Risk – Iğdır Haber https://www.igdirhaber.com.tr Mon, 27 May 2024 21:21:43 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Uzmanlar Doğu Anadolu Bölgesi’nde olası bir depreme karşı hazırlıklı olunması uyarısında bulundu https://www.igdirhaber.com.tr/uzmanlar-dogu-anadolu-bolgesinde-olasi-bir-depreme-karsi-hazirlikli-olunmasi-uyarisinda-bulundu/ https://www.igdirhaber.com.tr/uzmanlar-dogu-anadolu-bolgesinde-olasi-bir-depreme-karsi-hazirlikli-olunmasi-uyarisinda-bulundu/#respond Mon, 27 May 2024 21:21:43 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7795 ÖMER YASİN ERGİN/İSMAİL ŞEN – Uzmanlar Doğu Anadolu Bölgesi’nde olası bir depreme karşı hazırlıklı olunması uyarısında bulundu.

Dicle Üniversitesi (DÜ) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü Genel Jeoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Kavak, AA muhabirine, deprem gerçeğinin çok iyi bilinmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu söyledi.

Gelecek süreçte de özellikle fay hatlarının sıkışması sonucu oluşacak kırılmaların sonunda da depremlerin meydana geleceğini ifade eden Kavak, Doğu Anadolu Fay Hattı başta olmak üzere özellikle Bingöl ve çevresinin enerjinin biriktiği alanlar arasında bulunduğunu aktardı.

“Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor”

Kavak, “Önümüzdeki süreçte Hakkari’de depremler gerçekleşecektir. Kahramanmaraş ve Malatya’dan Bingöl’e doğru bir enerji transferi gerçekleşti. Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor.” dedi.

Depremin ne zaman ve ne şekilde olacağının tespit edilemeyeceğini ancak sıkışmalar olduğunu ve enerji transferi gerçekleştiğinin belirlendiğini dile getiren Kavak, burada da depremin gerçekleştiği yerden çok yansımalarının önem kazandığına işaret etti.

Kavak, depreme dayanıklı yapılar ve uygun teknikte yerleşim yerlerinin yapılması gerektiğine dikkati çekerek, bu sayede yaşanacak depremlerin etkisinin de daha hafif hissedileceğini belirtti.

Doğu ve Güneydoğu’nun sürekli depremlere maruz kalınan bir alan olduğunu ifade eden Kavak, “Afetler insanı öldürmez, insanları öldüren kötü yapılan binalardır. Eğer önlemimizi alırsak, binaları uygun teknikte yaparsak, yapıların etkilenmesi minimuma düşecek, 8 veya 9 büyüklüğündeki depreme maruz kalındığı takdirde bile etkileşim minimum düzeyde olacaktır. Her dakika, her saniye depreme hazır olmamız lazım.” diye konuştu.

“Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası”

Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy da merkezi Sivrice ilçesi olan 24 Ocak 2020’de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin, Doğu Anadolu Fay Zonu’nda esas aktivitenin başladığının ilk belirtisi olduğunu ifade etti.

Sonrasında 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığına işaret eden Aksoy, bu depremlerden sonra başlayan artçıların sayısının 40 bine ulaştığını aktardı.

Kuzey Anadolu Fay Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun Bingöl’ün Karlıova ilçesi yakınlarında birleştiğini vurgulayan Aksoy, Gürün, Darende, Malatya’nın Pütürge ilçesi çevresinde, Yeşilyurt bölgesinde ikinci olarak da Kahramanmaraş Göksun’dan Adana’ya doğru inen Doğu Anadolu Fay Zonu’nda, 6 Şubat 2023’teki depremlere bağlı olarak çok sayıda artçı deprem yaşandığını dile getirdi.

Aksoy, bu fay zonunun güney kolunun devamında Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman Çelikhan civarlarında ve Malatya ile Adıyaman’ın Sincik ilçesi arasında meydana gelen artçı sarsıntıların da bir süre daha kendini hissettireceğini söyledi.

Doğu Anadolu Fay Zonu’ndaki Elazığ’ın kuzey doğusu olan Palu’dan sonra Bingöl’e kadar olan bölümde kırılmayan bir bölüm olduğunu, bunun da risk taşıdığını öngördüklerini dile getiren Aksoy, şunları kaydetti:

“Faylar üzerlerinde yeterli enerji birikip kırıldıkları zaman deprem üretiyorlar. Bunlara fayların deprem tekrarlanma aralığı deniyor ama üzerinde çalışma yapılmayan faylarda bu deprem tekrarlanma aralığını bilemiyoruz. Kaç yılda bir deprem üretir, hangi büyüklükte deprem üretir, bunun hakkında fikir yürütmek mümkün olmuyor.”

Aksoy, Bingöl Karlıova’da hem Kuzey Anadolu Fay Zonu hem de Doğu Anadolu Fay Zonu’ndan kaynaklanan deprem riskinin daha fazla olduğunu belirterek, şöyle dedi:

” İki fay zonu arasında kalınması Tunceli ve Bingöl’ü daha riskli hale getiriyor. Dolayısıyla iki fay zonundan kaynaklanan risklerin bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz. Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası. Çünkü uzun zamandan beri deprem üretmemiş, bu da bize yakın gelecekte deprem üretme potansiyelinin varlığını gösteriyor. Bölge için risk oluşturan bir diğer fay segmenti Yedisu. Kuzey Anadolu Fay Zonu, 1939’da Erzincan depreminde Erzincan’dan başlayıp batıya doğru kırıldı. 1992’de meydana gelen depremde de Erzincan’dan Yedisu’ya kadar olan bölüm kırıldı. Dolayısıyla Yedisu segmenti diye adlandırılan bölüm üzerinde uzun zamandır ki; o bölge için 230 yıl kadar bir deprem tekrarlanma aralığı belirlenmişti, bu aşıldığından dolayı bu fay segmentinin de risk taşıdığını söyleyebiliriz.”

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/uzmanlar-dogu-anadolu-bolgesinde-olasi-bir-depreme-karsi-hazirlikli-olunmasi-uyarisinda-bulundu/feed/ 0
Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023: İstihdam Artıyor, Etkinlik Skoru Yükseliyor https://www.igdirhaber.com.tr/turkiye-yonetim-kurulu-barometresi-2023-istihdam-artiyor-etkinlik-skoru-yukseliyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/turkiye-yonetim-kurulu-barometresi-2023-istihdam-artiyor-etkinlik-skoru-yukseliyor/#respond Thu, 29 Feb 2024 21:57:16 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=4423 ‘Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023’ araştırmasının sonuçları göre, istihdamı artırmayı planlayan şirket oranı yüzde 39 seviyesine ulaştı. Türkiye’deki Yönetim Kurulu Etkinlik Skoru, 2023 senesinde yüzde 8 artışla 3,9 düzeyinde gerçekleşti.

Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) ve Bain & Company İstanbul Ofisi tarafından bu yıl 2’ncisi gerçekleştirilen ‘Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023’ araştırmasının sonuçları, İstanbul’da düzenlenen lansman etkinliğinde duyuruldu. Çalışma kapsamında Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) ve Bain & Company İstanbul Ofisi 2023 yılının ikinci yarısında, bu sene ikincisini gerçekleştirdikleri kapsamlı anket aracılığı ile Türkiye’deki ağırlıklı olarak halka açık ve aile şirketlerinde görev yapan 135 Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO ile birlikte şirketlerin yönetim kurullarının etkinliklerini ve gündemlerini değerlendirdi.

Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği Başkanı Mehmet Sami, YÜD ve Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023 hakkında şunları söyledi: “YÜD’ü kurarken şirketlerin geleceğinin aktif, profesyonel ve sürdürülebilir yönetim kurullarının varlığına bağlı olduğuna duyduğumuz inançla yola çıktık. Geldiğimiz noktada sürdürülebilirlik gündemi ve ÇSY (çevre, sosyal, yönetişim – “ESG”) kriterleri kapsamında dünyada ve ülkemizde geliştirilen yeni standartlar, yönetim kurullarının şirketin devamlılığı ve büyümesi için doğru stratejiler geliştirmesi gerektiğini bizlere bir kez daha gösterdi. Şirketlerde hakim ortakların, bir kurumun kaderini belirleme yetkisine sahip yönetim kurullarının kompozisyonu, gündemi, komite oluşturma ve çalıştırma kabiliyeti, risk ve fırsatların değerlendirilme kapasitesi gibi konuları daha fazla sahiplenmesi gerektiğini de gözlemliyoruz. Bu yıl gerçekleştirdiğimiz çalışmada yönetim kurullarının etkinliklerinin yıllar içerisindeki değişimini göreceğimiz Yönetim Kurulları Etkinlik Skoru’nda geçtiğimiz yıla kıyasla bir artış oldu. Ankette 1 yılda gelişme sağlanan ve odaklanılması gereken alanları detayları ile görürken, yıllar içerisinde etkinlik skorunun gelişimi bizlere çok daha detaylı bir analiz yapma fırsatı verecek. Her sene düzenli olarak ölçeceğimiz skor ile şirketler, yönetim kurulları ve kamu otoriteleri ile yol haritaları geliştirmeyi hedefliyoruz.”

Yönetim Kurullarının Etkinlik Skoru yükseliyor

Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, 2022 yılında 1-5 arası skalada 3,6 olan Türkiye’deki Yönetim Kurulu Etkinlik Skoru, 2023 senesinde yüzde 8 artarak 3,9 düzeyinde gerçekleşti. Söz konusu skor, geçtiğimiz sene içerisinde yönetim kurullarının etkinliğinin arttığını ortaya koyuyor. Katılımcıların en çok bulunduğu 10 sektörü baz alarak Yönetim Kurulu Etkinlik Skorlarını karşılaştırıldığında “Finansal Hizmetler” 4,2 ile en etkin yönetim kuruluna sahip sektör olurken, “Kimya, ilaç, petrol ve plastik imalatı” 3,5 ile en düşük skoru aldı.

En çok ve en az zaman harcanan konular

Açıklanan çalışmada yönetim kurullarında en çok vakit harcanan konu olarak “şirket performansı – operasyonel ve finansal” başlığı yüzde 88 ile olarak öne çıkıyor (geçtiğimiz yıl yüzde 95 ile ilk sıradaydı). Bunu sırasıyla, yüzde 62 ile “şirket vizyon, misyon ve stratejisi” ve yüzde 61 ile “organizasyona değer oluşturacak projelerin işleyişi” başlıkları takip ediyor. Geçtiğimiz yıl bu iki başlık yüzde 48 ile üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı.

En az vakit harcanan konular arasında ise yüzde 54 ile “Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon vergisi” (geçtiğimiz yıl yüzde 71 ile yine ilk sıradaydı) ve yüzde 49 ile “yönetim kurulu çeşitliliği” (geçtiğimiz yıl yüzde 38 ile 5. sıradaydı) ilk sıralarda yer alıyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 80’i bu konulara yeterince vakit ayrılmadığı görüşünde. Önümüzdeki dönemde iş yapış şekillerini önemli ölçüde etkileyecek olan bu konuların, yönetim kurulları gündeminin giderek daha büyük bir parçası olması bekleniyor.

Yatırım iştahı azalırken İstihdam hedefleri yükseliyor

Araştırmanın sonuçlarına göre, şirketlerin yatırım iştahları bütün yatırım kategorilerinde önceki seneye göre kayda değer düzeyde düşüş gösterirken, “Teknoloji ve altyapı yatırımları” yüzde 61 ile bu düşüşten göreceli olarak daha az etkilenmiş durumda. Bunun sebebinin, yapay zeka ve ilgili teknolojilere yükselen ilgi olduğu düşünülüyor.

İstihdam planlarında ise yatırım planlarının aksine görece olumlu bir görüntü olduğu gözlemleniyor. Bir önceki yıl yüzde 26 olan istihdamı artırmayı planlayan şirket oranı; 2023’te önemli bir yükselişle yüzde 39 seviyesine ulaşmış durumda. Yapılan analizler gelecek yıl için olumlu bir iş piyasası beklentisi olduğuna işaret ederken, yıl sonu enflasyon oranı ve asgari ücret artışının bu planlar üzerindeki etkilerinin takip edilmesi gerektiğine de dikkat çekiliyor.

Şirketleri bekleyen riskler

2023 yılında Türkiye’deki şirketleri etkileyebilecek en önemli 3 risk olarak “iklim krizi ve sosyal riskler”, “finansman ve nakit yönetimi” ve “sektörel ve politik belirsizlikler” ön plana çıkıyor. Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de geçtiğimiz yıl ilk 5 risk arasında yer almayan “iklim krizi ve sosyal riskler” kavramı, bu yıl en önemli risk olarak görülmesi. Çalışmada; yönetim kurulu üyelerinin belirtilen riskleri özenle değerlendirmeleri ve önceliklendirme yaparken şirketin genel hedeflerini ve piyasa koşullarını göz önünde bulundurmaları gerektiğine dikkat çekiliyor.

Sürdürülebilirlik

Dünya enerji dönüşüm sürecini teknolojik, sosyal ve jeopolitik gelişmeler ile birlikte deneyimlerken, Çevre, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) kavramı da hızla önem kazanıyor. Bu dönüşüm ve değişiklikler, şirketlerin ve yönetim kurullarının bakış açılarına, gündemlerine ve iş yapış şekillerine etki ediyor. Enerji dönüşümü, ÇSY’nin çevre yönünün ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, söz konusu kavram çeşitlilikten etiğe, işyeri güvenliğinden paydaş haklarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu kapsamlı perspektif, şirketlerin yönetim kurulları ve liderlerine, stratejik dönüşüm planlarına bu dönüşümün etkilerini yönetebilecek doğrultuda bir bakış açısı getirmek, bu yönde detaylı yol haritaları oluşturmak ve bu haritaları uygulamaya koymak ve sürdürülebilir iş modellerine geçişe liderlik etmek gibi yeni yükümlülükler getiriyor.

Araştırmada yer alan katılımcıların yüzde 75’i, şirketlerinin sürdürülebilirlik stratejisi olarak sektöre göre önde olmayı planladıklarını, ayrıca şirketlerin yaklaşık yüzde 50’si hem nicel hem de nitel hedefler belirlediklerini belirtiyor. Ancak, şirketlerin yalnızca yüzde 37’sinin bir Net Sıfır hedefi olduğu ifade ediliyor. Bu durum hedeflerin yeterince hırslı olmadığına ve Paris Anlaşması’nın gereklerini karşılayamadığına işaret ediyor.

Yönetim kurullarının ÇSY farkındalığı açısından görece iyi bir seviyede iken, yetkinlik konusunda geride kaldıkları görülüyor. Çalışmada ortaya konan analizlere göre; önümüzdeki dönemde liderlerin dönüşüme öncülük ederek gerekli farkındalık ve yetkinliklerin oluşmasını desteklemeleri beklenmekte. Çalışmada ayrıca; bu dönüşüme liderlik edecek yönetim kurulu üyelerinin ÇSY kavramları, stratejisi ve bu stratejinin uygulanması konularında gereken eğitimleri almaları, dönüşüm sürecini daha hızlı ve verimli bir hale getireceği belirtiliyor. – İSTANBUL

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/turkiye-yonetim-kurulu-barometresi-2023-istihdam-artiyor-etkinlik-skoru-yukseliyor/feed/ 0
Erzincan’daki maden ocağındaki siyanür ölçümleri açıklandı https://www.igdirhaber.com.tr/erzincandaki-maden-ocagindaki-siyanur-olcumleri-aciklandi/ https://www.igdirhaber.com.tr/erzincandaki-maden-ocagindaki-siyanur-olcumleri-aciklandi/#respond Sun, 25 Feb 2024 21:51:18 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=4232

Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyünde liç yığını kayması meydana gelen maden ocağı sahasında incelemelerde bulunan bilim insanları, siyanür ölçümleriyle ilgili açıklama yaptı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Farmasötik Toksiloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Erdem, “Çok büyük bir kütle hareketi var. Farklı farklı riskler de var. Sadece siyanür değil. Fakat bu risklerin hem siyanür hem de ağır metaller düzeyinde çevre ve insan sağlığı boyuntunda hem toprak hem hava hem suda bir takım analizlerle izlendiğini gördük” dedi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Farmasötik Toksiloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Erdem, şunları söyledi:

“İnsanların şu anda en çok cevabını merak etiği siyanürle ilgili tartışmaları yerinde görme imkanımız oldu. Araziye de gittik bugün iki sefer çıktık. Siyanürle ilgili yoğunlaşan tartışmalar normal elbette ki. Şu an sahada AFAD’ın, Sağlık Bakanlığı’nın ölçüm cihazları var. Şu anda da sürüyor bu ölçümler. Bu ölçümlerden aldığımız verilere baktığımızda aslında siyanür açısından şu an değerlerin çok da risk teşkil etmediğini gördük. Bu ölçümler işin insan sağlığı ve çevre boyutuna bakarsanız çok büyük bir olay. Çok büyük bir kütle hareketi var. Farklı farklı riskler de var. Sadece siyanür değil. Fakat bu risklerin hem siyanür hem de ağır metaller düzeyinde çevre ve insan sağlığı boyuntunda hem toprak hem hava hem suda bir takım analizlerle izlendiğini gördük. Bu konudaki önerilerimizi de devletimizin yetkilerine sunduk zaten. Bu konuda bizi buraya çağırma nedenleri de budur. Şu anda çevre ve insan sağlığı açısından da benim gördüğüm verilere bakaraz şu an çok acil bir risk oluşturmadığı…”

Bölgedeki zehirli gazlara ilişkin maske takmayı gerektiren bir durum olmadığını söyleyen Erdem, “Aldığımız veriler uluslararası limitlerin oldukça altında. Şu anda öyle bir risk görülmüyor. Şu anda kütlenin hareketlerinden hava değerleri gayet iyi gidiyor hava ölçümleri anlamında” dedi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eczacılık Fakültesi Kimyasal Biyolojik Radyolojik Nükleer Tehditler (KBRN) Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sermet Sezigen ise “İnsan sağlığını tehdit edecek bir siyanür miktarı ölçülmedi” dedi.

Sahada çalışan personelin olası siyanüre maruz kalmamaları için gerekli tedbirlerin alındığını vurgulayan Sezigen, şunları kaydetti:

“Siyanür noktasında bir risk olup olmadığını tespit etmek için AFAD’ın bölgede görevli personelinin dedektörleri var. Bunun dışında, kurumda görev yapan şirket personelinin kendi taşıdıkları kişisel ölçüm cihazları var. Sonrasında, Çevre Bakanlığı düzenli olarak her gün, su ve toprak örneklerinde ölçüm yapıyor. Bir de ilave olarak, bu şirketin baştan beri Çevre Bakanlığı’na bildirdiği bir istasyonu var yerleşim yerine yakın. Şu ana kadar, Çevre Bakanlığı’na kurduğumuz koordinasyon neticesinde, insan sağlık edilecek düzeyde bir siyoner tespit edilmedi. AFAD’taki arkadaşlarımızın da sabit olarak bölgedeki belirli noktalardan günlük olarak yaptıkları, dedektörlerle yaptıkları ölçümlerde olağan dışı bir değer tespit edilmedi. Bununla birlikte, şu an için biz burada bir değeri tespit etmemekle birlikte, ilk müdahalecilerimizin olası bir siyanür maruziyetinde sıkıntı yaşamaması için, kişisel koruyucu, donanım, solunum cihazları dahil olmak üzere görevlerine devam ediyorlar.

“BİZ DE MASKE OLMADAN GÖREVİMİZİ YAPIYORUZ”

“Ama şu aşamada özellikle siz de görüyorsunuz biz de kişisel koruyucu donanımı maskesi olmadan görevimizi yapıyoruz. Ama sahadaki arkadaşlarımız kesinlikle kişisel koruyucu donanımı kullanarak işlerini yapıyorlar. Olay sahasındaki arkadaşlarımızda tüm koruyucu donanımlar mevcut. Onlar zaten öyle çalışıyorlar. Çünkü risk var. Biz de bugün sahanın yakınında bulunduk. Onlarda her türlü donanım var zaten. Fakat orada da aslında siyanur düzeyi anlamında korkutucu bir seviyenin olmadığını biliyoruz ama… Onların takması gerekiyor.”

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/erzincandaki-maden-ocagindaki-siyanur-olcumleri-aciklandi/feed/ 0
TMMOB ve Sendikaların İliç’te Maden Alanına Girişi Yasaklandı. https://www.igdirhaber.com.tr/tmmob-ve-sendikalarin-ilicte-maden-alanina-girisi-yasaklandi/ https://www.igdirhaber.com.tr/tmmob-ve-sendikalarin-ilicte-maden-alanina-girisi-yasaklandi/#respond Fri, 23 Feb 2024 21:45:39 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=4131

Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ

Erzincan İliç’te meydana gelen altın madenindeki siyanürlü liç kaymasında 9 işçi için arama faaliyetleri devam ederken bölgeye gelene siyasi partiler ve sendikalar da maden alanına alınmıyor. TMMOB, TTB, KESK ve Eğitim Sen’in aralarında bulunduğu heyetin alana girişi yasaklandı. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, “İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık. Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek” dedi.

Kanadalı SSR Mining ve Türk şirket Çalık Holding ortaklığındaki Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde çıkarılıp istiflenen siyanürlü toprak, 13 Şubat günü kaydı.

Yaklaşık 10 milyon metreküp, 16 milyon ton toprak, 200 metrelik yamaçtan hızla aşağı doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan siyanürlü toprağın altında kaldı. İşçileri arama çalışmaları sürerken, bölgeye giriş çıkışlar yasaklandı. TMMOB, TTB, KESK Eğitim Sen heyet olarak bugün incelemelerde bulunmak için İliç’e geldi. Maden alanına alınmayan heyet, jandarmalar tarafından durduruldu.

TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“İliç altın madeni işletmesi uzun süredir TMMOB ve bağlı odalarının gündeminde. İşletmenin faaliyete başladığı andan itibaren gerek raporlarımızla gerek savcılık aşamasında yürütülen, dosya ve davalara verdiğimiz teknik görüşlerle bu bölgede, liç yöntemiyle madencilik faaliyetinin yürütülmesinin doğru olmadığını, bu faaliyette kamu yararı olmadığını, buradan çıkarılacak altınların neredeyse tamamının zaten yurt dışında çıkarılacağını, aynı zamanda lokasyon olarak 9 ülkeden geçen ve 3 ülkeyi geçerek denize dökülen, Anadolu’nun can damarı olarak sayabileceğimiz, birçok medeniyetin ve uygarlığın gelişmesine ev sahipliği yapmış olan Fırat Nehri’nin kuzey kolu olan Karasu Nehri’nin kuş uçumu birkaç yüz metre yanında olması dolayısıyla büyük bir tehdit ve risk barındırdığını söyleyerek, yer seçimi itibarıyla da zaten burada ne yaparsanız yapın büyük riskler barındıracağını biz teknik ve hukuksal yönleriyle ifade etmiştik.

“BÜYÜK FELAKETLERE YOL AÇACAK NİTELİKLERE SAHİP OLDUĞU DOLAYISIYLA KAPASİTE ARTIŞLARINA ÖZELLİKLE İTİRAZ ETTİK”

Yaratacağı çevresel riskler açısından da göze alınamayacak, yönetilemeyecek düzeyde, büyük ölçekli riskler barındırdığını, Avrupa ülkelerinin birçoğunun bu yöntemden vazgeçtiğini ve ülkemizin bu yönteme işletme başlamadan önce buradaki faaliyetlerin durdurulması konusunda görüşlerimizi iletmiştik. İşletmenin faaliyet süreci boyunca iki defa kapasite artırımı gerçekleşti. İki kapasite artışına da birlik olarak ve odalarımızla birlikte dava açtık. Kapasite artışının yanlış, işletmenin mevcut potansiyelinin büyük bir tehdit olduğunu, kapasite artırımıyla birlikte bu tehdidin astronomik ölçülerde büyük felaketlere yol açacak niteliklere sahip olduğu dolayısıyla kapasite artışlarına özellikle itiraz ettik.

“ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA MAHKEME KAPASİTE ARTIŞIYLA İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARINI İPTAL EDERSE NE OLACAK? HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK. ÇÜNKÜ ŞİRKET, KAPASİTESİNİ, ÜRETİMİNİ, ATIKLARINI ARTIRDI”

Yürüyen iki davamız var. İkinci kapasite artışına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vermiş olduğu ÇED olumlu kararına açtığımız dava henüz tamamlanmış değil. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, davanın tamamlanmaması, mahkemenin noktalanmaması da Türkiye’deki hukuk sisteminin sakatlığını gösteren bir durumdur. Çünkü kapasite artışıyla ilgili hukuksal süreç devam etmekteyken firma gerekli kapasite artış işlemlerini yerine getirmiş durumda. Önümüzdeki hafta mahkeme kapasite artışıyla ilgili ÇED olumlu kararını iptal ederse ne olacak? Hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü şirket, kapasitesini, üretimini, atıklarını artırdı. Kullandığı zehirli kimyasalların miktarını artırmış oldu. Hukuksal yürüyen sürecin de bilimsel, objektif, evrensel hukuk değerleri açısından da hiçbir anlam ifade etmediğine, göstermelikten ibaret olduğunu biz tanık olduk.

“İKİ AY ÖNCE BURADA BİR ÇÖKME, KAYMA VE YIKILMA RİSKİNİN OLDUĞUNU, BUNUNLA İLGİLİ GEREKLİ TEDBİRLERİN VE ÖNLEMLERİN ALINIP ALINMADIĞINI SORDUK”

En son bu yanlışlara bir zincir halkası daha eklendi. 2023 yılında, maden işletmesi cevher elde etmek için açık ocak sahasında bir genişleme projesine yöneldi. İlginçtir ki bu süreç, ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla ÇED sürecinin dışında bırakıldı ve açık ocak işletmesi genişletildi. Buna da dava açtık. İki davamızla ilgili keşfimiz tam iki ay önce burada gerçekleşti. Uzman heyetlerimiz ile birlikte bilirkişi keşfine katıldık. İlginçtir ve acıdır ki liç sahasında meydana gelen kaymanın olduğu noktayı işaret ederek bu liç sahasının, bu kütlenin Fırat Nehri’nin neminden etkilenip etkilenmeyeceği gibi birtakım teknik sorular eşliğinde, yıkılıp yıkılmayacağı veya ne kadar dayanacağına ilişkin de bilirkişilere sorularımızı da yöneltmiştik. İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık.

“BUGÜN İKİ TANE FACİAYLA YÜZ YÜZEYİZ. BİRİSİ İŞ CİNAYETİ. 9 TANE EMEKÇİ KARDEŞİMİZ TOPRAK ALTINDA. DİĞERİ DE ÜLKEMİZİN GÖRMÜŞ OLDUĞU EN BÜYÜK ÇEVRE KATLİAMLARINDAN BİRİSİ”

Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek. Bölge halkını, Fırat Nehri’ni, ekolojik sistemleri, biyoçeşitliliğimizi, ülke ekonomimizi, toplum ve halk sağlığımızı çok yönlü şekilde olumsuz etkileyecek, büyük zararlar verecek. Yetkililer tarafından facianın boyutu gizlenmeye çalışılıyor maalesef. Hem şirket yetkilileri tarafından hem de siyasi iktidar ve bakanlık yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda facianın boyutu gizlenmeye ve küçük gösterilmeye çalışılıyor. Fırat Nehri’ne atıkların karışmadığı bilgisini vererek, burada korkulacak bir şey, herhangi bir sorun olmadığı ifade ediliyor.   Bu bir algı oyunudur, yanıltmadır. Gerçeği ifade etmemektedir. Çünkü facia zaten yaşanmış durumdadır.

“FELAKETİN DAHA BÜYÜK SONUÇLAR ÜRETMEMESİ KONUSUNDA DA ISRARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”

Şu an 10 milyon metreküp olarak tahmin edilen siyanür başta olmak üzere birçok kimyasalla yıkanmış, içerisinde arsenik gibi birçok ağır metal barındıran toprak kütlesi bir dere yatağının üzerinde bekliyor durumda. Altındaki zemin geçirgen bir zemin. Altındaki zemin dere yatağı. Toprağın içerisindeki kimyasalların neredeyse önemli bir kısmı sıvı şekilde. Bu sistem, Fırat Nehri’ni besleyen, su besleme sistemine dahil olma riskini de büyük oranda taşıyor. Yetkililerin yaptığı açıklama nehrin, Fırat Nehri’ne karışan menfez kısmının baraj ve set etkisi görecek şekilde kapatıldığına yönelik bir tedbir alınmasına ilişkin. Yalnız bu tedbir sadece malzemenin yüzeysel ve fiziksel olarak Fırat Nehri’ne akış yoluyla karışmasını engelleyebilir. Zeminden etkileşimi asla engellemez. O yüzden birtakım üniversitelerden davet edilerek buraya getirilen akademisyenlerle daha farklı senaryolar üzerinden çalışmalar yürütülüyor. Biz bu çalışmaların ne olduğunu bilmiyoruz. Çalışmaların detayına ulaşamadık. AFAD yetkilileri burada. Bir afetle karşıyayız. Bunun olumsuz sonuçları büyüyecek. Biz heyetimizle, alanında uzman isimlerle birlikte bugün AFAD’ın ve şirketin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi almak, görüş alışverişinde bulunmak da istedik. AFAD Saha Müdürü başta olmak üzere şirket yetkilileriyle görüştük. Maalesef bizimle herhangi bir görüşme sağlanmadı. Nizamiye girişine dahi alınmıyoruz. Bu da olumsuz noktalardan bir tanesi. Biz TMMOB olarak süreci yakından takip etmeye, kamuoyunu bilgilendirmeye, yetkili, ilgili makamları kamu kurumlarıyla iş birliği yapmak dahil olmak üzere ortak çalışmalar yapmak ve bilgi birikimimizi bu sürecin, felaketin daha büyük sonuçlar üretmemesi konusunda da ısrarımızı sürdüreceğiz.”

KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, şunları söyledi:

“Birinci önceliğimiz enkaz altındaki yurttaşlarımızın sağ salim kurtarılması. Ancak gördüğümüz manzara gerçekten felaket. İllerimize gelirken ‘önce vatan’ deniliyor. Ama ‘önce vatan’ olmadığı, su kaynaklarımızın, insanlarımızın sağlıkları olmadığı, önce uluslararası/ulusal şirketlerin paralarının, sermayenin korunduğunu burada çıplak gözle gördük. Bizler içeriye alınmıyoruz. Alınmama nedeni bize hala izah edilmemiş değil. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu tutumu doğru bulmuyoruz. Askerin, polisin, valinin bu tutumunu da kınıyoruz.”

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/tmmob-ve-sendikalarin-ilicte-maden-alanina-girisi-yasaklandi/feed/ 0
Murat Kurum, İstanbul’da Risksiz Bir Şehir İçin Projelerini Tanıttı https://www.igdirhaber.com.tr/murat-kurum-istanbulda-risksiz-bir-sehir-icin-projelerini-tanitti/ https://www.igdirhaber.com.tr/murat-kurum-istanbulda-risksiz-bir-sehir-icin-projelerini-tanitti/#respond Fri, 23 Feb 2024 21:27:43 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=4123 Cumhur İttifakı’nın İBB adayı Murat Kurum, “Risksiz bir İstanbul’a ulaşmak için projelerimizi bütüncül bir planlamayla 6 temel başlıkla gerçekleştireceğiz. Riskli yapılarımızı dönüştüreceğiz. Yeni sosyal konutlar inşa edeceğiz.” dedi.

Kurum, Yeşilköy’de düzenlenen, SİZTEM İstanbul ile şehri güçlendirme, yenileme ve vatandaşı koruma projelerini tanıtmak için düzenlenen “Risksiz İstanbul” toplantısına katıldı.

Burada konuşan Murat Kurum, anlatacağı her bir projenin ne zaman başlayıp, ne zaman biteceğinin ve maliyetinin belli olduğunu vurgulayarak, “İşlerimizin üstüne bu kadar düşmemizin nedeni İstanbullu kardeşlerimizin topyekun mutluluğudur. Bugün İstanbul’umuzu yöneten CHP’li mevcut yönetim, 5 yılın sonunda her alanda başarısız oldu. İstanbullular bu başarısızlıklarla geçen yılların ardında artık çaresiz değildir. Çare, insanı merkeze alan hizmet anlayışıdır.” şeklinde konuştu.

“600 bin yuvamızın acilen dönüşmesi gerekiyor”

Son 100 yılda Türkiye’nin depremlerden çok büyük zarar gördüğünü ve 130 binden fazla canın kaybolduğunu anlatan Kurum, olası İstanbul depreminin bir milli güvenlik sorunu olacağını hep söylediğini hatırlattı. Kurum, şöyle devam etti:

“Bu güzel şehrin 39 ilçesinde 7,5 milyon evimiz, iş yerimiz var. 1,5 milyon yuvamız şu an sağlıksız durumda. 600 bin yuvamızın acilen dönüşmesi gerekiyor. Bu kadar acil olan bir konuda CHP’li mevcut yönetim ne yapıyor? Ne acıdır ki tek bir olumlu adım dahi atmadılar. İstanbullular şunu çok iyi biliyor, artık gerçek belediyeciliğin neferleri sahaya çıktı. Risksiz bir İstanbul’a ulaşmak için projelerimizi bütüncül bir planlamayla 6 temel başlıkla gerçekleştireceğiz. Riskli yapılarımızı dönüştüreceğiz. Yeni sosyal konutlar inşa edeceğiz. Bunları yaparken de kent meydanlarımızı ve tarihi değerlerimizi ihya edeceğiz. Sanayi alanlarımızı dönüştürecek ve bir taraftan da iklim değişikliğiyle mücadeleyi yapacağız.”

“Türkiye’nin kentsel dönüşümünü başlatmış kadrolarız”

İstanbul kimliğini her yatırımlarına yansıtacaklarını vurgulayan Kurum, “Türkiye’nin kentsel dönüşümünü İstanbul’dan milletimizle birlikte başlatmış kadrolarız. Türkiye’nin bugüne kadar her yerinde 2 milyon 200 bin konutun dönüşümünü gerçekleştirdik. 1 milyon 300 bin sosyal konutu inşa ettik. İstanbul’a geldiğimizde 12 yılda 800 bin bağımsız bölümü yeniledik.” ifadelerini kullandı.

Mevcut İBB yönetiminin, verdiği sözleri tutmadığını söyleyen Kurum, “Mevcut İBB yönetimi, çalışmadı, üretmedi. ‘Deprem seferberliği ilan ediyoruz’ dediler. Ortada eserleri yok. ‘İstanbul’u 5 yılda depreme hazırlarız’ dediler tek bir hazırlıkları yok. ‘Her yıl 20 bin, 5 yılda 100 bin konut dönüştüreceğiz’ dediler sözlerini tutmadılar. ’15 bin sosyal konutu bitireceğiz’ dediler. Yine sözlerini tutmadılar. Bu millet, bu ihmalkarlığı affetmeyecek ve 31 Mart’ta sandıkta hesabını soracaktır.” diye konuştu.

“İstanbul’da 5 yılda 650 bin konut inşa edilecek”

Bakanlığı döneminde Türkiye genelinde yaşanan doğal afet ve depremlerde yaptıklarına dikkati çeken Kurum, afetlere dirençli, risksiz bir İstanbul için çalışacaklarını, kente 5 yılda 650 bin konut inşa edileceğini, bu konutların 300 bininin KİPTAŞ eliyle inşa edileceğini ve ödemenin yarısının İBB tarafından karşılanacağını anlattı.

Evini KİPTAŞ ile dönüştürenlere 700 bin lira hibe desteği, 700 bin lira kredi desteği sağlanacağını da duyuran Kurum, “Ödemeler 5 bin 833 liradan başlayan taksitlerle olacak.100 bin lira taşınma ve kira yardımı ödenecek. Başvurular 15 Nisan’da başlayacak. Tespit ve değerlendirme, sözleşme, proje ve ruhsatlandırma işlemlerinin ardından evler 18 aya kadar teslim edilecek.” değerlendirmesinde bulundu.

“İstanbul’un ekonomisi güçlendirilecek”

Murat Kurum, 650 bin yeni yuvanın 250 bininin vatandaşların anlaştığı özel sektör firmaları eliyle dönüştürüleceğini ve binaların bulunduğu alanlara dair imar düzenlemelerinin hayata geçirileceğini belirterek, 250 bin alt sektörün harekete geçirileceğini dile getirdi.

“İstanbul’un ekonomisi güçlendirilecek. Kentsel dönüşüme özel 39 ilçeye hizmet verecek 100 bin sosyal konut üretilecek. Bu evler satılamayacak, evleri dönüşüme giren yuva sahiplerine çok düşük fiyatlara kiralanacak. 39 ilçenin tamamına ve en riskli mahallelere Kentsel Dönüşüm Ofisleri kurulacak.” diyen Kurum, 800 bin kişiye istihdam sağlayan İstanbul sanayisinde işletmelerin yüzde 77’sinin şehir merkezlerinde kaldığını, yüzde 62’sinin ise düzensiz dağınık yapıda olduğunu ve trafiğe ek yükle oluşan hava kirliliği ile afet risklerine neden olan mevcut durumun İstanbul için risk oluşturduğunu aktardı.

“Sokaklar ve meydanlar yeniden düzenlenecek”

Bu riskleri ortadan kaldıracakları ve Eminönü-Sirkeci sahil bandı düzenlemesiyle İstanbul’a nefes aldıracakları sözünü veren Kurum, yapacakları hizmetleri şöyle sıraladı:

“Eminönü sahil yoluyla yola bağlantılı sokakları ve meydanlar düzenlenecek. Sirkeci Tren Garı kapsamlı bir çevre düzenlemesinden geçecek. Kıble Çeşme Caddesi üzerindeki tarihi yapılar hızla restore edilecek. Eminönü’ne masal tadında bir cadde hediye edilecek.Fatih Camisi Külliyesi ve çevresindeki sokaklar düzenlenecek. Yürüyüş ve bisiklet yolları eklenecek, yapının ruhuna uygun peyzaj hayata geçirilecek. Sultanahmet ve Süleymaniye Camilerinin çevresindeki yapılar düzenlenecek. Tarihi Haydarpaşa Tren Garı’ndan başlayıp, Kadıköy Meydanı’ndan Moda’ya uzanan kıyı düzenlemesi yapılacak.”

“350 kilometre dere ıslah projesi yapılacak”

İstanbul’daki 39 ilçe meydanının dönüştürüleceği, Çengelköy ve Ataşehir’e yeni meydanlar kazandırılacağını kaydeden Kurum, 5 yılda toplam uzunluğu 350 kilometre olan dere ıslah projesi yapılacağını ve bakımsızlığa mahkum edilen dere çevrelerinin de sosyal donatı alanlarıyla zenginleştirileceğini dile getirdi.

İstanbul’un afet yönetimine dair projelerinin 1 Nisan tarihinde süratle başlatılacağına işaret eden Kurum, “Afet yönetiminde öncelik önleme ve risk azaltma olacak. Bu bağlamda Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi kurulacak. Sistem içinde, güçlendirilmiş gerçek zamanlı haberleşme altyapısı, gözlem ağları, tahmin ve erken uyarı sistemleri, elektronik risk izleme sistemleri, anlık durum tespit sistemleri, karar destek sistemleri, dayanıklılık analizi ve planlama platformu bir arada çalışacak.” dedi.

İstanbul’un dijital ikiz projesi sayesinde, şehrin afetlere karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak bir yazılım elde edileceğini söyleyen Kurum, “Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde, Afet Yönetim Merkezi kurulacak. Yapımı devam eden millet bahçesine entegre şekilde kurulacak olan Afet Yönetim Sistemi’nin tüm bileşenleri tek merkezden yönetilecek. Merkezde İBB birimleri ile lojistik destek merkezi bir arada bulunacak.” değerlendirmesini yaptı.

“Afet lojistik merkez sayısı 7’ye çıkacak”

Murat Kurum, afet lojistik merkezlerinin sayısının 1’den 7’ye çıkarılacağının bilgisini paylaşarak, “Atatürk Havalimanı, İstanbul Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Samandıra Askeri Hava Üssü, Alibeyköy, Yenikapı ve Maltepe’de 6 yeni lojistik destek merkezi yapılacak.” diye konuştu.

Bunların yanı sıra 9 noktada, içinde afet destek birimleriyle her türlü iletişim altyapısı hazır olan afet müdahale merkezleri kurulacağını anlatan Kurum, “39 ilçede bulunan toplanma ve geçici yaşam alanları, alt ve üst yapıları afete hazır hale getirilecek. İlaç, su, gıda ve diğer önemli malzemelerin hava yoluyla hızlıca taşınması için helikopterlere 65 tane daha eklenecek.” dedi.

İstanbul’un mevcut 2 acil durum hastanesine ek olarak Arnavutköy ve Pendik’te 2 yeni acil durum hastanesi yapılacağı müjdesi veren Kurum, 8 hasta yakını konaklama merkezi kurulacağından bahsetti.

Afet Farkındalık Akademisi kurulacağını da aktaran Kurum, İstanbulluların afetlerle baş etme kapasitesinin artırılacağını sözlerine ekledi.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/murat-kurum-istanbulda-risksiz-bir-sehir-icin-projelerini-tanitti/feed/ 0