Sanat tarihçisi ve yazar Zerrin İren Boynudelik, seriye başlamadan önce içindeki öğrenme ve merak hevesini başkalarına da bulaştırabileceğini düşünmüştü. Kitapların hazırlanma sürecinde, bir resmi bazen saatlerce, hatta günlerce inceledi.
Resimde yer alan çeşitli nesnelerin, duruşların ve ifadelerin farklı katmanlardaki anlamlarını çalıştı ve görünenin ardında gizli olanı açığa çıkaran rehber nitelikli kitaplar hazırladı.
Bugüne dek seriden üç kitap çıktı: İkonografi, Mitoloji ve Emine Önel Kurt’la beraber kaleme alınan Günlük Hayat. Serinin dördüncü kitabı olan Alegori de Nisan ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nca yayınlandı.

Okur için okuma tavsiyesi
Kitap, şair ve yazar Hilmi Yavuz’un Alegori’den ‘Ulusal Alegori’ye Bir Kültürel Okuma Denemesi başlıklı sunuşuyla açılıyor. Zerrin İren Boynudelik, kitapta geç Orta Çağ, Rönesans ve Barok dönemlerde yapılan ve alegorik anlatımlar içeren 183 Avrupa resmini inceliyor.
Alegorinin en yaygın kullanıldığı alanlarda; erdemler ve günahlar, özgür sanatlar, esin perileri (müzler), duyular, elementler ve mevsimlerin dünyasında dolaşıyor. Kitabın sonunda yer alan simgeler tablosu, bu konuda çalışmış sanatçıların referans aldıkları yazılı kaynakların bilgileri ve sözlük de alegorik anlatımların anlaşılmasını okur için kolaylaştırıyor.
İletişim için:
Kitap@ensonhaber.com.tr
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen program, çok sayıda ulusal ve uluslararası yayımcıyı bir araya getirdi.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, açılışta yaptığı konuşmada İstanbul’un kültür ve sanatın başkenti olduğunu belirterek, Türkiye’nin yayıncılık açısından çok canlı ve dinamik bir ülke olduğunu söyledi.
Kitap üretimine dair veriler aktaran Genç, üretimleri üç başlıkta topladıkları bilgisini vererek, “Birincisi bandrollü dediğimiz özel sektör tarafından üretilen kitap adedi, ikincisi Milli Eğitim Bakanlığının okullar için ürettiği ders ve yardımcı kitaplarımız, üçüncü grupta da 48 sayfa altında bandrol zorunluluğu taşımayan daha ziyade çocuk kitapları.” ifadesini kullandı.
Genç, Türkiye’de 2023’te yaklaşık 750 milyon kitap üretildiğini aktararak, “İlk baskısı yapılan 58 bin yeni kitap üretildi. İkinci ve sonraki baskıları yapılmış 159 bin kitap çeşidi söz konusu. Geçtiğimiz yıl ülkemizde toplam 271 bin farklı başlık altında kitap yayımlandı.” değerlendirmesinde bulundu.
“Etkin bir telif hakları sistemi için çalışıyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdür Yardımcısı Fatoş Altunç, gelişen teknolojinin yayıncılığa etkilerine işaret ederek, “Geleneksel üretim süreçlerinin ülkelerin kalkınmasında belirleyici olmaktan çıktığı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Teknolojik gelişmelerin de etkisiyle yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu fikri üretime dayalı sektörler kültür sanatı şekillendirmekle kalmıyor, ekonomik kalkınmayı ve daha da önemlisi toplumsal adaleti sağlıyor.” dedi.
Yayıncılığın güçlenmesi ve toplumsal adaletin sağlanması açısından iyi işleyen bir fikri mülkiyet sisteminin önemli olduğunu dile getiren Altunç, şunları kaydetti:
“Telif Hakları Genel Müdürlüğü olarak, ülkemizde etkin bir telif hakları sistemi oluşturulması amacıyla, idari uygulamaların yürütülmesi, kültür sanat sektörünün güçlendirilmesi ve bu alanda ihtiyaç duyulan mevzuat düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi amacıyla ihtiyaçlara cevap veren uygulamalar için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu da etkinliğin, Türk edebiyatının ve yayımcılığının dışa açılımında, uluslararası kültürel ve ticari ilişkilerin gelişmesinde kurmaya çalıştıkları sistemin temel taşlarından biri olduğunu vurguladı.
Bu sene etkinliğin dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Beyoğlu, “Başladığı noktayı düşündüğümüzde, katılımcı sayısı ve katılım içeriği bakımından değerlendirdiğimizde büyük bir yol kat ettiğimiz hepinizin de yakından müşahede ettiği gibi çok net.” açıklamasını yaptı.
Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava, programa katılmanın her zaman çok heyecan verici olduğunu belirterek, “Gürcü bir yayıncı olarak, komşu ülke Türkiye’ye gelmek bana kendimi dostlarımın arasında hissettirdi.” diye konuştu.
Jobava, odak ülke Meksika ile diğer ülkelerden katılanlara ve organizasyona katkıda bulunanlara teşekkür etti.
“Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, oda olarak bu tip etkinliklere diğer bağlı kuruluşlarla beraber destek vermeye çalıştıklarının altını çizerek, “Bugün de burada hem İTO hem de kurumumuza bağlı Turizmi Geliştirme Vakfımızla beraber katkı veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu tip etkinliklerin daha bilinçli, eğitimli ve daha güzel bir toplum için umut verdiğini kaydeden Avdagiç, “Gerçekten en fazla umuda ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çünkü insanlık olarak çok önemli bir sınavla karşı karşıyayız. Maalesef insanlık beş aydır devam eden bir soykırımla, katliamla karşı karşıya.” değerlendirmesini yaptı.
Avdagiç, Filistin halkına büyük bir zulüm yapıldığını vurgulayarak, “Beş aydır Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil. İnsanlar orada sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar. Yaşanan bu faciayı, katliamı şahsım, kurumum ve Türk iş dünyası adına çok şiddetli bir şekilde kınıyorum.” dedi.
Meksika Yayıncılar Birliği (CANIEM) Başkanı Hugo Setzer, Meksika’yı odak ülke olarak İstanbul’da ağırlayan program ekibine teşekkür etti.
Meksikalı yayımcıların önemli bir delegasyonla programa katıldıklarını belirten Setzer, katılımcıları aralıkta Meksika’da düzenlenen etkinliğe beklediklerini kaydetti.
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum”
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala ise her gün yazıhanesinde 10 saat okuyup yazdığını, son 10 yıldır “Kaç kitaplık ömrüm kaldı? Gençlere, iyi insanlara kaç tane daha kitap bırakabilirim?” düşüncesiyle çalışmalarını sürdürdüğünü aktardı.
Yazdıklarından dolayı kendisinde bir sorumluluk hissettiğinin altını çizen Pala, şöyle devam etti:
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum. ‘Dünyada pek çok insanın benim söyleyeceklerime ihtiyacı var.’ diye hiç durmadan okuyor ve yazıyorum. 102 kitap yazdım, akademik kitaplarımı bir kenara bırakırsak herhalde 40 tanesi hiç durmadan her yıl yeniden basılıp okunuyor. Şunun için mutluyum. Sabah uyanıyorum, ofisime gidiyorum, orada bir şeyler yazıyorum. Akşam geri döndüğümde o gün en az bin kişiye benim bir kitabım ulaşmış oluyor.”
Prof. Dr. Pala, senede 365 bin kitabının okuyucuyla buluştuğunu vurgulayarak. “Her gün bin okuyucu bana belki iyi niyetlerini gönderiyor, enerjilerini hissediyorum. Dünyanın herhangi bir yerinden Sinop’tan, Azerbaycan’dan, Çin’den, Antalya’dan, Mısır’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, Hollanda’dan birisi okuyor benim kitabımı. Diyor ki, bu adam şöyle söylemiş, bak ne güzel söylemiş. Onun o taşıdığı iyi niyet, bana ağız tadı, moral, sağlık, sıhhat oluyor ve ben daha çok çalışıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Bir romanı 250 günde, 2 bin 500 saat çalışarak yazdığını aktaran Pala, şunları kaydetti:
“Ben her sene, 2 bin 500 saati sadece bir romana harcamak için misafir kabul etmiyorum, gezmeye gitmiyorum. Çocuklarıma ayırdığım zamandan alıyorum ve o 2 bin 500 saati bir araya getiriyorum. Türkiye’de benim gibi pek çok yazar böyle çalışıyor. Dünyanın her yerinde yazarlar böyle çalışıyor. Yani siz fellowship, yayımcılık gibi mesleklerle uğraşırken aslında sizin için iş gücü oluşturan insanların dünyasını anlayın diye bunları söylüyorum. Biz o kadar alın teri, emek, göz nuru, hastalık, koşturmaca, geçim sıkıntısı vesaire içerisinde bir şeyler üretmeye gayret ediyoruz. Sizlerin burada bulunmanız, benim yazdıklarımın daha fazla insana ulaşması demek. 102 kitabımın belki 365 bin değil, üç milyon kişiye de ulaşması demek. Onun için burada bulunmanızdan çok bahtiyarlık duyuyorum.”
Konuşmaların ardından İTO Başkanı Şekib Avdagiç, CANIEM Başkanı Hugo Setzer’e plaket takdim etti ve kurdele kesilerek programın açılışı yapıldı.
Etkinlik, Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcıların telif ve çeviri görüşmeleriyle devam etti.
İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi amaçlanıyor
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının iş birliğinin artırılması, İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme imkanı sunuyor.
]]>Sosyal yardım ve destek projeleri ile tüm kent sakinlerini kucaklayan Kuşadası Belediyesi, yaşama geçirilen çalışmalarla küçük ilçelilerin de yüzünü güldürüyor.
SÜT DESTEĞİ SÜRÜYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından geçen mart ayında ihtiyaç sahibi ailelerin 2-5 yaş aralığındaki çocukları için başlatılan süt desteği projesi sürüyor. Çocukların kemik gelişimlerine ve sağlıklı büyümelerine katkıda bulunmak amacıyla uygulanan proje kapsamında her çocuk için haftada 2, ayda 8 litre süt ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından Süt Dağıtım Araçları ile ihtiyaç sahibi ailelerin adreslerine teslim edilen sütler, Tire Süt Kooperatifi’nden temin ediliyor. Ayda 1626 çocuğun yararlandığı süt desteği projesi kapsamında 11 ayda 85 bin litre süt evlere ulaştırıldı.
BESLENME ÇANTALARINI KUŞADASI BELEDİYESİ DOLDURUYOR
Kuşadası Belediyesi, süt desteğinin yanı sıra geçen eğitim-öğretim yılında yaşama geçirdiği beslenme çantası desteğine bu yıl da devam ediyor. İhtiyaç sahibi ailelerin çocukları için hazırlanan ve çiğ kuruyemiş, mevsim meyveleri, meyve suyu, su, süt ve sandviç ekmeğinin yer aldığı beslenme çantaları, her hafta düzenli olarak ailelere teslm ediliyor. Veliler, belirlenen noktalara gelerek beslenme çantalarını Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü görevlilerinden alıyor. Proje kapsamında her ay 3082 öğrenciye 193 bin 500 beslenme paketi sağlanıyor.
İLK EĞİTİMLERİNİ ANNE BABA ÇOCUK MERKEZİ’NDE ALIYORLAR
Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde bulunan Cafer Kotan Yaşam Parkı’ndaki Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde kente kazandırılan Anne Baba Çocuk Merkezi, ebeveynler kadar çocukların da çok yönlü gelişimine katkı sunuyor. Ebeveynlerin çocuk gelişimi konusunda bilgi edinmeleri amacıyla çeşitli eğitim ve etkinliklere ev sahipliği yapan Kuşadası Belediyesi Anne Baba Çocuk Merkezi, 3-6 yaş arası çocuklar için düzenlediği okul öncesi eğitim, etkinlik ve atölye çalışmaları ile de çocukların gelişimine katkı sunuyor.
KUŞADALI ÇOCUKLAR BİLGİYE RAHATÇA ULAŞIYOR
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel tarafından çocuklar için yaşama geçirilen bir diğer proje olan ve Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisleri bünyesinde bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe ise küçük ziyaretçilerine ders çalışıp kitap okumak için ortam sunuyor. 1 yılda üye sayısını 1120’ye, sahip olduğu kitap sayısını da bağışlarla birlikte 5 bin 47’ye yükselten Kuşadası Belediyesi Kütüphane ve Kitap Kafe, 8 adet internet erişimli bilgisayarı ve yazıcıları ile öğrencilerin ödev ve araştırmalarını rahatlıkla yapabilmelerini sağlıyor. İhtiyaç sahibi öğrenciler için askıda kitap uygulamasıyla dayanışma kültürüne de katkıda bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe’nin sunduğu hizmetlerden bugüne kadar 1931’i yetişkin, 8 bin 518’i çocuk olmak üzere toplam 10 bin 449 kişi yararlandı.
SEYAKMER İLE BİNLERCE KİTAP “BİR TIK” UZAKLIKTA
Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı (KEGEV) iş birliğinde 2020 yılının Ağustos ayında açılan Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi (SEYAKMER) Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, çocuklar için düzenlediği eğitici ve eğlenceli etkinliklerle ön plana çıkarken ziyaretçi, üye ve kitap sayısını da her geçen gün artırıyor. 3 yıl boyunca binlerce çocuğu ağırlayan ve çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan SEYAKMER Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, sunduğu sessiz ve konforlu ortamla ders çalışmak isteyen öğrencilerin de uğrak noktası olmayı sürdürüyor. SEYAKMER 10 binin üzerinde basılı, 25 binin üzerinde dijital kitaba ulaşma olanağı sunuyor.
İSTASYON KUŞADASI ÇOCUKLARIN UFKUNU AÇIYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından Habitat Derneği ve META iş birliğinde ileri teknoloji ve girişimcilik eğitimleri vermek amacıyla açılan İstasyon Kuşadası Topluluk Merkezi’nde düzenlenen eğitim ve atölye çalışmaları, çocukların dijital gelişimlerine önemli bir katkı sunuyor. Kent sakinlerinin internet dünyası ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mesleklere kolay uyum sağlayabilmesi amacıyla halka açık ve ücretsiz sunulan ileri teknoloji eğitimleri ve atölyeleri çocukların ufkunu açıyor.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları ve Basın Yayın Birliği Derneğinin destekleriyle çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde katılımcılarına hem fiziki hem de online B2B görüşme yapma imkanı sunuyor.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, “İstanbul Publishing Fellowship” adıyla da anılan programa ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl odak ülkenin “Meksika” olduğunu belirterek, program kapsamında Meksika edebiyatı üzerine konuşmalar yapılacağını söyledi.
Genç, 2025’te de odak ülkenin Abu Dhabi olacağına işaret ederek, “Odak ülke seçimini dünyanın farklı köşelerine yapıyoruz. İlk odak ülkemiz Azerbaycan’dı. Sonra Macaristan, Özbekistan. Yani biraz doğudan biraz batıdan seçim yapıyoruz. Latin Amerika bugüne kadar çok fazla iletişimimizin olmadığı bir alandı. Özellikle Meksika’ya seçerek, Latin ülkelerle irtibatı güçlendirmeye çalıştık.” dedi.
Hedef 3 bin kitap anlaşması
Bu yıl programa 93 ülkeden bin başvuru aldıklarını aktaran Genç, seçici kurulun değerlendirmesi sonucu 197 yabancı, 125 Türk olmak üzere, online görüşmelerle birlikte 383 katılımcının programa konuk olacağını kaydetti.
Mehmet Burhan Genç, Afrika ülkelerinin yanı sıra Uzak Doğu’dan da programa ilginin arttığını vurgulayarak, “Bu yıl katılımcı sayısı itibarıyla en çok rağbet gösteren ülkeler İngiltere, İtalya, İran, Mısır, Özbekistan, Azerbaycan. Hem batıdan hem doğudan programa yoğun bir talep var.” diye konuştu.
En çok telif anlaşmasının tarih kitaplarında yapıldığının altını çizen Genç, şunları aktardı:
“Özellikle Türk dizilerinin de dünyada çokça gösterime girmesi bu durumu biraz arttırdı. Son birkaç yıldır hem tarih kitapları hem de Osmanlı kitaplarına talep çok. Edebiyatçılarımıza da talep çok. Klasik edebiyatımız diyebileceğimiz üstatlarımızın da genç yazarlarımızın da kitapları bilinir hale geldi.”
Genç, Türk kültürünü dünyaya tanıtmak adına İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları’nın çok önemli bir adım olduğunu kaydederek, bu yıl yeni yayıncıların katılımıyla programın canlı geçeceğini umduklarını ve kitap telifi anlaşmasında 3 bin barajını geçmeyi hedeflediklerini söyledi.
8 yılda 10 binin üzerinde telif ön anlaşması yapıldı
Dünya yayımcılarını İstanbul’da bir arayan getiren etkinlik, telif alışverişine ve kültürel mübadele çabalarına destek olmak, farklı ülkelerden yayıncıların Türkiye’de iş yapmalarını teşvik etmek ve yeni pazarlara açılmalarını sağlamak amacıyla düzenleniyor.
Program kapsamında 8 yılda, 10 binin üzerinde telif ön anlaşması ve 15 binin üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi.
Bu yıl en çok katılım 29 başvuru ile Birleşik Krallık’tan gelirken, Endonezya ve Mısır 26, İran 25, Meksika ise 24 başvuru ile etkinlikte yer alacak.
Odak ülke Meksika’dan çeşitli yayınevleri, yazar, çevirmen ve meslek birliği yetkilileri ile ikili görüşmeler gerçekleştirilecek.
Meksika edebiyatının ele alınacağı oturumlarda, Meksika mutfağı ve müzik dinletisi gibi kültürel etkinlikler de gerçekleştirilecek.
]]>Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen fuarda roman, deneme, hikaye, polisiye, araştırma, sanat, tasarım, tarih, sinema, gezi, şiir, hobi, eğitim, biyografi ve yemek gibi pek çok alanda kitaplar, yayınevlerinin stantlarında okuyucunun beğenisine sunuldu.
Yazarlar imza etkinliklerinde okurla buluşurken, fuarın ilk günlerinde düzenlenen söyleşi ve etkinliklere kitapseverler yoğun ilgi gösterdi.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tökel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuarda Diyanet Yayınlarından çıkan “Sizin Ömrünüz Kaç Saniye”, “Ramazan Biraz da Annedir” ve “Ta-ha 121” kitaplarını imzaladığını söyledi.
Fuara muazzam bir ilgi olduğunu dile getiren Tökel, “Türkiye okumuyor diyorlar ya, bunu diyen gelsin burayı görsün. Sadece kuru bir kalabalık değil satış da var. Dinliyorlar da soruyorlar da. Müthiş bir ilgi var yani. Bu ilgi okumaya ve düşünmeye de dönüşüyorsa süper harika bir şey.” şeklinde konuştu.
Tökel, kitabın en iyi ikram olduğunu, kitabın insanın yenilenmesi, tazelenmesi anlamına geldiğini dile getirdi.
Mevlana’nın “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” ifadesine işaret eden Tökel, şunları kaydetti:
“Yeni bir şey söyleyemiyorsan, bir şeyleri yeniden söyle. Kitap okumayan yeni bir şey söyleyemez, yeniden de bir şey söyleyemez. Yeni bir şey, yeniden bir şey söylemek istiyorsan, çoluğunu çocuğunu iyi yetiştirmek istiyorsan, kitabın kaynağından korkmaman lazım, kopan kaybolur gider.”
Edebiyatın yanı sıra sanat kitapları da ilgi görüyor
Çocuk kitapları kaleme alan yazar Cansu Demirbağ, “Dedem Kodlama Öğreniyor” adlı üçüncü kitabında sürekli bilgisayar başında olan ve bir şeyler yapmaya çalışan bir çocuğu konu aldığını belirterek, “Mete, kendisini ailesine kanıtlamaya çalışırken bir anda kendisini dedesine kodlama öğretirken buluyor. Bu yolculuk aslında dedesine kodlamayı öğrettiği ama bir yandan da tüm çocuklara teknoloji üretebilmenin ilhamını verdiği bir kitap.” dedi.
Fuarda çok yoğun bir kalabalık gözlemlediğini ve bundan dolayı mutlu olduğunu aktaran Demirbağ, “Bu bizim ülkemiz için çok umut verici bir görüntü. Kitaba değer veren bir ülkenin çok daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
İnkılab Yayınları standında sanatseverleri ağırlayan yazar Hacer Sönmez, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip” serisini, tezhip sanatına başlayanlar için kaleme aldıklarını söyledi.
Sönmez, yayınevinin özverisiyle 2015’te başladıkları çalışmalar sonucu serinin ilk kitabını sanatseverlerin beğenisine sunduklarını vurgulayarak, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 1’i yazdığımızda çok ilgi gördü ve Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 2’yi yazdık. Şimdi Allah izin verirse üçüncüsünü yazacağız. Tezhip sanatına ve geleneksel sanatlara sadece İstanbul’dan değil, Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından da ulaşabilsinler istedik.” şeklinde konuştu.
Tezhip sanatı konusunda hiçbir şey bilmeyenlerin de bu kitabı alarak bir başlangıç yapabileceğini belirten Sönmez, fuarın kalabalık olmasından ve ziyaretçilerin sanata duyduğu ilgi ve samimiyetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
25 Şubat’ta sona erecek
Ömer Faruk Dere ise uygulamalı sanat serisi çalışmaları kapsamında hazırlanan “Yeni Başlayanlar İçin Hat Sanatı” ve “Yeni Başlayanlar İçin Kaligrafi” serilerinin fuarda gördüğü ilgiye değindi.
Editörlüğünü üstlendiği serinin “Yeni Başlayanlar İçin Çini Sanatı” ile devam edeceğini söyleyen Dere, “Sanatla yeni tanışanlar, sanata ilgi duyanlar ve özellikle büyük şehirlerde olmadığı için hocaya ulaşamayan sanat sevdalıları için küçük bir rehber olarak hazırlamıştık fakat şu an amacının çok daha üstünde hizmet ettiğini görüyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.” dedi.
Ünlü yazarlar Dursun Gürlek, Saliha Erdim, Tarık Tufan, Nurullah Genç, Güray Süngü, Hatice Kübra Tongar, Ömür Akkor, Kemal Sayar, İbrahim Tenekeci, Saadettin Acar, Kaan Murat Yanık, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala, Ahmet Taşağıl, Şermin Yaşar, Ali Ural, Selahattin Yusuf, Erol Göka, Dilek Cesur ve Bahadır Yenişehirlioğlu fuarın konukları arasında yer alıyor.
Fuar 25 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek.
]]>İzmir Alsancak Sevgi Yolu kitapçı esnafı, ekonomik krize rağmen kepenk kapatmaya direniyor. 30 yıldır Sevgi Yolu’nda esnaflık yapan Tarık Bayram, “Devletin politikasına çok kızıyorum, her şeye zam yapıyorsun da kitaba zam yapma hiç olmazsa. Milleti aptallaştırmaya çalışıyor” dedi. Esnaf Esat Minaz da “Ekonomik krizle birlikte uçurum arttığından dolayı kitaplar çok pahalı, eskisine göre daha az kitap satıyoruz. Koronadan önceye göre değerlendirirsem yüzde 70 – 80 rahat bir düşüş vardır satışlarda” diye konuştu.
İzmir’de kitap denilince ilk akla gelen yerlerden biri olan Alsancak Sevgi Yolu’nu da ekonomik kriz vurdu. İğneden ipliğe gelen zamlarla birlikte düşen alım gücü kitap satışlarını da doğrudan etkiledi. Eskiden aradığı kitapları burada bulabileceğini düşünen İzmirliler artık Sevgi Yolu’nu bir geçiş güzergahı olarak kullanıyor. Sevgi Yolu esnafı, ekonomik krize ve düşen talebe karşı kepenk kapatmaya direniyor.
Yıllardır işlettiği dükkanlarını devretmek zorunda kalan ya da kazındığı parayla geçinemediği için ek iş yapan pek çok esnafın olduğunu belirten Alsancak Sevgi Yolu esnafı Esat Minaz, “Ekonomik krizle birlikte uçurum arttığından dolayı kitaplar çok pahalı, eskisine göre daha az kitap satıyoruz. Koronadan önceye göre değerlendirirsem yüzde 70 – 80 rahat bir düşüş vardır satışlarda. Çünkü 30 liralık kitap olmuş 200 lira. Bölüm kitapları satamıyoruz çünkü o kadar çok pahalı ki şu dükkanı 5 yıl öncesinde 100 bin liraya doldurabiliyorken 2 milyara dolduramazsın. O yüzden her ürünü alamıyoruz. Yoksul kesimden okuyan kesim sayısı da düştü çünkü bir dershane olmuş 100-150 bin lira, bir kitap 350 lira, gerek duymuyor. Zaten 30 yaşına kadar okuyup bir memur olsa alacağı 20 bin lira maaş ona da gerek duymuyorlar” dedi.
“HER ŞEYE ZAM YAPIYORSUN DA BARİ KİTABA YAPMA”
Kitaplara yapılan fahiş zamları yurttaşları eğitimden ve hayattan uzaklaştırılma politikası olarak değerlendiren 30 yıllık Sevgi Yolu esnafı Tarık Bayram, şöyle konuştu:
“Zaman içerisinde kitaplar pahalandıkça milletin alım gücü azalıyor bu iyi bir şey değil. Ders kitapları da ona göre pahalı, roman da pahalı, hikaye de… Biz bunlara üzülüyoruz, sıkılıyoruz. En zor iş, ikinci el kitap satmak zaten. İkinci el kitabın; kaliteli olacak, uygun fiyatlı olacak, kondisyonu düzgün olacak ve müşteriye uygun fiyat söylemek de önemli. Para zaten değer kaybettiği için bizim cebimizdeki para şimdi 10 liraysa yarın 9 liraya düşüyor. Dolayısıyla geçinmek için işte kitap bulmam lazım. Bulamazsan yok diyorsun, yok deyince daha beter. Var diyebilmek için de bayağı bir kitap almam lazım. İnsanlar internete veriyor kitaplarını. Emekli oldum ufak bir dayanağım bu…Devletin politikasına çok kızıyorum, her şeye zam yapıyorsun da kitaba zam yapma hiç olmazsa, milleti aptallaştırmaya çalışıyor.”
]]>
Kurtulmuş, Üsküdar Belediyesi tarafından Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 9. Üsküdar Kitap Fuarı’nın açılışı dolayısıyla düzenlenen programa katıldı.
Üsküdar’ın tarihi kimliğe sahip güzel bir ilçe olduğunu dile getiren Kurtulmuş, Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in uzun zamandır yürüttüğü çabaların da İstanbul’un tarihi kimliğine katkılar sunduğunu belirtti.
Kurtulmuş, kitap ve okumanın hayatın en önemli iki temel dinamiğinden birisi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Aslında kitap insanın bilgisini, geçmişten gelen tecrübelerini, bugün hissettiklerini, bilimsel olarak elde ettiklerini aktardığı ve ifadelerinin kalıba dönüşmüş halidir. Ama elimize aldığımız ebatları küçük olan o kitapların bir kısmında bile nice büyük emeklerin, tecrübelerin olduğunu, sadece bir kişinin ya da o kitabı yazan kişilerin değil, aynı zamanda o kişilerin yetişmesine imkan sağlayan bütün o muhitin ve birikimin de kitaptaki cümlelerin içerisine yansıdığını biliyoruz. Esasında bu özelliğiyle baktığımız zaman kitap sadece cümlelerden, sayfalardan ibaret bir birikim değil, aynı zamanda hayatın bizatihi kendisidir.”
Bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilen Üsküdar Kitap Fuarı’nın da önemli bir emek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “İnşallah uzun yıllar bu kitap fuarının artan bir ilgiyle devam etmesini Cenabıallah nasip eylesin.” temennisinde bulundu.
“İstanbul’un neresine bakarsanız bakın büyük bir tarihi, farklı medeniyetleri görüyoruz”
Kurtulmuş, gençlerin önünde büyük bir birikimin olduğuna işaret ederek, “Türk milleti olarak büyük bir ayrıcalığa sahip olduğumuzun farkında olmalıyız. Nevzuhur bir millet değiliz. Üsküdar’ın herhangi bir sokağında yürürken sadece bir sokaktan geçmiyor, o sokağın içerisinde şimdiye kadar asırlar boyunca geçmiş olan nice insanın, nice büyüğümüzün birikimlerine de şahit oluyor, onları da görüyoruz. İstanbul’un neresine bakarsanız bakın, büyük bir tarihi, büyük bir kültürü, büyük bir medeniyeti, hatta farklı medeniyetleri görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Böylesine büyük bir şehirde yaşamanın, bu kadar büyük imkana sahip olmanın dünyada çok az gence nasip olan bir ayrıcalık olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öncelikle İstanbul’daki bu tarihi ve kültürel güzellikleri en iyi şekilde anlamak, özümsemek mecburiyetindeyiz. Hani diyoruz ya ‘Kökü mazide olan bir ati…’ Aslında geleceğe ilişkin ne konuşacaksak, hele bunu İstanbul’da konuşuyorsak mutlaka köklerimizi her vesileyle hatırlıyor, daha doğrusu köklerimiz kendisini her vesileyle bize hatırlatıyor. Kökü sağlam olmayan hiçbir ağacın yeryüzünde güçlü olmayacağı gibi, kökü sağlam olmayan hiçbir milletin de uzun süreli hedeflerinin olması mümkün değildir. Onun için mutlaka geçmişle bağımızı kitap üzerinden, kültür üzerinden, medeniyet üzerinden kurarak ama sadece orada kalmaksızın bunu yeniden bugünün anlayışıyla ve ileriki çağlara dönük bir söz olarak üreterek yolumuza devam edeceğiz.”
“Okumayı bir eylem olarak tasavvur etmek ve uygulamak zorundayız”
Her bir kültürel faaliyetin hem tarihi okuma hem de insanın kendiyle ilgili bir gelecek hayali kurma anlamına gelen önemli bir çaba olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bu açıdan bakıldığında okumanın pasif bir şey değil, bizatihi büyük bir eylem olduğunun altını çizdi.
Kurtulmuş, “Okumayı, hayatı iyi anlamak, kendimizi iyi anlamak, kendimizin varoluş alemindeki yerini ve geleceğini tespit etmek, milletimize ait hedefleri daha güzel kurabilmek için bir eylem olarak tasarlamak, bir eylem olarak tasavvur etmek ve uygulamak zorundayız.” ifadesini kullandı.
Cumhuriyet’in ikinci asrına girilen bu dönemde, büyük bir gelecek tasarımı içerisinde hareket etmek gerektiğine işaret eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz bir asır tarih okumalarına baktığımız zaman diyebiliriz ki, milletimizin tarihi içerisindeki en zor asırlardan birisidir. Nice zorluklar, nice savaşlar, nice iç türbülanslar, nice bölgesel çatışmalar, nice yokluklar ve nice yoksunluklar içerisinden bugüne kadar geldik. Ama hiç şüphesiz bunlarla birlikte çok büyük başarıları da kazandık, çok büyük kazanımlar da elde ettik. Dolayısıyla geçtiğimiz yüzyılı sadece bir asırlık hikayeyi ve tarihi okumak şeklinde değil, bundan sonraki asırları daha iyi tasarlamak için okumak mecburiyetindeyiz. Şimdi 2023’ten sonra yeni bir dönemin kapıları sonuna kadar açıldı. Türkiye Yüzyılı adını verdiğimiz Cumhuriyet’in ikinci asrında çok büyük işleri planlamak ve gerçekleştirmek zorundayız. Bunun ana aktörü de sevgili gençler sizlersiniz. Türkiye’nin gelecek asrı, sizin omuzlarınızda ve sizin ufkunuzla gerçekleşecektir. Sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’nin yüzyılını kurmak zorundayız.”
Kurtulmuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılının gençlerinin belirlenen bütün hedeflere ulaşabileceğini belirterek, gençlerin sözü güçlü, gücü tesirli Türkiye’yi kurabileceğine inandığını dile getirdi.
Programda konuşmaların ardından Üsküdar Belediye Başkanı Türkmen, Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
Kurtulmuş ve beraberindekiler, daha sonra kurdele keserek fuarın açılışını gerçekleştirdi.
Yazarlar İbrahim Tenekeci ve Erhan Afyoncu ile fotoğraf çektiren Kurtulmuş, fuar alanında incelemelerde bulunarak, kitapseverlerle sohbet etti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, fuarda, İz Yayıncılık standına gelen vatandaşlara da “Türkiye’yi Yarınlara Taşımak” isimli kitabını imzaladı.
]]>Hayvancılık alanında ihtisaslaşan MAKÜ koordinatörlüğünde, Lizbon ve Milano üniversitelerinden bilim insanları, “Büyükbaş ve Küçükbaş Çiftliklerinde Hayvan Refahı Uygulamalarının Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında Türkiye, İtalya ve Portekiz’deki verimli çiftlikleri inceledi.
Çalışmalar sonucu ortaya çıkan hayvancılıkta buzağı, kuzu ve oğlak ölümleri, döl tutmama, kötü beslenme, sağlıksız barınak, et ve süt verimsizliği gibi sorunları ortadan kaldıracak yeni bilgiler ve yenilikçi uygulamalar, Türkiye Ulusal Ajansı ve Avrupa Birliği (AB) Erasmus programı desteğiyle kitaplaştırıldı.
İngilizce, Türkçe, Portekizce ve İtalyanca hazırlanan 6 kitapta, veteriner fakültesi ve ziraat fakültelerinde okutulan hayvan refahı dersi için yenilikçi müfredat, süt ve besi sığırı, koyun, keçi ve buzağı yetiştiriciliği ile ilgili refah değerlendirilmesi ve iyi uygulamaları anlatılıyor.
Uluslararası yayın olarak da çıkan kitaplardaki uygulamalar, Burdur Tarım ve Orman Müdürlüğü, Burdur Veteriner Hekimler Odası ve MAKÜ tarafından meslek içi eğitimlerle veteriner hekimlere ve yetiştiricilere anlatılarak yaygınlaştırılacak, bölge ve ülke hayvancılığının gelişiminde ve verim artışı çalışmalarında kullanılacak. Ayrıca MAKÜ’de düzenlenen projenin seminerinde basılan 200 kitap yetiştiricilere ve veteriner hekimlere dağıtıldı.
Proje Koordinatörü MAKÜ Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkan Elmaz, AA muhabirine, hayvancılıkta basit uygulama hataları yüzünden çok fazla ekonomik kayıp yaşandığını söyledi.
Artık dünyada tüketicilerin hayvan refahı iyi olan çiftliklerde üretilen sağlıklı ve kaliteli ürünleri satın alma eğiliminde olduklarına dikkati çeken Elmaz, iyi uygulama örneklerinin denenmesiyle elde edilen bilimsel verilerle hazırladıkları kitaplardaki tekniklerin uygulanması ve yaygınlaşmasıyla hayvancılıkta kayıpların önlenebileceğini dile getirdi.
Kitapları ziraat mühendislerinin, veteriner hekimlerin ve yetiştiricilerin anlayacağı düzeyde sade ve anlaşılır hazırladıklarını vurgulayan Elmaz, “Hayvan refahı alanında dünyanın takip ettiği yeni bilgileri ve uygulamaları ülkemizde yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.” dedi.
“Akademik dille yazılmadı”
Hayvan refahının iyi uygulamalarıyla hayvancılıkta büyük kayıplara yol açan sorunların ortadan kalkacağını anlatan Elmaz, şöyle konuştu:
“İlk önce ilgili fakülteler için yenilikçi eğitim müfredatı yazdık. İkincisi süt sığırlarının refah değerlendirilmesi ve iyi uygulamalarını ele aldık. Süt sığırı yetiştiriciliğinde barınaktan tutun beslenme teknikleri, yem ve suyun nasıl verileceğine kadar teknik özellikleri vurguladık. Besi sığırlarıyla ilgili refah değerlendirilmesini ve iyi uygulama el kitabını yazdık. Buzağı refahı ve korunmasıyla ilgili kitap. Keçi ve koyun refahı ve iyi uygulamalarını anlatan 6 kitabımız İngilizce, Türkçe, Portekizce ve İtalyanca olmak üzere saygın bir yayınevi tarafından basılarak yayımlandı. Akademik dille yazılmadı, fotoğraflarla desteklendi. Bu kitapları okuyan yetiştiricilerimiz çiftliklerinde ufak tefek yapacakları dokunuşlarla kayıplarını önleyecek, verim artışı sağlayacak.”
Elmaz, eğitici el kitaplarına yetiştiricilerin, veteriner hekimlerin ve ziraat mühendislerinin şubat sonunda “welfaruminant.org” internet sitesinden ücretsiz olarak ulaşabileceklerini sözlerine ekledi.
“Sektör açısından önemli bir kaynak”
Burdur Veteriner Hekimler Odası Başkanı Kazım Üstüner de hayvansal üretimin artması bakımından hayvan refahının büyük önem taşıdığını kaydetti.
Günümüzde hayvancılık sektörünün hayvan refahı temelinde ilerlediğini vurgulayan Üstüner, “Çalışmanın kitaplaşmasının sektör açısından önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Umuyorum ki Türkiye’deki hayvancılık sektörüne mesafe alması konusunda katkı sunacak.” ifadelerini kullandı.
]]>HATAY – Hatay’da depremin ilk günlerinde enkaz altındaki vatandaşları yaşatmak amacıyla görev alan sağlıkçı Havva Aydanur Ertuğrul, asrın felaketinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen afetzede vatandaşlara umut olmaya devam ediyor.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde Hatay yerle bir olmuş 25 bine yakın insan vefat etmişti. Afetin ilk saatlerinden itibaren Türkiye’nin dört bir yanından kurtarma ekipleri ve sağlık çalışanları bölgeye yardıma koşmuştu. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli 38 yaşındaki Acil Tıp Teknisyeni Havva Aydanur Ertuğrul, asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgedeki afetzede vatandaşların hayata tutundurmak için mücadele etti. Depremin 3. gününde enkazdan kurtarılan Gürkan Öztürk, üniversite sınavı için sağlıkçı Ertuğrul’dan kitap istemişti. Kendisinden istenen kitapla beraber bölgede seferberlik başlatan Ertuğrul, kurucusu olduğu Ülkem Kitap Okuyor Derneği aracılığıyla afet bölgesine 21 çadır okul açtı ve 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdı. Deprem bölgesinde vatandaşların sadece eğitimine destek olmakla kalmayan iyilik meleği Acil Tıp Teknisyeni Ertuğrul, asrın felaketinde evi yıkılan Yağar ailesi içinde ev yaptırma kararı aldı. Derneği aracılığıyla Yağar ailesine Antakya ilçesi Maşuklu Mahallesi’ne ev yaptırma sürecini başlatan ATT Ertuğrul, yaptıklarıyla afetzede vatandaşların takdirini topladı.
Yeni yuvası için destek olan yardım meleği Sağlıkçı Havva’ya teşekkürlerini dile getiren Sibel Yağar, “Ben kızıma 1 saniye bile geç kalsam bilgi kızım vefat etmişti. Kızımın elini tutup çekmemle kolonun yıkılması bir oldu. Çok şükür kızıma bir şey olmadı, evim depremde yıkıldı. Rabbim Havva hanım başta olmak üzere yardım edenlerden binlerce kez razı olsun. Destek veren herkesten rabbim razı olsun” dedi.
“Sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum”
Asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgede görev almaya başladığını belirterek Havva Aydanur Ertuğrul, “Depremin ilk dakikalarında yola çıkan ekiplerden bir tanesiyim. Hatay’da depremzedelerle birlikte ıslanan onlarla birlikte depremin ilk şokunu yaşayan sağlıkçılardan bir tanesiyim. Depremzedelerle gönül bağı kurdum ve 1 yıldır depremzedelerle Hatay’da hem eğitime hem de yardım işlerine destek olmaya çalışıyorum. Depremin 3. gününde Gürkan isimli bir çocuğumuz enkazdan çıktı ve kitaplarım enkazda kaldı diye üzüldü. Ben ona bir söz verdim, sen iste sana kitap yığarım dedim. Bu sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum. Arkamda çok güçlü bir ekibim var” dedi.
Afet bölgesinde 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdığını ifade eden Ertuğrul, “100 binden fazla kitabı 7 bin 700 ‘den fazla çocuğa ulaştırdık. 21 tane çadır okul açtık. Okullarımızı açtığımızda o çocukların kitap, kırtasiye, forma ve ayakkabı gibi ihtiyaçlarını karşıladık. Bir çadıra gittiğimizde, bizden ne istersiniz dedik. Bir evladımızın annesi kışlık kıyafet getirebilirmisiniz soğuk oluyor dedi. Çocuğumuz; oyuncak, kitap ve çikolata istemiyordu. Sana ne yapalım dediğimde ‘ben çok üşüyorum bana ev yapın’ dedi. Nur’a bir söz verdik ve sözümüzü tutmaya gayret gösteriyoruz. Şuanda depremzede ailemize ev yapıyoruz. Bir hayalimiz var, biz bu evde Nur’la birlikte kitap okumak istiyoruz” şeklinde konuştu.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerde Hatay yerle bir olmuş 25 bine yakın insan vefat etmişti. Afetin ilk saatlerinden itibaren Türkiye’nin dört bir yanından kurtarma ekipleri ve sağlık çalışanları bölgeye yardıma koşmuştu. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli 38 yaşındaki Acil Tıp Teknisyeni Havva Aydanur Ertuğrul, asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgedeki afetzede vatandaşların hayata tutundurmak için mücadele etti. Depremin 3. gününde enkazdan kurtarılan Gürkan Öztürk, üniversite sınavı için sağlıkçı Ertuğrul’dan kitap istemişti. Kendisinden istenen kitapla beraber bölgede seferberlik başlatan Ertuğrul, kurucusu olduğu Ülkem Kitap Okuyor Derneği aracılığıyla afet bölgesine 21 çadır okul açtı ve 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdı. Deprem bölgesinde vatandaşların sadece eğitimine destek olmakla kalmayan iyilik meleği Acil Tıp Teknisyeni (ATT) Ertuğrul, asrın felaketinde evi yıkılan Yağar ailesi içinde ev yaptırma kararı aldı. Derneği aracılığıyla Yağar ailesine Antakya ilçesi Maşuklu Mahallesi’ne ev yaptırma sürecini başlatan ATT Ertuğrul, yaptıklarıyla afetzede vatandaşların takdirini topladı.
Yeni yuvası için destek olan yardım meleği Sağlıkçı Havva’ya teşekkürlerini dile getiren Sibel Yağar, “Ben kızıma 1 saniye bile geç kalsam bilgi kızım vefat etmişti. Kızımın elini tutup çekmemle kolonun yıkılması bir oldu. Çok şükür kızıma bir şey olmadı, evim depremde yıkıldı. Rabbim Havva hanım başta olmak üzere yardım edenlerden binlerce kez razı olsun. Destek veren herkesten rabbim razı olsun” dedi.
“Sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum”
Asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgede görev almaya başladığını belirterek Havva Aydanur Ertuğrul, “Depremin ilk dakikalarında yola çıkan ekiplerden bir tanesiyim. Hatay’da depremzedelerle birlikte ıslanan onlarla birlikte depremin ilk şokunu yaşayan sağlıkçılardan bir tanesiyim. Depremzedelerle gönül bağı kurdum ve 1 yıldır depremzedelerle Hatay’da hem eğitime hem de yardım işlerine destek olmaya çalışıyorum. Depremin 3. gününde Gürkan isimli bir çocuğumuz enkazdan çıktı ve kitaplarım enkazda kaldı diye üzüldü. Ben ona bir söz verdim, sen iste sana kitap yığarım dedim. Bu sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum. Arkamda çok güçlü bir ekibim var” dedi.
Afet bölgesinde 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdığını ifade eden Ertuğrul, “100 binden fazla kitabı 7 bin 700 ‘den fazla çocuğa ulaştırdık. 21 tane çadır okul açtık. Okullarımızı açtığımızda o çocukların kitap, kırtasiye, forma ve ayakkabı gibi ihtiyaçlarını karşıladık. Bir çadıra gittiğimizde, bizden ne istersiniz dedik. Bir evladımızın annesi kışlık kıyafet getirebilirmisiniz soğuk oluyor dedi. Çocuğumuz; oyuncak, kitap ve çikolata istemiyordu. Sana ne yapalım dediğimde ‘ben çok üşüyorum bana ev yapın’ dedi. Nur’a bir söz verdik ve sözümüzü tutmaya gayret gösteriyoruz. Şuanda depremzede ailemize ev yapıyoruz. Bir hayalimiz var, biz bu evde Nur’la birlikte kitap okumak istiyoruz” şeklinde konuştu. – HATAY
]]>BAYBURT – Bayburt’ta İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünde öğrenci olan 73 yaşındaki Veysel Gider bir yandan derslerine çalışıyor, bir yandan vize ve finallerine hazırlanıyor, bir yandan da derslerini aksatmayacak şekilde kitap yazıyor. Okuduğu bölümden hareketle ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ isimli kitap kaleme alan Gider, kitabını yüksek maliyetlerden dolayı bastıramamaktan dert yandı.
Uzun yıllardır gazetecilikle ilgilenen, araştırmacı yazar olarak bilinen ve Bayburt tarihi üzerine araştırmaları ile tanınan Gider, 71 yaşında hayalini kurduğu Tarih Bölümünü kazanarak, gençlere örnek olmuştu. 24 yaşındaki oğlu Mürsel Yusuf Gider ile birlikte Tarih Bölümünde aynı sıraları paylaşan Gider, derslerine çok çalıştığını, notlarının da iyi olduğunu söyledi.
Okumayı çok sevdiğini ve hayatı boyunca sayısızca kitap okuduğunu vurgulayan Gider, okuduğu bölümle alakalı ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ isimli kitap yazdı. Üniversite 2’nci sınıf öğrencisi olan Gider, hayallerini bir bir gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını belirtti.
“İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek için 70 yaşından sonra üniversiteye başladım”
Üniversite okuma hayalini 70 yaşından sonra gerçekleştirdiğini aktaran Gider, “70 yaşından sonra üniversite okumaya başladım, Tarih Bölümü 2’nci sınıf öğrencisiyim. En küçük oğlum Mürsel Yusuf’ta aynı bölümde benimle birlikte öğrenim görüyor. İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek adına 70 yaşından sonra üniversiteye başlamış oldum. Bu konu şuydu; bir şeyler yazıyoruz, adımız araştırmacı yazara çıkmış ama akademik bir terbiye var mıdır diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım, daha sonra bu işe bismillah diyerek adım attım ve 70 yaşından sonra üniversite kazanarak bu bölüme girmiş oldum” dedi.
“Tarih konularında hep yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulmuş bu konu beni rahatsız etti”
Akademik terbiyeyle kitap yazmak için işe koyulan Gider, bir konuya dikkat çekti. Tarih konularında ağırlıklı olarak yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulduğunu, kaynak olarak gösterildiğini iddia eden Gider, bu durumun kendisini rahatsız ettiğini belirterek, “Akademik bir terbiyeyle bir şeyler yazayım diye düşündüm ve özellikle aklıma tarih metodolojisi konusu takıldı. Tarih metodolojisinde dikkat ettim, genellikle yabancıların bilgilerine başvurulmuş, onların ortaya koyduklarını biz gerçek olarak almışız. Peki yabancılar bu işi doğru yapmamış mı diye soracaksınız, mutlaka yabancıların bu konularda haklı oldukları çalışmalar vardır ancak bazı yabancı tarihçilerin Türkler için, Müslümanlar için iyi çok iyi şeyler düşünmediği herkesçe biliniyor, tabii doğrusunu yazan tarihçiler de yok değil. Genellikle batılı yazarların, tarihçiler dahil olmak üzere Türkler üzerindeki olumsuz düşünceleri herkes tarafından bilinmektedir. O nedenle yabancı yazarlardan alıntılar, bir süre sonra kafama takılmaya başladı. Müslüman Türk tarihçisi olarak nasıl bir yol izleyebiliriz diye düşündüm ve işe koyuldum. Birinci sınıfın sonlarına doğru ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ adlı bir kitap kaleme aldım. Kırıntı ve kırpıntılar üzerine tarih yazılabilir mi düşüncesiyle böyle bir çalışmayı ortaya koydum ama bastırma imkanım olmadı. Osmanlıcam iyidir, tarihle ilgili diğer konularda bilgi sahibiyim, Allah nasip ederse ileride bazı çalışmaları da gerçekleştirmek istiyorum, inşallah bunu başarabilirim. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, üniversitemizde çok değerli tarihçi hocalarımız bulunuyor, onların akademik bilgilerinden de yararlanıyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Espressolab Roastery’de düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan proje danışmanı Güray Süngü, genç edebiyat ve gençlik dizisinin neler olduğundan bahsederek, “Gençlik edebiyatı altında kategorileştirebileceğimiz eserlerin, son yıllarda yayıncılık sektöründe çok daha net çizgilerle ayrıldığını, kendisini hem çocuk hem de yetişkin edebiyatından başka bir dille, görünüşle, biçimle konumlandırdığını biliyoruz. Muhakkak böyle de olmalı, bambaşka ihtisas gerektiren bir alan bu. Gençlerin duyguları, düşünceleri ve beklentileri çocuklardan da, yetişkinlerden de farklı.” dedi.
Genç okurlar için iyi edebiyatın yazılması ve sunulmasının önemli bir mesele olduğunu altını çizen Süngü, şöyle devam etti:
“Gençlerin duygu dünyalarını dikkate alan, onların düş gücünü ve merak duygusunu tetikleyecek ama her şeyden de önemlisi estetik ve yazınsal bir değer taşıyan, kendi kültürel ve tarihsel kodlarımızı içeren eserler yayımlamayı planlıyoruz. Esası ortaya koymak en kolayı, zaten yayıncıyız, yayıncılığı bir bütün olarak hangi saikle yapıyorsak, genç edebiyatı da aynı saikle yapacağız. Yazarlarımıza gençlik edebiyatı için romanlar, hikayeler yazdırıyoruz. Çağdaş dünya edebiyatının önemli ve gençlerimizin ilgisine değer olanlarını dilimize kazandırmak istiyoruz. Klasiklerin gençler için hazırlanmış halleri, Batı klasikleri için çokça yapıldı. İslam ve Türk klasiklerini bu türden edisyonlarla yayımlamak için çalışmalarımız var.”
Süngü, gençlerin önünde kitap dışında filmler, diziler, sosyal medya platformları, bilgisayar oyunları, süper kahramanlar ve vatpad romanlar gibi çok fazla oyuncak tarzı şeyler olduğuna işaret ederek, “Zengin bir kültürümüz, tarihimiz var. Orada anlatılacak çok hikaye, peşine düşülecek çok imge var. Dünya bir bahçedir diyelim, ne ekersen elbet onu biçersin, öte yandan ektiğin tohum bahçenin değişmesine dönüşmesine de bir vesiledir, bu sadece senin biçmen ve biçtiğinle doymandan daha büyük bir şeydir.” değerlendirmesini yaptı.
“Bu yolculuğun gençlerin düşüncelerini, hayallerini ve yaratıcılıklarını besleyecek bir serüven olduğuna inanıyoruz”
Ketebe Genç Editörü Zeynep Tuğçe Noyan ise “Ketebe Genç, gençlerin sesine kulak veren, onların hayallerini, heyecanlarını ve hatta endişelerini sayfalarına taşıyan bir proje. Genç yetişkinlerin dünyasına adım atarken, onların gözünden dünyayı görmeyi, onlarla birlikte büyümeyi ve öğrenmeyi hedefliyoruz.” diye konuştu.
Noyan, proje ile genç okurların kendilerini keşfetmelerine, düşünce ufuklarını genişletmelerine ve toplumda aktif birer birey olarak yer almalarına imkan tanımaya çalıştıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu yolculuğun, sadece bir okuma deneyimi değil, aynı zamanda gençlerin düşüncelerini, hayallerini ve yaratıcılıklarını besleyecek bir serüven olduğuna inanıyoruz. Çıkış yaptığımız ilk kitaplardan biri olan ‘Minik Kızıl Gezgin’, Newbery Onur Ödüllü yazar Margi Preus tarafından yazıldı ve gezgin olmak isteyen minik bir sincabın büyük macerasını konu ediyor. Furkan Çalışkan’dan ‘Cabi’nin Kulesi- Uzun Yürüyüşlerin Kısa Kitabı’ ise korkuya karşı cesareti, çirkinliğe karşı güzelliği, rüzgara karşı yürümeyi tercih eden cesur ve genç okurları, Aliya İzetbegoviç’in hikayesine davet eden kurgu bir eser. ‘Ahmed Aziz’in Destansı Yılı’, ailesiyle birlikte Amerika’da yeni bir eyalete taşınan 12 yaşındaki Ahmed Aziz’in okula ve çevresine uyum sağlama sürecini konu ediniyor. Arkadaşlık, akran zorbalığı, hastalık, aile bağları, kitap okuma sevgisi ve empati, kitapta işlenen temalar arasında.”
]]>