Kızı – Iğdır Haber https://www.igdirhaber.com.tr Thu, 18 Jul 2024 21:25:38 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Adana’da İşkenceyle Öldürülen Genç Kızın Anneden Acı İtiraf https://www.igdirhaber.com.tr/adanada-iskenceyle-oldurulen-genc-kizin-anneden-aci-itiraf/ https://www.igdirhaber.com.tr/adanada-iskenceyle-oldurulen-genc-kizin-anneden-aci-itiraf/#respond Thu, 18 Jul 2024 21:25:38 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=10492 Adana’da öldürüldükten sonra portakal bahçesinde gömülen genç kızın acılı annesi, kızının 5 kişi tarafından işkenceye uğrayıp, aç susuz bırakıldıktan sonra öldürüldüğünü öne sürdü. Acılı anne gözyaşları içinde kızını öldüren 2 kişinin hala firar olduğunu da söyledi.

Olay, 14 Şubat’ta akşam saatlerinde, Yumurtalık ilçesi Asmalı Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre Emrah ve Sihan Akgül çiftinin 3 çocuğundan en küçüğü olan İpek Akgül (18), portakal bahçesinde tartıştığı Yaşar B. tarafından tabancayla başından vurularak öldürüldü. Şüpheli, daha sonra genç kızı bir tarlada bulunan su kuyusuna gömdü. Genç kızı öldüren Yaşar B., jandarmayı arayarak kendini ihbar etti. Bölgeye gelen jandarma ekipleri Yaşar B.’yi gözaltına aldı. Şüpheli daha sonra ekiplere genç kızı gömdüğü yeri gösterdi, kızın cesedi kuyudan çıkartıldı. Yapılan otopsisinin ardından genç kızın cenazesi Küçükoba Mezarlığına defnedildi.

“İşkence yapıp aç susuz bırakılıp öldürülmüşler”

Genç kızın annesi Sihan Akgül, “Sevgililer günü cinayeti değil önce söyleyeyim size. Sevgililer gününün kurbanı değil. Sevgilisi yoktu benim kızımın. Kızım dört beş kişi tarafından hunharca işkence uygulanıp aç susuz bırakılıp ondan sonra çırılçıplak bedeniyle portakal bahçesinde gömmüşlerdi. Benim kızımın her tarafından kırık vardı, çürük vardı. Aşırı derecede dayak yemişti” diye konuştu.

Kızının neden öldürüldüğünü bilmediğini ve sadece 3 kişinin yakalandığı dile getiren anne Akgül, “İki kişinin hala firari gezdiğin biliyorum. Sadece şunu istiyorum. O canilere şunu seslenmek istiyorum. Sen, benim kızımdan ne istedin? Şu üzerimdeki onun tişörtü. Her gün bu üstümde ve ben her gün bu yasta eriyorum bitiyorum. Sen böyle kaçarken, dolaşırken, nefes alıp verirken, benim kızım sana ne yapmış olabilir ki? Günlerce sen kızıma işkence gördürdün. Benim kızımın canını yaktın. Gözlerimin içine bak. İnan et senin sonun geldi. Devlet senin yakanı bırakmayacak. Bugün yarın alınacaksın. Adalete teslim olacaksın, adalete sonsuz güvenim var”

dedi.

“İpek’i unutmayalım, biri sürü İpek’ler var”

Anne Akgül, “İpek Akgül’ü unutmayalım, gerçekten unutmayalım. Bir sürü İpek Akgül’ler var. Boşu boşuna toprağın altında. Çok güzeldi benim kızım. Toprağın altına niye gömdün sen onu? İki kere gömdün. Bir portakal bahçesinde gömdün, ikinci ben kendi elimle yavrumu mezara koydum. Sen bana niye bunu yaşattın? Kızımı tanımıyorsun, etmiyorsun. Biz sana ne yapmış olabiliriz, sadece ben bunu söylüyorum” ifadelerine yer verdi.

“Her gün bir kız ölüyor”

Bir sürü kadının öldüğüne değinen acılı anne Akgül, “Her gün bir tane kız ölüyor, yazık günah değil mi annelerimize? Yazık günah değil mi bize? Ben her gün aklımı yitiriyorum. Kızımın hayali geliyor ama ben kızıma dokunamıyorum. Kızımı görüyorum ama kızım yok, kayboluyor ortadan. Kurbanınız olayım, bunun peşini bırakmayalım. Her gün bir ceset bulmayalım” diye konuştu.

“Sen bir canisin, canavarca kızımı katlettin”

Evladını öldürenlere ‘bunu neden reva gördün’ diyerek seslenen acılı anne Akgül, “Biz sana ne yaptık? Sana hayvan demiyorum. Sen hayvan bile olamazsın. Sen bir canisin, sen bir canavarsın. Canavarca onu katlettin. Neden? Sana ne yaptık? Biz sana ne yaptık, ailesi vardı. O kimsesiz değildi. Seni ben adalete havale ediyorum. Umarım müebbet yersin” dedi. – ADANA

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/adanada-iskenceyle-oldurulen-genc-kizin-anneden-aci-itiraf/feed/ 0
İzmir’de Anne, Kızına Böbreğini Verdi https://www.igdirhaber.com.tr/izmirde-anne-kizina-bobregini-verdi/ https://www.igdirhaber.com.tr/izmirde-anne-kizina-bobregini-verdi/#respond Sat, 22 Jun 2024 21:54:44 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=9121 İzmir’de yaşayan Serap Şahin, 2 yıldır diyalize bağlı yaşam süren kızı Esra Şahin’e böbreğini verdi.

Buca ilçesinde ikamet eden 2 çocuk annesi 37 yaşındaki Serap Şahin, 12 yaşındaki kızı Esra Şahin’i rutin sağlık kontrolleri için 2021’de Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdü.

Yapılan testlerde böbrek fonksiyonları normal değerlerinin altında çıkan Şahin’e diyaliz uygulanmaya başlandı. Yaklaşık bir yıl diyalize giren ancak sağlık sorunları giderek artmaya başlayan küçük kız için doktorları nakil kararı aldı. Bunun üzerine uygun donör arayışına girildi.

Bu süreçte anne Şahin kızına böbreğini vermek istedi. Yapılan tetkiklerde annenin sonuçları kızıyla uyumlu çıktı. Anneden alınan böbrek, 14 Şubat’ta İzmir Şehir Hastanesinde kızına nakledildi.

Ameliyatın ardından böbrek değerleri normale dönen Esra Şahin, rahat bir şekilde su içmeye ve yemek yemeye başladı.

“Hiç tereddüt etmeden kızıma böbreğimi verdim”

Anne Serap Şahin, AA muhabirine, kızının yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çok zor günler geçirdiklerini söyledi.

Kızının nakil olması için umutla beklediğini belirten anne Şahin, şunları kaydetti:

“Annede uyumlu olur sen denemek istiyor musun deyince hiç tereddüt etmeden kararımı verdim. 14 Şubat’ta nakil olduk. İnşallah uzun ömürlü olur. Diyaliz tedavisi özellikle çocuklar için çok zor. Doktorlar da ‘kızına ikinci bir hayat veriyorsun’ dediler. Evladını diyalizde görmek çok zor bir durum. Her an bir şeyle karşılaşmak. Yine tansiyonu yükselecek… O anları yaşamak çok zor. Yeter ki yaşasın, yeter ki hayatta kalsın. Hep onu düşünerek kızıma böbreğimi verdim.”

Şahin, ameliyattan çıktığında ilk olarak kızının durumunu sorduğunu, sağlık çalışanlarının bu süreçte hep yanlarında olduğunu dile getirdi.

Kızına ameliyattan sonra da gözü gibi baktığını anlatan Şahin, “En çok su içmesini, yemek yemesini özledim. Çünkü yemek yemesi çok büyük sıkıntıydı. Sofrada her şeyin var ama çocuğuna ‘sana yasak’ diyorsun. Bu çok acı bir durum. Bunların hepsini yaşayan bir anneyim. İnşallah sonu güzel olacak. Şimdi yeni yeni sevdiği şeyleri yiyor.” dedi.

Esra Şahin ise annesinin verdiği organ sayesinde rahat bir şekilde su içip yemek yemeye başladığını söyledi.

“Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu”

Çocuk Nefroloji ve Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Belde Kasap Demir ise Esra’nın diyaliz sürecinin zor geçtiğini, kadavra listesinde uygun organ bulunmayınca annesinden nakil yapmayı kararlaştırdıklarını anlattı.

Naklin birinci haftasında olunmasına rağmen anne ve kızı için her şeyin iyi gittiğini kaydeden Demir, “Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu. Nakil 14 Şubat’a denk geldi. Bilinçli olarak olmadı tabii. Aile de bu tarihe gelmesinden çok memnun oldu.” diye konuştu.

İzmir Şehir Hastanesi Organ Nakil Bölümü Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Adam Uslu ise Esra’ya yapılan böbrek naklinin onun gelişimi için önemli olduğunu dile getirdi.

Avrupa’da kadavradan organ bağışının Türkiye’ye göre daha fazla olduğunu aktaran Uslu, “Organ bağışı konusunda okullarda eğitim verilmesi gerekiyor. Canlıdan böbrek almak bir yük getiriyor bize. Çünkü böbreği veren canlıya da en az 20 yıl süreyle kaybetmeden bakmak yaşamını garanti altına almak zorundasınız. Kadavra donör, dünyada tartışılmaz en önemli kaynak.” ifadesini kullandı.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/izmirde-anne-kizina-bobregini-verdi/feed/ 0
Epidermolysis Büllosa Hastası Kızın Annesi: ‘Kızıma Sarılabileceğim Günün Hayalini Kuruyorum’ https://www.igdirhaber.com.tr/epidermolysis-bullosa-hastasi-kizin-annesi-kizima-sarilabilecegim-gunun-hayalini-kuruyorum/ https://www.igdirhaber.com.tr/epidermolysis-bullosa-hastasi-kizin-annesi-kizima-sarilabilecegim-gunun-hayalini-kuruyorum/#respond Sun, 05 May 2024 21:46:23 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=7010 Halk arasında “Kelebek hastalığı” olarak bilinen nadir hastalıklardan epidermolysis büllosa hastası 6 yaşındaki Fatma Aydın’ın annesi, en küçük dokunuşta cildinde soyulma ve yaralar oluşan kızına sımsıkı sarılabileceği günün özlemini çekiyor.

Elazığ’da yaşayan Gülsüm Aydın’ın 6 yaşındaki kızı Fatma, hayata gözlerini açtığı ilk gün “kelebek hastalığı” ile tanıştı. Kesin bir tedavisi olmayan hastalık nedeniyle en küçük bir dokunuşta bile cildinde soyulma ve yaralar oluşan Fatma Aydın’ın, hastalığı nedeniyle yaşıtları gibi koşup oynayamıyor. Ellerinde ve ayaklarında oluşan yaraların sonucunda ayak parmakları birbirine yapışan Aydın, annesinin yardımıyla ellerini kullanmaya başladı. Nadir hastalıkla mücadele eden kızının vücudunda oluşan yaralarını doktor misali sarmaya çalışan anne ise bir gün kızına korkmadan sarılabileceği günün hayalini kuruyor.

“Korkmasınlar, kelebek hastalığı bulaşıcı değildir”

Dışarı çıktıkları zaman vatandaşlardan gelen olumsuz tepkilerin kendilerini üzdüğünü dile getiren Gülsüm Aydın, “Epidermolysis büllosa adıyla kelebek hastalığı bulaşıcı bir hastalık değil. Herhangi bir tedavisi yok ama araştırmalarda, bir umudumuz var. Dışarı çıktığımız zaman vatandaşlarımızın bakış açıları çok farklı oluyor. Acıyarak bakan da oluyor, kızın yandı mı diyen de oluyor. Çoğu zaman ağlayarak, üzülerek eve geldiğimiz ve kızımın dışarıya soğuduğu vakitler oluyor. İyi karşılayan esnaflarımız, vatandaşlarımız da oldu. Vatandaşlarımız da yani acıyarak bakmasınlar, çocuklarını kızımı gördüğü zaman çekmesinler, uzaklaştırmasınlar. Herhangi bir AVM’ye girdiğimiz zaman tavırlarına daha çok dikkat etmeleri lazım. Yani bu konuda çok üzülerek eve dönüyoruz. Derneğimiz var. Allah razı olsun dernek başkanımız, Kelebek Çocuklar Derneği Fuldan Uras altı buçuk sene önce kendisiyle tanıştık ve onlarla birlikteyiz. Sağ olsunlar bugün üç kız kardeşler ‘kelebeklerimizin meleği’ olarak geçiyorlar. Yani Fatma onlara meleklerim diyor. Banyoda çok zorlanıyoruz. Banyoya girdiğimiz zaman hep ağlayarak çıkıyoruz. Yani bir tek ben değil komşu da sesini duyuyor, dua ediyorlar. Kızımın ağlamasından rahatsız olan komşularımız da oluyor, haklarını helal etsinler. Yani kolay değil, hak veriyorum gece sabaha kadar ağlayan bir çocuğu sesi duyuyorlar. Yani zor oluyor. Bakımı olsun, medikal eksiği olunca dile getiremiyorsun. Üzülüyorsun. Maddi manevi çok zengin bir hastalık diyeyim” dedi.

“Ben çocuğuma sarılamıyorum”

En büyük hayalinin kızına sıkı sıkı sarılmak olduğunu dile getiren anne Aydın, “Gönüllü insanların sayesinde oluyor tabii ki bunlar da. Elbette yapıyorlar ki bunlar geliyor ama sayımız çok az ve yardımcı olabilirler. Daha çok duyarlı olabilirler. Biz yardım konusunda paylaşımlar yaptığımız zaman acıyarak değil de kendileri de duyarlı olup paylaşım yapsalar çok seviniriz. Hem daha farkındalık oluşur. Bu çocukları her bir birey paylaşırsa çevreden daha çok duyulmuş olur daha çok görmüş olur. Kimse aşağılayarak veya acıyarak bakmaz. Yani bu çocuğun eve mutlu dönmesi varken neden hüzünlü dönsün. Ben çocuğuma sarılamıyorum. Kendim istediğim gibi koklayamıyorum, öpemiyorum, sarılamıyorum, dokunamıyorum. Yani çok zor gerçekten biz annenin yani bir babanın evladına, ablasının ise kardeşine sevgisi, gösterememesi, sarılamaması ve öpememesi çok zor. Gerçekten çok zor bir duygu. İstediğimiz gibi sarılıp öpmeyi çok isterdim Ablası her zaman ‘ ne zaman iyileşecek, tedavisi çıksa ve iyileşse de el ele tutup yürüdüm parka gitsem’ diyor. Vatandaşlarımızdan da bekliyoruz. Maddi ve manevi hiçbir beklentimiz yok. Çok şükür, Allah her türlü yardım ediyor. Borç da olsa bir şekilde gideri karşılıyoruz. Biz sadece güler yüz bekliyoruz” diye konuştu. – ELAZIĞ

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/epidermolysis-bullosa-hastasi-kizin-annesi-kizima-sarilabilecegim-gunun-hayalini-kuruyorum/feed/ 0
4 torununa ve 2 kızına engelli maaşıyla bakan anneannenin yaşam savaşı https://www.igdirhaber.com.tr/4-torununa-ve-2-kizina-engelli-maasiyla-bakan-anneannenin-yasam-savasi/ https://www.igdirhaber.com.tr/4-torununa-ve-2-kizina-engelli-maasiyla-bakan-anneannenin-yasam-savasi/#respond Thu, 28 Mar 2024 21:48:40 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5648 4 torununa ve 2 kızına engelli maaşıyla bakan anneannenin yaşam savaşı

İZMİR – İzmir’de, evlerinde çıkan yangında kızını kaybeden 54 yaşındaki Fatma Bülbül, engelli maaşıyla aralarında bir epilepsi hastalığı bulunan 2 kızına ve 4 torununa bakıyor. Bülbül, hijyenik olmayan şartlarda adeta yaşam mücadelesi veriyor.

Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.

Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.

“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”

Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.

Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinası, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.

“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”

Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”

“10 seneye yakın ben susuzum”

Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/4-torununa-ve-2-kizina-engelli-maasiyla-bakan-anneannenin-yasam-savasi/feed/ 0
İzmir’de Yangında Kızını Kaybeden Anneanne, Engelli Maaşıyla 4 Torununa Bakıyor https://www.igdirhaber.com.tr/izmirde-yanginda-kizini-kaybeden-anneanne-engelli-maasiyla-4-torununa-bakiyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/izmirde-yanginda-kizini-kaybeden-anneanne-engelli-maasiyla-4-torununa-bakiyor/#respond Thu, 28 Mar 2024 21:19:13 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5628 İzmir’de, evlerinde çıkan yangında kızını kaybeden 54 yaşındaki Fatma Bülbül, engelli maaşıyla aralarında bir epilepsi hastalığı bulunan 2 kızına ve 4 torununa bakıyor. Bülbül, hijyenik olmayan şartlarda adeta yaşam mücadelesi veriyor.

Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.

Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.

“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”

Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (İZMİRTUMED) Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.

Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinesi, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.

“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”

Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”

“10 seneye yakın ben susuzum”

Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu. – İZMİR

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/izmirde-yanginda-kizini-kaybeden-anneanne-engelli-maasiyla-4-torununa-bakiyor/feed/ 0
Annesine karaciğeri ile ‘can’ oldu https://www.igdirhaber.com.tr/annesine-karacigeri-ile-can-oldu/ https://www.igdirhaber.com.tr/annesine-karacigeri-ile-can-oldu/#respond Mon, 05 Feb 2024 21:06:19 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=2898 Annesine karaciğeri ile ‘can’ oldu

Elazığ’da yaşayan 45 yaşındaki Ceylan Yılmaz’a karaciğer yetmezliği tanısı kondu

10 yıl boyunca Hepatit B ile savaşan daha sonra karaciğer yetmezliğine yakalanan Ceylan Yılmaz’a 24 yaşındaki kızı bağışta bulundu

Yıllar önce ağabeyini de aynı hastalıktan kaybeden Ceylan Yılmaz, kızının bağışı ile tekrar yaşama tutundu

Ceylan Yılmaz: “Kızım bana ikinci hayatımı verdi”

Buse Yılmaz: “Ben iğneden dahi korkan bir insanım ama bağış konusunda asla tereddüt etmedim”

ELAZIĞ – Elazığ’da karaciğer hastalığı yetmezliğinin son evresinde olan Ceylan Yılmaz, kızı Buse Yılmaz’dan gerçekleştirilen nakille hayata tutundu.

Elazığ’da yaşayan ve Hepatit B taşıyıcı olan 2 çocuk annesi Ceylan Yılmaz 10 yıl boyunca bu hastalıkla savaştı. Yılmaz’ın hastalığı 2021 yılında artık son evreye gelerek siroza döndü. Ağabeyini de yıllar önce aynı hastalıktan kaybeden Yılmaz’a karaciğer yetmezliği teşhisi kondu. Kısa süre içerisinde nakil olması gerektiği yoksa hayatının tehlikeye gireceği bildirilen Yılmaz’a kızı Buse can oldu. Hiç tereddüt etmeden annesine karaciğerini veren Buse, annesini yeniden hayata bağladı. Kızının kendisine ikinci bir hayat verdiğini dile getiren anne Yılmaz, adeta yeniden doğduğunu söyledi.

“Kızım direkt ‘Ben veririm’ dedi”

1999 yılında Hepatit B taşıyıcısı olduğunu dile getiren Ceylan Yılmaz, “Abimde bu hastalıktan vefat etti. O zamanlar tedavi bu kadar ileri seviyede değildi. 2010 yıllarında tamamen hastalık tamamen kronikleşmeye başladı. 10 sene ciddi anlamda tedavi gördüm. Bizim için ağır bir süreçti. Ailem çok yıprandı. 2021 yılında artık son evreye geldim. Hastalık siroza çevirdi. Artık yemem, hareket etmem kısıtlanmıştı. Tedavi sürecinin ardından nakil sürecine geçtik. Nakil sürecinde önce eşim vermeyi düşünüyordu. Ailede tek çalışan oydu, biz de ondan alıp almama konusunda kararsızdık. O ne olursa olsun vereceğim düşüncesindeydi. Eşim bana çok destek oldu. Kontrole gittiğimiz zaman doktor Buse’yi görünce, hücrelerin daha bire bir uyar ve zaten bir aylık bir sürecin kaldı, damarlar büzüşmeye başlamış dedi. Biz Buse’ye bu konuda hiçbir ısrar yapmadık. O direkt ben veririm dedi. Son dakikaya kadar da emin olup olmayacağını sorduk. Ben ona hayat verdim ama ikinci hayatı o bana verdi” dedi.

“Adeta yeniden doğdum”

Organ nakli konusunda herkesin bilinçli olması gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Gerçekten kızım çok bilinçli davrandı. Biz anne baba olarak ona kıymak istemedik. Ama naklin sağlık açısından ona bir zarar vermediğini gördük. Bu konuda her zaman arkamızda olan Dr. Cem Özcan ve sağlık çalışanlarına teşekkür ederiz. Şuan gerçekten sağlıklı bir hayata döndüm. Her şeyi normal şekilde yaşıyorum, yemem değişti. Ben 10 sene hiçbir şey yememişim. Gezebiliyorum, işimi rahat yapabiliyorum, adeta yeniden doğdum. Canlı verici ve kadavra ayrı. İnsanların bilinçli olup organ naklini düşünmeleri çok güzel bir şey. Herkesi organ nakline tavsiye ediyorum. Bugün dünyada ne yaptın diyorlar. Bir iyilik yapmak istiyorlarsa en büyük iyilik organ nakli” diye konuştu.

“Ben iğneden bile korkan bir insanım ama tereddüt bile etmedim”

Annesine nakil verdiği için çok mutlu olduğunu aktaran Buse Yılmaz, “Annemin yıprandığı kadar biz de yıprandık. Annem çok acılar çekti. Biz bu süreçte her zaman onun yanında olduk. Aslında ben hiç işin içinde yoktum. Doktor benim daha uygun olduğumu söyledi. Hücrelerimiz daha uygundu. Ben iğneden dahi korkan bir insanım ama asla tereddüt etmedim. Direk işlemler başladı. Herkes annem kadar şanslı olmayabilir. Hastanede ben bunu kaldığım süreçte gördüm. Kadavradan nakil zaten yok ve canlı nakli ise kabul etmiyorlar. Benim hiçbir yaşam standartlarım değişmedi. Sağlığımda hiçbir sıkıntı yok. Herkesin böyle bir iyilik yapmasını istiyorum. Organ bağışı gerçekten çok önemli. Çok mutluyum. Annem sağlıklı ve yanımda. Kaldığımız yerden devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/annesine-karacigeri-ile-can-oldu/feed/ 0
Eniştesi Tarafından Öldürülen Zeynep Ece Aksay’ın Cenazesi Alındı https://www.igdirhaber.com.tr/enistesi-tarafindan-oldurulen-zeynep-ece-aksayin-cenazesi-alindi/ https://www.igdirhaber.com.tr/enistesi-tarafindan-oldurulen-zeynep-ece-aksayin-cenazesi-alindi/#respond Mon, 29 Jan 2024 21:15:36 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=2642

ANTALYA’da eniştesi Zeynel Boyacı (33) tarafından öldürüldükten sonra boş araziye gömülen Zeynep Ece Aksay’ın (26) cenazesi, yakınları tarafından gözyaşlarıyla alındı. Aksay’ın babası Mustafa Aksay, şüphelinin eşi olan diğer kızı İlknur Boyacı’ya ev hapsi verilmesine tepki göstererek, “İlknur’a ‘Kardeşinden haberin yok mu?’ dediğimde ‘Baba sana söylemedim mi Ece iyiymiş. Beni gizli numaradan arıyor’ dedi. Kızım İlknur yanlış yönlendirdiği için bulunması bu kadar gecikti” diye konuştu. Aksay, kızı Zeynep’in cesedi daha önce bulunsaydı belki de Ali Diken cinayetinin işlenmemiş olabileceğini de söyledi.

Antalya’da motokurye olarak çalışan Ali Diken’den (32) 20 Aralık’tan beri haber alamayan ailesi, polise kayıp başvurusunda bulunduktan sonra bir televizyon programına katıldı. Programa katılanlar arasında bulunan garson Zeynel Boyacı, kurye Ali Diken’i (32) öldürdüğünü itiraf etti. Ağır küfür ve hakaretler etmesi nedeniyle Diken’i öldürdüğünü dile getiren Boyacı, polis ekiplerince gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri tarafından Antalya’ya getirilen Boyacı, Diken’in cenazesinin olduğu yeri ekiplere gösterdi. Aksu ilçesi Kundu Mahallesi Sahil Caddesi’ndeki boş arazide kadavra arama köpeği ‘Obert’ ve kepçe ile yapılan aramada, Ali Diken’in cansız bedenine ulaşıldı.

Boyacı, aynı noktaya yaklaşık 30 metre mesafede battaniyeye sarılı şekilde çıkartılan cesedin ise bir süredir haber alınamayan baldızı Zeynep Ece Aksay’a ait olduğunu söyledi. Cenazeler Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, Zeynel Boyacı ifade işlemleri ve sağlık kontrolünün ardından çıkarıldığı mahkemece ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı. Boyacı’nın eşi İlknur Boyacı hakkında ise ‘konutu terk etmeme’ şartıyla denetimli serbestlik kararı verildi.

DNA TESTİNDE BELİRLENDİ

Battaniyeye sarılı cesedin Zeynep Ece Aksay’a ait olup olmadığının tespiti için ailesinden DNA örnekleri alındı. Adli Tıp Kurumu’nda yapılan testte cesedin Aksay’a ait olduğu kesinleşti.

‘KIZIM İLKNUR’UN DAHA ÇOK CEZA ALMASINI İSTİYORUM’

Zeynep Ece Aksay’ın babası Mustafa ve annesi Fatma Aksay ile yakınları cenazeyi almaya geldi. Burada gazetecilere konuşan Mustafa Aksay, cinayetin aydınlatılmayan noktaları olduğunu belirterek, “Zeynep Ece Aksay cinayetinde biz emniyet mensuplarından rica ediyoruz. Bunun aydınlatılmayan tarafları var. Çünkü Zeynep Ece’nin ablası yanında mıydı? Yanındaysa niye kardeşini kurtarmadı? Zeynep Ece Aksay’ın cinayet gecesi eve geldiğinde battaniyesini Zeynel ‘çöpe attım’ demiş. Çöpe attı da madem kızımın bilgisi var mıymış? Biz kızımız İlknur’un bilgisi olduğunu düşünüyoruz. Kardeşine sahip çıkmamış. Niye kardeşini korumamış? İlknur’un ev hapsi nedir? Daha çok ceza almasını istiyoruz” dedi.

‘HEM KIZIMDAN HEM DAMADIMDAN ŞİKAYETÇİYİM’

Olaya inanamadıklarını belirten Mustafa Aksay, “İnanamadık. Yani konduramadık. Şimdi şu anda cenazeyi almaya geldik ama DNA testiyle yüzde yüz olduğunu anladık. Yaşanan olaylardan dolayı hem kızım İlknur’dan hem damadım Zeynel Boyacı’dan şikayetçiyim. Bu olayın açık olmayan yerleri var, bu konuyu emniyet mensuplarının araştırmasını istiyorum” diye konuştu.

‘BABA SANA SÖYLEMEDİM Mİ ECE İYİYMİŞ’

Kızı Zeynep Ece Aksay’dan haber alınamamasının ardından diğer kızı İlknur’un kardeşinin kendisini gizli numaradan aradığını söylediğini ifade eden Mustafa Aksay, “Kızım Zeynep kaybolduktan 5- 10 gün geçtikten sonra biz köyden İlknur’un evine gittik. Gelirken telefon ettik kızıma ve dedik ki ‘Kızım biz eve geliyoruz’ deyince ‘Tamam baba ben de geliyorum’ dedi. Biz eve geldikten sonra İlknur’a ‘Kardeşinden haberin yok mu?’ dediğimde ‘Baba sana söylemedim mi Ece iyiymiş. Beni gizli numaradan arıyor’ dedi. Kızım İlknur yanlış yönlendirdiği için bulunması bu kadar gecikti” dedi.

‘BELKİ DE ALİ DİKEN CİNAYETİ İŞLENMEYECEKTİ’

Yaşanan olaylar sırasında damatları Zeynel Boyacı’dan hiç şüphelenmediklerini belirten Mustafa Aksay, “Zeynep Ece’yi öldürdükten sonra bu şahıs bizimle geldi, oturdu, soframızda ekmeğimizi yedi. Gitti, geldi bize yardım etti. Kızım İlknur bizi yanlış yönlendirmeseydi, kızım Zeynep’in cesedi bulunsaydı belki de Ali Diken cinayeti işlenmemiş olabilirdi. Ölmeyecekti” diye konuştu.

ANNE AKSAY: YÜREĞİM PARÇALANIYOR, ÖMÜR BOYU HAPİS GÖRSÜN

Fatma Aksay ise “Kızım ile damadımın sadece cezalandırılmasını istiyorum. Yüreğim parçalanıyor. Ömür boyu hapis görsün. Kızım bizi oyaladı. ‘Gelecek anne, telefon açtı’ diyerek bizi oyaladı. İlknur’u da evlatlıktan reddediyorum. Öyle benim evladım yok. Kardeşine nasıl böyle bir şey yapar? Bir anneye, bu babaya yapılır mı? En ağır cezayı almasını istiyorum” dedi.

ANNE GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

İşlemlerin ardından Zeynep Ece Aksay’ın cenazesi ailesine teslim edildi. Antalya Adli Tıp Kurumu morgundan cenaze alındığı sırada Aksay çifti gözyaşlarını tutamadı. Ayakta durmakta güçlük çeken Fatma Aksay, büyük kızına yaslanarak ağladı.

Zeynep Ece Aksay’ın cenazesi, defnedilmek üzere Aksu ilçesinin Karaöz Mahallesi’ne götürüldü.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/enistesi-tarafindan-oldurulen-zeynep-ece-aksayin-cenazesi-alindi/feed/ 0
Suriye’ye gidip IŞİD’le yaşadılar, şimdi Kırgızistan’a geri dönüyorlar https://www.igdirhaber.com.tr/suriyeye-gidip-isidle-yasadilar-simdi-kirgizistana-geri-donuyorlar/ https://www.igdirhaber.com.tr/suriyeye-gidip-isidle-yasadilar-simdi-kirgizistana-geri-donuyorlar/#respond Wed, 10 Jan 2024 21:09:16 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=1900 ” Kırgızistan’a yeniden hoş geldiniz”.

Şükür Şermatov, sınıftaki 20 kadın öğrenciyi böyle selamlıyor. Şermatov’un kafasındaki keçeden yapılmış geleneksel başlık dışında, bu okulda geleneksel bir şey yok.

Bu okul, iki kat askeri güvenlik çemberi içinde yer alıyor. Öğrencileri Suriye’de IŞİD örgütünün kontrolündeki kamplardan ülkeye geri getirilen kadınlar.

Kırgızistan’ın kuzeyindeki dağların arasındaki bu “rehabilitasyon merkezi”, IŞİD militanı olduğundan şüphelenilen kişilerin eşleri ve çocuklarının, ülkeye geri getirildikten sonra ilk altı haftalarını geçirdikleri yer.

BBC Dünya Servisi buranın ilk ziyaretçilerinden ve buranın diğer misafirleri gibi, bizim de ne yaptığımız ve ne söylediğimiz Kırgız istihbarat servisince yakından takip ediliyor.

İlk derslerine katılan kadınlar, Şükür’ün anlattıklarını dikkatle dinliyor.

Müfredatta vatandaşlık, dini ahlak ve öfke kontrolü var. Duvarlardaki posterlerde duygularınızı nasıl kontrol edebileceğinizle ilgili tavsiyeler yer alıyor.

Bu ‘yeniden eğitim’ programına ek olarak ailelere tıbbi tedavi, psikolojik destek, ve – birçokları için yıllardır bir ilk olan- yeterli gıda, temiz su ve barınacak yer sağlanıyor.

İçinde dört adet tek kişilik yatak bulunan, basit bir odaya götürülüyoruz, burada bizi mor bir türbana sarılı bir kadın, Fatima, bekliyor (güvenlik nedeniyle gerçek ismini kullanmıyoruz).

Yatakhanenin küçük camından gördüğü karla kaplı göl manzarası, geride bıraktığı Suriye’deki kamptan tamamen farklı.

“Buradaki asıl şey sakinlik. Herkes bundan çok memnun. Çocuklar buna bayılıyor” diyor ve durup bir an sessizliğin tadını çıkarıyor, “Sakinlik”.

Fatima, 2013’te, orada çalışmak istediğini söyleyen kocasının peşinden Türkiye’ye gitmiş. Tüm aile; iki yetişkin oğlu, bir kızı ve bir torunu da onlara katılmış. Fatima Türkiye yerine Suriye’de olduklarını ancak savaş uçaklarının sesini duyup, IŞİD militanlarını görünce anlamış.

Ona gerçekten nereye gittiğine dair bir fikri olup olmadığını yeniden soruyoruz ki bu soruyu orada tanıştığımız birçok kadına sormak zorunda kaldık. Nereye gittiklerinden haberdar olmadığında ısrar ediyor ve bir kadının kocasını takip etmesinin normal olduğunu söylüyor.

Suriye’ye ulaşmalarından birkaç gün sonra Fatima’nın kocası, aracına isabet eden bir bombayla yanarak ölmüş, oğullarından biri de keskin nişancılar tarafından vurularak öldürülmüş. Diğer oğluysa bir süre sonra hastalanarak hayatını kaybetmiş.

Fatima ve kızı, tek başlarına oradan ayrılamadıkları için sonraki altı yılı Irak ve Suriye’deki IŞİD kamplarında geçirmiş ve kızının bu süreçte başka çocukları da olmuş.

IŞİD militanları geri püskürtülünce; Fatima, kızı ve dört torunu kendilerini, Suriye’de IŞİD’le bağlantılı olduğu düşünülen kişiler ve aileleri için oluşturulan en büyük kamp olan el-Hol’da bulmuş. Evlerine geri dönebilmeyi umut ederek, bir dört yılı da burada geçirmişler.

Fatima, “Kadınlar hastaydı, çocuklar sürekli ağlıyordu. Bizi serbest bırakmaları için onlara yalvarıyorduk. Zar zor hayatta kaldık. Kırgızistan’dan yetkililer ilk grubu almak için kampa geldiklerinde herkes şoke oldu” diyor.

Ekim ayında kızına ve torunlarına ülkelerine geri gönderilecekleri söylenmiş, Fatima’nınsa biraz daha beklemesi gerekmiş.

“Bana listede olmadığımı söylediklerinde ağladım. Nasıl listede olmazdım? Ben onların annesiyim!” diyor ve hıçkırarak ağlıyor. “Ama şimdi buradayım ve yakında aileme kavuşacağım. Çok mutluyum. Torunlarım eğitim alacağı için çok memnunum. Onların bilim öğrenmesini, dünyayı daha iyi anlamalarını istiyorum”.

57 yaşındaki Fatima bu rehabilitasyon merkezindeki en yaşlı kadın. Burada geçen yıl Suriye’den Kırgızistan’a geri götürülen 110 anne ve 229 çocuk var. Kırgızistan, 2023 yılında, Irak’tan sonra Suriye’den en çok vatandaşını ülkesine geri götüren ülke.

En az 260 kadın ve çocuğun daha ülkeye geri götürülmesi planlanıyor. Akrabaları Suriye’de sıkışıp kalmış Kırgızlar, bunun için yıllardır kampanya yürütüyor. Hükümet programının amacı, kurban olduğu düşünülen kişilere, ikinci bir şans vermek.

Yine de ülkeye geri götürülen kişiler sorgulanıyor, yeniden entegrasyon kursunu tamamlıyor, ondan sonra evlerine dönmelerine izin veriliyor ve yakın şekilde takip ediliyorlar.

Kırgız ulusal güvenlik konseyinin başkanı BBC’ye, 10 kadından dokuzunun cezai soruşturma geçirdiğini; kadınların ne zaman Kırgızistan’ı terk ettiği, kimlerle beraber oldukları, teröre yardımcı olup olmadıkları ya da çocuklarını savaş bölgesine götürmek gibi suçlara karışıp karışmadıklarının araştırıldığını söylüyor.

Şu ana kadar ceza alan ya da hüküm giyen olmamış. Olası bir mahkumiyet durumundaysa en yüksek ceza 11 yıl hapis.

Başka bir kadınla daha görüşüyoruz; Elmira (gerçek ismi değil) rehabilitasyon merkezindeki süreci tamamlamış ve başkent Bişkek yakınında bir kasabada hayatını yeniden kuruyor. Yetkililer tarafından sık sık ziyaret ediliyor ve Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nden maddi destek alıyor.

Buluşmayı ayarlamamızdan kısa süre sonra Elmira’dan sorumlu sosyal görevli bizi arayıp, görüşmede kendisinin de bulunacağını söyledi. Görüşmeye gittiğimizdeyse, ailenin de tanıyor olduğu iki terörle mücadele polisini de orada gördük. Durumu anlattıktan sonraysa polisler dışarıda beklemeyi kabul etti.

Kadınlar, gözetim ve sorgulamalar nedeniyle, Suriye’deki hayatları hakkında konuşmakta gönülsüz. Ve birçoğu için orada geçirdikleri zaman, artık geride bırakmak istedikleri travmatik bir deneyim.

Elmira da internetten tanıştığı bir adam tarafından kandırılarak Suriye’ye götürüldüğünü iddia ediyor. Anlattığına göre tanıştığı adam onu Türkiye’de kendisine katılmaya, orada birlikte mutlu olacaklarına ikna etti ve Elmira 18. doğum gününden 4 gün sonra onunla buluşmak üzere uçağa bindi.

Ancak uçaktan indiğinde onu konuştuğu adam değil, o adamın arkadaşı olduğunu söyleyen başka bir adam bekliyordu. Elmira’yı arabaya bindirdi ve 17 saat süren yol sonunda Elmira kendisini Suriye’de buldu. Ne olduğunu fark ettiğinde, geri dönmek için çok geçti.

Elmira orada iki kez evlendi. İlk kocası evlendikten birkaç ay sonra öldü. Sonra Dağıstanlı bir adamla evlendi ve çocuğu oldu. İkinci kocasının Suriye’de ne yaptığına dair bir bilgi vermiyor ancak, bir roket saldırısında ölmeden önce, beraber oradan ayrılmanın yollarını aradıklarını söylüyor.

Elmira en kötü anının, kızının öldüğünü sandığı an olduğunu söylüyor. Kızının evde, kendisinin dışarıda olduğu bir anda, mahallelerine roket düşmüş ve Elmira gözyaşları içinde eve koşmuş.

“Birisi onu evden çıkardı, hayattaydı, sağlıklıydı, sadece korkmuştu. Komşularımızın evleri vurulmuştu ve oradaki çocuklar öldü”

Elmira ve kızı da, Fatima ve ailesi gibi kendilerini el-Hol kampında bulmuş.

Elmira “Hala inanamıyorum. Bazı geceler uyanıyorum ve rüyada mıyım diye soruyorum. Bizi oradan çıkaran, orada terk etmeyen herkese çok minnettarım. Her ülkenin bunu yapmadığını biliyoruz” diyor.

Şimdi terzilik eğitimi alan Elmira, sosyal medyada bazı Kırgızların, ülkeye geri götürülen kişilere dair yorumlarını gördükten sonra, geçmişinden kimseye bahsetmeme kararı almış.

“Hoş değil. Birçoğumuz bizden neden korktuklarını anlamıyoruz. Biz onlardan korkuyoruz! İnsanlar buraya otomatik silahlarda ve intihar yelekleriyle geldiğimizi düşünüyor. Durum böyle değil. Biz de onlar gibi insanız. Ailelerimiz, çocuklarımız var. Biz de huzurlu, mutlu bir hayat sürmek istiyoruz” diyor.

“Unutmak isterken neden insanlara anlatayım ki? O zaman 18 yaşındaydım, şimdi 27 yaşındayım ve o kadar saf olmamayı öğrendim”.

Elmira’nın dokuz yaşındaki kızı, şu ana kadarki yaşamının büyük kısmını el-Hol kampında geçirmiş. Bize yaptığı resimleri, üzerinde “Kırgızistan’a gitmek istiyoruz, bizi güvenli yere götürün” yazan çizimlerini gösteriyor.

Elmira’nın annesi, Hamida Yusupova, son 10 yılını, kızını ve torununu geri getirmeleri için Kırgız yetkilere yalvararak geçirmiş. Kendisi gibi aileler için bir kampanya başlatmış.

Yusupova, “Suriye’nin dönüşü olmayan bir yol olabileceğini biliyoruz. Çocuğunuzun bir daha eve geri dönemeyebileceğini anlamaya başlıyorsunuz” diyor.

“Tanrıya şükürler olsun artık evinde ve sonunda torunumla tanıştım. Ama Elmira gençliğinin dokuz yılını kaybetti, bu uzun bir süre”.

Hamida onları rehabilitasyon merkezinden almaya gittiğinde, gözyaşları kelimeleri bastırmış.

“Elmira anne olmuştu. Bir çocuğu 18 yaşına kadar büyüttüğünüzde, bir gün çocuğunuzun ‘çalışmaya gidiyorum’ diyip, kapıyı çarpıp Suriye’ye gitmesinin ne kadar zor bir duygu olduğunu artık anlıyor. Hiçbir anne bunu yaşasın istemem”.

“Elmira’nın tek söyleyebildiği ‘Anne beni affet, beni affet’ oldu. Ondan sonra da bana ne kadar yaşlandığımı söyledi”.

Ancak Elmira ve Hamida, çevrelerindeki herkesin bu kadar affedici olmayacağının farkında.

Komşu Orta Asya ülkelerinde de olduğu gibi, Kırgızistan nüfusunun yüzde 90’ı kendisini Müslüman olarak tanımlıyor ve burası IŞİD’in ilk zamanlarda en fazla militan toplandığı yerlerden biriydi.

Hamida kızının manipülatif bir adamın kurbanı olduğunu ve tek suçunun “kolay aldanmak” olduğunu düşünüyor.

Ancak konuştuğumuz, Elmira yaşındaki bazı Kırgız kadınlar, IŞİD’den geri dönenlerin başkalarını da radikalleştirebileceğinden endişe ettiklerini söylüyor. Taliban’ın Afganistan’da kontrolü nasıl yeniden ele geçirdiğini görmek de onların endişelerini artırmış.

Hamida “Bir anne olarak çok fazla hakaret yedim. Çocuğumun bunları duymasını, parmakla işaret edilerek ona terörist denmesini istemiyorum” diyor.

Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov, geri döndürme politikasının Kırgızistan’ın hoşgörülü, vatandaşlarına sahip çıkan bir demokrasi olduğunun kanıtı olduğunu göstermekte istekli.

Baysalov “Bence yapılacak en iyi şey yaşadıkları kabusu unutmaları, aileleri ve çevrelerindeki kimsenin bu durumu hatırlamaması. Herkes iyi birer Kırgızistan vatandaşıdır” diyor.

Ancak Baysalov bunun, özellikle bazı Batılı ülkelerde, tartışmalı bir konu olduğunu biliyor. Baysalov geçmişte Kırgızistan’ın Londra Büyükelçiliği görevinde de bulunmuş. Bu göreve, IŞİD’e katılmak üzere Londra’dan Suriye’ye giden üç kızdan biri olan Şamima Begüm’ün İngiltere vatandaşlığının geri alınmasından hemen sonra atanmış.

Baysalov, siyasi bir mesaj da göndermek istiyor ve “Bu Kırgızistan için kolay bir karar olmadı. Tabii ki bizim yaşadığımız İslam radikal değil. Bizimkisi çok hoşgörülü, diğer dinlere saygılı bir İslam. Biz küçük bir milletiz ve birbirimize iyi bakmak zorundayız, hata yapanlar da dahil” diyor.

İnsan hakları örgütleri 2020’deki tartışmalı seçimlerden ve bazı yeni kanunların kabulünden sonra ülkenin demokrasisini sorgulamaya başlamıştı.

“Geri döndürme” programı Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından da destekleniyor. UNICEF’ten Sylvi Hill Kırgızistan’ın bu çabasının “övgüye değer” olduğunu söylüyor ve UNICEF’in tüm hükümetlere “çatışmadan etkilenmiş tüm çocukların geri döndürülmesi, rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyonu” için çağrıda bulunduğunu belirtiyor.

Konuştuğumuz tüm kadınlar kendilerine ikinci bir şans verilmesinden memnun olduklarını söylüyor ve hepsi de dünyanın her yerinden yaklaşık 50 bin kadının hala Suriye’nin kuzeyindeki kamplarda, çıkış yolu bulamadan sıkışıp kaldığının farkında.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/suriyeye-gidip-isidle-yasadilar-simdi-kirgizistana-geri-donuyorlar/feed/ 0