Eski Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin 22 sanığın yargılandığı dava kapsamında MHP’li avukat Serdar Öktem ve eski Ankara Cinayet Büro Amiri Mustafa Ensar Aykal’ın telefonlarının şifrelerinin temini için ABD’deki Apple şirketine Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yazı yazılmıştı.
APPLE DETAYLI BİLGİ TALEP ETTİ
Apple söz konusu talebe yanıt verdi. Ensar ve Aykal’ın telefon şifrelerinin neden istendiğine dair daha detaylı bilgi talep eden Apple, “Yetkililer bu bilgileri temin ettikten sonra, uygun olması halinde talebin yerine getirilmesi için her türlü çabayı göstereceğiz. Eğer 14 Ocak 2025 tarihine kadar bir yanıt alamazsak, yetkililerin artık bu bilgiye ihtiyaç duymadığını varsayacağız ve bu konudaki dosyamızı kapatacağız” dedi.
Apple’ın yanıtı şöyle: “Öncelikle, Türk makamlarının söz konusu cep telefonlarının iCloud şifrelerini istediğini anlıyorum. Daha önce de Türk makamlarına bildirdiğim üzere Apple, Apple telefonları veya iCloud hesapları için şifre sağlayamaz. Talep edilen kayıtlardan herhangi birini sağlayabileceğimizi varsayarsak, şifre dahil edilmeyecektir.
İkinci olarak, zaten bildiğiniz üzere, içerik kayıtlarını araştırmak için ABD yasaları bir ABD mahkemesinden arama emri çıkarmamızı gerektirmektedir. Bunu yapabilmek için, bir ABD yargıcının (1) bir suç işlendiğine ve (2) araştırılacak hesabın kanıt içerdiğine inanmak için “geçerli bir neden” olduğuna dair bağımsız bir tespit yapabileceği yeterli olguları ortaya koymalıyız. Başka bir deyişle, geçerli nedeni desteklemek için, talep edilen kanıtın hesap kayıtları arasında bulunacağına ve bu kayıtların suç faaliyetiyle ilgili olduğuna dair inancı destekleyen belirli olgular sunmalıyız. Ayrıca, bir ABD yargıcının, güvenilirliğini değerlendirmek için geçerli nedeni destekleyen kanıtın kaynağını bilmesi gerekecektir.
SORULARA YANIT İSTENDİ
Talebi incelediğimde, Türk yetkililerin Serdar Öktem”in ve Mustafa Ensar Aykal’ın telefonlarında yapılacak aramada cinayetle ilgili kanıt bulunacağına neden inandıklarını anlayamadım. Her bir şüpheli, Serdar Ökten ve Mustafa Ensar Aykal için, lütfen aşağıdaki soruları yanıtlayınız:
1. Bu şüphelinin cinayetteki rolü nedir? Nereden biliyorsunuz? Lütfen verdiğiniz tüm bilgilerin kaynağını kaynaklarını özellikle belirtiniz.
2. Neden şüphelinin telefonunda yapılacak bir araştırmanın cinayetle ilgili kanıt sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Ayrıca, lütfen maktulün ölümüne yol açan ve ölümüyle sonuçlanan olayların kronolojik bir anlatımını sununuz ve bu bilgilerin kaynağını açıklayınız. “Anlaşıldığı kadarıyla…” gibi ifadeler. yeterli değildir. Türk makamlarının her bir önemli olguyu nasıl tespit ettiğini açıklamalısınız.
Yetkililer bu bilgileri temin ettikten sonra, uygun olması halinde talebin yerine getirilmesi için her türlü çabayı göstereceğiz. Eğer 14 Ocak 2025 tarihine kadar bir yanıt alamazsak, yetkililerin artık bu bilgiye ihtiyaç duymadığını varsayacağız ve bu konudaki dosyamızı kapatacağız. Daha fazla zaman gerekiyorsa, lütfen yetkililerin ne kadar zamana ihtiyacı olduğunu bize bildiriniz. Bu sorulara e-posta ile yanıt verilmesi yeterlidir ve bu talebin işleme alınmasını hızlandıracaktır.
ŞİFRELERİNİ VERMEMİŞLERDİ
Sanıklar Serdar Öktem, Covid19 nedeniyle hafıza kaybı yaşadığını, telefon şifresini hatırlamadığını iddia etmiş, 9 ay soruşturmada görev yapan eski Cinayet Büro Amiri Mustafa Ensar Aykal da telefon şifresini paylaşmak istemediğini belirtmişti. Dava sonucunda Serdar Öktem ve dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amiri Mustafa Ensar Aykal hakkında “tasarlayarak kasten öldürmeye yardım”, Aykal hakkında ayrıca; “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak” suçundan açılan dava dosyasının ayrılmasına karar verilmişti. Öktem tahliye edilmiş, Aykal’ın tutukluluk halinin de devamına karar verilmişti.

Sinan AteşTeknolojiPolitikaCinayetMahkemeGüncelHukukDünyaAppleSuç
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan yargılanan Ogün Samast’ın davası, eski emniyet müdürleri Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ile azmettirici Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in arasında bulunduğu 11 sanıklı “Anayasayı ihlal”, “FETÖ adına suç işleme” ve “İhmali davranışla kasten öldürme” suçlarından yargılandığı davayla birleştirilmişti. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün görülen duruşmaya, tutuksuz sanık Ogün Samast Trabzon’dan, diğer sanıklar Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Tuncay Uzundal, dönemin emniyet müdürleri Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Adem Sağlam Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Dink ailesi avukatları ve sanık avukatları da salonda hazır bulundu.

İLK KEZ SAVUNMA YAPTI
Duruşmada ilk kez savunma yapan Ogün Samast, “Benim 2015 ve 2019’da anlattıklarım üzerine iddianame düzenleniyor. 8 yıl geçtikten sonra böyle bir iddianameye dahil edilmemi anlayamadım. Söyleyecek bir şeyim yok” dedi.
“BİLGİSAYAR OYUNU OYNUYORDUM”
İddianamede, Erhan Tuncel ile Yasin Hayal arasında geçen konuşmanın sorulması üzerine Samast şöyle konuştu; “Olaydan önce 2006 yılında Erhan Tuncel’in evinde toplandık. Erhan Tuncel ile Yasin Hayal arasında mutfakta bir konuşma geçti. Ben o sırada salondaydım. Erhan’ın, Yasin’e, ‘Ramazan ve Ali Fuat müdür arkamızda rahat ol’ gibi şeyler söylediğini duydum. İkisi arasında duyduğum konuşma bundan ibaret. Erhan’ın evine en fazla iki ya da üç kez gitmişimdir. Bilgisayar oyunu oynuyordum. Kapı açıktı ben salondaydım. Mesafe 10 metre bile yoktu. Sesli konuşuyorlardı. Ben yanlarına da gidip geliyordum zaten. Erhan’ın bu olayı bildiğini bilmiyordum. Erhan üniversite öğrencisiydi. Bizim orada okuyordu, biz de onu ziyarete gidiyorduk”

“YASİN SIRADAN VATANDAŞ DEĞİLDİ”
Yasin Hayal’in kendisini tehdit ettiğini belirten Samast, “Yasin’den korkuyordum. Yasin sıradan vatandaş değildi. McDonalds’ı bombalamıştı, silahlı eylemleri vardı. ‘Sen yapacaksın bu işi, cayarsan bedelini ödersin’ diye tehdit etti. Çok baskısı vardı Yasin’in” diye konuştu. Mahkeme Başkanı, “Seni askerle, polisle tanıştırdı mı?” Sorusuna Samast, “Hayır” diye cevap verdi.
OLAY GÜNÜNÜ ANLATTI
Olay günü takip edildiğini anlayınca Yasin Hayal’i arayarak takip edildiğini söylediğini, Hayal’in kendisine, “Onlar bizden deyip demediği sorulan Samast, “Evet. Zaten ben Şişli’ye gittiğimde arabadan indiğimden beri etrafımdaydılar. Beyaz bir araba sürekli peşimdeydi. Ben 7-8 kere vazgeçtim. Bunları savcıya anlatmıştım” dedi. Erhan Tuncel ile 3 ya da 4 kez görüştüğünü söyleyen Ogün Samast, “İlk görüştüğümüzde tanıştık. İkinci gittiğimde film izledik. Sonraki gidişimde de bu olayı konuştuk” dedi.

“KENDİ KÖYÜMDE SAKLANACAKTIM”
Mahkeme Başkanının “Hrant Dink’in resimlerini Erhan Tuncel’in çıkarttığına ilişkin sorusuna Samast, “Evet. Erhan Tuncel bunu kendi söyledi.’ Resimleri çıkarttım bakkala bıraktım’ demişti” şeklinde konuştu. Olay günü Trabzon’a neden bilet aldığı sorulan Ogün Samast, “Olay basına yansıyınca bir anda çok büyüdü. Ben de panik oldum. Kendi köyüme gidip saklanacaktım. Yapacak bir şey kalmadı. Direkt eve gideyim dedim” dedi.
“O FOTOĞRAFI OLAY YERİNDE ÇEKECEKTİM”
Samsun’da yakalandığında karakolda polisler eşliğinde elinde bayrakla çekilen fotoğrafı hatırlatan Samast “Normalde ben kaçmayacaktım. Samsun’daki o meşhur fotoğrafı orada yapacaktım. Olay yerinde bayrak açacaktım ama beni orada öldürürlerdi. O yüzden kaçtım” diye konuştu.

“HELAL OLSUN SANA KORKMA KİMSE SANA BİR ŞEY YAPAMAZ”
Mahkeme başkanı, Samast’a, “Olaydan sonra poliste, jandarmada bir ayrıcalık bir destek gördün mü?” diye sordu. Samast, “Hayır. Samsun’da o konuşmalar olmuştu, ‘Rahat ol koçum, aslansın, sana kimse bir şey yapamaz’ gibi söylemlerde bulunmuşlardı. Beni konuşturmak için öyle davrandıklarını sonradan söylediler ama öyle değildi. ‘Helal olsun sana kimse bir şey yapamaz’ dediler” dedi. Mahkeme Başkanı “Sana isim verildi mi?” Sorusuna Samast, “Verildi ama oradakiler telefonla konuşuyorlardı bazı isimlerle. Samsun Emniyet’teki ham görüntü ve ifade kayıtlarında da var bunlar. 16 yaşındaydım, polis beni almış, korkuyordum. Savcılıkta ifadeler verdim. Ama üzerinden 18-19 yıl geçti” yanıtını verdi. Ramazan Akyürek’in avukatının, “Ramazan Akyürek ile tanıştınız mı, dolaylı talimat aldınız mı” sorusuna ise Samast, “Hayır. Sadece Yasin ve Erhan arasındaki konuşmada geçti adı” diye cevap verdi.
DAVA MÜTALAA İÇİN ERTELENDİ
Mahkeme heyeti, dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi. Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
]]>Rus komutanlar, Ukrayna’daki savaşta sivil hedeflere yönelik roket saldırılarından sorumlu tutuluyor.
Uluslararası mahkeme, daha önce de Ukraynalı çocukların yasa dışı bir şekilde Rusya’ya götürülmesi nedeniyle Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanlığı Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova – Belova hakkında uluslararası yakalama kararı çıkarmıştı.
Yakalama emri çıkarılan Rus komutanlar kim ve neyle suçlanıyorlar?
Hollanda’nın Lahey kentinde savaş suçlarını araştırmak amacıyla oluşturulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, Salı günü yakalanmaları için haklarında uluslararası arama emri çıkarıldığını açıkladığı iki Rus komutan şunlar:
Kobylash ve Sokolov; 10 Ekim 2022 ile en az 9 Mart 2023 tarihleri arasında Ukrayna’da sivil hedeflere yönelik saldırılar nedeniye savaş ve insanlığa karşı suç işlemekle itham ediliyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi 2. Ön Yargılama Dairesi, Ukrayna’nın çeşitli bölgelerinde çok sayıda elektrik santrali ve trafo merkezine yönelik saldırılardan, iki Rus komutanı sorumlu tuttu.
Mahkemeye göre Kobylash ve Sokolov’un emriyle gerçekleştirilen saldırılar, sivil halka önemli ölçüde zarar verdi.
İki Rus komutanın, uluslarası savaş suçlarını düzenleyen Roma Tüzüğü’nü ihlal ettiğini belirten mahkemeye göre, Rus devlet politikası uyarınca sivil nüfusa karşı birden fazla saldırı gerçekleştirildi.
Mahkemeden yapılan açıklamada, iki Rus komutanın, “kasıtlı olarak büyük acıya; bedensel, zihinsel veya fiziksel sağlığa ciddi zarar verilmesine neden olan diğer insanlık dışı eylemlerden ve insanlığa karşı suçtan da sorumlu olduklarına inanmak için makul gerekçeler bulunduğu” belirtildi.
Rusya’ya yönelik soruşturma nasıl gündeme geldi?
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Devlet Başkanı Vlodomir Zelenskiy, ülkesindeki savaş suçlarının yargılanması amacıyla eski Yugoslavya ve Ruanda benzeri bir özel mahkeme kurulmasını önerdi.
Ancak Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya’nın veto olasılığı nedeniyle bu öneri kabul görmedi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, mahkeme yerine Ukrayna’daki savaş suçlarının araştırılması için, geçen yıl Hollanda’nın Lahey kentinde “Uluslararası Ukrayna Soruşturma Merkezi”ni açtı.
AB makamlarının yanı sıra Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi ile de işbirliği içinde çalışan merkez, Rusya’nın sivil hedeflere yönelik saldırılarına ilişkin kanıt toplamaya başladı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi de geçen Eylül ayında savaş suçlarının araştırılması için Kiev’de araştırma ofisi kurdu.
Rusya ve Ukrayna, Roma Statüsü’ne taraf devletler değil.
Ancak Ukrayna, Roma Statüsü uyarınca, kendi topraklarında meydana gelen savaş suçlarının araştırılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini kabul ettiğini iki kez açıkladı.
Kiev yönetimi, 21 Kasım 2013 ile 22 Şubat 2014 arası ve 20 Şubat 2014 sonrası Ukrayna topraklarında işlenen suçlara ilişkin uluslararası mahkemenin soruşturma yapmasını istedi.
Putin ve Lvova-Belova hakkında hangi kararlar verildi?
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ukrayna’nın yargı yetkisini tanıma kararının ardından, 17 Mart 2023’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanlığı Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova – Belova hakkında uluslararası yakalama kararı çıkardı.
Uluslararası mahkeme, Putin ve Maria Alekseyevna Lvova-Belova hakkındaki yakalama kararına gerekçe olarak, Ukraynalı çocukların yasalara aykırı biçimde Rusya’ya kaçırılmasını gösterdi.
Mahkemeye göre, Ukraynalı çocukların kanuna aykırı nakledilmesi nedeniyle savaş suçu işledikleri konusunda makul gerekçeler bulunuyor.
Ukrayna, ICC’nin kararını nasıl değerlendirdi?
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, iki Rus komutan hakkında verilen tutuklama emrini memnuniyetle karşıladığını söyledi.
Zelenskiy, “Ukraynalı sivillere ve kritik altyapıya yönelik saldırı emrini veren her Rus komutan, adaletin yerini bulacağını bilmelidir. Bu tür suçların faillerinin her birinin hesap vereceklerini bilmesi gerekiyor” dedi.
Ukrayna Başsavcısı Andriy Kostin de, kararı bir “dönüm noktası” olarak değerlendirdi.
Kostin, uluslararası mahkemeye binlerce kanıt ve bilgi sağlayan savcıların, Ukrayna müfettişlerinin ve farklı Ukrayna kurumlarının aylarca süren özverili çalışmalar yaptığını belirtti.
Rusya suçlamalara ne tepki veriyor?
Rusya Federasyonu, Ukrayna’daki sivil altyapıya kasten saldırdığını reddediyor. Moskova, askeri faaliyetlerinin tamamının Kiev’in savaşma kabiliyetini azaltmayı amaçladığını, sivil nüfusu hedef almadığını öne sürüyor.
Moskova yönetimi, uluslararası mahkemenin savaş suçu ithamını, “Batı’nın Rusya’yı itibarsızlaştırmaya yönelik taraflı kampanyasının bir parçası” olarak değerlendiriyor.
Rusya, uluslararası mahkemenin Putin hakkındaki tutuklama emrine misilleme olarak ICC Başsavcısı Karim Khan ve diğer mahkeme yetkilileri hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı.
Sanıklar Lahey’e getirilebilecek mi?
Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından haklarında tutuklama emri çıkarılan Putin ve diğer üç Rus yetkilinin Lahey’e getirilmesi şimdilik pek mümkün görünmüyor.
Çünkü uluslararası mahkemenin tutuklama emrini uygulayacak kendi kolluk kuvveti bulunmuyor.
Bu nedenle, Putin ve diğer üç zanlının Roma Tüzüğü’ne taraf olan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 123 üye ülkeden birine seyahat etmesi durumunda, haklarındaki yakalama emrinin uygulanması istenecek.
Seyahat sırasında taraf devletin yargı organlarının tutuklama kararı alması durumunda, Putin veya diğer isimlerin Lahey’e iadesi gündeme gelebilecek.
]]>İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya sanık S.K, maktul Uğur Kurt’un ailesi ile taraf avukatları katıldı.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile bazı partililerin de izleyici olarak takip ettiği duruşmada savunma yapan Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, basit taksir üzerinden hüküm kurulamayacağını savunarak, sanığın olay anında atış hedefinden sapma olabileceğini öngörmesi gerektiğini söyledi.
Maktulün eşi Narin Kurt ise “Suçsuz bir insana rastgele silahla ateş ederek eşimin ölümüne sebep olduğu için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayanamayıp vefat eden kayınpederim ve kayınvalidem ile bir daha babasını göremeyecek oğlum için adalet istiyorum.” dedi.
Sanık polis memuru S.K. ise takdiri mahkemeye bıraktığını, başka bir şey söylemek istemediğini belirtti.
Karar
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan daha önce kurduğu hükmü, AYM’nin “hak ihlali” kararı kapsamında iptal etti.
Suç vasfına yönelik karar verme görevinin AYM’ye ait olmadığı ve bu yönde bir “hak ihlali” kararı verilmediği vurgusu yapan heyet, “taksirle ölüme neden olma” suçunun işleniş şekli, özellikleri, sanığın kusur durumu ve AYM’nin “hak ihlali” kararının gözetildiğini belirtti.
Tüm bu hususlara göre sanığa ceza maddesindeki alt sınırdan uzaklaşarak 3 yıl hapis cezası öngören mahkeme heyeti, duruşmalardaki tutum ve davranışlarını takdiri indirim nedeni kabul ettiği sanığın cezasını 1/6 oranında indirimle 2 yıl 6 aya düşürdü.
Duruşmanın ardından basın mensuplarına açıklama yapan Narin Kurt, “Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne-babanın kanser olup ölmesine sebep olunmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa herkes bu davayı üstlensin. Ben bu davayı devam ettireceğim, sonucu kabul etmiyorum.” sözleriyle karara tepki gösterdi.
Olayın geçmişi
Uğur Kurt, Okmeydanı’nda 22 Mayıs 2014’teki olaylar esnasında, bir yakınının cenaze törenine katılmak için Okmeydanı Cemevi’nde bulunduğu sırada başına mermi isabet etmesi sonucu yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, sanık polis memuru S.K. hakkında “taksirle öldürme” suçundan 6 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.
Dosyanın gönderildiği İstanbul 85. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın “taksirle öldürme” değil, “kasten öldürme” suçundan yargılanması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, sanığın “olası kastla öldürmek” suçundan 20 ila 25 yıl arasında değişen sürelerdeki hapis cezasını öngören hükme göre yargılanmasını istemişti.
Dava dosyası, istenen cezanın ağır ceza kapsamında olması nedeniyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmişti.
Savcı 25 yıla kadar hapis istemişti
Yargılama sırasında esas hakkındaki görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın olası kastla hareket edip Uğur Kurt’un silahla ölümüne sebebiyet verme suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasını talep etmişti.
Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanığa “taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıl hapis cezası vermişti. Duruşmadaki tutum ve davranışlarını lehine takdiri indirim nedeni kabul ederek sanığın cezasını 1 yıl 8 aya indiren mahkeme, bunu da 605 gün karşılığı 12 bin 100 lira adli para cezasına çevirmişti.
Kararın ardından Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt’un başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, “maktulün yaşam hakkının ihlal edildiğine” yönelik bir karar vererek sanığın yeniden yargılanmasına hükmetmişti.
]]>Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Seferşah Mahallesi Çay Sokak’ta 2022 yılı Ağustos ayında meydana gelen olayda, Gencay Korur, boşanma aşamasında olduğu eşi Ayşe Korur’u kayınpederinin evinde tüfekle vurdu. Yaralanan Ayşe Korur, Ezine Devlet Hastanesinde yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Cinayetin ardından Gencay Korur, Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ve İzmir Dikili İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından suç aleti ile birlikte yakalanarak gözaltına alındı. Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğüne getirilen Gencay Korur, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Tutuklu sanık Gencay Korur’un Çanakkale 1’nci Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmasına başlandı. Ezine ilçesinde boşanma aşamasındaki eşi Ayşe Korur’u kayınpederinin evinde av tüfeğiyle vurarak öldüren tutuklu Gencay Korur’un Çanakkale 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde davanın 5’inci duruşması görüldü.
Tutuklu sanık Gencay Korur, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya hazır bulunurken, Ayşe Korur’un yakınları da duruşmaya katıldı. Duruşma da tutuklu sanık Gencay Korur’a ait telefon kayıtlarının bilirkişi tarafından incelenmesi sonucunda hazırlanan rapor mahkemeye sunuldu.
Bilirkişi raporunda Gencay Korur’un telefon rehberinde ‘Aşkım’ isimli kişiye 10 Ağustos 2022 tarihinde cinayetten 1 gün sonra yazdığı mesajlar da şu ifadeler yer alıyor:
“Gencay Korur; Ben Ayşe’yi öldürdüm, kaçıyorum.
Aşkım; Ne zaman? Hani yapmaktan vazgeçmiştin. Sen ciddi misin? O zaman neden teslim olmuyorsun da kaçıyorsun ki?
Gencay Korur; Olacağım.
Aşkım; Hani hapiste el üstünde tutarlardı, şimdi ne değişti.
Gencay Korur; Gidiyorum. Teslim olacağım.
Aşkım; Öldüğüne emin misin? Belki sadece yaralanmıştır.
Gencay Korur; ya salak salak konuşma öldü diyorum”.
Tutuklu sanık Gencay Korur, mahkemedeki savunmasında bilirkişi raporunu kabul etmediğini belirterek, “3 kızım da benden değil. Çocuklar benden değil. Eşim kimden hamile kaldı. DNA testi istiyorum” dedi. Korur’un savunmanın ardından mahkeme heyeti davayı 12 Mart tarihine erteledi.
Duruşma sonrası adliye çıkışında açıklama yapan müşteki avukatı Ahmet Erzi, “Ayşe Korur cinayetinde sanık her ne kadar namus cinayeti şeklinde cinayeti işlediğini beyan etmiş ise de telefon yazışmalarında sanığın başka kadınlarla olan samimi konuşmaları aynı zamanda birlikte olduğu kadınlara kendi eşini Ayşe Korur’u öldüreceğine dair beyanları ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla namusa ilişkin hiçbir şey yoktur, kalmamıştır. Mevcut halden Cumhuriyet Savcımız mütalaasını hazırlamak üzere dosyanın kendisine tevdi edilmesini talep etti. Önümüzdeki celse mütalaa açıklanacak. Biz mütalaanın ağırlaştırılmış müebbet olacağından hiçbir şüphe duymamaktayız. Sanığında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alacağından şuandaki durum itibariyle hukuken de emin durumdayız. İnşallah hak ettiği cezayı alacak. Ayşe Korur’u öldürdüğünü kendi kız arkadaşına anlatıyor. Anlattıktan sonra da kız arkadaşının şöyle bir beyanı var. Diyor ki; ‘Hani öldürmekten vazgeçecektin’ yani karısını öldür meyi daha önce planlayıp, kendi kız arkadaşına anlatıyor. ve öldürdükten sonra da kız arkadaşına bilgi veriyor; ‘ben karımı öldürdüm’ diye. Cep telefonu kayıtlarında var. Sevgilisini telefonuna aşkım diye kaydediyor. Daha sonra da karım beni aldattı diye savunma yapıyor. Yani ortada bir namusa ilişkin herhangi bir durum söz konusu değil. Burada eşini aldatan da sanığın kendisi, indirim almak için dava boyunca bir takım yalanlar, iftiralar attı. Lakin bunların hiç biri de gerçeklik payı noktasında ortaya çıkmadı. Sanığın en ağır cezayı alacağından biz artık eminiz” dedi. – ÇANAKKALE
]]>Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince Halk Eğitim Merkezi Salonu’nda görülen davanın 19. duruşmasına tutuksuz sanıklar Çerkezköy Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Köprüler Şefi Çetin Yıldırım, Demir Yolu Bakım Müdürü Turgut Kurt, hat bakım onarım memuru Celaleddin Çabuk, TCDD Üst Yapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Levent Kaytan, Altyapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Nizamettin Aras, yol kontrolörü Burhan Ortancıl, Bakım Servis Müdürü Mümin Karasu, Bakım Servis Alanlarından Sorumlu Müdür Yardımcısı Levent Meriçli, dönemin TCDD 1. Bölge Müdürü Nihat Aslan, mühendisler Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya, kazada ölenlerin yakınları ve yaralananlar ile tarafların avukatları katıldı.
Duruşma, mahkemeye sunulan belgelerin okunmasıyla başladı. Mahkeme heyetindeki bir hakimin mazeret izninde olması nedeniyle duruşma, 25 Nisan’a ertelendi.
Tren kazasında hayatını kaybedenlerin yakınları, bunun üzerine mahkeme heyetine tepki göstererek bir süre salondan çıkmadı.
CHP Genel Başkanı Özel, duruşmayı izledi
Bu arada, kazada yakınlarını kaybedenlerden oluşan grup, duruşma öncesinde Bulvar Yolu Santral Işıklar mevkisinde toplandı. Grup, ellerindeki dövizlerle slogan atarak Çorlu Halk Eğitim Merkezi önüne geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de gruba eşlik etti.
Kazada kızı, kardeşi ve yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin, gazetecilere, davada artık sonuç beklediklerini söyledi.
Kazada oğlu ve eşini kaybeden Mısra Öz de davada kararın açıklanmasını beklediklerini ifade etti.
Duruşmayı izleyen CHP Genel Başkanı Özel, duruşma sonrası basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kazada yakınlarını kaybeden annelerin dimdik ayakta adalet aradıklarını söyledi.
Özel, “Buradaki aileler 3 yaşında kolu kopan çocuğunun kolunu geri getirebileceği için gelmiyorlar buraya. ‘Benzer bir faciaya engel olayım da ben yandım başkaları yanmasın, başka canlar toprağa düşmesin’ diye geliyor. Bundan sonra ‘hiçbir ana ağlamasın’ diye burada duruyorlar.” dedi.
Bu celsede karar çıkmasını beklediklerini ancak duruşmanın ertelenmesine anlam veremediklerini ifade eden Özel, şunları kaydetti:
“Duruşma salonu ağzına kadar doluydu. Normalde bugün karar vermeyecek olsa bunu avukatlara söylerler. ‘Şöyle bir engelim var, 2 ay sonraya duruşmayı erteleyeceğim’ der. Bu insanlara bu kadar zulüm etmez. Köylerinden evlerinden kalkıp, yaşlı gözleriyle, acılarıyla, bastonlarıyla buraya gelen bu insanlara yoklamayı alıp ‘2 ay sonraya erteledim’ demeyin. Vicdansızlıktır, korkaklıktır.”
Özel, sözlerine şöyle devam etti:
“25 Nisan günü buradan size söz olsun burada 100 kişiysek 1000 kişi olacağız, 1000 kişiysek 10 bin kişi olacağız. Bu kalabalıktan korkup kaçanlar şunu bilsinler, 25 Nisan günü ben yine buradayım. Çok daha kalabalık bir şekilde ailelerin yanında, adalet arayışında olacağız. Bu adaleti bu rayların altında bırakmayacağız.”
CHP Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 25 Nisan’a ertelenen duruşmaya davet etti.
Özel, açıklamasının ardından Tekirdağ’dan ayrıldı.
Tekirdağ’daki tren kazası
Uzunköprü- İstanbul seferini yapan yolcu treninin 8 Temmuz 2018’de Çorlu yakınlarında vagonlarından bazılarının devrilmesi sonucu 25 kişi yaşamını yitirmiş, 340 kişi yaralanmıştı.
Davanın iddianamesinde “kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu” bulundukları gerekçesiyle sanıklar Turgut Kurt, Özkan Polat, Çetin Yıldırım ve Celaleddin Çabuk’un “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporları ve değerlendirme neticesinde 9 Eylül 2022’de soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiş, bu kapsamda aynı suçtan Nihat Aslan, Levent Meriçli, Mümin Karasu, Levent Kaytan, Nizamettin Aras, Burhan Ortancıl, Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya hakkında Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı.
Dava kapsamında TCDD 1. Bölge Müdürlüğünde Bakım Servis Müdürü olan Mümin Karasu 10 Ekim 2022’de tutuklanmış, tutukluluğuna yapılan itiraz üzerine Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesince 25 Kasım 2022’de hakkında yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliye edilmişti.
Davanın 17’nci duruşmasında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki son görüşünde, tutuksuz 13 sanığın tamamının “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan cezalandırılmasını, Karasu, Kurt ve Polat’ın üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, üzerlerine atılı suç için öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacak olmasından tutuklanmalarını istemişti.
]]>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararına taraf avukatlarının itirazı üzerine duruşma açtı.
Duruşmaya, tutuklu sanıklar Ali İhsan Kılıç ile ağabeyi Mehmet Kılıç, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla (SEGBİS) katıldı. Müşteki sanık Funda Topaloğlu ile taraf avukatları, salonda hazır bulundu.
Sanıklardan Ali İhsan Kılıç, savunmasında, maktulün Yahya Köşek’in yolunu kestiğini, kavga ettiklerini, kendisine bıçak çektiğini ileri sürdü. Kılıç, yargılanan ağabeyi Mehmet Kılıç’ın ise olayla ilgisinin bulunmadığını iddia etti.
Mahkeme başkanı, poliste ve ilk derece mahkemesindeki ifadelerinde farklılıklar bulunduğunu belirtmesi üzerine sanık Kılıç, “Şimdiki ifadem doğru.” yanıtını verdi.
Sanıklardan Mehmet Kılıç ise kardeşi Ali İhsan Kılıç ile maktul Yahya Köşek arasında yaşananları bilmediğini ve olayla ilgisinin olmadığını iddia etti.
Haksız tahrik indirimi uygulandı
Cumhuriyet savcısı, Ali İhsan Kılıç ile maktul Yahya Köşek’in daha önce kavga ettiklerini, Kılıç’a, bu suçtan verilen müebbet hapis cezasında “haksız tahrik indirimi” uygulanması gerektiği yönünde görüş bildirdi.
Savcı, diğer suçlara ilişkin sanıklara verilen cezalar ile Filiz Topaloğlu hakkında verilen beraat kararını hukuka uygun olduğunu savundu.
Yargılama sonunda mahkeme heyeti, Ali İhsan Kılıç’a, Yahya Köşek’i öldürmesi suçuna karşılık verilen müebbet hapis cezasını, haksız tahrik indirimi uygulayarak 16 yıla düşürdü.
Sanıklardan Ali İhsan Kılıç ile Mehmet Kılıç’a verilen diğer hapis cezaları ile Köşek çiftinin kızları Filiz Topaloğlu’na verilen beraat kararı ise hukuka uygun bulundu.
Olay
İzmir’in Bayraklı ilçesinde 10 Haziran 2022’de Ali İhsan Kılıç (66), komşusu Yahya Köşek (61) ile Meryem Köşek’i (57) tabancayla vurmuştu.
Kılıç, daha sonra olay yerinde anne babasına pansuman yapmak isteyen Köşek çiftinin kızları Funda Güçlü’yü (37) de silahla yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralılar kurtarılamamıştı.
Kaçan Ali İhsan Kılıç, polis ekiplerince yakalanmıştı.
Tabanca üzerinde yapılan incelemede, parmak izi bulunan Mehmet Kılıç (68) da 13 Temmuz’da tutuklanmıştı.
Yargılama süreci
Sanıklar Ali İhsan Kılıç ile ağabeyi Mehmet Kılıç hakkında hazırlanan iddianamede, komşular arasında arsa meselesinden kaynaklı 20 yıllık husumet bulunduğu belirtilmişti.
Köşek çiftinin diğer kızları Filiz Topaloğlu hakkında da sanıklara yönelik darbederek yaralama suçundan iddianame hazırlanmış, dava dosyası, Kılıç kardeşler hakkında açılan davayla birleştirilmişti.
Sanıklar arasında 5 gün önce başıboş köpek meselesi nedeniyle tartışma çıktığı da duruşmalarda sanık ve müştekiler tarafından ifade edilmişti.
Yerel mahkemenin kararı
İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklardan Ali İhsan Kılıç’ı, Mehmet Köşek’i öldürdüğü için müebbet, Meryem Köşek ile kızı Funda Güçlü’yü öldürdüğü için de iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.
Ali İhsan Kılıç’a ayrıca Filiz Topaloğlu’na yönelik, “silahla tehdit” suçundan 4 yıl hapis cezası verilmişti. Mahkeme heyeti, Kılıç’ı ruhsatsız silah bulundurmak suçundan da 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum etmişti.
Mehmet Kılıç ise “kasten öldürmeye yardım” ve “kasten yaralama” suçlarından toplam 31 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Mehmet Kılıç’ı yaraladığı iddiasıyla hakkında dava açılan müşteki sanık Filiz Topaloğlu’nun eylemi ise “nefsi müdafaa” olarak nitelendirilmiş ve beraatine hükmedilmişti.
]]>-Savcı, 25 yıla kadar hapis cezası istedi
İSTANBUL – Pendik’te yarış yapan ve bir kişinin ölümüne neden olan iki sanığın yargılanmasına devam edildi. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dosya görevsizlikle Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Cumhuriyet savcısı mütalaasında sanıkların ‘Olası kastla ölüme neden olma’ suçundan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Tutuksuz yargılanan iki sanık yeniden tutuklandı.
Pendik Otoyolu’nda 9 Temmuz 2023 tarihinde iddiaya göre, Mehmet Yalçınve arkadaşı Doğukan Taştekin(20)’in yarışıyordu. Direksiyon hakimiyetini kaybeden Taştekin, Zeki Aktaş hakimiyetindeki ve eşi Ergül Aktaş’ında içerisinde bulunduğu araca arkadan çarparak Zeki Aktaş’ın ölümüne neden oldu. ‘Taksirle ölüme neden olma’ suçundan yargılanan iki sanığın Asliye Ceza Mahkemesi’nde 27 Ekim tarihinde görülen duruşmasında tutuksuz yargılanmasına hükmedilmişti. Yalçın, adli kontrol hükümlerine uymaması nedeniyle tutuklanırken dosya görevsizlikle 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Dün görülen duruşmaya, tutuksuz sanık Doğukan Taştekin, tutuklu sanık Mehmet Yalçın, müştekiler ve taraf avukatları katıldı.
“Direksiyon hakimiyetimi kaybettim. Gerisini hatırlamıyorum”
Duruşmada söz verilen sanık Doğukan Taştekin, “Kazadan önce kendime bira almıştım, kendi evimde içiyordum. Moralim bozuktu arkadaşım Mehmet’in yanına gittim. Çorba içmeye gittik ama kapalıydı. Eve dönerken Mehmet önümde seyir ediyordu. Dikiz aynamdan arkamdan bir araç geldiğini gördüm. Bana çok yakın geçti. Direksiyon hakimiyetimi kaybettim. Gerisini hatırlamıyorum. Mehmet’le yarışmıyorduk. Suçsuzum” dedi.
“Aynadan baktığımda ortalık duman olmuştu”
Tutuklu sanık Mehmet Yalçın ise, “Doğukan ile kazadan önce birlikteydik. Doğukan alkol kullanıyordu ancak ben içmedim. Çorba içmeye gittik ama dükkan kapalıydı. Evimize doğru ayrı araçlarla gidiyorduk. Doğukan arkamda seyir halindeydi. Bir ses duydum. Aynadan baktığımda ortalık duman olmuştu, kaza olduğunu anladım. Yardım etmek için arabamdan inip olay yerine gittim. Olaydan bir kaç gün önce esrar içmiştim. Doğukan ile yarış yapmıyorduk. Suçsuzum, beraatimi isterim” dedi.
“Bir şeylerin ters gittiğini anladım”
Müştekinin oğlu Sefa Aktaş, “Babam beni annemle havalimanına bıraktı. Uçağa bineceğim sırada ismim anons edildi. Bir şeylerin ters gittiğini anladım. Babamın vefat ettiğini söylediler. Olay yerine gittim. Annemin kafası kanıyordu. Babamın orada vefat ettiğini gördüm. Şikayetçiyim” dedi.
Savcı sanıkların 25 yıla kadar hapsini istedi
Cumhuriyet savcısı mütalaasında, mevcut delil durumuna göre sanıkların eylemlerinin ölen Zeki Aktaş’a yönelik ‘Olası kastla öldürme ‘suçunu, yaralanan Ergül Aktaş’a yönelik ‘Olası kastla yaralama’ suçunu oluşturma ihtimaline binaen sanık Mehmet Yalçın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi. Diğer sanık Doğukan Taştekin’in tutuklanmasını talep etti. Mütalaada sanıkların, ‘Olası kastla ölüme neden olma’ suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mehmet Yalçın’ın tutukluk halinin devamına, tutuksuz sanık Doğukan Taştekin’in tutuklanmasına karar verdi. Duruşma, tarafların esasa ilişkin savunma yapması için süre verilerek ertelendi.
]]>Olay, Ağustos 2019’da Muratpaşa ilçesi Çağlayan Mahallesi’nde yaşandı. Mahallede yaşayan Havva A.G., sağlık sorunlarından dolayı pomerian cinsi 2 yaşındaki Lui isimli köpeğini bakması için Antalya Devlet Opera ve Balesi Sanatçısı Aslı Ayan’a teslim etti. Yaklaşık 2 ay sonra Ayan’a yeniden ulaşan kadın, bu kez köpeğe bakamayacağını belirterek sahiplenmesini istedi. Ayan da bu istediği kabul ederek köpeği sahiplenip, köpeğin tüm bakımlarını yaptırarak çip taktırıp kimlik çıkardı. Aradan geçen 1-5 yıl sonra ise Havva A.G., Ayan ile tekrar iletişim kurarak bir süreliğine köpeği sevmek için geri istedi. Ayan da gelen bu teklifi geri çevirmeyerek köpeği 15 günlüğüne sevmesi için teslim etti. Uzayan süre sonunda kadın, köpeğin kendisine ait olduğunu öne sürerek geri vermedi. Aslı Ayan ise köpeği geri nasıl alabileceğini yollarını aramaya başladı. Ayan, Avukat Cengizhan Gököz’e ulaşarak yardım istedi. Avukat Cengizhan Gököz tarafından 29 Nisan 2021 tarihinde savcılığa suç duyurusunda bulunarak 2’nci Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldı. Yaklaşık 1 yılı aşkın süren davanın ardından 2’nci Asliye Hukuk Mahkemesi 21 Haziran 2021 tarihinde köpeğin Antalya Devlet Opera ve Balesi Sanatçısı Aslı Ayan’a ait olduğunu, sahibine teslim edilmesini yönünde karar verdi. Karşı taraf ise köpeğin bu süreç içerisinde kaybolduğunu öne sürerek vermedi.
“Köpeğe çok alıştıklarını belirterek veremeyeceğini söyledi”
Yaşananları anlatan Aslı Ayan, “Lui’nin bir bakıma ihtiyacı olduğunu öğrendim. Köpeğin sahibi yoğun çalışıyordu ve ameliyat olması gerektiği için köpeği bana teslim etti. Bana ulaşarak bakabileceğimi sordular. Ben de seve seve kabul ettim, kısa bir süre önce köpeğimi kaybetmiştim. Biz de köpeği alarak ona bir yuva sağlamaya çalıştık. Daha sonra köpeğin sahibi gelerek köpeğe bakamayacağını belirterek sahiplenmemi istedi. Ben de kabul ettim ve sahiplendim. Tüm bakımlarını yaptırdım, 1,5 yıl sonra köpeğin sahibi bana tekrar ulaşarak bu kez çalışmalarının rahatladığını belirterek zaman geçirmek için benden istedi. Ben de kabul ederek verdim. Aklıma kötü bir şey gelmedi, 1 hafta sonra teslim edeceğini belirterek geri aldı. 1 hafta sonra süreci uzattı. Ben daha sonra köpeği geri istedim, bana bunun mümkün olmadığını, köpeğe çok alıştıklarını belirterek veremeyeceğini söyledi. Bu sözleri üzerine çok üzüldüm, çok canım sıkıldı” dedi.
“Bize köpeğin kayıp olduğu söylendi”
Karşı tarafla konuşmaya çalıştığını belirten Aslı Ayan, “Bunun üzerine bana ‘Lui zaten benim köpeğim, size bakın diye verdim, size değil bana ait, size vermeyeceğim’ dedi. Ben de dava yoluna gittim. Avukatımla konuşarak durumu anlattım. Bu tür durumlarda vatandaşlarımız çok fazla mücadele etmek istemiyor. Vazgeçerler diye düşünülüyor. Ben dava açarak kazandım. Umarım en kısa sürede köpeğime kavuşurum. Bize köpeğin kayıp olduğu söylendi. Şu anda ne durumdadır bilmiyorum” sözlerine yer verdi.
“Bulunamaması gibi bir durumu düşünemiyoruz”
Avukat Cengizhan Gököz ise şu ifadelere yer verdi:
“Mahkeme köpeğin sahibinin kim olacağı yönünde bir bilirkişi incelemesi yaptırdı. Mahkeme tarafından çip taktıran, onun bütün bakımlarını yaptıran müvekkilim haklı bulundu. Mahkeme köpeğin müvekkilime ait olduğunu tespit etti. Teslimine karar verdi, köpeğin kayıp olduğunu söylediler ama biz bulacağız. Bulunamaması gibi bir durumu düşünemiyoruz. Bu durumda müvekkilim çok üzülecektir. Bu durumda manevi bir tazminat ödeyebilirler, karar emsal teşkil ediyor” dedi. – ANTALYA
]]>HABER: ECE AZAK – KAMERA: KERİM UĞUR
İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, Aile Hekimi Ekin Hürel Günay’a saldıran üç kişi hakkında verilen 7 yıl 6’şar ay hapis cezasını değerlendirdi. Kaynak, “İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Hukuk Bürosu olarak bu davayı çok yakından takip ettik ve verilecek olan cezanın indirimlerden yararlanmaması ve olabildiği kadar üst düzeyden tutulması konusunda, İzmir Tabip Odası Hukuk Bürosu’nun girişimleri mahkeme tarafından dikkate alındı. Bunun da yine çok önemli bir husus olduğunu vurgulamak isterim. Mahkemelerin bu tür caydırıcı kararları sağlıkta şiddette herhangi bir indirim yapmaksızın verilebilecek en üst düzeyden cezalarla bu saldırganları durdurmaları ve caydırmalarını bekliyoruz” dedi.
İzmir’in Torbalı ilçesinde, Aile Hekimi Ekin Hürel Günay’ı Aile Sağlığı Merkezi’nde yaşadıkları tartışmadan aylar sonra ekmek almak için durduğu fırının önünde sopalarla saldıran üç sanık hakkında görülen davada sanıklara ayrı ayrı 7 yıl 6’şar ay hapis cezası verildi. İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, sanıklara verilen cezayı ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Prof. Dr. Süleyman Kaynak, “Torbalı’da darp edilmiş bir aile hekimi arkadaşımızın mahkemesi sonuçlandı. Birinci derece mahkeme, üç saldırganın her birine yedi yıl altı ay olmak üzere bir hapis cezası öngördü. Bu aslında son derece önemli bir karar diye düşünüyorum. Çünkü sağlıkta şiddet aslında toplumun diğer alanlarında olduğu gibi özellikle de sağlık alanında günlük hayatımızı, sağlık çalışanlarını, hekimleri, hemşireleri ve tüm sağlık çalışanlarının günlük hayatını çok ciddi ve olumsuz etkileyen süreçlerden birisidir” diye konuştu.
“BU KARAR CAYDIRICI NİTELİKTE BİR KARAR KABUL EDİLEBİLİR”
Sağlıkta şiddete özendirici, sağlıkta şiddeti kolaylaştırıcı hiçbir harekette, hiçbir özendirici demeçte ve söylemde bulunulmaması gerektiğinin altını çizen Kaynak, şunları söyledi:
“Ne yazık ki şimdiye kadar kamu yöneticilerinin bir kısmı sağlıkta şiddeti meşrulaştırıcı bir söylem içerisinde de olabildiler. Bu son derece üzücüdür. Bugün verilen karar sağlıkta şiddeti aslında caydırıcı nitelikte bir karar diye kabul edilebilir. Çalışma alanının dışarısında sosyal yaşamda hekim arkadaşımız daha evvel tartışmış olduğu kişiler tarafından takip edilmek suretiyle çok ağır bir şekilde darp edilmiştir ve bu saldırganların daha sonra tutuksuz yargılanmaları ve şu anda da mahkemenin yedi yıl altı aylık her birine verilen cezayla sonuçlandırılması bir anlamda caydırıcı bir unsur olarak caydırıcı bir karar olarak görülebilir. Bu mahkeme sürecinde İzmir Tabip Odası olarak, İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Hukuk Bürosu olarak bu davayı çok yakından takip ettik ve verilecek olan cezanın indirimlerden yararlanmaması ve olabildiği kadar üst düzeyden tutulması konusunda İzmir Tabip Odası Hukuk Bürosu’nun girişimleri mahkeme tarafından dikkate alındı. Bunun da yine çok önemli bir husus olduğunu vurgulamak isterim. Mahkemelerin bu tür caydırıcı kararları sağlıkta şiddette herhangi bir indirim yapmaksızın verilebilecek en üst düzeyden cezalarla bu saldırganları durdurmaları ve caydırmalarını bekliyoruz”
Kaynak, sağlıkta şiddetin, hekimler, hemşireler ve tüm sağlık sağlık çalışanlarının hem ruhsal hem fiziksel olarak yıpranmalarına yol açtığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Sağlıkta şiddet gerçekten sağlık ordumuzun yirmi dört saat kesintisiz bir şekilde tüm toplumun sağlığını iyileştirmeye yönelik çabalarını engelleyici bir etki göstermektedir ve sağlık çalışanlarının hem moral olarak hem fizik olarak tükenmelerine yol açmaktadır. Bu moralsizlik ve şiddet riski gerçekten başta hekimler, hemşireler ve tüm sağlık çalışanlarının iş barışını, iç huzurunu, çalışma ortamına heveslerini ve insanlara yardım konusundaki çabalarını engelleyici çok önemli bir unsur haline gelmiştir. Bu nedenle bu kararın çok önemli olduğunu ve sağlıkta şiddet konusunda caydırıcı bir nitelik kazanacağını umuyoruz.”
]]>Burdur’da 19 Kasım 2022 tarihinde Konak Mahallesi İstasyon Caddesi’nde Osman Çelikbaş (36), iş yerine gelen Ş.A. (49) ve Şeyhmus Bakış (33) ile arasında çıkan tartışmada iki kişiyi silahla vurmuştu. Çevredekilerin 112 Acil Çağrı Merkezine ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılan yaralılar Burdur Devlet Hastanesine kaldırılmıştı. Yaralılardan Şeyhmus Bakış hastanede tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybederken, Ş.A. ise tedavisinin ardından taburcu edilmişti. Gözaltına alınan Osman Çelikbaş tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Burdur Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması görüldü. Duruşmada sanık Osman Çelikbaş, sanık yakınları ve avukatları, maktul yakınları ve avukatları hazır bulundu. Polis ekipleri adliye çevresinde ve mahkeme salonunda geniş güvenlik önlemleri aldı. Duruşmada savcılık makamı vermiş olduğu mütalaada sanık Osman Çelikbaş’ın tutukluluk halinin devamı ve ağırlaştırılmış kasten yaralama suçundan yargılanması talebinde bulundu.
Maktul Şeyhmus Bakış’ın ailesi, mütalaaya karşı aleyhte hususları kabul etmediklerini belirterek, sanığın cezalandırılmasını istedi.
Maktul avukatları ise mütalaayı kabul etmediklerini belirterek, sanığın eylemi gerçekleştirirken kasten öldürmeye yönelik ateş ettiğini ve olayda haksız eylemin (TCK 29) şekillerinin oluşmadığını belirterek, haksız tahrik indiriminin uygulanmaması gerektiğini, olay sonrası sanığın 112 Acil Çağrı Merkezine ihbarda bulunup yaralılara ilk müdahaleyi yapsa bile sanık hakkında gönüllü vazgeçme eylemlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, müteveffa hayatta olsaydı kasten yaralama hükümleriyle mahkeme kurulacağını ancak müteveffa hayatta olamadığı için bu hükümlerin mümkün olmadığını söyledi. Sanığın bugüne kadar da pişman olduğuna dair bir harekette bulunmaması ve mahkemeye yardım etmemesi nedeniyle indirim uygulanmaması talep edildi.
Tahliyesini istediler
Sanık avukatları ise duruşmada müvekkilleri hakkında meşru müdafaa hükümlerinin uygulanmasını, mahkeme heyeti aksi düşüncedeyse haksız tahrik indirimi hükümlerinin uygulanmasını, aksi halde iddia makamının mütalaasını suçun vasıflandırılması bakımından kabul ettiklerini beyan ederek, olayın öldürmeye değil yaralamaya yönelik gerçekleştirildiğini, olay günü ve öncesinde müvekkillerine karşı taciz ve tehdidin bulunduğunu, olay günü de ilk hareketin karşı taraftan geldiğini, bu yüzden sanık hakkında azami oranda indirim yapılarak tutuklulukta geçirdiği süre de göze alınarak tahliyesini, tahliye olmayacak ise adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasını talep etti.
“Mağdur benim”
Sanık Osman Çelikbaş ise esas mağdurun kendisi olduğunu belirterek, “Ben yapılan saldırıyı bertaraf ettim. Öldürmek istesem zaten öldürürdüm. Kurşunların hepsini ayağa sıktım. Üzerime atılan suçlamayı kabul etmiyorum. Saldırı üzerine hareket ettim. Mahkemenize 3 sayfadan oluşan beyan dilekçesi ve otopsi raporunu sunuyorum. Karşı tarafın ailesine başsağlığı diliyorum. Aklanana kadar temas kurmak istememiştim, yargılama bittikten sonra taziyelerimi iletecektim ancak karşı taraf pişman olmadığımı söyleyince burada söylemek zorunda kaldım. Maktulün ailesinin tüm mağduriyetlerini gidereceğimi de ifade etmek istiyorum. Son derece üzgünüm” dedi.
Duruşma sonunda mahkeme heyeti tarafından sanık Osman Çelikbaş’a kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan 15 yıl hapis cezası verildi. Ardından eylemi haksız tahrik altında işlediği anlaşıldığı belirtilerek ceza 11 yıl 3 aya, daha sonra iyi hal indirimi uygulanarak 9 yıl 4 ay 15 güne düşürüldü. Sanığa silahla kasten yaralama suçundan haksız tahrik ve iyi hal indirimleri uygulanarak, 11 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ruhsatsız silah kullanmaktan da 10 ay hapis, 25 gün adli para cezasına çarptırılmasına karar verildi.
Mahkeme sonrası konuşan maktul Şeyhmus Bakış’ın avukatı Kemal Aytekin, “Biz bu süreci sabırla yürüteceğiz. Bu şahıs hak ettiği cezayı en nihayetinde alacaktır” dedi.
Adliye koridorunda maktul Şeyhmus Bakış’ın annesi ise sanığın ailesine tepki gösterdi. – BURDUR
]]>Başakşehir’deki bir sitede 1 Ocak’ta meydana gelen olayda, İbrahim Keloğlan, Eros isimli kediyi dakikalarca döverek ölmesine neden olmuştu. Sanık Keloğlan hakkında Küçükçekmece 16. Asliye Mahkemesi tarafından 1 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. Verilen ceza iyi hal indirimi uygulanarak 1 yıl 3 aya düşürülüp hükmün açıklanması geri bırakılmıştı. Verilen karara İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden avukat Hafize Hilal Koçak itiraz etmişti.
“Kedi kaçmaya çalışmasına rağmen sanık yaklaşık 5 dakika boyunca kediyi kovalayıp tekmeleyerek ve üzerine basıp ezerek öldürdü”
Dosyayı inceleyen Küçükçekmece 4. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık İbrahim Keloğlan’ın “evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan yapılan yargılama sonucunda Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini belirtti. Olaya ilişkin incelenen görüntülerde Keloğlan’ın site sakinleri ve müşteki tarafından beslenip bakımı yapılan kediyi asansörde görmesi üzerine saldırıp tekme vurduğu, kedi asansörden kaçtıktan sonra peşinden giderek koridora sıkıştırdığı, kapıları kapatıp kedinin kaçmasını engelleyerek defalarca tekme attığı, kedinin kaçmaya çalışmasına rağmen sanığın eylemini ısrarlı bir şekilde devam ettirip yaklaşık 5 dakika boyunca kediyi kovalayıp tekmeleyerek ve üzerine basıp ezerek öldürdüğü kaydedildi.
“Öldürme olayı acımasızca ve zalimce gerçekleştirildi”
Sanığın ısrarlı takip ederek yaklaşık beş dakika boyunca acımasızca ve zalimce gerçekleştirdiği öldürme olayında kusurunun ağırlığı, suçun işleniş biçimi, ortaya çıkan kastının yoğunluğu göz önüne alınarak temel cezanın üst hadde yakın olacak şekilde belirlenmesi gerektiği kararda kaydedildi.
“Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi bu tür fiillere eğilimi olan kişileri cesaretlendirebilir”
Kararda “İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak kalınacağı” ifadelerine yer verildi. Sanığın gerçekleştirdiği eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alındığında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, cezadan muaf tutulması sonucunu doğurabileceği belirtildi. Kararda “Ulaşılan bu sonucun bu tür olaylara karışan kişilere hoşgörü ile yaklaşıldığı izlenimi uyandıracağı ve bu tür fiillere eğilimi olan kişileri cesaretlendirebileceği gibi bireylerin bu kapsamda devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerini de zedeleyeceği açıktır” diye belirtildi.
Kararın kaldırılmasına karar verildi
Sanığın gerçekleştirdiği eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alındığında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi cezadan muaf tutulması sonucunu doğuracağından usul ve yasaya aykırı görülerek itirazın kabulüne karar verildi. Küçükçekmece 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına hükmetti. – İSTANBUL
]]>İngiltere’de 2019’dan bu yana hapishanede olan Assange’ın, ABD tarafından 2010-2011 yıllarında gizli askeri belgeleri sızdırdığı gerekçesiyle iadesi isteniyor.
Julian Assange kimdir, Wikileaks nedir?
Assange, ergenlik yıllarda bilgisayar programcısı olarak şöhret kazandı.
1995’te ülkesi Avustralya’da bilgisayar korsanlığı suçlamasıyla cezaya çarptırıldı ancak bunu bir kez daha yapmayacağına söz vermesi üzerine hapse girmedi.
2006’da Wikileaks websitesini kurdu. Wikileaks bugüne kadar on milyondan fazla gizli belgeyi yayımladığını iddia ediyor. Belgeler arasında savaş, casusluk ve yolsuzlukla bağlantılı resmi raporlar da var.
2010’da ABD ordusuna ait helikopterden çekilmiş ve Irak’ın başkenti Bağdat’ta 18 sivilin öldürülüş anını gösterdiği belirtilen bir video Wikileaks’te yayınlandı.
Bunlarla birlikte ABD ordusunun eski istihbarat analisti Chelsea Manning’in sızdırdığı binlerce gizli belge de Wikileaks’te yayımlandı.
Bu belgelere göre ABD ordusu Afganistan savaşı sırasında yüzlerce sivili öldürmüş ancak bunlar resmi raporlara girmemişti.
ABD hükümeti Wikileaks’e nasıl tepki verdi?
2019’da ABD Adalet Bakanlığı sızıntıyı ülkenin “tarihindeki en büyük gizli bilgi ifşalarından biri” olarak tanımladı.
ABD yetkililerinin avukatları, bilgilerin yayımlanmasının Afganistan ve Irak’ta adı geçen kişileri “ciddi zarar, işkence ve hatta ölüm riskiyle karşı karşıya bıraktığını” söyledi.
Assange ise dosyaların ABD silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen ciddi ihlalleri ortaya çıkardığını ve kendisine karşı açılan davanın siyasi amaçlı olduğunu vurguladı.
Gizli bilgileri elde etmek amacıyla askeri veritabanlarına sızmak üzere komplo kurmakla suçlandı ve 18 suçtan yargılanmasına karar verildi.
ABD yetkilileri, Assange’ın ABD’ye iade işlemlerini başlattı.
Avukatları suçlu bulunması halinde 175 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalacağını söylüyor. Ancak ABD hükümeti dört ila altı yıl arası bir hapis cezasının daha muhtemel olduğunu söylüyor.
Julian Assange neden ABD’ye iade edilmedi?
ABD’nin 2019’daki iade talebi bir dizi duruşmanın ardından alındı ancak Assange bu kararın bozulması için yıllarca mücadele etti.
2019’da ayrı bir suçtan Londra’nın yüksek güvenlikli Belmarsh Cezaevi’ne gönderildi ve firar geçmişi nedeniyle ABD’deki iade davası devam ederken orada tutuldu.
2021’de Yüksek Mahkeme, akıl sağlığının zayıfladığı ve ABD’deki bir hapishanede intihar edebileceği iddialarını dikkate almayarak, iadesine karar verdi.
Karar 2022’de Yüksek Mahkeme ve dönemin İçişleri Bakanı Piri Patel tarafından onaylandı.
Assange 20 ve 21 Şubat 2024’te yeniden Yüksek Mahkeme’ye çıkacak. Patel’in verdiği iznin yeniden görüşülmesini ve 2021’de alınan mahkeme kararının bozulmasını isteyecek.
Destekçileri bunun karşılaştığı son yasal sınav olabileceğini söylüyor.
Assange’ın avukatları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) davasının 2022’de değerlendirilmesini talep etmiş, ancak mahkeme duruşma yapılmadan davayı reddetmişti.
Julian Assange neden Ekvador Büyükelçiliği’nden ayrıldı?
İsveç 2010 yılında Assange’ın ülkedeyken bir kadına tecavüz ettiği ve bir diğerini de taciz ettiği suçlamalarıyla hakkında yakalama emri çıkardı.
Assange iddiaların “temelsiz” olduğunu söyledi.
İsveç İngiltere’den tutuklanan ve kefaletle serbest bırakılan Assange’ı iade etmesini istedi.
İki yıl süren yasal mücadelenin ardından 2012’de İngiltere Anayasa Mahkemesi Assange’ın İsveç’e sorgulanmak üzere iade edilmesine karar verdi.
Ancak Assange, İsveç’e giderse ABD’ye iade edileceğini iddia ederek bunun yerine Ekvador Büyükelçiliği’nden siyasi sığınma talep etti.
Dönemin Wikileaks destekçisi Ekvador Cumhurbaşkanı Rafael Correa Assange’ın sığınma başvurusunu kabul etti.
Assange büyükelçilikte yedi yıl geçirdi ve burada şarkıcı Lady Gaga ve oyuncu Pamela Anderson dahil ünlüler tarafından ziyaret edildi.
Nisan 2019’da Ekvador’un yeni Cumhurbaşkanı Lenin Moreno, “saygısız ve saldırgan davranışları”, kişisel hijyeniyle ilgili şikayetler ve büyükelçiliğin güvenlik dosyalarına eriştiğine dair şüpheler nedeniyle Assange’ın büyükelçiliği terk etmesini istedi.
Assange, İngiliz polisi tarafından büyükelçilik içinde tutuklandı ve ardından kefalet koşullarını ihlal ederek İsveç’e iade edilmek üzere teslim olmadığı gerekçesiyle yargılandı.
Kendisine 50 hafta hapis cezası verildi.
Kasım 2019’da İsveçli yetkililer, zaman aşımı gerekçesiyle Assange aleyhindeki davayı geri çekti.
Julian Assange’ın eşi Stella Assange kimdir?
Assange, uzun süredir birlikte olduğu avukat Stella Moris ile 2022 yılında Belmarsh hapishanesinde evlendi.
İlişkileri 2015 yılında başlayan çiftin, Assange Ekvador Büyükelçiliği’nde yaşarken ebeveynlik ettiği iki çocukları var.
Stella Assange, Julian Assange’ın iadesine karşı kampanya yürüten ünlü modacı Vivienne Westwood tarafından tasarlanan bir gelinlik giyinmişti.
Törene Assange’ın babası ve erkek kardeşinin yanı sıra her iki çocuğu da katıldı.
]]>Gaziemir ilçesinde, 31 Ocak 2024 günü meydana gelen olayda taksici Oğuz Erge (44), soğukta üşümesin diye aldığı müşterisi Delil Aysal (19) tarafından 3 kurşunla vurularak öldürülmüştü.
Cinayet anı araç içindeki kameraya yansırken, görüntüler tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu. “Bazı insanlara güvenmeyeceksin” dediği duyulan katilin, yaralı taksi şoförüne tokat atıp daha sonrada araçtan ayrıldığı anlar kameralara yansımıştı.
Katil hakim karşısında: Görüntüleri izledi, kabul etti
Katil Delil Aysal, ‘nitelikli kasten öldürme’, ‘nitelikli yağma’ ve ‘ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle 10. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıktı. Duruşmaya; tutuklu sanık Delil Aysal, taraf avukatları, taksici Oğuz Erge’nin yakınları da katıldı.
Savunma için söz verilen katil Delil Aysal, kamera görüntülerini kabul ettiğini ancak seste oynama olduğunu ileri sürerek, “Ben taksiciye ‘kimseye güvenme’ demedim. Psikolojik sıkıntılarım var. Bu nedenle hastanede de yattım. Olay gecesi uyuşturucu hap ve alkol kullanmıştım. Silahta 5 kurşun vardı; 3’ünü taksi şoföründe, 2’sini de havaya ateş ederek kullandım. Pişman oldum” dedi.
Mahkeme başkanı: “Neden sağ kapıdan binip şoförün arkasına geçtin?”
Mahkemede, olay gününe ait Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ve araç içi kamera görüntüleri de izlettirildi. Mahkeme başkanı Delil Aysal’a, olay günü taksiye sağ arka kapıdan binmesine rağmen neden şoförün kör noktasına gelen sol arka koltuk kısmına geçtiğini sordu. Sanık ise o an bu durumu fark etmediğini öne sürdü.
“Madde etkisindeydim”
Sanık savunmasında madde kullandığını ifade ederek, “Amacım zarar vermek değildi. Madde etkisindeydim. Sıkıntılarım vardı” derken, mahkeme heyeti, “Sen o sıkıntıların cezasını başkalarından mı çıkarttın? Olayın öncesinde de silahını çıkartıyorsun. Maktulü öldürmek için mi keyif almak için mi ateş ediyorsun? Uzun süre başında duruyorsun. Erge’nin öleceği kesin” deyince sanık Aysal, amacının kendisini öldürmek olduğunu söyledi.
Gasp iddialarıyla ilgili soruya yanıt veren Aysal, “Ben para almadım” dedi. Mahkeme başkanının, taksicinin telefonunu neden aldığı yönündeki soruya da, ailesini arayıp durumu haber vermek için telefonu aldığını söyledi.
“Babamın telefonundan beni aradı, yeri tarif etti”
Oğuz Erge’nin kızı N.E.’de (16) mahkemede konuştu. N.E., “Babamın telefonundan beni aradı, yeri tarif etti. Ağır yaralı olduğunu söyleyip ‘ambulans çağır’ dedi. Önce annemi, sonra amcama haber verdim, şikayetçiyim” dedi.
Oğuz Erge’nin 7 ay önce boşandığı eşi Nevra Karaman da, boşanmalarına rağmen eski eşinin çocukları için evin geçimini sağladığını, sanıktan şikayetçi olduklarını söyledi.
“Babam iyilik yaptı”
Bir suçtan dolayı cezaevinde bulunan Oğuz Erge’nin oğlu Mustafa Erge ise SEGBİS ile duruşmaya katılarak, “Sanık, intihar etmek istediğini söylüyor; ama taksiye maskeyle biniyor. İntihar edecek bir kişi alerjisini düşünür mü? Babam iyilik yaptı. Diyecek çok şeyim var; ancak mahkemede söyleyemiyorum. Şikayetçiyim” dedi.
Avukatı tutuksuz yargılama istedi
Delil Aysal’ın avukatı da, sanığın daha önce hastanede yattığını ifade ederek, cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığının kontrol edilmesini mahkemeden talep etti. Sanığın kaçma ihtimalinin bulunmadığını söyleyen avukat, Aysal’ın tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmesini istedi.
Mahkeme heyeti, sanığın tedavi gördüğünü belirttiği Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönündeki raporun mahkemeye getirilmesine, olayda bugün dinlenmesi gereken iki sanığın bir sonraki celseye zorla getirilmesine karar vererek, duruşmayı 8 Mart 2024 gününe ertelendi.
Celil Anık: “Davanın takipçisiyiz”
Duruşmanın ardından İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık, adliye önünde açıklamada bulundu. Davanın takipçisi olacaklarına vurgulayan Anık, “Gayet soğukkanlı; bazı şeyleri kabul etmiyor, gayet pişkin bir arkadaş. İnşallah bir sonraki duruşmada en ağır cezayı alır” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>“Sanık anne: “Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum, başka biri yaptı gibi ben yapmadım sanki”
Sanık anne: “Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum”
İSTANBUL – Beylikdüzü’nde oğlu Mohammad Tahan’ı kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldüren Sarah Olabi’nin yargılandığı davada karar açıklandı. Mahkeme Olabi’nin akıl hastası olması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verirken, sanık anne duruşmadaki son savunmasında “Olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Beylikdüzü’nde 19 Şubat 2022 tarihinde meydana gelen olayda, yabancı uyruklu Sarah Olabi, oğlu Mohammad Tahan’ı kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldürmüştü. Olaya ilişkin yargılanan sanık Olabi hakkında karar açıklandı. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, sanık Sarah Olabi tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile katıldı. Duruşmada taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, sanığın suç tarihi itibariyle cezai ehliyetinin olmadığı yönünde hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunun mahkemeye ulaştığını belirtti. Davaya ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın 4 yaşındaki öz oğlunu kesici delici aletle kesmek suretiyle öldürdüğünün sabit olduğunu aktardı. Savcı, Adli Tıp Kurumu raporu ile sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edildiğinden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti. Mütalaada sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verilmesi istendi.
Mütalaaya karşı diyecekleri sorulan sanık Olabi, mahkemeye “Yani tahliye olacak mıyım?” diye sordu. Olabi savunmasının devamında ağlayarak “Ben olaya hala inanmıyorum, olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Kararını açıklayan mahkeme, Olabi’nin ‘nitelikli kasten öldürme’ suçu sabit olmakla birlikte, akıl hastası olması nedeniyle sanığa ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verdi. Öte yandan kararı duyan sanık anne, mahkemeye teşekkür etti.
İddianameden,
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Sarah Olabi’nin olay tarihinden bir hafta önce babasını ziyaret etmek için İstanbul’a geldiği ve babasının evinde kaldığı anlatılmıştı. Sarah Olabi iddianamede yer verilen savunmasında, “11 yıldır psikolojik rahatsızlığım nedeniyle ilaç kullandım. Olaydan bir hafta önce İstanbul’a annem ve bebeğimle geldik. İstanbul’da rahatsızlığım arttı. Bebeğimle beraber babamın ikamet ettiği eve gittik. Gece rüyamda kabus gördüm. Kabusta oğlumu benden alacaklarını gördüm. Almasınlar diye oğluma sarıldım ve ağzını kapattım, ağzından kan geldiğini gördüm. Yatağa bıraktım. Bebeğimi hareketsiz olarak görünce mutfağa gidip bıçak aldım ve odaya geri döndüm. Kendimi öldürmek için bileklerimi ve göğsümü kestim. Ben öldükten sonra bebeğimi almasınlar diye bebeğimi de kestim. Daha sonra kendimi kaybettim. Olanları hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde dilimin bir parçasını keserek kopan parçayı bebeğimin yanına attım. Kapının çaldığını duydum. Kimse görmesin diye kaldığım odanın kapısını açmadım. Kimseye zarar vermek istemedim. Gece gördüğüm kabustan dolayı gerçekleşti. Bebeğimi benden alacaklar diye kendimi kaybettim” ifadelerini kullanmıştı. İddianamede Sarah Olabi hakkında ‘kendisini savunamayacak çocuğu canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmişti.
]]>Beylikdüzü’nde 19 Şubat 2022 tarihinde meydana gelen olayda, yabancı uyruklu Sarah Olabi, oğlu Mohammad Tahan’ı (4) kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldürmüştü. Olaya ilişkin yargılanan sanık Olabi hakkında karar açıklandı. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, sanık Sarah Olabi tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, sanığın suç tarihi itibariyle cezai ehliyetinin olmadığı yönünde hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunun mahkemeye ulaştığını belirtti. Davaya ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın 4 yaşındaki öz oğlunu kesici delici aletle kesmek suretiyle öldürdüğünün sabit olduğunu aktardı. Savcı, Adli Tıp Kurumu raporu ile sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edildiğinden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti. Mütalaada sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verilmesi istendi.
Mütalaaya karşı diyecekleri sorulan sanık Olabi, mahkemeye “Yani tahliye olacak mıyım?” diye sordu. Olabi savunmasının devamında ağlayarak “Ben olaya hala inanmıyorum, olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Kararını açıklayan mahkeme, Olabi’nin ‘nitelikli kasten öldürme’ suçu sabit olmakla birlikte, akıl hastası olması nedeniyle sanığa ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verdi. Öte yandan kararı duyan sanık anne, mahkemeye teşekkür etti.
İddianameden,
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Sarah Olabi’nin olay tarihinden bir hafta önce babasını ziyaret etmek için İstanbul’a geldiği ve babasının evinde kaldığı anlatılmıştı. Sarah Olabi iddianamede yer verilen savunmasında, “11 yıldır psikolojik rahatsızlığım nedeniyle ilaç kullandım. Olaydan bir hafta önce İstanbul’a annem ve bebeğimle geldik. İstanbul’da rahatsızlığım arttı. Bebeğimle beraber babamın ikamet ettiği eve gittik. Gece rüyamda kabus gördüm. Kabusta oğlumu benden alacaklarını gördüm. Almasınlar diye oğluma sarıldım ve ağzını kapattım, ağzından kan geldiğini gördüm. Yatağa bıraktım. Bebeğimi hareketsiz olarak görünce mutfağa gidip bıçak aldım ve odaya geri döndüm. Kendimi öldürmek için bileklerimi ve göğsümü kestim. Ben öldükten sonra bebeğimi almasınlar diye bebeğimi de kestim. Daha sonra kendimi kaybettim. Olanları hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde dilimin bir parçasını keserek kopan parçayı bebeğimin yanına attım. Kapının çaldığını duydum. Kimse görmesin diye kaldığım odanın kapısını açmadım. Kimseye zarar vermek istemedim. Gece gördüğüm kabustan dolayı gerçekleşti. Bebeğimi benden alacaklar diye kendimi kaybettim” ifadelerini kullanmıştı. İddianamede Sarah Olabi hakkında ‘kendisini savunamayacak çocuğu canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmişti. – İSTANBUL
]]>Melikgazi ilçesinde kargo şirketinde çalışan, evli ve 2 çocuk babası Erkan T.’nin, maddi durumu iyi olmayan kadınları evine çağırıp, gözlerine uyku bandı takarak, ayaklarını kelepçe ve eşarp ile bağlayıp, falakaya yatırdığı iddia edildi. Erkan T.’nin, falakaya yatırdığı kadınlardan ‘güzel’ dediklerine 500 TL, ‘çirkin’ dediklerine 250 TL ödeme yaptığı öne sürüldü. Erkan T., falaka görüntülerini de kayıt altına aldı. Erkan T., başka kadınlara da çektiği videoları gönderdi. Benzer teklifte bulunduğu N.K. isimli kadının savcılığa suç duyurusu sonrası Erkan T. gözaltına alınıp, adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı.
KAMU DAVASINDAN BERAAT
Erkan T. hakkında eşi H.T.’ye eylemleri nedeniyle ‘eşe karşı eziyet çektirme’ suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar, ‘müstehcenlik’ suçundan da 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açıldı. Davanın geçen yıl nisan ayında görülen 3’üncü duruşmasına sanık Erkan T., ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı, ‘eşe karşı eziyet’ suçundan ise delil yetersizliğinden beraat etti.
İSTİNAF BOZMA KARARI VERDİ
Sanık Erkan T.’nin avukatı Ahmet Bozkurt, karara itiraz ederek, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdı. Avukat Bozkurt itiraz dilekçesinde, söz konusu delillerin hukuka aykırı olduğunu ve davanın zaman aşımına uğradığını öne sürerek, müvekkilinin anayasal haklarının zedelendiği gerekçesiyle ceza verilmemesi gerektiğini belirtti.
Dosyanın geldiği Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7’nci Ceza Dairesi, yaptığı inceleme sonrası sanığa verilen cezanın hukuka aykırı şekilde verildiğini belirterek, bozma kararı verdi. Ceza Dairesi, sanığa verilen cezada, ilgili kanun maddelerindeki alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılmasının gerektiği ve bu kapsamda alt sınırdan makul oranda uzaklaşılması yerine soyut ve yetersiz gerekçeyle ve fiil ile orantılı olmayacak biçimde fazla ceza tayin edildiğini belirtti. Ceza Dairesi, dosyayı yeniden yargılama yapılması için tekrar yerel mahkemeye gönderdi.
CEZASI 1,5 YILA İNDİ
Bozma kararı sonrası Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanan Erkan T. duruşmaya katılmazken, avukatı Bozkurt salonda hazır bulundu. Bozma kararına aleyhlerine olan hususları kabul etmediklerini belirten Avukat Bozkurt, “Suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatindeyiz. Müvekkilin bu videoları, kendi telefonunda taşıdığına dair dosyada veri yoktur. Bu nedenle bu suçtan beraatini istiyoruz” dedi. Mahkeme hakimi, Erkan T.’yi, ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi de uygulanarak 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.
‘ZORLA DEĞİL, RIZAYLA’
Söz konusu videolarda zorlama olmadığını söyleyen Erkan T., ilk duruşmada verdiği ifadesinde, “Eşimin rızası ile oldu. Bir kez de ismini H. olarak bildiğim bir kadın ile rızası dahilinde bir video çektim. Kimseye benzer bir uygulama yapmadım. Kimseyi zorlamadım. Bu videoyu bir yerde paylaşmadım. Çünkü bu tarz videonun yasak olduğunu öğrendim. Videoların daha sonra nasıl yayıldığını bilmiyorum. Bu videolar emniyet tarafından sızdırılmış olabilir. Hiçbir yerde paylaşmadım. Cep telefonumda tespit edilen videolar, bu tarz internet sitelerinden aldığım videolardır. Bu tarz videoları yüklerken kadınların çıplak ya da giyinik olduklarına bakmadım. Bu durum beni ilgilendirmiyordu. Bu videoları örnek olsun diye yükledim, ardından sildim. N. isimli kadına bu tarz videolar çekip, paylaşmak istediğimi söylemiştim. O da kendisinin de merak ettiğini söylemişti. Daha sonra N. ile bu tarz paylaşım yaparak para kazanacağımızı düşündüm” demişti.
‘FANTEZİ AMACIYLA 1 KEZ YAPTIK’
Eşinden şikayetçi olmadığını söyleyen H.K. ise şunları anlatmıştı:
“Bana karşı zorla bir eylemi olmadı. Bir video izletti ve bu şekilde video çekme teklifinde bulundu. İlk başta bu teklifi kabul etmedim. Fakat daha sonra kendi rızam ile bu teklifi kabul ettim. Değişiklik amacıyla bir kez yaptık. Amacımız fantezi yapmaktı. Falakaya yatırdı, ayaklarımı bağladı. Sadece acı çekiyor gibi yaptım. Kesinlikle acı çekmedim. Acı çeksem söylerdim. Şu anda salonda basın mensupları olduğu için rahat konuşamıyorum. Ama söylemek istemediğim cinsel arzular da vardı. Benim yanımda herhangi başka bir kadına, eşim benzer bir uygulama yapmadı. Yayınlayıp, para kazanmaktan bahsetmedi. Şikayetçi değilim.”
GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI
Mahkeme, sanık Erkan T.’ye verilen 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası kararının gerekçesini açıkladı. Mahkeme gerekçesinde, “Sanığın cep telefonunda depolanmış halde birden çok farklı tarihlerde yüklenmiş video bulunduğu, video içeriklerinde kimliği belirsiz kadınların bulunduğu, kadınların ayaklarından bağlı halde falakaya yatırılmış haldeyken bir erkek tarafından sopa ile ayaklarına vurulduğu, videoların bazılarında kadınların vücudunun tamamının ya da bir kısmının çıplak olduğu, kadınların cinsel dürtü uyandıracak şekilde sesler çıkarttığı, sanığın eşi ile çektiği videolardan birinin de cinsel fantezi amacıyla çekildiği, sanığın bu şekilde şiddet kullanılarak yapılan cinsel davranışları içeren videoları farklı tarihlerde birden çok kez telefonunda depoladığı, ayrıca benzer içerikli videoları farklı tarihlerde bizzat eşi ve H. isimli başka bir kadın ile çekmek suretiyle üreterek, ‘müstehcenlik’ suçunu birden fazla kez işlediği anlaşılmış, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayin edilmiştir. Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri de dikkate alınarak ‘iyi hal’ indirimi yapılarak, hükmün açıklanması geri bırakılmıştır” ifadelerine yer verdi.
]]>Çoğu hukukçu mahkemenin, Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebini veya bazı önleyici talepleri kabul edeceğini düşünüyor.
Hollanda’nın Lahey kentinde görülecek davada Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor da bulunacak.
Öte yandan İsrail, bu taleplerin reddedileceği görüşünde.
İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy “Tabii ki mahkemenin, Güney Afrika’nın yönelttiği bu tamamen absürt suçlamaları kabul edilemez bulacağını bekliyoruz” diyor.
Dava konusu nedir?
Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuyla 1948’te imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu.
Soykırım kanıtlaması en zor suçlardan biri. Zira “soykırım niyeti” için insanları öldürmenin de ötesinde fiiller gerekiyor.
Bir devletin bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya bir bütün olarak yok etmek istediğinin kanıtlanması şart.
Güney Afrika’nın, İsrail’in planının veya davranış biçiminin başka hiçbir şeyle açıklanamayacağını kabul ettirmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) en üst mahkemesi olan ICJ, devletler arasındaki anlaşmazlıklara bakıyor.
Bugüne kadar hiçbir devlet soykırımdan suçlu bulunmadı.
ICJ 2007’de Sırbistan’ın 1995’te Bosna Hersek’te 8 bin Müslüman erkeği öldürdüğü Srebrenica Soykırımı’nı önlemekte yetersiz kaldığına hükmetmişti.
İhtiyati tedbir nedir?
Bunlar, sahadaki durumun daha da kötüleşmemesi için alınabilecek geçici kararlardır.
Çoğu uzman Güney Afrika’nın, ‘hiçbir şey yapılmazsa’ büyük hayati tehditler olacağını kabul ettirmeyi başardığını düşünüyor.
Bu davanın 11-12 Ocak’taki kısmında yapılmıştı. İsrail 12 Ocak’ta savunmasını yapmıştı.
Güney Afrika mahkemeden İsrail’e Gazze’deki savaşı durdurmas ve Gazze’ye insani yardım girişindeki sınırlamaları kaldırma emri iletmesini talep etmişti.
İsrail neden Gazze’de savaşıyor?
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki sağlık bakanlığının verilerine göre çoğu kadın ve çocuktan oluşan 25 bin 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.
Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan 1,7 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı hesaplanıyor.
Bu çatışma 7 Ekim’de Hamas militanlarının Gazze’den İsrail’e girerek sınır bölgelerinde asker ve sivillere saldırmasıyla başladı. Militanlar en az 1.200 İsrailliyi öldürdü, 240 kişiyi de rehin aldı.
İsrail buna karşılık olarak önce Gazze’ye hava saldırılarına, ardından da karadan işgale başladı.
İsrail suçlamaya ne yanıt veriyor?
İsrail soykırım suçlamasını “çok ağır bir çarpıtma” olarak niteliyor, kendisini savunma hakkı olduğunu ve Filistinli sivilleri değil Hamas militanlarını hedef aldığını belirtiyor.
ICJ ne karar verebilir?
ICJ ihtiyati tedbir kararı verebiliyor fakat bunlar, Güney Afrika’nın talep ettiği kararlardan farklı da olabilir.
Mahkeme İsrail’e uluslararası insan hakları hukukuna uyma, Gazze’ye gidecek bir araştırma heyetini kabul etme veya insani yardım üzerindeki kısıtlamaları kaldırma emri verebilir.
Mahkemenin kararlarının hukuki bağlayıcılığı var ve herhangi bir temyiz mekanizması bulunmuyor.
Öte yandan mahkeme, devletleri kararlarını uygulamaya zorlayamıyor.
Bu davanın açılması İsrail’in soykırım işlediği anlamına mı geliyor?
Hayır. Mahkeme davayı kabul edilebilir bulmuş olsa da, bugün bir ihtiyati tedbir kararı verse de davanın sonunda bir soykırım işlenmediği sonucuna varabilir.
Bir ihtiyati tedbir kararı, ortada büyük bir riskin bulunduğu ve durum tam anlamıyla incelene kadar her şeyin durması gerektiği anlamına gelir.
ICJ’de davalar yıllar sürebiliyor.
Bir ihtiyati tedbir kararı ayrıca İsrail ve destekçilerine, eylemlerinin uluslararası incelemeye tabii olduğu mesajını verecektir.
]]>Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda (Vredespaleis) yerel saatle 10:00’da başlayacak duruşmanın ilk gününde, Güney Afrika, soykırım suçlamasına ilişkin savlarını sözlü olarak dile getirecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele alacak.
Cuma günü de, İsrail, hakkındaki suçlamalara ilişkin sözlü savunma yapacak.
İsrail’in talebi üzerine bugün ve yarın yapılacak sözlü oturumlar, birer saat uzatıldı. Duruşmalar , iki gün boyunca 10:00 – 13:00 saatleri arasında görülecek ve Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden canlı olarak izlenebilecek.
Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı.
Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.
İsrail’in, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.
Davaya yönelik merak edilen soruları ve cevaplarını derledik:
Davayı neden Güney Afrika açtı?
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını Güney Afrika’nın geçmişindeki apartheid rejimiyle karşılaştırarak Filistinlilere tam destek vermesinin ardından, her iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler askıya alındı.
Güney Afrika, Pretoria’daki İsrail Büyükelçiliği’ni kapattı.
Hem İsrail hem de Güney Afrika, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’nin imzacıları olduğu için, Cyril Ramaphosa yönetimi, dava konusunda inisiyatif aldı.
1948’de imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi, taraf ülkelere soykırım suçunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.
Güney Afrika yönetimi, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğe dayanarak İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla dava açtı.
Dava neden Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı?
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine, bireysel suçlar yerine sadece devletler arasındaki ihtilafları ele alıyor.
Bu nedenle dava Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı.
İsrail iddialara ilişkin ne diyor?
Duruşmada İsrail’i, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak temsil edecek.
İsrail hükümeti, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin iddialarına sert bir dille karşı çıkıyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, sosyal medya platformu X aracılığıyla yaptığı açıklamada, “İsrail, Güney Afrika tarafından yayılan kan iftirasını ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusunu tiksintiyle reddediyor” dedi.
Sözcü Güney Afrika‘yı, “İsrail Devleti’nin yıkılması çağrısında bulunan bir terör örgütüyle işbirliği yapmakla” da suçladı.
Haiat, “Güney Afrika’nın iddiası hem fiili hem de hukuki dayanaktan yoksundur, ve Mahkeme’nin alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde istismar edilmesini teşkil etmektedir” ifadesine yer verdi.
Güney Afrika’nın bu girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da tepkiyle karşılandı.
Duruşmalarda neler bekleniyor?
Bugün ve yarın tarafları dinleyecek olan Yüksek Mahkeme, öncelikli olarak Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki askeri faaliyetlerini derhal durdurulması talebini ele alacak.
Mahkeme, sunulacak belgeler ışığında bu talebi kabul edebilir ya da yetkisizlik kararı verebilir.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin mahkemeye, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin yeterli kanıtı sunması durumundaysa, uzun bir yargılama süreci başlayacak.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, soykırımın belirlenmesi karmaşık bir hukuki ve siyasi süreç gerektirdiği için, yargılama uzun zaman alabilecek.
Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters’a göre, soykırımı kanıtlamak için yalnızca bir nüfus grubunun öldürülmesi değil, aynı zamanda bunun bir ırksal grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel bir niyetle yapıldığının da kanıtlanması gerekiyor.
BM Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?
Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı.
Mahkeme, Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Şartı ile kuruldu ve Nisan 1946’da faaliyetlerine başladı.
Yüksek Mahkeme, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından 9 yıllık bir süre için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Mahkemenin merkezi Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda bulunuyor.
Mahkemenin iki önemli işlevi var;
Birincisi, uluslararası hukuka uygun olarak, sözleşmeye taraf devletler tarafından sunulan hukuki ihtilafların çözümü konusunda karar almak.
Diğeri de, hukuki sorunlarla ilgili tavsiye niteliğinde görüşler bildirmek.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararlar bağlayıcı nitelikte ve soykırım suçları için zaman aşımı söz konusu değil.
Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaş, Gazze’de insani felakete yol açtı.
Gazze’deki Hamas Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in düzenlediği hava ve kara saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
]]>Zonguldak’ta, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince geçtiğimiz yıl 5 Mayıs’ta 4 ilçede uyuşturucu tacirlerine yönelik ‘kökünü kurutma’ operasyonu düzenlendi. 7 aylık teknik ve fiziki takip sonucu yapılan operasyonda, Emircan İleri’nin (43) lideri olduğu öne sürülen uyuşturucu satmak amacıyla kurulmuş örgüte üye olduğu iddia edilen 32 kişi eş zamanlı baskınlarla yakalanıp, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Mahkemece örgüt lideri olduğu iddia edilen Emircan İleri (43) ile birlikte çete üyesi olduğu öne sürülen Yüksel Kocasoy (59), Batuhan Yıldırım (21), Bircan İleri (72), Ejder İleri (49), Emre Köse (27), Erçin Taşçıoğlu (43), Gökhan Türkmen (34), Mehmed Çakır (29), Mert Dikici (28), Ogün Akbulut (32), Ömer Etçioğlu (47), Selahattin Köse (31), Serdar Kuyucu (40), Ufuk Sarıkaya (37) ve Yıldırım Üçer (47) isimli 16 kişi tutuklandı, 16 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest kaldı. Tutuksuz sanıklardan 2’si ise işledikleri başka suçlardan dolayı tutuklandı.
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı;16’sı tutuklu 32 kişi hakkında iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı, iddianamede sanıklar hakkında, ‘Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma,’ ‘örgüte bilerek isteyerek yardım etme? ve ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama?, suçlarından toplam 1036 yıla kadar hapis cezası istedi.
Zonguldak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 32 sanığın yargılanması bugün başladı. Tutuklu 14 sanık farklı illerden mahkemeye getirildi, 4 kişi SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılırken 14 kişi ve avukatlar salonda hazır bulundu. Emircan İleri’den satın aldığı uyuşturucuyu sattığını anlatan başka suçtan tutuklu Sedat Saraç, eşinin intihara kalkıştığını daha sonra da kendisine çete tarafından cinsel saldırı olduğunu söylediğini anlattı. Saraç daha sonra eşiyle birlikte karakola giderek yaşananları anlattığını söyledi. Saraç’ın sanık olarak yargılanan eşi Gülcan Saraç da, şehir dışından Emircan İleri için uyuşturucu alıp getirdiklerini anlattı.
‘MASA KURACAKLARMIŞ’
Suçlamaları reddeden tutuksuz sanık T.G. ise Serdar Kuyucu bana ‘bir masa kurulacak’ dedi. Bu masada olacak kişileri anlatırken ben konuşmasına izin vermeden konuyu kapattım. Bir süre sonra Hüseyin Pirecioğlu yanıma geldi. Uyuşturucu satılacakmış, başında da Emircan’ın olacağını söyledi. Kendisi ne derse onu yapacağını söyledi. Bu işleri Emircan adına yapılacağını söyledi? dedi.
İFADESİNİ DEĞİŞTİRDİ
Örgüt yöneticiliği ile suçlanan, polis ve savcılık ifadelerinde örgüt şemasını tarif ederek etkin pişmanlıktan yararlanan Hüseyin Pirecioğlu mahkemede ifadesini değiştirdi. Bazı noktaları kontrol altında tutmak için uyuşturucuyu ihbar ettiklerini ya da maddeye sahip olan kişilerin malına çöktüklerini anlatan Hüseyin Pirecioğlu, ‘Buradaki herkes uyuşturucu kullanıcısıdır. Her kullanıcı da satıcısıdır. Almaya gücü yetmeyince satacaktır. Biz Emircan ile samimi arkadaşız ortada bir örgüt olduğunu düşünmüyorum’ diye konuştu.
PARAYI ‘KİRA, BORÇ’ DİYE GÖNDERİRMİŞ
Polisteki ifadesinde ayrıntılı olarak tarif ettiği çetenin farklı grupları sorulan Pirecioğlu, ‘Bu kişiler uyuşturucularını genellikle nerede ucuzsa oradan alırlar. Bahsettiğim bu gruplar Emircan’ın hiyerarşisi altında emirlerini yerine getiren kişiler değildir. Emircan al şu uyuşturucuyu sat demez. Ben satın almış olduğum uyuşturucunun parasını Batuhan Yıldırım’ın hesabına ‘kira, borç’ gibi açıklamalarla yatırırdım. Emircan’ın yanına gittiğimde elden de verirdim. Batuhan’ın hesap kartları Emircan’daydı? ifadelerini kıllandı.
‘POLİSTEKİ İFADEM YANLIŞ YAZILMIŞ’
Polisteki ifadesinin yanlış yazıldığını ve suç örgütü olmadığını öne süren Pirecioğlu, ‘Ben emniyette ifade verirken herkesin konuştuğu şeyi anlattım. Ben böyle bir yapılanma içinde yer almadım. Poliste adını söylediğim grup sorumlularıyla uyuşturucu almaya Emircan’a gittiğimde, gelmişlerse görüyordum. Bunun dışında bir araya gelip örgüt kurmadık. Ben emniyette kendi bilip gördüklerimden ziyade sokakta duyduklarımı anlattım’ dedi.
TUTUKLANDI
Duruşmada savcı, Pirecioğlu’nun mahkemede ifadesinden dönmesi sebebiyle sanığa baskı yapıldığı fikrinin oluştuğunu söyledi. Duruşmaların 3 gün boyunca devam edeceğine ve daha dinlenilmeyen sanık ve tanıkların olduğunu belirten savcı, Pirecioğlu’nun delilleri karartma şüphesi nedeniyle tutuklanmasını talep etti.
Mahkeme heyeti ise Pirecioğlu’nun dinlenilecek diğer kişileri baskı altına alma şüphesi olduğunu atılı suçun ceza sınırını göz önünde bulundurarak tutuklanmasına karar verdi. Diğer sanıkların tutukluluk hali devam ederken duruşmaya yarına kadar ara verildi. (DHA)
]]>Zonguldak Emniyet Müdürlüğü, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından geçen Mayıs düzenlenen operasyonda 32 şüpheliden 16’sı tutuklanarak cezaevine gönderildi. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme”, “2313 sayılı kanuna aykırılık”, “uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama” suçlarından 32 şüpheli hakkında 4 yıldan 38 yıla kadar çeşitli yıllarla hapis cezası istendi.
32 sanıklı davanın ilk duruşması bugün 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkemede sanıklardan S.S., G.S., H.P. ve T.G.’nin ifadeleri alındı. Mahkemede tutuksuz sanık T.G., tutuklu sanıklardan S.K.’nin S.S.’yi telefonla arayarak, “Zonguldak’a yüklü miktarda uyuşturucu gelecek. Bu uyuşturucuyu satacaksınız. Eşlerinizden ayrılacaksınız’ dedi” diye konuştu. T.G. bu sözleri duyunca araçtan indiğini söyleyerek, “Bu konuşmalar sonrasında şok oldum. Arabadan indim. Bu uyuşturucuları İstanbul’dan R.K. denen şahıs S.K. ile beraber getirecekmiş” dedi.
İstanbul’a uyuşturucu almaya gitmişler
Örgütün işleyişi hakkındaki soru sorulan sanık T.G., “İşleyişini, uyuşturucunun nasıl satılacağını bilmiyorum. Benim tahminim bu yapılanmanın lideri S.K.’dir. Bir gün S.K. bana, ‘Bu örgütün sokak kabadayısı benim’ dedi. Liderin kim olduğunu ise söylemedi” dedi.
İfadesi alınan tutuksuz sanık G.S. de, “2021 yılında Ş.U. ile İstanbul’a gitmiştik. Orada Ş.U. binaya girdi, para aldı. Buranın kumarhane olduğunu, buranın E.İ’ye ait olduğunu söyledi. Ş.U. ile İstanbul’a gittiğimizde dönüşte bilmediğim bir yerden pakette sarılı uyuşturucu maddeyi aldı. Getirmiş olduğu uyuşturucuyu Kozlu’da birine sattı. Sonra E.İ’ye uyuşturucuyu teslim etmeye gitti. Karabük’te bir otel sahibinden 2 kere uyuşturucu aldım. Bunları getirdim. E.İ’ye kime verip sattırıyor bilmiyorum. E.İ. torbacılara uyuşturucuyu veriyor sonra bu torbacılar parasını E.İ’ye veriyorlar. Benim dışında E.İ. için uyuşturucu getirenler vardı” dedi.
Tutuksuz sanık H.P. de, 12 yıldır tanıdığın E.İ.’nin; tutuksuz sanıklardan S.S.’ye giden uyuşturucu kanallarını kesmeleri yönündeki diyaloğunu anlattı. H.P., “S.S’ye ulaşmadan uyuşturucuları biz alacaktık. Bu uyuşturucuları ya emniyete şikayet ederek S.S’ye ulaşmasını engelleyecektik ya da S.S’ye uyuşturucu getiren kişilere zor kullanarak bu kişilerden uyuşturucularını almaktı. Her kullanıcı mutlaka satıcıdır. Almayı gücü yetmediğinde satacaktır. E.İ. ile samimi arkadaşız. Ortada bir örgüt yoktu. Ben de bu uyuşturucuyu kullandım ve parasını vermem gerektiği için benden isteyenlere para karşılığı verdim. Çünkü aldığım uyuşturucunun parasını vermem gerekiyordu. Verdiğim kişiler bu uyuşturucuyu ne yaptılar bilmiyorum” dedi.
H.P., “Başkalarından almış olduğun uyuşturucuların E.İ. iye bağlantısı yoktur. Ben nerede ucuz bulursam oradan alırım. Çarşı, acılık, Mithatpaşa, Kozlu, üniversite grubu gibi gruplardaki kişiler genel olarak uyuşturucuyu nerede ucuzsa oradan alırlar. Bahsettiğim bu gruplar E.İ’nin talimatını yerine getiren kişiler değildir. Kendileri oluşmuş gruplardır. Bu grupları E.İ. oluşturmamıştır. E.İ, ‘Şu uyuşturucuyu al, sat,’ demez. Ben satın aldığım uyuşturucunun parasını B.Y’ye kira, borç açıklamasıyla yatırırdım. Bazen de E.İ’nin yanına gittiğimde elden verirdim. B.Y. yatan paraların nereden yattığını bilmezdi. E.İ’nin başkalarına bahis oynattırdığını hiç görmedim” dedi.
“Amca ile mi buluşacağız”
Mahkeme heyetinin telefon kayıtlarındaki “Amca ile mi buluşacağız” şeklindeki diyaloğu hatırlatılan H.P., “Metamfetamine amca diyoruz. Ama ben ona o gün uyuşturucu vermedim” dedi.
Duruşmada Cumhuriyet Savcısı, H.P.’nin önceki ifadelerine göre mahkemede verdiği ifadelerin birbiriyle çeliştiğini ve delillerin karartılabileceği iddiasıyla tutuklanmasını talep etti.
Mahkeme heyeti de sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair telefon kayıtları, fiziki takip kayıtları, suçu işlediğine dair somut delillerin bulunması, dosyadaki diğer sanık ve tanıkların dinlenmemiş olması, sanığın savunması çerçevesinde tanıkları etkileyecek şekilde baskı kurulabilecek olması ile tutuklama sebebinin bulunduğuna kanaat getirdi. Mahkeme, bu çerçevede herhangi bir adli kontrol tedbirinin yeterli olmadığı gerekçesiyle H.P.’nin tutuklanmasına karar verdi.
Mahkeme diğer sanıkların dinlenmesi için yarın devam edecek. – ZONGULDAK
]]>KOCAELİ’nin Gebze ilçesinde, 2021 yılında Hakan Yiğit (38) ve annesi Tülay Yiğit’in (58), aynı apartmanda oturan komşuları Ahmet Avcı (52) ve kızı Ebru Avcı’yı (25) defalarca kez bıçaklayarak öldürdüğü olaya ilişkin dava dosyasına giren güvenlik kamerası görüntülerine DHA ulaştı. Babası ve kız kardeşi öldürülen Ümit Avcı (30), “Bundan yaklaşık 30 ay önce kız kardeşim ve babam hunharca katledildi. Acımız hala taze, mahkeme bitmediği sürece acımız taze kalacak” dedi.
Olay, 15 Ağustos 2021’de Gebze ilçesi Osman Yılmaz Mahallesi İstanbul Caddesi’nde meydana geldi. Hakan Yiğit ve annesi Tülay Yiğit ile daha önce ses, rahatsızlık verme, binaya kamera sistemi kurulması gibi sebeplerle husumetli oldukları aynı apartmanda yaşayan komşuları Avcı ailesi arasında kavga çıktı. İki taraf, birbirine saldırırken, Hakan ve Tülay Yiğit karşı aile üyelerinden Ahmet Avcı, eşi Fatma Avcı ve kızı Ebru Avcı ile kardeşi Mustafa Avcı’yı binanın kapısını önünde defalarca bıçakladı. Ahmet Avcı olay yerinde, 56 yerinden bıçaklanan kızı Ebru Avcı da kaldırıldığı hastanede 1 gün sonra hayatını kaybetti, eşi Fatma Avcı ve kardeşi Mustafa Avcı ise tedavileri sonrası taburcu oldu. Olayın ardından polis tarafından gözaltına alınan Tülay ve Hakan Yiğit tutuklanırken, haklarında ‘kasten öldürme’ suçundan 2’şer kez müebbet, ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan da 30’ar yıl hapis istemiyle dava açıldı.
7’İNCİ DURUŞMA GÖRÜLDÜ
Olayla ilgili 7’nci duruşma dün Gebze 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanıklar Hakan Yiğit ve Tülay Yiğit, SEGBİS üzerinden katıldı. Anne ve oğlu daha önce savunma yaptıkları için herhangi bir savunma yapmadı. Duruşma evraklar incelendikten sonra eksikliklerin giderilmesi için ertelendi.
GÜVENLİK KAMERASI GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI
Bu arada daha önceki aşamalarda soruşturma dosyasına eklenen, olay anına ilişkin güvenlik kamerası görüntülerine DHA ulaştı. Görüntülerde, yaşanan kavga anları ve Avcı ailesinin Tülay Yiğit ve oğlu Hakan Yiğit tarafından onlarca kez bıçaklandığı anlar yer aldı. Görüntülerde ayrıca Hakan Yiğit ve Tülay Yiğit’in ölen Ahmet Avcı ve Ebru Avcı’yı yerde hareketsiz yatmasına rağmen defalarca bıçakladıkları ve müdahale etmeye çalışan Fatma Avcı ve Mustafa Avcı’yı da yaraladıkları anlar kaydedildi. Fatma Avcı’nın ‘Yardım edin’ diyerek çevredekilerden yardım isteyerek ağladığı anlar da kamera kaydına yansıdı. Olayın ardından sağlık ekipleri ve polisin de kısa sürede olay yerine gelmesi, hayatını kaybeden Ahmet Avcı’ya dakikalarca kalp masajı yapıldığı görüldü.
SANIKLARIN BİR AN ÖNCE CEZALANDIRILMASINI İSTEDİ
Duruşma sonrası adliye önünde babası ve kız kardeşi öldürülen Ümit Avcı açıklama yaptı. Yargılama sürecinin uzamasının acılarını taze tuttuğunu belirten Avcı, sanıkların bir an önce cezalandırılmasını isteyerek, “Bundan yaklaşık 30 ay önce kız kardeşim ve babam hunharca katledildi. Acımız hala taze, mahkeme bitmediği sürece acımız taze kalacak. Bu mahkemenin bir an önce neticelenmesini istiyoruz. Görüntüler ortada olmasına rağmen mahkeme ne hikmetse sonuçlanmıyor. Bu da bizi derinden üzüyor. Mahkeme heyetinin bir an önce karşı tarafın aleyhine karar vermesini istiyoruz. Buraya gelip gitmekten yorulduk, bıktık usandık artık” dedi.
]]>