Başkent Moskova’da Rusya Savunma Bakanlığı Yönetim Kurulu toplantısı düzenlendi. Toplantıya Putin’in yanı sıra Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, askeri ve siyasi yetkililer katıldı.
Toplantıda konuşan Putin, dünyada askeri siyasi durumun istikrarsız olduğunu söyleyerek, “Orta Doğu’da kan dökülmeye devam ediyor. Dünyanın diğer birçok bölgesinde de çatışma potansiyeli yüksek.” dedi.
Batı’nın dünya üzerindeki egemenliğini korumaya, kendi kurallarını ülkelere dayatmaya çalıştığını, Rusya’yı engelleme ve stratejik yenilgiye uğratma yönünde siyaset izlediğini belirten Putin, ABD’nin Ukrayna’ya maddi ve askeri destek sağlamaya devam ettiğini anlattı. Putin, “ABD, Ukrayna’da çatışmanın devam etmesini teşvik ediyor.” ifadesini kullandı.
REKLAM
NATO’nun Rus sınırları yakınlarında askeri altyapısını güçlendirdiğine dikkati çeken Putin, Avrupa’daki ABD’li asker sayısının 100 bini aştığını kaydetti.
Putin, Batı’nın Asya Pasifik bölgesinde de varlığını güçlendirerek, askeri siyasi ittifaklar kurduğunu ve böylece “bölgedeki güvenlik mimarisini” baltaladığını vurgulayarak, “ABD’nin 5 bin 500 kilometre menzili olan yüksek hassasiyetli saldırı sistemlerini konuşlandırma yönündeki faaliyetleri de endişelendiriyor. Söz konusu füze sistemlerinin Avrupa ve Asya Pasifik bölgelerine konuşlandırılması için çalışmalar yapılıyor.” dedi.
Buna karşı gerekli önlemler aldıklarını ve Ukrayna’da savaş koşullarında “Oreşnik” balistik füze sistemini test ettiklerini dile getiren Putin, “Bu tehditlere kapsamlı şekilde yanıt vereceğiz. Bu tür füzelerin fırlatılması durumunda tespit edilmesi ve engellenmesi en önemli görevimiz. Aynı zamanda, hipersonik füzeler dahil ürettiğimiz füze sistemlerinin seri üretimine geçilmesi ve konuşlandırılması ile ilgili konuların çözülmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
REKLAM
Rusya ve müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için gerekli adımları attıklarını belirten Putin, bu sebeple Rusya Silahlı Kuvvetlerini iyileştirmeye ve askeri potansiyelini artırmaya devam edeceklerini söyledi.
Putin, daha önce Rusya’nın nükleer doktrinini güncellendiklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Elbette, stratejik nükleer kuvvetler, Rusya’nın egemenliği, toprak bütünlüğü ve istikrarının korunması için temel araçlardan biri. Bu nedenle bu kuvvetlerin potansiyelini ve dengeli gelişimini desteklemeye, yeni caydırıcı silah sistemlerini oluşturmaya devam edeceğiz. Bununla birlikte, stratejik olmayan nükleer silahı sürekli olarak savaşa hazır olması, bu silahın kullanımına dair tatbikatların sürdürülmesi önemli.”
Çeşitli robot sistemlerinin üretiminin arttırılması gerektiğini belirten Putin, müttefik ve ortak ülkelerle askeri teknik alandaki işbirliğinin genişletilmesinin önemini vurguladı.
Vladimir Putin, Rus ordusunun Ukrayna’da cephelerde ilerlediğine işaret ederek, “Bu yıl 189 yerleşim birimi kurtarıldı.” ifadesini kullandı.
REKLAM
Rus ordusuna katılan vatandaş sayısını da paylaşan Putin, “Geçen yıl 300 binden fazla vatandaşımız sözleşme imzalayarak orduya katıldı. Bu yıl ise bu sayı 430 bini aştı. Orduya katılan gönüllü sayısı artmaya devam ediyor.” dedi.
“UKRAYNA’DA BU YIL YAKLAŞIK 4 BİN 500 KİLOMETREKARE ALAN ELE GEÇİRDİK”
Rusya Savunma Bakanı Belousov da “Ukrayna ordusunun savaş kabiliyetini kaybettiğini” söyleyerek, “Bu yıl 560 binden fazla Ukraynalı asker öldürüldü ve yaralandı. Özel askeri operasyonun başlangıcından bu yana ise Ukrayna yaklaşık 1 milyon askerini kaybetti. Düşman, sadece Kursk bölgesinde 40 bini aşkın askerini kaybetti. Bu yıl düşmana ait 18 bin yabancı yapımı silah dahil 58 binden fazla çeşitli silah ve teçhizat imha edildi.” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’daki askeri unsurlara yüksek hassasiyetli silah ile saldırılar düzenlediklerine dikkati çeken Belousov, bu saldırılarda Ukrayna’nın askeri sanayi sektörü ve enerji sisteminin ciddi zarar gördüğünü, silah üretim kabiliyetini büyük ölçüde kaybettiğini savundu.
Rus ordusunun Ukrayna’da bu yıl yaklaşık 4 bin 500 kilometrekare alan üzerinde kontrol sağladığını aktaran Belousov, Luhansk bölgesinin yüzde 1’i, Donetsk, Zaporijya ve Herson bölgelerinin yüzde 25-30’unun Ukrayna ordusu kontrolünde olduğunu belirtti.
Bakan Belousov, Rus ordusunun 2025 yılındaki hedefleri konusunda ise Ukrayna’daki “özel askeri operasyonda zafer kazanılması” gerektiğini vurguladı.
Gelecek 10 yıl içinde NATO ile Avrupa’da savaş ihtimalinin olduğuna işaret eden Belousov, Rus ordusunun her duruma hazırlıklı olmasının önemli olduğunu söyledi.
Andrey Belousov, Rusya’nın Orta Asya, Afrika, Kafkasya ve Moldova sınırları içerisinde tek taraflı bağımsızlığını ilan eden “Transdinyester” bölgesinde askeri varlığını sürdürdüğüne dikkati çekti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Savunma Bakanlığı toplantısında Ukrayna’da gelinen son durum ile ülkenin güvenliği, küresel ve bölgesel konuları değerlendirdi. Silahlı kuvvetlerin muharebe hazırlığını ve kapasitesini iyileştirmenin önemine dikkat çeken Putin, 2024 yılını Ukrayna’daki özel askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında dönüm noktası olarak nitelendirdi. Putin, “Bu yıl 189 yerleşim yeri kurtarıldı. Askerlerimizin profesyonelliği ve cesareti, savunma sanayi personelinin kahramanca çalışmaları ve ordumuz ile donanmamıza ülke çapında verilen destek sayesinde birliklerimiz stratejik hedefler üzerinde sıkı bir kontrole sahip” dedi.
Hükümetin ülkenin güvenliğini sağlama ve stratejik hedeflere ulaşma konusundaki kararlılığını yineleyen Putin, ABD’yi Ukrayna’daki çatışmaları silah, fon ve askeri danışmanlar göndererek körüklemekle suçladı. Rusya Devlet Başkanı Putin, küresel askeri-politik iklimin hem zorlu hem de istikrarsız olduğunu belirterek, birçok bölgede devam eden çatışmalara ve artan gerginliklere dikkat çekti. Putin, ” Orta Doğu’da kan dökülmeye devam ediyor ve dünyanın diğer birçok yerinde önemli çatışma riskleri var” ifadesini kullandı.
“ABD bizi kırmızı çizgiye itiyor”
NATO’nun Asya-Pasifik bölgesindeki artan varlığına ve 5 bin 500 kilometreye kadar menzile sahip füzeler konuşlandırma hazırlıkları konusunda endişelerini dile getiren Putin, bu eylemlerin küresel istikrar için önemli riskler oluşturduğunu, uluslararası güvenlik konusunda güven ve iş birliği kaybına yol açtığını söyledi. ABD’nin Rusya politikasına ilişkin konuşan Putin, “Sözde ‘Rus tehdidi’ bahanesiyle birine saldırmayı planladığımızı iddia ederek halkını korkutuyor. Taktik basit, bizi geri adım atmayacağımız kırmızı çizgiye itiyorlar ve karşılık verdiğimizde bir Rus tehdidi korkusunu tırmandırıyorlar” dedi.
Rusya’nın güncellenmiş askeri doktrininde nükleer caydırıcılık politikasının sürdüğünü vurgulayan Putin, nükleer savaş tehdidi suçlamalarını reddetti. Rusya’nın geliştirdiği Oreşnik füzelerinin üretimine ilişkin açıklamalarda bulunan Putin, “Bildiğiniz gibi, orta menzilli füze sistemi Oreşnik Rusya’nın en yeni en güçlü silahı oldu. Kasım ayında ülkemiz topraklarına yapılan saldırılara karşılık başarıyla kullanıldı. Bu tür sistemlerin seri üretiminin, Rusya ve müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için yakın zamanda başlaması bekleniyor” şeklinde konuştu. – MOSKOVA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“SANAYİNİN GAZA İHTİYACI VAR”
Bayraktar, Türkiye‘nin kışa girerken arz güvenliği açısından gaza ihtiyacı olduğunu dile getirerek, “Sanayinin gaza ihtiyacı var. Dolayısıyla arz güvenliği kapsamında bizim (Rus gazı) buna ihtiyacımız var. Geçmişte bir dönem İran yaptırımları oldu. Orada doğal gazda bir muafiyet vardı. Benzer şeyi burada da Amerika’dan istiyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
“AMBARGOLARIN KONMASI 1 GECEDE, KALKMASI İSE UZUN SÜRÜYOR”
ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’a yetkiyi devretmesine yaklaşık 1,5 ay kala böyle bir kararı almasına ilişkin Bayraktar, “İşin kötü tarafı bu ambargoların konması 1 gecede, kalkması biraz uzun sürebilir.” ifadesini kullandı.
“OLAY BIDEN İLE TRUMP ARASINDA BENİ HİÇ İLGİLENDİRMİYOR”
Bakan Bayraktar, Türkiye için enerji arz güvenliğinin önemli olduğuna dikkati çekerek, “Eğer böyle bir muafiyet Türkiye’ye verilmezse, bu direkt Türkiye’yi etkiler. Burada Rusya falan hedef değil, direkt Türkiye hedef demektir.” diye konuştu.
Biden yönetiminin yönetimden çekilmeden önce Trump’a kötü bir tablo bırakmak istediği yönündeki iddiaları değerlendiren Bayraktar, “Onların kendi arasında, beni hiç ilgilendirmiyor. Benim ülkeme gaz getirmem lazım” dedi.
Alparslan BayraktarDış PolitikaPolitikaEkonomiTürkiyeEnerjiFinansÇevreRusyaİran
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Arina, Rusya’dan VK Sport’a verdiği röportajda Çin’e transferi ve Çin’deki sosyal yaşam tecrübelerine dair dikkat çeken ifadeler kullandı.
“SEVİYE RUSYA’DAN YÜKSEK DEĞİL”
Buradaki voleybolun Rusya’dan daha yüksek seviyede olmadığı kesin. Ama oyunun daha hızlı olduğunu, savunmanın çok daha iyi olduğunu dolayısıyla hücum etmenin daha zor olduğunu ve rallilerin çok daha uzun sürdüğünü söyleyebilirim. Topu çok daha hızlı pas atıyorlar ve bu benim gibi oyuncular için çok zor. 1.94 boyundayım, bazen bunu unutuyorlar.
“HER ŞEY RAHATSIZ EDİCİ”
Burası tamamen farklı bir dünya. Benim özelliklerimden, voleyboldan, genel olarak hayatıma kadar her şey tamamen farklı. Bir aydır buradayım ve şimdiden düşüncelerimde çok büyük değişiklikler olduğunu söyleyebilirim. Her şey rahatsız edici, her şey yeni. Her şeyin tamamen karmaşık olduğunu söyleyemem ama her şey yeni ve bu da zihninizin farklı bir şekilde çalışmasını sağlıyor.
“SOKAKTA BANA DOKUNMAK İSTİYORLAR”
Burada oyuncu olarak değil ama Avrupalı görünümünde biri gördüklerinde daha çok dikkat çekiyorum. Fotoğraf çektirmek istiyorlar, kelimenin tam anlamıyla size dokunmak istiyorlar. Bununla karşılaştım. Turistik yerleri gezmek için şehir merkezinde yürüyüşe çıktım ve yürüyüşümün ilk kilometresinde en az 10 kişi benimle fotoğraf çektirdi. Beni oyuncu olarak tanıdıkları için değil, sadece uzun boylu bir sarışın yürüdüğü için.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Akkuyu Nükleer A.Ş. ve Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom, bu yıl 7’ncisi düzenlenen Uluslararası Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST’e katıldı. Ziyaretçiler ile ülkenin ilk nükleer santraline ilişkin bilgileri paylaşan şirket, bu yıl ‘Nükleer güç santrali herkes için’ konseptiyle sahadaydı.
İnteraktif sunulan gösterimde ziyaretçiler, nükleer güç santralinin temel çalışma prensiplerini basit şekilde ve görsel olarak kavramanın yanı sıra çeşitli fiziksel ve kimyasal olayları da inceleme fırsatı buldular. Akkuyu NGS standı 5 gün süren TEKNOFEST boyunca 50 binden fazla kişiyi ağırladı.
‘SANTRAL TAM KAPASİTE ÇALIŞTIĞINDA 15 MİLYON KİŞİYE TEMİZ ELEKTRİK SAĞLAYACAK’
Akkuyu Nükleer A.Ş Genel Müdürü Sergei Butckikh festivale ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “TEKNOFEST, her yıl Türkiye’nin dört bir yanından milyonlarca ziyaretçiyi bir araya getiren eşsiz bir platformdur. Festivale katılım, projemizi geniş bir kitleye anlatma, nükleer enerjiyle ilgili soruları samimi bir diyalogla yanıtlayarak bilgilendirme ve Türkiye’de hızla gelişen, ülke ekonomisinin pek çok sektörüne ivme kazandıran dinamik ve yüksek teknolojili bir endüstrinin avantajlarını sade ve anlaşılır bir şekilde paylaşma fırsatı sunuyor. Akkuyu NGS, Adana’nın çok yakınında, komşu Mersin ilinde inşa edilen ülkenin ilk nükleer güç santrali olma özeliğini taşıyor. Akkuyu NGS, sanayiden eğitime, kentsel altyapıdan özel sektör ve turizme kadar birçok alanda bölgenin kalkınmasına şimdiden katkıda bulunuyor. Santral tam kapasite çalıştığında yaklaşık 15 milyon kişiye temiz elektrik sağlayacak.”
STANTTA ZİYARETÇİLERE BİRBİRİNDEN FARKLI ALANLAR SUNULDU
Akkuyu Nükleer’in bu yılki standı, Akkuyu NGS’nin tamamlandığında nasıl özelliklere sahip olacağını gözler önüne serdi. İçi tematik alanlara ayrılan stantta ziyaretçiler, nükleer enerji dünyasındaki yolculuklarına, Akkuyu NGS’ye ekipman taşıyan gemilerin yanaştığı bir tesis olarak dikkat çeken limanının interaktif bir maketinin bulunduğu su alanında başladılar. Bu bölümde, ziyaretçilerin kullanabileceği uzaktan kumandalı gemiler yer alırken, küçük ziyaretçiler için de kinetik kumdan bir oyun alanı oluşturuldu.
Konferans salonunda ise, Rusya’da eğitim almış ve Akkuyu NGS sahasında görev yapan Türk nükleer mühendisler eşliğinde, santralin inşaat sahasına bir video turu düzenlendi. Ziyaretçiler ayrıca, özel bir artırılmış gerçeklik uygulaması kullanarak Akkuyu NGS’yi keşfetme şansı yakaladılar ve bu uygulama sayesinde santralin iç yapısını, reaktör binasının detaylarını ve tesisin güvenlik sistemlerini görsel olarak inceleyebildiler. Standın farklı bölümlerinde çeşitli fiziksel ve kimyasal olaylara ayrılmış alanlar da mevcuttu. Turun sonunda ise, ziyaretçiler Türkiye’nin ilk nükleer santralini inşa eden mühendisler gibi fotoğraf çektirme imkanı buldular.
YARIŞMADA AKKUYU NÜKLEER ÇALIŞANLARI ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLDÜ
Ayrıca festival kapsamında düzenlenen ve ödüllerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği yarışmada Akkuyu Nükleer çalışanlarından oluşan bir ekip de ödüle layık görüldü. Genç Türk mühendisler Nükleer Enerji Teknolojisi kategorisinde birincilik kazandı. Birinci olan ‘6-Çarpan’ ekibi, açık bilgi kaynaklarını kullanarak, VVER-1000 reaktör teknolojilerini küçük modüler reaktörlerde kullanıma uyarlamak için bir proje geliştirdiler. Özel yazılım kullanarak nötronik ve termal hesaplamalar yapan ve sonuçlarına göre tasarlanan reaktör tesisinin düzenini ve ekipman parametrelerini hesaplayan mühendisler, yapay zeka teknolojisini kullanarak, nükleer güç santrali boru hatlarının görsel denetimini optimize etmek için yazılım kodu da geliştirdi. Ekip üyeleri İshak Burak Alper, Mahmut Yıldırım, Mustafa Baskan, Muhammet Yasin Hakan, Ubeyd Altuntaş ve Arif Nihat Yıldız, Teknofest’in ana sahnesinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan onur ödülünü aldılar. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) tarafından desteklenen projenin bilimsel danışmanlığını Hacettepe Üniversitesi Nükleer Mühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Ergün yaptı.
SEKTÖR TEMSİLCİLERİ STANDI ZİYARET ETTİ
Akkuyu NGS standı uzaya çıkan ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın yanı sıra Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rıza Bayrak başkanlığındaki Sinop Üniversitesi çalışanları ve öğrencilerinden oluşan bir heyet de ziyaret etti. Akkuyu Nükleer A.Ş. Genel Müdür Basın Sekreteri ve İletişim Direktörü Vasiliy Korelskiy heyete, Türkiye’nin ilk nükleer güç santralinin nasıl inşa edildiği ve projenin bölgenin kalkınması üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.
Akkuyu Nükleer A.Ş. İnşaat ve Üretim Organizasyon Direktörü Denis Sezemin, festival alanında Türkiye’nin önde gelen medya kuruluşlarına röportaj verdi. Sezemin, Akkuyu NGS’nin inşası, projenin güvenilirliği, Türkiye’nin ilk nükleer güç santralinin inşasında kullanılan modern ekipmanlar ve yenilikçi teknolojiler hakkındaki gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Uluslararası festivale, Türkiye’nin önde gelen teknoloji şirketleri ve üniversiteler ile kamu kurum ve kuruluşları katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Güvenlik Konseyi üyeleri ile nükleer caydırıcılık konusu üzerine toplantı yaptı.
Toplantıya Vladimir Putin’in yanı sıra Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Rusya Başbakan Yardımcısı Denis Menturov, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkanı Aleksandr Bortnikov, Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkan Yardımcısı Raşid Nurgaliev, Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos) başkanı Yuri Borisov ve Rusya Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) Başkanı Aleksey Lihaçov katıldı.
RUSYA’NIN NÜKLEER STRATEJİSİ
Toplantının düzenlenme amacıyla ilgili açılış konuşmasını yapan Vladimir Putin şunları söyledi:
“Bugünün gündeminde, nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının temellerinin güncellenmesiyle ilgili konu var. Bu, askeri doktrinin yanı sıra, Rusya’nın nükleer stratejisinin resmi olarak tanımlandığı ve detaylandırıldığı bir belge. Belgenin güncellenmiş versiyonunda (Nükleer Caydırıcılık Alanında Devlet Politikasının Temelleri), nükleer olmayan herhangi bir devletin, nükleer bir devletin katılımı veya desteğiyle Rusya’ya yönelik saldırısının, Rusya Federasyonu’na karşı ortak saldırı olarak değerlendiriyor”

“RUSYA OLASI HAVA SALDIRISINDA NÜKLEER SİLAH KULLANMAYI ELE ALACAK”
Konuşmasının devamında hasımlarının kendilerine yönelik olası bir hava ve uzay saldırısına karşı nükleer silahlar kullanmayı da değerlendirebileceklerini ifade eden Putin şöyle dedi:
“Belgenin son haline göre nükleer silahları olmayan ülke, nükleer silahları olan başka bir ülkenin desteğiyle Rusya’ya karşı ortak saldırısını ele alıyor. Belgede, Rusya’nın nükleer silah kullanımına geçişinin koşulları da açıkça belirtiliyor. Hava ve uzay saldırı silahlarının büyük çaplı fırlatılması ve devlet sınırımızı geçtiğine ilişkin güvenilir bilgiler aldıktan sonra bu olasılığı değerlendireceğiz. Stratejik veya taktik uçakları, seyir füzeleri, insansız hava araçları, hipersonik ve diğer hava araçlarını kastediyorum”
Putin bu sözlerinin ardından, kendilerine karşı olası hava saldırılarına karşı nükleer silahlarla karşılık verecekleri uyarısında bulundu.

“NÜKLEER SİLAH KULLANMA HAKKIMIZI SAKLI TUTUYORUZ”
Konuşmasının devamında “Birlik devletler” olarak Belarus’a yapılacak olası bir saldırıda da nükleer silahlarla karşılık verebileceklerini belirten Putin, “Birlik Devleti’nin bir üyesi olarak Rusya ve Beyaz Rusya’ya karşı saldırı durumunda nükleer silah kullanma hakkımızı saklı tutuyoruz. Bütün bu konular Belarus tarafıyla, Belarus Devlet Başkanı (Aleksandr Lukaşenko) ile mutabakata varıldı. Konvansiyonel silahlar kullanan düşmanın egemenliğimiz için kritik bir tehdit oluşturması da buna dahildir” ifadelerini kullandı.
Rusya Federasyonu’nun nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerine dahil edildiğini de hatırlatan Putin, “Nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerinde, nükleer caydırıcılığın uygulandığı devletler ve askeri ittifaklar kategorisi genişletildi. Ayrıca askeri tehditler listesi eklendi” şeklinde konuştu.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>44 yaşındaki isim, Kremlin’in en önemli propagandacısı ve ideoloğu olarak tanımlanıyor ve Vladimir Putin’den daha Putinci olduğu belirtiliyor.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet, Dışişleri ve Hazine bakanlıkları Çarşamba günü yaptıkları açıklamada, iddia edilen müdahalelerle “agresif bir şekilde mücadele etmek” için koordineli olarak harekete geçileceğini duyurdular.
Simonyan, yaptırımlar listesinde adının yer almasına X hesabından, “Ah, uyandılar” diyerek tepki gösterdi.
Listedeki diğer RT çalışanlarına hitaben, “Aferin, ekip” mesajını iletti.
RT neyle suçlanıyor?
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby, suçlamayı detaylandırarak şunları söyledi: “RT artık Kremlin’in sadece bir propaganda kolu değil. Rusya’nın gizli nüfuz eylemlerini ilerletmek için kullanılıyor.”
RT, BBC’ye yaptığı açıklamada “2016 yılı aradı ve klişelerini geri istiyor” diyerek suçlamaları reddetti.
Devlet yayıncısı, “Hayatta üç şey kesindir: Vergiler, ölüm ve RT’nin ABD seçimlerine müdahalesi” diye ekledi.
Simonyan kimdir, nasıl yükseldi?
Simonyan, Rusya’nın Krasnodar bölgesinde Ermeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Akademik başarıları, ABD’deki prestijli bir değişim programında yer almasına yardımcı oldu ve 1995 yılında New Hampshire’a gitti.
Daha sonra Rusya’ya döndü ve televizyon muhabiri oldu.
2004 yılında Çeçen militanların Beslan’daki okul kuşatmasını haber yapmasıyla öne çıktı. Olay üç gün sonra 186’sı çocuk yüzlerce kişinin ölümüne yol açan kanlı devlet müdahalesiyle sona erdi.
Simonyan için bu, kariyerinde hızlı bir yükselişle sonuçlandı.
Kısa bir süre sonra, 25 yaşındayken uluslararası televizyon ağı Russia Today’i kurmak ve yönetmek üzere seçildi, daha sonra kanalın adı RT olarak değiştirildi.
Baş ideolog
Bundan itibaren yirmi yılı aşkın bir süre boyunca Batı’nın açıkça eleştirmeni, Putin’in de sadık destekçisi haline geldi. İlk günlerinden itibaren ABD’nin “Kremlin’in uluslararası propagandasının başlıca kanalı” olarak tanımladığı ağa başkanlık etti.
Ağın başkanlık seçimini bozmaya yönelik girişimlerde bulunduğu iddia edildi.
Yıllar geçtikçe hem Simonyan’ın hem de kanalın söylemleri sertleşti.
Rusya ve Batı arasında bozulan ilişkiler
2000’lerin sonlarında ve 2010’ların başlarında Rusya’nın Batı ile ilişkilerinin bozulmaya başladığı dönemlerde ağa, Kremlin yanlısı propaganda ve taraflı habercilik yapmak suçlamaları yöneltilmeye başlandı.
2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’nın doğusunun bazı bölgeleri işgal etmesinden sonra RT’nin söylemi hem Ukrayna’ya hem de Batı’ya karşı açıkça düşmanca bir hal aldı.
Batılı ülkeleri Ukrayna’nın Avrupa Birliği (AB) yanlısı Onur Devrimi’ni kışkırtmakla ve Rusya’yı zayıflatmaya, hatta yok etmeye çalışmakla suçladı.
Ancak Simonyan Rusya’nın sadece ülke dışına yönelik propagandasını yönetmiyor; aynı zamanda dahili iletişimiyle de yoğun bir şekilde ilgileniyor. Devletin propaganda makinesinin ayrılmaz bir parçası olarak, düzenli bir şekilde TV’de siyasi söyleşi programlarında yer alıyor.
Ukrayna’daki savaş ve sertleşen söylem
Tüm bunlardan sonra 2022’de Ukrayna’nın topyekûn işgali gerçekleşti.
İngiltere RT’yi yıllarca süren tehditlerden sonra nihayet yasakladı. Rusya’da birçok üst düzey gazeteci ve editör istifa etti. Savaşla ilgili fikir ayrılıkları nedeniyle kitlesel bir göç yaşanıyor gibi görünüyordu.
Simonyan eski meslektaşlarını ve savaşa karşı çıkan herkesi “gerçekte Rus olmamakla” suçladı.
Ukrayna savaşının en önemli casusluk hikayelerinin birinin yayınlanmasına kilit rol oynadı. Haberde Alman hava kuvvetleri subaylarının Ukrayna’ya verilebilecek uzun menzilli silahları ve bunların nasıl kullanılabileceğini tartıştığı bir kayıt sızdırılmıştı.
Kremlin’in, Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna bölgelerinde referandum yapılması ve “insanların kiminle kalmak istiyorlarsa onunla kalmalarına izin verilmesi ve bunun adil olduğu” yönündeki söylemini pekiştirdi.
Rus muhalefet üyelerinin “asılarak” icabına bakılması çağrısında bulundu ve “birliklerin Avrupa’nın içlerine gönderilmesini” önerdi.
Batı’ya karşı tutumu: ‘Sizi sevmiyoruz’
Margarita Simonyan’ın Batı’ya yönelik görüşlerini, Vladimir Putin’in büyük oranda rakipsiz girdiği bir seçimle beşinci dönemine hazırlandığı Mart ayında BBC’ye verdiği son röportajdaki yorumları oldukça iyi özetliyordu.
Putin’in ciddi bir rakibinin olup olmadığı sorulduğunda, “Ciddi bir rakibe ihtiyaç var mı? Neden? Çünkü biz sizin gibi değiliz” yanıtını verdi ve ekledi:
“Ve sizi gerçekten pek sevmiyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bugünse benzer bir ses, Ukrayna ordusunun eğitim amaçlı havalandırılan insansız hava aracından geliyor.
Chernihiv’de, Moskova’nın ilerleyişini durdurmak için üniforma altına yeni alınan Ukraynalıların eğitildiği gizli bir eğitim alanındayız.
Komutanların emirlerinin ve makineli tüfek ateşinin yankılandığı eğitim sahasındaki en çarpıcı görüntü, askere alınanların yaşı.
Çoğu 40’lı ve 50’li yaşlarında görünüyor.
Saçları ağarmış Rostyslav’un, Odesa’daki evinde yolunu gözleyen iki çocuğu ve eşi var.
Bir ay öncesine kadar burada şoförlük yapıyordu.
Önümüzdeki ay ise kendini, Ukrayna’nın başlattığı Kursk operasyonunda cephe hattında bulabilir.
Rostyslav, Kursk saldırısı için “Bence bu doğru bir şeydi” diyor:
“Ne kadar zamandır topraklarımızda olduklarına bakın. Uzun zamandır acı çekiyoruz, bir şeyler yapmalıyız. Topraklarınız ele geçirilirken öylece bakıp oturamazsınız. Ne yapalım? Onların kölesi mi olalım?”
Şahit olduğumuz hızlandırılmış eğitim programı, Ukrayna’nın karşı karşıya kaldığı asker takviyesi baskını gösteriyor.
İngiltere Savunma Bakanlığı, yalnızca Mayıs ve Haziran aylarında gerçekleşen Rus asker kaybını 70 bin olarak tahmin ediyor.
Eğitim alanını kavuran güneşin altında, üniforma altına alınan Ukraynalılar, Amerikan yapımı zırhlı savaş araçlarına girip çıkıyor ve belirlenen hedefleri ateş altına alıyor.
Bu eğitim alanının yerinin gizliliğinden endişe eden ordu yetkilileri, BBC’de yayınlanmadan önce görüntüleri incelemek istedi. Ancak haber kayıtları üzerinde editoryal bir kontrole sahip değillerdi.
Savaşta iki buçuk yılı geride kaldı ve Ukrayna daha fazla askere ihtiyaç duyuyor.
Erkeklerin askere alınma yaşını 27’den 25’e düşüren yeni bir yasa yürürlüğe girdi. Kadınlar için askerlik hizmeti zorunlu değil.
Eğitim alanındaki askerlerin tamamı buraya gelmeden 30 günlük temel eğitim almıştı.
Burada, savaş alanında karşılacakları yaralanmalara karşı ilk yardım gibi eğitimlerden geçiyorlar.
Ladin ağaçlarının gölgesinde canlandırılan ilk yardım senaryolarının, önümüzdeki haftalarda ve aylarda savaş alanının acımasız gerçekliğinde karşılarına çıkması olası.
Alanda bize eşlik eden bir asker, acemi erlerin, yeterli savaş eğitimi almadan cepheye gönderilmeyeceklerini söylüyor.
Sert bir şekilde “Onları ölüme göndermeyeceğiz” diyor.
Buna karşın, özellikle profesyonel askerlerden, acemi askerlerin yeterli eğitim almadan cephe hattına gönderildikleri yönünde şikayetler duyduk.
Ukrayna, özellikle Donbas’ta stratejik açıdan önemli Pokrovsk şehrini çevreleyen cephe hattında sorunlar yaşıyor.
Ancak geçen ay Rusya topraklarına başlatılan karşı saldırı moralleri yükseltti ve savaşa yeni bir boyut kattı.
Bu morale karşı Kursk, Kiev için bir cephe daha demek ve bu aynı zamanda Zelenskiy için de büyük bir kişisel kumar anlamına geliyor.
Ordu yönetiminin, yeni askerleri nereye gönderecekleri konusunda zor stratejik kararlar almaları gerekiyor.
Mesleği inşaatçılık olan 30 yaşındaki Maxim, grubun en genci gibi görünüyor.
“Eğitim, eğitim ve tekrar eğitim almamız gerekiyor. Burada ne kadar çok eğitim alırsak o kadar çok şey öğreneceğiz. Bu bize cephede yardımcı olacak.” diyor.
Ona “Nerede yardımcı olacak?” diye soruyorum.
“Toprağımızı Donetsk’te veya Kursk’ta savunmaya hazırız,” diyor gururla karışık gergin bir kahkahayla.
Ukrayna, Kursk harekatı için Rusya içine 10 bin kişilik elit askerlerin gönderildiğini kaydediyor.
Rusya Savunma Bakanlığı, Kiev’in bu saldırıda binlerce kayıp verdiğini iddia ediyor.
Ukrayna ordusunun başı General Oleksandr Syrskyi ise Rusların Kursk’u savunmak için 30 bin asker gönderdiğini duyurdu.
Tüm bu rakamları bağımsız kaynaklardan doğrulamak zor.
Ukrayna asker kayıplarını açıklamıyor.
Eğitim alanında tanıştığımız “Yapımcı” lakaplı bir askerin Rusya harekatına katılan hasarlı ve tahrip olmuş araçlarla ilgilendiği açık.
Yorgun bir şekilde, “Bu savaşın sona ermesini istiyorum” diyor:
“Çünkü bu savaşın hiçbir nedeni yok. Vladimir Putin adında bir adam ülkemize saldırdı. Peki ne yapacaktık? Evimizi savunmalıyız. Savunmalıyız, savunmalıyız, savunmalıyız. Ancak Ukrayna küçük bir ülke.”
Moskova ile Kiev arasındaki güç farkı, Zelenskiy’nin Batı’ya yönelik askeri yardım çağrılarının temelini oluşturuyor.
Zelenskiy, savaşı Rusya’ya taşıyarak halkını motive etti.
Ancak Vladimir Putin’in tepkisinden ve daha geniş bir çatışma ihtimalinden korkan bazı müttefiklerini de endişelendirdi.
Putin şu ana kadar, en azından kamuoyu önünde, savaşın ülkesine verdiği zararı görmezden geldi.
Rusya’nın aksine, Ukrayna cepheye göndermek için sınırsız sayıda asker rezervine sahip olmadığını kabul ediyor.
Zelenskiy, hava savunması için daha fazla Amerika ve Avrupa yardımının hayati olduğunu tekrarlıyor. Uzun menzilli füzelerin Rusya’ya saldırı için kullanılmasına daha fazla izin verilmesi gerektiğini savunuyor.
Eğitim alanında konuştuğumuz Rostyslav, Zelenskiy’nin kesinlikle haklı olduğuna inanıyor.
“Ruslar uzun menzilli silahlarla topraklarımızı hedef alabiliyor. Ancak bizim onların topraklarını vuracak böyle silahımız yok. Buna daha fazla dayanamayız” diyor.
Rostyslav devam ediyor:
“Bu kirli savaşı bitirmek için Moskova’yı vurmak istiyoruz. Çocuklar ve siviller acı çekiyor, herkes acı çekiyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye, dış politikada açtığı yeni dönemde Suriye ile ilişkileri de normalleştiriyor.
Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’dan gelen karşılıklı mesajlar, iki ülke arasında ilk sinyalleri verdi.
Bu kapsamda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme adımlarıyla ilgili konuştu.
“TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİNİN NORMALLEŞMESİNE YOL AÇABİLECEK KOŞULLARI GÖRÜŞTÜK”
Russia Today’e (RT) röportaj veren Lavrov; Rusya, Türkiye, Suriye ve İran’ın yakın gelecekte Ankara ve Şam arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini görüşmek üzere bir toplantı daha yapmayı planladıklarını belirtti.
Lavrov, “Geçen yıl hem savunma hem de dışişleri bakanlıkları ve özel kurumların katılımıyla toplantılar düzenlemek için büyük çaba sarf ettik. Bu toplantıları Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yol açabilecek koşulları görüşmek için kullandık. Bu toplantılara Suriye, Türkiye, Rusya ve İran’dan temsilciler katıldı.” dedi.

“TÜRKLER BUNA HAZIR”
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’nin Suriye’den askerlerini çekmeyi görüşmeye hazır olduğunu da söyledi.
Lavrov, “Türkler buna hazır ama henüz belirli parametreler üzerinde anlaşmaya varılmadı. Mültecilerin geri dönüşü, Türk birliklerinin varlığını gereksiz kılacak terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler hakkında konuşuyoruz. Tüm bunlar üzerinde çalışılıyor.” ifadelerini kullandı
Son olarak Lavrov’un, “Suriye hükümetine göre Ankara ile ilişkilerin normalleşmesi için Türk askerlerinin Suriye’den nihai olarak çekilme sürecine ilişkin net bir karar alınması gerekiyor” sözleri de dikkati çekti.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Norveç’te 2019’da ilk kez görülen ve Rusya’ya ait olduğu tahmin edilen ünlü casus beyaz balina Hvaldimir’in öldüğü belirtildi.
Norveç kamu yayın kuruluşu tarafından yapılan açıklamada, ölen balinanın, cumartesi günü Norveç’in güneyindeki Risavika Körfezi’nde balık tutan bir baba ve oğul tarafından bulunduğu ifade edildi.
CASUS BALİNA ÖLDÜ
Ekipler tarafından vinçle sudan çıkarılan balina, uzmanlar tarafından incelenmek üzere bir limana götürüldü.
Biyolog Sebastian Strand yaptığı açıklamada, balinanın ölüm nedeninin henüz tespit edilmediği, bir yaralanma görülmediğini söyledi.

ÜZERİNDE KAMERA BULUNMUŞTU
Üzerine bir kemerle kamera bağlanmış 4.2 metre uzunluğundaki Hvaldimir adlı balina, 2019’da Norveç açıklarında ilk kez görülmesinin ardından dünyada büyük ilgi çekmişti.
Kemerin üzerindeki tokalarda St. Petersburg menşei bulunması dikkatleri Rusya’ya çevirmişti.
Uzmanlar, casus balinanın Rusya’ya ait olduğunu ve Rus donanması tarafından eğitildiğini düşündüklerini açıklamıştı.


Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rus komutanlar, Ukrayna’daki savaşta sivil hedeflere yönelik roket saldırılarından sorumlu tutuluyor.
Uluslararası mahkeme, daha önce de Ukraynalı çocukların yasa dışı bir şekilde Rusya’ya götürülmesi nedeniyle Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanlığı Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova – Belova hakkında uluslararası yakalama kararı çıkarmıştı.
Yakalama emri çıkarılan Rus komutanlar kim ve neyle suçlanıyorlar?
Hollanda’nın Lahey kentinde savaş suçlarını araştırmak amacıyla oluşturulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, Salı günü yakalanmaları için haklarında uluslararası arama emri çıkarıldığını açıkladığı iki Rus komutan şunlar:
Kobylash ve Sokolov; 10 Ekim 2022 ile en az 9 Mart 2023 tarihleri arasında Ukrayna’da sivil hedeflere yönelik saldırılar nedeniye savaş ve insanlığa karşı suç işlemekle itham ediliyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi 2. Ön Yargılama Dairesi, Ukrayna’nın çeşitli bölgelerinde çok sayıda elektrik santrali ve trafo merkezine yönelik saldırılardan, iki Rus komutanı sorumlu tuttu.
Mahkemeye göre Kobylash ve Sokolov’un emriyle gerçekleştirilen saldırılar, sivil halka önemli ölçüde zarar verdi.
İki Rus komutanın, uluslarası savaş suçlarını düzenleyen Roma Tüzüğü’nü ihlal ettiğini belirten mahkemeye göre, Rus devlet politikası uyarınca sivil nüfusa karşı birden fazla saldırı gerçekleştirildi.
Mahkemeden yapılan açıklamada, iki Rus komutanın, “kasıtlı olarak büyük acıya; bedensel, zihinsel veya fiziksel sağlığa ciddi zarar verilmesine neden olan diğer insanlık dışı eylemlerden ve insanlığa karşı suçtan da sorumlu olduklarına inanmak için makul gerekçeler bulunduğu” belirtildi.
Rusya’ya yönelik soruşturma nasıl gündeme geldi?
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Devlet Başkanı Vlodomir Zelenskiy, ülkesindeki savaş suçlarının yargılanması amacıyla eski Yugoslavya ve Ruanda benzeri bir özel mahkeme kurulmasını önerdi.
Ancak Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya’nın veto olasılığı nedeniyle bu öneri kabul görmedi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, mahkeme yerine Ukrayna’daki savaş suçlarının araştırılması için, geçen yıl Hollanda’nın Lahey kentinde “Uluslararası Ukrayna Soruşturma Merkezi”ni açtı.
AB makamlarının yanı sıra Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi ile de işbirliği içinde çalışan merkez, Rusya’nın sivil hedeflere yönelik saldırılarına ilişkin kanıt toplamaya başladı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi de geçen Eylül ayında savaş suçlarının araştırılması için Kiev’de araştırma ofisi kurdu.
Rusya ve Ukrayna, Roma Statüsü’ne taraf devletler değil.
Ancak Ukrayna, Roma Statüsü uyarınca, kendi topraklarında meydana gelen savaş suçlarının araştırılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini kabul ettiğini iki kez açıkladı.
Kiev yönetimi, 21 Kasım 2013 ile 22 Şubat 2014 arası ve 20 Şubat 2014 sonrası Ukrayna topraklarında işlenen suçlara ilişkin uluslararası mahkemenin soruşturma yapmasını istedi.
Putin ve Lvova-Belova hakkında hangi kararlar verildi?
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ukrayna’nın yargı yetkisini tanıma kararının ardından, 17 Mart 2023’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanlığı Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova – Belova hakkında uluslararası yakalama kararı çıkardı.
Uluslararası mahkeme, Putin ve Maria Alekseyevna Lvova-Belova hakkındaki yakalama kararına gerekçe olarak, Ukraynalı çocukların yasalara aykırı biçimde Rusya’ya kaçırılmasını gösterdi.
Mahkemeye göre, Ukraynalı çocukların kanuna aykırı nakledilmesi nedeniyle savaş suçu işledikleri konusunda makul gerekçeler bulunuyor.
Ukrayna, ICC’nin kararını nasıl değerlendirdi?
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, iki Rus komutan hakkında verilen tutuklama emrini memnuniyetle karşıladığını söyledi.
Zelenskiy, “Ukraynalı sivillere ve kritik altyapıya yönelik saldırı emrini veren her Rus komutan, adaletin yerini bulacağını bilmelidir. Bu tür suçların faillerinin her birinin hesap vereceklerini bilmesi gerekiyor” dedi.
Ukrayna Başsavcısı Andriy Kostin de, kararı bir “dönüm noktası” olarak değerlendirdi.
Kostin, uluslararası mahkemeye binlerce kanıt ve bilgi sağlayan savcıların, Ukrayna müfettişlerinin ve farklı Ukrayna kurumlarının aylarca süren özverili çalışmalar yaptığını belirtti.
Rusya suçlamalara ne tepki veriyor?
Rusya Federasyonu, Ukrayna’daki sivil altyapıya kasten saldırdığını reddediyor. Moskova, askeri faaliyetlerinin tamamının Kiev’in savaşma kabiliyetini azaltmayı amaçladığını, sivil nüfusu hedef almadığını öne sürüyor.
Moskova yönetimi, uluslararası mahkemenin savaş suçu ithamını, “Batı’nın Rusya’yı itibarsızlaştırmaya yönelik taraflı kampanyasının bir parçası” olarak değerlendiriyor.
Rusya, uluslararası mahkemenin Putin hakkındaki tutuklama emrine misilleme olarak ICC Başsavcısı Karim Khan ve diğer mahkeme yetkilileri hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı.
Sanıklar Lahey’e getirilebilecek mi?
Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından haklarında tutuklama emri çıkarılan Putin ve diğer üç Rus yetkilinin Lahey’e getirilmesi şimdilik pek mümkün görünmüyor.
Çünkü uluslararası mahkemenin tutuklama emrini uygulayacak kendi kolluk kuvveti bulunmuyor.
Bu nedenle, Putin ve diğer üç zanlının Roma Tüzüğü’ne taraf olan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 123 üye ülkeden birine seyahat etmesi durumunda, haklarındaki yakalama emrinin uygulanması istenecek.
Seyahat sırasında taraf devletin yargı organlarının tutuklama kararı alması durumunda, Putin veya diğer isimlerin Lahey’e iadesi gündeme gelebilecek.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü ABD merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’in Kıdemli Uzmanı eski Büyükelçi Alper Coşkun’un üstlendiği panele İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri Helga Maria Schmid, Uluslararası İşler Enstitüsü (IAI) Direktörü Nathalie Tocci ile NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray katıldı.
AGİT Genel Sekreteri Schmid, teşkilatının “çatışmaları önleme” rolünü vurgulayarak, bunu sağlamak amacıyla çeşitli araçların geliştirildiğini ancak uygulanması konusunda siyasi iradeye ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
“Sanırım 35 yıl önce Avrupa topraklarında şiddetli savaşların geri döndüğünü görmeyi hayal bile edemezdik.” diyen Schmid, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından Avrupa’da değişen güvenlik politikalarının AGİT’in çalışma ve karar alma süreçlerini de etkilediğini söyledi.
Schmid, güvenlik sorunlarını ele almak için farklı yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu belirterek, “Güvenlik sorunları, asla sadece siyasi ve askeri güvenlik değil. Ekolojik boyutu, dolayısıyla ekonomik boyutu ve insani boyutunu da giderek daha fazla dikkate almanız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Çatışmaların önlenmesi için yeterince temsil edilmeyen kadın, genç ve azınlıklar gibi öznelerin sürece dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Schmid, “Silahların kontrolü konusunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şu anda nükleer silahlara haklı olarak çok fazla odaklanılıyor ancak konvansiyonel silahların kontrolünü de unutmamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmektir”
İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, yaklaşık 200 sene önce tarafsızlık politikasının kabul edilmesinin, ülkesinin dönemin büyük güçleriyle çevrili olmasının yarattığı koşullarla ilişkili olduğunu anlatarak, “Ve biz, bu yükümlülüğü bir varlık, bir ulus olarak kendimizi uluslararası topluma kazandırmanın aracı haline getirmeye çalıştık.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Avrupa ülkeleriyle işbirliğinin öneminin farkına vardıklarını söyleyen Cassis, “Coğrafi ve siyasi olarak (Avrupa’nın) tam kalbindeyiz. Dolayısıyla tarafsız olmak yerine işbirliğine dayalı bir yol seçmeliyiz. Aslında İsviçre hükümetinin, ABD yaptırımlarına dahil olurken yapmaya karar verdiği ve işbirliği yapmanın en iyi yollarını bulmaya çalıştığı şey de buydu.” ifadelerini kullandı.
Cassis, İsviçre’nin NATO müttefikleriyle çevrili olmasının ülkeye güvenlik sağladığını kaydederek, NATO ile barışın teşviki konusunda işbirliklerinin yapıldığını ve bunların artacağını ancak NATO’ya katılımın söz konusu olmadığını dile getirdi.
Uluslararası platformla işbirliğini güçlendirme çabaları kapsamında ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) katılma kararı almasının tarihte ilk olduğunu vurgulayan Cassis, tarafsızlık statüsünü koruyarak Avrupa’nın güvenlik mimarisinin şekillenmesi sürecinde yer almak istediklerini kaydetti.
İsviçreli Bakan, ülkesinin BMGK’ye katılmasının nedenini şöyle anlattı:
“Onlarca yıl boyunca tarafsızlık nedeniyle kamuoyunda çok aktif şekilde tartışıldı. Şimdi oradayız ve kendi aralarında konuşmayan ülkeler arasında diyaloğu kolaylaştırmaya katkıda bulunuyoruz ve bunun mümkün olduğunu görüyoruz. Bunu yapmak ve aynı zamanda tarafsız olmak mümkün. Tarafsız olmak, sadece uluslararası hukuka göre askeri açıdan tarafsız olduğumuz anlamına geliyor. Kayıtsızlık anlamına gelmiyor, değerlerimiz olmadığı anlamına gelmiyor.”
“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmek ya da çatışmaları çözmektir.” diyen Cassis, Şubat 2022’den bu yana Rusya ile devam eden savaşı sonlandırmak için İsviçre’nin Ukrayna’ya yüksek düzeyli “Küresel Barış Zirvesi” yapmayı teklif ettiğine dikkati çekti.
Cassis, barışın sağlanması amacıyla sürece Rusya, BRICS ülkeleri ve tüm ülkelerin dahil edilmesi gerektiğini dile getirdi.
“NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük”
NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Bray, son 2 yılda Avrupa’da değişen güvenlik ortamıyla İttifak’ın da evrildiğine işaret ederek, “Bence devlet savaşları geri döndü. Bu, kolektif savunmanın bölgede çok önemli bir şey olduğunu hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa güvenliğine yönelik en ciddi krizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana ülkelerin NATO’ya ilgisinin arttığını ve savaşın Avrupa’daki ülkeleri statükonun devamını sağlamak adına birleştirdiğini anlatan Bray, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rekor bir sürede, tarihte hiç yapmadığımız kadar hızlı bir şekilde Finlandiya’yı müttefikimiz yaptık ve yine aynı şekilde İsveç de çok yakında İttifak’ta olacak. Bence tüm bunlar bize tekrar şunu hatırlatıyor: Saldırganlık karşısında daha önce de defalarca söylendiği gibi, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in savaştan önceki talepleri neyse bunun tam tersini elde etti. Rusya’nın şu an daha önce sahip olduğundan daha fazla NATO sınırı var.”
Savaşın NATO’nun işleyiş ve planlamasını değiştirdiğini belirten Bray, “Çatışma planlamasına yaklaşımımızı temelden değiştirdik. NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük. Kara, hava, deniz, uzay ve siber alana kadar her alanda yeteneklerimizi ve çabalarımızı artırdık.” bilgisini paylaştı.
Bray, Ukrayna’nın güvenliğinin Avrupa için önemli olduğuna işaret ederek, “Buradan çıkan bir başka basit gerçek de Avrupa’nın güvenliğinin doğrudan Ukrayna’nın güvenliğine bağlı olduğu, güvenli ve emniyetli bir Ukrayna olmadan güvenli bir Avrupa’nın da olamayacağıdır.” dedi.
“Batı ile kalıcı savaş hali artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul”
IAI Direktörü Tocci, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenlik politikalarının yanı sıra NATO ve Avrupa Birliği (AB) gibi kuruluş ve örgütlenmelerin politikalarını da değiştirdiğini ifade etti.
Geçmişte genişlemenin güvenlik motivasyonlu olduğunu ve bir ülkenin tamamen güvenli, demokratik ve müreffeh olmasa da istikrarlı olmasının genişlemeye dahil edilmesi için yeterli görüldüğünü savunan Tocci, “Artık biliyoruz ki bu, Avrupa’nın sınırlarıyla alakalı hale geldi. ya bölünmenin bir tarafındasınız ya da bölünmenin diğer tarafındasınız ve daha önce de söylediğim gibi, eğer uçurumun diğer tarafındaysanız işgal gibi şeyler olabilir.” dedi.
Tocci, bu bağlamda genişlemenin artık stratejik zorunluluk halini aldığını belirterek, “Mükemmel şekilde demokratik olmanızın, tüm standartları mükemmel şekilde karşılamanızın gerçekten bir önemi yok.” ifadesini kullandı.
Rusya-Batı mücadelesinin Ukrayna savaşıyla sona ermeyeceğini dile getiren Tocci, “Batı ile kalıcı savaş halinin artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul olduğunu düşünüyorum. Bunun Ukrayna’da sona ereceğini düşünmüyorum ve bence, umarım sona erer ama sona ermeyebileceğini ve çok daha uzun yıllar sürebileceğini varsaymalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Dijital Veri Paneli’ne göre, bu yılın ilk ayında tarım, gıda ve içecek sektörü geçen yıl aynı döneme göre yüzde 11,63 artışla 2,17 milyar dolar ihracat ve yüzde 16,77 düşüşle 1,6 milyar dolar ithalat yaptı. Ocak ayında Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi.
Özel Ticaret Sistemi (ÖTS) çerçevesinde yayınlanan Dış Ticaret Verileri’ne göre, ocak ayında ihracat geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 11,63 artarken, ithalat ise yüzde 16,77 geriledi.
Ocak ayında buğday ithalatı azaldı sığır ithalatı arttı
Ocak ayında buğday ithalatı gerilerken, sığır ithalatındaki artış yılın ilk ayında devam etti. Bu ayda sırasıyla en fazla buğday, soya fasulyesi ve sığır ithal edildi. Ocak ayında buğday ithalatı geçen yıl aynı döneme göre yüzde 46,3 oranında azalarak 186,9 milyon dolar olurken, sığır ithalatı ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 65 artarak 87,1 milyon dolar oldu. Geçen yıl buğday ithalatı 3 milyar 402,4 milyon dolar, soya fasulyesi ithalatı 1 milyar 679,3 milyon dolar ve sığır ithalatı 1 milyar 163 milyon dolar olmuştu.
Ocak ayında Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi
Yılın ilk ayında Dış Ticaret Dengesi geçen yıl olduğu gibi fazla vermeyi sürdürdü. Ocak 2024’te Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi.
Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektöründe Dış Ticaret Dengesi 2023 yılında 5,36 milyar dolar fazla vermişti.
Ocak ayında birim ihracat değeri geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 10,8 düşüşle 1.152 dolar/ton oldu. İthalat birim değeri ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 4,98 artarak 682 dolar/ton oldu.
Dış ticarette öne çıkan ürünler
Bu yılın ilk ayında ihracatta öne çıkan ürünlerde ilk sırayı 137 milyon dolar ile un aldı. Bu ürünü 131,7 milyon dolar ile fındık içi ve 91,7 milyon dolar ile mandalina izledi. Bu ürünler, ocak ayında toplam ihracatın yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 186,9 milyon dolar ile buğday oldu. Buğdayı 170,4 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 87,1 milyon dolar ile sığır takip etti. Bu 3 ürün, ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın yüzde 28,2’sini oluşturdu.
Buğday ithalatında Rusya ve Ukrayna ilk sırada yer almaya devam etti
Bu yılın ilk ayında yapılan ithalatta ilk sırayı 186,9 milyon dolar ile buğday aldı. Geçen yıl buğday ithalatında ilk iki sırada yer alan Rusya ve Ukrayna, ocak ayında da buğdayın en fazla ithal edildiği ülkeler oldu. Bu dönemde, Rusya’dan 145,5 milyon dolar, Ukrayna’dan 28,6 milyon dolar ve Moldova’dan 5 milyon dolar tutarında buğday ithalatı yapıldı. Rusya ve Ukrayna’nın toplam buğday ithalatındaki payı yaklaşık yüzde 93,1 oldu.
Ocak ayında buğdaydan sonra 170,4 milyon dolar tutarında soya fasulyesi ve 87,1 milyon dolar tutarında sığır ithal edildi. Soya fasulyesi ithalinde ilk sırayı 69,8 milyon dolar ile Ukrayna alırken, bu ülkeyi Brezilya (56,8 milyon dolar) ve ABD (24,4 milyon dolar) takip etti. Sığır ithalatında ise sıralama 51,9 milyon dolar ile Uruguay, 16,3 milyon dolar Brezilya ve 6,5 milyon dolar ile Almanya oldu.
En fazla ihracat ve ithalat yapan sektörler
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri sektörlere göre incelendiğinde; en fazla ihracatın 262 milyon dolar ile şeker ve şekerli mamuller sektöründe yapıldığı görüldü. Bu sektörü sırasıyla yaş meyve sektörü (248 milyon dolar), sert kabuklu meyveler sektörü (230 milyon dolar), balıkçılık ve su ürünleri sektörü (169 milyon dolar) ve un sektörü (138 milyon dolar) takip etti.
Şeker ve şekerli mamuller sektörünün toplam ihracat içindeki payı yüzde 12,46, yaş meyve sektörünün yüzde 11,79, sert kabuklu meyveler sektörünün yüzde 10,95, balıkçılık ve su ürünleri sektörünün yüzde 8,04 ve un sektörünün yüzde 6,54 oldu.
Yine aynı dönemde en fazla ithalat 439 milyon dolar ile hayvan yemi sektöründe yapıldı. Bu sektörün ardından en fazla ithalat yapan sektörler; bitkisel yağ (220 milyon dolar), un (215 milyon dolar), kakao ve çikolata (96 milyon dolar) ve canlı hayvan ticareti (89 milyon dolar) sektörleri olarak sıralandı.
Hayvan Yemi sektörünün toplam ithalat içindeki payı yüzde 33,75, bitkisel yağ sektörünün yüzde 16,88, un sektörünün yüzde 16,52, kakao ve çikolata sektörünün yüzde 7,39 ve canlı hayvan ticareti sektörünün yüzde 6,83 oldu.
İhracatın arttığı ve azaldığı sektörler
Bu yılın ilk ayında geçen yıl aynı döneme kıyasla ihracatı değer olarak en fazla artan sektörlerin başında 73 milyon dolar ile (yüzde 46,29 artış) sert kabuklu meyveler sektörü geldi. Bu sektörü 58 milyon dolar ile (yüzde 92,23) ile hayvan yemi sektörü, 36 milyon dolar ile (yüzde 16,14 artış) şeker ve şekerli mamuller sektörü, 33 milyon dolar ile (yüzde 15,25) yaş meyve sektörü ve 31 milyon dolar ile (yüzde 19,18) salça ve konserve sektörü izledi.
Söz konusu dönemde ihracatı değer olarak en fazla düşen sektör 122 milyon dolar ile (yüzde 49,09 düşüş) bitkisel yağ Sektörü oldu. Ayrıca bakliyat sektörü 15 milyon dolar (yüzde 24,33 düşüş) ve Tohumculuk Sektörü 11 milyon dolar (yüzde 17,08) geriledi.
Bu yılın ocak ayında geçen yıl aynı döneme göre, ithalatı değer olarak en fazla artan sektör 38 milyon dolar ile (yüzde 64,4 artış) kakao ve çikolata sektörü oldu. Bu sektörün ardından canlı hayvan ticareti sektörü 34 milyon dolar (yüzde 63,5 artış), tohumculuk sektörü 13 milyon dolar (yüzde 53,7 artış), sert kabuklu meyveler sektörü 12 milyon dolar (yüzde 29,3 artış) ve alkollü içecekler Sektörü 12 milyon dolar (yüzde 49,6 artış) ile ithalatı değer olarak en fazla artan sektörler olarak sıralandı.
Bu dönemde ithalatı en çok düşen sektörler ise 173 milyon dolar ile (yüzde 44 düşüş) Bitkisel Yağ sektörü oldu. Bu sektörü 154 milyon dolar ile (yüzde 41,8 düşüş) un sektörü, 30 milyon dolar ile (yüzde 6,4 düşüş) hayvan yemi sektörü, 27 milyon dolar ile (yüzde 83,1 düşüş) pirinç değirmenciliği sektörü ve 21 milyon dolar ile (yüzde 30,4 düşüş) şeker ve şekerli mamuller sektörü takip etti.
Dış ticarette öne çıkan ülkeler
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri ülke bazında değerlendirildiğinde; en fazla ihracat yapılan ülke 305 milyon dolar ile Irak oldu. Irak’tan sonra en fazla ihracat, 171 milyon dolar ile Almanya’ya, 136 milyon dolar ile Rusya’ya, 123 milyon dolar ile ABD’ye ve 96 milyon dolar ile İtalya’ya yapıldı. Yılın ilk ayında, bu 5 ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 34’3’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ülke bazında ithalat en fazla 318 milyon dolar ile Rusya’dan yapıldı. Bu ülkeyi, 149 milyon dolar ile Ukrayna, 104 milyon dolar ile Brezilya, 102 milyon dolar ile ABD ve 67 milyon dolar ile Malezya izledi. Bu 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 46,25’ini oluşturdu.
Türkiye, en fazla ithalatı Rusya ve Ukrayna’dan yapmaya devam etti. Bu iki ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 29,1’ine denk düştü.
Türkiye, ocak ayında en fazla ihracat yaptığı ülkelerden Irak’a un, dondurulmuş tavuk eti, mandalina; Almanya’ya fındık içi, ambalajlı fındık, domates; Rusya’ya ise mandalina, alabalık ve limon ihraç etti.
Türkiye aynı dönemde en fazla ithalat yaptığı Rusya’dan buğday, ham ayçiçeği yağı, ayçiçeği küspesi; Ukrayna’dan soya fasulyesi, buğday, ham ayçiçeği yağı ve Brezilya’dan ise soya fasulyesi, kahve ve sığır ithal etti.
TÜİK’in açıkladığı Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan TGDF Dijital Veri Paneli’ndeki hesaplamalara 01 ve 24 fasılları arasındaki tüm Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTIP) kalemleri ile 29’uncu fasıl ve 35’inci fasıldan seçili ürünlerin dahil edildiği belirtildi. – İSTANBUL
]]>Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında TRT World Sunucusu Alican Ayanlar’ın moderatörlüğündeki “ADFLeadersTalks” paneline konuşmacı olarak katıldı.
Bakan Lavrov, Türk makamlarına Foruma davetleri için teşekkür ederek, “2 yıl önce buradaydım. Geçen sene maalesef gelemedim çünkü geçen sene Türkiye’de büyük bir afet vardı. Çok yıkıcı bir deprem oldu. Rusya hemen arama kurtarma ekiplerini gönderdi, insani yardım gönderdi.” dedi.
Çok kutupluluğun halihazırda bir gerçeklik olduğunu belirten Lavrov, Çin ve Hindistan’ın ekonomilerinin rekor düzeyde büyümekte olduğuna ve modern teknolojileri kullandıklarına dikkati çekti.
Lavrov, Çin’in ABD’nin rakibi olarak görüldüğünü vurgulayarak, “Dünya Ticaret Örgütü’nün faaliyetlerini frenlemeye başladılar. Şikayetler gelmeye başladı. Çin de haklı olarak dünyada adil bir rekabet yok demeye başladı.” şeklinde konuştu.
Bakan Lavrov, BM Tüzüğü’nün “muhteşem bir belge” olduğunun ancak Batı’nın buna riayet etmediğinin altını çizerek, Batı’nın Rusya’yı “saygı gösterilecek” bir ülke olarak görmediğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e saldırılarına ilişkin, Filistin ile ilgili olan kararları ABD’nin “sabote ettiğini” dile getiren Lavrov, “Filistinlilerin özerklik kazanamayacağı bir yapıya gidilmeye başlandı.” diye konuştu.
Bakan Lavrov, “Filistin’in BM üyesi yapılması konuşuluyor. Çok güzel görünüyor dışarıdan bakınca ama mevcut durum değişmiyor.” ifadesini kullandı.
Lavrov, ABD’nin Tayvan konusunda da “Biz tek bir Çin’i tanırız.” dediğini ancak mevcut durumda Tayvan’la ilişkilerini bağımsız bir ülke gibi yürüttüğünü anlattı.
Bakan Lavrov, “Dolayısıyla BM’nin temelinde bir sorun yok. Batı ülkeleri BM kararlarına riayet etmemektedirler. Sorun buradan kaynaklanıyor.” dedi.
Lavrov, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeye ilişkin açıklamasına yönelik, “Böylece buraya asker gönderilmesi itiraf edilmiş oldu.” diye konuştu.
Rusya’nın ABD başkanlık seçimlerine bakışı
Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ülkesine yönelik bir linç olduğunu kaydeden Lavrov, geçmişteki olayların çok hızlı şekilde unutulduğunu ve kimsenin bunları dile getirmediğini ifade etti.
ABD başkanlık seçimlerine değinen Lavrov, ABD halkının kimi seçerse Rusya’nın onunla birlikte eşit haklar ve dürüstlük temeline dayalı olarak çalışmaya hazır olduğunu, ABD’nin her şeyi almak istediğini ancak karşılığında hiçbir şey vermek istemediğini vurguladı.
Lavrov, Rusya olarak herhangi bir şeyin değişmesini beklemediklerini kaydederek, “Seçim sonuçları ne olursa olsun çok bir şeyin değişeceğini de düşünmüyoruz. Başkan Trump zaten başkandı geçmişte ve o dönemde de bizim üzerimizde çok büyük müeyyideler, ambargolar uygulamışlar ama bunu da Obama başlatmıştı dürüst olmak gerekirse. 3 hafta içerisinde Obama toplamda 120 kişi olmak üzere bizim diplomatlarımız ve ailelerini tam yeni yıl arifesinde sınır dışı etmişti. Obama onları doğrudan uçuş olmayan bir günde sınır dışı etti.” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Gazze’de ateşkes desteği
Rusya’nın Gazze konusunda nasıl eylemler alabileceğine ilişkin Lavrov, uzun yıllardır bu konuları konuştuklarına değinerek, her zaman tarafları yapıcı bir şeyler yapmaya teşvik ettiklerini dile getirdi.
Lavrov, Batı kıyılarında tamamen İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin olduğunu gördüklerini, ABD dahil yasa dışı yerleşimleri kimsenin kabul etmediğini vurguladı.
Batı Şeria’ya da aynı şekilde yerleşimcilerin gelmeye başladığını ve Gazze’de de bunun olduğunu aktaran Lavrov, İsrailli yetkilileri esnek olmamakla eleştirdiklerini ve Filistin meselesinin bu şekilde çözülemeyeceğinin altını çizdi.
Lavrov, İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin bu savaşı başlattığını anımsatarak, “Şunu söylediler: ‘Filistinliler hayvandır, insan değildir’. Diğer taraftan da Rusların insan olmadığını, yaratık olduğunu söyleyenler de oldu.” ifadelerini kullandı.
Gazze’nin büyük kısmında sivillerin öldürüldüğüne dikkati çeken Lavrov, ateşkes olması gerektiğini dile getirdiklerini ancak ABD’nin bunu BM Güvenlik Konseyinde veto ettiğini söyledi.
Lavrov, ABD’nin Filistinlileri ve Arap halklarını mevcut durum üzerinden bir barışa zorlamaya ve bunu, Filistinlilerin ekstra bir toprağı olmayacak şekilde sağlamaya çalıştığını ifade etti.
Filistinlilerle bir araya geldikleri zaman birlik içinde ve tek ses olmaları gerektiğini söylediklerini anlatan Lavrov, “Filistin’in Özgürleştirilmesi Platformunun” resmi bir hal alması gerektiğini söyledi.
Transdinyester bölgesi
Lavrov, Moldova’nın içinde bulunan ve tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı Transdinyester bölgesinin Moldova yönetiminin “baskılarına” karşı Rusya’dan koruma talep etme kararına ilişkin, “Kiev rejiminin yaptıklarını yapıyorlar, Rusçayı dışlıyorlar. Ukraynalılarla birlikte aynı zamanda ciddi ekonomik baskılar yapıyorlar.” dedi.
Oradaki insanların uzun yıllardır, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana kuşatma altında olduklarını savunan Lavrov, bölgedeki yaklaşık 200 bin kişinin Rusya pasaportuna sahip olduğunu dile getirdi.
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federal Meclis’te bugün Ukrayna’daki savaş, Batılı ülkelerle yaşanılan sorunlar ve birçok konuda açıklamalarda bulundu. Rus ordusunun modern silahlar üretme konusunda başlattığı adımların sonuçlarının günümüzde alındığını vurgulayan Putin, “2018 yılındaki konuşmamda bahsettiğim silahlanma alanındaki çalışmaların hepsi tamamlandı ya da tamamlanmak üzere. Bu operasyonla birlikte (Ukrayna’daki çatışmalar), Rus Silahlı Kuvvetleri’nin savaş kabiliyeti katbekat artmıştır. Tüm yönlerde birlikler güvenle ilerlemekte ve toprakları özgürleştirmektedir. Kinjal ve Zircon hipersonik füze sistemleri halihazırda savaşta aktif olarak kullanılmaktadır. Avangard kıtalararası balistik füze birimleri ve diğer tüm yeni ve teknolojik silahlarımız savaş görevindedir. Güvenilirliği teyit edilen bu silahlarla birlikte stratejik nükleer kuvvetler de hazır durumdadır” dedi.
“Dünyayı korkuttukları her iddia nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor”
Silahlanma anlamında büyük bir aşama kaydettiklerini ve ellerinde Batılı ülkeleri vurabilecek silahların bulunduğunu söyleyen Putin, “Yabancı ülkeler vurulması gereken ‘hedefleri’ kendileri seçiyor ve Ukrayna’ya asker göndermekten de bahsetmeye başladılar. Müdahalede bulunan ülkelerin karşılaşacakları sonuçlar çok trajik olacak. Onların topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlara sahibiz. Batı, Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağını söylüyor. Rusya, Avrupa’ya saldırmayacak. Bu bir saçmalık. Bayağı yalan söylüyorlar” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerin Rusya’nın kendilerine saldıracağına yönelik sözlerini provokatif bulan Putin, “Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı gibi icat ettikleri ve tüm dünyayı korkuttukları her iddia gerçekten de nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor. Ancak bu medeniyetin yok olması anlamına gelir” diye konuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme fikrini destekleyen sözlerine de karşılık veren Putin, “Topraklarımıza asker gönderenlerin akıbetini hatırlıyoruz. Artık müdahaleciler açısından sonuçları çok daha trajik olacak” dedi.
“Uzaya nükleer silahlar yerleştireceğimiz iddiası asılsızdır”
Batılı ülkelerin Rusya’nın uzaya nükleer silah yerleştireceği iddialarına da karşılık veren Putin, “Son günlerde uzaya nükleer silah yerleştireceğimize dair asılsız iddialar daha fazla söyleniyor. Bu tür suçlamalar asılsızdır. Bu bizi müzakerelere zorlama oyunudur. Bu yalnızca ABD’nin çıkarınadır” şeklinde konuştu.
Buna karşı kendilerinin uzayda silahlanmaya karşı bir anlaşma taslağı sunduklarını ancak ABD’nin bu anlaşmayı reddettiğini hatırlatan Putin, “Aynı zamanda 15 yılı aşkındır masalarında bizim bir önerimiz var. 2008 yılında hazırladığımız uzaya silah konuşlandırılmasının önüne geçen taslak anlaşmayı da engelliyorlar. Neden bahsettikleri bile belirsiz” ifadelerini kullandı.
“İsveç ve Finlandiya’ya karşı Batı istikametindeki Rus birliklerini güçlendirmeliyiz”
İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımından sonra Rusya’nın Batı sınırlarında kendi güvenliğini arttırması gerektiğini söyleyen Putin, “NATO’nun şu anki doğuya genişleme hamlesi ve İsveç ile Finlandiya’nın İttifak’a dahil olması nedeniyle oluşan tehditleri etkisiz hale getirmek için stratejik batı istikametindeki gruplarımızı ciddi şekilde güçlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“Rus ekonomisi 2023’te küresel ekonomiden daha hızlı büyüdü”
Konuşmasında Batı ile yaşadıkları ekonomik savaşa da parantez açan Putin, Rus ekonomisinin güçlü olduğu vurgusunu yaparak, “Geçen yıl Rusya ekonomisi küresel ekonomiden daha hızlı bir tempoyla büyüdü. Bu göstergeye göre sadece AB’nin önde gelen ülkelerini değil, sözde G7’nin tüm ülkelerini de geride bıraktık. Batı, para birimlerini ve bankacılık sistemini kendisi itibarsızlaştırıyor, bindiği dalı kesiyor. Bu çerçevede satın alma gücü paritesine göre BRICS’in (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) dünya ekonomisindeki payı 2028 yılında yüzde 36,6’ya çıkacak, G7’nin payı ise yüzde 27’8’e düşecek” dedi.
Putin ayrıca Rus iş dünyasına ülke dışına sermayelerini taşımama çağrısında bulunurken, küresel tahıl pazarında Rusya’nın lider konuma yükseldiğini de sözlerine ekledi.
“Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris’te düzenlenen Ukrayna’ya destek konferansının ardından yaptığı konuşmada, Batılı ülkeler arasında Ukrayna’ya asker gönderilmesi konusunda fikir birliği olmadığını, ancak hiçbir şeyin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Macron, “Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız. Amacımıza ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız. Geleceğimizin ne olacağına karar vermek için ABD seçimlerinin sonucunu bekleyemeyiz. Tehlikede olan Avrupa’nın geleceğidir, dolayısıyla karar vermek Avrupalılara kalmıştır” ifadelerini kullanmıştı.
Slovakya Başbakanı Robert Fico ise, “Ukrayna’ya kendi birliklerini göndermeye hazırlanan ülkeler olduğunu doğrulayabilirim, asla diyen ülkeler var, Slovakya da bunların arasında yer alıyor. ve bu teklifin dikkate alınması gerektiğini söyleyen ülkeler de var” demişti. – MOSKOVA
]]>Rusya’da tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybeden muhalif lider Alexei Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya Fransa’nın Strasbourg şehrinde Avrupa Parlamentosu’nda (AP) konuşma yaptı.
Ekibi ile birlikte bir hafta boyunca cenaze töreninin hazırlığını yaptıklarını söyleyen Navalnaya, “Cenaze, ertesi gün gerçekleşecek. Barışçıl olup olmayacağını veya polisin ona veda etmeye gelenleri tutuklayıp tutuklayamayacağını henüz bilmiyorum” dedi.
“Eşim işkenceye maruz kaldı”
Navalnaya, Ukrayna savaşının acımasız ve sinsi bir savaş olduğunu belirterek tüm dünyanın Ukrayna’nın yardımına koştuğunu ifade etti. Navalnaya, “Ancak 2 yıl geçti, çok fazla tükenmişlik, çok fazla kan, çok fazla hayal kırıklığı var ve Putin henüz hiçbir yere varamadı” dedi. İnsanların artık savaşın varlığına alıştığını kaydeden Navalnaya, bu nedenle “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile anlaşmamız gerekecek” şeklinde konuşmaya başladığını söyledi. Tüm bunların ardından Putin’in eşi Alexei Navalny’yi öldürdüğü ifade eden Navalnaya, eşinin Putin’in emriyle 3 yıl boyunca işkenceye maruz kaldığını, küçük bir hücrede tutulduğunu, aç bırakıldığını ve dünyayla bağlantısı kesildiğini belirtti. Navalnaya, eşinin “cinayetinin” Putin’in her şeyi yapabileceğini ve onunla müzakere edilemeyeceğini gösterdiğini söyledi. İnsanların eşinin ölümü karşısında şoke olduklarını vurgulayan Navalnaya, “Putin’in mağlup edilemeyeceğinden” endişe duyduklarını ifade etti.
“Putin’e yaptırımlarla zarar veremezsiniz”
Putin’i yenmek için farklı yöntemler uygulamak gerektiğine dikkat çeken Navalnaya, Putin’e yaptırımların, kararların ya da ahlak ve kuralların zarar vermeyeceğini belirterek, “Eğer Putin’i gerçekten yenilgiye uğratmak istiyorsanız, yenilikçi olmalısınız. Sıkıcı olmayı bırakmalısınız. Putin’e öncekilerden farklı olmayan başka bir kararla ya da yaptırımlarla zarar veremezsiniz. Ahlakı ve kuralları olan, prensip sahibi bir adam olduğunu düşünerek onu yenemezsiniz” dedi.
“Putin kanlı bir gangster”
“Bir politikacıyla değil, kanlı bir gangsterle mücadele ediyorsunuz” ifadesini kullanan Navalnaya, on milyonlarca Rus’un savaşa ve Putin’e karşı olduğunu, onların eziyet görmemesi gerektiğini belirtti.
Navalanaya, “Putin ülkeme yaptıklarının hesabını vermeli. Putin barışçıl komşu ülkeye yaptıklarının hesabını vermeli. Putin Alexei’ye yaptığı her şeyin hesabını vermeli” şeklinde konuştu.
“Eşim güzel Rusya’nın gelecekte nasıl olacağını asla göremeyecek ancak biz görmeliyiz. Onun kötülüğün sona ermesi ve güzel bir gelecek hayalini gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım” sözleriyle konuşmasını tamamlayan Navanaya, AP milletvekilleri tarafından ayakta alkışlandı.
Ölüm nedeni belirsiz
Rusya Federal Cezaevi Servisi (FSIN), 47 yaşındaki Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin 16 Şubat’ta tutuklu bulunduğu Yamal Yarımadası’ndaki cezaevinde hayatını kaybettiğini açıkladı. Navalny’nin ölümüne yönelik yapılan ilk açıklamada, “3 No’lu cezaevindeki hükümlü Alexei Navalny, 16 Şubat’ta yürüyüş yaptıktan sonra kendini kötü hissetti ve bilincini kaybetti. Kurumun sağlık çalışanları hızlıca geldi ve ambulans çağrıldı. Hayata döndürme çabaları sonuç vermedi” ifadeleri kullanılmıştı.
Navalny’nin ölüm nedeni ilk olarak “ani ölüm sendromu” şeklinde açıklanırken, Rusya Soruşturma Komitesi kimyasal analiz için bedeninin en az 14 gün daha ailesine teslim edilmeyeceğini belirtmişti. Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya, “zehirlenme izleri kayboluncaya kadar eşinin cesedinin bekletildiğini” iddia etmişti. – STRASBOURG
]]>Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak’ın duyurduğu karar, 2023 yılında Rusya’nın en büyük ihracatçıları arasında olan Türkiye’yi de etkileyecek.
Rus medya kuruluşu RBC’nin aktardığına göre Avrasya Ekonomik Birliği üyesi ülkelerin yanı sıra Moğolistan, Özbekistan ve Gürcistan’ın Rusya destekli iki ayrılıkçı bölgesi olan Güney Osetya ve Abhazya’ya yapılan ihracatlar karardan muaf tutulacak.
Interfax haber ajansına göre Başbakan Yardımcısı Novak, hükümetin yükselen petrol fiyatlarını telafi etmek için piyasadaki motorin arzını yüzde 16 oranında arttırmayı planladığını söyledi.
Kremlin’in 15-17 Mart arasında yapılacak devlet başkanlığı seçimleri öncesinde akaryakıt fiyatlarını dizginlemek istediği öne sürülüyor.
Rusya geçen yıl iç piyasasındaki fiyat yükselişlerini durdurmak için 21 Eylül-17 Kasım tarihleri arasında petrol ihracatını yasaklamıştı.
Rus ekonomi gazetesi Kommersant’ın haberine göre hükümet daha sonra 6 Ekim’de yasağı gevşeterek boru hattıyla motorin ihracatını yeniden başlattı.
Petrol satış yasağı 17 Kasım’da, yazlık dizel satış yasağı ise 22 Kasım’da tamamen kaldırıldı.
Uluslararası piyasalar nasıl etkilenebilir?
Şubat 2023’te Avrupa Birliği’nin (AB) uyguladığı yaptırımların yürürlüğe girmesinin ardından Rusya, petrol ihracatını Avrupa’dan Afrika ülkelerine yönlendirdi.
2023 yılında Rusya toplam 43,9 milyon ton benzin üretti ve bunun yaklaşık yüzde 13’ünü, yani 5,76 milyon ton petrol ihraç etti.
Bugün açıklanan ihracat yasağının sonucu olarak Rus tedarikinin uluslararası piyasalardan kaldırılması, Avrupa yakıt tedarikinin yeniden başlaması ve Çin ihracatının artmasına yol açabilir.
Türkiye en büyük ithalatçılar arasında
Rusya’nın kararının Türkiye’yi de etkilemesi bekleniyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Avrupa ülkelerinin Rus petrol ve doğalgaz ithalatının büyük bölümünü durdurmasının ardından Türkiye, Batı’da Rus enerjisinin en büyük ithalatçılarından oldu.
Çin ve Hindistan, Türkiye’den daha büyük miktarda ithalat yapsa da Ankara’nın Rus limanlarına yakınlığı, Türkiye’nin diğer alıcılardan daha fazla tasarruf ettiği anlamına geliyor.
Reuters’ın Aralık ayında LSEG verilerine ve şirketlerin tahminlerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre Türkiye ve Türk şirketleri, indirimli Rus petrolü ve rafine ürün ithalatını artırarak, 2023 enerji faturalarında yaklaşık 2 milyar dolar tasarruf sağladı.
Buna göre Rusya’nın Türkiye’ye ham petrol sevkiyatı Kasım 2023’te rekor seviyeye ulaşarak günlük 400 bin varile (bpd) yükseldi ve Rusya’nın geçen ay deniz yoluyla yaptığı toplam petrol ihracatının yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturdu.
Reuters’a göre Ankara, son dönemde Batı’nın yaptırımlarına rağmen Rusya’dan daha fazla alım yapmak için girişimlerini de artırdı.
Reuters’ın görüştüğü ticaret alanındaki kaynaklar, Rus petrol üreticisi Lukoil’in Azeri petrol şirketi SOCAR ile yaptığı anlaşma kapsamında SOCAR’ın Türkiye’deki STAR rafinerisinde günde 200 bin varile kadar petrol rafine etmeyi öngördüğünü ve böylece Türkiye’ye yapılan tedarikin artmasının beklendiğini aktarmıştı.
Moskova ve Ankara aynı zamanda Türkiye’de Rus gazı için bir merkez kurulmasını tartışıyor.
Bu plan Ankara’nın Avrupa’nın güneyinde önemli bir enerji dağıtım merkezi olma hedefi için önemli bir adımdı.
Reuters’a göre Rusya bu merkezi, Avrupa’dan gaz ihracatını yeniden yönlendirmenin ya da dolaylı olarak AB’ye gaz satmanın bir yolu olarak görüyor.
]]>RUSYA, ZELENSKİ’NİN AÇIKLADIĞI RAKAMI YALANLADI
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, başkent Moskova’da askeri yetkililerle yaptığı toplantıda, Rus ordusunun faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Şoygu, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, “Rusya iki senedir devam eden savaşta 31 bin askerimizi kaybettik açıklamasını yalanladı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski“UKRAYNA ORDUSU 444 BİNDEN FAZLA ASKER KAYBETTİ”
Şoygu, “Ukrayna ordusunun çatışma potansiyelinin düştüğünü ileri sürerek, “Düşman, yılın başından beri her gün 800’ü aşkın asker ve yabancı üretimli silahlar dahil 120 çeşitli silah kaybediyor. Özel askeri operasyonun başlamasından bu yana Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, 444 binden fazla asker kaybetti.” ifadelerini kullandı.
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu“RUS ORDUSU DONETSK’TE 3 YERLEŞİM YERİNİ DAHA ELE GEÇİRDİ”
Şoygu, Rus ordusunun Donetsk ve Kupyansk yönündeki pozisyonlarını güçlendirmeyi sürdürdüğüne ve Donetsk bölgesinde son hafta içinde Pobeda, Lastoçkino ve Severnoye yerleşim birimlerinin Rus ordusunca ele geçirildiğine dikkati çekti.
“DEAŞ’LI SAYISI GEÇEN YIL YÜZDE 15 ARTTI”
Orta Asya’daki duruma da değinen Şoygu, “Bölgedeki durum zor. En büyük tehdit, halen Afganistan’dan çıkıyor. DEAŞ militan sayısı, geçen yıl yüzde 15 arttı. Onların amacı KGAÖ’nün (Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü) güneydeki sınırlarında radikal ideoloji ve yıkıcı faaliyetleri yaymaktır.” diye konuştu. Bölgede 100’den fazla Batı yanlısı sivil toplum kuruluşunun Rusya’ya karşı faaliyet gösterdiğini aktaran Şoygu, bununla ilgili gerekli önlemleri aldıklarını dile getirdi.

Merkez Askeri Bölgesi’ne bağlı birliklerin, bölgede krizlerin çözülmesi yönünde adımlar atacağını, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan topraklarında düzenlenecek 7 askeri tatbikata katılacağını kaydeden Şoygu, “Bu bölgenin birlikleri, ‘İskender-M’ füze sistemleri ve ‘Tornado-G’ çok namlulu roketatarlar dahil modern silahla donatılıyor. 18 askeri birlik yeniden oluşturulacak. Birliklere 360’tan fazla modern askeri teçhizat sevk edilecek.” dedi.
“ABD, KORE VE TAYVAN’DAKİ GERİLİMİ KULLANIYOR”
Şoygu, Kore Yarımadası ve Tayvan bölgesindeki durumu değerlendirerek, ” Washington, Pasifik Okyanusu’nun batı kısmında askeri varlığını genişletmek için Kore Yarımadası ve Tayvan Adası açıklarında artan gerilimi kullanmaya devam ediyor. Bu yıl, ABD ve müttefiklerinin, NATO üyesi ülkelerin askeri potansiyeli kullanılarak ortak askeri tatbikat sayısını artırması bekleniyor.” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Başkanı Joe Biden“WASHINGTON, AVRUPA ÜLKELERİNDE NÜKLEER POTANSİYELİNİ ARTIRIYOR”
Rusya’nın doğu sınırlarındaki güvenliğin artırılması hedefiyle Doğu Askeri Bölgesi’nin savaş imkanlarını güçlendirme yönünde önlemler aldıklarını dile getiren Şoygu, Rusya, Moğolistan, Hindistan, Laos ve Vietnam’dan askeri birliklerin yer alacağı 4 uluslararası askeri tatbikat düzenleneceğini bildirdi. Şoygu, “Radyasyon, kimyasal ve biyolojik tehditler, ABD’nin kışkırtıcı eylemleri nedeniyle artıyor. Washington, Avrupa ülkelerinde nükleer potansiyelini artırıyor ve nükleer silah başlıklarını sevk etme araçlarıyla ordusunu donatıyor.” açıklamasında bulundu.
Rusya Silahlı Kuvvetlerine bağlı Radyasyon, Kimyasal ve Biyolojik Savunma Kuvvetlerinin rolünün önemine işaret eden Şoygu, bu birliklerin modern silahlarla donatıldığını kaydetti.
ZELENSKİ NE DEMİŞTİ?
Rusya’nın Ukrayna’ya 24 Şubat 2022’de başlattığı savaşta 2 yıl geride kalırken, Ukrayna Devlet Başkanı Valdimir Zelenskiy, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de basın toplantısı düzenleyerek devam eden savaşa dair açıklamalarda bulunmuştu. Zelenskiy, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda bugüne kadar en az 31 bin Ukraynalı askerin hayatını kaybettiğini açıklayarak, “Bu savaşta 31 bin Ukraynalı asker öldürüldü. Ne 300 bin ne de 150 bin. Ama yine de bu bizim için büyük bir kayıp” demişti.
]]>Rusya’nın iki yıl önce Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana NATO yeni üyeler kabul ediyor ve savunmasını güçlendiriyor.
Peki NATO nedir, hangi ülkeler üye, bundan sonraki adımları ne olabilir?
NATO nedir ve ne zaman kuruldu?
NATO, 1949 yılında aralarında ABD, İngiltere, Kanada ve Fransa’nın da bulunduğu 12 ülke tarafından kuruldu.
Hedefi Sovyetler Birliği’ne karşı bir blok oluşturmaktı.
NATO, üye ülkelerden birinin saldırıya uğraması halinde diğerlerinin ona savunması için yardım etmesi ilkesine dayanıyordu.
NATO’nun kendine ait bir ordusu bulunmuyor, ancak üye ülkeler krizlere yanıt olarak toplu askeri eylemler gerçekleştirebiliyor.
Üye ülkeler aynı zamanda askeri planlar koordine ediyor ve ortak askeri tatbikatlar düzenliyor.
NATO, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin, “müttefiklerin güvenliğine yönelik en kayda değer ve doğrudan tehdit” olduğunu söyledi.
Hangi ülkeler NATO üyesi?
NATO’nun Avrupa ve Kuzey Amerika’da 31 üyesi bulunuyor. İsveç’in de resmen katılmasıyla bu sayı 32’ye çıkacak.
Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra Doğu Avrupa’da Arnavutluk, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Litvanya, Letonya ve Estonya da ittifaka katıldı.
Alfabetik sıraya göre NATO üyesi ülkeler:
ABD, Almanya, Arnavutluk, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İspanya, İtalya, İzlanda, Kanada, Karadağ, Kuzey Makedonya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Yunanistan.
İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Mayıs 2022’de katılmak için başvuruda bulundu.
İki ülke bundan önce tarafsızlık politikası uyguluyordu.
Rusya ile 1340 kilometrelik kara sınırı olan Finlandiya, NATO’ya Nisan 2023’te katıldı.
İsveç’in üyeliği, Türkiye ve Macaristan’ın karşı çıkması nedeniyle ertelenmişti.
Türkiye, İsveç’in PKK ile mücadelede yeterli adım atmadığı gerekçesiyle başvurusunu onaylamamıştı. Ancak bir süre devam eden müzakerelerin ardından Ocak 2024’te başvuruyu kabul etti.
Macaristan da İsveç’in kendisine yönelik hukuk devleti eksikliklerini gerekçe göstererek gündeme getirdiği eleştirileriyle içişlerine müdahale ettiği gerekçesiyle üyeliğine onayı uzun süre geciktirdikten sonra desteklediğini açıkladı.
Şimdi İsveç’in NATO üyesi olması için resmi adımlar atılacak.
İsveç ve Finlandiya’nın katılımıyla NATO, 1990’lı yıllardan bu yana en büyük genişlemesini yaşıyor.
NATO’nun saflarına yaklaşık 300 bin aktif ve yedek asker eklenecek.
Ukrayna, Bosna Hersek ve Gürcistan da NATO’ya katılma talebinde bulundu.
Ukrayna katılacak mı?
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna’nın üye olmasının “kaçınılmaz” olduğunu, ancak bunun savaş sona erene kadar gerçekleşmeyeceğini söyledi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna’nın mümkün olan en kısa sürede kabul edilmesini istedi.
Temmuz 2023’ten bu yana NATO-Ukrayna Konseyi, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kendini savunmasına yardımcı olacak çabaları koordine ediyor.
Rusya, ittifak güçlerini kendi topraklarına çok yaklaştıracağı endişesiyle Ukrayna’nın NATO’ya katılması fikrine karşı çıkıyor.
NATO üyeleri savunma için ne kadar harcama yapıyor?
NATO, üye ülkelerden milli gelirlerinin en az yüzde 2’sini savunmaya harcamalarını talep ediyor.
ABD yaklaşık yüzde 3,5 oranında harcama yaparken, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya’ya sınırı olan ülkeler ordularına yüzde 2’den fazla harcama yapıyor.
Ancak Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler 2023 yılında asgari seviyenin altında harcama yaptı.
Türkiye’nin 2023 yılında savunmaya yönelik harcaması gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 1,31 oranındaydı.
ABD’de bu yıl yapılacak başkanlık seçimlerinde yeniden aday olmak için kampanya yürüten eski başkan Donald Trump’ın, Rusya’yı GSYH’sinin yüzde 2’den fazlasını savunmaya ayırmayan NATO ülkelerine saldırmaya teşvik edeceğini söylemesi tartışma yarattı.
NATO yönetimi, 2023 yılında birçok üyenin savunma harcamalarında “benzeri görülmemiş bir artış” olduğunu ve 18 ülkenin 2024 yılında yüzde 2’lik seviyeyi karşılamasının ya da aşmasının beklendiğini söyledi.
NATO üyeleri Ukrayna’ya ne tür silahlar veriyor?
NATO ittifak örgütü olarak Ukrayna’ya silah göndermedi, ancak bazı üye ülkeler bireysel olarak bunu yaptı.
ABD, İngiltere, Almanya ve Türkiye Ukrayna’ya tanksavar silahlar, füze savunma sistemleri, topçu silahlar, tanklar ve askeri insansız hava araçları (SİHA) gönderdi.
ABD ve İngiltere ayrıca uzun menzilli füzeler de tedarik etti.
ABD, NATO ülkelerinin F-16 gibi savaş uçaklarını Ukrayna’ya vermesine ve pilotları eğitmesine izin verdi.
Hollanda yakında 18 adet F-16 jeti gönderebileceğini duyurdu.
Ancak NATO ülkeleri, Rusya ile doğrudan bir çatışmaya neden olabileceği için Ukrayna’ya asker göndermiyor ya da bölge üzerinde uçuşa yasak bölge uygulamak için hava kuvvetlerini kullanmıyor.
NATO, Rusya’ya karşı savunmasını nasıl artırıyor?
NATO komutanları 2023 yılında Kuzey Kutbu ve Kuzey Atlantik’te, Orta Avrupa’da ya da Akdeniz bölgesinde olası Rus saldırılarına karşı ayrıntılı planlar üzerinde anlaştı.
NATO ayrıca Avrupa’da yüksek alarmda bulunan birliklerinin sayısını 40 binden 300 binin üzerine çıkarmayı planladığını duyurdu.
Buna ek olarak, Rusya sınırındaki doğu kanadındaki savunmasını sekiz muharebe grubuyla güçlendirdi.
Mayıs ayı sonuna kadar NATO, 31 ülkenin yanı sıra İsveç’ten 90 bin personelin katılımıyla bugüne kadarki en büyük askeri tatbikatlarından biri olan Steadfast Defender’ı düzenliyor.
]]>Rusya-Ukrayna Savaşı’nda üçüncü yıla girilirken Arnavutluk’un başkenti Tiran’da Rusya protesto edildi. Rusya’nın Tiran Büyükelçiliği binasının önünde başlayıp Tiran Belediyesi’nin önündeki meydanda devam eden ve Ukrayna halkına dayanışma göstermek amacıyla gerçekleştirilen Rusya karşı protestoda Tiran Belediye Başkanı Erion Veliaj başta olmak üzere çok sayıda ülkenin büyükelçileri ve diplomatları hazır bulundu. Başbakan Edi Rama, Tiran Belediyesi önünde düzenlenen protestoya dair görüntüleri “Ukrayna için, Barış için, Özgürlük için” başlığıyla sosyal medya hesabından yayınladı.
Protesto gösterisine katılan Ukrayna’nın Arnavutluk Büyükelçisi Volodymyr Shkurov, AB’nin Arnavutluk Büyükelçisi Silvio Gonzato, ABD’nin Arnavutluk Büyükelçiliği Müsteşarı David Wisner, Arnavutluk Meclis ile İlişkiler Bakanı Elisa Spiropali ve Tiran Belediye Başkanı Erion Veliaj konuşma gerçekleştirdi. Ukrayna Büyükelçisi Shkurov, Arnavutluk’un Rus saldırganlığını kınama noktasında gösterdiği destek ve dayanışma için teşekkür ederek 2 yıl önce başlayan savaşın sabah saatlerini hiçbir zaman unutamayacaklarını, bu 2 yıllık süreç içerisinde ise kimlerin dost ve kimlerin düşman olduklarını anladıklarını ifade etti. Günümüzde Ukrayna topraklarının yüzde 20’sinin işgal altında olduğunu belirten Shkurov, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Ukraynalılara kapılarını açan Arnavut hükümetine minnettarlığını dile getirdi. Büyükelçi Shkurov, “Biz burada Ukrayna’ya karşı devam eden Rus saldırganlığını kınamak üzere bir arada bulunuyoruz. Ukrayna halkıyla dayanışma gösteren Cumhurbaşkanı Bajram Begaj, Başbakan Edi Rama ve Meclis Başkanı Lindita Nikolla’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Sürekli devam eden yardımları için Tiran Belediyesi’ne ve burada bulunan tüm Arnavut siyasetçilerine ve büyükelçilik temsilcilerine teşekkürlerimi ve selamlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Büyükelçi Gonzato yaptığı konuşmada Ukrayna’nın daha önce provoke edilmeyen işgalinden bu yana tam 2 yılın geçtiğini, savaşın başladığı ilk günden itibaren Arnavutluk ve AB’nin Rus saldırganlığına karşı konuşma yaparak ve Ukrayna’nın kendini müdafaa etmesine imkan sağlayarak yan yana durduklarını kaydetti. Gonzato, son 2 yılda AB’nin Ukrayna devletini ve halkını desteklemek amacıyla 88 milyar euro değerinde destek sağladığını, AB’ye üye ülkelerin yanı sıra Arnavutluk’un da hem siyasi, hem maddi olarak ve daha önce görülmemiş şekilde destek sağladığını ifade etti. Gonzato, Arnavutluk’un BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak uluslararası arenayı Ukrayna’ya karşı dayanışma göstermek amacıyla harekete geçirdiğini ve bu süreçte AB ile yan yana hareket ettiğini belirtti.
ABD’nin Arnavutluk Büyükelçiliği Müsteşarı Wisner, Arnavutluk’un BM Güvenlik Konseyi’nde savaştan dolayı Rusya’yı sorumlu tutarak bu 2 yıllık süreçte olağanüstü bir destek sağladığını diyerek Arnavutluk’un ABD’nin ortağı olmaya devam ettiğini ve her ikisi de Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması için ellerinden geleni yaptıklarını dile getirdi.
Bakan Spiropali bugün dünyanın daha önce eşi benzeri görülmemiş bir savaşla tanıştığını diyerek Arnavutluk’un Rus saldırganlığına karşı yaptırım uygulamasına katılan ilk ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. Rusya’nın Ukrayna’da yeni, adil olmayan ve zalim bir savaş yürüttüğünü belirten Spiropali, Batı’ya dönük ve geçmişine sırt dönerek yaşamayı tercih ettikleri için Ukrayna halkının bu savaşa maruz kaldığını ifade etti. Spiropali, “Biz Ukrayna’nın bu fedakarlığını yakinen tanırız, onun karşısında saygıyla eğiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Tiran Belediye Başkanı Veliaj yaptığı konuşmada protestoya katılan Tirana halkına teşekkür ederek, bu protestonun aslında her bir Avrupa vatandaşı için ahlaki bir yükümlülük olduğunu, Arnavutluk’un da bir zamanlar benzer durumlardan geçtiğini hatırlayan, komünizm dönemini ve Kosova Savaşını unutmayan herkes için bir ahlaki yükümlülük olduğunu ifade etti. Veliaj, Tiran’da “Özgür Ukrayna” adlı caddenin yanı sıra Ukrayna’ya yönelik destek ve dayanışmanın devam edeceğini söyledi. Önümüzdeki hafta 28 Şubat’ta düzenlenecek Ukrayna Zirvesi’ne Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’nin de katılacağını hatırlatan Veliaj, zirve vesilesiyle tüm Tiran’ın kendini “Özgür Ukrayna” hissetmesini umut ettiğini dile getirdi. – TİRAN
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, 2 yıl önce 24 Şubat’ın sabahında duyurduğu “özel operasyon”nun başlamasıyla Rus ordusu, Ukrayna topraklarına girdi.
Rus askeri birlikleri, Ukrayna’nın Donetsk ve Luhansk bölgelerinden Kiev yönetiminin kontrolündeki yerlere, aynı anda Rusya sınırından Harkiv, Sumi ve Çernigiv ile Belarus üzerinden Çernobil bölgesine giriş yaptı.
Kırım üzerinden de Herson ve Melitopol bölgelerine doğru asker çıkaran Rus ordusu, hava ve karadan asker sevk ettiği Kiev’i kuşattı.
Rus ordusu, Kiev çevresinde beklerken iki taraf İstanbul’da müzakere masasına oturdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arabuluculuk girişimlerinin neticesi olarak İstanbul’da 29 Mart 2022’de yapılan müzakereler sonucunda Ukrayna tarafı, Rus tarafına gelecekteki olası yazılı anlaşmanın ilkelerini teslim etti, anlaşmaya çok yaklaşıldı.
Kiev yönetimi birkaç gün sonra Rus silahlı güçlerinin boşalttığı Buça ve İrpin şehirlerinde toplu mezarlar açtı, Rusya’yı katliam yapmakla suçladı. Ukrayna, İstanbul’daki anlaşmadan çekildiğini bildirdi.
İki tarafın İstanbul’daki görüşmelerde ön şatlarda anlaştığı ileri sürülürken, Ukrayna heyetinin Kiev’e döndükten sonra anlaşmadan vazgeçmesinin nedeni aylar sonra ortaya çıktı.
Bazı Ukraynalı yetkililer, dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un Kiev yönetimine baskı yaptığını, anlaşmayı bozduğunu söyledi. Bunu Putin de dile getirdi.
Rus ordusu, Kiev’den çekildikten sonra tahkimatını Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson hattında güçlendirdi. Böylece Rusya, Kiev’in Azak Denizi ile bağlantısını kesti, ayrıca 2014’te yasa dışı ilhak ettiği Kırım ile kara yolu bağlantısı kurmuş oldu.
Rusya, liman şehirleri Odessa ve Mıkolayiv bölgelerini de hedef alarak Karadeniz’de stratejik konuma sahip Yılan Adası’nı ele geçirdi. Aynı yılın haziran sonunda Rusya, adadan çekildiğini açıkladı.
Ukrayna’nın kuzeyindeki Sumi ve çevresi, haziranda yeniden Kiev yönetiminin kontrolüne girdi.
Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson’da eylül sonunda Rusya’ya katılım için sözde referandumlar yapıldı. Yasa dışı referandumlara katılanların çoğunluğu ilhak kararına “evet” dedi. Böylece Rusya, Kırım’dan sonra Ukrayna topraklarının yüzde 15’ini daha yasa dışı ilhak etmiş oldu.
Ukrayna, 29 Ağustos 2022’de Herson’u kurtarmak için karşı saldırı başlattığını duyurdu.
Yasa dışı ilhak ettiği Herson’daki vatandaşların büyük çoğunluğunu başka bölgelere tahliye eden Rusya, 9 Kasım’da bu şehirdeki savunma hattının Dnipro Nehri’nin sol yakasına çekileceği kararını açıkladı. Böylece Rus askerleri, Herson şehir merkezinden çıkmış oldu.
Savaş devam ederken Rusya ve Ukrayna heyetleri, ateşkes sağlanması için 3’ü Belarus, 1’i Türkiye’de olmak üzere 4 kez yüz yüze müzakere yaptı. Bu görüşmelerde iki taraf, sadece çatışma bölgelerinden sivillerin tahliyesi için insani yardım koridorları açılması konusunda anlaşabildi.
Tarafların aynı metne imza attığı bir diğer anlaşma ise tahıl anlaşması oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimleriyle 22 Temmuz 2022’de Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler (BM) arasında, dünyadaki olası gıda krizini önleyecek “Tahıl ve Yiyecek Maddelerinin Ukrayna Limanlarından Emniyetli Sevki Girişimi Belgesi” imzalandı. Bu anlaşma da Rusların bazı taleplerinin yerine getirilmemesi gerekçesiyle 1 yıl sürdürülebildi.
Savaşın ikinci yılında haritayı değiştirmek kolay olmadı
Savaşın ikinci yılında özellikle Donetsk ve Zaporijya bölgelerinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Rus güçleri, Ukrayna’nın başkenti Kiev dahil büyük şehirlerini İskender, S-300 gibi füzelerle vururken Ukrayna ordusu, Rusya’nın sınır şehirlerindeki stratejik hedeflerine saldırılara yoğunluk verdi.
Ukrayna’nın geçen yıl haziranda Donetsk ve Zaporijya bölgelerinde karşı taarruz başlatması 2023’e damga vurdu.
Ukrayna ordusu, yaklaşık 6 ay süren taarruz sırasında Donetsk bölgesindeki Staromayorske, Urojayne, Andriyivka, Klişiyivka, Blagodatne köylerini kurtardığını duyurdu.
Ukrayna makamlarına göre, savaşın başlamasından bu yana ülke topraklarının yaklaşık yüzde 74’ü kurtarıldı, yüzde 26’sı hala Rusya’nın kontrolünde bulunuyor.
Rusya, Bahmut’u ve Avdiyivka’yı ele geçirdi
Donetsk bölgesinin Bahmut ve Avdiyivka istikametlerinde savaşın en yoğun çatışmaları yaşandı. Her iki taraf önemli kayıplar verirken Rusya, 21 Mayıs 2023’te Bahmut şehrini ele geçirdiklerini duyurdu.
Rus ordusu, daha sonra Avdiyivka istkametinde saldırılarını yoğunlaştırdı. Ukraynalı yetkililere göre, bu saldırılar, 2014’ten beri yapılan en büyük saldırılardı.
Ukrayna, yaklaşık 5 ay süren şiddetli çatışmaların ardından 17 Şubat’ta, daha fazla kayıp vermemek için askerlerini Avdiyivka’dan çektiğini açıkladı. Bu, Rusların yaklaşık 9 ay aradan sonra ilk ilerleyişiydi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vlodimir Zelenskiy, geri çekilmelerini ortaklarından yeterince destek alamadıklarına bağladı.
Savaşın ikinci yılına, Ukrayna ordusunun ABD ve Avrupa Birliği’nden (AB) yeterince destek alıp alamayacağı tartışmaları damgasını vurdu.
Ukrayna’ya savaş döneminde sağlanan destek 170 milyar avroya ulaştı
Ukrayna 2 yıldır savunmasını tamamen İngiltere, ABD ve AB’nin destekleriyle sağladı. Ancak Ukrayna’ya vadedilen insani, askeri ve finansal desteklerin sağlanması konusu, ABD Kongresi’ndeki Demokratlar ile Cumhuriyetçileri, AB ile bazı üyelerini karşı karşıya getirdi.
Ukrayna Geçici İşgal Altındaki Toprakların Yeniden Entegrasyonu Bakanlığına göre, savaşın başlamasından bu yana ülkeye yapılan uluslararası yardım 170 milyar avroya ulaştı.
Ukrayna’ya ortaklarının destek vaadinin toplamı, verilen katkının yaklaşık 2 katını oluşturuyor. Ukrayna, ortaklarından bir yandan yaptırım paketlerini genişletmelerini diğer yandan savaş uçağı ve daha fazla cephane istiyor.
ABD’li bir üst düzey yetkili, geçen günlerde, savaşın Rusya’ya maliyetinin 211 milyar dolar olduğunu öne sürdü.
Aynı zamanda Rusya’nın, silah satış anlaşmalarının iptal edilmesi ya da ertelenmesi nedeniyle 10 milyar dolardan fazla zarara uğradığı iddia ediliyor. Savaşın ikinci yılının sonlarında, Batı ülkelerinde dondurulan Rus varlıklarının Ukrayna için kullanılması da tartışılmaya başlandı.
Batı, Rusya’ya her alanı kapsayan yaptırımlar uyguladı
Savaşın siyasi ve sosyal etkileriyle birlikte ekonomik alanda alınan Rusya’ya yönelik yaptırım kararları, tüm dünyada doğrudan veya dolaylı olarak etkisini gösterdi.
AB üyesi ülkeler, ABD ve diğer Batılı ülkeler, Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunan Rusya’ya karşı finans, enerji, ulaşım, ihracatın kontrolü ve finansmanı ile vize politikası gibi çeşitli alanlarda onlarca yaptırım paketi belirledi.
Rusya’ya karşı 2022’den bu yana 12 yaptırım paketi yürürlüğe koyan AB, 13. yaptırım paketini savaşın ikinci yılı tamamlandığında açıkladı. AB, yeni yaptırım listesine 200’e yakın kişi ve kuruluş eklerken, ABD son yaptırım listesine 500 isim kattı.
AB’nin Ukrayna dolayısıyla Rusya’ya uyguladığı yaptırım listesindeki kişi ve kuruluş sayısı 2 bini buldu. Yaptırım paketlerinde Rusya’nın askeri üretim malzemelerine ulaşması da zorlaştırıldı.
AB, siyasi anlamda da Ukrayna’ya destek verdi
Rusya’nın savaşı başlatma nedenlerinden biri de Ukrayna’nın AB ve NATO’ya yakınlaşma isteğiydi. Savaşa rağmen AB’ye üyelik sürecinden vazgeçmeyen Ukrayna, bu yönde ilerleme kaydetti. AB üyesi ülkelerin liderleri, 14 Aralık 2023’te Ukrayna ve Moldova ile AB üyelik müzakerelerini başlatma kararı aldı.
Ukrayna’nın başka bir hedefi de NATO üyesi olmak ancak bu konuda ittifak liderleri henüz fikir birliğine sahip değil.
Zelenskiy, Ukrayna’nın “NATO üyeliğini hak ettiği ve ülkesini ittifaka yakınlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını” belirtiyor.
Savaştaki can kayıpları tam bilinmiyor
Ukrayna, savaş boyunca ölen Rus asker sayısının 407 binden fazla olduğunu ileri sürüyor. Rusya da savaşta hayatını kaybeden toplam Ukraynalı asker sayısını açıklamazken, günde ortalama 400-500 Ukrayna askerinin öldürüldüğünü iddia ediyor.
Ancak her iki taraf da kendi kayıplarına ilişkin net ve yeni açıklama yapmadı. Savaştaki sivil kayıplara ilişkin her iki taraf da net rakam veremiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana 10 bin 65 sivil hayatını kaybetti, 18 bin 679 sivil yaralandı.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin verilerine göre, 6 milyon 479 bin 700 Ukraynalı, savaş nedeniyle hala yurt dışında bulunuyor.
Avrupa İstatistik Ofisi, Ekim 2023 sonu itibarıyla AB ülkelerinde 4 milyon 24 bin Ukraynalıya geçici koruma statüsü verildiğini bildirdi.
Rusya’nın tam 2 yıl önce “özel operasyon” adıyla başlattığı savaşta, bugün gelinen noktada ne Moskova’nın hedefleri ne de Kiev’in toprak bütünlüğünü sağlama isteği değişti.
Savaşın ne zaman biteceği ise belirsizliğini koruyor.
]]>Buravov, Rusya ile Ukrayna arasında 24 Şubat 2022’de başlayan savaşın 2’nci ve 2013-2014 yıllarında yaşanan Maidan olaylarının 10’ncu yılı vesilesiyle basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Rusya’nın Beyoğlu’ndaki İstanbul Başkonsolosluğu’nda yapılan basın açıklaması öncesi, Ukrayna’da 2013 ve 2014’te yaşanan olayların anlatıldığı “Maidan” isimli belgesel gösterildi.
Buravov, “?ubat 2014’te yaşanan ve sadece kan dökülmesiyle kalmayan, aynı zamanda bu ülkede kanlı bir iç savaşın da başlamasına sebep olan devlet darbesinden bahsediyoruz. Bunun sonuçlarını hala görüyoruz, 2 yıl önce yine şubatta Rusya’nın Ukrayna’da başladığı özel harekatı kastediyorum.” ifadelerini kullandı.
Avrupa Birliği’nin o zaman konuya “Ya bizimlesiniz ya da Ruslarla” şeklinde yaklaştığını kaydeden Buravov, “Ukrayna ile ülkemiz arasındaki yakın ekonomik ve diğer bağlar çerçevesinde Ukraynalı yetkililer, bu sürecin tüm artılarını ve eksilerini tartmaya karar verdiler ancak daha sonra hükümet karşıtı ayaklanmaya dönüşen bu protestolar, Batı’nın aktif teşvikiyle milliyetçi ve Rus karşıtı çevrelerin hükümete baskı aracı haline geldi.” dedi.
Buravov, 16 Mart 2014’te Kırım halkının “demokratik bir referandum” ile Rusya’ya katıldığını ve eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in görevi devretmesinden sonra yeni Kiev yönetiminin kendi halkına karşı kanlı bir savaş başlattığını öne sürdü.
Yaşananların sebebi olarak Batı ülkelerinin politikalarına işaret eden Buravov, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, Batı’nın farklı ülke ve halkları birbirine düşüren, devletler arası çatışmaları kışkırtan ‘böl ve yönet’ politikasının bir başka sonucudur. Bağımsızlığını kazandığı andan itibaren Ukrayna, Batı tarafından, Kiev yetkililerinin Nazi ve Rus düşmanı ideolojisini ve uygulamalarını teşvik eden Rusya karşıtı bir sıçrama tahtası olarak görüldü.”
Buravov, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı zorunlu bir “harekat” başlattığını, “harekat”ın Rusya’nın güvenliği sağlanmadan, Rus ve Rusça konuşan nüfusun meşru çıkarları güvence altına alınmadan sona ermeyeceğini belirtti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatı devam ettiği sürece çatışmaların süreceğini kaydeden Buravov, Rusya’nın amacının “Ukrayna’yı askersizleştirmek” olduğunu ve Rusya’nın NATO ülkelerinden birine saldırı gerçekleştirebileceği yönündeki iddiaları reddettiklerini kaydetti.
“(Batı ülkelerinin savaş gemilerinin Karadeniz’e girmesi) Çok ciddi sonuçlarının olacağını düşünüyorum”
Buravov, Montrö Sözleşmesi’nin 1936’de imzalanmasına karşın bugün de sükunetin sağlanması açısından güncelliğini ve önemini aynen koruduğunu dile getirdi.
Türkiye ile Rusya’nın bu konuda aynı fikirde olduklarına dikkati çeken Buravov, “Montrö Sözleşmesi’nin hükümlerinin yerine getirilmesi çok önemli ve bunun devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Buravov, “Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin askeri güçlerinin, mayın arama faaliyeti kisvesi altında Karadeniz’e girmeye çalışmasını güçlü şekilde reddediyoruz. Bunun çok ciddi sonuçlarının olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
“Sorunun çözümü bağımsız Filistin devletinin kurulmasında yatıyor”
Gazze konusunda Rusya’nın tutumunun bilindiğini dile getiren Buravov, sorunun temelinde Filistin devleti konusundaki çözümsüzlüğün yattığını söyledi.
Buravov, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde çözüm konusunda birçok kez adım attığını ve ABD’nin tutumu sebebiyle ülkesinin başta yardımların Gazze’ye ulaştırılması olmak üzere çözüm tekliflerinin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Gazze’de sivillerin hayatını kaybettiğinin altını çizen Buravov, “Bu sorunun çözümü bağımsız Filistin devletinin kurulmasında yatıyor. Bunu gerçekleştirmek için Rusya, çeşitli seviyelerde girişimlerde bulunuyor, elinden geleni yapmaya çalışıyor.” dedi.
Buravov, Türkiye’nin “garantörlük” teklifine ilişkin, çeşitli fikirlerin ortaya çıktığını ve Rusya’nın da bu konuda girişimlerde bulunmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Navalni’nin annesinin üç gündür oğlunun cenazesine erişemediği belirtiliyor.
Navalni’nin sözcüsü Kira Yarmysh, Navalni’nin annesinin bugün oğlunun tutulduğu cezaevinin yakınındaki kasabada bulunan morgu ziyaret etmek istediğini ancak girişine izin verilmediğini söyledi.
Onunla birlikte morga giden avukatlardan birinin “dışarı atıldığını” söyleyen Yarmysh, görevlilerin Navalni’nin cesedinin orada olup olmadığı sorusuna yanıt vermediğini belirtti.
Rus cezaevi yetkilileri, Navalni’nin Cuma günü bulunduğu cezaevi tesisinde yürüyüş yaptıktan sonra rahatsızlandığını ve bilincini kaybettiğini, doktorların müdahalesine rağmen kurtarılamayarak öldüğünü duyurdu.
Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, cezaevi yetkililerinin Navalni’nin ölümüyle ilgili tüm incelemeleri yaptığını açıkladı.
Ancak Kira Yarmysh, Navalni’nin ölümünü araştıran komitenin ilgili soruşturmanın genişletildiğini ve ölüm nedeninin hala “bilinmediğini” söylediğini aktardı.
Sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda Yarmysh, “Yalan söylüyorlar, zaman kazanmaya çalışıyorlar ve bunu gizlemiyorlar bile” ifadelerini kullandı.
Yarmysh, incelemenin neden geciktiğine dair resmi bir açıklama yapılmadığını, ne zaman sonuçlanacağının bilinmediğini söylüyor.
Navalni’nin ekibi, Kremlin yetkililerini ölümle ilgili “izleri örtmekle” suçluyor.
Ekip, Navalni’nin bedeninde herhangi bir yaralanma belirtisi olup olmadığını kontrol etmek istiyor.
Navalni üç yıl önce askeri alanda kullanılan bir sinir gazı ile zehirlenmiş, tedavi için yurt dışına gitmesi ise yetkililer tarafından geciktirilmişti.
Nerede tutuluyordu?
47 yaşındaki muhalif lider, 2021’den bu yana Rusya’nın ücra bir bölgesindeki cezaevinde tutuluyordu. Navalni’nin 19 yıllık hapis cezası vardı.
Navalni’nin tutulduğu IK-3 ‘Kutup Kurdu’ adlı cezaevi tesisi, Moskova’nın 1900 kilometre kuzeydoğusundaki Harp’ta bulunuyor.
Tesis, Kuzey Kutup Bölgesi’nin kuzeyinde yer alıyor ve kış aylarında hava sıcaklığı -30 dereceye kadar düşebiliyor.
Tesis o kadar ücra bir yerde ki ziyaretçilerin bölgeye ulaşması neredeyse imkansız.
Navalni daha önce Moskova’dan yaklaşık dört saat uzaklıktaki Melekhovo’daki cezaevinde tutuluyordu.
Hapishanede geçirdiği süre boyunca Navalni çeşitli sağlık sorunları yaşadı.
2020 yılında Noviçok adlı kimyasal madde ile zehirlendi ve ardından tedavi için Almanya’ya götürüldü.
22 Ocak’ta Navalni, IK-3 tesisindeki gardiyanların Rus milli marşını çalmak için herkesi sabah 05:00’te uyandırdığını anlatmıştı.
Navalni, “Ve hemen ardından ülkedeki en önemli ikinci şarkı: Shaman’ın ‘Ya Russky’ geliyordu” demişti.
Bu şarkı “Ben Rus’um” anlamına geliyor ve Rusya’da Putin’in resmi olmayan bir marşı haline geldi.
Yulia Navalnaya: Ben korkmuyorum, siz de korkmayın
Navalni’nin eşi Yulia Navalnaya bu sabah sosyal medya platformu X’ten video aracılığıyla yeni bir açıklama yaptı.
Eşinin çalışmalarını kendisinin sürdüreceğini ve Rusya için savaşmaya devam edeceğini söyleyen Yulia, “Merhaba ben Yulia Navalnaya. Benim yerimde bir başkasının olması gerekiyordu ama o kişi Vladimir Putin tarafından öldürüldü” dedi.
“Putin, Kuzey Kutup Bölgesi’nin ötesinde bir hapishanede, Aleksey Navalni’yi sadece bir insan olarak öldürmekle kalmadı, umudumuzu, özgürlüğümüzü ve geleceğimizi de öldürmek istedi” diyen Yulia şöyle devam etti:
“Putin’in üç gün önce Aleksey’i neden öldürdüğünü tam olarak biliyoruz. Yakında size anlatacağız. Aleksey için yapabileceğimiz en önemli şey savaşmaya devam etmek.”
“Ben korkmuyorum, siz de korkmayın” diye devam eden Yulia, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Sizi yanımda durmaya çağırıyorum. Sadece bizi saran ve bir türlü bırakmayan keder ve bitmek bilmeyen acıyı paylaşmaya değil, sizi ayrıca geleceğimizi öldürmeye yeltenenlere karşı duyduğumuz öfke ve nefreti paylaşmaya çağırıyorum.
“Sizinle Aleksey’in sözleriyle konuşuyorum ve buna yürekten inanıyorum. Az şey yapmanın utanılacak bir yanı yok. Ama hiçbir şey yapmamanın utanılacak bir tarafı var.
“İhtiyacımız olan şey özgür, huzurlu ve mutlu bir Rusya. Kocamın hayalini kurduğu geleceğin harika Rusya’sı. Benim yaşamak ve çocuklarımızın büyümesini istediğim ülke. Sizinle birlikte inşa etmek istediğim ülke. Aleksey Navalni’nin hayal ettiği ülke. İhtiyacımız olan şey bu.
“Ancak bu şekilde yaptığı akıl almaz fedakarlık boşa gitmemiş olacak.”
AB, Navalni adına Rusya’ya yaptırım uygulanmasını önerdi
Birçok ülke lideri geçtiğimiz günlerde yaptıkları açıklamalarda Navalni’nin ölümünden Kremlin’i sorumlu tuttu.
ABD Başkanı Joe Biden Putin’in sorumlu olduğunu söyledi ve Ukrayna’ya yönelik yardımlara muhalefet eden Donald Trump ve Cumhuriyetçileri eleştirdi.
ABD’nin Navalni’nin ölümüyle ilgili olarak Rusya’ya yönelik yaptırım düşünüp düşünmediği sorusunu yanıtlayan Biden, birden çok seçenek üzerinde düşündüklerini kaydetti.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, Navalni’nin ölümüyle ilgili yaptığı açıklamada, “Tamamen şeffaf ve güvenilir bir soruşturma” beklediklerini kaydetti.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Navalni’nin cesaretini hayatıyla ödediğini söyledi.
Navalni’nin eşi Yulia Navalnaya ise “Bu korkunç habere inanıp inanmamam gerektiğini bilmiyorum” dedi.
Avrupa Birliği (AB) Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bugün AB Dış İlişkiler Konseyi için AB liderlerinin bir araya geldiği Brüksel’de konuştu.
AB’nin Rus muhalefetine bir “destek mesajı” göndermesi gerektiğini söyleyen Borrell, insan hakları ihlallerinden sorumlu kişi ve kurumları hedef alan yaptırımların Navalni’nin adıyla yeniden isimlendirilmesini önerdi.
Güvenlik Konseyi üyelerinin bugünkü toplantıda Moskova’ya yönelik yeni yaptırımları görüşmesi bekleniyor.
Görüşmelere Yulia Navalnaya’nın da katılması öngörülüyor.
]]>Putin, Rus devlet kanalı Rossiya-1’a verdiği mülakatta, Ukrayna savaşı ve enerji sektöründeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Putin, Ukrayna meselesine ilişkin yapılan Minsk anlaşmalarının uygulanmadığını ve bu nedenle “özel askeri operasyonu” başlattıklarını söyledi.
Putin, “Barış yöntemlerinden askeri yöntemlere geçiş yaptık ancak yine de çatışmaları barış yoluyla sonlandırmaya çalıştık. İstanbul’da (Ukrayna ile) barış anlaşmasının hususları konusunda mutabakata vardık. Arahamia (Ukraynalı müzakereci) doğru söyledi. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson üzerinden sergilenen Batı’nın tutumu farklı olsaydı, savaş daha 1,5 yıl önce biterdi ancak onlar bunu istemedi. Bugün istiyorlar mı bilemiyorum. Biz diyaloğa açıyız.” ifadesini kullandı.
Eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a verdiği röportajla ilgili konuşan Putin, “Bizim ve yurt dışındaki izleyicilerin, Ukrayna’da olup biten her şeyin ülkemiz için ne kadar hassas ve önemli olduğunu, düşünce şeklimizi, devletimizi anlamaları önemli. Onlar için bu taktiksel konumlarına yönelik bir gelişmeyken, bizim için bu bir kader, bir ölüm kalım meselesi.” diye konuştu.
Avrupa ve Rusya’nın enerji sektöründe dönüşüm
Enerji alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Putin, Batılı ülkelerin Rus gazı almayı bırakarak Rus ekonomisine kalıcı zarar vermeyi hedeflediğini söyledi.
Ancak sürecin bunun aksine geliştiğini anlatan Putin, “Geri dönüşü olmayan sürece giren onlar olmaya başladı. (Avrupa’daki) İmalat sanayi, ABD dahil, daha uygun koşulların yaratıldığı ve enerji kaynaklarının daha ucuz olduğu diğer ülkelere kayıyor. Çünkü doğal gazı sıvılaştırmaları, sonra okyanusa göndermeleri ve sonra yeniden gaz haline getirmeleri gerekiyor. Bütün bunlar ek maliyet ortaya çıkarıyor.” şeklinde konuştu.
Putin, Alman hükümetinin yürüttüğü mevcut politikayla kendi ekonomilerinin geleceğine devasa zararlar verdiğini ifade etti.
Rusya’ya enerji sevkiyatını kısıtladığına dair suçlamalar yöneltildiğine dikkati çeken Putin, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor.” dedi.
Putin, Avrupa’nın Rus gazı alıp almayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğine işaret ederek, “İhtiyaçları varsa alırlar, yoksa biz de onlarsız hallederiz.” ifadesini kullandı.
Putin, Rusya’nın doğal gaz ihracatında artık Avrupa yerine farklı güzergahları tercih ettiğini belirterek, “Sadece konut ve kamu hizmetleri sisteminde değil, aynı zamanda Rusya ekonomisi ve sanayisi için de iç sorunları çözmek amacıyla bu enerji kaynaklarını kullanmak üzere daha fazla çalışıyoruz.” diye konuştu.
Rusya’nın Avrupa’ya daha fazla gaz ihraç ettiği dönemde daha fazla para kazandığını anlatan Putin, “Ancak diğer taraftan enerji sektörüne ne kadar az bağımlı olursak o kadar iyi çünkü ekonominin enerji dışı kısmı eskisinden çok daha hızlı büyüyor.” şeklinde konuştu.
]]>Almanya’da düzenlenen 60. Münih Güvenlik Konferansı devam ediyor. Ev sahibi Almanya Başbakanı Olaf Scholz, konferansta yaptığı konuşmanın tamamını Ukrayna’daki savaşa ayırdı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük savaşın iki yıldır devam ettiğini belirten Scholz, “Rusya’nın saldırganlığı her gün masum hayatlara mal oluyor. Ukrayna’da insanlar her gün ağlıyor, yas tutuyor ve ölüyor. İşte bu yüzden bugünkü konuşmamı yanı başımızdaki bu savaşa ayırmak istiyorum. Rusya Silahlı Kuvvetlerinin önemli bir kısmı sağlam durumda. Rusya, uzun yıllardır ordusunu bu savaşa hazırlıyor ve her düzeyde yeni tehlikeli silah sistemleri geliştirdi. Rusya ekonomisi uzun süredir savaş modunda. Özgürlük ve demokrasiyi savunan herkes hayatından korkmalıdır. Alexei Navalny’nin Rusya’da cezaevinde öldüğüne ilişkin şok edici haber bunun ne anlama geldiğini bize gösteriyor. Son olarak Putin, cepheye giderek daha fazla asker gönderiyor. Savaşın başlamasından 2 yıl sonra hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız, Putin’e ‘uzun vadede varız’ sinyalini verecek kadar çabalıyor muyuz? Rusya’nın Ukrayna’daki zaferinin ne anlama geleceğini tam olarak bildiğimiz halde yeterince çabalıyor muyuz? O zaman ödemek zorunda kalacağımız siyasi ve mali bedel, bugün ve gelecekte Ukrayna’ya verdiğimiz desteğin tüm maliyetlerinden kat kat daha yüksek olacaktır” diye konuştu.
“Dünyanın en güçlü askeri ittifakı olarak ittifak topraklarımızın her metrekaresini savunabilecek kapasiteye sahibiz”
Scholz, “Rusya’dan gelen tehdit gerçek. Bu nedenle caydırıcılık ve savunma kabiliyetimiz inandırıcı olmalı ve inandırıcı kalmalıdır. Biz Rusya ile NATO arasında bir çatışma istemiyoruz. Bu nedenle savaşın başından beri Ukrayna’nın tüm destekçileri hemfikirdi, Ukrayna’ya kendi askerlerimizi göndermeyeceğiz. Aynı zamanda Putin ve Rus ordusunun da şunu anlaması gerekiyor. Biz dünyanın en güçlü askeri ittifakı olarak, ittifak topraklarımızın her metrekaresini savunabilecek kapasiteye sahibiz. Bunu başarmak için caydırıcılık alanı da dahil olmak üzere NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirmeye devam etmemiz önemli” ifadelerini kullandı. Almanya’nın bu yıl ve önümüzdeki yıllarda gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 2’sini savunmaya ayırdığını hatırlatan Scholz, “Caydırıcılığımızın modern ihtiyaçları karşıladığından her zamankinden daha fazla emin olmalıyız” dedi.
“NATO’nun yardım garantisinin göreceli hale getirilmesi sadece Putin gibi bizi zayıflatmak isteyenlerin işine yarar”
Scholz, “Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Atlantik’in her iki yakasında yaklaşan seçimlerin sonucu ne olursa olsun, şu nettir, biz Avrupalılar, şimdi ve gelecekte kendi güvenliğimize çok daha fazla dikkat etmeliyiz. Bunu yapmak için çok istekliyiz” dedi. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden başkan olması durumunda “yeterince harcama yapmayan NATO ülkelerine yönelik Rusya’nın herhangi bir saldırısını engellemeyeceği” şeklindeki tepki çeken ifadelerini işaret eden Scholz, “NATO’nun yardım garantisinin göreceli hale getirilmesi sadece Putin gibi bizi zayıflatmak isteyenlerin işine yarar” şeklinde konuştu.
“Güvenlik olmadan geriye kalan her şey, bir hiçtir”
Güvenlik için yapılacak harcamaların farklı yerlere yapılacak yatırımları geciktirebileceğine değinen Başbakan Scholz, “Aynı zamanda güvenlik olmadan geriye kalan her şey, bir hiçtir. Ancak hepimiz dayanışma içinde ve uzun vadeli olarak gerekli fonları sağlarsak savunma sanayimiz güvenilir bir şekilde üretimini arttıracak ve böylece güvenliğimize de katkıda bulunacaktır. Sonuçta kıtamızdaki en büyük güvenlik tehdidinden, Avrupa’daki bir savaştan bahsediyoruz. Ancak burada inandırıcı olursak Putin de şunu anlayacaktır, Moskova’nın dikte ettiği bir barış olmayacak, çünkü buna izin vermeyeceğiz” dedi.
Scholz, “Rusya savaş hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı. Putin, Kiev’i iki hafta içinde almak istiyordu. İki yıl sonra Ukrayna, Rus işgali altındaki toprakların yarısından fazlasını kurtardı. Rusya, Karadeniz’in batısında kontrolünü kaybetti. Tüm bunlar her şeyden önce Ukrayna Silahlı Kuvvetleri sayesinde oldu. Cesaretlerine ve zorlukla kazandıkları başarılarına büyük saygı duyuyorum. Ancak hepimizin desteği de buna katkıda bulunmuştur. Bu, şimdi vazgeçmememiz ve bu yolda kararlılıkla devam etmemiz için bir teşvik olmalıdır. Almanya tam da bu konuda kararlı ve aynı zamanda üzerine düşeni yapmaya kararlı” ifadelerini kullanarak konuşmasını tamamladı. – MÜNİH
]]>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Perşembe günü yaptığı açıklamada Azerbaycan’ın “geniş çaplı bir savaşa” hazırlandığı uyarısında bulundu.
AFP haber ajansının aktardığına göre, Paşinyan kabine toplantısında yaptığı açıklamada, değerlendirmeleri neticesinde Azerbaycan’ın sınırın bazı bölgelerinde askeri hareketlilik gösterdiğini ve bunun Erivan yönetimine karşı tam ölçekli bir savaşa dönüştürme ihtimaline işaret ettiğini söyledi.
Paşinyan, “Azerbaycan’ın tüm açıklamalarında ve eylemlerinde bu niyet okunabilir” dedi.
AFP’nin aktardığına göre, Erivan yönetimi, Bakü’nün Karabağ’daki başarısından hareketle, Azerbaycan’a bağlı özerk bir yönetim olan Nahçıvan’a bir kara köprüsü oluşturmak amacıyla Ermenistan topraklarını işgal edebileceğinden endişe ediyor.
Dağlık Karabağ, iki ülke arasında yaşanan uzun süreli çatışmaların ardından, geçen sene Azerbaycan’ın kontrolüne geçmişti. Bölgede yaşayan on binlerce Ermeni, Ermenistan’a göç etmişti. Ardından da sürdürülen müzakereler sonucunda iki ülke arasında ateşkes sağlandı.
Bakü ise Ermenistan’ın Anayasasını değiştirmesini ve toprak iddiası olarak gördüğü “Dağlık Karabağ”a ilişkin atıfların kaldırılmasını istiyor.
Bu ay yeniden seçilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Çarşamba günü yemin töreninde yaptığı konuşmada, toprak taleplerinin Azerbaycan’a değil Ermenistan’a ait olduğunu söyledi.
Aliyev, “Bizim Ermenistan’dan toprak talebimiz yok. Onlar da bu iddialarından vazgeçmelidir. Bizimle şantaj diliyle konuşmaları onlara pahalıya mal olur. Ermenistan mevzuatını normalleştirmezse elbette barış anlaşması da olmayacak” dedi.
İki lider de daha önce yaptıkları açıklamalarda iki ülke arasında yapılacak bir barış anlaşmasının geçen yılın sonuna kadar imzalanabileceğini söylemişti, ancak uluslararası arabuluculukla yürütülen barış görüşmelerinde bir ilerleme sağlanamadı.
Salı günü, Ermenistan’ın dört askerinin öldüğünü söylediği çatışmada her iki taraf da birbirlerini sınır bölgelerinde ateş açmakla suçladı.
Azerbaycanlı yetkililer önceki günlerde dış basına verdikleri röportajlarda iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin son altı ayda hiç olmadığı kadar sakinleştiğini belirtti.
Azerbaycan’da 7 Şubat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini ülkeyi 20 senedir yöneten İlham Aliyev kazanmıştı. Aliyev, bazı usulsüzlüklerin olduğu raporlanan seçimde elde ettiği bu zaferle birlikte yedi sene daha görevde kalacak.
Çatışmalarda neler yaşandı?
BBC Azerbaycanca Servisi’nin aktardığına göre, 13 Şubat’ta Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermeni ordusuna ait bir askeri karakolu imha ettiğini duyurdu. Bir gün önce de bir Azeri asker o karakoldan açılan ateş sonucu yaralandı. Ermenistan olayın nedenini araştıracağını söyledi.
Ermenistan Savunma Bakanlığı ölen dört askerin Yerkrapah birliğine bağlı üyeler olduğunu söyledi.
1993 yılında kurulan Yerkrapah (Toprağın Savunucuları) Gönüllü Birliğinin temel amacı “Ermenistan Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek, Dağlık Karabağ savaş gazilerinin sosyal koşullarını iyileştirmek ve gençler arasında askeri-vatanseverlik eğitimini teşvik etmek” şeklinde tanımlanıyor.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, yaşananların Ermenistan tarafından yapılan bir “provokasyon” olduğunu, son dönemde yaşanan istikrara karşı, barış sürecine ciddi bir darbe indirildiğini söyledi.
Bakanlık ayrıca, olayın Ermenistan’daki Avrupa Birliği misyonunun kontrolü altındaki bölgelerde meydana gelmesi nedeniyle “bu misyonun amaç ve hedeflerine ilişkin ciddi soru işaretleri uyandırdığını” kaydetti.
‘Ermenistan hükümeti Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor’
BBC Azerbaycanca Servisi’nden Könül Halilova, Avrupa Birliği’nin Azerbaycan’daki misyonuna yönelik eleştirilerin yanı sıra, dile getirilen bazı olasılıkların Rusya’yı hedef aldığını belirtiyor.
Halilova, “Hükümet yanlısı analistlere göre, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış anlaşması imzalanması Rusya’nın çıkarına değil. Rusya, barış güçlerini Azerbaycan topraklarında tutmak için Karabağ’daki Ermeni nüfusunu geri göndermeye çalışıyor ve Azerbaycan da buna yanaşmıyor” dedi.
Azerbaycan’da hükümete yakın bazı siyasi yorumcuların görüşlerini de aktaran Halilova, “Bu kişiler, Ermenistan’ın bazı muhalif temsilcilerinin bazı ordu birimleri üzerinde nüfuzunun bulunduğunu öne sürerek, sınırdaki gerginlikten Ermenistan Başbakanı’nı değil muhalefeti sorumlu tutuyor” değerlendirmesinde bulundu ve şöyle devam etti:
“Azerbaycan-Ermenistan sınırındaki son çatışma, Rusya destekli Azerbaycan’ın herhangi bir barış anlaşmasını imzalamadan önce Erivan’ı ‘Zengezur Koridoru’ olarak bilinen demiryolu ve kara yollarını açmaya zorlayabileceği olasılığını da artırdı.
“Azerbaycan’ın Karabağ’ın kontrolünü yeniden ele geçirmesinin ardından Moskova’nın desteğinden memnun olmayan Ermenistan hükümeti, geleneksel müttefiki Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor.
“Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan bu ay yaptığı bir konuşmada, Erivan’ın artık Moskova’yı ana bir savunma ortağı olarak görmediğini, Fransa ve Hindistan’ı en büyük silah tedarikçileri olarak gördüğünü söyledi.”
Ancak Halilova’ya göre Rusya’nın etkisinden kurtulmak Ermenistan için kolay değil.
Ülkenin altyapısının Rusya’nın kontrolü altında olduğunu belirten Halilova, ülkede Rus askeri üssünün bulunduğunu ve Ermenistan’ın Putin’in askeri ve siyasi blokunun da üyesi olduğunu kaydetti.
Öte yandan olası bir barış anlaşması kapsamında Azerbaycan’ın talep ettiği Ermenistan anayasasının değiştirilmesi konusunun ülkede tartışıldığını da belirten Halilova, on binlerce Ermeninin, anayasa değişikliği önerisini reddetmek için dilekçe imzaladığını hatırlattı.
]]>Dış mekan bitkileri, canlı bitkiler ve kesme çiçek ihracatında 2023 yılını 113 milyon 224 bin 52 dolarla tamamlayan sektör, Rusya pazarında önemli bir büyüme trendi yakaladı.
Rusya’ya Türkiye’den yapılan süs bitkileri dış satımının tutarı, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başladığı 2022 yılında 4 milyon 294 bin 890 dolar seviyesindeydi.
AB’nin yaptırımları nedeniyle süs bitkileri ihtiyacını başka ülkelerden karşılayan Rusya pazarında geçen sene 5 milyon 649 bin 664 dolar satış rakamına ulaşan sektör, bu pazardaki büyümesini 2024’te de sürdürmeyi hedefliyor.
Süs Bitkileri Üreticileri Alt Birliği (SÜSBİR) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Dündar, AA muhabirine, süs bitkileri üretiminde geçen yıl bir önceki yıla kıyasla artış olduğunu söyledi.
İhracatta da son 5 yıldır artış trendi yakaladıklarını belirten Dündar, özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından talebin yoğun olduğu Rusya pazarına açıldıklarını dile getirdi.
Rusya’nın süs bitkileri ihtiyacını savaşın ilk aylarında Türkiye’den Gürcistan üzerinden, AB’den de Polonya üzerinden karşıladığını belirten Dündar, şöyle devam etti:
“Artan talep üzerine Türkiye süs bitkileri sektörü için önemli bir pazar ortaya çıktı. Aslında AB’nin en büyük müşterilerinden biri Rusya’ydı. Rusya o boşluğu kapatmak için alternatif tedarikçiler aramaya başladı. Türkiye’nin buna cevap verecek kapasitesi maalesef yeterli değil ama bu bir fırsata çevrilebilir. Birdenbire böyle çok büyük bir talep patlaması olunca üretim zaman alıyor. Bazı bitkiler 6, bazıları 3, bazıları 7-10 senede yetişiyor. Bunların hepsi süs bitkisi sonuçta. Kesme çiçekler, mevsimlik çiçekler ve ağaçlardan talepleri var.”
“Rusya’nın alım hacmi yaklaşık 600 milyon dolar”
Dündar, Rusya’dan alıcıların kesme çiçeklerde karanfil, gül, canlı bitkilerde mevsimlik çiçekler, kırmızı karanfil ve kırmızı güle ilgi gösterdiğini, ağaç ve peyzaj bitkilerini de talep ettiklerini söyledi.
Dündar, “Rusya’nın çiçek alımında büyük bir boşluk oluştu, bunu karşılamak için Türkiye’ye yöneldiler. Ülkemizden satışlar hızlandı. Dış mekan, canlı bitkiler ve kesme çiçekte ciddi bir süreç yaşanıyor. Asıl önemlisi bundan sonra yaklaşık 600 milyon dolar olan Rusya alım hacminin Türkiye’den karşılanmasını sağlamak için bu sektörün, üretimin desteklenmesi gerekiyor. Üretim miktarlarını artırmamız gerekiyor.” diye konuştu.
Daha önce Irak pazarına açıldıklarını, Suriye pazarının göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Ahmet Dündar, sektörün ve üretimin desteklenmesiyle taleplere cevap verebileceklerini vurguladı.
İhracat fazlası veren bir sektör olduklarına dikkati çeken Dündar, şunları kaydetti:
“Üretim hacmine gelince Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık bir pazara sahibiz. Doğrudan 100 bin, dolaylı olarak 500 bine yakın istihdamı üstlenen bir sektörüz. Sektörün önü açık, geleceği açık. Bu yakın coğrafyamızdaki ihracat dışında özellikle AB ülkelerine yapmış olduğumuz ihracatımız var ki bu, ihracat genelinin yüzde 60-70’ini buluyor. Avrupa’ya mal satmış olması, bu sektörün tarım içinde rüştünü ispatlaması çok kayda değer bir durumdur.”
]]>ABD’li gazeteci Tucker Carlson, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Moskova’da gerçekleştirdiği 2 saatlik röportajını internet sitesi üzerinden yayınladı. Putin, Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğuna dair gerekçelerini Ukrayna’nın tarihinden başlayarak uzun bir şekilde anlattı. Konuşmasında Batılı ülkelere mesaj veren Putin, “Batı, güçlü Rusya’dan çok, güçlü Çin’den korkuyor. Çünkü, Rusya’da 150 milyon insan, Çin’de ise 1,5 milyar nüfus var ve ekonomisi büyük bir hızla büyüyor. Yılda yüzde 5’ten fazla. Eskiden daha da fazlaydı. Ama bu Çin için yeterli. Potansiyeller çok önemlidir. Çin’in potansiyeli muazzam, satın alma gücü paritesi ve ekonominin büyüklüğü açısından bugün dünyanın en büyük ekonomisi. Çok uzun zaman önce ABD’yi çoktan geride bırakmış durumda ve hızla büyüyor” dedi.
“İstesek NATO’ya girip giremeyeceğimizi sordum”
Putin, “Kremlin’de eski ABD Başkanı Bill Clinton ile burada, yan odada yapılan bir toplantıda ona şunu sordum. Bill, sence Rusya NATO’ya katılmak isteseydi bu gerçekleşir miydi? O da, ‘Biliyor musun, ilginç bir soru, bence olur’ cevabını verdi. Ancak daha sonra onunla akşam yemeğinde buluştuğumuzda bana ‘Biliyor musun, ekibimle konuştum, hayır, şu an itibariyle böyle bir şey mümkün değil’ dedi. Ona sorabilirsin, sanırım röportajımızı izleyecek, onaylayacaktır. Eğer öyle olmasaydı böyle bir şey söylemezdim. Artık bu imkansız” ifadelerini kullandı. Putin, Tucker Carlson’ın, “Samimi miydiniz? NATO’ya katılır mıydınız?” sorusunu, “Bakın, ‘Mümkün mü, değil mi’ diye sordum ve aldığım cevap ‘hayır’ oldu. Eğer ‘evet’ deseydi yakınlaşma süreci başlayacaktı ve ortaklarımızın samimi bir temennisini görseydik sonunda bu (Rusya’nın NATO’ya katılması) gerçekleşebilirdi. Ama olmadı. Hayır, hayır anlamına gelir” şeklinde cevapladı.
“NATO, Doğu’ya genişlemeyeceği sözünü verdi, ancak 5 kez ihlal etti”
Putin, NATO’nun Doğu’ya doğru genişleme çabalarından rahatsızlık duyduğunu dile getirdi. Putin, “Bize Doğu’da NATO olmayacağına, Doğu’da bir santimetre bile olmayacağına dair söz verildi. Sonra ne oldu? ‘Kağıt üzerinde yer almıyor, bu yüzden genişleyeceğiz’ dediler. Yani 5 kez gerçekleşti; Baltık Devletleri, tüm Doğu Avrupa gibi. Şimdi asıl meseleye geliyorum. Nihayetinde Ukrayna’ya geldiler. 2008 yılında Bükreş’teki zirvede Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya katılım kapılarının açık olduğunu ilan ettiler” ifadelerini kullandı. Putin, “Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra sınırlarımızın eski birlik cumhuriyetlerinin sınırları boyunca olması gerektiği konusunda hemfikirdik. Biz de bunu kabul ettik. Ancak biz hiçbir zaman NATO’nun genişlemesini kabul etmedik, dahası Ukrayna’nın NATO’ya üye olmasını da asla kabul etmedik. Biz, orada bizimle görüşmeden NATO üslerinin kurulması konusunda da anlaşmaya varmadık” dedi. Tucker Carlson’ın, “ABD Başkanını, Dışişleri Bakanını arayıp Ukrayna’yı NATO güçleriyle askerileştirmeye devam ederseniz harekete geçeceğimizi söylediniz mi?” sorusunu cevaplayan Putin, “Bunu her zaman konuştuk. ABD ve Avrupa ülkelerinin liderlerine bu gelişmelerin derhal durdurulması, Minsk Anlaşmalarının hayata geçirilmesi çağrısında bulunduk. Açıkçası bunu nasıl yapacağımızı bilmiyordum ama uygulamaya hazırdım” şeklinde konuştu.
“Savaşı biz başlatmadık”
Putin, 2014’te Ukrayna’nın doğusundaki Donbass’ta başlayan çatışmaya değinerek, “Herkes meselenin sadece askeri güçle çözülmesini istiyordu. Ama bunun olmasına izin veremezdik ve durum öyle bir noktaya geldi ki Ukrayna tarafı ‘Hayır, hiçbir şey yapmayacağız’ dedi. Ayrıca askeri harekat için hazırlıklara başladılar. 2014 yılında savaşı başlatanlar onlardı. Amacımız bu savaşı durdurmak ve bu savaşı 2022 yılında biz başlatmadık. Bu, savaşı durdurmaya yönelik bir girişimdir” dedi.
Tucker Carlson’ın, “Şimdi bunu durdurduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Yani hedeflerinize ulaştınız mı?” sorusunu cevaplayan Putin, “Hayır, henüz hedeflerimize ulaşmadık, çünkü hedeflerimizden biri de (Ukrayna’yı) Nazilerden arındırma. Bu, geçtiğimiz yılın başlarında İstanbul’da sona eren müzakere sürecinde tartıştığımız sorunlardan biriydi” dedi.
“Savaşı durdurmak istiyorsanız silah tedarikini bırakmalısınız”
Ukrayna ile barış görüşmeleri olup olmayacağına yönelik soruya cevap veren Putin, “Biz Kiev’den askerlerimizi çektikten sonra karşı taraf (Ukrayna), tüm anlaşmaları bir kenara attı ve Batılı ülkelerin, Avrupa ülkelerinin, ABD’nin Rusya’yla sonuna kadar savaşma yönündeki talimatlarına uydu. Üstelik Ukrayna Devlet Başkanı (Vladimir Zelenskiy), Rusya ile müzakere yapılmasını kararname ile yasakladı. Herkesin Rusya ile müzakere yapmasını yasaklayan bir kararname imzaladı. Kendisine ve herkese bunu yapmayı yasaklamışsa nasıl pazarlık yapacağız? Ancak bir konuda anlaşmak için diyalog kurmamız gerekiyor. Doğru değil mi?” ifadelerini kullandı. Putin, “Ukrayna lideri ile konuşmadıysanız ABD Başkanı ile konuşabilirsiniz. Joe Biden’la en son ne zaman konuştunuz?” sorusunu ise, “Onunla ne zaman konuştuğumu hatırlamıyorum” şeklinde cevapladı. Putin ABD yönetimine, “Gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız silah tedarikini bırakmalısınız. Bu, birkaç hafta içinde biter. Bu kadar” şeklinde mesaj vererek Biden ile konuşacak hiçbir şeyi olmadığını söyledi.
Ukrayna’daki paralı askerlere değindi
Putin, “ABD askerlerinin neden Ukrayna’da savaşması gerektiğini anlamıyorum. Ukrayna’da ABD’den paralı askerler var. En fazla sayıda paralı asker Polonya’dan geliyor, ABD’den paralı askerler ikinci sırada, Gürcistan’dan paralı askerler ise üçüncü sırada yer alıyor. Birisinin düzenli birlikler gönderme arzusu varsa bu kesinlikle insanlığı çok ciddi, küresel bir çatışmanın eşiğine getirir. Bu net. ABD’nin buna ihtiyacı var mı? Ne için? Topraklarınızdan binlerce kilometre uzakta. Yapacak daha iyi bir işin yok mu?. Sınırla ilgili sorunlarınız var, göçle ilgili sorunlarınız var, 33 trilyon dolardan fazla borçla ilgili sorunlarınız var. Yapacak daha iyi bir işin yok, o halde Ukrayna’da mı savaşmalısın? Rusya ile müzakere etmek daha iyi olmaz mıydı? Bugün gelişen durumu anlayarak Rusya’nın çıkarları için sonuna kadar savaşacağının farkına vararak bir anlaşma yapın. Bunun farkına vararak aslında sağduyuya dönün, ülkemize ve çıkarlarına saygı duymaya başlayın ve belirli çözümler arayın. Bana öyle geliyor ki bu çok daha akıllıca” ifadelerini kullandı.
“Ukrayna’daki sorunlara barışçıl yollarla çözüm aranmasını defalarca önerdik”
Putin, “NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesinin 1990’larda verilen sözlerin ihlali olduğunu açıkça söylediniz. Bu ülkeniz için bir tehdittir. Siz Ukrayna’ya asker göndermeden hemen önce ABD Başkan Yardımcısı Güvenlik Konferansı’nda konuştu ve Ukrayna Devlet Başkanı’nı NATO’ya katılmaya teşvik etti. Bunun sizi askeri harekata kışkırtmaya yönelik bir çaba olduğunu mu düşünüyorsunuz?” sorunu cevaplayarak, “Tekrar ediyorum, 2014 darbesinden sonra Ukrayna’da ortaya çıkan sorunlara barışçıl yollarla çözüm aranmasını defalarca önerdik. Ama kimse bizi dinlemedi. Üstelik tamamen ABD kontrolünde olan Ukraynalı liderler birdenbire Minsk anlaşmalarına uymayacaklarını, bundan hoşlanmadıklarını ilan ettiler ve o bölgede askeri faaliyete devam ettiler. Buna paralel olarak bu bölge, çeşitli personel eğitim ve yeniden eğitim merkezleri kisvesi altında NATO tarafından istismar ediliyordu. Esasen orada üsler kurmaya başladılar. Bu kadar. Bütün bunlar bir araya gelince 2014 yılında Neo-Nazilerin Ukrayna’da başlattığı savaşın sona erdirilmesi kararı alındı” dedi.
Tucker Carlson’ın “Sizce Zelenskiy’nin bu çatışmanın çözümünü müzakere etme özgürlüğü var mı?” sorusunu Putin şu şekilde cevapladı:
“Neden olmasın? Ukrayna halkının Ukrayna’yı barışa götüreceğine dair beklentileri üzerine iktidara geldi. Bundan bahsetti, bunun sayesinde ezici bir çoğunlukla seçimi kazandı. Ama sonra, iktidara geldiğinde bence iki şeyin farkına vardı. Birincisi, Neo-Naziler ve milliyetçilerle çatışmamak daha iyi, çünkü onlar saldırgan ve çok aktifler, onlardan her şeyi bekleyebilirsiniz. İkincisi ABD önderliğindeki Batı onları destekliyor ve her zaman Rusya’ya düşman olanlara destek verecek, bu yararlı ve güvenli. Böylece halkına Ukrayna’daki savaşı sona erdirme sözü vermesine rağmen ilgili pozisyonu aldı. Seçmenlerini aldattı. Ukrayna ile İstanbul’da görüştük, anlaştık. Üstelik Ukrayna müzakere heyetinin başkanı Sayın Arakhamia bahsettiğim ön belgeye imzasını bile attı. Ama sonra tüm dünyaya açıkça şunu söyledi, ‘Biz bu belgeyi imzalamaya hazırdık ama dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson geldi ve Rusya’yla savaşmanın daha iyi olduğunu söyleyerek bizi bunu yapmaktan caydırdı’. Bakın açıklaması yayımlandı. Bunu kamuoyu önünde söyledi. Buna dönebilirler mi, dönemezler mi? Soru şu, istiyorlar mı istemiyorlar mı? Daha sonra Ukrayna Devlet Başkanı bizimle müzakere yapılmasını yasaklayan bir kararname yayınladı. O kararnameyi iptal etsin, hepsi bu. Aslında biz müzakereleri hiçbir zaman reddetmedik. Her zaman şunu duyuyoruz, ‘Rusya hazır mı?’, evet, reddetmedik. Açıkça reddedenler onlardı. Peki, kararını iptal etsin ve müzakerelere girsin. Biz hiçbir zaman reddetmedik. Ukrayna’nın Johnson’ın talebine veya iknasına boyun eğmesi bana hem gülünç hem de çok üzücü geliyor. Çünkü Sayın Arakhamia’nın ifadesiyle, ‘Bu düşmanlıkları, bu savaşı 1.5 yıl önce durdurabilirdik. Ama İngilizler bizi ikna etti, biz de bunu reddettik ve bu şansı kaçırdık’ Johnson şu anda nerede? Savaş devam ediyor. Nedense herkes Rusya’nın savaş alanında mağlup edilebileceği yanılsamasına kapılmıştı.”
“Polonya ile işimiz yok”
Putin, “NATO ülkeleri hayali bir Rus tehdidiyle kendi halklarını korkutmaya çalışıyor. Bu apaçık bir gerçektir. Akıllı insanlar, bunun gerçek olmadığını çok iyi anlıyorlar. Rusya tehdidini körüklemeye çalışıyorlar” dedi. Carlson’ın, “Bahsettiğiniz tehdidin Rusya’nın Polonya ve Letonya’yı işgal etmesi, yayılmacı davranışı olduğunu düşünüyorum. Rus birliklerini Polonya’ya göndermeyi düşünüyor musunuz?” sorunu yanıtlayan Putin, “Yalnızca tek bir durumda, Polonya Rusya’ya saldırırsa. Neden? Çünkü bizim Polonya’yla, Letonya’yla ya da başka herhangi bir yerle işimiz yok. Bunu neden yapalım ki? Bizim hiçbir çıkarımız yok. Bu sadece tehdit tacirliği” dedi.
Kuzey Akım
Tucker Carlson’ın “Nord Stream’i kim havaya uçurdu?” sorusunu yönelik Putin, “Kesinlikle siz” diyerek güldü. Carlson, “O gün meşguldüm. Nord Stream’i ben havaya uçurmadım” dedi. Putin ise, “Kişisel olarak sizin bir mazeretiniz olabilir ama CIA’in böyle bir mazereti yok” şeklinde cevap verdi. “Bunu NATO’nun ya da CIA’in yaptığına dair kanıtınız var mı?” sorusunu cevaplayan Putin, “Ayrıntılara girmeyeceğim ama insanlar bu tür durumlarda hep şunu söylüyor, ‘Bununla ilgilenen birini arayın’. Ancak bu durumda sadece ilgilenen birini değil, aynı zamanda yetenekleri olan birini de aramalıyız. Çünkü ilgilenen çok kişi olabilir ama hepsi Baltık Denizi’nin dibine inip bu patlamayı gerçekleştirebilecek kapasitede değil. Bu ikisinin birbiriyle bağlantılı olmalıdır: Kim ilgileniyor ve bunu kim yapabilir?” dedi.
“Kim gelirse gelsin Rusya’ya yönelik tutum değişmez”
“Joe Biden’dan sonra yeni bir yönetim gelse ABD hükümetiyle yeniden iletişim kurabileceğinizi düşünüyor musunuz, yoksa başkanın kim olduğu önemli değil mi?” soruna yönelik Putin, “Bu liderle ilgili değil, kişiliğiyle ilgili değil. Mesela Bush’la çok iyi bir ilişkim vardı. Rusya konusunda da pek çok hata yaptığını düşünüyorum. Ancak genel olarak kişisel, insani düzeyde onunla çok iyi bir ilişkim vardı. Diğer politikacılardan daha kötü değildi. Oda diğerleri gibi ne yaptığını anlıyordu. Trump’la böyle kişisel ilişkilerim vardı” şeklinde cevap verdi. Putin, ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” işaret etti.
“Elon Musk’ı durdurmak mümkün değil”
Yapay zeka ile ilgili soruyu cevaplayan Putin, “İnsanlık şu anda birçok tehditle karşı karşıyadır. Genetik araştırmalar sayesinde artık insanüstü, uzmanlaşmış bir insan, genetiği değiştirilmiş bir atlet, bilim insanı, asker oluşturmak mümkün. Elon Musk’un halihazırda ABD’de insan beynine çip yerleştirdiğine dair haberler var. Bence Elon Musk’ı durdurmak mümkün değil, kendisi uygun gördüğü şeyi yapacak. Yine de onunla ortak bir zemin bulmanız, onu ikna etmenin yollarını aramanız gerekiyor. Onun akıllı bir insan olduğunu düşünüyorum, öyle olduğuna gerçekten inanıyorum. Yani onunla bir anlaşmaya varmanız gerekiyor çünkü bu sürecin belirli kurallara tabi olması gerekiyor” dedi.
“Evan Gershkovich’in ABD’ye dönebileceği ihtimalini gözardı etmiyorum”
Putin yaklaşık 1 yıldır Rusya’da casusluk suçlamasıyla cezaevinde olan Wall Street Journal muhabiri Evan Gershkovich’in serbest kalıp kalamayacağı yönündeki soruyu ise, “O kadar çok iyi niyet jesti yaptık ki artık bunların tükendiğini düşünüyorum. Kimsenin bize bu şekilde karşılık verdiğini görmedik. Ancak teorik olarak ortaklarımızın karşılıklı adımlar atması durumunda bunu yapabileceğimizi göz ardı etmediğimizi söyleyebiliriz. Ortaklar derken öncelikle özel hizmetlerden bahsediyorum. Özel servisler birbirleriyle temas halinde, o konuyu konuşuyorlar. Biz bunu çözmeye hazırız ama özel servis kanallarında tartışılan bazı şartlar var. Bir anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum. O sadece bir gazeteci değil, gizli bilgileri gizlice elde eden bir gazetecidir. Gershkovich’in anavatanına dönebileceğini göz ardı etmiyorum” şeklinde cevapladı.
“Rusya’nın yenilmeyeceğini anlamaya başladılar, diyaloğa hazırız”
Ukrayna ile müzakerelere dair tekrar sorulan soruyu yanıtlayan Putin, “Şu ana kadar Rusya’nın savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratılacağına dair görüş vardı.. Artık görünüşe göre bunu başarmanın zor olduğunu, fark etmeye başlıyorlar. Bana göre bu, imkansızdır, hiçbir zaman da olmayacaktır. Bana öyle geliyor ki artık Batı’da iktidarda olanlar da bunun farkına varmaya başladı. Eğer öyleyse, eğer farkına varıldıysa, bundan sonra ne yapacaklarını düşünmeleri gerekir. Biz bu diyaloğa hazırız” ifadelerini kullandı. – MOSKOVA
]]>“RUSYA’YI YENİLGİYE UĞRATMAK İMKANSIZ”
Rus lider, “Şu ana kadar Rusya’yı savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratma yönünde gürültü ve çığlıklar vardı. Ama şimdi görünüşe bakılırsa bunu başarmanın, eğer mümkünse, çok zor olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bana göre öyle, imkansız.” dedi.
“SAVAŞI DURDURMAK İSTİYORSANIZ SİLAH TEDARİKİNİ BIRAKIN”
Putin, Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğunu tarihi gerekçelerle uzun uzun anlatırken, Washington yönetimine, “Eğer gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız, silah tedarikini bırakmanız gerekir.” diye seslendi.
İSTANBUL’DAKİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DE DEĞİNDİ
Ukrayna’daki savaşın ikinci yılının geride kaldığı günlere denk gelen röportajda Putin, Rusya ve Ukrayna’nın “er ya da geç” anlaşmaya varacağını söyleyerek, müzakere yolunun açık olduğuna da işaret etti. Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye’nin arabuluculuğu ile İstanbul’da yapılan barış görüşmelerine birçok kez değinen Putin, İstanbul görüşmelerinde mutabakata varılan kararların uygulanması durumunda savaşın çoktan bitmiş olabileceğini, ancak ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin vazgeçirmesiyle Ukrayna’nın geri adım attığını iddia etti. NATO’nun genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
“NATO GENİŞLERSE HER ŞEY SOĞUK SAVAŞ SIRASINDAKİYLE AYNI OLACAK”
Rus lider Vladimir Putin, iki saatten fazla süren röportajda, NATO’nun 1990’ların başından bu yana yürüttüğü genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. NATO’nun genişlemesine gerek olmadığını savunan Putin, “NATO genişlerse her şey Soğuk Savaş sırasındakiyle aynı olacak, yalnızca Rusya sınırlarına daha yakın olacak. Bu kadar.” ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, ABD’nin bu konuda verdiği sözü tutmadığını söyleyerek, “NATO’nun, doğuya doğru genişlemeyeceğine dair sözünüz vardı ama bu 5 kez gerçekleşti.” dedi.

“POLONYA’NIN İŞGALİ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Carlson’ın sorusu üzerine Putin, Moskova’nın bölgedeki diğer NATO üyesi ülkelerin (Polonya ve Letonya) veya genel olarak Avrupa kıtasının Rusya tarafından işgalinin söz konusu olmadığını belirtti.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİYLE İLGİLİ DE KONUŞTU
ABD’nin Ukrayna’ya silah desteğinde bulunmasından dolayı ABD Başkanı Joe Biden ile “konuşacak hiçbir şeyi olmadığını” söyleyen Putin, kasımda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” anlattı. Rus lider, küresel güç dengesindeki değişim nedeniyle uluslararası hukukun da değişmesi gereğine değindi. Putin, tutuklu Wall Street Journal (WSJ) muhabiri Evan Gershkovich konusunda da “anlaşmaya varılabileceğini” kaydetti. Bu konuyu çözmek istediklerini belirten Putin, “Ancak özel servis kanallarında tartışılan bazı terimler var. Anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum” dedi. Putin, Gershkovich’in, “komplo kurarak gizli şekilde bilgi topladığını” ve yaptığının “tam olarak casusluk” olduğunu, bununla birlikte iki taraf heyetlerinin bu konuyu çözme yolunda ilerlediğini belirtti.
RÖPORTAJ ABD MEDYASINDA GÜNDEM OLDU
FOX haber kanalından ayrıldıktan sonra gazetecilik faaliyetini sosyal medya platformu X’te devam ettiren Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le röportaj yapacağını duyurması ABD medyasında gündem oldu. Carlson’a konuşmayı kabul eden Putin, 2019’dan bu yana Batı medyasında ilk defa röportaj vermiş oldu. Tucker Carlson’ın söz konusu röportajı hakkında bazı Avrupa ve ABD medyasında eleştiriler yer alırken, Amerikalı gazeteci Putin’in propagandasını yapmakla suçlandı.
]]>Türkiye’nin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin başladığı Şubat 2022’den bu yana Putin’in gideceği ilk Batı ve NATO ülkesi olması bu ziyaretin önemini daha da artırıyor.
Başta ABD, Ukrayna ve Batı ülkeleri, ziyarete eleştirel baksalar da tahıl koridorunun yeniden canlanması ve müzakere masasına dönülmesi açısından olası sonuçlara odaklanıyorlar.
Putin’in Türkiye ziyaretinin 12 Şubat’ta gerçekleşmesi öngörülüyor.
Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Putin’in ziyaretinin aslında daha öncesi için planlandığını ancak bölgesel gelişmelerden dolayı geciktiğini kaydetti.
Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov da Putin’in ziyaretinin hem ikili hem de bölgesel konuların görüşülmesi açısından önemli olacağını belirtti.
Ukrayna’yı işgal girişimini başlattıktan sonra geçen iki senede pek yurt dışı ziyareti geçekleştirmeyen Putin, savaşın başladığı 24 Şubat 2022’den sonra ilk kez Türkiye’ye gelecek.
Savaşın ikinci yıldönümünden günler önce NATO’nun önde gelen ülkelerinden birini ziyaret edecek olması Putin’in Erdoğan ile görüşmesini daha da dikkat çekici hale getiren unsurlardan biri.
Batı yakından takip edecek
Henüz resmen ilan edilmemiş olmasına karşın Putin’in ziyaretine ilişkin hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de ABD’den değerlendirme yapılmış olması Batı’nın ilgisini somutlayan bir durum.
BM Sözcüsü Stephane Dujarric, hafta başında düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, Putin’in Türkiye ziyaretini yakından takip edeceklerini kaydetti.
Dujarric, tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasına ilişkin bir soru üzerine ise BM’nin Türkiye-Rusya görüşmelerine dahil olmadığını anımsattı.
2022 Temmuz’unda oluşturulan Karadeniz Tahıl Girişimi, Türkiye ve BM’nin Rusya ve Ukrayna ile ayrı ayrı imzaladığı mutabakat muhtıraları ile yaşama geçmişti.
Rusya, kendi tahıl ürünleri ve gübresini satamadığı gerekçesiyle Temmuz 2023’te girişimi askıya aldığını açıklamıştı.
Dışişleri Bakanı Fidan da, 4 Şubat’ta verdiği bir demeçte, Putin’in ziyareti sırasında konunun mutlaka gündeme geleceğini, inisiyatifin yeni bir formülle canlandırılması için Türkiye’nin çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetmişti.
Ukrayna’nın tahıl taşıyan bazı gemilerini hâlâ Karadeniz’den geçirebildiğini ancak güvenliğin büyük sorun olmaya devam ettiğini, Rusya’nın ise sattığı tahılın parasını alamadığı için sıkıntıları olduğunu anımsatan Fidan, “Her iki tarafı da tatmin edecek bir çözüm için çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Dışişleri Bakanı, bir formülün bulunması durumunda bunu kamuoyuyla paylaşacaklarını da açıklamıştı.
Diplomatik kaynaklar ise mevcut durumda tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasının güçlüğüne işaret ediyorlar.
Rusya’nın Ukrayna limanlarını kuşatmayı sürdürdüğü, uluslararası toplumun da bankacılık, sigorta gibi alanlarda Rusya’nın beklentilerine yanıt vermediği bir ortamda tahıl koridoru girişiminin canlanmasının zor olacağı yapılan değerlendirmeler arasında.
ABD’den ‘anlamlı rol’ vurgusu
Putin’in ziyaretini yakından izleyecek bir başka başkent ise Washington olacak. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, 5 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, Putin’in Türkiye ziyareti ile ilgili bir soruya da yanıt verdi.
“Eğer herhangi bir ülke Rusya’nın bazı kötü niyetli davranışlarından vazgeçme konusunda anlamlı bir rol oynayabilecekse bunu kesinlikle memnuniyetle karşılarız,” değerlendirmesini yapan Patel, Karadeniz tahıl koridoru girişimini anımsattı.
Sözcü Yardımcısı, “Ukrayna tahılının gitmesi gereken yere ulaşmasının ve bu alanda güvenilir bir ilerleme kaydedilmesinin kritik önemini hissetmeye devam ediyoruz. Bu kesinlikle hoş karşılanacak bir şey” dedi.
Diplomatik kaynaklara göre, ABD’nin Putin’in ziyaretine bakışı tahıl koridoru ile sınırlı değil.
Rus Devlet Başkanı’nın NATO ülkesi Türkiye’yi ziyaretini ittifak içinde yeni kırılmalar yaratmak amacıyla kullanmasından kaygı duyan Washington, ziyaret sırasında Türk yetkililerin verecekleri mesajların önemine dikkat çekiyorlar.
Kaynaklara göre, ABD’nin bu yöndeki çekinceleri geçen hafta Ankara’da temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Vekili Victoria Nuland tarafından Türk yetkililere aktarıldı.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğü vurgusu
Ankara, ABD ve Batı’nın bu yöndeki söyleminin savaşın başladığı günden bu yana sürdüğü ancak Türkiye’nin izlediği politikanın temel ilkelerinin değişmediği yanıtı veriyor.
Ukrayna’nın siyasi ve toprak bütünlüğünün korunmasından yana olduğunu kaydeden Ankara, taraflar arasında olası bir barış anlaşmasının sağlanması için her iki tarafla da konuşabilen aktörlerin olması gerektiğini, Türkiye’nin tam da bu rolü oynadığını kaydediyor.
Türkiye, savaşın başladığı Şubat 2022’den sadece haftalar sonra Rus ve Ukraynalı dışişleri bakanlarını Antalya’da bir araya getirmiş ancak anlaşma sağlanamamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’e barış görüşmeleri için Türkiye’nin ev sahipliği yapabileceği önerisini dile getirmişti.
Dışişleri Bakanı Fidan, bu unsurların yanı sıra Türkiye ile Rusya’nın birçok çatışma noktasında varlık gösterdiklerini, başta Suriye, Kafkaslar ve Orta Doğu’da şiddetin daha da yayılmaması için Ankara- Moskova arasında kurulan diyaloğun önemli olduğunun altını çiziyor.
]]>Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, ülkesinin bahar aylarındaki taarruzunun umduğu kadar başarılı olmadığını kabul etti. Rusya hâlâ Ukrayna topraklarının % 18’ini kontrol ediyor.
Üç askeri uzmana, gelecek 12 ay içinde neler olabileceğini sorduk.
Savaş devam edecek ama sonsuza kadar değil
Barbara Zanchetta, Savaş Çalışmaları Enstitüsü, King’s College Londra
Ukrayna’daki savaşın sona erme ihtimali pek iç açıcı görünmüyor. Geçen yılın bu dönemine kıyasla Vladimir Putin siyasi ve askeri anlamda daha güçlü.
Cephedeki durum hâlâ belirsiz. Son dönemde Ukrayna’nın kış taarruzu durmuş gibi görünüyor. Ancak Rusların da ilerlemesi yok. Her zamankinden daha çok, savaşın sonucu çatışmadan binlerce kilometre uzaklıkta, Brüksel’de ve Washington’da alınan kararlara bağlı olacak.
Batı’nın 2022’de ortaya koyduğu ve 2023’te de sürdürdüğü etkileyici birlik gösterisi yalpalamaya başlıyor.
ABD’nin savunma yardım paketi, Başkan Joe Biden’ın doğru bir şekilde işaret ettiği gibi Washington’daki “ucuz siyaset” tarafından rehin tutuluyor. AB’nin ekonomik yardımının geleceği de, Macaristan’ın uyumsuz tutumuna bağlı görünüyor.
Batı başkentlerindeki tereddüt, Putin’i cesaretlendirdi. Kamuoyu önündeki son davranışları ve cüretkar açıklamaları, Putin’in bu savaşa uzun vadeli baktığını gösteriyor.
Peki, Batı’nın Putin’e ve temsil ettiği her şeye karşı çıkmaya devam edecek gücü var mı?
AB’nin Ukrayna ve Moldova’yla üyelik müzakerelerini başlatma kararı sembolik olmaktan öte. Bu, dolaylı olarak Kiev’e desteğin süreceği anlamını da taşıyor. Çünkü Rusya’nın tam bir zaferiyle Ukrayna’nın AB’de bir geleceği olmasının imkanı yok.
Washington’da ise Ukrayna politikasının tam tersine çevrilmesi çok olası değil.
Kamuoyu yoklamalarında eski Başkan Trump’a desteğin artmasıyla, ABD yardımıyla ilgili kıyamet senaryoları yazmak çekici olabilir. Ancak Trump, tüm o teatral gösterilerine karşın, 2016’da NATO’dan çıkmadı. Ayrıca, Amerika’nın 75 yıllık transatlantik ortaklığını tek başına değiştiremez.
Bu tabii ki, Batı cephesindeki çatlakların anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden, Batı ve dolayısıyla Ukrayna için 2024 daha zor olacak.
Demokrasiler için, bir savaşa destek vermekteki uzun vadeli uzlaşma, hesap verme zorunluluğu olmayan otokrat yönetimlere kıyasla hep daha zorlu olmuştur.
Büyük olasılıkla, savaş 2024 boyunca devam edecek ama sonsuza kadar sürüp gidemez.
Batı’nın isteksizliği Rusya’yı cesaretlendirirken, bir darbe ya da sağlık sorunu Putin’in düşüşünü beraberinde getirmezse, tek öngörülebilir sonuç müzakereler yoluyla varılacak bir uzlaşma. Şimdilik iki taraf da bunu reddetmeye devam ediyor.
Bir yıllık konsolidasyon dönemi
Michael Clarke, Eski Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü Genel Direktörü
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle, büyük bir savaş Avrupa kıtasına geri geldi. 2023’te savaşta yaşanan gelişmeler de sanayi çağına özgü savaşın da geri döndüğünü gösteriyor.
Sanayi çağındaki savaşlar, ekonomileri kısmen ya da bazı durumlarda tamamen, savaş malzemelerinin üretimine yönlendiriyor. Rusya’nın savunma bütçesi 2021’den bu yana üç katına çıktı ve gelecek yıl kamu harcamalarının % 30’unu oluşturacak.
Bu durum da, Ukrayna’daki savaşı Avrupa’da geçen yüzyılın ortasından bu yana görülen en uzun ve travmatik gelişme haline getiriyor.
Gelecek yıl, Rusya ile Kuzey Kore ya da İran’daki tedarikçileriyle, Ukrayna ile Batılı destekçilerinin, sanayi çağındaki bir savaşın bitmek bilmez gerekliliklerini karşılamaya muktedir ve hazır olup olmadıklarını gösterecek.
Rus güçleri tüm cephe hattında yeniden bastırmaya çalışabilir. En azından Donbas bölgesinin tamamını ele geçirmek için. Ukrayna da büyük ihtimalle Karadeniz’in batısı ve Boğazlara açılan hayati önemdeki ticaret koridorunda kontrolü ele geçirmiş olmasından faydalanacak.
Kiev ayrıca, bazı bölgelerde Rus işgalcilerin dengesini bozmak için daha fazla askeri sürpriz yapmaya çalışacak.
Ancak asıl olarak, 2024 hem Kiev hem de Moskova için konsolidasyon yılı olacak gibi görünüyor.
Rusya’nın stratejik bir taarruz düzenleyebilmesi için gereken eğitimli personel ve malzemesi en azından 2025 baharına dek yok.
Bu arada, Ukrayna’nın da savaşı sürdürebilmek için Batı’nın mali ve askeri desteğine ihtiyacı var. Gelecekte bir dizi taarruz düzenleyebilecek koşulları yaratabilmesi için yapısal güçlerini toplamak zorundalar.
Sanayi çağı savaşları, toplumlar arasındaki bir mücadele. Cephede neler olduğu, bu mücadelenin sadece bir göstergesi.
2024’te savaşın yönü, Avdiivka, Tokmak, Kramatorsk ya da cephe hattındaki yıkıma uğramış yerlerden çok, Moskova, Kiev, Washington, Pekin, Tahran ve Pyongyang’ta belirlenecek.
Ukrayna, Kırım civarında Rusya’ya bastıracak
Ben Hodges, ABD Ordusu’ndan emekli general
Rusya, Ukrayna’yı tamamen ele geçirebilecek kabiliyetten yoksun ve şu anda elinde olan bölgelere tutunmak için elinden geleni yapacak. Zamanı da, bir yandan Batı’nın Ukrayna’ya yardım etme iradesini kaybedeceğini umarken, bir yandan savunma hatlarını güçlendirmekte kullanacak.
Ancak Ukrayna durmayacak. Bu bir ölüm kalım savaşı ve dururlarsa, Rusya’nın ne yapacağını biliyorlar. ABD’nin kararlılığındaki azalma konusundaki kaygılar ışığında, daha çok Avrupa ülkesi yardımları artırmaktan bahsediyor.
Ancak ben gelecek yılın başlarında ABD’nin stratejik omurgasını yeniden bulmasını ve geciktirilen yardım paketinin Kongre’den geçmesini bekliyorum.
Bu nedenle, Ukrayna’nın insiyatifi yeniden ele geçirmek için şunları yapacağını öngörüyorum;
Yaz başında Ukrayna ilk kez, Rus uçaklarıyla mücadelesini geliştireceğini ve kendi hava savunma sistemlerini güçlendirmesini umduğu ABD yapımı F-16 savaş uçaklarını kullanabilecek.
Ukrayna’nın Rus işgali altındaki stratejik önemi en büyük toprağı Kırım. Biz buna “belirleyici alan” diyoruz.
Ukrayna, Sivastopol’daki Rus donanmasının, hava üslerinin ve Dizankoy’daki lojistik üssünün buralarda barınmasına engel olmak adına baskıyı artırmak için elinden geleni yapacak.
Bu konseptin işe yaradığını zaten kanıtladılar. İngiltere’nin verdiği sadece üç Storm Shadow güdümlü füzesiyle, Karadeniz Filosu’nun komutanını filonun üçte birini Sivastopol’dan çekmeye zorladılar.
Tabii ki Ukraynalıların sınırsız kaynakları yok. Özellikle de top mermileri ve uzun menzilli silahlarda.
Ancak Rus askerleri daha kötü durumda. Savaş bir irade ve lojistik sınavı. Rus lojistik sistemi kırılgan ve Ukrayna’nın sürekli baskısı altında.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>