenlediğini duyurmuştu.
Görgü tanıkları ise bölge sakinlerinin evlerinde mahsur kaldığını aktarmıştı.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 430’u çocuk, 8 bin 900’ü kadın olmak üzere 30 bin 631 Filistinli öldürüldü, 72 bin 43 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 245’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 422 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>İsmi açıklanmayan yetkili, kabul edilen bu ateşkesin kalıcı olarak bölgede sürmesi için çalışmaların devam edeceğini de ifade etti.
BİDEN, ATEŞKES İÇİN PAZARTESİYİ İŞARET ETMİŞTİ
ABD Başkanı Biden, hafta başında New York’a yaptığı ziyarette basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtlamıştı. Biden, Gazze’de ne zaman bir ateşkes sağlanabileceğine ilişkin soruya, “Umuyorum bu hafta sonuna kadar. Ulusal güvenlik danışmanım çok yakın olduğumuzu söyledi ama daha tamamlamadık. Umuyorum ki gelecek pazartesiye kadar (Gazze’de) bir ateşkes sağlanacaktır.” şeklinde yanıt vermişti.
ABD Başkanı Joe BidenTASLAK UZLAŞIYA GÖRE ATEŞKESİN İLK AŞAMASI 6 HAFTA SÜRECEK
Hamas ile İsrail arasında arabulucuların müzakere ettiği Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası uzlaşısının aşamalı olacağı, ilk başta 6 haftalık bir ateşkes ve Gazze’deki 35 kadar İsrailli esirin serbest bırakılmasının planlandığı belirtildi.
Arapça yayın yapan Londra merkezli Şark el-Avsat’ın Filistinli kaynaklara dayandırdığı habere göre, taraflar arasında Paris’te taslağı oluşturulan uzlaşıya göre ateşkes ilk aşamada 6 hafta süreyle devreye girecek.

Ateşkesin birinci aşamasında Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli serbest bırakılacak, İsrail hapishanelerindeki yüzlerce Filistinli esir de salıverilecek.
Taraflar arasında “karşılıklı serbest bırakılacak esir listeleri, İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyinden çekilmesi, Filistinlilerin buraya yeniden dönmesi, savaşın kesin biçimde sonlanması” gibi konular, anlaşmanın ikinci ve üçüncü aşaması için yeniden müzakere edilecek.

İsrail devlet televizyonu KAN ise İsrail ordusunun “çatışmalara ara vermeye hazır olduğunu”, bu süreyi “sahadaki güçlerin takviyesi, tedarik, Gazze’nin kuzeyi ve güneyine saldırıya hazırlık olarak” kullanacağını bildirdi.
İsrail’den yayın yapan Kanal 12 televizyonu, ateşkes müzakerelerinin ilerleyen günlerde Kahire ya da Doha’da bir anlaşmayla sonuçlanabileceğini ve ramazan ayında uygulamaya girebileceğini aktardı.

HAMAS’IN ÇEKİNCELERİ
Öte yandan Hamas Siyasi Büro Üyesi Gazi Hamid, el-Gad televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail’in “ateşkes anlaşmasını bir esir takası anlaşmasına dönüştürmek” istediğini ve içeriğini boşaltmaya çalıştığını belirtti.
İsrail basınının aktardığının aksine müzakerelerin “olumlu bir atmosferde geçmediğine” işaret eden Hamid, Hamas’ın “Gazze’ye saldırıların sonlandırılması, İsrail ordusunun gerekirse aşamalı olarak Gazze’den çekilmesi talebine karşı Tel Aviv’in ret yanıtında inatçı davranmasının görüşmeleri zorlaştırdığını” kaydetti.

Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin basın danışmanı Tahir en-Nunu, Mısır’ın el-Vatan gazetesine yaptığı açıklamada, Tel Aviv yönetiminin Hamas’ın “taleplerinden taviz verdiğini açıklamasının” gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
İsrail’i anlaşmaya varılmasını engellemekle suçlayan en-Nunu, Hamas’ın “anlaşma için savaşın bitmesi, İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi, ablukanın kaldırılması ve Gazze’nin yeniden inşası şartlarına bağlı olduğunu” vurguladı.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ise en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 320 Filistinli öldürüldü, 71 bin 533 kişi yaralandı. Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Bu politikalar, Gazze’ye yönelik yoğun saldırıların devam etmesi, zaten az olan insani yardımların daha da kısılması, yerleşim bölgelerinde kara harekatı düzenlenmesi ve hastanelere yönelik saldırıları içeriyor.
UAD, 26 Ocak’ta İsrail ile ilgili ihtiyati tedbir kararları almıştı. Bu kararlar arasında, İsrail’in, Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri alması, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atması, Filistinlilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için acil ve etkili önlemler alması yer almış ve karar gününden itibaren bir ay içinde alınan tüm tedbirler hakkında mahkemeye rapor sunması istenmişti.
İsrail’in, UAD’de de tedbir kararlarının alınmasından bu yana geçen 1 aylık süre içerisinde işlediği ihlal ve savaş suçları ise şu şekilde sıralandı:
Bombardıman, kan dökme ve alıkoyma
UAD’nin 26 Ocak’ta aldığı tedbir kararlarının bir gün öncesinde Gazze’de ölü sayısı 25 bin 900, yaralı sayısı ise 64 bin 110 olarak açıklandı. Bugün ise bu sayı 29 bin 782 ölü ve 70 bin 43 yaralıya ulaştı. Bu da son 1 ayda 3 bin 882 kişinin öldürüldüğü, 5 bin 933 kişinin ise yaralandığı anlamına geliyor.
Aynı şekilde tedbir kararları öncesine kadar Gazze’de öldürülen gazeteci sayısı 120 iken bu sayı 132’ye yükseldi; bir ayda 12 gazeteci daha öldürüldü.
26 Ocak öncesinde Gazze’ye 65 bin ton bomba atılmıştı, bu sayı bugün 70 bin tona dayanmış durumda.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisinden 25 Şubat’ta yapılan yazılı açıklamada, Gazze’de 2 bin 600 kişinin alıkonulduğu ya da esir edildiği ve bu kişilere zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yapıldığı kaydedildi.
Aynı şekilde, İsrail askerlerinin, Ez-Zeytun, Şeyh Rıdvan ve En-Nasr mahalleleri ile El-Megazi Mülteci Kampı ve Gazze’nin batı bölgesinde yüzlerce kişiyi canlı kalkan olarak kullandığı aktarıldı.
Refah’a muhtemel kara saldırısı
Saldırı ve bombardıman baskısı altında yaklaşık 2 milyon kişi yerinden edildi ve bunların büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 5 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Nüfus yoğunluğu ve barınma imkanlarındaki sıkıntı nedeniyle kente gelen Filistinliler, kurdukları çadırlarda zor şartlar altında yaşamaya başladı.
İsrail, 1 Şubat’tan bu yana, Refah’ı karadan işgal etme niyetini gösteren sinyaller vermeye başladı.
Sağlık sisteminin çökmesi
İsrail 22 Ocak’ta Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentine ve kentteki hastanelere havadan ve karadan saldırılar düzenlemeye başladı.
Saldırılar nedeniyle kentte yaşayan binlerce Filistinli göç etmek zorunda kaldı.
İsrail ordusu, kasım ayının başında 10 gün süren kuşatmanın ardından Han Yunus’taki Filistin Kızılayına bağlı Emel Hastanesi’nin avlusuna baskın düzenledi.
Ordu daha sonra hastane kompleksi içindeki binaları ve su hatlarını bombaladı. Saldırılar nedeniyle yerinden edilmiş kişiler hayatını kaybetti; Kızılay ekibinden 7 kişi alıkonuldu, iletişim araçları ve internet hizmeti kesildi.
İsrail güçleri 15 Şubat’ta da yine Han Yunus kentindeki Nasır Hastanesi’ne baskın düzenledi ve hastaneyi askeri kışlaya çevirdi.
Yaklaşık 10 bin yerinden edilmiş Filistinli ile 300 sağlık çalışanının bulunduğu hastanede İsrail güçlerinin neden olduğu elektrik kesintisi ve oksijen cihazlarının çalışmaması nedeniyle çok sayıda hasta hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun saldırılarında, 31 hastane ve 53 sağlık merkezi hizmet dışı kaldı, 150 sağlık kuruluşu kısmen zarar gördü, 122 ambulans kullanılamaz hale geldi.
İnsani yardımların azalması
Uluslararası Adalet Divanı tedbirlerinin açıklanmasından iki hafta önce Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) verilerine göre Gazze’ye günlük ortalama 156 yardım tırı giriş yapıyordu.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite’nin AA’ya yaptığı açıklamaya göre ise ihtiyati tedbir kararlarının ardından 119 yardım tırı giriş yaptı. Bu ise günde ortalama 4 tıra tekabül ederken, İsrail’in yardım girişini kıstığı anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) göre, Gazze Şeridi’ne giren insani yardımlar, nüfusun gıda ve insani yardım ihtiyacının yalnızca yüzde 7’sini karşılıyor.
Gazze’nin kuzeyinde açlık hüküm sürüyor
OCHA 16 Şubat’ta yaptığı açıklamada, 1 Ocak ile 12 Şubat tarihleri ??arasında insani yardım kuruluşlarının, Gazze Vadisi’nin kuzeyindeki bölgelere yardım ulaştırmak ve değerlendirmeler yapmak için planladığı görevlendirmelerin yüzde 51’inin İsrail tarafından engellendiğini duyurdu.
BM raporları, Gazze’nin kuzeyinde açlıktan ölüm riskinin ve çocuklarını doyurmak için mücadele eden ailelerin sayısının arttığını gösteriyor.
OCHA, kuzeye yapılan yardım sevkiyatlarının yarıdan fazlasının ocak ayında engellendiğini, İsrail ordusunun yardımların nasıl ve nereye ulaştırılacağına giderek daha fazla müdahale ettiğini ve kuzeyde yaklaşık 300 bin kişinin büyük oranda yardım erişiminden mahrum kaldığını bildirdi.
Kuzeyde yaşayanlar, ekmek için gerekli unu elde etmek için hayvan yemi öğütmeye başladı ancak yem stokları bile önemli ölçüde azaldı.
Sivil yerleşim yerleri ve kurumlar yerle bir oldu
İsrail ordusu, tedbir kararlarının ardından, şehirleri, köyleri, eğitim binalarını ayrım gözetmeksizin ve kasıtlı olarak yok etmeye devam etti.
Filistin hükümetinin verileri, ordunun 500’den fazla cami ve kiliseyi, 300’den fazla üniversite ve okulu, 360 binden fazla sivil konutu yıktığını ve 31 hastaneyi hizmet dışı bıraktığını gösteriyor.
İsrail ordusu, şubat ayında Gazze’deki El-Aksa Üniversitesini, yine burada Han Yunus’ta ve Gazze’de onlarca evi yerle bir etti. Refah’ta da 2 camiyi bombaladı.
Kız çocuğu Hind’in hazin sonu
İsrail güçleri, 29 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği katliamlar ve işgal nedeniyle güvenli bir alan kalmayan kentte sığınacak bir yer bulabilmek için yola çıkan bir aracı vurdu.
Gazze’nin Tel el-Heva Mahallesi’nde seyir halindeyken hedef alınan araçta, 6 yaşındaki kız çocuğu Hind ile akrabalarından 5 kişi bulunuyordu. Saldırı sonucunda ilk anlarda araçtaki 4 kişi hayatını kaybetti ancak o sırada Hind ile birlikte hayatta kalan Leyan Hamade adlı 15 yaşındaki kız çocuğu Filistin Kızılayını arayarak yardım istedi.
Hedef alınan araçta Leyan’ın da ölümünden sonra yalnızca 6 yaşındaki Hind kaldı.
Küçük Hind ile dayısı, eşi ve 3 çocuğunun cansız bedenlerine 12 günün ardından 10 Şubat’ta İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesi sonrasında ulaşıldı. Hind’in içinde bulunduğu araç, ön camı ve gösterge paneli parçalanmış, yan tarafında kurşun delikleri açılmış halde bulundu.
Olay yerine gönderilen Filistin Kızılayına ait ambulansın da bombalandığı belirlendi. Filistin Kızılayı, Gazze kentindeki Tel el-Heva Mahallesi’nde direkt hedef alınan ambulansın içinde Kızılay ekibinden Yusuf Zeyno ve Ahmed Medhun’un da cansız bedenlerine ulaştıklarını açıkladı.
]]>İSRAİL İLE HAMAS FRANSA’DA GÖRÜŞTÜ
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları devam ederken, ateşkese dair umutlar bir kez daha arttı. İsrailde yayın yapan Yediot Ahronot gazetesine göre, Fransa’nın başkenti Paris’te İsrail ile Hamas arasında yeni bir anlaşmaya varmak için yapılan görüşmelere katılan İsrail heyeti ülkeye “olumlu” şekilde döndü. Gazeteye konuşan adı açıklanmayan İsrailli yetkililer, “müzakerelerin iyi ve olumlu havada geçtiğini” belirtti ancak anlaşmaya varmak için henüz erken olduğunu ifade etti.

“MÜZAKERELERDE TAKAS ANLAŞMASI İÇİN ÖNEMLİ İLERLEMELER VAR”
İsrailli Kanal 13 televizyonuna göre ise adı açıklanmayan İsrailli bir siyasi yetkili, “Müzakerelerde takas anlaşması için uygun koşulları yaratan önemli ilerlemeler var.” dedi. İsrail heyetinin kapsamlı müzakerelere başlayabileceği sinyalini veren söz konusu yetkili, Gazze’de alıkonulan esirler için isim listesinin tartışılmasında mutabık kalındığını aktardı.
İsrail devlet televizyonu KAN’a göre ise Paris görüşmeleri, Hamas’ın İsrail’in karşı çıktığı 4 talebinin etrafında yoğunlaştı. KAN, Hamas’ın “Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşayan ancak güneye göç ettirilenlerin tekrar yaşadıkları yerlere dönmeleri ve İsrail ordusunun da bölgeden çıkmasını talep ettiğini” aktardı. İsrail devlet televizyonu, Tel Aviv yönetiminin bu talebi kabul etmesinin, “Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kuzeyini tekrar kontrol etmeye başlaması anlamına geleceği” değerlendirmesinde bulundu. KAN’ın haberinde, tartışılan diğer üç konunun ise “insani yardımın artırılması, ateşkesin süresi ve serbest bırakılacak Filistinli esirlerin sayısı” olduğuna işaret edildi.

İsrail ile Hamas arasında esir değişimi ve ateşkes konusunda anlaşma sağlanması çabaları kapsamında dün İsrail dış istihbarat servisi Mossad Başkanı David Barnea başkanlığındaki İsrail heyeti, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William J. Burns, Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil’in katılımıyla Paris’te müzakereler başlamıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DE CAN KAYBI 30 BİNE DAYANDI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 606 Filistinli öldürüldü, 69 bin 737 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 238’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 576 askerinin öldürüldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>AA muhabiri, 24 Şubat 2022’den beri süren Rusya-Ukrayna Savaşı ile İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda ölen sivillerin sayısını derledi.
İsrail, yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ni havadan, karadan ve denizden aralıksız bombalıyor.
Filistinli kaynaklara göre, İsrail, bu saldırılarında 66 bin tondan fazla patlayıcı kullandı. Bu da Gazze’de kilometrekareye 183 ton patlayıcının atıldığı anlamına geliyor.
Saldırılar nedeniyle Gazze harabeye dönerken, bölgede 1,9 milyon Filistinli yerinden oldu.
İsrail’in saldırılarında, 29 bin 410 Filistinli öldürüldü, 69 bin 465 kişi yaralandı. Saldırılarda öldürülenlerin en az 12 bin 660’ını çocuklar, 8 bin 570’ini kadınlar oluşturuyor.
Yaralıların, yüzde 70’inden fazlası da kadın ve çocuklardan oluşuyor. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Bir yandan İsrail’in saldırılarından kaçarak hayatta kalma mücadelesi veren Filistinliler, Tel Aviv yönetiminin bölgeye yardım girişlerine çıkardığı engellemeler nedeniyle de açlıkla mücadele ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in yoğun saldırısı altındaki Gazze Şeridi’nde 2,2 milyon kişinin kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
BM’ye göre, Gazze’de 378 bin kişi Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) ölçeğine göre “felaket” olarak adlandırılan 5. seviye, 939 bin kişi de “acil durum” olarak bilinen 4. seviye açlıkla karşı karşıya bulunuyor.
Gazze Şeridi’ndeki akut gıda güvensizliği Dünya Sağlık Örgütünün “kritik” olarak nitelediği yüzde 15 çıtasını aşarak yüzde 16,2’ye ulaştı.
BM Dünya Gıda Programı (WFP), İsrail’in saldırılarına işaret ederek, emniyetli dağıtıma izin veren koşullar oluşana dek Gazze’nin kuzeyine hayat kurtaran gıda yardımı dağıtımını durdurma kararı aldı.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) da İsrail’in zorla aç ve susuz bırakarak insanlık felaketine yol açtığı Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin kıtlığın eşiğinde olduğunu duyurdu.
Özellikle Gazze’nin kuzeyinde yaşayan Filistinlilerin un bulamadıkları için hayvan yemlerini öğüterek tüketmek zorunda kaldığı bildiriliyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki sivil ölümleri
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının üzerinden 2 sene geçerken, Ukrayna’daki BM İnsan Hakları İzleme Misyonunun (HRMMU) 7 Şubat’ta yayımladığı verilere göre, savaşın başından beri ülkede 579’u çocuk, 2 bin 992’si kadın olmak üzere 10 bin 378 sivil öldürüldü, 19 bin 632 sivil yaralandı.
Ölümlerin 8 bin 95’i Ukrayna topraklarında, 2 bin 283’ü Rusya’nın yasa dışı ilhak ettiği topraklarda gerçekleşti.
Raporda, sayıların daha yüksek olabileceği belirtiliyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de öldürdüğü kadın ve çocukların sayısı, 2 yılda Rusya-Ukrayna Savaşı’nda hayatını kaybeden kadın ve çocukların sayısının 6 katından fazlasına tekabül ediyor.
Gazzelilerin sığınabileceği güvenli bir yer yok
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla kadın ve çocuklardan oluşan milyonlarca Ukraynalı, saldırılar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmış ve komşu ülkelere sığınmıştı.
Savaşın başından bu yana Ukrayna’ya destek veren Avrupa ülkeleri, Ukraynalı kadın ve çocukların oluşturduğu sivillere kucak açmıştı.
Öte yandan, 2007’den beri İsrail’in karadan, havadan ve denizden ablukası altında bulunan Gazze’deki 2,3 milyon Filistinli, yaklaşık 360 kilometrekarelik bölgede sıkışmış vaziyette.
İsrail saldırıları nedeniyle Filistinlilerin Gazze’de sığınabilecekleri güvenli bir yer bulunmuyor.
Gazze’nin kuzeyi, orta kesimleri ve güneyde yer alan Han Yunus bölgesine düzenlenen saldırılar nedeniyle yaklaşık 1,5 milyon Filistinli, 64 kilometrekarelik alana sahip Refah kentine sığındı.
BM verilerine göre, 7 Ekim’den önce 280 bin olan Refah’ın nüfusu, yerinden edilmiş Filistinlilerin göçüyle 5 kattan fazla arttı. Bu da Gazze’deki nüfusun yarısından fazlasının bu daracık kara parçasına sığındığı gözler önüne seriyor.
Yeteri kadar konut olmaması nedeniyle, Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda hayat mücadelesi veriyor.
İsrail yönetimi, son günlerde Filistinlilerin sığındığı Refah’a kara saldırısı başlatma yönünde sinyaller veriyor.
Refah’a saldırılması halinde, buraya sığınan Filistinlileri daha da zor günler beklediği belirtiliyor.
İsrail’in çıkardığı zorluklar nedeniyle bölgeye yeteri kadar yardım da ulaştırılamıyor.
AA, Gazze ve Ukrayna’daki sivillerin durumunu görüntülüyor
Anadolu Ajansı (AA), savaşın ilk günlerinden beri hem Gazze hem Ukrayna’da sivillerin durumunu fotoğraflıyor.
Ukrayna’daki savaşın boyutlarını anlatan ve hafızalarda yer eden fotoğraf karelerinin benzerlerine, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında da rastlanıyor.
Ukrayna’nın Harkiv kentinde Rusya’nın düzenlediği hava saldırısı sonrası yaralanan Olena Kurilo ile İsrail’in saldırıları sonucu Gazze’de yaralanan kadının objektife umutsuzca ve dehşet içindeki bakışları birbirini anımsatıyor.
İnsanların gönlünde kutsal yere sahip olan ibadethaneler, Gazze’de ve Ukrayna’daki savaşta hasar görüyor. Rusya’nın Zaporijya kentindeki Şevçenko Mahallesi’ne düzenlendiği saldırı sonucunda harabeye dönüşen kilise ile Gazzeli siviller için sığınak görevi gören ve hasar alan Rum Ortodoks Aziz Porphyrius Kilisesi’nin benzer durumları AA tarafından fotoğraflandı.
Ukrayna’nın Kiev kentinde Rusya’nın saldırıları sırasında doğum hastanesinin bodrum katında kucakta tutulan bebek ile Gazze’deki Şifa Hastanesine yaralı halde götürülen bebeğin fotoğrafı, sivillerin durumunu gözler önüne seriyor.
Ukrayna’nın Posad-Pokrovske köyünde, kullanılamaz hale gelen evinin önünde oturan yaşlı kadın ile Gazze’nin Refah kentinde yıkılan evlerin önünde duran kadının fotoğrafları, yaşanan vahşeti hafızalara kazıyor.
Savaş nedeniyle ülkeden ayrıldıktan sonra Polonya’ya giden Ukraynalı sivillerin Medyka bölgesindeki sınır kapısından geçişinin ve İsrail’in yoğun bombardımanı nedeniyle Gazze’nin orta ve güney kesimlerine göç etmek zorunda kalan sivillerin fotoğrafı, savaşların “değişmeyen kareleri” olarak adlandırılabilir.
Ukrayna’da ve Gazze’de enkaz altında kalan eşyalarını kurtarmaya çalışan sivillerin benzer durumlarda olduğu, AA’nın karelerine bakıldığında net şekilde görülüyor.
]]>Yıllardır İsrail ablukası altında olan ve 4 ayı aşkın süredir de hava, kara ve denizden saldırılara sahne olan Gazze’de, açlık krizi derinleşirken, belediye hizmetlerinin sağlanamaması sonucu çevrede çöp ve çeşitli atıkların neden olduğu kirlilik de artıyor.
Gazze Şehri’nin batısında Filistinli mültecilerin kaldığı Sahil Kampı’nda yaşayan gençlerden Bilal Abdullatif, AA muhabirine yaptığı açıklamada karşılaştıkları sorunları anlattı.
“Acımasız saldırıların devam etmesi belediyenin çalışmalarını sekteye uğrattı ve sokaklarda ve mahallelerde dayanılmaz atık birikmesine neden oldu.” diyen Abdullatif, Gazze şehrinin merkezindeki el-Vahde Caddesi’ndeki geçici Yermuk çöplüğünün yanından olabildiğince çabuk geçmek için aceleyle yürüdüğünü dile getirdi.
Çöp depolama alanının yanından geçerken, büyük miktarlarda katı atığın birikmesi sonucu çevreye yayılan kötü kokular sebebiyle baş ağrısı ve dönmesi hissettiğini aktaran Abdullatif, “Atık her yere yayıldı ve kokusu havaya yayılıyor. Sadece bu da değil, böceklerin, kemirgenlerin ve bulaşıcı hastalıkların da yayılmasına neden oldu.” dedi.
Abdullatif, Gazze Şehri’ndeki çevre ve sağlık felaketinin genişlemesiyle birlikte insani koşulların ve yaşam koşullarının daha da kötüleşmesinden endişe ettiğini vurguladı.
Atıklar Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor
Gazze’nin doğusundaki eş- Şucaiyye Mahallesinde yerinden edilen 45 yaşındaki Siham el-Kıta, yaşananların büyük bir sağlık ve çevre felaketinin habercisi olduğunu ifade ederek, “Saldırılardan önce toplanan, taşınan ve ayrıştırılan atıklar, şimdi Filistinliler arasında birikerek çeşitli hastalıklarla sağlıklarını tehdit ediyor. Atıklar, fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarına ve birçok hastalığa neden oluyor.” diye konuştu.
Gazze’de ilaç yokluğu ve okulların çevresinde atıkların birikmesi nedeniyle küçük çocukların birçok bağırsak ve cilt hastalığına yakalandığına dikkati çeken Kıta, yaşanan atık krizine acil bir çözüm bulunması çağrısında bulundu.
“80 bin ton çöp ve atık birikti”
Gazze Belediyesi Sözcüsü Hüsni Muhenna, belediye ekiplerinin katı atıkları, Cuhr ed-Dik depolama sahasına aktaramaması nedeniyle Yermuk depolama sahası ve çevresinin artık herhangi bir ilave katı atık miktarını alamayacağını belirtti.
Gazze kentindeki koşulları “felaket” olarak niteleyen Muhenna, İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana şehrin doğu sınırında bulunan ana atık depolama alanına taşıma işleminin durdurulması nedeniyle yaklaşık 80 bin ton çöp ve atık biriktiğini kaydetti.
Bölgedeki atık krizinin, İsrail’in yoğun saldırıları sebebiyle güvenlik koşulları, atıkları toplamak için kullanılan araç ve kamyonlar için gereken yakıtın tükenmesi ve bu araçların saldırılarda yok edilmesinden kaynaklandığı vurgulayan Muhenna, yıkıcı İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun, Gazze belediyesine ait çeşitli sektörlerde hizmet veren 90 aracı imha ettiğini aktararak, bu durumun temel hizmetlerin neredeyse tamamen aksamasına neden olduğunu vurguladı.
Belediye yetkilisi Muhenna, İsrail’in yıkıcı saldırılarını durdurarak, vatandaşlara temel hizmetleri sunmaya devam etmek için makine, teçhizat ve yakıt sağlanması için uluslararası kurum ve kuruluşlara, acil müdahale çağrısında bulundu.
]]>YTB Genel Merkezi’nde düzenlenen anma etkinliğine, YTB Başkanı Abdullah Eren, AK Parti Osmaniye Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Henning Simon, AK Parti Dış İlişkiler Başkanı Zafer Sırakaya, ırkçı saldırıda yaşamını yitirenlerin yakınları ile çok sayıda davetli katıldı.
YTB Başkanı Eren, burada yaptığı konuşmada, 19 Şubat 2020’deki saldırının ardından 4 yıl geçtiğini ve bu menfur eylemi kınadığını ifade ederek, terör kurbanlarının yakınlarına başsağlığı diledi.
“2023’te 350’nin üzerinde vatandaşımıza saldırı düzenlendiğini görüyoruz”
Batı ülkelerinde Türklere, Müslümanlara ve azınlık gruplara yönelen saldırıların 1980’li yıllardan bu yana artan bir ivmeyle devam ettiğini hatırlatan Eren, “Irkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve göçmen karşıtlığı bilhassa Avrupa’da alan kazanmaya devam ediyor.” dedi.
Eren, Federal Alman Hükümeti’nin Ocak 2023’te açıkladığı rapora göre, ülkede her yıl yaklaşık 22 bin aşırı sağcı saldırı gerçekleştiğini ve her 24 dakikada bir “aşırı sağcı suç” işlendiğini söyledi.
“Başkanlığımızca hazırlanan Yurt Dışındaki Türk Varlığını Hedef Alan Saldırılar Raporuna göre, yurt dışındaki vatandaşlarımıza 2018’de 174, 2019’da 253, 2020’de 389, 2021’de 316, 2022’de 274 ve 2023’te 350’nin üzerinde saldırı düzenlendiğini görüyoruz.” diyen Eren, bu artan saldırılarda aşırı sağın gizliden gizliye büyüyen ırkçı teşkilatlanmalarının önemli bir payı bulunduğunu aktardı.
Eren, Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı güncel problemlerin kaynağı olarak göçmenleri ve azınlık grupları işaret eden art niyetli anlayışın, maalesef ısrarla varlığını sürdürmeye devam ettiğini vurguladı.
Son dönemde Müslümanların, yaşadıkları ülkelerde adeta potansiyel tehdit unsuru olarak algılanmaya başladığına dikkati çeken Eren, bu durumun bir an evvel son bulmasını temenni ettiklerini aktardı.
Eren, şöyle devam etti:
“Birbirini anlayan, farklılıklara saygı gösteren, çeşitliliğin zenginlik olduğunu idrak eden, ayrıştırmayı ve ötekileştirmeyi reddeden bir Avrupa görmeyi hepimiz istiyoruz. Bu noktada dikkatle altını çizmek isterim ki, bu karamsar tabloyu elbette ki Avrupa toplumunun tamamına da teşmil etmiyoruz. Barış içinde bir arada yaşama kültürünü savunan ve buna her şartta sahip çıkan Avrupalıların çoğunlukta olduğunu biliyor ve onlara teşekkür ediyoruz.
Almanya’ya 60 yılı aşkındır her alanda önemli değerler katan, Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin başat aktörü olan Türk Diasporasının da her zaman yanında olduk ve olacağız.”
Irkçı saldırı sonucu 29 yaşında hayatını kaybeden Sedat Gürbüz’ün annesi Emiş Gürbüz, olayın yaşandığı günden bu güne kadar geçen 4 yılda her günü tek tek saydığını söyledi.
Gürbüz, saldırının Almanya için kapkara bir leke olduğunu, “Bu ırkçılık neden 40 yıldır devam ediyor? Neden durmuyor? Neden biz anne babalar, evlatlarımızı, kardeşlerimizi bu şekilde kaybediyoruz? Artık yeter, dursun. Kimse ağlamasın. Anne baba, evladını bu şekilde kaybetmesin.” diye konuştu.
AK Parti Osmaniye Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Yanık, İslam’ın masum bir insanın öldürülmesini bütün bir insanlığın ölümü olarak gördüğünü hatırlatarak, kötülüğün ve iyiliğin bulaşıcı olduğunu, kötülükle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
Yanık, 5-6 milyona yakın Türk vatandaşının Avrupa’da bulunduğunu belirterek, 2022’de Almanya’ya bir ziyaret gerçekleştirdiğini ve orada Türk vatandaşlarıyla bir araya gelip, oradaki vatandaşların problemlerine ilişkin çözüm üretmek üzere görüşmeler yaptığını söyledi.
Almanya’da yaşayan Türk toplumunun ülkeye ekonomik, sosyal ve kültürel katkıda bulunduğunu vurgulayan Yanık, “Türk toplumuna yönelik böylesi ırkçı saldırının hala devam ediyor olması; bizim açımızdan, Türk vatandaşları açısından, Türkiye açısından bir sorun ama Almanya açısından daha büyük sorun.” diye konuştu.
Hanau saldırısında olay yerine giden ilk gazetecilerden İsmail Erel ise olay anına ilişkin hatıralarını paylaştı.
Erel, 30 dakika içerisinde olay yerine ulaştığını belirterek, “Olayla ilgili çok fazla dezenformasyon vardı. Olayın Rus çete tarafından işlendiğine, PKK’nın terör saldırısı olduğuna dair bilgi kirliliği vardı. Polis ilk andan itibaren düzgün bilgi verseydi bu dezenformasyon oluşmazdı. Polis çok ketum davrandı.” dedi.
“Hanau, her türlü radikalizm ve ırkçılığa karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmakta”
Simon, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği Müsteşarı olarak Hanau’daki korkunç saldırının dördüncü yılı nedeniyle büyük üzüntü duyduğunu aktararak, “Bugün, derin bir şekilde hafızlarımıza kazındı ve bizlere o günü birlikte anmamız ve ortak hareket etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.” ifadelerini kullandı.
Hanau’daki saldırının münferit bir olay olmadığını, nefret suçlarındaki endişe verici gelişmelerin bir parçası olduğunu vurgulayan Simon, failin içine nefret ve ötekileştirme duygularının işlendiğini vurguladı.
Simon, “Hanau’da hayatını kaybedenler her türlü radikalizm ve ırkçılığa karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Kökeni veya dini ne olursa olsun tüm insanların barış ve güvenlik içinde yaşayabileceği açık ve kapsayıcı bir toplum için mücadele etmemiz büyük önem taşımaktadır.” dedi.
]]>Beşiktaş Sahili’nde geçtiğimiz 30 Haziran 2023 Cuma günü saat 22.20 sıralarında meydana gelen olayda motosikletle gelen kimliği belirsiz 2 şahıstan biri, iskelede arkadaşı Efe E. ile oturan Kamuran A.’ya (17) silahla ateş açmıştı. Saldırı sonucu 6 yerinden vurulan Kamuran A. yaralanırken, saldırganlar ise hızla uzaklaşarak kayıplara karışmıştı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesi sonrası yaralı Kamuran A. ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştı. Gencin hayati tehlikesi olmadığı öğrenilmişti. Olayın ardından polis ekipleri ve bekçiler olayın yaşandığı alanı şeritle kapatmış, olay yeri inceleme ekipleri ise saldırının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunmuştu.
“Bize ‘Abi mi oldunuz’ deyip sıktılar”
Öte yandan saldırı esnasında arkadaşının yanında olan ve yara almadan kıl payı kurtulan Kamuran A.’nın arkadaşı Efe E. ise yaşadıklarını anlatmıştı. Efe E., “Biz şurada duruyorduk. Arkadaşlarımız vardı. 2 tane motor geldi. Bize ‘Abi mi oldunuz’ dedi sıktılar bize. Arkadaşım vuruldu, yaralandı. Biz de korkudan yere yattık. Sonra polisler geldi zaten. Böyle oldu olay, 2 kişilerdi. Motoru süren ve normal. Şahısları tanımıyoruz. Kask vardı 2 tane. Kalçası, ayağı ve diz kapağından vuruldu. 3 kurşun yedi. İkisi içinden geçmiş bir tanesi içinde kalmış. Hastaneye kaldırıldı. Kendisi şu an ilk yardımda. Durumu iyi, kritik değil” ifadelerini kullanmıştı.
İskelede oturan iki gence kurşun yağdırdı
Yaşanan o dehşet anlarının güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, iki genç iskelede sohbet ettiği esnada motosikletle bekleyen kasklı iki saldırgandan biri silahını çıkartıyor. Saldırgan ardından gence ateş açarak adeta kurşun yağdırıyor. Arkadaşıyla beraber kaçmaya çalışan genç yerde yuvarlanırken, vatandaşlar ise panikle kaçışıyor. Daha sonra saldırganlar motosikletle uzaklaşıyor.
Beşiktaş Asayiş polisi kıskıvrak yakaladı
Öte yandan olayla ilgili çalışma başlatan Beşiktaş Asayiş Büro Amirliği polisleri, görgü şahitlerinin ifadesine başvurarak güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Çalışmalar çerçevesinde polis ekipleri, saldırganın olay öncesi geldiği ve olay sonrası gittiği güzergahlardaki kamera görüntülerine tek tek baktı. Tespit edilmemek için kask taktıkları, çalıntı ve plakasız motosikletle geldikleri belirlenen saldırganlar, polisin dikkati sayesinde kaskındaki çizgiler, ayakkabı ve üstlerindeki kıyafetlerden kimlikleri tespit edilerek adreslerinde kıskıvrak yakalandı. Evde yapılan aramada ise olayda kullanılan tabanca da ele geçirildi.
“Artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkınca ateş açmış
Gözaltına alınan saldırganlar, emniyette ifadelerinin alınması ve adli işlemlerinin yapılması sonrasında adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan saldırganlar, “kasten yaralama” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Saldırıya uğrayan gençle motosikletli saldırganın arasında “artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkması sonucu olayın gerçekleştiği bilgisine ulaşıldı. – İSTANBUL
]]>AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan adayı Yeniay’ın, 10 Şubat Cumartesi Kanarya Mahallesi’ndeki bir derneği ziyareti sırasında beyaz bir araçla olay yerine gelen kişilerce uzun namlulu silah ve tabancayla ateş açılmıştı. Saldırıda 32 yaşındaki bir kadın ağır yaralanırken, çevredeki bazı binalara ve araçlara da kurşun isabet etmişti. Yeniay seçim çalışması esnasındaki silahlı saldırıda yaşananlara ilişkin CNN Türk ekranlarında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Aziz YeniaySALDIRIDAN ÖNCE BİR KİŞİ UYARMIŞ
Yeniay, saldırı öncesi biri tarafından uyarıldığını ifade ederek, “Bir gün önceden bir cenaze çıkışında biri yanıma geldi, ‘Sizi öldürecekler, sizi uzun namlulu silahlarla tarayacaklar’ dedi. Tanıdığım, adını soyadını bildiğim biri. 20 senedir tanıdığım bir isim. Dedim ki; ‘Nereden aldınız bu bilgiyi?’ Şöyle cevap verdi; ‘Bozkırlar Kafe İSKİ’nin yanında bulunuyor. Oradaki 5 şahıs yakın zamanda cezaevinden çıktı. Geçmişte çok büyük bir iyilik yapmışsınız. Sokaklardaki biri sizi çok seviyor. Dedi ki bana, Aziz Başkan’a ulaş. Falan şirketteki falan kişi kendi aralarında konuşurken bir siyasetçi ile 2 saat toplantı yaptılar. Oradaki falan kişi oradakilerin konuşmasına şahit olmuş seni vuracaklar.'” dedi.
“BANA, ‘SENİ VURACAKLAR BAŞKANIM’ DEDİ”
Yeniay, açıklamasına devam ederek, “Israrla beni bırakmadı sonra şunları söyledi; ‘Terör örgütleri torbacıları kullanılacak. Roketle bile saldırabilirler.’ Ben de dedim ki; ‘Seni severim ama biraz makul olmak gerekiyor.’ O da bana, ‘Başkanım lütfen Kanarya Mahallesi’ne gitmeyin.’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“DOĞRUSUNU SÖYLEMEK GEREKİRSE CİDDİYE ALMADIK”
Saldırının olduğu günkü seçim çalışmasıyla ilgili bilgi veren Yeniay şunları kaydetti:
“Bizim programlarımız birkaç gün önceden bellidir, duyurulur. Teşekkür ettim ama çok ciddiye almadım. İlgili şahsı aradım tekrar. Dedim ki; ‘İsim veriyorsun, siyasetçinin ismini veriyorsun. 2 tane firmadan bahsediyorsun. Niye böyle bir ilişkiye girsinler ki? Ben bu insanları tanımam etmem.’ Bunun üzerine, ‘Sana yalvarıyorum Başkanım’ dedi defalarca. Ben telefonu kapattım, doğrusunu söylemek gerekirse yine ciddiye almadık. Ertesi gün saat 16.00 civarında Kanarya’da Mardinlilerin bir ilçe derneğinde tanıtım yapacağız. Biz konuşmamızı yaptık. Oturma yerimiz kapının hemen girişindeydi. Güvenlik olarak en zayıf yerde oturuyoruz şimdi düşününce. İçerideki konuşmam bitti, artık çıkacağım. O esnada dikkatimizi çeken bir şey oldu. İçerdeki 2-3 kişi benim programım bitti değince dışarı çıktılar.”
İBB BAŞKANI İMAMOĞLU’NUN AÇIKLAMALARINDA TEPKİ
“Bir sonraki gün de birçok gariplik oldu.” diyen Yeniay, şunları söyledi: “Arkadaşlarımızdan bir tanesi vurulan kızımızın yanına gitti ilk müdahaleyi yaptı. Tabi ateş nereden açıldı bilmiyoruz, bekliyoruz. Dernek başkanı çıktı çok rahat bir şekilde içeri girdi. Dedi ki ‘Bu bize karşı bir şey değil. Adli bir saldırı, endişe edecek bir şey yok.’ Daha biz alandayız sahadan çıkmadan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan ‘Bu siyasi bir şey değildir’ açıklamaları geldi. Daha devlet olay yerine intikal etmemiş, savcı gelmemiş. ‘Siz nereden anladınız bunun adli bir mesele olduğunu? Bu beyanatı verenler; Devletin, emniyetin bilmediği bilgiyi nereden öğreniyorsunuz, size bu bilgiyi kim veriyor? Amacınız ne?’ diye soru sorduk. Sizin aracılığınız ile bir kez daha soruyorum. ‘Ne yapmak istiyorsunuz, nereye yönlendirmek istiyorsunuz, hedef mi şaşırtmak istiyorsunuz?'”

“İMAMOĞLU’NA, ‘SİZ SİNİRLİ HALİME HENÜZ DENK GELMEDİNİZ’ DEDİM”
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun saldırı sonrası açıklamalarına değinen Yeniay, “Saldırı basitse kimin yaptığını açıklasınlar. ‘Aydınlatın bizi’ diyorum İlçe Belediye Başkanı ve Büyükşehir Belediye Başkanı’na. Ben telefonda konuştuğumda çok net olarak sordum. Herkesin haddini bilmesini gerektiğini de sordum. Ben gergindim ama beyefendi çok rahattı, ‘Biz medeni insanlarız’ ifadelerini kullandı. Ben kendisine ‘Henüz sakinim, siz sinirli halime henüz denk gelmediniz. Tavsiye de etmem’ dedim.” ifadelerini kullandı.
“BENİ UYARAN KİŞİ DAHA SONRA BENİ ARAYIP YARDIM İSTEDİ”
Yeniay konuşmasının devamında şunları kaydetti: “Bizdeki, savcılıktaki, emniyetteki kanaat bunun bize karşı bir terör saldırısı olduğu yönünde. Aynı kişi beni bugün telefonla aradı ve ‘Benim ülkeyi terk etmem gerekiyor. Beni ortadan kaldıracaklar.’ dedi. ‘Bana yardım edin.’ dedi. Evham da yapıyor olabilir.”

AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan Adayı Aziz Yeniay, 10 Şubat Cumartesi günü Kanarya Mahallesi’ndeki seçim çalışmaları sırasında gerçekleşen silahlı saldırıya ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Halkalı’da bulunan bir otelde basın mensuplarıyla bir araya gelen Aziz Yeniay, hem saldırı günü yaşananlarla ilgili hem de projelerine ilişkin konuştu. Cumartesi günü yaşanan olayın bir tesadüf olmadığını belirten Yeniay, olayın terörle bağlantısı olduğunu savundu.
“Bu bir organize suç örgütü girişimidir”
Olaya ilişkin konuşan AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan Adayı Aziz Yeniay, “Çok açık söylüyorum. Bu bir terör saldırısıdır. Bu bir organize suç örgütü girişimidir. Bu planlı eylemdir. Ancak seçildiği yer seçildiği mekan zaman dilimi belki de hedef şaşırtmak da isteyen bir görüntü arz ediyor olabilir. Bütün bunların hepsi şu anda savcılığımız ve emniyet müdürlüğümüz tarafından titizlikle incelenmekte. Gerek emniyet birimlerimizin gerekse de Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanaati ve benim kanaatim olayın tamamen planlı bir terör girişimi ve tamamen bize gelecektir” diye konuştu.
“Hiç kimseyle husumetim ve alacak verecek davam yok”
Hiç kimseyle bir husumetlerinin olmadığını anlatan Yeniay, “Diyorum ki, bizim bölgede hiç kimseyle bireysel bir husumetim söz konusu değil. Alacak verecek hiçbir şey söz konusu değil. Bu tamamen ve tamamen siyasi bir figüre, bir yerel belediye başkanı adayına ve bir siyasi kimliğe karşı yapılmış olan bir terör girişimidir. Tabii bu arada başka da şeyler oluyor. Bütün bu tesadüfler yan yana art arda geliyor. Garip bir şekilde, Bir başka gariplik de şu henüz daha salonun içerisindeyiz, ki dışarıda gerekli güvenlik oluşturulana kadar silahın nereden patladığını bilmiyoruz. Sokaktan mı, binalardan mı? Çünkü sokak arasındayız. Güvenlik tedbirlerin alınmasını beklerken birkaç dakika daha geçmeden dernek başkanımız hemen bir dışarı çıktı, içeri girdi. ‘Arkadaşlar rahat olun. Bu bize yönelik bir saldırı değildir, bu adi bir olaydır’ dedi. Şaşırtıcı bir bilgi oldu. Çünkü henüz daha emniyet gelmedi, güvenlik tedbiri almadı, kişiler belli değil, olay belli değil ama hangi olay olduğu, belli oldu” dedi.
“Hemen iki siyasi figür, belediye başkanları peş peşe açıklama yaptılar”
İmamoğlu’nun açıklamasına da değinen Yeniay, “Akabinde hemen iki siyasi figür, belediye başkanları peş peşe açıklama yaptılar. Efendim bu olay siyasi bir olay değildir. Şahsa yönelik bir saldırı değildir. Bu tamamen adi bir olaydır. Dedim ki ‘henüz daha bir olay yerindeydi. Alanı terk etmedik. Devletin bilmediği elinin bilmediği ilgili otoritelerin henüz daha konuya mahsus olmadığı bir noktada faillerle ilgili hiçbir bilgi olmadan siz bu bilgiyi nereden aldınız? Kulağınıza kim fısıldadı ya da ne yapmak istiyorsunuz? Ne yöne hedefi şaşırtmak istiyorsunuz’ diye bir dizi soru sordum. ve gerçekleri de merak ediyorum hala merak ediyorum. Başta İstanbul’u yöneten şahsiyet dahil olmak üzere bu kadar kısa süre içerisinde sizleri kim aradı da bu eylemin gerçekleştirdiği noktasında bilgi sahibi olup böyle bir kanaate ulaştı. ya da kimler bu bilgiyi kendisinde sufle etti? ya da ne yapmak istiyor?” şeklinde konuştu.
“Terörle birlikte bir tiyatro oynanıyor”
Olayın direkt kendisine yönelik bir terör saldırısı olduğunu savunan Yeniay, “Arkadaşlar bir tiyatro oynanıyor. Bu tiyatro terörle oynanıyor. Çok tehlikeli bir araçlar kullanılıyor. ve terörün arkasındaki aktörlerin ciddi manada gerek bizler gerek kamuoyu merak etmektedir. Bu bir organizasyon ve aktör olarak sokaktakilerden farklı farklı gruplara varıncaya kadar pek çok aktör kullanılmıştır. Bunlardan henüz daha bildiğim kadarıyla 26’sı yakalandı. 16’sı tutuklandı, 4’ü serbest bırakıldı, ki bunlardan dört tanesinin de çocuk olduğunu öğreniyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>ÇAĞLAYAN ADLİYESİ’NE TERÖR SALDIRISI
Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın C kapısında bulunan polis kontrol noktasına 6 Şubat tarihinde silahlı terör saldırısı düzenlenmiş, polislerin karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada DHKP-C’li teröristler Emrah Yayla ve Pınar Birkoç öldürülerek etkisiz hale getirilmişti. Olayda 3’ü polis memuru 6 kişi yaralanırken, Dilfıraz Karataş isimli bir vatandaşın ise hayatını kaybettiği belirtilmişti. Olaya ilişkin yakalanarak gözaltına alınan 96 şüpheliden 48’i tutuklanırken, 48’i ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

4 ŞÜPHELİYE YAKALAMA KARARI
Olaya ilişkin yürütülen soruşturmada yeni detaylar ortaya çıktı. Soruşturma çerçevesinde, saldırı eyleminin talimatını verdikleri ve DHKP/C silahlı terör örgütünün merkez komite üyesi oldukları öne sürülen firari şüpheliler Fehriye Erdal, Zerrin Sarı, Seher Demir ve Musa Aşoğlu hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
BİR KISIM GÖREVLİLERİ REHİN ALARAK MANİFESTO OKUYACAKLARDI
Öte yandan hakimlik sevk yazısında, örgütün yönetici kadrosu tarafından verilen talimat doğrultusunda Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un adliyeye silahlı bir şekilde girerek yanlarında getirdikleri malzemelerle daha önce duruşma bahanesiyle içeri giren ve eylem için hazır bekleyen Elif Ersoy, Diyar Ersoy, Necla Birkoç ve Ercan Güneş’in yardımıyla bir kısım görevlileri rehin almak amacında oldukları, yakalamamaları için sahte bomba görünümü verilmiş düzeneklerle içeriğinde bir takım hukuksuz talepler içeren manifestoyu okuyacakları da öğrenildi. Ayrıca sevk yazısında, taleplerinin kabul görmemesi durumunda rehin aldıkları kamu görevlilerine sözde cezalandırma eylemi yapacakları da belirtildi.

FAHRİYE ERDAL, SABANCI SUİKASTI DAVASININ FİRARİ SANIĞI OLARAK YER ALMIŞ
Öte yandan, Fehriye Erdal’ın, Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Toyotasa Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Nilgün Hasefi’nin 1996’da öldürülmesine ilişkin kamuoyunda ‘Sabancı suikastı davası’ olarak bilinen davada ‘firari sanık’ olarak yer aldığı, 17 Mayıs 2017’de ise dosyasının ayrıldığı öğrenildi.
Öldürülen terörist Pınar Birkoç NE OLMUŞTU?
İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına 6 Şubat’ta silahla ateş açan 2 terörist ölü ele geçirilmiş, Dilfiraz Karataş hayatını kaybetmiş, 3’ü polis 6 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 96 şüpheliden 14’ü “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “nitelikli kasten öldürme”, 33’ü “silahlı terör örgütüne üye olma”, 1 şüpheli ise “örgüte yardım etme” suçundan tutuklanmıştı. 48 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Öldürülen terörist Emrah YaylaSaldırgan Pınar Birkoç’un, olay günü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde duruşmada yargılanan kardeşi Necmiye Birkoç hakkında da eylemle irtibatlı olduğu değerlendirilerek “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan tutuklama kararı verilmişti.
Saldırı sonrasında sosyal medya hesaplarından provokatif paylaşımlar yaptığı tespit edilenlerle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 6 şüpheliden 5’i tutuklanmıştı.
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Oda’nın Şubat ayı Meclis toplantısında yaptığı konuşmada iş dünyasındaki gelişmeleri değerlendirdi. Avdagiç, “Faiz artışı dezenflasyon sürecinin en etkili silahı, ancak yegane silahı da değil. Para politikasındaki sıkılık, maliye politikasıyla desteklenmediği sürece, enflasyonla mücadele programı sınırlı kalabilir. Bu nedenle para ve maliye politikasının uyumuna ve bu uyumu destekleyecek yapısal reformlara önem verilmeli” ifadelerini kullandı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığı’na atanan Fatih Karahan’a başarılar dileyen Avdagiç, “Biz Sayın Karahan’ın başkanlığında Merkez Bankası’nın ülkemize ve iş dünyamıza kalıcı kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz. Merkez Bankası’ndaki başkanlık değişim süreci, yanlış anlamalara meydan vermeyecek şekilde doğru bir iletişimle yönetildi. Başkan değişikliğinin politika değişikliği ile ilişkisinin bulunmadığı yönündeki kararlılık beyanları, piyasalara güven verdi” dedi.
“Terör saldırılarının birbiri ardına gelmesinin rastlantı olmadığı çok açık”
Avdagiç, Meclis konuşmasında son dönemde gerçekleştirilen terör saldırılarına da dikkat çekti. Avdagiç, “Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirilen terör saldırısını lanetliyorum. Sarıyer’deki Santa Maria İtalyan Kilisesi’ne yönelik saldırıyı telin ediyorum. Bu olaylar, Fatih Camii imamına saldırı ile başlamıştı. Bütün ülkemizin huzurunu hedef alan saldırıların birbiri ardına gelmesinin rastlantı olmadığı çok açık” ifadelerini kullandı.
Avdagiç, “İş dünyası olarak şunun altını çizmek isterim. Terör örgütlerini maşa gibi kullanıp, Türkiye’de kaos oluşturmak isteyenler, bunu asla başaramayacaklar. Dün olduğu gibi bugün de teröristlere karşı kenetlenip bir ve beraber olacağız, hedeflerine ulaşmalarına asla izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin büyüklüğü ve milletimizin kararlılığının bu saldırıları akim bırakacağından zerrece şüphem bulunmuyor” dedi.
“Seçilecek her belediye başkanından, beldelerini depreme hazırlamalarını bekliyoruz”
6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin birinci yılının geride kaldığını kaydeden Avdagiç, “Milletimizin ve devletimizin gayretiyle bölgemiz yeniden imar edilmeye başlandı. Bunun somut sonuçlarını ilk etap deprem konutlarının teslim törenlerinde gördük. Açılan kamu hizmet binalarında gördük. Bu illerimizin hepsi, tahmin edilenden daha kısa sürede ayağa kalkacak, imarıyla olası depremlere karşı bizim iftiharımız olacak” diye konuştu.
‘İstanbul ve depreme hazır olma’ konusunun üzerinde ısrarla durduklarını vurgulayan Şekib Avdagiç, “31 Mart’ta Mahalli Seçimler yapılacak. İş dünyası olarak, hangi partiden olursa olsun, seçilecek her belediye başkanından; Türkiye’nin deprem bölgesinde olduğu gerçeğini unutmadan, beldelerini depreme hazırlamalarını, bu yöndeki tedbirleri hayata geçirmelerini istiyor ve bekliyoruz. Bir deprem ülkesi olan Türkiye’de depreme karşı hazırlıklı olmadan gerçek anlamda “sürdürülebilir bir kalkınmanın” mümkün olmayacağının altını bir kez daha çiziyorum” dedi.
Avdagiç, İstanbul’da, bütün yerel yöneticilerin deprem teyakkuzu içinde olmaları gerektiğini vurguladı. Avdagiç, şöyle devam etti: “İstanbul’da yasal olarak belediye teşkilatının kurulduğu 1855 yılından beri belediyelerimiz ‘belde halkını koruyup huzur ve sükün içinde yaşatma’ göreviyle vazifelendirilmiştir. 2024 yılında da belediyelerimizden ve başkanlarımızdan aynı şeyi yani deprem teyakkuzu içinde olmalarını istiyoruz.” – İSTANBUL
]]>İstanbul’da DHKP/C’li teröristlerin adliye önündeki polis kontrol noktasına saldırarak bir vatandaşın şehit edilmesi, 3 polis ve 3 vatandaşın yaralanmasına ilişkin soruşturma sürüyor.
AA muhabirleri, terör örgütü DHKP/C üyesi Pınar Birkoç ve Emrah Yayla tarafından adliyeye yönelik gerçekleştirilmek istenen ancak devriye görevi yapan polisin hareketlerinden şüphelenerek kimlik sorması üzerine iki saldırganın polislerle vatandaşlara ateş açmasıyla son bulan eylemi derledi.
Teröristler 5 dakikada etkisiz hale getirildi
Buna göre adliye binasının karşısındaki metrobüs üst geçidinin önünde 11.35’te polis ekiplerinin dikkati çeken 2 terörist, şüpheli görülmeleri üzerine durdurularak GBT sorguları yapılmak istendi.
Bu sırada panikleyerek polislere biber gazı sıkıp kaçan 2 saldırgan, adliye binasının ana giriş kapısının karşısındaki meydana doğru ateş ederek koşmaya başladı.
Terörist Emrah Yayla, meydana ulaştığında burada bulunan polis kontrol noktasına silahla ateş etmeye devam etti.
Polisle çatışmaya giren ve hedef gözetmeksizin ateş eden Yayla, 11.39’da başından vurularak etkisiz hale getirildi.
Peşinden meydana koşarak gelen diğer terörist Pınar Birkoç da elindeki çantayı yere atarak polislere ateş etmeye başladı.
Polis ekiplerince açılan ateş soncu Birkoç da 11.40’ta başından vurarak etkisiz hale getirildi.
Bu sırada meydanda bulunan 4 vatandaş ile 3 polis memuru, isabet eden kurşunlar nedeniyle yaralandı. Akrabasının mevlidine gitmek için sabah evinden çıkan ve saldırıda yaralanan Dilfiraz Karataş kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Silahlı saldırı anında adliye önündekiler, bina içerisine kaçarken, adliye içindekiler de yere yattı.
Terör saldırısının ardından olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.
Çantada plastik kelepçeler ele geçirildi
Adliyenin meydan yakınında bulunan C kapısı kapatılırken, polis ekiplerince binanın çevresinde yoğun güvenlik önlemi alındı. Ayrıca, polis helikopteri de önlemlere havadan destek verdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ile Başsavcı vekili Mehmet Yılmaz 11.47’de saldırının gerçekleştiği alanda inceleme yaptı.
Kadın teröristin meydana bıraktığı şüpheli çantada, bomba imha uzmanları tarafından yapılan incelemede içeriği henüz belirlenemeyen bir düzenek, plastik kelepçeler, 48 mermi ve örgütsel doküman bulundu.
Saldırı sırasında adliyede teröristin ablasının örgüt davası görülüyordu
Saldırının ardından çalışma başlatan polis, olayda öldürülen Pınar Birkoç’un ablasının İstanbul Adliyesi’nde “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan duruşmasının olduğunu belirledi.
Bunun üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne giden ekipler, tutuklu sanık Necmiye Birkoç ile duruşmaya izleyici olarak katılan diğer kardeşi ve bazı kişileri 12.05’te gözaltına aldı.
Olay yeri inceleme ekipleri 12.12’de adliye çevresinde çalışma başlatıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca terör saldırısıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, terör örgütü DHKP/C üyelerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti veya duruşma savcısını hedef alınıp almadığına yönelik çalışma sürüyor.
Çatışmanın izleri demir korkuluklarda
Öte yandan, saldırganlarla polis arasındaki çıkan çatışmanın şiddeti, demir korkuluklara isabet eden kurşun izleriyle gün yüzüne çıktı.
Olay yeri inceleme ekiplerinin tebeşirle daire içine aldıkları kovan yerlerinin, adliye binasına çok yakın mesafede olduğu görüldü.
Çok sayıda polisin devriye attığı alanda, güvenlik üst seviyede tutulmaya devam ediyor.
Saldırganlar hakkında çeşitli davalar açılmıştı
Saldırıda öldürülen teröristlerden Emrah Yayla, 23 Kasım 2021’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava kapsamında 21 Haziran 2023’te 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Hakkında ikametine en yakın karakola imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbirleri uygulanan Yayla’nın dosyası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderildi.
Adana’da 2007 yılında yakalanan Yayla, sırt çantası ve arabasında bomba yapımında kullanılan düzenekler ve patlayıcı maddeler ele geçirilmesi üzerine hakkında açılan dava kapsamında 14 yıl cezaevinde kaldıktan sonra salıverildi.
Ardahan’da 1998 yılında doğan diğer terörist Pınar Birkoç ise terör örgütü DHKP/C üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılandığı davada yaklaşık 6 yıl tutuklu kaldıktan sonra Şubat 2022’de tahliye edildi.
]]>NETANYAHU: SAVAŞ RUHUNUZDAN GERÇEKTEN ETKİLENDİM
İsrail Gazze’de insanlık dışı saldırılarına devam ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu’dan bir açıklama daha geldi. İsrail Başbakanlık Ofisine göre Kudüs’ün batısındaki Latrun bölgesinde askerlerle buluşan Başbakan Netanyahu burada açıklamalarda bulundu. Başbakan Netanyahu askerlere hitaben “Savaş ruhunuzdan gerçekten etkilendim.” diyerek, komutanlarla görüştüğünü söyledi.
“HAMAS’A KARŞI KESİN ZEFER BİZİM SİYASETİMİZİN ÖZÜDÜR”
Netanyahu, “Birkaç gün önce komutanlarınıza söyledim. Üzerinde iki kelime olan bir şapka aldım: Kesin zafer. Bu bizim siyasetimizin özüdür. Hamas’a karşı kesin zafer.” ifadelerini kullandı. İsrail’in güvenliği için “kesin zaferin hayati öneme sahip olduğunu” savunan Netanyahu, bu şekilde “yeni tarihi barış anlaşmaları yapılacağını” ileri sürdü.

“ÖLÜMCÜL BİR DARBE OLACAKTIR”
Netanyahu, “Kesin zafer İran, Hizbullah, Husiler ve elbette Hamas dahil şer eksenine karşı ölümcül bir darbe olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Likud Partisi’nin İsrail Meclisi’ndeki (Knesset) haftalık toplantısında da konuşan İsrail Başbakanı Netanyahu, 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik saldırılara ilişkin açıklamalarda bulundu.
“GAZZE’DE SAVAŞ AYLAR SÜRECEK”
Netanyahu,”Amacımız Hamas’a karşı kesin bir zafer. Hamas lider kadrosunu öldüreceğiz, bu nedenle Gazze Şeridi’nin her bölgesinde aktif olmaya devam etmeliyiz.” ifadelerini kullandı. Hamas’ın lider kadrosu öldürülmeden saldırılarının nihayete ermemesi gerektiğini savunan başbakan Netanyahu, “Savaş o zamandan önce bitmemeli ancak yıllar değil, aylar sürecek.” dedi.
“HAMAS’IN KABUL EDİLEMEYECEK TALEPLERİ VAR”
Gazze’de tutulan İsrailli esirlere değinen Netanyahu, onların eve dönmesi için çaba harcamaya devam edeceklerini ancak “Hamas’ın kabul edilemeyecek talepleri olduğunu” açıkladı.
İsrail Başbakanı Binyamin NetanyahuTOPLANTIYA İSRAİLLİ ESİRLERİN AİLELERİ ALINMADI
Times of Israel gazetesinin haberinde, Gazze Şeridi’nde esir tutulanların yakınlarının Likud Partisi haftalık toplantısına alınmadığı belirtildi. Haberde, düzenli olarak aylardır Knesset’te esirlerin serbest bırakılması için lobi yürüten esir yakınlarının, haftalardır toplantıya girmek için çabaladıkları aktarıldı.
“LİKUD BUGÜNE KADAR BİZİMLE GÖRÜŞMEYEN TEK PARTİ”
İsrail merkezli Walla haber sitesine konuşan, kuzeni Gazze’de esir tutulan Gil Dickmann, “Likud bugüne kadar bizimle görüşmeyen tek parti.” açıklamasında bulundu. Dickmann, “Bizimle görüşeceklerini umuyorduk ancak onlar bunu yapmamak için sebepler aramaya devam ediyorlar.” dedi.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI KORKUNÇ BOYUTLARDA
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bini çocuk, 8 bin 190’ı kadın olmak üzere 27 bin 478 Filistinli öldürüldü, 66 bin 835 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 225’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 562 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 381 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 30 Lübnanlı sivil ve 181 Hizbullah mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 10 İsrail askeri öldü.
]]>Ülkenin en büyük gazetesi Corriere della Sera haberi baş sayfasından “İtalyan kilisesine saldırı. İstanbul’da terör ve bir ölü” başlığıyla verdi. IŞİD’in saldırıyı üstlendiğini vurgulayan gazete, iki kişinin gözaltına alındığını da yazdı.
Corriere della Sera, Katolik derneği Sant’Egidio’nun kurucusu Andrea Riccardi tarafından kaleme alınan bir analize de baş sayfasından yer verdi. Riccardi’nin yazısı, “Katolik azınlık ve dini şiddet döneminin dönmesi korkusu” başlığıyla yayımlandı.
Riccardi, Gazze’de yaşananların “düşmanlıkları körüklemiş olabileceğine” dikkat çekerek şöyle yazdı:
“Türk Hristiyanları Avrupalılar veya Amerikalılarla özdeşleştirmek saçma olsa da, ‘küresel nefretin’ basitleştirilmesi oyunlarıyla kolaylaştırılıyor. Bu ilk kez olmuyor. Savaşın damgasını vurduğu bir dünyada, absürt bir şekilde düşmanın ileri karakolu olarak görülenlere karşı nefret büyüyor, söz konusu az sayıda inanana sahip küçük bir kilise olsa bile.
“Hristiyanların huzuru yerinde değil. Türkiye’de, zaman zaman kimin girdiğini görmek için kilisenin kapısına endişeyle baktıklarını fark ettim. Dünyanın bazı yerlerinde pazar günü ayine gitmek riskli.”
Corriere della Sera, Katolik Kilisesi’nin Türkiye’deki en üst düzey yetkililerinden Anadolu Havarisel Vekilli Piskopos Paolo Bizzeti ile bir söyleşi de yaptı. 2010’da İskenderun’da öldürülen Luigi Padovese’nin yerine 2015’te atanan Bizzeti, dünkü saldırıyla ilgili şöyle konuştu:
“Nedenleri hala net değil, ancak bir kilisede silahlı saldırı düzenlenmesinin ciddi olduğu ve Orta Doğu’da hoşgörüsüzlük ve bölücülük alevlerinin yıllardır körüklendiği bir gerçek.”
Bizzeti, saldırının beklenen bir şey olup olmadığı sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Piskoposluk görevimin başlangıcında ciddi riskler vardı. Son yıllarda ise Türkiye’de durum tamamen huzur içinde olmasa da aslında oldukça sakinleşmişti. Ancak daha geniş bir bağlamda bakarsak, tüm bölgeyi etkileyen şiddet dalgasının etkilerinin olacağına şüphe yok. Şiddet şiddeti doğurur ve bir süre sonra istisnasız herkesi etkiler.”
Gazetenin “Laikliğin aşınması Hristiyanların gündelik hayatını kötüleştirdi mi?” diye sorması üzerine de Bizzeti, Türkiye’de ‘din özgürlüğünden ziyade ibadet özgürlüğüne’ sahip olduklarını belirtti. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi gibi eylemler ve bu tartışmaların etkisiyle ilgili olarak da şunları söyledi:
“Mevcut hükümetin, bir dizi talebi iyi bir diyalogla karşılama çabası içinde olduğunu söylemeliyim. Ama şu da bir gerçek ki, Türkiye’de de toplumun bir kesimi daha fazla özgürlük ve çoğulculuk isterken, bir başka kesimi kökten dinci bir eğilime sahip ve daha güçlü bir zorunlu İslamlaşma isteyenlerin sayısı da az değil.
“Çoğulculuk ve gerçek dini özgürlük, olumsuz yan etkileri engeller. Alevleri körüklemek, zayıf ve dengesiz durumdakilerin İstanbul’daki gibi eylemleri gerçekleştirdiği bir ortam yaratıyor.
Savaş ve İslamofobi etkisi
Il Messaggero gazetesi de Katolik Kilisesi’nin İstanbul Apostolik Vekili Piskopos Massimiliano Palinuro ile bir söyleşi yaptı. Söyleşi, “Bunlar savaşın ve Avrupa’daki İslamofobinin zehirli meyveleridir” başlığıyla yayımlandı.
Palinuro, “Maalesef Gazze’deki savaşla hava çok ısındı” dedi ve henüz İstanbul saldırısıyla ilgili net bilgilere sahip olmasalar da geniş kapsamlı bir analiz yapılabileceğini söyledi:
“Bir tarafta alevler içinde olan Orta Doğu var, bu bir detay değil. Öte yandan Avrupa’da son yıllarda İslamofobi arttı. Bu iki faktör birleştiğinde zarar verir. Batı’da Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlükle kendini gösteren her İslamofobik eylemin bölgemizde çok büyük yansımaları oluyor. Meydanlarda Kur’an yakılması, çirkin karikatürlerin yayınlanması veya inançlarına aykırı diğer olaylar gibi…Bazı İslamofobik ifadelerin, Müslüman çoğunluğun olduğu yerlerde yarattığı yankıyı Batı’da açıklamak zor.
Kilisenin İtalya bağlantısı
Gazete İtalyan din adamı Palinuro’ya, “Cinayetin bir İtalyan kilisesinde gerçekleşmiş olması, İtalya’nın radikal İslam’ın hedefinde olduğu anlamına mı geliyor? ” diye de sordu. Palinuro bu soruyu yanıtlarken söz konusu kilisenin İtalya ile doğrudan bir bağlantısı olmadığını da vurguladı:
“Hayır, bununla hiçbir ilgisi yok. Bunu kategorik olarak ihtimal dışı bırakıyorum. Ayrıca bu kilise İtalyan olarak tanımlanıyor ama esasında İtalya ile ilgisi yok. Evet, zamanında İtalyan rahipler tarafından kurulmuştu ama bugün Romanya’dan rahipler tarafından yönetiliyor.”
Palinuro, böyle bir saldırıyı beklemediklerini ve bu olay sonrası tüm Hristiyan topluluklarında endişenin artmasının kaçınılmaz olduğunu da vurguladı. “Geçmişte Türkiye’nin Anadolu gibi başka bölgelerinde de korkunç olaylar yaşanmıştı” diyen Palinuro, “Ama açık, uluslararası, kozmopolit, misafirperver, çoğulcu bir şehir olan İstanbul’da böyle bir şey yaşanmamıştı” diye ekledi.
Yerel seçim vurgusu
La Stampa gazetesi ise haberi “İstanbul’da İtalyan kilisesine saldırı: Bir ölü. İki saldırgan yakalandı” başlığıyla duyurdu. Haberde, “Saldırı kabusu 6 yıl sonra Türkiye’ye geri döndü” denildi. Gazete, “Türkiye’de Mart ayı sonunda yapılacak yerel seçimler dikkate alındığında güvenlik konusu yeniden merkezi hale gelebilir” diye yazdı.
Libero, “IŞİD İstanbul’da ayin sırasında öldürdü” başlığını kullandı ve alt başlıkta “Türkiye’de Hristiyanlar, özellikle de Katolikler bir kez daha saldırı altında” dedi.
Gazete ‘inanç şehitleri’ diye andığı İtalyan rahip Andrea Santoro’nun 2006’da Trabzon’da, Monsenyör Luigi Padovese’nin de 2010’da İskenderun’da öldürüldüğünü hatırlattı. Haberde, “Geçen ay Türk polisi, ‘İstanbul’daki kilise ve sinagoglara yönelik saldırı planları’ hazırlamakla suçlanan yaklaşık otuz şüpheli IŞİD üyesini tutuklamıştı” bilgisi de paylaşıldı.
Il Giornale de saldırının İtalya tarafında yarattığı kaygılara odaklanan bir haber yayımladı. İtalya hükümetinin, ‘Batı’nın ibadet mekanlarında hedef alınmasından’ endişe ettiğini yazdı.
]]>Sarıyer Huzur Mahallesi’nde dün saat 04.45 sıralarında meydana gelen olayda müzikhole gelen bir grup, hem silahlı oldukları hem de taşkınlık çıkarttıkları gerekçesiyle çalışanlar ve müzikhol sahibi Ayhan E. tarafından dışarıya çıkarılmıştı. Yaşanan kavga sonrası grup olay yerinden ayrılmış, yaklaşık 15 dakika sonra gelen bir şahıs mekan sahibi Ayhan E. ile tartışıp ayrılmıştı.
CAN PAZARI ORTAYA ÇIKTI
Konuşmadan yaklaşık 1 saat sonra motosikletle gelen kasklı 2 saldırganın müzikholün önündekilere ateş açması sonucu 2’si polis 5 kişi yaralanmış, ağır yaralanan bir kişi ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Yaşanan bu silahlı saldırının en net güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, ilk olayın ardından gelen polis ekipleri çalışanlarla konuştuğu esnada saldırganlar ateş açıyor. Saldırıda iki polis ve 3 kişi yaralanarak yere düşüyor. Bir polis memuru ise saldırganlara ateş açarak karşılık veriyor. Olayda can pazarının yaşandığı görülüyor.
MEKANDAN ÇIKARILDIKTAN 1 SAAT SONRA GERİ DÖNEREK ATEŞ AÇTI
Diğer yandan olayla ilgili geniş çaplı çalışma başlatan polis ekipleri, müzikhol sahibi Ayhan E.’nin ifadesine başvurdu. Ayhan E. ifadesinde, saat 02.50 sıralarında 5 şahsın mekana geldiğini ve masaya oturduğunu, içeride taşkınlık çıkartmaları ve silahları oldukları gerekçesiyle 03.30 sıralarında dışarıya çıkartmak istediklerini, kavga sonucu ise grubu çıkarttıklarını söyledi. Olaydan 15 dakika sonrası ise “Mami” lakaplı bir şahsın geri gelerek kendisiyle konuştuğunu ifade eden Ayhan E., şahsın ayrılmasından yaklaşık 1 saat sonra “Mami” lakaplı şahıs ve arkadaşlarının olduğunu düşündüğü şahısların mekanın önüne gelerek ateş açtığını söylediği öğrenildi.
SALDIRGANLARDAN BİRİ TESPİT EDİLDİ
Olayla ilgili çalışmalarını derinleştiren polis ekipleri, olayı gerçekleştiren şahıslardan birinin Musa Y. olduğunu belirledi. Ayrıca iki saldırganın plakasız motosikletle geldikleri, siyah şapkalı yeşil kıyafetli oldukları tespit edildi. Saldırganları yakalama çalışmalarını sürdürdüğü öğrenildi. Ayrıca yaralılardan Suat T.’nin “ateşli silahlar kanununa muhalefet” ve “genel güvenliği kasten tehlikeye sokma” suçlarından çok sayıda kaydı olduğu ortaya çıktı. Suat T.’nin 26 Temmuz 2022 tarihinde aynı mekana silahlı saldırıda bulunan motosikletli şahısların arkasından silahla karşılık verdiği, kurşunların ise işyerlerine isabet ettiği bilgisine ulaşıldı.
KİMLİKLERİ BELLİ OLDU
Yaşanan saldırıyla ilgili yaralanan ve ölen kişilerin kimlikleri de ortaya çıktı. Saldırıda yaralanan memurların ilk olayın ardından araştırma için müzikholün önüne gelen Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği’nde görevli olan memurlar D.T. ve E.A.K. olduğu öğrenildi. Bacaklarından vurulan memurların ambulansla kaldırıldığı Şişli Okmeydanı Prof Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi ve Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gördükleri, hayati tehlikelerinin ise bulunmadığı bilgisine ulaşıldı.
TAKSİCİ HASTANEDE HAYATINI KAYBETTİ
Diğer yaralılardan Hasan Işık S.’nin de bacağından yaralandığı ve iki vatandaş tarafından Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldüğü, hayati tehlikesinin olmadığı, Suat T.’nin (30) sağ bacağından yaralandığı ve Maslak’ta özel bir hastaneye kaldırıldığı, hayati tehlikesinin de olmadığı öğrenildi. Saldırı esnasında müzikhol önünde bulunan taksici Mehmet Sabır Şalışlıoğlu’nun da bacağından vurulduğu ancak kaldırdığı Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybettiği ortaya çıktı.
]]>Pakistan hükümeti saldırıda iki çocuğun öldüğünü ve üç kişinin de yaralandığını .
Füze saldırılarının “kabul edilemez” olduğunu söyleyen İslamabad hükümeti saldırılara misilleme yapılacağı uyarısında bulundu.
İran, Pakistan’la sınırında faaliyet gösteren Sünni militan grup Ceyş el Adl’ın ABD ve İsrail tarafından desteklendiğini iddia ediyor. Grup geçmişte İran güvenlik güçlerine yönelik bazı saldırıların sorumluluğunu üstlenmişti.
Birçok siyasi analist, sert eleştirilerine rağmen İslamabad yönetiminin, risklerin yüksek olduğunu anladığını ve kısasa kısas bir hareketten kaçınacağını söylüyor.
Ceyş el Adl: ‘Adalet Ordusu’
Ceyş el Adl ya da “Adalet ve Eşitlik Ordusu” İran hükümetine muhalif silahlı bir militan grup. Örgüt kendisini İran’ın Sistan-Beluçistan eyaletinde “Sünni haklarının savunucusu” olarak tanımlıyor.
İran, daha önce Cundullah (Allah’ın Askerleri) olarak bilinen militan grubun lideri Abdülmalik Rigi’yi 2009 yılında İran güvenlik güçlerini bombalamak ve İngiltere ile ABD’nin ajanı olmak suçlamalarıyla tutukladı. Rigi 2010’da da asılarak idam edildi.
O dönemde İran’da görev yapan eski bir Pakistanlı diplomat olan Muhammed Abbasi, Pakistan’ın Rigi’nin tutuklanmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.
ABD istihbaratına göre Ceyş el Adl’in birçok patlama ve saldırıya karışmış durumda. 2005 yılında İran’da eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a düzenlenen saldırı da bunlardan birisi.
Ceyş el Adl tarafından üstlenilen operasyonlar genelde Sistan-Beluçistan eyaletinde gerçekleştirildi.
İran neden Pakistan’ı vurdu?
İran Devrim Muhafızları, önce Irak ve Suriye’deki hedeflere saldırdı. Bir gün sonra da Pakistan’daki hedeflere balistik füzeler fırlattı.
Eski bir bakan ve dış politika uzmanı olan Müşahid Hüseyin Sayed, bu hamlenin Pakistan için bir sürpriz olduğunu söyledi.
Eski bakan, “Şahsi kanaatimce, bu onların derin devletinin – İran Devrim Muhafızları’nın – gizli operasyonu gibi duruyor ve daha geniş bir bakış açısını gerektiriyor” dedi.
Sayed, saldırının ikili anlaşmaların ve uluslararası protokollerin ihlali olduğunu belirtti ve “Gazze’de bir soykırım yaşandığını” hatırlatarak, böylesi bir dönemde İslami birlik ruhunun baltalandığını savundu.
Öfkesini İsrail’e yöneltmek yerine Tahran’ın 24 saat içinde üç Müslüman ülkeyi vurduğunu söyleyen Sayed şöyle devam etti:
“Böylesi bir ikiyüzlülük ve çifte standart güçlü bir kınamayı hak ediyor.”
Pakistan-İran gerilimleri
Tarihsel olarak Pakistan-İran ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir sergiledi.
İran, 1947 yılında Pakistan’ın bağımsızlığını tanıyan ve İslamabad yönetiminin yurtdışındaki ilk büyükelçiliğine ev sahipliği yapan ilk ülkeydi. Her iki ülke de Soğuk Savaş sırasında işbirliği yapmış ve jeopolitik olarak geniş ölçüde aynı çizgide yer almıştı.
Pakistan ve Hindistan arasında Ağustos-Eylül 1965 arasında yaşanan 1965 Hint-Pakistan Savaşı sırasında Tahran İslamabad’ı destekledi.
Ancak 1979’daki İran Devrimi ve Suudi Arabistan’dan ilham alan Vahabi İslamcılığın Pakistan’daki artan etkisi (Afganistan’daki çatışmaların da etkisiyle) İran ve Pakistan arasındaki güvensizliğin artmasına neden oldu.
İran 1990’larda Pakistan’da mezhepçiliği ve Şii vekilleri teşvik etmekle suçlandı. Tahran da İslamabad’ın Kabil merkezli Taliban hükümetine verdiği destekle ilgili rahatsızdı.
İran’ın Hindistan ile artan işbirliği ve Pakistan’ın ABD ile yürüttüğü stratejik ittifakı, iki ülkenin arasının daha da açılmasına neden oldu.
2018 yılında İran, Hindistan ile İran’ın Çabahar limanının bir bölümünün kontrolünü Yeni Delhi yönetimine devretmek üzere bir anlaşma imzaladığında İslamabad bu durumla ilgili şüpheci bir yaklaşım sergiledi.
Bu gelişme Pakistan’da Hindistan ve İran’ın, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun önemi noktası Gwadar limanının stratejik önemini azaltmaya yönelik karşı hamleleri olarak yorumlandı.
Tüm bunlara rağmen iki ülke hiçbir zaman büyük bir anlaşmazlığa düşmedi. Ancak ikili ilişkilerinin potansiyelini de tam olarak kullanamadılar.
İslamabad Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi Arhama Siddiqa’ya göre iki ülke arasındaki ilişkiler 2021’den bu yana olumlu bir seyir izliyor.
Yine de Pakistan son gelişmeleri ihtiyatlı bir biçimde izliyor.
BBC’ye konuşan Arhama, “Pakistan toprak bütünlüğünden ödün veremez ama aynı zamanda başka bir cephe açmak da istemiyor. Hindistan ve Afganistan ile ilişkiler sorunlu. İslamabad başka bir komşusunun iyi niyetini kaybetmeyi göze alamaz” diyor.
Savunma analisti Ikram Sehgal BBC’ye yaptığı değerlendirmede Pakistan’ın İran’la makul ilişkiler kurabildiğini söyledi.
Pakistan’ın “Suudi kampının” bir parçası olmayı reddettiği zamanlar oldu. Özellikle de 2015’te Suudi liderliğindeki Sünni koalisyon Yemen’deki iç savaşa müdahale ettiğinde Pakistan bunun bir parçası olmayı reddetti.
Pakistan, ülke içindeki Sünni ve Şii nüfus arasında yeni fay hatları yaratabileceğini düşündüğü mezhepsel bir bölgesel çatışmaya katılmanın tehlikesini gördü.
Ancak İran ve Suudi Arabistan arasındaki son yakınlaşma bu tür baskıları azalttı.
Sehgal, İran’ın da başka bölgesel çatışmalara dahil olurken komşusuyla yeni bir çatışma başlatamayacağını anladığına inanıyor. Ülke ayrıca ABD yaptırımları altında zorluklar yaşıyor.
Pakistan’ın militan gruplara karşı harekete geçmesi ve topraklarının başka ülkelere saldırmak için kullanılmasına izin vermemesi gerektiğini savunan Sehgal, şunları diyor:
“İran da bu tür yıkıcı eylemlerden kaçınmalı. İletişim ve koordinasyon içinde olmalılar. Aksi takdirde bu tür hamleler bölgeyi, halkının göze alamayacağı başka bir savaşın eşiğine getirme potansiyeline sahip.”
]]>7 Ocak gününün ilk saatlerinde dördü kardeş yedi erkek, İsrail’in hava saldırısıyla öldürüldüklerinde, Cenin’in 10 kilometre uzağındaki El Şuheda köyünde, bir yolun kenarında yaktıkları ateşin etrafında oturuyorlardı.
BBC öldürülen erkeklerin yakınları, saldırı sırasında bölgede bulunan görgü tanıkları ve olay yerine gelen ambulans görevlileriyle konuştu. Hepsi, hedef alınanların herhangi bir örgüt üyesi olmadıkları ve saldırı düzenlendiğinde, bu alanda İsrail güçleriyle herhangi bir çatışma olmadığını gösteren güçlü kanıtlar sundu.
O sabah, olay yerine gelen ilk ambulans görevlisi Halid El Ahmed, öldürülen grubun yanlış bir şey yapmadığında ısrarlı.
BBC’ye konuşan El Ahmed, “Birinin üzerinde pijama ve terlik vardı. Sizce İsrail işgaline direnmek isteyen biri, en azından düzgün bir ayakkabı giymez miydi? “ diyor.
İsrail Ordusu ise, saldırının saatler önce Cenin mülteci kampında, bir İsrailli kadın askerin öldüğü olayla bağlantılı olduğunu savundu.
İsrail Ordusu BBC’nin sorusuna karşılık, saldırının ardından yayımlanan yazılı açıklamaya işaret etti. Bu açıklamada “Operasyon sırasında, bir uçak bölgede faaliyet gösteren güçlere karşı patlayıcılar fırlatan terörist grubu hedef aldı” deniyordu.
Hem İsrail Ordusu’ndan hem de yakındaki güvenlik kamerasından gelen görüntüler, saldırı sırasında El Şuheda köyündeki Filistinlilerle herhangi bir çatışma olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor.
Alaa, Hazz, Ahmed ve Rami Derviş adlı dört kardeş, 22 ila 29 yaşları arasındaydı. Birkaç yıl önce, anneleri ve beş kardeşleriyle birlikte Ürdün’den geri dönen Filistinli göçmenlerdi.
İsrail’de tarım işlerinde çalışmalarını sağlayan geçiş izinleri vardı. Bu izinleri almak çok zor ve izin sahipleri, İsrail’in bir güvenlik tehdidi olarak gördüğü biriyse ya da böyle biriyle bağlantılıysa izinler derhal geri alınıyor.
Kardeşlerle birlikte ölen diğer erkekler de akrabalarıydı.
BBC’nin gördüğü, kardeşlerin ikisinin elindeki geçiş izni, Eylül 2023 tarihliydi ve süresi birkaç aydı. Hamas’ın Ekim ayındaki saldırısından bu yana, İsrail sınırlarını Filistinli işçilere kapattı.
Ambulans görevlisi Halid El Ahmed, Cenin’de 20 yıldır çalışmanın verdiği tecrübeyle, olay yerlerinde silah ve patlayıcı gözlemi yapmanın, temel bir güvenlik rutini haline geldiğini söylüyor.
El Ahmed “Orada silah olsaydı görürdüm. Gerçekten sivillerdi ve direnişle ilgili hiçbir şey yoktu. Ne mermi, ne silah. Herhangi bir İsrail varlığı da yoktu” diyor.
Silahlı Filistinli örgütler, İsrail güçleri bir üyelerini öldürdüğünde hızla üstleniyorlar. Ancak bu yedi erkek konusunda sessiz kaldılar ve “şehit” olduklarını söyleyen herhangi bir açıklama yapmadılar.
Cenazeleri, aralarında Hamas’ın da bulunduğu Filistinli örgütlerin bayraklarına sarıldı. Ölenlerin kendisi destek vermese bile, İsrail saldırılarında öldürülenlerin cenazeleri sıklıkla, arkadaşlarının ya da ailelerinin destek verdikleri örgütlerin bayraklarına sarılıyor.
Saldırı kurbanlarının akrabaları ve komşuları, gençlerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını söyledi. Cenin’in başlıca hastanesinin baş hekimi Vissam Bakr da aynı görüşte:
“Silahlı değillerdi, savaşçı değiller. Normalde bir silahlı grubun üyeleri net bir şekilde belli olur. Bu yedisi öyle mi? Hayır hayır, hepsinin sivil oldukları çok net.”
Kurbanların annesi İbtesam Asous çocuklarının cesetlerini bu hastanede gördü.
“Hepsi ölmüştü” diyor.
“Birinin şehit olmasını bekliyordum ama dördünün birden değil. Hepsinin öldürüldüğünü öğrendiğimde şoke oldum.”
İsrail Ordusuna, bu grubun neden hedef alındığını sorduk.
Bir sözcü, askerlerin “bir İsrail vatandaşını öldüren teröristleri takip etmeye başladığını” ve hava saldırısında “bölgede faaliyet gösteren İsrail güçlerine patlayıcılar fırlatıp, tehlikeye atanların hedef alındığını” söyledi.
El Şuheda’daki hava saldırısından saatler önce, 19 yaşındaki İsrailli sınır muhafızı Shai Germai, Cenin’deki Filistinli savaşçılarla çıkan çatışmalar sırasında, aracının bir patlayıcıya çarpması sonucu ölmüştü.
Bunun sonrasında, İsrail Ordusuna ait konvoy, Derviş kardeşlerin üç uzak akrabasıyla buluştuğu El Şuheda köyü üzerinden geri çekildi. Tarım işçileri ve şafak vakti açılan sebze pazarına giden müşterilerin ilgi gösterdiği, 24 saat açık bir kafenin yanındaydılar.
İsrail Ordusu’nun verdiği, gece görüşlü insansız hava aracının sağladığı görüntülerde, araçlar yoldan geçerken küçük parlamalar ve devamında bir patlama görülüyor. Bu ısı izini molotof kokteyli üretmiş olabilir. Videoda tarih ya da saat yok.
İsrail Ordusu, bölgedeki hava saldırısının benzer nitelikteki görüntülerini de verdi. Ancak iki farklı zamanda çekilmiş videolar bir biri ardına eklenmiş haldeydi. Dolayısıyla, aralarında ne kadar zaman farkı olduğu tespit edilemiyor.
İsrail Ordusu’ndan her iki görüntünün tam olarak ne zaman çekildiğini söylemelerini istedik, ancak daha fazla yorum yapmayacaklarını ve bilgi vermeyeceklerini belirttiler.
Zamanlanma önemli, çünkü uluslararası hukuka göre ölümcül güç kullanmanın meşru kabul edilmesi için karşılanması gereken koşullar var.
BM, geçen yılın sonunda Batı Şeria’daki durumu “kaygı verici ve acil” diye tanımlamıştı.
Dört kardeşin annesi İbtesam Asous da, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kullandığı yöntemlerin değiştiğini söylüyor.
“Eskisi gibi davranıyolar. Değişen tek şey, daha önce birini bacağından vuruyorlardı. Şimdiyse, roketlerle bombalıyorlar ve mümkün olduğunca çok insan öldürüyorlar” diyor.
BM’nin verilerine göre geçen yıl Batı Şeria’da kayıtlara geçen en kanlı yıl yaşandı. İsrail güçleri 492 Filistinliyi öldürdü. 300’ü Hamas’ın Ekim’deki saldırısından sonra ve bunlara 80 çocuk da dahil.
Geçen yıl Batı Şeria’da Filistinliler tarafından da 28 İsrailli öldürüldü. Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ise ikisi asker, üç İsrailli hayatını kaybetti.
Filistinliler, İsrail içinde de saldırılar düzenledi. Buna geçtiğimiz günlerde bir kadının öldüğü ve 17 kişinin yaralandığı saldırı da dahil.
İki görgü tanığı, o sabah İsrail Ordusuna ait konvoyun El Şuheda köyünden sabaha karşı 4 ila 4:45 arası, hava saldırısı düzenlenmeden önce ayrıldığını söyledi. Tanıklara göre, köy halkıyla İsrail güçleri arasında bir çatışma da yoktu.
Bir görgü tanığı “Askerler dört kez geçti ve kimse onlara yaklaşmadı. Askeri araçlar tamamen köyü terk ettiğinde hava saldırısı düzenlendi. Isınmak için bir ateşin etrafında toplanan gençler, bir roketle vuruldu” diyor.
Bir başka görgü tanığı da BBC’ye yaptığı açıklamada, ordunun köyden çıkmasıyla, sabaha karşı 5’teki saldırı arasında bir saat olduğunu ve kendisi de dahil, bir çok kişinin bu iki olay arasında kafeyi terk ettiğini söylüyor.
Filistin Kızılayı’ndan Halid El Ahmed, İsrail Ordusu’nun sabahın erken saatlerinde Cenin mülteci kampından çekildiğin hatırlıyor ve saldırıdan sonra köye çağrıldığında saatin “neredeyse 5 olduğunu” anlatıyor.
Cenin Hastanesi başhekimi de, cesetlerin 05:15 civarında geldiğini belirtiyor.
Yakındaki bir güvenlik kamerasının bir kısmı bilinmeyen bir kaynak tarafından cep telefonuyla çekilen görüntüleri, saldırıdan 30 saniye öncesinde, boş yolda bir aracın olaysız geçtiğini gösteriyor. Kayıtta herhangi bir saat bilgisi yok.
Derviş kardeşler ve akrabaları, bir ateşin etrafında görülüyor. Sonra da hava saldırısı oluyor.
Anneleri, kardeşlerden bazılarının o sabah işe gideceğini, Hazza’nın ise Cenin Hastanesi’ndeki sabah gideceği diyaliz randevusunu beklediğini söylüyor.
İsrail Ordusu’nun operasyonları nedeniyle yolların kapanmasından kaygılanan Hazza’nın evden erken çıkmak istediğini anlatıyor.
Hastanenin böbrek ünitesi, Hazza Derviş’i o sabah da sabah 7’deki rutin diyaliz randevusunu olduğunu teyit etti ve randevu programındaki ismini gösterdi.
Kardeşlerin amcası Yusuf Assous’un, hava saldırısından kısa süre sonra çektiği videoda, yere dağılmış beden parçaları görülüyor.
Deneyimli ambulans görevlisi Halid el Ahmed, olay yerinin halini kendisinin bile unutamayacağını vurguluyor.
Yusuf “Ellerinde silah olmayan gençlerdi. Silahları olsaydı görürdüm. Sadece oturdukları sandalyeler vardı” diyor.
“Sonuçta, tüm Filistinliler hedef. Silahlıysan hedefsin. Sivilsen, yine hedefsin.”
Bu haberdeki tüm iddiaları İsrail Ordusuna da sorduk ve ordunun başka ekleyecek bir şeyi olmadığı yanıtını aldık.
İbtesam Asous, saldırının gerçekleştiği yere yeni gidebildi. Diğer çocuklarının engellemeye çalıştığını ama kendisinin olay yerini görmek istediğini söylüyor.
“Buraya gelip, her birinin nerede oturduğunu görmeye çalışmak istedim” diyor.
“Alaa oradaydı, Ahmed, Rami ve Hazza da buradaydı. Oğullarımın tam olarak nerede olduğunu görmek istedim. Başa çıkmama yardımcı oluyor.”
]]>“KİBRİNİZİ KIRACAK, HEYBETİNİZİ YIKACAĞIZ”
Husilerin (Ensarullah Hareketi) siyasi büro üyesi Kahhum, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Yemen’den Amerikalılara şunu söylüyoruz: Yemen’e yönelik tüm hareketleriniz ve saldırılarınız başarısızlıkla sonuçlanacak, saldırılarınıza tüm gücümüzle karşı koyacağız. Yemen’in kudretini göreceksiniz ve bölgeden aşağılanmış bir halde çekileceksiniz. Kibrinizi kıracak, sözde heybetinizi yıkacak Yemen caydırıcılığını göreceksiniz.” dedi.
“ABD İLE AÇIK BİR SAVAŞA GİRMEYE HAZIRLANIYORUZ”
Yemen’in, devletiyle, halkıyla ve ordusuyla ABD ile bir savaşa hazırlandığına dikkati çeken Kahhum, şunları söyledi; “Yemen devleti, liderliği, silahlı kuvvetleri ve halkı tetikte ve ABD ile açık bir savaşa girmeye hazırlanıyor. Filistin ve ümmetin tüm davaları uğruna, Amerika, İngiltere ve İsrail’in temsil ettiği Büyük Şeytan’la doğrudan karşı karşıya gelmek büyük bir onurdur.”
Ali el-Kahhum.“ABD İLE SAVAŞ ‘VAAT EDİLEN BİR FETİH VE CİHAT'”
Kahhum, ABD ile savaşın “vaat edilen bir fetih ve cihat” olduğuna vurgu yaptı. ABD’nin Yemen’deki saldırılarının etkisiz olduğunu savunan Kahhum, “ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırılarının hiçbir etkisi olmadı ve olmayacak. Bu, egemenliği ve uluslararası yasaları çiğneyen bir saldırı ve suçtur.” değerlendirmesinde bulundu. Kahhum, “ABD ile İngiltere’nin vurduğu hedefler daha önce bombalanan bölgelerdeydi ve bu yeni bir şey değil. Bununla birlikte Yemen’e savaş ilan ettiler ve dolayısıyla Yemen’in onlara yönelik yapacağı saldırılara ve Yemen’in stratejik caydırıcılığına katlanmaları gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“SALDIRILARINDA PİŞMAN OLACAKLAR”
Ali el-Kahhum, “Bu terörist ABD’dir ve bu da onun işlediği suçudur. Bu açık bir savaştır ve devam ediyor. Saldırılarında pişman olacaklar ve bedelini ağır ödeyecekler. Yemen, yüce milletiyle, devletiyle, liderliğiyle, silahlı kuvvetleriyle, güçlü eliyle ve askeri yetenekleriyle büyüktür.” şeklinde konuştu. Kahhum, ABD’ye zafere ulaşana dek savaşacaklarına dikkati çekerek, düşmanlarına karşı tepkilerinin sert ve acıklı olacağını kaydetti.

NE OLMUŞTU?
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırılarına tepki olarak, 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu söyledikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı. ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu. Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliği tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı. Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını bildirdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti. Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
]]>Suudi Arabistan öncülüğünde, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in de dahil olduğu bir koalisyonun Husilere karşı yürüttüğü uzun süreli hava harekatı ülkede daha fazla yıkıma ve yoksulluğa neden oldu.
Ancak Husiler, Kasım ayından bu yana deniz taşımacılığını sekteye uğratma tehdidinde bulunabileceklerini gösterdi. Geçen günlerde İngiltere ve ABD de buna karşılık verdi.
Çatışmanın küresel ekonomi üzerinde ciddi yansımaları olabilir.
Yemen nerede ve stratejik açıdan neden önemli?
Husilerin deniz taşımacılığını sekteye uğratma gücünün büyük bir kısmı kontrol ettikleri bölgenin coğrafi konumundan kaynaklanıyor.
İran destekli Husiler, 2014 yılında iktidarı ele geçirdiklerinden bu yana başkent Sana ile ülkenin kuzeyi ve Kızıldeniz kıyı şeridi dahil olmak üzere Yemen’in büyük bir bölümünü kontrol ediyor.
Bu durum da onlara Avrupa’yı Asya’ya bağlayan en kısa deniz yolu olan Babülmendep Boğazı üzerinde güç kazandırıyor.
Husiler neden Kızıldeniz’deki gemilere saldırıyor?
ABD Merkez Komutanlığı’na göre Husiler 19 Kasım 2023’ten bu yana Kızıldeniz’in güneyi ve Aden Körfezi’nden geçen ticari gemilere karşı en az 26 ayrı saldırı gerçekleştirdi.
Husi temsilcileri bu saldırıların İsrail’in Gazze’ye saldırısına bir tepki olduğunu iddia ediyor ve İsrail bağlantılı gemileri hedef aldıklarını söylüyor.
Ancak Husileri eleştirenler son saldırıların çoğunun İsrail bağlantısı olmayan gemilere yönelik yapıldığını, Husilerin Gazze’deki durumu popülaritelerini artırmak, kabiliyetlerini göstermek ve İran’a etkili bir müttefik olabileceklerini kanıtlamak için kullandıklarını öne sürüyor.
Husilerin askeri kapasitesi ne?
Kızıldeniz’deki gemilere yönelik son saldırılarda Husiler seyir füzeleri, balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve mürettebatsız su üstü gemileri (USV) kullandı.
Husiler ilk saldırılarında küçük botlar ve/veya helikopterler kullanarak gemilere çıkmaya veya gemileri ele geçirmeye de çalıştı.
Husilerin gemi saldırılarında kullandığı, “kamikaze drone” diye adlandırılan İHA’ları Suudi Arabistan’la uzun süredir devam eden çatışmalarda kullanmak üzere edindiği düşünülüyor.
Bunların hem Qasef hem de kendine özgü V şeklindeki kuyruk yüzgeciyle daha uzun menzilli Samad tipi İHA’lar olduğuna inanılıyor.
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü adlı düşünce kuruluşuna göre Husiler, aralarında Sayyad ve Sejil füzelerinin de bulunduğu, 80 ile 300 kilometre menzilli çeşitli gemisavar seyir füze sistemlerine de sahip.
Kuruluşa göre Husilerin gemisavar balistik füzeleri de 300 kilometre uzaklıktaki hedefleri vurabiliyor. Washington Enstitüsü, bu füzelerin çok daha yüksek bir yörüngede hareket ettikleri ve hızlı bir şekilde hedefleri vurdukları için önlenmesi çok daha zor olduğunu ve “insansız hava araçları, gemiler veya ortak güçler tarafından sağlanan zamanında hedefleme istihbaratı gerektirdiğini” belirtiyor.
BBC’ye konuşan denizcilik tarihçisi Sal Mercogliano, balistik ve seyir füzelerinin “daha büyük savaş başlıklarına sahip oldukları ve daha fazla kinetik enerji barındırdıkları için” daha korkutucu olduğunu söylüyor.
Mercogliano’ya göre tek yönlü insansız hava araçlarının sayısı ise daha ucuz olmaları ve kolay monte edilmeleri nedeniyle daha fazla. Ancak bunlar aynı zamanda daha yavaş.
Gemileri su hattının üzerinden vurduğu için bu İHA’ların kullanımında en büyük endişe kaynağı gemide yangın çıkması.
Ancak Mercogliano, asıl USV’lerin “son derece endişe verici” olduğunu söylüyor.
Mercogliano, USV’lerin gemileri su hattından vurarak onları deldiğini ve “su basması nedeniyle batmasını sağladığını” belirtiyor.
ABD Donanması’na göre Husiler mevcut çatışmada patlayıcılarla dolu tek yönlü insansız bir su üstü gemisini ilk olarak 4 Ocak’ta kullandı ve bu gemi uluslararası nakliye yollarında infilak etti.
ABD Donanma Komutanı Koramiral Brad Cooper o gün yaptığı açıklamada saldırıyı “yeni bir askeri kapasitenin kullanılması” diye niteledi, “Neyse ki can kaybı olmadı ve hiçbir gemi vurulmadı, ancak tek yönlü bir saldırı USV’sinin tanıtılması endişe verici” dedi.
Ancak Suudi hükümetine göre Husiler daha önce Ocak 2017’de Suudi fırkateyni El Madinah’a yönelik bir saldırıda ve ardından tekrar “Mart 2020’de Yemen’de Aden’e giden bir petrol tankerine yönelik başarısız bir saldırı girişiminde” USV’leri kullanmıştı.
Husileri kimler destekliyor?
Husiler İran tarafından destekleniyor ve kendilerini İsrail ile ABD’ye karşı olduklarını söyleyen, Lübnan’daki Hizbullah, Suriye’deki Esad rejimi, Gazze’de Hamas gibi İran destekli diğer grupların da dahil olduğu “direniş ekseninin” bir parçası ilan ediyor.
Şubat 2023’te İngiltere hükümeti Birleşmiş Milletler’e (BM), “İran devleti ile, Husiler tarafından Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne saldırmak için kullanılan füze sistemlerinin kaçakçılığı arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteren kanıtlar” sunduğunu söylemişti.
İngiltere hükümeti, Kraliyet Donanması gemisi HMS Montrose’un 2022 yılı başlarında İran’ın güneyindeki uluslararası sularda kaçakçılar tarafından işletilen sürat botlarında iki kez İran silahları ele geçirdiğini açıklamıştı.
Açıklamada karadan havaya füzeler, karadan karaya seyir füzeleri için motorlar ve keşif faaliyetleri için tasarlanmış ticari bir quadcopter İHA’sının da ele geçirildiği belirtilmişti.
ABD öncülüğündeki saldırılar Husileri durdurabilir mi?
ABD, İngiltere ve çok sayıda diğer ülke Husileri saldırılarını durdurmaları konusunda uyarmış ve Aralık 2023’te Kızıldeniz’in güneyi ve Aden Körfezi’ndeki güvenlik sorunlarını ele almak üzere “Refah Koruyucu Operasyonu” olarak bilinen çok uluslu bir koalisyon kurmuştu.
Bu koalisyon 11 Ocak Perşembe gecesi Husilerin saldırılarına karşılık verdi.
ABD Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamada “ABD kuvvetleri; İngiltere, Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda ile işbirliği içinde Yemen’de Husi isyancılar tarafından kullanılan 16 noktada 60’tan fazla hedefi vurdu” denildi.
Ancak analistler yıllardır süren Suudi ve müttefik hava saldırılarının Husileri kapsamlı bir şekilde yenilgiye uğratamadığına dikkat çekiyor.
]]>