Sanat tarihçisi ve yazar Zerrin İren Boynudelik, seriye başlamadan önce içindeki öğrenme ve merak hevesini başkalarına da bulaştırabileceğini düşünmüştü. Kitapların hazırlanma sürecinde, bir resmi bazen saatlerce, hatta günlerce inceledi.
Resimde yer alan çeşitli nesnelerin, duruşların ve ifadelerin farklı katmanlardaki anlamlarını çalıştı ve görünenin ardında gizli olanı açığa çıkaran rehber nitelikli kitaplar hazırladı.
Bugüne dek seriden üç kitap çıktı: İkonografi, Mitoloji ve Emine Önel Kurt’la beraber kaleme alınan Günlük Hayat. Serinin dördüncü kitabı olan Alegori de Nisan ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nca yayınlandı.

Okur için okuma tavsiyesi
Kitap, şair ve yazar Hilmi Yavuz’un Alegori’den ‘Ulusal Alegori’ye Bir Kültürel Okuma Denemesi başlıklı sunuşuyla açılıyor. Zerrin İren Boynudelik, kitapta geç Orta Çağ, Rönesans ve Barok dönemlerde yapılan ve alegorik anlatımlar içeren 183 Avrupa resmini inceliyor.
Alegorinin en yaygın kullanıldığı alanlarda; erdemler ve günahlar, özgür sanatlar, esin perileri (müzler), duyular, elementler ve mevsimlerin dünyasında dolaşıyor. Kitabın sonunda yer alan simgeler tablosu, bu konuda çalışmış sanatçıların referans aldıkları yazılı kaynakların bilgileri ve sözlük de alegorik anlatımların anlaşılmasını okur için kolaylaştırıyor.
İletişim için:
Kitap@ensonhaber.com.tr
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Doğuştan engelli Atar, 4 yıl önce Ünye ilçesindeki Fehmi Cerrahoğlu Özel Eğitim Uygulama Okuluna başladı.
Okulun ilk yılında resme ilgisi fark edilen 17 yaşındaki Atar, öğretmenlerinin de desteğiyle çok sayıda eser tamamladı.
Öğretmenlerinin seçtiği ünlü ressamlara ait tabloları kendi yorumuyla resmeden Atar, üç kişisel sergi açtı.
Liseler arası yarışmalarda geçen yıl birincilik, bu sene de ikincilik elde eden Atar, dördüncü sergisini açmak için hazırlıklarını sürdürüyor.
12. sınıf öğrencisi Zehra Atar, AA muhabirine, resim yapmayı çok sevdiğini belirterek, “Kendimi iyi hissediyorum. Resim yapmaya devam etmek istiyorum.” dedi.
Özel eğitim öğretmeni Semra Gülay, Zehra’nın içine dönük ve az konuşan bir öğrenci olduğunu, 9’uncu sınıfta serbest resim yaparken insan ve manzarayı çok güzel çizdiğini gördüklerini söyledi.
Gülay, öğrencinin resim yaparak kendisini ifade etmeyi öğrendiğini, öz güveninin geliştiğini dile getirerek, “Sergiler açtıkça da toplumda var olduğunu ve değerli olduğunu hissetti. Zehra 27 resim yaptı, 5’i satıldı ve resimleri sergiye gelenler tarafından beğenildi.” diye konuştu.
“Birçok özel gereksinimi olan öğrenci özel yeteneklere sahip”
Dördüncü sergiyi mayıs ayında Engelliler Haftası’nda açmayı planladıklarını aktaran Gülay, “Zehra aslında özel gereksinimi olan öğrenciler için bir kardelen, bir öncü olacak. Çünkü birçok özel gereksinimi olan öğrenci özel yeteneklere sahip. Ama Zehra gibi fark edilen de oluyor. Bazen fark edilmeden mezun olan da oluyor. Zehra onlar için bir öncü olacak.” ifadelerini kullandı.
Gülay, özel gereksinimi olan öğrenciler için Güzel Sanatlar Lisesi veya üniversitelerin Güzel Sanatlar Bölümünde akademik anlamda olmasa da sanatsal eğitimler olması gerektiğini belirterek, bu öğrenciler için de kontenjan açılmasını istedi.
“Onun yaşam ve iletişim kaynağı resim”
Görsel sanatlar öğretmeni Kıymet Bayer de Zehra’nın, kendini resimle ifade eden bir öğrenci olduğunu vurguladı.
Resim yaparken öğrencisinin kendini çok iyi hissettiğine işaret eden Bayer, “Onun yaşam ve iletişim kaynağı resim. Her halükarda her yerde resim yapabilir. Yaptığı eserler de çok güzel. Hepsini de severek ilgiyle yaptı.” dedi.
Bayer, Zehra’nın kendi deneyimleri olan resimleri yapmayı tercih ettiğini kaydederek, şunları söyledi:
“Zehra köyde hayvanlarıyla meşgul olan, tavuklara yem atan, doğayla iç içe bir öğrenci. Dikkat edilirse de bütün resimlerimiz doğayla ilgili ve bizim Anadolu’dan çıkan tarihimizi, kültürümüzü aktaran resimler bunlar. Ünlü ressamların resimleri bunlar. Hikmet Onat’tan İbrahim Çallı’ya, Giresunlu ressamımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Nuri İyem’e kadar. Bu isimler Anadolu ressamları olarak da geçer. Anadolu’yu bize anlatan, kültürümüzü bize aktaran ressamlar. Biz de Zehra ile öyle bir bağlantı kurduk. Zehra da Anadolu’dan çıkan bir öğrenci. Dolayısıyla öyle bir bağlantıyla hem Anadolu’yu hem Zehra’nın kendi deneyimlerini hem yaşadığı ortamı yansıtalım dedik ve bu eserleri çıkardık.”
Okul müdürü Hüseyin Bayır da eğitimcilerin dokunuşlarıyla bazı özel yeteneklerin keşfedilebildiğini, öğretmenlerin talebi doğrultusunda öğrencinin yeteneğine yönelik gerekli desteği verdiklerini anlattı.
Zehra gibi başka öğrencilerin de eğitime katılarak özel yeteneklerinin fark edilip geliştirilebileceğini belirten Bayır, ailelerden çocuklarını eğitime kazandırmalarını istedi.
]]>Ressam Kuseyri, sergi açılışında yaptığı konuşmada, sanatın birleştirici gücünün toplumsal gelişim açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücünden her bireyin yararlanmasını öneren Kuseyri, “Sanat, toplumun sosyal gelişiminin yanı sıra bireylerin ruhen iyileşmesine de katkı sunuyor. Sanatın iyileştirici gücünden yararlanmak isteyen bireyler mutlaka sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmelidir” dedi.
Eserlerini “az çoktur” anlayışıyla yaptığını belirten Kuseyri, resimlerinde Uzakdoğu felsefesinin ön planda olduğunu anlattı.
“Sanatta mükemmel ve doğru yoktur, sanatçı sürekli doğayı ve yaşadığı yeri izlemeli ve kendini geliştirmelidir” diyen Kuseyri, şunları kaydetti: “Resimlerimde genellikle doğa, üzüm bağları, ağaçlar ve yaprakları çalışıyorum. Eserlerimde makro kadraj soyutlamalarıyla gözden kaçırdığımız detayları, hissiyatları soyutlamalar eşliğinde, renk vurgusuyla sunuyorum. Yağlı boyaların yanında, Japon felsefesi ve suluboya tekniğinde yine coğrafyaya özgü malzemelerle ürettiğim resimlerimde kendi kişisel belleğimi hatıralarıma ve doğaya yönelerek eserlerimi oluşturuyorum. Bir yaprak detayının ardında, koskocaman bir ormanı ve daha fazlasını hayal ettirmeyi izleyiciye bırakıyorum. Resimlerimdeki gibi akışta kalmayı katı ve karamsar olmamayı ve tesadüflere yer vermemeyi izleyiciyle paylaşıyorum.”
Yeni yılın ilk sergisini Gaziantep’te açtığı için büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Kuseyri, “Eserlerime ev sahipliği yaparak Gaziantepli sanatseverler ile buluşturan, sanata ve sanatçıya verdiği değeri bizlere her zaman hissettiren SANKO Sanat Galerisi’ne şükranlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmalardan sonra, Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmeni Hüseyin Yıldırım, SANKO Holding tarafından bastırılan Gaziantep Müzesi’nin bilimsel yayını “Belkıs Zeugma ve Mozaikleri” isimli kitabı ressam Kuseyri’ye takdim etti.
Sergi açılışına, SANKO Sanat Galerisi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Halil Çiçek, Yürütme Kurulu Üyesi Murat Köylüoğlu, Ressamlar Aysel Sayın, Gül Öztürkmen Demir, Nurten Çatıkkaş Kale, davetliler ve sanatseverler katıldı.
Kuseyri’nin 35 eserinin yer aldığı “Doğanın Nefesi” temalı resim sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde 12 Ocak 2024 tarihine kadar her gün 10.00- 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Pınar Kuseyri, küçük yaşlarda halı ve kilim motifleri çizmeye başlamıştır. İlk ve orta eğitiminin ardından ekonomi eğitimi almıştır. 2001 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesi hocalarından, desen dersleri alarak, kendini sanatsal olarak geliştirmeye başlamıştır. Daha sonra pastel, suluboya, akrilik ve yağlıboya çalışmalarında bulunmuştur.
Kuseyri, 2009 yılında, Japon suluboya resim sanatı derslerine başlamış ve en üst Dan (kur)’ı bitirip, bu konuda dersler verdi.
Sanatçı, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik Sanatlar Bölümünü, Yüksek Lisansını tezli ve “Onur Belgesi” alarak bitirmiştir. Litografi, doğal kağıt yapımı, ecoprint baskı, seramik, heykel, cam füzyon, ahşap baskı, fotoğraf ve sanat tarihi eğitimleri alan Kuseyri, kişisel ve karma birçok sergiye katılmış, sanat tarihinde önemli yere sahip hocalarla birlikte uluslararası çalıştaylar ve sergilerde yer almıştır. Çalışmalarını İstanbul ve Bodrum’daki atölyelerinde sürdüren Sanatçı resimlerinde, tuval, kağıt ve ahşap üzerine, mürekkep, akrilik ve yağlıboya kullanarak, tamamen spontane ve ekspresif (doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı) şekilde resim yapmaktadır. Herhangi bir görsel kullanmadan, fırça darbeleriyle, lekesel olarak çalışmaktadır. Resimlerinde hafızasındaki görseller ve içinde yaşadığı doğadaki düşüncelerini yansıtmaktadır. Doğaya ait ne varsa, resimlerinde yer alan detaylardır.
Resim yapmak Sanatçının hayattaki amacıdır ve doğa, resimleri için sonsuz kaynak sunmaktadır. – GAZİANTEP
]]>