Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu yarışma, 17-20 Eylül’de Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde Türkiye Kömür İşletmelerinin (TKİ) ev sahipliğinde Garp Linyitleri İşletmesi Müdürlüğünde gerçekleştirildi.
Türkiye’nin önde gelen 15 madencilik şirketinden 100’den fazla arama kurtarma personelinin katıldığı yarışma ile madencilik sektörünün iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yüksek standartları ortaya koyuldu.
Yarışmada Acacia, Çayeli Bakır, DEFAŞ, Esan Eczacıbaşı, Eti Krom, Gübretaş Maden, KİAŞ, Koza Altın, Lidya, Öksüt, Polyak Eynez, TÜMAD, TÜPRAG, TKİ ve TTK yer aldı.
Ayrıca Dimin Madencilik, Gümüştaş ve Zenit Madencilik gözlemci olarak katıldı.
Çayeli Bakır ve TÜPRAG birinci oldu
Etkinlikte, Çayeli Bakır İşletmeleri ve TÜPRAG ekipleri sergiledikleri üstün performansla “En İyi 1.Takım” ödülünü paylaştı.
Bu ödül, kurtarma operasyonlarındaki beceriyi ve ekip ruhunu en iyi şekilde sergileyen takımlara verildi.
“En İyi 2. Takım” ödülü, DEFAŞ Madencilik ve TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ’nin, “En İyi 3. Takım” ödülü ise Kömür İşletmeleri AŞ (KİAŞ) ve Türkiye Taşkömürü Kurumunun (TTK) oldu. En İyi Yeni Takım Ödülü ise Acacia’ya verildi.
Yarışma boyunca sadece bireysel başarılar değil, ekipler arasındaki dayanışma ve işbirliği de ön plana çıktı.
Zorlu senaryolara karşı ekiplerin gösterdiği işbirliği, madencilik sektörünün zorluklarına karşı birlikte mücadele edebilme gücünü ortaya koydu.
Ekiplerin bir arada çalışarak sorunları çözme becerisi, etkinliğin en önemli kazanımlarından biri oldu.
“Güvenlik kültürünü daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz”
Açıklamada görüşlerine yer verilen TMD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, yarışmayla madencilik sektöründe güvenlik kültürünü daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini belirterek, şunları kaydetti:
“3. Maden Kurtarma Yarışması, madencilik sektöründeki kurtarma ekiplerinin kritik anlarda ne kadar donanımlı ve hazırlıklı olduğunu gözler önüne serdi. Bu etkinlikle madencilik sektöründe güvenlik kültürünü daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Çayeli Bakır ve TÜPRAG başta olmak üzere tüm ekiplerimizin sergilediği üstün performanslar, bu alanda ne kadar ileri düzeyde olduğumuzu gösteriyor. Tüm katılımcıları tebrik ediyor, bu etkinliğe katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çayırhan Mahallesi’ndeki göl kenarında organize edilen etkinlikte, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları kapsamında sanatçı Betül Demir sahne aldı. Sevilen şarkılarının yanı sıra marşları seslendiren Demir, festivale katılan bazı gazileri sahneye davet ederek katılımcılara alkışlattı.
Halk oyunları ve seymen gösterilerinin sunulduğu etkinlikte konuşan Nallıhan Belediye Başkanı Ertunç Güngör, kendilerinin her daim yanında olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a teşekkür etti.
Güngör, “30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle bizlere bu ulusu hediye eden başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Çağrı Çırak, maden ocağı sahasında gazetecilere yaptığı açıklamada, üniversitenin öğretim üyeleri olarak, maden sahasında meydana gelen toprak kaymasının çevresel etkileri ile alakalı değerlendirme ve raporlaştırma yapmak için bölgede bulunduklarını söyledi.
Bütün maden sahasını gezdiklerini anlatan Çırak, şunları kaydetti:
“Bu zamana kadar Devlet Su İşleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İl Afet Acil Durum Müdürlüğü ekiplerinin yaptıkları çalışmaları yerinde gördük. Ekiplerin yanı sıra maden sahasında yapılan tüm kimyasal analizleri ve burada elde edilen tüm ölçümleri de değerlendirdik. Bununla alakalı bazı değerlendirmeleri hocalarımla birlikte sizinle paylaşmak istedik. Biz hislerimizle değil, ölçtüklerimizle açıkça konuşabiliriz. Şu an elimizdeki deneysel veriler, örnek alınan noktaların hiçbirinde siyanüre rastlanmadığını gösteriyor. Bunun dışında bir şey varmış gibi düşünmemiz anlamsız. Bilimsel ölçümler, barajda herhangi bir siyanür miktarını ölçemedi. Diğer kısımlarda da olması gerektiği miktarın çok çok altında veriler var.”
“Tüm analizler sürekli olarak takip ediliyor”
EBYÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Hidroloji Uzmanı Doç. Dr. Yıldırım Dalkılıç ise sahadan alınan numunelerle tüm analizlerin yapıldığını ifade etti.
Bölgede iki gözlem kuyusunun açıldığını belirten Dalkılıç, “Burada su ve toprak kalitesi ölçümleri yapılıyor. ‘Olası bir risk var mıdır, birtakım değerlerde ani yükselişler söz konusu mudur, bunlar risk oluşturmakta mıdır?’ bunlarla ilgili tüm analizler sürekli olarak takip ediliyor.” dedi.
Sabırlı Deresi’nin suyunun liç alanına temas etmemesi için gerekli tüm önlemlerin alındığını vurgulayan Dalkılıç, “Heyelan önüne kaya dolgu seddi yapılmış. Bu set heyelanın dereye doğru ilerlememesi için alınan tedbirlerden bir tanesi. Asıl planlanan ise liç bölgesinden hemen önce suyu çevirerek, derenin akış yönünü değiştirerek, heyelan bölgesiyle temas etmeden direkt olarak Karasu’ya ulaşmasını sağlamak. Planlaması DSİ tarafından yapılmış, şu an çalışmalar devam ediyor.” diye konuştu.
EBYÜ Temel Bilimler Araştırma Uygulama Merkezi Müdürü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Volkan Özdokur da üniversitelerden heyetlerin belirlediği, öngördüğü bölgeler dahilinde 17 noktadan yer altı ve yer üstü sularından numuneler toplandığını aktardı.
“Yer altı ve yer üstü toprak örnekleri de inceleniyor”
Ayrıca hali hazırda madenin kullandığı havadaki hidrojen siyanür miktarını ölçen sistemlerden de veri akışının sürekli takip edildiğini söyleyen Özdokur, “Yer altı ve yer üstü toprak örneklerinden yapılan hidrojen siyanür, siyanür analizi, toplam siyanür, serbest siyanür, her biri hem burada yapılmakta hem de bakanlığımızın referans laboratuvarında bu analiz sonucu doğrulanmakta. Ayrıca özel iki laboratuvar tarafından da test edilerek kayda alınmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Özdokur, baraj suyuna siyanür karışıp karışmadığıyla ilgili bir soruya şu yanıtı verdi:
“Biz bilim insanları verilerle konuşmakla mükellefiz. Elimizde o bölgelerden alınmış su örnekleri var. Bu örneklerin siyanür sonuçları belli. Barajda siyanür, cihazın ölçebileceği düzeyde bile değil. Şu anki standart ölçüm metodumuzla barajdaki seviyeyi ölçemiyoruz bile. 14 Şubat’tan bugüne kadar Avrupa Çevre Koruma Ajansının belirlediği maksimum limite yaklaşan sızıntı, kirlilik tespit etmemiş bulunuyoruz. Elde ettiğimiz sonuçlar herhangi bir sızıntının varlığını bize göstermemektedir. Bağıştaş Barajı’ndaki örnekleme kuyularından alınan örnekler de siyanür cihazının ölçebileceği seviyenin altında görülmektedir. Herhangi bir siyanür kalıntısı ölçülmemiştir. Şu ana kadar elde ettiğimiz veriler bölgede siyanürle ilgili kalıntının olmadığını göstermektedir.”
]]>CHP Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Parti Meclisi Üyesi Nazan Güneysu, Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Kocaeli Milletvekili Muhip Kanko, Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül ile birlikte maden felaketinin yaşandığı Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni bölgesini ziyaret etti.
Çöpler Altın maden bölgesinde gözlemlerini aktaran Şahbaz, yaşananların endişe verici olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“BU NORMAL BİR TOPRAK KAYMASI DEĞİL”
“Erzincan İliç’te Anagold madenindeyiz. Büyük maden faciasının yaşandığı yerdeyiz. Buraya biz kaza demiyoruz, bu bir suçtur, bu bir eko kırım suçudur. Göz göre göre, biline biline kapasite artırımları yapılarak, bu suça meydan verilmiştir. Biz öncelikle sorumluların halkımızın vicdanına mahküm etmek istiyoruz. Bu madenin açılması işletilmesi ve kapasite artırılmasıyla bugüne getiren yetkilileri halkımızın vicdanına sevk ediyoruz. Burada çok büyük, 10 milyon metre küplük bir göçükten bahsediliyor. Bu normal bir toprak kayması değil. İşlenmiş, altın alınmış ve ağır metaller ayrıştırıldıktan sonra yüksek eğimli bir bölgeye kapasite artımlarıyla çok fazla miktarda milyonlarca ton atığın yığılmasıyla meydana gelmiş bir faciadır.
Burada söz konusu olan sadece siyanür değil, ağır metal zehirlenmesidir, ağır metal kirlenmesi, kirliliğidir. Gördüğümüz gibi, Karasu’nun kenarındayız ve bu maden karasudan birkaç yüz metre mesafede kurulmuş durumda.
2020 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın DSİ ile birlikte bu bölgenin su havzası olmadığı ve bu nedenle de kapasite artırımının yapılabileceği yönünde raporu var. Bu sosyal medya hesaplarında yayınlandı.
Akarsuya bu kadar yakın bir bölgede ve 1. derece deprem bölgesinde böyle bir madenin işletilmesi bugünkü faciaya davetiye çıkarmıştır. ve bunun önümüzdeki süreçte olmayacağının garantisi yoktur.
Şu anda 9 canımı toprak altında, biz çok üzgünüz ve kayıp yakını ailelerimize sabırlar diliyoruz. Fakat bundan sonra meydana gelebilecek kayıpların, halk sağlığının, can kayıplarının, sağlık problemlerinin göz önünde bulundurulması gerekiyor.
“ARSENİK 1. DERECE TEHLİKELİ MADDELER SINIFINDA”
Bölgede bu madenler açılırken, sadece Çevre Etki Değerlendirilmesi (ÇED) yapılıyor. Bu madenler açılırken, bu projeler değerlendirilirken halk sağlığı üzerine sağlık etki değerlendirme çalışmalarının da yapılması gerekiyor. ÇED raporlarına yapılan itirazlarda, bilirkişi heyetinde halk sağlığı uzmanının bulunması ve halk sağlığı etki değerlendirmesi göz önünde bulundurulması taleplerini biliyoruz ki mahkemeler tarafından reddediliyor, bunu yaşayarak öğreniyoruz.
Yapılan proje çevre ve halk sağlığına olumsuz etkileri göz ardı edilerek yapılmıştır. Biz diyoruz ki, 1. derece deprem bölgesine ve akar su havzasına ve suyun kenarındaki bu dik yamaçlı madene ruhsat verilmiş. Burada çevrenin etkilenmemesi mümkün değildir.
Biz buradaki madenin durdurulmasını ve bu atıkların güvenli bir bölgeye taşınmasını istiyoruz.
Bu bölge çok sıkıntılı bölge, atıkların güvenli bir bölgeye taşınarak orada saklanması gerektiğini ifade ediyoruz. Gerekli bütün bilimsel çalışmalar yapılmalı, tedbirler alınmalı ve buradaki, madenin uzun erimli etkileri için halktan, sudan, yeraltı ve yer üstü sularından topraktan ve insanların kanındaki ağır metallerin tespit edilmek üzere numuneler alınarak uzun vadeli çalışmaların yapılması gerekiyor.
Burası sadece İliç’in problemi değil burası tüm, Basra Körfezine kadar ve Fırat Nehri’nin geçtiği, beslendiği bütün ovaların ve yaşam alanlarının, milyonlarca insanımızın yaşadığı şehirlerimizin problemidir.”
]]>
Songül Göksu, 6 Şubat 2023’teki depremlerin ardından Zonguldak’tan bölgeye giderek kurtarma çalışmalarına katılan Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) maden işçilerinin hayatını kurtardığı onlarca kişiden biri.
Adıyaman’da yıkılan 7 katlı yurt binasının enkazından üçüncü günde iki arkadaşıyla beraber çıkarılan 20 yaşındaki Songül’ün bacakları, hayati risk taşıdığı için ampute edildi.
Songül ile göçük altındayken kendisine yardım eli uzatan maden işçileri arasındaki iletişim, genç kızın Ankara Etlik Şehir Hastanesi’ndeki tedavi sürecinde de devam etti.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon döneminde karateye başlayan Songül, Türkiye Para Karate Şampiyonası’nda mücadele etmek için Ankara’ya geldi.
Maden işçileri Sinan Durdu, Çağdaş Kahraman, Mahsun Yılmaz, Murat Sönmez ve Ramazan Direk, ilk profesyonel turnuva deneyimini yaşayan Songül’ü burada da yalnız bırakmadı.
Kadınlar K30 kategorisinde kazandığı gümüş madalyanın sevincini madenci ağabeyleriyle yaşayan Songül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Biz enkaz altındayken artık ümidimizi kesmiştik. ‘Çıkamayacağız’ diyorduk. Sonra ağabeylerin ‘Sizi çıkartacağız, sakın uyumayın.’ sesleri geldi. Çıktıktan sonra ağabeylerle görüştük, görüşmeyi de kesmedik. Onları çok seviyorum. Bütün maçlarıma gelsinler istiyorum. Onlar yanımda olunca kendimi hiç yalnız hissetmiyorum.” dedi.
“Spor artık hayatımın bir parçası”
Söngül, sporun hayatındaki anlamına dair, “Sporla ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Hastaneye geldikten sonra öğrendim. Karate bana fiziksel olarak çok iyi geliyor. Kollarım çalışıyor, kendimi çok iyi hissediyorum. Türkiye 2’ncisi oldum ama birinci olmayı da isterdim. Diğer maçlarda inşallah. Sporu bırakmayacağım, devam edeceğim. Spor artık hayatımın bir parçası oldu. Para karateye devam edeceğim. Bir de masa tenisi var.” ifadelerini kullandı.
Lisede ebe yardımcılığı bölümünü bitiren Songül, üniversite sınavına hazırlandığını ve sağlık çalışanı olmak istediğini söyledi.
Söngül, bedensel engelli bireylere, “Bu durumdayken hiç içime kapanmadım. Hiç içlerine kapanık olmasınlar, her şeyi değerlendirsinler. Mesela bazıları odaya kapanıyor. Tam tersi odaya kapanmasınlar. ‘Ne yapabilirim?’ diye düşünüp bulundukları durumdan çıkmalarını istiyorum.” tavsiyesinde bulundu.
Durdu: “Kader bizi Adıyaman’da birleştirdi”
Afet bölgesine giden ekipteki Sinan Durdu, “kara günler” diye tabir ettiği anıları hatırlamak istemediğini belirterek, “Songül ile 9 Şubat’ta tanıştık. Hiç gitmediğimiz bir memleket, hiç görmediğimiz bir toprak, her taraf yıkılmış… Tesadüf, kader bizi orada birleştirdi Songül’le. Burada 11 ay hastanede yattı. 11 ay boyunca biz fırsat buldukça ekip arkadaşlarımızla beraber ziyaretine geldik. Telefon trafiğimiz hiç eksik olmadı. Depremin yıl dönümünde yine Adıyaman’daydık, Songül kızımızı orada da ziyaret ettik. Yani bağımızı hiç koparmadık.” yorumunu yaptı.
Durdu, Songül ile aralarındaki kuvvetli bağın sebebinin ne olduğu sorusuna, “Bazı hayatlar orada kaldı, bazılarının hayatı da Adıyaman’da kesişti. Hiç birbirini tanımayan insanların ortak noktası oldu orası bir anda. İtfaiyecisi, ambulansçısı… Herkesle orada çok sıkı bağlar kurduk. Orada 7-8 gün kaldık ama o 8 gün 80 seneymiş gibi birbirimizden kopamadık.” yanıtını verdi.
Bir diğer maden işçisi Murat Sönmez ise “Deprem dolayısıyla tanıştık. Keşke öyle bir şey olmasaydı, daha güzel bir şekilde tanışabilseydik. Bağımızı koparmadık, bizim ailemizden biri oldu. Kardeşimiz, ablamız, çocuğumuzun yerine koyduk. O bizi arıyor, biz onu arıyoruz. Burada maç olduğunu, karate şampiyonası olduğunu söyledi. Biz de kırmadık, geldik. Dünya şampiyonu olsaydı peşinden gitmeye razıydık. (Avrupa veya dünya şampiyonası) Gidebilirsek gideceğiz yani. Kardeşimizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız. Ona da başarılar diliyor, ikinci olduğu için tebrik ediyoruz.” diye konuştu.
]]>Saadet Partisi’nin iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan sorunlara yönelik araştırma önergesinin TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Saadet Partisi Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, çocuk işçilerin iş kazalarında hayatını kaybettiğine değinerek, “2023 yılında 1932 kişi iş cinayetlerine kurban gitti. İş sağlığı güvenliği ile ilgili çok ciddi bir yapılanmamız ve kanunsal açıklarımız var. İşverenin maaşını ödediği iş güvenliği uzmanından siz ne bekleyebilirsiniz” dedi.
Saadet Partisi’nin Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan sorunlara yönelik Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin öne alınarak TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşülmesi önerisi, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
Önerinin gerekçesini açıklayan Saadet Partisi Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, “Kütahya ilinin yüzde 90’nı maden ruhsatı almış bir il. Bu ilde 3-4 tane altın madeni var. İliç siyanür ve arsenik tehlikesi altında. İş cinayetleri Türkiye’de çığ gibi büyüyor. 2023 yılında 1932 kişi iş cinayetlerine kurban gitti. Bu sayı gün geçtikçe de artıyor. En son İliç’te 9 işçimiz diri diri gömüldü. Meslek hastalıkları hastanesi çok yakınımızda şu anda dolup taşıyor ve buralarda da yatacak yer yok. Burada zafiyet nerede? İş sağlığı güvenliği ile ilgili çok ciddi bir yapılanmamız ve kanunsal açıklarımız var. İşverenin maaşını ödediği iş güvenliği uzmanından siz ne bekleyebilirsiniz? Maaşını patronun ödediği ve sisteminde iş katip üzerinden değil yazılı olarak üç nüshalık raporla düzenlendiği bir sistemde siz iş cinayetlerinin iş kazalarının önüne geçemezsiniz” dedi.
“NEREDE DENETİM DEMEKTEN KENDİMİZİ ALAMIYORUZ”
Saadet Partisi’nin önerisi hakkında söz alan İYİ Parti Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, şunları söyledi:
“Daha 15 gün önce, Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen kazayı hala yüreğimizde hissediyoruz. Toprak altında kalan madenci kardeşlerimizin akıbetlerinin ne olduğu hakkında fikir sahibi bile değiliz… Avrupa Birliği’nin resmi istatistik kurumu EUROSTAT ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verilerine göre Avrupa ülkeleri arasında iş kazalarında en çok hayatını kaybeden işçiler maalesef Türkiye’de… Türkiye’de 2022 ve 2023 yıllarında iş kazalarında 2 bin kişiye yakın insanımız hayatını kaybetmişti… Maalesef nerede denetim demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.”
“EL KALDIRIP İNDİREN MİLLETVEKİLLERİ YÜZÜNDEN İŞ CİNAYETLERİ ARAŞTIRILMIYOR”
DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ise “Ülke sizin sayenizde büyük bir işçi mezarlığına dönmüş durumda. Her yıl yüzlerce iş kazası meydana geliyor. Muhalefet her hafta iş cinayetlerini gündeme getiriyor ama AKP’nin sadece el kaldırıp indiren milletvekilleri yüzünden iş cinayetleri araştırılmıyor. Eğer bu Meclis bir irade ortaya koysaydı bu iş cinayetleri engellenebilirdi. Tüm bu iş cinayetlerinin sebebi AKP iktidarının ciddiyetsiz yaklaşımıdır. O kadar ciddiyetsiz bir yaklaşımınız var ki… Meclis’in vekillerine o maden sahalarından zeytinyağı dağıttınız” diye eleştirdi.
İLİÇ’TE KAZANIN YAŞANDIĞI SAHA KİMİN?”
CHP adına konuşan CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp de İliç’te yaşanan maden kazasında iktidarın tutumunu eleştirerek şunları söyledi:
“İliç’te maden kazasının yaşandığı saha kimin? Sizin uluslararası sermayeye peşkeş çektiğiniz Kanadalı şirketlerin… Peki bunların yerli işbirlikçileri kim? Sizsiniz… Sizin milletvekiliniz, sizin partinizin besleyip büyüttüğü şirketleriniz. Genel müdürlüğünü kim yaptı o şirketin? Damat Berat Albayrak yaptı. Sahibi kimdi? Sizin milletvekilinizdi… Peki o milletvekili o ihalaeyi kaptığında ne yaptı biliyor musunuz? ‘Beraber yürüdük biz bu yollarda’ diye tweet atıyordu. Ne zaman? İhaleyi kazandığı günün hemen ertesinde.”
]]>
CHP TBMM Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in katılımıyla gerçekleştirildi.
Özel, konuşmasına başlamadan önce Memleket Partisinden istifa eden genel başkan yardımcıları Serkan İleri, Ali Tunç Can ve Mehmet Kazancıoğlu’na CHP’ye katılmaları dolayısıyla rozet taktı. Özel, “Serkan, Mehmet ve Ali Tunç Can başkanımız, babaevine döndüler.” diye konuştu.
Memleket Partisine gönül ve oy verenlerin, bugüne kadar orada siyaset yapanların hiçbiriyle CHP’nin bir sıkıntısı ve tartışmasının olamayacağını dile getiren Özel, “Parti içinde yaşanan birtakım süreçler bizi ayrı düşürmüş olabilir. Geriye dönenlerle de bundan sonra dönecek olanlarla da birlikte olmaktan çok mutluyuz.” ifadesini kullandı.
Suriye’nin İdlib kentinde 2020 yılında 34 askerin şehit düşmesinin üzerinden 4 yıl geçtiğini hatırlatan Özel, şehit düşen askerlere rahmet diledi. Özel, “Günü geldiğinde hem askerlerimizi şehit edenlerden hem de bu rezalete sessiz kalanlardan hesap sormanın da sözünü veriyorum.” dedi.
TRT’nin anayasal bir kurum olduğunu, kanununun Anayasa’ya dayanılarak çıkarıldığını ifade eden Özel, kanununda tarafsızlık yazdığını belirtti. Özel, programlarının TRT tarafından takip edildiğini ancak yayınlanmadığını ifade etti.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden sahasında meydana gelen toprak kaymasında 9 işçinin toprak altında olduğunu, dün de Elazığ’ın Palu ilçesindeki maden ocağında göçük yaşandığını, 4 işçinin kurtarıldığını hatırlatan Özel, madenlerin hala alarm vermeye devam ettiğini dile getirdi.
2023 Mayıs seçimlerinden bugüne Meclis Genel Kuruluna 44 kanun teklifi geldiğini ve yasalaştığını; içinde madenlerle, madencilerin güvenliği ve iş sağlığıyla ilgili tek bir maddenin bulunmadığını ifade eden Özel, “Arkadaşlarımız, işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatta yeni bir çalışma daha yapıyor. Meclis nisanda açıldığında ilk gündem maddelerinden birinin bu olması için hem gayret göstereceğiz hem grupları ziyaret edeceğiz. Çünkü madenler bir kez daha Türkiye’nin dört bir yanından gelen üzücü haberlerle maalesef sinyal veriyor, dikkatimizi oraya çekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de uzun yıllardır ölümlü maden kazasının yaşanmadığını dile getiren Özel, “‘Ölüm madenciliğin fıtratında var’ demek, insanımızı kandırmaktır. Fransız madencinin fıtratında olmayan bizim madencimizin fıtratında olamaz. Alman’ın, İngiliz’in fıtratında olmayanı bizim madencimizin fıtratında görmek, vatandaşı kandırmaktır; işçinin hayatını yok saymaktır ve işçilerin ailelerine karşı da büyük bir sorumsuzluktur.” diye konuştu.
“Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı
Hafta sonu Sosyalist Enternasyonel Toplantısı için Madrid’de olduğunu hatırlatan Özel, toplantıya katılan liderlere “Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı yaptığını aktardı.
Aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sakarya’da miting yaptığına işaret eden Özel, miting sırasında açılan “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” yazılı pankartın polis tarafından toplandığını söyledi. Özel, “Pankartı açanlar biliyor ki 2002 yılına göre İsrail ile yapılan ticaret yüzde 532 arttı. İsrail’e giden gemilerin taşıdığı ana maddelerden biri azotlu gübre. Ne yapılıyor azotlu gübreden? Patlayıcı yapılıyor, bomba yapılıyor.” dedi.
(Sürecek)
]]>İlçenin Kayaönü köyü mevkisinde özel bir krom madeninde göçük meydana geldiği ihbarı üzerine bölgeye jandarma, 112 Acil Sağlık ve AFAD ekipleri sevk edildi.
Göçük altında kalan işçilerin kurtarılması için çalışma başlatıldı.
Valilikten yapılan açıklamada, saat 10.04’te özel bir şirkete ait krom maden işletmesinde meydana gelen göçükte 4 işçinin göçük altında kaldığı bildirildi.
Yapılan ilk müdahale neticesinde 3 işçinin kurtarıldığı ifade edilen açıklamada, 1 işçinin kurtarılması için çalışmaların sürdüğü belirtildi.
Açıklamada, olayla ilgili adli ve idari tahkikat başlatıldığı kaydedildi.
Elazığ Valisi Ömer Toraman, AK Parti Elazığ Milletvekili Mahmut Rıdvan Nazırlı, Palu Kaymakamı Hulusi Teke ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Evren ile maden ocağında yürütülen kurtarma çalışmalarını yerinde takip etti.
4’üncü işçi de kurtarıldı
Ekiplerin çalışmaları sonucu 4’üncü işçi de göçük altından çıkarıldı. İşçi, hastaneye kaldırılmak üzere ambulansa alındı.
Vali Toraman, gazetecilere, göçüğün ilk anında bir işçinin kurtarıldığını, arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerinin yoğun gayretleri neticesinde 2 işçinin daha yaralı olarak çıkarılarak, hastaneye sevk edildiğini belirtti.
4’üncü işçinin kurtarılması için yürütülen çalışmalara değinen Toraman, şunları kaydetti:
“Sıkışmadan mütevellit çalışılması zor bir alan olduğu için arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerimiz de yeni bir sıkıntıya yol açmamak için emniyetli bir şekilde çalıştı ve 4’üncü işçi kardeşimize de ulaştılar. Onunla göz ve sözlü temas sağladılar. Göçükten kaynaklanan malzemeyi bertaraf etmeye çalışarak kendisine ulaştılar. İşçi kardeşimize bulunduğu yerde ilk tıbbi müdahaleyi UMKE gerçekleştirdi. Hamdolsun bilinci açık, şuuru yerinde, hayati tehlikesinin olmadığını değerlendiriyoruz, ilk tespitlere göre. Böylece göçük altında kalan 4 işçimizin tamamını kurtarmış olduk.”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı yetkililerinin de olayı yakından takip ettiğini ifade eden Toraman, sürekli olarak gelişmelerle ilgili kendilerini bilgilendirdiklerini bildirdi.
Toraman, destek veren tüm ekiplere teşekkür ederek, “Çok şükür can kaybı olmaması en büyük tesellimiz. Palu Cumhuriyet Savcılığı tarafından adli tahkikat da sabah itibarıyla başlamıştı. Bir taraftan o da devam edecek. Ayrıca idari tahkikatlar da yürütülecek. Hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Bu konular en ince ayrıntısına kadar tetkik edilecek, incelenecek ve durum ne ise bütün açıklığıyla ortaya konulacaktır. Bundan kimsenin endişesi olmasın.” dedi.
Toraman, yaralanan işçilere acil şifa, ailelerine ve sevenlerine geçmiş olsun dileyerek, bu ve benzeri kazaların bir daha yaşanmamasını temennisinde bulundu.
Gazetecilerin göçüğün nasıl meydana geldiğine ilişkin sorusu üzerine Toraman, şunları söyledi:
“Adli ve idari tahkikat yürüyor ama ilk tespitler bir tahkimat göçüğü olduğu şeklinde. Bu bir krom madeni ocağı, dolayısıyla kömür madeni ocaklarıyla karıştırmamak lazım. Dolayısıyla bir tahkimat çöküntüsü neticesi bir göçükle karşı karşıya olduğumuzu ifade ettiler. Hamdolsun, tahlisiye, arama kurtarma ekiplerimiz burada Eti Krom başta olmak üzere civarda faaliyet yürüten bütün maden şirketleri yardıma koştular, arama kurtarma faaliyetlerine bizzat katıldılar ve başarılı bir şekilde 4 kardeşimizi de göçük altından çıkarmanın mutluluğunu bize yaşattılar. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
Öte yandan Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları da kurtarılan işçileri tedavi gördükleri hastanede ziyaret etti.
Şerifoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralı işçileri ziyaret ettiklerini belirterek, “Maden ocağında meydana gelen göçükten yaralı olarak kurtarılan ve tedavi altına alınan madenci kardeşlerimizi ve ailelerini ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Rabb’im acil şifalar versin.” ifadelerini kullandı.
]]>ZEHRA DEĞİRMENCİ/SİBEL KAHRAMAN
Bursa Su Kolektifi üyeleri, İliç’teki maden faciasının sorumluları hakkında bugün suç duyurusunda bulundu. Adliye önünde yapılan basın açıklamasında konuşan kolektif üyesi Figen Ovat, “Her zaman dediğimiz gibi, sistem değişmedikçe yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın göstergesidir. Bu sebeple tüm yurtta ekolojistler olarak firma yöneticileri, dönemin bakanı Murat Kurum, ilgili birim ve müdürlükler için suç duyurusunda bulunuyoruz” dedi.
Bursa Su Kolektifi ile CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Erzincan’ın İliç ilçesinde13 Şubat tarihinde meydana gelen maden kazasıyla ilgili suç duyurusunda bulundu.
“İŞÇİLER, VAHŞİ MADENCİLİK YÜZÜNDEN HAYATINI KAYBETTİ”
Suç duyurusu öncesi adliye önünde basın açıklaması yapan Bursa Su Kolektifi üyesi Figen Ovat şöyle konuştu:
“İliç Çöpler Altın Madeni’nde yığın liçi sahasında meydana gelen kayma sonucunda büyük bir ekolojik yıkım yaşandı ve 9 işçi bugüne kadarki ihlaller ve ihmaller sebebiyle vahşi madencilik yüzünden hayatını kaybetti. İktidar şirketler lehine maden kanununda değişiklikler yapma derdindeyken yaşanan bu facia maden yasasını şimdilik askıya aldırdı. Son maden tasarısına göre UMREK koduna göre raporlama zorunluluğu 4. Grup madenler dışındaki diğer madenler için kaldırılıyor. Böylece mermer, taş ocağı vb faaliyetler için şirket maliyetini önceleyen değişiklik hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bugüne kadar çeşitli kanunlarda ve yönetmeliklerde yapılan değişiklikler sayesinde maden firmalarının istedikleri her yerde ve her şeye rağmen madencilik yapabilmelerinin önü açılmış ve adına ‘kamu yararı’ denmişti. İliç’te yaşanan felaket tüm uyarılara rağmen önlem alınmaması ve daha fazla kar için kapasite artışlarına göz yumulması, gerekli denetimin yapılmaması sebebiyle göz göre göre geldi.
“FELAKET GÖZ GÖRE GÖRE GELDİ”
10 milyon metreküp siyanür dahil ağır metal içerikli kimyasal atık işçilere mezar oldu. UYGAR Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Ersoy, ‘Dünya literatüründe, maksimum 150 metre olan liç yığınının burada 257 metreye ulaştığını tespit ettiklerini, kontrol edilemeyen bir liç yığınında su içeriğinin fazla olduğunu ve üretim sahasındaki patlatmalara çok yakın yığıldığını, felaketin göz göre göre geldiğini’ belirtiyor. Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Soysal ise, ‘siyanür dışında yüksek derecede tehlikeli toksik kimyasallar Fırat’a eninde sonunda karışacak, uluslararası boyutta bir skandala doğru gidecek’ diyor. Yaşanan felaketin ekolojik boyutunu ve halk sağlığı kısmını yönetemeyen iktidar krizi kendi adına yönetmeye çalışmaktadır. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği eski Bakanı Murat Kurum daha da ileriye gitmiş ve ‘ÇED raporuyla heyelanın ne ilgisi var, faaliyet raporunu biz vermiyoruz’ gibi bakanlığın ve kendisinin sorumluluğunu yok sayan açıklamalarda bulunmuştur. Bu zihniyet Bursa Orhaneli’de, Eskişehir’de, Fatsa’da yeni oluşacak suç mahallilerinin de işaretini vermektedir. Her zaman dediğimiz gibi; sistem değişmedikçe yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın göstergesidir. Bu sebeple tüm yurtta ekolojistler olarak firma yöneticileri, dönemin bakanı Murat Kurum’la ilgili birim ve müdürlükler için suç duyurusunda bulunuyoruz. Birazdan konu ile ilgili dilekçemizi savcılığa teslim edeceğiz.”
“ÇOCUKLAR İÇİN YÜKSEK KANSER RİSKİ SÖZ KONUSU”
Bursa Su Kolektifi üyesi Habib Göbelez ise şunları söyledi:
“Yeryüzünü yok oluşa sürükleyen, canlı yaşamını umursamayan sadece belli azınlığın çıkarı için hareket eden sistemin sonucudur İliç’te yaşananlar ve bu yaşananlar ilk değildir. 2021 yılında Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde, Yedikardeş köyü yakınlarında Yıldızlar Holding’e ait Nesko Maden’in işlettiği Kurşun, Çinko, Bakır Ocağı’nda yaşanan atık barajı duvarında çökme gerçekleşti. 4 bin 500 ton ağır metal içerikli kimyasal atık önce Darabul Deresi’ne ardından da Kelkit Vadisi’ne yayılarak Kılıçkaya Barajı’na ulaştı. 9 ay sonra 30 Ağustos 2022’de TEMA Vakfı tarafından alınan numunelerin analizinde görüldü ki, bakanlıkça yapılan tüm çalışmalara rağmen doğal varlıklar üzerindeki kirlilik sınır değerlerin altına indirilememiştir. Ağır metaller, limitlerin çok üzerindedir ve yetişkinler için dikkat çekici, çocuklar için ise yüksek kanser riski söz konusudur. Üstelik bölgedeki kirlilik ve kanser riski uzun yıllar boyunca devam edecek düzeydedir.
“HALKI ÖNCELEYEN YASALAR KONULMALIDIR”
TEMA’nın Şebinkarahisar’daki numunelerden elde ettiği analiz sonucu yaşanan felaketin yıllarca süren etkisini göz önüne sermiştir. Firma ise çevre izin ve lisans belgesinin iptali ve idari para cezası gibi ceza bile sayılamayacak uygulamalar hayata geçirilmiştir. 3 ay sonra ise sanki felaket yaşanmamış gibi firma tekrar çalışmaya başlamıştır. Şimdi Erzincan İliç’te de benzer şekilde süreç yaşanıyor. Firmanın çevre izin ve lisans belgesinin iptal edilmesi yeterli değildir. İliç’te tüm madencilik faaliyetleri durdurulmalı maden derhal kapatılmalıdır. Kapatılacak madende çalışan işçilere emeklerinin sömürülmeyeceği yeni istihdam alanları yaratılmalıdır. Etkin bir yargı süreci başlatılmalı, sadece şirket yetkilileri değil, işletme ve kapasite artırımına izin veren mülki amirler ve bürokratlar da yargılanmalıdır. Vahşi madencilikten vazgeçilmeli; halkı ve ekosistemi önceleyen yasalar konmalıdır.”
]]>
CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Kütahya Simav’da açılması planlanan altın madeni alanını ziyaret etti. Aksaz Şahbaz, “Burası Akşehir-Simav fay zonu üzerinde birinci derece deprem bölgesi. Zaten, işletmenin kurulmak istendiği yer de Gökçeören Deresi, bir fay hattı. Fay hattının üzerinde siyanürle ve ayrıştırılan ağır metallerle dolu milyonlarca tonluk maden atıkları biriktirilmek isteniyor. Aynı zamanda burası Susurluk Havzası’nın su kaynağı. Bütün bu Susurluk Havzası’nı besleyen sular, akarsular bu bölgeden çıkıyor. Ağır metaller sulara karıştığında sadece Kütahya ya da Tavşanlı, Simav değil, bütün Güney Marmara Bölgesi, Marmara Denizi’ne kadar bu ağır metallerle zehirlenecek” dedi. Bölgede yaşayan bir vatandaş ise “İliç’ten 75 bin kamyon daha fazla atık Susurluk Havzası’na dökülecek. Yani bu Türkiye’yi sömüren, dağlara, taşlara, sulara saldıran, vatandaşın arazisine kamulaştırma çıkaran bu sömürü düzeni madenler derhal kapatılmalıdır” dedi.
CHP Sağlık Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Gölge Bakan Zeliha Aksaz Şahbaz, Kütahya’da Zenith Madencilik’in açmayı planladığı altın madeni işletmesinin yapılacağı Simav ve Tavşanlı ilçelerini ziyaret etti. Konuya ilişkin bölgede açıklama yapan Aksaz Şahbaz, şunları söyledi:
“ÇED RAPORUNUN İPTALİ İÇİN AÇILAN DAVALAR, SİYASALLAŞMIŞ YARGI ELİYLE REDDEDİLDİ”
“Simav ilçemize bağlı Örencik köyünde, Eğrigöz Dağı’nın eteklerinde açılmak istenen Zenith Altın Madeni işletmesinin bulunduğu bölgedeyiz. Burası Susurluk Havzası’nı besleyen su kaynaklarının olduğu bölge. Burada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Zenith Madencilik’e altın madeni işletmesi yapılması için ruhsat verildi, ÇED raporu verildi. Köylülerimiz, burada yaşayan insanlarımız bu ÇED raporunun iptali için dava açtı fakat siyasallaşmış yargı eliyle bizim açtığımız davalar reddedildi.”
“İLİÇ’TEN 75 BİN KAMYON DAHA FAZLA ATIK SUSURLUK HAVZASI’NA DÖKÜLECEK”
Bir köy sakini ise şunları söyledi:
“Şu anda karşıda, köye 300 metre mesafede 72400 ruhsat sahasındaki ocaklarda çalışan araçları görüyoruz. Onların mobilizasyon, beslenme ofisleri karşıda. Tam karşımızda bitkisel toprak sahası var. Buraya yaklaşık 50 bin ton pasa stoklandı ve orası fay hattı olduğu için derin yarıklar oluştu toprakta, büyük ihtimalle kayacak. Yani 9 milyon 500 bin ton siyanürden geçirilmiş yığın liç alanı da harekete geçerek havuzları ittirecek. Sonuçları düşünmek bile istemiyorum. İliç’ten 75 bin kamyon daha fazla atık Susurluk Havzası’na dökülecek. Yani bu Türkiye’yi sömüren, dağlara, taşlara, sulara saldıran, vatandaşın arazisine kamulaştırma çıkaran bu sömürü düzeni madenler derhal kapatılmalıdır.”
“FAY HATTININ ÜZERİNDE SİYANÜRLE VE AĞIR METALLERLE DOLU MİLYONLARCA TONLUK MADEN ATIKLARI BİRİKTİRİLMEK İSTENİYOR”
CHP’li Aksaz Şahbaz, şöyle devam etti:
“Bunun etrafındaki Avcılar ve diğer köylerin arazileri üzerinde maden kurulmak isteniyor. ve burası Akşehir-Simav fay zonu üzerinde birinci derece deprem bölgesi. Zaten, işletmenin kurulmak istendiği yerde Gökçeören Deresi, bir fay hattı. Fay hattının üzerinde siyanürle ve ayrıştırılan ağır metallerle dolu milyonlarca tonluk maden atıkları biriktirilmek isteniyor. Bu şu demektir: Bu havuzların yıkılması ve bu ağır metallerin boşalması an meselesi. Aynı zamanda burası Susurluk Havzası’nın su kaynağı. Bütün bu Susurluk Havzası’nı besleyen sular, akarsular bu bölgeden çıkıyor. Burası zehirlendiğinde bu sular kuruyacak; yeraltı sularına ağır metaller, arsenik, kobalt, nikel, kadmiyum, kurşun, cıva gibi çok ağır metaller; insanlar, hayvanlar, bitkiler için zehirli olan bu ağır metaller sulara karıştığında sadece Kütahya ya da Tavşanlı, Simav değil, bütün Güney Marmara Bölgesi, Marmara Denizi’ne kadar bu ağır metallerle zehirlenecek. Bu; Bursa Ovası, Susurluk zehirlenecek demektir. Türkiye’nin en zengin tarım üretiminin yapıldığı ovalar artık kuraklaşacak, orada yetişen besinlere de bu ağır metaller bulaşacak demektir. Orada yetişen meyve-sebzeleri tükettiğimizde de bu ağır metaller bizim vücudumuza girerek bir zehirlenme tablosu oluşacak bu da çok ciddi bir halk sağlığı problemidir.
“MURAT KURUM VE AKP İKTİDARI BİZE SADECE ZEHİR BIRAKACAK”
Biz burada ÇED raporuna itiraz ettiğimizde, halk sağlığı uzmanının bilirkişi olarak kabul edilmesini istedik. Biz bunu mahkemeye kabul ettiremedik. Bu madenin işletmesinin çevreye ve halk sağlığına olası olumsuz etkileri üzerinden açtığımız dava, siyasallaşmış yargı eliyle reddedildi. ve ÇED raporu onaylandı. Bu ÇED raporunun altında o zamanın Çevre ve Şehircilik Bakanı ve şu anda İstanbul’u yönetmek üzere aday olan Murat Kurum’un imzası var. Murat Kurum ve AKP iktidarı bize sadece zehir bırakacak. Doğamızı, buradaki cennet gibi ormanları, bu alanı, bu güzel platoyu, bu dağı yok edecek ve zehir çukuruna dönüştürecek projelerin altına imza attılar. Biz buradaki köylülerimizle, yaşam savunucularımızla buna hayır diyoruz ve hayır demeye devam ediyoruz. Bu topraklar bizim. Bizim doğmamış torunlarımıza borcumuz var. Bu toprakları, bu köyü, buradan doğan nehirleri tertemiz bırakma borcumuz var. Onun için biz mücadelemize devam ediyoruz ve devam edeceğiz. Esas olan sağlıktır, canlılıktır, ekolojik dengedir.”
]]>
UĞUR İSTANBULLU
Artvin merkeze bağlı Yukarı Maden köyünde faaliyet gösteren ve Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasına yol açan Anagold’un da hisse sahibi olduğu şirketin Artvin’de altın-bakır madeni işletmesine tepki gösterildi. Maden faaliyetinin yürütüldüğü Yukarı Maden köyü Muhtarı Rıdvan Peker, “Köyümün var olmasını isteyen birisiyim ve ne diyelim artık köyümüzde yaşanacak bir durum kalmadı. Artık buralarda kimse kalmıyor, vadi boyunca birkaç mahallemizde var ve oralar kalıyor. Madencinin sınırı yok ki yarın der ki bu caminin altında çok büyük rezerv var ve biz burayı da kaldıracağız derlerse ki biz şehit mezarlarının buradan kaldırılmasını istemiyoruz” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen maden faciasına yol açan Anagold firmasının da hissesinin bulunduğu Artmin Madencilik’in Artvin’de bulunan altın- bakır maden işletmesine tepkiler sürüyor.
Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan, “Ülkedeki bu maden facialarını durdurmamız gerekir. Herkesin bu sürece destek vermesi gerekiyor” dedi. Karahan, şunları söyledi:
“Erzincan İliç’te daha önce de felaket yaşanmıştı ama İliç’teki büyük felaket yaşanınca insanlar ne oluyor diye ancak şimdi endişeleniyorlar. İliç yıllardır paramparça ediliyor ve aynı endişeleri biz Cerratepede şimdi yaşamaya başladık. Tabi burası Yukarı Maden köyünde de daha büyük bir felaket çanları çalıyor. Burası sadece HOD vadisini yok edecek değil, Artvin’e, Çoruh vadisine ve barajlara da etkisi olacak. Bakın şu andaki çalışmaları görüyorsunuz ve şu an ön hazırlık var ve burada kuru dere diyorlar ama şu an kuru olabilir ama sonrasında yağışlarla beraber etkisini gördük. Bir anda inanılmaz yağışlar yağıyor ve burada doldurdukları toprak sele dönüşüp köyü basabilir. Hemen karşıda gördüğünüz caminin olduğu yereler yem yeşil yerlerdi şimdi ise hallaç pamuğu gibi akmaya başlamış ve henüz başlangıç olmasına rağmen. Bir an önce ülkemin insanın ne olduğunun farkına varmasını istiyoruz. Nasıl bir felaketin içerisinde olduğunu anlatmaya çalışıyoruz, doğamız ve buradaki vadimiz çok kıymetli ve bütün bu dağların altı altın olsa da tümü ülkemize kalsa bile doğanın geriye dönüşü yok. Şu anda en önemli olan temiz hava, temiz su ve burada yaşayan canlılar. Sadece insanlar olarak bakmamak gerekir ve burası yabani hayat açısından da önemli bir yer ve hocalarımızdan bunları öğrenmiş bulunmaktayız. Sadece biz insanlar için değil doğadaki her şey için bu vahşeti durdurmamız gerekir. Ülkedeki bu maden facialarını durdurmamız gerekir. Herkesin bu sürece destek vermesi gerekiyor.
“BÖYLE BİR VAHŞETİ HANGİ ÜLKEDE YAPABİLİRLER?”
Nasıl anlatalım içimiz acıyor ve bu vahşeti nasıl duyuralım bilmiyorum ancak bir felaket yaşanınca herkes ne oluyor demesin ve felaket yaşanana kadar durduralım. Şu anda mezarlara dokunmayacaklarını söylemişler ama adımlarını attıkça oraları maalesef hallaç pamuğuna çevirirler. Biliyorsunuz şirket yavaş yavaş girer memlekete her yerde olduğu gibi. Mühendisler söz veriyor ve mühendisler şirketin sahibi ve yasa değiller. Mühendisin söz verme gibi bir durumu olamaz örneklerinden biliyoruz ve her sene mühendisler değişiyor. Bu durumda çocuk kandırırlar gibi milletimizi de kandırıyorlar. Buradan yukarısına dokunmayacağız gibi söz vermişler ama bunların başlangıcı 1.93 hektar, kapasite artırımıyla köyün tam ortasına bomba gibi düştüler ve 3 bin 500 hektar ve ruhsatları 8.600 hektar ve devamı gelmeyecek mi elbette gelecek. Böyle bir soygunu hangi ülkede yapabilirler ve böyle bir vahşeti hangi ülkede uygulayabilirler? Rahat rahat her şeyimizi tarım alanlarımızı, suyumuzu bakın köyün ortasından akan pırıl, pırıl suyumuzu da alacaklar. Şirket diyor ki Akiferlerden suyu kullanacaklarmış ya burası Konya ovası mı Allah aşkına mümkün mü bu argümanı Cerratepe’de de söylemişlerdi ama ilk önce içme suyuna el koymaya çalıştılar. Bizler mahkemelerde direnerek karşı koymaya çalışıyoruz. Buraları istimlak edip köyü boşaltmışlar ama burası da sahipsiz değil, Artvin halkıda ve ülkemin aklı başında olan insanları da sahip çıkacak topraklarına ve bu felaketleri de durduracaklarına inanıyorum ve başka da şansımız yok.”
“MADENCİLİK GİRDİĞİ YERİ BOZAN, DEĞİŞTİREN BİR FAALİYETTİR.”
Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu ise şöyle konuştu:
“Ne iyi ki Artvinliyim ve Artvin’in güzelliklerinden faydalanmak yaşamın bütün iyi taraflarını çocukluğumdan beri nasıl hissetmişsem ve burada yapılacak olan faaliyetlerden oluşan kötülükleri de elbette ki iliklerimize kadar hissediyoruz. Bu durumdan da elbette ki çok rahatsızız ve bu nedenle de söyleyecek sözümüz var. Biliyorsunuz Doğu Karadeniz bütünüyle bakır provensi olarak geçer. Artvin de tıpkı Gümüşhane gibi Trabzon gibi zengin yer altı kaynakları var ama hep gözden kaçırılan bir şey var; Artvin’in yer üstü kaynakları yer altı kaynaklarından çok daha zengin, çok daha görünür ve ekolojik olarak bütün yaşam formlarına, hiçbir ayrımcılık yapmadan zengin fakir ayrımı yapmadan, hayvan insan ayrımı yapmadan ve düşünmeden fayda sağlıyor. Buna ekosistem hizmeti diyoruz. Madencilik ise yapıldığı ortamı tamamen değiştiren ve bir daha geri döndürülmez şekle getiren bir faaliyettir. Bütün dünyada olduğu gibi madencilik girdiği yeri bozan, değiştiren ve yüzyıllar boyu olumsuz etkileri süren bir faaliyettir.
“MADENCİLİK, ÇEVRE KAYGISINDAN UZAK YAPILIYOR”
Özellikle yabancı şirketlerin bizim gibi ülkelerde yaptığı madencilik faaliyetleri çevre kaygısından da uzak yapıldığı için çok ciddi zararlar söz konusu olabiliyor. Aslında baktığınızda ‘merak etmeyin her şey kontrol altında ve projelerini yapıyoruz’ diyorlar ama arkamızda gördüğünüz HOD madeninde de sorunları görebiliyoruz ki. Bir kere dere vadisinin üstü kapandı düzleştiriliyor ve bu çok tehlikeli ve iklim değişikliğinde getireceği meteorolojik olarak afetlerde çok ciddi artışlar var ve kuru dere deseler bile kuru zamanı çok azdır ve yağış olduğunda yığılan pasalar çık ciddi riskler barındırır. Yaklaşık 80 futbol sahası büyüklüğündeki atık barajı ise bir başka risk. Burada 8 bin 600 hektarlık alan, Cerratepe’de 8bin 530 hektarlık alan, Ardanuç’ta 2 bin 500 hektara yakın. Özetle söylersek Artvin’in yüzde 71’i maden ruhsatlı feriye kalanlarda sahildeki kısa bantlar. Öyleyse Artvin’deki madencilik için insanlarımız şapkayı önlerine alıp bir kez daha düşünmeleri lazım ve özellikle İliç’i gördüklerinde, Kütahya’da, Romanya’da, Kanada’daki atıkları atıldığı barajın yıkıldığını gördüğünde ve dünyada atıkların yüzyıllar etkisi süren ve dereleri nasıl mahvettiklerini insanlarımız görünce tekrardan düşünmek bir zarurettir. Dolayısıyla biz Artvin’de iş olsun diye endişelenmiyoruz ve buradaki madenciliğin ne ülke ekonomisine ne il ekonomisine hiçbir yararı yok. Deminde konuştuk o köpük gidecek geriye pasası kalacak ve bu çevresel felaket insanlara arkadaşlık edecek ve tabii insanlarda burada kalırsa.”
“ARTIK KÖYÜMÜZDE YAŞANACAK BİR DURUM KALMADI”
Yukarı Maden köyü Muhtarı Rıdvan Peker ise şunları söyledi:
“Köyümüzde muhtar olduğumda maden şirketi burada çalışıyordu ve şu anda da faaliyetlerini yürütüyorlar. Gerekli izinleri var ama ne kadar yeterli izinleri var bu konuda bilgim yok. Gördüğünüz gibi köyümüzdeki mezarlık mevkisindeyiz ve mezarlarda gözüküyor zaten. Karşıda Meydan mahallesi var ve bu mahalle kalkıyor zaten. Sağ taraftaki evler sökülmüş vaziyette ve karşıdaki kısmında gezdik zaten ve derelere gelişigüzel hafriyatları doldurmuşlar ve bundan rahatsız olduğumuz için Valiliğe başvurduk gerekli kurumlar gelip gördüler bizler gerekli izahatları gelenlere anlattık. Köyümün var olmasını isteyen birisiyim ve ne diyelim artık köyümüzde yaşanacak bir durum kalmadı. Artık buralarda kimse kalmıyor vadi boyunca birkaç mahallemizde var ve oralar kalıyor. Köyümüzün dışarda nüfusu 50 bin civarında ama kışları köyde 22 hane yazları ise 80 hane kalıyor.”
“MADENCİNİN SINIRI YOK”
Bu topraklarda artık bitki yetişmiyor. Yukarıda görüntülediğiniz yerlerdeki derelere biriken toprakların ve hafriyatın buraları tıkadığında sel oluşacaktır ve aşağıdaki mahalleler zarar görecektir. Birkaç gün yağmur yağınca Hopa’yı gördük ve Karadeniz zaten gidiyor ve o kuru dereler nasıl patladı onun için kuru dere diye bir şey yok çamur sulanır ve oda olur sel. Biz de köyümüzde bunların yaşanmasını istemiyoruz. Burada Halit Paşanın konuştuğu kişilerin mezarı var. Madencinin sınırı yok ki yarın der ki bu caminin altında çok büyük rezerv var ve biz burayı da kaldıracağız derlerse ki biz şehit mezarlarının buradan kaldırılmasını istemiyoruz.”
]]>
Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi 11 gündür göçük altında. Maden şirketi faaliyetlerinin köylerin merasında sürdürüyor. Madenin 500 metre ilerisindeki Bahçecik köylüleri mera alanlarının tel örgülerle çevrildiğini hayvancılığın yok olduğunu söylüyor. ANKA’ya konuşan Doğan Yıldırım, “Hayvancılık öldü, otlak yok, alan yok. Tarlalarımız gitti… Benim için siyanür ha olmuş ha olmamış ama gelecekte torunlarımıza kötü bir itibar bırakacağız. Bize diyecekler ki ‘dede ne biçim toprak bıraktın gittin…” derken hayvancılık yapan Çetin Özmen ise, “Hayvanlarımızın en fazla merasının olduğu yer hafriyat döktükleri alandı” dedi.
Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta madende kimyasal madde karışımlı liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Toprak kayması riskiyle çalışmalar durduruldu, 11 gün geçti.
İliç’in geçmişte en önemli geçim kaynaklarından hayvancılık. Bölgeye maden geldikten sonra hayvancılığa göre daha iyi ücretler kazandırdığı gerekçesiyle bölgede cazip bir meslek haline gelmiş durumda. Maden şirketi bugüne kadar tam 4 defa kapasite artışına giderek sahasını genişletti.
7 KÖY MADEN SAHASI İÇİNDE
Maden sahasının her kapasite artışıyla köylerin meraları yok olmaya başladı. Sabırlı köyü, Yakuplu, Ortatepe, Dostal, Doğanköy, Çaltı köyü ve mezrası Yeşilyurt… Çöpler, Bağıştaş ve mezrası Bahçeçik köylerinin meraları maden alanının içerisinde kaldı. Kiminde sondaj çalışmaları devam ederken Çöpler köyü ise tamamen Fırat’ın kenarına taşındı.
Bahçecik köylülerinin mera alanları 6 ay önce maden şirketi tarafından tel örgülerle çevrildi. Maden alanına 500 metre uzaklığındaki Bahçecik köylüleri başından geçenleri ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
“TEL ÖRGÜLERLE ÇEVİRDİLER”
Doğan Yıldırım, maden alanın harfiyat yeri olan meralarını göstererek, şunları söyledi:
“Bizim burada tarlalarımız vardı, etrafı da meraydı. 150 dönüm arazimiz vardı burada. Köyümüz de 500 metre aşağıda çevirdiler tel örgüyle, girişleri yasakladılar. Biz tarlalarımız için mahkemeye gittik hiçbir şey çıkmadı. Biz bir defa geldik buaraya tel örgü çekiyorlardı 5-6 kişi geldik kepçeleri durdurduk, bırakmadık. Özel güvenlik geldi, jandarma geldi. Bize ‘sizin yaptığınız uygunsuz’ geçin gidin dediler. Biz de geçtik gittik, bir şey yapamadık.
” TORUNLARIM ‘DEDE NE BİÇİM TOPRAK BIRAKTIN, GİTTİN’ DİYECEK”
Hayvancılık öldü, otlak yok, alan yok. Tarlalarımız gitti. Herkesin tarlası vardı hala mahkeme süreci devam ediyor. Ben bu yaştan sonra bir şey yaptığım yok da gelecek nesiller için çok kötü. Benim için siyanür ha olmuş ha olmamış ama gelecekte torunlarımıza kötü bir itibar bırakacağız. Bize diyecekler ki ‘dede ne biçim toprak bıraktın gittin…’ Bu sözüm bütün çevre köyler için geçerlidir. Alan kalmadı. Buralar hep otlaktı hep delik deşik oldu. 10 kuruş getirdiyse 20 kuruş götürdü. Mahvoldu…”
“SÖZÜMÜZ PARA ETMEDİ, İKTİDAR HEP ARKALARINDA…”
Hayvancılıkla geçimini sağlayan Bağıştaş köyünden 73 yaşındaki Çetin Özmen ise meralarında çalışma başladığında iş makinalarını durdurmaya çalıştıklarını söylüyor. Özmen, “Durdurduktan sonra madendeki yetkili telefon etti. OHAL üstü var ‘makinaları niye durdurdunuz diye bizi tehdit etti. İkinci kez muhtarla gittik yine makinaları durdurduk. Yetkili muhtara, ‘Unutma sen buranın elemanısın’ dedi. Fakat sözümüz para etmedi. İktidar kuvvetli, iktidar hep arkalarında… Bizimki gevezelik oldu” dedi.
“HAYVANLARIMIZIN MERALARINI, OTLAK ALANLARINI BİTİRDİLER”
Özmen, madenden çıkan toz nedeniyle hayvanlarda düşük riskinin arttığını belirterek, ANKA’ya şöyle konuştu:
“Bütün meramızı mahvettiler, hayvanlarımızın otlaklarını bitirdiler. Tozdan, topraktan hayvanlarımız yayılamaz oldu. Otlara elinizi vurduğunuz zaman toz kalkıyor… Hayvancılığı da bitirdiler. Şimdi bir de maden işçilere yüksek para veriyor. Biz de çoban bulamıyoruz, hayvanlarımızı satma aşamasına geldik. Hayvanlarımızın en fazla merasının olduğu yer hafriyat döktükleri alandı. Orayı da bitirdiler, tellediler hayvanlarımız oraya gittiği zaman ‘Bizim sahamıza girmeyin’ diye geri çeviriyorlar. Hayvanların mahsulünü bu yöreye satamıyoruz ‘siyanür var’ diye. Dışarıdan kimse almıyor. Kesime yetiştirdiğimiz hayvanın etini bile almıyorlar…”
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sultangazi Cebeci Yatırımları tanıtımı ve halk buluşmasında konuştu. İmamoğlu: “Hükümet, belediye, şu, bu fark etmez yeter ki sorunları hızlı çözmek adına aklın, kanunun, yasanın öngördüğü ne varsa işbirliği içerisinde, hızlı ve çözümleri birlikte tasarlayalım. Ama bunun için illa herkes aynı partiden olacak, herkes şu olacak, herkes bu olacak diye bir kaide yok. Bu memleketin, bu milletin gündemine böyle lüzumsuz işleri taşıyanlar gerçekten bu milletin kalitesinin farkında değil. Milletimiz 86 milyon insanımız 16 milyon hemşerimiz bu süreçleri en nizami şekliyle anlayıp işlerin yapılma biçimine bakıp yeter ki hizmet alalım bakışıyla hareket ettiğinin hepimiz farkındayız. Ne gerekir açıkçası milletçe bütün kurumlarda partizanlığı bırakmak, partizanlıktan arınmak ve herkesin işine odaklanması gerekir” dedi.
İmamoğlu, Sultangazi Cebeci Yatırımları tanıtımı ve halk buluşmasında konuştu. Cebeci köyünde gerçekleştirilen yatırımlar hakkında vatandaşlara bilgi veren İmamoğlu şunları söyledi:
“İSTANBUL’UN DÖRT BİR YANINDA ÇOK ÖZENLİ İŞLER YAPTIK: Bugün havayı güzel görünce bizim arkadaşlarımız bizi otobüsün üstüne çıkartmaya karar vermiş. Tabi esas olan bu güzel çevrede, bu güzel ortamda tarihi Cebeci Köyü’nde güzel köyümüzün güzel insanlarıyla ve Sultangazi’nin kıymetli bireyleriyle birlikte elbette sizleri selamlamak ve gerçekten buraya yapılan güçlü yatırımları sizinle paylaşmak. İstanbul’un dört bir yanında çok özenli işler yaptık. Bu özenli işlerden bir tanesi de burada. Ama bu işe inanın kelimeler yetmez. Burada yaptığımız işin parayla ölçülecek tarafı yok. Yani bu sadece Cebeci Köyü meselesi değil. Cebeci’deki bu büyük taş ocaklarının çevresinin, ortamının, köylerinin düzeltilmesi meselesi. Burada insanca yaşamı sağlarken bir yandan da burada oluşan çevre kirliliği, çevreyle ilgili sıkıntılar, derenin ıslahından tutun, atık sudan, temiz suya varıncaya kadar, doğal gaz yatırımlarından tutun, birçok konuya varıncaya kadar bu sürecin derlenip, toparlanıp insanca yaşam koşullarının buraya sağlanması meselesi. O bakımdan buradaki buluşmayı çok ama çok önemsiyorum. Ben buraya bu yaklaşık dört buçuk yıl içerisinde en az 20-25 kez geldim. Bu köye iki üç defa geldim ama çevreyi 20 – 25 kez dolaştım. Neredeyse İstanbul’un her yönünde temeller atıyoruz veya çalışmalar yapıyoruz ama burayı da ayrı önemsiyoruz.
HİÇBİR AYRIM YAPMADAN HERKESİN SORUNUNU ÇÖZMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ: Bu manada her gün yeni bir temel atmanın, yeni bir açılış yapmanın gururunu yaşıyorum elbette ve hiçbir ayrım yapmadan herkesin sorununu çözmek için çalışıyoruz. Burada bu konuda özellikle az önce bahsettiğim sorunlarla boğuşan bu alanda maden bölgesindeki plansızlık, denetimsizlik yüzünden 40 yılı aşkındır, çözümsüz hale gelmiş sorunlar olduğunu tespit ettik. Tabi bu madenin çalışmaları belli sebeplerle bakanlık tarafından durdurulmuştu. Ama çözüm içinde bir yolculuk net olarak tariflenmemişti. İki şeyi aynı anda yapmamız gerekiyordu. Hem bu madenin çevreyi olumsuz etkilerini gidermek hem de bu madenden çıkartılan kaliteli kalker madenini de İstanbul’a sağlıklı bir şekilde eriştirmek. Biz bunu başardık. Buradaki ocaklardan çıkarılacak kalker madenini İstanbul için de önemini biliyorduk. Bu manada kalker, metro tünelleri, otoyol tünelleri, köprüler, kamu binaları gibi çok kritik yerlerde kullanılan kaliteli beton üretimi için olmazsa olmaz bir maden. ve bu kalitede buradaki ocağın dışında çıktığı bir başka yerde yok. İstanbul için konuşuyorum. Bu manada ulaşımdan depreme hazırlık kadar pek çok açıdan hayati bir ham madde olduğunun farkındaydık. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi doğaya saygılı, çevreye uyumlu bir madencilik faaliyetini sağlamak üzere arkadaşlarımla harekete geçtik. Çevre ve Altyapı Projesi kapsamında otoyol ile maden bölgesi bağlantısı. Sağlayan bin 800 metre uzunluğundaki kavşak bölgesi bağlantı yolunu tamamladık. Sultangazi ilçesindeki kamyon trafiğini de ortadan kaldırmak açısından ilçeye ulaşımı rahatlatarak bu trafik ulaşımını tümden iç ulaşım yollarından arındırdık. A-1 bağlantı yolunu yani Habipler Mezarlık yolunda bitirerek Habipler Mahallesi trafiğinin yoğunluğunu da rahatlatmış olduk. Cebeci Köyü ve Gazi Mahallesi’ni birleştiren yolu tamamlayıp mahallenin yolu ile maden sahası yolunu tümden birbirinden ayırmış olduk. Böylece maden yolu trafiğini, mahallenin dışına taşıyarak insanlarımızın sağlığını, can güvenliğini ve mal güvenliğini sağlamış olduk.
40 HEKTARLIK ALANA PEYZAJ ÇALIŞMASI YAPTIK: Bölgede yolları yaparken sadece yolları, altyapısını dere ıslahını ve diğer hususları tamamlamakla yetinmedik yeşillendirmeyi de ihmal etmedik. Yolların çevresine 14 bin 500 adet ağaç ve fidan diktik. Ayrıca 40 hektarlık bir peyzaj çalışması yaptık. Aynı zamanda mahallenin ve diğer köylerin yağmur suyu ve atık su sorunlarını da İSKİ marifetiyle çözüme kavuşturduk. Mahallenin içinden geçen derenin ıslahını tamamlayarak burada oluşabilecek taşkın riskini de bertaraf ettik. Köyün içindeki bir kısım metruk yapıları yıkarak mahalle içerisindeki yeşil alanlar ve parklar ile mahallemizi hak ettiği yere taşıdık. Bu bölgede ve yakın çevresinde az önce ifade ettiği gibi 17 yıldır doğalgaz olmasına rağmen bu mahallemizde doğalgaz hattı yoktu. Tam beş bin 600 metre doğal gaz boru hattı çekerek mahalleyi 17 yıl sonra doğalgaza kavuşturduk. Şu an mahallede 160 hane doğalgaz kullanıyor. Bundan sonrasında maden sahasıyla ilgili süreçleri elbette bırakmıyoruz. Hem düzgün işletilmesi hem nitelikli işletilmesi hem de şeffaflığıyla birlikte kurumumuzun burayla ilişkili kurumlarının da sürecin içerisinde en güçlü şekilde var olduğu bir şekiliyle bu bölgeyi nizami bir biçimde sürdürülebilir bir maden işletmesine dönüştürmenin de gururunu yaşayacağız.
BU BÖLGEDE YAŞAYAN YURTTAŞLARIMIZI MUTLU EDECEK ÇÖZÜMÜ HEP BİRLİKTE HAYATA GEÇİRECEĞİZ: Bu anlamda maden sahası içerisinde entegre tesisler oluşturarak özellikle şehir içine dağılmış beton santrallerini, asfalt, plent üreticilerini bu entegre tesislerinde çevreci yatırımlarla aynı bölgede buluşturup toplu halde kamyonların şehir içerisinde taş ocaklarından taşları taşıyacak bir biçimde çevre kirliliğini ve özellikle yolların bozulmasını insanların can güvenliğini tehdit edecek bir süreci ortadan kaldıracağız. Ayrıca buradaki işletmeler denetimli maden alanının içerisinde çevreye uyumlu şekliyle çalışacaklar. Böylece hem işletmecileri hem de bu bölgede yaşayan yurttaşlarımızı mutlu edecek çözümü hep birlikte hayata geçireceğiz. Burada üretilecek kaliteli kalkerle de İstanbul’un kentsel dönüşümünü daha da güvenli bir biçimde gerçekleştirebileceğiz. Bir sorun nasıl topyekün ele alınır, nasıl herkesin katkısı ve işbirliği ile kalıcı biçimde çözülür burada inanın bu işin en güzel örneklerinden birisini hep birlikte sergiledik. Bu önemli projeye destekleri olan ve katkıları olan, emeği geçen bakın tüm kamu kurumları ve kuruluşları Sultangazi’den belediyesinden bakanlığa, valilikten diğer kurum kuruluşlara da hepinizin huzurunda yetki, belge, izin vesaire hususlarında birlikte çalıştığımız emniyet güçleri dahil herkese yürekten teşekkür ediyorum.
NE GEREKİR, AÇIKÇASI MİLLETÇE BÜTÜN KURUMLARDA PARTİZANLIĞI BIRAKMAK: Bu örnek şunu gösteriyor. Hükümet, belediye, şu, bu fark etmez yeter ki sorunları hızlı çözmek adına aklın, kanunun, yasanın öngördüğü ne varsa iş birliği içerisinde, hızlı ve çözümleri birlikte tasarlayalım. Ama bunun için illa herkes aynı partiden olacak, herkes şu olacak, herkes bu olacak diye bir kaide yok. Bu memleketin, bu milletin gündemine böyle lüzumsuz işleri taşıyanlar gerçekten bu milletin kalitesinin farkında değil. Milletimiz 86 milyon insanımız 16 milyon hemşerimiz bu süreçleri en nizami şekliyle anlayıp işlerin yapılma biçimine bakıp yeter ki hizmet alalım bakışıyla hareket ettiğinin hepimiz farkındayız. Ne gerekir açıkçası milletçe bütün kurumlarda partizanlığı bırakmak, partizanlıktan arınmak ve herkesin işine odaklanması gerekir. Bu anlamda tam da bu bahsettiğim işim prensipleri ve biz yaklaşık beş yıldır sadece çözüme, icraate, hizmete odaklanmış bir belediyecilik yapıyoruz. Bu sayede yıllarca ihmal edilmiş içinden çıkılmaz hale gelmiş sorunları çözüyoruz. Bundan sonra da yolumuza aynı şekliyle devam edeceğiz. Halkımızdan alacağımız destekle sizlerin oylarıyla daha da hızlanarak daha da güçlü işleri bütün şehrimizde harekete geçireceğiz. İstanbul’umuzun dört bir yanına hizmet ve yatırım götürmeye devam edeceğiz.
GÜÇLÜ BİR MİLLET İTTİFAKINI KURACAĞIMIZDAN KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN: Sultangazi’de, Cebeci’de yaptığımız birçok çalışma altyapıdan üstyapıya, kreşten sosyal yardımlara, sosyal tesisler hizmetlerinden parklara ve burada yaptığımız bütün işlerin daha iyilerini yapmak için yolculuğumuza en güçlü şekliyle devam etmek istiyoruz. Bu kapsamda özellikle yola çıktığım değerli yol arkadaşım Ferhat Epözdemir Belediye Başkan adayımıza da hem Sultangazi’de hem de bütün İstanbul yolculuğundaki bütün belediye başkan adayı arkadaşlarıma yürekten başarılar diliyorum. Tabi bu iş örgütlü mücadele hem ilçe başkanımla beraber buradaki Cumhuriyet Halk Partililer ama daha da ötesi biz milletin ittifakını temsil eden, milletiyle birlikte düşünen, konuşan insanlar olarak bu şehirde bulunan herkesin bizimle bu yönetimde var olduğunu, birlikte düşündüğümüzü, birlikte yol yürüdüğümüzü hissettiği güçlü bir millet ittifakını kuracağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Biz bu şehirde yaşayan herkesle konuştuk bizim sözümüz, bizim yüreğimiz, bizim gözümüz, bizim yüzümüz inanın iyiliğin dışında güzel duygunun dışında milletimizin çıkarının dışında hiçbir konuyu muhatap almayacak. Bizim tek yolumuz var milletimize hizmet. Milletimize hizmet o bağlamda yolumuz açık olsun. Hepinize katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
]]>İliç ilçesine bağlı Çöpler köyündeki altın madenini işleten şirketin “Türkiye Ülke Müdürü” C.Y.D, savcılıktaki ifadesinde, 6 Şubat 2024’te şirketin yönetim kurulu başkanı olarak göreve başladığını söyledi.
Toprak altında kalan işçilerden 4’ünün ana firmanın, 5’inin ise alt yüklenici firmanın çalışanları olduğunu anlatan C.Y.D, maden sahasında yapılan yığın liçlerin dizaynıyla ilgili projeyi, şirketin bünyesindeki proje birimi ile bir firmanın hazırladığını belirterek, “Projelendirmenin olurunu aldıktan sonra oksit birimine vermektedir. Oksit birimi projeye uygun şekilde yükleme yapmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Denetlenmesinin ne şekilde yapıldığını bilmediğini belirten C.Y.D, şunları kaydetti:
“Bu olayla ilgili yerin güvenliğinden bildiğim kadarıyla oksit proses birimi ve İSG birimi sorumludur. Bu olayda jeoteknik birimi kayıtları incelediği için ilgili birime bilgi vermek, gerekli önlemlerin alınması konusunda öneride bulunmak ve durdurmakla yükümlüler. Kayan kütlenin ne kadar miktar olduğunu bilmemekteyim. Radar sistemindeki tehlike seviyeleri hakkında bilgim bulunmamaktadır ancak risk analizleri sonucunda jeoteknik birimi seviyeye göre ilgili kişilere bunu bildirmekle yükümlüdür hatta yüksek riskli durumlarda şirketin üst yöneticilerine bu bilgilerin verilmesi gerekmektedir.”
Maden sahası ile ilgili sorumlu Kanadalı I.R.G’nin tutuklanması nedeniyle toprak kaymasının ardından yapılan operasyonu kendisinin yönettiğini söyleyen C.Y.D, “Bu olayla ilgili sorumlu olduğumu düşünmemekteyim. Söz konusu olayda ilgili birimlerin kendi bünyesinde inisiyatif ve sorumlulukları bulunmaktadır. Eğer bir sorumluluğum bulunsaydı alt birimde çalışanlar bana bir şekilde ulaşıp talimatları alırlardı. Sadece bilgilendirme amaçlı I.R.G’den benim bulunduğum mail grubuna mail gelmiştir. Suçlamaları kabul etmiyorum.” şeklinde savunma yaptı.
C.Y.D, Sulh Ceza Hakimliğine verdiği ifadede ise olay günü ABD’de bulunduğunu, ABD saatine göre 04.30’da olayla ilgili kendisine telefonla aranarak bilgi verildiğini, daha sonra I.R.G. ile görüştüğünü ifade etti.
C.Y.D, yığın liç alanındaki çatlaklarla ilgili fotoğraflara ilişkin, şunları anlattı:
“Olaydan 2 saat önce bölgede çatlakların olduğuna dair I.R.G. bilgilendirme amaçlı fotoğraf attı ve önlem aldığına dair mail attı. Bu maili yurt dışındaki saat farkı nedeniyle görmemiştim. Olaydan sonra direktör arkadaşların uyarması ile olaydan 3 gün sonra maili gördüm. Böyle durumlarda üst yöneticilere mail atılmaktadır. Bunlar rutin bilgilendirme mailleridir. Bununla ilgili I.R.G. herhangi bir talimat almak için bu maili atmış değildir.”
Radar sistemlerinin alımıyla ilgili C.Y.D, “2023 yılı Aralık ayında radar sistemine ait cihazların bu yılki bütçeye girdiğini biliyorum hatta alımı ile ilgili onay alındığını bilmekteyim. Bu cihazlar yurt dışından alındığı için alım süreci uzamış olabilir.” ifadesini kullandı.
C.Y.D, kendisinin yığın liç sahasından sorumlu olmadığını, finansal yapı ile ilgili işlemlerden yükümlü olduğunu kaydetti.
Avukatı da suçlamaları reddederek, müvekkilinin göreve olaydan bir hafta önce başladığını, görevinin finansal yapı ile ilgili olduğunu, maden sahasındaki operasyon, teknik konuda görev ve yetkisinin bulunmadığını savundu.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat günü yaşanan olayda, yaklaşık 10 milyon metreküplük ve dağ görünümündeki yığma toprak kaymış, siyanürlü solüsyon ile toprağın madenin çevresine yayıldığı bildirilmişti. Toprağın altında kalan 9 işçiye ise arama kurtarma çalışmalarına rağmen hala ulaşılamadı.
TİP, İliç’te yaşanan faciaya ilişkin, eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da dahil olmak üzere olayda sorumluluğu bulunan çok sayıda şirket ve kamu yetkilisi hakkında kamu davası açılması talebiyle suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunda şu ifadeler yer aldı:
“Basında yer alan tüm haberlerde görüleceği üzere meydana gelen bu toprak kayması milyonlarca metreküplük dağ görünümü veren yığma toprak kütlesinin adeta nehir gibi akmasıyla gerçekleşmiştir. İşbu olay ‘münferit’ bir kazadan ibaret olmayıp maden işletmesinin faaliyete girdiği günden bugüne dek pek çok kusur ve ihmal işbu kazanın gerçekleşeceğini önceden göstermekteydi. Buna rağmen bahsi geçen tüm şüpheliler maden işletmesinin faaliyetinin durdurulması, gerekli tedbirlerin alınması yönünde görevini yerine getirmemiş ve hiçbir eylem gerçekleştirmemiştir.
13.02.2024 tarihinde gerçekleşen işbu facia nedeniyle toprak altında kalan 9 işçi henüz kesin şekilde bilinmemekle birlikte hayatını kaybetmiş veya yaralanmıştır. İnsan hayatı dışında ilgili bölge doğası telafisi imkansız zarara uğramıştır. İzah edildiği üzere bu facianın yaşanacak olması yetkililer için açıkça bilinebilir bir durum olup buna rağmen maden işletmesinin faaliyeti durdurulmamış, gerekli işlemler ve önlemler gerçekleştirilmemiştir. Sorumlular nedeniyle bugün halen 9 işçi toprak altından sağ veya ölü şekilde çıkarılmamıştır.
“ESKİ BAKAN MURAT KURUM VE YETKİLER HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILMASINI TALEP EDERİZ”
Yukarıda izah edilen tüm nedenlerle, facianın meydana geldiği madeni işleten Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. yönetici ve yetkililerinin, yine tüm risklere rağmen görevini kötüye kullanarak ve izin ruhsat süreçlerini devam ettirerek onaylayan önceki dönem ve mevcut Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve Bakanlık yetkilileri, Erzincan Valisi ve Valilik yetkililerinin, ÇŞİB Erzincan İl Müdürü ve Müdürlük yetkililerinin, projeye ilişkin ÇED, izin ve denetim süreçlerini yürüten önceki dönem ve mevcut Erzincan Valisi ve sorumlu valilik yetkililerinin, Projeye ilişkin ÇED Olumlu kararı veren eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve bu süreci yürüten diğer sorumlu yetkililerin tespit edilerek, birden fazla işçinin hayatını kaybetmiş ve yaralanmış olması sebebiyle TCK 81 ve TCK 86 Maddeleri uyarınca, siyanür nedeniyle çevrenin kirletilmesi sebebiyle TCK Madde 181 uyarınca, bahsi geçen kamu görevlerinin görevlerini kötüye kullanması sebebiyle TCK 257 Maddesi uyarınca haklarında soruşturma başlatılmasını ve cezalandırılmalarının sağlanması için haklarında kamu davası açılmasını talep ederiz.”
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Maden Mühendisleri Odası, Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen toprak kaymasının olduğu alanda ticari sır ve benzeri gerekçelerle inceleme yapmalarına izin verilmediğini belirterek, “Daha fazla kar hırsı ile maliyetten kaçmak için madencilik kültüründen, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinden ödün veren, insan hayatını, çevre sağlığını, toplumsal yararı hiçe sayan madencilik uygulamalarına ve diğer ekonomik faaliyetlere izin verilmemelidir. İliç Çöpler altın madeni kapatılmalı, işletme ruhsatları iptal edilmelidir. Sömürge madenciliğine son verilmelidir” açıklamasını yaptı.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen toprak kaymasına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. İliç Çöpler altın madeninin kapatılması ve işletme ruhsatları iptal edilmesi çağrısında bulunan Maden Mühendisleri Odası’nın açıklaması şöyle:
“Erzincan ili, İliç ilçesi sınırları dahilinde, Lidya madencilik ile Kanada asıllı SSR Mining firmalarının ortaklığında faaliyette bulunan Anagold Madencilik firması tarafından altın üretimi yapılan Çöpler Altın Maden İşletmesinde 13 Şubat 2024 tarihinde 14: 30 sularında, liç prosesi için oluşturulan yığının bir bölümünde kayma meydana gelmiş, bir faciaya dönüşen olayda resmi açıklamalara göre dokuz işçi kayan siyanür içerikli yığının altında kalmıştır. Bu vahim olay nedeniyle halkımıza ve madencilik camiasına geçmiş olsun diyoruz. Faciada sorumluluğu bulunanların hak ettikleri cezaları almalarını ve bu tür faciaların bir daha yaşanmamasını diliyoruz. Altın elde etmek için siyanür içerikli çözelti prosesi uygulanan yığın liç hacminin yaklaşık 10 milyon m3’lük bir kısmının 800 metre kadar kaydığı resmi makamlarca ifade edilmiştir. Facianın üzerinden 7 günlük bir süre geçmiş olmasına rağmen halen akıntı altında kalan işçilerin maalesef yerleri tespit edilememiş ve kendilerine ulaşılamamıştır.
“İLİÇ’TE DE ŞEFFAFLIK İLKESİNE AYKIRI BİR ŞEKİLDE SAHADA YÜRÜTÜLEN MADENCİLİK FAALİYETLERİNE İLİŞKİN BİLGİ VE BELGELERE ULAŞILAMAMIŞTIR”
Haber alınır alınmaz Odamızca oluşturulan heyet bölgeye ulaşmak için harekete geçmiş olup, 14 Şubat Çarşamba günü sabahı işletmeye ulaşmıştır. Erzincan Valisi tarafından verilen genel bilgilendirme brifingine katılım sağlanmış olup teknik konularla ilgili yetkili personel tarafından bir bilgilendirme sunumu yapılması talebimiz uygun bulunmamış, olay yerine girişimize ve inceleme yapmamıza izin verilmemiştir. Daha önce birçok olayda olduğu gibi İliç’te de şeffaflık ilkesine aykırı bir şekilde sahada yürütülen madencilik faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelere ulaşılamamıştır. Yaptığımız incelemeler ve elde ettiğimiz bilgilere göre; İliç ilçesinde işletilen altın madeninde 2010 yılında fiili altın üretim faaliyetlerine başlanmış olup, o tarihten bu yana üretim faaliyetleri sürdürülmektedir. Çöpler altın madeni Sicil: 847, Sicil: 49729 ve Sicil: 20067313 işletme ruhsat numaralı sahaların içerisinde olup, üretim faaliyetleri Sicil: 847 sayılı ruhsat sahasında gerçekleştirilmekte, diğer ruhsat alanlarında ise tesisler ve şantiye alanları bulunmaktadır. Sahada, kazı yöntemleri ile üretilen altın cevherini de içeren kayaç kırma-eleme işlemleri ile boyutlandırılarak yığın haline getirilmekte ve içerisindeki altın cevherini elde etmek amacıyla, siyanür kullanılarak yığın liçi işlemi ile altın kazanımı gerçekleştirilmektedir.
“FACİANIN MEYDANA GELDİĞİ TARİHTEN ÖNCE KAYMANIN YAŞANDIĞI ALANDA YARIK VE ÇATLAKLARIN OLUŞTUĞU RESMİ AĞIZLARCA DA DOĞRULANMIŞ OLMASINA RAĞMEN 9 İŞÇİNİN HAYATININ RİSKE EDİLDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR”
Üretime başlandıktan bugüne kadar sahada tek bir yığın liç alanı kullanılmakta olup, 2014 ve 2021 yıllarında hazırlanan ÇED Kapasite Artışı Projeleri ile yığın liç tesisi için de kapasite artışı talebinde bulunulmuş ve her iki talep de Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun bulunarak onaylanmıştır. Projenin başlangıcında planlanan yığın liç alanı kapasitesi 34 milyon ton olup, 2014 yılındaki kapasite artışı ile 73 milyon tona, 2021 yılındaki kapasite artışı ile 85,3 milyon tona yükseltilmiştir. Söz konusu kapasite artışları sonucunda yığın liç alanı her biri 8 metre yükseklikte yaklaşık 34 basamaktan oluşan toplam yüksekliği ise 250 metreyi aşan devasa bir yüksekliğe ulaşmış durumdadır. Meydana gelen facia bu devasa büyüklüğe ulaşmış olan yığın liç alanının sadece bir bölümünün doğu-batı yönünde çift taraflı kayarak akması sonucunda oluşmuştur. Kalan yığının da kayma riski bulunmakta olup arama-kurtarma çalışmalarını da riskli hale getirmektedir. Facianın meydana geldiği tarihten önce kaymanın yaşandığı alanda yarık ve çatlakların oluştuğu, iş güvenliği uzmanı ve çalışanlar tarafından işverene bu konuda bilgi verildiği resmi ağızlarca da doğrulanmış olmasına rağmen sahanın tamamen tahliye edilmediği, liç yığını akıntısı altında kalan 9 işçinin hayatının riske edildiği anlaşılmaktadır.
“GEREKLİ ÖNLEMLERİN ALINMADIĞI SONUCU ORTAYA ÇIKMAKTADIR”
Yığın liçi uygulamalarında en önemli hususlardan biri yığının stabilitesinin ve duraylılığının sağlanmasıdır. Stabiliteyi etkileyen en önemli faktörler ise yer seçimi, yığın liç alanı tasarımı, mevsimsel koşullar ve sıvılaşmanın önlenmesidir. Çöpler altın madeninde yaşanan faciada, her iki kapasite artışı ile yığının yüksekliğinin devasa boyutlara ulaştığı, stabilitenin ve duraylılığın sağlanmasının oldukça zorlaştığı çok açıktır. Ayrıca, facianın gerçekleştiği bölümde oluşan yarık ve çatlaklardan, kayan liç yığının suya doymuş bir çamur yığını şeklinde akmasından anlaşılacağı gibi yoğun sıvılaşmanın gerçekleştiği, aşırı kar hırsı nedeniyle üretimi artırmak amacıyla liç yığınına siyanürlü çözelti uygulanmasına devam edildiği, yer yer basamak yüksekliklerinin 8 m’yi aştığı, projeye uyulmadığı, sahada yer hareketlerini izleyen radarın akmanın gerçekleştiği Sabırlı deresi bölümünü izlemediği, özetle gerekli önlemlerin alınmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
“SİYANÜRLÜ ÇÖZELTİ İÇERİĞİNİN, SABIRLI DERESİNE ORADAN DA FIRAT NEHRİNE ULAŞMASI RİSKİ BULUNMAKTADIR”
Çöpler altın madeni sahasında bulunan yığın liç tesisi ‘Maden Atıkları Yönetmeliği’ kapsamında bulunan bir tesistir. Söz konusu yönetmelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanmış olup, 15/07/2015 tarih ve 29417 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede; yığın liç tesisinin izin süreçleri, denetlenmesi ve izlenmesi ile ilgili yetki ve sorumluluk Çevre ve Şehircilik Bakanlığındadır. Ayrıca, altın madeni için hazırlanan bütün ÇED Kapasite Artışı talepleri ile birlikte yığın liç tesisi için kapasite artışı talepleri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayına sunulmakta ve bahse konu Bakanlık tarafından onaylanmaktadır. Bir başka deyişle Çöpler altın madeni sahasındaki yığın liç tesisi kapasite artış taleplerini onaylayarak uygulanmasına izin veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aynı zamanda söz konusu tesisin denetlenmesi, izlenmesi ve kontrolünden de sorumlu kurumdur. Yığın liç alanının tabanı kil tabakaları ve jeomembran serilerek geçirimsiz hale getirilmek zorundadır. Ancak, yığın liç alanından kayarak akan yaklaşık 10 milyon m3’lük siyanür içerikli yığın geçirimli doğal ortamla temas halindedir. Söz konusu siyanürlü çözelti içeriğinin, gerek temas halinde bulunduğu doğal ortamın geçirimli yapısından kaynaklı olarak toprağa karışması gerekse de yağmur ve kar suyu ile taşınarak yeraltı sularına ulaşması, yeraltı suları ile birlikte de Sabırlı deresine oradan da Fırat nehrine ulaşması riski bulunmaktadır.
“ARAMA-KURTARMA FAALİYETLERİNİN MADENCİLİK FAALİYETLERİ KONUSUNDA HERHANGİ BİR MESLEKİ TECRÜBESİ VE UZMANLIĞI BULUNMAYAN KİŞİLERCE YÜRÜTÜLMEYE ÇALIŞMASI ARAMA-KURTARMA ÇALIŞMALARININ SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMESİNİ ENGELLEMEKTEDİR”
Yığın liç alanı üretim yapılan ocağa yakın mesafede olup, ocakta üretim dinamit ile patlatma yapılarak sürdürülmektedir. Patlatmalardan kaynaklı vibrasyon etkisinin yığın liç alanında oluşan kaymaya doğrudan etkisi olmasa da tetikleyici etkisinin olabileceği göz ardı edilmemelidir. Çöpler altın madeninde sürdürülen madencilik faaliyetlerinin yoğunlukla taşeron firmalar aracılığıyla yürütüldüğü, sahada farklı işleri yürüten 7 ayrı taşeron firmanın faaliyette bulunduğu da gelen bilgiler arasındadır. Faciadan sonra sahada yürütülen arama-kurtarma çalışmalarında ön plana çıkan yine AFAD ekipleridir. İkinci bir kayma riskinin bulunması arama-kurtarma faaliyetlerinin madencilik faaliyetleri konusunda herhangi bir mesleki tecrübesi ve uzmanlığı bulunmayan kişilerce yürütülmeye çalışması arama-kurtarma çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engellemektedir.
“ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI FACİANIN ASLİ SORUMLULARIDIR”
Bütün bu tespitler ve veriler ışığında; facianın gerçekleşmesinin ana nedeni, iki kez kapasite artışı yapılarak liç yığını üzerindeki yükün arttırılması, yüksekliğinin yaklaşık 250 metre üzerine çıkarılması sonucunda stabilite ve duraylılığının sağlanmasının oldukça zorlaştığı, sıvılaşmayla birlikte oluşan yarık ve çatlaklara rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması ve acil eylem planının devreye sokulmamasıdır. İkinci ve üçüncü yığın liç alanı oluşturmak yerine maliyetten kaçmak ve daha fazla kar hırsı ile mevcut yığın liç alanını kullanarak iki kez kapasite artışını yapan, oluşan deformasyon üzerine işçilerin ve iş güvenliği uzmanının uyarılarına rağmen faaliyetlere devam eden işletmeci firma ile söz konusu kapasite artışı taleplerini onaylayarak uygulanmasına izin veren, denetleme sorumluluğu bulunmasına rağmen bu görevlerini yerine getirmeyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı facianın asli sorumlularıdır.
“BİR TAKIM ÇIKAR GRUPLARININ BU OLAYI TOPLUMA HEYELAN/TOPRAK KAYMASI OLARAK AKSETTİRMEYE ÇALIŞMASININ AMACI KAMUOYUNU YANILTMAKTAN BAŞKA BİR ANLAMA GELMEMEKTEDİR”
Yığın liç alanından kayarak geçirimli doğal ortam üzerine akan yaklaşık 10 milyon m3’lük siyanür ve ağır metal içeren yığının çevre ve insan sağlığına olası etkilerinin izlenmesi için bölgenin yeraltı suyu haritası çıkarılmalı, etki alanından, kontrol kuyularından, Sabırlı deresi ve Fırat nehrinden periyodik olarak numuneler alınarak ölçümlerin yapılması, sonuçların şeffaf olarak kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir. Diğer alanlarda olduğu gibi madencilik faaliyetlerinde de işlerin bölünerek taşeron firmalar aracılığıyla yapılması, iş bütünlüğünü bozmakta, koordinasyonu engellemekte, telafisi imkansız sorunlara neden olmaktadır. Maden işletmelerinde taşeronlaştırmaya izin verilmemelidir. Madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü işletmelerde gerçekleşen bu tür olaylarda arama-kurtarma faaliyetleri herhangi bir mesleki tecrübesi ve uzmanlığı bulunmayan AFAD personeli yerine, maden mühendisleri gözetiminde uzman madenci ekipleri tarafından yürütülmek zorundadır. Stratejik madenlerin tanımlaması yapılmalı, altın stratejik madenler kapsamına alınarak kamu eliyle işletilmelidir. Yıllarca ülke kamuoyuna altın madenciliğini çevreyle tamamıyla barışıkmış algısını yaratmaya çalışan çevrelerin manipülasyonları, yaşanan bu faciayla açığa çıkmıştır. Benzer şirketlerin ekonomik ve sosyal olarak gelişmiş ülkelerde yürüttükleri madencilik faaliyetini, ülkemizde aynı hassasiyetle yürütmedikleri; bu ülkeyi bizim kadar önemsemedikleri açıktır. Onların sadece ve her zaman olduğu gibi yalnızca ‘yaratılan artı değeri’ düşündükleri ortadadır. ÇED izin süreçlerinde tanınan kolaylıklar, verilen teşviklerle alınmayan vergiler kamu erkinin burada yaratılan pespaye duruma yaklaşımını gözler önüne sermektedir. Faciadan hemen sonra bir takım çıkar gruplarının bu olayı topluma heyelan/toprak kayması olarak aksettirmeye çalışmasının amacı kamuoyunu yanıltmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
“ÇÖPLER ALTIN MADENİ KAPATILMALI, İŞLETME RUHSATLARI İPTAL EDİLMELİDİR. SÖMÜRGE MADENCİLİĞİNE SON VERİLMELİDİR”
Bir kez daha uyarıyoruz; madencilik alanında uzman bir kuruluş olan TMMOB Maden Mühendisleri Odasının, ticari sır ve benzeri gerekçelerle olay mahallinde inceleme yapmasının engellenmesi, bazı gerçeklerin kamuoyundan saklanması olasılığını düşündürmektedir. Kamuoyunu yakından ilgilendiren her durumda Odamızın teknik inceleme hak ve sorumluluğu tanınmalı, böylece kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin yolu açılmalıdır. Daha fazla kar hırsı ile maliyetten kaçmak için madencilik kültüründen, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinden ödün veren, insan hayatını, çevre sağlığını, toplumsal yararı hiçe sayan madencilik uygulamalarına ve diğer ekonomik faaliyetlere izin verilmemelidir. İliç Çöpler altın madeni kapatılmalı, işletme ruhsatları iptal edilmelidir. Sömürge madenciliğine son verilmelidir.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Erdoğan, muhalefeti kendi içinde tartışmalara çekmeye çalışıyor, baktı, olmadı, muhalefete ayna tutuyormuş, CHP’nin seçmenine sesleniyormuş. CHP’ye ayna tuttuğunda, o aynayı sana çevirirler. O aynaya baktığında, varlığını borçlu olduğun millete şantaj yapan bir tükenmişi göreceksin. O ayna baktığında, 6 Şubat depremlerinde söz verip de bir yılın sonunda yüzde 92’sini hala çadıra, konteynere muhtaç ettiğin depremzedeyi orada bırakan bir vicdansızı göreceksin. O aynaya baktığında kendi çevresini güvende tutup, zenginleştirip milleti yoksulluğa, sefalete, güvensiz bir yaşama terk eden bir kalpsiz göreceksin. O aynaya baktığında yerel seçimleri kaybedeceğini anladığında, İstanbul seçiminin gittiğini anladığında Abdullah Öcalan’dan mektup okutacak kadar çürümüş bir siyasetçiyi göreceksin” dedi. Hatay’da yola Lütfü Savaş ile devam etmeye karar verdiklerini söyleyen Özel, “Hatay AK Parti’nin eline geçerse ne olacağı bellidir. Hatay’a bir belediye ne yapacaksa fazlasını yapacağımıza söz veriyoruz” diye konuştu. Özel, ayrıca ‘Osmanlıyı süren soysuzları lanetliyorum’ diyen Refah Partisi eski Rize Milletvekili Şevket Yılmaz için de “Şevki Yılmaz’la siyasi mücadele edemezsiniz. Onunla mücadelenin bir yolu var, bir tane foseptik kamyonu bulacaksınız, onunla layık olduğu yere taşıyacaksınız” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün TBMM’de partisinin Grup Toplantısı’nda konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“ORADA YAŞANAN BİR HEYELAN YA DA TOPRAK KAYMASI DEĞİL; HESAPSIZCA OLUŞTURULMUŞ YAPAY BİR DAĞIN ÇÖKMESİ VE 9 CANI ÖLÜME SÜRÜKLEMESİDİR”
“Erzincan İliç’teki altın madeninde, 9 emekçimizin toprak altında kalmasının üzerinden tam 1 hafta geçti. CHP olarak başta Erzincan Milletvekilimiz Sayın Sarıgül olmak üzere bölgeye derhal 2 genel başkan yardımcımız ve 3 milletvekilimizden oluşan bir heyet görevlendirdik. İlk andan beri oradaydılar. Bir ön rapor yazdılar, ardından raporlarını olgunlaştırdılar. Şu anda da genel başkan yardımcımız ve 2 milletvekilimiz bölgeyi takip ediyor. Televizyonlarda, gazetelerde haberi bir toprak kayması, bir heyelan ve kaçınılmayacak bir felaket gibi göstermeye çalışan bir iktidar medyası var. Orada yaşanan bir heyelan ya da toprak kayması değildir; orada yaşanan işlenen madenden arta kalan yığınların liç halinde üst üste konmasından oluşan, hesapsızca oluşturulmuş yapay bir dağın çökmesi, kaymaya başlaması ve önüne kattığı her şeyi altına alarak 9 canı ölüme sürüklemesidir. Orada üst üste parayı istifleyenlerin insan hayatını hiçe sayarak maden atıklarını bir yerde bir dağ şeklinde istiflemesinin sonucudur. Bir yanda birileri para kazanırken, zenginliğine zenginlik katarken 9 tane vatan evladı şu an durdurulan arama-kurtarma çalışmalarıyla ümitlerin neredeyse tamamen tükendiği bir noktada bu para kazanma hırsının kurbanı olmuşlardır.
“İKİ SOMA FACİASI’NI BİR ARADA YAŞAYABİLECEĞİMİZ BİR FELAKETTEN SON ANDA KURTULDUĞUMUZUN HEPİMİZİN BİLİNCİNDE OLMASI LAZIM”
Arama-kurtarma çalışmalarını dikkatle takip ettik. Oradaki hem etkisizliği hem çaresizliği gözlerimizle gördük. Ben milletvekili arkadaşlarımızın ulaştırdığı ön raporu okuduğumda, geçmişte yaşadığım bir felaketin travmasıyla bir kere daha tanışmış oldum. Soma’da 301 madencimizi kaybettiğimizde, 4 gün boyunca maden ocağının ağzında acılı anneler, eşler, çocuklar, babalarla birlikte beklerken hep ağlamaların, ağıtların, Allah’a yakarışların arasında şunları duyuyorduk: ‘Söylüyordu, maden çok sıcak diyordu. Çizmelerim yarıya kadar ter doluyor. 4-5 saatte bir boşaltıyorum, yoksa yürüyemiyorum, ayağım kayıyor diyordu. Akşam geliyordu, uyku uyuyordu ama uykusunu alamıyordu. Başının ağrısı hiç geçmiyordu. Hep ‘Bu maden bir gün başımıza bela olacak’ diyordu’ sözleri hala kulağımdayken ön raporu açtık. Son günlerde basına, sivil toplum örgütlerine konuşmalarının, büyükşehirlerden dayanışma için gitmiş sosyal hizmet görevlilerinin, psikologların bile ziyaretine, temasa engel olunan ailelerin ön raporda söyledikleri, ‘Bu dağ bir gün başımıza bela olacak. Yığ yığ nereye kadar? Çatlaklar oluştu. Bir kayarsa hepimizi altına alır. Burada kimse kalmaz.’ Bunları görünce ve o alanda zaman zaman 600-700 kişinin birden çalıştığı düşünüldüğünde, 9 kayıp çok büyük, yüreğimizdeki acı çok büyük ama nasıl bir büyük felaketin daha kenarından geçtiğimizin, bu sefer belki iki Soma Faciası’nı bir arada yaşayabileceğimiz bir felaketten son anda kurtulduğumuzun da hepimizin bilincinde olması lazım.
“İLİÇ MESELESİ NORMAL ŞARTLARDA, BİR DEMOKRASİDE TURNUSOL KAĞIDI GİBİDİR. DEĞİL BİR BAKAN, CUMHURBAŞKANI İSTİFA ETSE ANCAK YERİDİR”
İliç meselesi normal şartlarda, herhangi bir demokraside turnusol kağıdı gibidir. Bu yaşandığında iktidarın -yapmıyorlar ama- öz eleştiri yapması da onları kurtaramaz; -dilemiyorlar ama- özür de onları kurtaramaz. Değil bir bakan, başka ülkede olsa başbakan, cumhurbaşkanı istifa etse ancak yeridir. Çünkü bu İliç’i ilk kez duymuyoruz. Bu Erzincan İliç’teki altın madeni, yılların çevre mücadelesinin,; demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin ve dahi CHP’nin bizzat çevreden sorumlu genel başkan yardımcılarımızın geçmişte gidip orada açıklamalar yaptığı, tehlikelere dikkat çektiği bir yerdir. Siyaset; haklı çıkanın, söylediği doğru olanın karşılığını gördüğü; haksız çıkanın da hesabını verdiği bir müessesedir esasen. Ama öyle bir medya düzeni, öyle bir susturulmuş düzen, öyle bastırılmış sesler ve öyle haksız şekilde gündemin değiştirilmesiyle karşı karşıyayız ki grup kürsümüzün hem tüm televizyonların yayında olduğu ilk dakikalarında bunları ifade etmeyi çok önemli görüyorum. Yıllarca ‘hain, provakatif, marjinal gruplara CHP destek veriyor’ dedikleri o çevre mühendisliği odaları, akademik odalar, çevreciler, CHP2liler hep tehlikeye dikkat çekti. Bundan 3 yıl kadar önce orada siyanür sızıntısı oldu. Buna karşılık ortalık ayağa kalktı. Göstermelik 3 aylığına durdurdular madeni. O günkü durdurma, kapatmaya dönüşse bu felaket oluşmayacak. O madeni, durdurdular, incelediler, suçlu buldular ve o madene tam 16 milyon 440 bin lira ceza kestiler. İlk duyunca, ‘Büyük para, caydırıcı’ diye düşünüyorsun. Bu ceza kesildi, sadece aylar son bu Meclis’te, Plan Bütçe Komisyonu’nda bazı şirketlere vergi affı getirdiklerinde bu şirkette yararlandı. Bu şirkete kesilen ceza 16 milyon küsür affedilen vergisi 222 milyon lira.
“222 MİLYON LİRA CEBİNE PARA KOYULAN MADEN, İLİÇ’İ ZEHİRLEYEN MADENDİR”
İliç’i zehirlemenin, siyanürü sızdırmanın ve insanlara kast etmenin cezası 16 milyon, birkaç ay sonra burada kedilerine yapılan kıyak 222 milyon lira. Bütün vatandaşlarımız duymalıdır, bilmelidir ki Recep Tayyip Erdoğan’ın haberi olmadan değil 222 milyon lira, 2 milyon lira Türkiye’de el değiştiremez. 222 milyon lira cebine para koyulan maden, İliç’i zehirleyen madendir. Bu madenler önce izin alıyorlar, almış. ÇED raporu düzenlenmiş. Küçük bir izni sonra büyütüyorlar. 4-5 kat büyümek için başvurduğunda bir ÇED raporu hazırlanmış, o raporun altında bir imza var: Bakan .Murat Kurum. ve biz Murat Kurum’a bu sorumluluğunu hatırlatıyoruz, Murat Kurum hiç üstüne alınmıyor. Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan, hiç bu konulara girmiyor. En nihayetinde bugün Devlet Bahçeli gelmiş, diyor ki ‘Murat Kurum görevi layığıyla yapmıştır, oradaki hata verilen raporu düzenleyenlerde, altına izin için imza atanlardadır. Murat Kurum’un konuyla alakası yoktur.’
“BELGE, MESELENİN TEK SORUMLUSUNUN MURAT KURUM OLDUĞUNU SÖYLÜYOR”
İstanbul’u yönetmeye talip, Cumhur İttifakı’nın adayı Murat Kurum söz konusu olunca Sayın Bahçeli, ‘Kurum’un konuyla alakası yok’ dedi. Raporun altında Devlet Bey’in dediği gibi, Mehrali Ecer ÇED Değerlendirme İzin ve Denetim Genel Müdürü’nün imzası var. İmzayı bakan adına genel müdür atıyor. Devlet Bey siz devleti, devlet geleneğini, devlet işleyişini bilen bir partinin genel başkanı olarak bakanın ‘Benim adıma, yani kalem, mürekkep, yetki, izin benim. Benim yerime imzayı sen at’ dediği genel müdürün imzasından Bakan Murat Kurum’un sorumlu olmadığını söylüyorsun. Oysa belge, meselenin tek sorumlusunun Murat Kurum olduğunu söylüyor. Eğer bakan adına atılan bu imzayla İliç’te bunlar yaşandıysa ve hala bu bakan bundan sorumlu değil deniyorsa ben bunu sizlerin vicdanına havale ediyorum.
“BU SORUNLARI 1978’İN GÜCÜYLE, BÜLENT ECEVİT’İN CESARETİYLE, DENİZ BAYKAL’IN KARARLILIĞIYLA CHP ÇÖZER”
Sayın Baykal, 1978’de Ecevit Hükümeti’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’ydı. Yatığı bir iş, CHP’nin tarihindeki en önemli işlerden bir tanesiydi. Madenlerin talan edilmesi, yağmalanması, yandaş şirketlere peşkeş çekilmesine Bülent Ecevit Hükümeti’nin 39 yaşındaki Bakanı Deniz Baykal, ‘dur’ diyecek ve bütün madenleri kamulaştıracaktı. O gün Anayasa’ya uygun bir karar verildi, çünkü Anayasa halen ‘Madenler devletindir’ der. Ama o dönemde bir yoluyla madenler özel sektöre açılmıştı, Baykal durdurdu. 1985, cunta sonrası 1983’te seçimlerden sonra gelen ANAP Hükümeti’nde madenler yavaş yavaş yeniden özel sektöre açılmaya başlarken ‘Türkiye’de çıkarılacak her madende yüzde 10 devlet hakkıdır’ diye madde kondu. 2004 yılına kadar böyle devam etti. 2004 yılında AK Parti, devlet hakkını yüzde 2’ye indirdi. Bu yüzden halkın uzun vadeli çıkarları yerine, ayrıcalıklı grupların kısa vadeli çıkarlarını üstün tutanların, hukuki denetim mekanizmalarını ortadan kaldıranların, ülkeye, ekonomiye değer katmak yerine birilerine rant yaratanların nasıl hem ekonomimizin canına okuduklarını hem de 9 canımızı nasıl felakete sürüklediklerini hep birlikte yaşadık, bunu takip etmeye devam edeceğiz. Bu sorunları herhangi bir muhalefet partisi çözemez. Bu sorunları sadece ve sadece 1978’in moraliyle, gücüyle, Bülent Ecevit’in cesaretiyle, Deniz Baykal’ın kararlılığıyla CHP çözer.
“HEM ÜRETİMİ SEKTEYE UĞRATIP HEM BİR BAŞKA YERDEN ZENGİNLEŞEN AYRICALIKLI BİR ZÜMRE OLUŞTU”
Üretimin ve toplumsal refahın değil de rantın peşine düşülen, aklın ve bilimin değil küçük çıkar gruplarının faydalarının gözetildiği bir ekonomi düzeni içinde yaşıyoruz. Gelinen aşamada artık, ekonominin başındakiler de gerçekleri saklayamaz hale geldiler. Geçmişte büyük, bilinçli hatalar yapıldı. Şimdiki yönetim ‘irrasyonel yani akıl dışı dönem’ diyor. Yaptıklarına da sözde rasyonel diyorlar. Bir takım çıkar grupları dudak uçuklatan teşviklerle, başka kimseye verilmeyen ucuz kredilerle hem üretimi sekteye uğratıp hem bir başka yerden zenginleşen ayrıcalıklı bir zümre oluştu. Bu zümrenin en büyük karlarından bir tanesi bu ülkenin geleceğine inanmayan, Türk parasının değer kaybedeceğini gören ve dolara sarılan bunlara şunu söylediler: ‘Aman siz dolar almayın, biz size Kur Korumalı Mevduat (KKM) yapalım. Siz paranızı TL’de tutun. Doların artma ihtimalini de biz size sigorta edelim.’ Peki farkı kim ödedi? Ücretliler, garibanlar, emekliler ödedi. Bu ülkenin hazinesinden, bütçesinden ödediler.
“SON SİLAHINIZ, SON ÇARENİZ, SON GÜCÜNÜZ VE KULLANIRSANIZ SON YETKİNİZ 31 MART SEÇİMLERİDİR. GÜCÜNÜZÜ BU HÜKÜMETE GÖSTERİN”
1 Nisan sonrası acı reçete konuşuluyor. Bütün dünya piyasaları, bütün ekonomistler 1 Nisan’dan sonra, Türkiye’nin sıkı para politikası uygulayacağını, yani kemerleri sıkacağını, yoksulun daha yoksullaşacağını, dolaylı vergilerin artacağını, milletin gırtlağına çöküleceğini ve yabancı yatırımcılar için yeni fırsatlar çıkacağını konuşuyor. 31 Mart akşamının bambaşka bir önemi daha var. Yoksullar, garibanlar, emekçiler, emekliler için eğer bu iktidar gücüne güç katacak, beklediği desteği görecek olursa ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp sert bir uyarı almazsa, bu gidişata kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete bir sarı kart gösterilmezse 1 Nisan’dan sonrası felakettir. Emekçileri emekliler ilk mesajı 31 Mart’ta verirse herkes ayağını denk alacak. Ben vatandaşlarımıza 4 yıl boyunca bir daha seçim olmaması, zenginin kayrılması sizin yine sömürülmeniz, 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşına mahkum edilmenizin önünde son silahınız, son çareniz, son gücünüz ve kullanırsanız son yetkiniz 31 Mart seçimleridir. Gücünüzü bu hükümete gösterin. Sizi buna davet ediyorum.
“VATANDAŞIN CEBİNDEN ÇIKANLARIN SANKİ AK PARTİ’NİN BİR HİZMETİYMİŞ GİBİ GÖSTERİLDİĞİ BİR İLETİŞİM SÜRECİNİN İÇİNDEYİZ”
OECD, 2015’teki ev kiralarını 100 birim kabul ederek 2023 ev kiralarını karşılaştırmış. Endeksin en tepesinin bir altında, Macaristan -Tayyip Erdoğan’ın yakın dostu Orban’ın memleketi- var. Macaristan’da 2015’ten 2023’e konut kiraları OECD ülkeleri içinde en çok artan ülke olmuş. Yüzde 70 artmış konut fiyatları. Orban’ın üstünde, sevgili dostu, birincilik kürsüsünde Recep Tayyip Erdoğan ve maalesef onun yönettiği Türkiye var. O hesaba göre Türkiye ortalaması, yüzde 530. Bütün OECD ülkelerini en kötüsü yüzde 70’ken bizde 530. Bunu bizim söylememiz, sizin sahada yaşamanız ayrı ama OECD’nin raporu da son derece çarpıcı. Son günlerde, köprü geçişleriyle ilgili rakamlar ortaya çıktı. Vatandaşın cebinden çıkanların sanki AK Parti’nin bir hizmetiymiş gibi gösterildiği bir iletişim sürecinin içindeyiz. ‘Şerit şerit yollar, köprüler, otoyollar yaptık’ diye övünüyorlar. Yaptıklarının sanki vatandaşa maliyeti yokmuş gibi. Oysa tamamına geçiş garantisi verilmiş bu köprülerin, otoyolların Ocak 2023’te bize maliyeti 14,2 milyon TL’ydi. Ocak 2024 gerçekleşmesi, yüzde 157 artışla 36 buçuk milyon TL olmuş.
“BU MEMLEKETTE İYİ İŞLERİ AK PARTİ, KÖTÜ İŞLERİ DEVLET YAPIYOR”
Bu memlekette iyi işler oluyor, kötü işler oluyor. İyi işleri AK Parti yapıyor, kötü işleri devlet yapıyor. Örneğin Oslo görüşmelerini devlet yapıyor, bölünmüş yolları AK Parti yapıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı Osman Gazi Köprüsü’nden ceberut devlet 290 lira geçiş ücreti alıyor. Cumhurbaşkanımızın açtığı Avrasya Tüneli’nden tek geçiş, devleti yöneten lanet adamlar yüzünden 80 liraya çıkmış. Gebze Orhan Gazi-İzmir Yolu, Tayyip Bey’in kullandığı araçla açılmıştı, 710 lira para alıyor devlet bundan. Malkara-Çanakkale otoyolundan 410 lira ücret alanlara yazıklar olsun, ‘reis’in haberi olsa çok kızar. Bu ülkede iyi bir şey yapılıyorsa hepimizin emeğiyle, emek emek kazandığımız paradan ödediğimiz vergiyle yapılıyor. Övünmesi birilerine, cefası bizim üzerimize olamaz.
“‘EZANI SUTURURLAR’ DEDİKLERİ CHP İKTİDARA GELİRSE O EZANI OKUYAN MÜEZZİNİN HAKKINI SAVUNMAYA HER ZAMAN HAZIRDIR”
14 Mayıs seçimleri öncesi Recep Tayyip Erdoğan’ın, Devlet Bahçeli’nin, Cumhur İttifakı’nın temel söylemi şuydu: ‘Benim arkama gelmelisin, yoksa ezanı susturacaklar, bayrağı indirecekler, ülkeyi böldürecekler.’ Bu korku edebiyatıyla yoksul, borçlu, işsiz, güvencesiz vatandaşı korkuta korkuta oylarını aldılar. Aynı Hitler gibi. Buna inanan oldu, inanmayan oldu ama seçimin sonucuna çok ciddi etkisi oldu. Susmayı ezan diye oy atıp bu memlekette açlığa, yoksulluğa mahkum olanların günde 5 vakit dinlediği ezanı okuyan müezzinler, namazı kıldıran imamlarımızın sendikası var, Diyanet Sen. Diyanet Sen bir araştırma yaptırmış. Diyanet Sen üyesi imam ve müezzinlerin yüzde 80’i Diyanet İşleri Başkanlığı’nda torpil olduğunu düşünüyor. Torpil liyakate değil, sadakata önem vermek demek. Bir siyasi partiyi kayırmak demek, şüphesiz kul hakkı yemek. Artık bu noktadan sonra sözün bittiği yerdeyiz. Bunun nasıl sömürü, hile olduğunu bütün vatandaşlarımıza anlatmak hepimizin boynunun borcudur. Diyanet Sen araştırmasına göre, Diyanet İşleri personelinin yüzde 45’i yoksulluk, sefalet içinde olduğunu, her geçen gün yoksullaştığını söylüyor. ‘Ezanı sutururlar’ dedikleri CHP iktidara gelirse o ezanı okuyan müezzinin hakkını savunmaya; ‘Vatanı böldürür’ dedikleri CHP, orada canı pahasına nöbet tutan uzman çavuşun, sözleşmeli erin hakkını savunmaya; ‘Bayrağı indirecekler’ dedikleri CHP, günü gelirse o bayrak için can verecek milliyetçiliği göstermeye her zaman hazırdır.
“AKŞENER’E VERECEĞİM CEVAP ÇO SERT VE İKİ KELİME: CANI SAĞ OLSUN”
Sayın Akşener’in açıklamalarını dikkatle takip ettim. Ona karşı vereceğim cevap, çok sert ve iki kelime: Canı sağ olsun. Biz geçtiğimiz seçimde, cumhurbaşkanlığı yardımcılığına layık gördüğümüz büyükşehir belediye başkanlarımızın da cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da liyakatlerine kefiliz, verdiğimiz her oy da helal olsun. Biz muhalefetle kavga edip Recep Tayyip Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmeyeceğiz. Erdoğan, muhalefeti kendi içinde tartışmalara çekmeye çalışıyor, baktı, olmadı, muhalefete ayna tutuyormuş, CHP’nin seçmenine sesleniyormuş. Biz geçen sene mart ayının 14’üne kadar terörist, terör sevici, hain değil miydik? Erkeklerimiz çürük, kadınlarımız sürtük değil miydi? Bu ne yüzssüzlük kardeşim? Yumuşak bir üslup kullanıyor ve CHP’lilere sesleniyor. Bir kere CHP’liler şunu da unutmaz: Ey Erdoğan, sen değil miydin Hatay’da ‘Belediye başkanı benden olmazsa hizmet gelmez mahsun kalırsınız. Bakın Hatay mahsun kalmadı mı’ diyen? Bu taş kalplinin kalbindeki taşın yumuşadığına inanacak enayi var mı karşında? Ordu’ya ‘Tayyip Erdoğan varsa doğal gaz var yoksa doğal gaz yok’ diyen şantajcıya prim vereni görecek birini görüyor musun karşında?
“CHP’YE AYNA TUTTUĞUNDA, O AYNAYI SANA ÇEVİRİRLER. O AYNAYA BAKTIĞINDA VARLIĞINI BORÇLU OLDUĞUN MİLLETE ŞANTAJ YAPAN BİR TÜKENMİŞİ GÖRECEKSİN”
CHP’ye ayna tuttuğunda, o aynayı sana çevirirler. O aynaya baktığında, varlığını borçlu olduğun millete şantaj yapan bir tükenmişi göreceksin. O ayna baktığında, 6 Şubat depremlerinde söz verip de bir yılın sonunda yüzde 92’sini hala çadıra, konteynere muhtaç ettiğin depremzedeyi orada bırakan bir vicdansızı göreceksin. O aynaya baktığında kendi çevresini güvende tutup, zenginleştirip milleti yoksulluğa, sefalete, güvensiz bir yaşama terk eden bir kalpsiz göreceksin. O aynaya baktığında yerel seçimleri kaybedeceğini anladığında, İstanbul seçiminin gittiğini anladığında Abdullah Öcalan’dan mektup okutacak kadar çürümüş bir siyasetçiyi göreceksin.
ŞEVKİ YILMAZ’LA SİYASİ MÜCADELE EDEMEZSİNİZ. ONUNLA MÜCADELENİN BİR YOLU VAR, BİR TANE FOSEPTİK KAMYONU BULACAKSINIZ, ONUNLA LAYIK OLDUĞU YERE TAŞIYACAKSINIZ
Tabii anası böyleyken, danası ne yapmasın aşağıda da danaları tepişiyor. Şevki Yılmaz, çıkmış Abdülhamit’in dördüncü kuşak torunu Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde nikah şahitliği yapıyor. Utanmadan sıkılmadan, ‘Osmanlıyı süren soysuzları lanetliyorum’ demiş. Şevki Yılmaz gibi bir çukura, seviyesine inmeye utanacağım birisine… Şevki Yılmaz’la siyasi mücadele edemezsiniz. Normal siyasi yöntemlerle mücadele olmaz. Onunla mücadelenin bir yolu var, bir tane foseptik kamyonu bulacaksınız, onunla layık olduğu yere taşıyacaksınız. Aziz milletin önünde bir hatırlatma yapalım: Birileri, çok sevdikleri bir soydan geliyor olabilirler. İşgal donanması, boğaza demirlediğinde kırmızı halı serip ona selam duranların, kahve içmeye saraya davet edenlerin soyundan geliyor olabilirler. Biz o donanmanın arasından Kartal İslimbotu’nun ucunda geçerken yaverine ‘Geldikleri gibi giderler’ diyenlerin soyundan geliyoruz. Şevki Yılmaz, Yıldız Sarayı’nın arka bahçesinden İngiliz zırhlısına kaçanların soyundan geliyor. Biz onları denize dökenlerin soyuyuz.
“ÖRGÜTÜMÜZÜN TALEBİ, İNANCI VE ANKETLERDEKİ SEYRE BAKTIĞIMIZDA HATAY’DA YOLA LÜTFÜ SAVAŞ İLE DEVAM ETMEYE KARAR VERDİK”
Yerel seçimlere giderken biz Hatay ile ilgili kararı vermek için biz çok ince eledik, sık dokuduk. En çok üzerine titizlendiğimiz il oldu. Yüzde 80’inde 1 araştırma yaptık, Hatay için toplam 5 büyük araştırmak yaptık. 10 Ocak’ta anketlerde en üstte yer alan Belediye Başkanımız Lütfü Savaş’ı yeniden adaylaştırdık. Daha sonra bir kısmı Hatay’dan bir kısmı yurdun diğer illerinde yaşayan vatandaşlardan çeşitli eleştiri ve tepkiler yükseldi. Hükümetin bütün sorumluluğunun bir yere yüklenmesi doğru değildi. Ama biz oradaki mesajı aldık. Hatta Sayın Lütfü Savaş dedi ki ‘Ben reklam filminde oynamayayım.’ Anlayışla karşıladık. Lansman toplantısında da müziğin, sevincin, alkışın olduğu bir yerde olmadı. Ertesi gün Genel Merkezimizde toplandık. Önümüze bütün anketleri, bütün ilçe belediye başkan adaylarını, bütün ilçe başkanlarımızı toplam 40 kişi oturduk. Bütün anketler, ihtimaller değerlendirildi. Bir yanda AK Parti’nin tehdit ettiği, şantaj yaptığı depremzedeler; bir yanda anket sonuçlarımız ve örgütümüzün talepleri doğrultusunda, dün gece saat 3’e gelirken biz üzerime düşen bütün eleştiriyi yaparak Lütfü Savaş’ın kendisinin de bir depremzede olarak ilk günlerde kullandığı bazı ifadelerden kendisinin de duyduğu üzüntüyü, yaptığı özeleştiriyi not ederek ama bir yandan Hatay’ı ele geçirip demografisini değiştirmek isteyen ve Hatay’ı Hatay olmaktan çıkaracak olanlara karşı, örgütümüzün talebi, inancı ve anketlerdeki seyre baktığımızda Hatay’da yola Lütfü Savaş ile devam etmeye karar verdik.
“BUGÜN 17.01’DEN İTİBAREN ARTIK TARTIŞMANIN, KONUŞMANIN DEĞİL; HEP BİRLİKTE ÇALIŞMANIN, RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I YENMENİN VAKTİDİR”
Hatay AK Parti’nin eline geçerse ne olacağı bellidir. Hatay’a bir belediye ne yapacaksa fazlasını yapacağımıza söz veriyoruz. Hatay’ı mahzun bırakmakla, geçmişte verdikleri oyun cezasını çektiklerini ima etmekle, gelecekte verecekleri oy için şantaj yapan, tehdit eden birine boyun eğmeyecek bir şehir varsa o da Hatay’dır. Bunu da Recep Tayyip Erdoğan 31 Mart’ta görecek. Bugün, seçim takviminde önemli bir gün. Artık aday listelerinin teslim edilmesinin son günü. 17.01’den itibaren artık tartışmanın, konuşmanın değil; hep birlikte çalışmanın, Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmenin vaktidir. Yarından itibaren bu partinin üyelerinin görevi; 31 Mart seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’a, Devlet Bahçeli’ye, çevreye, kente, yoksula, işçiye, sendikaya düşman bu anlayışa karşı hepsinin dostu olan halkın partisinin üyelerini büyük bir mücadeleye davet ediyorum. Cumhur İttifakı’nın renkleri koyu gri, kentin üstüne çöken bulut gibiler. Hiçbir renge tahammülleri yok. Her şey gri olsun istiyorlar. Oysa biz birbirimizden farklıyız ama ortak yanımız bu ülkeyi sevmemiz. Cumhur İttifakı’nın koyu gri rengine karşı, Türkiye İttifakı’nın rengi kırmızı ve beyazdır.”
]]>
Özel, CHP TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kayması sonucu meydana gelen maden kazası nedeniyle 9 işçinin toprak altında kalmasının üzerinden bir hafta geçtiğini belirtti.
CHP’nin bölgeye heyet gönderdiğini, ön rapor hazırlandığını aktaran Özel, “Orada yaşanan bir heyelan ya da toprak kayması değildir. Orada yaşanan işlenen madenden arta kalan yığınların liç halinde üst üste konmasından oluşan yapay bir dağın çökmesi, kaymaya başlaması ve önüne kattığı her şeyi altına alarak dokuz canı ölüme sürüklemesidir.” diye konuştu.
Arama kurtarma çalışmalarını dikkatle takip ettiklerini bölgedeki çaresizliği gördüklerini kaydeden Özel, ön raporda ailelerin “Bu dağ bir gün başımıza bela olacak” ifadelerinin yer aldığını dile getirdi.
İliç’teki altın madeninde yıllardır çevre mücadelesi verildiğini söyleyen Özel, “Bundan üç yıl kadar önce orada siyanür sızıntısı oldu, göstermelik üç aylığına durdurdular madeni. O günkü durdurma kapatmaya dönüşse bu felaket oluşmayacak. O madene 16 milyon 440 bin lira ceza kestiler. İlk duyunca büyük para, caydırıcı diye düşünüyorsun. Bu ceza kesildi, aylar sonra bu Mecliste Plan Bütçe Komisyonunda bazı şirketlere vergi affı getirdiklerinde bu şirket de yararlandı. Bu şirkete kesilen ceza 16 milyon küsur, affedilen vergisi 222 milyon lira.” dedi.
Üretim izni alınan madenlerde daha sonra sahayı dört, beş kat büyütmek için başvuruda bulunulduğunu belirten Özel, İliç’de toprak kaymasının yaşandığı maden sahasına ilişkin ÇED raporunun bir örneğini kürsüden gösterdi.
Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 1978’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olduğunu anımsatan Özel, “Geçmişteki madenlerin talan edilmesi, yağmalanması, yandaş şirketlere peşkeş çekilmesine Bülent Ecevit hükümetinin bakanı Deniz Baykal ‘dur’ diyecek ve bütün madenleri kamulaştıracaktı. O gün Anayasa’ya uygun bir karar verildi.” dedi.
-“Bu sorunları sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi çözer”
CHP Genel Başkanı Özel, halkın çıkarlarını gözeterek, yaşanan maden faciasında sorumluluğu olanların ceza alması için konunun takipçisi olacaklarını vurgulayarak, “Bu sorunları sadece ve sadece 1978 gücüyle, Bülent Ecevit’in cesaretiyle, Deniz Baykal’ın kararlılığıyla Cumhuriyet Halk Partisi çözer.” ifadesini kullandı.
Rantçıların ve küçük çıkar gruplarının faydasının gözetildiği bir ekonomi düzeni içinde yaşandığını savunan Özel, dudak uçuklatan teşvikler ve ucuz kredilerle zenginleşen ayrıcalıklı bir zümre oluşturulduğunu öne sürdü.
Kur Korumalı Mevduat uygulamasını eleştiren Özel, bu uygulamadan faydalananlara ödenen paranın ülkenin bütçesinden verildiğini söyledi.
Özel, uygulanan ekonomi politikaları sonucunda vatandaşı 1 Nisan’dan sonra acı bir reçete beklediğini ifade ederek, dünya piyasalarında 1 Nisan’dan sonra Türkiye’de sıkı para politikası uygulanacağı, acı reçetenin garibana, yoksula dayatılacağı senaryolarının konuşulduğunu kaydetti.
Vatandaşa acı reçete dayatılırken, yabancı yatırımcılara da tarihi fırsatlar sunulacağını ileri süren Özel, şunları kaydetti:
“Peki böyle bir felakete doğru gidecek miyiz? Yoksa 1 Nisan meselesini 31 Mart akşamı kendi lehimize çevirecek miyiz? 31 Mart seçimlerinin hem demokrasi açısından hem de ülkenin kuvvetlerinin dengesi açısından bambaşka bir önemi var. Yoksullar için, garibanlar için, emekçiler için, emekliler için eğer bu iktidar, gücüne güç katacak olursa beklediği desteği görecek olursa ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp, ‘Ne oluyoruz ya? Vatandaş bizden desteğini çekiyor’ diye sert bir uyarıyı almazsa bu gidişata bir kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete sarı kart gösterilmezse 1 Nisan’dan sonrası felakettir.
Ancak emekçiler, emekliler, yoksullar, işsizler, kendi geleceklerine sahip çıkacaklarsa hükümetin durumu garanti değil. ‘Bizi ezerse onu oradan indiririz’ diye ilk mesajı 31 Mart’ta verirsek herkes ayağını denk alacak. Ben vatandaşlarımıza 4 yıl boyunca bir daha seçim olmaması, 4 yıl boyunca zenginin kayırılıp sizin yine sömürülmeniz, 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşına mahkum edilmenizin önünde son silahınız, son çareniz, son gücünüz ve kullanırsanız son yetkiniz 31 Mart seçimleridir. Gücünüzü bu hükümete gösterin. Sizi buna davet ediyorum.”
(Sürecek)
]]>Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, geçen hafta Antalya’da aşırı yağışlardan kaynaklanan su baskınlarından zarar gören vatandaşların elinden tutulacağına inandığını belirtti.
Geçmiş olsun temennisinde bulunan Bahçeli, hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlara şifa diledi.
MHP lideri Bahçeli, Erzincan’ın İliç ilçesinde altın üretimi yapılan bir maden sahasından çıkarılarak istiflenen toprağın kaymasıyla milleti hüzne boğan bir felaket meydana geldiğini hatırlatarak, milyonlarca metreküp toprak kütlesinin 200 metrelik yamaçtan bir sel gibi vadiye akarak geniş bir alana yayıldığını anlattı. 9 maden işçisinin toprak altında kaldığını anımsatan Bahçeli, toprak kaymasından hemen sonra kriz masası kurulduğunu, devletin gecikmeksizin bütün imkanlarıyla seferber olduğunu, ilgili bakan ve bürokratların kısa süre içinde maden sahasına giderek arama kurtarma faaliyetlerine refakat ettiğini dile getirdi. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir haftadır AFAD ekipleri, gönüllü yardım kuruluşları, hatta yöre insanımız çalışmalarını fedakarlıkla yürütmektedir. İşçilerimize ulaşmak ve gün ışığına çıkarabilmek amacıyla maden alanına yığılan devasa toprak kütlesinin tahliye ve temizlik işlemi dikkatle ve kararlılıkla sürdürülmektedir. Ancak heyelan bölgesinde hala riskli alanların varlığı, bu kapsamda yeni toprak kaymalarının zaman zaman yaşanıyor olması, ister istemez arama kurtarma ekiplerini zora sokmakta, çalışmalarını da aksatmaktadır. Üstelik bölgenin yağışlar sebebiyle çamur ve balçıkla kaplanmış olması araştırma ve incelemelerin metal detektörlerle yapılmasını mecburi hale getirmektedir. Kayaçların içindeki altın cevherini siyanürleyip ayrıştıran, müteakiben kalan siyanürlü atıkları suyla arındırıp tekrar kullanılmasını sağlayan, yani çok zor şartlarda damla damla dökülen alın terlerinin bereketiyle helal lokmasını arayan işçilerimizin hayata döndürülmesi yegane dilek ve beklentimizdir. Üzgün olsak bile ümitsiz değiliz. Kaldı ki Allah var, gam yoktur. Ümitlerimizi diri tutarak bölgeden gelecek müjdeli haberlere kulağımızı çevirmiş durumdayız.”
“TBMM’nin devreye girmesini yerinde bulduk ve destekledik”
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Çöpler köyündeki maden sahasında toprak kaymasını duyar duymaz Genel Başkan Yardımcısı ve Erzurum Milletvekili Kamil Aydın başkanlığında teşkil edilen bir heyeti Erzincan İliç’e gönderdiklerini belirterek, heyetin incelemelerini yaptığını, tespitlerini bir rapor hazırlayarak kayda geçirdiklerini anlattı.
Konuyla ilgili Meclis Araştırması Komisyonunun kurulmasını isabetli bir karar olarak gördüklerini ve yanında durduklarını aktaran Bahçeli, “Mezkur altın madeni faciasının her boyutuyla tetkik edilmesi, konuyla ilgili hiçbir boşluğun, hiçbir kuşkunun, hiçbir sisli noktanın bırakılmaması arzumuzdur.” dedi.
Özellikle bazı televizyon yorumcuların, sözde çevrecilerin, nevzuhur maden uzmanlarının ve rant devşirme peşinde koşan siyasetçilerin kamuoyuna yansıyan iddialarını dikkate alarak Meclis Araştırması Komisyonu marifetiyle dinlenmelerinin, doğal ve doğru bir tercih olacağını dile getiren Bahçeli, herkesin eteğindeki taşları dökmesini, kimin ne biliyorsa açıklamasını istedi. Türkiye’yi töhmet altında bırakan, millete korku aşılayan, yöre insanını istismar eden, heyelan bölgesini çıkarlarının ikmali için fırsat kapısı gören kim veya kimler varsa muhakkak görüş ve düşüncelerine müracaat edilmesi gerektiğini ifade etti.
Bahçeli, “Milletimizin, ak koyunu da kara koyunu da açıklıkla tefrik etmesi için uygun zemin oluşturulmalıdır. Adeta uzaya çıkar gibi özel koruyucu kıyafetlerin üstüne dehşet uyandıran maskeler takan ve ikinci Çernobil hezeyanını telaffuz edip siyanür atıklarının Sabırlı Deresi’ne akıtıldığını ve bu atıkların yağışla beraber yeraltı sularına karışarak Fırat Nehri’ni kirlettiğini söyleyenler iddialarını ispatla mükelleftir. Ağzıyla değil de karnıyla konuşanların şımarıklıkları tahammül sınırlarından taşmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yeni bir bilirkişi heyetinin oluşturulması akla en uygun seçenektir”
MHP lideri Bahçeli, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının konuyla ilgili kamuoyuyla paylaştığı “Toprak kayması sırasında akan malzemenin Fırat Nehri’ne ulaşmasının engellenmesi amacıyla Sabırlı Deresi’nin Fırat Nehri’ne ulaştığı menfezin kapaklarının kapatıldığı” şeklindeki açıklamasını aktararak, şunları kaydetti:
“Açıklama ortadayken, halen dedikodu üretmenin, halen kaygıları diri tutmanın ahlaken tutarlı bir yanı var mıdır? 9 canı, 9 hayatı kurtarma çalışmaları sürüyorken, kayan toprak kütlesinin içinde hangi ağır metallerin bulunduğuyla ilgili resmi ağızlardan bir açıklama yapılmadığını eleştirenlerin amacı bize göre üzüm yemek değil, bağcı dövmek için mevzi almaktır. Acılarımız üzerinde siyasi ve ideolojik geçim kapısı açmaya heveslenmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır, izansızlıktır, pis bir fırsatçılıktır. Kayan toprak inşallah kaldırılacaktır, yaralarımız elbirliğiyle sarılacaktır, peki insanlığını kaybedenler tekrar eski hallerine nasıl dönebileceklerdir? Ayıp, günah, yazık değil mi?”
Bahçeli, ucu nereye dayanıyorsa dayansın sorumluluğu somut delillerle belirlenen kurum ya da kişilerin adli ve idari temelde hesap vermesinin acil ve elzem bir ihtiyaç olduğunu söyledi.
İliç’te tehlikeli bir sızıntının şu ana kadar tespit edilmediğini ifade eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çöpler Altın Madeni’nde geçmişe sari var olan ihmaller zincirinin, 13 Şubat faciasındaki payını yok saymak elbette mümkün değildir. Çalışanların risklerden korunması için alınması gereken tedbirlerin göz ardı edildiği, yığınlarda oluşan çatlaklara karşı gerekli müdahalenin zamanında yapılmadığı, iş güvenliği uzmanlarının ikazlarına rağmen çatlakların oluştuğu alanlara solüsyon basılması gibi eksik, hata ve kusurların süreç içerisinde yaygınlık kazanarak felaketin alt yapısını hazırladığı, ABD’li şirketin alt işverenleri yeterince denetim ve gözetime tabi tutmadığı için tali kusurlu, maden operasyonlarından sorumlu olanların da asli kusurlu sayıldığı, maden sahasında oluşan çatlaklar nedeniyle bazı alt yüklenici firmaların işçilerini çektiği, ancak asıl yüklenici firmanın çalışmaya devam ettiği gibi iddialar bir haftalık süreç içinde ziyadesiyle gündeme yansımıştır. Bu kapsamda yürütülen adli soruşturmanın sağlam ve sağlıklı sonuçlar verebilmesi için hazırlanan bilirkişi raporunun aceleye getirilmesi bir başka tartışma konusudur. Bu nedenle bilirkişi raporunun tekrar ele alınması, yeni bir bilirkişi heyetinin oluşturulması bizim görüşümüze göre akla en uygun seçenektir.”
“Sayın Murat Kurum ne hikmetse hedef tahtası haline getirilmiştir”
Bahçeli, Çöpler köyündeki altın madeni felaketiyle birlikte Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un, hedef tahtası haline getirildiğini söyledi.
Bahçeli, “İliç’i konuşuyorken konunun Sayın Kurum’un bakanlık dönemine geçiş yapması, nihayetinde haksız ve hayasız eleştirilerin sökün etmesi sinsi bir propagandanın tedavülde olduğuna işaret etmiştir. İstanbul’da havlu atacaklarını şimdiden fark eden müflis zihniyetler Sayın Kurum’u yıpratmak için devreye girmişlerdir.” diye konuştu.
Çöpler köyündeki altın madeninin yüklenici firmasına ÇED raporunu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının vermediğini belirten Bahçeli, Bakanlığın yalnızca çevresel etkileri değerlendirip denetlediğini, bunun yanında altın madeninin çevreye zarar verip vermediğini incelediğini anlattı.
Altın madeninin geçmişte defalarca denetlendiğini, 21 Haziran 2022’de de 20 metreküplük siyanür sızıntısı nedeniyle sorumlu görüldüğü için madeni işleten firmaya Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan para cezası verildiğini ve firmanın faaliyetlerinin geçici süreyle durdurulduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
“Anlaşılacağı üzere Sayın Murat Kurum görevini layıkıyla yapmıştır. Verilemeyecek bir hesabının olmadığı ortaya çıkmıştır. Altın madeni felaketinin sızısı yüreklerimizi titretiyorken, çok geçmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sürecinin bir malzemesi haline getirilmesi baştan ayağa yanlıştır, maksatlıdır, utanmazlıktır. Menfur ve melun emel sahiplerinin çabaları boşuna, çırpınışları beyhudedir; Allah’ın izniyle, Türk milletinin teveccühüyle Ankara altın çağına ulaşacak, İstanbul muradına kavuşacak, yerel yönetimler zilletin ayak bağlarından mutlaka kurtarılacaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, istismarın kazanını olmayacak, iradesizliğin sonucu görülmeyecektir.”
Toprak altında bulunan işçilerin sağ salim çıkarılmalarını ve aileleriyle kucaklaşmalarını Allah’tan niyaz eden Bahçeli, “Maden felaketine neden olan ihmallerde payı bulunan hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmaması temennimdir. Taşı toprağı altın olan İliç ilçemizin ve Çöpler köyümüzün tekrar belini doğrultacağı günler yakındır; devlet-millet dayanışmasıyla bu sıkıntılı günler sabırla, sebatla aşılacaktır.” şeklinde konuştu.
(Sürecek)
]]>Boşça, Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kayması sonucu meydana gelen maden kazasının hukuki boyutuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Özel hukuk bakımından maden sahalarında meydana gelen kazalarda işverenin tazminat sorumluluğunun doğacağına dikkati çeken Boşça, ceza hukuku bakımından maden kazalarına ilişkin özel bir suç tipinin Türk ceza yasalarında düzenlenmediğini aktardı.
Boşça, faillerin sorumluluğu bakımından TCK’nin yaralama ve öldürme suçlarına ilişkin hükümlerine gidilmesi gerekeceğinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Yapılacak kusurluluk değerlendirmesine göre taksirle veya kasten öldürme veya yaralama suçlarından sorumluluk meydana gelecektir. Fail olarak işverenin sorumlu olup olmadığı fail sıfatı aldıktan sonra sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve sorumluluğunun tespiti halinde verilecek ceza miktarının ne olacağı sorularının yanıtı, işverenin üstlendiği ödevleri gereği gibi yerine getirip getirmediğinin tespiti ile açığa kavuşacaktır. İşte bu nedenle işverenin işçiye karşı ne gibi sorumluluklar üstlendiği veya işçinin işverene karşı hangi sorumlulukları taşıdığının ortaya konulması, iş kazalarında fail ve kusurluluğun belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.”
Maden sahalarında meydana gelen kazalarda gerek özel hukuk yargılamasında tazminat boyutuyla, gerekse ceza hukuku yargılamasında kusurluluk boyutuyla değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Boşça, “TCK’nin 8’inci maddesi ve mülkilik (ülkesellik) ilkesi gereğince Türkiye’de işlenen suçlarda Türk kanunları uygulanır. Dolayısıyla faillerin hangi ülkenin vatandaşı olduğu somut olay bakımından farklılık arz etmemektedir.” ifadelerini kullandı.
Boşça, 6331 sayılı ?????? İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 25’inci maddesi kapsamında kazaların gerçekleştiği maden sahalarındaki işletmelerin durumunu değerlendirerek, “İşyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde, bu tehlike giderilinceye kadar, hayati tehlikenin niteliği ve bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alan ile çalışanlar dikkate alınarak, işyerinin bir bölümünde veya tamamında iş durdurulur. Ayrıca çok tehlikeli sınıfta yer alan maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış olması durumunda iş durdurulur.” dedi.
Maden ocağı soruşturmasında 6 zanlı tutuklanmıştı
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, şirketin Türkiye’deki müdürü C.D’nin de içinde olduğu 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
]]>Tutuklanan 6 zanlıdan firmanın Kanadalı yöneticisi J.R.G, İliç Sulh Ceza Hakimliğinde tercüman aracılığıyla verdiği ifadesinde, maden sahasında yapılan işlemlerin gözlemlenmesi ve raporlanmasından sorumlu olduğunu anlattı.
Madenden asıl sorumlu kişinin operasyon direktörü olarak görev yapan K.Ö. olduğunu, bu kişinin yerine A.C’nin görev yaptığını belirten J.R.G, “Görevim maden sahasını gözlemleyerek şirket merkezindeki ülke müdürüne raporlama yapmaktır. M.B’den aldığım bilgiyi şirket merkezindeki ülke sorumlusuna aktarmaktayım.” dedi.
“Olay günü çatlakları gördük, Amerika’daki merkeze bu durumu bildirdim”
Liç bölgesinde herhangi bir görevi olmadığını ifade eden J.R.G, şunları anlattı:
“Olay günü liç bölgesine gittik, çatlakları gördük. Amerika’daki merkeze bu durumu saat 11.00’de bildirdim. Saat farkından dolayı 02.00 olması nedeniyle herhangi bir dönüş yapılmadı. Bana 2022 Ağustos ayında 8 metre olması gereken yüksekliğin geçildiği bildirildi. Ben başlamadan önce söz konusu raporlama yapılmıştı hatta gereken seviyeye indirilmesi için rapor düzenlenmişti. Projeye uygun hale gelmesini raporladım. Zaten liç bölgesinde firmalar düzenli olarak denetim yapıyordu. Olay günü sahaya çıktığımda küçük çatlaklar gördük, en büyük çatlak 6 santimetre büyüklüğündeydi. Daha iyi görebilmek için yüksek bir noktaya çıktık, solüsyon verilmeye devam ediyordu. Tehlike anlaşıldığından solüsyonun farklı noktalara aktarılmasını söyledim.”
Tutuklu zanlı, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini ve kalp rahatsızlığı olduğunu belirtti.
“Çatlak görüldükten sonra yol kapatılmasıyla ilgili mail attı”
Tutuklu şüphelilerden, firmanın liç bölgesindeki borulamadan sorumlu süpervizörü S.D. ise liç bölgesinin 2010 yılından itibaren oluşturulmaya başladığını belirterek, “Görevim solüsyonların geçtiği boruları düzenlemekten ibarettir. Liç bölgesinde fazla yüklemeye ilişkin herhangi bir şeyle karşılaşmadım. Liç bölgesinde 2018’de borularda patlak olması nedeniyle yarıklar olmuş ancak bunlar kaymadan kaynaklı değildir. Bu kısımlar çimentolu malzemeyle kapatılmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Olay günü sabahı toplantıda olduğunu anlatan S.D, “Toplantıdan ayrıldıktan sonra K.Ö. beni aradı, arabayla gelip aldı. İki noktada çatlak olduğunu gördük. Amirim K.M.A. yolun kapatılması emrini verdi. Ş.D. de yol kapatılmasıyla ilgili mail attı. Saat 13.30 civarında solüsyonun kapanması talimatını aldık ve ADR bölümü solüsyonu kapattı. Görevim sadece boru döşenen yerlere solüsyonun verilmesiydi.” şeklinde ifade verdi.
“Olay sabahı liç bölgesinde çatlak olduğunu gösteren fotoğraflar gruptan gönderildi”
Tutuklanan şüphelilerden, firmanın oksit kırıcı mühendisi Ş.D. de liç kısmına gidecek malzemenin kırma işinde görev yaptığından bahsetti.
Bölgede her gün aglomerasyon (cevherin iri kütleler haline getirilmesi, topaklaştırma) testleri yapıldığını ifade eden Ş.D, “Bu testlerde liçe gönderilen toprakta ne kadar çimento, kireç ve su katıldığı denetlenmektedir. Olay sabahı liç bölgesinde çatlak olduğunu gösteren fotoğraflar gruptan gönderildi. Olaydan dolayı çalıştığım bölümde herhangi bir zarar olmadı.” dedi.
Ş.D, ifadesinde şunları anlattı:
“Çatlamalardan dolayı kırma tesisi çalışmıyordu. Bu çatlamaları öğrendiğimde aşağıdaki kısımda ana ofisimdeydim. Liç bölgesinin arka kısmında genişletme sırasında patlatmalar yapılıyordu ancak olay günü bir patlatma yapılmadı diye hatırlıyorum. Olay günü 08.30’da yığın bölgesinde online toplantıya katıldım, iş güvenliği konusunda görüşme başladı. Süpervizör K.Ö. çatlakları bize bildirdi, buna istinaden M.B. sahaya geldi. Jeofizik ve İSG uzmanlarına bilgi verildi, sonra sahada inceleme başlatıldı. Liç alanı mühendisi K.M.A, liç bölgesinin kapatıldığına dair mail atmamı istedi. Ofis kısmına indiğimde bu maili attım. Maili hatırladığım kadarıyla iş güvenliği, bakım, maden, oksit operasyon, sülfit operasyon ve İliç beyaz yaka birimine attım.”
Ş.D. toprak altında kalan kişilerin neden orada olduklarına ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti.
“J.R.G’ye yardımcı olma maksadıyla K.Ö’nün yerine bakıyordum”
Tutuklu şüphelilerden bakım müdürü A.C. ise oksit ve tesis ekipmanlarının bulunduğu alanda görev yaptığını söyledi.
Liç bölgesinde herhangi bir görevinin bulunmadığını belirten A.C, maden ocağında “ADR ve sart kısımları ile sülfit tesisi”nin bakımlarını yaptığını dile getirdi.
Olay günü sabahı liçten sorumlu M.B’nin kendisine çatlaklar konusunda bilgi verdiğini ifade eden A.C, “M.B’ye bunun saat 10.00 toplantısında aktarılmasını söyledim. Toplantıya J.R.G. de katılıyordu ve ona aktarmasını söyledim. Bütün operasyonlar ve iş güvenliği birimleri J.R.G’ye bağlıydı. Olay günü liç bölgesine gitmedim.” şeklinde savunma yaptı.
Teknik olarak da liç bölgesinin herhangi bir bölümünden ve aktivitesinden sorumlu olmadığını savunan A.C, bu konularda teknik bilgisinin de olmadığını anlattı.
İngilizcesinin iyi olması ve firmanın Kanadalı yöneticisi J.R.G. ile daha iyi iletişim kurabilmesi için kendisine K.Ö’nün yerine vekaleten bakmasının söylendiğini belirten A.C, “Aslında benim K.Ö’nün çalıştığı birimle ilgili çok bilgim yok. J.R.G’ye yardımcı olma maksadıyla K.Ö’nün yerine bakıyordum. Asıl işi yapacak olan J.R.G’dir, zaten K.Ö’nün alanıyla ilgili teknik bilgim yoktur. Liç bölgesinin fizibilitesinde asıl görevli birim proje birimidir. Benim uzmanlık alanım elektrik mühendisliğidir, bu alanla ilgili herhangi bir görevim yoktur.” ifadelerini kullandı.
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, şirketin Türkiye’deki müdürü C.D’nin de olduğu 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
(Bitti)
]]>Erzincan İliç’te Anagold Madencilik’in işlettiği maden ocağında meydana gelen facianın üzerinden 7 gün geçti. Göçük altındaki 9 işçinin çıkarılması için bekleyiş sürerken; bölgede “siyanür sızıntısı” iddiaları madenin yakınındaki köylüleri tedirgin etmeye devam ediyor. Maden alanına 11 km uzaklıkta hayvancılıkla geçinen Bağıştaş köylüleri, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakındı. Kemal Yıldırım, “Ben süt satmayla geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor” dedi. Kayacık köyünden Ahmet Temel ise, ” Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz” diye konuştu.
Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat saat 14.28’de madende kimyasal madde karışımlı liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Olayın üzerinden 7 gün geçti. Ailelerin toprak altında kalan yakınlarının çıkarılması için bekleyişi sürüyor.
Maden sahasına 9 km uzaklıktaki Bağıştaş köyü de madenden olumsuz etkilendi. Geçimini hayvancılıkla sağlayan köylüler, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakınıyor. “Siyanür tehlikesi” iddiasıyla içme suyunu kullanamayan Bahçecik köyü de Bağıştaş köyünün mezrası, iki köy karşı karşıya. Bahçecik ve Bağıştaş köyleri meraları ortak kullanıyor. Maden şirketinin meraları madene açmasının ardından Bağıştaş’taki hayvancılık da etkileniyor.
“BU PATLAMADAN SONRA BENDEN SÜT İSTEYEN YOK”
Bir köylü, “Mera mı kaldı, her yeri çepeçevre sardılar. Dağı taşı gördün. Madenden gelirimiz, torpilimiz yok. Millet parayı düşünüyor. ‘Para gelsin ne olursa olsun’ diyor. Orada 9 kişi yatıyor ne oldu? Para… para…” diye konuşurken Bağıştaş’ın mezrası olan Bahçecik köyünde yaşayan Kemal Yıldırım (60) ise, içme sularındaki siyanür tehlikesine karşı yetkililere ulaştıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Şirketin insan kaynaklarıyla konuştum. ‘Bugün sizin depodan tahlil alınacak. Gerekirse İliç Belediyesi ile görüşülüp sizin depoya su pompalayacağız’ dediler. Suyumuzun yöreden geldiğini bize söylediler. Ben geçimimi büyükbaş hayvancılıktan sağlıyorum. Merayı gördünüz, bizim hayvanlarımız orada otluyordu. Gittik çevirdik durdurduk. Jandarma geldi muhtarla beni aldı gitti. Ben de muhtardan sonra birinci azayım burada. Bize dediler ki, ‘Bir daha engellerseniz tutuklarız’ Dava açmadık sadece gittik durdurduk ‘burada çalışma’ yapamazsınız diye. Orada tapulu arazilerimiz var. Kadastro geldikten sonra orayı Çöpler köyünün içine geçirmişler. Özel kadastro getirmişler. Ondan sonra sahayı genişlettiler yani. Ben süt satarak geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor.
“BÜTÜN BU ÇEVRE KÖYLER PEYNİRİNİ, HAYVANINI SATAMAYACAK”
Bağıştaşlı Soner Özmen ise, meralarının maden şirketine “peşkeş” çekildiğini belirterek ANKA’ya şunları söyledi:
“Bizim merayı peşkeş çekip Çöpler köyüne verdiler. Biz avukat tuttuk, davacı olduk ama kaybettik. Tapulu arazilerimiz var. Kadastro getirmişler kendi kendine onaylamışlar. Maden sahası dediler, Çöplerin yeri dediler elimizden aldılar. Bütün bu çevre köyler hayvancılık yapanlar, şu anda öyle bir şey ki bundan sonraki dönemlerde kimse peynirini, koyununu satamayacak. Hep diyorlar ki, ‘Maden sahasında otluyor, zehirleneceğiz. Maden sahasında otluyor peynirini satamayacağız.’ Millete büyük bir sıkıntı var şu anda.”
“BİR BALİK TUTUP DA YİYEMİYORUZ, GEÇENLERDE BİNLERCE BALIK ÖLDÜ”
87 yaşındaki Ahmet Temel ise, Kayacık köyünde yaşıyor. Temel köylerinin Fırat’a 50 metre mesafede olduğunu belirterek, geçtiğimiz günlerde nehirde toplu balık ölümleri olduğunu söyledi. Temel, “Önceden bizde meyve de ceviz de olurdu. Bitkilerin bile menfaatini alamıyoruz. Madenden sonra biz mağdur duruma düştük. Zararı çok. Bir balık tutup da yiyemiyoruz. Neden? Tehlikeli diye. Korkuyoruz. Bu nedir nereye kadar gidecek bu iş. Tedbir de almıyorlar asla. Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Doğru dürüst suyumuzu içemiyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz. 50 sene gurbette kaldım buraya geldim huzurum kaçtı” dedi.
]]>
Sabah saatlerinde gözaltına alınan C.D., ifade işlemleri için İliç Adliyesi’ne sevk edildi. Burada ifade veren zanlı, yurt dışına çıkış yasağı getirilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında maden ocağını işleten firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, 2 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
İÇİŞLERİ BAKANI: 35 MİLYON METREKÜP TOPRAK VAR
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, liç alanında 35 milyon metroküp toprak olduğunu vurgulayarak toprak kaymasıyla birlikte Sabırlı Dere’ye 5 milyon metroküplük yeni bir kütle geldiği bilgisini paylaştı.
Günlük 1500 kamyonla tahliye yapıldığını da ekleyerek toprak altındaki 9 ailenin yakınlarını ziyaret ettiklerini belirten Yerlikaya, 2 bin 700 insan gücünün yer aldığı 500’ün üzerinde arama kurtarma ekibiyle çalıştıklarını, araç ve insan kaynağı olarak eksik olmadığını açıkladı.
ENERJİ BAKANI: HALK SAĞLIĞINA ZARAR VERECEK BİR ŞEY YOK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Arkada çok büyük bir kütle var. 3 ayrı noktaya aktığını görüyoruz. Buradaki toprak kütlesinin taşınacağı alanın hazır hale getirilmesi önemliydi. Büyük bir fedakarlık içerisinde çalışmalar devam ediyor. Çevre anlamında her türlü tedbiri almış durumdayız. DSİ alana su girmemesi için ciddi bir çalışma yürütüyor. Yeni bir su hareketini kontrol altına almak için çalışmalar yapılıyor. Şu anda halk sağlığına zarar verecek bir şey olmadığı belirlendi. En kısa zamanda kurtarma ve arama faaliyetiyle ilgili sonuç almayı ümit ediyoruz.”
Bayraktar, toprağın gideceği mermer ocağıyla ilgili hazırlıkların bittiğini belirtip onay sonrası toprak taşınmasına başlandığını söyledi. Bayraktar, radar ve dedektörlerle yapılan çalışmalarda tespit edilen noktalar olduğunu açıklarken “Bölüm bölüm kısım kısım tespit edilen noktalara göre kurtarma çalışmaları devam ediyor. Alınan numunelerin hiçbirisinde herhangi bir risk görünmüyor. İşçilere ulaşıldığında da buradaki tüm toprağı kaldırmak durumundayız.”
BİLİRKİŞİ HEYETİ ÖN RAPORU: ÇATLAKLAR GÖZ ARDI EDİLMİŞ
Maden sahasında incelemelerde bulunan iş güvenliği uzmanı, çevre, jeoloji, inşaat ve ziraat mühendislerinin bulunduğu heyetin hazırladığı bilirkişi ön raporunda, aralarında “yığındaki çatlaklar için vaktinde önlem almayan” proses oksit müdürünün de bulunduğu 5 kişi asli kusurlu bulunmuştu.
Raporda oksit operasyon başmühendisinin de yığın liçinde meydana gelen çatlaklar konusunda iş güvenliği uzmanı tarafından defalarca uyarılmasına rağmen solüsyon verdiği ve yığın liçinde hareketi hızlandırdığı, çatlakların belli aralıklara gelmesini gördüğü halde bunu hiçe saydığı, bu riskli durumu bilmesine rağmen alanın boşaltılması konusunu göz ardı ederek çalışanların can güvenliklerini tehlikeye attığının tespit edildiği vurgulanmış ve kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varılmıştı.
6 ZANLI TUTUKLANMIŞTI
Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İliç’teki maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve İliç Adliyesine çıkarılan J.R.G, A.C, H.Ü, M.B, Ş.D, S.D, M.T. ve A.R.K, savcılıktaki ifadelerinin ardından sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, zanlılardan altın madeni ocağını işleten şirketin Kanadalı yöneticisi J.R.G’nin de aralarında bulunduğu 6’sı tutuklanmış, 2 zanlı adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.


Üniversite tarafından paylaşılan raporda, Erzincan’daki altın madeni ocağında yaşanan durum incelendiğinde, olayın yığın liçi yapılan bölgedeki şevin (eğimli yüzey) kaymasıyla gerçekleştiğinin anlaşıldığı belirtilerek, “İliç’teki yığın liçi sahası, 2021 yılı Google Earth uydu bilgilerine göre, her biri 8 metre yüksekliğe sahip 31 basamaktan oluşmakta olup, genel şev eğimi 2,5Y: 1D şeklindedir. Sahada yığın liçi için oluşturulmuş olan şevin, şev kaymasına sebep olan kısmının ise yine aynı verilere göre 8 metre yüksekliğindeki 14 basamaktan oluştuğu anlaşılmaktadır.” değerlendirmesinde bulunuldu.
???????Raporda, şunlar kaydedildi:
“2021 yılı uydu görüntüleri dikkate alınarak yapılan ilk incelemelere göre, ocak içerisinde 14 adet basamaktan oluşan bir liç yığınının olduğu ve basamak yüksekliğinin 8 metre olduğu düşünüldüğünde, yaklaşık 112 metrelik bir yığın yüksekliğine ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Bu da akmanın gerçekleştiği alanda çıkarılan ve liç işlemine tabi tutulan malzemenin yaklaşık 177 bin metrekarelik bir alanı etkilediği ve yaklaşık 20 milyon 160 bin metreküp hacimlik bir kütlenin kayarak ve akarak yaşanan sorunun meydana geldiğini göstermektedir. Kayma ve akma yaşanan bölge, yakında bulunan Fırat Nehri ve üzerinde bulunan HES barajına yakın olup, kayma sonrası akma da bu yöne doğru gerçekleşmiştir. Sahanın bulunduğu bölgede irili ufaklı fayların olduğu da anlaşılmaktadır.”
Bir mühendislik girişimi sonucu insan eliyle oluşturulan herhangi bir pasa (madenlerin arasında çıkan taş, toprak vb. yabancı nesneler) atık sahası, döküm sahası veya yığın liçi sahalarında oluşacak şev yenilmelerinin nedensiz ve habersiz olarak gelmeyeceğinin bilindiği aktarılan raporda, üstelik bu yığma materyaller kohezyonsuz, gevşek ve suya doymuş zayıf yapıda ise bu şev kütlesinin yenilme mekanizması, zaman deformasyon ilişkisi, topoğrafik değişmeler, şev geometrisi, yağış miktarları gibi birincil faktörlerin birlikte sorgulanarak önemle ve dikkatle izlenip değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Raporda, “Olası bir sabit hızlı deformasyon başlangıcında, zaman geçirmeksizin oluşan çekme çatlaklarının kapatılarak su girişinin önlenmesi, yüzey drenajı için kanalların oluşturulması, genel şev açısına uygun basamaklar oluşturulması, yığın şevlerinin üzerinde ve etrafında tepecik ve çukurların oluşumlarının engellenmesi gibi önlemler, bu tür riskli yığın ve atık şevlerinde ivedilikle alınması gereken önlemlerdir.” ifadelerine yer verildi.
Bütün kritik güvenlik katsayısı sınırlarında çalışılan işlerde olduğu gibi madencilik çalışmalarında da sürekli gözlem ve denetim ölçümlerinin yapılmasının zorunluluk olduğu belirtilen raporda, bu büyüklükteki bir yığının stabil olarak kalabilmesi için de maden mühendisliği disiplinine sıkı sıkıya bağlı kalınmasının, çevre koşullarının da dikkate alınarak konunun uzmanı kişilerce düzenli olarak takip edilmesinin önemi vurgulandı.
Raporda, bahsi geçen sahada, kazı yöntemleri ile üretilen malzemenin kırma eleme tesisinde boyutlandırılarak yığın haline getirildiği ve içerisindeki altın cevherini elde etmek amacıyla siyanür kullanılarak yığın liçi işlemi ile altın kazanımı gerçekleştirildiği aktarıldı.
Liç işleminin, “çözücü özelliği olan sıvı kimyasalların kullanılarak kıymetli metallerin kazanıldığı hidrometalurjik bir işlem” olarak tanımlandığı raporda, bu işlemin cevher hazırlama disiplininde yer alan boyut küçültme süreçleri sonrasında artırılan malzeme yüzeyinin kıymetli minerali kazanmak için bir çözücüyle muamele ettirilmesi prensibine dayandırıldığı kaydedildi.
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’in Kınık ilçesinde halk buluşmasında konuştu. Özel, konuşmada şunları kaydetti:
“Elmadereliler var burada, madenciler. Merhaba. ‘Özgür Özel nereli’ diye soruyorlar, Türkiye’de herkes Özgür Özel, Somalı diyor. Soma’dan dolayı beni tanıyorlar. Ama ben de hep şunu söylüyorum. Ben Manisa merkezdeyim ama 2014 yılından beri benim yüreğim, yüreğimin bir parçası Soma’da, Soma’daki madende kaldı ama benim memleketim hem Soma, hem Kınık, hem Bergama, hem Savaştepe. Kınıklıyım ben, Kınıklı. 31 Mart günü şu iki dönemdir AK Parti’de olan belediyeyi alın ben tezahürat edeceğim. ‘Özgür Özel, Kınık ile gurur duyuyor.’ Alacak mısınız, söz mü? Peki bu belediyeyi alınca öyle önemli bir iş yapacaksınız ki birincisi Kınık’ın Cumhuriyet tarihindeki ilk kadın belediye başkanını seçmeye hazır mısınız? Sema Başkan nasıl? Nasıl Sema Başkan? Araba yanaşırken ben arkada oturuyorum, camdan siz görünüyorsunuz, içerisi görünmüyor. Sema Başkan yukarı çıktı, anons edildiğinde sizin yüzlerinize baktım. Gözünüzdeki ışıltıdan, sevincinizden, çığlığınızdan anladım ki bu iş bitmiş. Sema Başkan geliyor inşallah. Sema Başkanın, giderken bu tarlalarda 6 yaşından beri çalışıyorum başkanım dedi bana. 12, 13 yaşındaydım, ticareti öğrendim dedi. Babasının yağhanesinde Sema Başkanın, babasının yağhanesinde çalıştığı, kırtasiyesinde çalıştığı, ticaret yaptığı, Bodurları, Sema Başkanın ailesini Kınık biliyor, ona güveniyor. O kimseyi üzmedi. Kalbindeki Kınık sevgisi de hiçbir zaman bitmedi. Şimdi borcunu ödemeye geldi. Yıllarca kamu görevinde çalışmış iyi bir yönetici. Ayrıca Aliağa spor’un basket takımını kurdum dedi, ben sandım kadın basket takımı, erkek basket takımını kurmuş. Basket takımını kendi cebinden koyduğu 5 lira ile kurmuş, çalıştırmış, birinci lige çıkacak duruma gelene kadar, erkek basketbol takımının da antrenörlüğünü yapmış birisi. Yani iyi bir yönetici ve iyi bir belediye başkan adayı.
“KENDİSİ DE SPORCU OLDUĞU İÇİN ÖNEMLİ SPOR YATIRIMLARI YAPACAĞIZ”
Buraya kendisi de sporcu olduğu için önemli spor yatırımları yapacağız. Birazdan sözünü alacağız, büyükşehrin imkanları ile gençler için halı sahalar, basket sahaları, gençlerin istediği her türlü aktivite için tesisleri Kınık’a çok hızlı olarak sunacağız. Bundan sonraki süreçte Sema Başkan nereyi isterse, ben partinin genel başkanı olarak Türkiye’nin en güçlü belediyeleri hangisini seçerse Kınık Belediyesi ile kardeş belediye yapacağım, yapılmamış hizmetleri yapacak. Öncelik kadınlarda ve öncelik AK Parti’den aldığımız belediyelerde, MHP’den aldığımız belediyelerde. Burayı bir kadın başkan alıyorsa önüne Türkiye haritası, istediği belediyeyi seçecek kardeş belediyecilikle Kınık’ın yüzü gülecek. Söz veriyoruz. Şimdi Elmadereli kardeşlerim var burada. Her birisini çok seviyorum.”
“ARTIK MADENCİLERİN GENEL BAŞKANI VAR”
Özel, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biz hep kötü günlerde geldik ve gittik Kınık’a. 301 arkadaşımızı kaybettik, Elmadere’de çok sayıda madencimiz önce göçük altındaydı, hep beraber 4 gün bekledik, sonra Elmadere’ye onları defnettik. Yas evlerinde oturduk. O gün bugündür de gider geliriz. Tabii Elmadere’nin Tahir Çetin diye bir kahraman evladı vardı. O madencilerin haklarını almak için 8 sene mücadele etti. Ankara’ya gitti, geldi. Tahir’in annesi misin? Ellerinden öpüyorum anneciğim senin. Ellerinden öpüyorum. Gitti, geldi. Belki 100 kere gitti, geldi. Buradaki sarı sendika parmağını oynatmazken Bağımsız Maden İş’i kurdu, büyük bir mücadelenin sonunda en son yürüyüşü başlattı. Durdurdular, durmadı. Kırkağaç’ta 15 gün yattı. Salihli’de durdurdular, durmadı. Ankara’ya kadar yürüdüler, Süleyman Soylu Ankara’ya sokmadı. Arife günüydü, bayram geliyordu. Arabaya bindi, 36 saat uyumamış, Kırkağaç’ta, kavşakta, kazada kaybettik. Yanında Ali Faik İnter kardeşimizle. Buradan bir kez daha Elmalı’nın, Kınık’ın bu büyük kaybına Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Size söz veriyoruz, başkan seçildiğinde Kınık’ta çok güzel bir yere madencileri de hatırlayan, Tahir Çetin’in de hatırlayan bir anıt yapacağız. Söz veriyorum. Madenciler beni bilir. 2014 yılının yazında onlarla büyük bir mücadele verdik ve kanunu değiştirdik. Bastıra bastıra, söke söke aldık. Şimdi, madencilerden birinin servisine binince 40 kişi oturuyor. Soruyorum, 2 maaş, 2 asgari maaşı kim aldı? Sen aldın Özgür Başkan diyorlar. Kim aldı arkadaşlar? Birlikte aldık. 2 gün hafta tatilini söke söke kim aldı arkadaşlar? Birlikte aldık. Bundan sonra da madenciler, artık madencilerin bir genel başkanı var. Önce Ecevit vardı, madencilerin yüzünü güldüren. Gün gelecek bu kardeşiniz bütün bu madencilere tekrar sahip çıkacak, yüzlerini güldürecek.
“KARINCANIN KARDEŞİ VAR, O DA ÖZGÜR ÖZEL’DİR”
Bizim 2 gün hafta tatili, 2 asgari ücret ve diğer kazanımlardan madenciler eğer bana şu kadar minnet duyuyorlarsa bu benim için en büyük ödül. Ama sizden şunu istiyorum. Siz Özgür Özel’i seviyor musunuz? Madenciler seviyor mu? O zaman, benim hatırım için Sema Başkanı, Kınık Belediye Başkanı yapın. Söz mü? Tabii sadece madenciler yok. Burası çileli çiftçilerin de memleketi. Kaç para oldu mazot? 45 lira. Manisa’nın plakası kadar oldu, 45 oldu, 50 liraya doğru gidiyor. Hani eskiden zam gelince, olsun ben 50 liralık mazot alıyorum, yetiyor diyorlardı ya. Şimdi o 50 liraya 1 litre mazot alınabilir hale geldi. Hayat ateş pahası. Emekliler 10 bin lira ile geçinmeye zorlanıyorlar, asgari ücret sefalet ücreti olmuş durumda. Mutfakta yangın var, cüzdanda, pazarda yangın var. Bu durumda bir de üstüne üstelik çiftçinin malı para etmiyor, ürününü doğru fiyattan satamıyor, bütün çiftçiler geçmişte olduğu gibi sadece madenlere girmeye, ekmeğini yerin 7 kat dibinde aramaya zorlanıyor. Ama orada da iş sorunu, istihdam sorunu var. Bir de duyuyorum ki, hem sarı sendika hem de maden şirketlerindeki bazıları madenci kardeşlerime baskı yapıp, AK Parti’ye oy atmak için onları zorlamaya kalkıyorlar. Bakın, buradan söylüyorum. Kimse bunlardan korkmasın, oylarınızı korkmadan, güvenle kullanın. Kimsenin kılına zarar getiremezler, buradan o maden şirketlerinin çok bilmiş patronlarına söylüyorum. Kimseyi ezdirmem, karıncanın kardeşi var, o da Özgür Özel’dir. Söz veriyorum.”
“CHP, EMEĞİN VE EMEKÇİLERİN PARTİSİDİR”
Agrobay işçilerinin yaşadığı sorunlara da değininen Özel, “Agrobay işçileri burada mı? Ben göreceğim onları. Agrobay işçilerinin de hakkını yediler, mağdur ettiler. Onların da dertlerini hep dile getirdik, bir kez daha dile getiriyoruz. Şirketten haksız yere, sendikalı oldukları için işten çıkarılan Agrobay işçilerinin arkasındayız. Her zaman söylediğimiz gibi, CHP emeğin ve emekçinin partisidir. Agrobay işçileri yalnız değildir. Arkalarındayız. Değerli Kınıklılar, burası çok güzel bir memleket ama kan kaybediyor. Öyle istatistikler var ki. 1990’dan bugüne Kınık’taki her 5 kişiden bir tanesi Kınık’tan göç etmiş. Türkiye büyüyor, şehirler büyüyor ancak Kınık küçülüyor. Kınık’ı yönetenler Kınık’ı bir cazibe merkezi haline getirmeyi başaramadılar, Kınık insanların geldiği değil kaçtığı yere dönüştü. CHP belediyeleri Türkiye’nin en çok göç alan belediyeleri. AK Parti belediyeleri ise göç veren belediyeler. O yüzden bir herkesi birden Karşıyaka, Dikili, Alsancak, Konak’a götüremeyiz ama Kınık isterse çağdaş belediyeciliği, modern bir kenti, dayanışma belediyeciliğini, yüksek sosyal yardımlar yapan belediyeyi, halkın belediyesini Kınık’a getirebilir. Onun da adı Sema Bodur” diye konuştu.
“ERDOĞAN YALAN SÖYLEMEYE DEVAM EDİYOR”
Kınık’ta talanı durdurmak ve ilçeye hizmet getirmek için Kınık Belediye Başkan Adayı Sema Bodur’a destek beklediklerini belirten Özel, şu ifadeleri kullandı:
“Bir belediye başkanı CHP’li ise 2014 seçimleri ile birlikte köylerin ilçe belediyelerine geçen arsalarına ve meralarına dokunmaz. Ancak en çoğu Bergama’da olmak üzere, Kınık’ta da belediye köylerin arsalarını ve meralarını sattı, doğru mu? Onların sizin köyünüzün malıydı, kimi yerde zeytinlik geçti. Aralarında alın terini birleştirip almışlar, kimi yerde makine ve ekipman, kimi yerde koca mera, hepsini çatır çatır sattılar. Kınık’taki talanı durdurmak, Kınık’a hizmet getirmek ve bir daha sizin malınıza el uzatmamak, malınıza uzanan elleri kırmak için Sema Başkana destek bekliyorum. Değerli arkadaşlar, bir de buradan Recep Tayyip Erdoğan’a bir şey söylemem gerekiyor. Esasen o bizimle kavga etmek istiyor, hakaret ediyor, iftira atıyor. Onunla hiç ilgilenmiyoruz. Benim derdim Kınık’taki işsizlik. Benim derdim Kınık’taki yoksulluk. Benim derdim geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı. Ama bugün bu konuları ilgilendiren bir şey söylemiş. Çıkmış diyor ki ‘Yahu şu anda Cumhurbaşkanı AK Partili, hükümet onda, yerel yönetim de onda. AK Partili belediyeler olduğu zaman Ordu’nun kılına zarar gelmez.’ Yani Ordu’da konuşurken demiş ki, eğer AK Parti belediyesi bizdeyse, büyükşehir bizdeyse kılınıza zarar gelmez. Yoksa kılınıza zarar gelir diyor. Ben Ordu’ya hizmet etmem diyor, lafın devamını şöyle bağlamış. ‘Bizim olmadığımız bir büyükşehir belediyesi doğal gazı nasıl getirecek, biz varsak doğal gaz var. Biz yoksak doğalgaz yok’ demiş. Erdoğan, Hatay’da bir hadsizliğe kalkıştın, depremzedelerin gözünün içine baka baka ‘Büyükşehir bizde olmadığı için hizmet gelmedi, mahzun kaldınız değil mi?’ dedin, bir de utanmadan kendini alkışlattın. Zonguldak’ta tekrar ettin, şimdi utanmadan, sıkılmadan eğer belediye AK Partili değilse doğal gaz vermeyeceğini söylüyor. Oysa CHP’li birçok belediye gaz firması ile anlaşmasını yapıyor, tıkır tıkır gazını getiriyor. Bugün sabah Dikili’deydik, Dikili Belediye Başkanımız gaz şirketi ile anlaşmış, merkezde 5 bin aboneye bağlatmış, devam ediyor. Ama Erdoğan oy için şantaj yapmaya, tehditte bulunmaya, oy için vatandaşın gözüne baka baka yalan söylemeye devam ediyor. Siz Kınıklılar dürüst, çalışkan, namuslu insanlarsınız. 31 Mart’ta bu hadsizlere haddini bildirmeye, onları sandığa gömmeye var mısınız?
“AK PARTİLİ KARDEŞİME LAF ETMEM”
Ben Tayyip Erdoğan’a laf ederim ama AK Partili kardeşlerime laf etmem. Ben gerektiğinde Devlet Bahçeli’ye cevap veririm ama MHP’li kardeşlerime laf etmem. Neden? Çünkü ben CHP’nin Genel Başkanıyım. CHP ne demek, CHP baba evi demek. Herkes baba evine doğar, baba evinde büyür. Sonra kimi yakında oturur, kimi ırakta oturur. Kimi büyüğüne gitmek ister, kimi küçüğü ile yetinir. Ama huzuru kaçan, başı sıkışan, dara düşen bilir ki baba evinin çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Bugün geçmişte iyi olsun diye AK Parti’ye oy vermiş ama babasının, dedesinin partisi, bugün onun için bir umut olan insanlarımız var. Artık darlanıp, kandırılıp, yoksulluktan, işsizlikten sıkılıp gelip de baba evine gelmek isteyenler için baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Herkesin yeri baba evinde başköşededir. Tut ki baba evinin kapısına dineldin, geliyor birisi, sokmayacaksın onu. Der ki, kardeşim niye sokmuyorsun? Tapusu sende mi? Vallahi Kınıklılar baba evinin tapusu bende değil, Kemal Beyde de yoktu. Ne Bülent Ecevit’te vardı, ne rahmetli İsmet Paşa’da. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk. O yüzden, Tayyip Erdoğan’a kızın ama AK Partililere kızmayın. Onları baba evine davet edin. Devlet Bahçeli’ye kızabilirsiniz ama MHP’ye oy veren komşunuzu ziyaret edin, anlatın deyin ki ‘Bugüne kadar gelmeyen hizmeti getirmeleri için, gülmeyen yüzleri güldürmeleri için, doymayan çocuğu doyurmaları için, yoksulumuza, işsizimize, hastamıza, yaşlımıza sahip çıkmaları için biz de Kınık’ta artık CHP’li belediyeleri tercih edelim.’ Bakın İstanbul’u kazandık, diyorlardı ki ‘Sosyal yardımları kesecekler.’ Ekrem Başkan tam 4 katını yapmış. Ankara’yı kazandık, sosyal yardımları kesecekler, Mansur Başkan 5 katını yapmış. Hiçbir CHP’li belediyede ne maaşı kesilen var, ne yardımı kesilen var? Engelli yardımı alan bil ki 2-3 katını alırsın. Sosyal yardım alan, bil ki 2-3-4-5 katını alırsın. CHP gelirse, yüzün güler, CHP gelirse karnın doyar, başın sıkıştığında, zora düştüğünde, dara düştüğünde gel baba evine CHP ile birlikte şehrini de büyüt, kendini de rahat ettir. CHP’ye, Sema Başkana oy istiyorum. Destek istiyorum. Kocaman bir alkış istiyorum.
“14 MAYIS’TA OY ATANLAR ATSA KINIK’I KAZANIYORUZ”
Onun yapamayacağı bazı işler olacak. Büyük işler, onu büyükşehir belediyesi yapacak. Büyükşehirde de bir adayımız var. Tanıdığınız, bildiğiniz ama tanımayanlar tanıdıkça şunu görecekler. Hani son derece kararlı, güler yüzlü, vefalı, hızlı karar veren ve çok iyi ekip kuran ve koordine eden bir yapısı var. Daha önce yaptığı bütün işlerde mesleğinde çok başarılı bir cerrah, cerrah titizliği ile çalışıyor, başarılı bir yönetici ve çok başarılı bir belediye başkanıydı. Şimdi, İzmir Büyükşehir ona o da Kınık’a emanet. Ben Kınıklı bir kardeşiniz olarak belediye başkanlığı seçimlerinin önemi şu, liderler kendi memleketlerinde başarılı olmak ister. Seçim akşamı bir gözüm, bir kulağım Manisa’da olacak, bir gözüm ve bir kulağım da Kınık’ta olsun mu? Söz mü? Bakın ne güzel şeyler olacak. Bir daha geldiğimde size diyeceğim ki, iyi ki bana söz verdiniz, sözünüzü tuttunuz, iyi ki Kınık Kınık’a yakışır şekilde seçimi kazandı. 14 Mayıs günü CHP’ye oy atanlar, sadece onlar atsa zaten biz Kınık’ı kazanıyoruz. Bölünmeme, parçalanmama, küsmeme ve sandığa koşa koşa gitme zamanı. Bu seçimi elbette Sema Başkan alır. Elbette sevgili İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Cemil Tugay alır ama siz istemezseniz kimse alamaz. Siz kırgın, küskün varsa onu bulmaya, yılgın varsa onu oy vermeye koşturmaya, ikna edemiyorsan edecek birilerine söylemeye, bu seçimi almak için var gücünüzle çalışmanıza ihtiyacımız var. Bu seçimi 31 Mart’ta alacak mısınız? Ben kimseye değil elbette adaylarıma ama en çok da size güveniyorum. Kınık kalk ayağa bu seçimi al, kal ayağa artık Kınık’ın makus talihi ortadan kalksın. Ben sizinle birlikte o bugün ilk kez çaldığımız, sizin de çok sevdiğimiz seçim şarkısını, bir kez de Kınık’ta hep beraber söyleyeceğiz. Ama önce Kınık seçimleri kazanacak, Kınık ittifakını; İzmir seçimlerini kazanacak, İzmir ittifakını; Türkiye seçimlerini kazanacak, Türkiye ittifakını. Yani bütün sosyal demokratları, bütün muhafazakar demokratları, bütün milliyetçi demokratları hep birlikte yürekten alkışlayalım, onları güçlü alkışlarımızla motive edelim. Biz biriz, beraberiz, biz başaracağız.”
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler altın madeninde yaşanan zehirli liç kaymasının ardından gözaltına alınan sorumlular, İliç Hükümet konağına getirildi. Konağın önünde toplanan işçi ve işçi aileleri yöneticilerinin yerine madende çalışan personelin gözaltına alınmasına tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde maden ocağında yaşanan zehirli liç yığını kaymasına ilişkin gözaltına alınan, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 8 şüpheli adliyeye sevk edildi. İliç Hükümet Konağı’nın önünde bir araya gelen işçiler ve göçük altında işçilerin yakınları, şirket yöneticilerinin yerine madende çalışan personelerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Madende çalışan işçiler, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“BİZİM İÇERİDE 9 CANIMIZ VAR. ÖNCE BUNLARA BİR ULAŞALIM, SONRASINI HESAPLAŞACAĞIZ İLLA Kİ”
Göçük altında kalan ve 18-20 yıldır madende çalışan bir işçinin yakını, “Emekli olmuştu, tekrar çalışıyordu. Daha önce sorun varmış, durdurulmuş sabahleyin diye duyduk. Duyduğumuz o. Belki de onlar ilk fırsatta duruma bakmaya giden kişiler olabilir. O anda zaten kopuyor, yoksa diğer işçileri hep çıkarmışlar” dedi.
Hüseyin Dursun isimli bir işçi yakını, “Bizim içeride 9 canımız var. Önceliğimiz budur. Önce bunlara bir ulaşalım, sonrasını hesaplaşacağız illa ki. 5 tanesi akrabamız. Bilgilendirmeler var ama sizin de gördüğünüz gibi çok ciddi bir toprak kayması var. Ulaşılmakta zorluklar var. Yer tespiti çok zor” ifadelerini kullandı.
“301 MADENCİ ÖLDÜ DE NE OLDU? BENİM GİBİ KONUŞUYOR DİYE ADAM TEKME YEDİ, BELKİ BEN DE TEKME YİYECEĞİM”
Uğur Yıldız isimli işçi yakını ise şöyle konuştu:
“Yetkililer bunun olduğunu bildiği halde bile bile yaptılar. Zaten bizim hükümetimizin her yaptığı aynıdır. Madende göçük olur, bilirler onun ne olduğunu ama bir şey yapmazlar. Son safhaya getirirler, orada nasıl olsa ölen olsun onların değil. Keşke onlar da yakınlarını kaybetseler de empati kursalar. Bu ne kadar acı bir şey biliyor musunuz? Şu an toprağın altından çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Kimyasal madde. İnsanları kandırıyorlar.
Amcamın torunu, gencecik çocuk. Önlemini almayan bir hükümete bu soruların sorulması lazım. Bu madeni verdiyse önlemini de o alacak. 2 yıldır bu kaymanın olduğu söyleniyor. 2 ay önce profesörün biri uzaktan kamerayla çekmiş, ‘Burada yarıklar var, buraya önlem alın’ demiş, adamı kovalamışlar. Bile bile insanları ölüme gönderiyorlar. O toprağın oraya konulup da bir gün aşağı ineceği herkes tarafından bilinir. Şimdi amcamızın oğlunu geri getirsin bakalım. Ben inanıyorum ki onun ölüsünü bile bulamayacağız. Kimyasal madde bu, ölüm saçıyor. Çıkana kadar buradayız, çıkıp çıkmayacağı da belli değil. Kuşadası’ndan geliyorum, hepimiz perişanız. Bizim perişanlığımız önemli değil, onlardan bir haber alsak. Ölüyse en azından mezarını yaparız.
Polis ve jandarmalar bırakmadılar. Neden? Görüntü alınmasın, bilinmesin diye. Bu hep böyle olmuştur. Önlem alınmaz, olay olur, ondan sonra kimseyi bırakmazlar, barikat çekerler. Gidemiyoruz, orada yatıyor ama ulaşamıyoruz. O alanı bir görebilsek yine içimiz soğuyacak, diyeceğiz ‘Tamam burada.’ Ama öyle bir şey de yok. Hukuki süreci başlatacağız. Başlatacağız da ne olacak? Bu ülkede hukuki süreçler hep olmuş, kime ne oldu? 301 madenci öldü ne oldu? Adam tekme yedi. Böyle benim gibi konuşuyor diye tekme yedi, belki ben de şimdi tekme yiyeceğim. Bu ülkede mağduru o hale getirenler yükseliyor.”
“İNSANLARI İŞLERİYLE, TİCARETİYLE TEHDİT EDİYORLAR. SİYASİ BASKI VAR”
Gözaltına alınan bir ustabaşının kuzeni, “İdari ve teknik sorumlular öne çıkmıyor. Oradaki ustabaşının bu konuda verebileceği etkisi ve yetkisi nedir ki acaba? Aynı cenderenin içinde dönüp dolaşıyoruz. Bu konuda yetkililerin açıklama yapmasını biz istiyoruz, en çok biz bunu istiyoruz ama kimse öne çıkıp bir açıklama yapmıyor” diye konuştu.
Faciada yakınları göçük altında kalan İliç’te esnaflık yapan bir yurttaş, insanların sessizliğine dikkat çekerek ANKA’ya şunları söyledi:
“Kimisi işinden korkuyor, kimisi akrabasından korkuyor kimse konuşmuyor ki. Göçük altında akrabalarımız var şu anda sadece acıları paylaşıyoruz. Başka bir şey yok. Konuşan hep dışarıdan gelen yabancılar buranın yerlisinden konuşan, madeni suçlayan kimse yok. İşlerinden korkuyorlar. İnsanları işleriyle, ticaretiyle tehdit ediyorlar. Siyasi baskı var.”
İliç’te yaşayan bir yurttaş da facia sonrası sessiz kalanlara ilişkin, “Sebze, meyve yok. Maden bitirdi burayı. Para seni kurtarmaz. Hayatım gidiyor, haberleri yok bunların. Ne Binali Yıldırım ne diğerleri hiçbiri görünmedi bana. Öldü gittiler, cenazeleri de bulunmuyor. Evlerine gidemiyorum, onlar ağlıyor, ben ağlıyorum. Ben İliç’te yaşıyorum, maden ve baraj aldı benim evimi, yurdumu. Evim falan kalmadı, maden ve baraj batırdı beni. Benden başka kimse konuşamaz, para derdindeler” ifadelerini kullandı.
Facianın olduğu madende işçi olarak çalışan Sabri Kılıç, yaşananlara dair; “İhmal olmasaydı 10 milyon metreküp malzeme çöker miydi? Fark edildiğinde işi durdurma olsaydı bu kadar olmazdı. Siyanürlü alanda çalışmayı kim ister. Şu anda sızıntı her yere yayılmış. İçeriden öyle bilgi geliyor. Şu anda beklemede kalın diyorlar. AFAD lüzum görürse sizi çalışma alanına alırız’ diyorlar” dedi.
]]>TTD, 13 Şubat’ta Erzincan İliç’te Anagol Madencilik’e ait Çöpler Maden Ocağı’nda meydana gelen zehirli liç kayması sonucu yaşanan faciaya ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. TTD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Aykaç ve TTD Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Sebahat Genç’in ortak yaptığı çıklamada şunlar ifade edildi:
“OLUŞAN GÖÇÜK NEDENİYLE SİYANÜR VE KURŞUN, CİVA GİBİ SAĞLIĞA ZARARLI AĞIR METALLER İÇEREN ATIKLARIN NEHRE ULAŞMA TEHLİKESİ VAR”
“3 Şubat 2024 Salı günü öğleden sonra yine bir facia haberiyle sarsıldık. Haziran 2022’de Fırat Nehri’ne sızıntı nedeniyle gündeme gelen Anagold Madenciliğe ait Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni yine acı bir olayla gündemde. Madende siyanür ve ağır metallerin bulunduğu toprağın istiflendiği yığında göçük olduğunu, 9 madencinin göçük altında kaldığını üzülerek öğrendik. Maalesef felaket yine geliyorum dedi. Şirketin olması gerekenden daha fazla yığın yapmasının göçük oluşmasına zemin hazırladığı haberler arasında yer alıyor. Türkiye’nin ikinci büyük madeni olan Çöpler Madeni, Fırat Nehri’ne 350 metre mesafede ve fay hattı üzerindedir. Uzmanların uyarılarına, açtıkları davalara rağmen maden yıllardır çalışmaya, kapasite artırmaya devam ediyor. Oluşan göçük nedeniyle siyanür ve kurşun, bakır, çinko, civa ve kadmiyum gibi sağlığa zararlı ağır metaller içeren atıkların (liç) nehre ulaşma tehlikesi vardır. Nehre ulaşmasa bile yağmurlarla havaya, toprağa-yeraltı sularına karışabilir ve tüm canlıların sağlığına zarar verebilir.
“MADENDE KULLANILACAK KİMYASALLARIN HEMEN HEPSİ İNSAN SAĞLIĞI VE ÇEVRE İÇİN ZARARLI”
2017’de Çöpler Kompleks Madeni Kapasite Artışı Projesi Nihai ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Raporu ile ilgili olarak, raporda yer alan kimyasallar ve olası sağlık etkileri konusunda derneğimize yapılan başvuruya istinaden hazırlanan görüş raporunda, madende kullanılacak kimyasalların (başta sülfürik asit ve siyanür olmak üzere) hemen hepsinin insan sağlığı ve ekoloji için zararlı olduğu konusunda uyarı yapılmış ve kaza/afet durumunda oluşabilecek olumsuz etkilerin, nehir havzasındaki tüm coğrafyayı ve ekosistemi etkileyebileceği belirtilmiştir.
Madencilikte açığa çıkabilecek atıkların kontrolünü sağlamak üzere 15.07.2015 tarihli Resmi Gazete’de ‘Maden Atıkları Yönetmeliği’ yayınlanmış, Madde-5 Genel Hükümler başlığı altında, maden atıklarının tanımı, miktarı, bertaraf yöntemleri ve gerekli bütün hükümler açıkça belirtilmiştir. Kullanılan siyanürün ve işlemler sırasında açığa çıkan ağır metallerin bu işletmelerdeki patlatma, deprem, yağmur ve diğer etkilerle sızma veya taşma yoluyla etrafa dağılması doğal ortam için ciddi bir potansiyel tehdittir. 2000 yılında Romanya’da meydana gelen maden kazası sonucunda nehirlere karışan baraj atıkları su canlılarının ölümüne neden olmuş, Çernobil nükleer kazasından sonraki en yıkıcı endüstriyel kazalardan biri olarak kayıtlara geçmiştir. Ülkemizde de daha önce Kütahya (2011) ve Giresun Şebinkarahisar’da (2021) benzer kazalar yaşanmıştır.
“ATIK SUYUNUN EVAPORATÖRLERLE HAVAYA VERİLMESİ DE HAVADAKİ HİDROJEN SİYANÜR MİKTARINI ARTIRARAK SOLUNUM YOLUYLA ZEHİRLENMELERE YOL AÇABİLİR”
Daha önce toprak yapısının geçirgenliği, gerekli kontrollerin eksikliğiyle atık barajları çevresinde çeşitli sızıntılar yaşanmıştır. Ayrıca açık havuzlardaki siyanürün hidrojen siyanür olarak havaya salınımı da belirli derişimlerde ciddi tehdit oluşturarak hem işletmede çalışanlar hem de atık barajlarına yakın yaşayan her canlı için ciddi bir tehdit oluşturmasına rağmen, baraj etrafında ve belirli yerleşim yerlerinde serbest hidrojen siyanürü izleyen herhangi bir ölçüm ve değerlendirme yönteminin olmayışı, bu etkinin göz ardı edildiğini göstermektedir. Atık suyunun evaporatörlerle havaya verilmesi de havadaki hidrojen siyanür miktarını artırarak solunum yoluyla zehirlenmelere yol açabilir.
“BÖLGEDE AKUT SİYANÜR ZEHİRLENMESİNE KARŞI UYARILARDA BULUNULMASI GEREKMEKTEDİR”
Bölgede akut siyanür zehirlenmesine karşı uyarılarda bulunulması gerekmektedir. Siyanür solunum ya da ağız yoluyla vücuda girer ve belli değerlerin üzerinde zehirlenme etkileri ortaya çıkar. Akut zehirlenmede solunum zorluğu, hızlı ve derin solunum, sara nöbetleri, bilinç kaybı, öksürük, burunda tıkanıklık, kanama, deride hassasiyet, ağrı, çarpıntı, bulantı-kusma, koma ve ölüm görülebilirken, uzun süreli maruziyete bağlı tiroid hormon bozuklukları, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çınlaması, davranış bozuklukları, hafıza kaybı, görme bozuklukları, bayılma, kollarda-bacaklarda uyuşma gibi şikayetler ortaya çıkabilir.
“SİYANÜRÜN UZUN ETKİLERİ İÇİN BÖLGEDEN ÖRNEKLER ALINARAK DÜZEY BELİRLENMELİ, TÜM CANLILARIN MARUZİYETİ İÇİN EYLEM PLANI OLUŞTURULMALI”
Bölgede hava, su ve toprakta siyanür ölçümlerine ek olarak kurşun, bakır, civa gibi diğer ağır metallerle ilgili gerekli ölçümler de yapılmalı ve halka bilgi verilmelidir. Siyanürün uzun etkileri için bölgeden örnekler alınmalı düzey belirlenmeli tüm canlıların maruziyeti için eylem planı oluşturulmalı ve önlem alınmalıdır. Ayrıca siyanür yarılanma ömrü 1-3 yıla kadar uzayabildiği için uzun dönem ölçümleri ve sağlık kontrolleri de yapılmalıdır.
“ÜLKEMİZDE BİLİMSEL, HALKI, EKOLOJİYİ VE ÇEVREYİ ÖNCELEYEN ÇED RAPORLARI HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Eski Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un onayladığı ÇED raporunda, proje alanında toprak kayması riski bulunmadığı belirtilmiş olması ve ardından bu felaketin ortaya çıkması dikkat çekicidir. Bu durum ÇED raporlarının bilimsel ve kamu yararına alınmadığının bir göstergesi olduğunu düşündürmektedir. Ülkemizde bilimsel, halkı, ekolojiyi ve çevreyi önceleyen ÇED raporları hayata geçirilmeli ve ÇED yanında Sağlık Etki Değerlendirme (SED) mutlaka yürürlüğe konulmalıdır.
Türk Toraks Derneği, sürdürebilir gelecek ve yaşamı temel hedefe koymaktadır. Kalkınma öncelikli ve çevreyi, doğayı, ekosistemi öncelemeyen yatırımların karşısındadır. Göçük altında kalan işçilerimizden iyi haberler almak yüreğimizi biraz olsun ferahlatacaktır. İnsan hayatına rağmen bir ekonomik faaliyet yapılamaz.”
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold şirketine bağlı altın madeninde 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Emekli işçi Muzaffer Güzer, “Burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat 14.30 civarında Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması meydana geldi. 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler, İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan emekli işçi Muzaffer Güzer, şunları kaydetti:
MUZAFFER GÜZER: “BİZİM GİBİ BİR ARKADAŞIMIZ, BURADA ÇALIŞMIŞ, ONUN BİR SUÇU YOKTU BENCE”
“Buradaki halkımız çalışacak elbet burada, herkes faydalanacak. Yeraltı kaynaklarından ülkemiz faydalanacak, biz de istiyoruz tabii. Benim kardeşlerim, ben, herkes burada, arkadaşlarımız burada. Çalışıyoruz ve ekmeğimizi kazanıyoruz. Burası daha önce hayvan bölgesiydi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşılıyordu. Bu insanlara vaat verilerek burada altı madeninin çok güvenli olduğunu söyleyerek burada bir maden sahası çalışması yapıldı ve 2000’li yıllarda açıldı. Daha sonra 2010 yılında başlatıldı. Çöpler köyünde başlayan maden ayrıştırma ve sahası ile ilgili fabrika yapıldı. Daha sonra peyderpey Sabırlı köyüne kadar taştı. Fakat süreçte her zaman şöyle şeyler yaşandı, ihmalin olduğunu hep gördük.
Yıllar sonra Sabırlı köyü sınırları içinde, köye yaklaşık 500-700 metre yakınlığında bir sülfürik asit barajı yapıldı. İnsanların hayatı bu kadar hiçe alındı. Daha sonra peyderpey Yakuplu köyüne doğru çevrildi. 2 yıldır da ilçe sınırları içerisine taşındı.
Tamam, madenlerimiz çalışsın ama insanların yaşam alanına bu kadar müdahil olunmasın. Biz mahalleden, patlatma olduğu zaman binalarımız patlamış, hastalarımız var, sakatlarımız var, bazen bağırıyorlar. Bu kadar duyarsızlık olabilir mi? Kazım Karabekir Mahallesi’ne hemen 300 metre ilerisine şimdi gidip bakabilirsiniz. Şu tepenin arkası yontuluyor. Bizim hayatımız neden bu kadar ucuz? Biz bunu söylemeye çalışıyoruz.
Örnek veriyorum; Sabırlı köyü, Çöpler köyü çıkartılsın, güvenli bir alana taşınsın elbet çalışılsın. Ama neden bizim hayatımız bu kadar ucuz? Birileri sürekli yukarıdan seyrediyor. Bugün ilçemizde bizim arkadaşlardan biri tutuklanmıştı. Bizim gibi bir arkadaşımız, burada tecrübe edinmiş, burada çalışmış, onun bir suçu yoktu bence. Neden? Bütün denetimler buraya geliyor, 135 tane denetim buraya geliyor, burada çay içmeye gelip gidiyorlar. Nasıl bir denetim yapılmış, bunu bilmiyoruz. Ancak bizim burada çalışan, bizim gibi ekmek sahibi olmak isteyen bir insan bugün tutuklanıyor ama bugün ÇED raporunu yazanlar, ilçe sınırlarının içerisinde patlama olduğu halde, binalarımız sarsılıyor, çatlak olduğu halde bütün yetkililer seyirci kalıyorsa bunun vebali kime işlenecek?
“NEDEN BU KADAR UCUZ OLDUK Kİ BİZ?”
Abdullah Paşa Mahallesi’nde, benim oturduğum evin 100 metre ilerisinde sürekli patlama yapıyorlar. Benim annem yaşlı, sürekli bağırıyor. Hangi yetkiliye söylersek, ‘Sesini etmeyin, susun’. Peki burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz.”
Bir diğer emekli işçi Şerif Güler ise şöyle konuştu:
ŞERİF GÜLER: “ONLAR BENİM ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIM, BERABER HAYVANCILIK YAPIYORDUK”
“Ülkemizin yeraltı kaynakları ülkemizde kalsın. Ne işi var Kanadalı adamın burada, benim toprağımda? Ben orada canlarım toprağın altında. Bir de haberlerde çıkmış diyorlar ki, ‘Onlar bilirkişilermiş de kontrol amaçlı gitmişler.’ Onlar benim çocukluk arkadaşlarım, beraber hayvancılık yapıyorduk. Onlar ilkokul mezunu adamlar, ne yetkisi varmış?
Beyaz yakalısınız da, bilmem amir yapmışız da. Gönderdiniz şimdi toprağın altında o çocuklar.
Ben güvenlik olarak lojman bölgesinde çalışıyordum. Arkadaşlarımızdan duyuyordum.
Saha içinde çalışan arkadaşlarımın hepsine de belge imzalatmışlar. Mesela, işten çıkarılanların hepsinin ifadesinin alınması lazım. Niye işten çıkarıldın kardeşim sen?”
GÜZER: “BİZİ DE TUTUKLAYIN, SORUMLU BİZİZ. ÇÜNKÜ BİZ ÇALIŞIYORUZ BURADA”
Güzer, işçilerin tutuklanmasına ise “Buradaki bir vatandaşımız tutuklanıyor, sorumlu olarak, o zaman bizi de tutuklayın, sorumlu biziz. Çünkü biz çalışıyoruz burada. Nasıl olacak, ben anlamadım” diyerek tepki gösterdi.
]]>Bölgede incelemelerde bulunan heyette yer alan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, madende yaklaşık 800 metre uzunluğunda, 30 metre derinliğinde ve 50 metre genişliğinde alanın kaydığını söyledi.
Hem Sabırlı Deresi’ne hem de arka tarafta yer alan terk edilmiş maden sahasının içine doğru kaymanın yaşandığını belirten Kumral, “AFAD oldukça geniş alanda çalışma yapıyor. Gözlemlediğimiz, mümkün olduğu kadar teknoloji kullanılıyor. Uzaktan, dronlarla manyetik olarak yer altındaki alanlara yönelik tarama yapılıyor. Aynı zamanda da geniş çalışma ekibiyle hatta kendi canlarını da tehlikeye atarak toprakların üzerinde fiziksel arama gerçekleştiriyorlar.” diye konuştu.
“Heyelan riski göz önünde bulundurulup çalışmaların bitmesi gerekiyor”
Bir basın mensubunun “Yeni bir heyelan riski var mı?” sorusu üzerine Kumral, heyelan riskinin sürdüğünü, kayan bölgenin hem arka kısmında hem önünde atık sahasının bulunduğunu söyledi.
Kumral, şöyle devam etti:
“Bazı çatlamalar olduğunu gözlemledik. Bu riski de göz önüne alarak bu çalışmaların bir an önce bitmesi gerekiyor, bu risk var. Ondan dolayı da siyanür gibi konular biraz daha ikinci plana atılmış vaziyette ama heyelanı da göz önüne getirdiğimiz zaman AFAD çalışanlarını da düşünmemiz gerekiyor. Yani öyle bir kontrolde gitmesi gerekiyor ki bu işin… Bir işi yapalım derken başka kötü sonuca sebebiyet vermemek için son derece tedbirli davranılıyor.”
Kumral, DSİ ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıkları, İTÜ’den akademisyenler ve Hitit Üniversitesinden siyanür konusunda uzmanlar, sağlık ve teknoloji üniversitelerinden de bilim insanlarının alanda çalışma yürüttüğünü söyledi.
Mustafa Kumral, şunları kaydetti:
“Tabii ki burada bir siyanür olayı var ama çevreye ne kadar etki yapar bunun araştırmaları devam ediyor. Kendilerinin buldukları ilk verilere göre şu anda düşük seviyede devam ediyor ama DSİ, bu siyanürün ortamdan uzaklaştırılması veya akarsuya, yer altı suyuna ulaşmaması için gerekli tedbirleri kısa, orta ve uzun vadede almaya çalışıyor. Kısa vadede aldıkları tedbir, hemen o atığın alt tarafında set oluşturdular. Bu setin amacı hem kaymanın içinde bulunduğu sıvıların ortamdan uzaklaştırılması çünkü orada birikecek. Onu da sonra iç havuzlara geri pompalıyorlar. Orta vadede madenin etrafında oradaki suyu ortamdan uzaklaştıracak şekilde set kurmaya çalışıyor. Bu şekilde atıktan gelecek suların temiz şekilde başka taraftan deşarjı söz konusu olacak. Bu da bizim için son derece önemli.”
“Gerekli desteği sunmaya her zaman hazırız”
Madenin uzun süredir çalışan bir maden olduğunu belirten Kumral, şöyle konuştu:
“Burada insan etkisiyle yapılan bazı olumsuz şeyler var, bunu gözlemledik. Bunlar artık yargıya taşınmış vaziyette. Yargı bunu bilirkişilerle ortaya koyacaktır ama biz burada bazı olumsuzlukların olduğunu görüyoruz. Bir defa, atık sahasının hemen yanında ikinci atık sahası yapmışlar. Bunun biraz daha eğimini ayarlayabilirlerdi. Bunu artık gözlemleyebiliyoruz. Öngörememişler diyebiliriz. Bir günlük çalışmayla ‘Olay şöyle olmuştur’ demek çok kolay değil. Araştırmalar devam ediyor. İncelendikten sonra ortaya konulabilir. Burada her şey şeffaf yürütülüyor. Bakanlıklar şeffaf hareket ediyorlar. Sulardan örneklemeler yapılıyor, bunlar düzenli olarak da yapılacak. Çevreye etkileri var mı yok mu, şeffaf olarak vatandaşlarla paylaşılacak. Bizler de gerekli desteği sunmaya her zaman hazırız.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının daveti üzerine bölgeye gelip maden sahasında incelemelerini sürdüren heyette Prof. Dr. Mustafa Kumral’ın yanı sıra İTÜ Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Atilla Öztürk, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Görüm, Jeoloji Mühendisliği öğretim üyeleri Prof. Dr. İrfan Yolcubal, Doç. Dr. Ömer Ündül ve Doç. Dr. Yılmaz Mahmutoğlu, Cevher Hazırlama Mühendisliği öğretim üyeleri Doç. Dr. Hüseyin Baştürkcü ve Doç. Dr. Mustafa Özer, Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Atilla Arıkan, İTÜ Afet Yönetimi Enstitüsünden Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu, Çorum Hitit Üniversitesinden Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Köse, araştırma görevlisi Ömer Yurdakul ve öğretim görevlisi Tuğrul Yıldırım da yer aldı.
]]>Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ
Erzincan İliç’te meydana gelen altın madenindeki siyanürlü liç kaymasında 9 işçi için arama faaliyetleri devam ederken bölgeye gelene siyasi partiler ve sendikalar da maden alanına alınmıyor. TMMOB, TTB, KESK ve Eğitim Sen’in aralarında bulunduğu heyetin alana girişi yasaklandı. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, “İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık. Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek” dedi.
Kanadalı SSR Mining ve Türk şirket Çalık Holding ortaklığındaki Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde çıkarılıp istiflenen siyanürlü toprak, 13 Şubat günü kaydı.
Yaklaşık 10 milyon metreküp, 16 milyon ton toprak, 200 metrelik yamaçtan hızla aşağı doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan siyanürlü toprağın altında kaldı. İşçileri arama çalışmaları sürerken, bölgeye giriş çıkışlar yasaklandı. TMMOB, TTB, KESK Eğitim Sen heyet olarak bugün incelemelerde bulunmak için İliç’e geldi. Maden alanına alınmayan heyet, jandarmalar tarafından durduruldu.
TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İliç altın madeni işletmesi uzun süredir TMMOB ve bağlı odalarının gündeminde. İşletmenin faaliyete başladığı andan itibaren gerek raporlarımızla gerek savcılık aşamasında yürütülen, dosya ve davalara verdiğimiz teknik görüşlerle bu bölgede, liç yöntemiyle madencilik faaliyetinin yürütülmesinin doğru olmadığını, bu faaliyette kamu yararı olmadığını, buradan çıkarılacak altınların neredeyse tamamının zaten yurt dışında çıkarılacağını, aynı zamanda lokasyon olarak 9 ülkeden geçen ve 3 ülkeyi geçerek denize dökülen, Anadolu’nun can damarı olarak sayabileceğimiz, birçok medeniyetin ve uygarlığın gelişmesine ev sahipliği yapmış olan Fırat Nehri’nin kuzey kolu olan Karasu Nehri’nin kuş uçumu birkaç yüz metre yanında olması dolayısıyla büyük bir tehdit ve risk barındırdığını söyleyerek, yer seçimi itibarıyla da zaten burada ne yaparsanız yapın büyük riskler barındıracağını biz teknik ve hukuksal yönleriyle ifade etmiştik.
“BÜYÜK FELAKETLERE YOL AÇACAK NİTELİKLERE SAHİP OLDUĞU DOLAYISIYLA KAPASİTE ARTIŞLARINA ÖZELLİKLE İTİRAZ ETTİK”
Yaratacağı çevresel riskler açısından da göze alınamayacak, yönetilemeyecek düzeyde, büyük ölçekli riskler barındırdığını, Avrupa ülkelerinin birçoğunun bu yöntemden vazgeçtiğini ve ülkemizin bu yönteme işletme başlamadan önce buradaki faaliyetlerin durdurulması konusunda görüşlerimizi iletmiştik. İşletmenin faaliyet süreci boyunca iki defa kapasite artırımı gerçekleşti. İki kapasite artışına da birlik olarak ve odalarımızla birlikte dava açtık. Kapasite artışının yanlış, işletmenin mevcut potansiyelinin büyük bir tehdit olduğunu, kapasite artırımıyla birlikte bu tehdidin astronomik ölçülerde büyük felaketlere yol açacak niteliklere sahip olduğu dolayısıyla kapasite artışlarına özellikle itiraz ettik.
“ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA MAHKEME KAPASİTE ARTIŞIYLA İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARINI İPTAL EDERSE NE OLACAK? HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK. ÇÜNKÜ ŞİRKET, KAPASİTESİNİ, ÜRETİMİNİ, ATIKLARINI ARTIRDI”
Yürüyen iki davamız var. İkinci kapasite artışına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vermiş olduğu ÇED olumlu kararına açtığımız dava henüz tamamlanmış değil. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, davanın tamamlanmaması, mahkemenin noktalanmaması da Türkiye’deki hukuk sisteminin sakatlığını gösteren bir durumdur. Çünkü kapasite artışıyla ilgili hukuksal süreç devam etmekteyken firma gerekli kapasite artış işlemlerini yerine getirmiş durumda. Önümüzdeki hafta mahkeme kapasite artışıyla ilgili ÇED olumlu kararını iptal ederse ne olacak? Hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü şirket, kapasitesini, üretimini, atıklarını artırdı. Kullandığı zehirli kimyasalların miktarını artırmış oldu. Hukuksal yürüyen sürecin de bilimsel, objektif, evrensel hukuk değerleri açısından da hiçbir anlam ifade etmediğine, göstermelikten ibaret olduğunu biz tanık olduk.
“İKİ AY ÖNCE BURADA BİR ÇÖKME, KAYMA VE YIKILMA RİSKİNİN OLDUĞUNU, BUNUNLA İLGİLİ GEREKLİ TEDBİRLERİN VE ÖNLEMLERİN ALINIP ALINMADIĞINI SORDUK”
En son bu yanlışlara bir zincir halkası daha eklendi. 2023 yılında, maden işletmesi cevher elde etmek için açık ocak sahasında bir genişleme projesine yöneldi. İlginçtir ki bu süreç, ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla ÇED sürecinin dışında bırakıldı ve açık ocak işletmesi genişletildi. Buna da dava açtık. İki davamızla ilgili keşfimiz tam iki ay önce burada gerçekleşti. Uzman heyetlerimiz ile birlikte bilirkişi keşfine katıldık. İlginçtir ve acıdır ki liç sahasında meydana gelen kaymanın olduğu noktayı işaret ederek bu liç sahasının, bu kütlenin Fırat Nehri’nin neminden etkilenip etkilenmeyeceği gibi birtakım teknik sorular eşliğinde, yıkılıp yıkılmayacağı veya ne kadar dayanacağına ilişkin de bilirkişilere sorularımızı da yöneltmiştik. İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık.
“BUGÜN İKİ TANE FACİAYLA YÜZ YÜZEYİZ. BİRİSİ İŞ CİNAYETİ. 9 TANE EMEKÇİ KARDEŞİMİZ TOPRAK ALTINDA. DİĞERİ DE ÜLKEMİZİN GÖRMÜŞ OLDUĞU EN BÜYÜK ÇEVRE KATLİAMLARINDAN BİRİSİ”
Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek. Bölge halkını, Fırat Nehri’ni, ekolojik sistemleri, biyoçeşitliliğimizi, ülke ekonomimizi, toplum ve halk sağlığımızı çok yönlü şekilde olumsuz etkileyecek, büyük zararlar verecek. Yetkililer tarafından facianın boyutu gizlenmeye çalışılıyor maalesef. Hem şirket yetkilileri tarafından hem de siyasi iktidar ve bakanlık yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda facianın boyutu gizlenmeye ve küçük gösterilmeye çalışılıyor. Fırat Nehri’ne atıkların karışmadığı bilgisini vererek, burada korkulacak bir şey, herhangi bir sorun olmadığı ifade ediliyor. Bu bir algı oyunudur, yanıltmadır. Gerçeği ifade etmemektedir. Çünkü facia zaten yaşanmış durumdadır.
“FELAKETİN DAHA BÜYÜK SONUÇLAR ÜRETMEMESİ KONUSUNDA DA ISRARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Şu an 10 milyon metreküp olarak tahmin edilen siyanür başta olmak üzere birçok kimyasalla yıkanmış, içerisinde arsenik gibi birçok ağır metal barındıran toprak kütlesi bir dere yatağının üzerinde bekliyor durumda. Altındaki zemin geçirgen bir zemin. Altındaki zemin dere yatağı. Toprağın içerisindeki kimyasalların neredeyse önemli bir kısmı sıvı şekilde. Bu sistem, Fırat Nehri’ni besleyen, su besleme sistemine dahil olma riskini de büyük oranda taşıyor. Yetkililerin yaptığı açıklama nehrin, Fırat Nehri’ne karışan menfez kısmının baraj ve set etkisi görecek şekilde kapatıldığına yönelik bir tedbir alınmasına ilişkin. Yalnız bu tedbir sadece malzemenin yüzeysel ve fiziksel olarak Fırat Nehri’ne akış yoluyla karışmasını engelleyebilir. Zeminden etkileşimi asla engellemez. O yüzden birtakım üniversitelerden davet edilerek buraya getirilen akademisyenlerle daha farklı senaryolar üzerinden çalışmalar yürütülüyor. Biz bu çalışmaların ne olduğunu bilmiyoruz. Çalışmaların detayına ulaşamadık. AFAD yetkilileri burada. Bir afetle karşıyayız. Bunun olumsuz sonuçları büyüyecek. Biz heyetimizle, alanında uzman isimlerle birlikte bugün AFAD’ın ve şirketin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi almak, görüş alışverişinde bulunmak da istedik. AFAD Saha Müdürü başta olmak üzere şirket yetkilileriyle görüştük. Maalesef bizimle herhangi bir görüşme sağlanmadı. Nizamiye girişine dahi alınmıyoruz. Bu da olumsuz noktalardan bir tanesi. Biz TMMOB olarak süreci yakından takip etmeye, kamuoyunu bilgilendirmeye, yetkili, ilgili makamları kamu kurumlarıyla iş birliği yapmak dahil olmak üzere ortak çalışmalar yapmak ve bilgi birikimimizi bu sürecin, felaketin daha büyük sonuçlar üretmemesi konusunda da ısrarımızı sürdüreceğiz.”
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, şunları söyledi:
“Birinci önceliğimiz enkaz altındaki yurttaşlarımızın sağ salim kurtarılması. Ancak gördüğümüz manzara gerçekten felaket. İllerimize gelirken ‘önce vatan’ deniliyor. Ama ‘önce vatan’ olmadığı, su kaynaklarımızın, insanlarımızın sağlıkları olmadığı, önce uluslararası/ulusal şirketlerin paralarının, sermayenin korunduğunu burada çıplak gözle gördük. Bizler içeriye alınmıyoruz. Alınmama nedeni bize hala izah edilmemiş değil. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu tutumu doğru bulmuyoruz. Askerin, polisin, valinin bu tutumunu da kınıyoruz.”
]]>TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, kuvvetler ayrılığı ilkesinin terk edildiğini, Cumhur İttifakı’nın Anayasa Mahkemesi kararlarını hükümsüz kılmaya çalıştığını öne sürdü.
Kadroya alınan taşeron işçilerin meslek kodlarıyla ilgili sorunlar yaşandığını dile getiren Kaya, bu durumda olanların görevleri olmayan yerlerde istihdam edildiğini söyledi. Bülent Kaya, tayin başvurularının cevapsız bırakıldığını ve aile bütünlüğünün bozulduğunu dile getirdi.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, Erzincan’da maden ocağındaki toprak kaymasını hatırlatarak, bazı illerde siyanürle maden arama faaliyetlerinin sürdüğünü belirtti. Erhan Usta, hükümetin doğayı, çevreyi zehirlemekten vazgeçmediğini savundu.
Maden firmalarının denetlenmesini isteyen Usta, “Siyanür, sülfürik asit ve onlarca kanserojen madde içeren atıkların ülkemize ve doğamıza, insanlarımıza zarar vermesine müsaade etmeyin. Konunun takipçisi olmaya, maden işçilerimizin, bölge halkının ve gelecek nesillerin huzur ve refahı için konuyu gündemde tutmaya devam edeceğiz.” dedi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, “Kürt sorunundaki çözümsüzlük kader değildir. 2013-2015 yılları arasındaki çözüm ve müzakere süreci bunu bize çok açık ve net gösterdi. O dönem olan iradenin doğru olduğunu, bu deneyimden yola çıkarak orada yapılan hataları görerek ve telafi ederek yeni bir sürecin başlamasının tam da zamanı olduğunu ifade etmek istiyorum.” diye konuştu.
“Türkiye için büyük acı kaynağıdır”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, maden ocağında yaşanan toprak kaymasında göçük altında kalanların halen kurtarılamadığını hatırlattı. Günaydın, “Bu Türkiye için büyük acı kaynağıdır. TBMM’nin de bu acıyı hissetmesi ve muhalefet partileriyle iktidarın bu konuyu ele alması hayatın olağan akışına uygundur.” değerlendirmesinde bulundu.
Meclis’te Araştırma Komisyonu kurulduğunu anımsatan Günaydın, iktidarın ve muhalefetin bu konunun üzerine gitmesi gerektiğini vurguladı. Gökhan Günaydın, şöyle devam etti:
“Oradaki saha görevlilerini gözaltına alarak, tutuklayarak bu meselenin altından kimse çıkamaz. Orada, AKP’nin 21 yıldır uyguladığı madencilik politikası sorgulanacaktır. Orada, bu madenlerin gizli açık ortakları kim, onlar sorgulanacaktır. Orada, helikopterlerle yurt dışına kaçırılan altının miktarı sorgulanacaktır. Orada, çıkarılan altının yüzde 98’i neden yabancılara peşkeş çekiliyor, bunlar sorgulanacaktır. Rapor ortaya çıktığında, bugün bu facianın yalnızca bir doğa olayı, madencilik faciasından öte aynı zamanda ekolojik ve iktisadi yıkım olduğunun farkına varacağız.”
Kanal İstanbul Projesi’ni eleştiren Günaydın, iktidarın 2011’den bugüne kadar projeyi gündem yaptığını, ancak adım atmadığını belirtti.
“Konu derinlemesine değerlendirilecektir”
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Erzincan’da maden ocağındaki toprak kaymasının ardından arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğünü anımsattı. İlgili bakanların bölgede bulunduğunu aktaran Gül, şunları kaydetti:
“Gözaltına alınanların sayısı 9’a yükselmiş durumda. Adli ve idari soruşturmalar derinleştirilerek devam etmektedir. Sorumluluğu, ihmali olanların adalet önünde en ağır şekilde hesap vereceğine olan inancımız tamdır. Dün de Gazi Meclisimizde tüm siyasi partiler olarak ortak komisyon kurduk. Milletimizin değerli vekilleri tarafından da bu konu derinlemesine değerlendirilecektir. Yerinde incelemeler yapılacaktır.”
Seçim beyannamesindeki vaatleri gerçekleştirmeye devam ettiklerini dile getiren Gül, Aile ve Gençlik Fonu’na ilk başvuruların alınmaya başlandığını belirtti. ???????Abdulhamit Gül, gençlerin yanında olmayı sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin, “Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız” açıklamasını yaptı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile birlikte Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin bölgede basın açıklaması yaptı. Bayraktar, şunları söyledi:
“10 MİLYON METREKÜPLÜK BİR TOPRAK KÜTLESİ. BUNU ELİMİZDE BİR İMKAN OLSA VE BUGÜN KALDIRMAYA KALKSAK EN AZ 400 BİN KAMYONA İHTİYACIMIZ VAR”
“Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Bir kurtarma faaliyeti yaparken burada diğer arkadaşlarımızın zarar görmesini asla istemeyiz. Hiçbirimiz istemez. Çok dikkatli bir şekilde arama faaliyeti yürütüyoruz. Bu maalesef zaman alıyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız.
“BÜTÜN PLANLAMALARIMIZ, HALK SAĞLIĞINA, ÇEVREYE, BURADAKİ FIRAT HAVZASINA ZARAR VERMEYECEK ŞEKİLDE”
İşçi kardeşlerimizin konteyner bir aracın içerisinde olduklarını öngörüyorduk. O yönde aramalarımızı yoğunlaştırmış durumdayız. Elimizdeki tüm teknik imkanları kullanarak bu faaliyeti yürütmeye gayret ediyoruz. Dün İçişleri Bakanımızla beraber aileleri ziyaret ettik. Onları bilgilendirdik. Çok stresli ve zor bir bekleyiş. Bütün planlamalarımız, halk sağlığına, çevreye, buradaki Fırat havzasına zarar vermeyecek şekilde aldık, alıyoruz. Bunları belli kademelerde gerçekleştireceğiz. Üniversitelerden, çok farklı disiplinlerden hocalarımız burada. Onlarla da görüş alışverişinde bulunuyoruz. Öncelikle, arama kurtarma faaliyetlerinde netice almak istiyoruz.
“KİMLERİN SORUMLULUĞU VARSA YARGI ÖNÜNE ÇIKMASINI VE HESAP VERMESİNİ DE TEMİN EDECEĞİZ”
Ondan sonraki aşama, bu maden özelinde ciddi bir rehabilitasyon süreci. İşin hukuki boyutu, onun ötesinde bu işin kök sebepleri, bizi buraya getiren ne olduğuyla alakalı da araştırmalarımız, bakanlığımız bünyesindeki müfettişlerimiz çalışmalarını burada sürdürüyorlar. Bunların tekrar etmemesi için, burada yapılanın nerede eksik veya yanlış yapıldığını ortaya çıkaracağız. Kimlerin sorumluluğu varsa yargı önüne çıkmasını ve hesap vermesini de temin edeceğiz. Milletimizin hiçbir endişesi olmasın.
“İŞLETMECİ ŞİRKETİN YÖNETİM DÜZEYİNDE BİR ZAFİYET İÇERİSİNDE OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ. YABANCI ŞİRKETİN TEMSİLCİLERİ BURADA DEĞİLLER”
Buradaki işletmeci şirketin yönetim düzeyinde bir zafiyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Çünkü hala söz konusu yabancı şirketin temsilcileri burada değiller. Bu işin beraberinde bakmamız gereken bir konudur. Bu konuya da arama kurtarma sürecini bitirdikten sonra yoğun bir şekilde bakacağız.”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, şöyle konuştu:
“Devletin tüm kamu kurumları, AFAD başta olmak üzere tüm yetkilileri burada. Bizim öncelikli hedefimiz madencilerimize ulaşmak. Madenci kardeşlerimizin aileleri ve yakınlarının yanında olmak için geldim. Odaklanmamız gereken en önemli konu göçük altında kalan kardeşlerimize bir an önce ulaşmak.”
Bayraktar, “ÇED raporundan sonra kapasite artırım kararını kim veriyor” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“GEREKLİ İZİNLER İLGİLİ TÜM KURUMLARDAN ALINMIŞ GÖZÜKÜYOR”
“Bu tesisin izinleriyle alakalı sürecinde herhangi bir sıkıntı yok. Gerekli izinler ilgili tüm kurumlardan alınmış gözüküyor. Ama işletmecilik anlamında bunun uygulama noktasındaki konuları kurumlarımız soruşturuyor. Bunların neticelerini en kısa zamanda alıp kamuoyuyla paylaşacağız. Hiçbir şeyin burada üstünün örtülmeyeceğini çok net ifade edebilirim. Türkiye’de madenciliğin ülkemiz için hayati öneme haiz bir konu olduğunu söyledim. Bizim için madenden önce, ‘Önce insan, sonra çevre, katma değerli madencilik yapacağız’ dedik. Yerli-yabancı yatırıma açık olduğumuzu ifade ettik. Ama burada herkesin aynı sorumlulukta davranması önem arz ediyor. İzin süreçleri, ilgili kurumlarımız tarafından takip edilerek verilmiştir. İşletmecilik noktasında da neler olduğuna bakıyoruz. Resmi ve hukuki süreçlerin tamamlanması daha doğru olur. Hem sudan hem topraktan aldığımız numunelerle alakalı şu an endişe edilecek bir süreç söz konusu değildir. Periyodik olarak numune alıp ölçümlerini yapıyoruz.”
Bayraktar, “Hukuki bir süreç işliyor. 7 hatta son bir bilgi geldi. Bir sorumlu yönetici arkadaş daha gözaltına alındı. Bizim yaptığımız soruşturma süreci devam ediyor. Tüm sorumlular, her ne kademede olursa olsun kamuoyuyla paylaşılacak. Yargı gereğini yapacak” diye konuştu.
]]>
DİSK Ege Bölge Temsilciği, Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Anagold Madencilik’e ait altın madeni alanında meydana gelen faciaya ilişkin bugün Basmane Meydanında basın açıklaması düzenledi. DİSK üyesi işçi ve emekliler adına basın açıklamasını yapan DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, konuşmasında; “Erzincan İliç’teki altın madeni insanı ve doğayı katletmeye devam ediyor. Erzincan İliç’te Çöpler Altın Madeni’nde siyanürlü yığın liçi sahasındaki çökme sonucu büyük bir felaket ile karşı karşıyayız” dedi.
Sarı, açıklamanın devamında şunları söyledi:
“ABD merkezli SSR Mining ve Çalık Holding ortaklığıyla kurulan Anagold AŞ’ye bağlı madende 9 çalışanın kayıp olduğu resmi açıklamalarda yer aldı. Sayının artmasından endişe ediyor, kayıpların bu korkunç felaketten kurtulmuş olmasını diliyor, tüm işçilere ve bölge halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
“SİYANÜRLÜ ISLAK TOPRAĞIN FIRAT NEHRİNE DOĞRU GİTTİĞİNE DAİR BİLGİLER, ÇOK TEHLİKELİ BİR FELAKETLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZU DÜŞÜNDÜRMEKTE”
Öte yandan milyonlarca ton sülfürlü, siyanürlü ıslak toprağın Fırat nehrine doğru gittiğine dair bilgiler, çok tehlikeli bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu düşündürmektedir. Toprakta siyanür olduğuna dair uzmanların uyarılarına rağmen, kurtarma ekiplerinin uygun koruyucu donanımlarının olmadığına dair görüntüler, bu felakete yol açan zihniyetin aynen devam ettiğini göstermektedir. Emeğe, doğaya, akla, bilime zerrece önem vermeyen, sermayenin çıkarları ve buradan elde edecekleri rantlar dışında gözü hiçbir şey görmeyen bir zihniyetin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceği bir kez daha görülmüştür.
“YAŞANAN OLUMSUZLUKLARA RAĞMEN MADENİN KAPASİTE ARTIŞI YAPMASINA İZİN VERİLMİŞ”
Uzun yıllardır bölgeyi zehirleyen maden tesisinde 2022 yılında da siyanürlü solüsyon etrafa saçılmıştı. Bu felaketin ardından maden kısa bir süre kapalı kalmış ve para cezasıyla konu kapatılmış, maden apar topar yeniden açılmıştı. Yaşanan bu olumsuzluklara rağmen madenin kapasite artışı yapmasına izin verilmiş, insanlarımız, başta Fırat nehri havzası olmak üzere doğamız pervasızca büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakılmıştı. Yıllardır bu konuda soruna dikkat çeken meslek odaları, çevre gönüllüleri, yerel halkın feryatları dikkate alınmamıştır.
“DEVLETİN DENETİM VE YAPTIRIMLARDAN SORUMLU KURUMLAR ETKİSİZ HALE GETİRİLMİŞ”
Devletin denetim ve yaptırımlardan sorumlu kurumlar etkisiz hale getirilmiş, zayıflatılmış veya görev yapmaları bilinçli olarak engellenmiştir. Daha da ötesi, işçi sınıfının sırtındaki vergi yükünün arttığı bir dönemde bu şirketler vergi afları ve düzenlemeleri ile ödüllendirilmiştir.
“MADENLERİMİZİ EMPERYALİST TEKELLERE PEŞKEŞ ÇEKENLER BİLSİNLER İŞÇİ SINIFI SAHİPSİZ DEĞİLDİR”
Madenlerimizi emperyalist tekellere peşkeş çekenler; sınırsız emek ve doğa sömürüsü üzerinden vahşi bir üretim düzenini hayata geçirenler; daha çok kar için bilimi ve aklı yok sayanlar bilsinler ki bu ülke, bu halk ve işçi sınıfı sahipsiz değildir.
“MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRMEKTE KARARLIYIZ”
DİSK olarak öncelikle yaşanan katliamların hesabının sorulması, kamusal bir madenciliğin insan, çevre ve doğayla uyumlu yapılabilmesi, bu ülkenin refahı ve gelişmesine gerçekten katkı sunabilmesi için mücadelemizi sonuna kadar sürdürmekte kararlıyız. Kayıpların akıbetinin mümkün olan en çabuk biçimde netleştirilmesi, doğayı ve canlı yaşamını tehdit eden bu felaketin etkilerinin azaltılması için eldeki bütün olanakların seferber edilmesini acil olarak talep ediyoruz. DİSK konunun takipçisi olmaya devam edecektir.”
]]>İYİ Parti Sağlık Politikaları Başkanı Taner Demirer, Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden faciasına ilişkin “Bu büyük bir felakettir. Bunun örneği de yoktur. Özellikle Doğu Avrupa – Türkiye çizgisinde ikinci Çernobil vakası yaşanmaktadır. Üzerine yağmur gelmesiyle birlikte hidrojen siyanür gazı da atmosfere yayılacaktır. Bu gazın nerelere gideceği bilinmez. Basra Körfezi’ne kadar gidecektir” dedi.
İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkanı Ali Demir ve İYİ Parti Sağlık Politikaları Başkanı Taner Demirer, Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulundu. Bölgede faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşları ve bilim insanlarının uyarılarına rağmen bunların dikkate alınmadığını ifade eden Demir, “Dikkate alınmadığı gibi büyük bir umursamazlık içerisinde 2021 yılında Murat Kurum’un Çevre ve Şehircilik Bakanı olduğu dönemde Çöpler Kompleksi Madeni’nin kapasite artırımına da izni verilmiştir” dedi.
İYİ Parti’yi temsilen 2021 yılında bölgeye gelerek incelemelerde bulunan parti heyetinin alınması gereken tedbirleri rapor haline getirerek ilgili kurumlara ilettiğini aktaran Demir, bir sonraki sene ise İYİ Parti Milletvekili Şenol Sunat tarafından soru önergesi verildiğini hatırlattı.
İliç’te 21 Haziran 2022’de yaşanan siyanür sızıntısı ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından işletmenin faaliyetlerinin durdurulduğunu belirten Demir, “Ancak bakanlık bir süre sonra belirlenen eksikler için 16 milyon 400 bin TL idari para cezası yaptırımı uyguladıktan sonra işletmeci firmaya tekrar faaliyet izni vermiştir” diye konuştu.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, 29 Haziran 2022 tarihli TBMM grup toplantısı sırasında konuyu tekrar gündeme getirdiğini kaydeden Demir, tüm uyarılara rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığını vurguladı.
Demir şöyle devam etti:
“İLİÇ’TE 2 YIL ÖNCE YAŞANAN SİYANÜR SIZINTISI FELAKETİ HEPİMİZ İÇİN BİR DERS OLMALIYDI”
“Bugün itibariyle, ilgili maden firmasının faaliyetinin durdurulmasına neden olan eksikliklerin giderilip gidermediğini ve ayrıca hangi gerekçe ile 2021 yılında kapasite artırımına izni verildiğini kamuoyu gibi bizler de merak ediyoruz. Ödenen 16 milyon 400 bin TL idari para cezasının bölgedeki risk ve tehditleri ortadan kaldırmadığını dün hep birlikte çok acı bir şekilde gördük. Oysa, İliç’te 2 yıl önce yaşanan siyanür sızıntısı felaketi hepimiz için bir ders olmalıydı. Benzeri felaketlerin bir daha yaşanmaması için dünkü olaydan ders çıkarılmalı ve olay tüm boyutlarıyla değerlendirilmelidir.”
Çöpler Madeni Bölgesi’ni işleten maden firmasının yurtdışı ortağına ait yaklaşık 221 milyon lira vergi borcunun silindiğine yönelik haberlere de işaret eden Demir, bu borcun hangi gerekçe ile silindiğini sordu.
İYİ Parti Sağlık Politikaları Başkanı Taner Demirer ise şunları söyledi:
“DOĞU AVRUPA – TÜRKİYE ÇİZGİSİNDE İKİNCİ ÇERNOBİL VAKASI YAŞANMAKTADIR”
“Yaşanan olay doğal bir toprak kayması değildir. Maden firması tarafından işlenmiş toprağın uygun şekilde yerleştirilmemiş olması sebebiyle meydana gelmiş bir kaymadır. Bu toprak siyanürlü dolu, ağır metal içeren, adeta jöle kıvamında su gibi akan bir toprak büyük bir çukuru doldurmuştur. Bu büyük bir felakettir. Bunun örneği de yoktur. Özellikle Doğu Avrupa – Türkiye çizgisinde ikinci Çernobil vakası yaşanmaktadır. Üzerine yağmur gelmesiyle birlikte hidrojen siyanür gazı da atmosfere yayılacaktır. Bu gazın nerelere gideceği bilinmez. Basra Körfezi’ne kadar gidecektir.”
Avrupa Birliği tarafından tasfiye edilen bir metodun bölgede uygulanmaya devam ettiğini dile getiren Demirer, “Bu toprak yığınından yer altı sularımıza siyanür sızıntısı devam edecektir. Bölgedeki barajlara ve göllere, zaman içerisinde Fırat’a sızacaktır. Özellikle toprakta yaşamı sonlandıracaktır. Yer altı suları siyanürlü olacaktır. Akarsulardaki balıklar ölecektir” diye konuştu. Yaşananların kısa vadede olduğu gibi uzun vadede de sonuçları olacağının altını çizen Demirer, bölgedeki köylerin gözetim altına alınması gerektiğine dikkat çekti.
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
TMMOB Samsun İl Koordinasyon Kurulu sekreteri Veli Kebapçı; “Çöpler Kompleks Maden İşletmesinin yarattığı tahribat ve oluşturduğu tehlike TMMOB tarafından daha önce de pek çok kez kamuoyuna açıklanmış, açtığımız davalarda sunulan teknik raporlarla da ortaya konmuştur. Her dilekçemizde, her açıklamamızda Liç sahasında yaşanabilecek kayma defaatle vurgulanmış olmasına karşın ne bakanlık ne yerel idare ne de mahkemelerce uyarılarımız dikkate alınmış, göz ardı edilmiş, bugün yaşanan felakete yol açılmıştır” dedi.
TMMOB Samsun İl Koordinasyon Kurulu (İKK) sekreteri Veli Kebapçı, Samsun İlkadım ilçesi Süleymaniye Geçidi’nde dün akşam saat 18.00’de, sendikaların, CHP İl Başkanlığı, CHP İlkadım İlçe Başkanlığının, CHPli İlkadım Belediye Başkan Adayı Murat Şenel’in de katıldığı bir basın açıklaması düzenledi.
Açıklamada Veli Kebapçı şunları söyledi:
“Erzincan İli İliç İlçesinde, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından işletilen Çöpler Kompleks Maden İşletmesi Liç sahasında 13 Şubat Salı günü saat 14.00 civarında Liç prosesi maksadıyla oluşturulmuş olan yığında kayma meydana gelmiştir. Olayın meydana geldiği alanda yapılan siyanür uygulaması göz önünde bulundurulduğunda, çevresel bakımdan da büyük bir facianın yaşandığı anlaşılmaktadır. Madencilik faaliyetleri sırasında oluşturulan bu denli büyük yığınların kaymaması için gerek proje aşamasında gerekse de uygulama aşamalarında, mühendislik bilgisi ve disiplinin dışına çıkılmamalıdır. Yığının kaymaması için yığının stabilite hesapları, mevsimsel koşullar da göz önünde bulundurularak özenle yapılmalı, periyodik olarak teknik takibi sağlanmalıdır. Liç prosesi maksadıyla oluşturulmuş olan yığında meydana gelen kayma sonucu göçük altında kalan 9 çalışandan halen haber alınamamıştır. Öncelikle 9 çalışanın ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, bir an önce sağlıklı bir şekilde kendilerine ulaşmayı diliyoruz.
“ERZİNCAN İLİÇ ALTIN MADENİ DERHAL KAPATILMALIDIR”
Aynı altın madeni işletmesinde, 21 Haziran 2022 tarihinde siyanür içerikli solüsyon taşıyan boruların hattında doluşan yırtılma nedeniyle yaklaşık 20 metreküp siyanürlü solüsyonun çevreye yayıldığı Erzincan Valiliği tarafından 3 gün sonra yapılan basın açıklaması ile kamuoyuna duyurulmuştur. Yetkililerin sızıntı haberi ilk duyulduğunda olayı reddetmesi ve ardından geç de olsa göstermelik cezaların verilmesi ülkemizdeki denetim ve hukuk sisteminin ne denli tükenmiş olduğunu gözler önüne sermiştir. Yurttaşlarımızın çığlığı olmasaydı, yaşanan facianın üzeri örtülecek ve hiçbir şey olmamış gibi yeni faciaların zemini hazırlanmaya devam edilecekti.
Faaliyete girdiği yıldan bugüne, mevzuatın arkasından dolanılarak parça parça hazırlanan projelerle devasa nitelik kazanan Çöpler Kompleks Maden İşletmesinin yarattığı tahribat ve oluşturduğu tehlike TMMOB tarafından daha önce de pek çok kez kamuoyuna açıklanmış, açtığımız davalarda sunulan teknik raporlarla da ortaya konmuştur. Her dilekçemizde, her açıklamamızda Liç sahasında yaşanabilecek kayma defaatle vurgulanmış olmasına karşın ne bakanlık ne yerel idare ne de mahkemelerce uyarılarımız dikkate alınmamış, göz ardı edilmiş, bugün yaşanan felakete yol açılmıştır. TMMOB olarak, yaşanan çevre felaketi nedeniyle başta Anagold Madencilik San. ve Tic. A.Ş. yetkilileri olmak üzere, sorumluluğu bulunan tüm yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.”
]]>Uzmanlar maden ocağıyla ilgili yıllardır pek çok uyarı yapıldığını, böyle bir kazanın meydana gelebileceğinin bilindiğini ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtiyor.
Altın madenciliği dünyada oldukça yaygın bir madencilik türü.
İstatistik sitesi Statista’ya göre 2022 yılında dünyada yaklaşık 3 bin ton altın üretildi.
Dünya Altın Konseyi verileri, 2022 yılında dünyanın en büyük altın üreticisinin, küresel üretimde yaklaşık yüzde 10’luk bir pay ile Çin olduğunu gösteriyor.
Çin’i Rusya, Avustralya, Kanada ve ABD izliyor.
En çok altın üreten madencilik şirketleri ise ABD ve Kanada ortaklığındaki Newmont ile merkezi Toronto’da bulunan Barrick Gold.
Peki altın madenciliği dünyada nasıl yapılıyor? Siyanür her yerde kullanılıyor mu? Kazalar ne kadar yaygın?
Altın madenciliği yöntemleri
Altın madenciliği, 10 yıla kadar sürebilen bir araştırma süreciyle başlayan, daha sonra geliştirme ve sondaj aşamalarıyla devam eden çok aşamalı bir süreç.
Üretimin yapıldığı madenler 30 yıla kadar aktif kalabiliyor.
Altın madenciliğinin farklı yöntemleri var:
Altını ayrıştırma
Altın, çıkarılan kayaçların arasında gözle görülür büyüklükte ise siyanür kullanmadan ayrıştırılabiliyor.
Düşük maden potansiyeline sahip yataklarda ise siyanür kullanılıyor.
Bu işlemde kayaçtan elde edilen cevher siyanür ile işleniyor ve siyanür altını çekiyor.
Geriye kalan siyanürlü atık, su ile arındırılıyor ve bir havuzda tekrar kullanılmak üzere tutuluyor.
Birçok uzman siyanürün en etkili ve ekonomik yöntem olduğunu söylerken bazıları bu sürecin tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.
Cıva da altını ayrıştırmak için kullanılan bir kimyasal.
Cıvanın beyin hasarına, ağır hastalıklara ve doğumda komplikasyonlara yol açtığı gerekçesiyle 2013 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 140’tan fazla ülke, cıva kullanımını küresel çapta ortadan kaldırmayı taahhüt etmişti.
Büyük ölçekli madenlerde cıva kullanımı sona erse de dünyanın birçok yerinde küçük ölçekli madencilikte kullanımının devam ettiği bildiriliyor.
Siyanür her yerde kullanılıyor mu?
Maden Mühendisleri Odası’na göre dünyada altın üretiminin yaklaşık yüzde 85’inde siyanür kullanılıyor.
Dünyanın en büyük şirketlerine bakıldığında siyanürün yaygın bir şekilde kullanıldığı görülüyor.
Ancak bazı ülkelerde siyanür kullanımına yönelik çeşitli kısıtlamalar var.
Avrupa Parlamentosu, 2010 yılında Avrupa Komisyonu’nu siyanür madenciliğinin tamamen yasaklanması için harekete geçmeye çağıran bir karar tasarısını oyladı.
Ancak Komisyon böyle bir yasağı uygulamak için mevzuat önermeyi reddetti.
Güney Afrika Madencilik ve Metalurji Enstitüsü’ne (SAIMM) göre ABD’de altın işlemede siyanür kullanımı Montana ve Wisconsin eyaletlerinde yasak.
Arjantin’de de bazı eyaletler siyanür madenciliğini yasakladı, ancak federal düzeyde bir yasak bulunmuyor.
2002 yılında Çekya Parlamentosu, altın madenciliğinde siyanürü yasaklama kararı aldı.
Macaristan’da da 2009 yılında siyanür ile madenciliğin tamamen yasaklanmasına karar verildi.
Geçmişte yaşanan kazalar
Maalesef altın madenciliğinde de insanları ve çevreyi olumsuz etkileyen kazalar oldukça yaygın.
Romanya’da 2000 yılında yaşanan maden kazası, Çernobil’den sonra Doğu Avrupa’daki en yıkıcı endüstriyel kazalardan biri olarak kayıtlara geçti.
Baia Mare siyanür sızıntısı olarak anılan olayda nehre karışan zehirli madde büyük bir çevre felaketi yarattı.
Macaristan ve Sırbistan’a da ulaşan sızıntı nedeniyle Tuna Nehri’nde toplu balık ölümleri yaşandı.
Yakın geçmişte altın madenlerinde yaşanan diğer büyük kazalarsa şöyle:
1971: Romanya’daki Certej adlı altın madeninde yaşanan bir kazada atık suyun depolandığı barajın patlaması sonucu 300 bin metreküp zehirli su Certeju de Sus adlı kasabayı bastı. Olayda 89 kişi hayatını kaybetti.
1984: Papua Yeni Gine’deki Ok Tedi madeninde 2 milyar tondan fazla işlenmemiş atık su maden çevresine boşaltıldı. Zehirli atıkların bölgede yaşayan en az 50 bin kişiyi etkilediği düşünülüyor.
Aynı yıl Kanadalı şirket Galactic Resources’un ABD’de işlettiği Summitville adlı altın madeninde siyanür kullanılması üzerine 610 bin metreküp zehirli atık suyun biriktiği anlaşıldı. Şirketin iflas etmesi üzerine ABD hükümeti, atık suyun temizlenmesi için yüzlerce milyon dolar harcamak zorunda kaldı.
1995: Kanadalı Omai Gold Mines şirketinin Guyana’da işlettiği madende büyük bir sızıntı yaşandı. Yaklaşık 3 milyon metreküp siyanürlü atık suyun bölgedeki Omai ve Essequibo nehirlerine karıştığı ortaya çıktı.
1996: Filipinler’deki Marcopper Mining adlı Kanadalı şirketin işlettiği Mt. Tapian altın madeninin tünellerinde oluşan çatlak zehirli atıkların Makulapnit-Boac nehrine taşmasına neden oldu. Sızıntı, kısa sürede bölgeye yayılırken, çok sayıda köy tahliye edildi. Tarım alanları kullanılamaz hale geldi.
1998: Kanadalı Centerra Gold şirketinin Kırgızistan’da işlettiği Kumtor altın madenine sodyum siyanür taşıyan bir kamyon Barşkaun nehrine düştü.
2000: Avustralyalı Dome Resources adlı şirketin Papua Yeni Gine’deki Tolukuma altın madenine malzeme taşıyan helikopterden siyanür içeren bir tonluk kargo ormana düştü.
2006: Avustralya’da Beaconsfield Madeni çöktü. Bir madenci hayatını kaybetti ve iki madenci iki hafta boyunca yer altında mahsur kaldı.
2009: ABD’li Newmont Mining şirketinin Gana’daki Ahafo madeninden bölgedeki akar sulara siyanür sodyum karıştığı tespit edildi. Olayın ardından çok sayıda balık ölümü kayıtlara geçti.
2014: Güney Afrika’da 2009’dan bu yana meydana gelen en kötü maden kazalarından birinde Johannesburg’da Harmony Gold’un Doornkop adlı madeninde yer altında çıkan yangında mahsur kalan sekiz maden işçisi ölü bulundu.
2015: Kanadalı Barrick Gold adlı şirketin Arjantin’de işlettiği Veladero altın madeninde siyanür sızıntısı yaşandı. Bin metreküpten fazla siyanürlü atık su Potrerillos nehrine karıştı. Yetkililer olayın bir vana sorunundan kaynaklandığını söyledi. İlerleyen günlerde siyanürlü suyun beş nehre ulaştığı tespit edildi.
]]>‘ÖNCELİĞİMİZ HUKUKUN İŞLEMESİNİ SAĞLAYABİLMEK’
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Avukat Erinç Sağkan, facianın yaşandığı Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni gelip, kriz masasını ziyaret ederek yetkililerden son durum hakkında bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Sağkan, “Öncelikle içeride İçişleri Bakanımız ve valimizle görüştük. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Sürecin işleyişine yönelik bilgiler aldık. Biz bir hukuk kurumuyuz. Önceliğimiz hukukun işlemesini sağlayabilmek. Bunun için çaba gösteriyoruz. Ancak bugün itibariyle önceliğimiz ise hepimizin olduğu gibi 9 canımızın sevdiklerine bir an önce kavuşabilmesini temenni ediyoruz. Buna ilişkin çalışmaların bize devam ettiği söylendi. Ayrıca, bu kimyasal atık dolu yığının yeraltı sularına karışarak daha büyük bir alana zarar vermemesi bakımından da çalışmalar yürütüldüğü ifade edildi. İçeride kriz masası toplantısı var. Ciddi bir şekilde çalışmaların yürütüldüğünü gördüğümüzü ifade edebilirim” dedi.
‘MADEN KAZASINA BİZ KAZA DİYEMEYİZ’
Maden ocağı için yapılan uyarıların yok sayıldığını söyleyen Sağkan, “İliç’teki bu maden kazasına biz kaza diyemeyiz. Göz göre göre gelen bir olaya biz kaza diyemeyiz. Maalesef bugüne kadarki bütün uyarıların yok sayıldığı TBB’nin bizzat 14 Nisan’da kamuoyuyla paylaştığı açıklamaların yok sayılmasının bugün çok acı bir sonucunu yaşıyoruz. Biz burayla ilgili olarak kapsamlı bir açıklama yaptık. Özellikle ikinci kapasite artışına ilişkin olumlu ÇED raporunun emsal gerçekliklerle bağdaşmadığı, burada su havzasına çok yakın bir noktaya kurulan madenin aynı zamanda yeraltı sularıyla birlikte bilimsel gerçekliklerle değerlendirildiğinde buna ÇED olumlu raporunun verilmemesi gerektiği ifade ettik. Bunun çok büyük felaketlere sebebiyet vereceğinin özellikle altını çizdik. Aynı zamanda bu uyarımızdan yaklaşık 2 ay sonra ise bir siyanür sızıntısı gerçekleşti. O zaman da tekrar bu bölgeye dikkat çektik. TBB olarak burada devam etmekte olan yargılamalara müdahil olduk. İdarenin yaptığı hukuksuzluğa yargının ‘dur’ demesi gerektiğini söyledik. Ancak ne kamuoyuna derdimizi anlatabildik ne de yargıya derdimizi anlatabildik. Gelinen süreçte maalesef ki bütün bu uyarıların göz ardı edilmesi neticesinde bugün bu facia ile karşı karşıyayız” diye konuştu.
‘TBB OLARAK TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’
Siyanürle bu coğrafyada altına ilişkin bir maden çalışması yapılmasının kaçınılmaz sonucunun yaşandığını söyleyen Sağkan sözlerine şöyle devam etti:
“Artık bir karar verilmesini istiyoruz. Bu faciaların yaşanmasını istemiyoruz. 3 ay sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden bu işletmenin çalışmasına devam etmesini istemiyoruz. Bu nedenle hem burada yürütülmekte olan ceza soruşturmasını en etkin şekilde Erzincan Baromuzla beraber, tüm barolarımızla birlikte TBB olarak takipçisi olacağız hem de bundan sonra tekrar bu tür faciaların yaşanmaması için muhakkak ki farkındalık çalışmalarını yürüteceğiz, hukuki anlamda elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Mağdur ailelerin de tamamen avukatlık hizmetlerini yürütmek üzere Erzincan Baromuz gereken bütün hukuki süreci yürütecektir. Aynı şekilde TBB de gerekli bütün kapasitesiyle Erzincan Barosunun yanında bu hukuk mücadelesini sürdürecektir.”
‘7 ŞÜPHELİDEN 4’Ü GÖZALTINDA BİLGİSİ VAR’
Maden ocağı ile ilgili herhangi bir gözaltı var mı? sorusuna cevap veren Sağkan, “Şu anda öğrendiğimiz 7 şüpheli bulunduğu ve bunlardan 4’ünün gözaltında olduğuna dönük. Zannedersem soruşturmanın selameti bakımından, çünkü burada delillerin karartılmaması çok büyük önem arz ediyor. Bugüne kadar birçok soruşturmada bu tür yaşanan aksaklıkların ileride kovuşturmaya geçtiğinde maalesef ki etkin cezalar verilememesinin temel sebebi olduğunu görüyoruz. Bu tür davalarda soruşturma kısmı çok önem arz eder. Bu sebeple bütün sorumluların yargı önünde hesap verebilmesi bakımından etkin ve şeffaf bir soruşturma yapılmasını bekliyoruz. Bunun takipçisi olacağız. Ancak şu anda kamuoyu ve bizlerle paylaşılan net bir bilgi yok. Soruşturmanın selameti bakımından bu şekilde yürütülmesi uygun görülüyor. Ancak TBB de soruşturma sürecini etkin bir şekilde takip edecek, gizlilik unsurlarına zarar vermemek kaydı ile kamuoyu ile gerekli ölçüde açıklamalarımızı paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
Hüsnü Ümit AVCI- Serhat Ozan YILDIRIM- Alperen YILDIZ- Muzaffer KOŞAN/ ERZİNCAN,
]]>İliç’te meydana gelen siyanürlü liç göçüğüne dair incelemelerde bulunmak isteyen DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet İliç Çöpler altın madeni alanına alınmadı. Hatimoğulları, “Topraklarımızın, insanlarımızın, canlılarımızın, doğamızın katledilmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu maden ocağı derhal kapatılmalıdır. Anagold kapatılmalıdır. Gelişigüzel ruhsat verilmiş diğer maden ocakları da derhal denetlenmeli, usulsüz olanlar derhal kapatılmalıdır. Bu denetim tek başına iktidar tarafından yapılmamalıdır; ilgili meslek odaları ve bağımsız uzman birimleri tarafından yapılacak denetimle gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu ve benzeri acı olayları daha fazla yaşayacağız” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde meydana gelen maden göçüğüne dair incelemelerde bulunmak isteyen DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet İliç Çöpler altın madeni alanına alınmadı.
Maden sahası önünde açıklamalarda bulunan Hatimoğulları, şunları söyledi:
“Şu anda Erzincan İliç Çöpler Köyü’nde, kaza diye lanse edilmeye çalışılsa da aslında bilinçli bir cinayetin olduğu noktadayız. Maden ocağının tam yakınındayız. Burada şu an bir sınır çizilmiş, daha ileriye gidemedik. Dün izlediğimiz görüntüler, insanın yüreğini de bilincini de darmaduman ediyor. Kanadalı şirketin, Türkiye’den Çalık Grubunun ortaklığıyla burada yürütmüş olduğu bu çalışma gerek yöre halkı gerekse de ekoloji hareketleri tarafından defalarca uyarılmıştır. Siyanürle altın aramanın insan sağlığına ve doğaya verdiği zararlarla ilgili çok sayıda açıklama yapılmıştır. Ancak bu açıklamaların hiçbirine itibar edilmemiştir. Çöpler’deki altın madeni defalarca dava konusu olmuş, çok sayıda itirazlar yükselmiş ve dava konusu olduğu halde görmezden gelinmiştir.
“İKTİDAR MADEN ŞİRKETLERİNE LEBLEBİ DAĞITIR GİBİ RUHSAT DAĞITTI”
Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan Murat Kurum 2020’de aynı tesisin kapasite artırımı için ruhsat imzalamıştır. Daha önce bir sızıntı olduğu ortaya çıktığında yargının yürüttüğü tek işlem sadece Anagold’a 16 Milyon TL’lik para cezası kesmek olmuştur. Kanada’dan gelip burada Anadolu ve Mezopotamya topraklarını hiçe sayan bu şirkete peşkeş çeken iktidarın vurdumduymazlığını bir kez daha kınıyoruz. Son yıllarda leblebi dağıtılır gibi maden şirketlerine ruhsat dağıtıldı. Gelen ÇED raporlarının hiçbiri sağlıklı değildi. Bununla ilgili özellikle doğa savunucuları ve ekoloji hareketleri çeşitli açıklamalar yapmıştır. Her defasında köylülerin itirazları yükselmiştir. Ama ne yazık ki iktidar sermayeyi korudu, önünü açtı. Aslında bilim dışı olan birçok ÇED raporunun da hayata geçmesine olanak tanınmıştır. Leblebi gibi maden şirketlerine ruhsat dağıtan iktidara buradan bir kez daha sesleniyoruz. Dün yüreğimiz yandı. Dün o görüntüleri izleyip de sanırım rahatlıkla uyku çekebilecek bir insan tanımıyorum ama bu iktidar rahatlıkla uyku çekiyor.
“BEREKETLİ TOPRAKLARIMIZ SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”
İktidar bu ülkenin bereketli topraklarını, dağını, suyunu yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekiyor. Burada çalışan binlerce kişinin hayatı yok sayılıyor, önemsenmiyor. Bu işçilere insan gözüyle bakılmıyor. Göçük altında olan işçi sayısı şimdi açıklanan rakamlara göre 9 ama sayıya net olarak vakıf değiliz. Göçük altındaki 9 işçi kardeşimizin her birinin bir ailesi, sevdiği insanlar var. İşçilere, emekçilere insan gözüyle bakmayan sermayenin önü de zaten bu iktidar tarafından açılıyor. Bunu kabul etmiyoruz. Öte yandan bu topraklardan geçen ana fay hatları hiçbir biçimde hesaplanmamış. En büyük can kaybına uğradığımız depremin üzerinden daha sadece bir sene geçti.
“İKTİDAR DENETİMSİZLİKLE İLİÇ’TE GÖZ GÖRE GÖRE GELEN BİR CİNAYETE İMZA ATMIŞTIR”
Bu şekildeki maden ocaklarında dinamit patlatılıyor, birçok kimyasal ürün kullanılıyor. Bütün bunlar dikkate alınmadan maden şirketlerinin önü adeta iktidar tarafından açılıyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bilim insanlarının konuyla ilgili yaptığı açıklamaya göre milyonlarca ton siyanür ve sülfürik asit bulunuyor bu toprakta. Kameraları kapatarak ya da bağımsız kurumların ve bilim insanlarının gelip incelemelerine izin vermeyerek bu gerçekliği değiştiremezsiniz. Bu, ikinci Çernobil vakasıdır bu ülkede. Keban Barajı, Fırat Nehri, Munzur ve Fırat Havzasının tamamı şimdi bu siyanürlü topraktan, bunun suya karışmasından etkilenmiştir, etkilenecektir. Yine uzmanların yaptığı açıklamaya göre kirliliğin Basra Körfezine kadar ulaşma olasılığı oldukça yüksektir. İktidar her ne kadar bunu küçük bir olaymış gibi, bir göçükmüş gibi anlatmaya çalışsa da teamülden verilen ruhsatlar ve denetimsizlikle burada göz göre göre gelen bir cinayete imza atmıştır. İktidar bundan arınamaz.
“MADEN OCAĞI DERHAL KAPATILMALIDIR”
İktidardan elbette yargı yoluyla da bunun hesabını soracağız. Ama insan hayatını, canlıların hayatını, doğayı hiçe sayan bu iktidarı halkımıza şikayet ediyoruz. Bizler soluduğumuz havanın en ufak zerresine, toprağın her zerresine, suyumuzun her damlasına sahip çıkacağız. Topraklarımızın, insanlarımızın, canlılarımızın, doğamızın katledilmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu maden ocağı derhal kapatılmalıdır. Anagold kapatılmalıdır. Gelişigüzel ruhsat verilmiş diğer maden ocakları da derhal denetlenmeli, usulsüz olanlar derhal kapatılmalıdır. Bu denetim tek başına iktidar tarafından yapılmamalıdır; ilgili meslek odaları ve bağımsız uzman birimleri tarafından yapılacak denetimle gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu ve benzeri acı olayları daha fazla yaşayacağız. Buradan Erzincan halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Sadece Erzincan’ı değil Basra Körfezi’ne kadar tüm bölgeyi etkileme olasılığı olan çok önemli ve üzücü bir olay yaşadık. Ümit ediyoruz ki şu an göçük altında kalan canlarımıza ulaşabilir ve onlardan olumlu haber alabiliriz. Ben tekrardan buradaki işçi kardeşlerimizin ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Her zaman bu konudaki mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğiz.”
]]>CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan facia ile ilgili açıklamalarda bulundu. Günaydın, “Bu ÇED raporunu yazan firmanın, o firmada bu rapora imza atanların bu işte bir sorumluluğu var mıdır, yok mudur? Yoksa bu rapordan aldıkları ve ceplerine koydukları paralar yanlarına kalmaya devam edecek midir? TMMOB, bu raporların tamamının doğru, bilimsel olmadığını, bölgenin son derece tehlikeli olduğunu açıklamasına rağmen bu ÇED raporunu veren Murat Kurum, şu anda neden Erzincan İliç’te değil de İstanbul’da siyasi faaliyetlerine devam edebilmektedir? Bu rahatlığının sebebi nedir? Çünkü bu kapasite artırımlarının sonrasında orada o felaket meydana gelmiştir. 9 işçi kardeşimizin hesabını Murat Kurum vermeyi düşünmekte midir acaba? Bundan dolayı acaba uykusu kaçmakta mıdır? 10 milyon metreküp liç yığınından siyanür sıkıntısını nasıl önleyeceksiniz ” diye sordu.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, bugün TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Günaydın, şunları söyledi:
“Erzincan’da, İliç’te Anagold firması tarafından işletilen altın madeninde meydana gelen maden kazasından daha çok aslında bir madencilik cinayeti sonrasında, 9 işçi kardeşimin liç yığınları altında kalmasından çok büyük üzüntü duyuyoruz. Bütün ümidimiz onlarladır ki bir an evvel kendilerine ulaşılsın ve yine diliyoruz ki nefes alırken ve sağlıkla yaşama döndürülsünler, ailelerine, evlerine dönebilsinler. Bu facia, çok yönlü bir araştırmayı gerektiriyor. Çünkü göz göre göre gelen, tüm ikazlara rağmen, bu ikazlara aldırmaksızın yapılan faaliyetler sonrasında tablo bu noktaya geldi. Daha ilginç olan bir şey var ki TBMM’de bugün 2/1959 sayılı, madenciliği daha da liberalize eden, kamu yararından uzaklaştıran, çok daha fazla şirket karına odaklatan bir düzenleme TBMM gündemine gelecekti. Ancak bugün itibarıyla bunun görüşmelerini geri çektiler ve başlamamaya karar verdiler. Bugün Sağlık Bakanlı ile ilgili bir teklif görüşülecek. Çarşamba-perşembe görüşülecek, haftaya bu gelecek mi?
“KAMUOYUNUN HİSSİYATI, DUYARLILIĞI AZALINCA MADENCİLİKLE İLGİLİ BU LİBERAL DÜZENLEMEYİ BİR KERE DAHA GETİRMEYİ DENEYECEKLER”
Yapacaklarını söyleyeceğim: Kamuoyunun hissiyatı, duyarlılığı azalınca madencilikle ilgili bu liberal düzenlemeyi bir kere daha getirmeyi deneyecekler. O halde soruyu şöyle soralım mı? Mesele duyarlılığın arttığı zamanlarda dikkatli olma meselesi midir yoksa Türkiye’nin taşını, toprağını, ekosistemini, doğasını, insanını, işçisini koruma meselesi midir? Ben iktidarı bu alanda duyarlı olmaya çağırıyorum.
“2000 YILINDA ÇEK CUMHURİYETİ, 2002’DE ALMANYA, 2009’DA MACARİSTAN SİYANÜRLE ALTIN MADENCİLİĞİ FAALİYETLERİNE SON VERDİLER”
İliç’te meydana gelen altın madeni faciası neyle yapılan bir madencilikti? Siyanürle yapılan bir madencilikti. Bugün bize anlatabilirler, dünyanın her tarafında böyle yapılıyor. 20 yıl evvel bu böyleydi ama 2000 yılında Romanya’da meydana gelen bir siyanürün Tuna Nehri’ne karışması sonrasında neredeyse Sırbistan’ın, Macaristan’ın tatlı su kaynakları yok edildi. Yüzlerce ton su balığı yaşamını yitirdi ve bu, büyük bir çevre felaketine yol açtı. Bunun sonrasında 2000 yılında Çek Cumhuriyeti, 2002’de Almanya, 2009’da Macaristan siyanürle altın madenciliği faaliyetlerine son verdiler. 2010 yılından itibaren de AB, siyanürle altın madenciliğinin AB topraklarında yapılmamasına yönelik bir tavsiye kararı aldı ve yayınladı.
“TÜRKİYE’DE ÇED RAPORU DEMEK, ÇED FİRMASI SAHİPLERİNİ ZENGİN ETME DEMEK. ÇÜNKÜ ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞINA VERİLEN ÇED RAPORLARININ YÜZDE 99’U OLUMLU RAPORLAR”
Bizde değişen bir şey oldu mu? Olmadı. 2010 yılından beri bu maden faaliyetlerine devam ediyor. Bir Kanadalı firma ve onun yerli ortağı var. Anagold. 2010 yılından sonra kapasite genişlemesine yönelik talepleri oldu mu? 2014 ve 2021 yılında iki kez kapasite artırımı söz konusu oldu. Bu kapasite artırımları sonucunda, 687 hektarlık alanda yapılan altın madenciliği, bin 746 hektara yükseltildi. Bununla ilgili ÇED raporları var mı? Türkiye’de ÇED raporu demek, ÇED firması sahiplerini zengin etme demek. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen ÇED raporlarının yüzde 99’u olumlu raporlar. Yani adeta dosyayı tamamlamak için kamu kaynaklarından ÇED firması sahipleri zengin ediliyor. Burayla ilgili verilen ÇED raporunda ne denmiş? ‘Toprak kayması riski genellikle kayalıkların çok çatlak olduğu, sıvılaşmaya hazır yüzeysel topraklar, killerin bulunduğu yerlerde daha yüksektir. Oysa çalışma alanı düşük miktarda yağış aldığından ve yüzeyde bitki örtüsü az masif kireç taşı ve mermer kütleleri bulunduğundan heyelan potansiyeli taşımamaktadır.’
“BU ÇED RAPORUNU YAZAN FİRMANIN, O FİRMADA BU RAPORA İMZA ATANLARIN BU İŞTE BİR SORUMLULUĞU VAR MIDIR, YOK MUDUR”
ÇED raporu diyor ki ‘TMMOB ve bazı çevreler buralarda toprak kayması olabilir. Liç yığınları kayabilir. Buradan siyanürler yeraltı sularına ve Fırat Nehri’ne karışabilir’ diyorsa da ‘Biz orada gözlem yaptık. Yağışlar azdır. Ayrıca bitki örtüsü de vardır. Dolayısıyla orada bir heyelan olmaz’ diyor. Oldu mu bir heyelan. Evet. Toplam 300 dekardan fazla alana 10 milyondan fazla metreküp liç yığını yığıldı. O halde bu ÇED raporunu yazan firmanın, o firmada bu rapora imza atanların bu işte bir sorumluluğu var mıdır, yok mudur? Yoksa bu rapordan aldıkları ve ceplerine koydukları paralar yanlarına kalmaya devam edecek midir? İlk sorum bu.
“9 İŞÇİ KARDEŞİMİZİN HESABINI MURAT KURUM VERMEYİ DÜŞÜNMEKTE MİDİR ACABA? BUNDAN DOLAYI ACABA UYKUSU KAÇMAKTA MIDIR”
TMMOB, bu raporların tamamının doğru, bilimsel olmadığını, bölgenin son derece tehlikeli olduğunu açıklamasına rağmen bu ÇED raporunu veren Murat Kurum, şu anda neden Erzincan İliç’te değil de İstanbul’da siyasi faaliyetlerine devam edebilmektedir? Bu rahatlığının sebebi nedir? Çünkü bu kapasite artırımlarının sonrasında orada o felaket meydana gelmiştir. 9 işçi kardeşimizin hesabını Murat Kurum vermeyi düşünmekte midir acaba? Bundan dolayı acaba uykusu kaçmakta mıdır?
“TÜRKİYE’NİN DOĞASIYLA, İNSANIYLA HİÇ EDİLDİĞİ, RANTA KURBAN EDİLDİĞİ BİR MEMLEKETİN EVLATLARIYIZ”
Binali Yıldırım diyor ki ‘Bunlar birkaç kepçeyle alınabilecek şeyler değildir.’ Biz de biliyoruz, doğru. 10 milyon metreküp. Sonra, ‘Fırat’a gitmekte olan Sabırlı Deresi ile Fırat arasına menfez koyduk. Bir su karışması mümkün değildir.’ Membran koymuşlar. Membranlar bunları önleyecekmiş. Fırat’ın önüne menfez koydunuz. Peki 10 milyon metreküp liçli, siyanürlü topraktan sızan siyanürün toprak altı su kaynaklarına erişebilmesini nasıl engellemeyi düşünüyorsunuz? Eğer burada bu kapasite artırımları verilmeseydi orada 300 metreyi bulan dev gibi yığınlar yığılır mıydı ve onlar bir toprak kütlesi halinde değil de adeta bir sel gibi vadiye böyle akabilir miydi? Türkiye’nin doğasıyla, insanıyla hiç edildiği, ranta kurban edildiği bir memleketin evlatlarıyız.
“TÜRKİYE’NİN ALTINI DİĞERLERİ TARAFINDAN PAYLAŞILIYOR. BİZE DE BUNUN DOĞA FELAKETİNİ ÇEKMEK KALIYOR”
AKP, altın madenciliği faaliyetiyle övünüyor. 2020’de 41 ton altın çıkartıldı. Şimdi de 30 tonlar civarında bir uygulamayla gidiliyor. Bu altın madenciliğinin bu memlekete bir kuruş faydası var mıdır? Benim memleketime gelecekler. Karadeniz’den Kaz Dağları’na, Erzincan’ın İliç’ine Bergama’sına, Uşak’ına kadar, Türkiye’nin her tarafını siyanürle liçleyecekler. Çıkartılan altının yüzde 98-99’unu götürecekler. Siyanürü, liçi ve doğa felaketi bize kalacak. Burada büyük bir rant ortaklığı vardır. Yabancı firmalar ve siyasetin durumuna göre onlara eşlik eden, geçen dönemin FETÖ’cü firmaları, bu dönemde onların yerine gelen iktidarın yandaşı firmalar, o yabancıların Türkiye’deki halkla ilişkiler faaliyetlerini, bürokrasideki izinlerini, siyasetle ilişkilerini düzenliyorlar. Rant hep beraber bölüşülüyor. Türkiye’nin altını diğerleri tarafından paylaşılıyor. Bize de bunun doğa felaketini çekmek kalıyor.”
]]>Önerge görüşmesi sırasında CHP’li Mustafa Adıgüzel “Savcıları İliç’e değil, Murat Kurum’a, Binali Yıldırım’a gönderin” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde siyanürlü liç kayması sonucu meydana gelen kazanın araştırılarak tetkik edilmesi ve oluşabilecek kazaların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla siyasi parti gruplarının ortak verdiği Meclis Araştırması açılması önergesi bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü.
Önergeler üzerine ilk olarak Saadet-Gelecek Partisi Grubu adına söz alan Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, şunları dile getirdi:
“ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMUŞ OLMASI İYİDİR AMA TEPKİLERİ AZALTMAK ADINA YAPILMAMALIDIR”
“Bu Türkiye’nin adeta kaderi haline dönüşmüştür. Elbette ki Türkiye zengin olsun, bunları ithal etmesin hata ihraç etsin. Denetim mekanizmalarının çok zayıf olduğunu görüyoruz biz buralarda. Özellikle Erzincan’daki altın madeninin çıkarılmasıyla ilgili çok fazla feveranlar var, ÇED raporlarının verilmesiyle ilgili şaibeler var. Bu madende yaşanan facia ilk değil daha öce Soma’da da oldu. Bunun üzerine Meclis bir araştıra komisyonu kuralım dedi, kurduk. 7 ay boyunca görmüş olduğumuz tüm yanlışların raporlarını yazdım TBMM Başkanlığı’na teslim ettik. Bizim vermiş olduğumuz rapordaki önerilerimize hiç kimsenin kulak vermediğini gözlemliyoruz. Eğer kulak vermiş olsaydınız, 2022 yılında Amasra’da 42 vatandaşımız öldü. Altın madenlerinde zehirlenmelerinden tutun da kömür madenlerinde göçüklere kadar, kaçak ruhsatla çalışmalara kadar denetimsiz şekilde bunlar yapılıyordu. Siz 10 yıl içerisinde neden bunlarla ilgili doğru dürüst çözüm önerisi bulmadınız, bulamadınız. Çünkü meseleyi samimi olarak incelemiyorsunuz. Buralarda denetimin, denetlemenin olmadığını görüyoruz. İliç’te kaç kişinin göçük altında olduğunu bilmiyoruz. Burada ÇED raporlarını veren Murat Kurum, kalkıp özür dilemesi gerekiyor. Bu araştırma komisyonu kurulmuş olması iyidir ama tepkileri azaltmak adına yapılmamalıdır. 10 yıl önceki raporun açıklanmasını ve tepkilerimizi burada kanun olarak geçmesi gerekiyordu. Şimdi niye getiriyorsunuz böyle bir şeyi demek ki başarısızsınız, iyi denetleyememişsiniz.”
İYİ Parti Grubu adına Manisa Milletvekili Şenol Sunat da şunları ifade etti:
“MUNZUR DAĞI’NIN YÜZDE 70’I ALTIN MADENİNE TAHSİS EDİLMİŞ VAZİYETTE”
“Siyanür ve sülfürik asit maddeleri akıyor. Milyonlarca ton zehirli atık Fırat Nehri’ne doğru ilerliyor. Fırat’a ulaşırsa milyonlarca insan ve hayvan zehirlenebilir, bölge için çok büyük bir tehlike. Dua edelim önlemler alınana kadar yağmur ve kar yağmasın. Madende çıkarılan altın, gümüş, bakır belki çok daha değerli madenler büyük bir kısmı ABD’ye götürülüyor. Türk ekonomisini kalkındıracak yer altındaki çok değerli serveti alıp yurtdışına götüren bu maden gelecek nesillerin temiz doğasını da zehirle katlediyor. Munzur Dağı’nın yüzde 70’ı altın madenine tahsis edilmiş vaziyette. Devletten 25 yıllığına işletme hakkını aldığı çok değerli soy metalleri siyanür dahil 23 farklı zehir kullanarak çıkartan şirketin Türkiye’ye ödediği paranın azlığı ise milli servetimizin nasıl heba edildiğinin boyutunu ortaya koyması açısında trajikomik.”
MHP Grubu adına Antalya Milletvekili Abdurrahman Başkan da şunları kaydetti:
“SIRF EKONOMİK RANT UĞRUNA ÇEVRENİN HARAP EDİLMESİNE KARŞI DURURUZ”
“Burada ruhsat vermekten ziyade asıl mesele verilen ruhsatın ve maden çıkarılan sahanın düzenli olarak denetlenmesi, denetim esnasında tespit edilen eksiklerin giderip giderilmediği, daha hassas şekilde denetlenerek gerekli yaptırımların en ağır şekilde uygulanması gereklidir. İş güvenliği ve iş sağlığı her şeyin önündedir, Hiçbir ekonomik bedel insan sağlığından ve canından önemli değildir. Çevre hassasiyeti yüksek olan ve tatlı su kaynaklarımızın mutlaka korunması gerektiğine inanan ve bu çerçevede mutlaka siyaset yapan bir hareketiz. Kimse endişe etmesin ki sırf ekonomik rant uğruna çevrenin harap edilmesine karşı dururuz ve ihmaller varsa bu ihmallerin ortaya çıkarılması adına ne gerekiyorsa yapacağımızdan kimse endişe duymasın.”
DEM Parti Grubu adına İzmir Milletvekili İbrahim Akın da şunları belirtti:
“İLİÇ’TEN DERS ÇIKARILMALIDIR, MECLİS’İMİZİN SORUMLULUĞU BU KONUDA AĞIRDIR”
“Bugün ülkenin 4 bir tarafı talan edilmektedir ve ruhsatı veren Çevre ve Şehircilik Bakanıdır, şu anda da İBB Adayıdır. Buradan savcılara sesleniyorum, Murat Kurum hakkında acilen soruşturma açılmalıdır. Gerekli işlemler yapılmalıdır, yapılmıyorsa bu ülkede hukuk, anayasa yoktur, hukuksuzluk vardır, gözaltına alınmalıdır. İnsanların bu kadar yok sayıldığı, değersizleştiği durumu kabul etmemiz mümkün değildir. İnsanlar yer altında kalmış durumda, burada insanlar gülüyorlar. Bu mudur milletvekili sorumluluğu, bunu kabul etmek mümkün değildir, İliç’ten ders çıkarılmalıdır. Bu ülkede yaşanmış olan ekonomik, sosyal, toplumsal kriz, anayasasızlık hali her yerde vardır ama doğa talanında kuralsızlık vardır. Meclis’imizin sorumluluğu bu konuda ağırdır, bu ağır sorumluluğu yerine getirmesi konusunda duyarlı olmasını, bütün milletvekillerinin ayrımsız gereğini yapmasını ve sorumlulukları yerine getirmesini özellikle rica ediyoruz.”
CHP Grubu adına söz alan Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel de şu ifadeleri kullandı:
“SAVCILARI İLİÇ’E GÖNDERMEYİN DOĞRUDAN AKP GENEL MERKEZİ’NE GÖNDERİM ÇÜNKÜ BÜTÜN BU SORUMLULAR ORADA DURUYOR”
“İliç’te olan bir kaza değil cinayettir. Onlarca milletvekili arkadaşımız gitti, öneriler verdi, medya konuştu ama sen hiçbir uyarıyı dinlememişsin. Artık bu bir kaza değil cinayettir. Tüm Fırat havzası şu anda risk altında. Türkiye, siyanür ve sülfürik asit çetelerinin işgali altındadır. Biliriz ki hiçbir işgal içeride işbirlikçi olmadan mümkün değildir. Kim ki bu altın madenlerini savunuyorsa, ondan bir menfaati var ve bu işgalin tarafıdır. İşte Binali Yıldırım da bu şirketi savunuyor işte Murat Kurum da kurumsal olarak geçmiş bakanlığında buna destek vermiş. Şimdi 4 tane savcı görevlendirmişler, savcıları İliç’e göndermeyin Murat Kurum’a, Binali Yıldırım’a gönderin. Siz savcıları İliç’e göndermeyin doğrudan AKP Genel Merkezi’ne gönderim çünkü bütün bu sorumlular orada duruyor.”
Önerge üzerine milletvekillerinin konuşmasının ardından Meclis Araştırması açılması önergesi kabul edildi. Buna göre İlgili Meclis Araştırması için 22 üyeden oluşan komisyon kurulacak ve komisyon 3 ay süreyle, gerektiği takdirde de Ankara dışında çalışacak.
]]>MELTEM KARAKAŞ
Erzincan’da meydana gelen maden faciası ile ilgili açıklama yapan Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, “Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır” dedi.
Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) tarafından Erzincan İliç’teki altın madeninde yaşanan facia ile ilgili basın açıklaması yapıldı. Eskişehir’in Sarıcakaya-Mihalgazi ilçelerine yapılmak istenen altın gümüş maden ocağını örnek gösteren Filiz Fatma Özkoç, “Erzincan İliç’te yaşanan olay; Kaymaz ve Atalan’da yaşanmayacağını kim garanti edecek?” dedi.
“EYLÜL 2022’DE TEKRAR ÜRETİM İZNİ ALDI”
ESÇEVDER Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, açıklamasında şunları söyledi:
“Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği olarak Erzincan İliç Çöpler Altın Madeninde yaşanan siyanürlü pasa dağında çökme meydana geldiğini, işçilerin toprak altında kaldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Siyanürlü toprağın altında kalanların bir an önce kurtarılmasını umuyoruz. Aynı işletmede 21 Haziran 2022 yılında siyanür çözeltisi taşıyan boru patlamış ve 210 metreküp siyanür çözeltisi toprağa karışmıştı. Daha sonra eylül 2022’de tekrar üretim izni aldı. Çevre Aktivisti Sedat Cezayirlioğlu uluslararası ceza mahkemesine (UCM) başvurmuş idi. Ayrıca Türk Mimar Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) biri kapasite arttırımı ile ikincisi ÇED gerekli değildir ile ilgili olarak 06 Aralık 2023’te iki adet dava açılmıştı. Ayrıca Anayasa Mahkemesine işletilen altın madeninin özel yaşamı ve sağlığı tehdit ettiği iddiası ile yapılan başvuruda yurttaşı haklı bularak ihlal ve yeniden yargılanması kararı vermişti.
“İLİÇ’TE OLAN BİR KAZA DEĞİL ÇEVRE VE YAŞAM KATLİAMIDIR”
Çöpler Altın Maden İşletmesi Anagold ve Çalık Holdingin ortaklarından olup, Anagold’un 7,2 milyon dolar vergi borcunun silindiği hafızalardadır. Son yıllarda Türkiye’nin hemen her yerinde olduğu gibi, Eskişehir’imiz de kar etmek dışında hiçbir amacı olmayan madencilik şirketlerinin hedefindedir. Bu şirketler, bitmek bilmez kar hırslarıyla milyonlarca insanımızın yaşam alanını, suyunu, toprağını, doğasını ve nihayet yaşamlarını hiçe saymaktadırlar. İliç’te olan bir kaza değil çevre ve yaşam katliamıdır.
“ATALAN, ALPAGUT, TEKECİLER’DE AYNI KATLİAM ER YA DA GEÇ YAŞANACAKTIR”
Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır. Yine Cengiz Holding tarafından 713 hektarlık yani 941 futbol sahası büyüklüğünde, 180 milyon ton kazı yaparak, patlatmalı ve açık alan işletmeciliği, siyanürlü yığın liç yöntemi ile altın-gümüş çıkartacak olan Atalan, Alpagut, Tekeciler’de aynı katliam er ya da geç yaşanacaktır. Kaldı ki siyanürlü pasa, dik yamaçlı araziye sahip olan Sarıcakaya ve çevresi ile Sakarya Nehrini siyanürlü toprak ile er ya da geç zehirleyecektir. Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği özel kişilerin karlarına tahsis edilmediği ve kamusal ihtiyaçlar dışında bir amaca hizmet etmediği müddetçe maden çıkartılmasına karşı olmayıp, maden sahalarının ülkemize ve şehrimize vereceği zararlar göz önüne alınırsa bir avuç kişinin çıkarlarının ülke çıkarlarının önüne geçmemesi için mücadelemize devam edeceğimizi kamuoyuna gururla açıklıyoruz.”
]]>TBMM Genel Kurulunda, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan toprak kayması olayının araştırılması için komisyon kurulması önerildi. MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “Araştırma neticesinde hata, kusur ve varsa kasıtların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. İlerleyen saatlerde ortaklaşa bütün gruplar olarak Meclis araştırma komisyonu kurulmasını temin edeceğiz” dedi.
TBMM Genel Kurulu, Erzincan İliç’te meydana gelen maden kazasını görüşmek üzere Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder başkanlığında toplandı. Burada söz alan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “Erzincan İliç’teki özel bir maden ocağında dün maden ocağından çıkarılan cevherin konumlandırıldığı yığının kayması sonunda 9 madencimiz toprak altında kalmıştır. Kayıp 9 işçiye ulaşmak için tüm imkanların seferber olduğunu ve 827 personelin arama ve kurtarma çalışmalarına katıldığını öğrendik. İnşallah diliyoruz ki tüm madencilerimize sağ salim kavuşuruz. Bütün ülkemize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ancak kayan yaklaşık 10 milyon metreküplük toprak yığını yaklaşık 300 dönümlük bir alana yayılmış ve bölgede etkisini gösteren yağışlı hava arama çalışmalarını da zorlaştırmaktadır. Erzincan İliç’te yaşanan bu hadisenin meclis araştırma komisyonu kurulması; araştırma neticesinde hata, kusur ve varsa kasıtların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. İlerleyen saatlerde ortaklaşa bütün gruplar olarak meclis araştırma komisyonu kurulmasını temin edeceğiz” dedi.
CHP’Lİ GÜNAYDIN: ALTIN MADENCİLİĞİNİ KAMUSAL BİR HALE GETİRELİM
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da söz konusu bölgede siyanürle altın araması yapıldığını ve bunun da çok doğal olduğunun söylendiğini belirterek, “Ben söyleyeyim size; 2000 yılında Çekoslovakya siyanür ile altın aramayı yasakladı. 2002 yılında Almanya yasakladı. 2009 yılında Macaristan yasakladı. 2010 yılında Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Avrupa topraklarında siyanürle altın madenciliğinin yasaklanmasına ilişkin bir teklifi oy birliği ile kabul etti. Demek ki 2010’da Avrupa’nın yasakladığı bir şeyi, çok daha evvel AB’nin bazı ülkelerinin yasakladığı bir konuyu Türkiye normalmiş gibi 2024’te yapıyor. Bugün altın madeninde çıkartılan altının yüzde 98’ini çıkartan yabancılar alıyor. Yani benim toprağımı bir daha kullanılamaz hale getiriyorlar. Bana siyanürlü bir çevre felaketi armağan ediyorlar. Gelin bir başka teklif daha getirelim. Altın madenciliğini kamusal bir hale getirelim ve Türkiye’de çıkarttığımız; elbette bilime uygun, çevre sağlığına, işçi sağlığına uygun şekilde çıkarttığımız altını kamunun yararına kullanalım. Kendi malımız olsun. Yabancıların malı olmasın” diye konuştu.
AK PARTİ’Lİ GÜL: KİMİN İHMALİ VARSA GEREKEN CEZAYI ALACAK
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül ise “Dünkü acı haber ile birlikte tüm millet olarak hepimiz büyük bir üzüntü ile sarsıldık. ve maalesef 9 işçimiz toprak altında. ve tüm imkanlar seferber edilmiş durumda. Tüm duamız, tüm istediğimiz bu canların salimen kurtulmasına yöneliktir. Çok üzgünüz. Kalbimiz, dualarımız Erzincan ile beraber. Devletimiz olayın ilk anından itibaren tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma başlatılmıştır. Ayrıca idari soruşturmalar başlatılmıştır. ve ilk etapta saha sorumlularının da bulunduğu 4 şahıs gözaltına alınmıştır. İnsanımızın canı her şeyden önce gelmektedir. Hiçbir şey insan canından daha kıymetli değildir. Tek bir insanımızın kaybı da bizi derinden yaralar, derinden sarsar. Bu konuyla ilgili adli soruşturma çerçevesinde titiz bir şekilde yapılan çalışma maddi gerçeği ortaya çıkaracak; kimin ihmali, kusuru, sorumluluğu varsa adalet önünde gereken cezayı alacağına inancımız tamdır” ifadelerini kullandı.
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İliç’teki madende toprak altında kalan işçilerin 5’inin bir konteyner içinde, 3’ünün bir araç içinde yer aldığını, bir şoförün de kamyon içinde olduğunu açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde gerçekleşen faciaya ilişkin bilgi verdi.
Yerlikaya’nın yaptığı açıklama şöyle:
9-10 MİLYON METREKÜPLÜK BİR TOPRAKTAN BAHSEDİYORUZ: “Bildiğiniz üzere dün saat 14.28’de Erzincan ilimiz İliç ilçesinde Çöpler köyündeki maden ocağında toprak kayması meydana gelmiştir. Kayan kütlenin toplam hacminin ilk belirlemelere göre yaklaşık 9-10 milyon metre küp olduğu belirtiliyor. Maalesef 9 işçimiz bu kütlenin altında kaldı ve hemen arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Olayı takiben sahadaki çalışmaları koordine etmek için afet acil durum merkezimizde sayın Bakanımızla birlikte Erzincan milletvekili, 3. Ordu Komutanı, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan yardımcıları, Erzincan valimiz, AFAD Başkanı, Erzincan Belediye Başkanı, İliç Belediye Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve savcılar, mülki idare amirleri, jandarma, emniyet ile ilgili kurum ve kuruluşlardan genel müdürler, üniversitelerden bilim insanları çalışmalarını yürütüyorlar. Şuan itibariyle bölgede AFAD, TSK, arama kurtarma, JAK, PAK, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 339’u arama kurtarma personeli ve diğer görevlilerle beraber bin 700 personel görev yapıyor. Ayrıca 626 araç, 97 aydınlatma kulesi, 32 iş makinesi, 6 drone, 44 jeneratör, 3 KBRN aracı, 5 metale duyarlı radar aracı ile arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. İnsan kaynakları ve personel açısından hiçbir ihtiyacımız şuan için yok.”
ARADIĞIMIZ İŞÇİLERİMİZDEN 5’İ KONTEYNER İÇİNDE: “Aradığımız işçilerle ilgili bir detay paylaşmak istiyorum. Yapılan tüm değerlendirmelerde aradığımız arkadaşların 5’inin bir konteyner içinde yer aldığı, 3’ünün bir araç içinde ve aynı bölgede yer aldığı; diğer şoför kardeşimizin de kamyon içinde farklı bir bölgede olduğu değerlendiriliyor. Buraya dikkat etmek istiyorum. Biliyorsunuz 100 dönüme yayılmış 9-10 milyon metreküpten bahsediyoruz. Bu kütle içerisinde bir avantajımız var bilim insanlarının bize söylediği. Araç içinde ve konteyner içinde olan demek bizim metal radar tespitleriyle bu kütle üzerinde tespit edilmesi… Daha hızlı aksiyon alabilmek adına bu radar taramalarıyla bu araçlar ve konteyner ile ilgili bir iz alır almaz daha çok oraya odaklanıp mesafe almak istiyoruz. Herhangi bir toprak kayması olup olmadığını bilim insanlarımız anbean değerlendiriyor. AFAD koordinasyonunda arama çalışmalarına güvenliğe dikkat ederek devam ediyor. İfade ettiğimiz gibi arama kurtarma çalışmalarımız gece gündüz devam edecek.”
4 GÖZALTI VAR: “Çevre Bakanlığımız dün ve bugün alınan numunelerden tahlillerini yaptı. Bakan Özkaseki bilgi veriyor. Sürecin aydınlatılması ile ilgili de Bakanlarımız açıklamalarını yapıyor. Bir ihlal var yok meselesinin izahı ile ilgili idari ve adli soruşturma devam ediyor. Daha üzerinde 24 saat olmayan bir meseleyle ilgili cevap alacaksınız. Bunların her biri açıklanacak. Şu an için 4 gözaltı var.”
Yerlikaya, “Göçükten önce yarılmaların olduğu, işçilerin yetkilileri bilgilendirdiği iddiaları var. Konuyla ilgili maden şirketinin bir ihlali var mı?” sorusuna ise “Bir ihmal var yok meselesinin izahıya ilgili idari soruşturma, adli soruşturma eş zamanlı devam ediyor. Daha üzerinden 24 saat geçmemiş bir meseleyle ilgili bu sorularınızın hepsine yanıt bulacaksınız, hiç merak etmeyin. Zaten bunun için buradayız. Yağmurun altında hep beraber milletimizi aydınlatma görevi yapıyoruz. Bunların her biri açıklığa kavuşacak ama daha 24 saat olmadı” yanıtını verdi.
Bakan Bayraktar ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bizim için en önemli konu buradaki işçi kardeşlerimizin kurtarılması. Bu madenin ilgili tüm izinleri bu süreç içerisinde en son 2021 yılında Çevre Bakanlığı tarafından ilave izinlerini almıştır. En son denetim görevimiz geçtiğimiz yıl Ağustos ayında yapılmış durumda. Onların yaptıkları denetimlere dün gerçekleşen kazayla ilgili bir tespit yok. Bu zaman içerisinde ne olmuş olabilir Bakanın da ifade ettiği gibi araştırmamız sürüyor. Konun derinlemesine tetkik edilmesi ve sizlere doğru bilgi verilmesi için zamana ihtiyaç var.”
]]>Yerlikaya, maden ocağındaki incelemesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Erzincan’ın İliç ilçesindeki bir maden ocağında 13 Şubat Salı günü saat 14.28’de toprak kaymasının meydana geldiğini anımsattı.
“Kayan kütlenin hacmi 10 milyon metreküp”
Cevherin konumlandırıldığı yığın liç alanından yamaç üzerinde önce kayma ve sonra çok hızlı akma şeklinde bir kütle hareketi meydana geldiğini belirten Bakan Yerlikaya, “Hareket yaklaşık 200 metre yüksekliğe sahip bir yamaç boyunca oldu. Kayan kütlenin toplam hacminin şimdilik hesaplarda 10 milyon metreküp olduğu, bu kütlenin de yaklaşık 800 metre kadar hareket ettiği ve hareket hızının ortalama saniyede 10 metre olduğu öngörülüyor.” dedi.
İlk belirlemelere göre 9 işçinin kayan kütlenin altında kaldığını ve işçileri arama kurtarma çalışmalarının aralıksız devam etiğini ifade eden Yerlikaya, şunları söyledi:
“Olayın ilk dakikalarından itibaren bölgeye Erzincan, Erzurum, Sivas, Tunceli, İl AFAD müdürleri, Sivas, Erzurum, Rize ve Diyarbakır birlik müdürleri görevlendirildi. Olayı takiben sahadaki çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcılarımız, Erzincan ve Sivas Valimiz, Erzincan Belediye Başkanımız, Cumhuriyet Başsavcımız, kaymakamlarımız, il jandarma komutanı, il emniyet müdürü, ilgili kurum ve kuruluşlardan, genel müdür ve daire başkanları, her biri buraya intikal ettiler.”
“827 personel görev yapıyor”
Bölgede görev yapan personel sayısı hakkında da bilgi veren Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Şu an itibarıyla bölgede AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere toplam 827 personel görev yapıyor. Ayrıca 562 araç, 5 dron, 2 kimyasal, biyolojik, radyoaktif ve nükleer aracı yani KBRN dediğimiz araçlar. 5 metale duyarlı radar cihazı ve 5 kurtarma köpeğiyle birlikte arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. Bölgede hem yeni gelişebilecek bir kaymayı izlemek hem de göçük altındaki kişileri, araçları saptayabilmek amacıyla mobil takip sistemleri ve yer radar gibi ekipmanlar kuruldu. Sahada dekontaminasyon ve mobil koordinasyon tırları görevlendirildi. AFAD koordinasyonunda üniversitelerimizden gelen bilim insanları bölgenin önceki ve güncel haritalarını kullanarak stabil alanları tespit ediyor ve bu alanlara izleme cihazları yerleştirmeye başladılar. Bununla birlikte uydu radar verilerinden sahadaki hareketlerin geçmişe yönelik davranışları inceleniyor ve yapılacak çalışmalarda olası riskli bölgeler belirleniyor. Ayrıca bölgede gece boyunca arama kurtarma çalışmalarını sürdürebilmek için 40 jeneratör ve 40 aydınlatma kulesi bulunuyor.”
Bakan Yerlikaya, arama kurtarma çalışmalarının aralıksız devam edeceğini dile getirerek, “Madencilerimize, Erzincan’ımıza ve milletimize tekrar geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istiyoruz. En büyük duamız buradan güzel haberleri milletimizle buluşturmak olacaktır.” ifadelerini kullandı.
]]>