
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bastık, “Bana göre ‘en’ kavramı çok zor. Kendini seven, kendini güzel hisseden herkesi çok seviyorum. En güzel, en seksi kavramları bana garip geliyor. Bunlar boş şeyler” dedi.

TAKİPÇİLERİNİ GEÇMİŞE GÖTÜRDÜ
31 yaşındaki şarkıcı, son olarak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerini geçmişe götürdü

Bir takipçisinin “18 yaşına dönsen neyi değiştirmek isterdin?’ sorusuna yanıt veren Bastık, “Saç rengimi” dedi ve 18 yaşındaki halini paylaştı.

Zeynep BastıkSosyal MedyaMagazinTürkiye3-sayfaMüzikYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Bugün ürün tanıtımlarının ötesinde, sosyal medyada başarılı olabilmek için kitleni tanıman, onlara uygun bir dil geliştirmen, fotoğrafçılık ve video edit gibi teknik programları kullanabilmen gerekiyor. Aynı zamanda etik kurallar, marka iletişimi gibi konuları da bilmek şart. Dolayısıyla bu alanın bir okulunun olması gerektiğine inanıyorum,” diye ekledi.
Türkiye’deki üniversitelerde medya ve pazarlama bölümlerinde sosyal medya kullanımına yönelik derslerin şimdiden verilmeye başladığına dikkat çeken Sümeyra Teymur, “Eğer bu iş artık bir meslekse, bunun okulu da olmalı. Akademik eğitimle desteklenmiş profesyoneller bu sektöre yön verebilir,” ifadelerini kullandı.
Influencer’ların ve sosyal medya uzmanlarının gelecekte daha da büyüyen bu sektöre çok daha donanımlı bir şekilde adım atabilmesi için, sosyal medya içerik üretiminin akademik bir bölüm olarak ele alınmasının önemini vurgulayan Teymur’un bu açıklamaları, sektörde yankı uyandırdı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkent Trablus’ta düzenlenen forumda çok sayıda uluslararası medya kuruluşundan idareci, uzman, gazeteci, ve eğitimci atölye çalışmaları, seminer ve tartışma oturumlarında Libyalı medya mensupları, gazeteci adayı öğrencilerle tecrübe paylaşımında bulundu.
Forumdaki atölye çalışmalarında, AA Haber Akademisi Müdürü Zeynep Bayramoğlu Öztürk, AA Teyit Hattı Müdürü Ömer Faruk Görçin, AA Siber Güvenlik Müdürü Murathan Ok ve AA Ankara Haberleri Müdür Yardımcısı Mehmet Yılmaz Güldaş uzmanlık alanlarında ders verdi.
Haberciliğin Temel İlkeleri Atölyesi
AA Haber Akademisi Müdürü Öztürk, Haberciliğin Temel İlkeleri temalı atölye çalışmasında gazeteciliğin temel ilkelerinden “doğruluk” ilkesini ele aldı.
Bayramoğlu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında İsrail haber kaynakları tarafından ileri sürülen “İsrail ordusunun kafası kesilmiş 40 bebek bulduğu” iddiasını hatırlattı.
Bu haberlerin yalan haber olduğunu AA’nın İsrail tarafından teyit ettiğini kaydeden Bayramoğlu, “Çıkan haberler üzerine AA, İsrail ordusu (IDF) ile görüştü ve IDF, Hamas’ın bebeklerin başlarını kestiği yönündeki iddiaları teyit edecek bir bilgi bulunmadığını söyledi.” dedi.
Dijital Çağda Dezenformasyondan Korunma Yöntemleri Atölyesi
AA Teyit Hattı Müdürü Görçin, “Dijital Çağda Dezenformasyondan Korunma Yöntemleri” temalı atölye çalışmasında, “geleneksel medya araçlarının etkisinin kırılarak sosyal medyanın öne çıktığı günümüzde gazetecilik ilkelerinin nasıl olması gerektiğini” ele aldı.
Yanıltıcı haberlerin bireysel ve toplumsal ölçekte oluşturabileceği zararları anlatan Görçin, dezenformasyonla mücadelede alınabilecek önlemlere dair uluslararası çalışmaları aktardı.
Bireyler için Siber Güvenlik Atölyesi
AA Siber Güvenlik Müdürü Ok, “Bireyler için Siber Güvenlik” başlıklı atölye çalışmasında siber güvenliğin tanımı ve bireylerin siber saldırılardan korunma yöntemlerini değerlendirdi.
Siber saldırıların hangi yöntemlerle gerçekleştiğini anlatan Ok, “Siber güvenlik, dijital dünyada bireylerin ve kurumların verilerini koruma konusunda hayati bir rol oynuyor. Ancak artan teknoloji kullanımıyla birlikte siber saldırılar da giderek yaygınlaşıyor ve bireyler için ciddi riskler oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Özel Habercilik Atölyesi
AA Ankara Haberleri Müdür Yardımcısı Güldaş, “Özel Habercilik” temalı atölye çalışmasında özel haber üretimi konusunu anlattı.
Güldaş, katılımcılara AA’nın özel haber hazırlama ve yayımlama süreci hakkında örnekler verdi.
Etkinliğe, AA Global Haberler Direktörü Faruk Tokat da katıldı.
Libya İletişim ve Siyasal İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Velid el-Lafi ve çok sayıda Libyalı yetkili, AA’nın atölye çalışmalarını yaptığı standı ziyaret ederek, AA’nın çalışmaları hakkında bilgi aldı.
Etkinliğin sonunda AA yöneticileri, atölye çalışmalarına katılan Libyalı medya mensubu ve iletişim fakültesi öğrencilerine sertifikalarını takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yükseliş geçici mi kalıcı mı?
Musk, kullanıcılar tarafından üretilen çeşitli meme coinleri yeniden paylaşarak dikkatleri üzerine çekti. Özellikle Pepe (PEPE) ile ilgili yaptığı paylaşımlar, kısa süreli bir fiyat yükselişi yarattı. Ancak bu olumlu hava, genel kripto piyasasındaki düşüş trendiyle uzun süre korunamadı. PEPE, 10 Aralık’ta diğer altcoinlerle birlikte kayıplar yaşasa da 0,000022 dolar seviyesinden gelen alımlarla toparlanma sinyalleri verdi. Analistler, bu toparlanmanın Musk’ın paylaşımlarından kaynaklanmış olabileceğini belirtti.
Musk’ın sosyal medyadaki etkisi, kripto piyasasındaki manipülatif gücünü bir kez daha tartışmaya açtı. Yatırımcılar, meme coinlere yönelik bu ilginin sürdürülebilirliği ve piyasa üzerindeki potansiyel riskleri konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bununla birlikte, Musk’ın kripto ekosistemi üzerindeki etkisi, yatırımcılar ve analistler tarafından yakından takip edilmeye devam ediyor.

Sosyal MedyaKripto ParaYapay ZekaElon MuskTeknolojiEkonomiFinansMedyaCoinPepe
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Geçtiğimiz günlerde yapılan genel kurulu sonrası yeni yönetimi oluşan ABC üyeleri kahvaltı programında bir araya geldi. Çok sayıda yerel ve ulusal medya mensubunun katıldığı programda üyelerini selamlayan Başkan Çöygün, birlik ve beraberlik mesajları verdi. Derneklerini biri ya da kurumları karşı kurulan bir dernek olmadığını aksine birleştirici bir yapıda hareket etmek üzere yola çıktıklarını dile getiren Çöygün, dernek üyesi olsun ya da olmasın hiçbir medya çalışanını ötekileştirmeden hareket edeceklerini dile getirdi. Başkan Çöygün, “ABC kentte görev yapan bütün medya mensuplarının derneğidir. Biz hiçbir zaman bir arkadaşımızı farklı bir meslek örgütüne üye oldukları için dışlayıp ya da ötekileştirme gayreti içerisinde olmadık, olmayacağız da. Zaten mevcut duruma bakıldığında da bizim bunu yapma gibi bir lüksümüz yok. Çünkü biz isminden de anlaşılacağı üzere meslek örgütüyüz. Dernek başkanı olarak ben de bir medya çalışanıyım yani mesleğimiz dışında farklı bir ideal ya da çıkar amacında değilim. Mesleğimizi deneyimli ve tecrübeli arkadaşlarımızın da yardımıyla hak ettiği yere ulaştırıp, arkadan gelen genç meslektaşlarımıza daha ilkeli ve etik bir sektör oluşması yönünde gayret içerisinde olacağız” dedi. – AFYONKARAHİSAR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kanal D’nin sevilen dizisi Annem Ankara’nın son bölümü izleyici derinden etkiledi. Mehmet Günsür’ün canlandırdığı Hasan’ın saldırıya uğradığı ve hastaneye kaldırıldığı haberi tüm aileyi gözyaşlarına boğdu. Yeni bölümün fragmanında hastane odasında Hasan’ın başında bekleyen Zuhal, “Sen istesen de istemesen de biz bir aileyiz, ben de oğullarım da senin yanındayız, yaşamak zorundasın Hasan!” dediği anlar izleyicide ‘Hasan yaşayacak mı, Mehmet Günsür diziden ayrılıyor mu?’ sorularını daha da pekiştirdi.
‘BÖYLE VEDALAŞMAMALIYDIK’
Dizide anlatıcı olan ortanca oğul Başar’ın son bölümün finalinde “Böyle vedalaşmamalıydık babamla.” sözleri de akıllarda soru işaretleri bıraktı.
HASAN İÇİN YOLUN SONU MU?
Mehmet Günsür’ün canlandırdığı Hasan karakteri ölecek mi? Mehmet Günsür Annem Ankara’ya veda mı edecek? Tüm bu soruların yanıtları 11 Aralık Çarşamba günü yayınlanacak olan yeni bölümde belli olacak.
GERÇEK BİR HİKAYE
Başak Angigün kendi gerçek hayat hikayesinden yola çıkarak kaleme aldığı, yönetmenliğini Can Ulkay’ın yaptığı, BKM imzalı Annem Ankara’nın başrollerini Mehmet Günsür ve Bergüzar Korel paylaşıyor.
GÜÇLÜ KADRO
Dizinin güçlü oyuncu kadrosunda Korel ve Günsür’ün yanı sıra; Özgürcan Çevik, Gökçe Eyüboğlu, Sevinç Erbulak, Yıldıray Şahinler ve Güler Ökten, Sinem Uslu, Muharrem Türkseven, Mustafa Açılan, Dilek Çelebi, Hakan Akın ,Fatma Toptaş, Durukan Çelikkaya, Ezgi Gör, Selen Özbayrak, Başak Akan, Mustafa Enis Bilir, Beyza Şekerci, Cansu Dağdelen, Ediz Gülsuyu, Mert Tanık, Naz Özgülüş, Egemen Ulaş Önkal Mehmet Can Akça, Yasin Pehlivan yer alıyor.
Gerçek bir hikayeden uyarlanan Annem Ankara, her çarşamba akşamı saat 20.00’de Kanal D’de.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“KISMETİMDE BALIK DA YOK”
Erbil, ev hapsi cezasının kaldırılmasının akabinde soluğu İstanbul Boğazı’nda aldı. Balık tutmaya çıkan Erbil, o ana ait fotoğrafı sosyal medya hesabından “Kısmetimde balık da yok” mesajıyla yayınladı.

“KARAR HASTALIĞIM SEBEBİYLE BENİ TEDİRGİN ETMİŞTİ”
30 Aralık’ta 25. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak olan Erbil ev hapsi cezasının kaldırılmasının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:
“Beni tanıyanlar çok iyi bilirler. Hayatım boyunca başıma gelen kötü olayların sebebi hep iyi niyetimin kullanılmış olmasıdır. Nitekim bu son olayda da benzeri bir durum yaşadım. Ben hiçbir zaman kanunlara aykırı bir davranış içine girmedim; girmem de. Hakkımda verilen elektronik kelepçeyle ev hapsi kararı hastalığım sebebiyle beni çok tedirgin etmişti. Acil durumda hastaneye yetişememenin düşüncesi bile çok üzücü. O yüzden bugün bu kararın kaldırılmasına çok sevindim. Yargılama devam ettiği için fazla yorum yapamam ancak. Yüce Türk adaletine güvenim sonsuz. Sadece bu kadarını söyleyebilirim.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ayna karşısında verdiği bir pozu sosyal medya hesabından takipçileriyle paylaşan Derici’ye bir kişi, “Yine Allah bilir nereni yaptırdın?” diye sordu. Derici ise bu yorum üzerine oldukça sinirlendi.

Verdiği yanıtla herkesi şaşırtan İrem Derici, “Ç.kümü kestirdim” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yürekleri dağlayan görüntülerde, bir yerel sakin merdiven uzatarak Jeniffer’ı kurtarmaya çalışıyor, ancak genç kadın azgın sulara kapılıp gidiyor. Pazar günü saat 01:00 sıralarında, yarım saatte yağan şiddetli yağmur sonrası Jeniffer ve eşi Wallison Lima, arabalarının dışında mahsur kaldı.
Bel hizasına kadar yükselen suda çift, sürüklenme korkusuyla arabayı bırakıp merdivene ulaşamadı. Çevreden bir kadının “Tehlikeli, arabaya geri dönün!” diye bağırdığı duyuluyor. Jeniffer yaklaşık 300 metre sürüklendikten sonra saat 01:25’te bulundu. Boğulma ve çoklu travma nedeniyle hayatını kaybetti.
Eşi Wallison da sele kapıldı ancak kurtulmayı başardı. Jeniffer’ı baygın halde bulan Wallison, itfaiyecilerle birlikte eşini kurtarmaya çalıştı. Instagram’dan duygusal bir paylaşım yapan Wallison, “Mesajlarınız için teşekkürler. Hepsine cevap veremiyorum. Çok zor bir dönemdeyiz. Sadece onun geri dönmesini istiyorum!” dedi.
50 binden fazla takipçisi olan Jeniffer’ın ailesi, “Bıraktığın boşluk ölçülemez olacak. Gittiğin her yere yaydığın neşeyi ve sevgiyi sonsuza dek hissedeceğiz” açıklamasında bulundu. Bir akrabası ise “O sadece bir influencer değil, bir ışık huzmesiydi” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.
14 yıldır birlikte olan ve 8 yıllık evli olan çift, sosyal medyada seyahat ve k




Sosyal MedyaBrezilya3-sayfaYaşamDünyaMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Özdağ, paylaşımında, “Bugün rahmetli Alparslan Türkeş’in ad günü. İşgal altındaki Kıbrıs’ta doğdu. Türkiye’ye geldi, subay oldu. 19 Mayıs 1944’de İsmet İnönü’nün “Türk milliyetçisi olmak her Türk için bir görevdi, bundan sonra haktır” şeklinde konuşması ile başlayan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaşmasına hayatı boyunca muhalefet etti. Türk birliği düşüncesini siyasette temsil etti ve bu rüyası büyük ölçüde gerçekleşti. Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu. Bölücü örgüt yandaşlarına cevabı ise “Ne mozaiği ulan, yıkılın köpekler” oldu. Vefaat etmeden 1 saat önce verdiği son demeci Atatürk ile ilgili idi. “Atatürk Türklüğün Himalayasıdır”” ifadelerini kullandı.

MUHARREM İNCE’DEN SERT YANIT
Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ise sosyal medya hesabından isim vermeden Özdağ’a yanıt verdi.
İnce, “Atatürk’e söz söyleyemeyenler, Atatürk’ün yol ve silah arkadaşı, Milli Mücadelemizin kahramanı, Lozan’ın mimarı İsmet İnönü’ye hakaret etmektedir. Böyle yapanların Atatürkçülükleri de sahtedir, Atatürk’e ve İsmet İnönü’ye “iki ayyaş” diyenlerden farkı yoktur. Hepiniz aynısınız, Atatürk düşmanısınız.” diye yazdı.

Türkiye CumhuriyetiAlparslan TürkeşMemleket PartisiZafer PartisiMuharrem İnceSosyal Medyaİsmet İnönüÜmit ÖzdağPolitika3-sayfaTürkiyeGündemMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Anchieta Tren İstasyonu’nda çekilen görüntülerde, trenin üstünde yatan çocuğun ilk elektrik çarpmasından sonra hareketsiz kaldığı görülüyor. Platformdaki yolcular panik içinde yardım çağırırken, cesur bir genç çocuğu kurtarmak için harekete geçti.
Kurtarma girişimi sırasında yaşanan ikinci elektrik çarpması, büyük bir patlamaya neden oldu. İsmi açıklanmayan çocuk, sonunda kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Salı sabahı yapılan açıklamada durumunun ciddi olduğu belirtildi.
Brezilyalı tren işletmesi Supervia, son dönemde özellikle gençler arasında yaygınlaşan tren sörfünün son derece tehlikeli olduğunu vurguladı. New York’ta bu yıl aynı nedenden 6 kişinin hayatını kaybettiği hatırlatıldı.
Uzmanlar, sosyal medyada popüler olan bu akımın önüne geçilmesi için aileleri uyardı. New York toplu taşıma kurumu MTA, “İçeride Sür, Hayatta Kal” kampanyasıyla gençleri bilinçlendirmeye çalışıyor ve sosyal medya platformlarından bu tür videoların kaldırılmasını talep ediyor.



Rio De JaneiroSosyal MedyaBrezilyaEğitimMedyaÇocukYaşamDünyaRio
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kanal D’nin yeni dizisi Uzak Şehir, ilk bölümü ile ekrana geldi. Alya Albora’nın (Sinem Ünsal) oğlu ve kendisi için verdiği mücadeleyi anlatan dizinin birinci bölümü reyting listelerinin üst sıralarında yer aldı. Seyirci Alya ve oğlu Deniz Cihan’a ağladı.
YAPAYALNIZ KALACAK
Dizinin ilk bölümünde Alya, oğlu Deniz Cihan ile birlikte eşi Boran’ın vasiyetini yerine getirmek üzere Mardin’e geldi. Cenaze arabasını gören Deniz Cihan annesine, “Babamı niye buraya getirdik ki, biz gidince yapayalnız kalacak” sözleri seyircinin kalbine dokundu.
BİLİYOR MUSUN BENİM BABAM ÖLDÜ
Cenaze konvoyunun jandarma tarafından durdurulmasıyla çıkan kargaşada Alya (Sinem Ünsal) ile Cihan Albora (Ozan Akbaba) arasında gerilim dolu anlar yaşandı. Cihan, Alya’nın hırçınlığını bastırmaya çalışsa da başarılı olamadı. Amca ve yeğenin ilk karşılaşması duygusal anlara sahne olurken; Cihan Deniz’in ağzından dökülen “Biliyor musun benim babam öldü” sözleri içleri parçaladı.
KAVUŞABİLMEK BU KADAR MI AĞIR OLMALIYDI?
İzleyicilere derinlemesine bir drama sunan dizinin, öne çıkan sahnelerinden bir tanesi de babaanne ve torunun ilk kez karşılaştığı anlardı. Yıllardır görmediği oğlunun ölümüyle sarsılan Sadakat’in torununa sarılarak “Kavuşabilmek bu kadar mı ağır olmalıydı?” dediği o sahne herkesi gözyaşlarına boğdu.
TORUNUM BURADA KALACAK
Bölüm boyunca Sadakat’in Alya’ya olan sert tavrı, ikili arasında yaşanacakların sinyalini verdi. Oğlu Boran’ın ölümünden gelini Alya’yı sorumlu tutan Sadakat, “İstediğin yere gidebilirsin ama torunum burada kalacak” diyerek Alya’ya gözdağı verdi.
ALYA CİHAN’I VURDU
Geçmişin karanlığı, saklanan sırlar ve bölgenin gerçeği ile yüzleşen Alya, cenaze gecesi kılık değiştirerek çocuğunu da alıp Albora Konağı’ndan kaçmaya çalıştı. Cihan ve Alya arasında yaşanan arbede patlayan bir silahla son buldu. Cihan’ı vurarak talihsiz bir olaya karışan Alya’nın bundan sonra ne yapacağı ise dizinin yeni bölümünde belli olacak.
UZAK ŞEHİR SOSYAL MEDYAYI DA YIKTI GEÇTİ
Uzak Şehir’in birinci bölümü sosyal medyada da gündem oldu. TT listelerinin üst sıralarında yer alan dizi, kullanıcılardan binlerce yorum aldı. Ozan Akbaba ve Sinem Ünsal’ın oyunculuk performanslarının çok konuşulduğu diziye yapılan yorumların bazıları şöyle;
“Ben bunları sahiplendim gitti valla #AlCih #UzakŞehir”
“‘Oğlumu size bırakmam, ölümü çiğnersiniz!’ #SinemÜnsal döktürüyor ???? #uzakşehir”
“O kadar harika ilerliyor ki ekrana kilitledi beni. Gerek oyuncular gerek dizi müzikleri, gerek uyarlamaya olan benzerlik heyecanı kat kat arttırıyor. Reytingi bol olsun #UzakŞehir”
HER PAZARTESİ KANAL D’DE
Senaryosunu Gülizar Irmak’ın kaleme aldığı dizinin yönetmen koltuğunda Ahmet Katıksız oturuyor. Yapımını AyNa Yapım imzalı Uzak Şehir, her pazartesi akşamı Kanal D’de ekrana gelmeye devam edecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRK Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ), Savunma Sanayii Başkanlığı’nın (SSB) 39’uncu kuruluş yıl dönümünü, yayımladığı video mesajla kutladı.
TUSAŞ’ın sosyal medya hesabından paylaşılan videoda, TUSAŞ’ta üretilen jet eğitim uçağı HÜRJET, temel eğitim ve hafif kara saldırı uçağı HÜRKUŞ, genel amaçlı helikopter GÖKBEY, insansız hava aracı AKINCI, milli muharip uçak KAAN’ın görüntüleri eşliğinde SSB’nin 39’uncu kuruluş yıl dönümü kutlandı. Paylaşımda, “Güçlenen Türkiye’nin yükselen yıldızı Savunma Sanayii Başkanlığımızın 39’uncu yılı kutlu olsun. Milli teknolojilerimizle geleceğe hızla ilerliyor gücümüzü birlikte tüm dünyaya gösteriyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), güvenlik güçlerine teslim olan çocuk yaştaki PKK/ YPG’li teröristlerin ifadelerini paylaştı.
Bakanlığın sosyal medya hesabında yer alan paylaşımda, “İzleyeceğiniz görüntüler; terör örgütü PKK/YPG tarafından yalan, tehdit, şantaj ve işkence gibi ahlak dışı yollarla kaçırılan ve zorla örgüt faaliyetlerinde kullanılan çocuk yaştaki teröristlerin ifadelerinden oluşuyor. BM İnsan Hakları Komisyonu’nun 2022’de yayımladığı raporlarda binlerce çocuğun terör örgütü tarafından zorla kaçırıldığını, terörist faaliyetler için alıkonulduğunu ve hatta örgütün lider kadrosu tarafından istismar edildiğini ortaya koyuyor. Teslim olan çocuk yaştaki teröristlerin açıklamaları; terör örgütü PKK/YPG’nin dünyanın en aşağılık terör örgütlerinden biri olduğunu, kendileri gibi birçok teröristin de kaçarak Türkiye Cumhuriyeti devletine sığınmak istediğini gözler önüne seriyor. Bölgemizdeki çocukların terör örgütleri tarafından kaçırılmadığı günlere ulaşıncaya kadar PKK/PYD/YPG/SDG başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek. Bu nedenle; yalanlarla terör örgütlerinin eline düşmüş olanlara ‘Teslim olun’ diyerek tek kurtuluşlarının adalete sığınmak olduğunu hatırlatıyoruz” denildi.
Haber: ANKARA,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belçika, daha önce Telegram’ı organize suç soruşturması kapsamına alan Fransa ile birlikte bir “ortak soruşturma ekibi” (JIT) oluşturdu.
Belçika yargısına göre, Telegram, dünya çapında suçlular tarafından hiçbir kısıtlama olmadan rahatlıkla kullanılıyor.
Fransa yargısı, Ağustos ayında Telegram’ın kurucusu ve CEO’su Pavel Durov’u, organize suç örgütü soruşturmasında gözaltına almıştı.
Durov’un 5 milyon euro kefalet ve Fransa’dan ayrılmaması koşuluyla serbest bırakılmasının ardından, Telegram’la ilgili bir başka soruşturma da Belçika da başlatıldı.
Belçika makamları, De Standaard gazetesi tarafından duyurulan soruşturma haberini doğruladı.
Federal savcılık, 2020 yılından bu yana yakından izlenen Telegram uygulaması ile ilgili olarak resmi soruşturma yürütüldüğünü açıkladı.
Belçika savcılığı, Telegram ile ilgili iddiaları ele almak amacıyla Fransa yargısı ile birlikte bir “ortak soruşturma ekibi” kurulduğunu da vurguladı.
Bu özel ekip, Belçika ve Fransa’daki araştırmalarda Telegram hakkında elde edilen bilgi ve belgeleri anında birbirleriyle paylaşıyor. Özel ekip, Telegram hakkında sınır ötesi ülkelerde gerçekleştirilen operasyonlarda da işbirliği yapacak.
Belçika makamları, Telegram’ın dünya çapındaki suçlular arasında hiçbir kısıtlama olmadan rahatça kullanıldığına işaret ediyor. Federal savcılık sözcüsü Eric Vandersypt’e göre, örneğin silah kaçakçılığına ilişkin hemen hemen her soruşturmada, zanlıların Telegram üzerinden iletişim sağladığı ortaya çıktı.
Telegram’ın adı, son olarak bu hafta başında Belçika, Hollanda ve ABD’de ortaklaşa gerçekleştirilen, internet üzerinden veri hırsızlığı operasyonunda gündeme geldi.
İnternet kullanıcılarının şifre ve banka bilgileri gibi kişisel verilerini ele geçiren uluslararası siber suç ağının, elde ettikleri verileri Telegram üzerinden satışa sundukları belirlendi.
Suçluların, müşterilerine Telegram üzerinden “kötü amaçlı yazılım” desteği sağladığı da ortaya çıkarıldı. Belçika savcılığı tarafından yürütülen operasyonda 2 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin kullandığı 4 Telegram kanalı kapatıldı.
Telegram CEO’su Durov hakkındaki yasal süreç
Telegram’ın kurucusu ve CEO’su Pavel Durov, Ağustos ayı sonunda Fransa’nın başkenti Paris yakınlarındaki Le Bourget Havalimanı’nda gözaltına alınmıştı.
Fransa makamları, şu an 40 yaşında olan Rusya doğumlu Fransız vatandaşı Durov’un, organize suç örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alındığını açıklamıştı.
Durov, “organize suç örgütlerinin yasa dışı transferlerine olanak tanıma, çocuk pornosu, sahtecilik ve yetkililere bilgi vermeme” gibi suçlamalar nedeniyle sorgulanmıştı.
Pavel Durov, 29 Ağustos’ta, 5 milyon euro kefalet ve Fransa’dan ayrılmaması koşuluyla serbest bırakılmıştı.
Bu olayın ardından Telegram’ın daha uzlaşmacı bir görünüm sergilediği belirtiliyor. Durov, kişisel Telegram hesabı aracılığıyla, gizlilik politikasını güncellediklerini ve kuralları ihlal edenlerin bilgilerinin ilgili makamlarla paylaşılacağı bu bildirmişti.
Durov, “yapay zeka kullanan özel bir moderatör ekibinin Telegram’ın arama işlevini çok daha güvenli hale getirdiğini” belirterek, “Tanımladığımız sorunlu içerikler artık mevcut değil” demişti.
Telegram; Facebook, YouTube, WhatsApp, Instagram, TikTok ve Wechat ile birlikte dünyanın en büyük sosyal medya platformları arasında yer alıyor.
Telegram, 2013 yılında Pavel Durov ve kardeşi Nikolai tarafından Rusya’da kuruldu.
Vladimir Putin yönetiminin muhalif toplulukların engellenmesi yönündeki taleplerine uymayı reddetmesi nedeniyle Durov 2014’te Rusya’dan ayrıldı.
Durov kardeşler, Telegram’ın merkezini Dubai’ye taşıdı. Dubai’de yaşayan Pavel Durov’un Birleşik Arap Emirlikleri ve Fransa vatandaşlığı da bulunuyor .
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
DERVİŞOĞLU’NUN FIRLATTIĞI İPİ BAHÇELİ İSTEDİ
Dervişoğlu’nun ardından Bahçeli’den de sürpriz bir hamle geldi. Dervişoğlu’nun konuşmasını dinleyen Bahçeli, ipi odasına asmak için İyi Parti‘den istedi.

MHP lideri Bahçeli’nin kendisine fırlatılan idam ipini istemesine de jet bir yanıt veren İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu “Odasına urganı değil, konuşmamı assın. Biz milliyetçilikten çok cumhuriyet değerlerini savunuyoruz. Urgan şu an nerede bilinmiyor, arkadaşlardan biri almış olabilir. Bulunduğu takdirde, Devlet Bey isterse veririm” ifadelerini kullandı.
İDAM İPİNİ PARTİ POŞETİ İÇİNDE GÖNDERDİ
Dervişoğlu açıklamasının ardından ise Bahçeli’nin istediği idam ipini MHP Genel Merkezi’ne yolladı. İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, parti poşeti içinde gönderdiği ip içinse bir şart koşarak 17-25 Aralık saatinin üzerinde durmasını istedi.
BAHÇELİ İPİ MAKAM ODASINA ASTI
MHP lideri Bahçeli, Dervişoğlu’nun gönderdiği ipi teslim aldı. İpi makam odasına asan Bahçeli poz da verdi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

Demirtaş “Ankara’daki saldırıyı kınıyoruz, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Yaralılara da geçmiş olsun dileklerimizle birlikte acil şifalar temenni ediyoruz. Sorunlarımızın konuşarak, diyalogla, siyaset yoluyla çözülmesi arayışlarını kanla kesmeye çalışan anlayış bilmeli ki eğer Öcalan bir inisiyatif alır ve siyasetin önünü açmak isterse tüm gücümüzle arkasında olacağız. Demokratik siyaseti ve barış arayışlarını itibarsızlaştırmaya, iradesiz kılmaya yönelik hiçbir yaklaşımı kabul etmeyeceğiz. Herkes hesabını kitabını buna göre yapmalıdır. Barış isteyenlerin sesinin, kimden gelirse gelsin bu defa bastırılmasına asla izin vermeyeceğiz.” ifadelerine yer verdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İletişim Başkanlığı Konya Bölge Müdürü Oğuz Tunç, Taş Bina Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen programda, İsrail’in, saldırılarının bölge istikrarında derin yaralar açtığını, Birleşmiş Milletler’in yaşananlar karşısında yaptırımsız kalmasının dünyanın derin bir adalet krizinde olduğunu gösterdiğini söyledi.
Güçlünün haklı olduğu, haklının kendini ifade edemediği, ifade etse dahi görünürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda, en çok zedelenen şeyin hakikat ve adalet anlayışları olduğunu belirten Tunç, “Enformasyon bombardımanı altında hakikatin ne olduğunu kavramanın zorluğunu derinden yaşamaktayız. Sistematik, yoğun ve kalıcı dezenformasyon üreten sosyal medya aparat ve şirketlerinin, psikolojik harp unsuru olarak bireyleri ve kitleleri manipüle edebiliyor olması da hakikat krizini derinleştiren başat unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.” ifadesini kullandı.
“Zihinsel bir altyapı oluşturmayı hedeflemekteyiz”
Üretilen bilgi ve haberin insanlar veya robotlar tarafından mı üretildiğinin net olarak ayırt edilmediği bir ortamda, geleneksel medyanın toplumun güvenini kazanma noktasında ciddi bir fırsata sahip olduğunun gözden kaçırılmaması gerektiğini vurgulayan Tunç, şöyle devam etti:
“Yapay zekanın istenilen bilgi veya mesajı öne çıkarma, çoğaltma ve aksi sedasının görünürlüğünü minimize etme kabiliyeti dezenformasyonu artırırken aynı yapay zeka teknolojilerinin geleneksel basın faaliyetlerini de kolaylaştırıp hızlandırdığı görülmektedir. Bu itibarla merkezinde insan olan birçok faaliyeti otonom şekilde icra edebilen yapay zeka teknolojilerinin imkan ve kabiliyetlerinin, yaşadığı toplumun ve coğrafyanın gerçeklerine bigane kalmayan basın mensuplarıyla buluşmasını ve hakikat mücadelesinde etkili şekilde kullanılmasını çok önemsiyoruz.”
Hayatın her alanında birtakım kolaylıklar sağlayan yapay zeka teknolojisinin basın faaliyetlerine ürettiği imkanlara sırt çevirmelerinin mümkün olmadığını dile getiren Tunç, “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Konya Teknik Üniversitesi olarak hazırladığımız bu program vesilesiyle, yerel düzeyde geleneksel ve dijital habercilik yapan siz basın mensuplarımızın, basın faaliyetlerini daha efektif yapmanızı sağlayacak zihinsel bir altyapı oluşturmayı hedeflemekteyiz.” diye konuştu.
Teknolojik araştırmalara destek
KTÜN Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Deveci de teknoloji çağında yeni nesile ayak uydurmak ve çağın gerisinde kalmamak için teknolojik gelişmelerden uzak kalınamayacağını söyledi.
Teknolojinin birçok alanda hayatı kolaylaştırdığına dikkati çeken Deveci, KTÜN olarak teknolojik gelişmelere ve ülkenin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla öğrencilere teknolojik araştırmalar için imkan sağladıklarını, ülkeye faydalı olabilecek her türlü çalışmaya destek vermeye devam edeceklerini bildirdi.
Konuşmaların ardından program kapsamında KTÜN Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri, Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mesut Gündüz ile Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı, Yapay Zeka Uygulama, Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Engin Eşme yapay zeka konulu sunum yaptı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın global iletişim ortağı olduğu TEKNOFEST Adana, T3 Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ana yürütücülüğünde, kamu kuruluşları, teknoloji devleri, üniversiteler ve medya kuruluşlarının da aralarında bulunduğu 128 kurumun katılımıyla Adana Havalimanı’nda ziyaretçilere kapılarını açtı.
TEKNOFEST alanında stant kuran AA, festival alanındaki gelişmeleri anbean abonelerine aktarıyor.
AA standını ziyaret edenler arasında bulunan minikler de haber bilgi yarışmasına katılıp, savaş muhabirliği eğitim parkurunu deneyimleyerek unutulmaz anlar yaşıyor.
Kurum personeli, ziyaretçilerine öz kaynaklarla üretilen “Haberci Drone” ürünü ile AA Kitap’tan çıkan yayınların tanıtımını yapıyor.
AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Karagöz’den minik ziyaretçilere hediye
Festival alanındaki standı ziyaret eden AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz de personelle selamlaştı, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Haber bilgi yarışmasına katılan çocukların heyecanına ortak olan Karagöz, minik ziyaretçilere AA’nın hazırladığı çeşitli hediyeler verdi.
Karagöz, AA personelinin “Haberci Drone” ile yaptığı uçuş gösterisini de izledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>” Lübnan’da yaşanan olay bilginin silaha dönüşmesinin örneğidir”
ESKİŞEHİR – Eskişehir Anadolu Üniversitesinde ‘Hukuk Devleti ve Adalet’ konulu açılış dersini veren Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, “Lübnan’da çağrı cihazlarının aynı anda tek merkezden gönderilen elektronik mesajla patlatılması, bilginin nasıl vahşice bir silaha dönüştürüldüğünün yıkıcı bir örneği olmuştur” dedi.
Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, bugün sabah saatlerinde Eskişehir’e geldi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Öğrenci Merkezi Yunus Emre Salonu’nda 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı’nın açılış dersini veren Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, ‘Hukuk Devleti ve Adalet’ konusunu ele aldı.
“Lisans ve ön lisans programları doluluk oranlarında yüzde 102’ye ulaşarak rekor kırdı”
Açılış dersin öncesinde konuşan Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Kemal Şenocak, “1958 yılından bu yana, üniversitemiz yaşam boyu öğrenme odaklı bir dünya üniversitesi olma vizyonuyla pek çok önemli başarıya imza attı. Kentten başlayarak, bölge, ülke ve hatta dünya genelinde insan yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen çalışmalarımızla; bilim, teknoloji, sanat ve spor gibi alanlarda yürüttüğümüz eğitim, araştırma ve projelerle evrensel bilgi ve kültüre katkı sağlıyoruz. Üniversitemiz örgün lisans ve ön lisans programlarının doluluk oranları ek yerleştirmelerle birlikte yüzde 102’ye ulaşarak rekor kırdı. Açıköğretim Sistemi programlarımız da yine yüzde 100 doluluk oranına ulaştı. Bu yıl örgün programlarımıza yeni katılan 4 bin 641 öğrencimizi ve Açıköğretim programlarımıza merkezi yerleştirme ile katılan 72.814 öğrencimizi gönülden tebrik ediyor, hepsine başarılı bir eğitim hayatı diliyorum” dedi.
“Eskişehir, her yönüyle sizi mutlu edecek bir gençlik şehirdir”
Danıştay Başkanı Zeki Yiğit’in açılış dersi öncesi Eskişehir’e gelen öğrencilere seslenen Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, “2024-2025 Akademik Yılı’nın başta öğrencilerimiz olmak üzere tüm üniversite mensuplarımız için başarılarla dolu olmasını diliyorum. Tercihim Eskişehir diyerek ilimize ve üniversitemize gelen yeni öğrencilerimize hoş geldiniz diyorum. Eskişehir, sadece üniversite okuduğunuz bir şehir değildir. Bilim, kültür ve sanat alanındaki zenginlikleri yanında her yönüyle sizi mutlu edecek bir gençlik şehirdir. Bu nedenle sizlerden, bu şehrin üniversitesinde okurken, şehri de tanımak için zaman ayırmanızı istiyorum. Mutlu mezunlar olarak üniversitemizden ve şehrimizden ayrıldığınızda, hem üniversitemizin, hem de şehrimizin elçileri olacağınıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“Üniversite eğitimi, öğretimi aşan boyutlarıyla ayrıca ele alınması gereken önemdedir”
Üniversite eğitiminin dersten daha farklı konuları öğrencilere işlediğini belirten Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, “Aslında eğitim, bilgi edinmeyi de içeren daha kapsamlı bir tekamül sürecidir. Bu sürece bilgi edinme dahil olduğu gibi sosyal, kültürel, ahlaki değerler kazandırma, mesleki beceri edindirme, sosyal davranış kurallarını benimsetme de dahildir. Bu bağlamda üniversite eğitimi, öğretimi aşan boyutlarıyla ayrıca ele alınması gereken önemdedir. Üniversitelerimiz evrensel bilginin üretildiği, öğretildiği en önemli eğitim kurumlarımızın başında gelmektedir” dedi.
“Hukuk fakültelerinden 2023 yılında mezun olan öğrenci sayısı 15 bin 744’tür”
Ülkemizdeki hukuk fakülteleri ve mezunları hakkında bilgi veren Yiğit, “Üniversite eğitiminin bir parçası da mensubu bulunduğum hukuk camiasına kaynaklık eden hukuk eğitimi ve öğretimidir. Anadolu Üniversitesi bünyesinde Türkiye’nin köklü hukuk fakültelerinden birini barındırmaktadır. Bu fakülteden mezun olmuş çok sayıda hukukçu bugün Türk yargı sisteminde hakim, savcı, avukat ve hukuk müşaviri olarak görev yapmaktadır. Yükseköğretim Kurulu verilerine göre, bugün itibariyle Türkiye’de 88 hukuk fakültesi bulunmaktadır. Yine aynı verilere göre, hukuk fakültelerinden 2023 yılında mezun olan öğrenci sayısı 15 bin 744’tür. Bu veriler düzenli olarak yayınlanmakta ise de ülkemizin ve adalet camiasının her yıl itibariyle ihtiyacı olan hukukçu sayısı, bunları eğitecek kaç hukuk fakültesi ihtiyacı olduğu, iyi bir hukuk eğitimi için nicelik ve nitelik açısından asgari öğretim elemanlarına duyuran ihtiyaç gibi konular araştırılmaya, incelenmeye ve bilimsel çalışmalara konuk edilmeye muhtaçtır” diye konuştu.
“Hukuk eğitiminin niteliğiyle, adaletin tesisi arasında doğru orantı vardır”
Adalet sisteminin düzgün işleyişi açısından hukuk eğitiminin büyük önem taşıdığını belirten Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, “Mevcut veriler ve hukuk eğitimi ile ilgili tartışmalar göstermektedir ki hukuk fakültelerinin akademik yapısı, hukuk eğitiminin akademik düzeyleri, müfredatını, süresini ve yöntemini ayrı ayrı ele alınmalı, değerlendirilmeli ve tartışılmalıdır. Zira tüm hukuk düzeninin ve hukukçuların nihai gayesi olan adalet tesisi ancak iyi yetişmiş, gerekli donanıma sahip hukukçular eliyle gerçekleşebilir. Hukuk eğitiminin niteliğiyle, adaletin tesisi arasında doğru orantı vardır. Bugün için hukuk fakültelerinden mezun olmakla hukuk bilgisi yönünden akademik yetkinlik kanıtlanmış olmakta ise de iyi bir hukukçu olmak için felsefe, mantık, iletişim, bilişim, sosyoloji, psikolojik gibi farklı disiplinlerden de yararlanılması artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Hukuk eğitiminde sadece ders dinleme ve kitap okuma şeklindeki klasik eğitim ve öğretim tarzının, mantık kurallarına uygun muhakeme yetkinliği, kendini yazılı ve sözlü olarak ifade etme ve kaynaklara erişim becerisi kazandıran, ezberlemeyi değil araştırmayı, sorun çözmeyi, analitik ve eleştirel bakış açısını içinde barındıran stratejik düşünmeyi ve üretmeye teşvik eden kısaca eğitim ve öğretim sürecinde öğrenciyi edilgen değil etkin kılan bir yönteme dönüşmesi zaruridir” dedi.
“Hukukçuların eğitimi, hukuk fakültelerindeki eğitim ile sınırlı kalmamalıdır”
Hukuk eğitiminin üniversitelerde verilen derslerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Yiğit, “Sosyal ve ekonomik hayatın karmaşık bir yapı teşkil etmesi özellikle de teknolojik gelişmeler ve yaygın internet kullanımına bağlı sosyal medya ağlarıyla sanal alışveriş dünyasının etkin ve yaygın kullanımı sonucunda uyuşmazlıklar her geçen gün çeşitlenmektedir. Bu olgu hukuk fakültelerindeki eğitimin günün gereklerine göre uyarlanmasını ve geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu gerçek, hukukçuların eğitiminin hukuk fakültelerindeki eğitim ile sınırlı kalmaması gerektiğini de göstermektedir. Dolayısıyla hukukçuların mesleki eğitimlerinin, meslek hayatları boyunca sürmesi zaruridir. Hukuk eğitiminde temel prensip, ön yargılardan ve peşin hükümlerden uzak bir hukuk eğitimi verilmesidir. Hukukçular ön yargılarla ve peşin hükümlerle yetiştirilmemeli. Açık görüşlü olmalı. Hukukun farklı ideolojiler ve dünya görüşleri için araç olamayacağı bilinci kazandırılmalıdır. Zira hukuk ve hukukun uygulanması yoluyla ulaşılmaya çalışılan adalet, ekmek ve su kadar her ferdin, her topluluğun ayrım gözetilmeksizin sahip olması gereken ve ihtiyacı olan evrensel bir değerdir” diye konuştu.
“Bizler köklerini geçmişinden alan ve umutla geleceğe ilerleyen bir medeniyete sahibiz”
Açılış dersindeki konuşmasını sürdüren Danıştay Başkanı, “Evrensel bir değer olan adalet, bir toplumda insanlar arasındaki ilişkilerde huzurun temini bakımından ne kadar önemliyse belki bundan daha da önemli boyutlarda küresel huzurun ve barışın tesisi ve devamı için elzemdir. Bu bakımdan her bir insanın, her bir milletin ve devletin gözetmesi gereken evrensel ve kutsal temel değer olarak devletler ve milletler, toplumlar ve bireyler, adaleti ve birbirlerinin haklarını gözettikleri takdir takdirde küresel çapta barış tesis edilebilecek ve huzur sağlanabilecektir. Bu bilinçte olan milletimiz, tarih boyunca olduğu gibi milletlerarası camiada ve ilişkilerde bariz şekilde ortaya çıkan haksızlık ve zulüm karşısında adaleti evrensel düzeyde gerçekleştirme azim ve gayretine öncülük etmektedir. ederim. Bizler köklerini geçmişinden alan ve umutla geleceğe ilerleyen bir medeniyete sahibiz. Geçmişte büyük medeniyetler kurduk ve adaletle yönettik. Zulümle yönetilen başka devlet veya otoriterlerin halkları, zaman zaman bu adil yönetim anlayışımız nedeniyle kendiliğinden kurduğumuz imparatorluklarımızın yönetimine girmeyi kabul ettiler. Ancak geçmişimizle övünerek mesafe alınmayacağı ortada olup ileriye doğru atılacak adımların çok sağlam bir şekilde atmak zorundayız. Buna da öncülük yapacak olan kurumların başında milletimizin ve devletimizin gelecek tasavvurunun merkezinde olan üniversitelerimiz gelmektedir” ifadelerini kullandı.
“Bilim ve bilgi, başlı başına bir güçtür ve günümüzde silah olarak kullanılmaktadır”
Lübnan’da çağrı cihazlarıyla yapılan saldırının günümüzdeki bilim ve bilginin silaha dönüşmesindeki bir örnek olduğunu belirten Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, “İnsanlık tarihinin en zor anlarını, en çok çatışmaların, çekişmelerin ve zulmün olduğu zamanlarını yaşıyoruz. Bu zaman dilimi, yaşadığımız bu çağ, dijitalleşme ve bilişim çağıdır. Hikmet ve irfan yoksunu insanların elinde gelişen bu bilim ve bilgi, başlı başına bir güçtür ve günümüzde silah olarak kullanılmaktadır. Bilgiyi güç ve silah olarak kullananlar, teknoloji, ticaret, uluslararası örgütler vesair her alanda kurdukları hegemonik bir yapı ile dünyadaki mazlum ve masum milletlerin seslerinin çıkmasına mani olmaya çalışmaktadırlar. İnsanlığın hayrına olan teknoloji ve. Günümüzde silaha dönüştürüldüğünü görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Lübnan’da çağrı cihazlarının aynı anda tek merkezden gönderilen elektronik mesajla çarşı, pazar, market, park vesaire gibi halka açık yerlerde patlatılarak yüzlerce kişinin öldürülmesi, binlerce insanın yaralanması, masum binlerce insanın temel insan hakkı olan yaşam hakkının nasıl ihlal edildiğinin, bilginin nasıl vahşice bir silaha dönüştürüldüğünün en yıkıcı bir örneği olmuştur” dedi.
“Adalet ve eşitlik anlayışına dayalı yeni bir uluslararası sistemin kurulması gerekiyor”
Uluslararası düzeyde kurulacak yeni sistemle dünya genelindeki çatışmaların ve anlaşmazlıkların sona erebileceğini belirten Danıştay Başkanı Yiğit, “Bilginin, insanlığın ve kainatın hayrına kullanılması gerekirken bir tür silah olarak kullanılmasının önüne geçecek güçlü uluslararası hukuksal mekanizmalara duyulan ihtiyaç da açıktır. Somut örneklerini Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da, Doğu Türkistan’da yaşananlarda gördüğümüz gibi milletlerarası ilişkilerde adalet ve eşitlik ilkelerinin görmezden gelindiği, güçlünün haklı kabul edildiği, zulme uğrayanın hakkını arayacağı mekanizmaların işlemediği bir gerçektir. Artan uluslararası anlaşmazlık ve çatışmaların temel sebebini de bu durum olduğu açıktır. Bu çatışma ve anlaşmazlıkların ortadan kaldırılması ancak adalet ve eşitlik anlayışına dayalı yeni bir uluslararası sistemin kurulmasıyla mümkün olacaktır. Milletler arası ilişkilerde adalet ve eşitlik ilkelerinin görmezden gelinmesinin somut tezahürü olarak coğrafyamızda yaşanan çatışma ve savaşlar en temel insan haklarından olan yaşam hakkı ihlal edilen ve can güvenlikleri tehlike altında olan insanları sığınacakları güvenli bir yer arayışına itmektedir. Aynı coğrafyayı ortak tarihi mirası, kültürel ve manevi değerleri paylaştığımız bu insanlar, canlarını tehlikede gördüklerinde zulme uğradıklarında sığınılacak en güvenilir ülke olarak Türkiye’yi görmektedirler” diye konuştu.
“Günümüzde medeniyet ve insanlık büyük bir sınav vermektedir”
İnsan haklarının ve adaletin korunması için hukukun tüm imkanlarının kullanıldığını belirten Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, şu ifadeleri kullandı:
“Hukukun ve onu uygulamakla görevli bir yetkili yargının korumaya çalıştığı en önemli evrensel değer insan hakları ve adalettir. Geçmişte adaletle dünyayı yönetmiş bir milletin ve atalarımızın mirasçısı olarak onlardan devraldığımız bu hak ve adalet değerlerinin, dünyanın birçok yerinde sürdürülen zulüm karşısında yoksunluğunu yaşadığımız bu zaman diliminde yeniden hakim olması için mücadelesini vermek, adil bir dünya için çalışmak, sizlerin ve gelecek nesillerin en büyük sorumluluklarından biridir. Günümüzde medeniyet ve insanlık büyük bir sınav vermektedir. Bilginin silaha dönüştürüldüğü günümüzde aşırı silahlanmanın getirdiği güç dengesizlikleri, savaşları ve çatışmaları körüklemekte, bu savaşlarda sergilenen orantısız güç kullanımları, insan hakları ihlalleri boyutunun çok üstüne çıkarak, bir insanlık suçu olan soykırım olarak tezahür etmektedir. Uluslararası camiada zulmü oraya milletlerin hakkını korumanın, haklı olanı güçlü kılmanın yolu, milletlerarası adil bir düzeni hayata geçirecek yeni yapılanmadan ve bunu ayakta tutacak güçlü bir hukuki temele dair dayalı kurumların teşkilinden geçmektedir.”
Danıştay Başkanı Zeki Yiğit’in açılış dersinin ardından Eskişehir’de bulunan üniversitelerde görev yapan ve “Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları” listesinde yer alan akademisyenlere tebrik belgeleri verildi.
Törene, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, İl Emniyet Müdürü Tolga Yılmaz, ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak, ESTÜ Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zafer Asım Kaplancıklı, Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı Arif Hamdi Sazak, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>44 yaşındaki isim, Kremlin’in en önemli propagandacısı ve ideoloğu olarak tanımlanıyor ve Vladimir Putin’den daha Putinci olduğu belirtiliyor.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet, Dışişleri ve Hazine bakanlıkları Çarşamba günü yaptıkları açıklamada, iddia edilen müdahalelerle “agresif bir şekilde mücadele etmek” için koordineli olarak harekete geçileceğini duyurdular.
Simonyan, yaptırımlar listesinde adının yer almasına X hesabından, “Ah, uyandılar” diyerek tepki gösterdi.
Listedeki diğer RT çalışanlarına hitaben, “Aferin, ekip” mesajını iletti.
RT neyle suçlanıyor?
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby, suçlamayı detaylandırarak şunları söyledi: “RT artık Kremlin’in sadece bir propaganda kolu değil. Rusya’nın gizli nüfuz eylemlerini ilerletmek için kullanılıyor.”
RT, BBC’ye yaptığı açıklamada “2016 yılı aradı ve klişelerini geri istiyor” diyerek suçlamaları reddetti.
Devlet yayıncısı, “Hayatta üç şey kesindir: Vergiler, ölüm ve RT’nin ABD seçimlerine müdahalesi” diye ekledi.
Simonyan kimdir, nasıl yükseldi?
Simonyan, Rusya’nın Krasnodar bölgesinde Ermeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Akademik başarıları, ABD’deki prestijli bir değişim programında yer almasına yardımcı oldu ve 1995 yılında New Hampshire’a gitti.
Daha sonra Rusya’ya döndü ve televizyon muhabiri oldu.
2004 yılında Çeçen militanların Beslan’daki okul kuşatmasını haber yapmasıyla öne çıktı. Olay üç gün sonra 186’sı çocuk yüzlerce kişinin ölümüne yol açan kanlı devlet müdahalesiyle sona erdi.
Simonyan için bu, kariyerinde hızlı bir yükselişle sonuçlandı.
Kısa bir süre sonra, 25 yaşındayken uluslararası televizyon ağı Russia Today’i kurmak ve yönetmek üzere seçildi, daha sonra kanalın adı RT olarak değiştirildi.
Baş ideolog
Bundan itibaren yirmi yılı aşkın bir süre boyunca Batı’nın açıkça eleştirmeni, Putin’in de sadık destekçisi haline geldi. İlk günlerinden itibaren ABD’nin “Kremlin’in uluslararası propagandasının başlıca kanalı” olarak tanımladığı ağa başkanlık etti.
Ağın başkanlık seçimini bozmaya yönelik girişimlerde bulunduğu iddia edildi.
Yıllar geçtikçe hem Simonyan’ın hem de kanalın söylemleri sertleşti.
Rusya ve Batı arasında bozulan ilişkiler
2000’lerin sonlarında ve 2010’ların başlarında Rusya’nın Batı ile ilişkilerinin bozulmaya başladığı dönemlerde ağa, Kremlin yanlısı propaganda ve taraflı habercilik yapmak suçlamaları yöneltilmeye başlandı.
2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’nın doğusunun bazı bölgeleri işgal etmesinden sonra RT’nin söylemi hem Ukrayna’ya hem de Batı’ya karşı açıkça düşmanca bir hal aldı.
Batılı ülkeleri Ukrayna’nın Avrupa Birliği (AB) yanlısı Onur Devrimi’ni kışkırtmakla ve Rusya’yı zayıflatmaya, hatta yok etmeye çalışmakla suçladı.
Ancak Simonyan Rusya’nın sadece ülke dışına yönelik propagandasını yönetmiyor; aynı zamanda dahili iletişimiyle de yoğun bir şekilde ilgileniyor. Devletin propaganda makinesinin ayrılmaz bir parçası olarak, düzenli bir şekilde TV’de siyasi söyleşi programlarında yer alıyor.
Ukrayna’daki savaş ve sertleşen söylem
Tüm bunlardan sonra 2022’de Ukrayna’nın topyekûn işgali gerçekleşti.
İngiltere RT’yi yıllarca süren tehditlerden sonra nihayet yasakladı. Rusya’da birçok üst düzey gazeteci ve editör istifa etti. Savaşla ilgili fikir ayrılıkları nedeniyle kitlesel bir göç yaşanıyor gibi görünüyordu.
Simonyan eski meslektaşlarını ve savaşa karşı çıkan herkesi “gerçekte Rus olmamakla” suçladı.
Ukrayna savaşının en önemli casusluk hikayelerinin birinin yayınlanmasına kilit rol oynadı. Haberde Alman hava kuvvetleri subaylarının Ukrayna’ya verilebilecek uzun menzilli silahları ve bunların nasıl kullanılabileceğini tartıştığı bir kayıt sızdırılmıştı.
Kremlin’in, Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna bölgelerinde referandum yapılması ve “insanların kiminle kalmak istiyorlarsa onunla kalmalarına izin verilmesi ve bunun adil olduğu” yönündeki söylemini pekiştirdi.
Rus muhalefet üyelerinin “asılarak” icabına bakılması çağrısında bulundu ve “birliklerin Avrupa’nın içlerine gönderilmesini” önerdi.
Batı’ya karşı tutumu: ‘Sizi sevmiyoruz’
Margarita Simonyan’ın Batı’ya yönelik görüşlerini, Vladimir Putin’in büyük oranda rakipsiz girdiği bir seçimle beşinci dönemine hazırlandığı Mart ayında BBC’ye verdiği son röportajdaki yorumları oldukça iyi özetliyordu.
Putin’in ciddi bir rakibinin olup olmadığı sorulduğunda, “Ciddi bir rakibe ihtiyaç var mı? Neden? Çünkü biz sizin gibi değiliz” yanıtını verdi ve ekledi:
“Ve sizi gerçekten pek sevmiyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye‘de 3 yıllık görev süresi sonlanan ABD Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, ABD Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı videolu bir paylaşımla veda mesajı yayınladı. Flake videosunun sonunda ” Türkiye‘ye hizmet etmekten onur duydum, Hoşçakalın” ifadelerini kullandı. Flake görev süresi boyunca Türkiye‘deki icraatlarından bahsetti.
Flake, veda temalı beş dakikalık sosyal medya videosunda Türkiye ile NATO arasındaki ortaklığın bu süreçte güçlendiğini şu sözlerle ifade etti:
“En yüksek düzey politika diyaloğumuz olan ‘Stratejik Mekanizma’ ile F-16’ların satışı, Finlandiya ile İsveç’in NATO’ya katılımı gibi konularda kritik bir ilerleme sağlayarak meselelerin üstesinden geldik. Ukrayna’ya verdiğimiz ortak destek, son derece kritik bir rol oynadı. Küresel gıda güvenliğini güvence altına alan Karadeniz Tahıl Girişimi’nde üstlendiği rolden dolayı Türkiye’ye minnettarız. Türkiye ve diğer müttefiklerimiz sayesinde haksız yere Rusya’da alıkonulan insanların kısa bir süre önce evlerine dönmesini sağladık. Birlikte NATO İttifakı’nı güçlendirdik. Finlandiya ve İsveç’i yeni üyeler olarak NATO’ya kabul ettik. Amerikan ve Türk birliklerinin birlikte yürüttüğü çalışmalarla ortak tatbikatlar, eğitimler ve gemi ziyaretleri gerçekleştirdik. NATO’nun kuruluşunun 75’inci yıl dönümünü kutladık. NATO Zirvesi, 2026’da tam burada, Türkiye’de düzenlenecek. ABD ve Türkiye, ihtiyaç duyulan temel yardım malzemelerini temin ederek ve barışı savunarak dayanışma içimde hareket etmiştir. 6 Şubat 2023’te Türkiye’de yaşanan o yıkıcı depremi asla unutmayacağım. Depremin ardından gerçekleştirdiğimiz acil müdahale çalışmaları ve devam eden desteğimiz ortaklığımızın gücünü ve müttefikimiz Türkiye’ye olan bağlılığımızı ortaya koydu. Birlikte depremzedeleri kurtardık, yardım temin ettik, kurtulanlarla yemek yaptık. İnsanların hayatlarını, topluluklarını yeniden inşa etmelerine yardımcı olduk.”
ABD Ankara Büyükelçisi, 3 yıllık görev süresinin dolduğunu duyurduğu videoda şu noktalara işaret etti;
“Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte Gordion’da kazı gerçekleştirdik. Ankara’daki Roma Tiyatrosu’nu restore ettik ve çok sayıda önemli kültürel miras alanını koruduk. Değişim programlarındaki öğrenci sayısının artması beni çok mutlu etti. 20 yılı aşkın süredir devam eden Gençlik Değişim ve Öğrenim Programı’na bugüne kadar 700’den fazla Türk öğrenci katılım sağladı ve bu yıl 55 Türk lise öğrencisi tam burslu olarak ABD’de eğitim görecek. Trade Winds ve Dijital Diyalog gibi önemli girişimlerle iki ülke özel sektörünün ilişkilerini derinleştirmeye yönelik çabalarımız ekonomilerimizin büyümesini sağlamış ve her iki ülkede de işletmeler ve çalışanlar açısından fırsatlar ve iş imkanları yaratmıştır.
Hayatımda hiç bu kadar futbol, voleybol ve basketbol maçı izlememiştim. Gelecek nesillere ilham kaynağı olan muhteşem sporcularla tanışma imkanı buldum. Özellikle de Uluslararası Cesur Kadın Ödülü’ne aday gösterilen Eda Erdem’le. Avrupa turnuvalarında Türkiye için tezahürat yapmak, sporun ülkeler arasında esin kaynağı olduğu arkadaşlığa, dostluğa ve takım çalışmasına destek olmak çok hoşumuza gitti.
Yemekleri, deniz kenarındaki olağanüstü kentleri, Akdeniz’in, Ege’nin ve İstanbul Boğazı’nın sularında yüzmeyi, zengin tarihi, kültürü, UNESCO listesindeki alanları ve tabii ki hepsinden de önemlisi, bu muhteşem ülkenin insanlarını özleyeceğim. Buradan ayrılmak yuvamızı geride bırakıp gitmek gibi. Bu yüzden size ne kadar teşekkür etsem az. Türkiye’de görev yapmaktan onur duydum ve nereye gidersem gideyim yüreğimde taşıyacağım minnettarlık ve anılarla ayrılıyorum Türkiye’den. Hoşça kalın!”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı dün İstanbul’da yapıldı.
Toplantıya, 43 ülkeden 20 bakan, iletişim ve medya kuruluşlarının başkan ve üst yöneticilerinden oluşan yaklaşık 200 üst düzey temsilci katıldı.
Açılışını İİT Enformasyon Bakanları Dönem Başkanlığı görevini yürüten Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile İİT Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha’nın gerçekleştirdiği toplantıda, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana işgal ettiği Filistin topraklarında gazetecilere yönelik saldırıları ve dünya kamuoyuna yönelik dezenformasyon faaliyetleri ele alındı.
İİT tarihindeki sektörel bazda yapılan ilk olağanüstü toplantı olma niteliği taşıyan programın sonunda nihai bildiri açıklandı.
Bildiride, işgalci İsrail yönetiminin Filistin halkına yönelik devam eden askeri saldırıları ve 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde ve Kudüs-ü Şerif de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistinli sivillere yönelik sistematik baskı, katliam ve soykırım kınanarak, daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes çağrısında bulunuldu.
İsrail işgaline ilişkin sistematik olarak yürütülen yanlış bilgilendirme kampanyaları ile İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği vahşet ve soykırım niteliğindeki katliamları örtbas etmek amacıyla yanlış ve yanıltıcı bilgi ve sahte haberler yaymasının kınandığı bildiride, uluslararası topluma, işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapan medya mensuplarına karşı işledikleri suçlardan ötürü İsrail işgal güçlerini sorumlu tutacak acil bir soruşturma açma çağrısında bulunuldu.
Bildiride, 24 Şubat’ta İstanbul’da düzenlenen İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısına katılan ve hem İİT şartı hem de güçlü dini, insani ve tarihsel bağlarla birbirine bağlı olan İİT Üyesi Ülkelerin Enformasyon Bakanları’nın, 11 Kasım 2023 tarihinde Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde düzenlenen İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırılarına ilişkin İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi başta olmak üzere, Filistin meselesine ilişkin tüm İİT kararlarını yeniden onayladıkları belirtildi.
BM ve diğer uluslararası kuruluşların Filistin meselesi ile ilgili Filistin halkının kendi kaderini tayin etme, özgürlük ve ulusal bağımsızlık hakkını teyit eden tüm kararlarının hatırlatıldığı bildiride, 10 Aralık 2023’te BM Genel Kurulu’nun 10. Acil Özel Oturumu’nda kabul edilen “Sivillerin Korunması ve Yasal ve İnsani Yükümlülüklerin Yerine Getirilmesi” başlıklı “A/ES-10/L.27” sayılı kararını memnuniyetle karşıladıkları aktarıldı.
Bildiride, İsrail’in barbarca baskı ve saldırıları karşısında kardeş Filistin halkının devredilemez haklarını desteklemek ve başta Gazze Şeridi olmak üzere Filistin topraklarındaki Filistin halkının acılarını hafifletmek için çalışmaları arttırmak üzere her platformda seslerini duyurma konusundaki kararlılıklarını teyit ettikleri vurgulandı.
Soykırım niteliğindeki eylemlerden ve Soykırım Sözleşmesinin diğer ihlallerinden kaçınması için, UAD’nin 26 Ocak’ta işgalci İsrail yönetimi aleyhinde vermiş olduğu geçici tedbir kararının memnuniyetle karşılandığı belirtilen bildiride, Filistin halkının işgal altındaki topraklarının kurtarılması, başta kendi kaderini tayin etme hakkı olmak üzere tüm devredilemez haklarından yararlanması ve 4 Haziran 1967 sınırları çerçevesinde, başkenti Kudüs-ü Şerif olan bağımsız devletlerinde tam egemen olarak yaşaması için verdiği meşru mücadelenin desteklendiği ifade edildi.
Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde çözülmesinin bölgede sağlam, kapsamlı ve kalıcı barış ve güvenliğin sağlanması için tek yol olduğu vurgulanan bildiride, işgalci İsrail yönetiminin işgali meşrulaştırmak, Gazze Şeridi’nde barbarca yaptığı kitlesel zulümleri ve işlediği savaş suçlarını haklı göstermek için yürüttüğü dezenformasyon kampanyaları kınanarak, bunlara karşı uyarıda bulunuldu.
“Daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes” çağrısı
Bildiride, işgalci İsrail yönetiminin, bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların, gazetecilerin, sağlık çalışanlarının, akademisyenlerin ve insani yardım çalışanlarının katledilmesi dahil olmak üzere, Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan vahşet hakkındaki gerçeği, sistematik dezenformasyon kampanyaları yoluyla örtbas etmeye ve yalanlamaya çalışmasından endişe duyulduğu kaydedildi.
İşgalci İsrail yönetiminin, gazetecilerin öldürülmesi, tutuklanması ve sansüre uğratılmasının yanı sıra bu kişilerin aile bireylerinin öldürülmesinden ve hedef alınmasından da sorumlu tutulduğu bildiride, İsrail’in gazetecilere yönelik kasıtlı saldırılarında 120’den fazla kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin de yaralandığı ya da kaybolduğu hatırlatıldı.
Bildiride, işgalci İsrail yönetimi veya destekçileri tarafından yürütülen dezenformasyon kampanyalarına karşı direnç oluşturma çabalarının son derece önemli olduğu vurgulanırken, bilgi ortamının hakikati gizleyen ve uluslararası hukukun sistematik ve yaygın ihlallerini saptıran yanlış anlatılarla dolu olduğuna dikkati çekildi.
Özellikle Gazze Şeridi’ndeki zorlu koşullar altında Filistin’de görev yapan basın mensuplarının haklarını korumanın herkesin sorumluluğunda olduğu vurgulanan bildiride, şu ifadelere yer verildi:
“İşgalci İsrail yönetiminin Filistin halkına yönelik devam eden askeri saldırılarını ve 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde ve Kudüs-ü Şerif de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistinli sivillere yönelik sistematik baskı, katliam ve soykırımını kınar ve daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes çağrısında bulunuruz. İsrail işgaline ilişkin sistematik olarak yürütülen yanlış bilgilendirme kampanyaları ile İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği vahşeti ve soykırım niteliğindeki katliamları örtbas etmek amacıyla yanlış ve yanıltıcı bilgi ve sahte haberler yaymasını kınarız.
İsrail işgalinin Filistinli gazetecileri kasıtlı ve sistematik bir şekilde hedef almasını kınar ve bunun hakikatin sesi olanları susturma kampanyasının bir parçası olduğunu vurgularız. Barış ve güvenlik için tek yolun, başta başkenti Kudüs-ü Şerif olan Filistin Devleti’nin ulusal bağımsızlığı ve egemenliği olmak üzere, Filistin halkının devredilemez haklarının hayata geçirilmesinden geçtiğini yineleriz. Tüm ülkelere, Filistin-İsrail çatışmasının barışçıl çözümü ile bölgede barış ve güvenliğin desteklenmesi için bir ön koşul olarak, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız Filistin Devletini tanımaları çağrısında bulunuruz.”
“Uluslararası toplum, İsrail’i gazetecileri hedef alarak uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutmak için harekete geçmeli”
Bildiride, dezenformasyonla mücadele etmek üzere uluslararası düzeyde müşterek ve yakın bir şekilde çalışma konusunda ve Batı Şeria’daki yerleşimci terörü de dahil olmak üzere, Filistinli sivilleri hedef alan ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesini amaçlayan ayrım gözetmeyen saldırıları ifşa etmek üzere dayanışma ve birlik içinde hareket etme yönündeki ortak irade sergileme hususunda kararlı olunduğu ifade edildi.
İsrail’in sömürgeci işgalinin uluslararası tepkiyi en aza indirmek için gazetecileri sindirerek sahadaki yıkımı örtbas etmeye yönelik girişimlerine karşı koyma, bunları açığa çıkarma ve ayrıca Gazze Şeridi’nde işlenen savaş suçları ve soykırımı örtbas etme çabalarının başarıya ulaşmasını engelleme yönündeki ortak kararlılığın vurgulandığı bildiride, İsrail işgal güçlerinin, Uluslararası İnsancıl Hukuk ve gazetecilerin haklarını güvence altına alan, koruyan diğer uluslararası belgeler uyarınca gazetecilerin güvenliğini sağlamak için en temel adımları bile atma konusundaki isteksizliği kınandı.
Bildiride, uluslararası toplumun, Filistin topraklarında, özellikle de Gazze Şeridi’nde olup bitenleri bilme hakkına sahip olduğu vurgulanarak, uluslararası toplumun, işgalci güç İsrail’i gazetecileri hedef alarak uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutmak için derhal harekete geçmesi ve bölgede görev yapan tüm gazetecileri korumak için acilen adımlar atması gerektiğinin altı çizildi.
Uluslararası medya kuruluşlarına “İsrail’in insan hakları ihlallerini ifşa etmeleri” çağrısı
İşgalci güç İsrail’in, Gazze Şeridi’ndeki telekomünikasyon sistemini ve bakımdan sorumlu personeli hedef alması nedeniyle de kınandığı bildiride, şunlar kaydedildi:
“Tüm uluslararası haber ve medya kuruluşlarına, İsrail’in insan hakları ihlallerini ve gazetecileri hedef alan kampanyalarını ifşa etmeleri çağrısında bulunuruz. İİT Genel Sekreterliğinin, İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırısını ele almak için 11 Kasım 2023’te Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesinde alınan ve iki Genel Sekreterliğe, işgal güçlerinin Filistin halkına karşı işlediği tüm suçları belgelemek için iki medya gözlemevi ve İsrail’in yasa dışı ve insanlık dışı uygulamalarını ortaya çıkarmak üzere dijital medya platformları kurma yetkisi veren kararın 10 sayılı hüküm fıkrasının uygulanmasına yönelik çalışmalarını destekleriz. İİT Genel Sekreterliği Medya Gözlemevini, İİT medya kuruluşları ve üye devletlerin ilgili ulusal haber ajanslarıyla işbirliği içinde, İsrail işgalinin dezenformasyon, yanlış bilgilendirme, yalan haber ve savaş suçlarını uluslararası platformlarda ortaya çıkarmak ve bunlarla mücadele etmek amacıyla bir medya eylem planı hazırlamakla yetkilendiririz.”
Bildiride, İİT Medya Gözlemevinin, 11 Kasım 2023 tarihinde Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde öngörülen görevini gerçekleştirmek üzere bir medya çalıştayı düzenlemesi hususunda desteklendiği belirtildi.
İİT Medya Gözlemevinin, İsrail işgalinin sosyal medya ve yapay zeka araçları gibi dijital iletişim platformları aracılığıyla yürüttüğü dezenformasyon, yanlış bilgilendirme, yalan haber ve savaş suçları ile mücadele etmeye yönelik çalışmalarının desteklendiği aktarılan bildiride, “İsrail’in Filistinli sivillere karşı yaptığı ihlalleri ve işlediği suçları yayınlayan uluslararası medyaya karşı işgalci İsrail yönetimi tarafından ortaya atılan asılsız iddiaları ve 07 Ekim 2023’ten bu yana devam eden İsrail’in acımasız saldırılarına ilişkin gerçekleri çarpıtma ve yanlış aktarma girişimlerini kesin bir dille reddettiğimizi teyit ederiz. İsrail işgal güçlerinin, uluslararası hukukun ve Uluslararası İnsancıl Hukukun ağır bir ihlali olan, öldürme ve yaralama da dahil olmak üzere medya çalışanlarını kasıtlı ve sistematik olarak hedef almasını kınadığımızı teyit ederiz. Uluslararası topluma, işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapan medya mensuplarına karşı işledikleri suçlardan ötürü İsrail işgal güçlerini sorumlu tutacak acil bir soruşturma açma çağrısında bulunuruz.” denildi.
Bildiride, Türkiye Cumhuriyeti’ne sergilemiş oldukları cömert misafirperverlik, sıcak karşılama ile Olağanüstü Toplantı için yaptıkları kusursuz düzenlemeler için şükran ve takdirler ifade edilirken, İİT Genel Sekreterinin bu bildirinin uygulanmasını takip etmek ve Dışişleri Bakanları Konseyine bu konu ile ilgili bir rapor sunmak üzere yetkilendirildiği kaydedildi.
]]>YEE tarafından sivil bir inisiyatif anlayışı ile geliştirilerek uygulamaya konulan “Medya Buluşmaları” etkinliklerinin üçüncü serisi, “Bosna Hersek ve Sırbistan”, “Arnavutluk ve Romanya”nın ardından “Venezuela ve Meksika”da yapıldı.
Mexico City’de bir otelde gerçekleştirilen programda, Türk ve Meksikalı gazeteciler, iki ülkenin birbirini daha iyi tanıması ve yakınlaşması amacıyla fikirlerini sundu.
Etkinlikte, iki toplumun birbirlerini medya üzerinden yapılacak paylaşım ve yayınlar ile daha yakından tanıma ve anlamasının sağlanmasına yönelik geçmişten gelerek toplumları bir araya getiren ortak değerlerin ülke kamuoylarınca paylaşılmasına yönelik fikirler konuşuldu.
Medya Buluşmaları kapsamında kültürel alışverişin artırılması ve ortak projelerin geliştirilmesi, katılımcı medya profesyonelleri arasında işbirliği ağının oluşturulması ve sürdürülebilir bir iletişim platformunun kurulması kararı alındı.
Toplantıda, bilgi alışverişinin teşvik edilmesi ve YEE vasıtasıyla Meksika ve Türkiye’deki kurumların işbirliği yapması konusunda uzlaşıldı.
“Toplumlar medya aracılığıyla birbirini daha iyi tanıyacak ve anlayacak”
Programda konuşan YEE Kültürel Diplomasi Akademisi Koordinatörü Dr. Melih Barut, enstitünün ismini aldığı şair Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım. İşi kolay kılalım.” felsefesini sahada icra ettiğini söyledi.
Barut, sunumunda enstitünün çalışmalarına yönelik bilgiler aktarırken, Meksika ve Türk toplumunun birbirini tanımasının medya aracılığı ile olabileceğini kaydetti.
“Toplumlar medya aracılığıyla birbirini daha iyi tanıyacak ve anlayacak. Meksika ve Türkiye toplumlarının birbirlerini tanımaları, birbirlerini anlamaları için ne yapabiliriz, bunu arıyoruz ve sizlerle başaracağımıza inanıyoruz.” diyen Barut, Meksikalı ve Türk gazetecilere destekleri için teşekkür etti.
“Gönüller yapmaya geldik, felsefesi ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz”
YEE Meksika Koordinatörü Salih Gültekin, Meksika’da YEE’yi 2021’de kurduklarını ve Türk kültürünü tanıtmak için çalıştıklarını söyledi.
Programa ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını belirten Gültekin, “Enstitümüzün resim, müzik ve el sanatları, tarih ve kültür konferansları gibi pek çok faaliyeti var. Yunus Emre’nin felsefesi ile çalışıyoruz. ‘Gönüller yapmaya geldik’ felsefesi ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” dedi.
“Meksika’da Atatürk Kültür Merkezi kurmak istiyoruz”
Radyo Canon’un programcısı Federico La Mont ve Takvim gazetesi yazarı Ergün Diler programın “kıdemli gazeteciler” bölümünde açılış konuşması yaptı.
La Mont, Türkiye ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çok sevdiklerini, Türkiye ile Meksika’nın aynı seviyede olduğunu ve dostluklarının devam edeceğini söyledi.
“Meksika’da Atatürk Kültür Merkezi kurmak istiyoruz. Meksika, Endonezya, Türkiye, Avustralya, Güney Kore’nin dahil olduğu MİKTA Strateji Forumu’nda buluşuyoruz. Bu önemli bir forum, bir araya gelmemiz açısından kıymetli.” ifadelerini kullanan La Mont, Türkiye’yi daha yakından tanımak istediklerini söyledi.
Meksika’da 120 bin gazeteci olduğunu belirten La Mont, Türk gazetecilerin haziranda yapılacak ve büyük olasılıkla ilk kadın başkanın seçileceği devlet başkanlığı seçimlerini yakından takip etmelerini arzu ettiğini vurguladı.
” Edebiyat, sanat, mutfak ve pek çok alanda birbirimizi tanımalıyız”
Türk ve Meksikalı gazeteciler, medyanın kültürel yakınlaşmayı sağlamak için neler yapabileceğini konuştu.
Meksika Kanal 22 Editörü Jose Hernandez, Türk dizi endüstrisinin yükselişini takip ettiklerini ve Türk kültürünü tanımak için bu dizileri izlediklerini söyledi. Türkiye ile kültürel iletişime kıymet verdiklerini belirten Hernandez, “Edebiyat, sanat, mutfak ve pek çok alanda birbirimizi tanımalıyız.” dedi.
Meksikalı gazeteci Jeziret Gallardo, geçen yıl ney üflemeye başladığını ve Türk kültürünü yakından tanımak istediğini anlatarak, iki yıl önce Türkiye’yi ziyaret ettiğini ve çok sevdiğini kaydetti.
Gallardo, dizilerin Türkiye’yi tanımak için araç olduğunu ama kültürlerin buluşması için alternatif yollar aranması gerektiğinin de altını çizdi.
Meksikalı gazeteciler ortak yapımlara imza atılmasını istedi
Meksika’nın El Heraldo de gazetesi köşe yazarı Guadalupe Gonzales Chavez, Türkiye ile ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri devam ettiğini ve halı, kahve, sanat ve mimari alanda pek çok etkileşimin olduğunu söyledi.
“Osmanlı İmparatorluğu, Atatürk dönemi ve şimdi de bu kültürel diplomatik çalışmalarımızla üç dönemde ilişkilerimiz güçlü. Bunun dil ve iletişim alanında devamını sağlamalıyız. Dizilerde Türkiye zirvede. Meksika bu konuda geri kaldı. Bunun için ortak bir noktada buluşmalı. Tiyatro, sinema ve belgesellerde ortak yapımlara imza atmalıyız.” ifadelerini kullanan Chavez, tarih, dil ve kültür alanında etkileşim için medyanın çalışması gerektiğini vurguladı.
Toplantı sonrasında Meksikalı ve Türk gazeteciler arasında iletişimin devamı için iletişim ağı kurulurken, Meksika’daki YEE’de Meksikalı gazetecilere Türkçe kursu verilmesi kararlaştırıldı.
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Ankara’da düzenlenen “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” paneline katıldı. Panelde, İsrail’in Gazze’ye yönelik düzenlediği saldırılar ile soykırım suçları fotoğraf ve görüntülerle kanıtlandı.
“Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır”
İletişim Başkanı Altun, yaptığı konuşmada, Gazze’de apaçık bir soykırım işlendiğini söyledi. İsrail’in Gazze’de Roma Statüsü’nün suç olarak tanımladığı birçok ağır cürmü işlediğini belirten Altun, “Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır. İsrail sadece Gazze’de yaşayan insanları toplu bir şekilde katletmiyor; bölgenin manevi varlığını da yok etmek için kültürel bir soykırıma imza atıyor” diye konuştu.
“Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı”
İsrail’in Gazze’deki saldırıların tahribatına dikkat çeken Altun, şöyle konuştu:
“Saldırıların başlamasından bugüne kadar, Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı; 266 cami, 3 kilise ve 295 okul ise ağır hasar aldı. İsrail, kültürü, gelenek, görenekleri ve bütün hafızasıyla bir halkın varlığını külliyen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Son günlerde İsrail’in sözüm ona güvenli bölge diyerek insanları sürdüğü Refah bölgesine yönelik saldırıları yürüttüğü soykırım politikasının apaçık bir örneğidir.”
“Fosfor bombalarının kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili”
Gazze’de İsrail’in hukuku yok saydığını dile getiren Altun, “İsrail’in, ısrarlı ve sistematik bir şekilde sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alması insancıl hukukun apaçık bir ihlalidir. Yine çeşitli sözleşmelerle yasaklanan fosfor bombası gibi silahların da Gazze’de bilhassa sivil nüfus üzerinde yoğun bir şekilde kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili konumundadır” ifadelerini kullandı.
Bölgede gerçekleştirilen katliamların gizlemeye çalışıldığını vurgulayan Altun, Filistinlilere yönelik vahşetin ve barbarlığın İsrail tarafından yürütülen kapsamlı bir dezenformasyon politikası ile yürütüldüğünü anlattı.
İsrail’in dezenformatif içerik ve yalan haberlerle görünmez olmayı amaçladığını aktaran Altun, bölgedeki vahşiliklere, barbarlıklara ve soykırım girişimlerine karşı duyarsız kalınmaması gerektiğini dile getirdi.
İletişim Başkanlığının duyarsızlığa, unutkanlığa ve dezenformasyona karşı ilk günden itibaren teyakkuz halinde olduğunu ve çalıştığını belirten Altun, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya mümkündür’ şiarını esas alarak, hakikat bayrağını dalgalandırmayı en önemli misyonumuz olarak bildik ve bilmeye devam ediyoruz” kaydetti.
“Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti”
İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin İsrail’in yalanlarını tek tek tespit ve ifşa ettiğine işaret eden Altun, şunları kaydetti:
“Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti. Birincisi Gazze’deki el-Ehli Baptist Hastanesi’nin bombalanmasıyla ilgiliydi. İsrailli yetkililer, İsrailli medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcıları, ‘Saldırıyı İsrail değil Hamas yaptı’ yalanını orta attılar. Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, yaptığı çalışmada, söz konusu iddiayla beraber paylaşılan görüntülerin 2022 yılına ait olduğunu tespit etti. Yine merkezimiz ayrıca İsrail başbakanının eski dijital medya sorumlusu olan şahsın, İsrail ordusunun Gazze’de hastane bombaladığına ilişkin adeta zafer paylaşımı yaptığını, bir süre sonra bu paylaşımını silerek saldırının Hamas tarafından yapıldığına ilişkin ikinci bir paylaşım yaptığını ortaya çıkardı. Söz konusu İsrailli görevlinin tavrı İsrail’in dezenformasyonu nasıl sistemli şekilde kullandığını ortaya koyan örneklerden biridir.”
“Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda”
İsrail’in ifşalarından söz eden Altun, “İsrail, Gazze’de canlı insanların Hamas tarafından kefenlenerek ölü taklidi yaptırıldığını öne sürdü ve bunu uluslararası medya da işledi. Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda ve bunlar içinde de binlerce masum çocuk, kadın ve insanlar var ve hal böyleyken İsrailli yetkililer utanmadan böyle bir iddiayı ortaya attı. Peki doğrusu neydi? İddiaya konu görüntüler, geçtiğimiz yılın 19 Ağustos’ta sosyal medya platformlarında paylaşılan görüntülerdi. Görseller Malezya’da bir camide verilen cenaze işlemleri eğitimine aitti” açıklamalarında bulundu.
“Hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor”
İsrail’in ‘Gazze’de canlı insanlar kefenlenerek ölü taklidi yaptırılıyor’ iddiasını değerlendiren Altun, şunları kaydetti:
“Birincisi, İsrail’in hakikati çarpıtmakta sınır tanımaz olduğunu. İkincisi İsrail’in hakikat karşısında elinin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. İsrail, dezenformasyonu sistemli şekilde kullanarak hakikati katlettiği gibi bölgede, hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor onları da katlediyor.”
“130 gazeteci görevleri başında İsrail tarafından katledildi”
2023 yılında öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can verdiğine dikkat çeken Altun, “Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında gerçeği ve hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi. Bugün ne yazık ki Batı medyasının hatırı sayılır bir kısmı, İsrail’in yaptığı katliamları görünmez kılmaya çalışmak için yoğun çaba gösteriyor. Batılı medya organlarının birçoğunda yaşanan çatışmalar İsrail’in bakış açısı ile aktarılıyor. Gazze’de yaşanan trajedi ve soykırım gizlenmeye çalışılıyor” ifadelerine yer verdi.
“Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta”
Yaşanan trajediyi gizlemek ve İsrail’in yaptığı soykırımı örtbas etmek için söz konusu medya organlarının farklı strateji ve taktikler uyguladığına vurgu yapan Altun, “Bu tür medya organlarında, Filistin halkı küresel çapta ‘yabancı, ‘öteki’ ve ‘geri kalmış’ bir topluluk olarak lanse edilirken İsrailliler ise ‘ilerici’, ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir toplum olarak tasvir edilmektedir. İsraillilerin ölümleri İngilizce manşetlerde ‘cinayete kurban gitti’ şeklinde yer bulurken Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta ve katil gizlenmeye çalışılmakta” ifadesini kullandı. – ANKARA
]]>Mikail BIYIKLI / İSTANBUL, FATİH’te işlettiği çay ocağında bıçaklanarak öldürülen sosyal medyada “Diyarbakırlı Ramazan Hoca” olarak tanınan Ramazan Pişkin ile ilgili ailenin avukatı basın açıklaması yaptı.Avukat Ebubekir Esad Baş, “Sosyal medyada dosyanın kapatılmaya çalışıldığı şeklindeki söylemler gerçek dışıdır. Birden fazla emniyet birimi dosyaya müdahil olmuş ve kendi veri tabanlarında dosyayı incelemeye almıştır. Failin, müvekkilin ve ihtiyaç görülen kişilerin telefon HTS kayıtları ve export verileri, banka hesap hareketliliği dahil birçok veri incelemeye alınmıştır” dedi.
Sosyal medyada “Diyarbakırlı Ramazan Hoca” olarak tanınan Ramazan Pişkin’in 31 Ocak’ta öldürülmesine ilişkin ailenin avukatı Ebubekir Esad Baş beraberinde avukat Sefa Yıldız Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda basın açıklaması yaptı. Avukat Baş ve Yıldız’a Hodri Meydan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasret Yıldırım ile sevenlerini temsilen Muhammet Karakuş da eşlik etti.
“GİZLİLİK KARARI MAKULDÜR”
Avukat Ebubekir Esad Baş, Diyarbakırlı Ramazan Hoca olarak bilinen Ramazan Pişkin’in kendisinin işlettiği “Diyarbakırlı Ramazan Hocanın Yeri” isimli çay ocağında saat 13.40 sularında bıçaklanarak öldürüldüğünü, belirterek “Eylemi gerçekleşirdikten sonra fail hızlı adımlarla olay yerinden uzaklaşmıştır. İki dakika içerisinde ses ve gürültüleri duyan esnaf ambulansı çağırmış, müvekkil yakın bölgede bulunan Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmıştır. Tüm müdahalelere rağmen hastanede yaşamını yitiren müvekkil otopsi işlemleri neticesinde memleketi olan Diyarbakır’a gönderilerek Çiftehavuzlar Mezarlığı’na defnedilmiştir. Peşinen ifade edelim ki dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Eylemin gerçekleşmesinde suça iştirak eden, yardım eden yahut azmettiren kişi veya grupların ortaya çıkarılması ve soruşturmanın amacının tehlikeye düşmemesi adına verilen bu gizlilik kararı makuldür; olması gereken bir karardır. Sosyal medyada dosyanın kapatılmaya çalışıldığı şeklindeki söylemler gerçek dışıdır. Birden fazla emniyet birimi dosyaya müdahil olmuş ve kendi veri tabanlarında dosyayı incelemeye almıştır. Failin, müvekkilin ve ihtiyaç görülen kişilerin telefon HTS kayıtları ve export verileri, banka hesap hareketliliği dahil birçok veri incelemeye alınmıştır” dedi.
“ALGI VE SPEKÜLASYON İÇERİKLİ PAYLAŞIMLARA İTİBAR EDİLMEMELİDİR”
Tartışma ve ayrışmaya sebep olabilecek komplo teorilerinin Ramazan Pişkin’in ailesine ve sevenlerine zarar verdiğini söyleyen avukat Baş, “En önemlisi de yanlış ve eksik bilgilerle hareket eden medya unsurlarının ülke huzuruna, İslami camianın kardeşlik hukukuna halel getirebileceğini ifade ediyoruz. Ramazan Pişkin dosyası üzerinden kirli hesaplar yapanlar, konuyu istismar edenler, Müslüman grupları karalamak ve aralarında huzursuzluk çıkarmak amacındadırlar. Algı ve spekülasyon içerikli paylaşımlara itibar edilmemelidir” diye konuştu.
“CUMARTESİ TAZİYESİ OLACAK”
Olayın failinin ağır şekilde uyuşturucu madde bağımlısı olduğu, akıl sağlığının yerinde olduğunun sabit olduğunu vurgulayan Baş, “Azmettirenlerin olup olmadığı, failin bu eylemi neden gerçekleştirdiği bilgisi şu aşamada tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu nedenlerle Ramazan Pişkin dosyasını yakın takibe aldığımızı kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz. Burada Ramazan Pişkin’n sevenleriyle ve avukat Sefa Yıldız ile beraber yaptığımız basın açıklamasının kamuoyu nezdinde itibar göreceğini düşünüyorum. Türkiye’de bulunan birçok kesimin bu meseleyi tartışma konusu yapması, istismara varacak şekilde bilgi ve belge olmaksızın değerlendirmelerde bulunmasının şu aşamada doğru olmadığını değerlendiriyoruz. Ailesinin mağdur olmaması için bilgi alınacak mercii bellidir.” şeklinde konuştu. Avukat Ebubekir Esad Baş, “Cumartesi günü gün boyu Ramazan Pişkin’in kendi mekanında taziyesinin olacağını buradan halkımıza duyuruyoruz. Sevenlerinin ve ailesinin başısağolsun ” dedi.
]]>Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD), bugün 31. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında düzenlediği “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” paneli, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Panelde konuşmacı olarak; gazeteci Tolga Şardan, akademisyen Çağrı Kaderoğlu Bulut ve gazeteci Mustafa Mert Bildircin yer alırken panelin kolaylaştırıcılığını ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El yaptı.
Tolga Şardan panelde şunları kaydetti:
“Ben buraya biraz da konumum itibarıyla geldim, TCK 217’deki dezanformasyon yasasının yürürlüğe girmesinden sonra, haberciliğe ve gazeteciliğe yönelik mevcut iktidarın en önemli aparatlarından biri olan dezanformasyon yasası çerçevesinde benden önce de meslektaşlarımız adli soruşturmaya uğramışlardı. Kovuşturmalar da yürütülüyordu haklarında yani yargılamalar da devam ediyordu. Ancak ilk tutuklanan gazeteci ben oldum. Dolayısıyla sanki benim ayrı da bir konumum oldu, onun için bu akşam sizinle beraberiz.
Ben mesleğe başladığımda, tek parti hükümetinin sonlarıydı. Mesleki kariyerimin en önemli süreçlerini koalisyon hükümetleri döneminde geçirdim. Meslek büyüklerimiz daha önce tek parti hükümetlerinde gazetecilik yaptılar ama koalisyonlarda ben gazetecilik yaptığım için biraz zorlandığımı düşünmüştüm. Çünkü koalisyonda siyasi partiler birbirlerine zarar vermemek için, bilgiye ulaşımı çok daha zordu. Özellikle benim çalıştığım alanda, ben güvenlik üzerine çalışıyorum. Polis adliye muhabirliği yaptım, hala da onu devam ettiriyorum. Bilgiye ulaşmak kolaydı, fakat bilgiyi kullanmak zordu. Ben çok iyi niyetli olarak düşündüm ki belki tek parti iktidarında gazetecilik daha rahat olur, bürokratlar daha sağlam yere sırtlarını dayadıklarında daha rahat olabilirler, bilgiye ulaşmamız ve bilgiyi kullanmamız işlememiz daha kolay olabilir diye düşünmüştüm. Ben çok pembe düşünmüşüm. Dolayısıyla hele ki son dönemki 2010 yılında itibaren, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişten itibaren bunun maalesef çok kötü örneklerini yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz.
“ÇOK CİDDİ BİR BASKI SARMALI ALTINDA MESLEĞİ İDAME ETTİRİYORUZ.”
Son dönemde, bilgiye ulaşmada çok fazla sıkıntımız yok. Bilgiyi işleyip, haber haline getirip, üretime verdikten sonra okura iletim aşamasında çok büyük sıkıntılar var. Kimi mecralarda, içerik itibarıyla sıkıntı oluyor, kimi haberlerde kaynağı korumak çok önemli hale geliyor. Çünkü maalesef şu anki sistemde bilginin doğru mu yanlış mı ondan ziyade bu habere konu olan bilgilerin nereden çıktığı şeklinde geriye dönük yapılan araştırmalar, ister istemez haber kaynaklarında da endişeye neden oluyor. Kaynakları korumakta eskisine göre daha çok zorlandığımı görüyorum. Kaynağı koruduk cezaevine girdim. Kaynağı korumasaydım belki cezaevine girmeyecektim ama bu da bize meslekte öğretilen bir şey, kaynağı korumak önemli. Çok ciddi bir baskı sarmalı altında mesleği idame ettiriyoruz. Bu iş nasıl çözülür, belki siyasi iktidar geçen seneki seçimlerde değişmiş olsaydı biraz nefes alabilirdik.
“MUHALİF MEDYA, İKTİDAR MEDYASI DİYE BİR KAVRAM OLUŞTU. KENDİ MESLEKTAŞLARIMIZ ARASINDA DA BU KAVRAM YAVAŞ YAVAŞ BİR KUTUPLAŞMAYA DOĞRU GİDİYOR.”
Muhalif medya, iktidar medyası diye bir kavram oluştu. Kendi meslektaşlarımız arasında da bu kavram yavaş yavaş bir kutuplaşmaya doğru gidiyor. Daha önceki yıllarda özellikle bu kutuplaşmanın olmadığı yıllarda; arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, hangi yayın organında, hayata hangi açıdan bakan yayın organı olursa olsun, en azından bir birliktelik sergiliyorlardı. Sergiliyorduk. Haber kaynaklarıyla ya da habere erişim konusunda bir sıkıntı olduğu zaman birlikte bir direnç gösterebiliyorduk. Maalesef şimdi öyle bir şey kalmadı. Sahiplik ve idare anlamında muhalif medya ya da iktidar yakın medya çerçevesine biz kendi meslektaşlarımız da sokmuş durumdayız. Bu mesleğimiz için en önemli erozyonlardan bir tanesi.
Bugün gelinen noktada, iktidarın alternatif medya diye tanımladığı haber mecraları neredeyse artık ana akım haline geldi. Eskiden ana akım içinde yer alan yayın organlarının büyük bölümünün artık saf dışı olduğunu veya çok dikkate alınmadığını, eskisi kadar itibarlı olmadıklarını görüyoruz. Bu durum muhalif medya anlamına gelen meslektaşlarımızın önünü açmak için bir fırsat olabilir ama biz muhalif ya da iktidar yandaşı gibi görünmekten ziyade gazeteciler olarak bir arada durmak gerektiğini düşünüyorum. Mesleği erozyonunu anca bu şekilde önleyebileceğiz.
Haberde adalet ya da adaletli haber bu artık bir çelişki haline dönüştü. Daha önceki yıllarda habere ulaştığımızda, bilgiye ulaştığımızda mutlaka bunu gazeteciliğin kuralı olarak en az iki kaynaktan ya da üç kaynaktan teyit ettirmek gibi zorunluluk olmasa da bir meslek teamülü vardı. Fakat şimdi ulaşılan bilgiler çok kritik ya da kaynaklara ulaşamıyorsunuz. Bazen onun riskini de haberci olarak üzerimize alıyoruz. Evet bu işin doğasında var ama bilgiye ulaştıktan sonra bunu teyidini almak açısından da kamu kurumlarıyla olan ilişkilerde ya da oradan geri dönüşlerde yeterli sağlıklı cevabın da alındığını düşünmüyorum. Bu da bizim için bir handikap, haberde adalet şu an artık en konuşulmaması gereken noktaya geldi çünkü ne adaletli haber var ne de haberde adalet unsurunu biz doğrudan yansıtabiliyoruz. Kamuoyunu bilgilendirmekten ziyade algı sistemi üzerine hareket edilmesi, bu şekilde habercilik tarzının uygulanması, bizim haberlerimizde de ne kadar adil olduğumuzu tartışmaya açıyor ki bence bu da çok doğru bir durum.
Bu noktada akademinin desteği gerekiyor, bizim meslek kurumlarımızın kuruluşlarımızın bu noktada biraz daha çalışması gerekiyor. Biraz daha bu etik ya da habercilik içindeki bu adalet sistemi üzerinde biraz kafa yormamız gerekiyor, çünkü bu mesleğin devamını sağlayacak genç kardeşlerimiz var. Genç kardeşlerimize de bir zemin oluşturmak açısından, çalışma alanı açmak açısından bizim bunu yapmamız gerekiyor.”
Gazeteci Mustafa Mert Bildircin:
“2023 YILINDA TAM 479 LAİKLİK İHLALİ YAŞANMIŞ TÜRKİYE’DE”
“2023 yılında tam 479 laiklik ihlali yaşanmış Türkiye’de, bizzat iktidar ve kamu kurumları tarafından. Bugün de en az 1 kere iktidar tarafından laikliğin hedef alındığını gösteriyor. Alan körlüğü diye bir tanım var. Bir süre sonra bunları yazarken belki bir şey ifade etmiyor, yazıp geçiyoruz ancak hafızalarda taze bir örnek var: ÇEDES Projesi. ÇEDES Projesi’nin üzerinde yeterince durulmadığını düşünüyorum. Aslında ilk imzalandığında Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet ve Aile Bakanlığı arasında bir taslak program gönderdiler gazetecilere ve aslında açık kaynaklardan da bakılabilir bir programdı bu. Programa göre 120 madde vardı ÇEDES Projesi kapsamında uygulanması planlanan. Bir çevre projesi olarak lanse edildi ancak bu 120 maddenin 100’ü şöyleydi: Çocukların camiye götürülmesi, imamların çocukların ev ödevlerine yardım etmesi, çocukların hafta sonları Kur-an kurslarına taşınması gibi.
“GAZETECİ HABERİ YAZDIKTAN SONRA KAMUOYUNDAN TEPKİ BEKLİYOR”
Bunu benimle birlikte birçok meslektaşım haberleştirdi. Ancak kamuoyu yeterince tepki göstermemiş olacak ki bugün yeni bir uygulamaya daha imza atılabildi bu proje kapsamında. Diyanet görevlileri velilerin talep etmesi durumunda evlere giderek çocuklarla birlikte oyun oynayıp, çocukların ödevini yapacak. Buradan bakınca çok anlamsız bir proje, bununla ne amaçlanıyor olabilir, bunu net şekilde ortaya koyamıyorlar. Sorduğunuz zaman size cevap vermedikleri gibi bir de sizi din düşmanı ilan ediyorlar. Bu haberler kamuoyu yararı için yazılıyor. Haliyle bir gazeteci de bu haberi yazdıktan sonra kamuoyundan tepki bekliyor.
“EĞİTİMDE TEK BİR TAŞ YERİNDEN OYNATILSA DAHİ BİR DOMİNO ETKİSİYLE BİR NESİL BUNDAN ETKİLENİYOR”
Laiklik ihlalleriyle ilgili yapılan 479 haberin ne yazık ki büyük bir bölümü eğitim alanındaki laiklik ihlalleri. Elbette yargıda ya da toplumdaki en temel alanlarda laiklik ihlal ediliyor, cumhuriyet hedef alınıyor bizzat iktidar ve kullandığı aparatlar tarafından ancak eğitimin bu anlamda en önemli alan olduğunu düşünüyorum çünkü eğitimde tek bir taş yerinden oynatılsa dahi bir domino etkisiyle bir nesil bundan etkileniyor. Dolayısıyla bu haberler yapılırken okuyup geçiyoruz, belki oturduğumuz yerden tepki veriyoruz ancak daha ciddi bir tepki verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Çağrı Kaderoğlu Bulut ise şöyle konuştu:
“Gazetecilerle ilgili tabii ki çok faza sorun ama üç önemli kategori bulmak mümkün bununla ilgili, ilki gazetecilerin çalışma koşulları. Çalışma koşullarıyla ilgili duruma baktığımızda; çok şaşırtıcı olmayacak bir şekilde oldukça düşük ücretlerde çalışıyorlar. Fakat asıl şaşırıcı kısmı şu, ortalamanın altında ücretlerle çalışıyor gazetecilerin çok büyük bir kesimi ama yüzde 70’inden fazlası asgari ücret düzeyinde ya da asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalışıyor. Bu bence en çarpıcı olan şey çünkü bu kadar düşük ücretlerle çalışan, bu kadar da güvencesizleşmiş bir alanda çalışan gazetecilerin, fikir ve ifade özgürlükleri konusunda, kırılgan olmamaları, iradelerini, yeri geldiğinde dirençlerini gösterebilmeleri konusunda bu zaten en büyük nesnel engellerden birisi maalesef karşımıza çıkıyor.
“HER 10 GAZETECİDEN SADECE 4’Ü KENDİ İŞ SİGORTASINDAN SİGORTALANABİLİYOR.”
Bir diğeri bu kadar düşük ücretlere paralel olarak inanılmaz uzun saatlerde çalıştırılıyorlar. Şu anda yaklaşık 9-12 saat arasındaki çalışma süreleri gazetecilikte yerleşmiş durumda. Normalde 8 saatle sınırlı yasal çalışma süresi ama gazeteciler artık 9-12 saatler arasında çalışıyorlar. Çok önemli bir bölümü sigortasız çalışıyor. Önemli bir bölümü de basın iş sigortası kapsamının dışında çalışıyor. 212 ile çalışanlar yalnızca gazetecilerin yüzde 40’ı 42’si gibi bir oran. Her 10 gazeteciden sadece 4’ü kendi iş sigortasından sigortalanabiliyor.
Eskiden gazetecilik daha kurumsal formlarla icra edilirdi. Belirli gazetecilik kurumlarında yapılırdı. Geldiğimiz noktada hem bu siyasal iktidarın merkez medyayı dağıtması hem de bu teknolojilerin yeni kanallar açmasıyla birlikte, gazeteciler bugün artık kurumlardan çok daha fazla şekilde yeni medya mecralarından haber yapıyorlar. Fakat bundan da daha ilerisi var gazeteciler kendi portallarını kurmaya başlıyorlar. Bir adım daha ilerisi var gazeteciler tek başlarına sosyal medyada habercilik yapmaya çalışıyorlar. Bu süreç hem mesleğin kodlarının, kurallarının, dayanıklılığının korunması için oldukça yıpratıcı, hem de bir gazetecilik kültürünün yeniden üretilmesi ve aktarılabilmesi için oldukça pürüzlü, üzerine çok düşünülmesi gereken bir alan.
“İKTİDARIN ARTIK MEDYAYA NÜFUZ ETME AŞAMALARI GÜN GEÇTİKÇE DERİNLEŞİYOR.”
Şu anda iktidar yalnızca medyanın içeriğini dönüştürmüyor. Medyanın kurumsal yapısını da dönüştürmekle kalmıyor, medyanın doğrudan bürolarını dönüştürüyor. Örneğin bugün havuz medyası olarak bildiğimiz kurumlarda, eskiden kurum ne kadar havuz medyası olursa olsun orada çalışan emekçi, mesleğine inançlı gazeteciler bulmak mümkündü. Ama özellikle son yıllarda taşradan getirdikleri elemanlarla bürolarda yeni yeni gazeteciler ektiklerini görmek mümkün. Gelenlerin çoğu tahmin edebileceğiniz gibi gazeteci değil. Yerel taşra ağlarıyla, yerel teşkilat bağlarıyla gelip yaygın bir havuz medyasının Ankara bürosuna gazeteci olarak kondurulabiliyorlar. Dolayısıyla iktidarın artık medyaya nüfuz etme aşamaları gün geçtikçe derinleşiyor.
“GAZETECİLER ‘YAPACAĞIM HABER ZATEN SANSÜRE UĞRAR’ DÜŞÜNCESİYLE HABERİ YAPMAKTAN VAZGEÇTİĞİNİ SÖYLÜYOR.”
Bu kadar baskıya, bu kadar sistematik bir dönüştürme stratejisine bağlı olarak; sansür ve otosansür mekanizmalarının oldukça artmış olması. Sansür zaten özellikle bizimki gibi bir ülkede çok yadırgayacağımız bir şey maalesef değildi. Ama bugün hiç olmadığı kadar artmış durumda, kaynaklara ulaşmaktan, kaynaklarınızın size bilgi vermesinden, o bilgiye teyit etmenizden, onları yayınlamanıza kadar hemen her aşamada doğrudan ya da dolaylı açık ya da örtük sansür ve otosansür süreci maalesef işliyor. Her 4 gazeteciden 3’ü mesleğini özgürce yapamadığını söylüyor, yarısından daha fazlası da ‘yapacağım haber zaten sansüre uğrar’ düşüncesiyle haberi yapmaktan vazgeçtiğini söylüyor. Gazeteciler için oldukça yıpratıcı bir süreç. Mesleki deformasyonu mesleki saygınlığı zedeleyen bir süreç olarak yaşanıyor. Dezanformasyon yasası gibi formal hukuki süreçler gazetecilerin sınırlarını kısıtlamakta ve sıkmakta çok kullanılıyor.
Mesleğin değersizleşmesini getiren bir diğer unsur; medyanın çoğunda haber yok. Gazeteci mesleğini yapamadıkça, gazetecilik faaliyeti yalnızca bir aktarım işine dönüşüyor. O aktarımın dahi gazeteci tarafından üretilmesine izin verilmeyen bir çağda yaşıyoruz. Bakanlıkların, İletişim Başkanlığı’nın, haber toplamak istediğiniz bütün siyasal kurumların, basın birimlerinden çoğunlukla size gönderilen ve dışına çıktığınızda çoğu zamanda ‘hayırdır, bu neden böyle oldu’ diye sorgulanan bir süreci yaşıyoruz.
Gündelik hayatları da oldukça sıkışık, önemli bir kısmı memleketin tümü gibi borçlular. Çok düşük ücretlerle çok ağır koşullarda çalıştıklarını düşünürsek borçlanma şaşırtıcı değil. Ama bu borçlanmanın ve bu sıkışık koşullarda yaşamanın şöyle bir mesleki etkisi oluyor. Gazetecilerin kendilerini yeniden üretmeleri için, kendilerini geliştirebilmeleri için, mesleğin gerektirdiği entelektüel, politik, toplumsal donanımı yeniden edinebilmeleri için yaptıkları işi yeniden anlamlı kılabilmek için gereken zamanları da yok, paraları da yok, imkanları da yok, politik olarak destekleri de yok.
Yine de gazetecilerin çoğu imkanları olsa bu mesleği yapmaya devam edeceklerini söylediler. Örgütlülüğün olmadığı yerde gazeteciler ya bireysel kahramanlara dönüşebiliyorlar ve çok büyük bedeller ödüyorlar. ya da çok kırılgan her şeye boyun eğmek zorunda kalan dolayısıyla ne kendine, ne mesleğine, ne toplumuna saygısı kalan meslektaşlara maalesef dönüşüyorlar. İkisine de düşmeden kurtuluş yok tek başına şiyarını yeniden hatırlayarak, şöyle bitirmek istiyorum. Cumhuriyet’in 100. yılındayız, Cumhuriyet olmadan laiklik olmaz, laiklik olmadan cumhuriyet olmaz. Bu mekanizmayı sağlayacak laiklik ve cumhuriyet arasındaki yurttaşlık mekanizmasını kuracak şey gazeteciliğin kendisi.”
]]>Yeni Şafak gazetesinin kuruluşunun 30’uncu yılı dolayısıyla Rami Kütüphanesi’nde düzenlenen “Türkiye’nin Birikimi 30 Yaşında” programında konuşan Altun, gazetenin, hakkaniyetli haber ve gazetecilik anlayışıyla Türk basın tarihinde müstesna bir yere sahip olduğunu söyledi.
Altun, Yeni Şafak gazetesinin yayın hayatına başlar başlamaz jenerasyonları için gerçekten müstesna bir yere sahip bulunduğunu, siyasi perspektif kazanmalarına ve entelektüel zenginlik elde etmelerine katkı sunan önemli bir mecra olduğunu ifade etti.
Gazetenin yaptığı haberlerle gizlenmek isteneni, üstü örtüleni, gösterilmek istenmeyeni, hakikatleri görünür kıldığını söyleyen Altun, sesi kısılan, ötekileştirilen, itilen mazlumun, mağdurun sesi olduğunu kaydetti.
Altun, dönemi itibarıyla gazetenin hem eleştirel bir çizgide yayın yaptığını hem de milli bir duruş sergilediğini anlattı.
Yeni Şafak’ın köşe ve yorum yazılarıyla da entelektüel birikimlerine hatırı sayılır katkılarda bulunduğunu ifade eden Altun, bu yazıların sadece aktüel, yerel olanı değil bölgesel, küresel ve tarihsel olanı ele alan, muhatabına, okurlarına perspektif kazandıran yazılar olduğunu dile getirdi.
Altun, birçok değerli ismin Yeni Şafak gazetesinde Türkiye’nin meselelerini ele aldığını, okurlarına istikamet verdiğini belirtti.
Gazetenin eski genel yayın yönetmenlerinden Akif Emre’yi anan Altun, üniversiteyi bitirdikten sonra kitap yayıncılığına başladığında Emre’nin İzler ve Küreselliğin Fay Hattı isimli iki eserinin editörlüğünü yapma imkanına eriştiğini, bu eserlerin de Emre’nin gazetede yazdığı yazılardan derlendiğini anımsattı.
Altun, Yeni Şafak’ın gazetecilik, habercilik, ve düşünce okulu olduğunu ifade etti.
Gazetenin “Türkiye’nin Önü Aydınlık” manşetiyle yayın hayatına başladığını hatırlatan Altun, “Bugün bu cümleyi kurmak kolay. Hepimiz Türkiye’nin önünün aydınlık olduğuna çok güçlü bir şekilde inanıyoruz hamdolsun. Fakat Yeni Şafak gazetesi bu manşeti zor, karanlık günlerde attı, ‘Türkiye’nin önü aydınlık.’ dedi. Nitekim bu manşetten bir süre sonra Türkiye, 28 Şubat sürecini, zulmünü yaşadı. 28 Şubat sadece milletin değerlerini hedef alan bir saldırı da değildi, esas itibarıyla toplumun yerli ve milli kesimlerini tarih dışına itmeye yönelik kirli bir operasyonun, siyasal mühendislik projesinin de adıydı. Türkiye’yi Batılı sömürü düzeninin ve Batıcı bağımlılık sisteminin bir parçası haline dönüştürmeye, daha doğrusu onu geri döndürülemez şekilde bu bağımlılık düzeninin ve sisteminin bir unsuru yapmaya yönelik bir darbe girişimiydi. Amaç, Türkiye’yi içe kapatmak ve ilelebet kendi çelişkileriyle malul bir halde onu sıkıştırmaktı.” diye konuştu.
Altun, bin yıl süreceği söylenen bu fetret devrinde Türkiye’nin kültürel, siyasal ve toplumsal hatlarının yeni baştan düzenlenmeye çalışıldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Hatırlayın, bazı gazete yöneticilerinin, köşe yazarlarının adeta aynı merkezden işaret almış gibi benzer argümanlarla bu ülkenin çocuklarına nasıl saldırdıklarını gördük, izledik. O yıllarda ‘militan gazetecilerin’, sözüm ona gazetecilerin zafer sarhoşluğu içinde hareket ettiklerini ve dönemin gazete manşetlerini, köşe yazılarını nasıl kötücül bir şekilde şekillendirdiklerini gördük. Herkesin sus pus olduğu bu dönemde bütün baskı ve politikalara rağmen Yeni Şafak gazetesi susmadı. O nedenle Yeni Şafak gazetesini bugün büyük bir şerefle anıyoruz. O gün orada gerçeklerin ve hakikatin gür sesi olmayı tercih ederek, tarihin doğru yerinde durdu. Böylesi bir ortamda ‘Türkiye’nin Önü Aydınlık’ manşetiyle yayın hayatına başladı ve dahası darbe ortamına rağmen haktan, hakikatten ve milli iradeden yana durdu. Böylelikle bu ülkeye, bu topraklara, bu vatanın evlatlarına inanarak ve güvenerek hareket etti.”
O günlerden sonra umudu, “Türkiye’nin önü aydınlık” sözünü haklı çıkaran gelişmeler olduğunu ifade eden Altun, “Hamdolsun ki devreye sokulmaya çalışılan tüm siyasi ve toplumsal mühendislik çabaları akim kaldı ve 2002 yılından itibaren Türkiye yeni bir döneme girdi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı ve dirayetli liderliği ve milletimizin ferasetiyle ülkemizin önüne konulmak istenen bariyerleri yerle bir etti ve Türkiye o dönemden bu döneme bir şahlanış dönemine girdi. Sanayide, dış politikada, savunmada, iletişim ve medya alanında, birçok alanda bugün 30 yıl öncesiyle mukayese edilemeyecek bir Türkiye var karşımızda.” ifadelerini kullandı.
Altun, günümüz Türkiye’sinin artık üniversite kapılarından kovulan başörtülü öğrencilerin olmadığı, kılık-kıyafeti, dini inancı ne olursa olsun özgürce eğitim almanın ve aynı zamanda da eğitim vermenin mümkün olduğu bir Türkiye olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Günümüz Türkiye’si, demokratik iradesine cuntacılar tarafından balans ayarı yapılamayan, iç ve dış birtakım mihraklarla işbirliği halinde darbe yapmak isteyenlerin bizatihi milletimiz tarafından derdest edildiği bir Türkiye’dir. Günümüz Türkiye’si, dünyanın neresinde olursa olsun, mazlum ve mağdurun yanında olmayı en önemli insani, tarihi ve vicdani vazifesi telakki eden bir Türkiye’dir. Günümüzün Türkiye’si sadece kendi sınırlarında değil, bölgesel ve küresel düzlemde oyun kurucu, kendi aleyhine oluşturulmaya çalışılan oyunları bozan ve sorunların, krizlerin çözümünde aktif rol alan bir Türkiye’dir. Bugünün Türkiye’si şanla, şerefle kutladığı yüzüncü yılında bir kısım çevrelerin hayal bile edemediği bilimsel başarılara imza atan, uzay yolculuğunu başlatan bir Türkiye’dir.”
Bugün Türkiye’de siyasal alanda yaşanan çoğulculukla birlikte medya alanında da çoğulculuğun yaşandığını gördüklerini kaydeden Altun, “Türkiye’de ne yazık ki yıllar yılı Batıcı elitler nasıl ki toplumun büyük bir kesimini siyasal alandan, kamusal alandan kovmaya çalıştılarsa medya alanından da kovmaya çalıştılar. Medya, bu yönüyle Batılı ideolojinin ve hayat nizamının bir endoktrinasyon aygıtına dönüştü adeta. Tepeden inmeci modernleşmenin bir aracı olarak kurumsallaştı. Ne var ki Türkiye özgürleştikçe, demokratik alan genişledikçe, toplumun farklı kesimleri de kamusal alanda görünür hale geldi. Böylelikle medya alanı da çeşitlendi, güçlendi, genişledi.” diye konuştu.
“Türkiye yeni medya araçları üzerinden devşirilen hibrit tehditlere en fazla maruz kalan ülke konumundadır”
Altun, Necip Fazıl’ın “Türkiye’nin bir buçuk asırdır beklediği gerçek ruh ve kültür ihtilali, önce Babıali’nin millileştirilmesi, ahlakileştirilmesi ve temel görüşe oturtulmasıyla mümkündür.” sözlerini anımsatarak, şöyle konuştu:
“Gerçekten de basın, medya ve iletişim alanında yaşanan millileşme 2002 sonrasında kendisine kurumsal bir karşılık bulabilmiştir. Elbette nasıl ki bir dönem Büyük Doğu gibi yayınlar zorlu dönemlerde varlık göstererek bir değer ve fikir aktarımına imkan tanıdıysa aynı şekilde 1990’ların çetin koşullarında da Yeni Şafak bu değer zincirini başarıyla temsil etmiştir. Bu gayretler olmasaydı biz bugünün medya ekosisteminde nefes alıp veremezdik. Bu gayretler olmasaydı medyada hala Batıcı tahakküm arzıendam etmeye ve milletimizi Batılı sömürge düzeninin beklentileri doğrultusunda büyük bir rahatlıkla manipüle etmeye devam edecekti. Hamdolsun ki bu rahatlığa sahip değiller. Fakat bu demek değil ki rahat duruyorlar. Geleneksel medya araçlarıyla elde edemedikleri ne varsa bunları yeni medya düzeniyle dijital medya araçlarıyla elde etmeye çalışıyorlar. Türkiye’ye karşı hibrit tehditler aracılığıyla, yeni medya yol ve yöntemleriyle bir yıpratma savaşı yürütüyorlar. Türkiye bugün bütün dünyada yeni medya araçları üzerinden devşirilen hibrit tehditlere en fazla maruz kalan ülke konumundadır. Oxford Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların yaptığı somut araştırmalarda Türkiye bugün dünyada en çok dezenformasyona maruz kalan ülke olarak tasnif edilmektedir.”
Altun, bunun arkasında iktidar mücadelesi olduğunu vurgulayarak, “Bunun arkasında, açık ve net bir şekilde ifade etmemiz gerekirki bir küresel, siyasal mühendislik projesi var. Nedir bu? Türkiye’yi yeniden Batıcı bağımlılık düzeninin bir unsuru haline getirmek. Yeniden Batılı sömürge düzeninin izinde giden, bağımlı bir aktöre dönüştürmek ve onu iddialarından vazgeçirmek.” diye konuştu.
Türkiye’nin son 10 yılda bu bağlamda birçok melez saldırı ve darbeye maruz kaldığını kaydeden Altun, “Gezi kalkışmasından darbe görünümlü 15 Temmuz işgal girişimine, ekonomik ataklardan terör saldırılarına kadar birçok saldırıyla Türkiye karşı karşıya kaldı. Şimdi buna sistematik dezenformasyon saldırıları eklenmiş durumda. Tam da bu nedenle biz gayretimizin önemli bir bölümünü dezenformasyonla mücadeleye ayırıyoruz. Bu sistematik dezenformasyonlar sadece medya ve iletişim alanıyla, basın sektörüyle sınırlı bir mesele de değildir. Daha geniş bir alanda siyasi ve stratejik bir zeminde karşımıza çıkan bir tehditten bahsediyoruz. Bu nedenle biz, dezenformasyonla mücadele etmeyi bir ulusal güvenlik meselesi olarak telakki ediyoruz. Bu mücadeleyi de sadece ulusal bir mücadele olarak değil, küresel bir mücadele olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in zulümlerine eşlik eden dezenformasyon kampanyalarına da tam da bu gerekçeyle karşı çıktıklarını ifade eden Altun, İsrail’in dezenformasyon saldırılarını böylelikle sadece Türkiye içinde değil, bütün dünyada bertaraf ettiklerini, bunun için yoğun gayret sarf ettiklerini anlattı.
Altun, dezenformasyonla mücadele noktasında Yeni Şafak gibi güçlü, kurumsal, geleneksel medya kuruluşlarının gayretine çok önem verdiklerine dikkati çekerek, “Zira bizler ortak bir mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin adı kelimenin tam anlamıyla hakikat mücadelesidir. Zira bugün ziyadesiyle muhtaç olduğumuz temel değer hakikattir. Yalanın sıradanlaştığı, artık hakikatin önemsizleştirilmek istendiği bu dönemde hakikat için verilen mücadele en şerefli mücadeledir. Bu hakikat mücadelesinde doğru haberin, doğru yöntemlerle ve hızla ortaya çıkarılması, gazeteciliğin bir meslek olarak uluslararası alanda savunulması son derece önemli, stratejik, hayati bir unsurdur.” diye konuştu.
Yeni Şafak’ın bu anlamda analog dönemde ortaya koyduğu başarıyı dijital dönemde de sergilemesinin çok önemli olduğunu söyleyen Altun, bu yöndeki gayretleri için gazeteye teşekkür etti.
“Yeni meydan okumalarla karşı karşıyayız”
Altun, bu alanın sürekli geliştiğini ve bu alanda sürekli yeni hibrit tehditlerle karşı karşıya kaldıklarını dile getirerek, “Özellikle yapay zeka teknolojileri sonrasında yeni meydan okumalarla karşı karşıyayız. Yapay zeka alanını yönetmek bu anlamda son derece önemli bir husus. Bugün Türkiye’deki köklü medya kuruluşlarının bir diğer meydan okuması da uluslararasılaşma meselesidir. Yeni Şafak’ın bu yöndeki güçlü gayretlerinin de farkındayız. Bunun için de kendilerini tebrik ediyoruz. Zira artık Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir uluslararası adalet mücadelesi veriyor ve bu mücadelede gerçekten medyamızın desteği çok ama çok önemli.” dedi.
Türkiye’nin uzun yıllar vesayete karşı bir demokratikleşme mücadelesi verdiğini kaydeden Altun, bu mücadelede Yeni Şafak’ın doğru yerde durduğunu, mücadeleyi desteklediğini söyledi.
-“Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür’ mottosuyla ifade ettiği mücadele, uluslararası alanda etkili sonuçlar doğuracak bir mücadeledir”
Altun, gelinen noktada Türkiye’nin uluslararası alanda adalet mücadelesine öncülük ettiğini dile getirerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür.’ mottosuyla ifade ettiği bu mücadele, önümüzdeki dönemde, uluslararası alanda son derece etkili sonuçlar doğuracak bir mücadeledir. Biz buna inanıyoruz ve medyamız bu noktada Yeni Şafak gazetesi de dahil olmak üzere yerli ve milli medyamız, Türkiye’nin uluslararası adalet mücadelesine destek verecek şekilde uluslararasılaştırma kabiliyeti geliştirmesi gereken yapılardır. Biz, dezenformasyon rejiminin el birliğiyle, sizlerle, hep birlikte gayret ederek hakikatin yerini almasına müsaade etmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de gazetelerin Tanzimat’tan bu yana yayın hayatlarına devam ettiğini, bu 200 yıllık süre zarfında kimi yayınların eskidiğini, tarih olduğunu, kiminin yaptıkları yayınlarla tarihe geçtiğini belirten Altun, Yeni Şafak’ın 30 yıllık birikimiyle tarihe geçtiğini, önemli işlere imza attığını sözlerine ekledi.
]]>“Ülkemizi daha güçlü ve kutlu bir geleceğe taşıma gayreti içerisindeyiz”
TRT Akademi tanıtım programı gerçekleştirildi
İSTANBUL – Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı saldırılarıyla Filistin’de son yılların en büyük zulmü en büyük vahşeti yaşanıyor. Bir soykırım yaşanıyor. Bir halk haksız bir şekilde yerlerinden yurtlarından edilmeye, her türlü ayrımcılığa, zulme ve katliama maruz bırakılmaya çalışılıyor” dedi.
Ulusal ve uluslararası alanda medya profesyonellerinin yetişmesine katkı sağlamak hedefiyle hayata geçirilen “TRT Akademi”nin tanıtım programı İstanbul Kongre Merkezi’nde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un katılımıyla gerçekleştirildi. Altun, yaptığı konuşmada, Türkiye’yi daha güçlü ve kutlu bir geleceğe taşıma gayreti içinde olduklarını belirtti. Altun, İsrail’in Filistin’e saldırılarına da değinerek Filistin’de son yılların en büyük zulmü yaşandığını vurguladı.
“Hakikat mücadelemiz Gazze’deki zulmün son bulmasına hizmet edecektir”
Medyada yer alan dezenformasyonun toplumsal ve toplumlar arası ilişkileri de şekillendirdiğini belirten Altun, İsrail’in tüm dünyanın gözü önünde Gazze’de bir soykırım gerçekleştirdiğini ve bunu da kendine hizmet eden medya kuruluşları aracılığıyla meşrulaştırma gayreti içerisinde olduğunu ifade ederek, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkemiz son yıllarda hemen her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdi. Devlet ve millet olarak, ülkemizi birlik ve beraberlik içinde ülkemizi daha müreffeh, daha güçlü ve kutlu bir geleceğe taşıma gayreti içerisindeyiz. Ulaşımdan savunmaya dış politikadan eğitime ticaret ve ekonomiden kamu yönetimine kadar hiçbir meseleyi atlamadan her alanda büyük bir iddia sahibi olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu alanlarda önemli olanlardan biri de medya ve iletişim alanıdır. Günümüzdeki medya düzeni çok büyük fırsatlar sunduğu gibi olağanüstü tehditleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu tehditlerin en büyüğü çağımızın vebası olarak değerlendirebileceğimiz dezenformasyondur. Dezenformasyon sadece bireysel hayatımızı değil toplumların hayatını da olumsuz yönde etkileyebilmekte ve toplumlar arası ilişkileri de olumsuz yönde şekillendirebilmektedir. Bu anlamda ana akım medyanın hakikati savunma noktasındaki tarihsel bilgi ve birikimini yeni medya düzeniyle birlikte karşımıza çıkan bu dijital faşizmle birlikte, dezenformasyonla mücadelede bir kalkan olarak kullanmak durumundayız. Bu anlamda sadece bir mesleki birikimden değil aynı zamanda bir hakikat aktivizminden bahsediyoruz. Bu prensip doğrultusunda hakikate ışık tutan bir medya düzeni bir ülkenin ulusal demokratik kültürünü geliştirebileceği gibi uluslararası konumunu da güçlendirecek asli bir unsurdur. Bölgesinde güçlü, küresel düzlemde oyun kurucu istikrarlaştırıcı bir aktör olarak Türkiye tam da bu yaklaşımla hareket etmekte birçok alanda olduğu gibi medya ve enformasyon alanında da hakikat mücadelesi vermektedir” dedi.
“Bütün dünya İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de sürdürdüğü zulme tanık oluyor”
“Bugün bütün dünya İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de sürdürdüğü zulme tanık oluyor” ifadelerini kullanan Altun, “Hepimiz biliyoruz ki İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı saldırılarıyla Filistin’de son yılların en büyük zulmü en büyük vahşeti yaşanıyor. Bir soykırım yaşanıyor. Bir halk haksız bir şekilde yerlerinden yurtlarından edilmeye, her türlü ayrımcılığa, zulme ve katliama maruz bırakılmaya çalışılıyor. Fakat üzülerek belirtmek istiyoruz ki küresel vesayet düzeni ve onların güdümündeki uluslararası medya kuruluşları İsrail’in zalimce acımasız saldırılarını kamufle etmek, çok daha acısı meşrulaştırmak için büyük bir ikiyüzlülük örneği sergiliyor, bir kötülük performansı ortaya koyuyor. Biz bu iki yüzlülüğe bu kötülüğe başından beri karşı çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz. İsrail’in yalanlarını, sistematik dezenformasyon kampanyalarını ifşa etmeye dönük gayretlerimizi başından beri sürdürdük, sürdüreceğiz. Biz inanıyoruz ki verdiğimiz bir hakikat mücadelesidir ve bu hakikat mücadelesi Gazze’deki zulmün son bulmasına hizmet edecektir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın daha adil bir dünya mümkün şiarıyla Filistin başta olmak üzere tüm mazlum ve mağdur halkların sesi olması insani ve vicdani anlamda bir sorumluluğun tescilidir. Bu önemli proje çok yaşasın, ileride gerçekten medya ve iletişim alanında yerli ve milli ülkesinin geleceğini esas alan ülkesinin büyümesi için çalışan haktan, hakikatten yana olan ve hakikat mücadelesinin neferi olan nitelikli öğrenciler yetiştirsin” dedi.
]]>CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, 10 Ocak Gazeteciler Günü nedeniyle yerel basınla gerçekleştirdiği buluşmada; “Türkiye’deki siyasi iktidar, medyanın yüzde 95’ini bir biçimiyle baskı altına alarak, sansürleyerek, kontrol altına alarak, basın üzerinde bir tahakküm kurarak medya kuruluşları üzerinden toplumu kutuplaştırıyor, toplumu ayrıştırmaya devam ediyor ve bunu, şu amaçla yapıyor: Medya üzerinden bir biçimiyle toplumu kutuplaştırarak, toplumun gerçek sorunlarından ne yazık ki gündemi uzak tutma çabası içerisine giriyor” dedi.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, 10 Ocak Gazeteciler Günü nedeniyle Zeytinburnu’ndaki 1453 Çırpıcı Sosyal Tesisleri’nde bugün yerel basınla bir araya geldi. Burada gazetecilere hitap eden Çelik, günün anlamlı ancak ocak ayının gazeteciler ve gazetecilik açısından kapkara bir ay olduğunu da dile getirdi. Çelik, şunları söyledi:
“MEDYANIN YÜZDE 95’İ İKTİDARIN KONTROLÜNDE: 24 Ocak 1983’te Uğur Mumcu hain bir saldırı sonucu katledildi. 19 Ocak 2007’de, onun ayakkabısının altındaki delik halen hafızalarımızda, Hrant Dink katledildi ve 8 Ocak 1996 yılında Metin Göktepe işkenceyle katledildi. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Onlar, bu toplumun emekçi ailelerinin çocuklarıydı. Onlar bu ülkenin, bu halkın haber alma hakkını savunmak için canlarından oldular. Tekrar anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Ne yazık ki 90’lı yıllarda çok büyük acılar yaşadık. Çok uzun yıllardır, hatta tarihin neredeyse her döneminde gazeteciler baskıya ve sansüre maruz kalıyorlar. Ne yazık ki 2024 Türkiye’sinde bugün, durum 60’lı ve 90’lı yıllardan da farklı değil. Bugün halen medyanın yüzde 95’i siyasi iktidarın kontrolünde. Yani bugün Türkiye’deki siyasi iktidar, medyanın yüzde 95’ini bir biçimiyle baskı altına alarak, sansürleyerek, kontrol altına alarak, basın üzerinde bir tahakküm kurarak medya kuruluşları üzerinden toplumu kutuplaştırıyor, toplumu ayrıştırmaya devam ediyor ve bunu, şu amaçla yapıyor: Medya üzerinden bir biçimiyle toplumu kutuplaştırarak, toplumun gerçek sorunlarından ne yazık ki gündemi uzak tutma çabası içerisine giriyor.
TÜRKİYE’DE ÇOK CİDDİ EKONOMİK KRİZ VAR: Bugün Türkiye çok ağır koşullar yaşıyor. Bugün Türkiye’de çok ciddi bir ekonomik kriz var. Bugün Türkiye’de çok ciddi bir geçim sıkıntısı var. Bugün Türkiye’nin deprem başta olmak üzere çok önemli problemleri ancak ne yazık ki medya kanallarının yüzde 95’inde Türkiye’nin ekonomik sorunlarını izleyemiyoruz, okuyamıyoruz. Türkiye’nin kentsel dönüşüm sorunlarını izleyemiyoruz, okuyamıyoruz. Bugün ne yazık ki sadece dış politika ve güvenlik konusunda bir hamaset siyasetiyle medya, toplumu yönlendirme çabası içerisine gidiyor. Aynı zamanda bunu sadece ana akım medya yoluyla gerçekleştirmiyorlar. Aynı zamanda bunu sosyal medya yoluyla da gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Önümüzde bir kritik dönem var. Üç ay sonra bir yerel seçime gidiyoruz. Biz istiyoruz ki, yerel seçimin gündemi yerel hizmetler olsun. Biz çıkalım, Büyükşehir Belediye Başkanımızın 4,5 yıllık hizmetlerini, başarılı belediyecilik uygulamalarını anlatalım. Biz bunları gerçekleştireceğiz.
İSTANBUL’UN 4,5 YILDA NASIL ADALETLİ YÖNETİLDİĞİNİ ANLATACAĞIZ: İstanbul’un 4,5 yılda nasıl eşitlikçi bir yönetimle yönetildiğini, nasıl bir adaletli yönetimle yönetildiğini toplumun tüm kesimlerini anlatacağız. Şunu biliyoruz ki siyasi rakiplerimiz, kontrol ettikleri yüzde 95’lik medya kanallarıyla, sosyal medyalarla, montaj videolarla, sahte broşürlerle yine toplumu ayrıştırmaya devam edecekler. Yine toplumu kutuplaştırmaya devam edecekler. Topluma neyi sunacaklarından çok gündemi hep dış politika üzerinde, iç güvenlik meseleleri üzerinde tutmaya çalışacaklar. Şunu ifade etmek isterim. CHP’yi bölücü örgütlerle yan yana anarak toplumda bir kutuplaşma yaratanlar şunu iyi bilsinler. CHP, Türkiye’nin kurucu partisidir, milli mücadelenin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisidir. CHP bu ülkede iki ülke kurmuş partidir. Bunların bir tanesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan, hepimizin gözbebeği Türkiye Cumhuriyeti’dir. İkincisi de ‘Biz milliyetçiliği sokak duvarlarına değil, Kıbrıs’ın dağlarına, Batı Anadolu’nun haşhaş tarlalarına yazdık’ diyen Bülent Ecevit’in özgürleştirdiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.
CHP’Yİ BÖLÜCÜ ODAKLARLA İŞBİRLİĞİ YAPMAKLA SUÇLAMAK TÜRKİYE’YE İHANETTİR: Ülkenin kurucu partisi CHP’dir. CHP, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü içerisinde bayrağımızın, inançlarımızın, değerlerimizin tartışılmadığı bir Türkiye’de 86 milyon yurttaşın barış ve kardeşlik içerisinde yaşamasının teminatıdır. Türkiye’de yaşayan 86 milyon yurttaşımızın kimliği, inancı, kökeni ne olursa olsun bütününün yaşamının teminatı CHP’dir. Dolayısıyla Türkiye’nin gerçek sorunlarını, ağır problemlerini örtmek için CHP’yi ya da diğer muhalefet partilerini bölücü odaklarla işbirliği yapmakla suçlamak Türkiye’ye ihanettir, haksızlıktır. Bu yönüyle bu yerel seçimde yerel gündemleri konuşmak istediğimizi çok net bir biçimde ifade etmek istiyorum. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu, 4,5 yılda İstanbul’da çok önemli çalışmalar yapmıştır. Onları, hizmetleri saatlerce anlatmak mümkün. Altyapı, üstyapı yatırımlarını uzun uzadıya anlatmak mümkün. İstanbul’un 4,5 yıl önce nasıl su taşkınlarına teslim olduğunu hepimiz biliyorduk. Bugün İstanbul’da tek bir noktada bile, çok ağır yağışlarda bile sel taşkınlarının yaşanmadığını görüyoruz.
CUMHURBAŞKANLIĞI YETKİLERİNİ KULLANARAK BELEDİYE BAŞKANIMIZIN HİZMETLERİNİ ENGELLEDİLER: İstanbul’un yeşil alanlarının imara açılmak yerine yaşam vadilerine, kent ormanlarına dönüştürüldüğünü görüyoruz ve İstanbul’da yurtlarla, burslarla, öğrenci dostu bir belediyecilik yapıldığını biliyoruz. İstanbul’da çocuk kreşleriyle, anne kartlarla, çocuk dostu, anne dostu bir şehir planlandığını biliyoruz. Bizim odak noktamızdaki konular bunlardır ve 2024 sonrası İstanbul’da daha adil, daha yeşil, daha yaratıcı bir İstanbul’u nasıl planlayacağımızı İstanbul halkına anlatacağız. Bir yönüyle de 2019’dan bu yana Büyükşehir Belediye Başkanımızın bazı projelerinin engellendiğini Türkiye kamuoyu biliyor. Bazen Meclis çoğunluğunu kullanarak Büyükşehir Belediye Başkanımızın hizmetlerini engellediler, bazen bakanlık yetkilerini kullanarak Büyükşehir Belediye Başkanımızın hizmetlerini engellediler, bazen de Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanarak belediye başkanımızın hizmetlerini engellediler. Onlarca örnek sayabilirim ama sadece bir tanesini söyleyeyim. Sefaköy-Beylikdüzü Metro hattı projesi hazır, finansmanı hazır. Sadece Cumhurbaşkanlığı imzası, bir yılı aşkın zamandır bekleniyor ama o imza bir yılı aşkın zamandır Ankara’da atılmadığı için her gün insanlar Küçükçekmece, Sefaköy, Avcılar rampasında dakikalarca, saatlerce trafikte bekliyorlar.
YEREL BASIN TEMSİLCİLERİ, CUMHURİYETE GİDEN YOLDA BÜYÜK ROL OYNADI: Bunun onlarca örneği var. Yarın çıkacaklar, bizim hizmetlerimizi eleştirmeye çalışacaklar ancak bunun gibi engellenen onlarca örnek var. İmar konusunda birtakım engellemeler var. Bu engellemeleri de ortadan kaldırmak için 2024’te büyük bir başarıyı hep birlikte, yol arkadaşlarımızla birlikte elde edeceğiz. Tabii burada yerel basın temsilcileriyle bir aradayız. Yerel basın, milli mücadelenin sesi olmuştur. Cumhuriyet öncesinde baskı ve sansüre maruz kalan yerel basın temsilcileri, bir adım bile geri adım atmadan Cumhuriyet’e giden yolda çok büyük bir rol oynadılar. Bu anlamıyla yerel basın ülke tarihi açısından çok önemli ancak bugün de demokrasinin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için yerel basın çok önemli. Basın, demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü kuvvet olarak nitelendirilir. Tabii ki ulusal basının özgür olması lazım ancak yerel basının da özgür, güçlü olması lazım. Yerel basın ne kadar güçlü, özgür olursa Türkiye demokrasisine o kadar büyük bir katkı sağlar. Çünkü ulusal kanallarda izlediğimiz, ulusal yayın kuruluşlarından okuduğumuz birçok haberin kaynağının aslında yerel basın olduğunu biliyoruz. Örneğin bir mahalledeki kadın cinayetine, örneğin bir ilçe belediyesinin usulsüzlükle, yolsuzlukla ilgili bazı uygulamalarını yerel basın temsilcilerinin gündeme getirdiğini biliyoruz. Yerel basın sokakta, mahallede, toplumun birinci öncelikli sesi ve kulağı. Bu yönüyle yerel basınımızın güçlendirilmesi çok önemli.”
Özgür Çelik, CHP İstanbul İl Başkanlığı İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcılığı öncülüğünde yerel basınla çalıştay yapılması önerisinde bulundu.
]]>



