Deniz Müzesi Çaka Bey Sergi Salonu’nda ziyarete açılan sergide, gerçek dışı figüratif tarz eserlere yer verildi.
İki sanatçının farklı dünyalarını yansıtan serginin, zaman ve mekan kavramları üzerine kurulu ortak bir söylem oluşturması hedefleniyor.
Feyyaz İnanç sergideki eserleriyle zaman ve mekanın insan üzerindeki etkisine, Nedret Yaşar ise insanın dünyaya yabancılaşmasına ve iletişimsizlik sorununa dikkati çekiyor.
“Serginin ana teması empati”
AA muhabirine açıklamada bulunan Yaşar, kendisi için serginin, bir noktadan başka bir noktaya gelmek gibi bir süreç olduğunu belirterek, “Bir heyecan da yaşıyoruz. Kendimizi sorgulama, bir anlamda anlamaya çalıştığımız bir süreç oluyor. Serginin ana teması benim için empatidir. Kendimi ve çevremi sorgulama anlamı taşıyor. Bu sorgulamayla birlikte aslında içsel bir yolculuk yaparak oradan tekrar geriye dönüp çevremizle bir karşılaşma ve sorgulama sürecine giriyoruz.” dedi.
Resimlerinde insanlık tarihinde var olan konuları işlediğini aktaran Yaşar, “İzleyiciler bu sergide insan olmanın öz değeriyle karşılaşacak. Benim aradığım kavramlar bunlar. Ayrıca insana dair imgelerle de karşılaşacaklar. Umarım karşılaştıkları imgelerle onlar da bir sorgulama süreci yaşayabilir.” diye konuştu.
Sergi, 15 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ressam ve tasarımcı Halil Basri Uluğ öncülüğünde yapılan etkinlikte, öğrencilere resim teknikleri ve tasarım uygulamaları gösterildi.
Boyama tekniklerini öğrenen öğrenciler keyifli vakit geçirdiler.
Etkinliklerin çocuklar üzerindeki olumlu etkisi olduğunu belirten öğretmen Beyda Sülük, “Beş yaş grubu öğrencilerimizle birlikte sanat atölyemizi ziyarete geldik. Çocuklarımızı hem sanatla tanıştırdık hem de farklı nesneleri kullanarak neler yapabileceklerini ve yaratıcılıklarını geliştirdik.” dedi.
Nezahat Onbaşı Anaokulu öğrencilerini misafir ettiklerini anlatan Uluğ da amaçlarının çocukları sanatla buluşturmak olduğunu söyledi.
Bazı becerilerin ve yeteneklerin küçük yaşta kazanıldığına işaret eden Uluğ, “Çocuklarımızın el becerilerini artırmak için ahşaplarla tanıştırdık. İşlemden geçirdikleri ahşapların üzerine sulu boyaları kullanarak kendi hayal güçlerini de ekleyerek bir takım şekiller, çizimler yapmalarını öğrettik. İlk defa böyle bir etkinlik yapıyorlar. Güzel bir çalışma oldu. Atölyemiz 7-12 yaş grubu ve yetişkinler için çalışmalarına devam ediyor.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Serginin açıldığı MAJİ Art Galery’den yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Erbil, sanatın Türkiye’nin dört bir yanına yayılmasını, gençlerin daha duyarlı ve zarif olmasını hayal ettiğini belirterek, “Sanatın, ülkemizde kötü olayları önleyebilecek en önemli güç olduğuna inanıyorum. Ülkeler arası ilişkilerde ve insanlığa düşmanlıkta, sanatın zarafeti ve duyarlılığı ön planda tutarak bu olumsuzlukların üstesinden gelebileceğini düşünüyorum. Sanatın geçmişten günümüze kadar duyguları ve sevgiyi ifade ettiğini vurguladım. Bu yüzden sanatın yaygınlaştırılması gerektiğini belirttim. Öğrencilerime bu değerleri anlattım ve onlar da beni yanıltmadı. Bu misyonumu sadece kendim için değil, halk ve toplum için gerçekleştirdim. Sanatla daha anlamlı bir dünya kurmayı amaçladım.” ifadelerini kullandı.
“Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor”
Prof. Dr. Uğur Batı da kitabın hazırlık sürecindeki titiz bir çalışma yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“Türkiye’de derin bir ressamın varlığına şükretmeliyiz. Türkiye, Devrim Erbil’i desteklediği için şanslı. ‘Yatay Derinlik’ ifadesiyle tanımladığımız çeşitli üsluplarda eserleri bulunan Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor. Marküteri, batik, vitray, halı ve kilim gibi tekniklerle, yatay genişliği bu denli kapsamlı olan başka bir ressam Türkiye’de bulunmuyor. Kitabı da bu kavram etrafında oluşturduk. Göstergebilim, retorik, edebiyat ve felsefe gibi formların ortaklığında, Devrim Erbil’in özünü ve sözünü irdelediğimiz bir çalışma kaleme aldık. Güzel bir okuma deneyimi sunmasını umuyoruz.”
MAJİ Art Gallery sahibi Gaye Donay ise Erbil’in sanat dünyasında derin izler bıraktığına işaret ederek, “Devlet sanatçımız Devrim Erbil’in, Prof. Dr. Uğur Batı’nın kalemiyle hayat bulan ‘Yatay Derinlik’ kitabı, Erbil’in eserlerinin ötesinde, onun içsel dünyasına dair derin bir yolculuk sunuyor. Kitap, sadece Erbil’in sanata bakış açısını ve dönüm noktalarını değil, aynı zamanda onu insan olarak daha yakından tanımamıza da olanak tanıyor.” ifadelerine yer verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vali Yunus Sezer’in yürütme kurulu başkanlığında, Balkan ülkeleriyle yapılan işbirliklerinin daha etkin, verimli olması ve tek elden yürütülmesi amacıyla Edirne Valiliği Balkan Şehirleri İş Birliği Edirne Platformu kuruldu.
Platform, Trakya Üniversitesi işbirliğinde 1. Uluslararası Balkan Sempozyumu düzenleyecek. 7-8 Mart’ta gerçekleştirilecek sempozyumda Balkanlar’ın kültürel ve sanatsal yönleri ele alınacak.
Organizasyon kapsamında Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’dan 25 ressam da kente davet edildi.
Şehri resmeden ressamların eserleri, sempozyum kapsamında 7 Mart’ta Trakya Üniversitesi Balkan Kongre Merkezinde “Balkan Ressamlarının Fırçalarından Edirne” adlı sergide beğeniye sunulacak.
Ressamlar tarihi ve turistik alanlarda
Ressamlar Selimiye Meydanı, Meriç Köprüsü, Karaağaç Mahallesi ve Devecihan Kültür Merkezi’nde çalışmalarını sürdürüyor.
Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Mustafa Hatipler, gazetecilere yaptığı açıklamada, ressamların Vali Sezer’in misafiri olarak 10 gündür Edirne’de olduğunu söyledi.
Sanatçıların çalışmalarını stüdyo olarak hazırlanan Devecihan Kültür Merkezi ve kentin tarihi, turistik alanlarına sürdürdüğünü belirten Hatipler, “Balkan coğrafyasının hemen hemen her köşesinden gelen ressamlarımız Edirne’de. Onların gözüyle, fırçasıyla oluşturduğu eserlerde kentimizi göreceğiz. Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melihat Tüzün ve akademisyen ressamlarımızı da bu çalışmaya dahil ettik.” dedi.
Hatipler, sempozyuma Balkan ülkelerinden katılacak akademisyenlerin ise Balkanları edebiyattan tarihe, musikiden mimariye, ekonomiden kültüre, sanattan spora birçok yönüyle ele alacağını kaydetti.
Organizasyon konserle sona erecek
Kültür ve Turizm İl Müdürü Kemal Soytürk de platformun kısa süre önce çalışmalarına başladığını, bu çalışmalardan ilkinin Balkanların anahtarı Edirne’de gerçekleşecek 1. Uluslararası Balkan Sempozyumu olduğunu vurguladı.
Resim sergisi için ressamların çalışmalarının devam ettiğini anlatan Soytürk, “Etkinlikler kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Türk Dünyası Müzik ve Halk Dansları Topluluğu tarafından 7 Mart’ta Altay’dan Tuna’ya konseriyle bu sempozyum taçlandırılacak.” dedi.
“Edirne Balkanların başkentidir”
Kosova’nın Prizren şehrinden gelen ressam Ethem Baymak ise Edirne’yi çok sevdiğini ve bu şehirde resim yapmanın güzel bir duygu olduğunu ifade etti.
Edirne’nin ressamlara ilham veren bir kent olduğunu dile getiren Baymak, şunları kaydetti:
“Edirne Balkanlar’ın başkentidir. Bir derdim varsa Edirne’ye giderim, bir zevkim varsa Edirne oyun havasını oynamak bizim için bir güzelliktir. Tek kelimeyle Rumeli insanı, Balkanlar’da yaşayan Müslümanlar, Türkler Edirne’yi hem samimi bulmaktadır hem de başkent olarak kabul etmektedirler. Ne İstanbul ne Ankara ama ‘Edirne’ deyince içimizde bir kıpırtı mevcuttur. Edirne her yeri tarihi eserlerle dolu, köprüsüyle, camisiyle, kervansarayıyla Rumeli insanının böbürleneceği bir ilham kaynağıdır, bundan beslenerek güzel eserler ortaya koyacağız.”
Bulgaristan’ın Mestanlı şehrinden Kamber Osman Kamber ise platformun Balkan ülkeleri arasındaki kardeşliği artıracağını ve Balkan ressamlar olarak bir arada olmaktan mutluluk duyduklarını kaydetti.
Bulgaristan’ın Süzebolu bölgesinden Anjeline Nedin de Edirne’de ressamlara konu olacak birçok eserin ve mekanın yer aldığını dile getirdi.
]]>Hastalıkla mücadeleyle dolu özel yaşamı ve politik görüşleriyle tanınan, 20. yüzyılın önde gelen ressamlarından Frida Kahlo, 1954’te 47 yaşında hayata veda etti.
Kahlo, kendisi gibi ressam Diego Rivera ile aşk hayatı, sağlık sorunları, her şeye rağmen sanat hayatına devam etmesiyle dünyada ikonik bir ressam olarak tanınıyor.
Frida Kahlo’nun, mavi duvarları nedeniyle Mavi Ev (La Casa Azul) olarak bilinen evi, bugün müze olarak misafirlerini ağırlıyor.
Başkent Mexico’nun Colonia del Carmen semtindeki, iki katlı, avululu mavi ev, dört bölümden oluşuyor. 1904’te inşa edilen, sonradan restorasyonu yapılan evde, yatak odaları, stüdyo alanı, geniş bir mutfak ve yemek odası bulunuyor.
Kahlo’nun doğduğu, büyüdüğü, eşi Diego Rivera ile yaşadığı evde, Meksika halk sanatını yansıtan ürünler, Kahlo’nun kişisel sanat koleksiyonu, fotoğraflar, kartpostallar ve mektuplar ile ressamlar Jose Maria Velasco Gomez, Paul Klee ve Kahlo’nun kocası Diego Rivera’nın eserleri de yer alıyor.
Diego’nun eşi için yaptırdığı şömine
Evin mavi dış duvarında, “Frida ve Diego bu evde yaşadı, 1929-1954” yazısı ziyaretçileri karşılıyor.
Mozaik taşıyla dekore edilen evin girişindeki vitrinlerde, hatıra, mektup ve fotoğraflar saklanıyor.
Kahlo’nun eşi Diego Rivera’nın kendisine hediye ettiği volkanik taşlardan yapılmış ayaklı şömine de müzenin girişinde yer alıyor. Aynı yerde, Kahlo’nun hasarlı omurgasını desteklemek için giymek zorunda kaldığı korseler de bulunuyor.
On odadan oluşan zemin katta, Kahlo’nun 1934, 1952, 1954 yıllarında yaptığı yağlıboya tablolar yer alıyor. Bu bölüm Frida ve Diego’nun ünlü Meksikalı ve uluslararası ziyaretçileri, arkadaşlarını ağırladıkları oturma odası olarak biliniyor.
Kahlo’nun kişisel eşyaları, hatıraları, otoportreleri, eşi Rivera’nın kendisine adadığı resimlerin bulunduğu müze, ünlü ressamın hastalıklarla geçen hayatından izler taşıyor.
Evin alt katındaki, karo zeminli mutfak ve yemek odasında, mavi ve sarı çini tezgahlar, sarı bir masa ile tümü el yapımı büyük toprak kaplar, tabaklar, mutfak eşyaları, cam eşyalar yer alıyor.
Avlu alanından üst kata çıkan merdiven boşluğunun olduğu yerde, Frida Kahlo’nun ailesine ait resim koleksiyonundan örnekler bulunuyor.
Üst katın halka açık iki odası Frida’nın son yatak odası ve stüdyo alanı olarak ziyaretçileri ağırlıyor. Çalışma bölümü, Kahlo’nun tekerlekli sandalyesi, boyaları, çalışma dosyaları, natürmort eserleri, masa ve sandalyesi ile ziyaretçileri karşılıyor.
Dantelli bir örtünün serili olduğu Kahlo’nun yatağında, sanatçının maskı, yatağın başında ise ölü bir çocuğun resmi yer alıyor. Bu bölümde, bazı kişisel eşyalar, oyuncaklarla dolu büfe ile öldükten sonra yakılan Kahlo’nun bir çömleğe koyulan külleri sergileniyor.
Bahçe, ülkenin zengin bitki örtüsünü yansıtıyor
Kahlo’nun eşi Rivera’nın 1940’larda inşa ettirdiği dördüncü bölümde, Kahlo’nun çocukluk fotoğrafları, korseleri, değnekleri, protez bacağı ile ünlü modacıların Kahlo’nun giyim tarzını yansıttığı ve uluslararası defilelerde sergilediği kıyafetler yer alıyor.
Ayrıca volkanik tüflerden oluşan heykeller bahçeyi süslüyor.
Mexico’nun zengin botanik yapısını yansıttığı evin bahçesinde, ağaçlar, çiçekler ve farklı bitki türleri ziyaretçilerin müzede keyifli vakit geçirmesini sağlıyor.
Ziyaretçilerin girebilmek için kuyruk oluşturduğu ve yılda dünyanın her yerinden yaklaşık 500 bin sanatseverin gezdiği müzede, küçük bir kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor.
Ziyaretçiler bilet için 250 peso ödeyerek müzeyi gezebiliyor.
]]>