DİYARBAKIR’da 4 çocuk annesi terzi Zeynep Karadeniz (50), kızının kendisinden habersiz başvurusunu yaptığı Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) aldığı 247 puanla, Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Bölümünü kazandı. Karadeniz, “Hedefim kendimi dikişte, tekstilde daha iyi ve üst seviyeye çekmek. Allah nasip ederse bölümümü birincilikle bitirmek istiyorum” dedi.
Yenişehir ilçesinde yaşayan ve 4 çocuğunun geçimini evde terzilik yaparak sağlayan Zeynep Karadeniz, ilkokuldan mezun olduktan sonra ortaokula gönderilmedi. Karadeniz, evlendikten sonra çocuklarının da desteğiyle ortaokulu ve liseyi açık öğretimde okuyarak mezun oldu. Karadeniz, kızının kendisinden habersiz başvurusunu yaptığı YKS sınavına girdi. YKS sonucuna göre 247 puan alan Karadeniz, Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi bölümünü kazandı. Yakın zamanda kaydını yaptıracak olan Karadeniz, yarım kalan üniversite hayalini geç de olsa tamamlayacağını söyledi.
‘2 YIL BOYUNCA ‘NEDEN OKULA GİDEMİYORUM’ DİYE AĞLAMIŞTIM’
Üniversite mezunu 2 kızı olduğunu ve 2 oğlunun liseyi okuduğunu belirten Karadeniz, “4 çocuk annesiyim. Eşim 6 yıl önce vefat etti. Terziliği dikiş kursuna giderek ve sosyal medyada videoları izleyerek öğrendim. Kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Çünkü biraz eksikliklerim var. Geçimimizi terzilikle ve eşimin emekli maaşıyla sürdürüyorum. Ben ilkokul mezunuyum, ortaokula başlamadan bırakmak zorunda kaldım ve çok üzülmüştüm. 2 yıl boyunca ‘Neden okula gidemiyorum?’ diye ağlamıştım. Ondan sonra açık öğretimden okula başvurdum ve diplomayı aldım. Daha sonra kızımın desteğiyle lise diplomasını aldım. Hiç haberim yokken bir gün kızım beni aradı ve benim adıma üniversite sınavına başvurduğunu söyledi. Ben de sınava girdim. Bildiğim soruları yaptım. Umut etmiştim ve Allah umudumu boşa çıkarmadı” diye konuştu.
‘TERZİLİK, EV İŞLERİ VE DERS ÇALIŞMAYI BİR ARADA YÜRÜTTÜM’
Kazandığı bölümü birincilikle bitirmek istediğini belirten Karadeniz, “Sınava çalışmak için pek zamanım yoktu. Arada çocuklarımın desteğiyle ve zaman buldukça kitapları açıyordum. Terzilik, ev işleri, alışveriş ve ders çalışmayı bir arada yürüttüm. Allah’a çok şükür başardım da. Çok da mutluyum. 247 puan aldım ve Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Bölümünü kazandım. Ben okumak istiyorum. Yaşıtlarım fazla olmaz ama diğer öğrenciler de benim evlatlarım gibi. Hedefim kendimi dikişte, tekstilde daha iyi ve üst seviyeye çekmek. Allah nasip ederse bölümümü birincilikle bitirmek istiyorum. Hayallerim yarıda kalmıştı inşallah tamamlayacağım. Üniversiteye giderken işi bırakmayacağım. Çünkü benim sevdiğim bir iş ve gelir kaynağımdır. Sonuçta üniversiteyi okuyunca para da lazım oluyor. Mümkünse kendim ve çocuklarım için burs talep ediyorum” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde devam eden forum kapsamında moderatörlüğünü gazeteci Maria Ramos’un üstlendiği panele Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu katıldı.
Panelde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Bozay, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin önemine işaret ederek, “Karadeniz, tarihten beri İpek Yolu’nun parçasıydı biliyorsunuz.” dedi.
Bozay, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması nedeniyle Afrika ülkelerinde ekmek üretiminde ciddi sorunların yaşandığını belirterek, “Savaş başladıktan sonra 7 dolarlık bir ürün (tahıl), 12 dolara kadar çıktı ve Mısır’da, Afrika’da ekmek üretiminde ciddi sorunlar ortaya çıktı.” ifadesini kullandı.
Karadeniz’in, dünya genelindeki tahıl ürünleri taşımacılığı alanında büyük öneme sahip olduğuna dikkati çeken Bozay, bölgenin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin öneminin altını çizdi.
Bozay, Karadeniz bölgesinde güvenliğin sağlanması ve güçlendirilmesi yönünde Türkiye olarak adil diplomasi yürüttüklerine dikkati çekti.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne önem verdiklerini vurgulayan Bozay, zamanında Kırım’ın ilhak edilmesine de en büyük tepki veren ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için çözüm yollarının bulunması gerektiğini kaydetti.
Bozay, Karadeniz’de iklim değişikliği ve gıda güvenliği gibi diğer sorunların çözümünün de ele alınması gerektiğini dile getirerek, “Bütün bu (Karadeniz’deki) sorunların ortasında Türkiye oluyor yani Karadeniz’de olan her şeyin doğrudan bize (Türkiye) etkisi oluyor. Bizler, en iyisini yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Ukrayna’da devam eden savaşın Karadeniz’deki ticaret akışını engellediğine dikkati çeken Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ticaret çok önemlidir. Elbette savaş (Rusya-Ukrayna Savaşı) ticaretin yapılması önünde bir engel ama bu bölgede daha çok iyi bir işbirliğine sahip olunması gerekiyor. Bölge, elbette tarihten bu yana birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldı ama iyi bir operasyon yürüterek bunu daha iyi hale getirebiliriz. Tüm bakış açımızı yenilememiz gerekiyor. Bu savaşı bitirmek adına birçok şey yapmamız ve emin olmamız gerekiyor. Türkiye’nin pozisyonu zaten belli, güvenliğin ne pahasına olursa olsun sağlanması gerekir.”
Bozay, Karadeniz’deki sorunların çözülmesi için gerekli çalışmaları yapmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Karadeniz’in güvenliği ön plana çıktı
Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin, Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra özelikle ön plana çıktığını belirterek, “Çünkü Karadeniz, korozyon mekanı olmaya başladı.” dedi.
Karadeniz bölgesinin güvenliğini güçlendirmek için bölge ülkelerini ortak çaba sarf etmeye çağıran Odobescu, “Bölgedeki tüm ülkelerin işbirliği içinde olmaları ve net projelerin üzerinde çalışmaları gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Odobescu, Rusya’nın 2008’de Gürcistan, 2014 ve 2022’de Ukrayna’ya düzenlediği saldırıların ardından bölge güvenliğinin artırılmasının daha büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, NATO ülkeleri Türkiye, Romanya ve Bulgaristan olarak bu yönde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ortak çalışılması gerektiğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Karadeniz’deki mayın tehlikesinin bugüne kadar devam ettiğini, bu yönde Türkiye ve diğer ortaklarla çalışmaları sürdürdüklerini kaydeden Odobescu, “Öncelikle bu mayınları tespit etmemiz, sonra da Karadeniz’i mayınlardan temizlememiz gerekiyor.” dedi.
Odobescu, Rusya’yı bölgedeki ülkelere saldırı politikası uygulamakla suçlayarak, “Çok açık olmamız lazım, dürüst olalım. Biz, Rusya’nın davranışını caydırıcı kılmak konusunda başarısız kaldık.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu”
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy, forumda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Antalya Diplomasi Forumu 2024’ün gerçekleştirilmesinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.
Toçitskiy, yıllar öncesine kadar Karadeniz’in Ukrayna için serbest dolaşımın ve ticaretin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, artık bunların hepsinin imkansız hale geldiğini söyledi.
Rusya’nın 2014’te yasa dışı olarak Kırım’ı ilhak etmesinden ötürü bölgede krizin ortaya çıktığına dikkati çeken Toçitskiy, “Kırım meselesi (Karadeniz’de), böyle bir krizin başlangıcı oldu. Eskiden bu bölgede barış içinde yaşayan insanlar aniden siyasi, silahlı, nükleer tehditlerin olduğu bir döneme girdi.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’yı geçen yıl Ukrayna’daki Kahovka Barajı’na saldırı düzenlemekle suçlayarak, barajın yıkılmasının Karadeniz için ekolojik sorunlara yol açtığını dile getirdi.
Karadeniz’de hem güvenliğin güçlendirilmesi hem de ekolojik sorunların önlenmesi yönünde bölgedeki ülkelerin işbirliği içinde olması gerektiğinin altını çizen Toçitskiy, “Son 10 yıldır müzakereler veya başka konular olsun, Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu. Özelikle de Türkiye, Karadeniz’de (Ukrayna için) en önemli ihracat ülkesidir.” diye konuştu.
Toçitskiy, Ukrayna’da savaşın devam ettiğini, ülkesinin ordusunun demokrasi, küresel güvenlik ve toprak bütünlüğü için mücadele verdiğini kaydetti ve “Savaş devam ediyor. Emin olun ki hiçbir ülke, Ukrayna kadar barış isteyemez.” dedi.
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Toçitskiy, ülkesine gönderilen insani yardımlar, Karadeniz’in mayınlardan temizlemesi gibi desteklerden dolayı başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere teşekkürlerini iletti.
“Savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil”
ABD’nin silah yardımı konusundaki soru üzerine Toçitskiy, bu ülkede düzenlenecek başkanlık seçimlerinden çıkan herhangi bir sonuca rağmen Ukrayna’ya desteğin ortadan kalkmasını beklemediklerini ve seçim sonuçlarını destekleyeceklerini belirterek, “Çünkü bu savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil. Bu konu (savaş) demokrasinin geleceğini belirleyecektir.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’nın Ukrayna topraklarından tüm askeri birliklerini geri çekmesi ve Ukrayna genelinde savaş nedeniyle meydana gelen yıkımın maddi olarak karşılanması gerektiğini söyledi.
“Bizim için en önemli konulardan biri, Karadeniz bölgesi için güvenliktir”
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, forumun önemine işaret ederek, “Elbette birçok foruma katıldım ama 3. Antalya Diplomasi Forumu’nun, katılım ve içerik açısından birçok foruma göre daha geniş kapsamlı olduğunu biliyorum.” ifadesini kullandı.
Ukrayna’da devam eden savaşın, Karadeniz bölgesinin önemini daha net şekilde ortaya çıkardığını savunan Comanescu, “Bizim için en önemli konulardan biri, tabii ki Karadeniz bölgesi için güvenliktir. Burada ciddi bir güvenlikten bahsetmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Comanescu, savaş nedeniyle bölgedeki krizden çıkış yolu bulunmasının şart olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu savaşın (Rusya-Ukrayna Savaşı) sona erdirilmesi, bu krizin sona erdirilmesi için tam bir uyumluluk içerisinde bulunulması gerekiyor. Bunun uluslararası kurallar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu güvenlik orta ve uzun vadeli olmalıdır.”
]]>Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aslen Artvin Kemalpaşalı olduğunu belirterek, “İlkokuldan liseye kadar Rize’deydim. Üniversiteyi de Eskişehir’de okudum. Ardından İstanbul serüveni başladı. Babam Çaykur fabrikasında çalıştığı için Rize’de doğdum, büyüdüm.” diye konuştu.
Şarkı söylemeye ilkokulda öğretmeninin ısrarıyla başladığını, okul yolunda şarkı ve türküler söylediğini aktaran Yılmaz, müziğe başlama hikayesini şu sözlerle aktardı:
“Liseye geçince komşumuzdan ödünç bir gitar aldım. Onunla çalıştım biraz, kendimi geliştirdim. Sonra bir gitar aldım ve serüven başladı. Aslında hikaye biraz yayla kısmında kopuyor. Bizde bir yayla kültürü var. İlkokuldan itibaren 15 yaşıma kadar yazları yaylada olurdum. Kesinlikle elektrik yok. Hiçbir zaman okulun ilk günü okula gidememişimdir. Hep bir hafta geç gelmişizdir yayladan. Okulun ilk gününü o yüzden hiç hatırlamam. Bu benim zamanla karakterimin oluşumunda büyük etki yapmıştır. Ben müzikteki bütün farklılıkları bir dereden karşıya geçmeye benzetiyorum. O dönem Karadeniz müziğinde İsmail Türüt, Birol Topaloğlu, Volkan Konak, Fuat Saka ve Kazım Koyuncu gibi isimler vardı.”
“O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun”
Salih Yılmaz, müziğin hisle alakalı olduğuna dikkati çekerek, yapılan her işe aşkla bağlanmak gerektiğini söyledi.
Geleneksel Karadeniz müziğini çok sevdiğini ve bu müziği yapma arzusunun Karadenizli olmaktan kaynaklandığını vurgulayan Yılmaz, şu bilgileri verdi:
“Bunun nedenini ben iklim olarak görüyorum. Çok basit düşünüyorum. Bir hava düşünün yarım saat içinde yağmur yağar, 5 dakika sonra güneş vurur, yakar, sonra bir rüzgar eser. Bu senin psikolojini, söylemlerini, hayatını, kurduğun işini, her şeyini etkiliyor. Bütün Karadenizlilerin göç ettiği yerler istisnasız olarak Karadeniz’e benzeyen yerlerdir. Bunu İstanbul’da test edebilirsin. Ben tamamen buna bağlıyorum. Hemşinlilikten kaynaklı sosyal yönlerimiz güçlüdür. Şenlikli bir bölgedeyiz. O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun.”
Yılmaz, ilk albümün heyecanını hala yaşadığını, “Yaylanın Çimeni” albümünden sonra fiziki olarak tanınmasa da insanların bildiği bir sese dönüştüğünü kaydederek, “İlk albümde öyle bir başarı elde edince güzel bir özgüven geldi. İlk albümdeki o tecrübe ikinci albümü getirdi. ‘Şelale’ o çıtayı biraz daha yukarı taşıdı. Ben de artık bir müzik yapımcısı oldum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım”
Sanatçı Yılmaz, çocukluğundaki Karadeniz müziğiyle bugünün müziğini kıyasladığında sound değişse de duygunun aynı şekilde devam ettiğine işaret ederek, “Kazım Koyuncu belgeseli benim hayatımı ciddi anlamda etkilemiştir. Orada, ‘Herkesle iyi olan adam şüphelidir.’ diyor. İnsan herkesle iyi olamaz. Ben bunu biraz sonra anladım. O yüzden kötü olman gereken insanlarla kötü olmalısın.” diye konuştu.
Değişen teknolojiyle müzik üretim formunun da değiştiğini vurgulayan Yılmaz, “Ben bu dönemi ilk 45’liklerin çıktığı döneme benzetiyorum. Türkiye’nin müzikle ilk tanıştığı plaklarda da böyle olmuş. Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım. Bir sanatçı olarak insanlara tepeden bakmazsan onlar seni sever, bağrına basar, yol gösterir. Ben bütün kliplerimi Karadeniz’de çekerim. Karadenizliyim. Beni dinleyen de memleketimi görsün isterim.” ifadelerini kullandı.
Salih Yılmaz, hayatı kaçırmamayı hedeflediğini ve keyif aldığı biçimde müzik üretimine devam etmeyi arzuladığını söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düğündür, festivaldir, gidiyorum, geliyorum. Öncelikle her zaman hissettiğim şeyi yapmaya çalışacağım. Kariyer olarak hedeflerime şu an tam ulaşamadım. İnşallah güzel şarkılarla hissettiklerimi yapmaya devam edeceğim. Karadeniz iklimi bize yol gösteriyor, bütün duygularımızı şekillendiriyor. Ben Karadeniz insanının siyasetinde de sanatında da kesinlikle iklimin rolünün olduğunu düşünüyorum. Yerel müzik yapıyoruz neticede. Karadeniz müziği bence bu anlamda muhafazakar. Bu müziği yapanlara değer veriliyor. Köyde benim albümümü almış veya şu anda dinleyen adam hala daha fazla. Bizde çünkü kültür yaşatma arzusu daha fazla. O yüzden ben Karadeniz müziğinin geleceğini de parlak görüyorum. Karadenizlilerin müziğini bırakacağını asla düşünmüyorum.”
Karadeniz müziğinde zaman içinde enstrüman çeşitliğinin de arttığına değinen Yılmaz, kemençe ve tulumun yanı sıra dilli kaval, davul ve zurnanın da eklendiğini, horon tepme kültürünün de ilçeden ilçeye değişiklik gösterebildiğini dile getirdi.
]]>Şahin, kemençe icracılığından türkü bestelemeye nasıl başladığını, iki üniversite bitirmesine rağmen neden sanatçılığa devam ettiğini ve Karadeniz müziğinin geleceğini AA muhabirine anlattı.
Trabzon’da 1981’de dünyaya gelen sanatçı, 10 aylık olarak doğduğu için doktorların kendisine “Onay” adını verdiğini belirterek, “Babam bir banka memuruydu. Çeşitli yerlere tayin edildi. Biz de Karadeniz’de çeşitli ilçeler ve şehirlerde babamın peşinde koşturduk. Sürekli okul değiştirdim, her okul değiştirmede yeni arkadaşlar yeni çevre edindim.” diye konuştu.
“İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim”
Şahin, 7 yaşına kadar babaannesiyle büyüdüğünü ve yayla kültürünü öğrenmesinde babaannesinin etkisinin çok fazla olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bugün yaptığım işte o kültürden çok feyz alıyorum. Bir türküyü ‘Babaannem nasıl söyler?’ diye düşünerek yazıyorum. Biz orijinal Karadeniz uşağı nasıl yetişiyorsa öyle yetiştik. Çocuk yaşlarımda müzikle sadece dinleyici olarak ilgileniyordum. 13 yaşımdayken babam bir kemençe hediye etti. Müzik hayatım o kemençe ile başladı. 1999’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazandım. Tabii İstanbul’da bir üst kültür vardı. Hele basın-yayın sektöründe Anadolu’dan gelmiş, şivesi olan bir adamın başarılı olması zordu. Okumaya geldiğimde kemençe de yanımdaydı. Eğitim hayatım devam ederken küçük çaplı çalıp söylüyordum. Mezun oldum ama annemin memur olma ısrarından dolayı tekrar üniversite sınavlarına girdim. Bu sefer sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünü kazandım. Kemençe ve müzik daha çok profesyonel hayatıma girmeye başladı. İlk albümümü 2008’de yaptım. İkinci üniversiteyi de başarılıyla bitirdim. İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim.”
Aile ortamında Karadeniz müziğinin çokça sevildiğini İsmail Türüt, Erkan Ocaklı, İbrahim Can kasetlerini hemen alıp dinlediklerini ifade eden Onay Şahin, babasının hediye ettiği kemençenin müzisyen olmasındaki en etkili unsurlardan biri olduğunu söyledi.
Şahin, yıllarca İstanbul’da solistlerin arkasında kemençe icrası yaptığını aktararak, “Üniversite okurken yazları Uzungöl’de turistlere yönelik program yapardık. Seyfettin Çakıral solistimdi. Bir akşam Seyfettin Ağabey işe gelmedi. ‘Becerebildiğim kadar söyleyeyim’ dedim. Çıktım söyledim.” şeklinde konuştu.
Karadeniz müziğinde çok değerli usta isimlerin yer aldığına dikkati çeken Şahin, Bahattin Çamurali, Picoğlu Osman Gökçe, Katip Şadi, Hüseyin Dilaver, Rizeli Sadık gibi çok önemli saz ve söz ustaları olduğunu ifade etti.
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu”
Şahin, halk müziğinin yerelden evrensele doğru yolculuğuna işaret ederek, “Benim ilk albümümü çıkardığım yıllarda Kazım Koyuncu rüzgarı esiyordu. O yerel müziği doğru aranjelerle ulusala ve evrensele taşımıştı. Bunu Fuat Saka, Resul Dindar, Volkan Konak da yapar. Müzikte evrenseli kazandıkça yöreyi de kaybedersin. Ben o konuda genelde yaptığım aranjede annemin, babamın hoşuna gidip gitmeyeceğine göre hareket ederim.” açıklamasını yaptı.
Karadeniz müziğinin başlarda sadece kemençe ve tulumun üzerine söylenen otantik icralarla başladığını, 1980-1990’lı yıllarda arabesk müziğin etkisinde kaldığını, 2000’li yıllarda ise ulusallaştığını aktaran Onay Şahin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu. Herkes elinden geleni yapmış. Zaman zaman da müzik, sağa sola evrilmiş ve devam da edecek. Çünkü bu akan bir deredir, sabit bir şey değildir. Hepimizin artık YouTube kanalları var. Benim ayda 1 tane klip prensibim var, yılda 12 yapar. Bazen yaşadığımız sıkıntılar, savaşlar, depremler hızımızı kesebiliyor. Ben dinleyicisine göre şekillenen bir adam değilim. Benim Karadeniz müziğinden anladığım şekil, form budur. Bu şekilde yoluma devam edeceğim. Şu ana kadar 120’nin üzerinde şarkı yaptım, bunların 100’e yakını kendime aittir. Sanatçılar insanları eğlendirmek pahasına ahiretlerini riske atan adamlardır. İnşallah ben onlardan olmam. Türkücü de olsak imansız adam olmaz. Allah herkesin imanını kuvvetlendirsin.”
Şahin, halihazırda Karadeniz müziğinde başarılı olan isimler arasında Ekin Uzunlar, Ali Tetik ve Ali Alkurt gibi sanatçılar olduğunu dile getirerek, sosyal medyanın etkisiyle yöresel müziklerin artık sadece kendi yöreleriyle sınırlı kalmadığını ve diğer yöreler tarafından da çok sevildiği bilgisini paylaştı.
]]>NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Stoltenberg, NATO savunma bakanlarının temmuz ayındaki Washington Zirvesi’ne hazırlanmak üzere bugün bir araya geldiğini ifade ederek, “Yeni savunma planlarımıza kaynak sağlama ve transatlantik savunma sanayi tabanımızı güçlendirme çalışmalarına hız verdik” dedi.
Bu yıl 18 NATO üyesinin GSYİH’lerinin yüzde 2’sini savunmaya harcamasını beklediğini ifade eden Stoltenberg, “2024 yılında Avrupa’daki NATO müttefikleri savunmaya toplam 380 milyar dolar yatırım yapacaklar” dedi.
Toplantıda mühimmat üretiminin arttırılması konusunu ele aldıklarını belirten Stoltenberg, “Stoklarımızı doldurmak ve Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için barış zamanının yavaş temposundan çatışmanın gerektirdiği yüksek tempolu üretime geçmemiz gerekiyor” dedi.
Kötüleşen güvenlik ortamını da ele aldıklarını ifade eden Stoltenberg, “İttifak’a karşı yakın bir askeri tehdit görmüyoruz” dedi.
Bugün ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi’nde Ukrayna ile bir araya geldiklerini aktaran Stoltenberg, “Savunma Bakanı Umerov sahadaki son gelişmeler hakkında müttefiklere bilgi verdi” dedi.
Polonya’nın Bydgoszcz kentinde yeni bir NATO-Ukrayna Ortak Analiz, Eğitim ve Öğretim Merkezi kurmaya karar verdiklerini aktaran Stoltenberg, “Bu merkez Ukrayna’nın Rusya ile olan savaşında çıkardığı derslerin paylaşılmasına imkan tanıyacak. Ayrıca Ukrayna kuvvetlerinin müttefiklerle birlikte öğrenip eğitim alabilecekleri bir yapı oluşturacak. Ukrayna’nın ve bizim güvenliğimiz için Ukrayna’nın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.,
“İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur”
ABD tarafından NATO’ya yapılan eleştiriler hakkında bir soruya cevap veren Stoltenberg, “İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur. Kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, hem Kuzey Amerika’da, ABD’de, Kanada’da hem de Avrupa’da NATO’ya rekor düzeyde destek olduğunu görüyoruz. NATO’nun tarihteki en güçlü ve en başarılı İttifak olmaya devam edeceğinden eminim. En az üç nedenden ötürü ABD’nin sadık bir müttefik olmaya devam etmesini bekliyorum. Birincisi, güçlü bir NATO’ya sahip olmak ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına uygundur. İkincisi, ABD’de NATO’ya iki partiden de geniş bir destek var. Üçüncüsü, ABD’deki eleştiriler öncelikle NATO’ya karşı değildir. NATO müttefiklerinin NATO için yeterince para harcamamasına karşıdır” dedi.
“Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum”
Türkiye’nin bazı müttefikler tarafından Ukrayna’ya hibe edilen gemilerin Karadeniz’e girmesine izin vermediğine dair gelen soruya cevap veren Stoltenberg, “Montrö Anlaşması, Karadeniz’e açılan boğazların artık donanma gemilerine kapalı olduğu anlamına geliyor. Bu aynı zamanda Rusya’nın Karadeniz’e daha fazla donanma gemisi sokamayacağı anlamına geliyor. Ukrayna aslında Romanya, Bulgaristan ve Türkiye ile birlikte bir rota, bir deniz yolu açmayı başardı. Bu sayede Karadeniz üzerinden önemli miktarda tahıl ve diğer ürünleri ihraç edebildiler. Dolayısıyla NATO Müttefikleri arasındaki yakın işbirliğini sürdürmemiz, Ukrayna’nın Rus Karadeniz Filosunu geri püskürtme çabalarını desteklemeye ve Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi. – BRÜKSEL
]]>KOÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Karadeniz ile Teknoloji Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Mutlu tarafından 2 yıllık AR-GE çalışması sonucu geliştirilen “İntrapleural Basınç Ayar Cihazı”nın teknik altyapısını Dr. Umut Mayetin yaptı.
Koronavirüs tedavisinde ciğerlerdeki suyun vücuttan atılmasına, yoğun bakımdaki hastaların uyutulmadan solunum desteği almasına ve göğüs kafesi içinden kalp masajı yapılmasına imkan sağlayacak cihaz, laboratuvar deneylerini başarıyla geçti. Hayvan ve klinik çalışmalarda test edilecek cihaza uluslararası patent alınması için başvuru yapıldı.
Doç. Dr. Emre Karadeniz, AA muhabirine, omurga cerrahının akciğerle ilgili komplikasyonları yönetme sorumluluğunun bulunduğunu söyledi.
Koronavirüse yakalanan hastaların su dolan akciğerlerindeki durumu yönetmede bulunan çözümlerin başarılı olmadığına dikkati çeken Karadeniz, buna ilişkin KOÜ’den akademisyenlerle fikir alışverişi yaptığını anlattı.
Karadeniz, “İntrapleural Basınç Ayar Cihazı”nı ekip arkadaşlarıyla ortaya çıkardıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Cihazla ilgili iddialı olduğumuz hastalık koronavirüs tedavisi. Koronavirüste akciğerde keseciklerin içinde su var. Bu su insanın oksijen alışverişine engel oluyor. Şu anda kullanılan tedavi yöntemlerinde içeriye daha basınçlı oksijenli hava basmaya çalışıp, orayı daha fazla şişirmeye çalışıyoruz. Bu cihaz, akciğerlerin içindeki sıvıyı önce vücuttan atıp, sonrasında akciğerlerin gaz değişimine izin verir hale getiriyor. Bu, cihazın birinci iddialı olduğu dal.”
Cihazın ikinci fonksiyonuna ilişkin, yoğun bakımda solunum fonksiyonunu kaybeden hastaların tedavisinde ağzından ve burundan giriş yapıldığını anımsatan Karadeniz, bu durumda kişinin uyutulması gerektiğine değindi.
Karadeniz, uyutulan kişinin konuşamadığını, yemek yiyemediğini, hareket edemediğini dolayısıyla yatalak hale geldiğini vurgulayarak, “Dolayısıyla yatalak olmasına ilişkin ve yeme, içmeye ilişkin komplikasyonlarla mücadele edecek. Bu cihazın solunumu destekleme özelliğiyle kişi uyutulmadan konuşurken, yemek yerken, yatalak hale gelmeden tıbbi olarak solunum desteği verecek.” şeklinde konuştu.
Kalp masajında geleneksel tekniklerde, göğüs kafesinin dışından basınç uygulanarak kalbin alanının azaltılmaya çalışıldığını anlatan Karadeniz, “Bu cihazın perspektifi sayesinde, içeriye ani basınçlı hava vererek kalp masajını dışarıdan yapacak. Bir şey görmüyorsunuz, hasta yatıyor gibi gözüküyor ama solunum desteği ve kalp masajını alabilecek.” dedi.
“ABD, AB, Hindistan, Çin’e patent başvuruları yapıldı”
Cihazın, testlerde tanımlanan verilere uyum sağlama yeteneğini geliştirmek istediklerini dile getiren Karadeniz, gerekli elektronik devrelerin üretilmesinin ardından insan fizyolojisini taklit ettiklerinden bahsetti.
Karadeniz, cihazın verilerinin bağımsız kaynak üzerinden bilimsel olarak test edildiğini, laboratuvar deneylerinden başarıyla geçtiğini, bundan sonra hayvan deneyleri aşamasına gelindiğini bildirdi.
Patent çalışması kapsamında uluslararası patent (PCT) müracaatını yaptıklarını belirten Karadeniz, şunları kaydetti:
“PCT raporu olumlu geldi. Dünyada böyle bir ürün tanımlaması şimdiye kadar yapılmamış, yani ticari tekel yaratma şansımız var. Bu çerçevede ABD, AB, Hindistan ve Çin’e patent başvuruları yapıldı. Süreç devam ediyor. Burada başarılı olursak ki PCT raporu bizi olumlu düşünmeye itiyor, dünya nüfusunun üçte ikisinde tekel olma şansını elde ediyoruz. Bu ürünü yüksek katma değerle AR-GE, ülke kalkınma maliyetiyle ücretlendirme ve insanlığın hizmete sunma şansına sahip olacağız.”
Karadeniz, hayvan deneylerinin çok zaman almayacağına işaret ederek, “Hayvan deneyini yapıyorsunuz aynı gün sonucu alıyorsunuz. Bunu yayınladıktan sonra Helsinki kriterleri çerçevesinde uzun bir yolumuz var. En erken 2 yıl içerisinde insanlığın hizmetine ticari olarak sunma şansımız olur. Tabii ki maddi ve politik güç olursa bu süreç hızlanabilir, çok daha etkin kullanılabilir bu tekelleşme süreci.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>KÜRESEL ısınma kaynaklı yağış rejimindeki ani değişkenlikle son dönemlerde doğal afetlerin arttığı Doğu Karadeniz’de, özellikle yüksek rakımlı alanlara bırakılan atıklar, derelerle sürüklenip, ulaştığı Karadeniz’de kirliliğe neden oluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, ani ve kararsız yağış artışının, Karadeniz için tehlike olduğunu belirterek, “Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak” dedi.
Doğu Karadeniz’de, küresel iklim değişikliğinin etkileriyle görülen ani, lokal ve şiddetli yağışlar, sel, taşkın ve heyelanlara neden oluyor. Yağış rejiminin değişmesiyle ani sel ve heyelan riski artan bölgede, son dönemde doğal afetler yaşanıyor. Alt ve üst yapıda hasara yol açan, can ve mal kayıplarına neden olan sellerde, özellikle deniz seviyesinden yüksek kesimlere atılan çöp ve atıklar, debisi artan derelere sürüklenip, ulaştığı Karadeniz kıyılarında birikiyor. Evsel, plastik, metal ve hafriyat gibi atıklar, oluşturduğu kirliliğin yanı sıra deniz ekosistemini de tehdit ediyor.
‘KARARSIZ YAĞIŞLAR KARADENİZ İÇİN TEHLİKE’
KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, küresel ısınmanın neden olduğu ani, aşırı ve şiddetli yağışların, katı atık kirliliğini Karadeniz’e taşıdığını belirterek, “Küresel ısınma tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de bir gerçek. Artık her yerde doğal ya da antropojenik değişim söz konusu. Karadeniz’e baktığımız zaman küresel ısınmanın son 20-30 yıl dahil, yaklaşık yarım ile 1 bir derece arasında bir sıcaklık değişimine sebep olduğuna dair veriler var. Bu neye neden oluyor? Örneğin küresel ısınmayla ısınan Karadeniz’de daha çok buharlaşma ve yağışlarda da artış şekline kendini gösterme ihtimali var. Bununla birlikte küresel ısınmanın özellikle ani ve kararsız yağışları artırma özelliği de var. Bu da Karadeniz için çok ciddi bir tehlike. Bu da ‘ani ve şiddetli yağışlara bağlı olarak sel olayların daha sık, daha kararsız şekilde görünmesi’ demek” diye konuştu.
‘KİRLENEN DENİZDE CANLILARIN ZARAR GÖRMESİ KAÇINILMAZ’
Karadeniz’e taşınan atık miktarının artmasının deniz ekosistem üzerinde olumsuz etkiler yarattığını kaydeden Prof. Dr. Erüz “Hemen hemen kıyıdan başlayıp, dağların tepesine kadar her yerde yoğun bir katı atık kirliliği görüyoruz. Şiddetli yağışlar sonrasında bu karalarda birikmiş olan katı atıklar; daha yoğun bir şekilde, daha şiddetli ve fazla miktarda denize taşımaya başlıyor. Bu da Karadeniz’in özellikle deniz turizmi yapılan plajlarında, yılın tamamında atık kirliliğinin oluşmasına, artı denizin içerisinde de balık avcılığı yapılan sahalarda daha çok miktarda plastik atık ve diğer atıkların görülmesine sebep oluyor. Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak. Kıyılarda en çok plastik ağırlıklı atıklar yer alıyor. Küresel ısınmanın artışıyla daha çok kirlenen denizde, balık ve diğer organizmaların etkilenerek zarar görmesi kaçınılmaz hale geliyor” dedi.
]]>