2021’de başlayan kazı çalışmaları, Konya Büyükşehir Belediyesi ve Karatay Belediyesinin destekleriyle, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Işık başkanlığında yürütülüyor.
1890’lı yıllarda Rus mezaliminden kaçan KırımTatar Türklerinin yurdu haline gelen Savatra Antik Kenti, Anadolu’da Türk adının geçtiği ve 1071 öncesi Türk varlığını ispatlayan Türkopol (Türkoğlu) yazıtının olmasıyla dikkat çekiyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kafkas ÜniversitesiAhmet Arslan Kongre Merkezindeki panel, saygı duruşu, İstiklal Marşı ve Kur’an-ı Kerim’in okunmasıyla başladı.
Kafkas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Kapu, yaptığı konuşmada, emeği geçenlere teşekkür ederek, etkinliğin Kars için önemli olduğunu söyledi.
“Böyle bir şehirde, böyle bir manevi zatın huzurunda ve gölgesinde olduğumuz için kendimizi çok şanslı buluyorum.” diyen Kapu, “Gerçekten bizim manevi koruyucumuz ve bu zatlar sayesindedir ki bu topraklar bin yıldan beridir İslam yurdu olarak tescil edildi ve ebediyete kadar inşallah böyle devam edecek.” ifadelerini kullandı.
Ebu’l Hasan Harakani Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Muhammed Alparslan Kartal da Anadolu’yu bir Türk İslam yurdu haline getiren büyük komutanların olduğunu anlattı.
Buraları manen fethe hazır hale getirenlerden birinin de Ebu-l Hasan Harakani olduğunu belirten Kartal, “Fakat bir de unutulan veya daha az hatırlanan Anadolu’yu İslam mayasıyla mayalandıran büyük hak dostları vardır. Mana Sultanları vardır. Çok şükür ki onlardan bir tanesi ve en önemlisi şu anda bizim yaşadığımız şehirde yaşıyor, Ebu-l Hasan Harakani Hazretleri. Anadolu’nun daha bir Türk İslam yurdu haline gelmesinden 30-40 yıl önce buraya bir vesileyle gelip burada dergahını kurup, burada bütün insanlara açık sofralar kurup, onlara İslam’ın hoşgörüsünü anlatmış. Buraları Sultan Alparslan’ın fethinden önce manen fethe hazır hale getirmiştir. İşte o Mana Sultanı’nın çok etkilediği bir zat daha var ki o da Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri.” diye konuştu.
Mevlana’nın hayatı hakkındaki video gösterimi ve ney dinletisinin sunulduğu panele, Kars Vali Yardımcısı Hayrettin Buğra Güzel, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Deniz Müzesi Çaka Bey Sergi Salonu’nda ziyarete açılan sergide, gerçek dışı figüratif tarz eserlere yer verildi.
İki sanatçının farklı dünyalarını yansıtan serginin, zaman ve mekan kavramları üzerine kurulu ortak bir söylem oluşturması hedefleniyor.
Feyyaz İnanç sergideki eserleriyle zaman ve mekanın insan üzerindeki etkisine, Nedret Yaşar ise insanın dünyaya yabancılaşmasına ve iletişimsizlik sorununa dikkati çekiyor.
“Serginin ana teması empati”
AA muhabirine açıklamada bulunan Yaşar, kendisi için serginin, bir noktadan başka bir noktaya gelmek gibi bir süreç olduğunu belirterek, “Bir heyecan da yaşıyoruz. Kendimizi sorgulama, bir anlamda anlamaya çalıştığımız bir süreç oluyor. Serginin ana teması benim için empatidir. Kendimi ve çevremi sorgulama anlamı taşıyor. Bu sorgulamayla birlikte aslında içsel bir yolculuk yaparak oradan tekrar geriye dönüp çevremizle bir karşılaşma ve sorgulama sürecine giriyoruz.” dedi.
Resimlerinde insanlık tarihinde var olan konuları işlediğini aktaran Yaşar, “İzleyiciler bu sergide insan olmanın öz değeriyle karşılaşacak. Benim aradığım kavramlar bunlar. Ayrıca insana dair imgelerle de karşılaşacaklar. Umarım karşılaştıkları imgelerle onlar da bir sorgulama süreci yaşayabilir.” diye konuştu.
Sergi, 15 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vali Kemal Kızılkaya, Tarım Müzesi ve Eğitim Merkezi’nde düzenlenen programda yaptığı konuşmada, olgunlaşma enstitülerinin önemine vurgu yaptı.
Şal şepikin geçmişten bu yana tamamen doğal yöntemlerle üretilen, ince işçiliği ve estetik zarafetiyle öne çıkan bir kumaş olduğunu belirten Kızılkaya, ürünün Siirt ve bölgeye özgü kadim ve kıymetli bir el sanatı olduğunu söyledi.
Ürünün tanıtılması noktasında olgunlaşma enstitüsüyle bu yolda çok önemli bir adım atıldığını dile getiren Kızılkaya, şunları kaydetti:
“Yeter ki biz çalışalım, çalışırsak gayret edersek çok güzel şeyler olacağına inanıyorum. Bugün de Siirt’te şal şepik atölyesinin açılmasının bu yolda çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Siirt’imizin coğrafi işaretleri, yani birçok değeri var. Bu coğrafi işaretleri de almamız lazım. Günümüzde artık patent, markalaşma çok kıymetli. Siirt fıstığı diyoruz mesela. Siirt fıstığının coğrafi işareti konusunda önümüzdeki günlerde çok güzel gelişmeleri takip edeceğiz. Onu da kamuoyuyla paylaşmak için sabırsızlanıyoruz. Bunun yanında 8 coğrafi ürünümüzün şal şepik de dahil olmak üzere coğrafi işaretini aldık. Bir o kadar daha bekleyen, çalışmaları devam eden coğrafi işaretler var. Bunları aldıkça geçmişle günümüz arasındaki bağı daha da kuvvetlendirmiş olacağız.”
Kızılkaya, açılışın ardından atölyeyi gezdi, kursiyerlerle görüştü.
Programa, Vali Kemal Kızılkaya’nın eşi Nurten Kızılkaya ve kurum müdürleri katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçenin Melikşah Mahallesi’nde şifa ve sağlık merkezi olarak kullanıldığı bilinen Roma dönemi eserlerinden Melikşah Hamamı’nda, Anadolu Medeniyetleri Müzesi başkanlığında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesince yürütülen kazıların birinci etabı tamamlandı.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Albayrak, alanda incelemelerde bulunan Çubuk Belediye Başkanı Baki Demirbaş, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Orçan, akademisyenler ve Melikşah Mahallesi Muhtarı Ahmet Saydam’a çalışmaların son durumuna ilişkin bilgi aktardı.
Albayrak, personel ve lojistiğin yanı sıra maddi destek sağlayan Çubuk Belediyesi’nin de katkılarıyla arkeolojik kazının birinci etabını tamamladıklarını söyledi.
Kazının ikinci etabının ilkbaharda başlayacağını belirten Albayrak, şu bilgileri paylaştı:
“Hamamımız mimari özelliğine göre ilk olarak Roma döneminde yapılmış ve 1974 yılına kadar aralıksız bir şekilde korunmuş ve kullanılmıştır. Aşağıda açılan bir sondaj nedeniyle su buradan çekildikten sonra burası kendi kaderine bırakılmış. Nisanda yaklaşık 20 günlük çalışma yaptık bu alanda. Temizlik, ön çalışma oldu. Daha sonra kasım ve aralık aylarında tekrar çalışmaya başladık. Bu çalışmamızda da havuzun içerisine yukarıdan, çatının yıkılarak düştüğüne inandığımız blokları dikkatli bir şekilde kaldırdık ve hamamın havuz kısmını tamamen ortaya çıkardık.”
Albayrak, bu yılki çalışmaları sonlandırdıklarına işaret ederek, “2025 Nisan çalışmalarımızda da hamamın çevresini ve su akıtma kanallarını da temizleyerek, restorasyon projeleri hazırlayarak çıkartmış olduğumuz blokları yerine koyarak hamamı ilk yapıldığı günkü konumuna getirmeye çalışacağız.” dedi.
Kazıda görevli uzmanlardan Damla Zehra Demirer ise “Havuz alanında ciddi çalışmalar yaptık. Burada bulduğumuz bir hat bizi heyecanlandırdı. Bu hamam Roma döneminde kullanılmış. Daha sonrasında birçok dönemde restorasyonu yapılmış. İnşallah bu dönemde de tekrar restorasyonu yapılarak ziyarete açılacak.” diye konuştu.
Ekibi çalışmaları dolayısıyla tebrik eden Belediye Başkanı Baki Demirbaş da ortaya çıkarılacak eserlerin ilçenin turizmine büyük katkısını olacağına inandığını kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>UNESCO Türkiye Milli Komisyonu ile Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü işbirliğinde düzenlenen program, Adana Olgunlaşma Enstitüsü’nde gerçekleştirildi.
Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Cengiz Mete, etkinlikte yaptığı konuşmada, kültürün bütüncül yaklaşımla ele alınması gerektiğini söyledi.
Projenin geçmişle gelecek arasında köprü kurduğunu belirten Mete, şöyle konuştu:
“Türk kültürünün yaşatılması, kuşaklara aktarılması ve dünyayla buluşturulması çok kıymetli. Bizler, bu kadim medeniyetin temsilcileri olarak bunun farkında olmak ve yaşatmakla ilgili sorumluluğumuzu yerine getirmek istiyoruz. Öğrencilerimizin okulda aldığı nitelikli eğitimin yanında bu unsurları da dikkate alarak kuşanmış ve zırhlanmış şekilde geleceğe hazırlanmalarıyla ilgili gayretimiz var.”
İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Tevke de toplumların kendi kültürlerini gençlere aktarması gerektiğini ifade etti.
Konuşmaların ardından öğrenciler, usta öğreticilerle giyim, dokuma, moda tasarım, ahşap, el sanatları ve nakış atölyelerinde uygulamalı çalışmalar yaptı.
Programa, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, Milli Eğitim Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Tuba Korkmaz ve lise öğrencileri katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>89 yaşındaki Arık’ın cenazesi öğlen namazının ardından İl Müftüsü Celal Büyük tarafından kılındı. Cenaze, gözyaşları arasında cenaze aracına alınarak Hani ilçesine defnedilmek üzere götürüldü.
Gözyaşı döken Kırmızıgül’ü yakınları ve sevenleri yalnız bırakmadı. – DİYARBAKIR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şems-i Tebrizi Türbesi ziyaretiyle başlayan ‘Hz. Mevlana’nın 751’inci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’ne; Konya Valisi İbrahim Akın, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alparslan, protokol üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı. Türbe ziyareti sonrası valilik binası önünden başlayan yürüyüş, yaklaşık 500 metre uzaklıktaki Mevlana Müzesi önüne kadar, Kültür ve Turizm Bakanı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu öncülüğünde yapıldı.
SEMA TÖRENİ İLGİYLE İZLENDİ
Mevlana Müzesi’nde, Mevlana’nın sandukası başında, bir Mevlevi geleneği olan Gülbang duası (Hep bir ağızdan ve makamla yapılan dua) okundu. Daha sonra müze önündeki meydanda ‘Nevbe’ merasimi (Tekkelerde belirli ritim sazlarının ve seslerin iştirakiyle yapılan özel tören) gerçekleştirildi. Ardından Mevlana Kültür Merkezi’nde Kültür Turizm Bakanlığı Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nun icra ettiği sema töreni ilgiyle izlendi. ‘Düğün gecesi’ anlamına gelen Mevlana’nın öldüğü gün, 17 Aralık’ta Şeb-i Arus töreni ile son bulacak. Anma törenleri kapsamında sema gösterileri, söyleşiler, resim sergileri gibi çeşitli etkinlikler düzenlenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kütahya Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Geleneksel Senaryo Yarışması sonuçlandı. Ulusal çapta düzenlenen ve yoğun ilgi gören yarışmada dereceye girenler düzenlenen özel bir törenle ödüllendirildi. Kütahya Hezar Dinari Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programa; çok sayıda sanatsever iştirak etti. Alzheimer hastası dedesini anlatıyor. Heyecanlı anların yaşandığı törende Bağcılar Belediyesi Basın ve Yayın Müdürlüğü’nde editör olarak görev yapan Elvan Ezber de ödüle layık görüldü. Ezber’in “Herkes bir gün evine dönmek ister” isimli eseri 3’üncü oldu. Ezber, senaryosunda Alzheimer hastası olan dedesinin son 20 gününü anlatıyor.
Ezber, senaryoda kimi zaman güldürdüğünü kimi zaman ağlattığını belirtti.
Başardığımı görmek bütün yorgunluğumu aldığını ve etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür eden Elvan Ezber, “Hobi olarak yaptığım senaryo yazarlığında başarılı olmaktan dolayı çok mutluyum. Yarışmadan sonradan haberim oldu. Başvuru tarihinin bitmesine 10 gün kala yazmaya başladım. Geceleri yazarak değerlendirdim. Hatta sürenin dolmasına saatler kala senaryoyu sisteme yüklemiştim. Heyecanlı bir süreç oldu. Yoruldum ama başardığımı görmek bütün yorgunluğumu aldı” dedi.
Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir de Ezber’i tebrik ederek başarılarının devamını diledi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rum bir anne ve Ermeni bir babanın oğlu olarak İstanbulHeybeliada’da 1937’de dünyaya gelen Markaris, ekonomi üzerine eğitim aldı.
Edebiyat dünyasına ilk adımını “Ali Reco’nun Öyküsü” ile atan Markaris, “Kral İbu’nun Destanı” ve “Atlar” gibi oyunlar yazdı. Markaris, ünlü sinema yönetmeni Theo Angelopuolos’un”1936 Günleri”, “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Büyük İskender”, “Leyleğin Geciken Adımı” ve “Ulis’in Bakışı” filmlerinin senaryolarını kaleme aldı ve birçok Alman yazarın eserini Yunan diline kazandırdı.
Johann Wolfgang von Goethe’den çevirileriyle büyük başarı kazanan Markaris,1950’li yılların polisiye yazarı Yannis Maris’in geleneğini sürdürerek, Yunanca polisiye romanları kaleme alıyor.
Dünyaca ünlü yazarın kitapları, Alfa Yayınları tarafından Türkçeye aktarılıyor ve dedektif karakteri Komiser Haritos’un maceraları, 2022’den beri Türk okuyucuyla buluşuyor.
“Bir Cinayetin Anatomisi” adlı polisiye dizinin senaryosunu da yazan Markaris, “Komiser Haritos” serisiyle Atina’nın toplumsal ve siyasi derinliklerini irdeliyor.
“Bazen ‘aman bırakayım da kendi İstanbul’umu bulayım’ diye düşünüyorum”
İstanbul’da bir dizi etkinlikte okurlarıyla bir araya gelerek kitaplarını imzalayan Markaris, geçmişte bir dönem yaşadığı şehir olan İstanbul’da karşılaştığı ilgiyi ve yazı hayatını, AA muhabirine anlattı.
Markaris, okurlarıyla bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti aktararak, hem şehri yaşamak hem de insanlarla daha fazla zaman geçirmek arasındaki ikilemi “çekişme” olarak tanımladığını söyledi.
Okuyucularıyla temas sağlamak istediğini belirten Markaris, şöyle devam etti:
“Bazen ‘aman bırakayım da kendi İstanbul’umu bulayım’ diye düşünüyorum. Bazen de ‘ayıptır, öbür tarafı bulayım’ diyorum. Bu çekişme her İstanbul’a gelişimde devam ediyor. Yalnız, sakin ve mutlu bir geliş değil bu. Yalnız Heybeliada için söylemiyorum, hangi yoldan geçsem, mesela tünelden İstiklal Caddesi’ne gidiyorum, hemen aklım Avusturya Lisesi’ne çıktığımda nasıl yol aldığımı anımsatıyor. Bu anı çok önemli ama aynı zamanda çok da tehlikeli yazar için. Çünkü her şey öyle bir karanlığa götürebilir ki, insan ayırt edemez. Neyi anlatacağım, neyi bırakacağım.”
“Son romanım, İstanbul’a gelmeden önce bitirdiğim roman, yapay zeka üzerineydi”
Markaris, “Komiser Haritos” serisinin devamının geleceğine işaret ederek, “Benim aklıma öykü, hikaye, kurgu geldiği müddetçe devam edecek. Son romanım, İstanbul’a gelmeden önce bitirdiğim roman, yapay zeka üzerineydi. Bu yapay zeka meselesi beni çok sinir ediyor. Kendi kendime, ‘bu nereye gidecek?’, ‘sonucu ne olacak?’ diye bir cevap almaya çalışıyorum. Kolay değil. Şimdi, yarın aklıma ne gelecek diye bekliyorum. Beni ne kızdıracak? Ona göre yazacağım şeye karar vereceğim.” dedi.
Roman yazmanın ve senaristlik yapmanın farklarından bahseden usta yazar, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Açık söyleyeyim yazarlık ve senaristlik birbirini hiç beslemiyor. Romancılık ve senaristlik arasında büyük bir fark var. Senarist olarak şunu söyleyeyim, yönetmensiz çalışamazsınız. Yazar ve romancı olarak ise kimsenin işinize karışmasına müsaade vermemelisiniz. Aslında ikisinin arasındaki büyük fark budur. Ben bu farkı her zaman uyguladım. Her zaman yönetmen Theo Angelopulos’la böyle çalıştım. Ama bu şu anlama gelmesin, yani bir yönetmenle çalışıyorum demek, yönetmenin her istediğini yapıyorum demek değildir. İtirazlarınız da olur, başka fikirleriniz de olabilir ama sonunda yönetmenle anlaşmalısınız. Yazarlıkta aksine siz kendinizi memnun saydığınızda devam edebilirsiniz. Aradaki fark bu.”
“Dizi çok büyük ilgi ile karşılandı”
Petros Markaris, Alman şair, tiyatro yazarı ve yönetmen Eugen Berthold Friedrich Brecht’in yazarlık serüveninde kendisini çok etkilediğini de söyledi.
Romanlarının diziye uyarlandığını belirten Markaris, “Benim romanlarımı dizi yapan yapım şirketi benden önce Andrea Camilleri romanlarını dizi yapmıştı. Şimdi benim romanlarımı dizi yapıyor. İlk altı bölümü yayınlandı. Çok büyük bir ilgi ile karşılandı. Herkes çok memnundu. İlkbaharda ikinci kısmı çekecekler.” şeklinde konuştu.
Bugün, Pera Müzesi’nde “Romanı Senaryoya Uyarlama Yolculuğu” başlıklı bir masterclass düzenleyecek olan Markaris, ardından Robinson Crusoe 389 İstiklal’de okurlarıyla bir araya gelecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Yardımcısı Mumcu’yu, Vali Birol Ekici ve Vali Yardımcısı Emine Dilce, Valilik girişinde karşıladı.
Valilik Şeref Defteri’ni imzalayan Mumcu ve beraberindekiler, Ekici ile makamında görüştü.
Ziyarette, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk ve Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Volkan Ersoy da yer aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
– Bir yapımcı olarak, projelere karar verirken nelere dikkat ediyorsunuz ve süreç nasıl ilerliyor?
Her yapımcı, bu konuda farklı ilerliyor. Ben, bugüne kadar komediye ağırlık verdim. Filmlerde, genellikle kendi hikayelerimden yola çıktım. Devam etmekte olan projelerde de genelde bu şekilde ilerliyoruz. Yani, aslında yapım şirketi olarak her şeyi kendi bünyemizde çözüyoruz diyebilir.
Yurtdışına satış için bir dram dizisi projemiz var. Tabi ki, yeni komedi filmi çalışmalarımız da devam ediyor. Bunların dışında, ekip olarak bizi heyecanlandıran yeni projelere de her zaman açık olduğumuzu söylemeliyim.
– İzleyicilerin filmden alacakları mesaj veya deneyim ile ilgili ne gibi beklentileriniz oluyor?
Yaptığımız projelerin, hayatın gerçeklerini yansıtmasına özen gösteriyoruz. Biraz klasik bir cevap gibi görünse de, izleyenlerin filmde kendilerinden bir şey bulması bizim için önemli. Örneğin, Nasipse Olur filmimizdeki Günfer karakterimizde bir çok kişi kendini gördü ve bunu tüm platformlarda paylaştı.

– Sizce sinema sektöründe başarının sırrı nedir?
Burada doğru hikaye, doğru karakter analizi ve tabi ki doğru “senaryo” diye yanıt vereceğim. Ancak, sadece bunlar da bence yeterli değil. Doğru reklam planlaması ve hatta doğru vizyon tarihi seçimi de çok önemli detaylar.
– Kariyerinizde size göre en büyük zorluk neydi?
Sinema, her ne kadar dışarıdan kolay gibi görünse de oldukça zor bir sektör. Sadece bir film için bile en az 1 yılınızı o projeye ayırmanız gerekiyor. Ama, tüm 1 yılın emeği sadece 3 gün içinde karşılık bulması gerekiyor. Çünkü, vizyona girdikten sonraki ilk 3 gün içinde beklenen ilgiyi görmezseniz, vizyonda kalamıyorsunuz.
– Bir yapımcı olarak Vahdet Erdoğan’ın en gurur duyduğu proje hangisi?
Zor bir soru; Nasipse Olur, Silbaştan Kaynanam, C takımı, Veda Partisi, C Takımı2 hepsi ile gurur duyuyorum.
– Filmlerde çalışmaya nasıl başladınız ve bu yolculuk nasıl şekillendi?
Sektöre girişimiz 5 yıl boyunca organize ettiğimiz kısa film yarışmaları ile oldu ilk filmimizi devamında 2019 yılında çektik. Yazmak kısmı ise doğuştan sanırım çocukluğumdan bu tarafa yazıyorum.
– Hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz şu anda? Gelecek projelerinizde izleyicilere ne tür deneyimler sunmayı hedefliyorsunuz?
Şu an C Takımı2 için vizyon hazırlığındayız 14 Şubatta vizyonda olacağız. Aynı anda bir günlük dizi çalışması yürütüyoruz yine şubat gibi çekimlere başlamayı düşünüyoruz. Yaz çekimleri için ise 2 film projesi üzerinde çalışıyoruz. Yine bir youtube dizisi var kafamızda çalışmaları devam ediyor ve son olarak şahsi olarak bir kitap çalışmam var oda 2025 yılı içende çıkacak. Bir solukta saydım ama önümüz çok yoğun.
Vahdet Erdoğan’ın sevilen filmi C Takımı’nın devam filmi olan C Takımı 2, 14 Şubat 2025’te izleyiciyle buluşacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ATO Başkanı Gürsel Baran, ATO’nun 60 No’lu Restoran, Lokanta ve Kafe Hizmetleri Meslek Komitesi tarafından Dünya Türk Kahvesi Günü dolayısıyla bu yıl ikincisi düzenlenen “Kahve Zirvesi ve Mini Festivali”ne katıldı. Etkinlikte ATO Meclis Başkanı Mustafa Deryal, ATO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Temel Aktay, ATO 60 No’lu Restoran, Lokanta ve Kafe Hizmetleri Meslek Komitesi Başkanı Abdurrahman Işıksever, ATO Komite ve Meclis üyeleri, kahve sektörü temsilcileri ile çok sayıda davetli yer aldı. ATO Meclis Salonu’nda gerçekleşen etkinliğin açılışında konuşan Baran, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun (UNESCO) 5 Aralık 2013’te Türk kahve kültürü ve geleneğini “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi”ne aldığını ve o tarihten bu yana her yıl 5 Aralık gününün “Dünya Türk Kahvesi Günü” olarak kutlandığını hatırlattı. Türk kültüründe önemli bir yeri olan ve birçok kıymetli duygu ve anlamı barındıran Türk kahvesinin tüm dünyada yaygınlaşmasının önemine değinen Baran, Türk kahvesi ile dünyada farkındalık oluşturarak, bu mirası ekonomik katkıya dönüştürmeyi hedeflediklerini belirtti. Baran, şöyle konuştu:
“Türk kahvesi, kültürel hazinemizin en önemli değerlerinden biri. Bizim için bir fincan kahve, içecekten çok daha büyük anlamlar taşıyor. Gelenek ve göreneklerimizin içinde Türk kahvesi var. Bir çiftin evliliğinden küsleri barıştırmaya kadar kahveyle başlayan hikayelerimiz var. Bu mirası gelecek nesillere aktarma sorumluluğumuz var. Türk kahvesi kültürünün korunarak yaygınlaşmasını ve kahve sektörünün güçlenerek dünya pazarlarında yerini almasını istiyoruz.”
“Başkentimizde de kahve sektörü hızla gelişiyor”
Türkiye de dahil olmak üzere hemen her ülkede kahve pazarının hızla büyüdüğünü kaydeden Baran, “Dünyanın en yaygın içeceklerinden biri olan kahve, aynı zamanda önemli bir ekonomi durumunda. Dünya genelinde günde 2 milyar fincan kahvenin tüketildiği belirtiliyor. Küresel kahve pazarı büyüklüğünün ise 460 milyar dolar seviyesine ulaştığı ifade ediliyor. Sektör milyonlarca kişiye de istihdam sağlıyor. Dünyada petrolden sonra en çok ticareti yapılan ürünün kahve olduğu söyleniyor” dedi.
Baran, Türkiye’nin bir kahve ülkesi olma yolunda hızla ilerlediğini vurgulayarak, Türkiye’de kahve üretimine yönelik girişimlerden büyük memnuniyet duyduklarını belirtti. Türkiye’nin kahve ihracatının son 5 yılda 155 milyon dolara ulaştığını ve geçtiğimiz yıl 146 ülkeye kahve sattığını söyleyen Baran, “Başkentimizde de kahve sektörü hızla gelişiyor. Şehrimiz, önde gelen kahve firmalarına ev sahipliği yapıyor” diye konuştu. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KÜLTÜR ve Turizm Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ‘Hikmet Şimşek Çoksesli Koro Eseri Beste Yarışması’nda ödül sahiplerinin açıklandığını duyurdu.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre; 4 Aralık 2024 tarihinde tamamlanan değerlendirmeler sonucunda ‘Hikmet Şimşek Çoksesli Koro Eseri Beste Yarışması’nda; 1’incilik ödülüne Onur Arınç Duran, 2’ncilik ödülüne Orhan Veli Özbayrak ve 3’üncülük ödülüne Melda Camuşcu layık görüldü. Ayrıca yarışmada mansiyon ödüllerine Serhat Günay, Volkan Akkoç, Mesruh Savaş, Su Uğurlu ve Orhan Öner Özcan değer bulundu. Yarışmanın Jüri Başkanlığını Güzel Sanatlar Genel Müdürü ve Solist Sanatçı Ömer Faruk Belviranlı üstlenirken; Devlet Çoksesli Korosu Şefi Burak Onur Erdem, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Cemi’i Can Deliorman, Hacettepe ÜniversitesiAnkara Devlet Konservatuvarı Müzik Bölümü öğretim üyesi Turgay Erdener ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesiİstanbul Devlet Konservatuvarı öğretim üyesi Özkan Manav, yarışmanın değerlendirmesinde görev aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RessamEbru Ceylan’ın hazırladığı sergi, 10. yılında, “Konuşan Resimler: 10 Yılın Vedası” başlığıyla izleyiciye veda edecek.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Aşık Veysel, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre ve Ferhan Şensoy gibi sanatçıların hayatlarına odaklanan sergide tablolara, hikayeler ve şiirlerin yanı sıra sanatçıların biyografileri de eşlik ediyor.
Ceylan, serginin ortaya çıkış sürecini, içeriğini ve gelecek planlarını AA muhabirine anlattı.
“Toplumu değiştirdiklerine inandığım için edebiyat ve tiyatro sanatçıları üzerinden gittim”
Sergiyi oluştururken iki amacı olduğunu belirten Ceylan, “Birincisi sanatçı olarak farklı fikir ve düşüncedeki insanların topluma faydalı olduğunu ve değiştirdiğini düşündüğüm için buna bir örnek teşkil etmesiydi. Ben ressamlığın dışında sanat ekonomistiyim. Haliyle multidisipliner bir proje çıkarmayı çok istemiştim. Konuşan resimler aslında bu ikisinin harmanı.” dedi.
Ceylan, sergide farklı fikir ve düşüncelerdeki insanların bir araya geldiğini işaret ederek, “Biraz kendi merakım biraz da toplumu değiştirdiklerine inandığım için edebiyat ve tiyatro sanatçıları üzerinden gittim. Zaten tiyatro sanatçıları da bir metin ve hikaye üzerinde çalıştıkları için birbirlerini bağlayıcı bir tarafı oldu. Çıkış kısmı böyle farklı düşüncelerin bir araya gelmesiyle oluştu.” ifadelerini kullandı.
“Güzel bir etkileşim ve deneyim alanı”
Resim yaparken hikayeler de yazdığını dile getiren Ceylan, şunları kaydetti:
“Bu hikayeleri yazarken ciddi bir araştırma sürecine giriyordum. Her şeye objektif olarak bakmanız gerekiyor çünkü bir arşiv çalışması yapıyorsunuz. Yakın fikirde olmayabilirsiniz ya da sanatı size yakın gelmeyebilir ama dönemi için önemli biridir. Haliyle sevdiğiniz bir kişiye yaklaşır gibi ona da aynı yerden ve adaletli yaklaşmanız lazım.”
Ceylan, serginin içeriği bakımından multidisipliner bir yönü olduğuna işaret ederek, izleyici için önemli bir etkileşim ve deneyim alanı sunduğunu söyledi.
“Bu hikayeler tiyatro olacak”
Sergiyi bugüne dek dört temayla izleyiciye sunduklarını aktaran Ceylan, “Bu veda sergimiz aslında ‘Konuşan Resimler’i uğurladığımız bir sergi. Hikayesini ve fikirlerini çoklu olarak anlattı yıllar içinde. Onuncu yılın da vedası için doğru bir zaman olduğunu düşünüyorum. Şimdiye dek dört temamız vardı ama bu sergi hepsinin totalinde unutmamamız gereken insanları anlatıyor. Bu kez Ferhan Şensoy, Muhsin Ertuğrul, Cahide Sonku, Yıldız Müşfik Kenter, Semiha Berksoy hatta Hacivat ve Karagöz’e kadar giden özel bir seri hazırladım.” diye konuştu.
Ceylan, “Konuşan Resimler”in hikayelerine ulaşmak isteyenlerin albümlere müzik uygulamalarından erişebileceğini belirterek, “Aynı zamanda sergi bitiminden sonra kitaplaşması hatta belki dijital ortamda kataloglarına ulaşılmasının da altyapısını hazırlıyoruz. Yeni yılda bu hikayeler tiyatro olacak. Hayatına mecralarını değiştirerek devam edecek. Bunu da sürekli duyuruyor olacağım. İzleyiciler eserlere sergi sonrası ilk aylarda dijital ortamlarda ulaşabilecekler.” ifadelerini kullandı.
Sergi, 19 Aralık’a kadar AKM’de ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Borusan, tüm yıla yaydığı 80. yıl kutlamaları kapsamında, iş, sanat ve medya dünyasından isimlerin katılımıyla gerçekleşen özel bir organizasyona da yer verdi.
Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleştirilen konserde, BİFO, müzikseverler için unutulmaz bir akşama imza attı.
Sanat yönetmeni ve sürekli şefi Carlo Tenan yönetimindeki BİFO, başarılı piyanist Marco Vergini’yi ağırladı. Konserde, Vergini Ravel’in Sol Majör Piyano Konçertosunu seslendirdi. BİFO, klasik müziğin büyülü atmosferinde geçen bu özel gecenin programını, Respighi’nin Roma Çeşmeleri ve Schumann’ın 1. Senfonisi ile taçlandırdı.
Konser öncesinde davetliler için Borusan’ın zengin tarihini anlatan “80 Yılın İzinde” isimli belgeselin kısa bir gösterimine yer verilirken, Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zeynep Hamedi ve Borusan Grup Üst Yöneticisi (CEO) Erkan Kafadar, yaptıkları konuşmalarda Borusan için 80’inci yılın önemini vurguladılar.
Borusan’ın 80’inci yıl belgeseli, Grubun köklü tarihindeki önemli dönüm noktalarını ve geleceğe yönelik vizyonunu anlatıyor.
Belgeselde şirket hissedarlarının yanı sıra kuruluşundan bugüne kadar emek veren, farklı jenerasyonlardan ve departmanlardan yöneticiler, çalışanlar ve iş ortaklarıyla yapılan röportajlara yer veriliyor.
Geçmişte önemli görevlerde bulunmuş isimler ile halihazırda Grubun yarınlarını şekillendirmeye devam eden yönetici ve çalışanların samimi anlatımları, belgesele duygusal bir derinlik katıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zeynep Hamedi, “Borusan’ın 80’inci, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrasının ise 25’inci yılını kutladığımız bu yıl, biz daha yeni başlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hamedi, umutla attıkları her adımın, özveriyle kurdukları her bağın kendilerini bu noktaya getirdiğini gördüğünü kaydederek, “Bu akşam, o yolculuğun güzel bir durağındayız. Başarılarımızı mümkün kılan değerli anları sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.” açıklamasında bulundu.
Borusan Grup CEO’su Erkan Kafadar da bu yıl 80’inci yıllarını kutlamanın heyecanını yaşadıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Biz aslında daha yeni başladık söylemimizle, köklü geçmişimizle geleceğe dönük vizyonumuzu bir araya getirdik. Borusan’ın temelleri 1944’te, Kurucumuz ve Onursal Başkanımız merhum Asım Kocabıyık’ın, döneminin ötesindeki vizyonuyla atıldı. Bugün 80 yıllık mirasımızdan aldığımız güç, 200 yıl ve ötesinde varlığımızı sürdürme vizyonumuzla paydaşlarımız, müşterilerimiz, iş ortaklarımız, tedarikçilerimiz ve bayilerimiz ile topluma değer katma misyonumuzu devam ettiriyoruz. Ülkemizi sanayi, teknoloji, eğitim, kültür ve sanat alanlarında öncü konuma getirmek küresel arenada daha da yükseklere taşımak istiyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AKADEMİSYEN Zeynep Öztürk tarafından Prof. Dr. Erol Bulut anısına hazırlanan ‘Bir Ömür Resim: Erol Bulut’ adlı kitabı ve Bulut’a ait eserlerin yer aldığı resim sergisi DG Art Galeri’de sanatseverlerle buluştu.
Sanatıyla yaşamış, duygularını büyük bir aşkla tuvaline resmetmiş Erol Bulut’un hayatı, fakülte yılları ve sanatına dair ayrıntıların okuyucularla paylaşıldığı kitap; bir yıllık bir hazırlık süreci sonunda hayat buldu.
Zeynep Öztürk tarafından hazırlanan ‘Bir Ömür Resim: Erol Bulut’ kitabında Bulut’un yapmış olduğu resimler incelenirken bir ömür süren sanatına da yer veriliyor. Başta eşi Ümran Bulut olmak üzere dostlarının ve öğrencilerinin kaleminden satırlara yansıyan anılarında yer aldığı kitap, Zeynep Öztürk’ün şiirleriyle de Erol Bulut’un yaşamına, resimlerine bir yolculuk yaptırıyor.
Erol Bulut’un resimlerinin kurgusunda ise simetri, sadelik ve dinginlik olarak çeşitlilik gösteren içsel önermeler göze çarpıyor. Sanatında her nesne, biçim olarak kendi gerçekliği ile resmedilmişken kompozisyon içinde güçlü bir anlatıma yardımcı oluyor.
Resimlerindeki formlar, tabiatı görüş ve yorumlayış tarzı; olgun bir desen anlayışının varlığını açıkça ortaya koyuyor. Güncel sorunlardan insanoğlunun geçmişine uzanan yaşam yorumlarına, insanın varoluşunun gizemine ve kainattaki sırların heyecan verici yanlarına geniş bir perspektiften bakıyor. Sanatçının yapıtlarında; biçim- öz ilişkisinin mükemmel aktarımı, grafik ve renk düzenindeki rahatlık ve orijinal estetik yaklaşım dikkat çekiyor.
Küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği sergi, 08 Aralık’a kadar DG Art Project’te ziyaret edilebilir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MERSİN’in Çamlıyayla ilçesinde 8 asırlık Sinap Kalesi, tarihe meydan okuyor. Definecilerin hedefi haline gelen kalenin iç kısımlarında tahribat oluşurken, Mersin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Durukan, 8 asırdır ayakta duran yapıya zarar vermek, ülkemize zarar vermekle eş anlamlıdır dedi.
Kuruluşu 12-14’üncü yüzyıla dayanan Mersin’in Çamlıyayla ilçesinde bulunan Sinap Kalesi, tarihe meydan okuyor. Orta Çağ şatosu görünümü ile dikkat çeken kalenin bazı kısımlarında tahribat oluştu. Kale, yayla turizmi kapsamında ziyaretçilerin ilgisini çekerken, define avcılarının da hedefi oldu. Mersin Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Arkeoloji Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Durukan, kalenin günümüzde en iyi korunan örneklerden biri olduğunu söyledi.
‘EN İYİ KONDİSYON SAHİP OLAN SİNAP’
Yapının şato olarak da ifade edilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Durukan, Orta Çağ’dan kalma yapıların güzel örneklerinden biridir. Sadece Çamlıyayla’da değil, benzer örneklerine başka yerlerde de rastlayabiliyoruz. Planları aynı, birbirine benzer 4-5 tane örneğini biliyoruz. Bunlardan 3 tanesi, çok iyi ayakta duruyor. En iyi kondisyona sahip olansa Çamlıyayla’daki Sinap Kalesi’dir dedi.
‘ÜLKEMİZE ZARAR VERMEKLE EŞ ANLAMLI’
Prof. Dr. Durukan, Yapının hem içinde hem dışında maalesef tahribatlar meydana gelmiş. Birçok yerde karşılaştığımız gibi defineciler, altın arayanlar bu tip yapıları çok sık ziyaret ediyor. Bunların içerisinde bir şey bulamayacaklarını söyleyelim. Yapıya zarar veriyorlar. Bu kadar zamandır, 8 asırdır ayakta duran yapıya zarar vermek, ülkemize zarar vermekle eş anlamlıdır diye konuştu.
Haber-Kamera Okan ÇALIŞKAN ÇAMLIYAYLA (Mersin), DHA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Roma kolonisi olduktan sonra büyük bir liman kentine dönüşen, 1 ila 4’üncü yüzyıllar boyunca büyüyen, güçlü bir ekonomiye sahip olan ve nüfusu 100 binlere çıkan, 11 ila 13’üncü yüzyıllarda ise terk edilen antik kentteki kazı çalışması, 15 bilim insanı ve uzmanının katılımıyla sürüyor.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Erhan Öztepe, AA muhabirine, Kültür ve Turizm Bakanlığının “Geleceğe Miras Projesi” kapsamında bu sene 1 Temmuz’da başlayan kazıya 1 ay daha devam edeceklerini söyledi.
Odeonda 2020’de başladıkları çalışmalarda önemli bir aşamaya geldiklerini belirten Öztepe, “Henüz yapının küçük bir kısmı gün ışığına çıkarılmış olsa da özellikle 1 aydır burada yaptığımız çalışmalarda yapının sahne binası, orkestra kısmı olan yarım dairesel gösteri alanı ve onun gerisindeki oturma sıralarının bulunduğu alana geçişi sağlayabilecek bir bölüme ulaştık.” dedi.
Öztepe, Alexandria Troas’ın son yerleşimcilerinin, odeonun üst katmanlarında yaşamış olabileceklerini dile getirdi.
Kentin ekonomik gücünü 11’inci yüzyıldan sonra büyük ölçüde yitirdiğini, nüfusun iyice azaldığını aktaran Öztepe, “Bu süreçte civarda ne kadar yapı varsa yine çevreden topladıkları mimari elemanlarla ev, konut tarzında ama basit mimarisi olan barınaklar yapmışlar. O katmanları kaldırdık, altından yoğun bir moloz ve blok taş katmanı geldi. Onların da bir kısmını kenara aldık. Şimdi onun altından mermer kaplama döşemesi ve köşe profilleri, duvar profilleri gelmeye başladı. Bu bizi umutlandırdı.” ifadesini kullandı.
Öztepe, molozun içinde gün ışığına çıkarılan oturma sıralarına ait mermer kaplamalar ve birkaç parça heykeltıraşlık eserin kendileri için umut verici olduğunu vurguladı.
Odeona yarışmada başarılı olan müzisyenin heykeli dikilmiş
Prof. Dr. Öztepe, hem güneye hem doğuya doğru oturma sıralarına ve sahne binasına doğru çalışmaları sürdüreceklerini söyledi.
Birkaç oturma sırasına ve sahne binasının bazı detaylarına ulaşmayı umduklarını anlatan Öztepe, şöyle devam etti:
“Burası bir odeon yapısı yani çatısı olan bir küçük tiyatro alanı. Burada daha çok müzikal etkinlikler gerçekleştiriliyor. Biz bu yapının kent içinde önemli olduğunu biliyoruz. Hemen bu yapının önünde yani denize doğru bakan ana giriş cephesinin önünde 2006 yılında 3 mektubu içeren İmparator Hadrianus dönemine ait yazıt gün ışığına çıkarılmıştı. Bu yazıtta, buradaki festival takvimi, festivale kimlerin nasıl katkı vereceği ve özellikle o dönemde gerçekleşecek yarışmalarda elde edilecek ödüllerin kime nasıl dağıtılacağıyla ilgili bilgiler yer almaktaydı. Bunun dışında 2012 yılında hemen odeonun dışında yani kuzey tarafında bulduğumuz koridor yapımız var. O koridor yapısının içinde bir Yunanca yazıt heykel kaidesinde Midilli Adası’ndan, bugünkü Midilli merkezi olarak adlandırılan yerden bir yarışmaya katılıp, bu yarışmada başarı kazanmış bir müzisyenin heykelinin dikildiğini anlıyoruz. Bütün bunlar odeonun özel bir yapı olduğunu gösteriyor. 1’inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren odeon bu işlevini kullanmaya başlamış ama sanırım buradaki etkinlikler Hadrianus döneminde daha önemli bir konuma gelmiş.”
Odeonun yaklaşık 1800 yıllık geçmişe sahip olduğu bilgisini veren Öztepe, bölgede ayrıca duvar derzleri ve sıvalardaki boşalma ve bozulmaları onardıklarını belirtti.
Öztepe, temmuzdan bu yana 3’ü restoratör 6 kişilik ekiple odeonun yakın çevresi, koridorlar ve paralel komşu binaların duvarlarındaki çalışmaları sürdürdüklerini dile getirerek, “Önümüzdeki süreçte kazısı tamamlanmış alanlarda ve bunlara ait binalarda ziyaretçilerin bilgilendirilmelerine yönelik çalışmalar gerçekleştireceğiz. Belki bu binaların üst konstrüksiyonları yapılacak ve ayağa kaldırma çalışmalarını yürüteceğiz. Bunun dijital ortamdaki kısmını bu yıl denedik. Bu çalışmaları özellikle aktif kazı sezonumuz bitse bile yeni yıla taşıyacağız.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çocukluk yıllarından itibaren müziğe ilgi duyan 51 yaşındaki Sonan Yılmaz, 1990’da Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Yarı Zamanlı Koro Bölümünü kazanarak müzik kariyerine ilk adımı attı.
Daha sonra Bilkent ÜniversitesiMüzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Opera Şan Sanat Dalında öğrenimini devam ettiren Yılmaz, 1999’da Kültür ve Turizm Bakanlığının sınavlarına girerek Antalya Devlet Opera ve Balesi görevine başladı.
Halen Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde görevini sürdüren Yılmaz, geçen yıl Bozok Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü kazandı.
Ankara’dan Yozgat’a hızlı trenle günübirlik gelerek eğitimini sürdüren 2’nci sınıf öğrencisi Yılmaz, ders aralarında notalara çalışarak prova yapıyor, seslendirdiği aryalarla da fakültenin koridorlarını inletiyor.
Zaman zaman yurt dışında Türkiye’yi temsil eden ve uluslararası opera yarışmalarında 11 ödülü bulunan Yılmaz, 12 Aralık’ta İtalya’nın Milano kentinde konser verecek.
Opera sanatını 26 yıldır sürdürdüğünü belirten Yılmaz, AA muhabirine, sinema sanatının inceliklerini öğrenmek, bilinçli bir medya okuryazarı olmak ve bu alanda kendini yetiştirmek için bu bölümünü seçtiğini söyledi.
Haftanın 4 günü Ankara’dan trenle gelip derslere katıldığını anlatan Yılmaz, “Daha önce opera sanatıyla tanışmamış öğrencilerin olabileceğini düşünerek fakültede ders aralarında arya söylüyorum. Opera sanatı farklı bir ses eğitimini gerektirdiği için yüksek frekans ve desibelde sesler çıkartmak gerekiyor. Öğrenci arkadaşlar bunu duyduklarında çok etkileniyor. Bunu nasıl yaptığım ve başarabildiğim konusunda bilgi almaya çalışıyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor.” diye konuştu.
“Bize opera hakkında bilgi veriyor”
Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Müzeyyen Sırım da operaya gidemeyen öğrenciler için Sonan Yılmaz’ın büyük bir fırsat olduğunu belirtti.
Yılmaz’ın ders alarında öğrencilere dinleti sunduğunu aktaran Sırım, “Bize opera hakkında bilgi veriyor, biz de bundan faydalanıyoruz. Şimdiye kadar hiç operaya gitmemiş ya da gitmeye fırsatı olmamış bizler için gerçekten çok güzel bir nimet olarak bakıyoruz. O yüzden mutluyuz.” dedi.
Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi Merve Tekinışık ise Sonan Yılmaz’ın ders aralarında arya seslendirdiğini belirterek, “Fakültemizde çok güzel ve eğlenceli zaman geçiriyoruz. Dersten sonra güzel sesiyle bir nevi rahatlama seansı oluyor. Yozgat’ta bu avantajı bulmak bizim için çok önemli.” ifadesini kullandı.
-“Öğrencilere rol model oluyor”
Bozok Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zülfiye Acar Şentürk de hem ikinci üniversite olarak tercih edenler hem de hayatına değer katmak için yeni bir üniversite okumak isteyenlerin fakülteye değer kattığını söyledi.
Değer katan öğrencilerden birinin de Sonan Yılmaz olduğunu ifade eden Şentürk, şunları kaydetti:
“Kendisi devlet opera sanatçısı. Koridorlarda billur gibi çok güçlü sesiyle bize küçük mini konserler veriyor. Öğrencilerimiz de bundan çok memnun kalıyor. Hem öğrencilerimize hem de diğer fakültelere örnek oluyor, değer katıyor aslında. Sonan Hanım güçlü bir kadın, güçlü bir ses ve yaşça kendisinden küçük öğrencilere rol model oluyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sinop Gençlik ve Spor Müdürlüğü Meydankapı Genç Ofis’te gerçekleştirilen etkinliğe, Sinop Valisi Mustafa Özarslan, Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhitdin Yılmaz, akademik ve idari personel, vatandaşlar ve çok sayıda öğrenci katıldı. Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Adem Orakçı’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen programda, Sinop Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zekiye Tunç, Anadolu Selçuklu döneminin önemli figürlerinden biri olan Muinüddin Süleyman Pervane’nin siyasi kariyeri ve Sinop’a etkilerini derinlemesine ele aldı. Programda, Pervane’nin Selçuklu siyasi hayatındaki rolü, devlet yönetimindeki etkisi ve Moğollar ile olan ilişkisine de değinildi.
Etkinlik, Sinop Üniversitesi müzik Öğrenci Topluluğu’nun sunduğu dinleti ile devam etti.
Program teşekkür belgelerinin takdimi ile sona erdi. – SİNOP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Karadağ Göçmenleri Derneği Başkanı Adil Özuzun’un ev sahipliğinde gerçekleştirilen organizasyonda, Karadağ’dan Milletvekilleri Nadja Lakovi ve Gordan Stojovi, İstanbul Konsolosu ve birçok davetli hazır bulundu. Etkinlikte, iş insanı Azka Group Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Kaya, Bodrum-Karadağ arasında gerçekleştirdiği fahri turizm elçiliği görevinden dolayı dernek tarafından plaket ile onurlandırıldı.
Bülent Kaya, plaketini Dernek Başkanı Adil Özuzun’un elinden alırken yaptığı konuşmada, iki ülke arasında turizm ve kültür bağlarını güçlendirmek için çalışmaya devam edeceğini belirtti. Kaya, “Karadağ ile Bodrum arasında bir gönül köprüsü kurmaktan büyük onur duyuyorum. Bu plaket benim için çok değerli ve daha büyük projelere ilham olacak,” dedi. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kanal D’nin sevilen dizisi Annem Ankara’nın son bölümü izleyici derinden etkiledi. Mehmet Günsür’ün canlandırdığı Hasan’ın saldırıya uğradığı ve hastaneye kaldırıldığı haberi tüm aileyi gözyaşlarına boğdu. Yeni bölümün fragmanında hastane odasında Hasan’ın başında bekleyen Zuhal, “Sen istesen de istemesen de biz bir aileyiz, ben de oğullarım da senin yanındayız, yaşamak zorundasın Hasan!” dediği anlar izleyicide ‘Hasan yaşayacak mı, Mehmet Günsür diziden ayrılıyor mu?’ sorularını daha da pekiştirdi.
‘BÖYLE VEDALAŞMAMALIYDIK’
Dizide anlatıcı olan ortanca oğul Başar’ın son bölümün finalinde “Böyle vedalaşmamalıydık babamla.” sözleri de akıllarda soru işaretleri bıraktı.
HASAN İÇİN YOLUN SONU MU?
Mehmet Günsür’ün canlandırdığı Hasan karakteri ölecek mi? Mehmet Günsür Annem Ankara’ya veda mı edecek? Tüm bu soruların yanıtları 11 Aralık Çarşamba günü yayınlanacak olan yeni bölümde belli olacak.
GERÇEK BİR HİKAYE
Başak Angigün kendi gerçek hayat hikayesinden yola çıkarak kaleme aldığı, yönetmenliğini Can Ulkay’ın yaptığı, BKM imzalı Annem Ankara’nın başrollerini Mehmet Günsür ve Bergüzar Korel paylaşıyor.
GÜÇLÜ KADRO
Dizinin güçlü oyuncu kadrosunda Korel ve Günsür’ün yanı sıra; Özgürcan Çevik, Gökçe Eyüboğlu, Sevinç Erbulak, Yıldıray Şahinler ve Güler Ökten, Sinem Uslu, Muharrem Türkseven, Mustafa Açılan, Dilek Çelebi, Hakan Akın ,Fatma Toptaş, Durukan Çelikkaya, Ezgi Gör, Selen Özbayrak, Başak Akan, Mustafa Enis Bilir, Beyza Şekerci, Cansu Dağdelen, Ediz Gülsuyu, Mert Tanık, Naz Özgülüş, Egemen Ulaş Önkal Mehmet Can Akça, Yasin Pehlivan yer alıyor.
Gerçek bir hikayeden uyarlanan Annem Ankara, her çarşamba akşamı saat 20.00’de Kanal D’de.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Festival, Katar başta olmak üzere Körfez ve Kuzey Afrika ülkelerinden geleneksel denizcilik sektörünün katılımcılarını bir araya getirerek bölgenin zengin denizcilik tarihini yakından tanıma fırsatı sunuyor.
Katar Kültür Köyü tarafından bu yıl 14’üncüsü düzenlenen festivalde, inci dalışından ağ yapımına, geleneksel teknelerin sergilendiği stantlardan folklorik gösterilere kadar çok sayıda etkinlik yer alıyor.
Katara Kültür Köyü Genel Müdürü Prof. Halid Al Sulaiti, festivalin açılışında yaptığı konuşmada, “Geleneksel Dhow Festivali, Katar’ın köklü denizcilik mirasını ve inci avcılığını tekrar hatırlamak ve bu mirası dünya ile paylaşmak için önemli bir fırsat. Festival sayesinde aynı zamanda kültürel bağları güçlendirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Festivalin en dikkat çeken etkinliklerinden biri olan geleneksel dhow yarışı, bölgedeki denizcilik geçmişini canlandırıyor. Bu yarışlar, hem spor hem de kültürel bir etkinlik olarak yerel halktan ve özellikle Körfez ülkelerinden büyük ilgi görüyor.
Ayrıca, festival boyunca düzenlenen ışık gösterileri, canlı müzik performansları ve yerel lezzetlerin sunulduğu yemek stantları, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim yaşatıyor.
Denizcilik kültürü gelecek nesillere aktarılıyor
Kültürel bir eğitim platformu da olan festivalde, yelken yapımı ve inci avcılığı gibi geleneksel denizcilik mesleklerine dair atölyeler düzenleniyor. Böylece denizcilik ve deniz avcılığı kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasını hedefleniyor.
Katara 14. Geleneksel Dhow Festivali 7 Aralık’a kadar Katara Kültür Köyü’nde devam edecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gordion Vakfı (GORVAK) Yönetim Kurulu Başkanı Emekli Albay Kadim Koç ve Yüzüncü Yıl Tarih Kültür Sanat ve Fotoğraf Derneği Başkanı Yaşar Saygılı, belediyeyi ziyaret ederek kültürel iş birliği konularını ele aldı.
Ziyarette, özellikle Kültür Yolu Projesi kapsamında yeni müzelerin kurulması ve bu alanda yapılması gereken çalışmalar masaya yatırıldı. Projenin, Kütahya’nın tarihi ve kültürel zenginliklerini daha geniş kitlelere tanıtarak şehir turizmini canlandırması hedefleniyor.
Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, görüşmenin oldukça verimli geçtiğini ve bu iş birliğinin şehrin kültür ve turizm potansiyelini artıracak önemli bir adım olduğunu vurguladı. Kahveci, nazik ziyaretleri ve değerli paylaşımlarından dolayı misafirlere teşekkür ederek, projeye desteklerinin artarak devam edeceğini ifade etti. – KÜTAHYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ – Kayseri’de Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği üyesi kadınlar, şiddete karşı farkındalık oluşturmak amacıyla tiyatro oyunu sahneledi.
Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği tarafından oluşturulan ve kadına yönelik şiddeti içeren ‘Bana Ellerini Ver’ tiyatro oyunu Melikgazi Belediyesi Tiyatro Salonu’nda sergilendi. Tiyatro gösterisine Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Oyun hakkında bilgi veren dernek Başkanı Dr. Sema Karaoğlu, tiyatro alanında ilk deneyimleri olmasından dolayı dernek olarak çok heyecanlı olduklarını söyleyerek, “Bugün 25 Kasım kadına şiddete karşı mücadelede uluslararası bir gün. Bizde bugün bu farkındalık gününde bir farkındalık yapmak istedik. Bu benim ilk yönetmenlik deneyimim olacak. Biz bir eser yapalım ama bu tamamen Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği’nden çıksın istedik. Yazanı da, yöneteni de, oyuncuları da oradan olsun istedik. Canlandıracağımız karakterlerin hepsi gerçek hayattan esinlenilmiş karakterler. Bugün burada bir drama izleyeceğiz. Ancak bir umutla bitirmek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Spor Bilimleri Derneği tarafından bu yıl 22’ncisi düzenlenen Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi’nin açılışı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katılımıyla Gazi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Kongrenin açılışında konuşan Tekin, Öğretmenler Günü Haftası dolayısıyla Bakanlık olarak bazı etkinlikler planladıklarını dile getirdi. Bakanlık olarak en çok üzerinde durdukları konulardan bir tanesinin spor kültürü ve spor alışkanlıklarının kazandırılması olduğunu belirten Bakan Tekin, Platon’un beden eğitimi ve müziğin eğitimdeki yerine ilişkin sözlerini hatırlatarak, “Kendi bedenine egemen olamayan bir insanın toplumda yöneticilik yapma ihtimali yok. Dolayısıyla spor ve spor eğitimi sadece sporcuların eğitimi anlamında değil, toplumun tamamının bu anlamda hayatını yönlendirmesi açısından çok önemli. Ben bu vesileyle Milli Eğitim Bakanlığı olarak hem çocuklarımızın gündelik hayatta sportif alışkanlıklar kazanmasını hem de beden eğitimi derslerinin daha verimli, daha işlevsel hale gelmesi için ciddi değişiklikler yaptık” dedi.
“Spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız”
Bakan Tekin, 2014 yılında proje okul uygulaması başlattıklarını ve sportif eğitim veren okulları tematik hale getirmek istediklerini dile getirdi. Bunun ilk örneklerinden birinin Voleybol Federasyonu ile yürütülen Türkiye Voleybol Lisesi olduğunu kaydeden Tekin, “Türkiye’de özellikle kadın voleybolu ile ilgili yaşanan gelişmelerde MEB ile Türkiye Voleybol Federasyonu’nun ortaklaşa yürüttüğü bu projenin çok büyük bir yeri var. Benzeri şekilde Türkiye Futbol Federasyonu ile ortak Riva’da ilk örneğini verdik, Futbol Lisesi açtık. Spor liselerimizin büyük çoğunluğu 2014 itibarıyla hemen hemen tamamı genel spor liseleriydi. Dolayısıyla okula atadığımız öğretmen arkadaşlarımızın ilgilerine göre devamlı olmayan bir görünüm arz ediyor. Bunun üzerine biz proje okul formatıyla federasyonlarla bu liseleri tematik hale getirmek istedik. Bu okulların sportif anlamdaki derslerle ilgili müfredatını ilgili federasyonlarla yaptık. Akademik kısmını bakanlıktaki ilgili genel müdürlük ve Talim Terbiye Kurulu Başkanı, sportif anlamdaki müfredatını da ilgili federasyonlarla ortak yaptık. Bu bence çok önemli bir adımdı. Gelecekte spor liselerimizi bu anlamda tematik hale getirmeye devam edeceğiz. Başka bir başlangıç daha yapıyoruz. İlk örneğini güzel sanatlar liselerimizle beraber yaptık bu yıl. Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi ile birlikte bir müzik ilkokulu, ortaokulu ve lisesini test ettik. İlk yıldan itibaren tematik spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız. Daha küçük yaşlardan itibaren sportif yeteneklerini çocuklarımızın tespit edip, o yeteneklerine uygun eğitim öğretim almalarını temin edecek bir adım atacağız” dedi.
Kongre 24 Kasım tarihlerine kadar sürecek. Kongrenin açılışına Bakan Tekin’in yanı sıra, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Ünal, Spor Bilimleri Derneği Başkanı Fikret Soyer, akademisyenler, öğrenciler ve sporcular katıldı. – ANKARA
Milli Eğitim BakanıYusuf TekinPolitikaKültürEğitimankaraSpor
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 22’nci Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi’nin açılışında erken yaşta spor eğitimi verilmesinin önemine dikkat çekerek, spor liselerinin tematik hale getirileceğini bildirdi.
Spor Bilimleri Derneği tarafından bu yıl 22’ncisi düzenlenen Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi’nin açılışı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katılımıyla Gazi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Kongrenin açılışına Bakan Tekin’in yanı sıra, Gazi Üniversitesi Rektörü Uğur Ünal, Spor Bilimleri Derneği Başkanı Fikret Soyer, akademisyenler, öğrenciler ve sporcular katıldı. Kongrenin açılışında konuşan Tekin, Öğretmenler Günü Haftası dolayısıyla Bakanlık olarak bazı etkinlikler planladıklarını dile getirdi.
“Kendi bedenine egemen olamayan bir insanın toplumda yöneticilik yapma ihtimali yok”
Bakanlık olarak en çok üzerinde durdukları konulardan bir tanesinin spor kültürü ve spor alışkanlıklarının kazandırılması olduğunu bildirdi. Platonun iki beden ve müzik eğitimini çok önemli olduğu sözlerini hatırlatan Bakan Tekin, “Kendi bedenine egemen olamayan bir insanın toplumda yöneticilik yapma ihtimali yok. Dolayısıyla spor ve spor eğitimi sadece sporcuların eğitimi anlamında değil, toplumun tamamının bu anlamda hayatını yönlendirmesi açısından çok önemli. Ben bu vesileyle Milli Eğitim Bakanlığı olarak hem çocuklarımızın gündelik hayatta sportif alışkanlıklar kazanmasını hem de Beden Eğitimi Derslerinin daha verimli daha işlevsel hale gelmesi için ciddi değişiklikler yaptık” dedi.
“Spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız”
Bakan Tekin, 2014 yılında Proje Okul uygulamasının başlatarak sportif eğitim veren okulların tematik hale getirmek istediklerini bildirdi. İlk örneklerinden bir tanesinin Voleybol Federasyonuyla yürütülen Türkiye Voleybol Lisesi olduğunu kaydeden Tekin, “Türkiye’de özellikle kadın voleybolu ile ilgili yaşanan gelişmelerde MEB ile Türkiye Voleybol Federasyonu’nun ortaklaşa yürüttüğü bu projenin çok büyük bir yeri var. Benzeri şekilde Türkiye Futbol Federasyonu ile ortak Riva’da ilk örneğini verdik Futbol Lisesi açtık. Spor liselerimizin büyük çoğunluğu 2014 itibariyle hemen hemen tamamı genel spor liseleriydi. Dolayısıyla okula atadığımız öğretmen arkadaşlarımızın ilgilerine göre devamlı olmayan bir görünüm arz ediyor. Bunun üzerine biz Proje Okul formatıyla Federasyonlarla bu liseleri tematik hale getirmek istedik. Bu okulların sportif anlamdaki derslerle ilgili müfredatını ilgili federasyonlarla yaptık. Akademik kısmını bakanlıktaki ilgili genel müdürlük ve Talim Terbiye Kurulu Başkanı da sportif anlamdaki müfredatını da ilgili federasyonlarla ortak yaptık. Bu bence çok önemli bir adımdı. Gelecekte spor liselerimizi bu anlamda tematik hale getirmeye devam edeceğiz. Başka bir başlangıç daha yapıyoruz. İlk örneğini güzel sanatlar liselerimizle beraber yaptık bu yıl. Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi ile birlikte bir müzik ilkokulu ortaokulu ve lisesini test ettik. İlk yıldan itibaren tematik spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız. Daha küçük yaşlardan itibaren sportif yeteneklerini çocuklarımızın tespit edip o yeteneklerine uygun eğitim öğretim almalarını temin edecek bir adım atacağız” dedi.
Kongre 24 Kasım tarihlerine kadar sürecek.

Milli Eğitim BakanıYusuf TekinPolitikaEtkinlikKültürEğitimSpor
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYMEK Sarıoğlan Sosyal Yaşam Merkezi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle hazırlanan serginin açılışı, Kaymakam Tugay Kalkanlı tarafından gerçekleştirildi.
Sergide, 1940-1990 yılları arasında kullanılan sıra, kitap, siyah önlük, okul fişleri ve müzik aletleri gibi birçok materyal yer alıyor.
Sergi, hafta boyunca vatandaşların ziyaretine açık olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kadir Has Kongre ve Kültür Merkezi’nde saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı’nın okunması ve Kur’an- Kerim tilavetinin ardından başlayan törene Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri İl Müftüsü Durmuş Ayvaz, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Müsikisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Koca, protokol üyeleri, hafızlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Müsikisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Koca, katılımcılara sevilen eserlerini seslendirdi.
Programın açılış konuşmasını yapan Kayseri İl Müftüsü Durmuş Ayvaz, “Kayseri bugün bambaşka. Her zaman da başka. Dini hassasiyet, manevi değerler, milli değerler ve kültürel değerler dile geldiğinde Kayseri ülkemizde her zaman öncü olmuş, tarihin derinliklerinde, Erciyes’in gölgesinde nice yiğitler, nice alimler, nice veliler yetiştirmiştir. Yetiştirmeye de devam ediyor. Hafız, Allah’ın 99 isminden bir tanesidir. Öyle ki Rabbimiz hafız olması amacıyla Kur’an-ı Kerim’de; “O yüce kitabı ben indirdim, muhakkak ki yine onu kıyamete kadar muhafaza edecek, koruyacak olan benim” diyor. Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz’e inmeye başladığı andan itibaren peygamberimiz ve sahabeler onu ezberlemeye başladılar. Vahiy katipleri de yazdılar. Daha sonra da günümüze kadar geldi. Kur’an’ı taşıyanlar, İslam’ın bayrağını, sancağını taşıyorlar. İslam’ın sancağını taşıyan hafızlarımızı tebrik ediyorum, onlara teşekkür ediyorum. Ben çalışmalarımızda bizlerden desteklerini esirgemeyen herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek de, “Burada sizlere baktığımda muhteşem bir sahne görüyorum ve annelerinizin, babalarınızın sizlere heyecanla, gururla baktığını görüyorum. Değerli anneler ve babalar en büyük gurur sizin. Sizler emek verdiniz, uyumadınız. Bazen çocuklarınıza hasret kaldınız, bazen kıyamadığınız günler oldu ama istediniz ki Allah’ın kelamını öğrensinler. Hem bu dünyalarını, hem öteki dünyalarını kurtarsınlar. Çünkü biz Müslümanız. Biliyoruz ki bu dünyadan başka bir dünya daha var. O yüzden hepinizle gurur duyuyoruz. Sevgili hafızlarımız, dünyanın birçok yerinde dinimize ve peygamberimize bazı alçaklar hakaret ediyorlar. Fakat bilmiyorlar ki onlar ne yaparlarsa yapsınlar bu binler bu salonları doldurmaya devam edecek. Bu memleket hafızlar yetiştirmeye devam edecek. Peygamberimizin ismini anarken kalpleri titreyecek, heyecandan gözyaşı dökecek. Çünkü Kayseri de Peygamber Efendimiz’e aşık. Orada bir afiş var ” Gazze’ye selam” diye. Hepimiz buradan Gazze’deki kardeşlerimize selam gönderiyoruz. İnşallah daha binlerce yıl bizim dinimiz dünyaya adalet getirecek. Gençlerimizin heyecanına ortak olan herkesi saygıyla selamlıyor, hepinize teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından hafızlık eğitimini tamamlayan öğrencilere belgeleri ve hediyeleri takdim edildi. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KANAL D’nin merakla beklenen dönem dizisi Annem Ankara’dan yeni bir tanıtım filmi geldi. Yeni fragman, baba-oğul hesaplaşmasını gözler önüne serdi. Annem Ankara’da Hasan’ı oynayan Mehmet Günsür’ün babasına söylediği ‘Oğullarıma babalık yapmak için gerçek bir babaya ihtiyacım vardı’ sözlerine babanın verdiği ‘Bir babanın oğulluğu baba olunca biter Hasan’ yanıtı çarpıcı bir etki yarattı.
MEHMET GÜNSÜR SEYİRCİ KARŞISINDA
1990’lı yılların Ankara’sında geçen Annem Ankara’da Mehmet Günsür’lü ilk tanıtım filmi yayınlandı. Yakında Kanal D’de ekrana gelecek dizinin fragmanında Hasan ile duyma sorunları yaşayan yaşlı babası arasında etkileyici bir diyalog yaşandı.
9 YAŞINDA YATILIYA VERDİNİZ
Hasan, babasına “Sen bize ne zaman babalık yaptın da şimdi bana hatırlatıyorsun. Sen ne vakit baba olduğunu hatırladın. Bizim bir aile olduğumuzu ne zaman hatırladın baba. Beni 9 yaşında yatılıya verdiniz. Mühendis çıkana kadar da arayıp sormadınız” sözleriyle sitem etti.
AİLE NE DEMEK?
Babası az duyduğu için sık sık sesini yükselten Hasan, “Ne biliyim aile ne demek. Bilmiyorum aile nasıl çalışır. Bizimkisi aile değil miydi? Sen o zaman neredeydin? Oğullarıma babalık yapmak için gerçek bir babaya ihtiyacım vardı demek ve baba maalesef sen orada yoktun” diyerek babasına yüklendi.
EVLATLIKTAN DEĞİL BABALIKTAN MESULSÜN
Babası da Hasan’a ders niteliğindeki şu cümlelerle yanıt verdi: Benim senden esirgediğimi sen çocuklarından esirgeme o zaman. Doğru bir baba nasıl oluyorsa göster biz de bilelim. Bir babanın oğulluğu baba olunca biter Hasan. Sen evlatlıktan değil babalıktan mesulsün.
BENİM ANNEM DİRENİŞTİ, MÜCADELEYDİ
Bergüzar Korel ve Mehmet Günsür’ü yıllar sonra aynı projede buluşturan Annem Ankara, Babalık nedir görmemiş Hasan ile 3 erkek çocuğuna bakabilmek için erken yaşta emekli olan bir annenin hikayesini anlatıyor. Senaryosunu Başak Angigün’ün kaleme aldığı dizinin yönetmen koltuğunda usta isim Faruk Teber oturuyor.
GENİŞ VE GÜÇLÜ OYUNCU KADROSU
Dizinin oyuncu kadrosunda Bergüzar Korel ve Mehmet Günsür’ün yanı sıra Özgürcan Çevik, Gökçe Eyüboğlu, Sevinç Erbulak, Yıldıray Şahinler ve Güler Ökten, Sinem Uslu, Muharrem Türkseven, Mustafa Açılan, Dilek Çelebi, Hakan Akın, Fatma Toptaş, Durukan Çelikkaya, Ezgi Gör, Selen Özbayrak, Başak Akan, Mustafa Enis Bilir, Beyza Şekerci, Cansu Dağdelen, Ediz Gülsuyu, Mert Tanık, Naz Özgülüş, Egemen Ulaş Önkal, Mehmet Can Akça ve Yasin Pehlivan yer alıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Düzce Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, tarihi milattan önce 3. yüzyıla uzanan antik kentteki kazı çalışmaları, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izni ve Düzce Belediyesinin desteğiyle Konuralp Müze Müdürlüğü başkanlığınca sürdürülüyor.
Çalışmalarda, kilise yapısının yanında Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen su depolama havuzu bulundu.
Gün yüzüne çıkarılan 2,80×3,90 metre boyutlarında, 1,90 metre derinlikteki su havuzu, dönemin altyapı sistemine ilişkin önemli ipuçları sunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YENİKAPI’da 7’nci ErzincanKültür Buluşması gerçekleşti. Burada konuşan Binali Yıldırım, “Ülkemiz, 21’inci yüzyılın Türk Yüzyılı olacağı dönemde daha birçok başarıya yelken açacaktır. Bunu da birlikle, beraberlikle sağlayacağız” dedi. İstanbul Valisi Davut Gül ise, “Ne kadar çok kültürel, sanatsal, sportif faaliyet oluyorsa bu tür geleneksel lezzetlerin yaşatılması, paylaşılması oluyorsa, İstanbullular o kadar mutlu oluyor, biz de mutlu oluyoruz” ifadelerini kullandı.
Yenikapı’da bulunan etkinlik alanında düzenlenen 7’nci Erzincan Tanıtım Günleri ve Kültür Buluşması 3’üncü gününde devam etti. Etkinliğe, son Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım ve İstanbul Valisi Davut Gül katıldı. Binali Yıldırım ve Davut Gül yöresel ürünlerin satıldığı alanı gezerek, tadım yaptı. Erzincan Dernekler Federasyonu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı, Erzincan Valiliği ve Belediye Başkanlığının desteklediği programa ayrıca; Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, Erzincan Milletvekilleri Süleyman Karaman, Mustafa Sarıgül, Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun, İBB Genel Sekreter Yardımcısı ve Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri Mahir Polat, İstanbul’da bulunan Erzincan Dernekleri temsilcileri, ilçe ve belde Belediye Başkanları ile Erzincanlılar katıldı.
‘TÜRKİYE’Yİ, TÜRKİYE YÜZYILI’NA TAŞIYACAK HİZMETLERİ KAZANDIRDIK’
Burada konuşan Binalı Yıldırım, “Etrafımıza bir göz atın. Kuzeyimizde savaş, güneyimizde savaş ve 40 yıldır geleceğimizi karartmaya çalışan terör örgütüyle verilen mücadele. Erzincan her zaman birliğin, beraberliğin, kardeşliğin timsali olmuş bir şehirdir. Erzincan her zaman hoşgörünün engin bir şekilde yaşatıldığı şehirdir. Mezhep, meşrep farkı demeden, etrafı dağlık, ortası bağlık, cennetten biş köşe… Erzincanlılar, bu ülkenin teminatıdır, geleceğin teminatıdır. Sadece Erzincan’a değil, ülkemizin her köşesine Türkiye’yi, Türkiye Yüzyılı’na taşıyacak hizmetleri kazandırdık. İstanbul, yedi tepeli şehir, ülkemizin göz bebeği şehir. Az ileride Avrasya Tüneli var, hemen yanında Marmaray var, onu da yaptık, İstanbul’a kazandırdık. Kuzey Marmara’yı, raylı sistemleri İstanbul’a kazandırdık. Ülkemiz, 21’inci yüzyılın Türk Yüzyılı olacağı dönemde daha birçok başarıya yelken açacaktır. Bunu da birlikle, beraberlikle sağlayacağız” dedi.
Yöresel pazarda keşkek kazanının başına gelen Yıldırım, “Keşkek, bizim düğünlerimizde, bayramlarımızda her türlü etkinliğimizde vazgeçilmez tatlardan biridir. Tatlılar, sarmalar, dönerler, cağ kebabı, aklınıza ne gelirse; bunlar hep memleketimizin lezzetlerini temsil eder. Burada da bugün Yenikapı’da bütün Erzincan’dan gelen ve İstanbul’da yaşayan Erzincanlılar, gelip hasret giderecek, memleket özlemini giderecekler” diye konuştu.
‘BU ETKİNLİKLER İSTANBUL’UMUZA DA ÖNEMLİ KATKI SUNUYOR’
İstanbul Valisi Davut Gül, “Allah birliklerini beraberliklerini, kardeşliklerini daim etsin. Can Erzincan’ı seviyoruz. Burada hemşerilerimizin kendi aralarındaki bu birliktelikleri, bu etkinlikleri, geldikleri memleketlere katkı sunduğu gibi, İstanbul’umuza da önemli katkı sunuyor. Ne kadar çok kültürel, sanatsal, sportif faaliyet oluyorsa bu tür geleneksel lezzetlerin yaşatılması, paylaşılması oluyorsa, İstanbullular o kadar mutlu oluyor, biz de mutlu oluyoruz” diye konuştu.
‘ERZİNCAN BU HALİYLE DE TÜRKİYE’YE MODEL OLABİLECEK BİR ŞEHİR’
Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun, “Öncelikle Erzincanlı hemşerilerimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Erzincanlının İstanbul’da böyle bir etkinlik böyle bir organizasyon düzenlemesi elbette ki gurur verici. Burada bulunan tüm hemşerilerimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum” dedi.
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu ise, “Bugün hakikaten Yenikapı’da tarihi günlerden birini yaşıyoruz. Havada yazdan kalma bir hava. Ben öncelikle Erzincan’dan gelen hemşerilerimize hoş geldin demek istiyorum. Burada da bizi kendi ailelerinden bir fert gibi karşılayan, o samimiyeti, o candanlığı davranışlarında gösteren hemşerilerimize yürekten teşekkür ediyorum. Bu tip şehirlerimizin günlerindeki maksat şu: insanların kaynaşması, gurbette olanların şehirlerinin lezzetlerini, tadını, hatta kokusunu sindirmeleri diyebiliriz. Bugün o günlerden biri. Erzincan bu haliyle de Türkiye’ye model olabilecek bir şehir gerçekten. Kardeşliğin, samimiyetin, candanlığın, davranışsal olarak hayata geçirdiği bir şehir Erzincan. Onun için ben huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sultangazi Belediyesi ve Sultangazi Adıyamanlılar Platformu tarafından ‘Adıyaman Kültür Buluşmaları’ Sultangazi Belediyesi Etkinlik Alanı’nda düzenlendi. Programa Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun’un yanı sıra İstanbul Valisi Davut Gül, Sultangazi Adıyamanlılar Platformu Başkanı Hakan Mamaş, milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile devam eden programda 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremler nedeniyle belediye tarafından Adıyaman’a yapılan yardımlar video gösterimi ile ekrana yansıtıldı. Programda ardından sanatçılar tarafından Adıyaman türküleri seslendirdi. Alanda yöresel oyunlar oynadıktan sonra vatandaşlara kum saati gösterisi izletildi. Başkan Dursun ise etkinliğe katılan vatandaşlara nar ikram etti.
Programda konuşan Vali Gül, “Belediye başkanımıza teşekkür ediyorum. Bütün ilçeleri geziyoruz. Her ilçede kıymetli işler yapılıyor. Hemşerilerimizi bir araya getirmesi çok kıymetli. Her geldiğimizde hemşerilerimizin bu coşkusunu yaşıyoruz. Bizleri de davet ettiğiniz için teşekkür ediyoruz” dedi.
“Bu festivalle gelenek ve göreneklerimizi yaşatmak istiyoruz”
Adıyamanlıların alanı coşkuyla doldurduğunu dile getiren Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Anadolu Kültür Festivali neticesinde birçok hemşeri buluşması yapıyoruz. Bugün de Adıyamanlı hemşerilerimle bir aradayız. Bu festivalle birlik ve beraberliğe vurgu yapmak, gelenek ve göreneklerimizi yaşatmak istiyoruz. Adıyamanlılar bu alanı coşkuyla doldurdular. Adıyaman nüfusu Sultangazi’nin yaklaşık yüzde 10’una tekabül ediyor. Adıyamanlılar bu topraklarda huzur içinde yaşamış olduklarını gösterdiler. Adıyaman, 6 Şubat’ta büyük bir deprem yaşayıp yeniden ayağa kalkan bir şehir. Bizde bunun gibi faaliyetlerle Adıyaman’a destek olmaya gayret ediyoruz. Çeşitli diğer illerle de güçlü programlar yapmaya devam edeceğiz. İstanbul’un her köşesinden ve Sultangazi’den kardeşlerimizi buraya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Bu tür aktiviteler bizim birlik ve beraberliğimizi sağlıyor”
Festivale katılan Mehmet Demirhan, “Bugün düzenlen etkinliğe katıldık. Bu tür aktiviteler bizim birlik ve beraberliğimizi sağlıyor. Bu günü düzenleyenlere teşekkür ediyorum. Adıyaman’ın çiğköftesi, narı ve insanı meşhur. 6 Şubat’tan beri yaralarımızı sarmak için böyle aktivitelerle motive olmaya çalışıyoruz. Güzel bir etkinlikti” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çorum Valisi Ali Çalgan, Temenne Parkı’nda düzenlenen serginin açılış töreninde yaptığı konuşmada, çalıştay için ilçeye gelen sanatçılara teşekkür etti.
Atatürk’ün sanat ve sanatçılarla ilgili birçok veciz söz söylediğini belirten Çalgan, “Atatürk, ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur.’ demiştir. Maddi kültür varlıklarına mutlaka ihtiyacımız var. Parklar, binalar, yollar yapacağız fakat manevi kültür dediğimiz duygularımıza, iç dünyamıza hitap eden üst düzey kültür etkinliklerini sanattır, resimdir, konferanstır, edebiyattır, bu tür etkinliklerle şehirli oluruz.” diye konuştu.
Çorum’da bu tür etkinlikler düzenlendiğini dile getiren Çalgan, “İskilip ölçeğinde, İskilip büyüklüğünde bu tür etkinlik yapılması bizi çok sevindiriyor. Sizler de buna inandığınız için buradasınız. Bu etkinliğe katılmanıza, bizlerle oluşunuza çok değer veriyorum. Bütün sanatçı arkadaşlarımızı kutluyorum. Bu ölçekteki bu yerde böyle bir sanatsal çalıştayı organize ettiklerinden dolayı yerel yöneticilerimizi kutluyorum.” ifadelerini kullandı.
İskilip Belediye Başkanı İsmail Çizikci de ilçenin tarihi ve kültürel dokusunu çizen ve tarihe kazandıran sanatçılara teşekkür etti.
Konuşmaların ardından sanatçılara katılım belgeleri takdim edildi.
Açılış töreninin ardından Vali Çalgan, Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, İskilip Kaymakamı Ramazan Polat, İskilip Belediye Başkanı Çizikci sergiyi gezerek, ressamlardan çalışmaları hakkında bilgi aldı.
Çalıştay kapsamında yapılan resimlerin parkta sergilendikten sonra gelecekte inşa edilmesi planlanan bir müzede tekrar sergilenmek üzere muhafaza edileceği öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atatürk Lisesi’ni ziyaret ederek öğrencilerle buluşan mezunlar, onlara kariyerleri açısından önerilerde bulundu.
Aralarında diplomat, bürokrat ve üst düzey yönetici gibi birçok meslekten kişinin bulunduğu mezunlar grubu, başarı hikayelerini öğrencilerle paylaştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Öğrencilerle sohbet eden Dallı, şehrin kadim tarihiyle Anadolu’nun köklü medeniyetlerine ev sahipliği yaptığına dikkati çekti.
Proje ile Kastamonu’nun tüm zenginliklerini gençlere anlatmayı hedeflediklerini anlatan Dallı, “Kastamonu, binlerce yıllık tarihiyle birçok medeniyetin izlerini barındıran bir şehir. Şehrin tarihi dokusu, kaleleri, camileri, külliyeleri, müzeleri, hanları, konakları ve tarihi alanları da ziyaretçilerine tarihin derinliklerine uzanan bir yolculuk sunmaktadır. Okulum Kastamonu Projesi ile Kastamonu’nun zengin tarih ve kültür mirasını siz gençlerimize tanıtmayı, sizlere tarih ve kültür şuurunu geliştirmeyi, şehrimizin tarihi ve kültürel dokusunu korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın önemini sevgili gençlerimize anlatıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Dallı, günün anısına öğrencilere hediye vererek, eğitim öğretim hayatlarında başarı dileğinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sındırgı Belediyesi, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesinde 29 gönüllü korist ve bir orkestra şefi ile iki ay boyunca konser için hazırlandı. Akpınar Yaşam Merkezi’nde düzenlenen konserde Balıkesir Büyükşehir Belediye Orkestrası eşliğinde koro tarafından farklı yörelerden on beş Türk Halk Müziği eseri seslendirildi.
Konserde SamsunÇarşamba yöresine ait “Çarşambayı Sel Aldı” türküsünü Sındırgı Belediye Başkanı Serkan Sak, koro şefi Adem Soyak ile birlikte seslendirdi. Atatürk’ün “Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözünü vurgulayan Başkan Sak, konuşmasında “Sındırgı’yı sanatla, kültürle buluşturacağız. Sosyal ve kültürel etkinliklerle gençlerimizin ufkunu açacağız. Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde bu şiarla ilerliyoruz. Halkımızın ruhunu sanatla ve kültürel etkinliklerle besleyeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle başta ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm Kuva – yı Milliye kahramanlarımızı, Makbule Efe’leri, İbrahim Ethem Akıncıları Halil Efe’leri ve sayamadığım nicelerini, aziz şehitlerimizi ve ebediyete intikal eden gazilerimizi, hayatta olan gazilerimizi saygı, rahmetle ve şükranla anıyorum. Cumhuriyetimizin 101. Yılı kutlu olsun. Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk” dedi.
İlçe Kaymakamı Didem Dinç Özay “Cumhuriyetimizin 101. Yıl dönümünü iki gün boyunca coşkuyla, sevinçle, birlik ve beraberlik içerisinde birbirinden güzel programlar ile kutladık. Nice 101. Yıllara. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun” dedi.
Programa İlçe Kaymakamı Didem Dinç Özay, Belediye başkan yardımcıları, meclis üyeleri ve yüzlerce dinleyici katıldı. – BALIKESİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

NATALIE PORTMAN KIZ KULESİ’Nİ GEZDİ
43 yaşındaki dünyaca ünlü aktris, İstanbul’a ayak basar basmaz Kız Kulesi’ne gitti. Portman hayranlarıyla da fotoğraf çekildi. Oscar’lı oyuncunun İstanbul’a neden geldiği ise henüz bilinmiyor.
NATALIE PORTMAN KİMDİR?
Luc Besson imzalı “Sevginin Gücü” ( Leon: The Professional) filmiyle, 13 yaşında sinema dünyasına adım atan Natalie Portman, filmde; ailesinin ölümünden sonra bir tetikçinin yanına aldığı bir genç kız olan ‘Mathilda’ya hayat vermişti. “Leon: The Professional” filminden sonra dünya çapında tanınan Portman, Siyah Kuğu filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandı.

Kendisini aldattığı iddia edilen eşi Benjamin Millepied ile boşandı. Ünlü çift, 2009 yılında Siyah Kuğu (Black Swan) filminin çekimlerinde tanışmıştı. Millepied ve Portman 2010 yılında nişanlanmış ve 2012’de evlenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Bosna Hersek İslam Birliği Vakıflar Müdürlüğü ve İbn Haldun Üniversitesince ortaklaşa düzenlenen uluslararası konferans, Bosna Hersek ve Türkiye’den uzmanları bir araya getirirken, iki ülkenin vakıflara yönelik uygulamaları ele alındı.
Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Amila Svraka Imamovic, Bosna Hersek’te karmaşık bir düzen olduğunu ifade ederek, hukuki durumun düzeltilmesine ilişkin yapılacak en önemli maddenin Bosna Hersek’te en kısa sürede iade kanununun çıkartılması olduğunu söyledi.
Dini topluluklara ait olanın geri verilmesi gerektiğini belirten Svraka Imamovic, “Böyle bir şeyin gerçekleşmesi durumunda tüm dini toplulukların güveni de kazanılır. Örneğin Saraybosna’daki Başçarşı’nın tamamı vakıf mülküdür.” dedi.
Bosna Hersek İslam Birliği Vakıflar Müdürü Senaid Zaimovic de iade kanununun önemine değinerek, Bosna Hersek’te birçok vakıf mülkünün yerel yönetimlerin elinde olduğunu aktardı.
İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Afra Aksoy ise akademik olarak iki ülkenin geçirdiği tarihsel kırılmaları takip etmek ve benzer noktalarını görmek istediklerini ifade ederek, “Çünkü Bosna Hersek ve Türkiye, Osmanlı vakıf hukuku bakımından ortak bir mirasa sahip. Osmanlı sonrası dönemde bu nasıl devam etti, nasıl bir dönüşüm geçirdi, hangi kırılmaları yaşadı, vakıf mallarının şu anki durumu nedir ve Batı kanunları ne seviyede uygulanıyor görebilmek için ortak bir çalışma yaptık.” diye konuştu.
Bosna Hersek’in uzun bir birikime sahip olduğunu belirten Aksoy, “Bu sadece bir mal varlığı meselesi değil bu aynı zamanda bir kültür havzası, bir etkileşim ve ortak kültür meselesi. Vakıfların ihyası ve etkin şekilde işleyebilmesini sağlamak önemli. Vakıflar için yapılan her çalışmanın mutlaka bir dönüşü oluyor.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Eğitim Bakanlığının genelgesi doğrultusunda, Cumhuriyet Haftası kapsamında tüm okullarda, ilk derste “Cumhuriyet’e Doğru” tiyatro oyunundan çekilen görüntülerin sinematografik kurgusundan oluşan “Dersimiz Cumhuriyet’e Doğru” filmi gösterildi.
Amasya Valisi Önder Bakan da öğrencilerle birlikte filmi izledi.
Vatanını ve milletini seven insanın, ülkesine katkı sunmak için çok çalışması gerektiğini söyleyen Vali Bakan, öğrencilere hitaben, “Çalışın. İlginiz, yeteneğiniz hangi alandaysa kendinizi geliştirin ve ülkemizin, devletimizin, milletimizin geleceği için hizmete koşun.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Okulun konferans salonunda düzenlenen etkinliğe Doğa Koleji Kurucu Müdürü Orhan Ekinci, birim müdürleri, çok sayıda öğrenci ve okul yönetimi katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda günün anlam ve önemine binaen konuşmalar yapıldı. Konuşmaların ardından sahneye çıkan öğrenciler tarafından Cumhuriyetimin 101.yıl dönümü coşkuyla kutlandı.
Öğrenciler tarafından okunan şiirler ve yapılan gösteriler salondaki herkesin büyük beğenisini aldı. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ORDU – Ordu’nun Ünye ilçesinde 101 öğrenci, öğretmenlerinin eşliğinde Cumhuriyet’in 101’inci yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde “29 Ekim” koreografisi oluşturdu.
Ünye Mehmet Refik Güven Anadolu Lisesi 9’uncu sınıf öğrencileri Beden Eğitimi Öğretmenleri İlker Demir, Ali Arslan, İbrahim Çetin ve Levent Çiloğlu’nun öncülüğünde Cumhuriyet’in 101’inci yılı nedeniyle özel bir koreografi hazırladı. Öğrenciler, okulun bahçesinde toplanarak 29 Ekim koreografisi oluşturdu. Cumhuriyet’in 101’inci yılına özel 101 öğrencinin görev aldığı koreografi havadan görüntülendi.
Düzenlenen koreografi ile ilgili teşekkürlerini ileten Ünye Mehmet Refik Güven Anadolu Lisesi Müdürü Fatih Yıldız, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 101’inci yıl kutlamalarını okulda başlattıklarını belirterek, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANTALYA – Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, Atatürk Kültür Merkezi’nde ’21. Yüzyılda Yeniden Cumhuriyet’ isimli kitabının imza gününde okurlarıyla bir araya geldi.
Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın edebiyat dünyasına adım attığı Lavinya’nın Aşkla İmtihanı isimli öykü kitabının ardından inceleme dalındaki yeni kitabı 21. Yüzyılda Yeniden Cumhuriyet kitabı çıktı. Kitabında daha iyi bir hayatın olanaklarının 100 yıl önce ilan edilen Cumhuriyet’te saklı olduğunu ifade eden Başkan Uysal, yeni kitabının ikinci imza gününü AKM’de gerçekleştirdi. Uzun kuyrukların oluştuğu imza gününde başkan Uysal’a kitabını imzalatanlar arasında kent sakinlerinin yanı sıra çok sayıda meclis üyesi, siyasetçi ve gazeteciler de yer aldı.
Gerçekleşen imza gününde her yıl Cumhuriyet Bayramı’nda torunlarına hediye aldığını söyleyen Hıfzı Yetgin bu yıl ise torunlarına hediye olarak Başkan Uysal’ın imzalı kitabını armağan edeceğini paylaştı. Torunlarına aldığı 4 adet kitabı Başkan Uysal’a imzalatan Yetgin, “Çocuklarımız, torunlarımız yıllarca saklayacakları, okuyacakları, Cumhuriyet bilincini pekiştirecekleri birer eser edinmiş olacaklar” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sanatçının oğlu Cem Tekniker ile kardeşi Orhan Tekniker’in taziyeleri kabul ettiği törene, sanatçının dostları ve sevenleri katıldı.
Cenazeye katılan sanatçı Ulvi Alacakaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 60 seneden beri Şehir Tiyatrolarını takip ettiğini belirterek, bu sahnede iyi bir oyun izlendiğini kanıtlayacak oyunculardan birisinin Suphi Tekniker olduğunu söyledi.
Tekniker’in çok kıymetli bir sanatçı olduğunu ve bu isimlerin sayısının giderek azaldığını vurgulayan Alacakaptan, “Burada oyuna geldiğim her zaman, fuayedeki resimlere bakıyorum. Şu an duvar dolmuş durumda. Her gün bir yenisi geliyor. Geçmişi bilmeyen hiçbir sanat ileriye gidemez. Tabii ki geçmişe takılıp kalmayacaksınız ama geçmişini de unutmayacaksınız. Şimdi maalesef tiyatro, televizyonun gadrine uğramış durumda. Gittikçe seyirci kaybediyor. Burası bir kaleydi ve o kalenin muhafızlarından bir tanesi de Suphi Tekniker’di. Onun, hem sahnede hem sinemada, hep o muzip gülüşlerini hatırlıyorum. Sanki hep delikanlıydı, hep de öyle olacak sanıyorum.” dedi.
Oyuncu Erhan Yazıcıoğlu da ustalarından birinin Tekniker olduğunu söyleyerek, “O, birçok insana olduğu gibi bana da çok fazla yardımcı olmuş, emeği geçmiş birisiydi. Bana ilk el veren aktör Suphi ağabeydi. 1969-1970 tiyatro sezonunda, ‘Ayrıklar’ adlı bir oyundaki rolünü bana devretmişti. Kendisi bir sinema filmi için şehir dışına çıkacaktı fakat döndüğünde de rolü benden geri almadı. Çok üretkendi ve hep yeni işlerle bizim karşımıza çıkardı. Büyük bir değerimizdi, keşke yaşarken kıymetini bilebilseydik.” ifadelerini kullandı.
Tekniker’in Türk sineması ve tiyatrosu için çok önemli bir oyuncu olduğunun altını çizen müzisyen ve oyuncu Coşkun Demir ise şunları söyledi:
“Onun oyun gücünü özellikle tiyatroda çok methederlerdi. O bana, ‘Coşkun, Muhsin Bey beni hep elmayla beslerdi.’ derdi. Suphi Tekniker, tiyatroya aşıktı ve bir o kadar da mütevazıydı. Çok insana faydası olmuş, son derece örnek bir insandı. Mekanı cennet olsun.”
Suphi Tekniker’in cenazesi törenin ardından Ayazağa Mezarlığı’na defnedildi.
Suphi Tekniker hakkında
Mersin’de, 10 Ocak 1940’ta dünyaya gelen Tekniker, Mersin Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nden mezun oldu.
Akrabası Saim Alpago’nun yönlendirmesiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarına giren sanatçı, senaryosunu Erdoğan Tünaş’ın yazdığı, Orhan Günşiray, Fatma Girik ve Suphi Kaner’in rol aldıkları “Cici Katibem” filmi ile 1960’ta oyunculuğa başladı.
“Şoför”, “Talihsiz Yavrum”, “Tatlı Dillim”, “Tarkan Gümüş Eyer”, “Vukuat Var” gibi filmlerde de rol alan başarılı oyuncu, 1975’ten itibaren birçok filmin senaryosunu kaleme aldı.
Tekniker’in rol aldığı tiyatro oyunlarından bazıları şunlar:
“Nuhun Gemisi”, “Evvel Zaman İçinde”, “Romeo ve Jüliet” ve “Kibarlık Budalası” eserleri de yer alıyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Öğretmen Akademisi Vakfı’nın, Garanti BBVA Yatırım desteği ve İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) iş birliği ile Türkiye genelinde düzenlediği eğitim ve doğa temalı fotoğraf yarışmasının sonuçları açıklandı. Eğitimin doğayla olan bağını keşfetmek ve güçlendirmek için çekilen 177 fotoğraf arasından ödül alan 5 eser ve sergilenmek için seçilen 20 eser 23-25 Ekim tarihlerinde Zorlu PSM Galeri Alanı’nda izleyicilerle buluşacak.
Çoğunluğu eğitimci olan 47 katılımcının 177 eserinin yer aldığı yarışmada birinci ‘Yarışlı Gölü’ başlıklı fotoğrafıyla Ufuk Turpcan oldu. M. Turan Döner, ‘Şimşekler ve Şehir’ isimli fotoğrafıyla ikincilik ödülünü alırken, Muhammet Özen ‘Balıkçı’ isimli fotoğrafıyla üçüncülük, Merve Özen ‘Anne Sevgisi’ isimli fotoğrafıyla mansiyon, Salih Kuş ‘Sabah Vakti’ isimli fotoğrafıyla Garanti BBVA Yatırım özel ödülünün sahibi oldu.
Ücretsiz gezilebilecek sergi ile doğanın öğreticiliği ön plana çıkarılarak, doğaya karşı olan sorumlulukları hatırlatmak amaçlıyor. Sergilenen her fotoğraf ile doğanın sunduğu güzelliklerin ve bilgeliğin yanı sıra, insanın doğaya etkisini düşündürmek hedefleniyor. Sergi, herkesi daha bilinçli ve duyarlı bireyler olmaya davet ediyor. Ödüllü eserlere ve sergilenmek için seçilen 25 esere ÖRAV’ın web sitesinden ulaşılabilir.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BAĞCILAR Belediyesi tarafından düzenlenen 3’üncü Bağcılar Kitap Fuarı, 18 Ekim’de Bağcılar Meydanı’nda kapılarını açıyor. 9 gün sürecek olan fuar sohbetten eğlenceye kadar farklı içerikte birçok aktiviteye ev sahipliği yapacak, kitapseverler de sevdikleri yazarlarla bir araya gelme fırsatı bulacak.
15 TemmuzDemokrasi ve Milli İrade Meydanı, 18-26 Ekim tarihleri arasında 3’üncü Bağcılar Kitap Fuarı’na (BKF) ev sahipliği yapacak. Bağcılar Belediyesi tarafından düzenlenecek fuarın hazırlıkları tamamlandı. Açılış için gün sayan fuar alanında 50 yayınevi kitaplarını sergileyecek. Stantlarda polisiyeden tarihe kadar herkesin ilgisini çekecek eserler yer alacak. 27 gazeteci ve yazarın konuk olacağı alanda kitapseverler, yazarlarla bir araya gelme ve sohbet etme imkanı bulacak.
‘BAĞCILAR OLARAK BİZ KİTAPLA YAŞAYAN BİR İLÇEYİZ’
Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, “Bağcılar’ımızda çok ilgi gören kitap fuarımızın bu sene 3’üncüsünü yapıyoruz. En seçkin kitabevlerinin yayınlarıyla ve sevilen yazarlarımızla buluşacağız. İlk fuarımıza 350 bin kişi katılırken geçen yılki 2. BKF’ye 500 bin kişi katılmıştı. Sayının artması bizi sevindiriyor. Sayının bu yıl artarak devam edeceğine inanıyorum. Bağcılar olarak biz kitapla yaşayan bir ilçeyiz. Bu anlamda ilçemizde şu an 117 bin 180 yazılı ve basılı eserden oluşan külliyat sunan 17 kütüphane hizmet veriyor” dedi.
ÜNLÜ İSİMLER KATILACAK
AK PartiİstanbulMilletvekili olan Yücel Arzen’in müzik dinletisinin de yer aldığı özel bir programla açılışı yapılacak BKF’de; AK Parti Manisa Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Bahadır Yenişehirlioğlu, Mete Yarar, Nurullah Genç, Serdar Tuncer, Şermin Yaşar, Hayati İnanç, Ercan Kesal, Türker Akıncı, Turan Kışlakçı, Savaş Barkçin, Zeynep Betül Akyıldız, Onur Erol, Zahide Tuba Kor, Şükran Kaymak, Güven İslamoğlu, Cansu Canan Özgen, Saliha Erdim, Beydan Budak, Yasin Pişgin, Orhan Toker, Fatih Duman, Anıl Basılı, Ayşegül Dede, Sadık Yalsızuçanlar, Turgay Güler ve Sertaç Abi katılacak.
AKTİVİTELER İÇİN ÖZEL BİR PLATO OLUŞTURULDU
Belediyeden yapılan yazılı açıklamada fuar hakkında şu bilgilere yer verildi:
“BKF’ye gelen ziyaretçiler, özel olarak oluşturulan platoda ağırlanacak. Açık alandaki kafede yetişkinler için çay ikram edilecek. Çocuklar da atölyelerde fiziksel ve zihinsel gelişimlerine katkı sunan aktiviteler yapabilecek. Gençler özel hazırlanan Fuar Köşesi’nde hatıra fotoğrafı çekilebilecek. Fuar kapsamında, geçmişten günümüze edebiyat dünyamızda eserleriyle iz bırakan ünlü yazarların fotoğrafları ile hayatlarını anlatan bir köşe de yapıldı. Ayrıca belediyeye bağlı Bilgi Evi öğrencileri ve Kadın ve Aile Kültür Sanat Merkezi kursiyerleri kendi yaptıkları tablo, takı ve benzeri eserleri sergileyecek.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Antalya DOB’dan yapılan açıklamaya göre, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek gösteride, hem klasik hem modern bale yapıtlarının seçkin örnekleri sunulacak.
Riine Sasaki ve Nilay Tahiroğlu gibi ünlü sanatçıların performanslarını sergileyeceği gösteride, Çaykovski’nin “Fındıkkıran” ve “Kuğu Gölü”, Minkus’un “La Bayadere” ve klasik bale repertuvarından “Le Corsaire” ve “Don Kişot” gibi eserler yer alacak.
Ayrıca Carmen’den parçalar ile “İkilem”, “Loneliness”, “Sarcastic” ve “No.7” gibi yenilikçi eserler de sahneye taşınacak.
“Gala Bale” 17 Ekim’de saat 20.00’de Antalya DOB Opera Sahnesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzurum Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Başkanlığınca, kentin güneyinde yeni turizm rotalarının oluşturulması için çalışma yapıldı.
“2025 Turizm Başkenti” ilan edilen kentin, Karayazı, Tekman, Hınıs, Karaçoban, Köprüköy ve Pasinler ilçelerindeki tarihi tabya, türbe, köprü, kilise, cami, mağara ve kaleler ile kanyon, vadi gibi doğal güzelliklerin bulunduğu alanlar, turizm rotalarına eklendi.
Büyükşehir Belediyesi, belirlenen rotaların turizm potansiyelini tanıtmak amacıyla, akademisyenler ve üniversite öğrencilerinin katılımıyla tur düzenledi.
2025’e hazırlanan şehrin kültürel zenginlikleri tanıtılacak
Bölgenin yöresel lezzetlerini tadıp tarihi ve doğal güzelliklerini gezen katılımcılar, şehrin güneyindeki yeni turizm rotasına hayran kaldı.
Yeni turizm rotalarıyla 2025’teki organizasyonlara hazırlanan şehrin, kültürel zenginliklerinin dünyaya tanıtılması hedefleniyor.
Büyükşehir Belediyesi Şehir Tanıtım Uzmanı Canan Şimşek, AA muhabirine, kentin Ekonomik İşbirliği Teşkilatınca “2025 Turizm Başkenti” seçilmesiyle belediye olarak ilk kez profesyonel anlamda güney ilçelere gezi programı gerçekleştirdiklerini söyledi.
Gezinin ilk durağının Tekman olduğunu ifade eden Şimşek, şöyle konuştu:
“Tekman’ın Akpınar köyünü ziyaret ettik ve orada 41 çeşit gastronomi öğesini gördük. Daha sonra Hınıs ilçesine geldik ve turistlerle tarihi Ulu Cami ile Hınıs Kanyonları’nı gezdik. Turistler, burada ovaları, meyve bahçelerini, kilise, cami ve her döneme ait tarihi, doğal güzellikleri görebilecek. Yeter ki turistler bu bölgelere gelsin. 27 kişilik bir kafileyle geldik. Öğrencisinden akademisyenine kadar misafirlerimiz var. Misafirlerimiz buraları çok beğendi.”
“Buralara sahip çıkılmalı”
Geziye katılan Zeynep Soytürk ise ilk kez bölgeye geldiğini ve çok beğendiğini anlattı.
Arkadaşlarını ve çocuklarını artık bölgeye getireceğini belirten Soytürk, “Buraya aşık oldum. Tekman, Hınıs kanyonları ve Karayazı’da bulunan mağaralar adeta birer saklı cennet. Çok güzel yerler. Eskiden insanlar hep bu mağaralarda yerleşik bir şekilde yaşamış. Bu bölgeler herkes tarafından keşfedilmeli ve buralara sahip çıkılmalıdır.” dedi.
Selçuk Yeşilyurt da Erzurum Büyükşehir Belediyesi ile kentin tanınmayan, görünmeyen yerlerini gezdiklerini ifade etti.
Gezi kapsamında gördüğü yerlere hayran kaldığını söyleyen Yeşilyurt, “Tekman’da yöresel ürünleri tattık, Hınıs’ta ise tarihi ve doğal yerleri gezdik. Çok faydalı bir gezi oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ankara Kültür Yolu Festivali kapsamında ATO Congresium’da düzenlenen ‘FreshAnkara 3’üncü Çağdaş Sanat Sergisi’, ‘Yüzü Yüze Çocuk Atölyeleri’ ve ‘Asya’dan Anadolu’ya Türk El Halısı’ sergilerini ziyaret etti.
Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ile Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü ve Türkiye Kültür Yolu Festivali Direktörü Selim Terzi, Bakan Ersoy’a eşlik etti.
SERGİLERİ ZİYARET ETTİ
Ersoy, ‘FreshAnkara 3’üncü Çağdaş Sanat Sergisi’nde, güzel sanatlar eğitimi alan 17-27 yaş arasındaki gençlerin eserlerini inceleyerek bilgi aldı.
Sergide, 65 ilden gelen 779 başvuru arasından, seçici kurul tarafından belirlenen 100 genç sanatçının 300 eseri yer aldı.
Çocukların yaratıcılıklarını geliştirmeyi, potansiyellerini gerçekleştirmeyi ve yaşam becerilerini geliştirmeyi amaçlayan ‘Yüz Yüze Çocuk Atölyeleri’nde gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgi alan Ersoy, çocuklarla sohbet etti.

EN ESKİSİ 17’NCİ YÜZYIL…
Geleneksel Türk El Sanatları Vakfı (GESAV) tarafından, Ankara Kültür Yolu Festivali kapsamında hazırlanan ‘Asya’dan Anadolu’ya Türk El Halısı Sergisi’ni ziyaret eden Ersoy, GESAV Başkanı Kerim Sefer’in koleksiyonuna ait, en eskisi 17’nci yüzyıl olan ve 60 halıdan oluşan Anadolu el dokuma halılarını inceledi.
Sergide ayrıca, Altaylar’ın Pazırık bölgesinde keşfedilen ve dünyanın bilinen en eski halısı Pazırık halısına ilişkin görsel yer aldı.






Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Seminer Salonu’nda yapılan sempozyumun açılışında konuşan Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Destek ve Mali Hizmetler Genel Müdürlüğü Kütüphaneler Daire Başkanı Ayhan Tuğlu, programın iki ülkenin kütüphanesi arasında gerçekleşen ikinci etkinlik olduğunu belirtti.
Tuğlu, “İlk etkinliğimizde hem Osmanlı hem de Macar tarihinde önemli yeri olan İbrahim Müteferrika’yı anmıştık. Onun, iki ülke arasındaki kültürel ve entelektüel köprü olma vasfı bugün hala edebi, kültürel işbirliğimizde sürmektedir.” diye konuştu.
Çevirinin yalnızca diller arasında bir köprü olmadığını aynı zamanda toplumlar arasında tarihi ve kültürel mirasın aktarılmasını sağlayan önemli bir araç olduğunun altını çizen Tuğlu, edebi çevirinin ise milletlerin en değerli düşünce ve duygularını birbirine sunarak ortak kültürel miras oluşturmanın etkili yollarından biri olduğunu söyledi.
Bugün gerçekleştirilen etkinlikle Macaristan ile Türkiye’nin zengin geçmişini edebi eserler aracılığıyla yeniden keşfetmeyi ve iki ülke arasındaki ilişkiyi pekiştirmek istediklerini dile getiren Tuğlu, “Eserlerin dil ve düşünce zenginliği bu çeviri çalışmalarıyla daha geniş kitlelere ulaşacak, edebiyatın evrensel değerleri bir kez daha gün yüzüne çıkarılacak.” dedi.
Programda, Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Victor Matis, Bakanlık Komisyon Üyesi Peter Hoppal ve Macar Milli Kütüphanesi Genel Müdür Yardımcısı Judit Gerencser de konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından sempozyuma geçildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Tekin, Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde üçüncüsü düzenlenen “Din Eğitimi ve Hizmetleri Çalıştayı”nda yaptığı konuşmada, eğitimdeki hedeflerine değindi.
Tekin, “Nihayetinde motto olarak ‘iyi insan’ bizim hedefimiz. İyi insandan kastım sağlıklı çevre, sağlıklı beden, sağlıklı ruh üçleminde iyi eğitim almış bireylerden bahsediyoruz. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin özünde bu var.” ifadesini kullandı.
“Bugün evrensel laiklik anlayışıyla bağdaşır bir Türkiye var”
Türkiye’nin, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla birlikte bambaşka bir noktaya geldiğini belirten Tekin, geçmişte başörtüsü taktıkları için memuriyet hakları ellerinden alınan, disiplin soruşturmalarıyla ihraç edilen kişilerin olduğunu hatırlattı.
Yusuf Tekin, şunları kaydetti:
“28 Şubat sürecinde imam hatip lisesinde çalışırken görevli olduğu pansiyondaki öğrencileri sabah namazına kaldırdığı için irticacı olduğu gerekçesiyle ilişiği kesilen öğretmenler oldu. Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Türkiye’yi dini inanç ve ibadet özgürlüğü anlamında dünya standartlarında bir ülke yapmaya çalışan tüm AK Parti camiasına ve buna katkısı olanlara bir kez daha teşekkür ediyorum. İmam hatip lisesi mezunu olmak bir problemdi. 2006 yılında doçentlik mülakatına girdiğimde Boğaziçi Üniversitesi’nde jüri üyelerinin, ‘Sen imam hatip mezunusun’ diyerek söyledikleri şeyler hala kulaklarımda çınlıyor. İmam hatibe giden çocuklarımızın yaşadıkları bir katsayı zulmünü bu ülke gördü. Bugün çok şükür evrensel laiklik anlayışıyla bağdaşır, dini inanç ve ibadet hürriyetlerinin bütün vatandaşlar için özgürce sağlandığı bir Türkiye var. Türkiye’deki azınlık okullarımızda devam eden azınlık vatandaşlarımızın çocukları LGS sınavlarında kendi dinlerinden sorularla imtihan oluyorlar. Bunlar çok önemli hususlar.”
Tekin, 2011 yılında yapılan yasal düzenlemeyle imam hatiplerin önündeki katsayı engelini yaratan kesintisiz 8 yıllık zorunlu eğitimin önüne geçildiğini vurgulayarak, 12 yıllık zorunlu eğitim ile Türkiye’nin dünyada muadillerinin üstünde bir düzeyde zorunlu eğitim başlatan ülke olduğunu dile getirdi.
Bu adımların önemine işaret eden Tekin, yine aynı düzenlemeyle çocukların okullarda seçmeli olarak Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi dersleri almaya başladığını belirtti.
Din eğitiminin, kuşkusuz vatandaşların milli eğitimden, okullardan beklediği önemli başlıklardan biri olduğunu dile getiren Tekin, Bakanlık olarak isteyen çocuklara dini eğitim verdiklerini aktardı.
“Dini eğitim alanında da metodolojinin değişmesi gerektiğini görmek durumundayız”
“Diğer alanlardaki eğitim öğretim metodolojisi nasıl değişiyorsa dini eğitim alanında da metodolojinin değiştiğini veya değişmesi gerektiğini görmek durumundayız” diyen Tekin, çağın gerekliliklerine uygun, çağın araçlarını kullanan bir yöntemle bu eğitim öğretim sürecinin devam etmesi gerektiğini bildirdi.
Şu an ilahiyat fakültesi mezunu bir öğretmenin 13 farklı dersin uzmanı gibi kabul edildiğini anlatan Tekin, bunun de değişmesi gerektiğini vurguladı.
Milli Eğitim Bakanı Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlahiyat fakültelerinin bu anlamda bölümleşmesi, uzmanlaşması ve dolayısıyla bizim istihdam ettiğimiz öğretmen arkadaşlarımızın da spesifik derslerde uzman olup o derslerde, örnek olsun diye söyleyeyim, Kur’an-ı Kerim, tefsir bir grup, İslam düşüncesi, İslam felsefesi bir başka grup olabilir. Bu alanlarda uzmanlaşıp bu alanların pedagojik formasyon açısından uzmanı olan, bu alanlarda metodoloji bilgisi olan adaylar olarak yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Aynı şekilde yaş grupları itibarıyla da ilkokullarda bu dersi veren kişiyle imam hatip liselerinin son sınıfına ders veren kişinin aynı eğitimden geçmesi biraz içerisinde yaşadığımız uzmanlaşma çağında bir sorunmuş gibi görünüyor. Bu ve benzeri problemlerin tartışılacağı güzel bir çalıştay olmasını temenni ediyorum.”
Çalıştaya, Vali Numan Hatipoğlu, AK Parti milletvekilleri Erol Keleş ve Ejder Açıkkapı, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, İl Emniyet Müdürü Adnan Karayel, İl Jandarma Komutanı Albay Alpaslan Doğan, kurumlar ve siyasi partilerin temsilcileri ile akademisyenler ve vatandaşlar katıldı.
(Bitti)
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>LİMAK Vakfı tarafından kurulan ve bu yıl 7’nci yaşını kutlayan Limak Filarmoni Orkestrası, Anadolu’nun türkülerini, ‘Murat Karahan ile Anadolu’nun Eşsiz Hazineleri’ konseriyle 4 Ekim’de Ankara izleyicisiyle buluşturuyor. Anadolu’nun kültürel derinliğini yansıtan ve halk müziğinin örneklerinin yer aldığı konser, Congresium Ankara Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşecek.
Limak Filarmoni Orkestrası ve Tenor Murat Karahan, Anadolu’nun türkülerini senfonik yorumla başkent izleyicisi için sahneye taşıyacak. Orkestranın sanat yönetmeni Murat Karahan’ın solist olarak sahne alacağı konserde, halk müziği eserleri modern orkestrasyon eşliğinde senfonik bir tarzda yorumlanacak. Konserde Karahan’a ve 70 enstrümandan oluşan Limak Filarmoni Orkestrası’na, Orkestra Şefi İbrahim Yazıcı eşlik edecek. Konser, 4 Ekim’de Congresium Ankara Kongre ve Sergi Merkezi’nde saat 20.30’da gerçekleşecek.
Konserde, farklı yörelerden seçilmiş türkülerin seslendirilmesi ve Anadolu’nun zengin kültürel mirasının filarmonik dokunuşla daha geniş kitlelere ulaştırılması amaçlıyor. Konserin tüm geliri, Türkiye’nin Mühendis Kızları Programı’na aktarılacak. Biletler, online olarak satışa sunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İstanbul Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından kültür ve tabiat varlıklarının korunması ile kaçakçılığın önlenmesine yönelik çalışma gerçekleştirildi. Yapılan çalışmalarda, ele geçirdikleri tarihi eserleri piyasaya sürerek haksız kazanç elde etmeye çalışan bir şebeke takibe alındı. Yürütülen soruşturma çerçevesinde Fatih ilçesinde tespiti yapılan 3 ayrı adrese 13 Eylül’de gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonda 3 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.
Adreslerde yapılan aramalarda ise, 15, 16, 17 ve 18’inci yüzyıla ait olduğu değerlendirilen, bir kısmı Bizans Erken Roma ve Geç Roma İmparatorluk, bazıları klasik ve batılılaşma dönem Osmanlı devirlerine tarihlendiği değerlendirilen farklı ebat ve boyutlarda altın malzemeden imal edildiği düşünülen 435 sikke grubu, Hristiyanlık (Ortodoks/Katolik) inancına ait olduğu değerlendirilen, üzerinde Hz. İsa ile Hz. Meryem ve Hristiyanlık inancı gereği ruhani kabul edilen aziz ve azizelerin resmedildiği, ahşap malzemeden imal edilmiş farklı boyut ve ebatlarda 199 ikona grubu ve 162 Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet devirlerine tarihlendiği düşünülen, halkın sosyal, ekonomik ve kültürel miras değerlerini yansıtan, günümüzde imal ve devamı bulunmayan çeşitli malzemelerden üretilmiş edilmiş etnografik eserler olmak üzere toplam 796 sikke ve obje ele geçirildi.
Operasyon çerçevesinde yakalanan şüpheliler sorgulanmak üzere emniyete götürüldü. Zanlılar hakkında 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanuna muhalefet” suçundan başlatılan işlemler devam ederken, ele geçirilen eserlerin İstanbul Ayasofya Müzesi Müdürlüğü, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdürlüğü ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğüne teslim edileceği öğrenildi.
Öte yandan ele geçirilen tarihi eserler emniyette sergilendi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BEİJİNG, 18 Eylül (Xinhua) — Çin halkı, bu yıl 17 Eylül’e denk gelen Güz Ortası Festivali’nde üç gün süren tatilin keyfini çıkardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>200 yıllık düğün geleneğini yaşatıyorlar
ŞIRNAK – Şırnak’ta 200 yıllık düğünlerde tepsi ile para toplama geleneği yaşatılıyor. Düğünlerde gelin ve damada takı takma işlemi tepsi tutularak sürdürülüyor. Herkesin kendi imkanı kadar isim yazmadan tepsiye attığı takı ve paralarla hem evlenen çiftlere destek sunuluyor, hem kimin ne taktığı belli olmuyor.
Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Dağdibi köyünde yaşayan Sindi aşireti mensubu binlerce vatandaş 200 yıllık düğün geleneğini yaşatıyor. Gelin ve damat için 2 gün 2 gece yapılan düğünlerde takı takma merasimleri ise tepsiyle yapılıyor. Damadın amcası eline aldığı tepsiyle düğüne katılan misafirlerin yanına giderek takı takmalarını istiyor. Dünya evine giren Fatih ve Fatma Ata çifti düğününde davetliler saatlerce süren para toplama işlemiyle para ve takılarını tepsiye koyuyor. Tepsi ile yaklaşık 700 bin lira toplanırken, köydeki bu geleneği yaşatan aşiret mensupları yardımlaşma ve dayanışmanın böyle olması gerektiğini söylüyor. Düğüne katılan herkes imkanları ölçüsünde altın ve paraları tepsiye atarak yeni evli çifte destek oluyor.
Ahmet Ata adındaki vatandaş düğün geleneğinin eskiden beri devam ettiğini söyledi. Ata, “Bu adeti terk etmiyoruz. 2 gün sürüyor düğünlerimiz. Fakir zengin kim gelirse gelsin eşit şekilde para toplanıyor. Kimse arasında rencide olmamak için böyle bir geleneği sürdürüyoruz. 200 yıldan beri var bu gelenek. Düğünden düğüne değişiyor 300 binden 700 bin liraya kadar böyle para topluyoruz” dedi.
Köyün kanaat önderleri 200 yıldan fazla olan bu geleneği yaşatmanın tek nedeninin olduğunu söyledi. Bunun, maddi durumu iyi olmayanlar için tepsiye kimin ne kadar attığının belli olmadan evlenen çiftlere destek sağlamak olduğunu belirtildi.
(SRD-AKK-Y)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çaycuma Müftülüğü tarafından düzenlenen “Peygamberimiz ve Şahsiyet İnşası” konulu konferans, Mevlid-i Nebi Haftası ve Camiler ve Din Görevlileri Haftası etkinlikleri kapsamında gerçekleştirildi. Etkinliğe, Çaycuma Kaymakamı Adem Kaya da katıldı. İlçe halkının yoğun ilgi gösterdiği konferansta, İslam’ın temel değerleri ve Peygamber Efendimizin (S.A.V) örnek kişiliği üzerinde duruldu. Konferansın konuşmacısı, Tekirdağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Hızır Yağcı, İslam’ın şahsiyet inşası üzerindeki etkilerini ve camilerin toplum hayatındaki rolünü anlattı. Dr. Yağcı, dinin ve din görevlilerinin toplum üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yaparak, Peygamber Efendimizin örnek kişiliğinden ilham alınması gerektiğini belirtti.
Kaymakam Kaya, etkinliğin sonunda yaptığı konuşmada, din görevlilerine ve cami cemaatine teşekkür ederek, bu tür etkinliklerin toplumun manevi değerlerini güçlendirdiğini söyledi. Konferans, hem katılımcılar hem de eğitimciler açısından verimli geçti.
Konferansa katılan ilçe halkı, programdan duydukları memnuniyeti dile getirerek, bu tür etkinliklerin devam etmesini temenni etti. Özellikle gençler için büyük bir rehber niteliği taşıyan bu tür organizasyonların, toplumun manevi kalkınmasına katkı sunduğu ifade edildi. – ZONGULDAK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kültür ve Turizm BakanıMehmet Nuri Ersoy:
“35-40 yıl sonra bu tarihi eserin peşine düşerek ülkemize iade edilmesini sağladık”
“Bu iade ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısı 36 oldu”
“Türk milleti aradan kaç yıl geçerse geçsin, Anadolu coğrafyasından kaçırılan eserin peşine düşer, o eseri bulur ve iadesini gerçekleştirir”
ÇANKIRI – Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 1980’li yıllardan yurtdışına kaçırılan 2 bin 500 yıllık eserin Türkiye’ye iade edilmesini sağladıklarını açıklayarak, “Türünün nadide örneklerinden birisi. 1980’li yılların başında Manisa bölgesindeki bir mezardan kaçak kazı ile kaçırıldığı ortaya çıkartılan bir eser. Ama ne yaptık, 35-40 yıl sonra bu tarihi eserin peşine düşerek ülkemize iade edilmesini sağladık” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bir dizi programa katılmak üzere Çankırı’yı ziyaret etti. Bakan Ersoy’un Çankırı’daki ilk durağı Çankırı Valiliği oldu. Çankırı Valisi Mustafa Fırat Taşolar’ı ziyaret eden Bakan Ersoy, daha sonra AK Parti tarafından düzenlenen Türkiye Buluşmaları programına katıldı. Programda konuşan Bakan Ersoy, 1980’li yıllarda Türkiye’den kaçırılan 2 bin 500 yıllık bronz sedirin iadesinin sağlandığını açıkladı. Bakan Ersoy iadesi sağlanan eser ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısının 36 olduğunu belirtti.
“20 yılda ülkemize gelen turist sayısı 12 milyondan 60 milyona ulaşmış durumda”
Turizm alanında yapılan çalışmalarla ilgili de açıklamalarda bulunan Ersoy, “Türkiye’de turist sayısının geliştirilmesi için yapılan çalışmalarla ilgili de bilgi veren Bakan Ersoy, Bakın, 2002 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 12 milyondu. Bugün, 2024 yılı itibariyle bizim ülkemize beklediğimiz turist sayısı 60 milyon. AK Parti iktidarımızla geçen 20 yılda ülkemize gelen turist sayısı 12 milyondan 60 milyona ulaşmış durumda. 2002’de turizmden gelirimiz ne kadardı; 13 milyar dolar. Bugünkü hedefimiz ise 60 milyar dolar. Bu rekorları kırmamız elbette tesadüfle açıklanamaz. Bu başarıları elde etmek için gece gündüz demeden çalıştık, doğru politikalar geliştirdik ve bu politikaları etkin bir şekilde uyguladık. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’de turizm alanında büyük dönüşümler gerçekleştirdik. Turizmin niteliğini arttırmaya dönük projeleri hayata geçirdik. Ülkemizin, şehirlerimizin tanıtımına ayrı bir önem verdik. 200’den fazla ülkede, dünyanın en çok takip edilen medya kanallarında ülkemizi ve turizm bölgelerimizi tanıttık. En önemlisi Türkiye’de turizmi 12 aya yayma hedefiyle çalışmalar gerçekleştirdik. Bu çerçevede sadece sahil turizmini değil bunun yanında tarih, inanç, kültür, doğa, sağlık, gastronomi gibi alanlarda da önemli çalışmaları hayata geçirdik. Biliyoruz ki turizmin 12 aya yayılmasının kültür turizmiyle doğrudan bir ilişkisi söz konusu. Bu çerçevede uzun yıllar ihmal edilen kültürel mirası ayağa kaldıracak çalışmaları hayata geçirdik. Birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu topraklarının dört bir yanında saklı olan, fakat geçmiş dönemlerde ihmal edilen kültürel mirası gün yüzüne çıkardık. Ülkemizin dört bir yanında kazı çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Kazı alanında şu anda dünyada bir numarayız” dedi.
“Bu iade ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısı 36 oldu”
Türkiye’ye iadesi sağlanan eslerle ilgili de detaylara yer veren Bakan Ersoy, “Kültürel mirasa sahip çıkma konusu sadece kazı çalışmalarımızla da sınır değil. Kültürümüze, tarihimize ait tüm eserlerin izini sürerek, o eserleri bulup ülkemize getiriyoruz. Bununla ilgili olarak bakanlık bünyesinde bir başkanlık kurduk. Bu çerçevede bize ait olan, ama bir şekilde yurt dışına kaçırılan tüm eserleri tespit ediyoruz, o eserin peşine düşerek, alıp ülkemizin kültürel mirasına geri kazandırıyoruz. Bunun son örneğini bugün Çankırı’da açıklamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Yaklaşık 2 bin 500 yıllık bronz bir sedir, Paul Getty müzesinden iade alındı. Türünün nadide örneklerinden birisi. 1980’li yılların başında Manisa bölgesindeki bir mezardan kaçak kazı ile kaçırıldığı ortaya çıkartılan bir eser. Ama ne yaptık, 35-40 yıl sonra bu tarihi eserin peşine düşerek ülkemize iade edilmesini sağladık. Elbette bu iade operasyonunda bizlerle ortak çalışma yürüten Getty Müzesi’ne de teşekkür ediyorum. Bu iade ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısı 36 oldu. Değerli arkadaşlar 2018 yılından bu yana, yani sadece son 6 yılda bu şekilde 7 bin 840 eserin ülkemize iadesini sağlamış durumdayız. 2002 yılından bu yana getirilen eser sayısı ise 12 bin 155. Bugün artık dünyada herkes şunu biliyor, Türk milleti aradan kaç yıl geçerse geçsin, Anadolu coğrafyasından kaçırılan eserin peşine düşer, o eseri bulur ve iadesini gerçekleştirir” diye konuştu.
“Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin yıldızını parlatmaya devam edeceğiz”
Son olarak partililere seslenen Bakan Ersoy, ” Türkiye Yüzyılı’nda önümüze çıkan engelleri bir bir aşarak, inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin yıldızını parlatmaya devam edeceğiz. Bu konuda sizlerin desteğine, gayretine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Sizlerin desteğini aldıktan sonra, konuşmamı başında da söylediğim bir cümlenin altını çok kalın şekilde çizmek istiyorum. Yaparsa Ak Parti yapar, yaparsa Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yapar” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Karaköy’de 66 yıl önce yıkılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin ihya çalışmalarına İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin engel olduğu ortaya çıktı. 2020 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile onaylanan ihya projesine rağmen cami inşasının bekletildiğini ifade eden Gazeteci Tolga Saçıkara, “Arazi İBB ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait. İBB’ye ait olan ise büyük kısım. Kültür ve Turizm Bakanlığı 4 senedir ihya etmek istiyor, İBB’den bir türlü netice çıkmadı. Cami, siyasi kavgaya kurban gidecek bir eser değil, bir an evvel geri yapılması lazım” dedi. Öte yandan, caminin ihya edilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün araziye karşılık İBB’ye birçok noktadan arsa teklif ettiği öğrenildi.
Karaköy’de Fatih Sultan Mehmed döneminde ahşap tekke olarak inşa edilen yapı yıkılınca, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kendi adını verdiği bir cami yaptırdı. 17. yüzyılda yaptırılan cami zamanla metruk hale dönüşünce de 1903 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından tekrar inşa edildi. Tarihi caminin yeninden inşasının ardından yanındaki binaya 5 yıl sonra Masonların Türkiye’deki ilk locası kuruldu. Binada masonluğun sembollerinden olan Hiram Usta ve Dul Kadın heykelleri yer alıyor. 1958 yılında ise ‘İstanbul Nazım Çalışmaları’ sırasında Yahudi Mimar Aron Angel’ın hazırladığı planlar sonucunda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii bir kez daha yıkıldı. Kınalıada’da yeniden kurulmak üzere bütün taşları numaralandırılarak sökülen caminin iki parçası dışındaki bölümleri geminin yan yatması ile birlikte kayboldu.
Vakıflar, İBB’ye tarihi caminin arazisine karşılık İstanbul’un birçok noktasındaki mülk teklif etti
2020 yılında 66 yıldır ihya edilmeyi bekleyen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin projesi Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile onaylandı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yüzde 38, İBB’nin yüzde 61.70 mülk sahibi olduğu arazideki ihya çalışmalarına İBB’nin engel olduğu iddia edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, İBB’ye arazideki payına karşılık İstanbul’un birçok noktasından mülk teklif ettiği öğrenilirken, 4 yıldır yapılan tekliflerin İBB tarafından kabul edilmemesi tarihi caminin ihya çalışmalarına engel oldu. Yıkıldığı günden bu yana ihyası defalarca gündeme gelen eserin, masonik yapılar tarafından engellendiği de iddialar arasında yer aldı. Mehmed Şevket Eygi tarafından yazılan ‘Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı’ adlı kitapta Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin İstanbul’un en tezyinatlı camisi olduğu anlatılırken, kasten yıkıldığı da belirtildi.
Tarihte Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin bulunduğu, bugün ise boş kalan arazi havadan görüntülendi. Görüntülerde, tarihi caminin yanına inşa edilen Masonların Türkiye’deki ilk loca binasındaki Hiram Usta ve Dul Kadın heykelleri görüldü. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii arsa takasının ardından ihya edileceği günü bekliyor.
“Masonların Türkiye’deki ilk locası”
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yanına Masonların Türkiye’deki ilk locasının inşa edildiğini anlatan Gazeteci Tolga Saçıkara, “Sultan Fatih döneminde bir tekke olarak inşa edildi. Sonraki yıllarda atıl duruma düştü. 17. yüzyılda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa burada bir cami ihya etti. Bu cami de zamanla metruk hale geldi. 1903 yılında Sultan Abdülhamid Han döneminde İtalyan bir mimar tarafından tekrar geri yapıldı. 5 sene sonra arkasında bulunan taş bina yapılıyor. Burası içinde Masonların Türkiye’deki ilk locası olduğu iddia ediliyor. Bunu nereden anlıyoruz? Hem farklı Mason localarının dergilerindeki kaynaklardan hem de ön tarafında Hiram Usta ve Dul Kadın’ın heykelleri var. Masonluğun büyük sembollerinden olan 2 tane heykel. Hatta Hiram Usta’nın heykeli, hilafet merkezi olan Topkapı Sarayı’nı işaret etmektedir. 1 sene sonra Sultan Abdülhamid tahttan indirildi. Ardından zaten mevcut durumlar yaşanıyor” ifadelerini kullandı.
“Karaköy meşhur olduğunun aksine aslında çok mübarek bir yer”
Karaköy’deki binaların altlarında binlerce mübarek zatın haziresinin bulunduğunu belirten Saçıkara, “Karaköy aslında çok önemli bir yer. Hemen arka tarafta Yeraltı Camii var. Yeraltı Camii’nde 3 tane sahabe efendimiz var. İlk Hicri 48’de sahabe efendilerimiz buraya geldiler. Yani Peygamber Efendimizin vefatından 38 sene sonra. Farklı kaynaklarda belirtildiği üzere 200 bin civarı buraya İslam ordu geldi. Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nün bir çalışması vardı; Bizans ve Araplar diye. Orada 200 bin gibi bir rakam geçiyordu. Fatih alınamıyor ama o dönemde Karaköy alınıyor. Birinci kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, burada binlerce sahabe efendimiz ve tabiin efendilerimizin bulunduğunu biliyoruz. Burası çok mübarek yerler, belki binaların altlarında onlarca mübarek zatın yeri var. Karaköy meşhur olduğunun aksine aslında çok mübarek bir yer. Binlerce Ashabı-ı Kiram haziresine veyahut tabiin haziresine ev sahipliği yapıyor. Karaköy’ün sembol eseri de aslında burada olması gereken Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii” şeklinde konuştu.
“Menderes yıkımlarını organize eden isim Aron Angel isimli Yahudi bir mimar”
Tarihi caminin Yahudi mimar Aron Angel tarafından yıkıldığını dile getiren Tolga Saçıkara, “Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii 1958 yılında yıkıldı. ‘Menderes Yıkımı’ diye bilinen yıkımlarda. Menderes yıkımlarını organize eden isim Aron Angel isimli Yahudi bir mimar. Bugün Bağdat Caddesi’ni yapan mimar. 2000’li yıllarda vefat etti. Onun hocası ise Henry Prost’tur. Prof. Semavi Eyice’nin sömürge mimarı dediği bir isim. İstanbul’u talan eden nazım çalışmalarını başlatan isim. Onun talebesi Aron Angel döneminde de Merzifonlu Kara Mustafa Camii yıkıldı. Buradaki parçalar aslında Kınalıada’ya gönderilecekti. Gemi yan yatmış ve iki parçası kurtarılmış. Kınalıada’da ihya edilmesi gündeme alındı ama olmadı, maalesef birçok parça denize gömülmüş oldu. Aslında burası Menderes Yıkımları diye adlandırılıyor ama o tarihte Adnan Menderes’in arka tarafında iş çeviren farklı isimlerde görüyoruz. Mesela 1958 yılında burası yıkılırken, Menderes’in özel kalemi arkadaki Mason Locası’nın da üstadı olan Ahmet Zeki Korur. Caminin Ahmet Zeki Korur’un emriyle de yıktırıldığını iddia eden tarihçilerimiz var” diye konuştu.
“Kültür Bakanlığı 4 senedir tarihi camiyi ihya etmek istiyor ancak İBB’den bir türlü netice çıkmadı”
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin ihya çalışmalarını İBB’nin engellediğini iddia eden Tolga Saçıkara, “2012 yılında burayı ihya etmek için merhum Kadir Topbaş döneminde bir planlama yapıldı. Birçok aksaklığa uğrayarak bekletildi. 2020 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ihya edilmesi kararlaştırıldı. Burada şöyle bir sorun var; bölgenin üç tane kuruma ait olduğunu görüyoruz. İBB, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Beyoğlu Belediyesi’ne ait. İBB’ye ait olan büyük kısım. Yüzde 61.70 İBB’nin arazisi olarak görünüyor. Yüzde 0.3 ufak bir kısım Beyoğlu Belediyesi’ne ait görünüyor. Geriye kalan yüzde 38’lik kısımda Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait görünüyor. Burayı Kültür ve Turizm Bakanlığı 4 senedir ihya etmek istiyor. Yalnız İBB’den bir türlü netice çıkmadı. Farklı kurumlardan birçok yetkili ile görüştük, bu neticeye vardık. Hatta İBB’deki bazı arkadaşlar şunu iddia ettiler; İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın 2028’de bir seçim yatırımı gibi burayı ihya etmek istediğini söylediler. Bu aslında siyasi kavgaya kurban gidecek bir eser değil. Bir an evvel geri yapılması gerekiyor. Karaköy’e ve İstanbul’a kazandırılması lazım” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Damla Projesi’nin Afyonkarahisar’daki dokuzuncu gününe enerjik bir şekilde başlayan gönüllüler, sabah sporuyla güne zinde başlama fırsatı buldular. Fiziksel aktivite, gruptaki herkesin hem bedensel hem de zihinsel olarak güne daha hazır hissetmesine yardımcı oldu. Ardından yapılan kahvaltı ile gönüllüler, günü dolu dolu geçirecekleri gezilere hazırlanarak Afyonkarahisar’ın tarihi yerlerini keşfetmek üzere yola koyuldular. Gönüllüler, ilk durak olarak Afyonkarahisar Kalesi’nin eteklerinde dolaşarak tarihi evleri ziyaret ettiler. Karahisar Kalesi, şehrin simgelerinden biri olup, geçmişteki zaferlerin ve şehrin direniş ruhunun bir sembolüdür. Kalenin eteklerindeki tarihi evler ise, Osmanlı dönemine ait mimarisiyle gönüllüleri büyüledi. Gönüllüler, bu evlerin geçmişteki yaşamı yansıtan detaylarını keşfederek tarihin içinde bir yolculuğa çıktılar.
Tarihi evlerin ardından, gönüllüler Afyonkarahisar’ın önemli ibadet merkezlerinden olan Ulu Camii ve Mevlevi Camii’yi ziyaret ettiler. Gönüllüler, caminin iç mekanında vakit geçirerek hem ibadet edenlerin huzurlu atmosferine şahit oldular hem de bu muhteşem yapının tarihsel önemini öğrendiler. Ardından, Mevlevi Camii’yi ziyaret eden gönüllüler, buradaki manevi atmosferi hissederek Mevlevilik kültürünü yakından tanıma fırsatı buldular. – AFYONKARAHİSAR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRK sinemasının unutulmaz oyuncularından Adile Naşit’in Avcılar’daki heykelinde bulunan okul zili kimliği belirsiz kişiler tarafından çalındı.Avcılar Belediyesi zilin yenisinin yapılması için harekete geçti. İstanbul’da bulunamayan heykele uygun ölçü ve renkteki zil Amasya’da bulunarak yerine takıldı.
Türk sinemasının unutulmaz oyuncularından Adile Naşit’in ‘Hababam Sınıfı’ filmlerinde canlandırdığı ‘Hafize Ana’ karakteriyle özdeşleşen heykelin elindeki okul zili kimliği belirsiz kişiler tarafından çalındı. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Merkez mahallesinde bulunan heykeldeki zilin yerine yenisinin takılmasını istedi. Ancak zilin heykelle renk ve ölçü açısından uyumlu örneği İstanbul’da bulunamadı. Bunun üzerine Park ve Bahçeler Müdürlüğü Erol Mumcu Kültür ve Sanat Parkı’ndaki heykelden çalınan zilin temin edilmesi için çalışmalara başlandı. Amasya’daki bir ustaya yaptırılan okul zili, Avcılar’daki heykelin eline yerleştirildi. Konuyla ilgili konuşan Park ve Bahçeler Müdürü Emre Remzi Gülşen, ‘Geçtiğimiz günlerde sanat parkımız içerisinde Türk sinemasının efsane isimlerinden Adile Naşit’e ait olan heykelimizde bir olumsuzluk yaşandığını tespit ettik. Hızlı bir şekilde zarar gören zilin yeniden temin edilerek ait olduğu yerde tekrardan halkla buluşmasını sağlıyoruz’ dedi. Yeni zili heykele takan Yusuf Biçer ise Amasya’dan özel olarak İstanbul’a geldi. Biçer, ‘Adile annemizin zilini çalmışlar, beni de aradılar. İstanbul’da bulamadılar, Amasya’da buldum getirdim. Zili, Adile annemizin eline yine taktık. Güzel de oldu’ diye konuştu. Biçer yeni zili taktıktan sonra Adile Naşit heykeliyle fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANTALYA’nın Kumluca ilçesinde halk oyunları, yeni evlenecek çiftlerin düğünleri için vazgeçilmezi haline geldi. Pek çok gelin ve damat, düğün salonuna çeşitli halk oyunları eşliğinde girmek için profesyonel ekipleri tercih etmeye başladı.
Kumluca’da son günlerde halk oyunları düğünlerin vazgeçilmezi oldu. En mutlu günlerinde çeşitli halk oyunları figürleri sergileyerek salona girmeyi tercih eden çiftlerin bu konudaki en büyük yardımcısı ise profesyonel ekipler oldu. Profesyonel halk oyunları ekipleri eşliğinde salona gelen çiftler evliliğin yanında hayallerini gerçekleştirmenin de mutluluğunu yaşadı. Çiftlerin en fazla tercih ettiği ise Teke ve Ege yöresine ait oyunlar oldu.
‘MESLEK HALİNE GETİRİYORUZ’
İlçede faaliyet gösteren halk oyunları ekibinin kurucusu Alperen Töre (21), “Düğünlerde pek yaygın değildi. Evlenecek çiftler düğünlerde gördükçe talep etmeye başladı. Bu zamana kadar geldi. Daha önce böyle şeyler yoktu. Bir iki kere yapıldı. Artık yaygın hale geldi. 13 yaşında başladım, 8 yıldan beri halk oyunları oynuyorum. Düğünlere ücretli gidiyoruz. Şu anda ek gelir olarak yapıyorum, ana mesleğim değil ama ana meslek haline getiriyoruz. Mesleğim sadece bu iş olmasını istiyorum. Düğünlerde Ege ve Teke yöresi oyunları oynuyoruz” dedi.Düğününde halk oyunu oynayan Rabia Öncel, “Türkçe öğretmeniyim. Bu yüzden kendi düğünümde Türk kültürünü yansıtmak istedim. Kendim de zamanında çok halk oyunu oynamıştım. Her kızın hayali olur ya düğünümde salona ilk girişte zeybek oyunuyla girmeyi hep hayal etmiştim. Bu küçüklüğümden beri olan bir hayaldi. Düğünden önce eşime de söyledim o da seve seve kabul etti. Zeybek bizim kültürümüz bu kültürü düğümüzde yaşatmak istedim” dedi.Damat polis memuru Tolga Öncel de şunları söyledi: “Düğünden önce eşim halk oyunları oynamamızı teklif etti. Daha önce gittiğim düğünlerde görüyordum ama bu kadar dikkatimi çekmiyordu. Ben de düğünümüzde farklı bir etkinlik olmasını istiyordum. Kültürümüzü yaşatalım düşüncesine girmiştik. Yaptık çok güzel oldu. Memnun kaldım.”
HABER- KAMERA: Ramazan SARIKAYALI/ KUMLUCA,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Doha’da binlerce yerli ve yabancıya ulaşan Doha Yunus Emre Enstitüsü Türk Kültür Merkezi tarafından Türkiye’nin kültürel değerlerinin geniş kitlelere tanıtıldığı çok sayıda etkinlik düzenleniyor.
Bu kapsamda yeni döneme başlayan Doha Yunus Emre Enstitüsünde 8 farklı kurs ve 14 farklı atölyenin yanı sıra düzenlenecek seminerlerle birlikte 1000’e yakın katılımcı bekleniyor.
Temsilcilikte, her yıl olduğu gibi bu yıl da yetişkinlere ve çocuklara yönelik Türkçe kurslarının yanı sıra Türkçe hikaye okuma ve turizm Türkçesi kurslarından, geleneksel Türk okçuluğu ve ebru, tezhip, minyatür gibi Türk el sanatlarının tanıtıldığı atölyelere kadar her alanda etkinlikler düzenlenecek.
Doha’daki yeni binasında faaliyetlerini sürdürecek temsilcilikte ayrıca Türk kültürünün önemli lezzetlerinden Türk kahvesi günleri de gerçekleştirilecek.
Ayrıca, kursiyerler enstitünün zengin içeriğe sahip kütüphanesinde kitap okuyarak Türkçeyi geliştirme imkanı da bulacak.
Farklı yaş ve meslek gruplarından çok sayıda yabancının ilgi gösterdiği Türkçe kursları, 2016 yılından beri aktif olarak devam ediyor.
Enstitü, ayrıca Türkçe kurs taleplerine istinaden Katar Savunma Bakanlığı personeline yönelik Türkçe kursları da düzenliyor.
Türk kültürünün tanıtılmasına yardımcı oluyor
YEE Doha Koordinatörü Prof. Dr. Ahmet Uysal, AA muhabirine yaptığı açıklamada enstitünün, iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerlemesine katkıda bulunacağını ve medeniyet, sanat ve kültür alışverişini sağlayacağını ifade etti.
Uysal, söz konusu etkinliklerle hem Türk kültürünün tanıtıldığını hem kültürler arasındaki ortak değerlerin ortaya çıktığını dile getirdi.
Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım” dizesinin, çalışmalarda kendilerinin ilham kaynağı olduğuna işaret eden Uysal, şunları kaydetti:
“Türk vatandaşlarımız kadar Doha’da yaşayan herkes, ‘Gelin tanış olalım’ çağrımızın muhatabı. Bulunduğumuz her yerde, herkese Türk kültürünün güzelliklerini anlatmak ve tanıtmak için çalışıyoruz. Katar’da Türkiye’ye yoğun bir ilgi var. Bu durumun da kurslarımıza yansıması bizi mutlu ediyor.
Katılımcılar kurs boyunca sadece Türkçe öğrenmiyor bunun yanı sıra kültürümüze ait en önemli değerleri görme şansına da sahip oluyor. Ayrıca bu yıl ilk kez açtığımız “Türkiye’de Kültür, Toplum ve Siyaset” seminerlerine de yoğun katılım bekliyoruz.”
“YEE’nin Türkçe müfredatı çok başarılı”
YEE’nin Türkçe müfredatını çok başarılı bulduğunu kaydeden Türkçe kursiyerlerden Katar Üniversitesi Ekonomi ve İslami Finans Profesörü Beşir Lütfi, “KursU başarıyla tamamladım ve artık daha iyi konuşabiliyorum. Türkçe çok güzel ve kolay bir dil.” dedi.
Türkçe iletişim kurmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Lütfi, şöyle devam etti:
“Türkçe hikaye kitapları okumayı seviyorum. Türk kültürünü ve fikir hayatını takip ediyorum. Burada hocalarımızla ve arkadaşlarımız ile Türkçe pratik yapıyorum. Türkiye’ye gitmeyi, Türk yemeklerini yemeyi ve insanlarla Türkçe konuşmayı istiyorum.”
“Yunus Emre Enstitümüz Katar’da Türkiye’nin gülümseyen yüzü”
Türkiye’nin Doha Büyükelçisi Dr. Mustafa Göksu da YEE sayesinde Katar’da çok sayıda kişinin Türk dili ve Türk kültürünü tanıdığını belirtti.
Göksu, “Yunus Emre Enstitümüz Katar’da Türkiye’nin gülümseyen yüzü, şefkatli eli ve Türk kültür ve medeniyetinin dünyaya açılan kapısı olmaya devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yunus Emre Enstitüsü
Türkiye’nin uluslararası alanda tanınırlığını artırmak ve dünya üzerinde kültürel etkileşime katkıda bulunmak amacıyla 2009 yılında kurulan Yunus Emre Enstitüsü, kültürel diplomasi, bilim diplomasisi ve Türkçe öğretimi gibi ana konularda dünya genelinde 150’den fazla irtibat noktasıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Türk kültürünün dünya çapında ilgi odağı olması ve dünya genelinde Türkçenin yaygınlaştırılmasına yönelik yüzlerce faaliyeti hayata geçiren Yunus Emre Enstitüsü, Türkçenin dünya dili olmasına yönelik çalışmalarına da devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sakarya Büyükşehir Belediyesi, şehrin güzelliklerini keşfetme fırsatı sunan turizm ve tanıtım gezilerine ara vermeden devam ediyor. Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Turizm Tanıtım Şube Müdürlüğü, Türkiye’nin dört bir yanından gelen misafirlere şehrin en güzel köşelerini keşfetme, tanıma imkanı sunuyor. Büyükşehir’in son misafirleri ise Bilim ve Sanat Merkezi’nde (BİLSEM) görev yapan eğitimciler oldu. Akademisyenler ve öğretmenlerden oluşan 40 kişilik grup, Sapanca ve Taraklı’da keyifli bir geziye çıktı.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen eğitimciler ilk olarak İl Ormanı ve Tabiat Parkı’nın eşsiz tabiatıyla buluştu. Burada yeşilin her tonunu keşfeden ve keyifli bir orman gezisi yapan eğitimciler daha sonra Osmanlı mirası Taraklı’ya hareket etti. Tarihi II. Bayezid Köprüsü, Kuva-i Milliye Müzesi ve Sakin Şehir Taraklı’nın asırlık sokaklarını gezen heyet, tarihte yolculuğa çıktı. Büyükşehir’in rehberliğinde adım attıkları her bölgeyle ilgili bilgi sahibi olan misafirler, günü çekildikleri fotoğraflarla ölümsüzleştirdi. Misafir eğitimciler, Büyükşehir Belediyesi’ne misafirperverliği ve gezi hizmeti sebebiyle teşekkür etti. – SAKARYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DPÜ Uygulama ve Araştırma Merkezleri Koordinatörlüğü tarafından Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’nde gerçekleştirilen panele Kütahya Valisi Musa Işın, Rektör Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Rektör yardımcıları Prof. Dr. Özer Aydın, Prof. Dr. Mustafa Arif Özgür ve Prof. Dr. Ayhan Kahraman, il protokol üyeleri, akademik ve idari personel ile davetliler katıldı.
“27 Mayıs darbesi, ülkemizin demokrasi tarihinde kara bir lekedir”
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan panelin açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “27 Mayıs darbesi, ülkemizin demokrasi tarihinde kara bir lekedir. Darbeciler, Adnan Menderes’i kendisini meclise gönderen Kütahya’da tutuklama cüreti göstermiştir. Ardından da bu ülkeye en çok hizmet eden devlet adamlarından Adnan Menderes, aziz milletimizin yüce gönlünde asla kabul görmeyecek şekilde cezalandırılmış ve idam cezasıyla hayatını kaybetmiştir. Demokrasimiz, bu üzücü olayların bir daha yaşanmaması için acı hatıralarından ders almasını bilmiş ve 15 Temmuz’daki darbe girişimi bu bilinçle engellenmiştir” dedi.
Rektör Kızıltoprak’ın konuşmasının ardından moderatörlüğünü Doç. Dr. Eray Acar’ın yaptığı panele geçildi.
İhsan Tunçoğlu, Menderes’in yakalanma sürecini anlattı
Gazeteci İhsan Tunçoğlu, 27 Mayıs darbesinin ardından Kütahya’da bulunan Adnan Menderes’in yakalanma sürecini anlattığı konuşmasında Başbakan Menderes’in Kütahya için yaptığı hizmetlere de değindi.
Panelistlerden Prof. Dr. Esra Sarıkoyuncu Değerli ise, “Menderes’in Kütahya’da Başlayan ve Biten Hayatı” başlıklı konuşmasında 1950-1960 yıllarında başbakanlık yapan Adnan Menderes’in siyasi hayatındaki dönüm noktalarını anlattı.
Prof. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu, konuşmasında 1876-1961 döneminde Türk siyasi tarihindeki idamları ele alarak, bu dönemde öldürülen siyasetçilerin yaşamlarından kesitler sundu.
Dönemin tanıklarından Adil Özkan ise Adnan Menderes’in Kütahya’ya gelişi ve tutuklanma sürecinde yaşananlarla ilgili ayrıntıları katılımcılarla paylaştı. – KÜTAHYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Serginin açıldığı MAJİ Art Galery’den yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Erbil, sanatın Türkiye’nin dört bir yanına yayılmasını, gençlerin daha duyarlı ve zarif olmasını hayal ettiğini belirterek, “Sanatın, ülkemizde kötü olayları önleyebilecek en önemli güç olduğuna inanıyorum. Ülkeler arası ilişkilerde ve insanlığa düşmanlıkta, sanatın zarafeti ve duyarlılığı ön planda tutarak bu olumsuzlukların üstesinden gelebileceğini düşünüyorum. Sanatın geçmişten günümüze kadar duyguları ve sevgiyi ifade ettiğini vurguladım. Bu yüzden sanatın yaygınlaştırılması gerektiğini belirttim. Öğrencilerime bu değerleri anlattım ve onlar da beni yanıltmadı. Bu misyonumu sadece kendim için değil, halk ve toplum için gerçekleştirdim. Sanatla daha anlamlı bir dünya kurmayı amaçladım.” ifadelerini kullandı.
“Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor”
Prof. Dr. Uğur Batı da kitabın hazırlık sürecindeki titiz bir çalışma yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“Türkiye’de derin bir ressamın varlığına şükretmeliyiz. Türkiye, Devrim Erbil’i desteklediği için şanslı. ‘Yatay Derinlik’ ifadesiyle tanımladığımız çeşitli üsluplarda eserleri bulunan Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor. Marküteri, batik, vitray, halı ve kilim gibi tekniklerle, yatay genişliği bu denli kapsamlı olan başka bir ressam Türkiye’de bulunmuyor. Kitabı da bu kavram etrafında oluşturduk. Göstergebilim, retorik, edebiyat ve felsefe gibi formların ortaklığında, Devrim Erbil’in özünü ve sözünü irdelediğimiz bir çalışma kaleme aldık. Güzel bir okuma deneyimi sunmasını umuyoruz.”
MAJİ Art Gallery sahibi Gaye Donay ise Erbil’in sanat dünyasında derin izler bıraktığına işaret ederek, “Devlet sanatçımız Devrim Erbil’in, Prof. Dr. Uğur Batı’nın kalemiyle hayat bulan ‘Yatay Derinlik’ kitabı, Erbil’in eserlerinin ötesinde, onun içsel dünyasına dair derin bir yolculuk sunuyor. Kitap, sadece Erbil’in sanata bakış açısını ve dönüm noktalarını değil, aynı zamanda onu insan olarak daha yakından tanımamıza da olanak tanıyor.” ifadelerine yer verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kümbet Mahallesi sakinlerinden Hacı Selami Aydın’ın başlattığı 1001 Hatim okumalarının bu yılki duası yapıldı. Palandöken Müftüsü Ahmet Gözcü, “Yıllardır süregelen bir gelenek var. Burada Kur’an sevdalısı güzel insanlar var ve yıllardır çok sayıda hatimler okunuyor. 7 den 70 e küçüğü büyüğü cemaatimiz buradaki dostlarımız kadın erkek herkes katkı sağlıyorlar ve hamdolsun bu sene de bin 780 tane hatim okundu ve bu gün cemaatimizin iştirakiyle duamızı yaptık sohbetimizi yaptık ilahiler kasideler okundu. Hoş bir zamanı anı değerlendirdik” dedi.
Mahalledeki 1001 Hatim programını organize eden mahalle sakinlerinden Hacı Selami Aydın, mahallede bu etkinliğin 10 yıldır devam ettiğine vurgu yaparken, “Pirimiz Pir Ali Baba onun makamı cennet olsun. Onun sayesinde bunu yürütüyoruz. Hocalarımız hafızlarımız geliyor, inşallah bunu davet ettireceğiz” sözlerini ekledi.
Kümbet Mahallesi Camii’nde yapılan dua programına Palandöken İlçe Müftüsü Ahmet Gözcü, Yakutiye İlçe Müftüsü Selim Şahin, Aşkale İlçe Müftülüğü Vaazı Asım Yeşilyurt, Yenişehir önceki dönem Belediye Başkanı Sıddık Polat, Din Görevlileri Dernek Başkanı Erzurum Ulu Camii İmam Hatibi Emrullah Kaçar, program sunuculuğunu yapan Erzurum Yakutiye Bakırcı Camii İmam Hatibi Ömer Turhan, Şükrüpaşa Kardeşler Camii Müezzin Kayyımı Cevat Karabıyık, Kümbet Mahallesi İmam Hatibi Abdullah Yılmaz, Erzurum’dan imam hatipler, emekli imam hatimler, hafızlar ve mahalle sakinleri katıldı.
Sonrasında uzaktan gelen misafirleri mahalle sakinleri evlerinde misafir ederek yemek ikram etti. – ERZURUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şuhut Belediye Şelale Düğün Salonunda düzenlenen 102 hafızın Hafızlık İcazeti merasimine Afyonkarahisar Vali Yardımcısı Fatih Topuz, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Av. İbrahim Yurdunuseven, İl Müftüsü Lütfi İmamoğlu, Şuhut Kaymakamı İzzet Cem Eser ve protokol üyeleri katıldı.
Törende konuşan Müftü İmamoğlu, icazet alan hafızların, hafızlığın gereğini yerine getirdiğinde hem dünyada hem de ahirette aileleriyle beraber Kur’an’ın korumasında olacağını belirterek öğrencilere, hocalarını ve velilerini bir kez daha tebrik ettiğini ifade etti.
Konuşmaların ardından hafız olan öğrencilere belgeleri protokol üyeleri tarafından verildi. – AFYONKARAHİSAR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adıyaman Belediyesi tarafından Eğriçay Parkında düzenlenen Nurettin Rençber Konserine vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Adıyamanlı olan Nurettin Rençber, halkına olan sevgisini türkülerle dile getirdi. “Bu toprakların sesini taşımak benim için bir gururdur” diyen sanatçı, izleyenleri hem nostaljiyle hem de coşku dolu anlarla baş başa bıraktı. Konser alanında duygusal anlar yaşanırken, bazı vatandaşlar gözyaşlarına hakim olamadı. Nurettin Rençber’in ardından sahneye çıkan Adıyaman Belediyesi Konservatuvarı Müzik Topluluğu ise adeta gecenin ritmini zirveye taşıdı. Topluluk, coşkulu performansları ve halk müziğine getirdikleri modern yorumlarla binlerce seyirciyi adeta büyüledi.
Yediden yetmişe herkesin büyük bir coşkuyla katıldığı bu özel gece, uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir müzik şöleni olarak hafızalara kazındı. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>PRİZREN – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kosova temasları çerçevesinde Prizren’deki Motrat Qirazi Okulu’nda yaptığı konuşmada, “Kosova’da Türk toplumu 600 yıldan bu yana ayakta durmaya gayret etti, gayret etmeye de devam edecektir. Bazen zor dönemler oldu, bazen kolay dönemler oldu. Ama Kosova’daki Türk toplumu hiçbir zaman yılmadı” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kosova temaslarını sürdürüyor. Fidan, başkent Priştine’deki temaslarının ardından Prizren şehrinde Türk mahallesi olarak bilinen Kurila’da Türk soydaşlarla bir araya geldi. Motrat Qirazi Okulunda Kosova ve Türk bayraklarıyla karşılanan Bakan Fidan, çocuklarla hatıra fotoğrafı çekildi. Kosova’nın meşhur bardak folklor oyununu izleyen Bakan Fidan, burada yaşayan Türk soydaşlara seslendi. Fidan, “Prizren’deki Türk varlığı az önce Fikrim Bey’de ifade etti; Balkanlar’daki 600 yıldır devam eden Türk varlığının en müstesna unsurlarından biri. Sizlerle gurur duyuyoruz, iyi ki varsınız. Türk dilini, Türk kültürünü, Türk tarihini burada yıllardır her türlü koşula rağmen yaşatıyor olmanız, buradaki varlığınız, buradaki birliğiniz, dirliğiniz, iriliğiniz gerçekten bizim için çok şey ifade ediyor. Sizlerin iyi olması huzur içerisinde yaşaması, barış içinde olması, refah içinde olması gerçekten bizim de en büyük dertlerimizden biri. Türkiye Cumhuriyeti yıllardır olduğu gibi bundan sonra da sizin yanınızda olmaya devam edecek” dedi.
“Kosova’nın bağımsızlığına kavuştuğu günden itibaren ilk tanıyan devletlerden biri Türkiye Cumhuriyeti oldu”
Fidan, 600 yıldır devam eden buradaki varlığın son 20 yılında bu varlığı, bu kültürü bu dili yaşatmak için beraber çalışmaktan duyduğum gurur duyduğunu belirterek, “Mutluluğu da ayrıca ifade etmek istiyorum. 2003 yılında TİKA başkanlığına atandığımda o dönem buradaki Türk varlığına her türlü yardımı uzatmak için sayın başbakanımızın talimatları olmuştu. Cumhurbaşkanımız Tayyip Bey o zaman başbakandı. Özellikle Prizren’deki Türk varlığı için yapılması gereken her türlü desteğin yapılmasını faaliyetin yapılması konusunda talimat vermişti. O dönem gerçekten burada belki hepsinin adını anamayacağım çok değerli kardeşlerimiz vardı, dernekler vardı, şu anda bir kısmı hala buradalar. Mahir Bey buradalar Mahir Bey’le yıllarca beraber çalıştık Enis Kervan Bey, Fikrim Bey buradalar. Gerçekten birçok arkadaş, rahmetli Arif Bütüç (Mamuşa Belediyesi Başkanı) vardı” şeklinde konuştu.
Özellikle Türk kültürüyle ilgili faaliyetlerinin, projelerinin TİKA olarak büyük etki oluşturduğunu kaydeden Fidan, “Daha sonra başta Mamuşa olmak üzere buradaki Türk varlığının yaşadığı yerlerde hayata geçirdiğimiz projeler buradaki soydaşlarımızın yaşantılarını bir nebze de olsa kolaylaştırmak için Türkiye Cumhuriyeti’nin elinden gelen her şeyi yapmasının birer nişanesiydi. Tabi bunlar mütevazi katkılar ama daha büyük bir stratejik yaklaşım her zaman için büyük olan etkili olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hafızasında ve stratejisinde sizlerin var olması. Kosova’nın bağımsızlığına kavuştuğu ilk günden itibaren biliyorsunuz ilk tanıyan devletlerden biri belki ilki Türkiye Cumhuriyeti oldu. Kosova’daki başta Arnavut kardeşlerimiz olmak üzere buradaki bütün kardeşlerimizin şanlı bağımsızlık mücadelesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından başından itibaren desteklenmiştir” diye konuştu.
“Balkanlar’daki Osmanlı tarihinin bıraktığı izi, görmek için vatandaşlarımız buralara geliyorlar”
Ellerinden gelen her türlü desteği vermeye devam ettiklerini söyleyen Fidan, “Bugün Priştine’de yaptığım başta dışişleri bakanı daha sonra başbakan ve cumhurbaşkanıyla görüşmelerin hepsinde hem sayın cumhurbaşkanımızın Kosova’yı desteklemedeki iradesini hem de devlet olarak kurumlarımızın her türlü alanda ticaret, eğitim, kültür, enerji, ulaştırma, sağlık, güvenlik bütün alanlarda Türkiye’nin Kosova’nın yanında olduğunu her türlü iş birliğine hazır olduğumuzun altını bir kez daha çizdim” ifadelerini kullandı.
Kosova’daki Türk varlığının, Türkiye’den gelen turist sayısının giderek arttığını belirten Fidan, “Dün Kuzey Makedonya’daydım orada da yani şehrin merkezinde gerçekten çok sayıda Türkiye’den kardeşlerimiz şehri geziyorlardı. Ondan sonra buraya geliyorlardı bir paket içerisinde Balkanlar’daki Osmanlı tarihinin bıraktığı izi, anıları yerinde görmek için vatandaşlarımız buralara geliyorlar. Gerçekten Prizren’e de gelmeye başladılar. Bu etkileşimin artık sadece Kosova’dan Türkiye’ye değil, Türkiye’den de Kosova’ya geliyor olması yeni bir başlangıç bizim için. Bu başlangıçların inşallah artarak devam edeceğini umut ediyorum. Az önce ifade ettiğim gibi bizim Kosova’ya desteğimiz devam edecek” dedi.
“Biz Türkiye olarak her zaman sorunların diyalogla çözülmesine taraftarız”
Kosova’nın barış içerisinde, Balkanların huzur içerisinde olmasının bir numaralı stratejileri olduğunu vurgulayan Fidan, ” Üsküp’te de yaptığım basın toplantısında ifade ettiğim bugün de ifade ettiğim değerli soydaşlarımız zaman zaman haberlerde görüyorsunuz Balkanlar da gerek Saray Bosna da, gerek Kosova’da gerilim artıyor belli sorunlar yaşanıyor diye. Biz Türkiye olarak her zaman için sorunların diyalogla, barışla müzakere yoluyla çözülmesine taraftarız. Onun içinde elimizden geleni yapıyoruz. Cumhurbaşkanımızın yıllar içerisinde oluşturduğu siyasi liderliğin birikimiyle bölgedeki diğer siyasi liderlerle iletişime geçerek Türkiye’nin ağırlığını koyarak buradaki sorunların bütün halkların lehine ortak çıkarına ve huzuruna olacak şekilde çözülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. İnşallah da yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, “1941 yılından itibaren İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık günlerinde Türk dilini, Türk kültürünü yaşatmak için Kuzey Makedonya’daki soydaşlarımız Yücel Teşkilatı vesilesiyle Türkçe eğitim için canlarını ortaya koydu, şehitler verdi. Prizren’de de Doğru Yol Türk Kültür ve Sanat Derneğini, Priştine’de de Gerçek Derneğini kuranlar o dönemin sor derece sınırlı imkanlarıyla Türk dilini, Türk kültürünü yaşattılar. Ben 2003 yılından itibaren buradaki projelere çalışmaya başladığımızda o zaman yakılmış olan meşalenin bugün de devam ettirmiş olmasını görmekten gerçekten çok gurur duydum. ve emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Kosova’dan gelen Türk gençlerinin ücret ödememesi sistemini kurduk”
Çocukları Türkçe eğitim veren okullara göndererek kendi diline sahip çıkmalarını, kültürlerine sahip çıkmalarını sağladıkları için başta anneler olmak üzere bütün ebeveynlere teşekkür eden Fidan, “Çocuklarımızın diline, dinine, kültürüne, tarihine sahip çıkmaları için verdiğiniz mücadele çaba her türlü takdirin üstündedir. Bunu ne kadar takdir etsek yine de yetmez. Tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Her gün bu okula çocuklarını getiren anneler, onları dışarıda bekleyen anneler, daha sonra alıp götüren anneler ve bunu yıllarca her gün ama her gün yağmurda, karda, çamurda sürekli yapan anneler gerçekten sizlerin varlığıyla sizlerin konuştuğu Türkçeyle, sizlerin dualarıyla, sizlerin ortaya koyduğu örnek şahsiyetle bu çocuklarımız büyüyorlar. Asıl teşekkür, asıl takdir size” diye konuştu.
Burada liseyi bitiren çocuklar için Türkiye’de okuma imkanlarının olduğunu belirten Fidan, “Belli burslarla Türkiye’ye geliyorlar. Bundan sonra sadece sınavı kazanan değil Türkiye’deki üniversitelere her türlü kaydı yaptıran öğrencilerimin ücretleri Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilmesi karşılığında eğitim imkanı sunma kararı almıştık. Bunu da Sayın Fikrim Damka Türkiye’ye geçen sene geldiğinde gündeme getirdi. ‘Bütün gençlerimiz için bu elzem’ dedi. Biz de çok şükür gereğini yaptık bundan sonra özellikle Prizren’den Kosova’dan gelen Türk gençlerinin Türkiye’de eğitimlerini alırken Türkiye’de okuyan gençlerin ücret ödememesi sistemini kurduk. Bizim gençlerimizden tek bir beklentimiz var bundan sonra Türkiye’de okuyan eğitimini bitiren gençlerimizin tekrar buraya gelmesi, ata topraklarında bayrağın bırakıldığı yerden taşınmaya devam etmesi ve daha yükseklere çıkartılması esas olacaktır” dedi.
“İki ülke arasındaki ilişki inanılmaz derecede yakınlaşmış durumda”
Kosova hükümetiyle örnek bir iş birliğinin olduğunu ifade eden Fidan, “Onların ortaya koyduğu imkanlarla, bizim ortaya koyduğumuz stratejiyle iki ülke arasındaki ilişki inanılmaz derecede yakınlaşmış durumda. Türk iş insanları burada giderek yatırımlarını artırıyorlar. THY haftada 14 sefer Kosova’ya uçuş yapıyor. Kosova ile Türkiye arası neredeyse 1 saate inmiş durumda. Bu kadar yoğun bir trafik, gidiş-geliş iki ülkeyi adeta tek bir ülke gibi hareket ettiğimiz tek bir alana getirmiş durumda. İnşallah sizler bu imkanlardan daha çok faydalanacaksınız. Sizin her türlü derdinizi probleminizi dinlemek üzere hem büyükelçiliğimiz hem buradaki başkonsolosluğumuz 24 saat emrinize amadedir. Ben sözlerime son verirken değerli kardeşlerim bu sıcak karşılamanız için, beni ve arkadaşlarımı böylesine coşkulu bir şekilde bağrınıza bastığınız için çok teşekkür ediyorum. Gerçekten beni çok duygulandırdınız sizin sevginiz, sizin hisleriniz, sizin enerjiniz bize de geçti. Allah hepinizden razı olsun. İyi ki varsınız. Türkiye Cumhuriyeti her zaman yanınızda” şeklinde konuştu.
“Kosova’daki Türk toplumu hiçbir zaman yılmadı”
Kosova Demokratik Türk Partisi – KDTP Genel Başkanı ve Bölgesel Kalkınma Bakanı Fikrim Damka da, “Sizleri Türklerin Prizren’de en yoğun yaşadığı Kurila semtinde başta öğrencilerimizle, öğretmenlerimizle, STK temsilcilerimizle, yöneticilerimizle ve halkımızla karşılamaktan onur duyduk. Kosova’da Türk toplumu 600 yıldan bu yana ayakta durmaya gayret etti, gayret etmeye de devam edecektir. Bazen zor dönemler oldu, bazen kolay dönemler oldu. Ama Kosova’daki Türk toplumu hiçbir zaman yılmadı. Türkçe eğitimden yılmadı, Türk kültüründen yılmadı, Türkçe konuşmaktan yılmadı. Türklüğü savunmaktan asla ve asla yılmadı, vazgeçmedi” ifadelerini kullandı.
Bundan sonra da bunun devamını daha görkemli bir şekilde getireceklerini belirten Damka, “Bugün anavatanımızın sayesinde yüzlerce çocuğumuz Türkiye’de eğitim alıyor, yüzlerce hastamız şifa buluyor, gençlerimiz kültürel gezi düzenliyor. Yüzlerce çocuğumuz yerinde burs alıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu destekleri bizlerin bu topraklarda devam etmemiz için vesile. Bunlar sizin sayenizde sayın bakanım. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere siz değerli bakanımız, TİKA’mız, YTB Başkanımız, büyükelçilerimiz bütün kurum ve temsilcileriniz Kosova’daki Türk toplumunun yanında. Her derdimize her talebimize aniden cevap veren bir Türkiye Cumhuriyeti var” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Torbalı, düşman işgalinden kurtuluşunun 102’nci yılı onuruna düzenlenecek Güz Etkinlikleri’ne hazırlanıyor. Yarın başlayacak ve dört gün sürecek etkinlikler, ilçeyi adeta bir kültür ve sanat şölenine dönüştürecek. Atölyelerden sergilere, spor yarışmalarından konserlere kadar birbirinden renkli programlarla dolu etkinlikler, vatandaşlara unutulmaz anlar yaşatacak. Etkinlikler kapsamında, ilçenin dört bir yanında düzenlenecek atölyeler ve sergiler, sanatseverleri bir araya getirecek. Çocuklar ve yetişkinler için düzenlenen atölyelerde, el becerileri ve sanatsal yetenekler ön plana çıkarılacak. Ayrıca, yerel ve ulusal sanatçıların eserlerinin sergileneceği etkinlikler, ilçede sanat dolu günler yaşatacak. Öte yandan Güz Etkinlikleri boyunca Gazi Çamlığında saat 12.00 itibariyle şişme oyuncaklar, Bahçede Çocuk Kulübü ve Üreten Kadınlar Sanat Sokağı etkinlikleri gerçekleşecek.
Zafer Algöz ve Erkan Can gelecek
Güz Etkinlikleri, sadece sanatsal etkinliklerle değil, spor yarışmaları ve söyleşilerle de dolu dolu geçecek. Bu kapsamda 4 Eylül Çarşamba (yarın) saat 10.00’da Metropolis Antik Kenti’nden başlayıp Gazi Çamlığı’nda sona erecek koşu yarışması ile etkinlikler başlayacak.Günün sonunda saat 20.00’de Metropolis Antik Kenti’nde 3+1 Band Konseri, 21.00’de ise oyuncu Zafer Algöz söyleşi gerçekleştirecek. Güz Etkinliklerinin ikinci günü sportif etkinliklerle başlayacak. Gün içinde atölyeler, müzik dinletileri ve zumba etkinliği ilçe sakinleriyle buluşacak. Günün finalinde ise oyuncu Erkan Can’ın yönettiği Bilal Çatalçekiç’in oynadığı Karavan Tiyatro etkinliği, Ertan Ünver Koruluğu’nda olacak.
Fettah Can sahne alacak
Etkinliklerin üçüncü gününde animasyon gösterileri, çeşitli atölyeler düzenlenecek. Yoga etkinliğinin de olacağı finalde Metropolis Antik Kenti’nde önce halk oyunları gösterisi ardından da Belediye Halk Müziği Korosunun konseri gerçekleşecek. Etkinliklerin son günü olan ve aynı zamanda ilçenin düşman işgalinin kurtuluşunun 102’nci yıl dönümü olan 7 Eylül’de ise resmi tören düzenlenecek. İlk olarak 09.30’da Atatürk Anıtı’na çelenk sunulacak. Ardından Ayrancılar’da çocuk kulübü ve animasyon gösterilerine imza atılacak. 7 Eylül’de, Torbalı’nın kurtuluş yıl dönümü etkinliklerinin finali, sanatçı Fettah Can’ın vereceği konserle taçlanacak.
Belediye Başkanı Övünç Demir, “Bu yıl, Torbalı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 102’nci yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutlayacağız. Bu tarihi günün anlam ve önemine uygun olarak, 7 Eylül’de kutlayacağımız kurtuluş günümüzü, dört gün sürecek Güz Etkinlikleri ile taçlandırıyoruz. 4 Eylül’de başlayacak olan Güz Etkinlikleri kapsamında, Torbalı’mız sanat, spor ve kültürle dolu dolu bir dört gün geçirecek. Birbirinden renkli atölyeler, sergiler, spor yarışmaları, söyleşiler ve konserler, Torbalı’mızın her köşesini saracak. Ünlü sanatçılarımız Zafer Algöz, Erkan Can ve Fettah Can gibi isimlerin katılımıyla ilçemizde unutulmaz anlar yaşayacağız. Gelin, hep birlikte Torbalı’mızın 102’nci kurtuluş yılını coşku ve gururla kutlayalım, geçmişten aldığımız güçle geleceğe umutla bakalım” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çayırhan Mahallesi’ndeki göl kenarında organize edilen etkinlikte, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları kapsamında sanatçı Betül Demir sahne aldı. Sevilen şarkılarının yanı sıra marşları seslendiren Demir, festivale katılan bazı gazileri sahneye davet ederek katılımcılara alkışlattı.
Halk oyunları ve seymen gösterilerinin sunulduğu etkinlikte konuşan Nallıhan Belediye Başkanı Ertunç Güngör, kendilerinin her daim yanında olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a teşekkür etti.
Güngör, “30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle bizlere bu ulusu hediye eden başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankara Büyükşehir Belediyesi, Açık Hava Sinema Günleri ile Başkentlileri nostalji yolculuğuna çıkarıyor. ‘Sandalyeni Kap Gel’ sloganıyla düzenlenen ‘Yıldızların Altında Yeşilçam Geceleri’nde 24 Ağustos Cumartesi akşamı saat 21.00’de Atatürk Orman Çiftliği Doğal Yaşam Parkı’nda, Hababam Sınıfı seyirciyle buluşacak. Başkentliler, son gösterimin yapılacağı 14 Eylül’e kadar her cumartesi saat 21.00’de farklı bir film ile buluşmaya devam edecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Menteşe Belediyesi kültür, sanat etkinlikleri kapsamında hayata geçirdiği açık hava sinema günlerine, Çamoluk Mahallesi ile başladı. Etkinliğe Belediye Başkanı Gonca Köksal’ın yanı sıra Belediye Başkan Yardımcısı Merve Fidem Barut, meclis üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Etkinlik kapsamında Belediye tarafından izleyicilere, patlamış mısır ve gazoz ikram edildi.
Belediye Başkanı Gonca Köksal, sosyal belediyecilik anlayışı gereği ilçenin sahip olduğu olanakları kırsal mahallelere taşıdıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Menteşe Belediyesi olarak sosyal belediyecilik anlayışımız gereği günlük belediye hizmetlerimizin dışında sosyal ve kültürel alanda çalışmalar yürütüyor, kentin imkanlarını ve olanakları köylerimize ve mahallelerimize taşıyoruz. Sosyal projelerimizin yanında kırsal bölgelerimizde sağlık taraması da yapıyoruz. Sağlık taramasına Dağpınar ve Zeytin Mahallelerimizden başladık. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor. Yine kırsaldaki çocuklara yönelik yaz turnesinde tiyatro etkinlikleri düzenliyoruz. Çocukları tiyatro ile tanıştırıyor, aileleri ile birlikte güzel vakit geçirmelerini sağlıyoruz. Sosyal projelerimiz içinde yer alan sinema günlerinin ilkini de Çamoluk Mahallemizde başlattık. Çamoluklu vatandaşlarımız, Muğla’nın tanıtımına büyük katkı koyan yönetmen – senarist değerli hemşehrimiz Yüksel Aksu imzalı filmlerden, ‘Entelköy Efeköy’e Karşı’ filmini patlamış mısır ve gazoz eşliğinde izlediler. Menteşe Belediyesi olarak amacımız, sinemaya erişimin sınırlı olduğu bölgelerde yaşayan insanların, sosyal bağlarını güçlendirmek ve kültür, sanat etkinliklerine katılımını arttırmak. Açık Hava Sinema Günleri’ni hafta da iki gün farklı mahallelerimizde düzenlemeye devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilen programda Öğütçü, babasının hikaye yazmaya başlangıç serüvenini, ilham kaynaklarını ve Orhan Kemal hikayeciliğinin Türk edebiyatında bıraktığı izleri anlattı.
Öğütçü, Orhan Kemal’in 1940’lı yıllarda, hapisteyken öykülerini yazmaya başladığını belirterek, “O yıllarda çok dikkat çekmemek için ve baskı ortamından dolayı her hikayesinde farklı isimler kullanmış. Babamın kullandığı çok ilginç mahlas isimler var. Ben 24 yıldır babamı araştırarak, mahlas isimlerle yazdığı birçok yazıyı, hikayeyi ortaya çıkardım. Ona dair tam 14 kitap yazdım.” dedi.
“Orhan Kemal’in insana bakışı çok önemli”
Babasının öykü kitaplarında hem yaşadığı Adana’dan hem hapiste gözlemlediği insanlardan malzemeler çıkardığını kaydeden Öğütçü, şunları aktardı:
“Orhan Kemal’in insana bakışı çok önemlidir. O genellikle tanıdığı, sohbet ettiği, konuştuğu insanların hikayelerini yazar. Siz onunla bir sohbette 2 cümle edersiniz, kurduğunuz kısacık cümlelerinizden kocaman bir öykü çıkartır. Genelde bir söz vardır, öyküden roman yazılmaz diye. Orhan Kemal bu kalıbı yıkmıştır. Mesela ‘Devlet Kuşu’ romanını öykü temelli bir konudan yazmıştır. Hepiniz arkadaşınızla sohbet ediyorsunuz, güzel anılar biriktiriyorsunuz ama bu sohbetleri öyküleştirmek aklınıza gelmiyor. İşte yazarın farkı da burada ortaya çıkıyor.”
Işık Öğütçü, Orhan Kemal’in gözlemciliğine de değinerek, “Onun anlattığı çocuk, hayvan ve insan hikayeleri, hayatın içinde geçmiş olayları bir zabıt katibi titizliğiyle ortaya koyuyor. Onun öykülerinde hem kendinizden bir şeyler bulabilir hem de o hayat hikayelerinin ne kadar gerçek olduğunu anlayabilirsiniz. Babam çok iyi bir gözlemciydi. Kahvehanelere gidip oradaki maden işçileri, lağımcılar, işportacılarla sohbet eder, onlardan dinlediği sözleri çok iyi not alıp eserlerine uyarlardı.” şeklinde konuştu.
“40 ülkede Orhan Kemal’in eserleri okunuyor
Orhan Kemal’in, öykü ve romanları çok okunmasına rağmen hayatını sıradan bir vatandaş olarak yaşadığına dikkati çeken Öğütçü, “Bugün etrafta çok sayıda genç yazar var, Wattpad yazarları var. Şimdi bakıyorum, 20’li yaşlarında bir çocuk 600 sayfa roman yazmış. En ufak bir şey yazan herkes meşhur olma havasında. Halbuki babam sıradan bir insan olarak yazdı. Günümüzde bu işi yapanlar, yazarlıkla meşhurluğu aynı şey sayıyorlar. Oysa ki yazmanın, hikayeciliğin amacı bu değil.” değerlendirmesinde bulundu.
Işık Öğütçü, Orhan Kemal’i araştırmanın uzun ve zorlu bir yolculuk olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bazen Orhan Kemal’e dair internetteki blog yazılarını ve sosyal medya yorumlarını okuyorum, çok eğleniyorum. Bir tanesi mesela Orhan Kemal’i okurken ona çok kızdığını söylemiş. Çünkü kitaplarının çok çabuk bittiğinden şikayet ediyor. Yani istiyor ki okuduğu Orhan Kemal kitapları hiç bitmesin. Fakat Orhan Kemal’i kendine has kılan özelliği bu. Az ve öz yazıyor, vuruyor geçiyor ama kısa kitaplarında anlattıkları, birçok uzun romana bedel oluyor. Bugün 40 ülkede Orhan Kemal’in eserleri okunuyor. Dilerim sizler de yeni çevirilerle Orhan Kemal’in daha fazla okunmasına katkıda bulunursunuz.”
Kendisinin de babası gibi öykü yazmak istediğini belirten Öğütçü, taslak olarak öykülerinin bulunduğunu fakat henüz yayına hazır olmadığını dile getirdi.
Programın ardından katılımcılar, Işık Öğütçü ile Beyoğlu’ndaki Orhan Kemal Müzesi’ni gezdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ’de 1927 yılında Boğazköprü mevkisinde bulunan Doğu Roma Dönemi’ne ait olduğu değerlendirilen 2 çocuk mumyası, Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde ilk günkü gibi korunuyor.
Kocasinan ilçesi Boğazköprü mevkisinde 1927 yılında yapılan Kayseri- Ankara kara yolu çalışmaları sırasında 1’i kız, 2 çocuk mumyası bulundu. Mumyalar gerekli incelemeler yapıldıktan sonra Kayseri Lisesi’ne getirildi. Uzun yıllar lisenin laboratuvarında saklanan mumyalar, 1982 yılında eski müze binasına gönderildi. Bu yılın mayıs ayında da 2021 yılında yapımı tamamlanan ve yaklaşık 1940 esere ev sahipliği yapan Kayseri Arkeoloji Müzesi’ne getirilen mumyalar, burada sergilenmeye başlandı.
KAVŞAK NOKTASINDA BULUNMUŞ
Mumyalarla ilgili bilgi veren Müze Müdürü Gökhan Yıldız, “Doğu Roma Salonu’nda sergilemekte olduğumuz 2 adet çocuk mumyamız, arşiv kayıtlarımıza göre 1927 yılında Boğazköprü mevki olarak bilinen, şehrimizin batısında bulunan kara yollarının kavşak noktasındaki bir alanda bulunduğuna dair kayıtlar bulunmaktadır. Bu 2 mumyamız bulunduktan sonra 1982 yılına kadar Kayseri Lisesi’nde muhafaza edildiğini bilmekteyiz. Sonrasında müzemize nakliyle birlikte eski müze binalarımızda mumyalarımız sergilenmiştir. İçerisinde bulunduğumuz yeni hizmet binamız tamamlanmasıyla birlikte 2024 yılının mayıs ayından itibaren bu iki eserimizi tekrardan Doğu Roma Salonu’nda ziyaretçilerimizin kullanımına sunduk” diye konuştu.
‘BİR CİSİMLE BOĞULDUĞUNU VÜCUDUNDAKİ İZLERDEN ANLAMAKTAYIZ’
Çocuk mumyaların vücut bütünlüklerinin korunduğunu aktaran Yıldız, “Mumyalarımız 1 kız ve 1 erkek mumyasından oluşmakta. Her ikisinin de vücut bütünlükleri büyük oranda korunur durumdadır. Büyük olan kızın yaklaşık 94 santimetre uzunluğunda bir vücut bütünlüğü şeklinde korunmuş olup, muhtemelen zincir tarzında bir cisimle boğulduğunu vücudundaki izlerden anlamaktayız. Her ikisinin de Hristiyanlık dinine mensup olduklarını, kollarının göğüs kafesi üzerinde üst üste getirilmesiyle anlamaktayız. 64 santimetre olan erkek çocuğumuz ise muhtemelen ateşli bir hastalık sonucunda öldükten sonra mumyalandığını bilim adamlarımızın yaptığı araştırmalarla anlamaktayız. Araştırmacılarımızın ortaya koyduğu gibi mumyaların hazırlanış biçimleri ve beden bütünlüklerini de ortaya koyarak M.S. 8-13’üncü yüzyıl Doğu Roma Dönemi ile bu iki örneğimizi tahlil etmekteyiz. Şu ana kadar herhangi bir şekilde ziyaret esnasında vatandaşlarımızca bize olumsuz durumlar aktarılmadığı için eser kondisyonlarını gözlemekle birlikte bu serginin devam ettirilmesini düşünmekteyiz” dedi.
‘150-200 YILLIK BİR DÖNEMDE BU TÜR ÖRNEKLERİ GÖREBİLMEKTEYİZ’
Anadolu’da bulunan mumya örneklerinin çeşitli dönemlerde yaygın olduğunu ifade eden Yıldız, “Mumyalarla ilgili olarak Anadolu’muzda, Doğu Roma Dönemi’nde sınırlı örnekler. Beylikler döneminde de bir dönem bunun Selçuklu’da ve değişik, kısa süreli hüküm süren Anadolu’daki beyliklerin özellikle hanedana ait bireylerin mumyalanması şeklinde yaklaşık 150-200 yıllık bir dönemde bu tür örnekleri görebilmekteyiz. Osmanlı Dönemi’nde ise buna dair bir kayıt veya böyle bir geleneğin olduğunu görmemekteyiz. Mumyaları ziyaret eden vatandaşlarımızla sohbetlerimiz esnasında bu örnekler uzun süredir bizim sergimizde bulunmadığı için dikkat çekti. Daha sonrasında da müzemize gelen her ziyaretçi, çok fazla görünen bir örnek olmaması nedeniyle bu iki mumyamıza ziyaretler esnasında özellikle dikkat etmekte. Tabii ki ilerleyen dönemde bunu kalıcı hale getirmek için belli yaş gruplarına sınırlamak şeklinde bir düşünceyle kalıcı müze alanında 2 mumyanın sergisini sağlamayı planlamaktayız” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Malazgirt ilçesine bağlı Danişment Gazi Mahallesi’ndeki “Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı”nda, “şanlı zafer’in coşkuyla kutlanması için hummalı çalışma yürütülüyor.
Han Otağı ve tematik çadırların bakımının ve peyzaj düzenlemelerinin yapıldığı alandaki etkinlikler, 24 Ağustos’ta başlayacak.
Mehter konserleri, fener alayı, halk oyunları gösterileri, cayrokopter saygı geçişi gibi etkinliklerin yapılacağı alanda, atölye çalışmaları ve yarışmalar organize edilecek, çocuklar geleneksel oyunları oynama imkanı bulacak.
Bitlis’in Ahlat ilçesinde de Çarho bölgesinde, içinde Sultan Alparslan Otağı’nın da kurulduğu Recep Tayyip Erdoğan Ahlat Millet Bahçesi, yurdun dört bir yanından gelen misafirleri ağırlayacak.
Üzerinde ve iç kısmında Selçuklu motifleri yer alan keçeden yapılmış Han Otağı ile tematik çadırların kurulumunun tamamlandığı alanda, kutlamalar 23 Ağustos’ta başlayacak.
Malazgirt ruhunun yeniden yaşatılması için atlı okçuluk, atlı cirit, güreş, el sanatları çarşısı, ok ve yay atölyesi, yöresel ürün stantları, kökbörü, atlı savaş sanatları, atlı akrobasi, at binme, güreş ve çocuk oyun alanları hazır hale getirildi.
“Tüm vatandaşlarımızı etkinliklere davet ediyorum”
Malazgirt’teki alanda incelemelerde bulunan Muş Valisi Avni Çakır, AA muhabirine, 26 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümünü kutlayacaklarını söyledi.
Hazırlıkların devam ettiğini belirten Çakır, “Malazgirt ve Muş olarak Sayın Cumhurbaşkanımızı karşılamaya şimdiden hazırız. 24-25 Ağustos’ta Okçular Vakfı’nın düzenlediği etkinliklerle şenliklerimiz başlayacak. At yarışlarımız, ata sporlarımız, yöresel çadırlarımızın yanı sıra yerel sanatçılarımızın konserler vereceği dolu dolu 2 günlük yoğun programımız var. 26 Ağustos’ta da Sayın Cumhurbaşkanımızı burada karşılayacağız. Tüm vatandaşlarımızı etkinliklere davet ediyorum.” diye konuştu.
Etkinliğin düzenleneceği Milli Park’ın, 238 hektarlık bir alan olduğunu anlatan Çakır, şunları kaydetti:
“Alanda atlı sporların icra edildiği hipodromumuz var. Büyük otağımız ve 16 tematik oba çadırımız var. Çadırda sivil toplum kuruluşu temsilcileri, gelen vatandaşlarımıza yaptıkları çalışmaları sunacaklar. Büyük bir yeşil alana sahibiz. At yarışları yapılacak. Okçulukla ilgili faaliyetler yürütülecek. Yaklaşık 15 bin metrekarelik miting alanımız var. 26 Ağustos Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümünü görkemli bir kutlamayla icra edebilmek için tüm hazırlıklarımız sahada devam ediyor. 26 Ağustos’ta çok güzel bir etkinlikle tüm vatandaşlarımızı ve Sayın Cumhurbaşkanımızı bu alanda ağırlayacağız.”
“Çok zengin ve geniş bir program hazırladık”
Bitlis Valisi Erol Karaömeroğlu ise Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümünü büyük bir gururla kutlamaya hazırlandıklarını söyledi.
Ahlat ilçesindeki şenlikleri 23-25 Ağustos tarihlerinde icra edeceklerini aktaran Karaömeroğlu, şöyle konuştu:
“Çok zengin ve geniş bir program hazırladık. Tüm misafirlerimizi Ahlat’ımıza bekliyoruz. Orada Han Otağı ve 50 çadırımız kuruldu, il dışından gelenler için stantlarımız oluşturuldu. Etkinliklere, Türk Yıldızları’nın gösterisiyle başlayacağız. Atlı birlikler gösteri sunacak. Çok sayıda sürpriz gösterilerimiz olacak. Geçen yıllardan daha zengin bir programla insanlarımızın karşısına çıkacağız. Anadolu’nun giriş kapısı ve Anadolu’nun tapu senedi Kubbet-ül İslam şehirlerinden biri olan Ahlat’ımıza bütün vatandaşlarımızı bekliyoruz. 25 Ağustos’ta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ilimizi teşrifleriyle o günkü etkinliklerimizi yapacağız.”
Ahlat Belediye Başkanı Yavuz Gülmez de misafirleri en iyi şekilde ağırlamak için hazırlandıklarını söyledi.
Gülmez, “Mehter takımı, at yarışları ve kökbörü gösterileri ile yine Ahlat’ımızın uzun yıllardır kültür programlarında yer alan buzağı, yemek ve taş işçiliği gibi birçok yarışmayı düzenleyeceğiz. Ahlatlılar olarak 25 Ağustos’ta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere devletin zirvesini, ülkemizin dört bir yanından ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelecek misafirleri ağırlayacağımız günü heyecanla bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kayseri Büyükşehir Belediyesi Sanat Galerisi bu kez çocukları konuk etti. İşletmeler ve İştirakler Daire Başkanı Cenani Ayaydın da öğrencilerin heyecanına ve mutluluğuna ortak oldu. Bünyan Sosyal Yaşam Merkezi’nden kente ziyarete gelen öğrencilerin ilk durağı Büyük Şehir Sanat Galerisi oldu. Ebru Sanatı Workshop’u yapan miniklerin çok eğlendikleri görülürken, sanatsever minikler teşekkürü de ihmal etmediler.
Minik sanatseverler; “Bünyan Sosyal Yaşam Merkezi’nden geldik. Millet Bahçesinde Sanat Galerisi’nde ebru sanatını öğrendik. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Bizi buraya getirdiğiniz için teşekkürler. Çok eğlendik, çok mutluyuz. Memduh başkanımıza teşekkür ederiz” diye memnuniyetlerini dile getirdi. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Cemil Bilsel Konferans Salonu’ndaki programda yaptığı konuşmada, İstanbul’un, tarih boyunca medeniyetlere ev sahipliği yapan, kültürlerin, inançların ve insanlığın buluştuğu bir liman olduğunu söyledi.
İstanbul Mektebi projesinin, kentin zengin mirasını gelecek nesillere aktaracak, onları sadece bilgiyle değil, aynı zamanda şehrin eşsiz ruhuyla da buluşturacak bir okul olduğunu belirten Yentür, “Sizler, İstanbul’un manevi mimarlarısınız. İstanbul Mektebi, sizin rehberliğinizde, öğrencilerimize bu eşsiz şehrin tarihini, kültürünü ve hoşgörüsünü aktaracak, onları milli ve manevi değerlere sahip bireyler olarak yetiştirecek bir ilim yuvasıdır. Bu mektepte, sizlerin bilgi ve tecrübeleriyle, öğrencilerimiz İstanbul’un ruhunu taşıyan, İstanbul’da yaşama kültürünü bilen bilinçli bireyler olarak yetişecekler.” diye konuştu.
İstanbul’daki her öğrencinin şehrin zengin mirasını geleceğe taşıyacak birer umut olduğunu vurgulayan Yentür, bu tohumların yeşermesinde öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü dile getirdi.
“Çocuklarımızın aksanı değişiyor”
Prof. Dr. İlber Ortaylı da İstanbul’u her kesimden insanın bilmesi, yalnız en başta öğretmenlerin olması gerektiğini ifade ederek, “Maalesef İstanbul’u, içinde doğup büyüyenlerin bile büyük çoğunluğu hakkıyla bilmez” dedi.
Kendi çocukluğundaki İstanbul manzaralarına değinen Ortaylı, en dikkat çekici şeylerden birinin, herkesin “İstanbul Türkçesi” konuşması olduğunu anlattı.
Prof. Dr. Ortaylı, kültür aktarımının en önemli ayağının dil olduğunu söyleyerek, “Maalesef bugünkü İstanbul artık Türkçenin ortadan kalktığı, yabancı ve sonradan gelen kültürel zenginliklerin de iyi kullanılmadığı bir bölge haline geldi. Çocuklarımızın aksanı değişiyor, anlaşılmıyor. Bu çok büyük bir problemdir.” şeklinde konuştu.
İstanbul Mektebi’ne katılan öğretmenlere seslenen Ortaylı, “Sizin sınıfınızdaki kız çocukları gibi sessiz harfleri yutarak konuşulan bir Türkçe olmaz. Bu Türkçe nereden geliyor bilmiyorum. Sizden gelmediğini biliyorum. Anadolu’dan ya da Rumeli’den de gelmiyor. Bu büyük bir tehlikedir ve bu, Türkçeyi konuşan insanların Türklükle bağının kopma tehlikesi de giderek artıyor.” ifadelerini kullandı.
Tarihte Türklerin öğrendikleri tüm dilleri anlaşılır bir aksanla konuştuğunu ancak bugün bunun kaybedildiğini belirten Ortaylı, “Yeni nesillerin artık dünyada Türkiye’yi ve Türklüğü temsil etme kapasitesi, ağızlarını açtıkları anda bitiyor. Sizi bu konuda uyarmak isterim.” dedi.
Ortaylı, İstanbul’un, milattan önce 10 binli yıllara kadar uzanan bir tarihi bünyesinde barındırdığını dile getirerek, şunları kaydetti:
“İstanbul’u öğrencilerinize anlatırken ‘Falanca alışveriş merkezinin olduğu yer’ şeklinde değil, doğrudan doğruya eski İstanbullular gibi ‘Falan caminin, filan hanın, falanca medresenin bulunduğu yer’ diyeceksiniz. Şehzadebaşı’ndan bahsederken Nevşehirli İbrahim Külliyesi diyeceksiniz. Bilmem ne otelin olduğu yer denmeyecek. Bunların üzerinde durulması gerekiyor. Kim yapacak bunu? Öğretmenler yapacak.”
İstanbul Mektebi’nin, önemli bir eksikliği gidermeye aday olduğuna işaret eden Ortaylı, projenin, “Beyoğlu Mektebi, Üsküdar Mektebi, Eyüp Mektebi, Dersaadet Mektebi” gibi okullarla genişleyerek devam etmesini umduğunu ifade etti.
Dersin ardından Prof. Dr. İlber Ortaylı, katılımcıların İstanbul’un tarihine ilişkin yönelttikleri soruları yanıtladı.
Programa, İstanbul Vali Yardımcısı Ahmet Süheyl Üçer ile İstanbul Mektebi iştirakçisi akademisyen, öğretmen ve öğrenciler katıldı.
Ayrıca programda, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki İstanbul Oda Orkestrası tarafından İstanbul şarkıları seslendirildi.
]]>Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras, vatandaşların sevgi ve destek sözleriyle geldiği alanda yaptığı konuşmada içme suyu ve kanalizasyon konularının ilk öncelikleri olacağını, tarıma olan desteklerin de artarak devam edeceğini ifade etti.
Tarımda Bodrum’da uygulanan projelerin Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalara ek olarak uygulanacağını, ata tohumlardan üretilen fide ve fidan dağıtımı gibi üreticiyi destekleyecek projelerin artarak devam edeceğini belirten Aras, “Sağlıklı gıdaya ulaşmak için tarıma desteklerimiz her zamankinden fazla olacak” diyerek, tarımdan uzaklaşan vatandaşların da yeniden tarımla uğraşmalarını sağlamak için de destek projelerinin olduğunu sözlerine ekledi.
İhtiyaç görülen mahallelerde, aile ekonomisine büyük katkı sağlayan kreş ve etüd merkezleri açacaklarını belirten Aras, çocuk ve gençlere yönelik projelerin her zamankinden daha fazla olacağını sözlerine ekledi. Tarihi ve kültürel yapıların korunması için de her türlü desteği vereceklerini belirten Ahmet Aras, bölge kültürünü daha fazla turizm ile buluşturmak için de hazırlanan projelerin hızlıca hayata geçirileceğini ifade etti.
Büyükşehir’in gücü Milas’ta hissedilecek
Ahmet Aras, Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’ı makamında ziyaret ederek başladığı Milas programına, Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan tarihi arastadaki esnafları ziyaret ederek devam etti. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ve Milas Belediye Başkan Adayı Fevzi Topuz ile birlikte esnaflardan gelen talep ve önerileri samimiyetle dinleyen Aras, bugüne kadar yapılan hizmetlerin devam ettirilerek, başta turizme yönelik yeni proje ve yatırımlarla da Milas esnafının ekonomisine katkı sunacaklarını ifade etti.
Alışverişe çıkan vatandaşlarla da sohbet eden Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras, Milas’ın tarihi ve kültürel değerlerinin korunarak gelecek nesillere aktarılması, kadınlar başta olmak üzere çocuk ve gençlere yönelik hayata geçirilecek projelerle de Milas halkının Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin gücünü her zaman yanlarında hissedeceklerini ifade etti.
Yatırımlar artarak devam edecek
Milas Seçim Koordinasyon Merkezini ziyaret ederek partililerle bir araya gelen Ahmet Aras ardından, Milas Kültür Merkezi Temel Atma Törenine katıldı.
Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından Milas’a kültür, sanat alanında hizmet edecek ve sosyal hayatı zenginleştirmesi amacıyla projelendirilen, ve temel atma töreniyle ilk adımı atılan Milas Kültür Merkezi açılışında konuşan Bodrum Belediye Başkanı ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras, yatırımların artarak devam edeceğini belirterek şunları söyledi;
“Büyükşehir Belediyemizin yatırımları devam ediyor. Sürekli temel atma ve açılışlar yapıyoruz. Başkanımız bizlere muhteşem bir miras bırakıyor. Temelini attığımız bu projeleri başkanımla beraber açacağız. Yatırımların devamı için çok çalışacağız ve yatırımlarımız asla durmayacak. Kentimizin potansiyelini çok iyi biliyoruz. Kültür ve sanat bu topraklarda her zaman hakim olmuştur. Milas ve Bodrum bölgelerindeki antik yapılaşmayı biliyoruz. Bu eser kentimizin kültürü açısından, ailelerimiz ve çocuklarımız için büyük önem taşıyor. Nasıl okullar eğitime hizmet ediyorsa kültür ve sanatta çocukların hayata bakışlarına olumlu anlamda katkı sunacaktır. Sanat insanı düşünmeye sevk eder. Bu da toplumumuzun ilerlemesi açısından büyük önem taşır. Bu güzel eser Milas’a hayırlı olsun. Başkanımıza ve ekibine teşekkür ederim” – MUĞLA
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World sunucularından Alican Ayanlar’ın üstlendiği panele Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, İslam İşbirliği Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aktoty Raimkulova katıldı.
Panelde konuşan IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Kılıç, eğitimin uluslararası ilişkilerde insan kalitesinin rolünü belirlemedeki önemine dikkati çekerek, “Eğitim dediğimiz şey, eğitim felsefecilerinin de dediği gibi plansız bir şey değildir.” diye konuştu.
Kılıç, “İnsanın iç eğitimi onun dış eğitiminin de beraberinde kalitesini de yükseltecektir.” şeklinde konuşarak, iç eğitimin ilkokuldan başlamak üzere bütün insanlığa öğretilmesi gerektiği kanaatinde olduğunu söyledi.
Öğrencilerin yalnızca “yüksek IQ odaklı alanlara” endekslenmemesi gerektiğini belirten Kılıç, duygusal zekanın ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Uluslararası öğrencilerin farklılıklarının, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz”
YÖK Başkanı Özvar da eğitim ve kültürün ülkeler arası dayanışmayı güçlendirebileceğine dikkati çekerek, bu alanda işbirliğinin toplumlar arasında dostça ilişkiler kurulması konusunda gelecek vadettiğini ifade etti.
Türkiye’deki uluslararası öğrencilere ilişkin konuşan Özvar, “Uluslararası öğrencilerin çeşitliliğinin, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz. Biz de onlardan öğreniyoruz.” dedi.
Özvar, kültürel yakınlığı olan ülkelerle işbirliği ve yakın ilişkiler kurulmasının “daha kolay” olduğunu kaydederek, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Türk devletleriyle ilişkilerin, kültürel, bilimsel ve teknolojik etkileşimleri etkilediğini vurguladı.
Yükseköğretim konusunda bilim diplomasisi alanında çalıştıklarını söyleyen Özvar, bu yaklaşımın yalnızca “bir öncelik değil aynı zamanda uluslararası işbirliklerini zenginleştiren yeni bir bakış açısı” olduğunun altını çizdi.
“Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir”
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Raimkulova ise kültür ve eğitimin ulusların gelişimi ve refahı konusunda belirleyici iki faktör olduğunu ve zengin tarih ve kültürel mirası olan Türk devletleri için bu faktörlerin önemini vurguladı.
Raimkulova, Türk devletlerinin ortak köken, dil ve zengin kültürel miraslarının olduğunu kaydederek, “Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir.” dedi.
Türk Kültür ve Miras Vakfının misyonunun, söz konusu Türk kültürel mirasını uluslararası alanda korumak, tanıtmak, araştırmak olduğunu, bu alanda çalışmalar yaptıklarını aktaran Raimkulova, Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi 10. Zirvesi’nde Türk devletlerinin, dayanışmayı güçlendirme ve işbirliğini derinleştirme alanında bağlılıklarına işaret etti.
Bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilimin yeri
Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Şahin Mustafayev de Antalya Diplomasi Forumu’nun, mevcut bölgesel ve küresel konularda diyalogların yürütülmesi için temel platformlardan biri olduğunu ifade etti.
Mustafayev, mevcut dönemde bölgesel işbirliği girişimlerinin, kargaşalı dönemlerde diplomasinin gelişmesine ilişkin rolüne dikkati çekerek, bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilim aracılığıyla barışçıl ilişkiler kurulmasının önemini vurguladı.
Siyasilerin, diplomatik faaliyetlerinde stratejilerinin önemli bir parçası olarak kültür, bilim ve eğitimi öncelemesi gerektiğini belirten Mustafayev, Türk devletlerinin ortak kültürel miraslarının korunması konusunda bölgesel işbirliğinin öneminin de altını çizdi.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce ‘Kafkas Kültür Buluşmaları’nın açılış konuşmasını yaptı, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti. İmamoğlu konuşmasında “Ben, kendi bakış açımla, literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, sivil toplum kuruluşları işbirliği ile 29 Şubat-3 Mart tarihleri arasında Yenikapı’da düzenlenecek “Kafkas Kültür Buluşmaları” başladı. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce buluşmanın açılış konuşmasını gerçekleştirdi, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti.
İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:
“NE MUTLU Kİ BİZ, DÜNYANIN EN RENKLİ, EN BEREKETLİ COĞRAFYASINDA YAŞIYORUZ: Kafkas kültürünün o eşsiz güzelliğini daha iyi anlamak, daha yoğun yaşamak, daha güçlü paylaşmak için burada olacağız. İlerleyen yıllarda, çok farklı etkinliklerle de hem Kafkas kültürünün tanınmasına katkı sunacağını hem de farklı deneyimlerle çok enteresan açılımları bize sunabileceğini düşünüyorum. Ne mutlu ki biz, dünyanın en renkli, en bereketli coğrafyasında yaşıyoruz. Zaten Anadolu denince insanın aklına, direkt bereket geliyor. Anadolu’nun toprağı da bereketlidir, kültürel, manevi coğrafyası da bu anlamda bereketlilik taşır. Bu bereketlilik, tabii aynı zamanda çeşitlilikten de beslenir. Farklılıkların uyumundan beslenir. Anadolu, aynı zamanda acılarla da olgunlaşmış bir coğrafyadır. Bu yönüyle tarihi analiz ederken, bunu tamamen bugünün gücünü, kuvvetini, birliğini ve beraberliğini büyütmesi adına anlamak ve bu şekilde karşılamak gerektiğine inanıyorum.
BİR ÜLKEDE ‘AZINLIK’ TARİFİNİ DOĞRU BULMUYORUM: Biz, İstanbul’daki bütün inançların, kültürlerin, etnik kökenlerin, yaşam biçimlerinin her yönüyle tanınması, tanıtılması ve eşitlikçi bir zeminde bu şehirde yaşadıklarını hissetmesini çok önemseyen bir yönetimiz. Zira ben, kendi bakış açımla, ki genelde literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz. Bu millet olma bilinci ve kavramı, özellikle son yüzyılda Cumhuriyetle birlikte, Mustafa Kemal Atatürk’ün imza attığı, arkadaşlarıyla beraber kurduğu ve hep birlikte geliştirmekte yükümlü olduğumuz süreçte, güçlü birliğimizi ve beraberliğimizi arttıran, herkesi eşit kılan demokrasiyle de taçlanan değerli bir sürecin kişileriyiz, aktörleriyiz. Bu yönüyle Türkiye’nin özü ve özeti niteliğinde olan, İstanbul’da birliğimizin, dirliğimizin, kardeşliğimizin gücüne güç katmak için de çaba içerisindeyiz. Elbette bu yöntemleri, bu buluşmaları bunun bir parçası olarak da görüyorum.
ZİHNİMDE UYANAN DUYGUYU 10 YIL ÖNCE KALEME ALMIŞTIM: Özellikle son 200 yıl içerisinde yaşanan Kafkasya’daki savaşlar, soykırımlar, sınırdışı edilmeler ve Osmanlı ile olan münasebeti, Karadeniz geçişleri, bu topraklara yerleşim süreçleriyle ilgili çokça yayın okudum diyebilirim. Tabii sonrasında zihnimde uyanan duyguyu, bundan 8-9 yıl önce, belki 10 yıl önce kendimce kaleme almıştım ve Karadeniz kıyılarına yanaşan, Kafkaslardan göç eden insanların gemilerinin batırıldığı, yoğun bir biçimde hastalıklarla mücadele edildiği, kampların kurulduğu… Ki bunların en yoğun yaşanan yerlerinden birisi Samsun’dur. Bir bölümünün de Trabzon’a yaklaştığı ve o bölgede özellikle yoğun hastalıklarla insan kayıpları, can kayıpları olmuş ve o insanların orada toplu mezarlara defnedildiği, belli eserlerde okuduğum kayıtlardı.
HER ACININ YAŞATTIKLARININ DÜNYA BARIŞI İÇİN BARIŞ MÜCADELESİNE DÖNÜŞMESİNİ ARZU EDİYORUM: Karadeniz’in kıyılarında, sayısını söylemek yanlış olabilir, ama çokça canımızın, insanımızın, yurttaşımızın geçmişinden insanlar oralarda yatıyorlar. Bu süreçlerde hayatını kaybedenler rahmet diliyorum, şükranla anıyorum ve o insanların, o ecdadın evlatlarının, bugün bu memleketin, bu milletin asli birer yurttaşları olarak, en az her vatandaş kadar büyük emekler sarf ettiğini bilen bir insan olarak diyorum ki; hepsinin ruhu şad olsun. ve bu acılar, mutlaka anlaşılmalı. Ama her anlaşılan acı, her anlaşılmaya çalışan acının, kederin ve o coğrafyanın yaşattıklarının, bu milletin geleceği için bir birlik ve dirlik teminatı olması, dünya barışı için de barış mücadelesine dönüşmesini yürekten arzu ediyorum.
“KÜLTÜR MOZAİĞİ BİR ARAYA GELDİ“
Bu yıl ilkinin yapılacak olan “Kafkas Kültür Buluşmaları”nda; Çerkes, Abhaz, Çeçen, İnguş, Oset, Dağıstanlı, Karaçay-Malkar, Gürcü ve Laz topluluklardan 27 sivil toplum kuruluşu, ilk kez bir araya gelecek. Etkinlik programını kurum temsilcilerinin oluşturduğu bu tarihi buluşmada, konserlerden dans gösterilerine, atölyelerden filmlere, söyleşilerden geleneksel kıyafet defilesine pek çok kültürel performans İstanbulluların beğenisine sunulacak.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanlığının koordinasyonunda “Yetenek her yerde” temasıyla Eskişehir’de düzenlenen İç Anadolu Bölgesel Kariyer Fuarı’nın (İKAF’24) ikinci gününde “Eğitimde Küresel Ufuklar: Yetenek, Deneyim ve Hedefler” konulu söyleşi gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay’ın moderatörlüğünde Atatürk Kültür ve Sanat Merkezindeki programda gençlerle bir araya gelen İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, iş dünyasında bir çalışanı diğer çalışanın ya da bir başvuruyu diğerinin önüne geçiren faktörlerden birinin dil yetkinliği olduğunu söyledi.
Erdoğan, doktorayı ve akademisyenliği memuriyet kapısı olarak değil, gerçekten ilme talip olan, meraklı, araştırmak isteyen, dünyayı, işleyişi, birçok şeyi anlamak isteyen, insan yetiştirmek isteyenler için tavsiye etti.
İlim Yayma Vakfının üniversite kurmuş bir vakıf özelliği taşıdığını anımsatan Erdoğan, “İki üniversiteyle yönetici olarak doğrudan ilişkimiz var. İlim Yayma Vakfı olsun, TÜGVA olsun birçok öğrenciye burs verme, öğrencilerin konaklama, barınma ihtiyaçlarını giderme çalışmaları yapıyoruz. Onun dışında İlim Yayma Cemiyeti de çok büyük yurt faaliyeti yapan bir derneğimiz, bizim kardeş kuruluşumuz. Öğrencilere yönelik hizmet veren birçok sivil toplum kuruluşuyla vakıf, derneklerle de yakın çalışıyoruz. Sosyal hizmeti gönüllü eliyle yapmak, memur eliyle yapmaktan daha iyidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’de bu düzeyde herhangi bir akademik ödül yok”
Erdoğan, “İlim Yayma Ödülleri”nin, vakıflarının şu anda en önemli projelerinden olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin en büyük akademik ödülünü verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
“2019 yılında ilkini yaptık. 2021 ve 2023 yıllarında da iki yılda bir verdiğimiz bir ödül. 150 Cumhuriyet altınını büyük ödül olarak veriyoruz. Türkiye’de herhangi bir akademik ödül bu düzeyde yok. Bunu neden yapıyoruz? Birincisi, Türkiye’deki akademik çalışmanın kalitesini artırmamız lazım. Biz Türkiye’deki uluslararası yayın sayısı itibarıyla 20 yılda dünyada 22’nci sıradan 16’ncı sıraya gelmişiz ama sayı artarken niteliğin de artmasını gözetmek zorundayız. Onun için iyi olanların ödüllendirilmesi önemli. Türkiye’deki 180 bin civarı akademik personel içinde ‘Daha iyi akademik çalışmaya böylesi büyük ödül veriliyor’ fikrinin yerleşmesi lazım ki insanlar daha iyi akademik çalışma yapmaya özensinler.”
Erdoğan, liselere yönelik de özendirici bazı çalışmalar yapmayı hedeflediklerini aktardı.
İlim Yayma Vakfının 50’nci yılı dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle 40’ı deprem bölgesinde, 10’u İstanbul’da olmak üzere 50 okulda “İlim Yayma Vakfı 50. Yıl Kütüphaneleri” kuracaklarını duyuran Erdoğan, “Bu şekilde de okullara giriyoruz ki İlim Yayma Vakfımızı tanısınlar. İlim Yayma Vakfının, ‘İlim Yayma Ödülleri’ni neden yaptığını görmüş olsunlar. Onları daha fazla yüksek lisans, doktora eğitimine yönelmeye teşvik etmiş olduk.” ifadesini kullandı.
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim”
Katılımcıların sorularını yanıtlayan Erdoğan, her türlü iş kolunda çalışkanlığın çok önemli olduğuna dikkati çekti.
En iyi üniversitenin en iyi bölümünün diplomasının bireyi bir noktaya kadar götürebileceğini ifade eden Erdoğan, “Esas olan iş yerinde çalışkan olmak, yetkinlik sahibi olmak. Geleceğin mesleği, yetkinlik setinizin zenginliği. Ne kadar zengin bir yetkinlik setine sahipsiniz o kadar seçenekleriniz artar, çalıştığınız iş yerinde o kadar öne çıkarsınız, yükselme şansı kazanırsınız.” diye konuştu.
Kültürü korumanın, kimliği korumak anlamı taşıdığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim. Bu kültürel kodlarımızı koruyabilirsek biz Türkiye Cumhuriyeti olarak kalabiliriz. ‘Binlerce yıllık tarihimiz var’ diyebiliriz. Büyük tarihimizdeki isimleri sayabiliriz. Batı’nın istediği, kimsenin tarihi kalmasın. Bugün inanılmaz bir kültürel zenginliğimiz var, inanılmaz bir tarihimiz var. Bizim Osmanlı dediğimiz, Selçuklu dediğimiz yüzlerce yıl hükmettikleri topraklarda insanları birbiriyle kırdırmadan yönetebilen… Hala bakın ne Balkanlar’a ne Güneydoğu Avrupa’ya ne Orta Doğu’ya bu Batı düzeni barış getirebilmiş değil. Soykırımı önleyebilmiş değil Afrika’da. Şu anda Filistin’de soykırımı önleyemiyor zaten, gözümüzün önünde hatta destek oluyorlar.
Her kültürün devamlılığını dünyanın zenginliği için önemli görüyorum ama bizim sanki fazla sorumluluğumuz var. Çünkü dünyada ecdadımız belli zulümleri sonlandırmış, belli yerlere huzur getirmiş. Şu anda da dünyanın buna ihtiyacı var. Dünyada yeniden devam eden adaletsizliklerin, zulümlerin giderilmesini kendine gündem edecek bir kültürel devamlılığa ihtiyaç var. Bu bizim tarihimizde varsa bunu yaşatmak dünya için de çok kıymetli. Onun için bizim kültürümüzü canlı tutup, yaşatıp yeni nesillere aktarma meselesini hayat meselesi olarak görmemiz lazım.”
Erdoğan ve Atay’a Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal tarafından hediye takdim edilmesiyle sona eren söyleşiye, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan ile öğrenciler katıldı.
]]>Başkan Yüksel’in seçim bildirgesinde yer alan projeler, vatandaşların hizmetine sunulmaya devam ediyor. Bu kapsamda Yalı-Yunus-Topselvi Kültür Merkezi, Sabiha Bengütaş Kreşi ve Trafik Eğitim Parkı’nın aralarında bulunduğu üç proje, dün saat 14.00’te Yalı Mahallesi Gündem Sokak’ta düzenlenen törenle açıldı. Merkezin açılışından önce Türk Halk Müziği sanatçıları Özgür Doğan ve ardından Taner Özsoy birer konser verdi.
Yalı, Yunus ve Topselvi Mahallelerinin buluşma noktası olacak Kültür Merkezi’nin, Sabiha Bengütaş Kreşi ve Trafik Eğitim Parkı’nın açılışına Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in yanı sıra CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP İl Gençlik Kolları Başkanı Erdem Kara, CHP Kartal İlçe Başkanı Mert Polat, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Enif Yavuz Dipşar, CHP Pendik Belediye Başkan Adayı Tarık Balyalı, Kartal Belediyesi meclis üyeleri, başkan yardımcıları, birim müdürleri, meclis üyesi adayları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Kartallı muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Canlı yayınlanan açılışta Başkan Yüksel, şarkıcı Kartallı Mert Şenel’e teşekkür ederek kendisine plaket takdim etti. Şenel de sahneden Başkan Yüksel için hazırladığı iki şarkıyı seslendirerek açılışa renk kattı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan açılışta, kürsüye davet edilen CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik kısa bir konuşma yaptı. Başkan Yüksel’in 32 yaşında Belediye Başkanı seçildiğini hatırlatan Çelik, Kartal halkının bu tercihinin ne kadar anlamlı olduğunun bugün ortaya çıktığını söyledi. Kartal’ın üç mahallesinin kesişim merkezinde böyle bir kültür merkezinin yükselmesinin çok yararlı olduğunun altını çizen Çelik, Kartal Belediyesi’nin İstanbul’da kreş sayısında öncü bir belediye olduğunu ve en fazla sayıda kreşe sahip ilçe belediyesi olduğunu aktararak bu başarısı dolayısıyla Yüksel’i kutladı.
Çelik’in ardından kürsüye çıkan Başkan Yüksel, komşuluk hukukunu ve duygusunu bu açılışta da iliklerine kadar hissettiklerini belirterek binanın yapımına başladıktan sonra başta pandemi ve ekonomik kriz olmak üzere pek çok zorlu durumla karşı karşıya kalmalarına rağmen, çalışmayı ve Kartal halkının ihtiyaçlarını karşılamak için daha çok çalışmayı tercih ettiklerini söyledi.
Kültür merkezinin ‘hizmette adalet’ vurgusundan dolayı çok önemli olduğunun altını çizen Başkan Yüksel, İBB ile birlikte Kartal’da altyapı anlamında büyük bir atılım gerçekleştirdiklerini kaydederek önce Kartal meydanda yağmur suyu hattını 1 yılda değiştirdiklerini, ardından da Kartal’ın 20 mahallesindeki eksik altyapı yatırımlarını tamamladıklarını paylaştı. Yüksel, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu Kültür Merkezi’nin başkaca bir önemi daha var. Hizmette adalet derken artık bu 3 mahallenin gençleri, çocukları kadınları da kendi mahallesinde sinemaya ve tiyatroya gidecek, rahat bir kütüphaneye gelecekler ve onlar için hazırladığımız sinema tiyatrolarla, kültür sanat faaliyetleriyle buluşmuş olacaklar. Kültür Merkezi’mizin alt katında sizi sinema ve tiyatro ile buluşturuyoruz. Giriş katta belediye hizmetlerimiz yer alacak. Bir üst katta Kartal’ın en büyük kütüphanesi yer alıyor. Onun üst katında ücretsiz dershane hizmetimiz yer alıyor. Mustafa Necati Etüt Merkezi’mizden Türkiye birincisi çıkınca buradaki fonksiyonları düşünürken Kültür Merkezi’nin içinde bir de dershane eklemiş olduk. 3 katımızda çeşitli atölyeler, hobi salonları ve meslek edindirme kursları var. 4. katımızda ise 10. Gezegen Kafe’mizi açmış oluyoruz. Burada da bütçe dostu hizmet vermeyi amaç edindik. Kültür Merkezi’mizin bir diğer fonksiyonu da üç mahalleden de yoğun şekilde gelen bir talep doğrultusunda oluşturuldu. Komşularımızdan gelen talepler üzerine projemizde değişiklik yapıp taziye evi ekledik. Hemen yan tarafından girişi olan Taziye evini de yine bugün açıyoruz. Biz hizmet ederken kimseye sormuyoruz ‘Hangi partiye oy verdin’ diye. Dolayısıyla siyaset başka bir şey hizmet başka bir şey. Kültür Merkezi’miz hepimize hayırlı uğurlu olsun.”
Yüksel’in konuşmasının ardından açılış kurdelesi kesildi. Aynı anda gerçekleşen törenle Yalı-Yunus-Topselvi Kültür Merkezi, Sabiha Bengütaş Kreşi ve Trafik Eğitim Parkı da hizmete açıldı. Açılışın ardından Kültür Merkezi’ni davetlilere gezdiren Başkan Yüksel, kültür merkezinin fonksiyonları ile ilgili de katılımcılara bilgi verdi.
Kartal Belediyesi Sanat Akademisi öğrencilerinin kısa bir gösteri gerçekleştirdiği Yalı-Yunus-Topselvi Kültür Merkezi’nin sonraki etkinlikleri ise “Pinokyo” adlı çocuk oyunu ve Bandırma Füze Kulübü adlı sinema gösterimleri ile devam etti.
]]>YEE tarafından sivil bir inisiyatif anlayışı ile geliştirilerek uygulamaya konulan “Medya Buluşmaları” etkinliklerinin üçüncü serisi, “Bosna Hersek ve Sırbistan”, “Arnavutluk ve Romanya”nın ardından “Venezuela ve Meksika”da yapıldı.
Mexico City’de bir otelde gerçekleştirilen programda, Türk ve Meksikalı gazeteciler, iki ülkenin birbirini daha iyi tanıması ve yakınlaşması amacıyla fikirlerini sundu.
Etkinlikte, iki toplumun birbirlerini medya üzerinden yapılacak paylaşım ve yayınlar ile daha yakından tanıma ve anlamasının sağlanmasına yönelik geçmişten gelerek toplumları bir araya getiren ortak değerlerin ülke kamuoylarınca paylaşılmasına yönelik fikirler konuşuldu.
Medya Buluşmaları kapsamında kültürel alışverişin artırılması ve ortak projelerin geliştirilmesi, katılımcı medya profesyonelleri arasında işbirliği ağının oluşturulması ve sürdürülebilir bir iletişim platformunun kurulması kararı alındı.
Toplantıda, bilgi alışverişinin teşvik edilmesi ve YEE vasıtasıyla Meksika ve Türkiye’deki kurumların işbirliği yapması konusunda uzlaşıldı.
“Toplumlar medya aracılığıyla birbirini daha iyi tanıyacak ve anlayacak”
Programda konuşan YEE Kültürel Diplomasi Akademisi Koordinatörü Dr. Melih Barut, enstitünün ismini aldığı şair Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım. İşi kolay kılalım.” felsefesini sahada icra ettiğini söyledi.
Barut, sunumunda enstitünün çalışmalarına yönelik bilgiler aktarırken, Meksika ve Türk toplumunun birbirini tanımasının medya aracılığı ile olabileceğini kaydetti.
“Toplumlar medya aracılığıyla birbirini daha iyi tanıyacak ve anlayacak. Meksika ve Türkiye toplumlarının birbirlerini tanımaları, birbirlerini anlamaları için ne yapabiliriz, bunu arıyoruz ve sizlerle başaracağımıza inanıyoruz.” diyen Barut, Meksikalı ve Türk gazetecilere destekleri için teşekkür etti.
“Gönüller yapmaya geldik, felsefesi ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz”
YEE Meksika Koordinatörü Salih Gültekin, Meksika’da YEE’yi 2021’de kurduklarını ve Türk kültürünü tanıtmak için çalıştıklarını söyledi.
Programa ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını belirten Gültekin, “Enstitümüzün resim, müzik ve el sanatları, tarih ve kültür konferansları gibi pek çok faaliyeti var. Yunus Emre’nin felsefesi ile çalışıyoruz. ‘Gönüller yapmaya geldik’ felsefesi ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” dedi.
“Meksika’da Atatürk Kültür Merkezi kurmak istiyoruz”
Radyo Canon’un programcısı Federico La Mont ve Takvim gazetesi yazarı Ergün Diler programın “kıdemli gazeteciler” bölümünde açılış konuşması yaptı.
La Mont, Türkiye ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çok sevdiklerini, Türkiye ile Meksika’nın aynı seviyede olduğunu ve dostluklarının devam edeceğini söyledi.
“Meksika’da Atatürk Kültür Merkezi kurmak istiyoruz. Meksika, Endonezya, Türkiye, Avustralya, Güney Kore’nin dahil olduğu MİKTA Strateji Forumu’nda buluşuyoruz. Bu önemli bir forum, bir araya gelmemiz açısından kıymetli.” ifadelerini kullanan La Mont, Türkiye’yi daha yakından tanımak istediklerini söyledi.
Meksika’da 120 bin gazeteci olduğunu belirten La Mont, Türk gazetecilerin haziranda yapılacak ve büyük olasılıkla ilk kadın başkanın seçileceği devlet başkanlığı seçimlerini yakından takip etmelerini arzu ettiğini vurguladı.
” Edebiyat, sanat, mutfak ve pek çok alanda birbirimizi tanımalıyız”
Türk ve Meksikalı gazeteciler, medyanın kültürel yakınlaşmayı sağlamak için neler yapabileceğini konuştu.
Meksika Kanal 22 Editörü Jose Hernandez, Türk dizi endüstrisinin yükselişini takip ettiklerini ve Türk kültürünü tanımak için bu dizileri izlediklerini söyledi. Türkiye ile kültürel iletişime kıymet verdiklerini belirten Hernandez, “Edebiyat, sanat, mutfak ve pek çok alanda birbirimizi tanımalıyız.” dedi.
Meksikalı gazeteci Jeziret Gallardo, geçen yıl ney üflemeye başladığını ve Türk kültürünü yakından tanımak istediğini anlatarak, iki yıl önce Türkiye’yi ziyaret ettiğini ve çok sevdiğini kaydetti.
Gallardo, dizilerin Türkiye’yi tanımak için araç olduğunu ama kültürlerin buluşması için alternatif yollar aranması gerektiğinin de altını çizdi.
Meksikalı gazeteciler ortak yapımlara imza atılmasını istedi
Meksika’nın El Heraldo de gazetesi köşe yazarı Guadalupe Gonzales Chavez, Türkiye ile ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri devam ettiğini ve halı, kahve, sanat ve mimari alanda pek çok etkileşimin olduğunu söyledi.
“Osmanlı İmparatorluğu, Atatürk dönemi ve şimdi de bu kültürel diplomatik çalışmalarımızla üç dönemde ilişkilerimiz güçlü. Bunun dil ve iletişim alanında devamını sağlamalıyız. Dizilerde Türkiye zirvede. Meksika bu konuda geri kaldı. Bunun için ortak bir noktada buluşmalı. Tiyatro, sinema ve belgesellerde ortak yapımlara imza atmalıyız.” ifadelerini kullanan Chavez, tarih, dil ve kültür alanında etkileşim için medyanın çalışması gerektiğini vurguladı.
Toplantı sonrasında Meksikalı ve Türk gazeteciler arasında iletişimin devamı için iletişim ağı kurulurken, Meksika’daki YEE’de Meksikalı gazetecilere Türkçe kursu verilmesi kararlaştırıldı.
]]>Fatih’in kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmak için 2021’de başlatılan “Sözlü Tarih” projesinin sonuçlarını değerlendirmek üzere gerçekleştirilen sempozyumda, sözlü tarihin önemi ve etkisi tartışıldı.
Proje kapsamında 2022-2024 arasında çalışma yürütülürken, detaylı literatür taramaları, saha araştırmaları, stüdyo hazırlıkları, çekimler ve proje tanıtımı gibi bir dizi faaliyet yapıldı.
Sempozyumun açılışında konuşan Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, sözlü kültürün hayata dair deneyim pratiklerinin şifahi olarak toplum belleğine aktarılması olduğunu söyledi.
Turan, sözlü tarihin araştırma metodu olarak son yıllarda rağbet gördüğünü belirterek, “Sözlü tarih metodunun, özellikle şehircilik ve sosyal tarih çalışmalarında tercih edildiği, sevildiği bilinmektedir. Fatih Belediyesi olarak biz de ilçemizin somut ve somut olmayan kültürel mirasına sahip çıkmak, şehrimizin derin hafızasını, insanlar ve mekanlar üzerinden belgelemek için Sözlü Tarih projesi başlattık. Zeyrek Akademi bünyesinde yürüttüğümüz sözlü tarih çalışmalarıyla ilçemizdeki toplumsal ve kültürel değişimin kaydını tutarak geleceğe aktarmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Farklı sosyokültürel ve ekonomik özelliklere sahip 80 vatandaşın yaşamını kayıt altına aldıklarını aktaran Turan, şunları kaydetti:
“Burada Fatih’imizin tarihinden uzun uzun bahsetmemize imkan yok. Elbette bu köklü tarihin, gün yüzüne çıkmamış, kaydedilmemiş dalları, uzantıları da mevcut. Biz bu projeyle geçmişi neredeyse medeniyet tarihi kadar eski olan şehrimizin insan ve hafıza birikimini değerlendiriyoruz. Proje kapsamında akademisyenlerimiz, sanatkarlarımız, esnafımız, ev hanımlarımız yani toplumumuzun bütün kesimleri hakkında fikir verebilecek geniş bir profilde hemşehrilerimizin yaşamını, hatıralarını kayıt altına aldık.”
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, “Başkan’ımız aslında bir ilçe belediyesinin faaliyetlerini değil, bizim kadim medeniyet merkezimizin tarihini, kültürünü ve medeniyetini ortaya koymaya, geçmişin birikimini günümüze ve geleceğe taşıyarak geleceğin de temellerini attı. Bir tarihçi olarak gördüğüm budur.” değerlendirmesini yaptı.
“Sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem”
Programda proje danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdülhamit Avşar, Doç. Dr. Yunus Uğur, Doç. Dr. M. Emir İlhan, Doç. Dr. Emine Çakır, Doç. Dr. Samet Çevik ve arkeolog Aslı Avcı gibi alanında uzman hocalar, “Mekan, Bellek, Gündelik Hayat ve Mekansal Dönüşümü Sözlü Tarihle Okumak”, “Kültürel Miras, Müzecilik, Belgesel Sinema ve Sözlü Tarih İlişkisi” oturum başlıklarının altında sözlü tarih ile ilgili sunumlar gerçekleştirdi.
Sözlü Tarih projesinin 2021 yılında başladığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, şu bilgileri verdi:
“Biz Fatih’teki kültürel miras mekanlarının gündelik hayattaki yeri ve dönüşümü adlı projeye 2021’de başladık. Bugüne kadar 80 kişiyle sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştirdik. Birincisi, bunun çıktılarını araştırmacılarla ve akademisyenlerle bir taraftan da aslında Fatihlilerle paylaşmak, ikincisi de sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem. Sözlü tarihin teorisine ve pratiğine dair bu alanın uzmanlarının yapacağı sunumlarla bire bir sempozyum düzenlemek istedik.”
]]>Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonunda Pamukkale Üniversitesi tarafından Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Ege Kariyer Fuarı’na katılarak öğrencilerle sohbet etti, öğrenci destek projeleri hakkında sunum yaptı.
Gençlere kariyer planlarıyla ilgili tavsiyelerde bulunan Erdoğan, araştırmalara göre, “sahip olunan işin kişinin doğal kabiliyetlerine uygun olması”, “işten keyif alınması”, “iş sayesinde geçim sağlanıyor olunması” ve “işin topluma faydasının olması” gibi unsurların bir arada bulunduğu kariyerin iç huzuru da beraberinde getirdiğini ifade etti.
Kariyer planı yaparken topluma faydalı olabilmenin, tasavvuf geleneğindeki gibi daha iyi bir kul olma gayretinin de dikkate alınması gerektiğini anlatan Erdoğan, diploma ve akademik kariyerin tek başına yeterli olmadığını, iletişim kabiliyeti ve çalışkanlığın kariyer açısından önemli olduğunu vurguladı.
Kendi eğitim hayatı ve kariyerinden bahseden Erdoğan, birikimleri ve tecrübesini insanlara faydalı olabilmek için kanalize etmek zorunluluğunda olduğunu, aileden böyle bir kültürün içinde büyüdüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük bir dava peşinde, ülkeye hizmet etmek için mücadele ettiğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu da bizim için bir ödev gibi oldu. Biz de hayatımızı sadece kendimiz için yaşarsak bu doğru olmaz. Gençlerle bir araya geldiğimizde vermeye çalıştığımız mesaj da bu. Elbette gençlikte gelecek kaygısı olur. Kariyer günlerinde olma sebeplerimizden biri bu. Gayet doğal. Tecrübeyle şunu göreceksiniz; nice insanlar var ki maddi olarak en rahat imkanlar içerisinde yaşıyorlar ama iç dünyaları dışarıdan göründüğü gibi olmayabiliyor. O iç huzuru, kendinizle barışık olmanızı sağlayan şey ne kadar büyük bir evde yaşadığınız değil. Kendinize saygıyı edinmenizi sağlayan şey, topluma bir katkınızın olması, kendinizden başka insanlara hiçbir beklenti olmadan bir şeyler yapmanız. Bunu Allah rızasını kazanmak için yapmayı inancımız bize öğretiyor. Rabb’imizle daha sağlıklı bir ilişki kurmamızı sağlıyor.”
Kültürel kodların miras bırakılması
Erdoğan, gençleri her zaman düşündüklerini, burs projelerini daha nitelikli hale getirmeye çalıştıklarını aktardı.
Kültürel kodların yeni nesillere aktarılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “Bütün projelerdeki ortak temamız, öz kültürümüzün yeniden ihyası, kendi kimliğimizin, kültürümüzün ortaya çıkması, yeni nesillere kültürel özelliklerimiz ve pratiklerimizin aktarılması. Anadolu merhametle yoğrulmuş bir toprak parçasıdır. Biz bunu nasıl yeni nesillere, kodlarımız içerisinde merhametin olduğunu aktarırız buna bakıyoruz. Kültürel kodlarımızın, Batı’nın taarruzundan kurtarılıp açığa çıkarılarak yeni nesiller tarafından sahiplenilmesini istiyoruz.” diye konuştu.
Üniversite öğrencilerinin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, öğrencilerin gerçek kapasitelerini ortaya çıkarmak için çalıştıklarını, gençlerin bilinçli olduğunu gördüklerini ancak sunulan imkanlara yönelik farkındalık konusunda mesafe alınması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay da “Yetenek Kapısı” isimli dijital platformla gençlerin farklı alanlardaki yeteneklerini keşfetmek için çalıştıklarını söyledi.
]]>İstanbul’da devlet memuru İbrahim Etem ve Mediha Uygur çiftinin ilk çocuğu olarak 15 Ocak 1925’te dünyaya gelen Uygur, ilk öğrenimine Pendik’te başladı, 1936’da Büyükada İlkokulu’ndan mezun oldu.
Galatasaray Lisesi’nin Latince Bölümü’nü 1944’de tamamlayan Uygur, aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden 1948’de mezun oldu. 1948-1949’da yedek subay olarak askerliğini yaptı.
Nermi Uygur, 1950’de İstanbul Üniversitesi’nde asistan olarak göreve başladı. 1952’de kültür bilimlerinin varlık yapısı ve yöntemine dayalı doktora teziyle “Felsefe Doktoru” unvanını aldı.
Türkiye’de felsefe doktorası yapan ilk isim oldu
Türkiye’de felsefe doktorası yapan ilk felsefecilerden biri olan Uygur, kendi ifadesi ile bilgi ve görgüsünü artırmak için İstanbul Üniversitesi tarafından 1952-1954’te yurt dışına gönderildi. Almanya, Fransa ve Belçika’da Görüngübilim (Fenomonoloji) üzerine araştırmalar yaptı.
Uygur, Almanya’daki incelemelerini, 1960 ve 1966’da aldığı Alexander von Humboldt bursuyla sürdürdü. Türkiye’ye dönüşünde “Husserl’de Başkasının Ben’i” teziyle doçent olan Uygur, 1979-1981’de Almanya’da Wuppertal Üniversitesi’nde konuk profesör oldu. Burada mantık, dil, sanat, kültür felsefesi ağırlıklı dersler verdi.
Usta felsefeci, ayrıca 1954’te Brüksel’de, 1958’de Venedik’te, 1968’de Viyana’da ve 1978’de Dusseldorf’ta düzenlenen Uluslararası Felsefe Kongreleri ile 1983’te Würzburg’da toplanan Uluslararası Çok-Kültürlülük Konferansı’na katıldı.
İstanbul Üniversitesi’nde 1981-1990 arasında da Felsefe Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanlığı yapan Nermi Uygur, burada Antik ve Çağdaş Felsefe Tarihi, Dil ve Kültür Felsefesi, Bilim Felsefesi, Felsefe Metinleri Semineri, Analitik Felsefe Seminerleri derslerini verdi.
Dünya Yazarlar Birliği, Türk Dil Kurumu ve Türk Fizik Derneği üyeliği bulunan Uygur, Dağcılık Kulübü’nün de ilk üyelerinden oldu.
Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü aldı
Uygur, felsefe alanınca denemeci anlayışın Türkiye’deki öncüsü sayıldı. Kendisine Türkiye’de felsefenin kurumlaşmasına ve Türkçe’nin felsefe dili olarak gelişmesine katkılarından ötürü 2000’de Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü verildi.
Uygur, 1992’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden emekliye ayrıldı. Emekliliğin ardından Marmara Üniversitesi’nde düşünce-sanat ilişkileri üzerine yüksek lisans ve doktora dersleri ile seminerler vermeye devam etti.
Dünyayı, felsefeyi, kültürü sorgulama serüvenini denemeler şeklinde kitaplaştıran Uygur’un 1960’lardan itibaren yazıları yurt dışında da yayımlanmaya başladı.
Türk felsefe ve düşünce tarihinde önemli bir yeri olan Nermi Uygur, 21 Şubat 2005’te kalp yetmezliğinden İstanbul’da vefat etti.
Dil, felsefe, varlık, kültür ve sanat ve benzeri konularda çok sayıda eser kaleme aldı
Mehmet Akkaya, “Dil ve Kültür Bağlamında Nermi Uygur’un Felsefe Anlayışı” başlıklı tezinde, “Nermi Uygur, felsefenin temeli olan düşünceye ve düşünmeye önem verir. Düşünmeyi özgürlükle eş değer görür. Uygur’a göre bir yerde düşünme varsa özgürlük var demektir. Bir insanın özgürlüğü istediğini yapmasında değil, düşünme eyleminde etkin olmasındadır. Düşünmeyi ve özgürlüğü dilden giderek yalnızca bilinçli insana özgü olarak gören Nermi Uygur, bu nedenle susmanın ve dolayısıyla susturmanın suç olduğunu iddia eder.” ifadelerine yer vermiştir.
Tuğba Koçyiğit ise “Nermi Uygur’un Dil Anlayışı” başlıklı tezinde şunları kaydetti:
“Dil konusu, Nermi Uygur’un genel felsefe çalışmaları içinde üzerine fazla eğildiği konulardan biridir. Ancak Uygur, dilin kökeni ya da doğası sorunu ile ilgilenmemiştir. ‘Dilin Gücü’ adlı eserinde Uygur, bir dil anlayışı ortaya koymak için köken sorununu ele almanın gereksiz olduğunu, çağlar boyunca sorulan ‘dil nedir?’ sorusu ile bir yere varılamadığını, bu nedenle konuya ilişkin birtakım tasarılar sunmaktan ileri gidilemeyeceğini iddia eder. Ona göre dil, insanın tüm evrenle karşılaşmasıdır. Nermi Uygur, düşüncesinde dil kavramını sadece evreni tanıma yönü ile sınırlı tutmamıştır. Ona göre dil insanın da varlık sebebidir, insanı diğer varlıklardan ayrı kılan her özellik dil ile mümkün olmaktadır.”
Dil, felsefe, varlık, kültür ve sanat ve benzeri konularda çok sayıda eser kaleme alan ve Türkçe dışında Almanca, İngilizce ve Fransızca yapıtları da bulunan Uygur’un eserlerinden bazıları şöyle:
” Edmund Husserl’de Başkasının Ben’i Sorunu”, “Dilin Gücü”, “Felsefenin Çağrısı”, “Dünya Görüşü”, “Güneşle”, “İnsan Açısından Edebiyat”, “Türk Felsefesinin Boyutları”, “Kuram-Eylem Bağlamı: Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi”, “Dil Yönünden Fizik Felsefesi”, “Yaşama Felsefesi”, “Kültür Kuramı”, “Bunalımdan Yaşama Kültürü”, “Çağdaş Ortamda Teknik”, “İçi Dışıyla Batı’nın Kültür Dünyası”, “Tadı Damağımda: Bir Okur-Yazarın Kitap Okuma Serüvenleri”, “Başka-Sevgisi”, “Salkımlar”, “Dipten Gelen”, “Denemeli Denemesiz”, “İçimin Sesi”, “Eşekler, İkindiler, Yetişimler”
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
Yozgat’ta özel günlerde davul, zurna, keman, saz, cümbüş, darbuka çalarak, düğünlerde köçeklik yaparak ve çocukları sünnet ederek geçimlerini sağlayan Abdallar, geleneklerini yaşatamamanın sıkıntısını yaşıyor. Abdal geleneğinin son temsilcilerinden Veli Metin, artık eskisi gibi çocuklara müzik aleti öğretmediklerini, okuyup bir devlet kapısında iş bulmaları için mücadele ettiklerini söyledi.
Yozgat’ta, çaldığı enstrümanı çocuk yaşta eline alarak büyüyen abdallar, yeni mesleklere yöneldi. Abdal geleneğinin son temsilcilerinden Veli Metin, eskiden mesleği öğrenmeyenlerin, günümüzde ise eğitimini tamamlamayanların geçim sıkıntısı yaşadığını belirterek geleneğe sahip çıkılmasını istedi. Metin, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından diğer illerde olduğu gibi kendilerine verilen kadro sözünün tutulmadığından yakındı.
“SEÇİMLERDE BÜYÜK ROL OYNAYAN BİR MAHALLE, NEREYE VERİRSE ORA BELEDİYE BAŞKANI OLURDU”
Veli Metin, Yerköy ilçesinde ikamet ettiği Bağlarbaşı Mahallesi ile Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Köseli beldesi arasındaki alanda daha önceleri yüzlerce çocuğun ve Abdalın davul, zurna, cümbüş, darbuka, saz çalıp eğitim aldıklarını, şimdi ise 10-15 çocuğun seksek oynayıp, evlerinde ders çalışarak zaman geçirdiklerini anlattı. Metin, şöyle konuştu:
“Yerköy Abdallar Kültür Dernek Başkanlığı yaptım, derneği ilgisizlikten dolayı kapatmak zorunda kaldım, 10 yıldır kapalı. Bu gördüğünüz 250-270 hane Abdal mahallesiydi, seçimlerde büyük rol oynayan bir mahalle, nereye verirse ora belediye başkanı olurdu. Şöyle bir bakın, ören oldu, viran oldu. Derler ya işte 40 yıllık ağaç kurumuş kuş kalkmış baykuşlar tünemiş. Baykuşlar tünedi, Abdal aşiretinin mekanına. 270 haneydi, şu anda 12 hane kaldı.”
“DÜĞÜN ÇALMAZSAK BAŞKA BİR GELİRİMİZ YOK”
Veli Metin, Atilla Koç’ün Kültür Bakanlığı döneminde Yozgat’ın kültürünü temsil etmeleri için iki kez kadro sözü verildiğini belirterek, şunları söyledi:
“Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın sesimizi duyulmasını istiyorum. Birkaç sefer sosyal medyada duyurmaya çalıştım, ilgi görmedi. Şu hale bir bakın, bu Abdal kültürü yok oldu. Sanat ilimdir, sanat Abdal’dır, bu kültür Abdal’ındır. Şu çoluğumuz çocuğumuz eline bir meslek alıp da mesleğimizi icra edemiyor. Ufacık bir tarihi eser buluyor vatandaşın birisi, bu kaçakçılık yapıyor diye velvele koparıyorlar. Halbuki Abdal bütünü bütüne bir kültür, tarihi eser. Kendi tarihimize sahip çıkmamız lazım. Sayın Kültür Bakanımızın bize vermiş olduğu kadroyu özellikle Cumhurbaşkanımızın sesimizi duyup, duyuramadım bu zamana kadar inşallah bu sefer duyururum, bize de kulak verir, bizimle de irtibat kurar, kadromuzu Cumhurbaşkanımızdan istiyoruz. Emekliliğimiz yok, bir şeyimiz yok, perişanız. Sayın Cumhurbaşkanım, duyarsan, ilgilerini ilgilenmemi özellikle bekliyoruz.”
“ZURNA ÇALAN İLGİSİZLİKTEN, BİLGİSİZLİKTEN DOLAYI HEMEN HEMEN HİÇ KALMADI”
Mahallede yetişen çocukların davuldan başka enstrüman çalmadıklarını aktaran Veli Metin, “Zurna çalan ilgisizlikten, bilgisizlikten dolayı hemen hemen hiç kalmadı. Ben 62 yaşındayım, benden sonra bu meslekte bitmek üzere. Belki efendim Pakistan’da vardır, ithal zurnacı getirtebilirler, getirebilirlerse. Bu neden oldu? İşte bize verilen kadronun geri elimizden alınmasından kaynaklandı. Bir bakan kadro verir de müdür geri kadroyu bozabilir mi? İnşallah tekrarlıyorum, Sayın Cumhurbaşkanımız sesimizi duyar, kadromuzu verir de biz de geri mesleğimizi devam ettiririz” diye konuştu.
]]>Samsun’da ve çevre illerde sosyal dayanışmaya yönelik kültürel faaliyetler yürüten sivil toplum kuruluşlarını tek bir çatı altında bir araya getiren SAM-BİR, düzenlediği kahvaltı programıyla yerel basın temsilcilerini ağırladı. Gerçekleştirilen basın buluşmasında birlik beraberlik mesajı verildi. Bir kafede gerçekleşen programda konuşan SAM-BİR Dönem Başkanı ve KADEF Yönetim Kurulu Başkanı Bayram Erişgin, programa katılımlarından dolayı platform üyesi dernek ve federasyon başkanları ile basın temsilcilerine teşekkür etti. Erişgin, Samsun Sivil Toplum Birliği’nin Samsun ve çevre illerde faaliyet gösteren dernekleri ve federasyonları bir araya getiren bir oluşum olduğunu belirterek, bu vesileyle hemşehri dernekleri arasındaki sosyal ilişkileri ve bağları güçlendirerek dayanışmayı sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
“Samsun’a bağlılık hissini güçlendiriyoruz”
Programda basın açıklamasını SAM-BİR Dönem Sözcüsü Nuri Seven yaptı. Seven, “Samsun’u kucaklayan hemşehri dernekleri, şehrin gelişimine ve değerlerine sahip çıkma, Samsun’da bulunan hemşehri derneklerinin arasında kültürel ve sosyal bağları güçlendirme amacıyla bir araya gelmiştir. Bu birliktelik, SAM-BİR çatısı altında toplanan Samsunlu hemşehrileri ve şehrimize sevgi besleyenleri bir araya getirerek ortak bir paydada buluşturmaktadır. Bu vesileyle hemşehrilerimizin ve Samsun sevdalılarının Samsun’a bağlılıklarını ve aidiyet duygularını güçlendirmiş oluyoruz. SAM-BİR sadece coğrafi bağlılığa dayanmayan, aynı zamanda duygusal ilişkilere de önem veren oluşumdur” diye konuştu.
Konuşmaların ardından programa katılan platform üyesi dernek başkanları, sırayla söz alarak kendilerini tanıttı. SAM-BİR Platformu çatısı altında bir araya gelen dernek ve federasyonlar şöyle:
“Samsun Artvin Turizm Folklor Derneği, Samsun Alaçamlılar Derneği, Samsun Asarcık Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Samsun Bafralılar Kültür, Dayanışma ve Haberleşme Derneği, Samsun Balkan Türkleri Derneği, Samsun Bayburt Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Samsun Çerkes Derneği, Samsun Giresunlular Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Samsun Gümüşhane Dernekler Federasyonu, Samsun Kavak Dernekler Samsun 25 Mayıs Havzalılar Dayanışma ve Yardımlaşma Kültür Derneği, Samsun Kars-Ardahan-Iğdırlılar Derneği, Samsun Mübadele Derneği, Samsun Of-Çaykara Kültür ve Dayanışma Derneği, Samsun Ordulular Derneği, Samsun Ordu Sevgi Derneği, Samsun Salıpazarlılar Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği, Samsun Sinoplular ve İlçeleri Kültür ve Dayanışma Derneği, Sevdamız Samsun Genel Merkezi, Samsun Termeliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği.”
Programa SAM-BİR Genel Sekreteri Termeliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Recep Ormancı, Samsun Artvin Turizm Folklör Derneği Başkanı Kazım Yılmaz, Samsun Asarcık Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Bayram Konuşuk, Samsun Balkan Türkleri Derneği Başkanı İbrahim Özdemir, Samsun Çerkes Derneği Başkanı İlhan Ayrancı, Samsun Giresunlular Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Yücel Turan, Samsun Kars-Ardahan-Iğdırlılar Derneği Başkanı Yaver Cengiz, Samsun Of-Çaykara Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Osman Nuri Sarı, Samsun Ordulular Derneği Başkanı Yusuf Günaydın, Samsun Ordu Sevgi Derneği Başkanı İlknur Yılmaz ve basın mensupları katıldı. – SAMSUN
]]>Dünya Etnospor Konfederasyonu (DEK) tarafından, “Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla düzenlenen 6. Etnospor Forumu, Antalya’nın Serik ilçesindeki Belek Turizm Merkezi’nde devam ediyor.
Forum kapsamında gerçekleştirilen “Bakanlar Paneli”nin devam oturumu gerçekleştirildi. Panelin moderatörlüğünü yapan DEK Başkanı Bilal Erdoğan, küreselleşmenin hayatımıza girdiği bu dönemde baskının, savaşların sayısının azalmadığını dile getirerek, küreselleşmeyle birlikte kültüre, zengin mirasa sahip çıkmanın önemli olduğunu aktardı.
“Birbirimizin kültürüne saygı göstermemiz önemli. Başka kültürlerin üstünde görürsek barış olmadığını, birbirimize saygı duymadığımızı görebiliriz. Farklı kültürler farklı renkler önemli. Kültürel mirasa duyduğumuz saygıyı göstermek gerekiyor.” diyen Erdoğan, ülkelerin değerlerini, kültürünü en erken yaşlardan itibaren aktarmak gerektiğini söyledi.
Kırgızistan
Kırgızistan Kültür, Enformasyon, Spor ve Gençlik Politikası Bakanı Altınbek Maksutov da geleneklerine, geleneksel spor ve oyunlara değer verdiklerini belirterek, bunlarla insanların, kültürlerin ve çeşitli etnik grupların karşılıklı etkileşiminin yapıldığını söyledi.
Geleneksel spor, etnospor faaliyetlerinin bedensel gelişimlerini sağladığını, psikolojik gelişimi olumlu etkilediğini ifade den Maksutov, “Etnospor, geleneklerimizin korunmasına ve geleceğe aktarılmasında büyük etki sağlamaktadır. Etnospor faaliyetlerine katılmamız, milli bilincimizi sağlamlaştırarak vatanseverliğimizi geliştirmektedir. Hepimiz kendi öz kaynaklarımıza, atalarımıza sahip çıkıyoruz.” diye konuştu.
Kırgız Cumhuriyeti’nde, Etnospor kapsamında 2023 yılında çeşitli 50 farklı etkinlik gerçekleştirildiğini, büyük spor müsabakaları yapıldığını aktaran Maksutov, birçok milli ve etnik spor türlerinin geliştirilmesine yönelik çeşitli faaliyetlerin gerçekleştirildiğini hatırlattı.
Maksutov, Manas Kırgız-Türk Üniversitesi ve Kırgız Kültür ve Spor Akademisinin katkılarıyla Etnospor alanında bilimsel araştırmalar yaptıklarına değinerek, şöyle konuştu:
“Etnik sporlarımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Söz konusu yaklaşım tarihimize olan ilgiyi pekiştirmektedir. Ülkemizin ve halkımızın fiziksel olarak gelişimini sağlıyor. Geleneksel spor türlerimizi okullarımızda geliştirmeye çalışıyoruz. Bedensel olarak çocuklarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Eğitim ve spor kurumları arasında ortaklaşa çalışma yapmaya gayret ediyoruz. Söz konusu adımlar, bizim potansiyelimizi daha da geliştirmemizi sağlayacaktır. Hem bedensel hem de kültürel olarak gençlerimizi daha iyi geliştireceğiz. Çocuklarımızın daha sağlıklı olmasını sağlayacağız.”
Kırgızlar arasında etnik spor türlerinin büyük önem arz ettiğini bildiren Maksutov, Kırgız etnik sporları olan Kökbörü ve Kırgız güreşinin 5. Göçebe Oyunlarına alınmasını önerdi.
Azerbaycan
Azerbaycan Gençlik ve Spor Bakanı Farid Gayibov da organizasyon için Konfederasyon Başkanı Erdoğan’a teşekkür ederek, deneyimlerini paylaşmak için burada olduklarını söyledi.
Yeni insanlarla tanışma fırsatı bulduğunu aktaran Gayibov, “Dünyanın her yerinden buraya katılım var. Devletlerin ve bakanlıkların destek sunması çok önemli. Türkiye’deki bu etkinlik meselenin önemini belirtiyor. Hedefimize ne kadar yakınlaştığımızı görmek mümkün.” dedi.
Geleneklere sahip çıkmanın önemini bildiren Gayibov, “Pek çok etkinliğe katılıyoruz. Gerçekten farklı hedef kitlelerinin geleneksel sporla hedeflerine ulaşabileceklerini bilmeleri önemli.” ifadesini kullandı.
Sierra Leone
Sierra Leone Spor Bakanı Augusta James-Teima da kültürel değerleri müsabakalarda ve okullarda aktarmaya çalıştıklarını, gençlere saygınlık ve bu değerleri sahiplenme çerçevesinde çalışma yaptıklarını söyledi.
Geleneksel oyunlarda sevginin önemine işaret eden James-Teima, “Geleneksel sporlar bize cesaret veriyor. Sevgiyi paylaşmak adına fırsat sunuyor, sağlık getiriyor, bedenlerimizi koruma anlamında da önemli. Sadece çocuklar değil yetişkinler de bu sürecin içinde. Kendilerini günlük telaştan arındırma imkanı sunuyor. Bu sporları icra ettiğinizde belirli kurallara uyuyorsunuz. Taktikler geliştiriyorsunuz ki bu insanların ilişkilerini geliştirmek için önemli. Bu oyunlar bizim elimizi güçlendiriyor.” diye konuştu.
Çad
Çad Gençlik ve Spor Bakanı Bravo Ouaidou, Çad’da senelerdir savaşlar yaşadıklarını, ilk kez bir spor etkinliğine katılabildiklerini ifade etti.
Ciddi sorunları olduğunu dile getiren Ouaidou, şunları kaydetti:
“Bazı sporlar kurumsal olarak okullarda, üniversitelerde pratik edilmiyor. Bu davetle ilgili çalışmak isteriz. Kültür geleneği olan güçlü bir ülkesiniz. Sizin de yardımlarınızla Sayın Konfederasyon Başkanım bizim gibi küçük ülkelere yardım ediniz. Bu geleneksel sporların gelişimlerinin önündeki engel, eğitim sistemine entegre edilmeyişinden kaynaklanıyor. Gelişimleri, çocuklardan ve okullardan başlanmalı. Modern sporlar daha çok pratik ediliyor. Kitlesel danslarımız var, hem dans hem spor. Gençlerimiz, torunlarımız bu sporları tanısın, kültürün önemini kavrasın isteriz. Geleneksel sporları korumak için değerlerin aktarılması konusuna eğilmek gerekiyor. Geleneksel sporların düzenlenmesinde kültürel alışverişi de göz önünde bulundurabiliriz.”
Gine
Gine Gençlik ve Spor Bakanı Lansana Beavogui Diallo ise boks sporcusu olduğunu ve bu sporun hayatına çok şey kattığını ifade etti.
Geleneksel sporların ulusun kimliğinin önemli parçası olduğuna dikkati çeken Diallo, “Geleneksel sporlarımızla sadece kültürü muhafaza altına almıyor, gençlerimizi geliştirmek için de kullanıyoruz. Geleneklerimizi unuttuk, Avrupalı, batılı değerleri kendimize aldık. Nereden geldiğinizi bilirseniz nereye gideceğinizi de bilirsiniz. Uluslararası düzeyde iş birlikleri çok önemli. Hükümetlerle spor kurumlarıyla okullarla ve topluluklarla birlikte çalışarak programlar oluşturabiliriz.” açıklamasında bulundu.
]]>Osmangazi Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı AK Parti Osmangazi Belediye Başkan Adayı Mustafa Dündar, MHP Osmangazi İlçe Başkanı Kerim Gürsel Çelebi ile birlikte BAL-GÖÇ Derneği’ni ziyaret ederek dernek başkanı Emin Balkan ve yönetim kurulu üyeleri ile biraraya geldi. Oldukça samimi ve sıcak bir atmosferde gerçekleşen görüşmede, yeni dönem için yapmayı planladığı çalışmaları anlatan Dündar, 31Mart tarihinde yapılacak olan yerel seçimler için göçmen camiasından destek istedi. Kendisinin de Batı Trakya göçmeni olduğunu hatırlatan Dündar, “Nereden gelmiş olursak olalım, Bursa bizim vatanımız. Bu şehre ve bu şehirde yaşayanlara hizmet etmek de bizim için onurdur” dedi.
“Göç etmek demek, zorluklar ve sıkıntılar yaşamak demek” diyen Dündar, “İşte göç ile doğan tüm zorluk ve sıkıntılar, çalışan üreten insanları meydana getiriyor. Göçmen şehri Bursa’da vatandaşlarımız çalışıp ürettiği için bu kent ihracat noktasında Türkiye ikincisi oldu” diye konuştu.
“Balkanlardaki kardeşlerimizin sıkıntısı bizim sıkıntımızdır”
Balkanlardaki soydaşların kültürlerini sürdürmelerin çok önemli olduğuna vurgu yapan Başkan Dündar, “Vatandaşlarımızın, oradaki egemen yönetimin altında kendi varlıklarını sürdürebilmeleri, kendi inançlarını yaşayabilmeleri çok önemli. Derneklerin ve belediyelerin oralara giderek vatandaşlarımızla bir araya geliyor olması, soydaşlarımızın kültürlerini yaşatması adına önemli fayda sağlıyor. Biz belediye olarak soydaşlarımızın yanında olmayı sürdürüyoruz. Osmangazi Belediyesi olarak, Balkanlarda ve her ülkede varız. Anma programları, iftarlar, toplu sünnet törenleri düzenliyoruz. Bizim amacımız Balkanlardaki vatandaşlarımız ile daha yakın ve sıkı olmak. Bizim orada olmamız vatandaşlarımıza huzur ve güven veriyor. Balkanlardaki vatandaşlarımızın sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını yakından takip ediyoruz. Takip etmeye de devam edeceğiz” diye konuştu.
“Balkanlarda varız ve olmaya da devam edeceğiz”
Dündar, konuşmasında şu ifadeler ile devam etti: “BAL-GÖÇ’ün ve diğer derneklerimizin Balkanlardaki soydaşlarımızın sıkıntılarının giderilmesi için ne kadar çok mücadele verdiğini ve bu doğrultuda uluslararası baskı oluşturduğunu görüyoruz. Özellikle Bulgaristan başta olmak üzere çeşitli Balkan ülkelerinin vatandaşlık hakkı tanıması bu baskının ve çalışmanın sonucu. Sizlere, soydaşlarımız için yapmış olduğunuz çalışmalar için teşekkürlerimi sunuyorum. Hem kurumsal olarak hem de şahıs olarak önemli işler yürütüyorsunuz. Balkanlar bizlere uzak olmayan bir coğrafya. Kültürümüzü yaşatmak, soydaşlarımıza sahip çıkmak adına bizler Balkanlar coğrafyasında varız.”
Hem Bursa ve Osmangazi halkına hem de Balkanlardaki soydaşlar için hizmet üretmek, huzur ve refahı içerisinde bir yaşam sunabilmek için bir kez daha başkan adayı olduğunu belirten Dündar, “Önümüzde 31 Mart yerel seçimleri var. Sizlerin desteğini istiyoruz. Benim herkese sempatim var. Her insanı severim. Hizmeti de herkese ulaştırırız. Beraber olmak ve destek olmak lazım. Bu desteği de sizlerden istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Evlad-ı Fatihan’ın torunlarıyız”
BAL-GÖÇ Başkanı Emin Balkan da yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “Bizler, Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği olarak Evlad-ı Fatihan’ın torunlarıyız. Biz, bir kültür ve dayanışma derneğiyiz. Derneğimizin iki ana öğesi var. Kendi kültürümüzü korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çalışıyoruz. Balkanlarda yaşayan 10 milyonun üzerindeki Türk ve akraba topluluğu var. Bunlar bulundukları ülkelerdeki yönetimler dolayısıyla kültürel değerlerini kaybetmek tehlikesi altındalar. Onların yanında olmak istiyoruz. Ana dilimizi ve dinimizi korumak bizim vazifemiz. Balkanlardaki kardeşlerimizin bu kültürel değerlerinin yanında hukuksal haklarını da savunun bir sivil toplum kuruluşuyuz” dedi.
“Vatan haini partilerle yan yana olmayız”
Konuşmasına dernek ve göçmen camiası olarak taşıdıkları siyasi önceliklere değinerek devam eden Balkan, “Biz partiler üstü duruyoruz. Ancak partiler üstü dururken de bizim felsefemiz belli. Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün hemşehrisi olarak O’nun ilke ve inkılaplarına gönülden bağlıyız. Vatan haini olan bazı siyasi partiler ile hiçbir zaman yan yana olmayız” diye konuştu.
“Göçmen camiası olarak Mustafa Başkanımızın yanındayız”
BAL-GÖÇ olarak bir Balkan göçmeni olan Mustafa Dündar’ın her zaman yanında olduklarına vurgu yapan Balkan, “Mustafa Dündar başkanımız, bizim bir üyemiz. Ben BAL-GÖÇ’te görev aldığım yıllarda Mustafa Başkanımız da Batı Trakya Derneği başkanıydı. Birlikte Balkanlardaki vatandaşlarımıza fayda sağlamak adına yan yana mücadele verdik. Milletvekilliği döneminde parlamentoda bizlerin sıkıntılarını dile getirdi. Göçmen kardeşlerimizin sorunlarının giderilmesi adına her zaman öncü oldu. 3 dönemdir de göçmenlerin yoğun yaşadığı bir ilçede belediye başkanlığı görevini başarıyla yerine getiriyor. Önümüzdeki yeni dönemde de nüfusunun yarısından fazlasını Balkan göçmenlerinin oluşturduğu Bursa’daki hemşehrileri olarak bizler kendisinin yanındayız. Göçmen vatandaşlarımızın, hemşehrilerine sahip çıkması adına rehber olacağız. Çıktığınız yolda sizlere başarılar diliyoruz. Bursamıza, ülkemize ve Balkan Türkleri adına da hayırlı uğurlu olsun. Umut ediyorum ki 1 Nisan’dan itibaren coşkumuz sizinle birlikte daha da katlanır” ifadelerini kullandı.
MHP Osmangazi İlçe Başkanı Kerim Gürsel Çelebi de konuşmasında şunları söyledi: “Ben de bir Balkan göçmeniyim. Sivil toplum kuruluşlarının öneminin farkındayız. BAL-GÖÇ’ün bir sivil toplum kuruluşu olarak ne kadar güçlü olduğunu biliyor ve çalışmalarını yakından takip ediyoruz. Göçmenler Evlad-ı Fatihan’dır. Dernekçilikte aktif oldukları gibi siyasette de aktif olmalarını bekleriz. Bir Balkan göçmeni olan Batı Trakya Türkü Cumhur İttifakı Osmangazi Belediye Başkan Adayı Mustafa Dündar başkanımızın her zaman yanındayız. Destek veriyoruz, sizlerin de desteklerine talibiz.” – BURSA
]]>Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek, somut olmayan kültürel mirasın derlenmesi, değerlerin ve kültürün kuşaktan kuşağa aktarılarak korunması ve kültür turizmi potansiyelinin artırılması amacıyla hayata geçirilen müzenin açılışı dolayısıyla düzenlenen törende, ilçenin kültürel mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak için bir arada bulunduklarını söyledi.
Şimşek, UNESCO’nun 2003 yılında kabul ettiği bir sözleşmeyle tanımlanan somut olmayan kültürel miras kavramının kendileri için önemli olduğunu belirtti.
Bu mirasın geçmişi, gelenekleri ve yaşam tarzlarını yansıtan unsurları içerdiğini dile getiren Şimşek, müzenin bu mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak için önemli bir adım olduğunu ifade etti.
Türk Halk Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile yürüttükleri projede Gölbaşı ilçesinin 54 mahallesinde 203 kaynak kişiyle gerçekleştirilen alan çalışmalarının önemli olduğunu belirten Şimşek, bu çalışmaların sonucunda müzenin içeriğinde doğumdan ölüme kadar insan yaşamındaki çeşitli farklılıklara odaklanıldığını, müzenin sadece bir sergi alanı değil aynı zamanda ilçenin somut olmayan kültürel mirasını yaşatmak için bir merkez olacağını söyledi.
İlçenin eserlerini gün yüzüne çıkarmaya başladıklarını belirten Şimşek, şöyle dedi:
“Bunlardan biri Oyaca’da bulunan Külhöyük. 2 sene önce kazılarına başladık ve 5 bin yıllık yapıya ulaşmak için gece gündüz çalışıyoruz. Seyit Yusuf Türbemizin tescilini yaptırdık. Allah nasip ederse onu ilçemizin envanterine katacağız. Yine 5 milyon yıl önce oluşuma başlamış Damlataş Mağarası’ndan bile çok özellikli Tulumtaş Mağaramızı Gölbaşı’na kazandırdık. Yurtbeyi Mahallesi’nde bulunan tarihi mağaramızın çalışmalarına başladık. Gölbaşı gerçekten turizmin ve tarihin kenti olacak inşallah.”
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci Bostancı da insanı geçmişiyle buluşturan ve yüzleştiren yerlerin önemli olduğunu dile getirdi.
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öcal Oğuz da uzun ve sabırlı bir araştırmayla ilçenin bütün köylerini gezdiklerini, ilçede yaşayan ne kadar kültürel değer varsa tespit ettiklerini ve bunların kitaplaşmasını sağladıklarını anlattı.
Oğuz, “Binlerce yıl boyunca insanoğlu öğrendiği, deneyim kazandığı şeyleri yavaş yavaş unutmaya başladı. Bu unutmanın köklerden kopmak ve dallarının da zaman içinde kuruması anlamına geleceğini uluslararası toplum değerlendirdiği için biz bu kültürel değerleri gelecek nesillere aktarmalıyız. Bu müze hem Gölbaşı’nda hem de Türkiye’de fark yaratacak.” diye konuştu.
Daha sonra müze gezildi.
Müzede, kırklama, dış hediği, sünnet gelenekleri, asker uğurlama, kına gecesi, düğün gelenekleri, geleneksel sohbet toplantıları, mutfak kültürü, el sanatları, sözlü anlatımlar ve geleneksel çocuk oyunlarına ilişkin unsurlar yer alıyor.
Açılışa, Gölbaşı Kaymakamı Erol Rüstemoğlu, AK Parti İlçe Başkanı Selim Akceylan, MHP İlçe Başkanı Musa Şahin, Ülkü Ocakları İlçe Başkanı Özer Polat, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı.
]]>Dünyaya asırlarca hükmeden Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi ve oğlu Orhan Gazi’nin türbelerinin bulunduğu Tophane Parkı, 1. Murad’ın metfun olduğu Hüdavendigar Türbesi, Yıldırım Bayezid’in kabrinin yer aldığı Yıldırım Türbesi, Çelebi Mehmed’in Yeşil Türbe’si ile Sultan 2. Murad ve dönemin çok sayıda önemli isminin türbelerinin bulunduğu Muradiye Külliyesi yılın her döneminde yurt içi ve dışından gelenlerden ilgi görüyor.
Ayrıca, Büyükşehir Belediyesine ait Bursa Vakıf Müzesi, Bursa Yaşam Kültürü Müzesi, Merinos Tekstil Sanayi Müzesi, Arkeopark Açık Hava Müzesi, Zindankapı, Muradiye El Yazmaları Müzesi, Merinos Enerji Müzesi, Hünkar Köşkü Müzesi, Bursa Göç Tarihi Müzesi, Karagöz Müzesi, Bursa Kent Müzesi ile Bursa Mevlevihanesi ve Müzesi yurt içi ve dışından ziyaretçi çekiyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Daire Başkanlığı verilerine göre, padişah külliyeleri, türbeler ve müzeleri 2023’te 472 bin 134’ü yabancı 2 milyon 587 bin 857 kişi gezdi.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünce (UNESCO) 2014 yılında Cumalıkızık, Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi ile Dünya Miras Listesi’ne dahil edilen külliyeler ve padişah türbelerine 2 milyon 3 bin 362 kişi ziyarette bulundu. Külliye ve türbelerden en fazla ilgiyi, 1 milyon 221 bin 150 kişiyle Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri gördü.
Geçen yıl 584 bin 495 kişiyi ağırlayan müzeler arasında ise en çok ziyaret edilen tarihi mekan, 113 bin 726 kişiyle Bursa Kent Müzesi oldu.
Yabancı turistlerin gözdesi Karagöz Müzesi
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç, AA muhabirine, Müzeler Şube Müdürlüğünün 6 padişah türbesi ile 12 müzeden sorumlu olduğunu söyledi.
İstanbul, Eskişehir ve çevresindeki diğer büyükşehirlere yakınlığından dolayı özellikle hafta sonlarında Bursa’da yerli turist yoğunluğu yaşandığını vurgulayan Meriç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Müze ve türbelerimizi 2023 yılında 2,5 milyon kişi ziyaret etti. Yerli ve yabancı turistin yoğun ilgisini çeken alanlar burası. Özellikle 2023 yılında açılışını yaptığımız Bursa Mevlevihanesi ve Müzesi büyük bir projemizdi. Bunu gerçekleştirmenin gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bursa Kent Müzesi, Zindankapı Çağdaş Sanatlar Galerisi ve akabinde diğer tematik müzelerimiz en çok ziyaret edilen alanlarımız oldu. Özellikle okul grupları, yabancı gruplar ve yerli turistin yoğun ilgi alanları bunlar. Son zamanlarda yabancı turistlerin en fazla ziyaret ettiği müzemiz ise Karagöz Müzemiz.”
Bursa Mevlevihanesi ve Müzesi’nin geçen yıl ekim ayında açıldığını anımsatan Meriç, bu yapının 3 ayda yaklaşık 11 bin kişi tarafından ziyaret edildiğini dile getirdi.
Müzelerin toplumların hafızaları olduğuna işaret eden Meriç, “Bursa’ya, Bursa’nın turizmine, kültürüne katkı koyacak işler yapma niyetindeyiz. Biz aslında 12 müzemizle bunu gerçekleştiriyoruz. Yani kültür turizmine bir katkımız var. İnanç turizmine katkımız da türbelerle oluyor. 6 sultan türbesi her daim çok ilgi ve ziyaret gören alanlarımız. Özellikle Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerimiz en çok ziyaretçiyi alan türbeler. Bunların önlerinde sancak nöbetleri gerçekleştiriliyor. Bu da kültürümüzde yaşanan en önemli değerlerden biri.” diye konuştu.
]]>Moskova Yunus Emre Enstitüsü, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Moskova Kültür Bakanlığı, Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi ve Rusya Federasyonu Sinematograflar Birliği tarafından düzenlenen etkinlik, Moskova’daki Sinema Evi’nde (Dom Kino) yapıldı.
Etkinliğe, Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç ve eşi Betül Bilgiç’in yanı sıra YEE Denetim Kurulu Üyesi Ali Özgündüz, Moskova YEE Koordinatörü Mehmet Ülker, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır ve Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi Müdürü Aleksandra İlyina katıldı.
Sinema sanatçısı Türkan Şoray ile çok sayıda Türk ve Rus vatandaşının yer aldığı programda, Şoray’ın hayatını anlatan kısa bir film gösterimi yapıldı.
Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Bilgiç, burada yaptığı konuşmada, sanatın evrensel olduğunu belirterek “Nazım Hikmet, ölümünden yıllar sonra bile buradaki Türkleri ve Rus dostlarımızı aynı salonda buluşturabiliyor. Sanatın evrenselliğini bir kez daha bize kanıtlıyor.” dedi.
Bilgiç, etkinliğin organizasyonunda emeği geçenlere teşekkür etti.
“Hikmet, Türkiye ile Rusya arasındaki etkileşime önemli katkılarda bulundu”
YEE Denetim Kurulu Üyesi Özgündüz de Nazım Hikmet’in “ciddi” eserler ortaya koyduğunu belirterek “Hikmet, 122. yılında halen de şiirleri ve eserleriyle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye ile Rusya arasındaki dostluk ve kültürel etkileşime önemli katkılarda bulunan Hikmet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’nı en güzel anlatan şairlerin başında geliyor.” diye konuştu.
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Savaşır da Nazım Hikmet’in Rusya ve Türkiye’nin ortak değeri olduğunu belirterek “Nazım, tıpkı bu salonda olduğu gibi dünya görüşleri, yaşam şekilleri, dilleri, düşünceleri farklı olan kişileri dostlukla, kardeşlikle bir araya getirmeye devam ediyor. Nazım’ın esirleri ve düşünceleri, yolumuzu aydınlatıp yeni nesillere ilham oluyor.” ifadelerini kullandı.
Savaşır, Hikmet’in mirasını vakfın çalışmalarıyla gelecek nesillere aktarmaya devam ettiklerini dile getirdi.
Sanatçı Türkan Şoray ise Nazım Hikmet’in doğumunun 122. yılı dolayısıyla Moskova’da olmaktan mutluluk duyduğunu dile getirerek “Nazım Hikmet, kalbimden akan sözcüklerden oluşan benzersiz şiirleriyle bize de her zaman, en yoğun duyguları yaşattı.” dedi.
Etkinlik, başrollerini Türkan Şoray, Alla Sigalova ve Faruk Pekel’in paylaştığı 1978 yapımı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin gösterimiyle devam etti.
Türk-Rus ortak yapımı ve Nazım Hikmet’in 3 perdelik bir tiyatro oyunu halinde yazdığı Ferhad ile Şirin eserinden esinlenerek senaryolaştırılan film, Türkçe alt yazılı olarak Rusça yayınlandı.
“Sanat ülke tanımıyor”
Etkinlik öncesi AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Türkan Şoray, başrolünü oynadığı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin Moskova’da gösterilmesinden mutluluk duyduğunu belirterek “Sanat ülke tanımıyor, dünyanın nerede olursa olsun insanları buluşturuyor. İnsanlar sanatla tek yürek oluyor. Sanatın değeri ve önemi budur.” değerlendirmesinde bulundu.
Moskova’ya ziyaretinin Rus sanatçılarıyla irtibat kurma fırsatı da vereceğine inandığını dile getiren Şoray, buraya geldiğinde Kızıl Meydan’da dolaştığını anlattı. Şoray, “Yıllarca önce bu meydanda dolaşmış olmak, sonra tekrar buraya gelmek çok değişik bir duygu. Duygulandım.” diye konuştu.
Türkan Şoray, Nazım Hikmet’in eserlerine ilişkin de “Nazım dev bir şair, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde herkesi etkilemiş durumda. Onun şiirleri, insanın ruhuna dokunan şiirler.” ifadelerini kullandı.
]]>“BURSA İÇİN NELER YAPABİLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM”
Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleşen sergi açılış törenine Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül, Sergi Küratörü İsmail Erdoğan ile serginin oluşmasına eşsiz eserleri ile katkı sağlayan Hikmet Barutçugil, Ali Lei Gong, Cemal Toy, Ahmet Öğreten, Engin Korkmaz, Levent Karaduman, Dağıstan Çetinkaya, Aygül Okutan, Said Lei, Zafer Örs, Mehlika Hilal Kırca, Yasin Yaman, Büşra Yurtseven, Hüseyin Ünlü,Ömer Faruk Boyacı ve çok sayıda Bursalı sanatsever katıldı.
Bursa’yı çok sevdiğini ve bu şehir için bir şeyler yapabilmeyi hep düşündüğünü ifade ederek sözlerine başlayan Küratör İsmail Erdoğan, “Bursa için neler yapabileceğimi hep düşündüm. Çünkü bu şehir için bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyordum. Çeşitli buluşma ve karşılaşmalar sonucunda Bursa’nın gerçekten hakkını verebilmek anlamında, sanatçılarla Bursa’yı buluşturma ve bunları güzel ürünlere dönüştürme noktasında ne yapabiliriz sorularına cevap olarak bu sergimiz ortaya çıktı.
Kendi alanında Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ile farklı ülkelerden gelen sanatçılarımızın bir arada olduğu 15 sanatçımız ile 40’ın üzerinde eser ile bu seçki ortaya çıktı. Fotomanüpilasyon, sulu boya, yağlı boya, grafik tasarımın da içine girdiği minyatür sanatı ve farklı üsluplarda çok özel eserlerin olduğu bir seçki oluştu. Başta bu eşsiz serginin ortaya çıkmasına katkı sunan sanatçılarımıza, buna alan açan Başkanımız Sayın Alinur Aktaş’a ve Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül’e ve siz değerli katılımcılara çok teşekkür ediyorum” dedi.
BAŞKAN AKTAŞ: “SERGİ BENİ EN ÇOK HEYECANLANDIRDI”
İkinci Zaman Sergisi’nin kendisini heyecanlandırdığına değinen Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, “Özellikle yaşadığımız şehri daha iyi algılayabilmek adına özellikle kültürü sanatı, medeniyeti ve yaşanmışlıkları ile bu kadar zengin bir şehirde, bunları şehir insanına daha iyi anlatabilmek, öğretebilmek ve bunu resmedebilmek hatta bazen fotoğraflayabilmek işin çok daha anlamlı ve değerli kısmı. Bu sergi ve bu çalışma da beni en çok heyecanlandıran çalışmalardan bir tanesi oldu bunu samimiyetle ifade etmek istiyorum” dedi.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eserinde Bursa için kullandığı ifadeleri okuyarak sözlerine devam eden Başkan Aktaş, “Cedlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini, hepsi Yeşil’de dua eder, Muradiye’de düşünür ve Yıldırım’da harekete hazır, göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler. Bu şehirde muayyen bir çağa ait olmak keyfiyeti o kadar kuvvetlidir ki İnsan Bursa’da ikinci bir zaman daha vardır diye düşünebilir.’ Büyük edebiyatçımızın gördüğü ve hissettiği bu ihtişamı ortaya çıkartmak için yapılması gereken çalışmalar var ama sanata da ciddi şekilde ihtiyaç var. Zira sanatın dünyamızı güzelleştiren, bakış açımızı zenginleştiren ve ruhumuzu besleyen yönünü her zaman aklımızda tutuyoruz. Farklı kültür, sanat programlarıyla da şehrimizi buluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
“BURSA NE KADAR YAZILSA AZDIR”
Başkan Aktaş, içinde barındırdığı özgün eserlerle Bursa’yı hazine sandığına benzeterek “Bursa’mız, sakinlerine doyulmaz bir lezzet yaşatırken, misafirlerine de bir daha gelmenin ilhamını fısıldamakta. Ki İsmail Bey’de bundan etkilenenlerden biri. Siz Bursa ile ilgili bir şeyler yapmayı istemişsiniz, Allah da size bunu nasip etti. Bu sergi inşallah tarihe de not olarak düşülecektir. Her çağda kendini yeniden üreten şehrimiz ne kadar tasvir edilse, anlatılsa, yazılsa azdır diye düşünüyorum. Bu doğrultuda minyatürden hat sanatına, resimden ipeğin naif dünyasına bir dizi tasarım fikrinden yola çıkan Bursa Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül ve Küratör İsmail Erdoğan rehberliğinde Türkiye’nin önde gelen sanatçıları Bursa’yı resmetti.
Bir sergiden öte Bursa’nın güzelliklerini farklı açılardan gören ve gösteren bu proje kapsamında üretilen eserler Bursa’ya ilişkin ürünler üzerine nakşedilerek kalıcı çalışmalara da kapı araladı. Sadece sergilenen değil, hayatımıza kattığımız ürünlere de dönüştü. Bu çerçevede Yasin Yaman’ın bir çalışmasını çocuklar için üretilen bir yapbozda veya Cemal Toy’un çalışmasını ipek bir mendilde görebiliyoruz. Yeşil Cami’yi Aygül Okutan’ın ebrusunda ya da Yeşil Türbe’yi Said Lei’nin minyatüründe seyredebiliyoruz.
Yerli ve yabancı sanatçıların farklı üsluplarla Bursa’da buluştuğu ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan ilhamla ‘İkinci Zaman’ ismini verdiğimiz serginin şehrimize değer kattığını özellikle ifade etmek isterim. 15 gün açık kalacak olan sergimizin, sonraki zamanlarda şehrimizin farklı mekânlarında da sanatseverlerle buluşturmayı planlıyoruz. İkinci Zaman sergimize eserleriyle katkı sağlayan değerli sanatçılarımıza teşekkür ediyor, projeye emek verenleri kutluyorum” dedi. İkinci Zaman Sergisi açılış programı kurdele kesimi sonrası serginin incelenmesi ile sona erdi.
]]>