Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği Konferans Salonu’nda gerçekleşen toplantıya, Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, TSE Başkanı Mahmut Sami Şahin, ilgili paydaşlar ve davetliler katıldı. Başkan Şahin, “Dünyada ilk kez Enstitümüz tarafından geliştirilmiş Hijyen ve Sanitasyon Yönetim Sistemi Belgelendirmesi ile dünyada kış sporunun merkezlerinden biri haline gelen Erzurum’un, özellikle gün geçtikçe büyüyen turizm sektörüne, önemli bir katma değer sağlayacağına inanıyorum” dedi.
Erzurum 1. Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Urkuç da toplantı öncesi bir konuşma yaptı.
“Hizmet çeşitliliğini artırıyoruz”
Toplum tarafından “güven müessesesi” olarak bilinen ve ülkemizin belgelendirme hizmeti veren kamu kuruluşu olan TSE’nin, sahip olduğu bu haklı sıfatı bugün olduğu gibi yarın da sürdüreceğini belirten TSE Başkanı Mahmut Sami Şahin, “Küreselleşen dünyada tüm işletmelerin tek pazarda rekabet ettiği muhakkaktır. Bu maksatla ülkemizin rekabet gücünü artırmak, standardizasyon ve uygunluk değerlendirme alanında dünyada önde gelen kuruluşlardan biri olmak için var gücüyle çalışan Türk Standartları Enstitüsü, kaliteli üretim ve hizmeti teşvik etmek ve yaygınlaştırmak için çeşitli yol haritaları çizmekte ve bilimsel, teknik konuları takip ederek hizmet çeşitliliğini arttırmaktadır” dedi.
“Bir medeniyetin mirasını devraldık”
Yüzlerce yıl öncesinden Osmanlı Devleti’nde çıraklık ve esnaf loncalarının yetiştirdiği iyi bir eğitici ve aynı zamanda bir nevi muayene elemanı vazifesi üstlenmiş ustalar sayesinde, yaptığı işlerde belirli kaliteyi yakalamış, eğittikleri çırakları da bu kalite düsturlarına göre yetiştirmiş bir medeniyetin mirasını devraldıklarını vurgulayan Şahin, “Standardizasyonda ağırlık, ölçü ile ilgili belirlediği kalite standardı ile tespitler yapan atalarımızın uygulamalarını bir örnekle anlatmak isterim. Malumlarınız olduğu üzere, o yıllarda ayakkabıcı esnafının yaptığı ayakkabılar istenen kalitede olmazsa, bu konuda gelen şikayetlere Ahi teşkilatı el koyardı. Ahi lideri bu esnafın o kötü pabucunu dama atar ya da dükkanına astırırdı. Böylece yaptığı kötü ayakkabısı teşhir edilen kişi aynı şeye devam ederse orada iş yapamaz hale gelirdi. Günümüzde de sıklıkla kullandığımız, gözden düşmek manasına gelen bir deyim var: pabucu dama atılmak. Bu deyimin hikayesi de bize kalite ve standartlara uyma hususunda medeniyetimizde asırlardan beri üreticiyi ve tüketiciyi koruyucu faaliyetler sürdürülmekte olduğunu ispatlamaktadır. İmalat ve tüketim faaliyetleri açısından üreticinin ve tüketicinin faydalarının korunması ve ülke genelinde uygun değerde faydanın elde edilmesinde, standardizasyonun ve kalitenin önemi büyüktür. Rekabette rakiplerine göre, kalite, maliyet ve hız üstünlüğü sağlayan kuruluşlar diğerlerine göre önde olmayı başarmaktadır. Bu anlamda kalite doğru bir şekilde geliştirildiğinde; hataları önler, düzeltici faaliyetleri azaltır, üretim verimliliğini arttırır, gecikmeleri ortadan kaldırır ve maliyetleri düşürdüğü gibi hız avantajı da sağlar.” diye konuştu.
“Teknolojik gelişmeleri yönlendirmede önemli rol”
Bilimsel esaslara göre ülkenin ihtiyaçlarını tespit eden TSE’nin bu ihtiyaçlara cevap verecek imalat faaliyetlerini ve teknolojik gelişmeleri yönlendirmede önemli rol oynayan, milli standardizasyon ve uygunluk değerlendirme Türk Standartları Enstitüsü’nün, ülkemizin ekonomide gelişmesini sağlamak için güvenli üretim ve tüketimin kontrolünü sağladığını ifade eden Şahin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün gururla bahsettiğimiz birçok proje; lisanslama, eğitim, gözetim, muayene, laboratuvar hizmetleri ve helal uygunluk gibi pek çok alanda TSE tarafından belgelendirme sürecine tabi tutulmaktadır. Ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda tercih edilen, yönlendirici ve öncü bir kuruluş olan TSE’nin iş birliğiyle Doğu Anadolu Bölgemizdeki iş dünyamızın farklı sektörlerinden temsilcilerin bir araya geldiği bu buluşmanın, sektöre hayırlar getirmesini temenni ediyor, güçlü Türkiye için çalışan herkese hayırlı çalışmalarında başarılar diliyorum.”
“TSE’nin hedefi Türkiye’nin helal pazarında lider ülkelerden biri olmasıdır”
Erzurum’da gıda sektörüne yönelik başta ürün belgelendirme olmak üzere, gıda laboratuvarlarındaki test hizmetleri ve birçok alanda verilen eğitim ve hizmet çeşitliliğine de dikkate çeken Şahin, “Bu hizmetlerimizden biri de helal belgelendirme. Helal alanında ülkemizde en güçlü test, belgelendirme ve akreditasyon altyapısına sahip olan TSE’nin öncelikli hedefi, İslam dünyasının lider ülkelerinden biri olan Türkiye’nin, bugün küresel çapta trilyon dolarlarla ifade edilen helal pazarında da lider ülkelerden biri olmasıdır. İnşallah bu hedefe, sizlerle beraber çalışarak, hep birlikte üreterek kısa sürede ulaşacağız” dedi.
“Standartlara uygun yapılan binalarda şüpheye yer yoktur”
Ülkemizin deprem kuşağında yer aldığını hatırlatan Şahin, yeni yapılacak binalarda özellikle TSE belgeli ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “TSE belgesinin varlığının doğrulanması önemlidir, çünkü standartlara uygun yapılan binaların güvenlik ve sağlamlığı konusunda şüpheye yer yoktur. Enstitümüzle, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) arasında geçtiğimiz yıl imzalanan iş birliği protokolü kapsamında, deprem bölgesi başta olmak üzere TOKİ tarafından imalatı yapılan inşaat faaliyetlerinde kullanılacak yapı malzemelerinin deney ve uygunluk değerlendirmelerine ilişkin planlamanın yapılması Enstitümüzce yapılıyor” şeklinde konuştu.
“TSE toplumda güven müessesi”
Vali Mustafa Çiftçi, TSE’nin sahada birebir temaslarının olmasının ve problemlere yönelik çözüm üretmesinin değerli olduğunu söyledi. Vali Çiftçi, “Toplumumuzda güven müessesi olarak bildiğimiz ve ülkemizin belgelendirme hizmeti veren kamu kurulu olan TSE, sahip olduğu haklı sıfatı bugün olduğu gibi yarın da sürdürecektir. Bu maksatla ülkemizin rekabet gücünü artırmak, standardizasyon ve uygunluk değerlendirme alanında dünyada önde gelen kuruluşlardan biri olmak için var gücüyle çalışan TSE, kaliteli üretim ve hizmeti teşvik etmek ve yaygınlaştırmak için çeşitli yol haritaları çizmekte, bilimsel ve teknik konuları takip ederek hizmet çeşitliliğini artırmaktadır” dedi.
Konuşmalardan sonra TSE uzmanları ile katılımcıların karşılıklı bilgi alışverişi yaptıkları bölüme geçildi. – ERZURUM
]]>Ankara’da bir otelde düzenlenen toplantıya, Malezya’nın Ankara Büyükelçisi Sazali Bin Mustafa Kemal, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) Genel Müdürü ve DEİK Türkiye-Malezya İş Konseyi Türkiye tarafı Başkanı Temel Kotil ile çok sayıda davetli katıldı.
Burada konuşan Sazali, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştiğine işaret ederek, “İşbirliği yaparak iş ve kalkınma alanında yeni fırsatlar keşfetmeyi sürdürürken refahımız artmaya devam edecek.” dedi.
2024’ün Malezya ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 60. yıl dönümü olduğunu belirten Büyükelçi Sazali, “Malezya ve Türkiye arasındaki ikili ilişkiler Temmuz 2022’de Kapsamlı Stratejik Ortaklık (CSP) seviyesine yükseltilmiştir. Bu, ülkelerimizin birlikte ilerlemek ve refahı birlikte sağlamak için birçok alanda yakın işbirliği yapma çabası içinde olacakları anlamına gelmektedir.” diye konuştu.
Sazali, “İki ülke, Eylül 2022’de genişletilmiş Malezya-Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması’nı (MTFTA) imzalamıştır. MTFTA, Malezya’ya giden Türk mallarının yüzde 99’unun vergiden muaf olmasını, Türkiye ekonomisine girdiğinde ise Malezya mallarının yüzde 86’sının benzer şekilde işlem görmesini sağlayacaktır.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin, Malezya’nın en büyük 18. ticaret ortağı olduğuna dikkati çeken Sazali, “Türkiye ayrıca Malezya’nın palm yağı için önemli bir destinasyon olmuştur ve bu nedenle bizi desteklediği için Türkiye’ye teşekkür ediyoruz.” dedi.
Büyükelçi Sazali, şöyle devam etti:
“Savunma işbirliği alanındaki büyüme istikrarlı seyirde devam etmektedir. Malezya, savunma sanayisinde ekosistem geliştirme çabalarını sürdürürken Türkiye’nin stratejik ortağımız olarak deneyimlerini paylaşmaya devam etmesini umuyoruz.”
Malezya’nın, Türk ekonomisine güven duyduğunu dile getiren Sazali, “84 milyonluk nüfusu ve stratejik konumuyla Türkiye’de iş fırsatlarını keşfetmek önemli.” diye konuştu.
“Malezyalı gençler nasıl uyuyacaklarını bilmiyorlar ama nasıl tasarlayacaklarını ve inşa edeceklerini biliyorlar”
Temel Kotil ise Malezya’nın teknoloji konusunda ileri bir ülke olduğunu ifade ederek, “Malezyalı gençler nasıl uyuyacaklarını bilmiyorlar ama nasıl tasarlayacaklarını ve inşa edeceklerini biliyorlar.” dedi.
Türk iş insanlarına mutlaka Malezya’ya iş ziyaretinde bulunmaları tavsiyesinde bulunan Kotil, Malezya’nın işbirliği konusunda Türkiye’yi güçlü ülke olarak gördüğünü belirtti.
Kotil, Malezya’nın Selangor eyaletine bağlı Sepang belediyesinde yer alan kasaba ve teknoloji merkezi Cyberjaya’da TUSAŞ’ın ofisi bulunduğunu anımsatarak, ofiste 120’yi aşkın mühendisin çalıştığını kaydetti.
“Malezya ile Türkiye arasındaki ilişkiler şu anda çok çok mükemmel bir noktada”
Büyükelçi Sazali, Türkiye-Malezya ilişkilerine ve etkinliğe yönelik AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
“Malezya ile Türkiye arasındaki ilişkiler şu anda çok çok mükemmel bir noktada.” diyen Sazali, iki ülkenin 1964’ten bu yana diplomatik ilişkileri bulunduğuna ancak ilişkilerin tarihsel olarak yüzlerce yıl öncesine dayandığına işaret etti.
Sazali, şöyle konuştu:
“Bu noktada ilişkilerimiz siyasi ve ekonomik olarak keşfedilecek çok fazla potansiyele sahip. Bugün geldiğimiz nokta da bu.
Bu etkinlik Malezyalı işletmelerle Türk işletmeleri bir araya getirmek için düzenlendi. Ekonomi, ticaret ve yatırım alanlarında işbirliği hissini keşfetmemiz gerekiyor. Böylece her iki ülke arasındaki iş potansiyelini keşfedebiliriz. Coğrafi olarak uzak olsak da ülkeleri bir araya getiren birçok bağlantımız var. Yatırımı da içeren iş fırsatlarını keşfetmek, Malezyalı işletmeleri Türkiye’ye, Türk mallarını da Malezya’ya getirmek istiyoruz. Dolayısıyla bu noktada, büyüme için mükemmel bir zemindeyiz.”
]]>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi fuaye alanında düzenlenen ‘Sektör-Öğrenci Buluşması’na Muğla’nın Fethiye, Marmaris, Datça, Bodrum gibi turistik ilçelerinden 100’den fazla firma katıldı. Dünyaca ünlü otellerin stant açtığı ve turizme kalifiyeli eleman ihtiyacının karşılandığı istihdam fuarını binlerce öğrenci ziyaret ederek sektör temsilcileri ile iş görüşmesi gerçekleştirdi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi başta olmak üzere diğer illerden gelen Turizm Fakültesi öğrencileri alanları ile ilgili sektör temsilcileri ile birebir görüşme yaparak iş başvuru formu olduruyor. Firmalar ihtiyaç duydukları alanlarda öğrencileri sezon öncesi işbaşı yapmalarını sağlıyor. Sektör-öğrenci buluşmasında otel ve firmaların genel müdürleri bizzat katılırken, iş başvurusu yapan öğrencilerin başvurularını elden alarak turizm sezonu öncesi başvuru yapan öğrenciler ile bir araya geliyor.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Senem Yazıcı Yılmaz, sektör-öğrenci buluşmasına sadece Muğla’dan değil, çevre illerdeki Üniversitelerin de öğrencilerinin ilgi gösterdiğini belirterek, “Bugün Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Turizm Fakültesi öğrencilerinin sektör ile bir araya gelmesinin yanında ilçelerden, liselerden ve hem de civardaki illerin Turizm Fakültesi öğrencileri için merkez konumuna geldi. Sektör temsilcileri ile yaptığımız görüşmeler neticesinde öğrenciler ile vakit geçirmek, onlara sektörü anlatmak ve öğrenciler ile daha iyi diyalog kurma arzusu içindeler. Bu çerçevede burada hem birebir görüşme imkanı sağlıyorlar ve geri dönüşlerin çok olumlu olduğunu söylüyorlar. Aynı zamanda Fakültemize okul ziyaretleri yaparak öğrencilerimiz ile görüşme imkanına sahipler. Öğrencilerimiz yaz aylarında çalışalar deneyim ve tecrübe kazanıyorlar. Öğrencilerin genç yaşlarda Öğrencilerimizin genç yaşlarda iş tecrübesi kazanmaları onlara farklı yetenekler kazanmalarını sağlıyor. Sektörden talep bundan çok daha fazla idi. Biz birçok otelimizi mecburen yer konusunda dolduğumuzu söylemek zorunda kaldık. Gittikçe daha da artan bir talep var. Muğla turizmde çok önemli destinasyonlara sahip. Bodrum, Fethiye Datça Marmaris’te yeni oteller açıldı ve açılmaya devam ediyor” dedi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ali Sülün, 18’incisi düzenlenen sektör-öğrenci buluşmasının bilginin pratiğe dönüşme noktasını oluşturduğunu söyledi. Sülün, “Bilginin pratiğe dönüştüğü bir yer burası. Özellikle bu organizasyonda emeği geçen Üniversite hocalarımızdan, öğrencilerimizden firmalarımıza herkese teşekkür ediyorum. Üniversite olarak biz tarımda ve diğer alanlarda olduğu gibi Turizmde de iddialıyız. Bizim için en önemlisi teorik bilginin pratik ile buluştuğu yer bu alan. Aynı zamanda öğrencilerimize iş kapısı da oluyor. Bu sektörleri görerek, tanıyarak, öğrendiklerini fakültelerinde eğitim-öğretim hayatında paylaşabiliyorlar. Yıl geçtikçe bu artarak devam ediyor. Bundan sonra İnşallah bu alanı değiştirerek daha büyük bir organizasyon yapmayı planlıyoruz” dedi.
Sektör-öğrenci buluşmasına katılan ve iş başvurusu yapan öğrenciler, “bu etkinlik sayesinde güzel iletişimler sağlıyoruz turizm sektörü yetkilileri ile. Ben bu sektörde kendimi geliştireceğimi düşünüyorum. Başvurumu yaptım. Acentelere başvurumu yaptım. Kurumsal alanda kendimi geliştirmek için acentelere başvuru yaptım” derken, Uluslararası Ticaret ve Finansman okuyan öğrenci ise “Çok güzel geçti. Yazın çalışabileceğim bir yer arıyordum. Burası da çok iyi imkanlar sağladı bana. Burada öğrencilere büyük fırsatlar sağlanıyor” dedi. – MUĞLA
]]>İnşaat Mühendisi Prof. Dr. Ötüken Senger, seçildiği takdirde hayata geçireceği projelerle bir kısmının görsellerini paylaştı. Senger’in projeleri kentin çehresini değiştirecek.
Tarihi ve kültür şehri Kars’ın kaybedeceği bir beş yılının daha olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Senger, Cumhur İttifakı’nın gücüyle projeleri tek tek hayata geçireceklerini belirtti.
Prof. Dr. Ötüken Senger, “Milli ve manevi değerlerimizi gençlerimiz ve çocuklarımız başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerine hatırlatacak ve bunların toplumsal hafızadaki yerlerinin kalıcı olmasını sağlayacak kültürel faaliyetler Kars Belediyesi için en önemli çalışma alanlarından biri olacaktır. “Üretken Belediyecilik Vizyonu”muzdur. Belediyecilik vizyonumuzun temelinde Kars halkının öncelikli beklentilerinin ve ihtiyaçlarının en etkin şekilde karşılanması ve tüm vatandaşlarımızın kamu hizmetlerinden eşit ve adil bir şekilde yararlanması vardır” dedi.
Üretken belediyecilik anlayışının, Kars’ın ihtiyaçların doğru tespit edilmesi ve kamu kaynaklarının bu doğrultuda yönlendirilmesi temeli üzerine inşa edildiğini ifade eden Senger, “Şehrimizin imkan ve potansiyellerinin tespiti bu konudaki ilk adımdır. Kars’ın kendine özgü değer ve fırsatlara sahip olduğu ve bu fırsatların doğru şekilde kullanılması, yerel ölçekteki ihtiyaçların karşılanmasına katkı sağlayacaktır. Üretken belediyecilik vizyonuyla ortaya koyduğumuz projeler kaynak tüketen değil kaynak üreten ve kendi kendini finanse eden yatırımlar olacaktır. Böylelikle sağlanacak iş imkanlarıyla istihdam artacak, özellikle dar gelirli ve dezavantajlı ailelerdeki bireylerin çalışarak, emek vererek aile ekonomilerine katkı sağlamalarına imkan oluşturulacaktır” diye konuştu.
“Afet ve Krizlere Hazırlıklı”, “Çevre Dostu Güçlü Şehirler” vizyonumuzla deprem ve diğer doğal afetlerin çevre ve yaşam üzerindeki tehditlerini ortadan kaldırmak için kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler belirlenerek, ertelenemeyecek topyekün bir mücadele başlatacaklarının altını çizen Senger, “Şehrimizin konut stokundan, altyapı ve trafik düzenlemelerine kadar tüm ekolojik ve yeşil şehir altyapısı yeniden ele alınacaktır. Şehrimizde imar ve inşa işleri yapılırken tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri korumak önceliğimiz olacaktır. Şehrimizde yaşayan vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal donatı alanlarının yapılması da üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konudur. İmar planlarında hem tarihi değere sahip yapıların korunmasına hem de yeni yerleşim alanlarının şehrin kültürel dokusuna ve ruhuna uygun şekilde inşa edilmesine hassasiyet gösterilmesi önceliklerimiz arasındadır.
“Çevrecilik Milliyetçiliktir” anlayışıyla belediye olarak yürüteceğimiz tüm iş ve hizmetlerimizin her aşamasında çevreye yönelik azami ölçüde hassasiyet gösterilecektir. Ortaya koyduğumuz tüm projelerin çevre dostu olmasına ve doğal dokunun korunmasına özen gösterilmiştir. Gerçekleştirmeyi planladığımız yapıların güneş enerjisi gibi çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarıyla donatılması hedeflenmektedir” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Ötüken Senger, Kars’ın potansiyelini en iyi şekilde değerlendirecek, şehre modern ve sürdürülebilir projeler kazandıracak bir vizyon ile Kars’ın kültürel zenginliklerini koruyarak, ekonomisini güçlendirip, engellilere, kadınlara ve gençlere daha fazla istihdam sağlayacak projelere öncelik vererek şehri kalkındıracak.
Kars’ta 31 Mart seçimleri öncesinde vatandaşların karşısına projelerle çıkan tek belediye başkan adayı olan Prof. Dr. Ötüken Senger’ projelerinden bazılarını vatandaşlarla paylaştı.
“Dereiçi Mesire ve Sosyal Yaşam Alanı düzenlemesi”
Şehrimizin vitrini olan Bedesten mevkiinin kanalizasyon probleminin alt yapı revizyonu ile ivedi bir şekilde giderilecektir. Kars Kent Ormanı’nın mevcut alanını genişleterek bir kısmına bank, spor aletleri ve kamelyalar yapılarak halkımızın şehirden uzak ailesiyle vakit geçirebileceği bir alan oluşturulacaktır. Kars Çayı’nın ıslah edilmesi ve akabinde Bedesten mevkiinden başlayıp Konservatuara kadar su altı ışıklandırmalarının yapılarak aynı istikamet boyunca peyzaj çalışmaları ile su kenarı mesire alanı oluşturulacaktır.
“Kars Kalesi Şehir Merkezi Teleferik Sistemi”
Kars Kalesi ile Şehir Merkezi arasında modern teleferik sistemi kurulacak. Teleferik istasyonları, turist yoğunluğu olan bölgelere stratejik olarak konumlandırılacaktır. Teleferik istasyonları mimari açıdan çevreye uygun ve estetik olacak şekilde tasarlanacak. İstasyonlarda modern bilet satış ve kontrol sistemleri kurulacak. İstasyonlarda acil durum müdahale ekipmanları bulundurulacaktır. İnşaat sürecinde doğal yaşamı korumak için gerekli önlemler alınacaktır.
“Aşıklar Bayramı”
Şehirler sadece ekonomik unsurlarla, yol, su hizmetlerle kalkındırılamaz. Kültürel faaliyetler de halk nezdinde bir o kadar önemlidir. Kars halihazırda aşıklık geleneğinin en canlı şekilde yaşatıldığı ildir. Daha önce defalarca ilimizde yapılan aşıklar bayramı ilimiz için bir marka değeri oluşturmuştur. Son yıllarda bu gelenek terk edilmiş, bu durum da gelenek ve halk için bir takım olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu gelenek yeniden canlandırılacak ve değerli hemşerilerimiz için sosyal bir aktivite haline getirilecektir.
“Kars Cadde İsimlerinin Tarihi Şahsiyet (Heykel) ve Simgelerle Düzenlenmesi”
Yapılacak olan bu proje, tarihi ve kültürel çevre bakımından zengin bir geçmişe sahip olan Kars ilindeki mevcut sokakların tanınırlığını artırmak ve sokaklara verilecek isimler ve yapılacak heykellerle geçmişi geleceğe aktarma açısından önem arz etmektedir. Öncelikle belirlenecek olan sokaklara Kars yerel tarihinde önemli bir yere sahip olan şahsiyetlerin isimleri verilecek ve daha sonra çevre-mekan ilişkisi içerisinde alan düzenlemesi yapılacaktır.
“Kars Belediyesi Modern Kesimhane”
Kars ili, kültürlerarası geçiş noktası olmasının yanı sıra geniş mera ve çayırlarıyla hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı bir şehirdir. Modern Kesimhane Projesi, besi sektörünü geliştirerek tarımın canlanmasına katkı sağlayacak önemli bir adımdır. Proje, günlük et ihtiyacını karşılamak ve sektördeki açığı kapatmak amacıyla 200 büyükbaş ve 500 küçükbaş kesim kapasitesine sahip bir tesis kurmayı hedeflemektedir. Tesiste hijyenik kesim üniteleri, soğuk odalar ve et parçalama bölümleri bulunacak, çevre dostu bir yapı olacaktır. Proje tamamlandığında Kars’a modern bir kesimhane kazandırılacak ve yaklaşık 250 kişi istihdam edilecektir.
“Kapalı Yöresel Ürünler Pazarı”
Kars’ta üretilen kaşar peyniri, gravyer, tel peynirler, tulum peynirleri, bal çeşitleri, yağ çeşitleri, et ürünleri, pekmez, Kars kazı, köy tavuğu, erişte ve kavılca gibi doğal ve yerel ürünlerin Yöresel Ürünler Pazarı’nda tüketiciye ulaştırması amaçlanmaktadır. Ayrıca Yöresel Ürünler Pazarı’ndaki ürünlerin e-ticaret kanalı ile satışının yapılması ile daha geniş kitlelere ulaştırılması hedeflenmektedir. Yöresel Ürünler Pazarı’ndaki işyerlerinde dar gelirli ailelerdeki kadınların, iş görebilir durumdaki engellilerin ve gençlerin istihdamının sağlanması teşvik edilecektir.
“Kars Belediyesi Tekstil Atölyesi”
Belediye bünyesinde kurulacak tekstil atölyesinde Kars Belediyesi, İlçe Belediyeleri ve bölgedeki resmi kurumlar için iş elbiseleri dikimi yapılacaktır. Belediye tekstil atölyesinde dikim, paketleme ve dağıtım hizmetleri için çeşitli kesimlerden birçok insanımıza istihdam sağlanmış olacaktır. Bu kapsamda tam zamanlı ve kısmi zamanlı istihdam sağlanacak kesimler; Dar gelirli ailelerdeki ev hanımları, İş görebilir durumdaki engelli vatandaşlar, Şehit ve Gazi yakınları, bu alanlarda eğitim almış gençler ve dar gelirli ailelerden bir evden en fazla bir kişi olacak şekilde diğer yetişkinler olacaktır.
“Kars Sanayi Bölgesi Çevre Düzenlemesi”
Sanayi bölgesinin çevre düzenlemesi ve geliştirilmesi kapsamında, bu bölgesinin çevre dostu bir yaşam alanına dönüştürülmesi için alt yapı çalışmalarının yanı sıra ağaçlandırma faaliyetlerinin yapılması, yeşil alanlar ve dinlenme alanlarının oluşturulması hedeflenmektedir. Ayrıca sanayi bölgesinin ve çevresinde bulunan fabrikaların çöp toplama noktasında yaşadıkları sorunun giderilmesi, bloklar arası yol genişliğinin nizami ölçülere kavuşturulması sağlanacaktır.
“Modern Sebze ve Meyve Hali”
Kars sebze ve meyve halinin durumu incelendiğinde sadece 10 adet iş yerinin açık olduğu ve bunlardan sadece 3 tanesinin aktif olarak iş yaptığı, diğer 7 iş yerinin ise ürün getiremediği, dolayısıyla bir yıl içerisinde kapanma tehlikesiyle karşı karşıya oldukları anlaşılmıştır. Bunun dışında sebze ve meyve getiren araçların park ve konaklama yeri sıkıntısı olduğu bilinmektedir. Şehir merkezinde bulunan manavların ve marketlerin birçoğunun sebze ve meyvelerini çevre illerden temin ettikleri bilinmektedir. Bu yüzden vatandaşlarımızın kolaylıkla ulaşabileceği şehrin batısında ve şehir merkezine daha yakın bir konumda modern sebze ve meyve hali kurulacaktır. Çevre illerden sebze ve meyve getirmek yerine şehrimizde yeni sebze ve meyve halinin yapılması istihdama olumlu etkisi kısa zamanda görülecektir.
“Belediye Kreş ve Gündüz Bakımevi”
Kars Belediye Kreşi ve Gündüz Bakımevi, şehrimizin en değerli varlıkları olan çocuklarımızın sağlıklı, güvenli ve eğitici bir ortamda büyümelerini sağlamak amacıyla kurulacak bir eğitim kurumu olacaktır. Kars Belediye Kreşi ve Gündüz Bakımevinde eğitimde kalite yaklaşımıyla uzman eğitimciler ve pedagoglar eşliğinde çocuklarımıza en iyi eğitimi sunacağız. Çocuk güvenliği en üst düzeyde sağlanacak ve hijyen standartlarına titizlikle uyulacaktır. Eğlenceli aktivitelerle çocukların öğrenmeye olan ilgisi artırılacaktır. Çocuklar, grup etkinlikleri ve paylaşıma dayalı oyunlarla sosyal becerilerini güçlendireceklerdir. Aile İş Birliği kapsamında, ailelerle sürekli iletişim içinde olunup evde ve kreşte sağlıklı bir eğitim dengelemesi sağlayacağız.
“Kars Belediye Konservatuvarı”
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, modern Türk devletinin gelişmesinin yalnızca iktisadi yönden değil halkın sosyal hayat içerisinde de kendini geliştirmesi ile olacağını ve bunun sanat gibi alanlar ile oluşturulacağını bildiği için sanatın her alanına büyük önem vermiştir. Kars Belediye Konservatuvarı bünyesinde gerçekleştirilecek faaliyetler bireylerin sosyal yönünün güçlenmesinin yanında sanat alanında bir istihdam sahasının oluşmasına da zemin hazırlayacaktır. İkincil derecede yararlanacak olan dinleyici kitleye de (konser, sergi, tiyatro gibi) etkinliklere ulaşma imkanı sağlayacaktır. Kars Belediye Konservatuvarı bünyesinde gerçekleştirilecek faaliyetler yoluyla tüm vatandaşlarımızla birlikte şehrimizde görev yapan memurlar, üniversite öğrencileri, memleket özlemiyle şehrimizi ziyarete gelen hemşehrilerimiz ile yerli yabancı turistler gibi diğer kesimlerin de yararlanabileceği bir cazibe merkezi oluşturulacaktır. – KARS
]]>Işıkhan, Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya Türkiye Yüzyılı’nın Kadınları, Yüzyılın Kadın İstihdamı: İş-Pozitif Adana Tanıtım Programı”nda, çalışan ve üreten Adana’nın insanlarıyla, emektarlarıyla bir arada olmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan evleri, iş yerleri ve binaları yeniden ayağa kaldırmaya başladıklarını anımsatan Işıkhan, afetten etkilenen şehirlerin, çalışma ve sosyal hayatını, ticaretini, ekonomisini yeniden güçlendirmeye, hareketlendirmeye başladıklarını anlattı.
Işlıkhan, kadın istihdamının üzerinde hassasiyetle durduklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Kadınların, sosyal, ekonomik ve hukuki özgürlükleri, 21 yıldır büyük mücadeleler vermiş Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da çok önemsediği konular arasında yer almaktadır. Geleceğin güçlü Türkiye’sine giden yol, kadın-erkek her bir insanımızın sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde, kapasitesi ölçüsünde yer aldığı topyekun bir seferberlik şuurundan geçmektedir. Gerek milli mücadelede gerekse kalkınma mücadelemizde nasıl kadınların desteğiyle, fedakarlıklarıyla bugünlere geldiysek, Türkiye Yüzyılı hedefimize giden yolda da yine en büyük destekçilerimiz Adana’nın emektar kadınları olacaktır.”
Kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşılamayacağını aktaran Işıkhan, kadınların emeğine, vizyonuna ve fikirlerine ihtiyaç duyduklarını ifade etti.
“İş Pozitif ile 30 binden fazla kadının işe yerleşmesini sağladık”
Işıkhan, kadınların toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içinde olduklarını dile getirdi.
Kadınların yeri geldiğinde iyi bir girişimci, yönetici ve mükemmel bir anne olduğunu bildiklerini vurgulayan Işıkhan, “Bu anlayışla kadınları, her alanda güçlendirmeye, toplumda ve ekonomide daha etkin roller üstlenmelerine büyük önem veriyoruz. 9 Şubat’ta başlattığımız İş-Pozitif ile daha 1 ay olmadan 30 binden fazla kadının işe yerleşmesini sağladık. İnşallah bu sayı her geçen gün daha da yükselecek, projemizi tanıttıkça, toplumda farkındalık oluştukça, çalışma hayatına katılan kadın sayısı katlanarak artacaktır.” ifadesini kullandı.
Işıkhan, İş-Pozitif Programı’nın, istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, iş gücü ihtiyacı ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörlerin çevrim içi bir araya gelebileceği işbirliği sistemi olduğunu dile getirdi.
“Çalışma hayatında kayıt dışılık en büyük problemlerden birisidir”
Mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatına girişteki her adımda ve her anlarında kadınların yanında olduklarını vurgulayan Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tabii biliyorsunuz ki çalışma hayatında kayıt dışılık en büyük problemlerden birisidir. Kayıt dışılık özellikle kadınların sosyal güvenliğini ve geleceğini tehdit etmektedir. Bu projeyle inşallah bu tür problemleri de azaltmayı hedefliyoruz. Böylece, kadınların kayıtlı olarak çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması, hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla kadın girişimciliğinin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesinde önemli katkılar sağlamış olacağız. Projeden, kamu kurum ve kuruluşları, 81 ilde yaşayan kadınlar, İŞKUR’da kayıtlı olan kadın işsizler, sanayi ve ticaret odaları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör kuruluşları ve kadın kooperatifleri yararlanabilecektir. Önümüzdeki süreçte, kadın istihdamını artıracak çalışmalarımız hususunda ise üzerinde duracağımız konu başlıkların bulunmaktadır. Bunlar, eğitim ve beceri geliştirme, kadınları teşvik eden finansal indirimler, girişimcilik ve KOBİ destekleri, kadın işletmelerine destek, kadınlar için özel istihdam programları. Özellikle iş ve aile yaşamını uyumlu hale getirecek kadın dostu iş politikaları, başta paydaşlarımız olmak üzere toplumun her kesimini sürece dahil edebileceğimiz toplumsal katılım ve ortaklık kurma başlıklarımız ile inşallah bu süreci hak ettiği noktaya getireceğiz.”
Girişimciliğin, ekonomik büyümenin önemli bir bileşeni olarak kabul edildiğinin altını çizen Işıkhan, kadınların, çalışan olarak bir işletmede ya da kurumda yer alması kadar, kendi adına iş yapan veya işveren olarak ekonomide aktif şekilde yer almasının da son derece önemli olduğuna dikkati çekti.
Işıkhan, kadınların bilgi, üretkenlik ve sezgileriyle yenilikçi fikirler geliştirebileceğine inandığını anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her şeyden evvel, girişimcilik kadınların toplumdaki konumlarını güçlendirmektedir. Bildiğiniz gibi kadın girişimciliğinin etkin olduğu toplumların gelişmişlik düzeyi de artıyor. Tüm bu nedenlerle, hem ekonomik hem de toplumsal değer üreten kadın girişimci sayısını artırmamız hem de var olan kadın girişimcilerimizi de daha fazla güçlendirmemiz oldukça önemli. Bu sebeple bu unsurların sağlanması, kadın girişimciliğinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için tüm paydaşlarımızla, tüm kurumlarımızla güçlü işbirliği içinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İş-Pozitif Bilgi Sistemi, bu işbirliği anlayışımızı net bir şekilde ortaya koyan bir projedir. Tüm kurumlarımız, işverenlerimiz ve iş arayanlarımız arasında bir köprü vazifesi görüyor. Proje ortağı 10 bakanlığımız, belediyelerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, özel sektör kuruluşlarımız, ticaret odalarımızın desteğiyle hayata geçirdiğimiz proje kapsamında kadınlara, istihdam, mesleki eğitim, mali destek, hibe, kayıtlı istihdama SGK teşviki, mesleki yeterlilik belgelendirmesi, ihracat, ortaklık, girişimcilik, işbirliği, bilgilendirme ve danışmanlık gibi alanlarda öncelik sağlayacağız.”
Bölge illerde kadın istihdam oranının yüzde 24’e ulaştığını belirten Işıkhan, “Bölge illerimizin istihdama katılım oranları ise yüzde 28’in üzerindedir. İnşallah yeni projemizin de katkısıyla bu rakamları daha da artıracağız.” dedi.
Toplu sözleşme ikramiyesinin iptali
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak memurların ve işçilerin haklarını korumanın ve geliştirmenin her zaman öncelikleri olduğunun altını çizen Işıkhan, CHP’nin 7. Dönem Kamu Toplu Sözleşmesi’ndeki toplu sözleşme ikramiyesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmasıyla ilgili şöyle konuştu:
“Bildiğiniz gibi memurlarımız, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmelerle önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Toplu sözleşme ikramiyesi bu kazanımlardan birisidir. En son geçtiğimiz yıl 7. Dönem Kamu Toplu Sözleşmesi’yle, memurlarımız için toplu sözleşme ikramiyesi aylık 707 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı tutarında belirlenmişti. Buna göre, hizmet kolunda toplam kamu görevlisi sayısının en az yüzde 2’sini üye kaydeden sendikaların üyelerine aylık 538 lira ödeme yapıyorduk. 2 milyonu aşkın memurumuz bu kapsamda ödemeden faydalanmaktaydı. Ancak memurlarımızın bu önemli toplu sözleşme kazanımını, Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine götürmüştür. Maalesef, bu ödemeye ilişkin düzenleme, dün itibarıyla Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. İlgili düzenlemenin iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvuran ve ödemenin iptaline neden olan CHP’dir. Bu iptal kararı ile ikramiyeden yararlanan 2 milyonu aşkın kamu görevlimizin aylıklarında, maalesef 345 lira azalma meydana gelecektir.”
Işıkhan, CHP’nin daha önce de sendika üyesi kamu görevlilerine ödenen toplu görüşme primini Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirdiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
“CHP zihniyetinin memurlarımızın, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmeyle kazandığı hakları iptal ettirmesi son derece anlaşılmaz bir tutumdur. Ama milletimiz CHP’nin bu tutumuna alışkındır. Daha önce öğrencilere verilen bursları iptal ettiren, memurların toplu görüşme primini iptal ettiren CHP, şimdi de emekçilerimizin kazanımı olan toplu sözleşme ikramiyesini iptal ettirmiştir. Biz hükümet olarak gerek toplu sözleşmeler yoluyla, gerek diğer yasal düzenlemelerle memurlarımızın haklarını geliştirirken, CHP Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettiriyor. Toplumdaki her kesimi ‘istismar edilebilir’ olarak gören, her şeye muhalif bu CHP zihniyeti maalesef hiç değişmiyor. Ama kamu görevlilerimiz müsterih olsun ve şunu iyi bilsin ki bugüne kadar nasıl emeğin ve emekçinin yanında olup, birçok kazanımı AK Parti hükümetleri döneminde sendikalarımızla birlikte elde ettiysek, bundan sonra da kamu görevlilerimizin yanında olacak, sendikalarımızın yanında olacak, emekçimizin yanında olacağız. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak da gerekli adımları atma noktasında üzerimize düşeni mutlaka yapacağımızı ifade etmek isterim.”
Programda, Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, AK Parti Adana Milletvekili Sunay Karamık ve ÇÜ Rektörü Prof. Dr. Meryem Tuncel de konuşma yaptı.
Daha sonra kadın istihdamına katkı sağlayan firma temsilcilerine plaket veren Bakan Işıkhan, ardından protokol üyeleriyle kongre merkezinde kurulan İstihdam Fuarı’nı gezdi.
Programa, AK Parti Adana Milletvekili Faruk Aytek, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Raci Kaya, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) Genel Müdürü Samet Güneş, Alpaslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tümay ve diğer ilgililer katıldı.
???????
]]>“İŞ POZİTİF İLE 1 AYDA 30 BİN KADIN İSTİHDAMI”
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına mührünü vuracak bir projenin hayata geçirildiğini dile getiren Bakan Işıkhan, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan himayelerinde ‘İş Pozitif Kadın İstihdamı Projemizin’ açılışını gerçekleştirdik. Proje kapsamında, 10 bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. 9 Şubat’ta başlattığımız İş-Pozitif ile daha 1 ay olmadan 30 binden fazla kadının işe yerleşmesini sağladık. Kadınların kayıtlı olarak çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması, hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla kadın girişimciliğinin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli katkılar sağlamış olacağız. Önümüzdeki süreçte, kadın istihdamını artıracak çalışmalarımız hususunda ise üzerinde duracağımız konu başlıklarına bakacak olursak; eğitim ve beceri geliştirme, kadınları teşvik eden finansal indirimler, girişimcilik ve KOBİ destekleri, kadın işletmelerine destek, kadınlar için özel istihdam programları. Şu an Adana’nın da dahil olduğu bölge illerimizin kadın istihdam oranlarına baktığımızda yüzde 24’e ulaştığını görüyoruz. Bölge illerimizin istihdama katılım oranları ise yüzde 28’in üzerindedirö diye konuştu.
“MEMURLARA VERDİĞİMİZ HAKLARI İPTAL ETTİRDİLER”
Bakanlık olarak memurların, işçilerin haklarını korumak önceliğinde olduklarını anlatan Bakan Işıkhan, şöyle konuştu: “Bildiğiniz gibi memurlarımız, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmelerle önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Toplu sözleşme ikramiyesi, bu kazanımlardan birisidir. Geçtiğimiz yıl 7’nci Dönem Kamu Toplu Sözleşmesi ile memurlarımız için ‘toplu sözleşme ikramiyesi’ aylık 707 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı tutarında belirlenmişti. Buna göre, hizmet kolunda toplam kamu görevlisi sayısının en az yüzde 2’sini üye kaydeden sendikaların üyelerine aylık 538 TL ödeme yapıyorduk. 2 milyonu aşkın memurumuz bu kapsamda ödemeden faydalanıyordu. Ancak memurlarımızın bu önemli toplu sözleşme kazanımını, CHP, Anayasa Mahkemesi’ne götürmüş ve maalesef bu ödemeye ilişkin düzenleme dün itibarıyla Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Buna neden olan CHP’dir. Bu iptal kararıyla, ikramiyeden yararlanan 2 milyonu aşkın kamu görevlimizin aylıklarında, maalesef 345 TL azalma meydana gelecektir.
“CHP ZİHNİYETİ MAALESEF HİÇ DEĞİŞMİYOR”
CHP, daha önce de sendika üyesi kamu görevlilerine ödenen toplu görüşme primini Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal ettirmişti. CHP zihniyetinin bu hakları iptal ettirmesi son derece anlaşılmaz bir tutumdur. Ama milletimiz CHP’nin bu tutumuna alışkındır. Daha önce öğrencilere verilen bursları iptal ettiren, memurların toplu görüşme primini iptal ettiren CHP, şimdi de emekçilerimizin kazanımı olan toplu sözleşme ikramiyesini iptal ettirmiştir. Toplumdaki her kesimi ‘istismar edilebilir’ olarak gören, her şeye muhalif bu CHP zihniyeti maalesef hiç değişmiyor. Ama kamu görevlilerimiz müsterih olsun ve şunu iyi bilsin; bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak da gerekli adımları atma noktasında üzerimize düşeni mutlaka yapacağız.
]]>Sabah saatlerinde havayolu ile Adana’ya gelen Bakan Işıkhan, önce Adana Valiliği’ni ziyaret etti ardından da ‘Kadın İstihdam Sistemi İş Pozitif Tanıtım Programı ve Fuar Açılışı’na katıldı.
“Depremin yaraları sarılıyor”
Burada konuşan Bakan Işıkhan, deprem yaralarının sarıldığını belirterek, “Hamdolsun ki depremde büyük yaralar alan diğer 10 ilimizle birlikte Adana’nın da yaralarının sarılmış olduğunu gördük. Biliyorsunuz artık, yıkılan evlerimizi, iş yerlerimizi, binalarımızı yeniden ayağa kaldırmaya başladık. Şehirlerimizin çalışma hayatını, sosyal hayatını, ticaretini, ekonomisini yeniden güçlendirmeye, hareketlendirmeye başladık çok şükür. ‘İnşallah, devlet millet el ele verip bu bereketli topraklara, bu kadim coğrafyaya daha güzel günleri hep birlikte getireceğiz’ demiştik, getiriyoruz. ‘Maddi kayıplarımızı bir bir telafi edeceğiz’ demiştik, ediyoruz. ‘Adana’yı ve Çukurova’nın has evlatlarını eskisinden daha huzurlu, daha müreffeh günlere hep birlikte kavuşturacağız’ demiştik. Kavuşturuyoruz. Adana, bereketli topraklar üzerine kurulmuş, ülkemizin tarımına, ekonomisine, kalkınmasına öncülük eden merkezlerimizden birisidir” ifadelerini kullandı.
“En büyük destekçiler kadınlar olacak”
Kadınların ekonomiye ciddi katkılar sağladığını aktaran Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, şunları söyledi:
“Biliyorsunuz ki kadın istihdamı, bizim bakanlık olarak üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konudur. Kadınların, sosyal, ekonomik ve hukuki özgürlükleri 21 yıldır büyük mücadeleler vermiş Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da çok önemsediği konuların başında geliyor. Geleceğin güçlü Türkiye’sine giden yol, kadın erkek her bir insanımızın sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde kapasitesi ölçüsünde yer aldığı topyekun bir seferberlik şuurundan geçmektedir. Gerek Milli Mücadele’de gerekse kalkınma mücadelemizde nasıl kadınların desteğiyle, fedakarlıklarıyla bugünlere geldiysek, Türkiye Yüzyılı hedefimize giden yolda da yine en büyük destekçilerimiz Adana’nın emektar kadınları olacaktır. Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamız mümkün değildir. Kadınların emeğine, vizyonuna ve fikirlerine ihtiyacımız var. Bu sebeple kadınların toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içerisindeyiz. Kadınların yenilikçi bakış açısına, çözüm odaklı fikirlerine güveniyoruz.”
“Kadınlar yeri geldiğinde anne, yeri geldiğinde yöneticidir”
‘İş Pozitif Kadın İstihdamı Proje’sinin öneminden bahseden Bakan Işıkhan, “Bu alanda somut, kalıcı çözüm mekanizmaları üretiyor, fırsatlardan eşit ve adil bir şekilde yararlanmalarına yönelik etkin politikalar yürütüyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki kadınlar yeri geldiğinde iyi bir girişimci, yeri geldiğinde iyi bir yönetici yeri geldiğinde ise iyi bir annedir. Bu anlayışla kadınları her alanda güçlendirmeye, toplumda ve ekonomide daha etkin roller üstlenmelerine büyük önem veriyoruz. Biliyorsunuz geçtiğimiz şubat ayı içerisinde, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına mührünü vuracak Türkiye’nin kadınları adına önemli bir projeyi daha hayat geçirdik. Emine Erdoğan’ın himayelerinde ‘İş Pozitif Kadın İstihdamı Projemizin’ açılışını gerçekleştirdik. Bu vesileyle ülke genelinde bir seferberliğe dönüşmesini arzu ettiğimiz yeni projemizi tüm kadınlara duyurmak üzere şehirlerimizi adım adım gezip projemizi anlatmaya başladık” diye konuştu.
“Kısa sürede 30 bin istihdam”
9 Şubat’ta başlatılan İş-Pozitif sistemi ile kısa bir sürede 30 binden fazla kadının istihdam edildiğini anlatan Bakan Işıkhan, “Proje kapsamında, 10 bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. 9 Şubat’ta başlattığımız sistem ile daha 1 ay olmadan, 30 binden fazla kadının işe yerleşmesini sağladık. İnşallah bu sayı her geçen gün daha da yükselecek projemizi tanıttıkça, toplumda farkındalık oluştukça, çalışma hayatına katılan kadın sayısı katlanarak artacaktır. İş Pozitif istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, işgücü ihtiyacı olan ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörlerin çevrimiçi olarak bir araya gelebileceği bir iş birliği sistemidir. Çünkü biz biliyoruz ki kadına sağlanan destek, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan destektir. Bu anlayışla mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatına girişteki her adımda ve her anlarında kadınların yanındayız” dedi.
“Kadın girişimciliğinin etkin olduğu toplumların gelişmişlik düzeyi de yükseliyor”
İstihdamda kayıt dışılığın önüne geçmek içinde çalıştıklarını vurgulayan Işıkhan, daha sonra şunları söyledi:
“Kayıt dışılık özellikle kadınların sosyal güvenliğini ve geleceğini tehdit etmektedir. Bu projeyle, inşallah bu tür problemleri de azaltmayı hedefliyoruz. Böylece, kadınların kayıtlı olarak çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla kadın girişimciliğinin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli katkılar sağlamış olacağız. Kadınların çalışan olarak bir işletmede ya da kurumda yer alması kadar, kendi kadınların bilgi, üretkenlik ve sezgileriyle yenilikçi fikirler geliştirebileceğine ve günümüzde ortaya çıkan fırsatları değerlendirerek başarılı birer girişimci olabileceklerine inanıyoruz. Her şeyden evvel, girişimcilik kadınların toplumdaki konumlarını güçlendiriyor. Bildiğiniz gibi kadın girişimciliğinin etkin olduğu toplumların gelişmişlik düzeyi de yükseliyor. Tüm bu nedenlerle, hem ekonomik hem de toplumsal değer üreten kadın girişimci sayısını artırmamız hem de var olan kadın girişimcilerimizi de daha fazla güçlendirmemiz gerekiyor. Adına iş yapan veya işveren olarak ekonomide aktif bir şekilde yer almaları da son derece önemlidir.”
“Adana, Türkiye Yüzyılı yolculuğumuzun öncü merkezlerinden biri olacak”
Türkiye Yüzyılı için çalışmalarına hız kesmeden devam ettiklerini kaydeden Bakan Işıkhan, “İstihdam, Mesleki Eğitim, Mali Destek, Hibe, Kayıtlı İstihdama SGK Teşviki, Mesleki Yeterlilik Belgelendirmesi, İhracat, Ortaklık, Girişimcilik, İş birliği, Bilgilendirme ve Danışmanlık gibi alanlarda öncelik sağlayacağız. Şu an Adana’nın da dahil olduğu bölge illerimizin kadın istihdam oranlarına baktığımızda bu oranın yüzde 24’e ulaştığını görüyoruz. Bölge illerimizin istihdama katılım oranları ise yüzde 28’in üzerindedir. İnşallah yeni projemizin de katkısıyla bu rakamları daha da artıracağız. Tabi bu noktada devreye sizlerin azmi, gayreti, kararlılığı giriyor. Biz, Adana’nın kadınlarına güveniyoruz, inanıyoruz. Geçmişten bugüne ülkemiz her neyin mücadelesini verdiyse her daim kadınlarıyla birlikte vermiş, onların hem fiziki hem de manevi desteğiyle başarıya ulaşmıştır. Bugün de yine aynı güçle çalışarak, üreterek, hem toplumsal hem de iktisadi kalkınmamıza destek veren emektar kadınlarla birlikte Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşallah Türkiye Yüzyılı yapacağız. Çalışmanın, üretmenin, bereketin, bolluğun şehri Adana, Türkiye Yüzyılı yolculuğumuzun öncü merkezlerinden biri olacaktır” ifadelerini kullandı.
Memur ve işçilerin haklarını savunmak için her türlü fedakarlığı yaptıklarını belirten Bakan Işıkhan, CHP’nin başvurusu sonucu sendika üyelerine ödenen 538 lira ödemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini söyledi. Işıkhan, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak memurlarımızın, işçilerimizin haklarını korumak ve geliştirmek bizim önceliğimiz olmuştur. Bildiğiniz gibi memurlarımız, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmelerle önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Toplu sözleşme ikramiyesi bu kazanımlardan birisidir. En son geçtiğimiz yıl 7. Dönem Kamu Toplu Sözleşmesiyle, memurlarımız için ‘Toplu Sözleşme İkramiyesi’, aylık 707 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı tutarında belirlenmişti. Buna göre, hizmet kolunda toplam kamu görevlisi sayısının en az yüzde 2’sini üye kaydeden sendikaların üyelerine aylık 538 TL ödeme yapıyorduk. 2 milyonu aşkın memurumuz bu kapsamda ödemeden faydalanıyordu. Ancak memurlarımızın bu önemli toplu sözleşme kazanımını, Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesine götürmüştür. Maalesef, bu ödemeye ilişkin düzenleme, dün itibarıyla Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. İlgili düzenlemenin iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvuran ve ödemenin iptaline neden olan CHP’dir” dedi.
“Kamu görevlilerimizin yanında olacağız”
CHP’nin toplumdaki her kesimi ‘istismar edilebilir’ olarak gördüğünü vurgulayan Bakan Işıkhan, daha sonra şunları kaydetti:
“Cumhuriyet Halk Partisi, daha önce de sendika üyesi kamu görevlilerine ödenen toplu görüşme primini Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirmişti. CHP zihniyetinin memurlarımızın, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmeyle kazandığı hakları iptal ettirmesi son derece anlaşılmaz bir tutumdur. Ama milletimiz CHP’nin bu tutumuna alışkındır. Daha önce öğrencilere verilen bursları iptal ettiren, memurların toplu görüşme primini iptal ettiren CHP, şimdi de emekçilerimizin kazanımı olan toplu sözleşme ikramiyesini iptal ettirmiştir. Biz hükümet olarak gerek toplu sözleşmeler yoluyla, gerek diğer yasal düzenlemelerle memurlarımızın haklarını geliştirirken, CHP Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettiriyor. Toplumdaki her kesimi ‘istismar edilebilir’ olarak gören, her şeye muhalif bu CHP zihniyeti maalesef hiç değişmiyor. Bu iptal kararı ile ikramiyeden yararlanan 2 milyonu aşkın kamu görevlimizin aylıklarında, maalesef 345 TL azalma meydana gelecektir. Ama kamu görevlilerimiz müsterih olsun ve şunu iyi bilsin bugüne kadar nasıl emeğin ve emekçinin yanında olup, birçok kazanımı AK Parti hükümetleri döneminde sendikalarımızla birlikte elde ettiysek bundan sonra da kamu görevlilerimizin yanında olacak, sendikalarımızın yanında olacak, emekçimizin yanında olacağız. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak da gerekli adımları atma noktasında üzerimize düşeni yapacağız.” – ADANA
]]>Texas merkezli Keller Williams adlı emlak şirketi tarafından organize edilen bu toplantılardan biri New Jersey’nin Englewood kasabasında protesto edildi.
Englewood’daki Ahavath Torah Sinagogu önünde toplanan, aralarında barış yanlısı Yahudilerin de bulunduğu onlarca gösterici, ellerinde Filistin bayrakları ile yasa dışı yerleşim alanlarından ABD’li siyonist Yahudilere gayrimenkul satılmasına tepki gösterdi.
Polisin etrafında geniş güvenlik önlemi aldığı sinagogun karşı kaldırımında toplanan göstericiler, yağmurun altında saatlerce “Filistin’e özgürlük”, “İsrail işgaline son”, “Yasa dışı yerleşimler bitmeli” sloganları attı.
Göstericiler “Çalınmış toprakları satamazsınız”, “Bu toprak hırsızlığıdır”, “Çalınmış topraklar üzerinde iş yapmayın” pankartları taşıması da dikkati çekti.
“Pek çok açıdan yasa dışı ve ahlaka aykırı”
AA muhabirine konuşan göstericilerden Leila Hazou, babası Kudüs’te doğmuş bir Filistinli olarak “çağın en büyük haksızlığını” protesto etmek için yaklaşık 2 saat uzaklıktaki Pennsylvania’nın Milford şehrinden geldiğini söyledi.
Hazou, sinagog içindeki satış toplantısı için, “Bir yerin, kendisine ait olmayan ve yasa dışı olarak yerleşime konu olan arazileri ve mülkleri satabilmesi benim için iğrenç bir durum. Pek çok açıdan yasa dışı ve ahlaka aykırı. Bu, bu ülkede ve hiçbir yerde yaşanmamalı. Bu yüzden, buna karşı çıkmak için burada olmamız gerekiyordu.” dedi.
Diğer bir gösterici Kasia Lojewska, “Kesinlikle inanılmaz derecede korkunç olan adaletsizlik, işgal ve soykırım nedeniyle buradayız.” diyerek sinagog içindeki, yasa dışı arazi ve konutların satışına tepki gösterdi.
Lojewska, “Hala Filistin halkına ait olan bir araziyi satın alıyorlar. Yasa dışı bir şekilde onu ele geçirip çalıyorlar. Ben Polonya’dan gelen biriyim, Holokost bununla ilgiliydi. ve şimdi bunu başkalarına yapıyorlar ki bu tamamen haksızlık.” diye konuştu.
Gösteriye üniformasıyla gelen ve ismini sadece Eddie olarak veren eski bir asker, “Gelmem gerekiyordu, Filistin’de yaşanan soykırımı, işlenen birçok suçu gördüm. Merhum Aaron Bushnell’in DC’deki İsrail büyükelçiliği önünde kendini yakmasından ilham aldım.” şeklinde konuştu.
Gösteriyi organize eden gruplardan biri olan “Filistin için Amerikalı Müslümanlar” ekibinden Zeyd Abdurrahman, “Buradayız çünkü Englewood, New Jersey’de işgal altındaki Filistin topraklarındaki arazileri satıyor ki bu, Cenevre Sözleşmesi’ndeki uluslararası hukuka göre yasa dışıdır.” ifadesini kullandı.
Söz konusu satışları, Amerikan-İslam İlişkileri Komitesi New Jersey Şubesi (CAIR-NJ) de yazılı açıklama ile kınadı.
Açıklamada, işgal altındaki toprakların sinagoglarda düzenlenen kapalı toplantılarda satılması eleştirilerek, “İbadethaneler kutsal yerler olmalı. Sinagog gibi ibadet yerlerinin uluslararası hukuk ihlal edilerek çalınmış toprakların satılması için kullanılması derin endişe verici.” ifadelerine yer verildi.
“İsrail’deki eviniz” adlı yasa dışı İsrailli yerleşimci bir grup ile ABD’de Texas merkezli Keller Williams adlı emlak şirketi tarafından New Jersey, New York, Toronto ve Montreal’da organize edilen satış toplantıları halka kapalı yapılıyor.
İsrail şehirlerinin yanı sıra Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimcilerin bulunduğu alanların pazarlandığı satış toplantıları için önceden kayıt yaptırılması gerekiyor ve sadece Yahudi üyeler girebiliyor.
]]>Fed’in faiz indirim zamanlamasına ilişkin belirsizlik devam ederken, haftanın geri kalanında açıklanacak makroekonomik veriler öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığı göze çarpıyor.
Analistler, bugünkü özel sektör istihdamına ilişkin verilerin yanı sıra JOLTS açık iş sayısı ve cuma günü açıklanacak istihdam raporu verilerinin de Fed’in önümüzdeki dönemde atacağı adımlara dair sinyaller verebileceğini belirterek, Powell’ın bugün gerçekleştireceği sunumun yatırımcılar tarafından yakından takip edileceğini söyledi.
İşinden ayrılanlar ile işe alınan kişi sayısını gösteren JOLTS ve ADP özel sektör istihdamı verilerinin iş gücü piyasasına ilişkin önemli işaretler verebileceğini anımsatan analistler, söz konusu verilerin ardından açıklanacak Fed Bej kitap raporunun da yatırımcıların odağında bulunduğunu dile getirdi.
Öte yandan, dün ABD’de açıklanan makroekonomik veriler karışık sinyaller verdi. Tedarik Yönetim Enstitüsü (ISM) hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), şubatta aylık bazda 0,8 puan azalışla 52,6’ya gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşirken, S&P Global’in açıkladığı nihai verilere göre de hizmet sektörü PMI 52,3 ile tahminleri aştı.
İmalat ve hizmet sektörlerini kapsayan bileşik PMI da şubatta bir önceki aya kıyasla 0,5 puan artışla 52,5’e yükselerek öngörüleri geride bırakırken, fabrika siparişleri ocakta aylık bazda yüzde 3,6 azalarak tahminlerin altında kaldı.
Söz konusu verilerin ardından bugün para piyasalarında, Fed’in ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 22 ve haziranda yüzde 71 ile fiyatlanıyor.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün 8 baz puan gerileyerek yüzde 4,14’e inerken, bugün yüzde 4,15 üzerinde dengelendi.
Düşüş eğilimini dün üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen üzerinde 103,8 seviyesinde bulunuyor.
Fed’in yılın ilk yarısında politika faizini indirmeye başlayabileceğine ilişkin beklentilerin gücünü koruması ve Orta Doğu’da devam eden jeopolitik risklerin de etkisiyle altının ons fiyatı, dün yüzde 0,6 artışla günü 2 bin 130 dolardan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. Şu dakikalarda, ons altın fiyatı önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 2 bin 126 dolardan alıcı buluyor.
Dün, ABD’de petrol stoklarının artmaya devam ettiğini gösteren raporun, arz fazlası olabileceğine dair bir işaret vermesiyle Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1 gerileyerek 81,8 dolara indi. Şu dakikalarda ise Brent petrolün varil fiyatı önceki kapanışına göre yüzde 0,1 artışla 81,9 dolardan işlem görüyor.
Ayrıca, kripto para birimi Bitcoin’in fiyatı, spot Bitcoin borsa yatırım fonlarına (ETF) ilginin devam etmesiyle dün rekor kırdı. En son Kasım 2021’de 69 bin dolar seviyesini test eden Bitcoin, dün kısa süreliğine 69 bin doların üzerinde işlem gördü. Kripto para birimi bugün 64 bin doların hemen altında seyrediyor.
Pay piyasaları tarafında ise teknoloji şirketlerinin hisselerindeki düşüş dikkati çekerken, Çin’de akıllı telefon satışlarının yılın ilk 6 haftasında yüzde 24 düştüğüne dair raporun açıklanmasının ardından dün yüzde 3’e yakın değer kaybeden Apple, böylece düşüş eğilimini üst üste beşinci işlem gününe taşıdı.
ABD’li elektrikli araç üreticisi Tesla’nın Berlin fabrikasında üretimin, tesisin yakınlarında çıkan bir yangın sonrasında yaşanan elektrik kesintisi nedeniyle durma noktasına geldiği bildirildi. Tesla’nın hisse fiyatındaki düşüş son iki günde yaklaşık yüzde 11’e ulaştı.
Starbucks’ın Orta Doğu’daki işletme haklarına sahip Kuveyt merkezli Alshaya Group, İsrail’in Gazze’ye yönelik devam eden saldırıları nedeniyle boykotların hedefi haline gelen kahve zincirinin bölgedeki mağazalarında işten çıkarmaya gitme kararı aldı.
Düşüş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan Starbucks’ın hisse fiyatı dün yüzde 1,3 değer kaybetti.
Öte yandan, ABD’de başkanlık yarışında 15 eyalette yapılan ön seçimleri, beklendiği gibi Demokrat Parti’de Joe Biden, Cumhuriyetçi Parti’de ise Donald Trump domine etti.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 1,65, S&P 500 endeksi yüzde 1,02 ve Dow Jones endeksi de yüzde 1,04 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün karışık seyir hakim olurken, bölge genelinde açıklanan ekonomik aktiviteye ilişkin veriler karışık sinyaller verdi.
Yarın Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz kararı ve ardından ECB Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı sözle yönlendirmeler öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığı görülüyor.
Dün bölge genelinde açıklanan veriler karışık sinyaller verirken, İngiltere hariç hizmet sektörü ve bileşik PMI verilerinin beklentileri aşması dikkati çekti.
Avro Bölgesi’nde Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ise ocakta aylık bazda yüzde 0,9 ve yıllık bazda yüzde 8,6 azalışla beklenenden daha fazla geriledi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,08 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,71 değer kazanırken, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,03 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,30 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar yeni güne negatif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında da karışık seyir öne çıkarken, bugün Çin Ulusal Halk Kongresi’nden (ÇUHK) gelecek haber akışı yatırımcıların odağında bulunuyor.
Dün, Çin Başbakanı Li Çiang, Pekin’de düzenlenen ÇUHK yıllık genel kurulunda hükümetin çalışma raporunu ve bütçe taslağını meclise sundu.
Çin’in Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının (GSYH) 2023’te yüzde 5,2 artışla 126 trilyon yuanı (yaklaşık 17,5 trilyon dolar) aştığını ifade eden Çin Başbakanı Li Çiang, 2024’te “yüzde 5 civarında” büyüme hedeflediklerini belirtti.
Analistler, bugün de Çin ekonomi yönetiminin basın açıklaması yapmasının beklendiğini vurgulayarak, Çin hükümetinin ekonomiyi destekleyici yeni teşvik paketleri açıklayacağına yönelik beklentilerin sıcaklığını koruduğunu söyledi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,01 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 azalış kaydederken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,2 değer kazandı.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,53 değer kaybıyla 8.860,52 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 31,5917’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,7170 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), sıkı para politikası duruşunu destekleyici ilave sıkılaşma adımları attı.
TCMB, kredi büyümesine dayalı menkul kıymet tesisi kapsamında, TL ticari krediler için yüzde 2,5 olan aylık büyüme sınırının yüzde 2’ye indirilmesine, ihtiyaç kredilerinde yüzde 3 olan aylık büyüme sınırının yüzde 2’ye düşürülmesine, taşıt kredilerinde ise yüzde 2 sınırının korunmasına karar verildiği bildirildi.
TCMB duyurusunda, “Menkul kıymet tesisine ek olarak, kredi büyümesine dayalı zorunlu karşılık tesis edilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir. Ayrıca, parasal aktarım mekanizmasının güçlendirilmesine yönelik ilave adımlar üzerinde çalışılmaktadır.” ifadelerine yer verildi.
Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türk İslami bankacılığının 2024’te önceki yıllara kıyasla yavaş da olsa sektör ortalamasının üzerinde büyümeyi sürdürmesinin beklendiğini bildirdi.
Ayrıca, Fitch Ratings’in cuma günü piyasalar kapandıktan sonra açıklaması beklenilen Türkiye değerlendirme raporu da yatırımcıların odağında bulunuyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu ifade ederek, yurt dışında ise Almanya’da ticaret dengesi ile Avro Bölgesi’nde perakende satışları, ABD’de ADP özel sektör istihdamı, Fed Bej kitap raporu ve JOLTS açık iş sayısı verilerinin yanı sıra Fed Başkanı Jerome Powell’ın Kongre’de gerçekleştireceği sunumun takip edileceğini bildirdi.
Teknik açıdan, BIST 100 endeksinde 8.800 ve 8.700 seviyelerinin destek konumunda olduğunu belirten analistler, 8.900 ve 9.000 puanın direnç olarak öne çıktığını kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya, ocak ayı ticaret dengesi
13.00 Avro Bölgesi, ocak ayı perakende satışlar
16.00 ABD, şubat ayı ADP özel sektör istihdamı
18.00 Fed Başkanı Powell’ın konuşması
18.00 ABD, ocak ayı JOLTS açık iş sayısı
22.00 Fed Bej kitap raporu
]]>Hamza Dağ, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası temsilcileriyle Balçova’daki bir otelde yemekte buluştu.
Dağ, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs pandemisi ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi olumsuzluklar neticesinde arz-talep dengelerindeki bozulmalara, küresel tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklara rağmen ülkenin yıllık ihracatının rekor kırmaya devam ettiğini söyledi.
Bu rekorda İzmir iş dünyasının büyük payı olduğunu dile getiren Dağ, “Ülkemiz 2023 yılında 255 milyar 309 milyon dolar ile Cumhuriyet tarihimizin en büyük ihracat rakamına ulaşırken İzmir’imiz de 23,8 milyar dolar ihracatla Türkiye’nin en fazla ihracat yapan üçüncü şehri olmuştur.” dedi.
İzmir’in sanayisiyle, turizmiyle ve 4,5 milyonluk nüfusuyla çok daha büyük potansiyel taşıdığını belirten Dağ, “Bu potansiyeli birlikte çalışarak çok daha iyi yerlere taşıyacağımıza eminim. Çünkü aynı hedefe yürüdüğümüzü, aynı gayeyi taşıdığımızı, aynı hassasiyetlere sahip olduğumuzu biliyorum.” diye konuştu.
Dağ, özel sektörün ihtiyaçlarını bildiğini, sadece İzmir’in değil bölgenin de her alanda kalkınması için iş insanlarına ihtiyaçları olduğunu ifade etti.
İş insanlarının belediyeyle rahatlıkla çalışmasının çok önemli olduğuna vurgu yapan Dağ, şunları kaydetti:
“1 Nisan’da işbaşına geldiğimizde bizimle kolay anlaşacaksınız, bize kolay ulaşacaksınız. Daima istişare halinde olacağız, her anınızda, hep yanınızda olacağız. İşinizi yaparken belediyeyle bir sorun yaşar mıyım diye düşünmeyeceksiniz. Hükümet desteklerinin yanında büyükşehrin elini de daima omzunuzda bulacaksınız. Adımlarınızı atarken daha güvenli atacaksınız. 1 Nisan’dan itibaren 7 gün 24 saat ulaşabileceğiniz bir İzmir Büyükşehir Belediyesi göreceksiniz. Yatırımınızın, alın terinizin bir güvencesi de biz olacağız. İzmir’e değer katacak her işinizde önünüzü sonuna kadar açacağız. Sorun değil, çözüm yaratacağız.”
Hamza Dağ, 13 Şubat’ta şehre kazandıracağı projeleri, 11 ana başlık altında kamuoyuyla paylaştıklarını anlatarak, iş dünyası temsilcilerinden sadece 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri için değil, 1 Nisan’dan sonra da destek istediğini sözlerine ekledi.
Binali Yıldırım, Dağ için iş dünyası temsilcilerinden destek istedi
Eski Başbakan ve 28. dönem TBMM Başkanı Binali Yıldırım ise Hamza Dağ’ın havaya girdiğini belirterek, “Önce havaya gireceksiniz. İnanacaksınız, inanmak, başarmanın yarısıdır. İnşallah 31 Mart’ta hedefleri, hayalleri gerçeğe dönüşür.” dedi.
Yıldırım, 2014 yılında kendisinin de belediye başkan adaylığı süreci yaşadığını anımsatıp o günlerin, bugünler gibi olmadığını belirterek, “Türkiye şartları sizin yelkeninizi dolduracak yönde. Onu konuşmamın başında hatırlatmak isterim. Yani mazeretimiz olmayacak. Başarıya mecbursunuz. İzmir iş dünyası, İzmirli bütün paydaşlar şunu gördü; İzmir seçmeninin seçeneği yok, biz istediğimiz gibi seçmen üzerine oyun kurabiliriz, bu anlayışın değişmesi gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Binali Yıldırım, belediye başkan adaylığı döneminde İzmir için 35 proje açıkladıklarını, seçilmemesine rağmen bunların yüzde 90’ının gerçekleştirdiklerini söyledi.
Yıldırım, Dağ için iş dünyası temsilcilerinden destek isteyerek, şunları söyledi:
“İzmirliler, İzmir’in iş dünyasının çok değerli temsilcileri, gün bugündür. İnşallah bu seçim gündeminizden bu ay sonu itibariyle çıkacak. İş artık ondan sonra başlayacak. Yapacak çok iş var. Çünkü İzmir maalesef bazı konularda geç kaldı. Deprem dönüşümü, kentsel dönüşümde İzmir de geç kaldı.”
İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener de belediye başkan adaylarına seçimlerde başarılar diledi.
Toplantıya, AK Parti İzmir milletvekilleri Mahmut Atilla Kaya, Şebnem Bursalı, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin, AK Parti Konak Belediye Başkan adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, AK Parti Balçova Belediye Başkan adayı Erol Eroğlu, partililer ve iş dünyasının temsilcileri katıldı.
]]>AA Genel Müdürlüğü AAtölye ve AA’nın İstanbul’un Ümraniye ilçesindeki binasında düzenlenen “AA+ Oryantasyon Programı”nın ilk gününde konuşan AA Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Enis Peru, ikincisini gerçekleştirdikleri program kapsamında genç ve dinamik 30 kişiyi kadrolarına katmaktan dolayı gururlu olduklarını söyledi.
Ajansın TBMM’den önce kurulduğunu anımsatan Peru, “Bu kurum her alanda ülke tarihine şahit olmuş, onları kayda geçirmiş, arşivlemiş, ülke ve dünya hedefine sunan bir kurum. Bu açıdan bakıldığında çok kıymetli. Editöryal alandan bakıldığında haberin kaynağı, toptancısı bakış açısıyla dünyada ve Türkiye’de ne olduğuna ilk ulaşan, haberleştiren ve dünyaya duyuran bir kurum.” dedi.
Peru, Türkiye’de haberlerin yüzde 60-70’inin AA menşeili olduğuna işaret ederek, Rusya ile Ukrayna Savaşı, Gazze’de yaşanan trajedi, Azerbaycan’da yaşanan savaş ile Suriye’deki olaylar başta olmak üzere dünyadaki gelişmelerde ajansın birinci kaynak olduğunu, yaşanan gelişmeleri tüm dünyaya aktardığını dile getirdi.
Ajansın çektiği fotoğrafların da dünya basınında manşetlere taşındığına dikkati çeken Peru, dünya haber ajansları arasında en üst sıralarda olma mücadelelerine devam ettiklerini kaydetti.
AA Genel Müdür Yardımcısı Peru, ajansın işleyişi ve yürütülen çalışmalara ilişkin detaylı bilgilendirmede bulundu, eğitimde yer alanlara başarılar diledi.
“Yıllık 104 bini aşkın habere imza atıyoruz”
AA Ankara Haberleri Müdürü Hasan Ay, ajansın Türkiye Haberleri Direktörlüğünün yürüttüğü çalışmaları anlattı.
Bu direktörlüğün Ankara, İstanbul ve 79 ili kapsayan Yurt Haberleri, Parlamento Haberleri ve Kültür Sanat Haberleri şeklinde 5 müdürlükten oluştuğunu anlatan Ay, ajansın yılda yaklaşık 200 bin Türkçe haber ürettiğini kaydetti.
Üretilen haberlerin yarısından fazlasının Türkiye Haberleri tarafından yapıldığını anlatan Ay, “Yıllık 104 bini aşkın habere imza atıyoruz. Arkadaşlarımız, binlerce fotoğraf çekiyor. Bir o kadar video görüntü çekiyor ve bunları bütün dünyaya servis ediyor. Yılda 4 bini aşkın flaş haber veriyoruz.” diye konuştu.
“Dünyada ne oluyorsa AA kameramanları, foto muhabirleri üretim halinde”
Programın ikinci gününde konuşan AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Yurdakul, katılımcıların Türkiye’nin en büyük medya kuruluşunda, dünyanın ise en büyük medya şirketlerinden birinde işe başladıklarını söyledi.
Zorlu aşamalardan geçerek gelen ve karşısındaki herkesin birer haberci olduğunun altını çizen Yurdakul, haber ajanslarının çalışma prensibi hakkında bilgi vererek, “Yaptığınız işin yansıması olmazsa siz birer haberci olamazsınız. Ne iş yaparsanız yapın, yaptığınız işin çok güçlü şekilde yansıdığından, insanları etkilendiğinden, insanlara dokunduğundan, AA’da bu yaptığınız işle gelir ve görünürlük sağladığınızdan emin olun. Habercilik şiarından lütfen uzaklaşmayın.” diye konuştu.
Yurdakul, Görsel Haberler Direktörlüğünün AA’nın en büyük direktörlüklerinden biri olduğunu belirterek, her gün Time dergisinde, Guardian’da, Bild’de ve News Week’te AA’nın bir fotoğrafının ve videosunun yer aldığını, AA’nın uluslararasılaşmış ekibinin Görsel Haberler Direktörlüğü olduğunu ve bütün dünyaya, dünyadan içerik üretip dağıttığını ifade etti.
Gazze’de 52, Ukrayna’da 17 foto muhabiri ve kameramanın AA için görev yaptığını anımsatan Yurdakul, “Dünyada ne oluyorsa AA kameramanları, foto muhabirleri şu anda üretim halinde ve bunları üretiyor, merkezde işliyor. Sadece Türkiye medyasına değil bütün dünya medyasına çok güçlü şekilde aktarıyor. Bunun zaten çok kısa sürede farkına varacaksınız. Sizler de kendi çalıştığınız birimler içerisinde bu döngüye, bu işletme tekniğine katkı vermeye, onu büyütmeye konsantre olun.” tavsiyesinde bulundu.
“AA’nın arşivinde 13 milyon görsel içerik var”
Yurdakul, Görsel Haberler Direktörlüğünün altında 4 müdürlüğün bulunduğunu, Fotoğraf Haberleri Müdürlüğünün 1000 çalışanıyla AA’nın en büyük müdürlüklerinden biri olduğunu aktararak, Görüntülü Haberler Müdürlüğü’nde 750 ise çalışan olduğunu, sokaktaki foto muhabirleri ve kameramanların bu ekibin parçası ve ajansın da sahadaki büyük güçleri olduklarını kaydetti.
Grafik Haberleri Müdürlüğü ve Arşiv Haberleri Müdürlüğü adında 2 yeni müdürlüğün daha kurulduğunu belirten Yurdakul, “Arşiv konusu bizim için çok önemli. Çünkü AA’nın arşivinde 13 milyon görsel içerik var. Türkiye’nin zaten en büyüğü, dünyanın da en büyük görsel arşivlerinden biri AA’da. Bunu dünyaya daha çok göstermek, tanıtmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Grafik Haberleri Müdürlüğünün çalışmaları hakkında da bilgilendirme yapan Yurdakul, AA+’dan gelenlere çok güvendiğini, önceki dönemde gelenlerin güzel işler yaptığını ve bu dönem gelenlerden de dünyayı etkileyecek insanların çıkacağına inandıklarını ifade etti.
2 gün süren eğitimde AA’nın kurumsal yapısı tanıtıldı
Eğitim programının ilk gününde İnsan Kaynakları ve Değişim Yönetimi Direktörlüğü, İdari İşler Direktörlüğü, Satın Alma ve Envanter Yönetimi Direktörlüğü, Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörlüğü, Stratejik İletişim ve Marka Yönetimi Direktörlüğü, Finans Direktörlüğü, Global Haberler Direktörlüğü, Dijital Haberler Direktörlüğü ve Haber Merkezi direktörlüklerince sunum yapıldı.
Programın ikinci gününde ise HAS kullanımı, EBYS ve e-imza süreçleri hakkında bilgi verildi, Akademi ve Yayın Koordinatörlüğü, Hukuk ve Uyum Müşavirliği, Teknoloji ve İnovasyon Direktörlüğü, Sistem ve Siber Güvenlik Direktörlüğü, Ekonomi-Finans Haberleri Direktörlüğü, Spor Haberleri Direktörlükleri ile Yayınlar ve Prodüksiyonlar Koordinatörlüğü ve Strateji ve Yönetim Geliştirme Müdürlüğünce sunum gerçekleştirildi.
]]>Google’a göre yapay zekada CPU kullanımı GPU kullanımının önüne geçti
Yapay zeka teknolojisi 2023 ortalarında ChatGPT ile bir anda büyük bir sıçrama ile karşımıza çıktı. Ardı ardına gelen yapay zeka araçları ve büyük şirketlerin milyar dolarlık bütçeleri buraya ayırması tüm dengeleri alt üst etti. Yapay zekanın bu ilk çağında ise Nvidia ve HX100 GPU birimleri öne çıktı. Özellikle OpenAI ve Microsoft yapay zeka sunucularında Nvidia H100 GPU birimlerine yer verdi.
GPU birimleri bugün halen yapay zekanın öğrenim sürecinde çok daha etkili konumda. Ancak şu an yapay zeka sektöründe asıl yükü yapay zeka çıktıları almaya başladı. Bu çıktıların daha sağlıklı ve hızlı olması için ise CPU öne çıkmaya başladı. Google Cloud ürün müdürü Brandon Roya, katıldığı TechFieldDay etkinliğinde CPU’ların yapay zeka teknolojisindeki rolünü anlattı.

GPU yani grafik işlemciler genel olarak işlemcilere göre çok daha fazla çekirdek sayısına sahip. Bu da grafik kartlarının çok daha fazla işi yapabilmesine imkan veriyor. Brandon Roya, yapay zeka eğitim sürecinde bu çoklu görevi aynı anda gerçekleştirme becerisinin önemine vurgu yaptı.
Yapay zeka, Türkiye şehirlerini çizdi! Malatya bildiğimiz gibi…
Ancak iş yapay zeka çıktısı almaya gelince grafik kartları işlemcilere göre odaklanma konusunda daha zayıf. İşlemciler çoklu işlemlerde grafik kartları kadar başarılı olmasa da tek bir işleme odaklanmak konusunda çok daha yüksek bir işlem gücüne sahip.
Brandon Ray, özellikle yapay zeka çıktıları için işlem hızının ve verimin çok daha önemli olduğunu aktardı. Grafik kartları işlemin daha optimize ilerlemesini sağlasa da işlem hızında geride kalıyor. Bu anlamda da sektör, yapay zeka çıktıları için yapay zeka destekli işlemcilere yöneldi.
Yapay zeka çıktıları için işlemcilerin yükselişe geçmesinin bir diğer nedeni ise maliyet. Sunucu işlemcileri H100 gibi yapay zeka destekli sunucu GPU birimlerine göre daha ucuz ve ulaşılabilir durumda. Özellikle yapay zeka furyası sonrası Nvidia H100 ve daha üst seviye GPU birimlerine ulaşmak daha da zorlaştı.
Bu anlamda yapay zeka sunucuları daha hızlı sonuçlar almak için yapay zeka işlemcilerini tercih etmeye başladı. Bu tercihin Nvidia’yı koltuğundan edip etmeyeceği de merak konusu. Hali hazırda Intel AVX-512 işlemcileri yapay zeka sunucularında kullanılıyor. Ayrıca Meta yapay zeka işlemcisi için çoktan kollarını sıvadı ve AMD ve Microsoft’un da bu konuya büyük bir yatırım yapma hazırlığında. Ayrıca OpenAI CEO’su Sam Altman’da yapay zeka işlemcisi geliştirmek için 5 ile 7 milyar dolar gibi devasa bir yatırım toplamaya çalışıyor.
]]>Belediye konferans salonunda düzenlenen toplu iş sözleşmesi imza törenine, Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak, Hizmet-İş Genel Başkan Vekili Halil Özdemir, Hak-İş Mersin Şube Başkanı Mehmet Yüce, belediye başkan yardımcıları ve birim müdürleri ile belediyenin şirket işçileri katıldı. Protokol öncesi konuşma yapan Hizmet-İş Genel Başkan Vekili Halil Özdemir, işçi ve emekçi dostu Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak sayesinde çok iyi bir sözleşmeye imza attıklarının altını çizerek teşekkür etti. Görüşmelerin aylarca sürdüğünü kaydeden Özdemir, “Nihayetinden Başkanımız son noktayı koyarak bu civarın en güzel sözleşmelerinden birini yapmamızı sağladı. Diğer il ve ilçelere bakınca maddi gelirleri, ekonomik kaynakları yüzde 100 fazla olmasına rağmen işçisine 1 lira verirken eli titreyen belediye başkanlarını da bildiğimiz için söylüyorum; bu kadar ekonomik sıkıntıya rağmen yine Akdeniz Belediyesi, işçisini ekmeğe muhtaç etmeden, enflasyona ezdirmeden bir toplu iş sözleşmesi imzalıyoruz” dedi.
“Hiç endişe etmeyin, teminatım altındasınız”
Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak ise salonu dolduran işçilere hitaben, seçilip göreve geldiği ve işçilerle yaptığı ilk toplantıda verdiği sözü hatırlatarak; “O gün dedim ki siyaset yapmazsanız, işinize sahip çıkarsanız benim teminatım altındasınız. Sözümüzde de durduk. İşçimize mobbing yaptırmadım.
Yeter ki işini yapsın, halka hizmet etsin. Elimizden geldiği kadar şartları zorladım, sizleri kolladım ve işçilerimizin lehine her şeyi yapmaya çalıştım. Fakat bugünlerde yayılmaya çalışılan bazı dedikoduları da duyuyoruz. Endişe etmeyin, ben burada olduğum sürece, sizler de işinizi yaptığınız ve yasal sıkıntı olmadığı sürece benim teminatım altındasınız” diye konuştu.
“Barış, huzur, kardeşliğin bozulmasına izin vermeyin”
Akdeniz ilçesiyle birlikte belediyede de barışı, huzuru, kardeşliği ve demokrasiyi sağladıklarını dile getiren Gültak, belediyeciliğin bir ekip işi olduğunun altını çizerek; “Sizler olmadığınız sürece bizim tek başımıza bir şey yapmamız imkansız. Çünkü bu bir ekip işidir. İşçilerimizin daima yanındayım, ziyaret ediyorum. İyi gününde de zor günlerinde de yanlarındayım. Dolayısıyla elde ettiğimiz bu huzurun, bu barışın, bu kardeşliğin kaçmasına, bozulmasına izin vermeyin” ifadelerini kullandı.
“İşçilerimizin ücretlerinde yüzde 85 oranında artış sağladık”
Yeni toplu iş sözleşmesinin içeriğini de açıklayan Başkan Gültak, “İmzaladığımız protokol ile belediyemizde çalışan bekar bir işçinin maaşı 27 bin 140 liraya çıkarken, evli ve 2 çocuklu bir çalışanının maaşı ise ortalama 27 bin 600 liraya yükseldi. İşçilerimizin, 2023 yılı Aralık ayına göre aldıkları maaş dikkate alındığında, yeni toplu sözleşme sayesinde işçi ücretlerinde yüzde 85 oranında bir artış yapılmış oldu” şeklinde konuştu.
“Özlük haklarında da ciddi iyileştirmeler yaptık”
Başkan Gültak, 1 Mart 2024 tarihinden geçerli olan toplu iş sözleşmesi ile tüm özlük haklarında da yüzde 100 oranında artışlar sağladıklarını belirterek, şöyle konuştu; “Protokolümüz kapsamında daha önce 41 lira olan günlük yemek ücretine, yüzde 143 bir artış yapılarak 100 liraya yükseltildi. Sosyal yardım paketi her ay için 400 TL, yine yakacak yardımı her ay 500 TL’ye çıkarılırken, çocuk başına 49 lira olan yardım 100 liraya yükseldi. Yeni sözleşme kapsamında işçilerimize aylık 3’er yevmiyeden yıllık 36 yevmiye vermiş olacağız.”
“Özlük hakları da yükseltilerek korundu”
Başkan Gültak, sözleşme ile ‘çocuk yardımı, şoför primi, koku tazminatı, sorumluluk zammı, Ramazan Bayramından önce bin TL, Kurban bayramından önce bin TL bayram ikramiyesi’ gibi özlük haklarının daha da iyileştirilip korunduğunu kaydetti, özlük haklarındaki bu kalemlerin maaş artışına dahil olmadığına dikkati çekti. Başkan Gültak; “Personelimizin okuyan çocuklarına da sayı sınırı olmaksızın öğrenim yardımıyla birlikte askerlik, evlilik ve sünnet yardımı da vereceğiz. Gece çalışan personelimize ayrıca yüzde 10 fark ödenecek. İşçilerimizin ücretlerine yapılan bu artışlarla, şu anda Mersin Büyükşehir Belediyesi de dahil, diğer ilçe belediyeleri arasında işçisine en yüksek maaşı veren belediye olduğumuzu vurgulamak isterim” dedi..
Başkan Gültak; 2025 ve 2026 yılları içinde asgari ücret artış oranında işçilerin maaş ve özlük haklarına yine artış yapılacağını; ayrıca temmuz ayında hükümetin asgari ücrette yapacağı olası artış halinde, yine asgari ücret artışına paralel olarak işçi ücretlerinde aynı miktarda artış yapacaklarını ifade etti.
“İmkansızı mümkün kıldık”
Sözlerini; “Emeğin ve emekçinin yanında olan bir yönetim ilkesiyle, elimizdeki tüm imkanları personelimiz lehine kullanmaya devam edeceğiz” şeklinde sürdüren Başkan Gültak, “Tüm ağır koşullara, borç yükü ve diğer ilçe belediyelere nazaran düşük gelirimize rağmen imkansızı mümkün kıldık. Toplu iş sözleşmemizin tüm personelimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Toplu iş sözleşmesini yürüten ve bugünlere getiren mesai arkadaşlarıma ve sendika temsilcilerine de şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Akdeniz Belediyesinde çalışan toplam 808 işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi, belediye işçilerinin yoğun alkış ve tezahüratları altında imzalandı. – MERSİN
]]>Gaziantep AB Bilgi Merkezi organizasyonunda düzenlenen “Kültür & Sanatta Kadın ve Sivil Toplumun Gücü” etkinliğinde Oyuncu Ceyda Düvenci ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat’ın kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine keyifli söyleşisi ardından Devlet Opera & Balesi Caz ve Müzikal Sanatçısı Zeynep Burcu Altınel’in canlı performansı alkışlar eşliğinde takip edildi.
GTO konferans salonunda gerçekleşen ve 400’den fazla kişinin katıldığı etkinlikte salon tamamen doldu. GTO üyelerinin yoğun ilgisine sahne olan etkinlikte konuşarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünya üzerindeki her şey kadının eseridir” sözüne vurgu yapan GTO Başkanı Tuncay Yıldırım, “Kadının kendi varlığı başlı başına bir sanat eseri oluşturulmasından gelen üretkenliği, hassasiyeti, estetiği, düşünme biçimi kadını hem bir sanat eseri hem yaşamın en üretken sanatçısı hem de sanat eserlerinin en büyük ilham kaynağı yapıyor” dedi.
“Cinsiyet ayrımcılığı için gerekçe olamaz”
Konuşmasının devamında kadın ve erkeğin genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikler bakımından farklı olduğunu söyleyen fakat bunun aile, istihdam, ekonomi, hukuk, eğitim, politika, sanat ve yaşamın hiçbir anında cinsiyet ayrımcılığı yapılması için bir gerekçe olamayacağını vurgulayan Yıldırım, “Öyle güzel bir şekilde var olmuşuz ki birbirimizi tamamlar, dengeler nitelikteyiz. İşte bu dengeye, bu tamamlayıcılığa odaklanmalıyız Yani biyolojik cinsiyet özelliklerimizdeki eşitsizliği toplumsal cinsiyet noktasında fırsata çevirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
“İşe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız”
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda herkesin bireysel sorumlulukları olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sadece bir kadın meselesi olmadığını belirten Başkan Yıldırım, “Şikayet ettiğimiz durumlar için bir şey yapmamız, adım atmamız gerek. Cinsiyet eşitliğinin konuşulduğu, kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin olmadığı, kadınların pozitif ayrımcılığa ihtiyaç duymadığı bir dünya istiyorsak işe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız. Yani çocuklarımızı yetiştirme şeklimizi gözden geçirmeliyiz. İnanıyorum ki; biyolojik farklılıkları, toplumsal eşitsizlik haline getirmeyecek bir yetiştirme tarzını benimsemek en azından gelecek nesillerde bu sorunun çözümünü destekleyecektir” diye ekledi.
Yıldırım’ın konuşması ardından toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat, her alanda olduğu gibi sivil toplumda ve iş hayatında kadının varlığının önemine dikkat çekti.
İçinde bulunduğu tüm STK’lar ve şirketlerde kadın çalışan sayısının yüzde 50 üzerinde olduğunun altını çizen Fırat, “Kadının iş gücündeki varlığına göz yuman şirketler ilerleyen süreçte yaptırıma dahi maruz kalabilir” dedi.
Kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine gerçekleşen söyleşide Oyuncu Ceyda Düvenci ise manevi ve fiziksel şiddete dikkat çekerek, “Hayatınızda hiç kimsenin size manevi ya da bedensel şiddet uygulamasına izin vermeyin. Hiç kimse size kelimeleriyle de bedeniyle de zarar veremez. Önce cümlelerimizi, sonra sinirimizi kustuğumuz kelimelerimizi, sonra da gerçek sevginin içinde herhangi bir şiddet olmadığını önce kendimize sonra evlatlarımıza hatırlatırsak bir sene sonra bile farklı şeyler konuşuyor olacağız” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Üreten Kadınlar Yarışması Ödül Töreni, Şişli’de bir otelde saat 15.00’de gerçekleşti. Törene, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, İstanbul Valisi Davut Gül, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan ile birlikte çok sayıda kadın girişimci ve davetli katıldı. Program, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın mesajlarının salondaki davetlilere okunmasıyla başladı. Daha sonra kürsüye çıkan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasında olduklarını belirterek, bu anlamda finansal okuryazarlığın önemine dikkat çekti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ise, kadın iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedeflediklerini belirterek, Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına inandığını ifade etti.
“Kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasındayız”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuşmasına, “Türkiye ekonomisinin potansiyelini gerçekleştirmesinin tek yolu kadınlarımızın çok daha aktif bir şekilde hem iş hayatında girişimci ve çalışan olarak bulunmalarına bağlıdır. Az önce Sayın Cumhurbaşkanımızın mesajında; kadınların işgücüne katılım oranının son 20 yılda yüzde 20’den yüzde 36’ya çıktığı ifade edildi. Çok değerli, anlamlı bir ilerleme ama yeterli değil. OECD ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranı ortalama yüzde 66. Eğer Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ortalamalarına ulaşırsa Türkiye’nin milli geliri 20 puan yani yüzde 20 daha yüksek olur. Dolayısıyla kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasındayız” ifadeleriyle başladı.
“Finansal okuryazarlık arttıkça, kadınlarımızın ekonomik özgürlüğe ulaşma yolunda ilerleme sağlaması mümkündür”
Bakan Şimşek kadınların iş gücüne katılımında finansal okuryazarlığın önemine değinerek, “Kamu bankalarımız, KOSGEB ve TÜBİTAK kadın girişimcilerimizin yanında. KOSGEB yeni kadın girişimcilere 200 bin lira, mevcut kadın girişimcilere ise 300 bin liraya kadar kredi sunuyor. Halkbank ise 220 bin kadına 60 milyar liraya yakın bir kredi imkanı sunmuş. Bu gerçekten çok önemli. Kadınları istihdam eden işletmelerin 24 ile 54 ay arasında SGK primlerini Hazine olarak karşılıyoruz. Kadın çalışanlarına kreş ve gündüz bakımevi hizmeti çok önemli. Eğer bir işveren kendi çalışanlarına kreş hizmeti sunarsa oradan elde ettiği geliri, vergiden indirme imkanı sağlıyoruz. Kadınlarımızın finansal okuryazarlığı da çok değerli. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile SPK (Sermaye Piyasaları Kurumu) çok güzel bir çalışma başlattı. 800 bine yakın kadına finansal okuryazarlık eğitimi vermek üzere bir iş birliği başlattılar. Finansal okuryazarlık arttıkça, kadınlarımızın ekonomik özgürlüğe ulaşma yolunda ilerleme sağlaması mümkündür” şeklinde konuştu.
“Kadın iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz”
Kadınların iş gücüne katılım oranlarını artırmak için birçok proje gerçekleştirdiklerini söyleyen Mahinur Özdemir Göktaş da, “Hayatın her alanında üretkenliği ve duyarlılığı temsil eden kadınlar, sağlıklı ve güçlü bir toplumun teminatıdır. Eğitimden sağlığa, çalışma hayatından siyasete, teknolojiden bilişime ellerinin değdiği her alanı bereketlendiren kadınlar Türkiye Yüzyılı’nın da mimarları olacaktır. Bu anlamda, kadının toplumdaki yerini güçlendirmek, kadın-erkek eşitliğini sağlamak en asli vazifemizdir. Bu kapsamda, son 22 yılda, kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi ve refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik. Kalkınma planıyla 2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz. Bu hedefimiz doğrultusunda kadınlara yeni iş imkanları sağlamaya ve özellikle kadın girişimciliğini desteklemeye devam ediyoruz” dedi.
“Kadınların değişen işgücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız”
Bakanlık olarak kadınların çalışma hayatına aktif olarak katılabilmeleri için yapılan çalışmalardan bahseden Göktaş, “Bu kapsamda, kadınların iş ve ev arasında tercih yapmak zorunda kalmamaları için 0-3 yaş grubunu kapsayacak şekilde mahalle tipi kreş modelinin yaygınlaştırılmasını önemsiyoruz. Çünkü, bugün girişimci kadınlar, istihdam hazırlama potansiyelleriyle sadece kendi hayatlarını değil, aynı zamanda çevrelerini ve toplumu da olumlu yönde etkiliyor. Bu nedenle, ülkemizde sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için kadın girişimci sayısını artırmak büyük bir önem arz ediyor. Kadının güçlü bir birey olarak toplumda var olabilmesi, ancak ve ancak kadın-erkek eşitliği sağlanmış bir çalışma hayatıyla mümkündür. “Finansal Okuryazarlık ve Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Seminerleri” ile kadınların ekonomik destekler, teşvikler ve başvuru mekanizmalarına daha kolay ulaşmalarına imkan sağlıyoruz. Bu seminerlere 2018 yılında başladık ve bugüne kadar 751 bin kadına destek olduk. “Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi” ile kadınların ekonomik ve sosyal hayata daha etkin katılımlarını teşvik ediyoruz. “Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi” ile ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda yer alan 18-29 yaş arasındaki genç kadınların iş, staj ve eğitime ulaşmalarına destek oluyoruz. Mühendis olmak isteyen kız öğrencileri desteklemek ve mesleğin önde gelen isimleri haline gelmelerini sağlamak amacıyla “Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi”ni yürütüyoruz. Çok yakın bir zamanda uygulamaya koyacağımız “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” ile de kadınların değişen işgücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız” diye konuştu.
“Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına inanıyoruz”
Kadının toplumdaki yerinin önemine dikkat çeken Bakan Göktaş, “Kadın aile ve toplumun temel direğidir. Kadınlar, toplumu ilmek ilmek işleyen birer sanatkar. Tarihimizin her döneminde bizlere ışık tutan, yol gösteren öncü kadınlar olmuştur. Kadının içinde olmadığı, yer bulmadığı hiçbir ekonomik, kültürel ve siyasal hareket başarıya ulaşamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi “Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına” yürekten inanıyoruz. Bu inançla kadınlara destek olmaya devam edeceğiz. Girişimci kadınların üretime daha aktif katılmalarını sağlayacağız” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.
Konuşmalardan sonra “Üreten Kadınlar Yarışmasının” kazananlarına ödülleri takdim edildi. Ödül töreninin ardından program sona erdi. – İSTANBUL
]]>Bakan Şimşek, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması’nın İstanbul’da gerçekleştirilen ödül töreninde yaptığı konuşmada, ödül alan kadınları tebrik etti.
Kadınların ekonomiye katılımının önemine işaret eden Şimşek, “Türkiye ekonomisinin potansiyelini gerçekleştirmesinin tek yolu kadınlarımızın çok daha aktif bir şekilde hem iş hayatında girişimci olarak hem de çalışan olarak bulunmalarına bağlı.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın törene gönderdiği mesajında bahsettiği kadınların iş hayatına katılımının son 20 yıldaki artışına değinen Şimşek, bu oranın yüzde 20’lerden yüzde 36’ya çıkmasının çok değerli ve anlamlı olduğunu ancak yeterli olmadığını söyledi.
Şimşek, OECD ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranının ortalama yüzde 66 olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçen bir çalışmaya baktık. Eğer Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ortalamalarına ulaşırsa, yani yüzde 66’ya çıkarsa, Türkiye’nin milli geliri yüzde 20 daha yüksek olur. Geçen sene Türkiye’nin milli geliri 1,1 trilyon doları aştı. Dolayısıyla yüzde 20 daha büyük ekonomi şu demek: İlave 210 milyar dolar gayrisafi yurt içi hasıla demek. Dolayısıyla kadınların iş gücüne ve iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasındayız. O nedenle Halkbank Genel Müdürümüzü (Osman Arslan), onun nezdinde bütün Halkbank ailesini tebrik ediyorum.”
“Türkiye kadınların iş gücüne katılım oranının yüzde 70’lere ulaştığı dönemi görecek”
Bakan Şimşek, burada en önemli ve belirleyici konunun eğitim seviyesi olduğunu, yaptıkları analize göre yüksek öğretim mezunu kadınlar arasında iş gücüne katılım oranının yüzde 70’lere yükseldiğini, OECD ortalaması olan yüzde 66’yı geçtiğini söyledi.
Şimşek, “Dolayısıyla eğitime erişim, onun önceliklendirilmesi zaten hükümetimizin gerçekten çok önemsediği bir konu. Önümüzdeki dönemde inşallah Türkiye, kadının iş gücüne katılım oranının yüzde 70’lere ulaştığı dönemi görecek ve onların sayesinde Türkiye’nin ekonomisi çok daha güçlü, çok daha büyük olacak ve Türkiye potansiyelini gerçekleştirmiş olacak.” şeklinde konuştu.
Bu noktada bir miktar pozitif ayrımcılık gerektiğini dile getiren Şimşek, şu açıklamalarda bulundu:
“Nitekim kamu bankalarımız, KOSGEB ve TÜBİTAK gibi birçok kuruluşumuz kadın girişimcilerimizin yanında. KOSGEB yeni kadın girişimcilere 200 bin lira, mevcut kadın girişimcilere de 300 bin lira sübvansiyonlu kredi sunuyor. Halkbank az önce zaten çok kapsamlı programından bahsetti. Yani düşünebiliyor musunuz? 220 bin kadın girişimcimize yaklaşık neredeyse 60 milyar liraya yakın bir kredi imkanı sunmuş. Bu çok önemli gerçekten. Çünkü Halkbank bu konuda çok öncü. Belki daha fazla da yapmak gerekiyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak bankamızın ilave bir desteğe ihtiyacı olursa memnuniyetle destekleriz.”
“Kadınlarımızın iş ve çalışma hayatında bulunmalarını destekliyor, teşvik ediyoruz”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, kadınları iş gücüne katılımını teşvik etmek gerektiğini belirterek, kadın istihdam eden işletmelere 24-54 ay arasında SGK prim desteği sunduklarını söyledi.
Kadınların iş ve çalışma hayatına daha güçlü bir şekilde katılması için kreş ve gündüz bakım evi hizmetinin çok önemli olduğunu dile getiren Şimşek, “Eğer bir işveren kendi çalışanlarına kreş hizmeti sunarsa oradan elde ettiği geliri vergiden düşürme imkanı sağlıyoruz. Dolayısıyla gerçekten burada gerek Kredi Garanti Fonu’ndan destek gerekse diğer birtakım teşviklerle inşallah biz kadınlarımızın çok daha güçlü bir şekilde iş ve çalışma hayatında bulunmalarını destekliyoruz, teşvik ediyoruz.” diye konuştu.
Şimşek, kadınların finansal okuryazarlığının da çok önemli olduğunu kaydederek, bu konuda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 800 bin kadına finansal okuryazarlık eğitimi başlatmak üzere çalışma başlattığını, bu girişimi çok değerli bulduğunu anlattı.
Bakan Şimşek, finansal okuryazarlığı artan kadınların iş gücüne katılımının da artacağını ifade etti.
“Kadınlar iş hayatında daha çok rol alırlarsa küresel eşitsizliklerin azalmasına katkıda bulunurlar”
Bakan Şimşek, Halkbank’a bu alandaki destekleri nedeniyle teşekkür ederek, kadınların iş gücüne katımına yönelik teşviklerin öneminden bahsetti.
Geçen hafta Brezilya’nın Sao Paulo kentinde düzenlenen G20 Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları toplantısına katıldığını anımsatan Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ana konulardan bir tanesi küresel eşitsizliklerdi. Maalesef içinde yaşadığımız dünyada hem ülkeler içerisinde hem ülkeler arasında ciddi eşitsizlikler var. Şöyle bir rakam vereyim ben size; Dünyanın en zengin yüzde 10’u dünya servetinin yüzde 76’sına, küresel gelirin yüzde 52’sine sahip. Bir diğer boyutuyla bakalım; Küresel emisyonun da yüzde 48’inden sorumlu. Ama en alttaki, yani en yoksul yüzde 50’si, ise dünya servetinin sadece yüzde 2’sine, gelirin sadece yüzde 8’ine sahip. Emisyonun da yüzde 12’sine tekabül ediyor. Bunu niye söylüyorum? Kadınlar iş hayatında daha çok rol alırlarsa hem barışa vesile olurlar hem bu eşitsizliklerin azalmasına çok büyük katkıda bulunurlar. Onun için kadınların çok daha güçlü bir şekilde ekonomimize katkı vermesi sadece Türkiye açısından değil aslında dünyada daha adil bir sistem ve barış açısından da çok değerli.”
]]>Derneğin, İçişleri Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum kuruluşları işbirliğiyle başlattığı “Girişimcilik Yolu Dönüşüm: Kadın Girişimcilerle Yeniden Başla Projesi”nin tanıtım toplantısı, bir otelde yapıldı.
Toplantının açılışında konuşan ANGİKAD Başkanı Gözde Diker, derneğin, 2007 yılından beri iş dünyasında kadınların ekonomik, hukuksal ve sosyal haklarını güçlendirme, geliştirme, eşit fırsatlar yaratma yolunda önemli bir misyon üstlendiğini söyledi.
Söz konusu projeyle önceliklerinin, kadın girişimciliği, istihdamı ve eğitimini sağlamak olduğunu anlatan Diker, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu projede, deprem bölgesindeki girişimci kadınlarımızın yeni bir başlangıç yapmaları ve yeniden güçlenmeleri amacıyla yola çıktık. Bu yıl Hatay, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de kadın girişimcilere yönelik bir destek programı yürüteceğiz. Temel amacımız, kadınların sürdürülebilir işletmeler kurmasını teşvik etmek, bu bölgelerde kadın girişimciliğinin güçlendirilmesi ve kadın istihdamının artırılması. Bu doğrultuda kadınlarımıza iş kurma süreçlerine yönelik eğitim ve mentörlük hizmetleri vereceğiz, ayrıca iş ağlarını geliştirecek destekler sağlayacağız.”
Diker, projeyle yaratılan her yeni iş fırsatının, daha hızlı iyileşmeye katkı sağlayacağına inandığını aktararak, kadınları sosyal, ekonomik, kültürel ve politik alanlarda desteklemenin önemli olduğunu söyledi.
“Bölgedeki kadın gücü artacak”
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç da söz konusu projenin, deprem bölgesindeki kadınların hayata yeniden ve çok daha güçlü başlaması bakımından kıymetli olduğunu belirtti.
Deprem bölgesinde çok sayıda insanın işlerini ve iş yerlerini kaybettiğine işaret eden Ardıç, şu ifadeleri kullandı:
“Bölgedeki hayatın normale dönmesi için buradaki sanayi tesislerimizin hızla faaliyete geçmesi, üretim, ihracat yapmaya ve istihdam sağlamaya devam etmesi gerekiyor. Hatay, Osmaniye, Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş’taki yatırımcılarımız, depremden önce hem bölge kalkınmasına hem de ülke kalkınmasına çok değerli katkıda bulundular. Bu katkıların devam etmesi için ise bu tür projelere ihtiyacımız var. Oda olarak destek olmaktan mutluluk duyduğumuz ‘Yeniden Başla Projesi’ ile bölgedeki kadın direnci ve gücü çok daha artacak. Kadınlarımız, yeni iş fikirleriyle hayata tutunacak, ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak geleceğe daha emin adımlarla yürümek için güç toplayacak.”
“2018 yılından beri 1 milyona yakın kadınımıza ulaştık”
Ankara Valisi Vasip Şahin de 6 Şubat’ta yaşanan acıların dindirilmesi ve bölgede hayatın yeniden devam ettirilmesi için ciddi çalışmaların yürütüldüğünü bildirdi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Leman Yenigün de Bakanlık olarak kadınların ürettiği orijinal projeleri hayata geçirmek için gayret sarf ettiklerine işaret ederek, “Ülkelerin sürdürülebilir kalkınma ve büyüme süreçlerinde kadının büyük bir rol aldığının farkındayız. Güçlü bir Türkiye için kadınlarımızın çok yönlü bakış açısına ihtiyacımız var.” dedi.
Kadınların iş gücüne katılım oranının 2028 yılı sonuna kadar yüzde 40’a ulaşmasını hedeflediklerini aktaran Yenigün, “Uyguladığımız teşviklerle kadın istihdamı ve kadınların iş gücüne katılımı konusunda olumlu gelişmeler yaşandı. Biz de Bakanlık olarak çeşitli projelerle desteklerimizi sürdürüyoruz. 2018 yılından beri finansal okuryazarlık ve kadınların ekonomik güçlenmesi seminerleri ile 1 milyona yakın kadınımıza ulaştık.” değerlendirmesinde bulundu.
AHBAP Derneği Başkanı Haluk Levent de toplantıya çevrim içi katılım sağladı. Deprem bölgesindeki kadınların iş hayatına kazandırılmasının önemli olduğunu belirten Levent, ANGİKAD’ın yapacağı projelere destek vermeye hazır olduğunu söyledi.
Yıl içinde 30 kadın girişimciye ulaşılacak
Öte yandan, projeyle, Hatay, Osmaniye, Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş’ta yeni iş fikirlerini hayata geçirmek isteyen kadın girişimciler ile kadın istihdam oranı en az yüzde 50 olan erkek girişimcilerin işletmelerinin desteklenmesi hedefleniyor. Bu kapsamda, yıl içinde 30 kadın girişimciye sürdürülebilir bir işletme kurabilmesi için iş modeli, finans ve pazarlama gibi alanlarda eğitimler verilecek. Bunun yanı sıra mentörlük, işbirliği ve tanıtım desteği sağlanacak.
]]>10. OECD Hazır Giyim ve Ayakkabı Sektöründe Durum Tespiti Forumu 20-22 Şubat 2024 tarihleri arasında Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleşti. OECD üyesi olan ülkelerden, iş dünyasından, sivil toplum kuruluşlarından ve sendikalardan yoğun katılımın gerçekleştiği forumda, sektörün gündeminde işçi hakları ve örgütlenme konusunun öncelikler arasında olduğu gözlendi. Forum kapsamında Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay ve heyeti, ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Danışmanı ve Uluslararası Çalışma İşleri Özel Temsilcisi Kelly Fay Rodriguez ile görüşme gerçekleştirdi.
Forumu ve ABD Özel Temsilcisi ile görüşmesini değerlendiren Öz İplik İş Başkanı Ay, “OECD forumunda ve ABD Başkanı Özel Danışmanı Sayın Kelly Fay Rodriguez ile görüşmemizden çıkardığımız sonuç şudur: Tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe küresel görünüm değişmiştir. Bildiğiniz gibi AB, karbon ve işçi haklarına yönelik ihlalleri ticaretin asli unsuru haline getirmiştir. Almanya ülkeye ithalatta işçi haklarının korunmasını ve sendikaların varlığını yasa ile koruma altına almıştır. Şimdi de öğreniyoruz ki ABD küresel çapta işçi haklarını ekonomik politikasının merkezlerinden birine koymuştur” diye konuştu.
“Örgütlü, toplu pazarlık sistemi olmadan bu sektör ayakta kalamaz”
Ay, küresel ekonomiye hakim ülkelerin emek hareketini politikalarının merkezine koyduğunu belirterek, “Yüz yıl önce çözülmüş meselelerin, kimi işverenlerce anayasayı ihlal ederek dahi uygulamada tutulması, buna göz yumulmasının zararı her düzeyde yaşanmaktadır. Ekonomide, imalatta bu ülke var olacaksa örgütlenme tek yol. İşçiyi yok sayarak dünyada gidebileceğiniz bir yer kalmadı. Emeğin hakkını yok sayarak, baskılayarak, gidilecek yer hiçbir zaman olmamıştır, şimdi de yoktur ve gelecekte de olmayacaktır. Örgütlü, toplu pazarlık sistemi olmadan bu sektör ayakta kalamaz” ifadelerine yer verdi.
Öz İplik İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Muzaffer Birdoğan ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri Fulya Pınar Özcan, Industriall Küresel Sendikası Genel Sekreteri Atle Hoie ile Industriall Küresel Sendika ve üye sendika temsilcileri de bulunduğu görüşmede; ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Danışmanı ve Uluslararası Çalışma İşleri Özel Temsilcisi Kelly Fay Rodriguez, ABD hükümetinin küresel çaptaki işçi hakları ve çalışma koşullarına yönelik politikaları hakkında bilgi verdi. Birdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Danışmanı ve Uluslararası Çalışma İşleri Özel Temsilcisi Kelly Fay Rodriguez, görüşmemizde Amerika Birleşik Devletleri’nde 16 Kasım 2023 tarihinde ABD Başkanı Joe Biden tarafından bir memorandumun imzalandığını bildirmiştir. Söz konusu ABD Başkanlık Memorandumu, ABD’nin sektörlerinin ve ekonomisinin korunması, etkinliğinin devamı ve güçlendirilmesi için ABD’nin ilgili kuruluşlarına uluslararası alanda işçi hakları, örgütlenme, çalışma koşullarına yönelik işbirlikleri yapma görevi vermektedir.”
Danışman Rodriguez’in, politikalarının sürdürülebilir ekonomik büyüme, kapsayıcı uluslararası kalkınma, insan hakları, demokratik esneklik, adil rekabetin çalışmalarının ana odaklarından olduğunu ifade ettiğini söyleyen Birdoğan, “Rodriguez, ABD’nin ilgili kurumlarının demokratik yollarla seçilmiş sendika liderleri, işçiler, işçi hakları savunucuları ve diğer emek savunucuları başta olmak üzere emek kesimi paydaşlarıyla düzenli ve sağlam görüş ve çalışma mekanizmaları kurulacağı mesajını vermiştir” açıklamasında bulundu. – ANKARA
]]>Tasarımcılar, tanıtım afişleri gibi görsel ürünleri istedikleri gibi hazırlamak için yapay zeka destekli uygulamalardan faydalanabiliyorlar. Bir sanatçı, kısa sürede bir şarkı üretebilirken, avukatlık uygulamaları dava dosyalarını anında çözebiliyor. Bu uygulamalar sadece belirli alanlarla sınırlı kalmıyor; sağlık, eğitim, finans, ticaret, ulaşım ve lojistik gibi çeşitli sektörlerde de yaygın olarak kullanılıyorlar.
Akıllı telefonlardaki sesli asistanlar, otonom sürüş sistemleri, akıllı yollar ve araç içi uygulamalar, çevrim içi alışveriş sitelerindeki algoritmalar ve tıbbi görüntüleme alanında kullanılan manyetik rezonans (MR) veya röntgen gibi görüntü analizleri de yapay zeka ile gerçekleştiriliyor.

“Artık birincil kullanıcıya doğru ilerleyen bir yapı söz konusu”
Yapay zekanın geleceği hakkında AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Marmara Üniversitesi (MÜ) İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, makine öğrenmesi, derin öğrenme ve dil işleme modellerinin bileşkesinden oluşan yapay zeka sisteminin, Türkiye’de ve dünyada giderek yaygın bir hal almaya başladığını söyledi.
Yapay zekanın Türkiye açısından son derece önemli bir noktaya doğru evrilmeye başladığını belirten Prof. Kırık,Birçok iş koluna, alana yayılmaya başladığını ifade edebiliriz. Başta medya ve eğitimde yapay zekanın çok ciddi manada kullanıldığını görüyoruz. Gerek uygulamalar aracılığıyla gerekse de yapay zeka sohbet robotları aracılığıyla artık birincil kullanıcıya doğru ilerleyen bir yapı söz konusu.dedi.
Kullanıcıların son dönemde çok daha kolay şekilde yapay zeka destekli uygulamalara ulaşma imkanına eriştiğine işaret eden Kırık, bu uygulamaların eğitim alanında başvurulan temel kaynak haline geldiğine değindi.
Prof. Dr. Kırık, bu sistemlerden alınan bilgilerin teyit ve mukayeseye muhtaç olduğuna, bu tarz bilgilerin kullanıcıların yanlış yönlendirilmesine sebebiyet verebileceğine dikkati çekerek, öğrencilerin ödevlerini ve tezlerini yapay zeka uygulamaları üzerinden hazırlayabildiklerini dile getirdi.
Buradan alınan bilgilerin kıyas yapılmadan ve mukayese edilmeden bilimsel kaynaklara eklenmesi, referans gösterilmeksizin çalışmalarda kullanılmasının ciddi problemlere mahal verebildiğinin altını çizen Kırık,
Çünkü yapay zeka her zaman doğru cevabı verecek diye bir kaide yok. Unutmamamız gereken en temel nokta, var olan parametrelerin, verilerin, girdilerin sisteme eklemlenmesi ve daha sonra sorulan sorular üzerine bunların analizi esasına dayanarak cevapların sunulması söz konusu oluyor. İşte burada yanıltıcı bilginin sunulması, ciddi problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verebiliyor.diye konuştu.

Yapay zeka işsizlik ve istihdam sorununa yol açar mı
Prof. Dr. Kırık, İngiltere’de yapılan bir araştırmada, doktorların teşhis koyamadığı bir hastaya yapay zeka aracılığıyla teşhis koyulduğunu aktararak, Rusya’da yapılan bir çalışmada ise bu ülke menşeili bir yapay zeka sohbet robotunun tıpta yeterlilik sınavından yüzde 83’lük dereceyle geçtiğini, bu nedenle tıp dünyasında yapay zekanın faydalı olup olmayacağı konusunda farkı görüşlerin olduğunu söyledi.
Medya ve eğlence sektöründe de yapay zekanın kullanıldığını, uygulamalar aracılığıyla müzik bestelendiğini ve senaryo hazırlandığını aktaran Kırık, şöyle devam etti:
Bu durum bir işsizlik ve istihdam sorununu beraberinde getirebilir. Çünkü belki birçok insanın yapacağı işi sadece tek bir yapay zeka uygulaması üzerinden gerçekleştirmesinin söz konusu olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Telif davalarının artık medya aracılığıyla açılmaya başladığını da görüyoruz. Özellikle dünyanın en büyük yayın kuruluşları, yapay zeka sohbet robotlarına ciddi telif davaları açmaya başladılar. İzinsiz kullanmaları sebebiyle bu makalelerin tespiti söz konusu oldu.
Bundan sonraki süreçte, burada medya aracılığıyla var olan bilgilerin, içeriklerin yayılması söz konusu olduğu için ilgili yapay zeka sohbet robotlarına telif davaları açılmaya başlandı. Bu da gelecekte hukuki sorunlarla karşı karşıya kalmamızı sebebiyet verebilir. Avrupa Birliği (AB) Parlamentosu bu alanda çalışmalarını sıklaştırmıştı. 2025 yılından itibaren yürürlüğe girecek yapay zeka yasasını çıkarttı. Belki önümüzdeki günlerde Türkiye açısından da bu tarz yasaların çıkması kuvvetle muhtemel olabilir.
Prof. Ali Murat Kırık, yapay zekayı bir bebeğe benzeterek, gelecek yıllarda yapay zekanın büyüyeceğini, gelişeceğini ve yetişkin bir insanın sahip olduğu bütün özellikleri kendi bünyesine dahil edebileceğini anlattı.

Türkiye’de yapay zekaya yatırımlar hızla artıyor
Türkiye’nin yapay zeka konusunda geri kalır bir ülke olmadığına işaret eden Kırık, gerek devlet kurumları aracılığıyla gerekse de özel sektör girişimleriyle yapay zekaya olan yatırımların giderek artmaya başladığını, bu konuda Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) başı çektiğini ifade etti.
Prof. Dr. Kırık, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) gelecekte somut adımlar atabileceğini, yeni yapay zeka programlarının, lisans ve lisans üstü programların açılacağını, bütün eğitim programlarına yapay zekanın entegre edilip buna uygun bir eğitim sisteminin yer alacağını dile getirdi.
Türkiye’deki yapay zeka sohbet robotlarına dair çalışmaların da tüm hızıyla devam ettiğini belirten Kırık, şunları kaydetti:
ASELSAN ile HAVELSAN’ın bu alanda çalışmalarına şahit oluyoruz. Bununla birlikte özel sektörde Baykar’ın yerli ve milli sohbet robotunu geliştirmesi, bunu yaygınlaştıracak olmasının da ciddi bir avantaj olarak karşımıza çıkacağını ifade edebiliriz. Bunun sebebi şudur: Yerli ve milli teknolojilerin olması, doğru bilgiye ulaşabilme konusunda ciddi bir avantaj sağlayabilir.
Çünkü bildiğiniz üzere dezenformasyon, çağımızın en büyük sorunlarından bir tanesi. Bazen bu tarz sohbet robotlarının yanlı ve taraflı cevaplar verebildiğini görüyoruz, bilgi saklayabildiğine de şahit oluyoruz. Geçmişte nasıl arama motorlarını kullanıyorsak, bugün de yapay zeka sohbet robotlarını kullanmaya başlayacağız.
Orada en azından kıyas ve mukayese yapabilme şansımız söz konusuyken artık sadece soruları oraya sorarak cevapları oradan almaya başlayacağız.
O yüzden yerli ve milli yapay zeka sohbet robotlarının, uygulamalarının gelişim göstermesi oldukça önemlidir. Türkiye’de tabii ki TÜBİTAK’ın başını çektiği ve Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi’nin de bu alanda yapacağı çalışmalar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın aynı şekilde geliştirdiği yapay zeka zirvelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
]]>Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Girişimci İş Kadınları Derneği (ANGİKAD) tarafından gerçekleştirilen ve İçişleri Bakanlığı tarafından desteklenen ‘Girişimcilik Yolu Dönüşüm: Kadın Girişimcilerle Yeniden Başla’ projesinin açılış lansmanına katıldı. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinden etkilenen Hatay, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de kadın girişimciliğinin desteklenmesinin amaçlandığı ve iş birlikçi kurumların tanıtıldığı program çerçevesinde Ardıç, kadınların istihdamdaki önemine dikkati çekti.
“Sivil toplumun son yıllarda ülkemizin ekosistemine kattığı artı değerler, gurur verici”
Ardıç, burada yaptığı konuşmasında, bir ülkenin sosyoekonomik gelişmesinin en tamamlayıcı unsurlarından birinin de sivil toplum örgütleri olduğuna dikkat çekerek, “Yasama, yürütme yargı erki ve medyadan sonra beşinci güç olarak geleceğimizi şekillendiren hatta kamu ve özel sektörün yanında ‘üçüncü sektör’ olarak tarif edilen sivil toplumun son yıllarda ülkemizin ekosistemine kattığı artı değerler, gurur verici” dedi.
“Proje, deprem bölgesindeki kadınların hayata yeniden başlamalarını sağlayacağı için çok daha özel”
Sivil toplum örgütlerinin yürütmüş olduğu projelerin çok değerli olduğunu vurgulayan Ardıç, “Bugün bizleri bir araya getiren ‘Girişimcilik Yolu Dönüşüm; Kadın Girişimcilerle Yeniden Başla Projesi’, deprem bölgesindeki kadınlarımızın hayata yeniden ve çok daha güçlü başlamalarını sağlayacağı için çok daha özel, çok daha kıymetli. Artık hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’nin deprem kuşağında olması gerçeğini hiçbirimiz değiştiremeyiz. Ancak hem önlem almak hem de yaraları sarmak konusunda yeterli çabayı gösterebiliriz. Her zaman dediğim gibi, ders ve önlem alırsak, depreme gücümüz yeter. 6 Şubat depremlerinde kaybettiğimiz canlarımızı hiç unutmadık ve unutmayacağız” ifadelerine yer verdi.
“Depremde işlerini kaybetmiş kadınlarımız için yapacağımız çok şey var”
Deprem bölgesinde çok sayıda insanın işlerini ve iş yerlerini kaybettiğini hatırlatan Ardıç, bunların arasında çok sayıda kadın girişimcinin de bulunduğunu dile getirdi. Kadınların normal şartlarda bile hem fırsat eşitliğine hem de desteğe ihtiyaçları olduğunu aktaran Ardıç, “Bu bağlamda; depremin acılarını ve sonrasındaki sorunları en derinden yaşayan ve iş yerlerini kaybetmiş kadınlarımız için hepimizin yapacağı çok şey var, olmalı” diye konuştu.
“Yeniden Başla Projesi ile bölgedeki kadın direnci ve gücü çok daha artacak”
ASO yönetiminin ve üyelerinin bölgeye olan hassasiyetlerinin aynı duyarlılıkla devam ettiğini söyleyen Ardıç, Hatay, Osmaniye, Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş’taki yatırımcıların, depremden önce hem bölge kalkınmasına hem de ülke kalkınmasına çok değerli katkılarda bulunduklarını ifade etti. Ardıç, bu katkıların devam etmesi için bu tür projelerin oluşturulmasının önemli olduğunu ifade ederek, “Bizim de Ankara Sanayi Odası olarak destek olmaktan mutluluk duyduğumuz Yeniden Başla Projesi ile bölgedeki kadın direnci ve gücü çok daha artacak. Kadınlarımız yeni iş fikirleriyle hayata tutunacak, ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak, geleceğe daha emin adımlarla yürümek için güç toplayacaklar. Evet, bölgede yaşananlar kolay değil ama ne zaman umudumuzu kaybedersek, işte o zaman düşeriz. Bu umudu yeşertmek hepimizin görevi olmalı. Kalanların sağlıcakla kalması, dimdik durabilmesi, umutla yolunu seçmesi ve yürümesi için bu tür girişimlere ve projelere her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. O zaman dayanışma ruhunu hep diri tutarak, böyle anlamlı projelere destek vereceğiz, kendi özgün projelerimizi hayata geçireceğiz ve deprem bölgesinde hayatın yanında durmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.
Programa, ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın yanı sıra Ankara Valisi Vasip Şahin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Leman Şahin, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Türköz, ANGİKAD Başkanı Gözde Diker ve sektör temsilcileri katılım sağladı. – ANKARA
]]>AA muhabirinin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) “Depremden Etkilenen Küçük İşletmelerin Desteklenmesi Hibe Programı” çerçevesinde İsveç’ten sağlanan fonla destek sağladığı depremzede kadın girişimcileri ele alındığı dosya haberin ilk bölümünde, Adıyaman’daki kostüm ve çeyizlik imalatçısı ile kafe işletmecisi kadınlarla röportaj yapıldı.
UNDP, program kapsamında, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerdeki küçük işletmelere sağladığı toplam 10 milyon dolarlık hibeyle, bu işletmelerin yeniden faaliyete başlayabilmesini hedefliyor. Program kapsamında, bugüne kadar 4 bin 616 küçük işletme desteklendi. Bu işletmelerin büyük bölümünü de kadın girişimciler oluşturdu.
“Yeniden üretime başladık”
Bu kapsamda desteklenen kadınlardan birisi olan Nurten Yıldırım, Adıyaman’da depremin ardından kurulan Balıkesir Çarşısı’nda yöresel kıyafet dikiyor ve özellikle çocuklara yönelik çeşitli kostümlerin satışını yapıyor. Yıldırım, Pamuk Prenses, Örümcek Adam ve Robin Hood gibi karakterlerin kostümlerini de hazırlıyor.
Yıldırım, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, çocuklar için kostüm hazırlamanın kendisini mutlu ettiğini ve amacının çocukların hayallerini gerçekleştirmek olduğunu söyledi. Hazırladığı yöresel Türk kıyafetlerine yurt dışından talep olduğunu belirten Yıldırım, “Yurt dışında bulunan Türk okullarına, Almanya, Fransa, İsviçre’ye yöresel Türk kıyafetleri gönderiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Depremde hem ev hem de iş yerinin yıkıldığını anlatan Yıldırım, “Depremde 35 yılın emeği ve birikimi iş yerimiz, 30 saniyede yerle bir oldu. Yeni bir yerde üretime yeniden başladık. Bu süreçte bize destek olanlara teşekkür ediyoruz. Tek başına toparlanmamız çok zor ama güzel destekler sağlanıyor.” diye konuştu.
Yıldırım, kadınların kendisini geliştirmesinin önemli olduğuna işaret ederek, “Kadınlar kendini geliştirsin ki gelişmiş çocuklar yetiştirsin. Üretken bir anne, çocuğuna çok şey verebilir. Dünya değişiyor ve değişen dünyada çocuklar kendilerine yol gösterecek rehber istiyor.” dedi.
“Kadınların üretmesi çok kıymetli”
Seval Alagöz ise atölyesinde, geleneksel danteller, pike, nevresim, yastık, havlu ve seccade gibi çeyizlikler üretiyor.
Meslek lisesinde giyim teknolojisi bölümünde eğitim alan Alagöz, 15 yıl ara verdiği mesleğine, depremden 9 ay önce açtığı iş yeri ile geri döndü. Depremde iş yeri ağır hasar alan Alagöz, UNDP’den aldığı destekle yaklaşık 2 ay önce yeni işletme açtı ve üretmeye kaldığı yerden başladı.
Alagöz, “Anneannelerimizin, annelerimizin gelenekselleşen dantel ve nakışlarını güncelleyip çeyizlik hazırlıyoruz. Aslında sandıkları yeniliyoruz. Çeyiz güzel bir gelenek, eskilerde kalmasın istiyoruz.” diye konuştu.
Kadınların çalışması ve üretmesinin çok kıymetli olduğunu belirten Alagöz, kadının elinin değdiği her şeyin yeniden hayat bulduğunu dile getirdi.
Açtığı kafeyi enkazdan çıkardığı eşyalarla süsledi
Kadın girişimci Nihat Pulat da Balıkesir Çarşısı’nda deprem enkazından çıkarıp onardığı eşyalarla kafe açtı.
Depremden önce küçük bir kafe işlettiğini ancak asrın felaketiyle tüm emeklerinin yok olduğunu belirten Pulat, hayata sıfırdan başlayarak üretime kaldığı yerden devam ettiğini söyledi.
Pulat, depremle birlikte hayatının nasıl değiştiğini şu sözlerle anlattı:
“Depremden önceki işletmemizde el yapımı reçeller, kahvaltılıklar hazırlıyorduk. Sıcak, samimi bir aile ortamımız vardı. İşimizi zor imkanlarla kurmuştuk ama çok sevildi, büyüdü. Ta ki 6 Şubat’a kadar. Depremde kaldığımız ev yıkıldı. Ayağım kırık şekilde evden çıktım. İlk gittiğim yer dükkanım oldu, çünkü orası benim için çok önemliydi. Depremin ardından Diyarbakır’a giderek tedavi oldum. Tedaviden sonra tekrar Adıyaman’a döndüm çünkü her şeyimi kaybetmiş olamazdım.”
Depremden birkaç ay sonra faaliyete başlayan dükkanında doğal meyve suları ve meyve kaseleri hazırladığını bildiren Pulat, hibe desteğinin kendisi için “can suyu” olduğunu söyledi. Pulat, “Kadınlar oturmasın, faaliyete geçsin. Biz deprem yeniden kalkıp bir şeyler yapabildiysek herkes yapabilir.” diye konuştu.
Pulat, Adıyaman’da bir şeyler üretmek isteyen ve buna imkan bulamayan diğer üreticiler için de bir atölye kurmak istediğini aktararak, bu konuda kendilerine yer tahsis edilmesi talebinde bulundu.
]]>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Onur Kahya, yapay zekanın gelecekte insan hayatına etkilerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Kahya, yapay zekanın insanın yapabildiği bir çok işi yapan bir algoritma olduğunu söyledi.
Yapay zekanın geleceği açısından farklı senaryolar üzerinde durulduğuna dikkati çeken Kahya, “Yapay zekayı nükleer bombaya benzetiyorum. Mesela atom bombası çok yıkıcı bir hasara neden oldu ama nükleer fizik çalışırken birçok şey öğrendik. Mesela MR gibi.” dedi.
Kahya, yapay zekanın, sağlık, eğitim, hukuk gibi bir çok alanda işleri kolaylaştıracağını belirterek, “Hukuk alanında hakim ve savcıların yükü hafifleyecek. Doktorların tanı koymasına asistanlık yapacak. Beyin tomografisinde hangi hücrelerin tümörlü ve tümörsüz olduğunun ayrımını yapabilecek.” diye konuştu.
“Bilim dünyası ‘Yapay zekanın gelişimini yavaşlatsak mı?’ sorusunu tartışıyor”
Yapay zekanın bu yapıcı etkisine rağmen yıkıcı etkileri de olacağının altını çizen Kahya, zararlı yönlerinin silah sektöründe yaşanabileceğini söyledi.
Kahya, yapay zekanın algoritma ve olasılıklar içerisinde davranış sergilediğine vurgu yaparak, “Bu olasılıklar içinde istemediğimiz sonuçlar da söz konusu olabilir.” ifadesini kullandı.
Yapay zeka konusunda yaşanabilecek sorunlara dikkati çeken Kahya, “Mesela yapay zeka gücü eline aldığında ‘Patates üretimini arttır.’ emri verildiğinde, elindeki gücü kullanarak belki dünyadaki her şeyi hatta insanlığı bile yok edip, her yeri patates tarlasına çevirebilir. Abartılı bir örnek ama burada olduğu gibi ‘İleride kendi kendine kararlar verebilir mi?’ Bu hala açık bir soru. Bilim dünyası ‘Yapay zekanın gelişimini yavaşlatsak mı?’ sorusunu tartışıyor artık. Bu korkuların gerçekçi olup olmadığını şimdiden kestirmek çok zor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Beklemediğimiz alanlarda işsizliğe sebep olacak”
Yapay zeka konusunda Türkiye’de yeni hamleler olduğunu aktaran Kahya, Milli Teknoloji Müdürlüğünün bu anlamda önemli bir misyon üstlendiğini ifade etti.
Prof. Dr. Kahya, üniversite seviyesinde, sadece bilgisayar mühendisliği için değil, her mühendislik dalı için yapay zeka okur yazarlığı dersi verilmesi, hatta bunun liselere ve orta okullara kadar yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.
Ülke olarak yapay zeka konusunda katedilmesi gereken çok uzun bir yol olduğuna işaret eden Kahya, “Milli Eğitim Bakanlığının yapay zeka uygulamaları alanında projeleri var. Yapay zeka konusunda eğitim verecek uzman kişiler yetiştirmeliyiz. Bilişim sektörü de bu eğitim çabalarına destek vermelidir.” diye konuştu.
Kahya, yakın gelecekte yapay zeka alanında öne çıkan ülkelerle geride kalan ülkeler arasında uçurumlar oluşacağını belirterek, “Yapay zeka gibi anahtar teknolojileri elinde bulunduran ülkelerin ürettiği ürünleri, gelişmemiş ülkeler satın dahi alamayacak.” dedi.
Yapay zekanın insanı işsiz bırakacağı yönündeki endişelere de değinen Kahya, “Yapay zeka birçok sektörü etkileyecek. Beklemediğimiz alanlarda işsizliğe sebep olacak gibi görünüyor. Yapay zeka ile ilgili gelecek 10 yılda vereceğimiz kararlar çok önemli. Çocuklarımızı ve geleceğimizi şekillendireceğimiz bir andayız o yüzden bu konuda devletin, akademinin ve özel sektörün el ele vermesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.
“Savunma ve ulaşım sektöründe insansız araçların kabiliyeti artacak”
İTÜ Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nazım Kemal Üre ise yapay zekanın bilişimin otomasyonu olarak tarif edilebileceğini belirtti.
Yapay zekanın farklı sektörlere büyük etkileri olacağını kaydeden Üre, “İş dünyasında insanların verimliliğini artıran birçok teknolojiyle karşılaşacağız. Özellikle savunma ve ulaşım sektöründe insansız araçların kabiliyeti çok artacak.” ifadelerine yer verdi.
Üre, yapay zeka konusunda Amerika ve Çin gibi ülkelerin başı çektiğini ifade ederek, Türkiye’de bu alanda son 3 yılda çok ciddi bir ivme yakalandığını ve büyük bir potansiyelin olduğunu kaydetti.
“Yapay zekanın olumlu ve olumsuz tarafları var”
Doç. Dr. Üre, yapay zeka ile yapılan işlerin kalitesinin daha üst seviyeye çıkacağını belirterek, “Her teknolojide olduğu gibi yapay zekanın da olumlu ve olumsuz tarafları var. Yakın vadede bir olumsuzluk çıkaracağına inanmıyorum ama uzun vadede olabilecekler için birçok araştırmacı ve devletler gerekli önlemlerin ne olması gerektiğini tartışıyor. Yapay zeka insanı işsiz bırakacak demektense, iş yapışımızda ciddi bir dönüşüm olacağından, insanların yeni öğrenmesi gereken bir sürü yetenekler olacak diyelim.” diye konuştu.
Bunu bilgisayar devrimine benzettiğini aktaran Üre, sözlerini şöyle sürdürdü:
“40 yıl önce bilgisayar kullanmayı bilmeseniz de iş bulma konusunda sorun yaşamazdınız. Ancak bugün bunu hayal dahi edemiyorsunuz. Veri analiz etmeyi, veri kullanarak bir şey yapmayı bilmiyorsanız bulacağınız iş sayısı çok azalacak. Bilgisayarlar çıkınca bazı insanlar işsiz kaldı. Bir jenerasyon sonra her şey yerine oturdu ve şuan bilgisayarlar sayesinde çok daha güzel bir dünyada yaşıyoruz. Yapay zekada da aynısı olacak. Bazı insanlar işsiz kalacak ama geçireceğimiz dönüşüm sayesinde daha güzel bir dünyada yaşayacağız.”
Üre, yapay zekada ileri seviyede olan ülkeler ile bu teknolojiye erişemeyen ülkeler arsında gelecekte önemli uçurumlar olacağına dikkati çekerek, “Şu an için kapanmayacak bir açık yok ancak kendinizi geliştirmezseniz ilerde bu alanda gelişen ülkelere muhtaç olabilirsiniz. ” dedi.
]]>Yarı iletken çip ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketlerindeki yükselişin devam etmesine karşın, hafta içinde açıklanacak ABD istihdam verileri öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığı görülüyor.
Analistler, ABD’de istihdama ilişkin açıklanacak verilerin, ülkenin iş gücünde yumuşamaya işaret etmesi durumunda, Fed’in faiz indirimlerine yılın ilk yarısında başlayabileceğine yönelik beklentilerin artabileceğini dile getirdi.
Fed Başkanı Jerome Powell’ın yarın Kongre’de yapacağı sunumun yatırımcıların odağında bulunduğunu anımsatan analistler, Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin de takip edildiğini belirtti.
Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, politika faiz oranı indirilmeden önce enflasyonun düşüşüne dair daha fazla güven kazanması gerektiğine işaret ederek, bu yıl iki çeyrek puanlık faiz indirimi beklediğini belirtti.
Para piyasalarında, Fed’in 20 Mart’ta gerçekleştireceği toplantıda faizi sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, bankanın ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 22 ve haziranda yüzde 65 ile fiyatlanıyor.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi 3 baz puan artışla günü yüzde 4,22 seviyesinden tamamlarken, şu sıralarda yüzde 4,21’de bulunuyor.
Altının ons fiyatı dün yüzde 1,6 artışla 2 bin 117 dolardan günü tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirirken, şu dakikalarda 2 bin 115 dolardan alıcı buluyor.
Yaklaşık son bir aydır 80-85 dolar aralığında dalgalı bir seyir izleyen Brent petrolün varil fiyatı, bugün yüzde 0,3 azalışla 82,4 dolardan işlem görüyor.
Kripto para piyasaları tarafında da Bitcoin’in fiyatı, spot Bitcoin borsa yatırım fonlarına (ETF) ilginin devam etmesiyle 68 bin doların üzerine çıkarak 8 Kasım 2021’de gördüğü 69 bin dolarlık zirvesine yaklaştı.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB), ABD firması Apple’a müzik uygulamalarının dağıtımında hakim konumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle 1,8 milyar avro para cezası verirken, şirketin hisse fiyatı günü yüzde 2,5 değer kaybıyla tamamladı.
Dün New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,41, S&P 500 endeksi yüzde 0,12 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,25 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün Fransa hariç negatif seyir hakim olurken, bugün gözler bölge genelinde açıklanacak hizmet sektörü ve bileşik PMI’ın yanı sıra Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verilerine çevrildi.
Analistler, bu hafta açıklanacak ABD istihdam raporu ve Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz kararı ile ECB Başkanı Christine Lagarde’ın karar sonrası yapacağı konuşma öncesinde pay piyasalarında risk iştahının düşük seyrettiğini söyledi.
Enflasyon ve resesyon ikileminin en çok görüldüğü bölge olarak öne çıkan Avrupa’da, bugün açıklanacak verilerin bölge ekonomisindeki gidişata ilişkin ipuçları vermesi bekleniyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri dün, gelecek kış dönemine hazırlık için doğal gaz tüketimini yüzde 15 azaltma uygulamasını 1 yıl uzatma konusunda anlaşırken, İsviçre Merkez Bankası (SNB), pozitif faiz oranlarına geçişin etkisiyle 3,2 milyar İsviçre frangı (3,62 milyar dolar) zarar açıkladı.
ECB, Almanya Merkez Bankası (Bundesbank) ve Hollanda Merkez Bankası da (DNB) geçen yıl sırasıyla 1,3 milyar avro, 21,6 milyar avro ve 3,5 milyar avro zarar açıklamıştı.
Ayrıca, dün Alman Ekonomi Enstitüsü (IW), ABD’nin eski Başkanı Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle Almanya Gayri Safi Yurt içi Hasılasının (GSYH) yüzde 1,2 düşebileceğini bildirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,55, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,11 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,07 değer kaybederken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,28 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında karışık bir seyir öne çıkarken, Çin Kongresinden gelecek haber akışı yatırımcıların odağında bulunuyor.
Yasama organı Çin Ulusal Halk Kongresi (ÇUHK) ile danışma meclisi işlevini yerine getiren Çin Halk Siyasi Danışma Konferansının (ÇHSDK) eş zamanlı genel kurul toplantıları, ülkenin yakın dönemdeki ekonomi stratejisi ve hedeflerini, iç siyaset ve dış politika önceliklerini ortaya koyması açısından kritik önem taşıyor.
Analistler, Çin hükümetinin ekonomiyi destekleyici teşvik paketleri açıklayacağına yönelik beklentilerin arttığını belirterek, söz konusu toplantılardan çıkacak kararlar öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığını dile getirdi.
Öte yandan, bugün Japonya’da açıklanan verilere göre, enflasyonun yıllık bazda yüzde 2,5 ile beklentilerin paralelinde gerçekleşmesi, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) negatif faiz politikasının sonlarına yaklaştığına ilişkin öngörüleri destekledi.
Japonya’da hizmet sektörü PMI 52,9 ile beklentileri aşarken, Çin’de Caixin hizmet sektörü PMI ise 52,5 ile tahminlerin altında kaldı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,7 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 artarken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,6 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,2 azalış kaydetti.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,08 değer kaybıyla 8.907,65 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,6 üzerinde 31,5719’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,6060 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek dün katıldığı bir TV programında, “KDV, kurumlar ve gelir vergisi oranlarında genel bir artış olmayacak. Motorlu taşıtlar vergisine ilişkin yeni bir düzenlemeyi aklımızın ucundan bile geçirmedik.” dedi.
Piyasaları tedirgin edecek bir adım atmayacaklarını ifade eden Şimşek, “Şu an itibarıyla borsaya ya da başka bir alana yönelik piyasayı bozacak herhangi bir vergi düzenlemesi gündemimizde değil.” diye konuştu.
Analistler, bugün yurt içinde reel efektif döviz kuru, dünya genelinde ise hizmet sektörü ve bileşik PMI’ın yanı sıra Avro Bölgesi’nde ÜFE ve ABD’de fabrika siparişleri verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.800 ve 8.700 seviyelerinin destek, 9.000 ve 9.100 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
11.55 Almanya, şubat ayı hizmet sektörü ile bileşik PMI
12.00 Avro Bölgesi, şubat ayı hizmet sektörü ile bileşik PMI
12.30 İngiltere, şubat ayı hizmet sektörü ile bileşik PMI
13.00 Avro Bölgesi, ocak ayı ÜFE
14.30 Türkiye, şubat ayı reel efektif döviz kuru
17.45 ABD, şubat ayı hizmet sektörü ile bileşik PMI
18.00 ABD, ocak ayı fabrika siparişleri
]]>Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşmasına, tutuksuz sanıklar Murat A. ve kardeşi Mahmut A. ile bazı tanık, müştekiler ve taraf avukatları katıldı.
Duruşmada tanık sıfatıyla beyanı alınan binanın eski yöneticisi M.T. yıkılan Özgür Apartmanı’nda kolon kesilmesine şahit olmadığını anlatarak, “Depremden önce ben binanın 13. katında ikamet ediyordum. Binanın yağmur su boruları apartmanın dışındaki bahçeye akıyordu. Binanın dam kısmına beton dökülmedi. Doğal gaz tesisat işlemi ise binaya zarar vermeden gerçekleştirildi. Tüm bilgim bunlardan ibarettir.” dedi.
Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan sanık Mahmut A, binanın yapımıyla ilgili herhangi bir sorumluluğunun olmadığını öne sürerek, kendisinin o dönemde imza yetkisinin bulunmadığını söyledi.
Suçlamaları kabul etmediğini belirten Mahmut A. şöyle devam etti:
“Ben daha çok şirketin büro işleriyle ilgileniyordum. Binanın inşaatı, zemin etüdü gibi işlemlerle o dönem teknik uygulama sorumlusu S.Y. ilgileniyordu. Ben babamın kurduğu bu şirkette sadece bir çalışandım. Binayla ilgili hiç bir imza işleminde yer almadım. Bir süre dairelerin satış işlemleriyle ilgilendim. Binanın yapım yılı üzerinden yaklaşık 28 yıl sene geçmiş. Apartmanda doğal gaz tesisat işlemleri yapılmıştır. Bu işlemler kapsamında bütün katlar delinmiştir. Binanın dam kısmına 50 santimetre kalınlığında beton döküldüğü bilgisi bana gelmişti. Hatta bu konu yüzünden apartman sakinleri arasında tartışmalar olmuş. Sonrasında yağmur su borularının direk bodruma aktığı yönünde duyumlar da aldım. Bazı dairelerde cam balkonlar yapılmış. Ayrıca deprem sonrasında binadan karot alınma yöntemine itirazım var. Çünkü iş makinesi binanın üzerine çıkmadan karot alınması lazımdı. Bilirkişi raporundaki karot katsayı değerleri, örselenmiş numunelerden alınmıştır. Bu nedenle bu katsayı değerleri ortaya çıkmıştır. Bu binayla ilgili benim sorumluluğum yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum.”
Diğer sanık Murat A. da suçlamaları kabul etmediğini söyleyerek, “Binanın inşasında etriye aralığı yönetmeliğe uygun yapılmıştır. Önceki celse yaptığım savunmamı tekrar ediyorum. Hakkımda uygulanan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Cumhuriyet savcısı, dosyadaki delil durumu dikkate alınarak sanıkların mevcut hallerinin devamına karar verilmesi ve eksik hususların giderilmesi yönünde mütalaasını sundu.
Mahkeme heyeti de sanıkların mevcut halinin devamına ve sanık avukatının olay yerinde keşif yapılması yönündeki talebinin reddine karar karar vererek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Pazarcık merkezli 6 Şubat 2023’teki 7,7 büyüklüğündeki depremde hasar alan, Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğündeki sarsıntıda yıkılan, 4 kişinin öldüğü Çukurova ilçesi Güzelyalı Mahallesi’ndeki Özgür Apartmanı’nın müteahhitleri Mahmut ve Murat A. hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde kurulan Deprem Soruşturma Bürosunca “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan, 22 yıl 6’şar ay hapis cezası istemiyle iddianame düzenlenmişti.
]]>Bakan Bolat, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğince (MÜSİAD) Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da gerçekleştirilen 27. IBF Türkiye-Suudi Arabistan İş Forumu kapsamında düzenlenen Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nın açılışında konuştu.
Bolat, kongrenin ve fuarın Türk ve Suudlu iş dünyası üyelerine ticaret ve yatırım açısından çok büyük faydalar sağlayacağına işaret ederek, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında var olan kardeş ve dostça ilişkilerin siyaset, ekonomi, ticaret, yatırım, turizm ve kültür gibi her alanda çok daha ileri seviyelere yükselmesine büyük katkılar sunacağını vurguladı.
Ticaret Bakanlığı olarak Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nın gerçekleştirilmesine destek verdiklerini dile getiren Bolat, Türk firmalara yurt dışı fuarlara katılmaları için sundukları desteklerden bahsetti.
İhracatçılara hem yurt dışında hem de Türkiye’de sundukları desteklerin devam edeceğinin altını çizen Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü.
“Bugünkü Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nda yapı ve inşaat, kapı ve pencere, iklimlendirme, elektrik, aydınlatma, gıda, kozmetik, makine, ambalaj, mobilya tekstil, sağlık, mutfak ekipmanları ve hizmetler alanlarında Türk firmalar ürünleri sergiliyor. 27. IBF Türkiye-Suudi Arabistan İş Forumu ise dünyanın diğer ülkelerinden gelen Müslüman iş insanlarının Suudi Arabistanlı ve Türk meslektaşlarıyla buluşmalarına ve iş yapmalarına büyük katkı sağlayacaktır. Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler çok iyi düzeyde ilerlemektedir.”
Bolat, iki ülke liderinin karşılıklı ziyaretlerinden bahsederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz ile Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın bu konudaki kararlı ve yüksek iradesine işaret etti.
“Orta vadede 10 milyar dolar karşılıklı ticaret için var gücümüzle çalışacağız”
Bakan Bolat, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacminde yaşanan artışa değinerek, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Macid el-Kasabi ve diğer mevkidaşlarıyla yaptıkları görüşmelerde çok önemli projelerin gündeme geldiğini söyledi.
Ticaret hacmindeki artışın süreceğini dile getiren Bolat, “2024, Allah’ın izniyle, Türkiye-Suudi Arabistan arasındaki ekonomik ilişkilerde altın bir yıl olarak yerini alacaktır. Zaten yılın ilk 2 ayında da Türkiye olarak bizim ihracatımızda yüzde 56’lık bir artış gerçekleşmiştir. Orta vadede 10 milyar dolar, uzun vadede de 30 milyar dolarlık karşılıklı ticaretimiz için var gücümüzle çalışacağız.” diye konuştu.
Bolat, özellikle inşaat, inşaat malzemeleri ve savunma sanayisi ürünlerinde, muhtelif projelerin devreye alınmasıyla beraber, karşılıklı ticaret ve yatırımlarda çok büyük bir sıçrama yaşanacağını söyledi.
İki ülke arasında son yıllarda gerçekleşen ekonomik ziyaretlerden ve etkinliklerden bahseden Bolat, çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirdiklerini, iş forumları, iş konseyi toplantıları ve alım heyeti gibi programlar düzenlendiğini anlattı.
“İslam ülkeleri ile ticaretimiz 2023’te 132 milyar dolara yükseldi”
Ticaret Bakanı Bolat, tüm dünyada olumsuzluklar ve sıkıntılar yaşanırken Türkiye’nin ihracatını artırmaya ve büyümeye devam ettiğini belirterek, Türkiye’nin gayrisafi milli hasılanın tarihte ilk defa 1 trilyon doları aşarak 1 trilyon 119 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.
İhracatta ve dış ticarette son 20 yılda yaşanan gelişmeleri ve ilerlemeleri anlatan Bolat, mal ihracatının 256 milyar dolara, hizmet ihracatının ise 100 milyar dolara yükseldiğini söyledi.
Bolat, “2028 için vizyonumuz mal ihracatında 375 milyar dolar, hizmetler ihracatında da 200 yüz milyar dolara ulaşmak. Tüm üreticilerimizle ve ihracatçılarımızla var gücümüzle çalışacağız.” dedi.
Geleneksel pazarları arasında yer alan AB, ABD ve OECD ülkelerinin yanı sıra İslam ülkeleri ile ihracatı geliştirme ve uzak ülkeler stratejisi sayesinde bu hedefe ulaşmak için çalıştıklarını dile getiren Bolat, Türkiye’nin İslam ülkeleri ile gerçekleştirdiği ticaret konusunda verileri paylaştı.
Bolat, 2002’de 10,7 milyar dolar olan Türkiye’nin bütün İslam ülkeleri ile ticaretinin 2023’te 12 kat artışla 132 milyar dolara yükseldiğini vurguladı.
Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkilerde geçen yıl bir sıçrama yaşandığını ifade eden Bolat, şunları kaydetti:
“Körfez-Arap İş Birliği Konseyi’nden ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırımlar 2002’de 227 milyon dolar iken, 2022’de 16,2 milyar dolara; İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan ülkemize gelen yatırımlar ise 2002’de 296 milyon dolar iken, 2022’de 21,4 milyar dolara yükselmiştir. Öte yandan ülkemizden Körfez-Arap İşbirliği Konseyi’ne doğrudan yabancı yatırımlar 2002’de 22 milyon dolar iken, 2022’de 171 milyon dolara; İslam İşbirliği Teşkilatı’na yatırımlarımız 2002’de 1,4 milyar dolar iken, 2022’de 5,4 milyar dolara yükselmiştir. Bunun yanında Türkiye Suudi Arabistan’dan 2 milyar dolardan fazla yatırımı çekmeyi başarmıştır. Ayrıca geçen ay İstanbul’da gerçekleşen Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nda eğitimi desteklemek amacıyla Suudi Kalkınma Fonu ve Hazine ve Maliye Bakanlığımız arasında 55 milyon dolarlık kalkınma kredisi anlaşması imzalanmıştır.”
“Suudi Arabistan’daki müteahhitlik hizmetleri 2023 yılında 3 milyar dolara ulaştı”
Türkiye’deki uluslararası sermayeye sahip şirket sayısının 2002 yılında 5 bin 600 iken 2023 yılında 80 bin 500’e yükseldiğini belirten Bolat, Türkiye’ye yapılan yabancı yatırımların ise 2003-2023 yıllarında 262 milyar dolara, Türkiye’den yurt dışına yabancı yatırımların da 60 milyar dolar seviyelerine ulaştığını aktardı.
Bolat, Türkiye’nin Körfez-Arap İş Birliği Konseyi ülkelerinde 716 proje ile 74 milyar dolarlık müteahhitlik hizmeti verdiğini, Suudi Arabistan’daki müteahhitlik hizmetlerinin ise 2023 yılında 16 proje ile yaklaşık 3 milyar dolara ulaştığını söyledi.
Türkiye’nin turizm açısından Arap bölgesi için önemli bir destinasyon olduğunu vurgulayan Bolat, Suudi Arabistan’dan ülkeye gelen turist sayısının 2023 yılında 820 binin üzerine çıkarak önemli bir seviyeye geldiğini belirtti.
Açılış konuşmalarının ardından Bakan Bolat ve Suudi Arabistan Ticaret Bakanı el-Kasabi ile beraberindekiler Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nın açılış kurdelesini kesti. Açılışın ardından bakanlar ve beraberindeki heyet fuar alanını ziyaret etti. Türk ihracatçı ve üreticileriyle sohbet eden Bolat, iş insanlarıyla fotoğraf çektirdi.
]]>On bir ayın sultanı ramazanın yüzyıllardır süregelen geleneği mahyalar, İstanbul’daki camilere asılmaya başlandı.
Her ramazanda camileri süsleyen mahyalara ilişkin Eyüpsultan Camisi’nin ardından Ayasoyfa Camii ile devam eden çalışmalar dron ile görüntülendi.
“Ramazanın en önemli işaretlerinden biri de mahyalar”
İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdür Yardımcısı Levent Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü olarak bu sene 7 selatin camisinde, kadim bir Osmanlı ve cami süsleme geleneği olarak mahya asma işlerine başladıklarını söyledi.
Ramazan ayı boyunca 7 farklı selatin camisine beşer farklı mahya asılacağını dile getiren Çetin, “Bu gelenek, Osmanlı padişahları tarafından da önemsenmiş bir cami süsleme sanatı. Dönemin padişahları da camilerin mahyalar ile süslenmesini istemişler.” dedi.
Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak ramazan ayı boyunca bu geleneği sürdürmeye devam ettiklerini vurgulayan Çetin, “Ramazanın geldiğinin en önemli işaretlerinden birisi de bu mahyalar. İnsanlarımız bu mahyaları camilerimizin üzerinde gördüğünde ramazan hissiyatını çok daha iyi hissediyorlar.” şeklinde konuştu.
“Mahya sanatımızı yüzyıllardır devam ettirmeye çalışıyoruz”
Osmanlı’nın son mahyacısı Hacı Ali Ceyhan’ın çırağı mahya ustası Kahraman Yıldız ise mahya yazılarının Diyanet İşleri Başkanlığının belirlediği tema çerçevesinde belirlendiğini belirterek, “Bu senenin teması ramazan ve ahiret bilinci. Bu tema doğrultusunda İstanbul Müftülüğünün vermiş olduğu veciz sözler var. Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne bu sözler geldi. Vakıflar Genel Müdürlüğü sayesinde mahya sanatımızı yüzyıllardan beri devam ettirmeye çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
Mahya asmaya her sene olduğu gibi Eyüp Sultan Camisi’yle başladıklarına işaret eden Yıldız, ilk olarak “Ramazan Kur’an ayıdır” yazısının asıldığını, ramazan boyunca 5 farklı yazının camide yer alacağını kaydetti.
Yıldız, “Eyüp Sultan’da 5 tane yazımız var, diğer camilerde de beşer tane yazımız var. Yalnız Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde ‘La ilahe illallah’, Sultanahmet Camisi’ne ise ‘Muhammedün Resulullah’ yazıları bir ay boyunca kalacak. Diğer 5 caminin yazısı değişecek.” bilgisini verdi.
“En büyük harfler Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde”
Mahya sanatının Osmanlı Devleti zamanına dayanan çok eski bir sanat olduğunu vurgulayan Yıldız, “Ramazan önemli bir olay. Sinemanın, televizyonun, gazetenin olmadığı dönemlerde tek görsel yayın mahyalar vardı. Hala o sıcaklık devam ediyor. Biz de burada belirli mesajları yazarak halkımızı aydınlatıyoruz ve akşamları güzel bir şenlik oluyor, ramazan şenliği oluyor.” şeklinde konuştu.
Mahya ustalığının zevkli fakat zor bir iş olduğunu belirten Yıldız, “Her işin bir zorluğu vardır. Bu işi de Allah’a şükür yıllardan beri yapmaya devam ediyoruz.” dedi.
Meslek hayatı boyunca pek çok hatırası bulunduğunun altını çizen Yıldız, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde hiç mahya yoktu, evvelki sene buraya mahya kurduk. Osmanlı döneminde de buraya mahya kurulması girişiminde bulunmuş ama minarelerin arasındaki mesafe çok açık olduğu ve tek şerefesi olduğu için muvaffak olunamamış, birbirine vurarak hepsi kırılmış. Allah’a şükür ampuller arasındaki mesafeyi uzattım, o yüzden çarpışma olmuyor. En büyük harfler de Ayasofya’da. Zorluğu var, üç camiye bedel burası. Aslında işçiliği zor, ağır bir iş ama görüntü olarak çok güzel oldu. Hayırlı uğurlu olsun diyelim.” değerlendirmesini yaptı.
Mahya ustası Yıldız, gençlerin bu ata yadigarı sanatı sürdürmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ben de şu anda 69 yaşına geldim, 50 senedir bu işi yapıyorum. Artık birisi gelsin bayrağı alsın devam etsin. Aslında güzel meslek, biraz zorluğu var ama güzel meslek. Sevda işi biraz da yani illaki isteyerek olacak, seveceksiniz mesleği. Biraz da ahlak gerekiyor, camilere güzel güzel sözler yazıyorsunuz.” diye konuştu.
Osmanlı Devleti’nde ilk olarak Sultan 1. Ahmet döneminde Sultanahmet Camisi’ne asılmasıyla başlayan mahya geleneği günümüzde de devam ediyor.
]]>Odadan yapılan açıklamaya göre, Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu BTSO, Baltık ülkeleri arasında en büyük ekonomiye sahip Litvanya’da geniş katılımlı ikili iş görüşmesi (B2B) organizasyonuna imza attı.
Ticaret Bakanlığının destekleriyle makine ve otomotiv yan sanayi sektörlerine yönelik yürütülen Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (UR-GE) projeleri kapsamında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen yurt dışı pazarlama faaliyetinde Bursalı firmalar, Litvanya iş dünyasının temsilcileriyle bir araya geldi.
BTSO heyetine, ilk gün Vilnius Ticaret Müşaviri Ümit Ateşağaoğlu, Litvanya pazarı ve sunduğu avantajlara ilişkin bilgi verdi. BTSO tarafından organize edilen “Türkiye-Litvanya İş Forumu” ise Litvanya Parlamentosu Seimas’ta gerçekleştirildi.
Litvanya parlamentosunda ilk kez Türk firmalarından oluşan bir delegasyon foruma imza attı. Bu programda BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Litvanya parlamento üyeleri ile iş dünyasına Bursa ve Türkiye ekonomisi hakkında bilgiler verdi.
Program kapsamında makine ve otomotiv sektörü temsilcileri, B2B organizasyonunda Litvanyalı sektör temsilcileriyle buluştu. Yoğun geçen görüşmelerde çok sayıda Litvanya iş dünyası temsilcisi Bursalı firmalarla iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.
Program kapsamında BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ve Türkiye Cumhuriyeti Vilnius Büyükelçisi Görkem Barış Tantekin de Bursalı firmalarla bir araya geldi.
“İhracatta firmaların güçlü olmasını hedefliyoruz”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Burkay, sektörlerin ihracat odaklı büyümesine yönelik projelere devam ettiklerini bildirdi.
BTSO öncülüğünde Ticaret Bakanlığı destekleriyle düzenlenen UR-GE projelerinin üye firmaların ihracatına güç kattığını kaydeden Burkay, Litvanya’daki programı başarılı bir şekilde tamamladıklarını dile getirdi.
Türkiye’den ilk defa bir heyetin Litvanya parlamentosunda iş forumu düzenlediğini kaydeden Burkay, “Litvanya iş programı Bursalı firmalara yeni fırsatlar sunacaktır. BTSO olarak ihracat odaklı büyüme yolculuğunda firmalarımıza rehber olmayı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Litvanya fırsatlar barındırıyor”
BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener de Litvanya’nın Türkiye için gelişime açık bir pazar olduğunu belirterek, “Sektör paydaşlarımız da bunun farkında olarak Türkiye’nin en geniş katılımlı heyetini oluşturdu. BTSO liderliğinde önemli bir B2B organizasyonuna imza atıldı. Litvanyalı şirketler oldukça yoğun ilgi gösterdi. Bu coğrafyada ciddi potansiyel var. Litvanya’nın AB pazarına giriş için bir kapı olarak görülmesi gerekiyor. Bizim hedefimiz UR-GE ile üyelerimizin doğru pazarlarda ihracatçı kimliğini güçlendirmek.” açıklamasında bulundu.
Program kapsamında BTSO heyeti, Kaunas şehrinde Elinta Motors ve Elinta Robotics firmalarını ziyaret etti. Heyet ayrıca Kaunas Serbest Ekonomik Bölgesi Genel Direktörü Vytas Petruzis’ten serbest bölgede yatırım yapma koşulları ve sunulan imkanlar hakkında bilgi aldı.
BTSO heyetinde BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Alparslan Şenocak, BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Murat Bayizit, BTSO Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu ile meclis ve komite üyelerinin yanı sıra Litvanya Bursa Fahri Konsolosu Berat Tunakan da yer aldı.
]]>Meyer-Landrut, Kayseri Ticaret Odası’nda düzenlenen AB – Kayseri İş Dünyası Formu’nda yaptığı konuşmada, “Yeşil mutabakat” ve “Dijital Dönüşüm”ün AB için çok önemli olduğunu, Türkiye’nin bu alanda önemli adımlar attığını söyledi.
Türkiye’nin sıfır emisyon hedefini tanımladığını, Ulusal Eylem Planı yaptığını ve aynı zamanda karbonsuzlaştırma konusunda öncelikli sektörleri belirlediğini anlatan Meyer-Landrut, bunların önemli adımlar olduğunu dile getirdi.
AB ile Türkiye’nin ekonomik ilişkilerinin çok güçlü olduğuna değinen Meyer-Landrut, “AB üye ülkeleri ve Türkiye arasında 2023’te 206 milyar avrodan fazla ticaret hacmi gerçekleşmiş. Gerçekten çok önemli bir rakam.” diye konuştu.
“Tüm üye devletler bu sorunu çözmek için çok titiz şekilde çalışıyor”
Gümrük Birliği hakkında bilgiler veren Meyer-Landrut, şöyle devam etti:
“Gümrük Birliğinin 2016’da güncellenmesiyle ilgili bir öneride bulunulmuştu. Komisyon da her iki taraf açısından bu anlaşmanın güncellenmesinin büyük potansiyeli, avantajları olduğunu kabul etmişti. Karşılaştığınız bazı sorunlardan, zorluklardan bahsettiniz. Biz de Gümrük Birliğinin uygulanmasında birtakım zorluklar yaşıyoruz. Ticareti engelleyici konular diyoruz buna. Bu konuda da yapılan çalışmalar, geçen yaz atılan adımlar daha somut sonuçları bize sağlayacak ve burada ifade edilen hedeflere ulaşılabilecek. Vizeyle ilgili şunu net olarak söylemek isterim. Hepimiz, tüm üye ülkeler ve konsolosluklar, gerçekten özellikle iş insanları için vize sağlama konusunda çok çalışıyoruz. Dışişleri Bakanlığıyla da çalışarak vize konusunun kolaylaştırılmasının yollarını bulmaya çalışıyoruz. Vizeye erişimi kolaylaştırmayı sağlıyoruz. 2023 itibarıyla baktığımızda Türkiye’de, önceki yıllara göre en yüksek sayıda Şengen vizesi verilmiş. Herhalde tüm dünyada en fazla sayıda Şengen vizesinin verildiği ülke. Dolayısıyla bir politika değil, birtakım pratik çalışmaların yapılması gerekiyor bu zorlukların aşılması için. Zorlukların, iş dünyasının ihtiyaçlarının farkındayız ama şundan emin olun ki tüm üye devletler bu sorunu çözmek için çok titiz şekilde çalışıyor.”
Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay da Kayseri’nin ticarette önemli kentlerden biri olduğunu ve istikrarlı şekilde ilerlediğini anlattı.
“Avrupa Birliği ile siyah beyazlar değil, gri alanlar var. Biz bunları beyaza boyamak istiyoruz. Bu beyazı boyarken de Kayseri’nin kapasitesini, potansiyelini kullanmak istiyoruz.” diyen Bozay, büyükelçilerden, ikili düzeyde her konunun olurundan çözülmesini talep etti.
Bozay, birçok Avrupa ülkesi ile büyük ticareti olan Türkiye’nin bu durumu ileriye taşıması gerektiğini de vurguladı.
“Şoför vize alamıyor ki kamyon gitsin”
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise AB’nin Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı olduğuna işaret etti.
Türkiye’nin otomotiv, beyaz eşya ve konfeksiyon gibi alanlarda Avrupa’nın ana tedarikçisi olduğunu aktaran Hisarcıklıoğlu, 2 yıl sonra AB ile ekonomik ilişkilerin en önemli ayağı olan Gümrük Birliğinin 30’uncu yılına girileceğini belirtti.
Gümrük Birliğinin kapsamının genişletilmesi gerektiğini savunan Hisarcıklıoğlu, AB Konseyinin mart ayında Gümrük Birliğinin güncellemesi konusunda çalışmalara başlaması için komisyona yetki vermesini beklediklerini söyledi.
Vize konusunun önemli olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Türkiye AB ilişkilerinde çok ciddi bir sorun haline geldi. Avrupa Birliği’ni de çok anlayabilmiş değilim. İş adamlarının önünü açacak vize kolaylığını niye yapmaz Avrupa Birliği? Özellikle vizelerin iş dünyasına kolaylaştırılmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kapıkule’den nasıl çıkacaklar? Kota var, şoföre vize var. Şoför vize alamıyor ki kamyon gitsin. Yani tarife dışı bir engel var. Bunların düzeltilmesine de ihtiyaç var.”
Program, konuşmaların ardından protokol üyelerinin hediye takdimiyle sona erdi.
]]>Unutulmaz filmlere imza atan iki sanatçı, Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, sinema eleştirmeni Suat Köçer’in sorularını cevapladı, Türk sinemasına ilişkin merak edilenleri ve anılarını paylaştı.
Savaş, oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var.’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim.” dedi.
Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:
“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor.’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”
Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti.” diye konuştu.
“Annem sefir, babam elektrik mühendisi olmamı istiyordu”
Usta oyuncu Halil Ergün ise daha önce Tunceli ile Batman’ı görmediğini aktararak, “Şimdi Batman’ı gördüm, heyecan duyuyorum. Beton, apartman kültürü girmesine rağmen hiçbir rahatsızlığı olmayan bir kenttesiniz ve sizi kutluyorum gerçekten. Sevinçle ve herkese anlatacağım. Çok etkilendim. Buradaki etkinlik de çok önemli. Perihan’la onu da konuşuyoruz. Buradaki iki günlük çalışma içinde gördüğüm boyut ve derinlikten çok heyecan duydum.” ifadelerini kullandı.
Tiyatro kökenli olduğunun altını çizen Ergün, “Nasıl Perihan 5 yaş diyorsa bende de öyle. İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum.” dedi.
Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:
“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Akadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”
Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz”
Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”
Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar.’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor.” diye konuştu.
Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”
“Yeşilçam için kasabalara sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi”
Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla halaoğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”
Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynarlardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar.” değerlendirmesini paylaştı.
İki sanatçı, etkinliğin ardından sinemaseverlerin sorularını yanıtladı.
]]>Destici, Sivas’ta Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde proje tanıtım programında yaptığı konuşmada, partisinin Sivas belediye başkan adayı Adem Uzun’a destek istedi.
BBP’nin kurucu genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanında 14 yaşından beri yer aldığını aktaran Destici, Sivas’ın BBP için önemli bir il olduğunu söyledi.
Destici, Cumhur İttifakı’nın ruhuna uygun olarak bazı bölgelerde seçime tek başlarına girdiklerini ifade etti.
“Kalbinde zerre kadar iman olanın Filistin ve Gazze davası olur”
Ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Destici, İsrail’in Gazze’de insanlık suçu işlediğini belirtti.
İsrail’in Gazze’de 30 bin masum insanı öldürdüğünü vurgulayan Destici, ” Türkiye’de bir siyasi parti genel başkanı İsrail ile ilgili tek kelime etmiyor. Siyonist katillerle ilgili soykırımcılarla ilgili tek kelime etmiyor ama diyor ki ‘Hamas terör örgütüdür.’ İsrail’e şirin gözükmeye çalışıyor. Hamas, Filistin’in Gazze bölgesinin siyasi partisi, oranın yönetimini elinde bulunduran parti.” şeklinde konuştu.
“Başıboş saldırgan köpek bırakmayacağız”
Yerel seçimlerde kazandıkları tüm il, ilçe ve beldelerde önceliklerinin sahipsiz köpek sorununu çözmek olduğunu aktaran Destici, şunları kaydetti:
“Türkiye genelinde baktığınız zaman son yıllarda milletin en önemli dertlerinden biri sokak köpekleri oldu. Köpek saldırıları sonucu çocuk, kadın ve yaşlı insanların ölümleri oluyor. Bize yetki verilen her ilde, her ilçe ve beldede seçimi kazandıktan 1 ay sonra sokaklarda başıboş saldırgan köpek bırakmayacağız. Bunları imkan varsa hayvan barınaklarına alacağız, kısırlaştıracağız ama imkan olmadığı yerde de elbette uyutacağız. Önceliğimiz insan olacak.” ifadelerini kullandı.
“Kayyum uygulaması devam etmelidir”
Her partinin diğer partililerle görüşebileceğine dikkati çeken Destici, şöyle devam etti:
“İstisnamız ve kırmızı çizgimiz, terör örgütlerinin siyasi partileriyle iş yapılamaz. Eğer yapılırsa millete, devlete, vatana ve şehitlerimize ihanet olur. ‘Kent uzlaşısı’ adı altında seçim işbirliği yapıyorlar. DEM Parti, bir önceki adı HDP, ondan önceki adı BDP, ondan önceki adı HADEP, ondan önceki adı DEHAP böyle gidiyor. Bukalemun gibi sürekli isim değiştiriyorlar. İstanbul’da bir ilçeyi onların istediği yani terör örgütünün ve onun siyasi temsilcisinin istediği partinin adayını gösteriyorsunuz. Kazandığı zaman oraya geçecek. İstanbul’da metropolde düşünün, PKK’nın partisinin büyük bir ilçe belediyesi olacak. Elbette devlet gereğini yapacak. Şimdi birileri diyor ya ‘kayyum uygulamasına son verilecek.’ Niye son verilsin kardeşim. Eğer seçilen belediye başkanı terörle arasına mesafe koymazsa, teröristleri belediyeye doldurursa, belediyenin imkanlarını terör örgütü ve uzantıları için kullanırsa elbette kayyum atanır ve kayyum uygulaması devam etmelidir.
Yine son günlerde yeni çözüm sürecinden bahsediliyor. Şehit liderimizin Muhsin Başkanımızın terörle mücadeleyle ilgili sözlerinden cevap vermek istiyorum. Şehit liderimizin dediği gibi terörü ve teröristi yok etmek istiyorsanız onun tüm unsurlarına karşı topyekün mücadele edeceksiniz. Sadece dağda, ovada, sınır içinde, sınır dışında teröristlere karşı askerin, polisin yaptığı mücadele yetmez. Şehirde de biz mücadele edeceğiz, arkasında sermaye olanlarla da mücadele edeceğiz. Mecliste olanlarla da mücadele edeceğiz. Mecliste terör örgütünün partisi ve sözde milletvekillerinin olmasına da müsaade etmeyeceğiz.
Devlete baş kaldıranın başını koparırsınız. Şimdi Atatürkçü olduğunu, Atatürk’ün partisinin genel başkanı olduğunu söyleyenler şimdi bunlarla işbirliği yapıyorlar. İsyancılarla, devlete baş kaldırmış olanlarla işbirliği yapıyorlar. Atatürk olsaydı, 40 yıldır devlete savaş açmış terör örgütü siyasi partiyle iş yapar mıydı? Onlarla seçim işbirliği, ortaklık yapar mıydı? Atatürk devlete baş kaldırana ne yapmış, sen ne yapıyorsun? Terörle, teröristle arana mesafe koy, işbirliğini bitir.”
]]>Başkan Ataç, ilçede gelecek dönem hayata geçireceği projeleri tanıtmak üzere Yunus Emre Spor Tesisleri’nde toplantı düzenledi. Toplantıya Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekilleri Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan, Büyükşehir Belediye (EBB) Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP EBB Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, İl Başkanı Talat Yalaz, ilçe belediye başkan adayları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Program, Tepebaşı Belediyesi tarafından geçen dönemlerde hayata geçirilen projelerin tanıtımı ile başladı. Ardından Başkan Ataç’ın yeni dönem projeleri katılımcılara takdim edildi.
Programda ilk olarak kürsüye gelen CHP İl Başkanı Talat Yalaz, şöyle konuştu:
“BİRÇOK KONUDA DEVLETİN YAPMASI GEREKENLERİ BELEDİYEMİZ YAPTI”
“Hayat pahalılığı altında, enflasyon altında halkımız eziliyor. Bu nedenle belediyelerimiz bütçelerinin önemli bir kısmını sosyal yardımlara ayırdılar. Haliyle belediyeler de ekonomik krizden nasibini alıyor. Enflasyon nedeniyle merkezi bütçenin azlığının yansıması nedeniyle zor günler geçiriyorlar. Ama ne mutlu bize ki Tepebaşı ne hizmetten geri kaldı, ne de Ahmet Başkan’ımız en ufak bir mazeret üretti. Hatta birçok konuda devletin, merkezi idarenin yapması gerekenleri de belediyemiz yaptı, yapıyor. Ahmet Başkan’ın ve sosyal belediyeciliğinin şefkatli elleri her zaman omuzlarımızda.”
“SAKIN YALANLARA KANIP ŞEHRİNİZİ SATMAYIN”
EBB Başkanı Büyükerşen, “Sakın yalanlara kanıp şehrinizi satmayın, oylarınızı satmayın. Şehrinizi bir büyük maceraya atmayın. İşte Kazım, işte Ahmet, işte Ayşe Ünlüce. Türkiye ilk defa bir Cumhuriyet kadını, bu toprakların kültürlü bir kadını, bir hukukçunun bu şehri nasıl yönettiğine şahit olacak. ve görecek hanımlar nasıl yönetir bu şehri. Onu ve Kazım ile Ahmet’i sizlere emanet ediyorum. Yalnız kendi attığınız oylar değil, karşı oylardan da 3-4 kişiyi ikna etmek size vatan borcudur, şehir borcudur” diye konuştu.
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, şunları dile getirdi:
“20 yıldır Tepebaşı’mızı başarıyla yöneten Sayın Ahmet Ataç yeni dönem projelerini bize tanıtacak. Ben de bir Tepebaşı seçmeni olarak merak ediyorum ve biri diyor ya, ‘Şaban Bey, toplantının yıldızı ben olmam lazım. Soru sorma’ diyordu. Onun için toplantının yıldızı Ahmet Ağabey olması lazım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
EBB Başkan adayı Ayşe Ünlüce de Tepebaşı’nın çok büyük bir gelişme gösterdiğini ve bu gelişimin devam etmesi için 5 yıl daha Tepebaşı’nda Ahmet Ataç’la birlikte yol alınması gerektiğini söyledi. Eskişehir’de halkçı ve demokratik belediye anlayışıyla hizmet sürdürdüklerini belirten Ayşe Ünlüce, şöyle devam etti:
“SİZE DOĞRU, ŞEFFAF, HALKÇI BELEDİYECİLİK SÖZÜ VERİYORUZ”
“Tepebaşı’nı bu kadar güzel yapan başkanımız, büyük bir fedakarlıkla Tepebaşı’nı geliştiren Ahmet Başkan’ımız, önümüzdeki 5 yıl daha Tepebaşı’nda başkan olacak. Tepebaşı Belediye Başkanı’mız Ahmet Ataç, Odunpazarı Belediye Başkanı’mız Kazım Kurt ve kırsal belediye başkanlarımızla beraber biz size doğru, şeffaf, halkçı belediyecilik sözü veriyoruz. Ben diyorum ki: ‘Merak etme sen Tepebaşı, Ahmet Ataç yanınızda.’ Ben diyorum ki işimiz gücümüz Tepebaşı, işimiz gücümüz Odunpazarı, işimiz gücümüz Eskişehir.”
Sahneye, “Tepebaşı seninle gurur duyuyor” tezahüratı eşliğinde çıkan Başkan Ataç ise şöyle konuştu:
“ESKİŞEHİR YEŞİL CENNET OLDU”
“1999’da Sevgili Yılmaz Hoca’m ile değerli liderimiz rahmetli Bülent Ecevit’in önerisi ile DSP’den belediye başkanı seçildik. O zaman vatandaşımız, ‘Bizim özgürce yaşayıp, onur duyabileceğimiz bir kent oluşturursanız yanınızda oluruz’ dediler. ve bizi seçtiler, bugün hala seçiyorsunuz. Bu tespit o kadar doğruydu ki bize yön verdi. O ilk 5 yıl içinde mütevazı Tepebaşı’nın geleceği hazırlandı. Altyapısı, üstyapısı yapıldı, yeşil alanları tanzim edildi. İkinci dönemimde ise artık Tepebaşı’nın kaderi farklı bir yöne gitmeye başladı. Hiç sıradan bir iş yapmak istemedik. Yapacağımız işlerde Türkiye’de ilk olmasına da dikkat ettik. Bunu da başardık. Geçmiş dönem projelerimizi izlediniz, hepsi birbirinden güzel projeler. 1999’da Tepebaşı’nda spor sahası diye bir şey yoktu. Market değil, iri bakkal yoktu. Bakın, Batıkent’te Murat Kent’in olduğu alanlarda kamyon kasasının içinde bakkal vardı. Oradan alışveriş yapılıyordu. Bunu Tepebaşılı olanlar çok iyi bilir. Tozunu, çamurunu çok iyi bilir. Şehre geldiğinde çamurun renginden mahallesi söylenirdi. Şirintepe’den, Çamlıca’dan geliyor. Farklı renklerde gördüğü mahallesinin ayrımı yapılıyordu. Ama bugün Çamlıca Eskişehir’in en geniş mahallelerinden biri oldu. O zaman 20 bin nüfusu olan Çamlıca’da bugün 65 bin nüfus var. Kurak bir Tepebaşı’ydı, bugün 2 bin 500 dönüm yeşil alanı suluyoruz. Kişi başına 13 metrekare yeşil alan düşüyor. İstanbul’da kişi başına 30 santimetrekare düşen yerler var. Eskişehir gerçekten bir yeşil cenneti oldu.
“BU SEÇİMİ ALACAĞIZ, MANZARA DİYOR Kİ: BİTTİ BU İŞ”
Yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı gösterdik. Yapacaklarımızı beğendiniz mi arkadaşlar? Şimdi sakın şöyle bir düşünce olmasın, ‘Bizim mahallemize bir şey yapılmıyor’, yok öyle bir şey. İnanın, şimdi bunları tasarladık. Koşullar elverdiğince bazıları yapılabilir, bazıları olmayabilir. Ama hiç düşünmediğimiz noktalarda da hizmetlerimiz son sürat gelebilir. Bugün bizim yaptığımız projeleri, Tepebaşı’nda Eskişehir’de kimse düşünmüyordu ama hepsi gerçek oldu. Bugün Alzheimer Merkezi’ne Türkiye’den insanlar müracaat ediyor. Alzheimer Merkezi’ni niye yaptık? Alzheimer hastası, bakımı çok zordur, maliyetlidir. Sırf o ailelere destek verelim diye yaptık. Zihinsel engelli çocuklarımızın Montaj Atölyesi Türkiye’de tek. Nadir Küpeli Başkan’ımıza bir tane de sizle açalım dedik. İkinci atölye de orada kuruldu. İki atölyede çocuklarımızın yaptığı montaj sayısı 21 milyon. Nasıl çalışıyorlar, bir de kafalarında ne yalan ne dolan var, sadece sevgi var. Çocuklar için ağız diş sağlığı merkezimizde yaklaşık 75 bin çocuğumuz elimizden geçti. Tabii kuruş ödenmeden, bedava. Bugün bir lira, iki lira için ekmek kuyruğuna giren baba, çocuğunun dolgusunu nasıl yaptırabilir? Mümkün değil. Hele bu yoksullukta. Bir de açıklıyorlar, 4 milyon 400 bin aileye yardım yapıyoruz diyorlar. Bu 20 milyon kişi eder. Türkiye’nin 4’te 1’i açlık, sefalet içinde demek ki. Utanmadan bunu açıklıyorlar. Etkilenmeyen tek yer var, saray. Bir, iki, üç, dört maaş… Nasıl çocuklarına yediriyorlar anlamıyorum. Hepimizin hakkı var o paralarda. Eğer 31 Mart’ta sandıkta bunlara sarı kartı göstermezsek vay halimize. 4 yıl sonra seçim. 4 yılda bizim pestilimizi çıkartırlar. Ama direneceğiz, yaptırmayacağız. Çünkü bu seçimi alacağız. Nasıl alacağız? Büyükşehir’de Ayşe Ünlüce, Odunpazarı’nda Kazım Kurt. Bu 3’lüyü kimse deviremez. Sevgili dostlar, şu manzara zaten diyor ki, bitti artık bu iş. Yolumuz açık olsun.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Tekirdağ aday tanıtım toplantısında; “Recep Tayyip Erdoğan, dün bir kez daha seçimleri kaybettiğini görünce geçen sefer yaptığı gibi iftiraya, yalana, dolana, hakarete sarılacağını gösterdi ve sarıldı. Geçmiş seçimlerde, sonradan kendisinin yalan olduğunu kabul ettiği montaj videolarla ‘Efendim CHP’nin, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına, Sayın Kılıçdaroğlu’na güya Kandil destek veriyormuş, alkış yapıyormuş. Montaj video yapacak kadar utanmazlığı ele aldılar. Seçim geldi geçti. Yoksul insanları, dardaki insanları beka sorunuyla korkutarak, terörle iş birliği diye yalanlar atarak kandırıp oylarını aldılar. Şimdi 10 bin lira emekli maaşına mahküm ediyorlar. İşsizliğe, derin yoksulluğa mahküm ediyorlar. Pazar yerlerinde çürümüş, atılmış, ezilmiş sebze meyveyi yüzünü kapayarak toplayan analarımız var. Onlar o haldeyse yüzünü gizleyecek olan onlar değil; biziz, hepimiziz ama esas yüzünü gizleyecek olan Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi.
CHP Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkan adayı Candan Yüceer’in tanıtım toplantısı, kentteki bir otelde yapıldı. Programa CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Burada konuşan Özel, önceki gün Çorlu tren faciasının 19’uncu duruşmasına katıldıklarını ve adalet rayların altında kalmasın diye 25 Nisan’a ertelenen duruşmaya da gideceklerini söyledi.
“ÇORLU DAVASINDA TARAFIMIZI BELLİ ETTİK”
Özel, şunları dile getirdi:
“Biz oraya giderek ve örgütümüz ilk günden beri giderek, milletvekillerimiz ilk günden son güne kadar orada olarak aslında biz tarafımızı belli ettik. Biz mağdurdan yanayız ama birileri de tarafını belli edecek iki tane iş yaptılar. Bir tanesini şöyle yaptılar. Kaza olduğu sırada Devlet Demiryolları Ulaşım AŞ’nin genel müdürü olan kişi Veysi Kurt, uzun tartışmalardan sonra görevden alınmıştı. Onu, karar duruşması diye bizim bildiğimiz, onların da duruşmayı erteleyeceklerini bildikleri günden 4 gün önce bu sefer Devlet Demiryolları’nın, TCDD’nin genel müdürlüğüne getirdiler. Yani Recep Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Siz mağdurdan tarafsınız ama şunu bilin, ben onları yargılatmadım. Onları kanun önüne çıkartmadım. Onlara hesap sorulup da ipin ucu bana uzansın diye, Binali (Yıldırım) Bey üzerinden bize kadar gelsin diye gayretlerin karşısında dimdik durdum, siz mağdurun tarafında olabilirsiniz. Biz katilin tarafındayız’ dedi. Bu kadar net taraf koydu kendisine. O gün bilmiyorduk bunlara tepki gösterirken ama sonradan öğrendik ki, kazanın olduğu gün Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın genel müdürü vardı, İsa Apaydın. O da ayrılmıştı. Bir yerlerde şirket kurmuş. O kurduğu şirketle ihalelere girermiş ve tam bizim duruşma salonunda olduğumuz dakikalarda Samandağ’da bir yol ihalesi karara bağlanmış, 1,3 milyar lira İsa Apaydın’ın kurduğu şirkete verilmiş. Yani Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Madden de arkalarındayım, manen de arkalarındayım. Ben burada kimseyi yargılatmadım. Sadece çok alt düzeydeki sorumluların yargılanmasına izin verdim. Kimi atadıysam arkasında durdum. Bundan sonra da durmaya devam edeceğim’ dedi. Biz de buradan Tayyip Erdoğan’a hatırlatalım. Sen kimin arkasında durursan dur, biz haklının yanında, mağdurun yanında, ezilenin yanında, yani Cumhuriyet Halk Partisi ki kimsesizlerin kimsesidir; O senin kimsesiz gördüklerinin yanında kapı gibi durmaya devam edeceğiz.”
“BÜYÜKŞEHİRLERDE 5 GÜÇLÜ KADIN ADAYIMIZ VAR”
Bugün de Yüceer’in aday tanıtım toplantısı için Tekirdağ’da olduklarını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tabii Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün kurduğu parti. Daha dünyada, dünya kadar ülkede kadınlar oy kullanamazken seçme ve seçilme hakkının tanındığı bir ülkedeyiz. Nice Avrupa Birliği ülkesi bizden 30 sene sonra kadınlara oy kullandırtmaya ya da onları milletvekili yapmaya, belediye başkanı yapmaya başladı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden 10 yıl geçmeden bu önemli vizyonu ortaya koydu ve bize de bunu öğütledi. Biz o yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday belirleme süreçlerinde mutlaka kadın adayların ve gençlerin olması gerektiğini düşündük. Kadınla ilgili mesele şudur. Hayatın tam yarısı kadınlardan ve erkeklerden oluşurken bu kendiyle çok övünen, kendini vazgeçilmez gören biz erkeklerin her birini hem dünyaya getiren hem yetiştiren, ilk bilgileri verenler kadınlarken, en iyi öğretmenleriniz kadınlarken maalesef bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapanlar, Atamızın vizyonunu takip ettirip bugünlere getirmekte önemli bir eksiklik ve mahcubiyet içindeyiz. Rakamlar kötü. Benden önce bu görevi yapan Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, çok önemli bir vizyon koydu, kadın kotası getirdi, gençlik kotası getirdi, mücadele etti ama eldeki rakamlar bu seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde tam iki katına çıkabiliyor. Yine de yeterli değil ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönettiği büyükşehirlerde Muğla varken elimizde, İzmir varken, Aydın varken, Antalya varken, İstanbul, Ankara varken, Mersin, Adana varken sadece bir kadın büyükşehir belediye başkan başkanımız vardı. Sevgili Topuklu Efe’miz. Bu dönem 5 güçlü kadın adayımız var. Bu 5 adayımızın gönül ister, 5’i de seçimi alsın. 5’te 5 yapmak istiyoruz. Gün gelecek, Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yarısı kadın, yarısı erkek olacak. Belediye başkanlarının yarısı kadın, yarısı erkek olacak.”
“KADİR BAŞKAN, TAYYİP BEY GİBİ YAPMIYOR”
Tekirdağ’da CHP’li mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın ailesindeki bir sağlık sorunu nedeniyle İzmir’e gittiği için programda olmadığını söyleyen Özel, şöyle devam etti:
“Candan Başkan’ın ondan alacağı ve sürdüreceği en önemli özellik şu. Hiç yöneticilikte Tayyip Erdoğan’a benzemiyor Kadir Başkan. Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Ben iktidarım. Bak, Hatay muhalefette kaldı. Boynu bükük kaldı’ diyor. Yani ‘Bana oy vermeyene hizmet etmedim’ diyor. Diyor ki Hataylılara, ‘Deprem geçirdiniz. Çadırda kaldınız. Açıkta kaldınız. Şimdi konteynerdesiniz. Bir kısmınız hala çadırda. Sorununuz çok ama sizin bir kusurunuz var. Oyu bana vermemek. O yüzden sizi cezalandırıyorum’ diyor. Hatta diyor ki, ‘Bak, bir daha sandığa gideceksiniz. Benim partime oy vermezseniz mahsun kalırsınız’ diye şantaj yapıyor. Burada 11 ilçe belediyesi var. 7’sini Cumhuriyet Halk Partili belediyeler yönetiyor, 4 tanesini de CHP’li olmayan belediyeler. Her bir belediye başkanı hakkını teslim ediyor ki, bunu bütün Tekirdağ biliyor. Kadir Başkan, Tayyip Bey gibi yapmıyor. Bizde olmayan belediyeyle olan belediyeye eşit davranıyor. Oy vermeyen kimseyi oy verenden ayırmıyor. Kendisine gerçek bir devlet adamı olduğu için yürekten teşekkür ediyorum.”
“TELAFİ EDİCİ BÜYÜMEYİ BÜYÜMEDEN SAYIYORLAR”
Albayrak’ın diğer çalışmalarını öven ve bundan sonra da parti bünyesinde çalışmalarını sürdüreceğini vurgulayan Özel, bundan sonraki süreçte de Yüceer’in, Tekirdağ’ı örgütle birlikte yöneteceğine işaret etti. Bölgedeki tarımın önemine de dikkat çeken Özel, şunları söyledi:
“2023 rakamları açıklandı. Tekirdağ için de çok önemli, benim memleketim için de. Güya Tayyip Bey diyor ki, ‘Hani yokluk, yoksulluk vardı? Bakın, Türkiye büyüdü’. Bir ara öyle bir küçülttüler ki, şimdi telafi edici büyümeyi büyümeden sayıyorlar. Türkiye toplamda büyüdü diye gösteriyorlar ama tarımda Türkiye, 2021’de yüzde 3 daralmıştı. Bu sene büyüyecek deniyordu. Yine yüzde 0,2 küçülmüş Türkiye gibi nüfusu artan, Türkiye gibi İhracatı olan, Türkiye gibi beslenme konusunda çok üst düzeyde bir talebin ortaya çıkmış olduğu; büyük bir ordusu, güçlü bir ordusu olan, genç bir nüfusu olan ülkede ve bu kadar verimli toprakları olan bir ülkede tarımın küçülmesini asla ve asla içimize sindiremiyoruz. Gıda enflasyonu, TÜİK’e göre bile yüzde 70. Gerçek gıda enflasyonu yüzde 120 ile 145 arasında ölçülüyor. Bir yandan Mehmet Şimşek, Türkiye’nin kişi başına milli gelirinin 13 bin 110 dolara çıktığını söylüyor ama bir yandan en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Açlık sınırı 16 bin 200 yüz lira. 10 bin liralık emekli maaşı 3 bin 800 dolardır. 17 bin liralık asgari ücret, 6 bin 400 dolardır. Türkiye’de kişi başına 13 bin dolar düştüğüne göre emeklinin kayıp 10 bin doları nerededir? Kayıp 10 bin doları var emeklinin. Asgari ücretlinin kayıp 7 bin doları vardır. Bu ülkenin emeklisi ve bu ülkenin çalışanları, her birinin cebinde yıllık 10 bin dolar, 300 bin lira para kayıpsa, bütün asgari ücretlerin cebinden 7’şer bin dolar, 210 bin lira yıllık kayıpsa bu para kimin cebinde durmaktadır? İşte bunun hesabını sormak zorundayız.”
“TERÖR DİYE KANDIRIP OY ALDILAR”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın propagandalarına da değinen Özel, şöyle konuştu:
“Recep Tayyip Erdoğan, dün bir kez daha seçimleri kaybettiğini görünce geçen sefer yaptığı gibi iftiraya, yalana, dolana, hakarete sarılacağını gösterdi ve sarıldı. Geçmiş seçimlerde, sonradan kendisinin yalan olduğunu kabul ettiği montaj videolarla ‘Efendim CHP’nin, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına, Sayın Kılıçdaroğlu’na güya Kandil destek veriyormuş, alkış yapıyormuş. Montaj video yapacak kadar utanmazlığı ele aldılar. Birçok insana da şunu söylediler. ‘Evet. Açsın. Yoksulsun. İşsizsin. Güvencesizsin ama tehlike büyük. Vatanı bölecekler, oyu bize vermelisin. Bayrağı indirecekler, oyu bize vermelisin. Ezanı dindirecekler, oyu bize vermelisin’. Bu çok büyük bir yalandı. Seçim geldi geçti. Yoksul insanları, dardaki insanları beka sorunuyla korkutarak, terörle iş birliği diye yalanlar atarak kandırıp oylarını aldılar. Şimdi 10 bin lira emekli maaşına mahküm ediyorlar. İşsizliğe, derin yoksulluğa mahküm ediyorlar. Pazar yerlerinde çürümüş, atılmış, ezilmiş sebze meyveyi yüzünü kapayarak toplayan analarımız var. Onlar o haldeyse yüzünü gizleyecek olan onlar değil; biziz, hepimiziz ama esas yüzünü gizleyecek olan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Gelinen bu noktada yine yalana sarılarak insanların açlıklarını, yokluklarını başka bir şeyle telafi etmeye çalışıyor.
“BAYRAK VE EZANLA TEHDİT EDİYORLAR”
Aynı Hitler gibi… Yıllar önce Alman halkı açlıktan kırılırken, Alman bebeler açlıktan ağlarken Goebbels, Hitler’e şöyle metinler yazıyordu: ‘Alman çocuklarının tereyağına değil, güçlü Alman tanklarına, gres yağına ihtiyacı var’. Şimdi burada bayrak ve ezanla tehdit ediyor. Seçim geçti. O beş vakit mübarek ezanı okuyan müezzinin hakkını yine sizin vekilleriniz savunuyor. Diyorlar ki müezzinlere, imamlara, Diyanet Sen’e, ‘Siz faizsiz bankacılığa gideceksiniz. Onlar size promosyon verecek. Özel bankanın verdiği onda birine razı etmeye çalışıyorlar’. Ezanı susturacak diyenler, ezanı okuyanın hakkını savunuyor. Tayyip Erdoğan da onun hakkını yedirtiyor. Buradan şunu söyleyelim. Ben Tekirdağ İl Başkanımın, adaşımın gözünün içine baka baka söyleyeyim. O da gittiği her yerde bunu söylesin. Bu ülkenin beka sorunu olduğunda kimin ne yaptığını hepimiz biliyoruz. Beka sorunu nedir? Yok olma, istila olma, zapt edilme, ele geçirilme; oldu mu? Vallahi oldu. Matbaayı 200 yıl geç getirince, adamlar 200 yıl ileri geçince, teknolojiye değil de saraylara yatırım yapınca, akla, insana değil de şatafata yatırım yapınca ve 1200’lerde İngiltere’den parlamento deneyimi başlarken, 1700’lerde Fransa kendi devrimlerini yaparken, herkes demokrasiye giderken tek adam rejimi sürünce bu memleket, yapamadığımız toplarla, yapamadığımız donanmalarla, tuhaf deyimlerle 30 yıl Haliç’e zincirlediğimiz donanma küflenmişken geldi işgal altına girdi.
“DÜŞMAN DONANMASINA KIRMIZI HALI SERİYORLARDI”
Bu ülkeye işgal donanmaları geldi. O gün bize bunlar, kendilerini milli görüp bizi gayrımilli ilan edenlerin çok sevdikleri, peşinden gittikleri, Numan Kurtulmuş’un dediği gibi ‘150 yıldır aynı yoldayız’ diyor. O yolun yolcuları, o düşman donanmasına kırmızı halı seriyorlardı. Bizim yolunun yolcusu olduğumuz Kartal istim botunun ucuna çıkmış, mavi gözleriyle ufka bakıp yanındaki yaverine ‘Korkma çocuk, geldikleri gibi gidecekler’ diyordu. Beka sorunu varken bizimkiler Bandırma vapuruyla Samsun’a, oradan Sivas’a, Erzurum’a, Ankara’ya savaşa; onunkiler İngiliz zırhlısıyla yurt dışına… Beka sorunu varken biz, İngiliz uçaklarının attığı İskilipli Atıf Hoca’nın, ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmayın. Gazi Mustafa Kemal’in katli vaciptir’ yazıları atılırken biz Ankara Müftüsü Börekçi’nin fetvasını dinliyorduk. ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmak her Müslüman’ın boynunun borcudur’ diyordu. Bugün, o Ankara Müftüsü Börekçi’nin daha sonra başına geçeceği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulduğu gün.. Bugün 3 Mart. Güvence olan laiklik ilkesinin temellerinin atıldığı gündür.”
“İZMİR ADAYLARININ AFİŞLERİNDE AK PARTİ AMPULÜ YOK”
Özgür Özel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tayyip Erdoğan demiş ki dünkü yalanlarına, ‘Özgür Özel partisini topladı’ demiş. İnanamıyorum, bu sözleri nasıl söylüyor? Herhalde bunu nerede söylemem lazım, bilmiyorum. Sizin duymuş olmanız lazım. Ben demişim ki, ‘Seçim geçene kadar sahtekar olun. Sahte olun. Milleti kandırın. Sakın gerçek yüzünüzü göstermeyin’. Demişim ki, ‘Seçime kadar gizlenin, riyakarlık yapın. AK Partililerden oy toplayın’. Değerli partililerim, şimdi ben bir şey diyeceksem zaten açıktan söylüyorum da sen bize bir şey demedin demezsiniz. Ne diyeceğimi bilirsiniz ama bir şey diyeceksem, şunu söylerim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan yürüyün derim. Zaten yürüyorsunuz. 6 okumuza ayrı ayrı sahip çıkın, derim. Derim ki örneğin günün birinde, Türkiye’ye yine had bildirmek için altıncı filo falan gelirse Tayyip Bey’in kendisinin abilerinin yaptığı gibi sakın ona doğru onu kıble görüp namaz kılmayın. Hemen gidin o altıncı filoyu denize dökün derim. Bir genç arkadaşımı görsem yakasında rozeti yok, kendi rozetimi ona takarım. Ben rozetimizle gurur duyarım ama Tayyip Bey ne yapıyor? İzmir’de Tayyip Bey’in büyükşehir belediye başkan adayı, ilçe belediye başkan adayları bırak rozet takmayı, billboardda AK Parti’nin ampulü yok, arabada AK Parti’nin ampulü yok, afişte, broşürde AK Parti’nin ampulü yok. Diyor ya, ‘Sahtekar olun, kendinizi gizleyin, oy alın, gerekirse riyakarlık yapın dedi Özgür’. Bakın, kişi kendinden bilir işi. Biz böyle bir şeyi aklımızdan bile geçirmedik. Onurla, gururla burada rozet ama İzmirlilere ‘Aman rozet kullanmayın. Benim ismimi bile asmayın. Belki ancak o zaman İzmir’de şansınız olur’ diyen riyakarı da bütün Türkiye’ye bir kez daha gözler önüne seriyorum. Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir.”
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Laleli Ordu Caddesi ve yakın çevresi düzenlemesi açılışında konuştu. İmamoğlu, “2019’da milletimiz ne yaptı biliyor musunuz. İstanbul’u kendi mülküymüş gibi gören bir yönetim anlayışından bu şehri kurtardı. ve millet, bu şehrin her noktasının, her köşesinin kendisine ait olduğunun farkına vardı. Bize bu görevi verdiniz, teslim ettiniz. Biz bu şehri, 16 milyon İstanbulluya teslim ediyoruz. ve kendimizi de bu şehrin muhafızı olarak görüyoruz. Sizden aldığımız güçle, İstanbul’da ihmali, ihaneti ve israf devrini tarihe gömdük, bitirdik. Başka bir dönem başladı. Hizmet dönemi, icraat dönemi ve yatırım dönemini başlattık. O sayede, İstanbul’un dört bir yanında bütün toplum kesimlerinin hayatlarını güzelleştiren, kolaylaştıran muazzam işler yaptık. Şimdi bir avuç insan, o eski şatafatlı günlerine dönmek istiyorlar. İstanbul’un kaynakları size, halka değil, kendilerini aksın istiyorlar. Bunun için de bir çalışma içerisindeler. Ama siz, buna müsaade etmeyeceksiniz” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, temelini 2 Kasım 2022’de attıkları Ordu Caddesi ve yakın çevresi düzenlemesi açılışında konuştu. Ordu Caddesi’nin İstanbul’un en güzel caddesi olmaya aday bir yer olacağına vurgu yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
“ORDU CADDESİ’NDE ÇOK DOĞRU, ÇOK GÜZEL VE ADALETLİ BİR DÜZENLEME SÜRECİNİ GERÇEKLEŞTİRDİK: Cıvıl cıvıl, İstanbul’un güzel insanlarıyla, yurt içinden, yurt dışından gelecek on milyonlarca turistin burada yürürken zevk alarak yürüyecekleri günlere adım atmak üzereyiz. Bugün yeni bir dönemi başlatıyoruz. İstanbul’u adil bir şehir yapmak için çalışan bir yönetim olarak, Ordu Caddesi’ne de adalet getiriyoruz. Bir cadde düzenlemesinde adalet nasıl sağlanır biliyor musunuz? Tüm ulaşım araçlarına caddeyi eşit olarak paylaştırarak, o caddeden yararlanan herkesin ortak çıkarlarını gözeterek bunu yaptık ve Ordu Caddesi’nde çok doğru, çok güzel ve adaletli bir düzenleme sürecini gerçekleştirdik. Ordu Caddesi ve yakın çevresinde yaptığımız düzenlemelerle, araçları yavaş seyahat etmeye teşvik ederek, yayalara ve bisikletlere güvenli bir ortam sağladık.
BU CADDELERİN, BU MEYDANLARIN TEK SAHİBİ VAR; O DA MİLLET: Yaptığımız düzenlemelerle Ordu Caddesi, İstiklal Caddesi’ne benzer bir yapıya kavuşacak. Ben; birlikte, güzellikte, doğrulukta rekabeti severim. İsterim ki; vatandaşlarımız, esnafımız, Ordu Caddesi’nin bu yeni haliyle kendilerini öyle güçlü hissetsinler ve bu süreci öyle güçlü sahip çıksınlar ki, yakında İstiklal Caddesi kadar Ordu Caddesi de her yönüyle İstanbul’un kalbi, İstanbul’un merkezi olmaya aday olsun -ki olacağına da yürekten inanıyorum- örnek gösterilmeye başlansın. Burası olağanüstü güzel bir nokta haline dönüşecek. Biz, gerekeni yaptık. Bundan sonrası, başta buradaki esnafımız ile buradaki yaşayan dostlarımızın katkılarıyla olacak. İstanbul’un caddelerini, meydanlarını, en doğru şekliyle, en güzel şekliyle düzenliyor ve sizlerin hakkı olan bu güzellikleri sizlere teslim ediyoruz. Bu caddelerin, bu meydanların tek sahibi var. O da millet. Kimseye ait değil, millete ait. Onun için buralara bazı kuralları koyacağız.
MİLLET, BU ŞEHRİN HER KÖŞESİNİN KENDİSİNE AİT OLDUĞUNUN FARKINA VARDI: 2019’da milletimiz ne yaptı biliyor musunuz. İstanbul’u kendi mülküymüş gibi gören bir yönetim anlayışından bu şehri kurtardı. ve millet, bu şehrin her noktasının, her köşesinin kendisine ait olduğunun farkına vardı. Bize bu görevi verdiniz, teslim ettiniz. Biz bu şehri, 16 milyon İstanbulluya teslim ediyoruz. ve kendimizi de bu şehrin muhafızı olarak görüyoruz. Sizden aldığımız güçle, İstanbul’da ihmali, ihaneti ve israf devrini tarihe gömdük, bitirdik. Başka bir dönem başladı; hizmet dönemi, icraat dönemi ve yatırım dönemini başlattık. O sayede, İstanbul’un dört bir yanında bütün toplum kesimlerinin hayatlarını güzelleştiren, kolaylaştıran muazzam işler yaptık. Şimdi bir avuç insan, o eski şatafatlı günlerine dönmek istiyorlar. İstanbul’un kaynakları size, halka değil, kendilerini aksın istiyorlar. Bunun için de bir çalışma içerisindeler. Ama siz, buna müsaade etmeyeceksiniz.
ACEMİLİK NASIL HİÇ BİTMEZ BİLİYOR MUSUNUZ: Tabii her seçimde bir aday çıkar. Doğrudur, bir adayları var. 2019’da Binali Bey, ‘Belediyeciliği veya İstanbul’u bilen aday’ şeklinde tarif edilmişti. Şimdiki sayın adayın, aslında her konuda biraz dezavantajı var. Açıkçası bazı konuları bilmiyor olabilirsiniz, acemi de olabilirsiniz. Öğrenmeye talipseniz, sorun yok. Herkesten çok çalışır, öğrenirsiniz. Ama acemilik nasıl hiç bitmez biliyor musunuz? Öğrenmeye meyilli değilse. Öğrenmeye ya da çalışmaya da gönlünüz yoksa, o zaman işiniz zor. Şimdi bazı konuları iyi anlatmak lazım. Hemşehrilerim biliyordur ama, İstanbul’un göbeği olan Fatih’in bu caddesinin adı, biliyorsunuz Ordu Caddesi. Biraz ileriden Itibaren, burası Divanyolu Caddesi’ne döner. Hemen devam eder, o tarihi alana, Minlon Taşı’na, işte sağ tarafta Sultanahmet’e, sol tarafta Ayasofya Camii’ne ve arkasından Topkapı Sarayı’yla buluşursunuz. Arkamızda da işte 30’lu, 40’lı, 50’li yıllarda yapılan bir kısım çalışmaların sonuçlarında yapılan şehir planlamalarıyla, iki tane cadde açılıyor. Biliyorsunuz; Bayrampaşa’ya doğru giden ve sonrasında TEM otoyoluna bağlanan Vatan Caddesi vardır. Hemen sola doğru döndüğünüzde Topkapı’ya doğru devam eden, Millet Caddesi vardır. Aslında burada, o dönemde bir üçleme yapılmıştır. Vatan, Millet, Ordu; yani silahlı kuvvetlerimiz. Yani bu şehrin adı, bir şehrin ya da bir yörenin adı değil. Vatan, millet ordu kavramlarından adını alan caddelerden birisidir. Mesele şurada: Eğer biraz uyduruyorsanız, öğrenmeye niyetli değilseniz, bilmiyorsanız, birine sorup anlamaya çalışmıyorsanız; vallahi işiniz zor.
AZ ZAMANDA, ÇOK ACEMİLİK YAŞATTI BİZE: Sevgili İstanbullular; acemi aday derken, farklı bir kavram anlaşılıyor, sanki Ekrem İmamoğlu adayı ya da rakibini hafife alıyormuş gibi. Öyle bir şey yok. Sadece acemi olduğunu ifade ediyorum. Tabii acemi olduğunu ifade ederken, İstanbullulara önemli bir şeyin altını da çizmek isterim. Biliyorsunuz, birçok acemiliği gösterdi. Bu çok az zamanda, çok acemilik yaşattı bize. Ama tabii burada daha önemli bir mesele var. İstanbul’la bir alakası var mı, yok mu sayın adayın? Bir kere buna bakmak lazım. İstanbul’la ilgili bir duygusu var mı, yok mu? Bunu irdelemek lazım. İstanbul’un mahallelerini, sokaklarını, caddelerini, topografyasını ilçelerini biliyor mu? Buna bakmak lazım. İstanbul bilgisi var mı? İstanbul’a şahitliği var mı? Yaşamışlığı var mı? Bakın bunların hepsi önemli. Bugüne kadar ömrünü nerede yaşamış? Nerede geçirmiş? Büyükçekmece neresi? Küçükçekmece neresi? ya da hangi ilçe, hangi yakada, bunlara bakmak lazım. Bir adayın İstanbul’la alakası, yaşanmışlıkları önemli. İstanbul, dünyanın göz bebeği. İstanbul, dünyanın en güzel şehri. Dolayısıyla şuna bakmak önemli: İstanbul’la alakası var mı? İstanbul’a rabıtası, gönül bağı var mı? Bu şehir hakkında bilgisi veya ilgisi olan bir kişi mi?
AK PARTİLİ, MHP’Lİ; YANİ CUMHUR İTTİFAKI’NA OY VERMİŞ YURTTAŞLARIMA SORMAK İSTİYORUM: Burada ben, özellikle AK Partili, MHP’li; yani Cumhur İttifakı’na oy vermiş yurttaşlarıma sormak istiyorum. Evet, tabii ki bir partinin ya da bir ittifakın adayları çıkar. Arkasında da o partinin genel başkanı vardır. Tamam, olabilir. Ama Sayın Erdoğan, böyle bir adayın arkasında. Doğrudur. Ama şöyle düşünsün Cumhur İttifakı’na oy verenler. Özne olarak, İstanbul Belediye Başkanı adayı olduğunda bu adaya oy verirler mi vermezler mi? Önce buna bir baksınlar bugüne kadar ortaya koyduğu performansla, ortaya koyduğu söylemlerle. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bakın bence AK Partili ve Cumhur İttifakı’na oy vermiş insanların bile, bu yaptıklarından sonra oy verme eğilimini zayıflattığını düşünüyorum. Oy vermeyeceklerini düşünüyorum. Onlar da İstanbullu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu adayı ileri sürmesi ve İstanbul’a göstermesini irdelemesi lazım vatandaşlarımızın.
SAYIN ERDOĞAN’IN, KURUM’U NASIL BURAYA GÖNDERDİĞİNİ SORGULAYIN: Ben, Sayın Topbaş’ı birçok yerde rahmetle andım, minnetle andım. Hizmetleri geçmiştir. Eleştirdiğim tarafları da oldu. Onlar da ayrı. Ama bakın hatırlayın; Sayın Erdoğan’ın, nasıl Kurum’u buraya gönderdiğini sorgulayın. Derken, aynı şekilde rahmetli Topbaş’ı görevden aldı biliyorsunuz değil mi? Neden aldı? Çünkü Topbaş’ın -beğenirsiniz, beğenmezsiniz- bir iradesi vardı. Rahmetli Topbaş’ın iradesi şuydu; İstanbullu olarak şehre bakıyordu. Bakın aynı fikirde olmayabiliriz. Ama İstanbullu olarak şehre bakıyordu. Merkezi yönetimin her dediğine, Erdoğan’ın her dediğine ‘evet’ demiyordu. 5 tane imar dosyasına imza atmadı diye, onu metal bir yorgunu ilan edip görevden aldılar. Doğru mu? İşte şehri korumak, şehri düşünmek, İstanbulluyu düşünmek başka bir boyut. Kadir Topbaş’ı, rahmetliyi görevden aldı. Bir açıklama getirmedi. Kadir Bey, o görevden alındıktan sonra çok üzgün olduğunu, çok canının sıkkın olduğunu, onu çok hırpaladığını çok yakın çevresinden duydum. Bu haksızlık karşısında ne kadar darıldığını biliyorum.
SAYIN CUMHURBAŞKANI NE YAPIYOR?: Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı ne yapıyor? Buraya ithal, atama bir aday getiriyor; bunu kabul edelim. Bu doğru bir şey. Bak; ithal ve atama bir aday. Bir tarifi bütün vatandaşlarımız öğrendi. ‘Tensipleriyle’ buraya geldi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın tensipleriyle İstanbul’a geldi. ‘Talimatlarıyla’ şunu yaptı. Hani geçen kendisi de ifade etti. ‘Buyruğumu yerine getirdi’ dedi. Buyruk! Bakın; böyle gelen muhtemelen nasıl olur biliyor musunuz? Böyle gelen insanlar, onun ‘affıyla’ da görevden giderler. Onlar biliyorsunuz, ‘Görevden ayrıldım’ demiyorlar, ‘Sayın Cumhurbaşkanı’nın affıyla görevimden ayrıldım’ diyor. Bakın; geçen gün bir söyleminde bana, “İstanbul’u öznesi yapmıyor” demiş Sayın Kurum. Yani bunu kim söylüyor? Kendisi özne bile olmayan birisi söylüyor. Kendisi özne değil. Bu önemli. Söylemem o ki; atanmış bir adayla, İstanbul halkı karşı karşıyadır. Sayın Cumhurbaşkanı İstanbulluya, ‘Siz ister beğenin ister beğenmeyin. Ben atıyorum, onu seçeceksiniz’ diyor. Öyle demiyor mu? Öyle diyor. İstanbul’a dair acemiliği bir yana, aynı zamanda atanmış bir adaydır. Aynı zamanda da ithal bir adaydır. Bakın çok net ifade ediyorum.
ŞUNU İSTİYOR: ‘BENİM İRADEM GEÇECEK KARDEŞİM. BEN NE DERSEM O OLACAK: Çünkü bütün bunları niye yapıyor biliyor musunuz Sayın Cumhurbaşkanı? Şunu istiyor: ‘Benim iradem geçecek kardeşim. Ben ne dersem o olacak.’ Biz de ne diyoruz? ’16 milyon ne derse o olacak kardeşim.’ Olayın özü budur. Bu kadar basit. Bakın; bu meseleyi niye anlattım biliyor musunuz? Bu iş, ciddi bir meseledir. Halkın iradesini istemiyor. Halkın seçtiği belediye başkanının bir irade sahibi olmasını, İstanbul’u korumasını, İstanbul’u kollamasını, İstanbullunun sesi, soluğu olmasını istemiyor. Nokta. Onun için, dediğine imza atacak bir aday istiyor. Her dediğini kabul edecek bir aday istiyor. Biraz da ‘Ceketimi koysam kazanırım’ anlayışıyla hareket ediyor. Bu yüzden bu seçim, sadece bir belediye başkanı seçimi değildir. Bu seçim, aynı zamanda milletin iradesinin de korunması seçimidir. Bunu unutmayınız. Bu seçim, sadece İstanbul muhafızlığı seçimi de değildir. Bu seçim, İstanbullunun iradesinin de muhafızlığının seçimidir. Bunu da unutmayın.
SESİNİ SOLUĞUNU KESTİNİZ ONLARIN KANAL İSTANBUL’U AĞIZLARINA ALAMIYORLAR: Biz, her zaman şunu söyledik: Bu kentin insanlarına güveneceksin. Bu kentin insanları ne diyor, ona bakacaksın. Bakın ne kadar güçlüsünüz, size hatırlatmak istiyorum. İstanbul halkı o kadar güçlü ki; İstanbul halkı Kanal İstanbul’u istiyor mu? Hayır. Hem de büyük oranda istemiyor. Bakın sesini soluğunu kestiniz onların. Kanalı bile ağızlarına alamıyorlar. Kanal ismini bile ağızlarına alamıyorlar; doğru mu? Kanal İstanbul ismini ağızlarına alamayan Sayın adayın, daha düne kadar, millete, sanki böyle talimat vererek ‘ya-pa-ca-ğız’ dediğini hatırlıyorsunuz değil mi? Görüntüleri var. Daha bir sene yok. Şimdi, ‘İstanbul’un gündeminde olmayan şey gündemimde yoktur. Niye bana sürekli soruyorsunuz bu soruyu’ diye gazeteciye fırça atıyor. Ama nereye kadar biliyor musunuz? Az önce anlattığım gibi; bir kişi ona talimat verene kadar. Talimatı aldığı gün, sabahtan akşama kadar Kanal İstanbul sayıklar. Bu iş bitecek kardeşim. Ben, evdeki evladıma bile bir şeyi dikti ettirmem, ettiremem. Ettiremem kardeşim. Her yerde söylüyorum: Bu ülkenin fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillere ihtiyacı var. Bu kadar net. Biz, onu teslim temsil ediyoruz.”
O ANLAYIŞI DA TARİHE GÖMECEĞİZ: O bakımdan siyasi kariyerleri aldanmak ve aldatmak üzerine olan anlayışa, hep birlikte son vereceğiz. O anlayışı da tarihe gömeceğiz. Bunlar, yaptıkları işe saygı duymuyor. Bunlar, vatandaşa saygı duymuyor. Biz ise, ilk günden beri insana saygı, kente özen şiarıyla hareket ediyoruz. Vatandaşa asla yalan söylemiyor ve aldatmıyoruz. Kimse de bizi aldatamıyor. Yaptığımız her işi, en ince detaylarıyla, özellikle saygılı bir süreç sonunda yapıyoruz. Çünkü bu millet, aldatanı da sevmez, aldatılanı da sevmez kardeşim. Her ikisini de sevmez. İşlerimizi ortak aklın ve bilimin yol göstericiliğinde yapıyoruz. Bu nedenle bazı gecikmelerimiz de olabiliyor. Ama biz göz boyayan, geçici çözümlerin değil, gerçek ve kalıcı çözümlerin peşindeyiz. Bu kardeşiniz bundan hiç taviz vermedi, vermeyecek. Ordu Caddesi’ndeki bütün detaylarda da bunu görebilirsiniz”
YASAK YOLDAN GEÇEN AK PARTİ SEÇİM ARACINA: “BENİM İNSANIM TALİMATLA KÖTÜLÜK YAPMAZ”
İmamoğlu’nun konuşmasının bu noktasında, AKP’nin bir seçim aracının, yüksek sesle müzik çalarak, araç girişinin yasak olduğu Ordu Caddesi’nden geçtiği görüldü. Aracı fark eden İmamoğlu, “Buradan geçiyor ama ceza kesmek lazım ona. Orası yasak. İşte böyle kural çiğnemeyi kendilerine marifet görüyorlar. Ne diyeyim? Olsun. O da garibim, demişlerdir ki, ‘Sen buradan git, çaktırmadan da müziği aç.’ Demek ki içindeki şoförün de ar duygusu yüksek, farkında mısınız sesi kapattı. Dayanamadı. Benim insanım, güzel insan be. Benim insanım güzel insan. Talimatla kötülük yapmaz kardeşim” ifadelerini kullandı. Ordu Caddesi ve çevresinin düzenleme işinin cefasını çeken esnaf ve vatandaşlardan helallik isteyen, projede emeği geçen kişi, kurum ve kuruluşlara teşekkürlerini ileten İmamoğlu, “Adalet ve kardeşlik yolunda, Hizmet yolunda hep beraber tam yol ileri” dedi.
Konuşma yaptığı platforma CHP Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat’ı davet eden İmamoğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“MAHİR POLAT’LA ARAMIZDAKİ DUYGU; BİRBİRİMİZİN BİLGİSİNE VE AKLINA HÜRMET”
“Ben, Mahir Bey’le yaklaşık 10 yıldır tanışıyorum. Daha önce ilçe belediye başkanlığımda, danışmanlığını almıştım. Sonra da burada yöneticimiz olarak, yol arkadaşlığı yaptık. Bizim yol arkadaşlığımız nasıl biliyor musunuz? Mahir Bey’le birbirimize olan duygumuz şu: Birbirimizin bilgisine hürmet, birbirimizin aklına hürmet. Onun yetkisi sınırlarındaki yetkilerini kullanırken ona olan inanç. Ama inancımızın altyapısında ne var biliyor musunuz? O da çalışma arkadaşlarının bilgisine hürmet gösteriyor. O da onların ortak aklına güveniyor. Bizim olmazsa olmaz kuralımız ne biliyor musunuz? Şurada çalışan mühendisin gözlemlerine, çalışan emekçinin deneyimlerine, onun ortaya koyduğu çalışma azmine saygı gösteren ve ona inanan, ona güvenen, onun aklına kulak kabartan, dinleyen yöneticilerle çalışıyoruz. ve öyle yaptığımız için, güzel işler ortaya çıkıyor. Ben bu güvenle, Mahir Polat’a güveniyorum. Ama onlar, birçok alanda nasıl emanet ediyorlar süreci biliyor musunuz? ‘Ben ne dersem onu yapacaksın ha’ diyerek yola çıkarıyorlar. Biz de ne diyoruz biliyor musunuz sevgili Mahir Başkanım? Allah’ın izniyle seçilirsen; kanunlar, kurallar ve millet ne derse, onu yapacaksın kardeşim. O kadar basit. Bizim yolculuğumuz bu. Onun için bu değerli bir yolculuk. Onun için en büyük duamız şu: Bize bu yetkiyi verin, Allah’ın izniyle biz size mahcup olmayacağız kardeşim. Yaradan’a duamız; ‘Allah’ım beni bu şehrin evlatlarına, bebelerine, çocuklarına, kadınlarına, erkeğine, gençlerine mahcup etme.’ Aynı duygularla Mahir Bey için dua ediyor, onları size emanet ediyorum. Sizleri de Yaradan’a emanet ediyorum. Ordu Caddesi hayırlı, uğurlu olsun.”
İmamoğlu’nun konuşmasının ardından Ordu Caddesi, kesilen kurdele ve edilen duaların ardından yenilenmiş haliyle İstanbulluların kullanımına açıldı. Proje kapsamında; 40 bin metrekarelik alana Bergama granit taş kaplama, 1.800 metrekare de bazalt porfir bordo taş kaplama uygulandı, 2 bin 850 metrekare yeşil alan oluşturuldu. Bisiklet park alanları, yeni kent mobilyaları, cadde, çalı ve eser aydınlatmaları ile Ordu Caddesi, yepyeni bir görünüme kavuştu.
]]>AK Parti adayı Öntürk, Hatay Merkez Salonu’nda düzenlenen “Hatay’da Yüzler Gülsün Diye” başlıklı toplantıda projelerini anlattı.
Büyükşehir Belediyesi yönetimini eleştiren Öntürk, “Hatay bu tabloyu hak etmiyor. Hataylılar, yapay zekayla tespit edilen belediye başkanı yerine yapan zekayla şehrine hizmet etmeyi şereflerin en büyüğü sayan, ortak akıl ve katılımcı yönetim anlayışına sahip, şeffaf, iş bilen ve çalışkan kadrolar bekliyor.” diye konuştu.
Öntürk, vatandaşların yerel seçimde algı ve mazeret zihniyetini değil gerçek belediyeciliği seçeceğini söyledi.
Hizmetlerin eşit ve adil yapılacağını ifade eden Öntürk, “Hataylılar 10 yıl boyunca yan gelip yatıp, seçime 1 ay kala ‘dostlar alışverişte görsün’ diye 300-500 metre asfalt dökeni değil, planlı, programlı ve bütçe hakkına riayet eden, suyu, altyapıyı, parkı, ucuz ulaşımı ve tüm yolların asfaltlanmasını lütuf değil temel hak gören üretken belediyecilik anlayışını tercih edecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yapamayacağımız işlerin vaatlerini vermeyiz, veremeyiz”
Cumhur İttifakı adayı Öntürk, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden etkilenen kentin yeniden inşası sürecinde devletin ilgili kurumlarıyla istişare içerisinde çalışacaklarını vurguladı.
Şehrin yeniden ayağa kaldırılmasının adımlarını planladıklarını dile getiren Öntürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehrin toplumsal, tarihi ve kültürel hafızasının yok sayılmasına hiçbir zaman müsaade etmeyeceğimizin altını çiziyorum. Tüm hemşerilerimizin can ve mal emniyeti ile mülkiyet hakkının gözetildiği bir süreci işleteceğimizden hiç kimsenin endişesi olmasın. Gerçekliğin dışına çıkarak yapamayacağımız işlerin vaatlerini vermeyiz, veremeyiz. Tutamayacağımız sözleri sarf etmeyiz, edemeyiz. Bu minvalde en çok yıkımı ve kaybı yaşadığımız Antakya’mızın yeniden ayağa kaldırılması birinci önceliğimizdir.”
Öntürk, şehir içi ulaşımı rahatlatmak için 2 aşamalı proje yürüteceklerine işaret ederek, şunları anlattı:
“İlk aşamada hazırlayacağımız acil eylem planı kapsamında olağan akıştaki acil müdahaleleri yapacağız. Büyükşehir yol ağındaki alt ve üst geçit gereksinimi olan noktaları tespit edecek ve ivedilikle bunların inşasını tamamlayacağız. İkinci aşamada 30 yıllık ulaşım master planını bitirip, tüm Hatay’ın ulaşım yatırımlarını bu plana göre gerçekleştireceğiz. Trafik sinyalizasyon sistemi ve uyarı levhalarını rehabilite edecek, yeni nesil sistemler kuracağız.”
“Dönüşüme muhtaç yapılar için dönüşüm ofisleri kuracağız”
Kentin uygun noktalarında 300-500 bin metreküp su elde edecekleri küçük barajlar yapmayı hedeflediklerini belirten Öntürk, tüm ilçeler için çok sayıda proje hazırladıklarını, ilçe belediye başkanlarıyla omuz omuza çalışacaklarını dile getirdi.
Öntürk, depremlerde yıkılmayan ancak risk taşıyan yapılar için de çalışma yürüttüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Dönüşüme muhtaç yapılar için dönüşüm ofisleri kuracağız. Depremzede hak sahiplerinin haricinde kalan ve devlet desteği alamamış vatandaşlarımız için kuracağımız ofislerde tek bir riskli yapı kalmayıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Hedeflerini sıralayan Öntürk, Türkiye Yüzyılı’nda Hatay’ı, gerçek belediyecilik anlayışıyla yarınlara taşımak için Cumhur İttifakı çatısı altında çalışacaklarını kaydetti.
Konuşmanın ardından Öntürk ve ilçe belediye başkan adayları katılımcıları selamladı.
]]>ISPARTA – Yerel seçim çalışmaları çerçevesinde Isparta’ya gelen HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Gazze’de yaşanan soykırıma dikkat çekerek, “Gazze’deki soykırım, o vahşet devam ettiği müddetçe bizim içimizden şarkılı, türkülü, müzikli, seçim kampanyaları yapmak gelmiyor” dedi.
Hür Dava Partisi Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, seçim çalışmaları çerçevesinde Isparta’ya geldi. Isparta’da bir işletmede basın mensupları ile bir araya gelen Yapıcıoğlu açıklamalarda bulundu.
“İçimizden şarkılı, türkülü, müzikli, seçim kampanyaları yapmak gelmiyor”
Şu anda ülke gündeminin yoğunluğunun seçim çalışmaları çerçevesinde ilerlediğini söyleyen Yapıcıoğlu, konuşmasında 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze’de yaşanan zulme dikkat çekerek, “Gazze’de çok ciddi bir zulüm yaşanıyor. Bir soykırım yaşanıyor. Maalesef aradan geçen 5 aya rağmen ayağa kalkanlar, buna itiraz edenler, bir şeyler yapmaya çalışan insanlar bu zulmü durduramadı. Uluslararası hukuk devreye girdi. Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçlamasıyla siyonist işgalciler hakkında dava açıldı. Fakat bu da durduramadı onları. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısı itibariyle oradan acil insani ateşkes kararı bile çıkarılamıyor. Amerika tek başına bütün karar tasarılarını veto ediyor. Bu nedenle biz böyle coşkulu bir seçim kampanyası yapmadık, yapamadık. Eğer bu zulüm devam ederse bundan sonra da seçim gününe kadar da daha önceki dönemlerde alışıldık bir seçim kampanyası yapmak doğrusu bizim içimizden gelmiyor. Seçim dolayısıyla Türkiye’yi dolaşıyoruz. Adaylarımızı çıkardık. Biz de vatandaşın desteğine talibiz ve önümüzdeki dönem için şehirlerin HÜDAPAR belediyeciliğiyle tanışması için çalışmalarımızı yapıyoruz. Lakin dediğim gibi Gazze’deki soykırım, o vahşet devam ettiği müddetçe bizim içimizden şarkılı, türkülü, müzikli, seçim kampanyaları yapmak gelmiyor” dedi.
“2 milyarlık İslam alemi 2 milyonluk Gazze’ye yeterince sahip çıkamadı”
Konuşmasının devamında Gazze için yapılanların yetersiz olduğunu söyleyen Yapıcıoğlu, “Bu Aksa Tufanı ismiyle başlayan 7 Ekim operasyonundan sonra aslında bazı uluslararası ilişkiler uzmanları hocalarının da dediği gibi gerçekte uluslararası hukuki bir şeyin olmadığı gerçeği de açığa çıktı. ve aynı zamanda Filistin’, Mescid-i Aksa’yı, Gazze’yi kendisine dert edinen insanların zaaflarının ne olduğu da ortaya çıktı. 2 milyarlık İslam alemi 2 milyonluk Gazze’ye yeterince sahip çıkamadı. Biz şunu söylüyoruz. Diyoruz ki oradaki zulmün durması için bugüne kadar kim ne yapmışsa biz hepsini değerli görüyoruz. Gayemiz kimseyi zor durumda bırakmak ya da kimsenin niyetini sorgulamak değildir. Ama şunun da bilmesi gerektiğini söylüyoruz. Kendimizi de dahil ederek diyoruz ki bugüne kadar oradaki zulmün durması için harekete geçen bir şeyler yapmaya çalışan kim varsa bütün bu yaptıklarının yetersiz olduğunu görüyoruz. Daha fazla bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Israrla ve tekrarla biz bunu söylemeye devam edeceğiz. Eğer yapılanlar yeterli olsaydı bu durum durmuş olurdu. Yapılanlar yetersiz ki halen devam ediyor. Öyleyse herkes bugüne kadar yaptıklarımız üzerine ne ilave edebilir daha fazla ne yapabilirimi düşünmeli ve belki de bu konuda ortak akıl ile bu zulmü durdurmanın yeni yollarını aramalıyız. Bizim kanaatimize göre oradaki siyonistlerin, oradaki işgalcilerin, bu kadar pervasız, bu kadar vahşi, bu kadar umursamaz bir şekilde dünyanın gözünün içine baka baka kameraların önünde, canlı yayında bu zulümleri yapabilmelerinin asıl sebebi ellerinde bulundurdukları teknolojik ya da ekonomik güç değildir. Süper güçleri arkalarına almaları da değildir. Asıl sebep bizlerin yani İslam dünyasının ya da gayrimüslim de olsa, insanlıktan yana, adaletten yana, tavır koyan insanların yeterince bir araya gelememeleri, bir birlik oluşturamamaları, güçlerini bir şekilde toplayamamalarıdır” dedi. Bu zulüm durmadığı taktirde Türkiye’nin de etkilenebileceğini söyleyen Yapıcıoğlu, “Bizim bu dağınıklığımız bizim saçma sapan ufak tefek sebeplerle enerjimizi ve mesaimizi birbirimizin kullanmamız sebebiyle bütün dünyada bir zulüm almış başını gidiyor. ve eğer bu zulmü durduramazsak bu zulüm Filistin’le sınırlı kalmayacak. Yavaş yavaş genişleyerek belki Allah korusun bizi de içine alacak bir ateş gibi etrafı kasıp kavuracak. Öyleyse bütün insanlığa, insanlıktan istifa etmemiş herkese çağrımızdır. Bu zulmü bir an önce durdurun. Hiçbir şey yapamıyorsanız oradaki kardeşlerinizin acil ihtiyacı olan gıdayı, suyu, ilacı, yakıtı, enerjiyi onlara göndermenin bir yolunu bulunuz” şeklinde konuştu.
“Bu yarışta biz de varız”
Konuşmasında 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere değinen Yapıcıoğlu, “Malumlarınız olduğu 2023 seçimlerinde de Cumhur İttifakı çatısı altında yine milletvekili seçimlerine katıldık ve ilk defa parlamentoda temsil imkanı elde ettik. 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde de seksen bir vilayetin tamamında kendi adaylarımızla, kendi parti logomuzla seçimlere katılacağız. Isparta’da da ilk defa seçime giriyoruz. Isparta’da hem il genel meclisi adaylarımız bütün ilçelerimizde merkezde ve ilçelerimizde yine belediye başkan adaylarımız var. Bu yarışta biz de varız. İnşallah biz diyoruz ki bizim meselelere yaklaşımımız insanı merkeze alan ve adaleti inceleyen, adaleti gerçekleştiren hedefi olarak ilan eden bir siyasi anlayışla memleketimize hizmet etmeye çalışıyoruz” dedi.
“Biz seçime gidiyoruz, savaşa değil”
Seçim çalışmaları çerçevesinde siyasi parti temsilcilerine ve vatandaşlara çağrıda bulunan Zekeriya Yapıcıoğlu siyasi parti temsilcilerini kullandıkları üslup konusunda uyardı. Yapıcıoğlu, “Bu manada seçim çalışmalarına girdikten sonra bazı siyasi partilerin bazı şahsiyetlerin, bazı kişilerin kullanmış oldukları dille ilgili de şu çağrıda bulunuyoruz. Önümüzde bir seçim var. Biz seçime gidiyoruz, savaşa değil. Diğer bütün siyasi partiler bizim siyasi rakiplerimizdir. Hiçbirisi bizim düşmanımız değil. Siyasi partiler birbirinin düşmanı değildir. Öyleyse herkes kullanacağı dile de dikkat etsin. Milleti, vatandaşı tahrik edici üsluptan herkes imtina etsin. Kendi tabanını konsolide edebilmek için, oyların üç beş artırabilmek için, vatandaşı birbirine karşı tahrik eden ya da bir kısmını diğer bir kısmının düşmanıymış gibi gösterenler memlekete iyilik yapmıyorlar. Vatandaşlara da çağrımız şudur. Bu provokasyonlara gelmeyin. Seçimler bittikten sonra sizler birbirinizin komşusu, birbirinizin akrabası, birbirinizin iş arkadaşı, aynı iş yerinde çalışan kişiler olmaya devam edeceksiniz. Belki şehir içinde aynı toplu taşıma aracını kullanacaksınız. Belki aynı okulda öğrenci olacaksınız, belki aynı iş yerinde iş arkadaşı olarak hayatımıza devam edeceksiniz. Dolayısıyla bu provokasyonlara vatandaşlarımızın gelmemesini, bunun bir seçim olduğunu, daha önce de seçimler yapıldığını seçimden sonra da kim kazanırsa kazansın, hayatının devam edeceğini buradan bir kez daha hatırlatıyoruz. Seçim sonuçlarının şimdiden memleketimize, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum” dedi.
]]>Hür Dava Partisi (HÜDA-PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, seçim çalışmaları çerçevesinde Isparta’ya geldi. Isparta’da bir işletmede basın mensupları ile bir araya gelen Yapıcıoğlu açıklamalarda bulundu.
“İçimizden şarkılı, türkülü, müzikli, seçim kampanyaları yapmak gelmiyor”
Şu anda ülke gündeminin yoğunluğunun seçim çalışmaları çerçevesinde ilerlediğini söyleyen Yapıcıoğlu, konuşmasında 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze’de yaşanan zulme dikkat çekerek, “Gazze’de çok ciddi bir zulüm yaşanıyor. Bir soykırım yaşanıyor. Maalesef aradan geçen 5 aya rağmen ayağa kalkanlar, buna itiraz edenler, bir şeyler yapmaya çalışan insanlar bu zulmü durduramadı. Uluslararası hukuk devreye girdi. Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçlamasıyla siyonist işgalciler hakkında dava açıldı. Fakat bu da durduramadı onları. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısı itibariyle oradan acil insani ateşkes kararı bile çıkarılamıyor. Amerika tek başına bütün karar tasarılarını veto ediyor. Bu nedenle biz böyle coşkulu bir seçim kampanyası yapmadık, yapamadık. Eğer bu zulüm devam ederse bundan sonra da seçim gününe kadar da daha önceki dönemlerde alışıldık bir seçim kampanyası yapmak doğrusu bizim içimizden gelmiyor. Seçim dolayısıyla Türkiye’yi dolaşıyoruz. Adaylarımızı çıkardık. Biz de vatandaşın desteğine talibiz ve önümüzdeki dönem için şehirlerin HÜDAPAR belediyeciliğiyle tanışması için çalışmalarımızı yapıyoruz. Lakin dediğim gibi Gazze’deki soykırım, o vahşet devam ettiği müddetçe bizim içimizden şarkılı, türkülü, müzikli, seçim kampanyaları yapmak gelmiyor” dedi.
“2 milyarlık İslam alemi 2 milyonluk Gazze’ye yeterince sahip çıkamadı”
Konuşmasının devamında Gazze için yapılanların yetersiz olduğunu söyleyen Yapıcıoğlu, “Bu Aksa Tufanı ismiyle başlayan 7 Ekim operasyonundan sonra aslında bazı uluslararası ilişkiler uzmanları hocalarının da dediği gibi gerçekte uluslararası hukuki bir şeyin olmadığı gerçeği de açığa çıktı. ve aynı zamanda Filistin’, Mescid-i Aksa’yı, Gazze’yi kendisine dert edinen insanların zaaflarının ne olduğu da ortaya çıktı. 2 milyarlık İslam alemi 2 milyonluk Gazze’ye yeterince sahip çıkamadı. Biz şunu söylüyoruz. Diyoruz ki oradaki zulmün durması için bugüne kadar kim ne yapmışsa biz hepsini değerli görüyoruz. Gayemiz kimseyi zor durumda bırakmak ya da kimsenin niyetini sorgulamak değildir. Ama şunun da bilmesi gerektiğini söylüyoruz. Kendimizi de dahil ederek diyoruz ki bugüne kadar oradaki zulmün durması için harekete geçen bir şeyler yapmaya çalışan kim varsa bütün bu yaptıklarının yetersiz olduğunu görüyoruz. Daha fazla bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Israrla ve tekrarla biz bunu söylemeye devam edeceğiz. Eğer yapılanlar yeterli olsaydı bu durum durmuş olurdu. Yapılanlar yetersiz ki halen devam ediyor. Öyleyse herkes bugüne kadar yaptıklarımız üzerine ne ilave edebilir daha fazla ne yapabilirimi düşünmeli ve belki de bu konuda ortak akıl ile bu zulmü durdurmanın yeni yollarını aramalıyız. Bizim kanaatimize göre oradaki siyonistlerin, oradaki işgalcilerin, bu kadar pervasız, bu kadar vahşi, bu kadar umursamaz bir şekilde dünyanın gözünün içine baka baka kameraların önünde, canlı yayında bu zulümleri yapabilmelerinin asıl sebebi ellerinde bulundurdukları teknolojik ya da ekonomik güç değildir. Süper güçleri arkalarına almaları da değildir. Asıl sebep bizlerin yani İslam dünyasının ya da gayrimüslim de olsa, insanlıktan yana, adaletten yana, tavır koyan insanların yeterince bir araya gelememeleri, bir birlik oluşturamamaları, güçlerini bir şekilde toplayamamalarıdır” dedi. Bu zulüm durmadığı taktirde Türkiye’nin de etkilenebileceğini söyleyen Yapıcıoğlu, “Bizim bu dağınıklığımız bizim saçma sapan ufak tefek sebeplerle enerjimizi ve mesaimizi birbirimizin kullanmamız sebebiyle bütün dünyada bir zulüm almış başını gidiyor. ve eğer bu zulmü durduramazsak bu zulüm Filistin’le sınırlı kalmayacak. Yavaş yavaş genişleyerek belki Allah korusun bizi de içine alacak bir ateş gibi etrafı kasıp kavuracak. Öyleyse bütün insanlığa, insanlıktan istifa etmemiş herkese çağrımızdır. Bu zulmü bir an önce durdurun. Hiçbir şey yapamıyorsanız oradaki kardeşlerinizin acil ihtiyacı olan gıdayı, suyu, ilacı, yakıtı, enerjiyi onlara göndermenin bir yolunu bulunuz” şeklinde konuştu.
“Bu yarışta biz de varız”
Konuşmasında 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere değinen Yapıcıoğlu, “Malumlarınız olduğu 2023 seçimlerinde de Cumhur İttifakı çatısı altında yine milletvekili seçimlerine katıldık ve ilk defa parlamentoda temsil imkanı elde ettik. 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde de seksen bir vilayetin tamamında kendi adaylarımızla, kendi parti logomuzla seçimlere katılacağız. Isparta’da da ilk defa seçime giriyoruz. Isparta’da hem il genel meclisi adaylarımız bütün ilçelerimizde merkezde ve ilçelerimizde yine belediye başkan adaylarımız var. Bu yarışta biz de varız. İnşallah biz diyoruz ki bizim meselelere yaklaşımımız insanı merkeze alan ve adaleti inceleyen, adaleti gerçekleştiren hedefi olarak ilan eden bir siyasi anlayışla memleketimize hizmet etmeye çalışıyoruz” dedi.
“Biz seçime gidiyoruz, savaşa değil”
Seçim çalışmaları çerçevesinde siyasi parti temsilcilerine ve vatandaşlara çağrıda bulunan Zekeriya Yapıcıoğlu siyasi parti temsilcilerini kullandıkları üslup konusunda uyardı. Yapıcıoğlu, “Bu manada seçim çalışmalarına girdikten sonra bazı siyasi partilerin bazı şahsiyetlerin, bazı kişilerin kullanmış oldukları dille ilgili de şu çağrıda bulunuyoruz. Önümüzde bir seçim var. Biz seçime gidiyoruz, savaşa değil. Diğer bütün siyasi partiler bizim siyasi rakiplerimizdir. Hiçbirisi bizim düşmanımız değil. Siyasi partiler birbirinin düşmanı değildir. Öyleyse herkes kullanacağı dile de dikkat etsin. Milleti, vatandaşı tahrik edici üsluptan herkes imtina etsin. Kendi tabanını konsolide edebilmek için, oyların üç beş artırabilmek için, vatandaşı birbirine karşı tahrik eden ya da bir kısmını diğer bir kısmının düşmanıymış gibi gösterenler memlekete iyilik yapmıyorlar. Vatandaşlara da çağrımız şudur. Bu provokasyonlara gelmeyin. Seçimler bittikten sonra sizler birbirinizin komşusu, birbirinizin akrabası, birbirinizin iş arkadaşı, aynı iş yerinde çalışan kişiler olmaya devam edeceksiniz. Belki şehir içinde aynı toplu taşıma aracını kullanacaksınız. Belki aynı okulda öğrenci olacaksınız, belki aynı iş yerinde iş arkadaşı olarak hayatımıza devam edeceksiniz. Dolayısıyla bu provokasyonlara vatandaşlarımızın gelmemesini, bunun bir seçim olduğunu, daha önce de seçimler yapıldığını seçimden sonra da kim kazanırsa kazansın, hayatının devam edeceğini buradan bir kez daha hatırlatıyoruz. Seçim sonuçlarının şimdiden memleketimize, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum” dedi. – ISPARTA
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Antalya’nın Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, üçüncü gün etkinlikleriyle sona erdi.
“Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” ana temasıyla düzenlenen forumda, küresel meselelerin ve krizlerin yanı sıra iklim değişikliği, göç, İslam karşıtlığı, ticaret savaşları ve yapay zeka başta olmak üzere, birçok konu uzmanlar tarafından tartışıldı.
2021 yılında yaklaşık 2 bin kişinin katılım sağladığı ADF’ye, bu yıl 148 ülkeden 4 bin 700 kişi katıldı.
Diplomatların ve siyasilerin yanı sıra öğrencilerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldığı panelde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, Gazzeli çocukların yaptığı resimlerin de yer aldığı “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi” düzenlendi.
Refik Anadol’un sergisi ile Türkiye’nin diplomasi tarihinin ne kadar zengin olduğunu ortaya koyan, “Türkiye Yüzyılı” ile beraber bu diplomasinin hangi noktaya geldiğini, nasıl Türkiye’yi bölgesel ve küresel güç haline dönüştürdüğünü gösteren “Diplomasi Tüneli” de dikkati çekti.
Medya partneri AA’nın standı forumda ilgi gördü
Forumda AA standı çok sayıda ziyaretçiyi ağırladı. Ziyaretçilere, AA’nın, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabı hediye edildi.
Burada “Kanıt” kitabını inceleyenler arasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Esvatini Kralı 3. Mswati, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammad Hasan Mahmud, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic, Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakan Vekili Ali Omar Balad, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, Lüksemburg Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Xavier Bettel, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Bahreyn Dışişleri Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Şeyh Abdulla Ahmed Bin Hamad Al Khalifa, Uganda Dışişleri Bakanı Jeje Odongo, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Diplomasi Başdanışmanı Dr. Enver Gargaş, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ve Venezuela Dışişleri Bakan Yardımcısı Coromoto Godoy Calderon??????? yer aldı.
Bunların yanı sıra, Srı· Lanka Dışı·şlerı· Devlet Bakanı Tharaka Balasurıya, Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mihai Popşoi, Güney Afrika İlişkiler ve İşbirliği Bakan Yardımcısı Naledi Pandor, Batı Trakya’daki DEB Partisi Başkanı Çiğdem Asafoğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda ziyaretçi, AA standını gezerek, “Kanıt” kitabını inceledi.
]]>“Milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok”
Kurum’dan Özgür Özel’in ‘bedelli askerlik’ eleştirisine cevap: “Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin vatan sevgisini sorguluyorsun”
İSTANBUL – AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum, “5 yıllık süreçte 365 bin konut yaptım. Kentsel dönüşümle ilgili hemen hemen her ilde çalışmış bir kardeşinizim. Kentsel dönüşüm bizim işimiz. İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz” dedi.
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Bahçelievler’de düzenlenen Bereketli Toprakların Mirası Güneydoğu Sofrası İstanbul Buluşması programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Kurum’un yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış, bakan yardımcıları, milletvekilleri, belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Doğu ve Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık”
5 yıllık bakanlık döneminde Doğu ve Güneydoğu’da eserleri olduğunu hatırlatan Murat Kurum, “Her gün Allah’a şükrediyorum. Şükrediyorum çünkü, bu tür buluşmalarda görüyorum ki, milletimizin her ferdiyle, ülkemizin her yöresinden insanımızla muazzam gönül köprüleri kurmuşuz. 81 ilimizde yaptığımız hizmetlerle, kazandırdığımız nice eserlerle milletimizin teveccühüne mazhar olmuşuz. İnanın, milletimizin yüzündeki tebessüm bizim için şereflerin en büyüdüğüdür. Bu tebessümün ardında hiç şüphesiz tertemiz bir emek var, alın teri var, sizlere olan sevdamız var. Ben Mardin’de 3 sene okudum. Burada bir ablamızın kardeşi, benim okul arkadaşım. Mardin’den Mezopotamya’ya baktığınızda bir deniz görürsünüz. O güzel insanların ruhunu, kardeşliğini görürsünüz. Şırnak’ta askerlik yaptım. İyi ki; Şırnak’ın sokaklarında nefes alabilmeyi Rabbim bize nasip etti. 5 yıllık bakanlık dönemimde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun her bir şehrinde bu kardeşinizin bir izi var, bir eseri var. 81 ilimize 450’den fazla ziyaret gerçekleştirmiş bir kardeşiniz olarak Doğu’da, Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık. Kardeşlerimizin ihtiyaçlarını gidermek için oraya koştuk” şeklinde konuştu.
“Milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok”
Doğu ve Güneydoğu’da yaptığı hizmetleri sıralayan Kurum, “Her zaman en büyük gayemiz şu oldu. Sizlere nasıl daha müreffeh bir hayat sunabiliriz, hep bunun derdinde olduk. Hamdolsun bugün; Batman’dan Mardin’e, Siirt’ten Şırnak’a, Diyarbakır’dan Şanlıurfa’ya, Kilis’ten Adıyaman’a kadar her bir şehrimizde yaptığımız hizmetleri görürsünüz. İşte memleketiniz Batman’a gittiğinizde sizlerin evlatlarınızla, ailelerinizle nefes alacağı yeşil alanları, millet bahçelerimizi görürsünüz. Mardin’de Cumhuriyet Meydanımızı nasıl ihya ettiğimizi, Eski Mardin Çarşısı’nın siluetini aslına uygun bir şekilde nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Siirt’te 40 bin metrekarelik alanda kentsel dönüşüm çalışmalarımızı ve 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nı nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Terörün Şırnak’ta, Diyarbakır’da oluşturduğu tahribattan sonra bu şehirlerimizi sosyal alanlarıyla, parklarıyla, bahçeleriyle birlikte nasıl yeniden ayağa kaldırdığımızı görürsünüz. Yeni Sur’u görürsünüz, yeni Şırnak’ı görürsünüz. Yine Şanlıurfa’da, Bitlis’in deresi Beş Minare’siyle sizleri selamlar. Erzurum’a gittiğinizde Ulu Camii etrafının düzenlendiğini görürsünüz, Adıyaman’da asrın felaketinden sonra yaralarımızı nasıl sarmak için yükselen konutlarımızı, yuvalarımızı görürsünüz. Malatya’ya gittiğinizde; Malatya bizi hemşehrisi ilan etti. Elazığ bizi Kara Murat ilan etti. Depremde, selde, heyelanda milletimizin hep yanındaydık. Elazığ’da Malatya’da depremler oldu, herkesten önce oraya koştuk. Elleri öyle bir tuttuk ki, o eller 1 yıl içinde konutlara dönüştü. Oraya gittiğimizde biz kendimizi evimizde gibi hissediyoruz, kardeşleri gibi bağırlarına basıyorlar. Bize ‘bu konutları yapamazsınız, kaynak bulamazsınız’ dediler. Biz de Allah’a şükür ki sözlerimizi tutan tarafta olduk. Yeni Elazığ, yeni Malatya’yı yeni Pütürge’yi vatandaşımızla el ele vererek inşa ettik. Asrın felaketinde 11 ilimizi, 14 milyon vatandaşımızı etkileyen bir depremle uyandık. 6 Şubat’ta bu acıyı 85 milyon yaşadı. Tek yürek, tek yumruk oldu. 11 ilimizi ayağa kaldırmak için, yeniden Ulu Camii’nin ezanlarını duymak için, oradaki vatandaşlarımızın yüzünü güldürmek için çalıştık. 3 ayda 180 bin konutun ihalesini gerçekleştirdik. Dünyada hiçbir yerde bunu göremezsiniz. Biz milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok” ifadelerine yer verdi.
“İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir”
“Trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar var” sözleriyle mevcut İBB yönetimini eleştiren Murat Kurum, “Biz bu ülkenin her bir karışına sevdalıyız. Biz bu milletin her bir ferdine sevdalıyız. Bizim gecemiz gündüzümüz milletimiz. Aklımızda, fikrimizde, ruhumuzda hep Türkiye’miz var. Bizi bu yola düşüren, bizi bu yola sevk eden derttir. Bugün derdiyle dertlendiğimiz İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir. İstanbul’un 5 yılı ziyan edilmiş, heba edilmiştir. Ama önümüzde İstanbul’u yeniden emin ellere teslim etmek, yeniden şahlandırmak için çok büyük bir fırsat var. Bugün seçimde iki taraf var. Bir tarafta afet anında tatil beldelerinde gezenler, diğer tarafta Fikirtepe’de, Esenler’de İstanbul’un 39 ilçesinde toplam 75 bin yeni yuva için çalışanlar var. Bir tarafta kendi geleceği için İstanbul’u kaderine terk edenler, diğer tarafta Kartal Orhantepe’de, Üsküdar’da, Beykoz’da şantiyelerde arı gibi çalışanlar var. Bugün bir yanda trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar, diğer yanda Çekmeköy’de, Tuzla’da, Pendik’te gençlerimize, çocuklarımıza yepyeni yaşam alanları sunanlar var” diye konuştu.
“İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter”
İstanbul’un kaynaklarının algı ve reklam kampanyalarına harcandığını ifade eden Murat Kurum, “5 yıllık bakanlık görevimde, genel müdürlük görevimde ne söz verdiyse tutan bir kardeşiniz olarak karşınızdayım. Biz söz verdiysek, sözümüzü tutarız. 5 yıllık süreçte 365 bin konut yaptım. Kentsel dönüşümle ilgili hemen hemen her ilde çalışmış bir kardeşinizim. Kentsel dönüşüm bizim işimiz. İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz. Dönüştüreceğiz ki, burada yaşayan kardeşlerimiz, annelerimiz babalarımız yastığa başını koyduğunda güven ve huzur içinde uyusun. Kaynağı nereden mi bulacağız? Kaynak milletimiz. İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter. Ama siz İstanbul’un kaynaklarını kendi ikbaliniz için boy boy reklam tabelalarına harcarsanız, 2 günlük konsere 550 milyon lira harcarsanız yetmez. O zaman İstanbul üzülür, İstanbul kırılır. İstanbul küçük bir bebek gibidir. Sevgi ister, ilgi ister, güvenli adımlarla birlikte yürümek ister. Hem İstanbul’daki deprem riskini ortadan kaldıracağız. Hem de yapacağımız 100 bin kiralık konutla birlikte, konut kira fiyatlarını aşağı çeken tarafta olacağız. Trafik çilesine yapacağımız metrolarla, karayolları tünelleriyle ve kavşak düzenlemeleriyle son vereceğiz. İstanbul’un 571 yıllık onurunu, gururunu yeniden İstanbul diyerek şaha kaldıracağız. 5 yıllık fetret devrini bitireceğiz” dedi.
“Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin ve ailelerinin vatan sevgisini sorguluyorsun?”
Kurum, bedelli askerlik yapanlara ‘kaçak’ diyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ise şu şekilde tepki gösterdi:
“Bunun mesajını CHP’nin bir o yana, bir bu yana savrulmasından da anlıyoruz. İşte bugün bu savrulmanın bir örneğini daha gördük. CHP’nin yetersiz eş genel başkanı Özgür efendi çıkmış, bedelli askerlik yapan 650 bin vatan evladımıza ‘kaçak’ diyor. Ne diyor? ‘Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz. Bedelli askerliğe kaçanlardan değil’ diyor. CHP eş genel başkanı Özgür efendi bu aralar diline bizi doladı. Niye? Çünkü 31 Mart akşamı eş genel başkanlığını bırakacak. Hem kendisi hem de kibri aklının önüne geçmiş buradaki belediye başkanı, yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan Ekrem bey süresiz tatile gidecekler. Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin vatan sevgisini sorguluyorsun, onları vatanı sevmemekle suçluyorsun? Sen kimsin ki bu pırıl pırıl gençlerimize böyle bir ithamda bulunuyorsun. Acaba senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Sana bu yetkiyi kim veriyor? Deprem üzerinden kirli bir siyaseti üreten sen değil misin? Şehit cenazesinde kahkahalar atan sen değil misin? Bu millet senin ne olduğunu, kim olduğunu çok iyi biliyor. Milletimizin arasına nifak tohumları ekmene asla müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Gençlerimize, bu vatanın hiçbir evladına kimse yafta vuramaz. Hele hele şehidimizin cenazesinde kahkahalar atanlar bu konuda tek bir kelime edemez. Hiç merak etme bu milletin evlatları, sana gereken cevabı 31 Mart’ta sandıkları patlatarak verecek.”
“Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak”
“Bizim bu şehre dair rüyalarımız, hayallerimiz, hedeflerimiz var” diyerek sözlerine devam eden Kurum, “Derdi olmayanlar bizi anlayamaz. Çünkü dert insanı yollara düşürür. İşte biz bu dertle milletimizin zor anında nasıl yanında olduysak, 31 Mart’tan sonra da aynı anlayışla çalışacağız. Bizi arayanlar algıda, reklamda bulamayacak. Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak. Bizi arayanlar yerin üstünde dönüşüm, yerin altında metro şantiyelerinde bulacak. Bizi arayanlar İstanbul’un 39 ilçesinde millet bahçeleri yaparken bulacak. Bizi hiç kimse polemik yaparken görmeyecek. Bizi arayanlar temel atarken, açılışlar yaparken bulacak. Gençlerimiz için yeni ofisler, yeni iş yerleri kurarken bulacak. Bizi arayanlar başımızdaki baretimizle, ayağımızdaki çizmemizle, sırtımızdaki montumuzla İstanbul’umuz için koşarken bulacak. Biz hiçbir zaman kirli pazarlıkların, iftiraların, dedikodular tarafında olmayacağız. Biz hep millet için yapan ve üreten tarafta olacağız. Biz hiçbir zaman sözünü yiyenlerin tarafında olmayacağız. Biz hep sözünü tutanların tarafında olacağız” dedi.
“Bu şehrin çilesi varsa muradı da var”
Kurum konuşmasını, “Dün nasıl 81 ilimize ve İstanbul’umuza hizmet ettiysek Allah’ın izniyle 1 Nisan’dan sonra da bu şehre hizmet etmeye devam edeceğiz. Ne diyor Şanlıurfa’nın yanık sesi Kazancı Bedih: ‘Mevlam birçok dert vermiş, beraber derman vermiş.’ Evet, bu şehrin derdi varsa dermanı da var, bu şehrin çilesi varsa muradı da var. İnşallah İstanbul’un dertlerine hep birlikte derman olacağız. İstanbul’umuzu hep birlikte değiştirecek, hep birlikte yöneteceğiz. İstanbul’a yeniden; gönül belediyeciliğini hakim kılacağız. Her kardeşimizin gurur duyacağı bir İstanbul için gece gündüz demeden var gücümüzle çalışacağız. 1 Nisan’da İstanbul, gerçek belediyecilikle tanışacak. 1 Nisan’da yüzler gülecek, İstanbul gülecek, İstanbullular gülecek. Tıpkı Diyarbakır türküsünde ‘Mardin kapı şen olur’ dediği gibi inşallah 1 Nisan’dan sonra da İstanbul’umuzun her bir hanesi, her bir vatandaşı şen olacak, huzurlu olacak” ifadeleriyle noktaladı.
“Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır”
İstanbul’un 1 Nisan’dan itibaren yeniden eser ve hizmet siyasetiyle yönetileceğini ifade eden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Sosyal konut açığını köklü bir şekilde çözmenin tek bir yolu var. O da TOKİ üzerinden sosyal konut üretimidir. Özellikle İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem riski var. Kentsel dönüşüm temel çözümdür. Kentsel dönüşümün mimarı burada. İBB başkan adayımız, deneyimiyle, birikimiyle ulaşım sorununu, konut arzını ve kentsel dönüşümü yapabilecek Türkiye’de en güçlü kişiliktir. Biz bu şehri daha yaşanabilir bir hale getirmek, daha da kalkındırmak için bu alanlarda ilerleme sağlamamız lazım. Sizce adaylar arasında bunu en iyi kim yapabilir? Bence cevap çok açık ve nettir. O yüzden Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır. İstanbul çok şanslıdır. Bu kadar büyük bir tecrübeye, birikime sahip işin ehlidir” şeklinde konuştu.
]]>AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Bahçelievler’de düzenlenen Bereketli Toprakların Mirası Güneydoğu Sofrası İstanbul Buluşması programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Kurum’un yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış, bakan yardımcıları, milletvekilleri, belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Doğu ve Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık”
5 yıllık bakanlık döneminde Doğu ve Güneydoğu’da eserleri olduğunu hatırlatan Murat Kurum, “Her gün Allah’a şükrediyorum. Şükrediyorum çünkü, bu tür buluşmalarda görüyorum ki, milletimizin her ferdiyle, ülkemizin her yöresinden insanımızla muazzam gönül köprüleri kurmuşuz. 81 ilimizde yaptığımız hizmetlerle, kazandırdığımız nice eserlerle milletimizin teveccühüne mazhar olmuşuz. İnanın, milletimizin yüzündeki tebessüm bizim için şereflerin en büyüdüğüdür. Bu tebessümün ardında hiç şüphesiz tertemiz bir emek var, alın teri var, sizlere olan sevdamız var. Ben Mardin’de 3 sene okudum. Burada bir ablamızın kardeşi, benim okul arkadaşım. Mardin’den Mezopotamya’ya baktığınızda bir deniz görürsünüz. O güzel insanların ruhunu, kardeşliğini görürsünüz. Şırnak’ta askerlik yaptım. İyi ki; Şırnak’ın sokaklarında nefes alabilmeyi Rabbim bize nasip etti. 5 yıllık bakanlık dönemimde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun her bir şehrinde bu kardeşinizin bir izi var, bir eseri var. 81 ilimize 450’den fazla ziyaret gerçekleştirmiş bir kardeşiniz olarak Doğu’da, Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık. Kardeşlerimizin ihtiyaçlarını gidermek için oraya koştuk” şeklinde konuştu.
“Milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok”
Doğu ve Güneydoğu’da yaptığı hizmetleri sıralayan Kurum, “Her zaman en büyük gayemiz şu oldu. Sizlere nasıl daha müreffeh bir hayat sunabiliriz, hep bunun derdinde olduk. Hamdolsun bugün; Batman’dan Mardin’e, Siirt’ten Şırnak’a, Diyarbakır’dan Şanlıurfa’ya, Kilis’ten Adıyaman’a kadar her bir şehrimizde yaptığımız hizmetleri görürsünüz. İşte memleketiniz Batman’a gittiğinizde sizlerin evlatlarınızla, ailelerinizle nefes alacağı yeşil alanları, millet bahçelerimizi görürsünüz. Mardin’de Cumhuriyet Meydanımızı nasıl ihya ettiğimizi, Eski Mardin Çarşısı’nın siluetini aslına uygun bir şekilde nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Siirt’te 40 bin metrekarelik alanda kentsel dönüşüm çalışmalarımızı ve 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nı nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Terörün Şırnak’ta, Diyarbakır’da oluşturduğu tahribattan sonra bu şehirlerimizi sosyal alanlarıyla, parklarıyla, bahçeleriyle birlikte nasıl yeniden ayağa kaldırdığımızı görürsünüz. Yeni Sur’u görürsünüz, yeni Şırnak’ı görürsünüz. Yine Şanlıurfa’da, Bitlis’in deresi Beş Minare’siyle sizleri selamlar. Erzurum’a gittiğinizde Ulu Camii etrafının düzenlendiğini görürsünüz, Adıyaman’da asrın felaketinden sonra yaralarımızı nasıl sarmak için yükselen konutlarımızı, yuvalarımızı görürsünüz. Malatya’ya gittiğinizde; Malatya bizi hemşehrisi ilan etti. Elazığ bizi Kara Murat ilan etti. Depremde, selde, heyelanda milletimizin hep yanındaydık. Elazığ’da Malatya’da depremler oldu, herkesten önce oraya koştuk. Elleri öyle bir tuttuk ki, o eller 1 yıl içinde konutlara dönüştü. Oraya gittiğimizde biz kendimizi evimizde gibi hissediyoruz, kardeşleri gibi bağırlarına basıyorlar. Bize ‘bu konutları yapamazsınız, kaynak bulamazsınız’ dediler. Biz de Allah’a şükür ki sözlerimizi tutan tarafta olduk. Yeni Elazığ, yeni Malatya’yı yeni Pütürge’yi vatandaşımızla el ele vererek inşa ettik. Asrın felaketinde 11 ilimizi, 14 milyon vatandaşımızı etkileyen bir depremle uyandık. 6 Şubat’ta bu acıyı 85 milyon yaşadı. Tek yürek, tek yumruk oldu. 11 ilimizi ayağa kaldırmak için, yeniden Ulu Camii’nin ezanlarını duymak için, oradaki vatandaşlarımızın yüzünü güldürmek için çalıştık. 3 ayda 180 bin konutun ihalesini gerçekleştirdik. Dünyada hiçbir yerde bunu göremezsiniz. Biz milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok” ifadelerine yer verdi.
“İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir”
“Trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar var” sözleriyle mevcut İBB yönetimini eleştiren Murat Kurum, “Biz bu ülkenin her bir karışına sevdalıyız. Biz bu milletin her bir ferdine sevdalıyız. Bizim gecemiz gündüzümüz milletimiz. Aklımızda, fikrimizde, ruhumuzda hep Türkiye’miz var. Bizi bu yola düşüren, bizi bu yola sevk eden derttir. Bugün derdiyle dertlendiğimiz İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir. İstanbul’un 5 yılı ziyan edilmiş, heba edilmiştir. Ama önümüzde İstanbul’u yeniden emin ellere teslim etmek, yeniden şahlandırmak için çok büyük bir fırsat var. Bugün seçimde iki taraf var. Bir tarafta afet anında tatil beldelerinde gezenler, diğer tarafta Fikirtepe’de, Esenler’de İstanbul’un 39 ilçesinde toplam 75 bin yeni yuva için çalışanlar var. Bir tarafta kendi geleceği için İstanbul’u kaderine terk edenler, diğer tarafta Kartal Orhantepe’de, Üsküdar’da, Beykoz’da şantiyelerde arı gibi çalışanlar var. Bugün bir yanda trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar, diğer yanda Çekmeköy’de, Tuzla’da, Pendik’te gençlerimize, çocuklarımıza yepyeni yaşam alanları sunanlar var” diye konuştu.
“İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter”
İstanbul’un kaynaklarının algı ve reklam kampanyalarına harcandığını ifade eden Murat Kurum, “5 yıllık bakanlık görevimde, genel müdürlük görevimde ne söz verdiyse tutan bir kardeşiniz olarak karşınızdayım. Biz söz verdiysek, sözümüzü tutarız. 5 yıllık süreçte 365 bin konut yaptım. Kentsel dönüşümle ilgili hemen hemen her ilde çalışmış bir kardeşinizim. Kentsel dönüşüm bizim işimiz. İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz. Dönüştüreceğiz ki, burada yaşayan kardeşlerimiz, annelerimiz babalarımız yastığa başını koyduğunda güven ve huzur içinde uyusun. Kaynağı nereden mi bulacağız? Kaynak milletimiz. İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter. Ama siz İstanbul’un kaynaklarını kendi ikbaliniz için boy boy reklam tabelalarına harcarsanız, 2 günlük konsere 550 milyon lira harcarsanız yetmez. O zaman İstanbul üzülür, İstanbul kırılır. İstanbul küçük bir bebek gibidir. Sevgi ister, ilgi ister, güvenli adımlarla birlikte yürümek ister. Hem İstanbul’daki deprem riskini ortadan kaldıracağız. Hem de yapacağımız 100 bin kiralık konutla birlikte, konut kira fiyatlarını aşağı çeken tarafta olacağız. Trafik çilesine yapacağımız metrolarla, karayolları tünelleriyle ve kavşak düzenlemeleriyle son vereceğiz. İstanbul’un 571 yıllık onurunu, gururunu yeniden İstanbul diyerek şaha kaldıracağız. 5 yıllık fetret devrini bitireceğiz” dedi.
“Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin ve ailelerinin vatan sevgisini sorguluyorsun?”
Kurum, bedelli askerlik yapanlara ‘kaçak’ diyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ise şu şekilde tepki gösterdi:
“Bunun mesajını CHP’nin bir o yana, bir bu yana savrulmasından da anlıyoruz. İşte bugün bu savrulmanın bir örneğini daha gördük. CHP’nin yetersiz eş genel başkanı Özgür efendi çıkmış, bedelli askerlik yapan 650 bin vatan evladımıza ‘kaçak’ diyor. Ne diyor? ‘Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz. Bedelli askerliğe kaçanlardan değil’ diyor. CHP eş genel başkanı Özgür efendi bu aralar diline bizi doladı. Niye? Çünkü 31 Mart akşamı eş genel başkanlığını bırakacak. Hem kendisi hem de kibri aklının önüne geçmiş buradaki belediye başkanı, yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan Ekrem bey süresiz tatile gidecekler. Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin vatan sevgisini sorguluyorsun, onları vatanı sevmemekle suçluyorsun? Sen kimsin ki bu pırıl pırıl gençlerimize böyle bir ithamda bulunuyorsun. Acaba senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Sana bu yetkiyi kim veriyor? Deprem üzerinden kirli bir siyaseti üreten sen değil misin? Şehit cenazesinde kahkahalar atan sen değil misin? Bu millet senin ne olduğunu, kim olduğunu çok iyi biliyor. Milletimizin arasına nifak tohumları ekmene asla müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Gençlerimize, bu vatanın hiçbir evladına kimse yafta vuramaz. Hele hele şehidimizin cenazesinde kahkahalar atanlar bu konuda tek bir kelime edemez. Hiç merak etme bu milletin evlatları, sana gereken cevabı 31 Mart’ta sandıkları patlatarak verecek.”
“Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak”
“Bizim bu şehre dair rüyalarımız, hayallerimiz, hedeflerimiz var” diyerek sözlerine devam eden Kurum, “Derdi olmayanlar bizi anlayamaz. Çünkü dert insanı yollara düşürür. İşte biz bu dertle milletimizin zor anında nasıl yanında olduysak, 31 Mart’tan sonra da aynı anlayışla çalışacağız. Bizi arayanlar algıda, reklamda bulamayacak. Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak. Bizi arayanlar yerin üstünde dönüşüm, yerin altında metro şantiyelerinde bulacak. Bizi arayanlar İstanbul’un 39 ilçesinde millet bahçeleri yaparken bulacak. Bizi hiç kimse polemik yaparken görmeyecek. Bizi arayanlar temel atarken, açılışlar yaparken bulacak. Gençlerimiz için yeni ofisler, yeni iş yerleri kurarken bulacak. Bizi arayanlar başımızdaki baretimizle, ayağımızdaki çizmemizle, sırtımızdaki montumuzla İstanbul’umuz için koşarken bulacak. Biz hiçbir zaman kirli pazarlıkların, iftiraların, dedikodular tarafında olmayacağız. Biz hep millet için yapan ve üreten tarafta olacağız. Biz hiçbir zaman sözünü yiyenlerin tarafında olmayacağız. Biz hep sözünü tutanların tarafında olacağız” dedi.
“Bu şehrin çilesi varsa muradı da var”
Kurum konuşmasını, “Dün nasıl 81 ilimize ve İstanbul’umuza hizmet ettiysek Allah’ın izniyle 1 Nisan’dan sonra da bu şehre hizmet etmeye devam edeceğiz. Ne diyor Şanlıurfa’nın yanık sesi Kazancı Bedih: ‘Mevlam birçok dert vermiş, beraber derman vermiş.’ Evet, bu şehrin derdi varsa dermanı da var, bu şehrin çilesi varsa muradı da var. İnşallah İstanbul’un dertlerine hep birlikte derman olacağız. İstanbul’umuzu hep birlikte değiştirecek, hep birlikte yöneteceğiz. İstanbul’a yeniden; gönül belediyeciliğini hakim kılacağız. Her kardeşimizin gurur duyacağı bir İstanbul için gece gündüz demeden var gücümüzle çalışacağız. 1 Nisan’da İstanbul, gerçek belediyecilikle tanışacak. 1 Nisan’da yüzler gülecek, İstanbul gülecek, İstanbullular gülecek. Tıpkı Diyarbakır türküsünde ‘Mardin kapı şen olur’ dediği gibi inşallah 1 Nisan’dan sonra da İstanbul’umuzun her bir hanesi, her bir vatandaşı şen olacak, huzurlu olacak” ifadeleriyle noktaladı.
“Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır”
İstanbul’un 1 Nisan’dan itibaren yeniden eser ve hizmet siyasetiyle yönetileceğini ifade eden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Sosyal konut açığını köklü bir şekilde çözmenin tek bir yolu var. O da TOKİ üzerinden sosyal konut üretimidir. Özellikle İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem riski var. Kentsel dönüşüm temel çözümdür. Kentsel dönüşümün mimarı burada. İBB başkan adayımız, deneyimiyle, birikimiyle ulaşım sorununu, konut arzını ve kentsel dönüşümü yapabilecek Türkiye’de en güçlü kişiliktir. Biz bu şehri daha yaşanabilir bir hale getirmek, daha da kalkındırmak için bu alanlarda ilerleme sağlamamız lazım. Sizce adaylar arasında bunu en iyi kim yapabilir? Bence cevap çok açık ve nettir. O yüzden Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır. İstanbul çok şanslıdır. Bu kadar büyük bir tecrübeye, birikime sahip işin ehlidir” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Erdoğan, partisinin Turgut Özal Spor Salonu önünde düzenlenen Antalya mitinginde vatandaşlara hitap etti.
“Akdeniz’i saran zümrüt yayılsın, her şeyinle güzellikte daimsin Antalya. Sevdasın, tutkusun, aşksın, gönlümde kurulu köşksün Antalya. Anlatmaya yetmez diller, sana çıkar bütün yollar Antalya.” ifadeleriyle vatandaşları selamlayan Erdoğan, Antalya’da olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Erdoğan, bugünkü mitinge 80 bin kişinin katıldığı bilgisinin kendisine iletildiğini belirterek “10 binler Antalya’da bugün bizlerle beraber. Ne kadar kaldı şurada artık, 30 günümüz var. Ana kademe, kadın kolları, gençler, Cumhur İttifakı 31 Mart’a hazır mıyız? 31 Mart’ta yeniden Antalya diyor muyuz?” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlardan “evet” yanıtını alan ve Antalya’nın ilçelerinin isimlerini tek tek sayarak yerel seçimde destek sözü alan Erdoğan, Antalya’nın yerel seçimlerde destan yazmaya hazırlandığını vurguladı.
“Antalya diplomasinin de küresel yıldızlarından biri haline dönüşüyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “buğulu gözlerle Akdeniz ufuklarını süzen” Antalya’nın, turizmiyle, tarımıyla, ticaretiyle ve hepsinden önemlisi insanıyla Türkiye’ye değer kattığına, huzur verdiğine işaret ederek “Antalya artık sadece turizmin ve tarımın değil, diplomasinin de küresel yıldızlarından biri haline dönüşüyor. İşte dün başlayan ve üçüncüsü yapılan Antalya Diplomasi Forumu, bu yükselişin işaretlerinden biridir.” değerlendirmesinde bulundu.
Foruma binlerce kişinin katıldığına dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Antalya artık sadece Türkiye’nin değil, dünyanın bütünleştiği bir yer. Bu tür organizasyonlar, şehrimizin marka değerinin artmasına da katkı sağlıyor. Bu vesileyle başta evladınız, yol arkadaşım Mevlüt Çavuşoğlu’na çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu konuda önemli gayretleri oldu ve Diplomasi Forumu’nu buralara kadar getirdik. Biz de Antalya Diplomasi Forumu’nda dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılara ülkemizi ve küresel meselelere yaklaşımımızı anlatma imkanı bulduk.”
“Seçimler, siyasetçiler için hesap verme dönemleridir”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü mitingde hem vatandaşlarla hasret gidermeyi hem de 31 Mart seçimlerinde destek talep etmek istediklerinin altını çizerek “Biliyorsunuz seçimler, siyasetçiler için hesap verme dönemleridir. Biz zaten yıllardır hesap verdik, hesap veriyoruz ama hesaptan kaçanlara da 31 Mart’ta hesap sormaya hazır mıyız? Gümbür gümbür 31Mart’a hazırlanıyor muyuz?” diye konuştu.
Alandakilerden “evet” yanıtını alan Erdoğan, “Hükümeti veya belediyeleri yönetmek için sandıkta yetki alan siyasetçiler, seçim meydanlarında yaptıklarının muhasebesini yapar, yapacaklarının sözünü verirler. Milletimiz bu süreçte gördüklerini, duyduklarını kendi iç dünyasında değerlendirir, verdiği kararı da sandıkta ilan eder. Antalya, şimdi geçtiğimiz 5 yılda büyükşehir ve ilçeleriyle, belediyelerini yönetenlere notlarını veriyor, önümüzdeki 5 yıl için aday olanları da ölçüp tartıyor.” dedi.
“Her meselesinde Antalya’nın yanında yer almaya devam edeceğiz”
Cumhur İttifakı olarak büyükşehir ve ilçe adaylarıyla Antalya’ya hizmete talip olduklarını söyleyen Erdoğan, genel seçimlerde kendilerine cumhurbaşkanlığında yüzde 43, milletvekilliğinde ise yüzde 41 oy veren Antalyalılara teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Tabii bu oy oranları, Antalya ile aramızdaki muhabbeti yansıtmaktan uzaktır. İnşallah hep birlikte 31 Mart’ta sandıkları Cumhur İttifakı oylarıyla patlatarak bunu telafi edeceğimize inanıyorum. Bugün buradaki şu muhteşem mitingimizin 31 Mart’taki zaferimizin müjdecisi olduğuna inanıyorum. Şimdi burada, sizlerden bunun sözünü almak istiyorum; Antalya, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı belediyeciliği, gerçek belediyecilik için söz veriyor mu? Antalya, tercihini milli iradeden, gelişmeden, kalkınmadan yana kullanmak için söz veriyor mu? Sırtını Toroslar’a verip ayağını Akdeniz’e uzatan Antalya’nın sözünde duracağına ben yürekten inanıyorum. Biz de Cumhurbaşkanıyla, bakanlıklarıyla, kurumlarıyla her meselesinde Antalya’nın yanında yer almaya devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak, hükümet olarak, Cumhur İttifakı ve kabinenin ülke için iş başında, ülkenin yönetiminde olduğunu vurgulayarak “Şimdi Cumhur İttifakı ve şu anda da hükümet olarak iş başında olduğumuza göre, yerel yönetimi de 31 Mart’ta bize teslim ettiğinizde evelallah ülkeyi biz uçurmaya devam edecek miyiz? Öyleyse bu ülkeyi maalesef çöpten çukurdan, çamurdan çıkarmayanlara bir daha teslim edemeyiz.” diye konuştu.
(Sürecek)
]]>Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Birol Aydın, önce Saadet Partisi Ümraniye Belediye Başkan Adayı Yakup Kasımay ve İl Başkan Yardımcısı Oğuzhan Sadıkoğlu ile birlikte Ümraniye’de düzenlenen aday tanıtım programına katıldı. Aydın, ardından Saadet Partisi Kadıköy Belediye Başkan Adayı Recep Yılmaz ve İl Başkan Yardımcısı Oğuzhan Sadıkoğlu eşliğinde, Kadıköy’de düzenlenen aday tanıtım programına katıldı. Aydın şunları söyledi:
“İSTANBUL’UN EN TEMEL MESELESİ GEÇİM MESELESİDİR”
Tarihi bir seçimin arifesindeyiz. Millet olarak sandığa gideceğiz. 5 yıl süreyle Kadıköy’ümüzü ve İstanbul’umuzu, Ataşehir’imizi yönetecek yerel yöneticilerimizi seçeceğiz. Yerel yöneticiler, bildiğiniz merkezi yönetimdeki yöneticilerden farklı olarak doğrudan halkla iç içe olan yöneticilerdir. Dolayısıyla seçtiğimiz yöneticiler, yaşadığımız şehrin, yaşanabilir olup olmayacağını, vizyonuyla, anlayışıyla yaslandığı değerlerle belirleyecek olanlardır. 20 gündür İstanbul’da insanımızla esnafımızla, derneklerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla, bir kısım akademi çevreleriyle temaslarımız oluyor. Gördüğümüz üç şey var. Birincisi insanımız yorgun. İnsanımız karamsar, insanımız endişeli. İnsanımız küskün. Bir kasvet çökmüş. Umutsuz demeyelim ama karamsarlık sinmiş topluma. İkincisi gördüğünüz şu İstanbul’un en temel meselesi geçim meselesidir. Hayat pahalılığıdır. Ekonomik tablonun her bir kesimi derinden sarsmasıdır. Üçüncüsü ise insanımız hem durumdan memnun değildir hem de kurumdan ümitli değildir. Bu üç tablonun neticesinde yine gördüğüm, müşahede ettiğim, hissettiğim demiyorum, dokunduğum ve anladığım toplumun her bir kesiminde Saadet Partisi’ne karşı çok güçlü bir saygı ve değer yükleme var. İşte böyle bir atmosferde bir Kadıköy’ümüzde, Ataşehir’imizde, İstanbul’un 39 ilçesinde, büyük şehrimizde seçime gideceğiz. İnsanımıza doğru dokunmaya, gönlüne dokunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İstanbul’umuzda bir şeyi çoğaltmaya, yaygınlaştırmaya, kökleştirmeye ihtiyacımız var. Bu doğrudur, doğruluktur, adalettir, ahlaktır. Bu kavramlar ve bu değerler etrafında kümelenmezsek işimizi, sözümüzü, ticaretimizi, siyasetimizi, belediye yönetimimizi, kurumlarımızı, bu kavramlar etrafında eti kemiğe büründür hale getirmezsek, bu kasvet hali, yorgunluk hali ve İstanbul’un bugünkü keşmekeşliği devam edecek. Onun için biz Saadet Partililer olarak tanıdığımız, bildiğimiz, temas kurabildiğimiz kim varsa? Her birine gideceğiz, her birinin gönlüne dokunacağız. Zihnine dokunacağız. Şu ya da bu parti. Şu ya da bu aday üzerinden bir polemik, bir tartışma içerisine girmeksizin; gelin kardeşim, gelin bacım, gelin dayım, gel teyzeciğim, gel ağabeyciğim diyeceğiz. Gelin şu kavramlara sahip çıkalım. Bu kavramlara sokağımızda yönetimimizde, soframızda, münasebetlerimizde ve ticaretimizde yaygınlaştıralım. Bunları konuşmayalım, bunları yaşayalım. Çünkü Türkiye’de kabul edelim ki son zamanlarda bu kavramlar çokça istismar edildi. Adalet çok konuşuldu ama adalet uygulanmadı. Doğruluk çok koşuldu ama dürüst olunamadı. Vicdan çok dile geldi ama vicdanın yansımaları olmadı Helal ve haram kavramları çok konuşuldu ama o sınırlara riayet edilmedi. Ahlak dilimize pelesenk oldu ama ahlak ete kemiğe bürünerek sokağımızda olmadı. Onun için bu kavramları konuşmaya değil, dillendirmeye değil, bu kavramları sahiplenmeye, yaşamaya ihtiyacımız var. Geliniz bu kavramlara sahip çıkalım. Kadıköy’ümüz için, İstanbul için bu kavramlara sahip çıkmaktan daha büyük, daha kıymetli bir iş yapmayız. Bir yöneticiyi seçerken bu kavramlar etrafında, penceresinde ve zaviyesinde meselelere yaklaşalım. Diyelim, gelin doğruya, doğruluğa, vicdana, ahlaka ve adalete sahip çıkalım öyle sahip çıkalım ki bu sahip çıkmak İstanbul’un altında yatanlara sahip çıkmak olsun. Bu sahip çıkmak İstanbul’un üstünde yaşayanlara da sahip çıkmak olsun. Bu sahip çıkmak İstanbul’un geleceğine sahip çıkmak olsun, bu sahip çıkmak çoluğumuzun, çocuğumuzun, torunlarımızın geleceğine sahip çıkmak olsun. Biz çocuklarımıza biz arkadaşlarımıza bundan daha kıymetli bir duruşun bir sözü söyleyemeyiz.
“DOĞRU İŞLERİ DOSDOĞRU YAPMAK LAZIM”
‘Ben doğru ve doğruluğun yanında oldum. Ahlakın ve vicdanın yanında oldum. Adaletin yanında oldum’ demekten daha değerli bir şey bırakamayız; kendimize, çocuklarımıza ve geleceğimize. Bu kavramlar üzerinden bir Kadıköy, bir İstanbul tasavvurumuzun olması gerekiyor. Bugün sizler televizyon ekranlarında çok gördüğünüz proje tartışmaları var, adaylar konuşuyor. Projeler, mega projeler konuşuluyor. Ama sormak lazım değil mi kardeşim? Tamam, sizin bir İstanbul tasavvurunuz var mı? Nasıl bir İstanbul tasavvuru ediyorsunuz ki bu projeleri, bu mega projeleri millete takdim ediyorsunuz, sunuyorsunuz. Nasıl bir İstanbul tasavvur ediyorsunuz? Gelecek on yıllarda nasıl bir Kadıköy, nasıl bir İstanbul olacak? Bunu ortaya koymadan bunun sınırlarını çizmeden sizin söyleyeceğiniz her bir söz, günü kurtarma sözüdür. Bakınız biz bugün İstanbul’da en çok konuştuğumuz işlerden birisi kentsel dönüşüm. ve adayların en mega projeleri bunlar üzerinden yürüyor. Peki kentsel dönüşüme tabi tuttuğunuz binaları ne zaman inşa etmişiz? Bugün yıkmayı düşündüğümüz binalar, 40-50 yıllık binalarımız. Çünkü 40-50 yıl önce de bir vizyon bir tasavvur olmamıştı. Bu tasavvur, bir İstanbul tasavvuru olmayınca böyle bir tablo ortaya çıktı. Aradan 40-50 yıl geçti. Bugün bütün siyasi partiler bir deprem afetinin karşısında dayanaklı, güvenli kurumları inşa etmek için kentsel dönüşüm vaatlerinde bulunuyor. İyi de bir tasavvurumuz olmazsa sadece bugünü kurtarmak adına, oy almak adına ortaya koyacağımız projeler 50 yıl sonra bugün yıkmak istediğimiz binalar gibi yıkılmayı bekleyen binalar olacak. Bugün dikeceğimiz binalar bugün var olan büyük plazalar, yüksek katlı binalar ne olacak? 50 yıl sonra belediye başkanı adaylarının, ‘En verimli, en hasarsız şekilde nasıl yıkacağız? Molozları nereye istifleyeceğiz?’ projeleri olarak takdim edilecek. Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Merkezinde insanın, ailenin ve mahallenin olduğu bir İstanbul. Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Kalite denince akla İstanbul gelecek. Taksisiyle, taksicisiyle, berberiyle, ayakkabıcısıyla, aşçısıyla, kaliteli bir İstanbul. İstanbul taksicisi, İstanbul müezzini, İstanbul ezanı, İstanbul sokağı, İstanbul caddesi, İstanbul binası, İstanbul mahallesi, İstanbul esnafı. Böyle bir tasavvuru gerçekleştirmek için de doğru işleri dosdoğru yapmamız gerekiyor. Yanlış işleri, doğru yapmak değil. Doğru işleri, dosdoğru yapmak lazım. Doğru işlerin yanlış yapıldığına örnek. İşte yanı başımızda Fikirtepe. O bölgenin bir kentsel dönüşüm ihtiyacı var mıydı? Vardı. Doğruydu. Ama bugün ortaya çıkan tablo. Gelecek 5 yıl, 10 yıl sonra onun bölgemize maliyetini hesap edebiliyor muyuz? Ayrıca oradaki insanların bir kısım müteahhitler zengin edilirken nasıl mağdur edildikleri ortada mı? Bakınız doğru iş, yanlış yapıldı. Yine İstanbul’umuzda dünden bugüne birçok yanlış proje, doğru yapıldı. En uzun köprü, en yüksek bina, devasa adliye sarayları… Bunlar İstanbul’un ihtiyaçlarını çözecek işler değildi. Yanlış işlerdi ama mühendislik açısından doğruydu.
“OKULLARIMIZDA BİR TEK YAVRUMUZ GÜNÜ AÇ GEÇİRMEYECEK”
Bir başka konu son 5-6 yıldan beri uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bir bütün olarak toplumun tamamına sirayet etmesidir. Çalışanlarımıza, çocuklarımıza, yavrularımıza, talebelerimize, annelere, emeklilerimize sirayet etmesidir. Bir büyükşehir belediyesi olarak yapacağımız kıymetli iş ne olabilir? Devlet okullarının birçoğunda on binlerce yavrumuz aç. İşte Ahmet 4. sınıfta. Arkadaşlarından uzak bir yerde simit alamadığı için bu vakti geçirir. Onun karnını doyurmak için kantin kart projemizi devreye sokacağız. Okullarımızda bir tek yavrumuz günü aç geçirmeyecek. Birçok insanımızın doğal gaz maliyetleri çok yüksek. Biz bebeklerimizin özellikle 0-2 yaş arasındaki bebek sahibi olan ailelerimizin doğal gaz ihtiyacını ilk 125 metreküp zaten ortalama tüketim o kadardır büyükşehir belediyesi olarak biz karşılayacağız. Hızlı dokunuşlar bunlar. ve bugün devlet okullarımızın birçoğuyla özel okullar arasındaki makas çok açılmış. Fiyatlar açısından söylemiyorum. Fiziki şartlar açısından devlet okullarıyla, özel okulların arasında büyük farklar oluşmuş. Özellikle bu hijyen meselesi temizlik meselesi maalesef kanayan yaradır. Birçoğunuz birçok yerde buna şahit olmuşsunuzdur. Tuvaletler maalesef birçok devlet okulunda çok berbat. Mikrop saçıyor. Bu meseleye el atacağız. Hijyen timlerimizi devreye soracağız. Milli Eğitim Bakanlığımızla bir protokol yaparak devlet okullarındaki bu tuvalet temizliğine el atacağız. Temizlik malzemelerini de personel ihtiyacını da biz gidereceğiz. Yine trafiğin en yoğun olduğu ya da toplu taşımanın en yoğun olduğu saatlerde lebalep bir yolculuk yapılıyor. Kadın, erkek, yaşlı, ihtiyaç sahibi herkesin belli saatlerde metrodan, tramvaydan balık istifi olduğu zamanlar. Kalıcı çözümü bulana kadar. Herkes için en uygun ulaşım imkanını toplu taşımada sağlayana kadar, hürmete en layık olan 3 kesimimize alternatif bir ulaşım imkanı sağlayacağız. Kadınlarımıza, 65 üstündeki büyüklerimize ve engellilerimize pembe metrobüsü devreye sokacağız. İsteyen pembe metrobüsü kullanacak, isteyen bildiği şekilde de mevcut ulaşım imkanını kullanacak. En yoksul semtlerde olabildiğince büyükşehir belediyesi olarak marketler oluşturacağız. Ucuz gıdaya, sebzeye ulaşma imkanı sağlayacağız. Bunu da kendi ürettiklerimizle özellikle çevremizdeki illerde tarım merkezleri oluşturarak ihtiyacımızı gidereceğiz. Taksi ihtiyacımız İstanbul’umuzun en acil meselelerinden biridir. Yıllardır konuşulur. Hatta siyasallaşmıştır. Bu konu bir türlü çözüme kavuşturulamamıştır. Ama biz geleceğiz İstanbul’umuzu bu taksi sıkıntısından kurtaracağız. 35 bin taksiyi İstanbul’a kazandıracağız. Efendim bu sizin işiniz değil şimdiye kadar yapmak istediler ama yapamadılar falan diyecekler. İşte biz de diyeceğiz? Biz onlar değiliz. Biz Saadet Partisi’yiz. Çoban hiç kurttan şikayet eder mi? Kaptan hiç denizin yüksek dalgalarını bahane ederek gemisini yanlış yerlere sürükler mi? İstanbullunun iradesinin önünde hiçbir güç duramaz. Biz buna öncülük yapacağız ve İstanbul’a bu imkanı sağlayacağız. Bu küçük dokunuşlar büyük neticeler doğuracak.
“DOĞRU KAPI SAADET PARTİSİ’DİR”
Ancak tabii ki kalıcı, İstanbul’u İstanbul yapacak olan çözümümüz de var. En son olarak onu söyleyeyim. Dosdoğru çözüm. Kalıcı çözüm. O da İstanbul’un nüfusunu azaltmaktır. İstanbul, Türkiye’nin yüz ölçümünün yüz kırk dörtte biri. Bakın Bayburt’a Erzincan’a Tokat’a, Elazığ’a yüz ölçümüne ne kadar? İstanbul, şu kadar coğrafya, bu kadar nüfus. Yüz kişilik otobüse üç bin kişi bindiriyoruz. Bir artı bir daireye on aileyi sığdırıyoruz. Olmaz. En hakiki çözüm İstanbul’un 7-10 milyon nüfus aralığına çekilmesidir. Bu nasıl olacak? İstanbul’dan bu insanları böylece uzaklaştıracak mıyız? Yok, cezbedici, teşvik edici projelerimizi devreye sokacağız. Bunlardan birkaç tanesi işte KİPTAŞ, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde ev inşa edecek. İstanbul’un Kadıköy’ünde Ataşehir’inde bulunan emeklimiz buradaki yeriyle, oradaki yerini değiştirecek. Değerler örtüşecek tabii ki. Buradaki boşluğu biz kentsel dönüşümde, sosyal donatılama olarak kullanacağız. Başka ne yapacağız? İstanbul’dan Anadolu’ya iş merkezleri kuracağız. Bir kısım emeklilerimiz, bir kısım işi uzaktan çalışmaya elverişli olan insanlarımız için Anadolu’nun çeşitli yerlerinde iş merkezleri kuracağız. Gençlerimiz için daha cazip projeler devreye soktuk. Hem Anadolu’nun güçlenmesine vesile olacağız hem İstanbul’un nüfusunun kademeli olarak düşmesini sağlayacağız. ve yapı stoğumuzu daha sağlıklı bir şekilde yenileceğiz. Yenilerken de hak sahipleri üzerine ekstra bir yük yüklememenin kararlılığı içerisindeyiz. Böyle bir İstanbul tasavvur ediyoruz. Ailenin, insanın ve mahallenin merkez alındığı, İstanbul’da başka bir yaşamın mümkün olduğu ve başka bir İstanbul’un mümkün olduğu, İstanbul hesabımız var. İstanbul’da daha iyi bir yaşam mümkün. Yolu nereden geçiyor? Yolu yanlış anahtarı çoğaltmamaktan geçiyor. Çünkü biliyorsunuz yıllardır İstanbul yanlış anahtarı çoğaltıyor. Yanlış anahtar açılması gereken kapıyı açmıyor. Bizim ihtiyacımız doğru anahtarı çoğaltmak, açılması gereken kapıyı da açmaktır. Doğru kapı da Saadet Partisi’dir.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, ikinci gününde devam ediyor.
M?oderatörlüğünü DiploFoundation’ın kurucu üyesi ve eski Malta Dışişleri Bakanı Alex Sceberras Trigona’nın üstlendiği “Küreselleşmiş Dünyada Bilim ve Teknoloji Diplomasisin Rolü” paneline Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Diplomasisi Özel Koordinatörü Büyükelçi Murat Yavuz Ateş, DiploFoundation Yöneticisi Jovan Kurbalija, Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Anne Marie Engtoft Melgaard ve İstanbul Üniversitesinden Prof. Özgün Erler Bayır katıldı.
Büyükelçi Ateş, her şeyin çok hızlı şekilde ilerlediğini ifade ederek, Türkiye’nin de teknolojik gelişmelerden mümkün olduğunca fazla faydalanmaya çalıştığını kaydetti.
Ateş, işe ilk başladığı zamanlarla gelinen dönemi kıyaslayarak çok uzun sürebilecek işlerin artık yapay zeka sayesinde kısa süre içerisinde tamamlanabileceğini söyledi.
Özel sektör, devlet kurumları ve akademi gibi birçok alanının kendi içerisinde teknoloji alanına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Ateş, “Örneğin Türkiye’de dijital dönüşüm ofisimiz, sanayi ve teknoloji bakanlığımız, rekabet kurulumuz ve telekomünikasyon kurumumuz var.” dedi.
Ateş, teknolojik gelişmelerin zorlukları da beraberinde getirdiğini dile getirerek bu konuda yasal düzenlemelerin kilit noktada ve bunun nasıl şekillendirildiğinin de bir o kadar önemli olduğunu ifade etti.
Yapay zekanın popülerleşmesinin bu zorlukları artırdığı değerlendirmesinde bulunan Ateş, “Dediğim gibi çok güzel işler başarabilir ama bazı şeyleri daha da zora sokabilir ayrımcılık olsun yanlılık olsun yani dijital ayrışmayı da çoğaltabilir.” diye konuştu.
Ateş, yeni teknolojiler dünyanın her bir yanında kullanılacaksa bunun ortak şekilde regüle edilmesi ve insanı merkeze yerleştiren yasal düzenlemelerin getirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Önümüzdeki on yıl içerisinde yapay zeka süper zeka konumuna rahatlıkla gelebilir ve insan kontrolünün ötesine de geçebilir.” dedi.
“Teknoloji ve dijitalleşme talepleri artırıyor”
Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Melgaard da teknolojinin ilerlemesinin diplomasinin farklı bir dünyada işlemesi anlamına geldiğini ifade ederek, ilk defa 1992’de e-posta gönderildiğini ancak diplomasinin tamamen kağıdı bırakmasının 20 yılı bulduğunu aktardı.
Şimdi ise ChatGPT’nin ortaya çıktığını dile getiren Melgaard, “Artık herkes yapay zekanın nasıl kullanılabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla çok ciddi bir değişimden bahsediyoruz.” dedi.
Melgaard, ancak bu konuda uluslararası bir mevzuat olmadığına dikkati çekerek, “Mesela sahte bir video, seçimlerden hemen önce gösterilirse ne olacak belki sonrasında sahte olduğu tespit edilecek ancak iş işten geçmiş olacak.” diye konuştu.
Bugün 45 ülkenin bu konuda çalışan teknoloji büyükelçileri olduğunu vurgulayan Melgaard, çok taraflı sistemlerin ortak bir paydada buluşabilmesinin önemli olduğunu belirtti.
Melgaard, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafına bakıldığında bunun çok da kolay olmadığını çünkü herkesin aynı teknolojik seviyede olmadığını söyledi.
Teknoloji ve dijitalleşmenin talepleri artırdığını ifade eden Melgaard, “Git gide BM gibi kurumların sorumlulukları da ağırlaşacak çünkü çözüm bulmak durumunda kaldığımız meseleler artışa geçecek.” diye konuştu.
Melgaard, “Herkes internete erişmek istiyor herkes bilgisayar sahibi olmak istiyor neden çünkü bunlar beraberinde çok büyük imkanları getiriyor ama kuantum bilgisayarlara geçiş yapıldığında nasıl olacak onlara kaç kişi erişebilecek ve bu gelişmeleri kaç ulus takip edebilecek?” dedi.
“Küresel internet altyapısı kırılgan”
DiploFoundation Yöneticisi Kurbalija, dijital teknoloji alanında en önemli konunun “süreklilik” olduğuna işaret ederek, küresel internet altyapısının kırılgan olduğunu vurguladı.
Okyanusun ortasından geçen kablolar olduğunu ve bunun “potansiyel risk taşıdığını” ifade eden Kurbalija, böylesi kritik altyapının yedeğinin olması gerektiğini söyledi.
Üniversitelerin yapay zekayı yasaklayarak hata yaptığını belirten Kurbalija, “Yapay zeka gelecekte bugünün interneti gibi olacak ve hayatlarımızın tam merkezinde yer alacak.” diye konuştu.
“Diplomasi krizlerle şekilleniyor”
İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Özgün Erler Bayır, artık teknolojik gelişmelerin takip edilmesinin zorlaştığına dikkati çekerek, bu gelişmelerin diplomasiye adapte edilmesinin de bir soru işareti olduğunu belirtti.
Gelişimler hızla yaşanırken her şeyin dijitalleşmesi olmalı mı sorusunu sorduğunu ve bir zamanlar telefon diplomasinin de gündemde olduğunu ancak bu misyonun da tamamlandığını aktaran Bayır, bazı diplomatların dijitalleşmeye yönelik şüpheci olduğunu ifade etti.
Bayır, diplomasinin dijitalleşmesi ve bunun geleceğine karşı akıllarda soru işaretleri olduğunu vurgulayarak, tam olarak nelerin değişeceğinin merak konusu olduğunu ve Kovid-19 salgını sırasında olduğu gibi diplomasinin uygulanma şeklinin değişebildiğine işaret etti.
Özellikle kavramsallaşmada “tutarlılığa” ihtiyacın olduğunu vurgulayan Bayır, “Akademiye baktığımız zaman da konseptlerin farklılaştığını görüyoruz.
Sanal diplomasi, Twitter diplomasisi gibi pek çok farklı kavram ortaya çıktı ve bunlar diplomasinin yeni türleri.” dedi.
Bayır, nesiller boyunca diplomasinin krizlerle şekillendiğini ifade ederek, ABD’nin İran’da sanal elçilik açmış olmasının bunun bir örneği olduğunu söyledi.
Bunun gayet pratik bir uygulama olduğunu belirten Bayır, yeni politikalar geliştirirken vizyoner de olunması gerektiğini kaydetti.
]]>Birlikten yapılan açıklamaya göre, gastronomi turizminin gelişmesine katkı vermenin yanı sıra turizm meslek liselerinden mezun olan öğrencilere iş imkanı sağlamak amacıyla hayata geçirilen “Sektör Yetenek Avında” projesi yeniden başlatıldı.
Proje kapsamında düzenlenen “Turizm Meslek Liseleri Arası Aşçılık Yarışması”nın dördüncüsü, verilen 3 yıl aranın ardından Gastronometro’da gerçekleştirildi. Yarışma, 2021 ve 2022’de Kovid-19 salgını nedeniyle 2023’te de 6 Şubat’ta meydana gelen depremler nedeniyle yapılamamıştı.
TÜROB Başkanı Müberra Eresin, törende yaptığı konuşmada, son yıllarda Türkiye’nin gastronomi turizmi için tercih edilen öncelikli bir ülke haline geldiğini belirtti.
Eresin, “Dünya ülkelerinde turizm gelirinin önemli bir kısmını oluşturan gastronomi turizmi Türkiye’de de hala gelişime açık bir alandır. Gastronomi de fazlasıyla nitelikli iş gücüne ve deneyime dayanıyor. Dolayısıyla gençler bu konuda en önemli avantajımız ve güvencemiz. Hedefimiz bu yarışmayı büyütmek, Türkiye geneline farklı kategorilerle genişletmek. Bu amaca yönelik adımlarımızı hızlıca atmak üzere TUGEV ile işbirliğimizi de başlattık.” ifadesini kullandı.
Gastronomi açısından birçok ülkeden daha yüksek potansiyele sahip olan Türkiye bu özelliğini turizme yansıtmayı tamamen başardığında turizm gelirinde önemli artış olacağını belirten Eresin, bu yolda Turizm Meslek Liseleri Arası Aşçılık Yarışması’nın sektör-okul işbirliğinin en güzel ve en anlamlı örneklerinden biri olduğunu vurguladı.
Eresin, sadece dereceye girenlere değil, yarışmaya katılanların tamamına staj ve istihdam imkanı sunulduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:
“Türkiye’de orta ve uzun vadede gastronomi turizminin gelişmesine katkı sağlamasının yanı sıra turizm meslek liselerinden mezun olanlara istihdamın yolunu açan projeyle, turizm otelcilik sektörünün nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanması ve meslek lisesi mezunlarının eğitim aldıkları alanda istihdam edilme imkanlarının artırılmasını ana hedef olarak belirlemiştik. Öğrencilerimizin eğitimlerinin bir parçası olarak motivasyonlarını artırmak ve sektörümüzün de okullara dikkatlerini çekmek üzere düzenlediğimiz bu yarışmada aslında kazanan tüm okullar. Hepsini yürekten tebrik ediyorum.”
Eresin, sektörün önde gelen şeflerinden oluşturdukları jürinin, genç şeflerin hazırladığı birbirinden başarılı tabaklar arasından seçim yapmakta ilk defa çok zorlandığını ifade etti.
“Mutfağımızın geleceğine bugünün genç şefleri yön verecek”
Metro Türkiye’nin Kurumsal İletişim ve Kamu İlişkileri Müdürü Aslı Duran da yaklaşık 35 yıldır Türk mutfak kültürünü ve değerlerini korumak, gelecek nesillere aktarmak ve şefleriyle birlikte bu mutfağın dünyada hak ettiği yere gelmesini sağlamak için çalıştıklarını vurguladı.
Duran, “Metro Türkiye olarak, mutfağımızın geleceğine bugünün genç şeflerinin yön vereceğine olan inancımızla onların eğitimleri ve gelişimleri için pek çok proje geliştiriyor, işbirlikleri yapıyoruz. Türk mutfağının sürdürülebilirliği için yaptığımız her çalışmada ülkemizin ilk gastronomi keşif platformu olan Gastronometro, hem bir eğitim ve AR-GE merkezi hem de gastronomi dünyasını bir araya getiren bir buluşma noktası olarak önemli bir rol üstleniyor. Yeme içme sektörünün en büyük iş ortağı olarak genç şeflerimize tavsiyemiz, Türk mutfağının tekniklerini, geleneklerini en iyi şekilde öğrenmeleri, yerel ürünlere ve coğrafi işaretli ürünlerimize sahip çıkarak değer kazanmasına destek vermeleri. Metro Türkiye olarak biz, tüm bu konularda onların yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
İstanbul’dan 12 meslek lisesinin öğrencilerinin kıyasıya yarıştığı, jüri başkanlığını şef Vedat Başaran’ın yaptığı yarışmanın ödül törenine, İstanbul Valisi Davut Gül ile eğitim, turizm, gastronomi ve medya alanından temsilciler katıldı.
Yarışmanın birincisi, Sarıyer Vehbi Koç Vakfı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi oldu. İkincilik ödülü Selimpaşa Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine ve üçüncülük ödülü TÜROB 50. Yıl Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine verildi.
ECOLAB Hijyen Ödülü de Kumburgaz Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin oldu. Katılımcı tüm okullara Gastronometro tarafından hediyeler takdim edildi.
]]>Çeşitli temaslarda bulunmak amacıyla kentte bulunan Bakan Işıkhan, Vali Tuncay Akkoyun, AK Parti İl Başkanı Vahap Alma, Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdullah Erin ile Mardin’de bir otelde “Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı Buluşmaları” toplantısında iş insanlarıyla bir araya geldi.
Bakan Işıkhan, toplantıda yaptığı konuşmada, baba ocağı Mardin’i büyüten, geliştiren, sağladıkları katma değerlerle bugünlere getiren hemşerileriyle tekrar bir araya gelmekten büyük bir mutluluk duyduğunu söyledi.
Mardin’in bütün sorunlarını çözüme kavuşturmak için ellerinden geleni yapacaklarını kaydeden Işıkhan, o nedenle sık sık Mardin’e gelmeye, sahaya çıkıp, çalışmaları yerinde görmeye gayret ettiğini belirtti.
Kentin çalışma hayatına, ekonomisine ve kalkınmasına katkıda bulunacak istişareleri gerçekleştireceklerini aktaran Işıkhan, “2024 yılı ülkemizin gelecek hedefleri, müreffeh yarınları için çok önemli bir yıl, adeta bir ‘dönüm noktasıdır’ diyebiliriz. Bu yıl, 2023 hedeflerini gerçekleştirerek hem Türkiye Yüzyılı hedefimize yürüdüğümüz hem de kalkınmanın ilk adımı olan yerel yönetimlerde yeni bir döneme gireceğimiz bir yıl olacak.” ifadelerini kullandı.
“Köhne zihniyetlerle kaybedecek vaktimiz yok”
Türkiye’nin artık önündeki 5 yılın değil, yüzyılın hesabını yapan bir ülke haline geldiğine dikkati çeken Işıkhan, Türkiye Yüzyılı’nın, yollarına engel olabilecek hiçbir meselenin olmadığı, yerel hizmetlerde dünya standartlarının da üzerine çıkmış ve tüm enerjisini kalkınmaya, gelişmeye, küresel anlamda yükselmeye entegre etmiş bir vizyonun adı olduğunu aktardı.
Bakan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Bu sebeple bizim hiçbir şehrimizde ve ilçemizde artık yerel yönetimler diye bir sorunumuzun olmaması gerekiyor. Bizim artık kaybedecek vaktimiz yok. Mardin’in de kaybedecek bir dakikası yoktur. Bizim koltuk kavgalarından halka hizmet etmeye zaman bulamayan eski Türkiye kalıntısı köhne zihniyetlerle kaybedecek vaktimiz yok Bizim artık, ‘bize engel oluyorlar’ bahaneleriyle, temel atmama şovlarıyla, iş bilememezliklerini mağduriyet masallarıyla örtbas etmeye çalışarak reklam belediyeciliği yürütenlerle kaybedecek vaktimiz yok. Bizim vatandaşının derdini kendi derdi bilen, bulunduğu ilçedeki her haneyi kendi evi gibi bilen, laf değil icraat üreten gerçek belediyeciliğe ihtiyacımız var. Şehirlerimizin ve ilçelerimizin sorunlarına gerçekçi çözümler ve proje üreten, şehrinin ihtiyacına göre gelecek vizyonu çizebilen yerel yönetimlere ihtiyacımız var. İşte bu vizyon farkına siz değerli kardeşlerim her gün bizzat şahit oluyorsunuz. Bir tarafta terörle el ele vererek, millete hizmet adına yapılmış ne varsa yıkma telaşında olan koltuk sevdalıları var. Bir tarafta ise Türkiye’yi uzaya çıkaran, ‘önce vatandaşım’ diyerek elindeki tüm fırsatları ülkesinin aydınlık geleceği için seferber eden millet sevdalıları var.”
Bugün istihdamda, sosyal güvenlikte, ihracatta, savunma sanayisinde ve turizmde dünyada örnek gösterilebilecek bir seviyeye geldiklerini bildiren Işıkhan, özellikle istihdam ve işgücünde en iyi verilerin elde edildiği bir dönemden geçtiklerine işaret etti.
“Mart ayında açıklanacak 2023 yılı TÜİK verilerinde, hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek işgücüne katılım oranları ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Aynı şekilde tüm öncü göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağını göstermektedir. İnşallah bu güzel gelişmeleri sizlerin desteğiyle daha da yukarı taşıyacağımıza inanıyorum. Bu noktada sizleri rahatlatmak, işverenlerimizin karşılaştığı zorlukları azaltmak ve bürokratik yükü hafifletmeye yönelik kapsamlı çalışmalarımızı yapmaktayız.” ifadelerini kullanan Işıkhan, teşvik ve desteklerle, işletmelerin büyümesine ve istihdamın artmasına katkıda bulunduklarını vurguladı.
“Mardin’de aktif sigortalı sayısı son 21 yılda 4 katına çıkmıştır”
İstihdama Dönüş Programı kapsamında deprem bölgesindeki illerde düzenlenecek kurs ve programların uygulanmasına yönelik özelleştirilmiş politikaları hayata geçirdiklerini, İŞKUR aracılığıyla işverenler ve işçiler arasında köprü görevi görmeye devam ettiklerini kaydeden Işıkhan, Aktif İşgücü Programları ile işverene, işçisini kendisinin yetiştirdiği bir fırsat tanıdıklarını, bu programların şartlarını esneterek daha fazla vatandaşın yararlanması noktasında çok önemli adımlar attıklarını bildirdi.
Bakan Işıkhan, İş Başı Eğitim Programı ve mesleki eğitim kurslarından Mardin’de bugüne kadar 40 binden fazla vatandaşın yararlandığını ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Her yıl bir milyondan fazla kişinin işe yerleşmesine aracılık ediyor, işverenlerimizin aradığı elemanı bulmasına destek oluyoruz. Mardin’de 21 yılda, sadece İŞKUR aracılığıyla 44 bin vatandaşımızın işe yerleşmesini sağladık. Bugüne kadar toplam 51 bin kişi Toplum Yararına Programlardan yararlandırılmıştır. Mardin’imize güzel bir müjde vermek isterim. Toplum Yararına Çalışma Programları özellikle kamu hizmetlerinin desteklenmesi noktasında çok önemli bir işleve sahiptir. Mardin için Toplum Yararına Programlar oranımızı 3 bin kişi olarak belirledik. Hayırlı olsun. Mardin’de, 2002 yılında aktif sigortalı kişi sayısı 46 bin 549 iken 2023 yılı sonu itibarıyla 188 bin 948 olmuştur. Aktif sigortalı sayısı son 21 yılda 4 katına çıkmıştır. İnşallah bu sayıyı daha da artıracağız. Ayrıca, Kadın İstihdam Projemiz, İş-Pozitif’in duyurusunu yapmıştık. Bu projeyle işverenle iş arayanı çevrimiçi olarak bir araya getirip istihdam ve işe yerleştirme süreçlerini hızlandırdığımız bir sistem kurduk. Özellikle kayıtlı kadın istihdamı konusundaki hedeflerimize katkı sağlayacak, istihdamı teşvik edecek, hem iş arayanın hem de işverenin işini büyük ölçüde kolaylaştıracağına inandığımız bir projedir. İş Pozitif kapsamında bir istihdam fuarını da inşallah yakın zamanda Mardin’de açacağız. Türkiye Yüzyılı kadın, erkek, genç, yaşlı her kesimin desteğini gerekli kılan uzun vadeli bir vizyon. Şu an İş Kanunu’muzu güçlendirme, revize etme sürecindeyiz. Mevzuatı daha da güçlendirip, çalışma barışına, sosyal diyalog, istihdam ve işgücü piyasası gidişatına olumlu katkı sağlayarak Türkiye’nin çalışma hayatını yüzyıllık vizyonumuza yakışır hale getireceğiz.”
“1 Nisan milli iradenin, halkın, velhasıl Türkiye’nin kazanacağı bir gün olacak”
Her gün yeni bir eser ve projeyle halka hizmet götürdüklerini anlatan Işıkhan, bunu kalkınma, gelişme ve büyüme anlayışını yerel yönetimler tecrübesiyle inşa etmiş bir liderin öncülüğüyle başardıklarını dile getirdi.
Bakan Işıkhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın halka hizmet aracı olarak gördüğü millet hareketiyle, AK Parti vizyonumuzla başardık. İnşallah 31 Mart akşamı da yine aynı başarıyı başta Mardin olmak üzere tüm illerimizde ve ilçelerimizde kazacağımıza yürekten inanıyoruz. Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Abdullah Erin başkanımızla inşallah, hem Mardin’i hem de 10 ilçemizin tamamını 31 Mart akşamı milletin partisi AK Parti ile buluşturacağız. 1 Nisan milli iradenin, halkın, velhasıl Türkiye’nin kazanacağı bir gün olacak.1 Nisan Mardin’in günü olacak inşallah. Şehrimize, bu şehrin aziz insanlarına kazandırdıklarımızı bir gecede yıkıp ilimizi en az 20 yıl geriye götürecek yönetimler eliyle lütfen ziyan etmeyelim. Bu noktada hepimize düşen önemli görevler var. Özellikle çalışma hayatımızın paydaşları olan sizlerin çalışmaları Mardin’in kalkınmasında çok önemli rol oynamaktadır. Bu sebeple 21 yılda yaşanan değişimi, gelişimi en iyi sizler teşhis edebilirsiniz. Mardin’in geleceğini de yine sizlerin desteğiyle inşa edeceğiz. Mardin’in yeni yatırımlarla, yeni istihdam alanlarıyla ve yeni girişimlerle çok daha iyi yerlere geleceğinden şüphem yok. Kentin emektarlarına güveniyorum. Öncelikle yerel yönetimleri gerçek belediyecilikle buluşturacağız, ardından da bu şehri yüzyılın şehri yapacağız. Bu güç sizlerde var. Bu yüzyılı, emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız, sözümüzün arkasındayız. İşçisiyle, işvereniyle, girişimcisiyle, yatırımcısıyla, esnafıyla, emeklisiyle, yaşlı genç demeden alnının teriyle çalışan, üreten, ülkemizin kalkınmasına katma değer sağlayan her bir kardeşimizin yanındayız.”
Vali Akkoyun da kentte son yıllarda huzur ikliminin hakim olmasıyla, eğitimden sağlığa, enerjiden ulaşıma, kültür turizmden spora, tarımdan sanayiye birçok alanda yeni yatırımların yapıldığını, bu kalkınma hamlesi ve yatırımların devam ettiğini söyledi.
“Huzur ortamı daha fazla yatırım ve istihdam demek. Cumhurbaşkanımız liderliğinde gelişen, büyüyen, gelişmelerden istifade eden bir Mardin için var gücümüzle çalışıyoruz.” ifadelerini kullanan Akkoyun, Mardin’de bu gelişmeler ışığında üretim ve istihdamda yakaladıkları ivmenin artarak devam edeceğini kaydetti.
AK Parti İl Başkanı Alma ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdullah Erin de konuşma yaptı.
Bakan Işıkhan, daha sonra iş insanların talep ve görüşlerini dinledi.
]]>Küresel piyasalarda, ABD’de açıklanan verilerden alınan karışık sinyaller ve Fed üyelerinin açıklamaları paralelinde Bankanın ne zaman faiz indirimine başlayacağına yönelik belirsizliğin sürmesiyle bu hafta karışık bir seyir izlendi.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Michelle Bowman, bu hafta yaptığı açıklamada, enflasyonun düşürülmesinde kaydedilen ilerlemeyi durdurabilecek ve fiyat baskılarının yeniden artmasına neden olabilecek yukarı yönlü riskler göz önüne alındığında faiz oranlarını düşürmek için aceleleri olmadığını ifade etti.
New York Fed Başkanı John Williams da bankanın muhtemelen bu yılın sonlarında faiz indirimine gideceğini belirterek, 2024’te 3 faiz indirimi yapılmasını “makul bir başlangıç” olarak değerlendirdi. Williams, Fed’in yüzde 2’lik sürdürülebilir enflasyon yolculuğunda hala katedecek yolu olduğunu bildirdi.
Boston Fed Başkanı Susan Collins, Fed’in bu yılın sonlarında politikayı gevşetmeye başlamasının muhtemelen uygun olacağına inandığını belirtirken, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic para politikasına sabırlı bir yaklaşımdan yana olduğunu vurguladı.
Bostic, son birkaç enflasyon verisinin yüzde 2 hedefine giden yolun inişli çıkışlı olacağını gösterdiğini, politika faizini yaz döneminde düşürmenin muhtemelen uygun olacağını dile getirdi.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee de geçen yıl mal ve iş gücü arzındaki iyileşmelerin bu sene ABD enflasyonunda daha fazla düşüşe zemin hazırladığını söyledi. Goolsbee, ocak ayı kişisel tüketim harcamaları verileri bir toparlanmayı gösterse bile bundan anlam çıkarmak için dikkatli olunması gerektiğini savundu.
San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, para politikasının iyi durumda olduğunu ve gerekirse faiz indirebileceklerini belirterek, enflasyon baskısının süreceğini dile getirdi.
Cleveland Fed Başkanı Loretta Mester ise Bankanın enflasyon konusunda yapması gereken biraz daha iş olduğunu, enflasyonda geçen yılki düşüş hızının bu sene de devam edeceğinden emin olamayacaklarını söyledi.
Öte yandan, Fed tarafından ABD Kongresi için yılda iki kez hazırlanan yarı yıllık Para Politikası Raporu’nun mart sayısı yayınlandı. Banka, raporda, ABD’de enflasyonun geçen yıl önemli ölçüde yavaşladığını ancak yüksek kalmaya devam ettiğini bildirdi.
Fed’in ilk faiz indirimi ihtimali mayısta yüzde 18 ve haziranda yüzde 63 seviyesinde bulunuyor.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, geçen yıl küresel ekonomik büyümenin dirençli ve tahmin edilenden daha güçlü olduğunu, enflasyonun ise düştüğünü ve ekonomilerin yaklaşık yüzde 80’inde bu yıl da düşmeye devam etmesinin beklendiğini belirtti.
Uluslararası Para Fonu (IMF), orta vadeli büyüme beklentilerinin zayıf kalmaya devam ettiğini, ticaretin yeniden canlandırılması, yapay zekanın potansiyelinin en üst düzeye çıkarılması, borç darboğazlarının önlenmesi ve iklim değişikliğiyle mücadele için işbirliğine ihtiyaç olduğunu bildirdi.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor’s (S&P), ABD ekonomisinin emsallerinden daha iyi performans göstermeye devam ettiğini, politika faizlerindeki keskin artışa rağmen ülkenin 2023’te büyümenin arttığı tek büyük gelişmiş ekonomi olduğunu ifade etti.
Moody’s ise geçen yıl yüzde 2,9 olan G20 ekonomik büyümesinin 2024’te yüzde 2,4’e düşmesini beklediğini açıkladı. Moody’s ayrıca New York Community Bank’ın uzun vadeli kredi notunu “Ba2″den “B3″e düşürdü, daha fazla not indirimi için izlemede bıraktı.
Küresel piyasalarda Orta Doğu’daki gelişmeler de yakından takip edilirken, petrol fiyatlarında oynaklık dikkati çekiyor. Kızıldeniz’de devam eden jeopolitik riskler ve OPEC+’nın arz kesintisi süresini uzatacağına yönelik haber akışı petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeye devam ediyor.
Bu gelişmelerle Brent petrolün varil fiyatı haftayı yüzde 2,8 artışla 83,2 dolardan tamamladı. Altının onsu da bu hafta yüzde 2,3 artışla 2 bin 84 dolara çıktı.
Enflasyon baskılarının nispeten yavaşladığına işaret eden makroekonomik veriler sonrası ABD’nin 10 yıllık hazine tahvil faizi de haftayı 73 baz puan azalışla 4,1860’tan tamamladı.
Kripto para piyasası tarafında ise Bitcoin, 64 bin doları test ederek Kasım 2021’den sonraki en yüksek seviyesine çıktı. Bu yükselişte MicroStrategy’nin 155 milyon dolarlık Bitcoin aldığına yönelik haber akışı etkili oldu.
New York borsası karışık seyretti
Bu hafta ABD’de açıklanan verilerden çıkarılan karışık sinyallerle New York borsasında karışık bir seyir izlendi. ABD’de beklentilerin altında gelen büyüme verilerine rağmen bireysel tüketim harcamalarının güçlü olduğuna ilişkin sinyaller, New York borsasının yönü üzerinde etkili oldu.
ABD’de yeni konut satışları, ocakta aylık bazda yüzde 1,5 artışla 661 bine çıktı ancak bu artış piyasa beklentilerinin gerisinde kaldı. Dün ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi 2 baz puanlık artışla yüzde 4,28’e yükseldi, bugün ise önceki kapanışının hemen altında seyrediyor.
Ülkede, dayanıklı mal siparişleri ocakta aylık bazda yüzde 6,1 ile beklentilerin üzerinde azaldı ve Nisan 2020’den sonraki en büyük düşüşünü kaydetti.
Conference Board (CB) Tüketici Güven Endeksi de şubatta aylık 4,2 puan azalışla 106,7’ye gerileyerek 4 aydan sonra ilk kez düşüş gösterdi. S&P Case-Shiller Ulusal Konut Fiyat Endeksi ise geçen yıl aralıkta bir önceki aya göre yüzde 0,2 arttı.
ABD ekonomisi 2023’ün dördüncü çeyreğinde yüzde 3,2 ile beklentilerin altında büyüme gösterdi. Ülkenin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verisine ilişkin ocak ayında yayımlanan öncü verilerde, ekonominin geçen yılın dördüncü çeyreğinde yüzde 3,3 büyüdüğü kaydedilmişti.
Analistler, ABD ekonomisinin geçen yılın son çeyreğinde güçlü tüketim harcamalarının etkisiyle sağlam bir büyüme kaydettiğini, ancak büyümenin az da olsa hız kaybetmiş gibi göründüğünü belirtti.
Fed’in enflasyona ilişkin olarak yakından takip ettiği verilerin başında gelen çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi, ocakta beklentiler dahilinde aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 2,8 arttı. Endeksteki değişim, yıllık bazda Mart 2021’den bu zamana kadarki en düşük artış olarak kayıtlara geçti.
Analistler, yavaşlamaya devam eden ve beklentiler doğrultusunda gelen enflasyon göstergesinin Fed’in yılın ilk yarısında faiz indirimine gidebileceğine ilişkin beklentileri desteklediğini çıkardığını ifade etti.
Haftalık işsizlik maaşı başvurularının da 215 binle tahminleri aştığına dikkati çeken analistler, bu durumun iş gücü piyasasında yumuşamaya işaret ettiğini söyledi.
Ülkede Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksi, şubatta aşağı yönlü revize edilerek 76,9 puan oldu.
Tedarik Yönetim Enstitüsünün (ISM) imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) şubatta 47,8 ile piyasa beklentilerinin gerisinde kaldı. Ülkede, şubat ayı imalat sektörü PMI verisi ise 1,5 puan artarak 52,2 puanla beklentilerin üzerinde gerçekleşti ve ABD imalat sektöründe Temmuz 2022’den sonraki en hızlı iyileşmeye işaret etti.
Diğer yandan, ABD’li teknoloji devlerinden Microsoft, OpenAI’nin Fransız rakibi Mistral AI ile yeni ortaklık kurduğunu açıkladı. ABD Federal Ticaret Komisyonu, süpermarket zinciri Kroger’in rakibi Albertsons’ı 24,6 milyar dolara satın almak için yaptığı anlaşmayı market fiyatlarını artıracağı gerekçesiyle engellemek için dava açtı. Sony Interactive Entertainment, küresel iş gücünün yüzde 8’ine karşılık gelen 900 çalışanını işten çıkarma planını duyurdu.
Söz konusu gelişmelerle New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 1,77, S&P 500 endeksi yüzde 0,93 değer kazancıyla, Dow Jones endeksi ise yüzde 0,14 kayıpla haftayı tamamladı.
5 Mart Salı günü ABD’de fabrika siparişleri ile dayanıklı mal siparişleri, çarşamba günü ADP istihdam raporu, toptan stoklar, Fed Bej Kitap raporu, perşembe günü dış ticaret dengesi, haftalık işsizlik başvuruları ve cuma günü tarım dışı istihdam takip edilecek.
Avrupa borsaları
Avrupa borsalarında da ECB ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faizleri ne zaman indirmeye başlayacağına ilişkin belirsizliğin devam etmesiyle karışık bir seyir izlendi.
Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurul oturumunda ECB Yıllık Raporu’na ilişkin değerlendirmede bulunan ECB Başkanı Christine Lagarde, enflasyonda düşüş sürecinin devam etmesini beklediklerini söyledi.
Lagarde, Avro Bölgesi’nde ekonomik faaliyetin 2023’te zayıf seyrettiğini ve büyümenin son çeyrekte durgunlaştığını belirterek, “Ücret artışlarının önümüzdeki çeyreklerde enflasyon dinamikleri üzerinde giderek daha önemli bir etken haline gelmesi bekleniyor.” dedi.
ECB Başkan Yardımcısı Luis de Guindos, dünkü açıklamasında, kararların tarihlere değil verilere bağlı olduğuna işaret ederek, Bankanın, enflasyonun hedefine doğru gideceğine ikna olduğunda faizleri düşüreceğini dile getirdi.
Analistler, ECB ve BoE’nin faiz indirimlerine haziranda başlayacağına ilişkin beklentilerin sürdüğünü belirtti.
Öte yandan, Avrupa’da 30’dan fazla medya kuruluşu, reklam teknolojisinde hakim konumu kötüye kullandığı iddiasıyla Google aleyhine dava açarak, şirketten 2,1 milyar avro tazminat talep etti.
Avro Bölgesi’nde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), şubat ayında yıllık bazda yüzde 2,6 olarak açıklandı. Piyasa beklentileri, şubatta Avro Bölgesi’nde yıllık enflasyonun yüzde 2,5 olacağı yönündeydi.
Almanya’da ocakta perakende satışlar aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 1,4 azaldı. Ülkede öncü enflasyon verileri de şubatta aylık yüzde 0,4 ve yıllık bazda yüzde 2,5 ile beklentilerin altında gerçekleşti.
Bu gelişmelerle, Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,81, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,71 değer kazanırken, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,31, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,41 değer kaybetti.
Gelecek hafta salı günü Avro Bölgesi’nde Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), perşembe günü ECB’nin faiz kararı, cuma günü Avro Bölgesi’nde büyüme verileri takip edilecek. Analistler, ECB’nin gelecek haftaki toplantısında faizlerde değişikliğe gitmesinin beklenmediğini belirtti.
Asya piyasaları
Bu hafta Asya piyasalarında da karışık bir seyir hakim oldu.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda, “Henüz sürdürülebilir ve istikrarlı bir enflasyon hedefine ulaşılacağını öngörecek konumda değiliz.” dedi.
Japonya’da enflasyon beklentileri aşmasına rağmen Ueda’nın açıklamalarının ardından piyasalarda BoJ’un yakın zamanda negatif faiz politikasına son verebileceğine yönelik beklentiler ötelendi.
Japonya’da TÜFE ocakta yıllık yüzde 2,2 arttı, çekirdek TÜFE de yüzde 2 artış gösterdi.
Ülkede öncü sanayi üretimi ocakta yüzde 7,5 geriledi. Söz konusu verinin yüzde 6,7 azalış olarak gerçekleşmesi bekleniyordu. Japonya’da imalat sanayi PMI şubatta 47,2 ile beklentilere paralel gerçekleşti, işsizlik oranı değişmedi ve yüzde 2,4 olarak hesaplandı.
Çin tarafında ise hükümetin ekonomik aktiviteyi canlandırmaya yönelik adımlar atmaya devam etmesi beklenirken, konuya ilişkin haber akışı bölge gündeminde ağırlığını korumaya devam ediyor.
Çin’de şubatta imalat sanayi ve bileşik PMI sırasıyla 49,1 ve 50,9 ile tahminler doğrultusunda gelirken, hizmet sektörü PMI 51,4 ile beklentileri aştı. Caixin imalat sanayi PMI ise 50,9 ile öngörüleri geride bıraktı.
Yeni Zelanda Merkez Bankası, faiz oranını son 15 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,50’de sabit tuttu.
Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,74, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,08 değer kazanırken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,82, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,94 değer kaybetti.
Gelecek hafta salı günü Japonya’da Tokyo TÜFE, cuma günü de dış ticaret dengesi ve cari denge verileri takip edilecek.
Yurt içinde gözler enflasyon verilerinde
Yurt içinde ise Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi haftayı yüzde 2,96 azalışla 9.097,15 puandan tamamladı. Dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 1,1 üstünde 31,3774’ten tamamladı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı G20 Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları toplantısına ilişkin, “Gerçekleştirdiğim ikili görüşmelerde Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmeleri değerlendirirken, çok taraflı kalkınma bankaları ve ülkelerle ilişkilerimizi ve işbirliğimizi güçlendirecek hususlarda görüş alışverişinde bulunduk.” ifadesini kullandı.
HSBC, para politikasının önemli derecede geleneksel tarafa yaklaşmasıyla “carry trade” dinamiklerinin Türk lirası (TL) için destekleyici hale geldiğini belirtti.
Bankanın “Gelişmekte Olan Piyasalar FX Yol Haritası” başlıklı raporunda, TL’deki değer kaybının, hem hız hem de ölçek olarak sınırlı kalacağı öngörüsünde bulunuldu.
Ülkede gelecek hafta pazartesi günü enflasyon, salı günü reel efektif döviz kuru, perşembe günü hazine nakit dengesi, cuma günü uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in Türkiye değerlendirmesi takip edilecek.
Analistler, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.060 seviyesinin destek, 9.300 ve 9.400 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
]]>Kopuz, yazılı açıklamasında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında, birçok bakanlık ve iş dünyasından kuruluşların temsilcilerinin katılımıyla çalışan YOİKK tarafından açıklanan 2024 Yılı Eylem Planı’nı değerlendirerek, Türkiye’de yatırım ortamının her geçen gün iyileştiğini ve tarıma daha da önem verilmesi gerektiğini belirtti.
YOİKK tarafından yapılan çalışmaların iş kurma, üretim ve ticaret yapma süreçlerini kolaylaştırdığını hatırlatan Kopuz, eskiden aylarca vakit alan birçok işin şimdi birkaç gün içinde tamamlandığını, bürokrasinin azaldığını, yapılan çalışmaların hiçbir zaman yeterli görülmediğini ve daha da iyisi için çaba sarf edildiğini kaydetti.
“2024 Eylem Planı, iş dünyasının dönüşümün gereklerine uygun hale gelmesini, rekabet gücünün artmasını sağlayacak önemli maddeler içeriyor”
Ali Kopuz, YOİKK tarafından açıklanan 2024 Yılı Eylem Planı’nda Türkiye’deki yatırım ortamını iyileştirmenin yanında geliştirecek birçok yeni eylemin de yer aldığına dikkati çekerek, “Dünyada da Türkiye’de de iş yapma biçimleri değişiyor, dönüşüyor. 2024 Eylem Planı, Türkiye iş dünyasının bu dönüşümün gereklerine uygun hale gelmesini, dolayısıyla rekabet gücünün artmasını sağlayacak önemli maddeler içeriyor. Örneğin e-tebligat usulünün genişletilmesi, uzaktan, kısmi ve geçici süreli çalışma ile platform çalışması gibi yeni nesil esnek çalışma modellerine dair mevzuat değişikliklerinin hazırlanması doğrultusundaki düzenlemeler dünyanın yeni gerçeklerine uyumumuzu hızlandıracak.” ifadelerini kullandı.
Kopuz, Türkiye’nin ihracatına katkı sağlayan sektörlerin katma değerli üretim süreçlerini desteklemek, yatırım ortamlarını iyileştirmek amacıyla bu sektörlerin ihtiyaç duyduğu iş gücü arzının güçlendirilmesi ve nitelikli iş gücüne sahip yabancıların çalışma ve oturum süreçlerinin hızlandırılması ile ilgili planlanan eylemlerin de dikkati çekici olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin en önemli sorunları arasında katma değerli üretim ve nitelikli iş gücü olduğunu aktaran Kopuz, “Bu sorunların çözümü için atılacak adımların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yine planda yer alan iş gücü ihtiyacı analizinin ve bu analiz sonuçlarına göre atılacak adımların, mesleki teknik eğitim konusunda yapılacaklarla bütünleştiğinde sorunların çözümü yolunda önemli mesafe kat edilecektir.” değerlendirmelerinde bulundu.
Kopuz, planda iklim değişikliği ve yeşil dönüşümle ilgili birçok maddenin var olduğunun altını çizerek, Türkiye’nin 2053’te sıfır karbonu hedeflediğini ve bu doğrultuda yapılacak çalışmaların sadece yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya için değil, aynı zamanda Türkiye’nin küresel rekabet gücünü de artıracağını ifade etti.
“Tarım sektöründe büyük yatırımlar yapılmasını sağlayacak tedbir, destek ve kolaylıklara ihtiyaç var”
İSTİB Başkanı Kopuz, Türkiye’de tarımsal üretimin sürekli arttığını ancak potansiyelinden hala uzak olduğuna değinerek, “Tarım sektöründe büyük yatırımlar yapılmasını sağlayacak tedbir, destek ve kolaylıklara ihtiyaç var. Sabit sermaye yatırımları içinde tarımın payı çok düşük. Bu da ülkemizde aile üreticiliğinin yaygınlığının göstergesidir. Tarımsal üretimde aile üreticiliği çok önemlidir ve elbette desteklenmelidir. Ancak, unutulmamalıdır ki sadece büyük yatırımlarla ölçek ekonomisinin avantajlarından yararlanmak mümkün olabilir. İleri teknoloji kullanımı ve verimlilik artışı da büyük yatırımlarla daha kolay gerçekleşir. Yüksek verimli ve düşük maliyetli üretim ise günümüzde en büyük sorunlarımızdan biri olan gıda enflasyonunun çözümü için en doğru yoldur.” açıklamalarında bulundu.
]]>DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, DTO’nun 8, 13, 14, 21 ve 23’üncü meslek komitelerinin üyeleriyle bir araya geldi. Komitelerin yoğun ilgi gösterdiği sektörel değerlendirme toplantısında DTO’nun demir, metal, filmaşin, bakır, enerji kabloları, makine üretimi ile montajı ve ticareti, atık toplama, depolama ve bertaraf etme faaliyetleri ile konut ve iş yeri yapı kooperatifleri, tuğla, kiremit, demir, tel, çivi, boya, vernik, sıhhi tesisat malzemeleri vb. her türlü inşaat malzemeleri üretimi ve satışı, cam, ayna ve benzeri imalatı ile satışı, hazır beton üretimi ve satışı, madencilik, mermercilik ve taş ocakçılığı faaliyetleri, mobilya, kereste ve orman ürünleri imalatı ile satışı ve dekorasyon işleriyle iştigal eden üyelerinin yer aldığı sektörlerin son durumu, Denizli Ticaret Odası’nın projeleri, faaliyetleri ve hizmetleri ile ticari hayattaki güncel gelişmeler ele alındı.
“Ramazan ayından önce, tüm meslek komitelerimizle bir araya geleceğiz”
Başkan Erdoğan, toplantının başında bir hoş geldiniz konuşması yaparak üyelerine seslendi. Erdoğan, toplantıya katılanlara yoğun ilgilerinden dolayı teşekkür ederek başladığı konuşmasında, “Öncelikle her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum… Sabah günün ilk işi olarak işinizi gücünüzü bırakarak toplantımıza geldiniz. Özellikle ramazan ayının öncesinde komitelerimizin tamamıyla bir araya gelerek sektörlerimizi istişare edelim istedik. Komite ve sektörlerimizin önerileri, fikirleri ve varsa eleştirilerini masaya yatıralım ve ayrıntılı konuşalım aynı zamanda da benzer komiteler arasında hem kaynaşmayı sağlayalım hem de istişarede bulunalım diye düşündük. Bundan büyük toplantılarla organizasyonlarda, herkesle birebir iletişime geçmek ve kaynaşmak ne yazık ki pek mümkün olmuyor. Ramazan ayının ilk günü de her yıl olduğu gibi bu yıl da Ulu Cami’nin yanındaki iftar çadırında Denizli Ticaret Odası olarak iftar yemeğimizi vereceğiz. Ardından Meclisimiz, Yönetim Kurulumuz, Meslek Komitelerimiz, Yüksek İstişare Kurulumuz, Kadın Girişimciler ve Genç Girişimcilerimizle de iftar yapmayı planlıyoruz” dedi.
Komitelere, projelerinin ayrıntılarını anlattı
Üyelerinin daha fazla fuara katılmaları ve fuarların sayısını artırmayı, ayrıca farklı sektörlerde yeni sanayi siteleri kurma çalışmalarıyla yeni hizmet binalarını bir an önce yapmayı öncelikli gündemleri olarak belirlediklerini de söyleyen Başkan Erdoğan, “Bugün sizlere odamız ve üyelerimiz için neler yaptığımızı da kısaca anlatmak isterim. Öncelik verdiğimiz ve en önemli gördüğümüz konuların başında, üyelerimizin yurt içi ve yurt dışındaki fuarlara daha fazla katılmasını sağlamak geliyor. Biz bu sene fuar sayısını ve sektörlerini yüzde 100 artırdık. Bu yıl için 25 farklı fuar organizasyonu yaptık. Bunların ayrıntılarını internetteki sayfamızda görebilirsiniz. Bu sayı, belki ilerleyen süreçte talepler doğrultusunda artabilir. Bazı mesleklerle ilgili bir fuar yoksa eğer üyelerimizi mevcut fuarlardan katılmak istediklerine götürüyoruz. Bu arada, Denizli Ticaret Odamızın binası ile ilgili proje çalışmalarımızı da sonlandırdık. Birkaç ay içinde, yeni binamızın temelini atmak istiyoruz. En kısa zamanda, bir buçuk yıllık bir süreçte de yeni binaya taşınmayı planlıyoruz. Hep söylediğimiz bir şey vardı. Özellikle bazı sektörlerimizin ihtisas organize sanayi siteleri gibi yoğun bir talebi vardı. Bunlardan iki tanesini şu an için planlamaya aldık. Biri gıda sanayi sitesi, bir diğeri de geri dönüşümcüler ile ilgili sanayi sitesi. Bin iki yüz dönümlük bir yerin tahsisi için müracaatımızı yaptık ve onayını aldık. Onu da en kısa sürede üyelerimizin hizmetine sunacağız. Pandemi döneminden bugüne kadar iki bin altı yüz esnafımızı ziyaret ettik. Her ay da üyelerimizle anketler yapıyoruz. Bize göre doğru olup ama onlara göre eksik kalan, yanlış olan konuları görüp daha iyisini ve doğrusunu yapmanın gayreti ile çabası içerisindeyiz. Üyelerimize yönelik ücretsiz mesleki ve kişisel gelişim eğitimlerimiz de devam ediyor. Avrupa Birliği ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın destekleri ile, bugüne kadar on milyon euroya yakın bir finansmanı Denizli’mize getirdik. Bir iki büyük odanın dışında şehirlerine böyle bir kaynak aktaran ikinci veya üçüncü bir oda yok. Bizim yapmış olduğumuz bir yatırım dahi altı milyon euro civarında, Denizli Teknik Tekstil Merkezimizi bu sayede kurduk. Odamızda her gün yüze yakın insanımıza farklı eğitimler veriyoruz; bunların arasında üniversite mezunu olup da iş bulamayanlar da var. Aynı zamanda işi olup da teknik destek almak isteyen gençlerimiz, kardeşlerimiz de var. Bunun yanında iş Almancası ve İngilizcesi eğitimlerimiz var ve yoğun katılım oluyor. Odamıza günlük beş yüz kişi giriş çıkış yapıyor” diye konuştu.
“İyi bir takım, çalışkan bir ekibiz”
Başkan Erdoğan son olarak toplantıya katılan meslek komiteleri ile üyelerine, kendilerine gösterdikleri ilgi ve verdikleri destekten dolayı teşekkür etti. Erdoğan, “Toplantılarımıza büyük bir ilgiyle katılmanızdan dolayı şahsım ve ekibim adına bir kez daha sizlere teşekkür ediyorum. Sizlerle bir arada olmak güzel; Denizli’mize, sektörlerimize ve Ticaret Odası ailesine güç verdiğinizin farkındayız. Bu anlamda da sizlerle gurur duyuyoruz. Birlikte olursak güçlü oluruz. Takım halinde olmadığınız zaman güçlü olma şansınız da olmaz. Biz, şükürler olsun ki iyi bir takım, çalışkan bir ekibiz. İyi ki varsınız” dedi.
Başkan Erdoğan, katılımcıların da görüşlerini aldı
Başkan Erdoğan, konuşmasının ardından aynı masa etrafında topladığı DTO meslek komitelerinin üyelerinin de tek tek görüşlerini alarak toplantıyı sonlandırdı. – DENİZLİ
]]>Nedime Serap Ulusoy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yüzlerce öğrenci denizlerde çalışmak için eğitim alıyor. Mavi Vatan’da ve uluslararası denizlerde kaptanlık yapmak isteyen gençler, denizcilik ile ilgili temel ve uygulamalı dersleri 4 yıl boyunca eğitim aldıkları lisede öğreniyorlar. Lise eğitimleri sonrasında hemen yüksek maaşla iş bulma imkanı yakalayan öğrenciler, maaş ve iş imkanının oldukça yüksek olmasından dolayı bu liseyi seçtiklerini ifade ederken, geçen yıl 1 kız öğrencinin kaptan adayı olduğu lisede bu yıl 4 kız kaptan adayı eğitim görüyor.
“Öğrenciler lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar”
Liseden mezun olan öğrencilerin hemen gemilerde işe başladığına değinen Güverte Öğretmeni Reyhan Mısıroğlu, “Okulumuz denizcilik sektörüne kalifiye eleman yetiştiriyor. Öğrenciler buradan mezun olduktan sonra gemici ve yağcı olarak işe girebiliyorlar. Üniversiteyi tamamlayan öğrenciler de vardiya zabiti olarak çalışma imkanı buluyor. Stajlarını tamamlayan öğrencilerin tamamı sektördeki ihtiyacı karşılayabiliyorlar. Burada ilk önce temel derslerle birlikte öğrenciler güverte ve makine bölümü diye ayrılıyor. Güverteye gelenler gemiyi kullanabilecek seviyeye gelmek için dersler alıyorlar. Bunlar seyir dersleri, elektronik seyir dersleri, ECDIS dersleri, GMDSS (denizde haberleşme) dersleri ve STCV (denizde canlı kalabilme)eğitimlerini alıyorlar. Öğrenciler, bir gemide karşılaşabilecekleri tüm elektronik sistemi de gördükleri için uygulamalı olarak bir gemide çalışmaya hazır şekilde buradan mezun oluyorlar. Dünya ticaretinin yüzde 80’i gemilerle yapıldığından sürekli bir işgücüne ihtiyaç var. Ülkemizde de özellikle 3 bin gross ton gemilerde sürekli çalışan ihtiyacı var. Biz de bu nedenle insan yetiştirmek zorundayız. Buradan mezun olan bir öğrenci lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar. 1-2 yıl daha okurlarsa 3 bin gross ton gemilerde vardiya zabiti oluyorlar ve daha da yükselebiliyorlar” dedi.
“Okulun ilk kız öğrencisiyim, ‘senden kaptan mı olur’ dediler, hayalim uzak yol kaptanı olmak”
Okulun ilk kız kaptan adayı 11. sınıf öğrencisi Asiye Çelik, “Bu okulda sadece seyir dersinden 12 saatlik yoğun bir programımız var. Bunun haricinde elektronik seyir dersi, GMDSS ve deniz hukuku gibi birçok ders alıyoruz. Okulumuzda 4 kız öğrenci eğitim görüyor. Geçen yıl okuldaki tek kız öğrenciydim. Diğer kız arkadaşlar yeni geldi. Okulumuzda sayımız az ama yeni kızların gelmesi de iyi olur. Hayalim sınırsız uzak yol ehliyeti alıp gemilere çıkmak. Denizcilik lisesinde okuduğumu görenler çok şaşırıyor. Okula ilk geldiğimde herkes bana, ‘Sen kaptan mı olacaksın, senden kaptan mı olur’ dedi. Ben yine de kaptan olmak istiyorum ve en büyük hayalim de bu. 11. sınıf öğrencisi olarak staja hazırlanıyorum. Samsun gibi bir liman şehrinde staj yerleri bulmakta zorlanıyorum. Diğer yönlerden bakarsak, kaptan olmak çok güzel bir meslek ve herkese tavsiye ediyorum” diye konuştu.
“Bir kız kaptan adayı olarak denizden korkmuyorum”
Denizden korkmadığını ve babası gibi gemi kaptanı olmak istediğini vurgulayan 9. sınıf öğrencisi Gökçe Rengin, “Babam kaptan ve ben de onun kızı olarak kaptan olmak istiyorum. Onun destekleri ile buraya geldim. Meslek liselerinde iş imkanı yüksek. Bizim alanımızda da hem iş imkanı çok fazla hem de parası iyi. Buradan mezun olunca iş bulabilirken, Anadolu ve diğer liselerden mezun olunca iş bulmakta zorlanıyorsunuz. Okulumuzda 4 kız var. Onlar da kaptan olmak için okula geliyor. Kaptan olmayı çok istediğimden denizlerde vakit geçirmekten korkmuyorum. Korksam bu mesleği seçmezdim” şeklinde konuştu.
Okulda öğrenim gören diğer öğrenciler de denizcilik lisesini seçmelerindeki en büyük etkenin iş bulma imkanının çok yüksek olması ve maaşının diğer mesleklere oranla oldukça fazla olmasını ifade ettiler.
Öte yandan, İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Toplantısı için geldiği okulda incelemelerde bulunan Samsun Valisi Orhan Tavlı, yetkililerden bilgi aldı. Okulda yapılabilecek iyileştirmeler hakkında bilgi alan Vali Tavlı, öğrencilerin eğitim-öğretim kalitesinin daha da arttırılması için gerekli yerlere talimatlarını ilettiğini ifade etti. – SAMSUN
]]>Adana’da 14’üncüsü düzenlenen, İnşaat, Yapı Malzemeleri, İnşaat Teknolojileri, İş ve İnşaat Makineleri ve IHS Fuarı’nda gerçekleşen törende, proje çerçevesinde DAİMFED tarafından ATÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği, İnşaat Mühendisliği, Maden Mühendisliği, Makine Mühendisliği Bölümleri ile Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü öğrencilerine 250 yelek ve baret teslim edildi.
DAİMFED Genel Başkan Yardımcısı Sayım Azmaz, kaliteli müteahhit ordusu yetiştirmek istediklerini ve ilk baretim ilk yeleğim projesiyle öğrencileri motive etmeyi amaçladıklarını belirterek, “Mimarlık ve mühendislik fakültesinde okuyan gençlerimiz ilk yeleğini giyecek, ilk baretini takacak. Meslekle ilgili inşallah motive olacaklar. Gelecekte de arkalarında böyle bir derneğin olduğunu hissederek güçlü ve gelecekten emin bir çalışma yürütecektir diye düşünüyoruz. DAİMFED iş birliğiyle üniversitelerimizle iş birliği yaparak sadece ilk baretim ilk yeleğim değil farklı projeleri de inşallah gerçekleştireceğiz. Burada iyi eğitimli mühendislerimizin işlerin başına geçerek ve müteahhitlik sektöründe kaliteli hizmet üretmesi, iyi yapılar yapması, vizyonuyla, misyonuyla, her yönüyle sosyal içerikleriyle kaliteli bir müteahhit ordusu yetiştirmek istiyoruz. Bu gençlerimizi şimdiden böyle heveslendirerek bunlara pozitif enerji vererek birlikte çalışmanın güç birliği oluşturmanın hayalini güdüyoruz. İnşallah iyi sonuç alacağız” dedi.
Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği Bölümü Dekanı Prof. Dr. Ahmet Beycioğlu’da genç nesile de yatırım yapmak gerektiğini söyleyerek, “Fuarda bu işin sektör bileşenlerini paydaşlarını buluşturuyoruz. Tanışacaklar, iş birliği yapacaklar, alışveriş yapacaklar, kendilerini tanıtacaklar. Ama dedik biz bir de bu işin genç nesline de yatırım yapalım. Üniversitedeki mimarlık, inşaat mühendisi öğrencileri pırıl pırıl çocuklarımızı buraya getirelim. Onların meslek hayatındaki kullanacakları ilk bareti, ilk yeleği biz verelim. Çünkü baret ve yelek biraz da sembolik bir kavram. Meslek hayatı boyunca kullanacakları bir şey. Dedik ki bu çocuklarımıza biz burada verirsek hem sektörü tanırlar, malzemeleri görürler sektördeki duayen insanlarla bir araya gelirler. Hem de bugün hayatlarında anlamlı bir hatıra olarak kalır dedik ve böyle bir etkinlik yaptık. Çok da keyifli oldu. Umarım bu bir geleneğe dönüşür ve sürekli devam eder” diye konuştu.
Güvenli bir inşaat firması kurmak istediğini söyleyen Mühendislik Fakültesi öğrencisi Uğur Geylani Oğuz ise “Çok mutluyum. Hele de TÜYAP gibi bin bir çeşit fuarın, bin bir çeşit kutlamaların yapıldığı bir yerde böyle bir şeyin olması beni çok mutlu etti. Hele de mezun olarak çok mutlu etti. Meslek arkadaşlarıma da çok çok başarılar diliyorum. Çünkü zor bir meslek yapacağız, detaylı bir meslek yapacağız. Yaptığımız işleri o kadar titiz ve düzenli bir şekilde yapmamız gerekiyor ki gördüğünüz gibi geçmişte bir deprem meydana geldi, bu tarz can kayıplarına sebep olmak istemiyoruz. İşimizi düzgün yapmak istiyoruz. Elimizden geldiğince inşaat mesleğini ileriye doğru götürmek istiyoruz. Türkiye’de bilinen tanınan en önemlisi güvenilir bir inşaat firması kurmak istiyorum. Güzel şeylere imza atmak istiyorum” dedi. – ADANA
]]>Ezgi Apartmanı davasında mahkeme heyeti sanıkların ‘kırmızı bülten’ ile aranmalarını reddetti
Duruşma sonrası açıklama yapan Av. Ersan Şen:
“Kim sorumlu ve suçlu ise o ortaya çıksın ama haksız yere de kimse suçlanmasın”
KAHRAMANMARAŞ – Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremler sonrası 35 kişinin hayatını kaybettiği yıkılan 10 katlı Ezgi Apartmanı davasının ilk duruşması ikinci günde devam etti. Gecenin geç saatlerine kadar devam eden duruşma 3 Mayıs 2024 tarihine ertelendi.
Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanık ve müşteki avukatları hazır bulundu. Kimlik tespitlerinin ardından davanın ikinci günündeki duruşmaya başlandı. İddianame özetinin okunması ile başlanan duruşmada Ezgi Apartmanı müteahhidi Y.A. salonda hazır bulundu. Tutuklu sorumlu mühendis fenni mesul M.T. ve iç mimarı E.D. duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile katıldı. Mahkeme başkanı tutuklu sanıklar ve tanıklarla ilgili beyanları okudu.
Binanın altındaki pastanede tadilat işlemleri başlamadan binanın görevlisi nezaretinde kazan dairesine girerek yapılan tahribatı gördüğünü ifade eden tanık bina yöneticisinin oğlu tanık M.K, “Kazan dairesi ve kirişlerdeki tahribatları gördüm. Fotoğrafını çekip bina yöneticisine teslim ettim” dedi.
Tanık olarak dinlenen pastane çalışanı C.E.’ye mahkeme başkanı çalıştığı dönemden sorular sordu. C.E., “Halen çalışıyorum 6,5 yıldan beri. Biz geldiğimiz de yapılmıştı. Yapılan tadilatlara ilişkin bilgim yok. Ben geldiğim de mutfak kuruluydu. Malzemeleri pastane girişinden içeri alıyorduk. Arka tarafta herhangi bir giriş yeri yoktu” dedi.
Daha sonra tanık A.Ş. ise, “Ben pastanenin tadilatı sırasında başka şubede çalışıyordum” ifadesini kullandı. Tanık İ. Ş. A ise, “Ben 2001 ve 2002 yıllarında ofisim vardı. Daha sonra yakındaki inşaatım vardı ve ben oraya geçtim. Ben kiracıydım. Kervan pastanesi almış. Ben o binayı biliyorum ama gözümle kolon kesilip kesilmediğini görmedim. Benim iş yerim varken kazan dairesindeki kazanın değiştirildiğini ve bu esnada kapı üzerindeki kirişlere müdahale edildiğini gördüm” dedi.
Tanık işletme müdürü H.K. ise, “İşletme sorumlusuydum. 2017 ila 2023 arası çalıştım. Tadilata girdiği zaman biz geçici şube açtık ve günümüzü orada geçiriyorduk. Binanın içinde sütun ve kolon yoktu. Havalandırma bacaları ile tadilatlardan bilgim yok. Kazan dairesi ile hiç bir işimiz yoktu. Önceki merdiven dönerli merdivendi ve demirdi” dedi.
Bir diğer tanık M.G. ise, “Ben pastanemin tadilat yapıldığı dönemde şehir dışımdaydım” diye konuştu. İç mimarın çalışanı A.B., “İç mimar işini yapan E.D.’nin yanında çalışıyordum. Islak zemine şap attık. Banyo duvarlarını ve zemine şap attık. İlk kat zemin ve ikinci katta asma kat vardı. Yaklaşık 20-25 gün çalıştık. O zamanlar 4-5 kişiydik. Gittiğimiz de şap ve sıva işi için hazırdı o işleri yaptık” dedi.
İnşaatın kalıp işlerini yapan tanık B.T. ise, “Ezgi apartmanının demir ve kalıp işlerini ben yapıyordum. Binanın yapımından tamamlanmasına kadar görev aldım. 8’lik ten 20’lik demire kadar demir kullandım. İnşaatın yapımı yaklaşık iki yıl ve iki yıldan biraz fazla sürmüştü. Kalıpları 15-20 gün aralığında söktük. Binada taşıyıcı kolon yok” dedi.
Tanık R.Y., “Bu işi iç mimar adına yaptık. Mermer işi yapıyorum. Biz işi sırayla yapıyoruz. Geldiğimizde şap atılmış üzerine mermer döşedik” dedi. Tanıkların ifadesinin ardından katılan vekillerin beyanları alındı.
Mahkeme savcılığı sanık S.K. ile M.P. için kırmızı bülten ile aranmasına karar verilmesini talep etti. Daha sonra sanıkların savunmalarına geçildi. Sanık Y.A. önceki savunmalarımın tekrarını iletti. Sanık fenni mesul M.T. ise masum ve suçsuz olduğunu ifade edip tahliyesini talep etti. Duruşmada mahkeme başkanı iç mimar E.D.’den savunma istedi. Sanık iç mimar E.D. tahliyesini talep etti. Av. Taner Akıncı, depremlerde hayatını kaybedenlere rahmet dileyerek binanın yapım aşamasındaki eksiklikleri anlattı. Av. Akıncı, pastane sahipleri S.K. ve M.P.’nin savcılıkla yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.
Av. Mesut Çakar ise, “Başkanım biz dosyanın uzman bir bilirkişiye gönderilerek bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz. Kahramanmaraş ilinde binlerce deprem dosyası var hangi sanık hakkında kırmızı bültenle arama talep edildi. Karadeniz Teknik Üniversitesinden asli kusurlu değil de kusurlu olarak yargılanmasına devam edilen insanlar var” dedi.
“Sanığı alkışladılar”
Mahkeme heyetine savunmasın yapan Av. Ersan Şen ise, “Biz avukatız herkes durduğu yeri bilmeli. Binayı yapan müteahhit Y.A. ve fenni mesul M.T. Bu bina 1996 yılında başlayan ve 2001 yılına kadar iskan ruhsatlarına kadar bağlanmış. Temsil ettiğimiz iki sanık bu binaya en erken 2003 yılında gelmiş. Burada sanığı alkışladılar biz bunu burada gördük. Bilirkişinin haddine mi ki asli ve tali kusuru bulmak. Dolayısıyla bu binayı kanaatimce 6 Şubat depremine dayanacak bir bina değil. İddianamem 27 sayfadan oluşuyor. Bu bina 2017 yılında yapılmış tadilatı bir Allah’ın kulu bir şey diyemiyor. Olası kast bu bina da olmaz. S.K. ve M.P. bu binayı çökertti mi? Kazan dairesi ile ilgili bütün delme kırma işlemleri yapılmamıştır ve biz kazan dairesine çivi çakmadık. Doğu ile batı arasındaki perde beton arasında fark var. Ezgi apartmanı burularak yıkılmıştır. Dosya bilirkişiye gittiğinde sorularımızın cevabını almış olacağız. Bina da mühendislik ve tasarım hatası var. Bu bina da temel yok. Temel hatası var. Neden algı oluşturuluyor. Burada olası kastın ‘o’ su var mı? Bu inşaata statik ve tasarım hatası var. Biz kolon kesmedik, kiriş kırmadık” diyerek savunmasını tamamladı.
Gece geç saatlere kadar süren duruşma mahkeme heyetinin toplantısı nedeniyle ara verildi. Mahkeme başkanı tutuklu sanıkların tutukluluk devamına, sanıklar S.K. ve M.P.’nin yakalama emrinin beklenmesine, kırmızı bülten talebinin reddine, dosyanın bilirkişiye gönderilmesine daha sonra karar verilmesine karar verildi.
Duruşma sonrası açıklamada bulunan Av. Ersan Şen, “İki tam gün duruşma yapıldı oldukça yoğundu. Maalesef haksız suçlamalar ile uzun zamandır karşı karşıyaydık ve onları anlatabilme imkanımız oldu. Bize göre en azından temsil ettiğimiz kişiler yönünden haklı tespitlerin bulguların ortaya çıktığını düşünüyoruz. Bir dahaki duruşma 3 Mayıs tarihine kaldı. Müdahil tarafın kırmızı bülten çıkarılması ile ilgili mahkeme haklı gerekçeler ile reddetti. Biz de her zaman gelmeye savunma yapmaya hazırız. Herkes de gördü ki, sosyal medya üzerinden yoğun baskılar devam ediyor. Bu tür devam eden davalar için iyi olmuyor. Ancak çok iyi olarak savunmaları ortaya koyduk. Biz binanın müteahhidi değiliz, fenni mesulü değiliz, mimari değiliz, statik projesini çizen yapan değiliz. Burada bir pastanenin olduğu doğru, ama bu pastanede bizim dükkanlarımızın dışında aynı zamanda dairelerimiz de var. Böyle bir yer de yersiz haksız binanın çökmesine yıkılmasına 35 canımızın hayatını kaybetmesine yol olacak hatanın içinde olabilmemiz mümkün değildir. Bazı eksik hususlar var, bu hususların tamamlanmasında mahkeme başkanı hadisenin aşağı yukarı farkına vardı. O eksik hususların tamamlanması ile dosyayı bilirkişiye gönderecek diye düşünüyoruz. Bugün bizim net taleplerimiz var zaten bilirkişiye sevk edilmesi ve yakalama kararının kaldırılması yönünde. Çünkü yakalama kararı çok ciddi baskı oluşturuyordu özelikle sosyal medyada ön yargılı. Sanki her şey olmuş bitmiş gibi bunun sebebiyet verenin bizmişiz gibi. Deyim yerindeyse günah keçisi ilan edilerek ama bunların cevaplarını verdiğimi düşünüyorum ayrıntılı savunmalarımızı yaptık. Haklılığımıza inanıyoruz, zor bir dosya, ama bizim amacımız maddi hakikate ve adalete ulaşmak. Yoksa olayı kapatmak, karartmak değil. Kim sorumlu ve suçu varsa o ortaya çıksın ama haksız yere de kimse suçlanmasın, adalet yerini bulsun” dedi.
Duruşma 3 Mayıs 2024 tarihine ertelendi.
]]>AKSARAY – Aksaray Belediyesi’nin kentsel dönüşüm projesinin temel atma törenine katılan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Türkiye’nin her tarafında kentsel dönüşümü desteklediğini belirterek, “2012 yılında Cumhurbaşkanımızın talimatı ile yasa çıkar, 2 milyon 250 bin konut değişir. Şu anda 450 binin inşaatı devam ediyor. Yalnız bu bize yetmiyor. Bunu hızlandırmamız lazım” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki bir dizi açılı ve ziyaret için Aksaray Belediyesinin davetlisi olarak geldiği Aksaray’da belediyenin kentsel dönüşüm projesinin temel atma törenine katıldı. Burada bir konuşma yapan Bakan Özhaseki, kentsel dönüşümün önemine değinerek, “Sağ olsun Evren bey ile biz yıllarca bakanlıkta beraber çalıştık. Daha sonrasında burada Aksarayımıza hizmet ediyor. Allah razı olsun güzel işler yapıyor. Gerek daha önceki genel başkanı yardımcılığım sırasında, gerekse şimdiki bakanlık görevimde Evren beyden gelen bütün isteklere eyvallah diyoruz. Çünkü inanıyorum ki burada güzel işler yapacak. Bugün de burada temelini atacağımız iş gerçekten kolay bir iş değil. 576 bağımsız birim diyelim. Hem işyeri, hem konut hem de ofis olarak devasa bir iş. TOKİ ihaleyi yapmış gelecek yılın ortalarında bitmesi öngörülüyor. Tahmin ediyorum ki 2 milyar liraya yakın bir bedeli bizler bakanlıktan ödeyeceğiz. İnşallah müteahhidimiz de söz verdiği zaman içerisinde çok kısa bir zamanda bu inşaatlarımızı bitirir ve bittiği zamanda Aksaray’ın çehresi değişmiş olur, güzel bir örnek teşkil eder. Sonra da yavaş yavaş etrafa doğru yaygınlaşarak her tarafa güzel işler yapılır. Ben de Kayseriliyim. Aynı toraktanız hiç fark etmez. Buralar bizim milli ve manevi değerlerimizin yaşadığı, insanlarımızın o güzel duyguları ve hasretleri içinde barındırdığı her türlü güzelliğe layık olarak hizmet edilmesi gereken yerler diye düşünüyorum. Seçimlerde Cumhurbaşkanımıza çok büyük destekler verdiniz. İnşallah bu hizmetlerle bizde sizlere karşı borcumuzu ödemiş olacağız. Türkiye’nin her tarafında kentsel dönüşümü destekliyorum. 2012 yılında Cumhurbaşkanımızın talimatı ile yasa çıkar, 2 Milyon 250 bin konut değişir. Şu anda 450 binin inşaatı devam ediyor. Yalnız bu bize yetmiyor. Bunu hızlandırmamız lazım. Bu işin sağlam yapılabilmesi için 3 ayağı var. Birisi bakanlık ki biz buradayız. Yasa çıkarıyoruz, teşkilatımızı kurduk, bütçe ayırdık, sonra tüm Türkiye’ye diyoruz ki, hangi belediye olursa olsun ne olur gelen kapı sonuna kadar açık, biz yardım edeceğiz, biz destekleyeceğiz. Bu ülkeyi seviyoruz biz. Ama ne yazık ki bazı belediye başkanları bu işlerden kaçıyorlar. Hem de İstanbul gibi bir yerde özellikle muhalefetteki arkadaşlar zerre miktar bakmıyorlar. Bir şey öğrenmişler, ezberlemişler ki o da kaçış yolu ben biliyorum. Hani kamyonların kaçış rampası olur ya, aynı onun gibi. Efendim biz kentsel dönüşüme karşı değiliz, rantsal dönüşümün peşinde olanın Allah belasını versin. Derdimiz bizim rantsal dönüşüm falan değil ki. Ama bu sözü söyleyerek kaçamazsınız” dedi.
“Gece gündüz demeden bu sürece başladık”
Aksaray Belediye Başkanı Evren Dinçer ise, Aksaray için gece gündüz demeden çalıştıklarını belirterek, “Bu bölgemizde, şehrimizin merkezinde kanayan bir yara, bir görüntü göstermesi vatandaşımızın vicdanında da değişime dönüşüme bir kapı aralamış olması bizim için bu adımı atmada en önemli faktörlerden biri oldu. Gece gündüz demeden bu sürece başladık. 6-8- ay geçti pandemi süreci başladı. Bu işler tabi ki uzun soluklu işler, zaman gerektiren, sabır gerektiren işler. Kurumların koordinasyonuyla çalışması gerektiren mevzular. Aynı zamanda vatandaşımızın burada destek vermesi çok büyük önem arz ediyordu. Kentsel dönüşümleri işinin esası en önemli ayaklarından bir tanesi vatandaşın desteğidir. Burada bir bina vardı, Aksaray’ın 42 yıllık karkas binasıydı. Aksaray 34 yıllık bir vilayet, bu binamız 42 yıllık bir bina idi. Ne zaman meydanda bir tören olsa, devlet büyüğümüz gelse, ‘Bu bina neden böyle duruyor. Bunun sahibi yok mu? Alan batan yok mu? Bunu neden yıkmıyorsunuz?’ gibi sorulara maruz kaldığımız bir binaydı ki biz hamdolsun bu binanın yıkımı ile sürecimize başladık. Başladık ama tabi ki bu kolay olmadı. Bir taraftan vatandaşlarımızın bilgilendirmesi, diğer taraftan da bu süreci adım adım, ilmek ilmek takip ettik. En son geldiğimiz noktada bu 22,5 dönümlük alan toplamda 624 tane bağımsız birim vardı burayı temizlediğimizde. 574 tane de bağımsız birim, bunların içerisinde 270 tanesi konut, 126 tanesi ofis, 178 tanesi de iş yeri çerçevesinde dönüşüme başladı. Sağ olsunlar TOKİ başkanımız ve bakan beyimiz de göreve geldikten sonra kendilerine ricamızla beraber şehrimizde bir bu bölgenin dönüşmeyeceği bu yapılan çalışmaların yarıda kalıp bu şekilde bırakılacağı konusunda bir algı oluşturulmaya başlanmıştı. Hamdolsun hızlı bir şekilde ihale süreçlerini tamamladık. Şimdi geldiğimiz noktada temelini atıyoruz. Müteahhidimizde burada. Sağ olsunlar hızlı bir şekilde yapılacağını söylüyorlar. 500 takvim günü içerisinde şu an yüzde 7 düzeyinde gelişme düzeyi var temelle beraber. 500 gün sürede bakanım 2025’in nisan ayına denk geliyor. Gelecek yıl Nisan ayının 13’üne denk geliyor. Tabi ki süre uzatımları olur, 2025 yılının sonuna nasip olursa burada da kurdeleyi kesmek nasip olur diyorum. Aksaray’da bu değişim dönüşüm büyük önem arz ediyordu. Aksaray’ımızda 20 yıldır ilk kez bu bölgede, bu büyüklükte kentsel dönüşüm çalışması başlattık ve nihayete erdiriyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından dualar edilirken daha sonra Bakan Özhaseki, Başkan Evren Dinçer ve protokol üyeleri butona basarak kentsel dönüşüm alanının temelini attı.
]]>Sabah yerel saatle 08.00’de başlayan ve resmi olarak 18.00’de sona ermesi gereken oy verme işlemi saat 20: 00’ye kadar uzatıldı. Seçmenlerin oy kullanmaya devam etmesini gerektirecek bir durum oluşması halinde oy verme işlemi belirli aralıklarla saat 24.00’e kadar uzatılabiliyor.
Ülke genelindeki 50 binden fazla merkezde seçmenler sandık başına giderek İran Meclisindeki 290 sandalye ile Uzmanlar Meclisindeki 88 sandalye için oylarını kullanıyor.
Liyakatsizlik, iş bilmezlik ve yolsuzluklara karşı itirazı sandıkta dile getirerek değişim sağlayabiliriz
Başkent Tahran’da oyunu kullanan eski Tahran Belediye Başkanı Gulam Hüseyin Kerbasçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, oy kullanmama çağrısı yapan kişiler olduğuna işaret ederek, “Ben öyle düşünmedim gelip oy verdim. Bana göre (sandığa gitmemek) yanlış bir şey.” diye konuştu.
Kerbasçi, oy verilmezse halkın kendilerinden rahatsız olduğu kişilerin daha da ileri gidebileceğini belirterek, “toplumdaki liyakatsizlik, iş bilmezlik ve var olan yolsuzluklara karşı itirazın sandıkta dile getirilerek değişim sağlanabileceğini” söyledi.
Halkın istediği bazı adayların başvurularının reddedilmesinin oy vermeye engel olmadığını belirten Kerbasçi, “Mesele sadece Meclise vekil göndermek değil, aynı zamanda istemediğiniz kişilerin Meclise girmelerini engellemektir.” ifadesini kullandı.
Mevcut durumu değiştirmek için oy verilmesi gerekiyor
Oyunu Hüseyniye-i İrşad’da kullanan “Milletin Sesi” listesinin öncüsü ve milletvekili adayı eski Meclis Başkan Yardımcısı Ali Mutahhari de yaptığı açıklamada değişim sağlamak istediklerini belirtti.
Mutahhari, “Mevcut duruma itiraz eden arkadaşlar bir kenara oturup oy vermezlerse bu durum devam eder. Mevcut durumu değiştirmek için oy verilmesi gerekiyor.” dedi.
Birçok reformun gerçekleştirilmesi için Parlamentoda güçlü bir azınlık grubu oluşturulması gerektiğini dile getiren Mutahhari, “Bizim kriterimiz itidal ve akılcılığı takip ederek sloganlardan kaçınmak. Bu şekilde parlamentoda ılımlı bir grup oluşturabiliriz.” ifadelerinde bulundu.
Mutahhari, herhangi bir grup ya da cepheye dahil olmadıklarını belirterek insanların seçimlere katılımının artması ile daha iyi ve ılımlı siyasetçilerin Meclise girebileceğini belirtti.
Sorunları bahane edip sandığa gitmemek yanlış
İranlı seçmen Zöhre İranmeniş ise ailece oy vermeye geldiklerini dile getirerek oy vermenin iyi bir fırsat olduğunu söyledi.
Sandığa gitmenin, milletvekillerini seçip ve meclise gönderebilmek için iyi bir fırsat olduğu değerlendirmesinde bulunan İranmeniş, “Her toplumda sorun vardır. Sorun var diye sandığa gitmemek kesinlikle iyi bir şey değil.” diye konuştu.
Oy vermeye gelen öğrenci Dehanı Firuzabadi, seçime katılmanın “doğru bir tercih” olduğunu belirterek, “Seçime katılım hem iyi ve doğru insanların milletvekili olarak Meclise gitmesini sağlayacak, hem de ülkenin güvenliğine katkı verecek. İnşallah katılım fazla olur bana göre katılım iyi görünüyor.” ifadelerinde bulundu.
Bir diğer seçmen Ali Şeki Piledut ise, “Ben bu ülkenin çocuğuyum, oy kullanmayı görevim olarak görüyorum çünkü ülkeme değer veriyorum.” diye konuştu.
İran Meclisinde bulunan 290 sandalye için ülke genelinde 15 binden fazla aday yarışırken Uzmanlar Meclisindeki 88 sandalye için ise 144 aday seçimlere katılıyor.
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki bir dizi açılı ve ziyaret için Aksaray Belediyesinin davetlisi olarak geldiği Aksaray’da belediyenin kentsel dönüşüm projesinin temel atma törenine katıldı. Burada bir konuşma yapan Bakan Özhaseki, kentsel dönüşümün önemine değinerek, “Sağ olsun Evren bey ile biz yıllarca bakanlıkta beraber çalıştık. Daha sonrasında burada Aksarayımıza hizmet ediyor. Allah razı olsun güzel işler yapıyor. Gerek daha önceki genel başkanı yardımcılığım sırasında, gerekse şimdiki bakanlık görevimde Evren beyden gelen bütün isteklere eyvallah diyoruz. Çünkü inanıyorum ki burada güzel işler yapacak. Bugün de burada temelini atacağımız iş gerçekten kolay bir iş değil. 576 bağımsız birim diyelim. Hem işyeri, hem konut hem de ofis olarak devasa bir iş. TOKİ ihaleyi yapmış gelecek yılın ortalarında bitmesi öngörülüyor. Tahmin ediyorum ki 2 milyar liraya yakın bir bedeli bizler bakanlıktan ödeyeceğiz. İnşallah müteahhidimiz de söz verdiği zaman içerisinde çok kısa bir zamanda bu inşaatlarımızı bitirir ve bittiği zamanda Aksaray’ın çehresi değişmiş olur, güzel bir örnek teşkil eder. Sonra da yavaş yavaş etrafa doğru yaygınlaşarak her tarafa güzel işler yapılır. Ben de Kayseriliyim. Aynı toraktanız hiç fark etmez. Buralar bizim milli ve manevi değerlerimizin yaşadığı, insanlarımızın o güzel duyguları ve hasretleri içinde barındırdığı her türlü güzelliğe layık olarak hizmet edilmesi gereken yerler diye düşünüyorum. Seçimlerde Cumhurbaşkanımıza çok büyük destekler verdiniz. İnşallah bu hizmetlerle bizde sizlere karşı borcumuzu ödemiş olacağız. Türkiye’nin her tarafında kentsel dönüşümü destekliyorum. 2012 yılında Cumhurbaşkanımızın talimatı ile yasa çıkar, 2 milyon 250 bin konut değişir. Şu anda 450 binin inşaatı devam ediyor. Yalnız bu bize yetmiyor. Bunu hızlandırmamız lazım. Bu işin sağlam yapılabilmesi için 3 ayağı var. Birisi bakanlık ki biz buradayız. Yasa çıkarıyoruz, teşkilatımızı kurduk, bütçe ayırdık, sonra tüm Türkiye’ye diyoruz ki, hangi belediye olursa olsun ne olur gelen kapı sonuna kadar açık, biz yardım edeceğiz, biz destekleyeceğiz. Bu ülkeyi seviyoruz biz. Ama ne yazık ki bazı belediye başkanları bu işlerden kaçıyorlar. Hem de İstanbul gibi bir yerde özellikle muhalefetteki arkadaşlar zerre miktar bakmıyorlar. Bir şey öğrenmişler, ezberlemişler ki o da kaçış yolu ben biliyorum. Hani kamyonların kaçış rampası olur ya, aynı onun gibi. Efendim biz kentsel dönüşüme karşı değiliz, rantsal dönüşümün peşinde olanın Allah belasını versin. Derdimiz bizim rantsal dönüşüm falan değil ki. Ama bu sözü söyleyerek kaçamazsınız” dedi.
“Gece gündüz demeden bu sürece başladık”
Aksaray Belediye Başkanı Evren Dinçer ise, Aksaray için gece gündüz demeden çalıştıklarını belirterek, “Bu bölgemizde, şehrimizin merkezinde kanayan bir yara, bir görüntü göstermesi vatandaşımızın vicdanında da değişime dönüşüme bir kapı aralamış olması bizim için bu adımı atmada en önemli faktörlerden biri oldu. Gece gündüz demeden bu sürece başladık. 6-8- ay geçti pandemi süreci başladı. Bu işler tabi ki uzun soluklu işler, zaman gerektiren, sabır gerektiren işler. Kurumların koordinasyonuyla çalışması gerektiren mevzular. Aynı zamanda vatandaşımızın burada destek vermesi çok büyük önem arz ediyordu. Kentsel dönüşümleri işinin esası en önemli ayaklarından bir tanesi vatandaşın desteğidir. Burada bir bina vardı, Aksaray’ın 42 yıllık karkas binasıydı. Aksaray 34 yıllık bir vilayet, bu binamız 42 yıllık bir bina idi. Ne zaman meydanda bir tören olsa, devlet büyüğümüz gelse, ‘Bu bina neden böyle duruyor. Bunun sahibi yok mu? Alan batan yok mu? Bunu neden yıkmıyorsunuz?’ gibi sorulara maruz kaldığımız bir binaydı ki biz hamdolsun bu binanın yıkımı ile sürecimize başladık. Başladık ama tabi ki bu kolay olmadı. Bir taraftan vatandaşlarımızın bilgilendirmesi, diğer taraftan da bu süreci adım adım, ilmek ilmek takip ettik. En son geldiğimiz noktada bu 22,5 dönümlük alan toplamda 624 tane bağımsız birim vardı burayı temizlediğimizde. 574 tane de bağımsız birim, bunların içerisinde 270 tanesi konut, 126 tanesi ofis, 178 tanesi de iş yeri çerçevesinde dönüşüme başladı. Sağ olsunlar TOKİ başkanımız ve bakan beyimiz de göreve geldikten sonra kendilerine ricamızla beraber şehrimizde bir bu bölgenin dönüşmeyeceği bu yapılan çalışmaların yarıda kalıp bu şekilde bırakılacağı konusunda bir algı oluşturulmaya başlanmıştı. Hamdolsun hızlı bir şekilde ihale süreçlerini tamamladık. Şimdi geldiğimiz noktada temelini atıyoruz. Müteahhidimizde burada. Sağ olsunlar hızlı bir şekilde yapılacağını söylüyorlar. 500 takvim günü içerisinde şu an yüzde 7 düzeyinde gelişme düzeyi var temelle beraber. 500 gün sürede bakanım 2025’in nisan ayına denk geliyor. Gelecek yıl Nisan ayının 13’üne denk geliyor. Tabi ki süre uzatımları olur, 2025 yılının sonuna nasip olursa burada da kurdeleyi kesmek nasip olur diyorum. Aksaray’da bu değişim dönüşüm büyük önem arz ediyordu. Aksaray’ımızda 20 yıldır ilk kez bu bölgede, bu büyüklükte kentsel dönüşüm çalışması başlattık ve nihayete erdiriyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından dualar edilirken daha sonra Bakan Özhaseki, Başkan Evren Dinçer ve protokol üyeleri butona basarak kentsel dönüşüm alanının temelini attı. – AKSARAY
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından, kamu kurum ve kuruluşları destekleri hakkında bilgilendirme yapmak amacıyla bu yıl yedincisini düzenlenen “Antalya Devlet Destekleri Zirvesi” yoğun bir katılımla tamamlandı. Geçtiğimiz yıllardan farklı olarak “Sınai Mülkiyet Hakları Etkinliği” ve ATSO- AOSB iş birliğinde “Proje Pazarı” etkinliklerinin gerçekleştiği zirvede, TÜBİTAK TEYDEB Başkan Yardımcısı Hasan Selçuk Selek, Antalya Belek Üniversitesi Rektörü Mehmet Yazıcı, ATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, Yönetim Kurulu Üyeleri Hatice Öz, Mustafa Yayla ve Hüseyin Sarı, Genel Sekreter Av. Aslı Şahin Tekin, Antalya OSB Bölge Müdürü İlhan Metin, kamu kurum kuruluşları ile STK temsilcileri katıldı. Birlikte çalışma kültürünü vurgulayarak çift kanatlı melek vurgusu yapan ATSO Başkanı Ali Bahar, “Antalya OSB’de proje pazarı etkinliğimizi daha önce düzenlemeye başlamıştık, en son 183 proje yarıştı. Çok güzel projeler yarışıyordu fakat bunu tanıtmakta ve iş insanlarını oraya getirmekte zorlanıyorduk. Ben her bir katılımcımızı elçi olarak düşünmek istiyorum ve ilgili kişileri buraya getirmenizi istiyorum. Çünkü bu birliktelik kültürünü buraya yerleştirmemiz demek sadece işletmelerimizin meselesi değil, ülkemizin meselesi, bunun bilincindeyiz. Antalya OSB’den sonra ATSO’ya da geleceğiz dedik, neden diyorlardı. Çift kanatlı olacağız diyorduk. Çift kanatlı olmamızın getirdiği artılardan bir tanesini bugün burada ATSO ve OSB olarak yaptığımız programda görebiliyoruz” dedi.
Girişimcilik alanında faaliyet gösteren tüm paydaşları bir araya getirdikleri büyük bir etkinliğe imza attıklarını kaydeden Başkan Bahar, “Girişimcilerimizi, yatırımcılarımızı, üyelerimizin ticaret geliştirme faaliyetlerini hızlandırıcı hibe ve destekleri doğrudan sunan kurumlarımızı ve en önemlisi iş dünyamızı bir araya getirerek dev bir zirve organize ettik. Asıl amacımız ilimizde üyelerimizin büyümeleri için her türlü desteği ve uygulamayı ayrıca teknolojik çözümleri de sağlamayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
“ATSO’ya destek bürosu”
TÜBİTAK TEYDEB ile görüşmeleri neticesinde Antalya’da iş dünyasına hizmet verecek bir destek ofisi açmaya yönelik girişimlere başladıklarını belirten Başkan Ali Bahar, “ATSO binamızda yer alan bir yeri destek ofisi olarak kullanmaya karar verdik. Belirli bir rekoltedeki insana ulaşmak suretiyle şehrimize hizmet verecek, iş insanlarımıza destekleri anlatacak bir ofis kurmak üzere aksiyon alıyoruz. İş dünyamızın faydasına olacak bu gelişme hepimize hayırlı olsun” dedi. Birlikte çalışma kültürüne vurgu yapan Bahar, “Atletik ve hızlı olmak bizim için çok önemli, çünkü zaman en büyük problemimiz. Kurumlarımızı birlik ve beraberlik içerisinde çalıştırmak çok önemli. Bunları sözlü olarak ifade ediyoruz ama bu iradeyi koymak gerçekten çok güç. İstişare kültürüne inanıyor olmanız lazım” diye konuştu.
“Yatırımcı ile iş birliği”
Üyelere doğrudan ihtiyaç duydukları teknolojileri ve uygulamaları sunmak, uluslararası pazarda da rekabet avantajını kaybetmemek için inovasyon ve girişimcilik alanında geliştirilen çalışmaları üyeleri ile buluşturduklarını kaydeden Başkan Bahar, “Üyelerimizin üretim ve ticaret faaliyetleri sırasında yaşadığı teknik problemlerin doğrudan çözümünü sağlayan projelerin özellikle seçildiği etkinliğimizde iklim krizine karşı mücadelede yenilikçi uygulama ve teknolojiler de damgasını vurdu diyebiliriz. Avrupa Yeşil Mutabakatı Planı kapsamında ülkemizin hızla adapte olması ve geliştirmesi gereken teknolojilerin proje sergi alanında bulunması üyelerimiz tarafından yoğun ilgi ile karşılandı” diye konuştu. Yatırıma dönük çalışmaların iş insanları tarafından büyük ilgi gördüğünü kaydeden Başkan Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü; “Yenilenebilir enerji, enerji depolama sistemleri ve yapay zeka alanında akıllı şarj uygulaması ile ilgili çalışma yapan 4 girişimcimiz yerel firmalarımızdan ANKUTSAN ile yatırım ve iş birliği geliştirilmesi için çalışmalara başladı. İleri teknoloji ürünü olan taşınabilir enerji istasyonu projesi ilimizde faaliyet yürüten tarım firmalarının yoğun ilgisi ile karşılandı ve toplam 16 adet ürünün de satışı üyelerimize yapıldı. Rüzgar Türbini projesi, Bursa ilinde faaliyet yürüten enerji firmasının ihtiyaç duyduğu çözümü sağladığı için TÜBİTAK TEYDEB Başkan Yardımcısı Hasan Selçuk Selek tarafından yatırım alması için ilgili bir firma ile ön görüşme aşamasına geldi. Firmaların mentör ve jüri olarak bulunduğu proje pazarı etkinliğimizde sanayi üretiminde kullanabilecek projeleri, Antalya OSB firmalarımız ile de bir araya getirmek üzere bir takvim belirledik.”
Devlet destekleri anlatıldı
Tarım, orman, kültür ve turizm, teknoloji geliştirme bölgeleri, ticaret bakanlığı hizmet ihracatçıları, istihdam, KOSGEB, ARGE ve inovasyon, banka destekleri, Antalya markaları gibi birçok panelin gerçekleştirildiği 7. Antalya Devlet Destekleri Zirvesi’nde, eş zamanlı olarak mini fuar düzenlendi. Fuarda, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Hizmet İhracatçıları Birliği, KOSGEB, BAKA, TÜBİTAK, İŞKUR, SGK Antalya İl Müdürlüğü, TPE, KGF, Ziraat Bankası, Ziraat Katılım, Vakıf Katılım, Halkbank’ın yanısıra Antalya Teknokent, Antalya OSB Teknopark, Bilim Üniversitesi TTO, Teknopark İstanbul, Fonbulucu, katılımcılarla birebir görüşerek çalışmaları ve destekler hakkında görüşme fırsatı buldu. Katılımcılar, ilgilendikleri destek paketleri konusunda, uzmanlardan detaylı bilgi aldı.
“Bu yıl ilki gerçekleştirilen proje pazarında ödüller sahiplerini buldu”
ATSO ve Antalya OSB iş birliğinde, Fraport TAV Antalya, TÜBİTAK ve Antalya Belek Üniversitesi’nin katkıları ile gerçekleştirdiğimiz ATSO – Antalya OSB Proje Pazarı’nda ödüller sahihlerini buldu. Ülkenin her yerinde üretilen teknolojiler ve inovasyona dönük her türlü uygulamanın ilimizde ilk kez sergilendiği ATSO-AOSB Proje Pazarı etkinliğinde, İstanbul, Ankara, Samsun, Niğde, İzmit, Isparta başta olmak üzere 100’e yakın proje başvurusu alınarak, 30 girişimcinin seçildiği etkinlikte, ticarileşme potansiyeli yüksek, üyelerin doğrudan ihtiyacı olan teknolojik uygulamalar prototipleriyle birlikte melek yatırımcılar ve ATSO üyesi iş insanlarıyla buluştu. “Fikrini ATSO’ya Taşı, Dünya’ya Açıl” temasıyla ulusal çapta iklim krizine karşı geliştirilmesi gereken teknolojilerin doğrudan çağrı kapsamında olduğu ve bu özelliğiyle ilk kez düzenlenen ATSO – Antalya OSB Proje Pazarı ödül töreninde, girişimcilere ödülleri verildi. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar’ın kapanış konuşmasını gerçekleştirdiği törende, girişimcilere başarılar dileyen Başkan Bahar, “Teknoloji alanında yüksek katma değerli çalışmaların ve uygulamaların geliştirilmesi büyük bir önem arz ediyor. ATSO olarak ilkimizde yüksek katma değerli ürün, uygulama ve teknolojilerin geliştirilmesi için Türkiye’nin her bölgesinden girişimcileri odamızda ağırlamaktan mutlu olduk. Ulusal çapta gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizde, sürdürülebilir üretim ve ihracat vizyonu ile hareket ediyoruz” dedi.
Katkı ve destek verenlere teşekkür
Başkan Bahar, ATSO-AOSB Proje Pazarı’na verdikleri katkı ve destekleri için, TÜBİTAK TEYDEB Başkan Yardımcısı Hasan Selçuk Selek, Antalya Belek Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, Antalya OSB Bölge Müdürü İlhan Metin, Fraport TAV Antalya Terminal A.Ş. Genel Müdürleri Gudrun Teloeken ve Deniz Varol’a teşekkür plaketlerini takdim etti. Proje Pazarı Jürileri, Mentörler ve Ön Değerlendirme Kurulu Üyelerine plaketlerini ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu, Yönetim Kurulu Üyesi Hatice Öz, Genel Sekreter Av. Aslı Şahin Tekin tarafından takdim etti.
Proje pazarında toplam 300 bin TL ödül
Törende, “Sürdürülebilir Akıllı Şehirler ve İklim Değişikliğine Dirençli Kentler”, “Havacılık ve Yer Hizmetleri Teknolojileri”, “Bilişim ve Yazılım Teknolojileri” kategorilerinde dereceye giren girişimcilere ödülleri verildi. “Sürdürülebilir Akıllı Şehirler ve İklim Değişikliğine Dirençli Kentler” kategorisinde, Çevreci ve Uzun Ömürlü Lityum İyon Pil Üretim Projesi ile Tayfun Koçak, Zor Hava Şartlarına Dayanıklı 500 Watt İnovatif Rüzgar Türbini Projesi ile Hüseyin Bakışlı ve Powea Akıllı Şarj Çözümleri Projesi ile Ali Kaya’ya ödülleri ATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu tarafından takdim edildi. Yönetim Kurulu Üyesi Hatice Öz ve Fraport TAV Antalya Terminal A.Ş. Genel Müdürü Deniz Varol, “Havacılık ve Yer Hizmetleri Teknolojileri” kategorisinde Apron Vision Projesinde Bora Özdemir’e, Oriana Loglama Yazılımı projesine Özen Özer ve Havalimanı Terminallerinin İç Mekan Hava Kalitesi Ölçüm ve Kontrol Otomasyonu Projesi ile Ahmet Gürol Kalaycı’ya ödüllerini takdim ettiler. “Bilişim ve Yazılım Teknolojileri” kategorisinde ödüle layık görülen Akustik Dedektör Projesi Burak Şükrü Çetinkaya, Crocode Oyun Temelli Elektronik Deney Seti Projesi Çağdaş Taşpınar ve Dijital Kartvizit Projesi Botan Emre Ünlü’ye ödülleri Başkan yardımcısı Göksu ve Yönetim Kurulu Üyesi öz tarafından verildi. – ANTALYA
]]>Fidan, Antalya NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ADF’nin açılışında konuştu.
Devlet adamlarını, kanaat önderlerini, akademisyenleri, iş dünyası liderlerini, basın mensuplarını ve gençleri burada ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirten Fidan, “Antalya Diplomasi Forumu her meseleyi sahiplenen, insanlığın ortak şuuru ve vicdanına tercüman olmaya çalışan, devletler ve toplumlar arasında dayanışmayı ve diplomasiyi önceleyen, farklı kültürlerin kendi diliyle ve bakış açısıyla sorunlarını konuşabildiği ve farklı kıtaların birbirleriyle görüş alışverişinde bulunabildiği bir zemin oluşturan, kutuplaşmanın yerine kapsayıcılığı, gerilimin yerine sağduyuyu teşvik eden bir platform olmayı hedeflemektedir.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ADF misafirleriyle bu hedefleri gerçekleştireceklerine yürekten inandıklarını dile getirdi.
Uluslararası ilişkilerin her geçen gün daha çok boyutlu ve çok paydaşlı bir görünüm arz ettiğini kaydeden Fidan, klasik diplomasinin devletlerarası ilişkilerle sınırlı olup sadece diplomatlar vasıtasıyla yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bugün de devletlerarası ilişkilerin çok ötesine geçmiş bir diplomasiyle karşı karşıya olduklarına dikkati çekerek yeni aktörlerin, yöntemlerin, platformların ve hatta konuların diplomasiyi dönüştürdüğünü belirtti.
“Diplomasiye duyulan ihtiyaç”
Değişmeyen hususun diplomasiye duyulan ihtiyaç olduğuna işaret eden Fidan, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden enerjiye, ulaştırmadan kültüre pek çok alanın diplomasinin asli konusu haline geldiğini söyledi.
Fidan, çok kutuplu bir uluslararası sistemin daha belirgin hale gelirken, kaba kuvvet üzerinden sonuç devşirme pratiklerinin giderek öne çıktığını kaydetti.
Afrika’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Asya ve Orta Doğu’ya egemenlik, refah ve güvenlik arayışının uzlaşıyla çözülmesine ihtiyacın daha da arttığını kaydeden Fidan, bu nedenle bu yıl ADF’nin başlığını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirlediklerini ve yoğun bir program hazırladıklarını aktardı.
Hakan Fidan, forum süresince bir yandan katılımcı ülkeleri ve uluslararası toplumu yakından ilgilendiren sorunları tartışırken diğer yandan stratejik bir bakış açısıyla daha barışçıl ve müreffeh bir geleceğin imkanlarını ele alacaklarını anlattı.
“Adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz”
Mevcut uluslararası düzenin barış, istikrar, adalet ve eşitlik üretmediğine dikkati çeken Fidan, güçlü kurumlara ve ortaklıklara ihtiyaç duyulan bu dönemde uluslararası sistemin giderek zayıfladığının aşikar olduğunu belirtti.
Fidan, her geçen gün adeta “güçlünün haklı olduğunu gösteren” olayların yaşandığı bu uluslararası düzende, adaletsizliklerin her alanda devam ettiğini vurgulayarak “Oysa biliyoruz ki; adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Elbette, bu kötü gidişatı gören ve küresel adalet için sesini yükselten ilkeli ülkeler de var.” diye konuştu.
Adaletin Türkiye’nin geleneğinde çok özel yeri olan bir mefhum olduğunu kaydeden Bakan Fidan, “Türkiye, sorunların çözümüne her daim yapıcı katkı sağlamakta, krizler ve çatışmalar karşısında ilkeli ve etkin bir tutum sergilemektedir.” dedi.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yıllardır uygulanan dış politikanın yakın coğrafyadan başlamak suretiyle barış, istikrar ve refah kuşağı tesis etmeyi hedeflediğinin altını çizdi.
Bakan Fidan, herkesin uzun zamandır şahit olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün samimiyeti ve gayretiyle küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıracak, etkin, adil ve kapsayıcı bir uluslararası düzenin kurulması için var gücüyle mücadele ettiğine dikkati çekti.
“Türkiye, coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir”
Fidan, uluslararası sistemdeki krizlerin bir diğer yansımasının da 3. yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Savaşın geldiği aşamada, tarafları bir araya getirmenin yollarını ciddi biçimde aramamız gerekiyor. Barış müzakerelerini kolaylaştırmak için her türlü çabayı sergilemeye dün olduğu gibi bugün de hazırız. Aynı zamanda Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Küresel sistemin “hegemonların çıkarlarını öncelemesi nedeniyle” bölgesel sorunları çözmede yetersiz kaldığını vurgulayan Fidan, “Bundan dolayı Türkiye, bölgesel sahiplenme anlayışıyla yeni yöntem, aktör ve platformları sürece dahil ederek coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir.” diye konuştu.
Fidan, uluslararası sistemin, Suriye’deki krize yıllardır çözüm sağlayamadığını belirterek “Ülkemizin bölgesel sahiplenme anlayışıyla başlattığı Astana Süreci, iç savaşın durmasını ve siyasi çözüm arayışlarının tartışılmasını sağlamıştır.” dedi.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın çözümünün de bölgesel sahiplenme girişimleriyle sonuca doğru evrildiğini söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
“Bölgesel işbirliği ve entegrasyon çabalarımız çerçevesinde öncülük ettiğimiz Türk Devletleri Teşkilatı ile Türk Dünyası’nın kurumsal bir zeminde bir araya gelmesini güçlü bir şekilde destekledik.”
Fidan, bölgesel sahiplenmenin bir boyutunun da enerji ve bağlantısallık projelerinden oluştuğuna işaret ederek “Bu konuda da küresel dayatmalardan ziyade, bölgenin ihtiyaçlarını önceleyen projeleri önemsiyoruz. TANAP, TAP, ‘Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’ ve ‘Kalkınma Yolu Projesi’ gibi girişimleri destekliyoruz.” dedi.
“Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir”
Terörle mücadelenin de bölgesel dayanışma ve işbirliğini zorunlu kılan başka bir önemli husus olduğunu belirten Fidan, şunları kaydetti:
“Birçok kıtada farklı şekillerde baş gösteren terörizm tehdidi karşısında, ortak bir tavır sergilenemediğini de üzülerek görmekteyiz. Bu şartlar altında terörizmle mücadelede, ortak akılla hareket edilmesi ve bölgesel işbirliği daha da önem kazanmıştır. Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir.”
Fidan, başta Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Avrupa Birliği (AB), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), CELAC, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı olmak üzere bölgesel işbirliği mekanizmalarıyla işbirliği konusuna önem verildiğinin altını çizerek “Yakın coğrafyamızın ötesinde de dostluklarımızı ve işbirliklerimizi güçlendirmenin ve bu amaç doğrultusunda diplomasiden tam anlamıyla istifade etmenin gayreti içerisindeyiz.” diye konuştu.
Türkiye’nin dış politikasında özel bir yere sahip olan Afrika ülkeleriyle ilişkilerin, karşılıklı saygı ve eşit ortaklık anlayışıyla derinleştiğini belirten Fidan, “Afrika’da güvenlikten sağlığa her alanda yoğun işbirliği yürütüyoruz.” dedi.
Fidan, Türkiye’nin, Asya kıtasıyla da binlerce yıllık geçmişe dayalı tarihi, kültürel ve beşeri bağlara sahip olduğunu vurgulayarak “Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi, ‘Yeniden Asya Girişimi’ çerçevesinde kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşımla geliştiriyoruz.” ifadesini kullandı.
“Latin Amerika ve Karayipler Açılım Politikası” kapsamında tesis edilen güçlü zemin temelinde, ülkeler arasındaki bağların her geçen gün daha da pekiştiğine dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu coğrafyalarda iklim değişikliğinden, borç yükünden, gıda güvenliği krizinden ve kalkınmayla ilgili sorunlardan etkilenen dostlarımızın seslerini, çok taraflı platformlarda duyurmaya çaba sarf ediyoruz. Dünyanın farklı köşelerinden forumumuza teşrifiniz, tüm bu gayretlerimizin sonuç verdiğini göstermektedir.”
“Forum, dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır”
Fidan, ADF’nin, uluslararası ilişkilere getireceği yeni perspektiflere ilaveten, yeni pratiklerin de hayata geçmesine zemin hazırlayacağına inandığını vurgulayarak “Forum, farklılıklara açık olma, kuşatıcı olma ve küresel kriz alanlarına bölgesel çözümler üretme anlayışıyla dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır.” diye konuştu.
ADF’nin, “aynı notaların farklı enstrümanlarla çalındığı yekpare, tekdüze bir dünya değil, içinde yaşanan gerçekliğin konuşulduğu, farklı yaklaşımların dile getirildiği, farklı tecrübelerin paylaşıldığı, farklı dünya tahayyüllerinin hayırda yarıştığı bir mecra olmaya çalıştığına” dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti:
“Bulunduğumuz yerden gördüğümüzü paylaşmaya ve müzakere etmeye çalışan bir forum olmaya çalışıyor. Diplomasi, ancak bu farklılıklar tartışıldıkça gerçek yerini bulacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza (Recep Tayyip Erdoğan), Antalya Diplomasi Forumu’na başından beri verdikleri güçlü destek ve himayeleri için şükranlarımızı arz ediyorum. Antalya Diplomasi Forumu’na büyük emeği geçen Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na ayrıca teşekkür ediyor, foruma üstün başarılar diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
(Bitti)
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Milletler (BM) Teknoloji Bankası üyelerinden Taffere Tesfachew üstlendi.
Panelde Afrika’ya ilişkin konuşan Gine Bissau Dışişleri Bakanı Carlos Pinto Pereira, dünyadaki 46 en az gelişmiş ülkeden 33’ünün Afrika’da olduğunu belirtti.
BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030 gündeminin hayata geçirilmesinin bu ülkeler için mümkün olamayabileceğini ifade eden Pereira, “(Söz konusu ülkeler) Korkarım ki 2030 hedeflerine ulaşamayacak.” dedi.
“Motivasyon eksikliği ve yanlış politikalara” dikkati çeken Pereira, bu durumun nedeninin yalnızca Kovid-19 salgını ya da Rusya-Ukrayna Savaşı olmadığını, problemlerin bunun öncesinde de bulunduğunu söyledi.
Eğitim konusundaki sorunlardan da bahseden Pereira, şunları kaydetti:
“Okuma yazma bilmeyenlerin oranı maalesef hala yüksek ve eğitim seviyesi de oldukça düşük. İş hayatına gelince, maalesef tablo yine aynı, mesleki yeterlilikte hala çok fazla eksiklik ve boşluk var. İnsanlar üniversite diplomasına sahip olsalar bile, bilgiler sadece teorik oluyor. Laboratuvarlarımız yok, mühendislik yeteneklerimiz yok. Gerekli altyapıdan yoksunuz.”
Afrika ülkelerine yol gösterilmediğini savunan Pereira, “Enerji, ulaşım ve iletişim alanlarında altyapıya ihtiyacımız var. Bunlar da önemli yatırımlar gerektiriyor ve henüz görünür değiller.” ifadelerini kullandı.
Üretim ve işleme konusundaki sorunları da gündeme getiren Pereira, “Örneğin 250 bin ton kaju üretiyoruz. İlk olarak Hindistan ya da diğer komşu ülkelere ihraç ediliyor. Kaju orada işleniyor ve nihai ürün o ülkelerde satılıyor. Yani kendi zenginliğimizden faydalanamıyoruz ve bu kabul edilemez.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yüzleştiğimiz en önemli şeylerden biri yaptırımlar”
Güney Sudan Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı James Pitia Morgan da EAGÜ’lerin önündeki en önemli problemin dış etkenler olduğuna dikkati çekerek, “En az gelişmiş ülkeler olarak karşı karşıya olduğumuz en önemli şeylerden biri yaptırımlardır.” dedi.
Az gelişmiş ülkelerin yalnızca Kovid-19 ya da iklim değişimi gibi doğal nedenlerden etkilenmediğini dile getiren Morgan, “Yaptırımlar, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve dünyanın güçlü ülkeleri tarafından en az gelişmiş ülkeleri baskı altında tutmaya devam etmek için kullanılıyor.” diye konuştu.
Yaptırımların EAGÜ’lere yardım etmek için kullanılamayacağını belirten Morgan, “Pek çok konuda acı çekiyoruz. Bu nedenle, kalkınma şansı elde edebilmemiz için en azından yaptırım denilen şeylerin kaldırılması gerektiği çağrısında bulunuyoruz.” açıklamasını yaptı.
Üretim için gereken toprak ve insan gücüne sahip olduklarını ancak sermaye konusunda sıkıntı çektiklerini bildiren Morgan, “Bunlardan sahip olmadığımız tek şey sermaye, çünkü sermaye yaklaşamadığımız bazı güçler tarafından kontrol ediliyor.” ifadesini kullandı.
“Madenlere sahip bir ülkenin yoksulluk yaşaması ikilemdir”
Ülkesinde yaşanan yoksulluğa ilişkin konuşan Orta Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sylvie Baipo-Temon ise BM’nin 2030 hedeflerini gerçekleştirmenin zorluğuna ve bunun için yeterince fon olmadığına işaret etti.
Baipo-Temon, ülkesinin kendi hedeflerini koyması gerektiğini dile getirerek, “Uzun süre sömürge bir ülke olarak yaşadık ve bugün hala modern bir sömürgeyle karşı karşıyayız. Bu da kendi ekonomik hedeflerimizi belirlememizi engelliyor.” dedi.
Ülkesinin madeni açıdan zenginliğine dikkati çeken Baipo-Temon, “Yerin altında 622 kilometrekarelik alana yayılan altın, lityum, kobalt gibi zenginliklerimiz var ve bu kadar büyük bir yer altı zenginliğine sahip ülkede yaşayan insanların büyük bir yoksullukla savaşması ikilemdir.” diye konuştu.
Teknolojinin önemine de işaret edildi
İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi (IICPSD) Türkiye Direktörü Sahba Sobhani, EAGÜ’lerin kalkınması için teknoloji konusuna önem verilmesi gerektiğini söyledi.
Sobhani, Türkiye’nin desteğiyle, BM Teknoloji Bankası ile birlikte, az gelişmiş ülkelerden gelen öğrencilerin teknolojik anlamda gelişerek veri bilimi üzerine çalışması için proje başlattıklarını kaydetti.
“Uzmanlık ve beceri aktarımı önemli”
2030 hedeflerini ele alan, BM Teknoloji Bankası üyelerinden Federica Irene Falomi de bilim, teknoloji ve inovasyonun yapısal dönüşümdeki rolüne dikkati çekti.
BM Teknoloji Bankasının bu amaçla kurulduğuna değinen Falomi, “Teknoloji Bankası, teknoloji ihtiyaç değerlendirmesi dediğimiz çalışmayı birlikte geliştirmek üzere EAGÜ’lerdeki hükümetlerle çok yakın çalışmaktadır. Bunlar, ülkelerin yatırım yapması ve teknolojik çözümlere erişmesi gereken ekonomi alanlarını ve sektörlerini belirlemeyi amaçlayan araçlar olan yol haritalarıdır.” diye konuştu.
Falomi, bu yardımın finansal olarak yapılmasının yanı sıra uzmanlık ve beceri aktarımının çok önemli olduğunu ifade etti.
]]>Özhaseki, Aksaray Belediyesi tarafından kentteki bir otelde düzenlenen Aksaray İstişare Toplantısı’nda iş insanları ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.
Burada konuşan Özhaseki, Anadolu topraklarının en büyük dezavantajının depremsellik olduğunu söyledi.
Yerin altının çok hareketli olduğunu belirten Özhaseki, şöyle konuştu:
“Hareketli fay sayısı 500’ün üzerinde. Belirli bölgelerden yüzyıllar boyunca faylar kırıldı ve enerji dışarıya vuruldu. Ülkemizde, Kuzey Anadolu Fay, Doğu Anadolu ve Ege Bölgesi gibi çok tehlikeli ve riskli faylar bulunuyor. Her an 6-7 şiddetinde veya daha yüksek şiddette deprem üretecek bölgeler var. O yüzden ne yapıyorsak, bu depremsellik gerçekliğini bilerek hareket etmek durumundayız. Eğer bunu yapmaz da cami yaparken bile emekli ağabeylerin yaptırdığı, mühendisliğe ve bilim adamlarının söylediği şeylere dayanmadan yaparsak emin olun sevabı olmaz. Yarın bir gün yıkılır altında insanlar kalır. Evimizi yaptırırken ‘Allah büyüktür’ diyerek işin altından kalkamayız. Allah büyük evet, isterse her yerde korur. Ama bir de işin gerçeği var. Bizim hepimizin deprem gerçekliğini bilerek hareket etmemiz lazım.”
“‘Gözünü yum, bir kat daha at, ne var ki’ demeyeceğiz”
Bakan Özhaseki, son yüzyılda bu ülkenin denizlerinde ve karasında 6 ve üzeri büyüklüğünde meydana gelen deprem sayısının 231 olduğunu kaydetti.
Bu rakamın sadece yıkıcı deprem sayısı olduğuna dikkati çeken Özhaseki, “Bu depremlerde 130 bin insanımızı kaybetmişiz. Binlerce binalar yıkılmış. Son Kahramanmaraş merkezli depremde bile 850 bin bağımsız birim yıkıldı. Maddi hasar 104 milyar dolar. Biz bunları bilerek hareket edeceğiz. Kaçak yapıp belediyeyle kavga etmeyeceğiz. ‘Gözünü yum, bir kat daha at, ne var ki’ demeyeceğiz. Kendimiz için bunu demeyeceğiz. Ülkeye de çok büyük zararı oluyor. Bu ülkenin de böyle bir gerçekliği var. Bunu bilerek hareket ediyoruz.” diye konuştu.
Özhaseki, bu ülkede fitne odaklarının da bir türlü bitmediğini bildirdi. Bir taraftan ülkeyi bölmek için ırkçı bir mücadele, din tarafından FETÖ ve örgütlerin hiç bitmediğini anlatan Özhaseki, “Bunları destekleyen ülkeler aynı ülkeler. Başta okyanus ötesindeki ülke, Avrupa Birliğinde dost gibi görünen medeniyetimize karşı olan ülkelerin hepsi bunlara destek veriyor. Dost gibi gözüküyorlar ama hepsi destek veriyor. Suriye ve Irak topraklarında PKK’yı eğitenler kimler acaba. Onlar silah ve teknoloji desteği verenler kimler arkadaşlar, bunlar işte. Onlarla da büyük bir mücadeleyi sürdürmeye devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
“Şehir hastaneleri tüm vatandaşlarımızın emrinde”
Özhaseki, vatandaşların desteğiyle AK Parti’nin 22 yıldır iktidarda olduğuna işaret etti. Ülkenin, bu 22 yıllık dönemde akla gelen her alanda diğer tüm dönemlerde yapılan hizmetlerden birkaç kat hizmet yapıldığını vurgulayan Özhaseki, şunları kaydetti:
“Enerji, sağlık, ulaşım ve her alanda yüzlerce iş yapıldı. Şimdi saymaya başlasam saatlerce sürer. O kadar çok iş yapıldı. Bizler zamanında hastanelerde kuyruklarda beklemiş insanlarız. Saatlerce ilaç yazdırmak için beklediğimizi hatırlarım. Çok şükür şimdi öyle bir şey yok. Şehir hastaneleri tüm vatandaşlarımızın emrinde. Allah’a hamdolsun.”
“Karşıdaki ittifak tarumar oldu, birbirlerini satıyorlar”
Özhaseki, Cumhurbaşkanı seçimlerinde vatandaşların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çok büyük bir destek verdiğini söyledi. MHP ile çıkılan yerli ve milli Cumhur İttifakı ile zafere ulaştıklarını aktaran Özhaseki, şöyle devam etti:
“Karşıdaki ittifak tarumar oldu, birbirlerini satıyorlar. Haklarında denilenleri duyduğumuzda hayretler içerisinde kalıyoruz. Bu kadar muhalifin bir araya geldiği ortamdan bir medeniyetin doğmayacağını biliyorduk. Sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığından bir araya gelmişlerdi. Yıkım ekibi gibi. Dünya görüşleri, sosyal olaylara bakış açıları ve askeri alandaki düşünceleri birbirlerine benzemiyordu. Çok şükür o günler geride kaldı. Şimdi yeni bir seçime gidiyoruz. Allah sonumuzu hayretsin. Geziyoruz, düşündüklerimizi söylüyoruz. İnşallah sonu da hayır olacak.”
]]>İBB Başkan Adayı Murat Kurum Beşiktaş’ta düzenlenen Üreten İstanbul Büyüten Türkiye programında iş, sanat ve spor camiası ile bir araya geldi. Programın ardından Murat Kurum basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
“İstanbul’u görmeyenlerin bugün İstanbul’u bizimle konuşmak istemeleri çağrısı samimi bir çağrı değildir”
Program sonunda basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cumhur İttifakı İBB Başkan Adayı Murat Kurum, bir basın mensubunun “Ekrem İmamoğlu ile bir TV programına çıkar mısınız” sorusuna, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Bey’in ilk önce İstanbul’u görmesi lazım. İstanbul’u görmeyenlerin bugün İstanbul’u bizimle konuşmak istemeleri çağrısı samimi bir çağrı değildir. Eğer İstanbul’un sorunları konuşulacaksa, İstanbul konuşulacaksa biz her projeyi her ortamda konuşmaya hazırız. Ama maalesef karşıdaki anlayış farklı farklı gündemleri geçmiş 5 yılda olduğu gibi bugüne taşımak olduğu için bir senaryo ve o senaryonun peşinden koşmak olduğu için bu çerçevede bakış açısı samimi değil. İstanbul’un metrosunu konuşacaksak, İstanbul’un kentsel dönüşümünü konuşacaksa, İstanbul’un geleceğini, yarınlarını konuşacaksa biz her konuşmaya her davete açığız. Ama önce bu samimiyetini gösterecek. Sen İstanbul dışında her işte uğraşacaksın, İstanbul dışında her türlü gündemi takip edeceksin ama İstanbul olduğunda maalesef o durumdan uzak duracaksın. Sonra da ben İstanbul ile ilgili bu konuları konuşmak istiyorum daveti samimi bir davet değil. Önce İstanbul’u düşündüğünü kendisi bir göstersin. Projeleriyle, duruşuyla, bakışıyla İstanbul’un geleceği adına vatandaşlarımızın bu sorunların çözmek adına bu samimiyeti göstersinler sonra bizi davet etsinler” dedi.
“Çok iyi gidiyoruz”
Muhabirin İstanbul’da ankette son durum nedir sorusu üzerine Kurum, “Anket her zaman sahadır, sahanın gücüdür, sahanın sesidir. Sahanın duygusudur. Sahanın size sarılma isteğidir, arzusudur. Hamdolsun çok iyi gidiyoruz. Burada Ekrem Başkan ne yapacağını şaşırdı. Cumhuriyet Halk Partisi anlayışı ne yapacağını şaşırdı. İttifak yapıyor musunuz sorusuna cevap veremiyorlar. Yaptık demiyorlar, yapmadık demiyorlar. Böyle savruluyorlar. Anketlerde de öndeyiz. Anket firmaları bunları paylaşıyor. 31 Mart’ta şunu söylüyoruz; ‘Nisan gelecek, dertler bitecek. Nisan gelecek, İstanbulluların yüzü gülecek” şeklinde cevap verdi.
“İstanbul’un gündeminde olmayan hiçbir iş bizim gündemimizde olmayacak”
Kanal İstanbul’la ilgili yeni bir ihale yapıldığını iddia eden bir gazetecinin sorusu üzerine Murat Kurum, “Bugüne kadar sorduğunuz soruların tamamında ya Kanal İstanbul var ya da ‘Ekrem Bey şöyle dedi. Siz ne diyorsunuz’ var. İstanbul’un sorunlarını konuşmadığınızın farkında mısınız? İstanbul’un sorunlarına ilişkin bizim gündemimizde olmayacak diye ısrarla söylememize rağmen siz de ısrarla Kanal İstanbul da Kanal İstanbul diyorsunuz. İstanbul’un gündeminde yoksa bizim gündemimizde yok diyorum. Bunu söylememize rağmen yine soruyorsunuz. Vefat ’53 bin’ diyoruz. ‘153 bin’ dediniz diyorsunuz. İstanbul’un gündeminde olmayan hiçbir iş bizim gündemimizde olmayacak. Net. Bizim önceliğimiz metro, deprem, vatandaşımızın huzuru, gençlerimizin geleceği. Orada yapılan ihaleyle ilgili gündem değiştirme çabalarıyla ilgili yapılanları görüyoruz. O telaş şimdi ne yapsak da gündemi farklı yere çeksek telaşı. O arsa Emlak Konut Genel Müdürüyken bizim aldığımız bir arsa. THY personeli için orada yapmış olduğumuz bir proje. Bu projenin kanalla alakası yok. Orada Emlak Konut Genel Müdürlüğü ile Türk Hava Yolları Genel Müdürlüğümüzün vatandaşımızın konut edinmesi amacıyla yapmış olduğu bir iş. O yüzden sizlere tavsiyemiz oradan ev alacak kardeşlerimizin mutluluğuna ortak olmak. Bu mutluk hepimizin mutluluğu. Konut yapmadan konut fiyatları nasıl düşecek. Ev yapılmadan deprem endişesini nasıl atacak vatandaşlarımız. Bu bakış açısı önemli. Bizim 31 Mart’ta insanlarımıza İstanbullumuza hizmeti anlatmamız lazım. İstanbul’un sorunlarını nasıl çözmemiz gerektiğini anlatmamız lazım. İstanbul’la ilgilenmemiz lazım. İstanbul dışındaki gündemler buraya faydası olan işler değil” dedi. – İSTANBUL
]]>DİYARBAKIR – Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, kentteki işsizlik oranının Türkiye ortalamasından yüzde 50 daha fazla olduğunu söyledi. 30 farklı dalda istihdam garantili mesleki eğitim kurslarıyla kentin ara eleman ve kalifiye sorununu çözeceklerini ifade eden Bilden, “Bizim açıklayacağımız her projenin çıktısı istihdam olacak” dedi.
AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, Sümerpark içerisindeki Engelsiz Yaşam Merkezi ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Mesleki Eğitim Kurslarını ziyaret ederek kursiyerlerle bir araya geldi.
“Diyarbakır’ı engelsiz bir şehir yapacağız”
Engelsiz Yaşam Merkezinde müzik ve çeşitli sanat dallarında kurs gören engellilerle türkü söyleyip halay çeken Bilden, en büyük projelerinden birinin Diyarbakır’ı engelsiz bir şehir yapmak olduğunu söyledi. Engelli vatandaşların evlerinden çıkıp tekrar evlerine dönene kadar hiçbir engelle karşılaşmayacağını vurgulayan Bilden, “Diyarbakır’ın hepsini engelsiz hale getireceğiz, bu bizim en büyük projelerimizden biri. Siz evinizden çıktığınızda işinize gittiniz, bir ziyarete gittiniz, alışverişe gittiniz, ne yapacaksanız engelsiz bir şekilde yapacaksınız. Kaldırımlar, yollar, ışıklar, hep siz engelli kardeşlerimiz ön planda olacaksınız. Evden çıkıp tekrar eve gelene kadar şehrin hepsini engelsiz hale getireceğiz bundan şüpheniz olmasın” diye konuştu.
Engelli vatandaşları sanatla buluşturacaklarını da aktaran Bilden, “Büyükşehir belediyemizin özellikle engelli kardeşlerimize yönelik çok güzel sosyal faaliyetleri var, inşallah bizim başkanlık dönemimizde bu tür sosyal faaliyetleri çok sayıda arttıracağız. Belediyemizin mola evleri adı altında faaliyetleri de var, onları çok ciddi bir şekilde yaygınlaştıracağız ve özellikle engelli kardeşlerimizin sanatla buluşmalarını, Diyarbakır kültürünü ciddi bir şekilde öğrenip bunu tüm dünyaya yaymaları için elimizden gelen her türlü çabayı sarf edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Ara ve kalifiye eleman sorununu çözeceğiz”
DİSMEK kurslarıyla ilgili de açıklama yapan Mehmet Halis Bilden, başkanlığı döneminde istihdam garantili 30 farklı dalda mesleki eğitim ve kurs açacaklarını belirterek Diyarbakır’ın ara eleman ve kalifiye sorununu çözeceklerini söyledi. Kurslara kayıt olan kursiyerlerin kurs süresince sigortalarını yatırıp harcırah vereceklerini de vurgulayan Bilden, “Bizim açıklayacağımız her projenin çıktısı istihdam olacak. Buraya gelmek isteyen hemşerilerimizi biz alacağız, diyelim ki dokumayla ilgili eğitim almak istiyor, kaç ay kurs vermemiz gerekiyor diyelim 3 ay, biz bu sürenin tamamında o kursiyerin sigortasını yatıracağız başlattığımız günden itibaren, işsizlikten de kendini kurtarmış olacak, 3 ay çalıştığı sürece de onun harçlığını vereceğiz, asgari ücret değil ama belediye olarak ulaşımı için kart vereceğiz bedava gidip gelecek, yemeğini vereceğiz, biraz da harçlık vereceğiz ki kimseye muhtaç olmasın diye. 3 ay bittikten sonra da biz onu havuzumuza alacağız ve Diyarbakır’daki iş insanlarına, fabrikalara diyeceğiz ki; biz bunu yetiştirdik, sertifika verdik sen bunu istihdam et. İstihdam ederse 6 ay belediye olarak biz yatırmaya devam edeceğiz, o iş insanına da yardımcı olalım diye. Böylelikle oluşturduğumuz bu havuzdaki kardeşlerimizin hepsini iş sahibi yapmış olacağız. Kalifiye eleman sorunu müthiş var, bakın TÜİK rakamlarına göre yüzde 8 bir işsizlik rakamı var, ancak Diyarbakır’da bu rakam yüzde 12, yani yüzde 50 daha fazla işsizimiz var TÜİK rakamlarına göre. Dolayısıyla bizim açıklayacağımız her projenin çıktısı istihdam olacak” dedi.
AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Halis Bilden, daha sonra Huzurevleri semtinde esnafı ziyaret etti. Çüngüş ve Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğine de bir ziyaret gerçekleştiren Bilden, seçim çalışmalarına Diclekent’teki Perşembe pazarında esnaf ve vatandaşlarla görüşerek devam etti.
]]>AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, Sümerpark içerisindeki Engelsiz Yaşam Merkezi ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Mesleki Eğitim Kurslarını (DİSMEK) ziyaret ederek kursiyerlerle bir araya geldi.
“Diyarbakır’ı engelsiz bir şehir yapacağız”
Engelsiz Yaşam Merkezinde müzik ve çeşitli sanat dallarında kurs gören engellilerle türkü söyleyip halay çeken Bilden, en büyük projelerinden birinin Diyarbakır’ı engelsiz bir şehir yapmak olduğunu söyledi. Engelli vatandaşların evlerinden çıkıp tekrar evlerine dönene kadar hiçbir engelle karşılaşmayacağını vurgulayan Bilden, “Diyarbakır’ın hepsini engelsiz hale getireceğiz, bu bizim en büyük projelerimizden biri. Siz evinizden çıktığınızda işinize gittiniz, bir ziyarete gittiniz, alışverişe gittiniz, ne yapacaksanız engelsiz bir şekilde yapacaksınız. Kaldırımlar, yollar, ışıklar, hep siz engelli kardeşlerimiz ön planda olacaksınız. Evden çıkıp tekrar eve gelene kadar şehrin hepsini engelsiz hale getireceğiz bundan şüpheniz olmasın” diye konuştu.
Engelli vatandaşları sanatla buluşturacaklarını da aktaran Bilden, “Büyükşehir belediyemizin özellikle engelli kardeşlerimize yönelik çok güzel sosyal faaliyetleri var, inşallah bizim başkanlık dönemimizde bu tür sosyal faaliyetleri çok sayıda arttıracağız. Belediyemizin mola evleri adı altında faaliyetleri de var, onları çok ciddi bir şekilde yaygınlaştıracağız ve özellikle engelli kardeşlerimizin sanatla buluşmalarını, Diyarbakır kültürünü ciddi bir şekilde öğrenip bunu tüm dünyaya yaymaları için elimizden gelen her türlü çabayı sarf edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Ara ve kalifiye eleman sorununu çözeceğiz”
DİSMEK kurslarıyla ilgili de açıklama yapan Mehmet Halis Bilden, başkanlığı döneminde istihdam garantili 30 farklı dalda mesleki eğitim ve kurs açacaklarını belirterek Diyarbakır’ın ara eleman ve kalifiye sorununu çözeceklerini söyledi. Kurslara kayıt olan kursiyerlerin kurs süresince sigortalarını yatırıp harcırah vereceklerini de vurgulayan Bilden, “Bizim açıklayacağımız her projenin çıktısı istihdam olacak. Buraya gelmek isteyen hemşerilerimizi biz alacağız, diyelim ki dokumayla ilgili eğitim almak istiyor, kaç ay kurs vermemiz gerekiyor diyelim 3 ay, biz bu sürenin tamamında o kursiyerin sigortasını yatıracağız başlattığımız günden itibaren, işsizlikten de kendini kurtarmış olacak, 3 ay çalıştığı sürece de onun harçlığını vereceğiz, asgari ücret değil ama belediye olarak ulaşımı için kart vereceğiz bedava gidip gelecek, yemeğini vereceğiz, biraz da harçlık vereceğiz ki kimseye muhtaç olmasın diye. 3 ay bittikten sonra da biz onu havuzumuza alacağız ve Diyarbakır’daki iş insanlarına, fabrikalara diyeceğiz ki; biz bunu yetiştirdik, sertifika verdik sen bunu istihdam et. İstihdam ederse 6 ay belediye olarak biz yatırmaya devam edeceğiz, o iş insanına da yardımcı olalım diye. Böylelikle oluşturduğumuz bu havuzdaki kardeşlerimizin hepsini iş sahibi yapmış olacağız. Kalifiye eleman sorunu müthiş var, bakın TÜİK rakamlarına göre yüzde 8 bir işsizlik rakamı var, ancak Diyarbakır’da bu rakam yüzde 12, yani yüzde 50 daha fazla işsizimiz var TÜİK rakamlarına göre. Dolayısıyla bizim açıklayacağımız her projenin çıktısı istihdam olacak” dedi.
AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Halis Bilden, daha sonra Huzurevleri semtinde esnafı ziyaret etti. Çüngüş ve Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğine de bir ziyaret gerçekleştiren Bilden, seçim çalışmalarına Diclekent’teki Perşembe pazarında esnaf ve vatandaşlarla görüşerek devam etti. – DİYARBAKIR
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, TRT Haber canlı yayınında gazetecilerin sorularını cevapladı. Mevcut yönetimin, trafik sorunu ve depreme hazırlık konusundaki performansıyla İstanbulluları usandırdığını, bıktırdığını, üzdüğünü ve yorduğunu belirten Kurum, “Sabırsızlıkla 31 Mart’ın gelmesini bekliyorlar. Değişim gerçekleşsin istiyorlar. ‘Gerçek Belediyecilik’le ifade ediyoruz, İstanbullu, sorunlarını çözecek bir başkan istiyor. 5 yıllık kırgınlık, üzgünlük, bir umuda dönmüş. 31 Mart’ta “Gerçek Belediyecilik’le tanışacak. İstanbul’un deprem sorunuyla ilgili mücadele edilen, öbür taraftan ulaşım çilesini ortadan kaldıran ve o İstanbul’umuzun her medeniyetinin, kültürünün, inancının özgürce yaşadığı huzurlu bir İstanbul’un bekliyorlar. En çok dinlediğimiz şikayet ulaşım. İnsanımız ulaşımla ilgili gerçekten içinden çıkılamaz bir hale gelen metro kuyrukları, metrobüs çilesinden bahsediyor. Arnavutköy’de otobüs hattı sorunu var. Kartal’da Uğur Mumcu Mahallesi’ne gittik; ‘Biz buradan otobüse binip Kadıköy’e giderdik, şimdi gidemiyoruz’ diyorlar” şeklinde konuştu.
İstanbulluların en büyük endişesinin deprem olduğunu vurgulayan Kurum, “Muhtemel depremle ilgili evlerinin bir an önce yenilenmesini isteyen vatandaşlar var. Bunu çok duyuyoruz. ‘Bir an önce gelin, evlerimizi yapın’ diyorlar. Bunun dışında sokak hayvanlarını duyuyoruz, taksi meselesini, sosyal yardımlardaki adaletsizliği, yeşil alan yetersizliğini, gençlerin kütüphane eksikleri ve spor alanıyla ilgili eksikleri kültür sanat alanında yeni Kültür Merkezi ihtiyaçları gibi birçok ihtiyacı bize iletiyorlar. İnsanlar en çok ilgi istiyor. Bazen öfkeleniyorlar, en çok ilgisizlik, insanlarımızın göz ardı edildiğini ve sorunlarıyla birebir uğraşılmadığını İstanbul’un 39 ilçesi söylüyor. Aylardır çalışmalarımızı yaptık, projelerimizi hazırladık milletimizle paylaştığımızda bu heyecanı görüyoruz. Bizim için şantiyelerde çalışan, odağında sadece İstanbul’un geleceği olan bir başkan adayı. Nisan gelecek yüzler gelecek diyoruz” diye konuştu.
“Siz söyleyip yapıyorsunuz”
Kampanya döneminde verdiği tüm vaatleri yerine getireceğini vurgulayan Kurum; Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de, Kastamonu’da ve Giresun’da yaşanan afetlerden de söz etti. Verdikleri her sözü tuttuklarını söyleyen Kurum, “Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de depremler oldu ve oralara gittik. ‘Mustafa Paşa’da Abdullah Paşa’da Rüstem Paşa’da bütün mahallelerde dönüşüm yapacağız’ dedik. O zaman bize ‘nasıl yapacaksınız’ dediler. ‘Milletimizle el ele vererek örnek bir dönüşümü yapacağız’ dedik. 1 yılda bitireceğiz iddiasında da bulundum. Günlerce deprem bölgelerinde kaldık. Ben sokak sokak gezerken, ‘Kara Murat geliyor’ dediler. 6 ayda teslimler başladı, 1 yılda büyük bir kısmı verildi. 1 yılı geçenler de oldu. Verdiğimiz sözleri tutuk. 6 Şubat’ta etkilenen illerden biri de Elazığ’dı. Bu konutlar sayesinde, tabii ki Allah’ın takdiridir ancak can kaybı az oldu. TOKİ’de yaşayan hiçbir kardeşimizin burnu bile kanamadı” dedi.
Muhalefetin o dönem ‘parayı bulamazsınız, yetiştiremezsiniz’ eleştirileri yönelttiğini hatırlatan Kurum, “Ama ne oldu, yetiştirdik. Kastamonu Bozkurt’ta sel oldu. Giresun’da da sel oldu. ‘Yapamazsınız, kaynak bulamazsınız’ dediler. İzmir’i muhalefet yönetiyor. Arkadan sözleri duyuyorum; ‘Ne yapacaklar, geziyorlar’ gibi. Günlerce enkaz başında kaldık. Önce arama kurtarma yapıyorsunuz. Biz dedik ki; ‘hiç üzülmeyin enkaz altından vatandaşımızı çıkartacağız. Mal önemli değil. Yenisini yerinde yaparız’ dedik ve Bayraklı’da yaptık. Bir ablamız, ‘gerçekten siz söylüyorsunuz ve yapıyorsunuz. Ben CHP’liyim. Sizinle bizimkilerin arasındaki fark, siz söylüyor ve yapıyorsunuz’ dedi” diye konuştu.
“Verdiği sözleri tutmuş biri olarak İstanbulluların karşısındayım”
Afet bölgelerinde verdikleri sözleri tuttuklarını ve milletin takdirini aldıklarını söyleyen Murat Kurum, “En son Kahramanmaraş Pazarcık merkezli depremde günlerce oradaydık. Öyle büyük bir milletimiz var ki; ‘Allah devletimize zeval vermesin’ dedi. Enkaz altında yavrusunu, annesini bekleyen vatandaşımız bize böyle seslendi. Bizi orada gördüler, baktılar ki onlar için çalışan birileri var. Yangınlarda, meydanlarda hep onların yanındaydım. 650 bin acil yıkılacak konut dedik. Bunların hepsini yapacağız. Hızlı bir şekilde bu inşaatlara başlayacak ve kimse memleketinden, kimse yerinden, yurdundan olmayacak. Buradaki demografik yapı nasılsa, burada yaşayan insanlarımızın ihtiyacı, beklentisi nasılsa biz bunları gerçekleştireceğiz. 3 ayda 11 ile gittik. Yerlerimizi tespit ettik. 11 ilimizde 180 bin konutu 3 ayda başlattık. Üzüldük, ağladık ama o temelleri attığımızda konutların inşaatları ilerlerken insanımızın yüzlerindeki gülümseye görseniz. ‘Biz bedava yapacağız, işte şöyle yapacağız, böyle yapacağız’ dediler. Milletimiz yine eser siyasetinden yana oldu ve Mayıs seçimlerinden bir tavır gösterdiler. Türkiye Yüzyılında Sayın Cumhurbaşkanımızı yeniden Cumhurbaşkanı seçtiler. Biz bunları yapacağız ve zaten yapmış biriyim. Antalya’daki Muğla’daki orman yangınlarında da sözünü tutmuş, bu inşaatları yapmış biri olarak İstanbulluların karşısındayım” ifadelerini kullandı.
“İstanbul’da 650 bin konutu dönüştürmek zorundayız. Bu bir milli güvenlik meselesi”
Beş yıllık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı döneminde, Türkiye’nin 81 ilinde eserleri olduğunu hatırlatan Kurum, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesini araştırın. Birçok bakanlıktan düşük. Ama TOKİ ile, Emlak Konut’umuzla, İller Banka’mızla ve vatandaşımızla el ele verdik, başardık. ‘İşçi bulamazsınız, mühendis yok’ dediler, hepsini bulduk. İstanbul’a da bu tecrübe ile geliyoruz” dedi.
Bakan olduğu dönemde Türkiye’nin dört bir yanında birçok projeyi hayata geçirdiğini anlatan Kurum, “81 ilde izim var. Bingöl meydanında da, Ağrı’daki nehirde de, Bursa Ulu Camii etrafında da izim var. Bitlis deresindeki düzenlemede, Konya Mevlana Müzesi’nin karşısında, Ankara’nın tüm ilçelerinde, Trabzon’un Çömlekçi’sinde Rize’nin Ayder’inde Giresun’un merkezinde, Samsun Canik’te, Sinop tarihi meydanda izimiz var. İstanbul’un 39 ilçesinde bizim başlattığımız kentsel dönüşüm şantiyesini görürsünüz. 173 bin konut dönüşüyor. Hem 81 ile çalışmışız, hem de TOKİ ile 1 milyon 250 bin konut rakamına ulaşmışız. Türkiye genelinde ise 2 milyon 200 bin. İstanbul’da 800 binin dönüşümü sağlanırken, 173 bininin de devam ediyor. Tuzla’da, Pendik’te en büyük kentsel dönüşüm, Kartal Orhantepe’de kendiliğinden çöken binanın etrafında konutlarımızı görürsünüz. Kadıköy’de 15 bin konutluk şantiye bitme aşamasında. Üsküdar Çamlıca eteklerinde, Ümraniye’de dönüşüm projesi yürüyor. Ataşehir’de, Beykoz Tokatköy’deki dönüşümü görürsünüz. Beyoğlu-Okmeydanı’ndan dolayı bizim için ‘Katarlılara satacaklar’ dediler. Bulsunlar bir tane Katarlı. Güngören’de Fatih’te bizim izimizi görürsünüz. Üsküdar’da Çocuk Köyümüzü açacağız, Türkiye’de ilk. Esenler’de Türkiye’nin ilk akıllı şehri konutlarını görürsünüz. Zeytinburnu, Başakşehir’de yeni bir şehrin inşaa edildiğini görürsünüz. Avcılar’da mülkiyet sorununu çözüldüğümüzü görürsünüz. Esenyurt’un okul ihtiyacını giderirken bizi şantiyede görürsünüz. 39 ilçede, 964 mahallede izimiz var. Bakanlıkta da onlar gibi yarı zamanlı belediyecilik yapmadık. ‘Arada bir belediyeye uğrayalım’ gibi çalışmadık. Biz milletimizle el ele verdik. Biliyorlar ki; Murat Kurum söz verdiyse yapar. Çünkü geçmişte yaptık” diye konuştu.
İstanbul’da beklenen büyük depremin milli güvenlik meselesi olduğu görüşünü yineleyen Kurum, şöyle devam etti: “Şimdi tek motivasyonumuz sadece İstanbul. İstanbul’a odaklanacağız. 650 bin konutu İstanbul’da dönüştürmek zorundayız. Bu bir milli güvenlik meselesi. 31 Mart’ta bunun seçimini yapacağız. Bir tarafta söz verip sadece 5 bin konut dönüştürenler var. Maalesef İstanbul dışında her şeyle ilgilenmişler. Bizi sokakta bir eliyle kentsel dönüşüm yaparken, bir eliyle şantiyede çalışırken görecekler.”
“İstanbul’un başkanı İstanbul bu haldeyken tatil yapmaz”
Murat Kurum, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu afetler sırasında İstanbulluları yalnız bıraktığı için belirtti. Kendisini İstanbul’un sorunlarını çözmeye adayacağını söyleyen Kurum, “Bütün bilim insanları altını çizerek ifade etti; Allah göstermesin İstanbul’daki deprem büyük hasarlara yol açar. Bunu herkes söylüyor. Kendileri sürekli çalıştayda. Hep reklam, ama icraat yok. Bu seçim bizim kader seçimimiz, bu seçim Türkiye Yüzyılında İstanbul’un lokomotif bir şehir olup olmayacağını seçeceğimiz bir seçim. Deprem riskinin ortadan kaldırılmasına ilişkin irade koyacağımız bir seçim. Trafik çilesini bitireceğiz. Yoksa aynı metrobüs duraklarında bu çileye devam edeceğimizin kararını vereceğimiz bir seçim, o yüzden yerel seçim hizmet seçimi ve bu hizmet seçiminde 650 bin konutu milletimizin desteğiyle dönüştüreceğiz. Kaynağımız var. İstanbul’un kaynağını reklama, algıya harcamazsanız, kendi gelecek ikbaliniz için harcamazsanız, İstanbul’un kaynağı her şeye yeter. ‘İsrafı bitirdik’ tabelalarına 175 milyon lira, iki konsere de 550 milyon TL harcarsanız siz İstanbul’un sorununu çözemezsiniz. Asıl israfı yapanlara cevap vermeliyiz. İstanbul’un 571 yıllık onuru, gurur var. Tüm medeniyetleri içinde barındıran, tüm güzellikleriyle bizi burada yaşatan İstanbul’a borcumuzdur. Biz hep bu anlayışla çalışacağız. 1 Nisan’da milletimiz bizi nerede istiyorsa orada olacağız. Nasıl yapılacağını bilmiyor ki, ilgisiz ve bilgisiz başkan olursanız, tatilci bir başkan olursanız yapamazsınız. Nasıl yapılacağını anlatıyorum. Öğreteyim, ben yaptım. İstanbul’un başkanı İstanbul bu haldeyken tatil yapmaz, yapmayacağım. İstanbul’un başkanı İstanbul’un sorunlarıyla ilgilenmek zorunda. Bizim de ailemiz, çocuklarımız var. Bizim ailemiz artık 16 milyon İstanbullu. Eğer bu koltuğa talipseniz, bunu göze almak zorundasınız. Bu mücadeleyi vermezsek, ön alamayacağımız çözümsüzlük yumağına gidiyoruz” diye konuştu.
“Benimle gelip proje konuşamaz”
İstanbul’daki su basan metro hatlarını, bozulan yürüyen merdivenleri ve kuyrukta kalan vatandaşı işaret eden Murat Kurum, “Yaptıklarını göstersin nerede? Bakın ben anlatıyorum. Yeni bir metro ilahesi yapmamış. Biz ihale etmişiz, üç metro hattını iptal etmiş. O da yetmezmiş gibi Sancaktepe’de açtığımız metro inşaatına hafriyat dökmüş, Büyükdere Caddesi’ndeki trafik bitsin diye yapacağımız tünele beton dökmüş. İstanbul’un meselelerini konuştuğunu görüyor musunuz? Siz hiç İstanbul’un meselelerini anlattıklarını görüyor musunuz? ‘CHP’de nasıl eş başkan olurum’, ‘Kılıçdaroğlu’nu arkadan nasıl hançerlerim.’ Ayak ‘oyunlarıyla İstanbul’un kaynaklarını harcayarak Canan Kaftancıoğlu’nu nasıl saf dışı bırakırım.’ Kendileri söylüyor, büyüklerimiz dedikleri kişiler söylüyor. Benimle gelip proje konuşamaz. Genel Başkanı Kağıttepe diyen İstanbul’un sorunlarına ne kadar hakim görüyoruz. Sen Büyükşehir Belediye Başkanı olacaksın, metronun yürüyen merdivenleri çalışmayacak, su basacak, insanlar çile çekecek sen de ‘belediye başkanıyım’ diyeceksin öyle mi? Külahıma anlat. Sen niye belediye başkanısın? Yürüyen merdiven çalışmıyor, sorsan ‘engellemişizdir’ kesin. Böyle bir işi konuşamazlar, böyle bir dertleri yok. Bölme, parçalama, ekarte etme, yol yürüdüğün arkadaşları nasıl saf dışı bırakma olsa onu konuşur ama proje konuşamaz” dedi.
“Metro hatlarını 2029’da 650 kilometreye, 2034’te bin 4 kilometreye çıkartacağız”
Murat Kurum İstanbul için hazırladığı 2029 ve 2034 planlarını da paylaştı. Metro hatlarının 5 yılda 2 katına çıkacağını ifade eden Kurum, İstanbul’un toplu ulaşım ve trafik sorununa çözüm getirecek projelerini anlatırken, “Çalışarak yapılıyor bu işler. Yeni metro hatlarını, tüneller ve lojistik merkezlerle birlikte yapacağız. Biz diyoruz ki; ‘uğraştıran değil ulaştıran İstanbul’ olsun. Projelerimizi hedeflerimizi ortaya koyduk. İstanbullu kardeşlerimiz yılda 288 saat yolda kaybediyor. Ömründen de 3 yılı trafikte kaybediyor. Sevdiklerinizle mecburen daha az vakit geçiriyorsunuz. 2019’da yüzde 47’ymiş trafik yoğunluğu. Şimdi ise yüzde 64 olmuş. Pik saatlerde ise yüzde 90’a çıkıyor. Müdahale çok önemli. Müdahale etmezsek trafik içinden çıkılamaz bir hal alacak. 350 kilometre metro hattımız var. Onlar 5 yılda 230 kilometre demişler, sadece 8 kilometre yapmışlar. Bedelini ödedikleri metro mesafesi 8 kilometre. 2019 sonrasında yapılan dönemin yüzde 17’si 8 kilometre. 47 kilometre diyorlar, desinler ki; ‘yanlış.’ Bunların içinde Rahmetli Kadir Ağabey zamanında başlayan işler var. 2019’da 39 kilometre yapıp teslim etmişiz. Onlar da 8 kilometresini bitirip açmışlar ve sonra diyorlar ki; ‘biz açtık.’ Fikirtepe’de parasını benim ödediğim, şantiyesini her sürecini benim yürüttüğüm projeyi ‘ben yaptım’ diyorlar. Mecidiyeköy-Mahmutbey Hattı 18 kilometre. Yüzde 99’unu 2019’a kadar bitirmişiz. O 0,28 kilometre yapmış. 200 metre. Dudullu-Bostancı hattının yüzde 70’ini biz yapmışız. Cibali-Alibeyköy Metrosu’nun yüzde 99’unu biz yapmışız, yüzde 0.09’unu yani 90 metresini o yapmış. İkitelli-Bahariye hattı 2 kilometre. 1 kilometre biz, 1 kilometre o yapmış. 39.3’ünün parasını biz yapmışız, o da 8 kilometresini yapmış. Bunların hepsini ‘ben yaptım’ diyor. Gelsin bunlar için ‘yanlış’ desin. Sıfırdan başladıkları metro ihalesi hiç yok. 2029 ve 2034 hedefi koyduk. 10 yılda trafik çilesini bitirmek istiyoruz. 72 karayolu, yüzde 26 raylı sistem, yüzde 2 denizyolu kullanıyorlar. 2034’te raylı sistemi yüzde 48’e çıkarmak, kara yolunu da 48’e getirmek istiyoruz. Metro hattımızı 2 katına çıkarıyoruz. 2034’te de bin dört kilometreye çıkartacağız. 5 yılda 650 kilometreye çıkartacağız. En acil en öncelikli metro hatlarını yapacağız” diye konuştu.
“Boğazın altını yeni bir tünelle geçeceğiz”
Murat Kurum, İstanbul trafiğini rahatlatacak projelerini anlatırken şöyle devam etti:
“TÜYAP-Beylikdüzü -Haramidere-Avcılar-Sefaköy hattı. Öncelikli hatlarımızdan biri olarak bunu yapıyoruz. Sefaköy-İncirli-Yenikapı’yı bağlıyoruz. Yine İncirli’den Söğütlüçeşme’ye kadar giden ve boğazı geçeceğimiz yeni bir tünel. Yeni bir tünelle boğazın altını geçiyoruz, Söğütlüçeşme’ye geliyoruz. TÜYAP’tan binen vatandaşımız, boğazın altından geçerek Cevizli’ye kadar kesintisiz ulaşım sağlıyor. Bizim ilk öncelikli işlerimizden bir tanesi.Diğer taraftan ise; Vezneciler’den hattımızı alıyoruz, Bayrampaşa-Eyüp-Gaziosmanpaşa-Mescid-i Selam’a kadar metro hattı. Bu da öncelikli bir iş Anadolu Yakası’nda Sabiha Gökçen-Samandıra-Sarıgazi-Yenidoğan metro hattımızı ve buradan Sultanbeyli-Kurtköy-Sabiha Gökçen Metro hattımızı yaparak bir taraftan da İstanbul’un lojistik hattını yapıyoruz. İstanbul’un lojistik hattı kapasitesini 3-5 sene sonra dolmak üzere. Bizim bir lojistik hat ve yine hızlı raylı sistem hattını yapmamız lazım. Kuzey Marmara Otoyolu’ndan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçecek 47 kilometrelik hattı yapacağız ki, Marmaray’daki yükü alalım. İstanbul’un lojistiğini İstanbul’un içine girmeden kuzeyden şehre ilave yük getirmeden 6 yeni lojistik köyle İstanbul’un trafiğini yüzde 25 azaltacağız. Ağır vasıta yükü yaklaşık yüzde 25. Şehrin kuzeyine taşıyarak ve buradaki liman projesiyle lojistik üsler köyler kuracağız. Anadolu ve Avrupa Yakası’nda otogarları da bu güzergaha taşıyacağız. Toplu ulaşımla insanlarımızın evine ulaşmasını sağlayacağız. 122 kilometre karayolu tünelimiz var. alternatif bir yol olarak 88’i Avrupa 34’ü Anadolu’da olmak üzere yapacağız. İnsanların kesintisiz bir şekilde bu tünellerimizden gidiyor olacak. 2029’a kadar olacak. Kilyos’tan başlayıp Beylikdüzü’ne kadar gidecek bir tünelden bahsediyoruz. İstanbul’a baksalar sorunları problemleri görecekler. Harem’den başlayıp Çubuklu’ya, Göztepe’den sahil yoluna alternatif yol güzergahları koyuyoruz. İstanbul’a yük getirmeden, yükü azaltacak ulaşım ağını da karayolu tünellerini de yapacağız. Kavşak ve yol düzenlemeleriyle birlikte 64 dakika olan yol süresini 39 dakikaya düşürmek istiyoruz.”
“İstanbul’a 100 metrobüs 200 otobüs ekleyeceğiz”
İETT filosunu güçlendirileceğini aktaran Murat Kurum, “Metrobüs ve İETT hatlarıyla ilgili de planlarımız var. 100 metrobüs, 200 otobüs ekleyeceğiz. Silivriye kadar hattımızı uzatıyoruz. Kartal Uğur Mumcu Mahallesi’ndeki vatandaşımız Kadıköy’e gidemiyorsa, Arnavutköy’deki vatandaşımız şehrin içine gidemiyorsa bu sorunlarla ilgileneceğiz. Biz bunu gidermezsek İstanbul artık yaşanamaz hale gelir.” diye konuştu. Otopark sorununa da değinen Kurum, “otopark olmazsa olmazımız. 39 ilçede 250 bin otopark projemiz var. İSPARK’A yüzde 25 indirim yapacağız. 1 Nisan’da hemen ilk Meclis toplantımızda ele alacağız. İlk yarım saat ücretsiz olacak. Yaptığımız her işe bir bakış açısıyla bakıyoruz. Altı otopark üstü park. Allah korusun bir afette toplanma yeri olacak. Helikopter inme yeri olacak. Her işimize bu bakış açısıyla bakmaya çalışıyoruz” dedi.
Kurum, taksi sorununu yüksek teknolojinin de yardımıyla nasıl çözeceklerini, “Öncelikle bütün hizmetleri ‘Dijital İstanbul’ dediğimiz merkezden yöneteceğiz. Bir ayağı da taksiler olacak. Vatandaşımız uygulamadan taksi çağıracaksa, buradan tek sistemden çağıracak. İstanbul taksisi bir marka olacak. Şoförlerimize, önüne gelenin taksicilik yapamayacağız ödül-ceza gibi uygulama getiriyoruz. Puan alan, ödül alan, gerekirse ceza alan bir sistemde olacaklar. Tek merkezden sistemi yöneteceğiz. Taksi ile alakalı çağırmak istiyor, klasik taksi ya da büyük taksi. İşte sürücüsü, hibrit araç, elektrikli araç hepsini görecekler. Aldığınız hizmetten dolayı puanlıyorsunuz. Taksiciyi de çaresiz bırakmayacağız. Onların da yeni araç, kabinli araç talebi var. Eksik taksi plakasıyla ilgili ihaleye çıkacağız. Yeni taksilerimizi İstanbul’un ruhuna, kültürüne uygun bir şekilde taksiyi artırıp taksi sorunu tamamen ortadan kaldıracağız. Taksicilerle de bir araya geldim. Onların da talepleri var. Bir masaya oturacağız ve sorunu bitireceğiz. Maksimum 6 ayda bitiririz. Durakları yenileyeceğiz. Bizim projelerimizin hepsi hazır. Dertli olursanız, dert insanı yollara düşürür ve çalışırsınız. 1 Nisan sabahı çalışmaya başlıyoruz” diye konuştu.
Kurum, ‘Ulaştıran İstanbul’ vizyonunun deniz ayağına ilişkin de, “Deniz ulaşımını da 2 kat artırıyoruz. İstinye’den başlayıp Yenikapı’ya, Boğaz üzerinden Bostancı ile Yenikapı’ya bağlayacağız. Çubuklu’dan ya da Eminönü-Harem hatları, Büyükçekmece de dahil deniz ulaşımını artırmak istiyoruz. Deniz ulaşımı afet yönetiminde de kullanacağımız bir yer. Aktarmalı yolculuklarda, deniz ulaşımı ücretsiz olacak. Teşvik etmek için Boğaz’ın iki yakasına geçeceğimiz hatları deniz ulaşımıyla güçlendireceğiz” ifadelerini kullandı.
“2,33 milyar euro olan borç 5 yılda 4.19 milyar euroya çıktı”
Murat Kurum, belediyenin borcunun artığını söyleyerek. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve yönetimi eleştirdi. İBB’nin öz kaynağının gerilediğine dikkat çeken Kurum, “İlgilenmezseniz, belediyeye hakim olmazsanız, belediye dışında her işle uğraşırsanız iştirakleriniz de zarar eder, vaatlerinizi de yapamazsınız. İSPARK neden zarar eder? Yeni yatırım yok, yeni bir otopark yok. Personel maliyeti var sadece. Nasıl zarar ediyor? Tatilci başkan dediğimizde zoruna gidiyor belki ama böyle. Şehirde düzen olacak. Sokak hayvanı, Scooter hepsinin düzeni olacak. Park yeri cepler olacak. Oralara park edecekler. Onun dışında park edemeyecekler. Bunun düzenlemesi de olacak. Hep söyledikleri aynı, ‘engelleniyoruz, yaptırmadılar.’ Bahane siyasetini 5 yıldır İstanbullular duyuyor. 2,33 milyar avro olan borcu, 4.19 milyar avroya çıkarttılar. Neredeyse 2 kat artmış borç. Koca İSKİ ödeme yapamıyor. 1 litre su kaynağı gelmemiş. Bugün bir vatandaşımız; ‘Bunlar bizi susuz bırakacak’ diyor. Sorsanız ‘engellendik.’ Bu kadar borç nasıl çıktı? Yeşil alan yapmadınız, metroları kapattınız. ‘Başardık’ diyorlar. Evet İstanbul’u mahvetmeyi başardınız. Karşınızda başarısız bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi var. Bütçesi 12 kat artmış, borcu 2 kat artmış. Reklam bütçesi artmış. Devletten yüzde 92’si gelmiş. Devlet para göndermese İstanbul’da çalışan sistem de çalışmaz. Maaş ödeyemez personeline. İstanbul’un öz kaynakları, yani projelerinden ve iştiraklerinden geliri biz verdiğimizde yüzde 30’muş. Yüzde 8’e düşmüş. Sonra ‘parayı nereden bulayım? diyor. Geçmişte yüzde 30 öz geliri olan bir belediye yüzde 8’e düşmüş. Baksanız ‘israfı bitirdik’ diye billboard görüyorsunuz. Personelin yarısı işe girmiş çıkmış. İstanbul’un neresine gitsem İBB mağdurlarıyla karşılaşıyorum. 5 yılda 47 bin işe giriş, 33 bin çıkış. Bazıları emekli, bazıları atılmış. Hafıza yok. Geçmişten gelen tecrübe olur, o yok. Sadece yeni personelle bu kadar iş yapamazsınız. Yeni gelen arkadaşlar, var olan sisteme ayak uydurur. Biz onlar gibi yapamayız. Haksız yere kimseyi atmayız. Sebepsiz yere işten atılan kardeşlerimizi de işe alacağız. Bu tablo her şeyi anlatıyor. İBB neden iş yapmıyor, neden zarar ediyor. Böyle ilgilenmezsen, personeli değiştirseniz böyle olur” dedi.
“Anketlerde 1,5-2 puan öne geçmemizin telaşı var”
Bazı basın organlarında hakkında çıkan haberler için “Şaşırdılar” diyen Murat Kurum, anketlerde öne geçtiği için bu tarz haberlerin yapıldığını söyledi. Kurum, “Böyle bir tablo ile karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. 5 yıldır yaptığımız gibi algı oyunlarıyla İstanbulluların aklını çelsek diye uğraşıyorlar. Muhalif medya da projelerimizi anlatmak yerine karalamak için çabalıyorlar. O medya kuruluşlarına bakın İstanbul’un sorunlarına ilişkin bir tane konu yok. Gündem değiştirme, gündemi farklı yerlere çekme. Peki İstanbul’un sorunları ne olacak? Bu sorunları çözmek için vatandaşın sesi olmak durumunda değil misiniz? Bir merkezden bunu işleyelim. Ne istiyorlarsa söylesinler. Bizim alnımız ak. Hesap veremeyeceğimiz hiçbir şey yok. Siz İstanbul’u konuşmayacaksınız, İstanbul’un dertlerine konu etmeyeceksiniz. 1 Nisan sabahı bu işlere koyulacağız. Ondan sonra siz tatile mi gidersiniz, eş başkanlığa mı geçersiniz o bizi ilgilendirmez. Bu anlayışla çalıştık aynı anlayışla yürüteceğiz. İstanbul’u konuşmasınlar. Bir program bir asırda 130 bin canımız gitti diyorum, sonra asrın felaketinde 53 bin canımız gitti diyorum, oradan cımbızla ‘130 bin kişi ölmüş itiraf etti’ diyorlar. 130 bin kişi vefat etse mutlu mu olacaksınız? Bu nasıl bir anlayış. Farkla kazanacağız. İstanbul’u İstanbullu kardeşlerimizle kazanacağız. 1 Nisan’dan sonra İstanbul’un kardeşi evladı olacağız. İstanbul’u güzel bir geleceğe hazırlayacağız. Anketlerde 1,5 2 puan öne geçtik. Onun telaşı var. ‘Algıyı nasıl çevirsek, ne yapsak’ diye. Belediyenin kasasını boşaltıyorlar. 31 Mart akşamı Saraçhaneye geleceğiz o israfları bir bir soracağız. Hangi siyasi senaryolar üzerinden tezgah yaparlarsa yapsınlar, 31 Mart akşamı geliyoruz. Özgür Bey özgür değil. Eş başkan ne derse onu yürüten bir başkan konumunda. Onlar nasıl istiyorsa, nasıl mutlu oluyorsa öyle davransınlar. Bir aday çıkıyor, terör örgütü elebaşı ittifak işaret ediyor ve sonra aday geri çekiliyor. Başka bir yerde aday çıkartıyorlar sonra geri çekiyorlar. 22 yerde aday göstermiyorlar. Kirli bir ittifak. Onların ne yaptıkları umurumuzda değil. Hangi kapı arkalarında ne çıkarları varsa, bizi ilgilendiren İstanbullunun talepleri. Biz polemiklerin tarafında olmayacağız. İttifaklarının ne olduğunu milletimiz biliyor ve cevabı sandıkta veriyor. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Hanım’a ‘ablam’ diyordu bugün yolunu değiştiriyor. Böyle bir anlayış. Hangi ittifakı kurmak istiyorlarsa yapsınlar, biz İstanbul’un, hizmetin yolundan ayrılmayacağız. Önce İstanbulluların depremle ilgili trafikle ilgili iradeyi ortaya koyacakları bir seçim olacak. İstanbullu kardeşlerimizin feraseti kazanacak. Tüm halkımızla birlikte biz eserlerimizi yapacağız. Onlar eş başkan mı olur ne yapar biz ilgilenmiyoruz. Kendiyle mücadele ediyor. Kendi hallerine bırakıyoruz” ifadelerini kullandı.
“İhtiyaç sahibi emeklilerimizin maaşına ek olarak her ay 2 bin 500 TL ek ödeme yapacağız”
Programda sosyal projelerini de aktaran Kurum, emeklilere, gençlere, kadınlara ve sokak hayvanlarına ilişkin de konuştu. Genç girişimcilere 100 bin TL sermaye desteği vereceklerini söyleyen Kurum, “Üniversite öğrencilerine her yıl 10 bin TL, öğrenci evlerine doğal gaz desteği vereceğiz. Ulaşımda gençlerimize yüzde 40 indirimi bugünkü rakamdan yapacağız. 0-6 yaş, ilköğretim öğrencileri ve tüm öğretmenlerimize ücretiz ulaşım sağlayacağız. İSMEK’te öğrencilerimize yazılım dahil 39 ilçede kursalar olacak. Sanayi, üretim ve teknoloji ile gençleri buluşturacağız. İlk işini kuran kadınlara destek vereceğiz. Dijital İstanbul çatısı altında satışlarına destek vereceğiz. İstanbul’un geleceği için 16 milyon birbirine destek olacak. O yüzden ben her evin evladı, kardeşi olacağım diyorum. Gittiğim her ilde böyle çalıştım. Hangi partili olurlarsa olsunlar bana hep böyle baktılar. Biliyorlar Murat Kurum söylediğini yapar. Şimdi de İstanbul’un 39 ilçesi için böyle çalışacağım. Gençlik merkezi kuracağız. 39 ilçeden temsilciler olacak. Aynısı kadınlarımız için olacak. Gençlerimizin ve kadınlarımızın taleplerini alacağız. Beraber uygulayacağız. 208 üniversiteden iklim temsilcileri seçtik. Kendi içlerinde ekipleri var, bizlere iklim değişikliği ile taleplerini ilettiler. Aldığımız kararları onlarla birlikte uyguluyoruz. Maalesef İstanbul’un sokaklarıyla ilgili güvensizlik hat safhada. Sahipsiz köpeklerle ilgili tedbir alınmamış. 39 ilçeye hayvan bakım merkezleri kuracağız. Sahipsiz hayvanlarımızın bakımlarını tedavilerini kısırlaştırma işlemlerini yapacağız. 2 yakaya rehabilitasyon merkezleriyle kontrol atlına alacağız. Trafik ve deprem konusundaki gibi kontrol altına almazsak sahipsiz hayvan sıkıntısını önce kontrol altına alacağız. Emeklileri ayırmak lazım. Genç yaş, orta yaş ve orta yaş üzeri diye. İhtiyaç sahibi emeklilerimizin maaşına ek olarak her ay 2 bin 500 TL ek ödeme yapacağız. Yaşam merkezlerini emeklilerimize vereceğiz. Vakit geçiriyorlar, sohbet ediyorlar bunların sayısını artıracağız. Yaptıkları ürünlerle ilgili bir pazar kuracağız. Emekli olmuş ama bir işle uğraşmak isteyenler var. İSMEK ile kurslar vereceğiz. İstihdama katkı sağlayacak evinin ekonomisini güçlendirecekler. Kimse kendini yalnız hissetmeyecek. Her bir vatandaşımızın yoldaşı, kardeşi destekçisi olacağız. İBB olarak bu motivasyonla çalışacağız, 31 Mart seçimleri İstanbul’un geleceği adına karar vereceğimiz bir seçim olacak. Milletimize bu sözlerimizi yerine getireceğimi söylüyorum. Geçmişte bunları yapan bir kardeşleriyim. 31 Mart’tan itibaren yine yapacağım” dedi. – İSTANBUL
]]>Dün ABD’de açıklanan ve Fed’in enflasyona ilişkin yakından takip ettiği verilerin başında gelen çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi, ocakta beklentiler dahilinde aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 2,8 arttı. Endeksteki değişim yıllık bazda Mart 2021’den bu yana en düşük artış olarak kayıtlara geçti.
Analistler, yavaşlamaya devam eden ve beklentiler doğrultusunda gelen enflasyon göstergesinin Fed’in yılın ilk yarısında faiz indirimine gidebileceğine ilişkin beklentileri artırdığını ifade etti.
Ayrıca, dün haftalık işsizlik maaşı başvurularının 215 binle tahminleri aştığını anımsatan analistler, bu durumun iş gücü piyasasında yumuşamaya işaret ettiğini söyledi.
Söz konusu verilerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 25 ve haziranda yüzde 70’e yükseldi.
Fed yetkililerinin açıklamaları da takip edilirken, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, son birkaç enflasyon verisinin yüzde 2 hedefine giden yolun inişli çıkışlı olacağını gösterdiğini belirterek, politika faizini yaz döneminde düşürmenin muhtemelen uygun olacağını dile getirdi.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, geçen yıl mal ve iş gücü arzındaki iyileşmelerin bu sene ABD enflasyonunda daha fazla düşüşe zemin hazırladığını söyledi. Goolsbee, ocak ayı kişisel tüketim harcamaları verilerinin bir toparlanmayı gösterse bile bundan anlam çıkarmak için dikkatli olunması gerektiğini savundu.
San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, para politikasının iyi konumda olduğunu ve gerekirse faiz indirebileceklerini belirterek, enflasyonun sıkışabileceğini anlattı.
Cleveland Fed Başkanı Loretta Mester de Bankanın enflasyon konusunda yapması gereken biraz daha iş olduğuna dikkati çekerek, enflasyondaki geçen yılki düşüş hızının bu sene de devam edeceğine güvenemeyeceklerini söyledi.
Öte yandan, Brezilya’nın Sao Paulo kentinde düzenlenen G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’ndan gelecek haber akışı da yatırımcıların odağında bulunuyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, geçen yıl yüzde 2,9 olan G20 ekonomik büyümesinin 2024’te yüzde 2,4’e düşmesini beklediğini bildirdi. Ayrıca, ABD’de federal hükümetin kapanmasını önleyecek geçici bütçe tasarısı da Temsilciler Meclisi ile Senatodan geçerken, yasalaşması için ABD Başkanı Joe Biden’ın imzasına sunulacak.
Enflasyon baskılarının nispeten yavaşladığına işaret eden veriler sonrası, ABD’nin 10 yıllık hazine tahvil faizi dün yaklaşık 10 baz puan düşüşle yüzde 4,23 seviyelerine kadar inerken, günü yüzde 4,25 ile tamamladı. Şu sıralarda ise yatay seyrediyor.
Dolar endeksi dün yüzde 0,2 artışla günü 104,2 seviyesinden kapatmasının ardından, şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 104,1’de bulunuyor.
Yükseliş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan altının ons fiyatı, şu sıralarda yüzde 0,1 yükselişle 2 bin 46 dolardan alıcı buluyor.
Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,3 düşüşle 81,8 dolardan günü tamamlarken, bugün önceki kapanışına göre yüzde 0,4 artışla 82 dolardan işlem görüyor.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,90, S&P 500 endeksi yüzde 0,52 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,12 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise karışık seyir hakim olurken, bugün gözler Avro Bölgesi’nde öncü enflasyon ve bölge genelinde imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verilerine çevrildi.
Bölge merkez bankalarının faiz indirimlerine ne zaman başlayacağına yönelik belirsizlik devam ederken, açıklanan veriler ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya işaret etti.
Dün Almanya’da ocak perakende satışlar aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 1,4 azalış kaydetti. Ülkede öncü enflasyon verileri de şubatta aylık yüzde 0,4 ve yıllık bazda yüzde 2,5 ile beklentilerin altında gerçekleşti.
Öte yandan, Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin gelişmeler ve karşılıklı açıklamalar da gündemin odağındaki yerini koruyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,07, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,44 değer kazanırken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,34 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,11 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında pozitif seyir öne çıkarken, Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda, “Henüz sürdürülebilir ve istikrarlı bir enflasyon hedefine ulaşılacağını öngörecek konumda değiliz.” dedi.
Ueda’nın açıklamalarının ardından piyasalarda BoJ’un yakın zamanda negatif faiz politikasına son verebileceğine yönelik beklentiler ötelenirken, dolar/yen paritesi de yüzde 0,4 artışla 150,4 seviyesine çıktı.
Öte yandan, bölge genelinde açıklanan verilere göre, Japonya’da imalat sanayi PMI şubatta 47,2 ile beklentilere paralelinde gerçekleşirken, işsizlik oranı da yüzde 2,4 ile değişim göstermedi.
Çin’de şubatta imalat sanayi ve bileşik PMI sırasıyla 49,1 ve 50,9 ile tahminler doğrultusunda gelirken, hizmet sektörü PMI 51,4 ile beklentileri aştı. Caixin imalat sanayi PMI ise 50,9 ile öngörüleri geride bıraktı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,2 artışla zirvesini yenilerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,3 değer kazandı. Güney Kore’de ise tatil nedeniyle piyasalarda işlem gerçekleşmedi.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,45 değer kazancıyla 9.193,69 puandan tamamladı.
Dolar/TL, alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 31,2333’ten tamamlamasının ardından, bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,3100 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, bugün Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan’ın, G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nda gerçekleştirecekleri görüşmelere ilişkin haber akışı da yatırımcıların odağında bulunuyor.
Analistler, bugün yurt içi ve dünya genelinde imalat PMI verilerinin yanı sıra Avro Bölgesi’nde öncü enflasyon ve ABD’de Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.250 ve 9.300 seviyelerinin direnç, 9.100 ve 9.000 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, şubat ayı imalat sanayi PMI
12.00 Avro Bölgesi, şubat ayı imalat sanayi PMI
12.30 İngiltere, şubat ayı imalat sanayi PMI
13.00 Avro Bölgesi, şubat ayı TÜFE
13.00 Avro Bölgesi, ocak ayı işsizlik oranı
17.45 ABD, şubat ayı imalat sanayi PMI
18.00 ABD, şubat ayı Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi
]]>Teklifte, TCK’nın 220. ve 314. maddelerini kapsayan ve muhalefet tarafından tepki çeken 10. ve 11. maddeleri Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini müstakil bir suç olarak düzenleniyor.
Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak. Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak. Buna göre de TCK’da belirtilen ‘devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar’ bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
“İŞ CİNAYETLERİ, KADIN CİNAYETLERİ… HİÇBİR ŞEY YOK”
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, getirilen yargı paketinin ‘hayal kırıklığı’ olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Ne iktidarın vaatleri var, ne de kamuoyunun beklentileri karşılandı. Mesela infaz düzenlemesi yok, ehliyet affı yok, çek mağdurlarına ilişkin gelişme yok, disiplin affı yok, kader mağdurlarına ilişkin af beklentisi yok, bu pakette. İş cinayetleri, kadın cinayetleri, sokak cinayetleri ve mafyalara ilişkin onların cezalandırılmasına dair bir şey yok. Anlayacağınız dağ yine fare doğurdu.
Anayasa’ya aykırı torba yasalarla yamalı bohçaya dönen kanunlarımıza bir tanesi daha eklenmiş oldu. Anayasa Komisyonu başta olmak üzere diğer komisyonlarda da görüşülmesi gereken birçok madde yine es geçildi ve yine konunun paydaşlarından görüş alınmadı. Maddelere bakınca Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği maddeleri aynı anlama gelecek halde ama ısrarla iptal gerekçelerini karşılamadan hazırlanmasını gerçekten anlayamıyoruz. ya neyin ısrarı bu? Siz Anayasa’yı, Anayasa Mahkemesi’ni tanımazsanız kimse de sizi tanımaz. Aslında devletin kurumlarının yaptığı bütün işlemlerde tanınmaz ve hepsi de yok hükmüne düşer. Kabile devletinin bile bazı kuralları vardır. Maalesef sayenizde bu koskoca ülkede hiçbir kural, hukuk, yargı hiçbir şey kalmadı. Gerçekten içler acısı durum. Bizler hukukçuyum demekten utanır hale geldik. Ama siz hukuk tanımamazlıktan utanmadınız.
Örneğin Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak değişikliğin kendilerini eleştiren herkesi terörist yaftası yapıştıran bu zihniyetle bir ceza avına dönüşeceğini, yoldan geçen herkesi terör örgütü üyesi olarak yargılatacağını görmek için gerçekten hukukçu olmaya da gerek yok siyasetçi olmaya da gerek yok.”
“BİR GÜN ŞU KÜRSÜ DE ’10 EKİM’ DEDİĞİNİZİ DUYMADIM”
Maddeler üzerine söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk şunları söyledi:
“Yargı paketinin 6. maddesinin birçok boyutu üzerine konuşuldu ama zaten paketteki genel sorunların bir tezahürünü görüyoruz burada da. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımama, arka kapıdan çıkıp ön kapıdan girme bir tür aslında herkese yönelttiğiniz yargısal aktivizm. Ben söz hakkımı başka bir noktada kullanacağım. Dün 28 Şubat’tı ve 28 Şubat üzerine söz alanlar travmalardan söz ettiler, tanklarla göz dağı verilmesinden söz ettiler. İrade gaspından söz ettiler. Her şeyden evvel 28 Şubat’ı ben de bu ülkenin tarihindeki bir utanç sayfası olarak tanımlıyorum. Bu tür modern postmodern neyse… Darbe girişimlerinin mağdurları bu ülkede her zaman sol ve sosyslistler olmuştur. Fakat şubat ayında çok şey oldu. 7 şubat 2016’dan bugüne geçen 7 yıldır tekrar eden bir 28 Şubat… Tanklar mı dediniz, travmamı dediniz elinizi vicdanınıza koyun. Bir gün ‘biz neden bu ülkenin bunca travması içinden bir tek kendi travmalarımızı seçiyoruz, neden başka hiçbir şeyden bahsetmiyoruz’ deyin. Bu ülkede Ankara’nın göbeğinde 2 kilometre ötede 10 Ekim’de 100 insan paramparça edildi. Barış istediği için bir gün şu kürsüde ’10 Ekim’ dediğinizi duymadım. Sonra gelip sizinle bir duygudaşlık kurmamızı bekliyorsunuz.”
“İSTİNAFA RAĞMEN, BASİT BİR İŞ DAVASI İKİ YIL SÜRÜYOR”
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin ise yargının en önemli sorunlarından birinin ‘liyakat’ sorunu olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:
“Liyakat sorunu yargı camiasının en önemli sorunlarından birisidir. Haksız mülakat sistemi maalesef yargı organını tıkayan uygulamalardan birisidir. Sınavlarda yüksek puan alan ancak torpil bulamayan gariban vatandaşın oğlu, kızı sınavlarda eleniyor ama sınavlarda düşük puan alan Ankara’da dayısı olan torpili olan vatandaşın çocukları maalesef haksız bir şekilde sınavları kazanabiliyorlar.
Yargılamaların uzaması yargı sisteminin önemli bir sorunu. Geciken adalet, adalet değildir. Sayın Bakan yardımcım davalar bitmiyor. Yargı sistemini hızlandırmak için İstinaf kurumu getirildi. Allah aşkına basit bir iş davası iki yıl sürüyor. İstinafa gidiyor 2-3 yıl sürüyor. Burada liyakatsiz hakimlerin de yargılamaların uzamasına sebep olmaları önümüzde duruyor. Sadece hukuki değerlendirme gerektiren konularda bile dosyalar bilirkişiye gönderiliyor.”
Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, maddelerin devamının görüşülmesi için Meclis Genel Kurulu’nu 1 Mart’ta tekrar açılmak üzere kapattı.
]]>Kurum, Başakşehir’de bulunan İstanbul Gıda Toptancılar Çarşısı’nda (İGTOT) faaliyet gösteren esnafla bir araya geldi.
Burada konuşan Kurum, riskli konutlarda olduğu gibi esnaf ve iş yerleri için dönüşüm zorunluluğun olduğunu söyledi.
Çarşıdaki toplam 1100 esnafın İstanbul’un ekonomisine ve istihdamına hizmet verdiğini belirten Kurum, “Tesisimiz örnek bir dönüşüm modeliyle, ticari dönüşümün İstanbul Başakşehir’de, 1100 bağımsız bölümünü içeren projesiyle, Avrupa’nın en büyük gıda toptancısı üssü vazifesi görüyor. Aynı zamanda örnek bir dönüşüm projesi olarak gözler önünde.” diye konuştu.
Murat Kurum, İstanbul’un sanayisini depreme karşı korumak zorunda olduklarını dile getirerek, lokomotif şehir İstanbul’un, ekonominin öncü şehri olduğuna değindi.
Kurum, İstanbul’un üretimini devam ettireceklerini aktararak, “İstanbul’un üçüncü çevre yolu güzergahında yeni 6 tane lojistik merkez kuracağız. Bu merkezlerde lojistik ürünlerimizi bağlayacağız. Şehrin içindeki yüzde 25 ağır vasıta trafiğini şehrin çeperlerine, şehrin kuzeyine almış olacağız. Bir taraftan trafiği rahatlatırken diğer taraftan da vatandaşımızın, esnafımızın bu alanda çok daha rahat iş yapmasına imkan sağlayacağız. Bunun için de lojistik merkezlerimizi, lojistik köylerimizi çok çok önemsiyoruz. Yine bu projemizi besleyecek İstanbul Havalimanı’nın hemen yanında bir lojistik liman kuruyoruz. Hem lojistik köylerimizle hem de limanımızla esnafımız, Türkiye’nin her yerine, dünyanın her yerine ticaretini çok daha güçlü bir şekilde yapabilecek.” ifadelerini kullandı.
“CHP belediyeciliği tarafından 5 yıldır ihmal edilenlerin tüm endişelerini biz gidereceğiz”
İBB Başkan adayı Kurum, 1 Nisan’da göreve geldiklerinde İstanbul’daki gıda toptancılarının tüm taleplerini yerine getireceklerini kaydetti.
Kurum, mevcut İBB yönetimin, iş insanlarını ve esnafı ihmal ettiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“CHP belediyeciliği tarafından 5 yıldır ihmal edilen iş insanlarımızın, sanayicilerimizin, esnafımızın, işçi ve emekçi kardeşlerimizin tüm endişelerini biz gidereceğiz. Mevcut İBB yönetimi tarafından İstanbul’un ticaretine, ekonomisine, emekçilerine karşı oluşturulan o çözümsüzlük ortamını gelsin görsünler. Bekledikleri o hizmeti alamadıklarını görecekler. Geriye dönüp baktıklarında 5 yılda İstanbul’da herhangi bir eser üretme, dediklerinin aksine buradaki esnafın huzursuzluğunu, mutsuzluğunu görecekler.”
Murat Kurum, Şahintepeli vatandaşların taleplerini dinledi
Kurum, program çıkışında kendisini bekleyen, Şahintepe Mahallesi’nde oturan vatandaşlarla bir süre görüştü.
Mahalledeki imar planı değişikliği nedeniyle mağduriyet yaşadıklarını aktaran bazı vatandaşların sorularına cevap veren Kurum, “Dört yıl önce Başakşehir’de, Şahintepe’de vatandaşımız bizden ‘Sayın Bakan’ım biz burada parsel bazında, ada bazında dönüşmek istemiyoruz. Bizim parsellerimiz küçük, yeni bir imar planı yapın.’ dedi. Biz de ‘1 yıl içerisinde sizin bu imar planınızı yapacağız’ dedik. Gittik, 1 yıl içerisinde sizin imar planınızı gerçekleştirdik, planlarınızı yaptık, imar uygulamanızı yaptık.” ifadelerini kullandı.
Kurum, imar uygulamasıyla bazı vatandaşların Arnavutköy’e gittiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Sonra ‘kendi mahallesinde, kendi yerinde yaşamak istiyor’ dediler. Sonra o imar uygulamasını yeniledik. Şahintepe’deki vatandaşımızı, sehven de olabilir, hata da olabilir ama Şahintepe’ye getirdik. İmar planı onaylandı. Burada Şahintepe’de, kendi evini, kendi arzusu içerisinde ister kendisi, ister TOKİ’yle, ister belediyeyle, kimle yapmak isterse bunu yapsın istedik. Ondan sonra bu planı yaptık. Bu plan çerçevesinde de imar uygulaması tamamlandı, ilk inşaatlara da başlandı. Belediyemiz orada vatandaşımızla anlaştı. Orada 2 ile 3 parselde Başakşehir, belediye olarak inşaatları yürütüyor. Diğer parsellerde vatandaşımız ister kendisi, ister özel sektörle, ister TOKİ’yle, başkasıyla kimle yapmak isterse özgürdür, serbesttir. Orada evlerin dönüşümünü istiyoruz.”
İmar planındaki kesintinin yeşil alan, okul ve yol için yüzde 26 olduğunu aktaran Kurum, şunları kaydetti:
“Normalde 45’e kadar kesilmesi gereken kesinti yüzde 26 olarak kesildi. O yüzde 26 ile alakalı, okul olsun, yol olsun, kreş olsun diye yapılmış iş. Burada vatandaşımız evini yapmak istiyor, serbesttir arkadaşlar. Başakşehir Belediye Başkanımız burada. Başvuran, imar planına göre kendi inşaatını yapmak isteyen her bir vatandaşımız evini yapabilir. Bu söylediğimin sözü de senedi de benim. Bu hafta sizi Başkan’ım davet edecek, sizlerin taleplerini teker teker dinleyecek. Varsa bir eksik, varsa bir kusur, Başakşehir Belediyesi ve Bakanlığın yapması gereken, hepsini hep beraber not alacağız. O notların üzerinden de bundan önce nasıl söz verip o imar planını biz gerçekleştirdiysek, orada davulla, zurnayla o planı nasıl yaptıysak biz yine aynısını yapacağız. Başkanım Şahintepe’de vatandaşımızı dinleyecek, notları alacak, nerede ne düzenleme yapılması gerekiyorsa beraber takip edeceğiz.”
Vatandaşlar, Kurum’un kendilerini dinlemesi ve sorunlarının çözüleceğini bildirmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Fabrikada çalışanlarla bir araya geldi
Cumhur İttifakı’nın İBB Başkan adayı Murat Kurum, Başakşehir’de kadın çalışanlara istihdam sağlayan, elektrik malzemeleri üreten bir fabrikayı da ziyaret etti.
Fabrikayı gezen Kurum, kadın çalışanları emeklerinden ötürü tebrik etti, fabrikadaki makineleri inceleyerek üretim aşaması hakkında bilgi aldı.
Fabrikanın sevkiyat bölümlerini de gezen Kurum, burada çalışanlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Türkiye’de 17 milyon emeklinin ağır şartlar altında geçimlerini sağlamaya çalıştığını söyledi.
Emeklilerin feryat ettiğini savunan Kaya, “Yeri sıcak, koltukları rahat olan makam sahipleri emeklilerin sesini ve feryatlarını duymazlıktan gelmeye devam ediyor.” diye konuştu.
Emeklilere seslenen Kaya, “Size ‘zam mam yok’ diyenlere karşı ‘zam yoksa oy da yok’ derseniz emin olun tıpış tıpış size bu zamları verirler. Yoksa ’emeklilerimiz sıkıntı çekiyormuş, emeklilerimiz sıkıntı altında’ diyerek hiç kimse sizin şartlarınızı düzeltmez. Çünkü kendi koltukları sallanmadığı müddetçe sizin sancılarınıza bihaber kalmaya devam eder.” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, kamuda yardımcı hizmet sınıfındaki personelin, genel idare hizmetleri sınıfına geçiş yönünde talepleri olduğunu dile getirdi.
Doktora öğretim üyelerinin de ciddi sıkıntısı bulunduğuna işaret eden Usta, “Doçente, profesöre iş güvencesi var, asistana iş güvencesi var fakat doktora öğretim üyelerine bir iş güvencesi yok. Yaklaşık 40 bin civarında bu şekilde insanımız var. Az önce bahsettiğim, yardımcı hizmetler sınıfında da 150 bin kişi vardı. Yani bu sıkıntıların giderilmesi lazım, doktora öğretim üyelerinin de bu mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Erzincan İliç’teki toprak kayması nedeniyle göçük altında kalan işçilere hala ulaşılamadığını anımsatan Usta, şöyle konuştu:
“Maden bizim, zehir ortamında çalışan ve hayatını kaybeden işçi bizim, fakat parayı kazanan, saraydan ihale alan şirketler. Toprak altında kalan işçi yakınının ifade ettiği gibi bizlere kalan şey ölüm, onlara kalan ise altın oldu. Bu adaletsizliğin, bu yanlışın, bu çarpıklığın, bu usulsüzlüğün mutlak suretle giderilmesi lazım.”
MHP’li Akçay, Vergi Haftası ve Muhasebeciler Günü’nü kutladı
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, her yıl şubat ayının son haftasının Vergi Haftası olarak kutlandığını hatırlatarak, Hazine ve Maliye Bakanlığının tüm çalışanlarına teşekkür etti, başarılar diledi.
Hazine ve Maliye Bakanlığının taşra uzmanları ile merkez uzmanları arasında özlük ve maaş farklılıkları bulunduğunu ve bu durumun giderilmesi gerektiğini ifade eden Akçay, denetim ve incelemeye yetkili defterdarlık uzmanlarının, muhasebe denetmenliği unvanına geçişlerinin sağlanmasını istedi.
Akçay, yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlar için görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavı açılması, taşra teşkilatındaki personel eksikliğinin giderilmesi, merkez ve taşra teşkilatına fazla mesai ücreti verilmesi gerektiğini söyledi.
Erkan Akçay, 1 Mart’ın “Muhasebeciler Günü” ve o haftanın da “Muhasebe Haftası” olarak kutlandığını anımsatarak, muhasebeciler ve mali müşavirlerin günü ve haftasını kutladı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 340 kişinin yaralandığı tren kazasına ilişkin davanın bugün duruşması olduğunu belirterek, kazada ölenlerin yakınlarının 6 yıldır adalet mücadelesini sürdürdüğünü kaydetti.
Sanık avukatlarının duruşmalarda mağdurlara ve mağdur yakınlarına yönelik kullandığı dilin çok çirkin olduğunu aktaran Koçyiğit, “Ne demişti sanık avukatlarından biri 25 kişi için, 25 yaşamını yitiren kişi için, ’25 kişi telef oldu’ demişti. Kim, ne telef olur? Mal telef olur ama insanlara ‘telef oldu’ diyecek kadar insanlıktan çıkmış bir yapıyla, bir akılla karşı karşıyayız.” dedi.
Koçyiğit, adalet beklentisini tekrar etmek istediğini dile getirerek, Çorlu’da yaşamanı yitirenlerin ailelerinin ve yaralananların yanında olduklarını anlattı.
“Sokağı bu kadar dertli, bu kadar öfkeli görmedim”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, milletvekillerinin sokağın, yurttaşın sesini Meclis’e taşıması ve Meclisin de sorunlara çözüm bulması gerektiğine dikkati çekerek, 10 günde dolaştığı 6 ilde ağırlıkla emeklilerin yanına gelip sıkıntılarını anlattıklarını söyledi.
Siyasi yaşamı boyunca sokağı bu kadar dertli ve bu kadar öfkeli görmediğini ileri süren Günaydın, “Torununa harçlık verememe bir tarafa, bir ekmek arası dönerin hayaliyle yaşayan, bunu yiyebilse kendini zengin sayabilecek, mutlu sayabilecek milyonlarca emekli var.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere insan onuruna yakışır bir yaşam refahı sağlayamadığını itiraf ettiğini belirten Günaydın, emekliyle çalışanın karşı karşıya getirilmeye çalışıldığını iddia etti.
Emekliye para olmadığının söylendiğini ancak yandaşa rant aktarıldığını savunan Günaydın, “Memleketin emeklisi, çalışanı, genci, kadını 31 Mart’ı bekliyor, bu zulmü kendisine yapandan hesabını sormayı bekliyor.” şeklindeki görüşlerini paylaştı.
AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin de bugünün 29 Şubat ve “artık yıl” olduğunu dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“(Artık) dediğimiz şey o kadar kıymetli bir şey ki zamanın artığından koskoca bir gün ortaya çıkıyor. O yüzden yaptığımız işlerde özellikle zamanı kullanırken bu zamanın da bir kıymeti olduğunu ifade etmek istiyorum, buna Mecliste yaptığımız çalışmalar da dahil. Bu özel gün de doğanların da doğum günlerini bu arada kutluyorum. Dünyaya da kutlu olsun 366. gün.”
Antalya Diplomasi Forumu’nun 1-3 Mart tarihlerinde üçüncüsünün gerçekleştirileceğini bildiren Zengin, 100’ü aşkın ülkeden misafirlerin geleceğini programın Türkiye ve dünyaya fayda getirmesini diledi.
Özlem Zengin, bugün de zamanın, dakikanın, saniyenin kıymetinin bilineceği bir çalışma yapmayı ümit ettiğini söyledi.
]]>Türkiye Sektörel Ekonomi Şurası, TOBB İkiz Kuleler’de, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, ilgili bakanlık temsilcileri ile sektör meclisi başkanlarının katılımıyla düzenlendi.
Hisarcıklıoğlu açılış konuşmasında Şura’nın kamu ile özel sektörü bir araya getiren, sıkıntıların ve önerilerin doğrudan icra makamına iletebildiği çok önemli bir platform olduğunu söyledi.
Önceki şuralarda dile getirdikleri pek çok meselenin, geçmişte çözüme kavuşmuş olmasının çok değerli, çok önemli ve memnuniyet verici olduğunu anlatan Hisarcıklıoğlu, “Şimdi gündeme getireceğimiz konulara da, geçmişte olduğu gibi, çözüm getireceğinize (katılımcılara) inanıyoruz. Zaten bizler için en önemlisi, bugünkü gibi, devletimizi yanımızda görmek. Ekonomide elbette bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Ama enseyi karartmıyor, mücadeleden vazgeçmiyoruz.” diye konuştu.
Hisarcıklıoğlu, ekonomi yönetiminde tecrübeli isimlerin iş başında olmasının kendilerine moral verdiğini, hep birlikte ekonomiyi daha sağlam temellere kavuşturacaklarına inandıklarını ifade etti.
Bugün açıklanan büyüme verisinin de geleceğe dönük umutları artırdığını dile getiren Hisarcıkıoğlu, “Küresel ekonomilerdeki durgunluğa ve asrın deprem felaketine rağmen, Türkiye ekonomisi güçlü seyreden iç tüketimi sayesinde yılın son çeyreğinde de büyümesini sürdürmüş ve 2023 yılını yüzde 4,5 büyüme ile tamamlamıştır.” ifadesini kullandı.
“Vergi sistemini yeni baştan tasarlamalıyız”
Hisarcıklıoğlu, sektör meclisleri başkanlarının en çok talep edilen konuları topladıklarını ve çözüm önerileri hazırladıklarını belirterek, söz konusu önerileri şöyle sıraladı:
“Reel sektör firmalarımız krediye erişimde büyük bir zorluk yaşıyor. Büyümenin bereketi, her kesime yansısın istiyorsak, Kobilerimize destek vermeli, uygun finansman imkanlarına ulaşmalarını sağlamalıyız. İkincisi, her geçen sene daha da karmaşık hale gelen, yatırım ve üretim yapmayı zorlaştıran vergi sistemini yeni baştan tasarlamalıyız. Üçüncüsü, OECD endeksinde, İskandinav ülkeleri dahil en katı işgücü piyasası bizde. Bundan da herkes mustarip. İşverenlerimiz daha fazla istihdam sağlayabilecek. Mevzuatımız adeta bunu caydırır bir halde. Vatandaşlarımızın da daha fazla iş imkanına ulaşmalarına, daha çok kazanmalarına engel çıkarıyor. İstihdamı cezalandıran değil, ödüllendiren bir yaklaşımla çalışma hayatına bakılmalı. Dördüncü olarak, yatırım izin süreçleri çok karmaşık. Üstelik yatırım sürecinde başına ne gelecek, hangi mevzuat değişiklikleriyle, hangi farklı bürokratik yaklaşımlarla karşılaşacak, yatırımcılarımız bunları bilmiyor, öngöremiyor. Bu da yatımların istediğimiz hızda artmasını engelliyor. Bu nedenle, yatırım izinleri ve devlet teşviklerinin tek noktadan takibi ve koordinasyonunu sağlanmalı. Beşincisi de yatırımların önünü açabilmek üzere yatırım yeri sorununu çözmeliyiz.”
“İç Anadolu- Doğu Akdeniz kuşağında yeni bir sanayi havzası planlanmalı”
Sanayi yatırımlarının ülkenin yüzölçümü içindeki paylarına dikkati çeken Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
” Almanya’da yüzde 4, İtalya’da yüzde 2,8, OECD ortalaması bile yüzde 2,4. Bizde ise sadece binde 3. Sanayimiz, küresel rekabette ayakta kalabilmek için, dünyadaki rakiplerinin onda biri kadar bir alanda faaliyet gösteriyor. Sanayi arazilerinin artırılasına ilişkin bir master plan hazırlanmalı ve arsa alımıyla bina inşaatına ilişkin finansman çözümleri geliştirilmeli. Böylece sanayicimiz kısıtlı sermayesini daha verimli alanlarda yatırım yaparak değerlendirmeli. Yine bu kapsamda İç Anadolu-Doğu Akdeniz kuşağında yeni bir sanayi havzası planlanmalı.”
“Bakanlarımızın icracı ve reformcu iş yapma tarzına güveniyoruz”
Hisarcıklıoğlu, geçen yıl “asrın felaketi” olarak kabul edilen çok büyük bir deprem yaşandığını anımsatarak, “Yeni sanayi havzasıyla, bir taraftan Marmara’daki riski azaltabilir, aynı zamanda da yüksek teknolojili ve daha büyük katma değerli yatırımlar için Marmara’da alan açabiliriz.” diye konuştu.
İş dünyası olarak her şeyden önce öngörülebilirlik istediklerinin, geleceğe dair yol haritası beklediklerinin altını çizen Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“İş planları yapmak ve güven içinde ilerlemek üzere, Cumhurbaşkanı Yardımcı’mız Sayın Cevdet Yılmaz’ın liderliğinde hazırlanan Orta Vadeli Program’ın da gayet önemli olduğunu düşünüyoruz. Sağ olsun kendisi de istişareye ve ortak akla her zaman önem veren biri olarak, bu konu da dahil, her zaman bizlerle bir araya geldi, görüş ve önerilerimizi aldı.
Biz; koşmaya, çalışmaya, üretmeye hazırız. Allah’ın izniyle tüm sıkıntıları aşacak, yola devam edeceğiz. Ülkemizi daha güçlü, daha zengin, daha müreffeh yapmak için üretmeyi, emek vermeyi sürdüreceğiz.”
Şura, açılış konuşmalarından sonra basına kapalı devam etti.
]]>ESRA NUR PERVAN
Büro Emekçileri Sendikası (BES) Trabzon Şubesi, Hızırbey Vergi Dairesi önünde vergi adaletsizliği ve taleplerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Şube adına konuşan Ayhan Kanber, “Büro Emekçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Maliye Bakanlığı bir bütün olarak yeniden yapılandırılmalı; bakanlık, maliye emekçilerini Mali Hizmetler sınıfı olarak ayrı bir iş kolu olarak tanımlamalıdır. Maliye emekçileri artık sorunlarına kalıcı çözümler beklemektedir. Bunun için, yoksulluk sınırındaki her türlü kazanç vergilerden arındırılmalı ve gelir vergisi ücret gelirlerinde yüzde 10’a sabitlenmelidir” dedi.
Büro Emekçileri Sendikası üyeleri Trabzon Hızırbey Vergi Dairesi önünde toplanarak vergi eşitsizliği hakkında basın açıklaması yaptı. Topluluk adına konuşan BES Trabzon Şube Başkanı Ayhan Kanber, “Büro Emekçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Maliye Bakanlığı bir bütün olarak yeniden yapılandırılmalı; bakanlık, maliye emekçilerini Mali Hizmetler sınıfı olarak ayrı bir iş kolu olarak tanımlamalıdır. Maliye emekçileri artık sizden sorunlarına kalıcı çözümler beklemektedir. Bunun için, yoksulluk sınırındaki her türlü kazanç vergilerden arındırılmalı ve gelir vergisi ücret gelirlerinde yüzde 10’a sabitlenmelidir” diye konuştu.
“İKTİDAR YARATTIĞI EKONOMİK KRİZLE MAĞDUR ETMİŞTİR”
Ayhan Kanber şunları söyledi:
“Her bütçe döneminde olduğu gibi, 2024 bütçesinin tartışıldığı dönemde de, bütçe hakkının kullanılması ve ön görülen bütçe kaynaklarının toplumun refahını artıracak üretim alanlarına yatırımların yapılması ve yoksulluk sınırının altında, ağırlıkla asgari ücrete yakın, komşu haline getirilen ücret politikasından vazgeçilerek, başta kamu emekçileri ve emeklileri olmak üzere, ekonomik krizin mağduru haline getirilen yoksul kesimlere daha fazla kaynak ayrılması için eylem ve etkinlikler yaptık. Ancak iktidar önceki yıllarda olduğu gibi 2024 bütçesinin tartışıldığı süreçte taleplerimizi yine görmezden gelerek, biz kamu emekçilerini ve emeklilerini bilerek isteyerek yaratmış olduğu ekonomik krizle mağdur ettiği toplum kesimlerini yok saymıştır. Diğer taraftan harcamalar üzerinden alınan, yoksulu zenginle eşitleyen ve vergi adaletsizliğini katmerli hale getiren KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin toplanması, öngörülen vergilerin en büyük dilimini oluşturmaktadır. Her tartışmada örnek gösterilen OECD ülkelerinin ortalaması yüzde 34-35 iken, bizim ülkede yüzde 70’den fazladır. Uzun yıllarıdır dolaylı vergi gelirlerinin bizim ülkede bu kadar yüksek olması biz emekçileri ve toplunun dar gelir gruplarını daha da yoksullaştırmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde her yıl şubat ayının son haftasında ‘vergi geleceğimizdir, vergi önemlidir’ vb. başlıklarla kutlanan vergi haftasında; üretimden uzak, emekçileri, emeklileri ve toplumun geniş yoksul kesimlerini mağdur eden, daha çok vergi gelirlerini faize, ranta, kamu, özel işliğiyle yapılan adrese teslim projelere, savaşa politikalarına yönelik harcanması tartışılmamaktadır.
“VERGİ AFLARININ YARATTIĞI HAKSIZLIKLAR TARTIŞILMAMAKTADIR”
Artık rutin hale gelen vergi aflarının yarattığı haksızlıklar tartışılmamaktadır. Ücretler üzerinden alınan gelir vergisinin düşürülmesi tartışılmamaktadır. OECD ülke ortalamalarının çok üzerinde alınan dolaylı vergilerin yarattığı haksızlık tartışılmamaktadır. Büyük iddialar eşliğinde yapılan yasal değişiklikle Maliye Bakanlığına bağlı özerk kuruluş haline getirilen Gelir İdaresi Başkanlığı merkez birimleri ile başkanlık bünyesinde oluşturulan vergi dairesi başkanlıklarında kariyer/liyakat ilişkisi alt üst olmuş, kurum tarafından yapılan görevde yükselme ve unvan sınavlarında uygulanan mülakat haksızlığının yarattığı sorunlar kurumda kariyer/liyakat ilişkisine tamiri zor tahribatlar yaratmıştır. Diğer taraftan özellikle servis yönetimlerinin neredeyse tamamına yakınının görevlendirmelerle yürütülmesi başta olmak üzere orta kademe yönetimlerde görevlendirmelerin yoğun bir şekilde yapılması, kurum çalışanları arasındaki iş barışını bozmakta ve çalışanların kuruma aidiyet bağını zayıflatmaktadır. Diğer taraftan görevlendirmeleri bu kadar yoğun yapılması, yandaş sendikaların çalışanlar üzerinde yoğun bir mobbing uygulamasına dönüşmüş durumdadır.
“MALİYE EMEKÇİLERİ ARTIK SORUNLARA KALICI ÇÖZÜM BEKLEMEKTEDİR”
Büro Emekçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Maliye Bakanlığı bir bütün olarak yeniden yapılandırılmalı; bakanlık, maliye emekçilerini Mali Hizmetler sınıfı olarak ayrı bir iş kolu olarak tanımlamalıdır. Maliye emekçileri artık sizden sorunlarına kalıcı çözümler beklemektedir. Bunun için, yoksulluk sınırındaki her türlü kazanç vergilerden arındırılmalı ve gelir vergisi ücret gelirlerinde yüzde 10’a sabitlenmelidir. Hane halkının kullandığı temel tüketimi olan mal ve hizmetlerde dolaylı vergi oranı sıfıra indirilmelidir. Kamu emekçilerinin almış oldukları bütün ek ödemeler temel ücrete yansıtılmalıdır. 3600 ek gösterge ayrımsız bütün kamu emekçilerine verilmelidir. Kurumada ilk işe başlamalar dahil olmak üzere yapılacak bütün unvan değişikliği ve görevde yükselme sınavlarında mülakat haksızlığına son verilmelidir. Daha fazla vakit kaybetmeden Hazine ve Maliye Bakanlığı çalışanlarının sorunları birlikte ele alınmalı, gelir/gider, merkez/taşra ayrımına son verilmeli, Hazine ve Maliye Bakanlığı emekçileri Mali Hizmetler Sınıfı altında ayrı bir iş kolu olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Başta servis yönetimleri olmak üzere, orta kademe yöneticiliğinde uygulanan ve artık açık bir kayırmaya dönüşen görevlendirmeler son bulmalı, kurumda kariyer/liyakat esasını temel allan bir yönetim ilişkisine kavuşturulmalıdır. Kurumda yaşanan personel eksikliği hızla tamamlanmalıdır. Emekçilere nitelikli ücretsiz öğlen yemeği, işe geliş gidişlerde servis hizmeti verilmeli, servis imkanının olmadığı yerlerde yol ücreti verilmelidir.”
]]>
İstanbul Adliyesi önünde avukatların tuttuğu Adalet Nöbeti’ni haberleştirmek isteyen basın mensupları engellenerek meydana, merdivenlerin yukarısına, demir kapıların arkasına “süpürüldü”
Can Atalay’ın Arkadaşları/Meslektaşları bugün İstanbul Adliyesi’nde, “İliç Madeni’nin kapatılması, iş cinayetlerinin ve çevre katliamlarının son bulması, hukukun uygulanması ve Can Atalay’ın meclisteki yerini alması için” açıklama yapmak istedi. Adliyenin C Kapı girişi önündeki merdivenlerde açıklama yapmak isteyen avukatlar, polis engeliyle karşılaştı. Adliye meydanında açıklama yapabilecekleri bildirilen avukatlar, bunu kabul etmeyerek C Kapısı önünde açıklama yaptı. Bu sırada avukatların basın açıklamasını görüntülemek isteyen basın mensupları engellendi ve polislerin tabiriyle adliye dışında demir kapıların arkasına “süpürüldü”. Gazeteciler meydana çıkarıldıktan sonra demir kapı kapatıldı, girişleri engellendi. Basın mensupları, demir kapılar ardından görevlerini yapmaya çalıştı. Bir süre demir kapının ardında tutulan basın mensupları, daha sonra adliyeye alındı. Açıklama yapmalarına izin verilmeyen avukatlar da oturma eylemi gerçekleştirdi. Avukatlar, engellemelere karşın açıklamalarını yapmaya devam etti.
“BURADA SOHBET ETMEMİZ YASAKSA KİME ŞİKAYET EDİYORSANIZ EDİN. AÇSIN BAŞSAVCI ODASI GELELİM ORADA SOHBET EDELİM”
Yasağı tanımayan avukatlar, adliyenin işyerleri olduğunu söyleyerek açıklamalarını yapmakta ısrar etti. Oturma eylemi yapan avukatlardan Kemal Aytaç, polis memurların görevlerini yaptıklarını söyleyerek, “Biz de kendi görevimizi yapalım. Onlar da bizim niye burada olduğumuzu biliyorlar. Yıllardır burada basın açıklaması yaptığımızı biliyorlar. Biz zaten burada barışçıl birşekilde oturup sohbet ediyoruz. Basın açıklaması falan da yapmıyoruz. Eğer burada sohbet etmemiz yasaksa kime şikayet ediyorsanız edin. Açsın Başsavcı odası gelelim orada sohbet edelim. Eğer misafir edecekse söyleyin kalkalım orada anlatalım”
“BÜTÜN BUNLAR BİR AVUÇ YABANCI SERMAYE VE TÜRKİYE’DEKİ İŞBİRLİKÇİLERİNİN CEPLERİNİ DOLDURMASI İÇİN”
İliç’te yaşanan maden katliamı için burada olduklarını kaydeden Aytaç, “İliç’te bir cinayet işlendi, bir katliam yaşandı. İşçiler ‘öldü’ demiyorum, işçiler öldürüldü. Çünkü İliç, son 4-5 yıldır bütün çevre örgütleri, bilim insanları tarafından bin defa uyarıldı. Bunlar niye devam etti: Sermaye! Aç gözlü sermaye. Bildiğimiz kadarıyla 9 insanımız orada öldü. Buna rağmen hala siyanürlü maden aramacılığı devam ediyor. Bu vahşi bir yöntem. Bunu yapan Kanadalılar kendi ülkelerinde bu yöntemle altın aramıyor, çıkaramıyor. Topraklarımızın yüzde 10’undan fazlasına ruhsat verilmiş. Dünyada böyle bir ülke yok. Bütün bunlar bir avuç yabancı sermaye ve Türkiye’deki işbirlikçilerinin ceplerini doldurması için. Buna karşı durmayacağız da ne yapacağız” dedi.
Bir başka avukat Muharrem Özay ise şunları söyledi:
“Bugün biz konuşulduğu her yerde olduğu gibi yine hak arayanlar, avukatlar ve emniyet görevlileri olarak. Emniyet görevlileri arkadaşlarımız bizim mesai arkadaşlarımız. Bunlar da bizim gibi mesailerde karakollarda, emniyetteyiz, çay ortağıyız. Aynı çay paylaşıyoruz. Bir polis memurunun yıllar önce söylediği bir şey hala içimde derttir. Demiş ki “Abi dedi çocuk sahibi olamıyoruz. Bağcılar’da oturuyorum. Güneşim yok, havam yok, rüzgarım yok. Çocuğun oynayacağı beş metrekarem yok. Ben nasıl çocuk doğurayım”. Bizim güneşimizin, bizim havamızı, bizim ağaçlarımızı ve bizim sularımızı çalanlar karşımızda. Siz bizim kardeşlerimizsiniz. Bu ülkenin halkı, güneşini, suyunu, taşını, toprağını yitirmekte. Buradaki hukukçular bir şekilde hakkınızı aramakta hepimizin. İliçli ölen 9 kişi sadece 9 kişi değil. Hepimizden 9 kişi. Altın maden işleticiliği, altın madeni hiçbir ülkenin ekonomisine, geleceğine bir katkı üretmiyor. Bir kumar işi, kumar oynanıyor. Ülkenin tarımını güçlendirmiyor, eğitimini güçlendirmiyor, sanayisini güçlendirmiyor. Erzincan İliçli’yım. Erzincanlı ve İliçli olanlardan hicap duyuyorum, utanıyorum. Anagold firması Erzincan’da öyle büyük bir baskı kurdu ki, öyle büyük lobi yaptı ki, öyle büyük bağlantılar kurdu ki, sosyal medyada arılarım ölüyor diyen benim akrabalarımı, köylü akrabalarımı soruşturmalara konu ettiler. Arılarım ölüyor diyenler sizlerin kollarında buraya adalet hakimlerin önüne getirildi. Bu hepimiz için bir utançtır. Hepimizin geleceğinin karartılmasına ilişkin bir hamledir. O yüzden yeni İliçler olmasın. Çevreyi, doğayı katlederek o doğacak çocuğun güneşini alarak yapılamaz, yapılmamalıdır”
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanlığının koordinasyonunda “Yetenek her yerde” temasıyla Eskişehir’de düzenlenen İç Anadolu Bölgesel Kariyer Fuarı’nın (İKAF’24) ikinci gününde “Eğitimde Küresel Ufuklar: Yetenek, Deneyim ve Hedefler” konulu söyleşi gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay’ın moderatörlüğünde Atatürk Kültür ve Sanat Merkezindeki programda gençlerle bir araya gelen İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, iş dünyasında bir çalışanı diğer çalışanın ya da bir başvuruyu diğerinin önüne geçiren faktörlerden birinin dil yetkinliği olduğunu söyledi.
Erdoğan, doktorayı ve akademisyenliği memuriyet kapısı olarak değil, gerçekten ilme talip olan, meraklı, araştırmak isteyen, dünyayı, işleyişi, birçok şeyi anlamak isteyen, insan yetiştirmek isteyenler için tavsiye etti.
İlim Yayma Vakfının üniversite kurmuş bir vakıf özelliği taşıdığını anımsatan Erdoğan, “İki üniversiteyle yönetici olarak doğrudan ilişkimiz var. İlim Yayma Vakfı olsun, TÜGVA olsun birçok öğrenciye burs verme, öğrencilerin konaklama, barınma ihtiyaçlarını giderme çalışmaları yapıyoruz. Onun dışında İlim Yayma Cemiyeti de çok büyük yurt faaliyeti yapan bir derneğimiz, bizim kardeş kuruluşumuz. Öğrencilere yönelik hizmet veren birçok sivil toplum kuruluşuyla vakıf, derneklerle de yakın çalışıyoruz. Sosyal hizmeti gönüllü eliyle yapmak, memur eliyle yapmaktan daha iyidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’de bu düzeyde herhangi bir akademik ödül yok”
Erdoğan, “İlim Yayma Ödülleri”nin, vakıflarının şu anda en önemli projelerinden olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin en büyük akademik ödülünü verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
“2019 yılında ilkini yaptık. 2021 ve 2023 yıllarında da iki yılda bir verdiğimiz bir ödül. 150 Cumhuriyet altınını büyük ödül olarak veriyoruz. Türkiye’de herhangi bir akademik ödül bu düzeyde yok. Bunu neden yapıyoruz? Birincisi, Türkiye’deki akademik çalışmanın kalitesini artırmamız lazım. Biz Türkiye’deki uluslararası yayın sayısı itibarıyla 20 yılda dünyada 22’nci sıradan 16’ncı sıraya gelmişiz ama sayı artarken niteliğin de artmasını gözetmek zorundayız. Onun için iyi olanların ödüllendirilmesi önemli. Türkiye’deki 180 bin civarı akademik personel içinde ‘Daha iyi akademik çalışmaya böylesi büyük ödül veriliyor’ fikrinin yerleşmesi lazım ki insanlar daha iyi akademik çalışma yapmaya özensinler.”
Erdoğan, liselere yönelik de özendirici bazı çalışmalar yapmayı hedeflediklerini aktardı.
İlim Yayma Vakfının 50’nci yılı dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle 40’ı deprem bölgesinde, 10’u İstanbul’da olmak üzere 50 okulda “İlim Yayma Vakfı 50. Yıl Kütüphaneleri” kuracaklarını duyuran Erdoğan, “Bu şekilde de okullara giriyoruz ki İlim Yayma Vakfımızı tanısınlar. İlim Yayma Vakfının, ‘İlim Yayma Ödülleri’ni neden yaptığını görmüş olsunlar. Onları daha fazla yüksek lisans, doktora eğitimine yönelmeye teşvik etmiş olduk.” ifadesini kullandı.
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim”
Katılımcıların sorularını yanıtlayan Erdoğan, her türlü iş kolunda çalışkanlığın çok önemli olduğuna dikkati çekti.
En iyi üniversitenin en iyi bölümünün diplomasının bireyi bir noktaya kadar götürebileceğini ifade eden Erdoğan, “Esas olan iş yerinde çalışkan olmak, yetkinlik sahibi olmak. Geleceğin mesleği, yetkinlik setinizin zenginliği. Ne kadar zengin bir yetkinlik setine sahipsiniz o kadar seçenekleriniz artar, çalıştığınız iş yerinde o kadar öne çıkarsınız, yükselme şansı kazanırsınız.” diye konuştu.
Kültürü korumanın, kimliği korumak anlamı taşıdığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim. Bu kültürel kodlarımızı koruyabilirsek biz Türkiye Cumhuriyeti olarak kalabiliriz. ‘Binlerce yıllık tarihimiz var’ diyebiliriz. Büyük tarihimizdeki isimleri sayabiliriz. Batı’nın istediği, kimsenin tarihi kalmasın. Bugün inanılmaz bir kültürel zenginliğimiz var, inanılmaz bir tarihimiz var. Bizim Osmanlı dediğimiz, Selçuklu dediğimiz yüzlerce yıl hükmettikleri topraklarda insanları birbiriyle kırdırmadan yönetebilen… Hala bakın ne Balkanlar’a ne Güneydoğu Avrupa’ya ne Orta Doğu’ya bu Batı düzeni barış getirebilmiş değil. Soykırımı önleyebilmiş değil Afrika’da. Şu anda Filistin’de soykırımı önleyemiyor zaten, gözümüzün önünde hatta destek oluyorlar.
Her kültürün devamlılığını dünyanın zenginliği için önemli görüyorum ama bizim sanki fazla sorumluluğumuz var. Çünkü dünyada ecdadımız belli zulümleri sonlandırmış, belli yerlere huzur getirmiş. Şu anda da dünyanın buna ihtiyacı var. Dünyada yeniden devam eden adaletsizliklerin, zulümlerin giderilmesini kendine gündem edecek bir kültürel devamlılığa ihtiyaç var. Bu bizim tarihimizde varsa bunu yaşatmak dünya için de çok kıymetli. Onun için bizim kültürümüzü canlı tutup, yaşatıp yeni nesillere aktarma meselesini hayat meselesi olarak görmemiz lazım.”
Erdoğan ve Atay’a Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal tarafından hediye takdim edilmesiyle sona eren söyleşiye, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan ile öğrenciler katıldı.
]]>Bişkek’te düzenlenen Kırgızistan-Türkiye İş Forumu’nun açılışında konuşan Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, hükümet olarak iki ülkenin ilişkilerini geliştirecek yeni fikirlere ve yeni projelere açık ve hazır olduklarını vurguladı. Türk iş adamlarını Kırgızistan’a yatırım yapmaya çağıran Caparov, “Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini Kırgızistan’ın stratejik avantajı olarak değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.
Caparov, Bişkek’te faaliyet gösteren Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi’nin iki ülke ilişkilerinin başarılı gelişiminde örnek teşkil ettiğinin altını çizdi. 2023 yılının ikili ilişkilerde çok faydalı bir yıl olduğunu belirten Caparov, ikili ticaretin istikrarı için Ankara’da Kırgızistan Ticaret Temsilciliğinin açıldığını hatırlattı. Caparov, iki ülke arasındaki ortak ticaret hacminde artış olduğuna dikkati çekerek, Kırgızistan’dan Türkiye’ye ihraç edilen ürünleri sıraladı.
“Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir”
Kırgızistan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Daniyar Amangeldiyev de, Kırgızistan’daki yatırım imkanlarını ve potansiyelini içeren bir sunum yaparak, “Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir” dedi. Amangeldiyev, ülkede büyük projelerin hayata geçirilmesine ilgi gösterdiklerini vurgulayarak, vergi kanununda yapılan düzenlemeleri ve ülkenin vergi muafiyet imkanlarını paylaştı. Kırgızistan’da gelecek vadeden alanların arasında enerji, sanayi, ticaret, turizm ve finansal işbirliği olduğunu belirten Amangeldiyev, Türk iş adamlarından bu sektörleri değerlendirmesini istedi. Amangeldiyev, Türk tarafının “Büyük İpek Yolu” markasının potansiyelini kullanması ve ülkeler arası turistik güzergahları geliştirmesi tavsiyesinde bulundu. Bankacılık sektöründeki hizmetlere değinen Amangeldiyev, “Transfer ve döviz işlemlerinin hızlandırılması amacıyla Türk ticari bankalarının Kırgızistan’da temsilciliklerinin (şubelerinin) açılmasını tavsiye ediyoruz” diye konuştu.
“Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke”
Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, 2024 yılının Türkiye ile Kırgızistan arasındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinde önemli aşama kaydedilen bir yıl olmasını istediklerini ve Türkiye olarak bu hedefe ulaşmak için gayret gösterdiklerini belirtti. Doğan, “Kırgızistan bizim dost ve kardeş ülkemizdir” dedi.
Kırgızistan yönetiminin yatırımcının yanında olduğunu vurgulayan Doğan, “Lütfen bu fırsatı kullanınız. Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke. Yatırımcıların bunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Kırgızistan’a sizleri davet ediyorum” diye konuştu.
Doğan, “Ben Kırgızistan’da yaklaşık üç senedir görev yapıyorum. Kırgızistan hükümeti de yaklaşık üç yıldır görev yapıyor. Bu dönemde iş dünyasının çözülmeyen sorununu görmedim. Kırgızistan hükümetinin yardımcı olmadığı bir konu görmedim. Bunları iş dünyamızın dikkatine sunmak istiyorum” ifadelerini kullandı.
Kırgızistan’ın Bolu Fahri Konsolosu Atillahan Kurt, Kırgızistan-Türkiye iş birliğine değinerek, Türk Devletler Teşkilatı’nda Kubanychbek Omuralıyev genel sekreterliğinde yapılan çalışmalara dikkat çekti. Kurt, Türkiye’nin ve Türk Dünyası’nın ekonomik birliğinin önemini vurguladı.
Basına açık toplantıda Kırgızistan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Daniyar, Türkiye’den gelen heyete ekonomik iş birliği açısından değerlendirilecek yatırım fırsatlarını tanıttı.
Öte yandan Türkiye’den iş adamları heyeti, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov adına düzenlenen yemekte buluştu. Yemeğe temsilen Kırgizistan Başbakanının birinci yardımcısı katıldı. Programın ikinci günü Kırgızistan Başbakanı Muhammedkalıy Abılgaziyev, Ticaret ve Ekonomi Bakanı Daniyar Amangeldiev, Sağlık Bakanı, Türkiye’nin Kırgızistan Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçilisi Ruslan Kazakbaev’i temsilen elçilik çalışanları ve bazı akademisyenlerin katılımı ile Kırgız Milli Şenlikleri düzenlendi. – BİŞKEK
]]>Türkiye ekonomisi geçen yıl yüzde 4,5, 2023’ün son çeyreğinde de yüzde 4 büyüme kaydetti. Türkiye, 2023’ün son çeyreğinde, yıllık bazda, ekonomik büyüme verisi açıklanan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne (OECD) üye ülkeler arasında ikinci, G20 ülkeleri arasında üçüncü ülke oldu.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, GSYH sonuçlarına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İş dünyası olarak, yılın son çeyreğinde büyümenin yüzde 4,0 gerçekleşerek, yılın tamamında Orta Vadeli Program’da öngörülen yüzde 4,4’ün üzerinde, yüzde 4,5 olarak gerçekleşmesini memnuniyetle karşılıyoruz.” dedi.
Olpak, 2023 yılının pek çok açıdan zorlu bir yıl olduğunu ifade ederek, jeopolitik gelişmelerin dünya ekonomisi ve küresel ticaret üzerindeki olumsuz etkileri ile düşük küresel büyüme oranlarının gerçekleştiğini belirtti.
Türkiye’nin 2023 yılı büyüme performansı açısından hedef büyüme oranının aşılması ve büyüme istikrarının korunmasının değerli bir kazanım olduğunu vurgulayan Olpak, “Sektörel olarak değerlendirdiğimizde ise tarım sektöründeki ufak daralma dışında her sektörün büyümeye pozitif katkı verdiğini görüyoruz. Sanayideki büyümenin yüzde 0,8 artmasını da dikkatli okumalıyız. Çünkü sanayimizdeki ivme, ihracatımızın artışıyla da doğrudan etkilidir.” değerlendirmelerinde bulundu.
Olpak, şunları kaydetti:
“Sonuçları yıllık olarak değerlendirdiğimizde, ihracatımızın özellikle 2023’ün ilk yarısında küresel ekonomideki gelişmelere bağlı olarak negatif katkı vermesiyle, yılın ikinci yarısındaki toparlanmaya rağmen yılın tamamında büyümeye negatif katkı veren tek kalem olduğunu görüyoruz. 2024 yılına da yine küresel zorluklarla mücadele ederek başladık. Elbette yurt içinde finansal istikrarı sağlayarak, yatırım, üretim ve ihracatı artırma odaklı politikaların uygulanmasına devam etmek önemli. Özellikle küresel büyümenin yavaş seyrettiği bir ortamda ihracatımızın büyümeye daha fazla katkı sağlaması açısından, sanayi sektöründeki büyümenin bu dönemde daha fazla ön plana çıkması gerektiğini düşünüyoruz.”
“Türkiye üretim ve ihracata dönüşecek yatırımlarla büyüdü”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de büyümede yaşanan bu istikrarın son derece değerli olduğunu belirtti.
Gültepe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak gibi büyük bir hedef olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak en büyük hedefimiz, ülkemizin küresel ihracat liginde de ilk 10 ülke arasında yer alması. 2023 yılında büyüme rakamlarının detaylarını iyi okumamız gerekiyor. Büyümenin çok önemli bir bölümü makine ve teçhizat yatırımlarından geldi. Bu yatırımları, yakın gelecekte daha çok üretimin ve daha çok ihracatın müjdecisi olarak değerlendiriyoruz. Diğer yandan ihracatın büyümeye katkısında bir miktar gerileme var. Bu durum da dış talepte daralma ve rekabetçilik kaybına işaret ediyor.
Bu iki rakamı birlikte okuduğumuzda, sanayicinin yatırım iştahının yüksek olduğunu ancak rekabetçilik noktasında yaşanan gerilemenin ihracatı olumsuz etkilediğini görüyoruz. Bu yatırımların artmasında, önceki yıllarda rekabetçilikte kazandığımız güçlü rüzgarın bir etkisi var. 2024 yılında küresel talep noktasında önemli artışlar bekleniyor. İhracat ailesi olarak ülkemizde üretim, yatırım ve istihdamın dinamosu olmaya devam edeceğiz.”
“Büyüme oranları 2024 yılı için çok büyük bir motivasyon kaynağı olacak”
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da milli ekonominin pozitif büyüme eğilimini üst üste 14’üncü çeyreğe taşıyarak “Türkiye Yüzyılı” iddiasına yaraşır bir başlangıç yaptığını söyledi.
Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yanı sıra mayıs ayında yapılan iki büyük seçim sürecinin getirdiği belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin göstermiş olduğu bu performansın takdire şayan bir gelişme olduğunu dile getiren Asmalı, şöyle devam etti:
“MÜSİAD olarak, söz konusu büyüme oranlarının 2024 yılı için de çok büyük bir motivasyon kaynağı olacağına inanıyor, ülke ekonomimizin üretim, ihracat ve istihdam odaklı büyüme sürecinin devam edeceğine olan inancımızı yineliyoruz. Makro-finansal dengelenme bağlamında Türkiye ekonomisi için oldukça önemli ve başarılı bir dönem olarak geride kalan 2023’ün ardından Türkiye ekonomisi; enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürme, kurda istikrarı sağlama, kamu mali dengeleri ve dış ticarette sürdürülebilirliğe ulaşma hedeflerine adım adım yaklaşmayı sürdürecektir.”
“OVP hedefinin aşılması pozitif bir gelişme”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de büyümenin 14 çeyrektir sürmesi ve 2023’te yüzde 4,5 ile OVP hedefinin aşılmasının pozitif bir gelişme olduğunu ifade ederek, “2023’te tüketimin katkısı öne çıkarken, iş dünyası olarak 2024’ün katma değerli dış taleple fark oluşturacak bir yıl olması için çalışacağız. Öte yandan, yatırımların artması ve tarımsal üretime yeni bir soluk getirmek için de daha çok gayret etmeliyiz.” dedi.
“Ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır”
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın da Türkiye’nin kesintisiz bir şekilde 14 çeyrektir ekonomisini büyütmesinin büyük bir başarı olduğunu ifade ederek, kamu maliyesindeki tasarrufun etkilerinin son çeyrekte görülmesinin gayet memnuniyet verici olduğunu kaydetti.
Gelişmiş ülkelerde teknik resesyonun konuşulduğunu aktaran Aydın, “Rotamız, OVP hedeflerinden sapmadan üretimle büyüyen kalıcı sürdürebilir bir ekonomik büyümedir. Özellikle son çeyrekte kamu maliyesinde görülen harcamalarda tasarruf tedbirlerine uyulduğunu görmek OVP hedeflerine de uygun gösterilmektedir. Bu aynı zamanda kredi derecelendirme kuruluşlarının da dikkatlerinden kaçmayacak ve ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır.” diye konuştu.
“Gelecek için umut verici”
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz da küresel ekonomilerde yön arayışının sürdüğü ve zayıflama beklentisinin olduğu bir süreçte, Türkiye ekonomisinin 2023 yılının tamamında gösterdiği yüzde 4,5’lik büyüme performansının gelecek için umut verici olduğunu ve önemli bir başarıya imza atıldığını söyledi.
Küresel ticarette yaşanan olumsuzluklardan, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan, ABD, Çin ve AB ekonomilerindeki zayıflıklardan bahseden Kopuz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tüm olumsuzluklara rağmen 2024 için Türkiye olarak OVP hedefimiz olan yüzde 4 büyüme hedefimizde bir bozulma olmayacağını düşünüyoruz. 2023 yılında elde edilen bu güçlü büyüme oranı, küresel piyasalarda faizlerin düşeceği ve yatırım iştahının artacağını umduğumuz bir sürece daha güçlü girmemizi sağlayacaktır. Bu noktada fiyat istikrarına karşı uygulanan sıkılaştırıcı politika adımlarını ekonomik aktiviteye ve istihdama halel gelmeyecek şekilde sürdürülmesi önem arz ediyor.”
]]>Belediye Başkanı ve AK Parti Belediye Başkan Adayı Şükrü Başdeğirmen, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Isparta İl Başkanı Hasan Ali Kınacı ve yönetim kurulu üyeleri ile iş insanlarını ziyaret etti. Ziyarette Başkan Başdeğirmen, şehre kazandırdıkları yatırımlardan bahsederken, Isparta’nın ekonomisinin daha da geliştirilmesi için iş insanlarıyla karşılıklı görüş alışverişinde bulundu.
Belediye Başkanı ve AK Parti Belediye Başkan Adayı Başdeğirmen, yeni göreve getirilen ASKON Isparta İl Başkanı Hasan Ali Kınacı ve yönetimine görevlerinin hayırlı olmasını diledi. Başkan Başdeğirmen, sivil toplum kuruluşlarının şehre ne kadar faydalı olduğunun bilincinde olduklarını belirterek, “Ticaret ve Sanayi Odası kökenli bir kişi olarak bu tür meslek kuruluşlarının şehre kazandırdığı birçok kazancın nerelere geldiğini biliyorum. Sizlerle birlikte o projeleri üretmek, şehre katkı sağlayacak her türlü çalışmada bulunmak bizleri son derece memnun etmiştir. Belediye olarak daha çok proje üretme imkanımız var. Sizlerin üreteceği projeler bize yön verecektir. Buralarda görev alırken şehrimize hizmet etmek amacındayız. Bu amacı hep birlikte yapmak bizim için büyük bir onur olur. Sizlere her zaman kapımız açık. Projelerinizi değerlendirip şehrimize kazandıracağımızı belirtmek istiyorum. İstişare edebilmek çok önemli. Önümüzdeki sezonda hep beraber dolu dolu bir dönem yaşayalım” ifadelerinde bulundu.
Pandemiden geriye kalan 2,5 yılda şehre güzel hizmetler kazandırdıklarına değinen Belediye Başkanı ve AK Parti Belediye Başkan Adayı Şükrü Başdeğirmen, yapılan çalışmaların Türkiye’ye örnek olduğunu söyledi. Başkan Başdeğirmen, “ITKM 25 yıldır şehir olarak rahatsız olduğumuz bir konuydu. Halledilebilecek bir konuymuş biz 1,5 yılda tamamladık. Şu an orada bin 800 kişi çalışıyor. Birileri ‘istihdam sağlayacağım, fabrika kuracağım’ diyor. İstihdam işte bu. Belediye olarak fabrika kuramıyoruz. Kanun buna müsaade etmiyor. ISBAŞ, maden arazisi belediyeye ait olduğu için kurulabildi. Ham maddeyi mamule çevirme yetkisi verildi orada. Ama bugün bir tekstil veya farklı fabrikalar kurmayız. Buna müsaade edilmiyor. İstihdam artıracaksak belediye hizmetleriyle artırmamız lazım. Eski adıyla ITKM yeni adıyla Isparta Meydan AVM’de bin 800 çalışan var. Belki bir o kadar da tedarikçileriyle oraya gidip gelene katkı var” görüşlerinde bulundu.
ASKON Isparta İl Başkanı Hasan Ali Kınacı, 2019 yerel seçimleri öncesinde Başkan Başdeğirmen’le birlikte bir düğünde şahitlik yaptığını belirterek, “O düğünde Şükrü ağabeyime hayırlı olsun demiştim. Kendisi de ‘öyle mi diyorsun’ dedi, öyle diyorum dedim. Şimdi yine söylüyorum, hayırlı olsun” şeklinde konuştu. Başdeğirmen, “Arzumuz hizmetlerimizin çok daha iyilerini yapabilmek” dedi. – ISPARTA
]]>Eskişehir’de Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonunda Anadolu Üniversitesi ev sahipliğinde, Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde organize edilen İç Anadolu Kariyer Fuarı’ndaki (İKAF’24) söyleşiye katılan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, öğrencilerle bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşide, kendi akademik kariyeri ve iş hayatı hakkında konuşan Erdoğan, gençlere tavsiyelerde bulundu.
“Toplumun, teyakkuzda, bilinçli olması gerekir”
Söyleşide darbeler konusunda toplumun bilinçli olması gerektiğini söyleyen Necmeddin Bilal Erdoğan, “27 Mayıs, 28 Şubat, 15 Temmuz’lar büyük mağduriyetleri doğuruyor. Halkın belli kesimlerini, belli kesimlerinden daha mağdur ediyor. Farklı darbelerde farklı profiller görüyoruz. Böyle şeylerin olmaması için de bunların nasıl olduğunun, nelere mal olduğunun bilinmesi gerekiyor. Türkiye’nin darbeler tarihini, yakın tarihini hatta Osmanlı’nın Yeniçeri isyanlarına varıncaya kadarını bilmek lazım. Hani Türkiye’de biri çıksa, ‘deprem olmayacak’ dese bu ne kadar bence yanlış ise Türkiye’de asla darbe olmaz demek de yanlış. Bunun olmaması için toplumun, teyakkuzda, bilinçli olması gerekir. Bir deprem olursa ne yapacağımız veya bundan daha az etkilenmek için nasıl hazırlanmamız gerektiği konusunda bilinçli olmamız gerektiği gibi. 28 Şubat 1997 post modern darbe dedikleri süreçten sonraki dönemde Türkiye’de daha çok dindar kesim hedef alındı. Kur’an kurslarına 15 yaşından küçüklerinin alınması yasaklandı. Bunun dışında dün Milli Eğitim Bakanımız da konuşmasında örneklerini de verdi. Mesela bir imam hatip lisesinde bir öğretmen, yurtta öğrencileri sabah namazına kaldırdığı için meslekten ihraç edildi. Aynı zamanda imam hatip mezunlarının üniversitelere girişinin önünü çok zorlaştıran, kapatan bir kat sayı sistemi getirildi. Burada aslında tek gaye imam hatip mezununun sadece ilahiyata girebilmesiydi. Diğer bölümlere girerken 30-40 puan geride kalmak zorunda kalıyor” dedi.
“22 yaşında evlendiğim için çok mutluyum”
Erken evlilik tavsiyesinde bulunan Bilal Erdoğan, şöyle devam etti:
“Masterımın birinci yılının yazında Allah nasip etti, yuva kurdum, evlendim. 22 yaşındaydım. 22 yaşında evlendiğim için çok mutluyum bu arada. Sizlere de gecikmeden evlenmenizi öneriyorum. Ben bu konuları daha küçük gruplarda öğrenci arkadaşlarımızla, genç arkadaşlarla konuştuğumuz zaman şu tür reaksiyonlarla karşılaşıyorum, ‘Hocam, Bilal abi, Başkanım. Haklısınız, biz de istiyoruz ama ailelerimiz izin vermiyor ki veya nasıl geçineceğiz ki.’ İşte bizimkiler diyor ki, ‘Üniversiteyi bitir, askerliğini yap, bir işe gir, ondan sonra olur.’ İşte bizimkiler diyor ki, ‘Evleneceğin kişi üniversiteyi bitirmiş, askerliğini yapmış, bir işe girmiş birisi mi, bakalım kim?’ Böyle engellerle yuva kurmayı zorlaştıran bir kültür oluştu maalesef ebeveynlerde. Bizim normalde Türk geleneğinde var. Bizim inancımıza göre böyle bir şey var. Orta Asya’da kıl çadırlarda yaşadığımız dönemde nasıl yaşadığımızı araştıracak olursanız yuva kurmanın zorlaştırılmadığını görürsünüz. Bizim inancımıza göre Peygamber efendimizin bize öğrettiğine baktığınız zaman da zorlaştırılmadığını görürsünüz. Nasıl geçineceğiz diyenlere de diyorum ki sen şimdi öğrenci halinle zorlanmıyor musun? Zorlanıyorsun. Bir kişi yerine iki kişi zorlanarak evlilik hayatını kuracaklar. Yani sonuçta işte sanıyor musunuz ki iş sahibi olunca, askerliği bitirince ondan sonra her şey çok kolay oluyor. Hayır, bu evlilik zaten bir sorumluluk gerektiren, insanı aynı zamanda olgunlaştırmaya zorlayan ama insanı da geliştiren, terbiye eden önemli bir kurum. Ama bir yandan da muhabbeti hayatınızda kurumsallaştırıyorsunuz, kalıcı kılmaya çalışıyorsunuz.”
“Ne olacak bu futbolun hali”
Türkiye’deki futbolun gidişatını da yorumlayan Necmeddin Bilal Erdoğan ilginç bir öneride bulunarak, “Fenerbahçeliyim, Cumhurbaşkanımız da Fenerbahçeli. Çocuklarımız da sağ olsunlar Fenerbahçeli. Biliyorsunuz futbolcu çocuğuyuz. 15 sene amatör futbol oynamış. Seyretmeyi seviyorum. Ama bu düzende bu nereye gider bilmiyorum. Ne olacak bu futbolun hali; kötü, çok kötü. Benim çözüm önerim şöyle: 3 sene futbolu kapatalım. 3 sene kapattık, ondan sonra 3 sene sonra açtığımız zaman önceden futbolda bir şekilde görev alan kimseye bir daha görev vermeyelim. Tamamen futbolu kapatıp 3 sene sonra yeniden açarsak belki yani belki. Ama insanlar yani ego tatmini için, işte şöhret olmak için futbolda yöneticilik yapıyorlar. Spor medyası diye bir şey var ki futbola faydadan çok zararı var zaten başlı başına. Spor yorumcusunun masum bir şekilde yorumlama şansı yok. Spekülatif olman lazım, hakaret etmen lazım istisna yapman lazım yani dolayısıyla böyle bir ortamda. Ama sadece Türkiye’de böyle değil. Türkiye belki bugün uç örneklerinden bir tanesi. Ama gerçekten hani futbolun ana ülkesi olan İngiltere’de de mesela böyle şeyler, İtalya’da da var. İnşallah daha iyi günlerinde görürüz. Yani bununla da ne sportif başarı geliyor, ne de keyif veren bir futbol geliyor. Onun için geleneksel sporlarda aslında bir kültür ihyası çalışması yapmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Programa, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekilli Prof. Dr. Ayşen Gürcan, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal ve öğrenciler katıldı.
Söyleşi bitişinde Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan’a teşekkür ederek hediye takdiminde bulundu. – ESKİŞEHİR
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Eyüpsultan Akşemsettin ve Çırçır mahallelerinde 561 yapı, 720 bağımsız birimde oturan toplam 588 hak sahibini, aileleriyle birlikte depreme dayanıklı konutlarına kavuşturacak projenin temelini attı. “Gençliğimizin, enerjimizin ve cesaretimizin eksilmeden büyüdüğünü de herkese hatırlatmak isterim” diyen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı hedef aldı. İmamoğlu “Yetki sahibi vatandaşlarımız, bize sadece geçici yetki verirler. 5 yıllık yetki verir. Hani birine kalsa, her şeyi kendi çatısı altına toplayacak ya… Her şeyi ona verirseniz, hizmet gelirmiş. Her şeyi ona verirseniz var ya, bu milleti mahveder, mahveder. İyi ki biz varız. Böyle bir anlayış olabilir mi? Her yetkiyi ona verin. Muhtarlarımız; toplayın çantanızı pılınızı pırtınızı, evinize gidin. Başka belediye başkanı da olmasın. Her şey onun olsun. İstanbul da onun olsun. Bütün memleket de onun olsun” dedi.
Eyüpsultan’a bağlı, Akşemsettin ve Çırçır mahalleleri sınırları içerisinde yer alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) mülkiyetindeki iki parsel, 5 Şubat 2018’de, Bakanlar Kurulu kararıyla riskli alan ilan edildi. İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı; kurum iştirakleri KİPTAŞ, İstanbul İmar A.Ş. ve BİMTAŞ’la iş birliği yaparak 561 yapı, 720 bağımsız birim ve 588 hak sahibinden oluşan, çarpık yapılaşma ve mülkiyet probleminin olduğu alanda çalışmalara başladı. Hak sahipleri ve konunun paydaşları arasında kurulan ortak masalarda, sorunlara çözüm üretildi. Akşemsettin ve Çırçır mahallelerinin kentsel dönüşümü için düzenlenen temel atma töreni; CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Parti Meclisi üyesi Mahir Yüksel, CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Mithat Bülent Özmen, CHP Zeytinburnu Belediye Başkan adayı Onur Soytürk ve hak sahibi vatandaşların katılımlarıyla gerçekleştirildi.
Konuşmasının başında, yerel seçimler için Eyüpsultan’da Özmen ve Zeytinburnu’nda da Soytürk destek isteyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“HER ADAY ARKADAŞIMIZIN BİRİNCİ SIRADA KONUSU KENTSEL DÖNÜŞÜM: Özellikle bu dönem her bir aday arkadaşımızın, birinci sıra bazı ilçelerde çok özenle birinci sıra konusu olan kentsel dönüşüm meselesine tereddütsüz güçlü masalar kurarak, güçlü aktörlerle iş birliği yaparak İstanbul’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilçe belediyesi uyumunu maksimum seviyeye çıkartarak İstanbul’daki bu güçlü seferberliğin önemli bireyleri olma konusunda yola çıkan aday arkadaşlarım. Bugün Zeytinburnu’nda aday olan ve bu kentsel dönüşüm süreçlerinde de aktör olmuş değerli bir yöneticimizdi sevgili Onur Soytürk Zeytinburnu’nda aramızda kendisine de katıldığı için teşekkür ederim. Tabi Eyüpsultan bu kentsel dönüşüm meselesinde aynen Zeytinburnu’nda olduğu gibi ki alanları itibariyle ve de çözüme kavuşması konusunda geçmişten bugüne komşu birkaç ilçenin de etkin süreçlerinin işletildiği ve ne yazık ki büyük oranda mağduriyetlerin konuşulduğu ama biz bu dönem en üst seviyede tuttuğumuz şeffaflık ve masada mutlak bireylerin, vatandaşların hak ve hukuklarının korunmasını ön planda tutan bir süreçle ileri taşıdığımız bu dönüşüm sürecinin en önemli ilçelerinden birisi olan Eyüpsultan’da bizim güçlü kuruluşumuz İGDAŞ’ı yönetmiş ve bu dönemde etkin bir biçimde Eyüpsultan ilçemizde çalışmalarını sürdüren yönetici ciddiye ciddiyetiyle devlet adamı duruşuyla gerçekten Eyüpsultanlı hemşehrilerime özenli bir yöneticilik sunacağına yürekten inandığım Mithat Bülent Özmen’i davet ediyorum ona da başarılar diliyorum. Buradan Eyüpsultanlı hemşerilerimden Bülent Bey’i yalnız bırakmayacaklarına yürekten inanıyorum.
KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN SAHTESİNİ DE YAPIYORLAR: Bugün gerçek bir kentsel dönüşüm projesine imza atıyoruz. Gerçek diye üstüne basa basa vurguluyorum. Çünkü kentsel dönüşümün sahtesini de yapıyorlar. Bu sahtesi meselesi önemli. Her ne kadar birazcık esprili gibi olsa da ne yazık ki kısmen bu sahte meselesini vatandaşlarımıza yaşatıyorlar. Kimin yaptığını aslında siz çok iyi biliyorsunuz. Gerçek kentsel dönüşüm insanları güvende hissettirir. Huzurlu ve mutlu eder. Evet sahte kentsel dönüşüm ise insanları mağdur eder. İstanbul’un deprem gibi çok önemli bir sorunu var bunu hepimiz biliyoruz. Şunu da söylemem gerekir, tabii bu sorun çözümlerinden birisi olması gereken kentsel dönüşümün bu şehirde bu arkadaşlar yüzünden kendisi de bir soruna dönüştü. Yani kentsel dönüşüm deyince bir sorun yumağı hissediliyor. Bunun sebepleri var, eğer sahte işler yaparsanız, insanları aldatırsanız insanlara kentsel dönüşüm diyen sadece İstanbul’un özellikle göz önünde bulunan Marmara kıyıları, deniz kıyılarını lüks konutlarla yığın haline getirirseniz, Fikirtepe gibi çok kötü bir talihsizliği yaşatırsanız işte kentsel dönüşüm adı altında yaptıkları insanları ne yazık ki kentsel dönüşümden soğutur ve bir nevi illallah dedirtir. Olayın özeti budur.
DEPREM TOPLANMA ALANLARI İMARA AÇTILAR. BİR NEVİ VATANDAŞI SIRTINDAN HANÇERLEDİLER: Plansız, programsız çalıştıkları, vatandaşın halinden anlamadıkları için büyük mağduriyetlere yol açtılar. Bu süreç böyle işledi. İstanbulluları evlerinden semtlerinden ettiler ve bir rant mücadelesi, bir rant kavgası, bir rant müzakeresine döndü. Bu yarım kalmış projelerle evsiz bırakılan insanlara dönüştü. Bina bazlı yerinde dönüşümde vatandaşla müteahhidi baş başa bıraktılar. Bu konuda yaşanan büyük sorunları sadece seyrettiler. Biz biliyoruz bu milletten yıllarca deprem vergileri alındı hem de milyarlarca dolar. Vatandaş sesini çıkaramadı her şeye rağmen hükümetine, belediyesine güvenen insanlar, bu güvenlerinde ne yazık ki sıkıntı gördüler. Ama onlar bu güveni iyi yönetemediler. Vatandaşı bir nevi kapalı devre bir ortam yönettikleri için yalnız bıraktılar ve çaresiz bıraktılar. Bakın deprem toplanma alanlarını imara açtılar. Bir nevi vatandaşı sırtından hançerlediler. Vatandaşa ihtiyacı olan konutları yapmak yerine az önce söylediğim gibi hala rezerv alan ilan ettikleri askeri alanlarda yüzde 85 üzerinde oranda lüks konut üretiyorlar rezidanslar üretiyorlar. Yine o rezerv alan dedikleri alanları çarçur erenem vatandaşı sırtından hançerlediler. Vatandaşın kentsel dönüşüm adı altında bunca ihanete imza atan insanlara asla inancı olacağını ben düşünmüyorum.
İNSANLARA 650 BİN KONUT YAPACAĞIZ YALANINI SÖYLÜYORLAR. YÜZÜ KIZARMADAN İFADE EDEBİLİYORLAR: Düşünün seçime giderken hala insanlara düşünsenize 650 bin konut yapacağız yalanını söylüyorlar. Bunu da gerçekten yüzü kızarmadan ifade edebiliyor. 650 binin rakamsal değeri maaş ödemese, hiçbir yatırım yapmasa metroya ona buna para harcamazsa bu şehrin beş altı yıllık bütün parasını harcasa yine 650 bin konutu yapamaz. O bakımdan gerçeklerle yalanları ayırt etmek isteyen sadece inanın vatandaşlarımıza sesleniyorum. Tuzla’ya baksa gerçeği bütün açıklığıyla görür ve Tuzla’da 2019 yılında duyurulan bir TOKİ projesinde temelini de 2021 yılında ancak atabildiler ki hemen yanı başında biz de KİPTAŞ aracılığıyla 2021 yılında bir konut projesi başlattık temelini attık. Biz projemizi 13 ay içerisinde tamamladık ve vatandaşımıza teslim ettik. TOKİ projesi ise üçüncü yılında ve hala kaba inşaat seviyesinde olan bölümleri var tabii bizi şaşırtmıyor. Sadece olan onların bir kez daha sözlerinde durmaması meselesi. Biz ise söz verdiğimiz tarihten bir yıl önce konutları bitirip vatandaşımıza teslim ettik. Kentsel dönüşüm konusunda gerçeklerle yalanları ayırt etmek isteyenler yine Eyüpsultan Yeşilpınar Evleri projemize de bakabilirler.
BİZİM YÖNETİMİMİZDE YAPILAN BÜTÜN İŞLERDE AYNI ÖZENİ GÖRÜRSÜNÜZ: Bizden önceki yönetim Yeşilpınar evlerinden evlerinin bulunduğu alanın üzerinde hak sahipleriyle, ben ilanı gördüğümde şok oldum gazete ilanı yani. Orada oturan insanlar var ve bu alanı gazete ilanıyla o dönem KİPTAŞ ve İBB yöneticileri satış ilanı çıktılar arsayı satmaya kalktılar. Vatandaş riskli binalarda belirsiz, güvencesiz bir haldeydi. Biz geldik satış girişimini durdurduk ve yıllardır çözülmemiş mülkiyet sorunlarını biz çözdük. Her konuyu vatandaşla uzlaşarak yaptık. Hemen bir uzlaşma ofisinin orada devreye aldık ve tam yüzde yüz uzlaşı sağladık. Riskli yapıları yaptık, hak sahiplerine kira yardımı sağladık İBB olarak. İstemeleri halinde taşınabilecekleri stok konutlarımızı açtık ve söz verdiğimiz tarihte aksatmadan tüm hak sahiplerine güvenli evlerini teslim ettik. Bizim yönetimimizde yapılan bütün işlerde inanın bütün arkadaşlarıma talimatımdır ki aynı özeni görürsünüz. Yalnız verdiğimiz sözleri değil aynı zamanda işin kalitesinde de görürsünüz. Detaylara verilen önemde görürsünüz. Mimari detaylarından malzeme detaylarına, uygulamalardan o binayla beraber çevreye sağlayacağı sosyal faydalara varıncaya kadar.
BİZİMLE ONLAR ARASINDAKİ FARK ZİHNİYET FARKIDIR, AHLAK VE HAYSİYET FARKIDIR: Bazen bir kreş, bazen bir mahalle evi, bazen bir sosyal hizmete destek olan birimleriyle. Bizim yönetimimizde yine değerli kurumumuz KİPTAŞ Türkiye’de sabit taksitli sosyal konut üreten tek kurum oldu. Onların vatandaşa sabit taksitle konut sağlamak diye bir dertleri hiç olmadı. İnanın bazı konut alan vatandaşlarımızın ödeyeceği rakamları geleceğe dair enflasyon farkıyla işte Tefe-Tüfe farkıyla ödeyeceği rakamları duyduğumda ben şok oldum. Onun için biz sadece bugünüde düşünmedik. Bu konutları elde edecek olan vatandaşlarımızın yarınlarda karşılaşacağı sorunları bilerek birkaç yıl içerisinde onları güvence altına alma gayretinde olduk. Onun için halkçı bir uygulamayı ortaya koyduk. Onun için biz en ileri seviyede halkçı belediyeciliğin temsilcileri olduğumuzu iddiayla söylüyoruz. Bizimle onlar arasındaki fark inanın zihniyet farkıdır. Ahlak ve haysiyet farkıdır. Aradaki fark vatandaşa verdiği sözü şeref sözü kabul edenler ile vatandaşa yalan söylemekten utanmayanlar arasındaki farktır aradaki fark budur.
BU BÖLGENİN DEPREME DAYANIKSIZ YAPILARDAN ARINDIRILMASI YOLUNDA ÇOK ÖNEMLİ BİR ADIM ATIYORUZ: Bugün temelini attığımız Akşemseddin ve Çırçır mahalleleri kentsel dönüşüm projesinde de bizim farkımızı görecek ve halkımız olarak yaşayacaksınız. Bugün atacağımız temelle birlikte Eyüpsultan’ın iki mahallesinde daha gerçek kentsel dönüşüm sürecini başlatıyoruz. Altı yıldır riskli alan statüsünde bulunan bu bölgenin depreme dayanıksız yapılardan arındırılması yolunda çok önemli bir adım atıyoruz. Hızlı çözüm üretmek için yapılaşmanın az olduğu ve İBB mülkiyetinde bulunan Akşemseddin Mahallesi’ndeki iki parselde rezerv konutlar üreteceğiz. Riskli alan ilan edilen bölgedeki sorunlu yapılarda yaşayan vatandaşlarımızın buraya taşınmalarını sağlayacağız. Elbette ki istekleri doğrultusunda. Ruhsata alınmış olan projelerle bölgedeki iki parselde toplam 703 konut, 12 ticaret, bir kreş ve bir mahalle evi inşa edilecek. Tabii özellikle burada dikkatinizi çektiği gibi hem mimari tarzıyla, hem yaşamsal alan tasarımıyla özenli bir proje dizaynı yapılmıştır. Eyüpsultan’da kentsel dönüşüm süreçlerine hız kazandıracak rezerv konutların üretiminde tam anlamıyla üst seviyede bir ekip çalışması vardır. İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanlığı çatısı altında güzel bir çalışma yapılmıştır. Tabii İmar Daire Başkanlığı ve diğer birimleriyle herkes bu tür çalışmalarda İBB kurumsalı altında özenli bir işbirliği süreci yürütmüştür. Genel sekreterimizden, Genel Sekreter yardımcımıza ve o birimlerde bulunan daire başkanlıklarına varıncaya kadar. Yine aynı şekilde burada bulunan özellikle uzlaşma süreciyle başlayan sahadaki İmar A.Ş varlığından tutun inşaatını yapan KİPTAŞ sürecine kadar proje ve sürecin olgunlaşmasındaki BİMTAŞ’a kadar iştiraklerimiz içerisindeki iştiraklerimizin özellikle yapı sektörüyle ilgili olan bu kentsel dönüşüm süreciyle ilgili olan grubumuzun da özenli ve iş birliği içerisindeki çalışması ile çok güzel bir sonuca erişilmiştir. Birlikte çalışma, birbirinin sözünü dinleme birbirine iş odaklı ve sonuç odaklı anlayışla karşılıklı diyalog yürütme çabasından ötürü bütün yönetici arkadaşlarıma yürekten hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum
ENGELLENDİĞİMİZ, SÜREÇLERİN UZATILDIĞI BİR YERDE BAŞLAYACAĞIMIZ BİR İNŞAATIN HATTA SABOTE EDİLDİĞİ GİRİŞİMLER YAŞADIK: Vatandaşlarımızın güvenini hiçbir zaman boşa çıkarmadık. Hayali vaatler vermedik. Verdiğimiz tüm sözleri de tuttuk. Tutamayacağımız bir sözü de vermedik. İstanbul’un her tarafında inanın o iç huzurla dolaşıyorum. Şunu söyleyeyim engellendiğimiz süreçlerin uzatıldığı yani bir yerde başlayacağımız bir inşaatın bazen o yerel alanda bazı ilçe belediyeleri tarafından uzun süreler uzatıldı, hatta sabote edildiği girişimleri de yaşamadık değil. Ama biz işimize baktık. O bakımdan öyle bazıları gibi karşıma kentsel dönüşüm mağdurları çıkar da hesap sormaya kalkarlar mı diye de endişe etmedim. Çünkü veremeyeceğimiz bir cevabımız yok. Şu var geçmişten bugüne arızalı diyaloglarla sıkıntılı bir sürece bürünmüş olan kentsel dönüşüm süreçleriyle ilgili ne yazık ki insanların önyargılarını yıkmak, kamu adına kolay bir şey değil. Bunu yıkmak adına ısrarla anlatıyoruz ısrarla anlatıyoruz. Arkadaşlarıma lütfen sonuna kadar bilgi vermekte detay vermekte geri durmayın diyoruz. O bakımdan ben şunu söyleyeyim. Beş yıldır ki beş yıldır demek de yanlış aslında. Dört buçuk yıldır kimseyi mağdur etmeden halkın dertlerini çözmek için bütün arkadaşlarımla var gücümle tüm özenimle çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum. Bunu buradan belirtmek isterim.
EMEKLİLERİN ALDIĞI MAAŞLA İLGİLİ DALGA GEÇECEK SEVİYEDE YORUM YAPMASINI BEN HİCAP DUYARAK AKŞAM DİNLEDİM: Herkesin hayatı kolaylaşsın, güzelleşsin diye uğraşıyoruz. Önümüzdeki dönemde kentsel dönüşüm konusunda her zaman vatandaşın yanında olacağız. Dar gelirli vatandaşlarımıza ait 50 bin riskli konutun göreceksiniz, inşaat maliyetini, bütün vaatler, hesabı kitabı yapılmış vaatlerdir. İnşaat maliyetinin yüzde 60’nı biz karşılayacağız. Dar gelirli vatandaşlarımızın 50 bin konuta yakın dönüşümüyle ilgili süreçte. Yine bu konutlarda yaşayan dar gelirli emeklilerimizin inşaat maliyetinin yüzde 65’ni de biz üstleneceğiz. Bugünkü anlayışın daha dün emeklilerin aldığı maaşla ilgili dalga geçecek seviyede yorum yapmasını ben hicap duyarak akşam dinledim. Riskli binalarda yaşayan ev sahiplerine ve kiracılara bakın. Bu kiracı sürecini biz olayın içine kattık. Bakanlığın verdiği desteğin üzerine kiraların çok arttığı gerçeğini görerek yedi bin lira ekstra kira desteğini de biz vereceğiz. Emeklilerimize ayrı bir satır açtık. Bakanlık kira yardımının üzerine özellikle tek emekli maaşıyla geçiniyor ve bir evini dönüştürecek ne yapacaksınız? Sokağa mı bırakacaksınız. Biz o emeklilere dokuz bin lira kira desteği vereceğiz. Onlara ekstra bir ayrımcılık yapıyoruz. Yani toplamda bu beş yıl içerisinde 80 bin ev sahibi ve kiracımıza kira desteğinde bulunarak onların süreçlerini hızlı bir şekilde tamamlamak onları da güvenli konutlarda güvenceli bir yaşama kavuşturma konusunda desteklerimizi bu yoksulluğu hükümetin tavan yaptığı ortamda maliyetlere takla attırdıkları ortamda, döviz kurlarını ne yazık ki yukarıya doğru tırmandırıp cebimizdeki parayı pul ettikleri ortamda biz her yönüyle emeklimizin, dar gelirlinin, vatandaşımızın depremle mücadelede yanlarında olacağımızı, olmak zorunda olduğumuzu ekonominin kötü yaptıkları ekonomiden dolayı böyle bir kaynağı ayıracağımızı buradan Eyüpsultan’dan bütün vatandaşlarımıza bir kez daha duyuruyorum.
HERŞEYİ ONA VERİRSENİZ BU MİLLETİ MAHVEDER MAHVEDER: Bütün arkadaşlarımızla sorunlarınızı dert edinen insanlar olduğumuzu hatırlatmak isterim. Gençliğimizin enerjimizin ve cesaretimizin eksilmeden büyüdüğünü de herkese hatırlatmak isterim. Yetki sahibi vatandaşlarımız bize sadece geçici yetki verirler beş yıllık yetki verirler. O bakımdan hani birine kalsa her şeyi kendi çatısı altına toplayacak ya her şeyi ona verirseniz hizmet gelirmiş. Her şeyi ona verirseniz var ya bu milleti mahveder mahveder. İyi ki biz varız. Böyle bir anlayış olabilir mi? Her yetkiyi ona verin, muhtarlarımız toplayın çantanızı pılınızı pırtınızı evinize gidin. Başka belediye başkanları da olmasın. Her şey onun olsun İstanbul da onun olsun. Bütün memleket de onun olsun. Allah yardımcısı olsun. Ne diyeyim? Allah yardımcısı olsun. Bu yani bu milletle dalga geçmek gibi bir şey. Bu millet hafif tebessüm eder ama o sandığa gittiğinde ne yapacağını da çok iyi bilir. Aynen 23 Haziran’da olduğu gibi. Elbette yetkiyi istiyoruz. Ama yetkinin her anında, her saniyesinde şeffaf, sokakta bizi yürürken göreceksiniz. Pazarda yanınızda rastlayacaksınız. En zor anınızda yanınızda olacağız. Meclisimizi onların bilmediği şekliyle naklen her şeyini size göstereceğiz. Tüm şeffaflığıyla size hesap verecek bir biçimde yetkiyi bize verin. Size atom karıncanın üstüne bir tarif var mı bilmiyorum ama inşallah bulacağız. Diyebilirsiniz belki Ekrem gibi çalıştı denilebilir. Beş yıl daha sizin için çalışmaya devam edeceğiz. Yetki istiyoruz, birlikte kazanmaya, birlikte başarmaya, İstanbul’un 16 milyon insanımıza ait olduğu bir dönemi hep birlikte var etmeye talibiz. Yetkiyi onun için istiyoruz. Daha güzel günlere hep birlikte yürüyelim. İcraat, hizmet, yatırım hızımızı düşürmeden her gün daha da arttırarak yürüyelim. Onun için parolamız belli. Her yerde yazıyor bu geçmiş beş yılın parolası ya da sloganı İstanbul başardı. Önümüzdeki beş yılın parolası ise tam yol ileri. Tam yol ileri. Akşemsettin ve Çırçır mahalleleri kentsel dönüşüm projelerimiz hayırlı uğurlu olsun. Bir an önce vatandaşlarımızın güvenli konutlarına kavuştuğu günlerde buradaki hemşehrilerim den mutlu oldukları yuvalarında hem anahtarlarını vermek hem de onların bir yudum kahvesini içmek dileğiyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum”
]]>2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile bağlandı.
Duruşmada, hayatını kaybedenlerin aileleri ile taraf avukatları katıldı.
Duruşmada dinlenen binanın müteahhidi tutuklu sanık Bilal Karakuş, apartmanı yaparken kural dışı hareket etmediğini, binayı teslim ettikten sonra kaçak kat yapıldığını savundu.
Karakuş, “Bu binayı kendim yaptım kimse bana yardım etmedi. Tüm sözleşmeler benim adımaydı kimsenin yardımını istemedim hiç kimse bina yapılırken müdahale etmedi ve yardımcı olmadı. Bu bina hatırladığım kadarıyla zemin artı 7 ile 8 katlıydı binayı ne zaman teslim ettiğimi hatırlamıyorum. Arsa sahibi Celal Canpolat yapım kullanım belgesi aldıktan sonra binaya kaçak kat yapmış, bu katın ne zaman yapıldığını bilmiyorum ben o sırada Adıyaman’da değildim.” dedi.
Binaya ait kolonların kesildiğini öne süren Karakuş, şöyle konuştu:
“Depremden sonra kendisine daire satışı yaptığımız Rıza Önge, Celal Canpolat’ın apartmanın altında bulunan iş yerinin kolonunun kesildiğini kendisinin de gördüğünü söyledi. Binanın altındaki iş yerleri Celal Canpolat’a aittir. Binanın altı tamamen dükkandı. Kural dışı hiçbir eylemim olmadı, suçsuzum beraatımı talep ediyorum. Ben 74 yaşında hastayım gözelerim kataraktan dolayı görmez oldu, ameliyat olmam gerekiyor, tahliyemi talep ediyorum. Eğer olmazsa da bana 15-20 gün verilmesini bu süre içerisinde de ameliyat olmamı talep ediyorum.”
Müteahhit sanık Yavuz Karakuş ise inşa edilen binada herhangi bir yetkisinin ve imzasının olmadığını savunarak, alakasının olmadığı bir dosyadan tutuklu olduğunu öne sürdü.
Babası, kendisi ve kardeşinin de ayrı ayrı şirketlerinin olduğunu belirten Karakuş, “Kardeşim ve babamın şirketleri ayrıdır herkes kendi işini yapmaktadır. Dosyada yer alan kat karşılığı sözleşmenin tarafları arsa sahibi Celal Canpolat’la babamdır. Benim hiçbir resmi evrakta imzam yoktur. Dosya içerisinde yer alan inşaatın babam Bilal Karakuş tarafından yapıldığı açıkça söylenmiştir. Ben bu binanın 100 metre ilerisinde yine aynı arsa içerisinde 2011 yılında başka bir inşaata başladım ve 2013 yılında da tamamladım.” diye konuştu.
Babasının ikinci evliliği yapmasının ardından hesaplarının ayrıldığını aktaran Karakuş, şunları anlattı:
“Ben mobilya işi yapıyordum. Kendime ait Zümrüt Taşımacılık İnşaat Limited Şirketi kurmuştum. Kardeşim Ertuğrul Karakuş ise Zümrütsan İnşaat isimli firmayı işletiyordu. Babam Bilal Karakuş’ta Zümrüt İnşaat isimli şirketi işletiyordu. Kimse kimseye ortak değildi, herkesin hesabı ayrıydı. Babam 2011 yılında müteahhitlik işini bıraktı bu bina sonrasında başka bina yapmadı.”
“Benim bu binada herhangi bir imzam yoktur”
Vatandaşların mağduriyetini giderdiklerini aktaran Karakuş, “Babam bu işi bıraktıktan sonra tamamlayıp teslim ettiği dairelerde bazı bir takım eksiklikler olursa bizden yardım istendiğinde vatandaşlar mağdur olmasın diye yardımcı oluyorduk. Bu yüzden ortak hareket ettiğimiz düşünüyor olunabilir. Benim bu binada herhangi bir imzam yoktur.” ifadelerini kullandı.
Tahliyesini talep eden sanık, “Yaklaşık 1 yılı aşkın süredir benimle ilgili olamayan bir inşaat yüzünden tutuklu bulunmaktayım dosyada sanık sıfatıyla yer alan binanın fenni sorumlusu Sedat Gökay Harıkçı, beni inşaatta hiç görmediğini söylemektedir. Beyanlara bakıldığında benim inşaatla alakam olmadığı anlaşılacak bu nedenle tahliyemi talep ediyorum.” dedi.
Binanın teknik uygulama sorumlusu tutuklu sanık Sedat Gökay Harıkçı da bilirkişi raporundaki donatı detaylandırılması eksikliğini kabul etmediğini öne sürerek kendini şöyle savundu:
“Böyle bir olayın yaşanması istemezdim asrın felaketi olan bir depreme maruz kaldık. Dosyada karot numunelerinin nereden alındığına dair fotoğraf bulunmamaktadır. Donatı detaylandırılması eksikliğini kabul etmiyorum Adıyaman’da fenni mesullerden birçoğu hakkında soruşturma başlatılmış ise de tutuklu olan tek fenni mesul benim. Dosyada yer alan bilir kişi raporu eksik düzenlenmiştir. Tahliyemi talep ediyorum.”
Sanıkların alınan ifadelerinin ardından müştekiler sanıklardan şikayetçi olduklarını belirtti. Sanık avukatları ise tanıkların dinlenmesini talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıkların mevcut hallerinin devamına karar vererek eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 15 Mayıs’a erteledi.
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ile Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nin (AOSB) ortaklaşa yürüttüğü ‘Sanayide Kadın Eli Projesi’ meyvelerini vermeye başladı. Ev kadını onlarca kadın, farklı alanlardaki fabrikalarda kaynakçı, paketlemeci, montajcı, boyacı ve pres operatörü olarak çalışmaya başladı.
“Eleman alırken ilk tercihi kadın olarak seçiyoruz”
AOSB’de faaliyet gösteren ve 5 ülkeye ihracat yapan bir firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Erdem, “Fabrikada şu an itibarıyla 300-320 civarında çalışanımız var. Antalya turizm bölgesi, özellikle Nisan ve Mayıs aylarıyla birlikte turizme kayabiliyor. Böyle olunca yetiştirdiğiniz insanları bu sefer kaybediyorsunuz. Çok yoğun bir çalışan firma olmamız nedeniyle insan bulmakta zorluk çekiyoruz. Bir deneme yapalım istedik ve tüm çevre köylerden çalışma niyeti olan genç kızlarımızı ve kadınlarımızı davet ettik. Önce paketleme bölümünde denedik, daha sonra kadınlarımızın çalışmalarındaki performans bizi son derece mutlu etti. Arkasından diğer birimlerde kadınlarımızı çalıştırmaya başladık. Bu süreç öyle bir noktaya geldi ki, artık kadının olduğu her ortamda hem disiplin hem nezaket hem saygı hem de verimliliğin arttığını gördük. Kadınlarımız erkeklerden çok daha gayretli, istekli ve verimli çalışmaya başladı. Kadın sayımızı peyderpey artırmaya başladık. Artık şimdi eleman alırken ilk tercihi kadın olarak seçiyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Her işi başarabileceğimizi düşündüğüm için çok korkmadım”
Bakım evinde çalışırken sanayide çalışma kararı aldığını belirten pres operatörü Enise Örün, “Kadın olarak her işi başarabileceğimizi düşündüğüm için çok korkmadım. Preste çalışıyorum. Zor tarafı var ama insan isteyince her işi yapabiliyor” dedi.
Paketleme personeli olarak işe başlayıp ardından yönetici konumuna yükselen Leyla Özgü Doğruparmak da, “Arkadaşım burada çalışıyordu, o önerdi. İlk başlarda çevremden gelen tepkiler nedeniyle çekinmiştim. Ancak şu an kadının elinin değdiği her şey güzelleşiyor” diye konuştu.
“Kadının yapamayacağı iş yok”
Ev hanımlığından sıkılıp iş hayatına atılan ve şu anda kaynakçılık yapan Belkıs Korkmaz, “Evde boş durmaktan canım sıkıldı. Preste çalışıyordum, şimdi kaynakçıyım. Hiç zorlanmıyorum. Kadının yapamayacağı iş yok” diye konuştu.
Firmada boyacılık yapan Gülten Aslantaş ise, “2 senedir burada çalışıyorum. Her konuda güveniyorum kendime ve işimi severek yapıyorum. Emekli olana kadar çalışacağım” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>Keşan Belediyesi önünde bir araya gelen 20 at arabacısı, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı, şimdi AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un Keşan’a geldiğini önce 104, ardından 40 triportörü hak sahiplerine teslim edildiğini anlattı. Geri kalan 20 at arabacasının da hak sahibi olduğunu öne süren at arabacıları triportörler için söz verildiğini ama bu sözlerin 3 yıldan bu yana tutulmadığını belirtti.
Burada konuşan at arabacıları, “3 seneden beri bu sorunun çözümü için belediye ile görüşüyoruz. Triportörler için bize söz verdiler. Ama sözlerini yerine getirmediler. Triportörleri alanlar ekmeklerini kazanıyorlar. At arabalarını koşanlar ekmeklerini alamıyor. Başkan triportör vermediği 20 at arabasına plaka verdi. Bu plakaları kullanın kimse size dokunmayacak dedi. Ormana gide gele bu beygirlerimiz sakat oldu. Bir arkadaşımız ormana gittiğinde 56 bin lira ceza yedi. Hep ormana beygir koşmayacağız. Biz de triportörlerimizi istiyoruz. Bu at arabaları da Keşan’dan men olsun. Bir at arabası takımı ve atıyla 35 bin TL. Biz ekmeğimizi almak için triportör istiyoruz. Millet artık at arabasına iş yaptırmıyor, piyasaya çıkıyoruz ekmeğimizi almaya, çavuş geliyor, alın beygirlerinizi alın gidin diyorlar. At arabaları yasak diyorlar. Yasağı kaldırmamız için birer tane plaka verildi bize. Plakalarınızı görenler size ceza yazmayacak işinize devam edeceksiniz dedi başkan bey. Ama biz ormana gitmekten bıktık, at arabasına da bu insanlar binmiyor. At arabası ile de işimizi yapamıyoruz” dedi.
Bir at arabacısının hayvanseverlerle ilgili söyledikleri de dikkatleri çekti, kendisinin hayvanseverlere seslendiğini belirten bir kişi şunları söyledi:
“Hayvansever kardeşlerimize, arkadaşlarımıza şunu söylüyorum; Biz bu hayvanlara bakamıyoruz zaten. Keşan Belediyesi bize verdiği sözleri yerine getirmedi. Niye bu sözleri yerine getirmiyorsunuz? Bu vatandaşı 4 senedir oyalıyorsun, koskoca Keşan’ı yönettin. Burada 20 vatandaşımızı mağdur ediyorsun, bu sözler verildi. Yerine gelmesi lazım, bunu bakanlıkta biliyor, Murat Kurum Keşan’a geldiğinde bize söz verdi tokalaştı. Bu sözler niye yerine gelmiyor? Buradan atları kaldırma projesi yapmışsın bu projeyle de Türkiye çapında ödül almışsın. Bu projeyi sen niye yarım bırakıyorsun ki. Madem kaldırıyorsun tam kaldır, bu 20 vatandaşımızın işini gör. Verdiğin sözleri yerine getir başkanım biz sizden bunu talep ediyoruz. Olay budur. Başka istediğimiz bir şey yok.”
Eşinin rahatsız olduğunu ve bu işle geçinmeye çalıştığını ve evini geçindirmeye çalıştığını belirten bir kadın da “Kocama da triportör vereceklerdi. Ama 4 seneden beri vermediler. Triportörleri alanlar bunları satıyor sonra yine beygir alıyorlar. Doğru konuştun mu 9 kapıdan kovuluyorsun. 20 kişinin triportörlerini versinler. Beygirleri de Keşan’dan men etsinler. Sözlerini yerine getirsin” diye konuştu.
Başkan Yardımcısı Yakup Balcı’nın kendilerine defalarca söz vermesine karşın bu sözü yerine getirmediğini de belirten bir yurttaş, “Bizi meclis salonunda topladı. Bize söz verdi. Başkan yanımızda bakanı arıyor, bakandan söz aldım diyor. Keşan da yaşayan 20 at arabacısı olarak sadece hakkımızı istiyoruz. Biz ekmeğimizin peşindeyiz” dedi.
“ŞU BELEDİYEYE YALAN MAKİNESİ KOYALIM, MAKİNE YANAR”
Keşan Belediyesi yöneticilerinin geçen seneden beri kendilerini bugün yarın diyerek oyaladıklarını iddia eden at arabacıları, “Bizlere bakanımız, Keşan’a geldiğinde söz verdi. Ondan sonra Belediye Başkanımız Mustafa Helvacıoğlu da ‘gönderilecek, gelecek, geliyor’ diyerek bizleri hep oyaladı. Para geldi dediler, hesaplarınıza yatacak dediler ama hep yalan söylediler. Şu belediyeye yalan makinesi koyalım, makine yanar. Bizler verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz” dedi.
Keşan’daki at arabacıların artık iş yapamadığını ve bu nedenle de ormana odun toplamaya gitmek zorunda kaldıklarının altını çizen vatandaşlar, bir at arabacısının ormandan odun toplarken yakalandığını ve 56 bin TL ceza yediğini söyledi.
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Vali Mahmut Demirtaş, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ve beraberindeki heyetle birlikte BTSO’nun DOSAB’da bulunan BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü’nü ziyaret etti. Vedat Işıkhan, BTSO Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, BTSO Yönetim Kurulu üyeleri Muhsin Koçaslan, Abidin Şakir Özen ve Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt’un ev sahipliği yaptığı ziyarette, BUTEKOM, BUTGEM, BTSO MESYEB, Mutfak Akademi, Enerji Verimliliği Merkezi, Bursa Model Fabrika ve Yeni Nesil Araç Teknolojileri Mükemmeliyet Merkezi’nde incelemelerde bulundu. Bakan Işıkhan, ilk defa böylesine geniş bir merkezi inceleme fırsatı bulduğunu söyledi. Tüm Türkiye için örnek alınabilecek bir kampüsle karşılaştıklarını ifade eden Işıkhan, “Gençlerimizin meslek edindirme sürecine böyle bir ortam hazırladıkları için başta BTSO yönetimi olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Bundan daha güzel bir işbirliği olamaz”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, BTSO’nun sanayiden hizmet sektörüne kadar tüm işletmelerin ihtiyaçları doğrultusunda nitelikli bir platform oluşturduğunu belirterek, “Bursa, mesleki eğitim konusunda öncü durumda. Günümüzün en son uygulaması olan elektrikli mekanik araçların üretimi dahil gençlerimize inanılmaz bir eğitim veriliyor. Bursa’yı bu noktada çok başarılı buluyoruz. Gençlerimizi istihdama kazandırma noktasında her zaman destekçileri olacağız. Farklı şehirlerimizin ticaret ve sanayi odalarına bu tür merkezler kurmalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü özel ihtiyaç duyduğu nitelikli personeli kendisi eğitiyor, yönetiyor ve istihdama kazandırıyor. Bundan daha güzel bir iş birliği olamaz. Biz de bakanlık olarak hem İŞKUR hem de SGK aracılığıyla işverenlerimizi ve ticaret ve sanayi odalarımızı desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
İş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine tam not
İş sağlığı ve güvenliği konusunun kendileri için çok önemli olduğunun altını çizen Vedat Işıkhan, “Üzerinde hassasiyetle durduğumuz konuda BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü bünyesinde faaliyet gösteren merkezlerimizin de kurallara fazlasıyla uyduğunu gördük. Gençlerimiz, çocuklarımız bizim her şeyimiz. Kullanılan giyim malzemeleri, alınan tedbirler, araç ve gereçler kontrolü sağlamak için gayet yeterli. Merkezlerimizin aldığı bu tedbirleri görmek bizleri çok mutlu etti. Bu şekilde çalışmaya devam ettiğimiz zaman Türkiye Yüzyılı’nın en iyi noktasına ulaşacağımızı ümit ediyorum” dedi.
“İnsana yatırım önceliğimiz olmaya devam edecek”
BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü bünyesindeki projelere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan ve beraberindeki heyete bilgi verdi. Küresel ticarette önemli bir değişim ve dönüşüm yaşandığını belirten İsmail Kuş, “Beşeri sermaye, en önemli gücümüz. İnsan kaynağımızın niteliklerini yeni ekonomiye göre geliştirmek zorundayız. BTSO olarak gerçekleştirdiğimiz tüm projelerde üyelerimizi ve çalışanlarımızı yeni rekabet şartlarına hazırlamak istiyoruz. Bu kapsamda son 11 yılda çok önemli projeleri hayata geçirdik. Gerek sanayicimizin gerekse de hizmet sektörümüzün talepleri doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz istihdam projelerinin Sayın Bakanımız tarafından da takdir görmesinden mutluyuz. Bakanlığımızın öncülüğünde nitelikli istihdam ve katma değerli üretime güç katan vizyon projelerimize bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hız kesmeden devam edeceğiz” diye konuştu. – BURSA
]]>Türkiye’nin 31 Mart seçimleriyle birlikte yeni yerel yönetimlerini ve muhtarlarını seçmeye hazırlandığını hatırlatan Aktürk, “Ülke haritamızın bütününü oluşturan 50 bin 412 mahallenin muhtarlarını temsil ettiğimiz Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu olarak son günlerde 1829 yılından bu güne işleyen bir sistemle bu vatana hizmet eden camiamızın işlevselliği konusunun tartışılır hale getirilmeye çalıştığını görüyoruz. Öncelikle belirtmek isteriz ki bu talihsiz açıklamalar camiamızın en basit tanım kavramından bu güne kadar yürüdüğü 195 yıllık hizmet tarihindeki işlevselliğinin tam manasıyla incelenmediğini göstermektedir. II. Mahmut Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırması sonucu Yeniçeriler’in yokluğunda tehlikeye meydan vermemek ve küçük birimlerin güvenliğini koruyabilmek için muhtarlık teşkilatını kurmuştur. Bu birimlerin düzenlenmesi ise yasal olarak ilk kez 1864 senesinde gerçekleşmiştir. Bu yasanın adı Teşkil-i Vilayet Nizamnamesi olarak bilinmektedir. 1876 senesinde yapılan İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi ile muhtarların görevleri daha ayrıntılı ve net bir şekilde ortaya koyulmuştur. Ancak bu yasa ile muhtarlıklar ve mahalli yönetimler ile ilgili bütün düzenlemeler yürürlükten kaldırılmış ve bunun neticesinde muhtarlık görevleri son bulmuştur. Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetleri, 1913 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayet Kanunu ile kaldırılmış olduğu halde, varlıklarını mahallelerdeki kamu hizmetlerinin bir gereği olarak 1933 yılına kadar fiilen sürdürmüşlerdir. Bu tarihte çıkartılan 2295 sayılı kanunla varlığı sona erdirilen kuruluşun görevlerini, zabıta ve belediye gibi bazı kuruluşların yapması öngörülmüştür. Ancak 10 yıllık bir uygulama mahalle muhtarlığının boşluğunun doldurulmasının mümkün olmadığı görüldüğünden, 1944 tarihli ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetlerinin Teşkiline Dair Kanun ile Kanunun uygulama şekil ve esaslarına dair 1945 tarihli tüzük çıkarılmıştır ve bugünkü şeklini almıştır. Günümüzde varlığını koruyan ve muhtarlık mahalle yönetimini düzenleyen yasa 05.04.2004 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilmiştir” dedi.
” ‘Muhtar ne iş yapar?’ diyen Anadolu’yu bilmiyor demektir”
Muhtarlık camiasını gereksiz gören akademisyen ve siyasetçiler olduğuna dikkat çeken Aktürk “Geçmişten bu güne uzanan hizmet yolumuzda ki muhtarın, geçmiş tarihimizde oynadığı rol ve önemin toplumsal yapı içindeki, mahallelerimizde ki boşluğunun işlevsellikteki rolü denenerek ispatlanmış ve bu deneyimlerle düzenlenerek bu günlere gelmiştir. İnternet arama motorlarına ‘Muhtar ne iş yapar ?’ yazdığınızda kelime anlamı bakımından ‘seçilmiş kişi’ olarak ifade edilen muhtar; bir köyün ya da mahallerin yönetiminden sorumlu kişi olarak kabul görür. 5 yıllık görev süresi olan muhtar, köy ve mahallelerde tüzel kişiliği temsil eder. Mahalle ve köy halkı tarafından adaylar arasından seçilen muhtar, azaları ile birlikte mahalle ya da köyün idari işlerini yürütür. Bulunduğu bölgenin temsilcisi olmakla birlikte görev alanı içerisine giren bütün toplumsal konular onun sorumluluk alanını da teşkil etmektedir. Bu nedenle muhtarların küçük gibi görünen çok büyük görevleri vardır. Muhtarlık görevi devlet işleyişinin en küçük birimlerinden biri olmasına rağmen bürokrasinin halk ile devlet arasındaki en önemli halkalarından biridirMuhtarın asıl işi devletin hücrelerini oluşturarak halka en çabuk ulaşan ve her konuda en hızlı iletişim kurarak nüfuz eden kişidir. Muhtarlık camiası devletin sahip olduğu en etkin ve hızlı iletim ağıdır. Özellikle Anadolu’da, Güneydoğu’da muhtar yöresel özellikler ve kültürel dengeler için en etkin rolü oynayan kişidir. ‘Muhtar ne iş yapar?’ diyen Anadolu’yu bilmiyor demektir..! Kırsal da doğuda, güneydoğuda ülke coğrafyasına hakim değil demektir. Muhtarlar, pandemide, afette, uyuşturucu ile mücadelede nasıl bir rol üstlenmiş ve yönetmekte kendi başarısını ispatlamış durumdadır. Özellikle mahallenin ekonomik haritasına hakim çalışmaları yardımlaşma, var ile yok olanı buluşturma, mahallesine kazandırdığı hayırsever destekli yapılarla her şeyi devletten beklemeden devletin yolunda nasıl yürünür nasıl desteklenirin sayısız örnekleriyle devlet millet işbirliğinin en candan örnekleridir” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Yemek yerken kadınlardan bir tanesi telefonunda “Dikkat edin. Bizim gibi soyunuzun tükenmesine izin vermeyin” diyen bir dinozorun görselini gösteriyor.
Kadınlar gülüyor.
Televizyon yapımcısı olan 30 yaşındaki Yejin, “Bu hem komik hem de çok trajik. Yok oluşumuza yol açabileceğimizin farkındayız” diyor.
Ne kendisi ne de arkadaşlarından herhangi biri çocuk sahibi olmayı planlamıyor.
Onlar çocuksuz yaşamı seçen, giderek büyüyen bir kadın topluluğunun parçası.
Güney Kore, dünyadaki en düşük doğum oranına sahip ve her yıl kendi rekorunu kırmaya devam ediyor.
Son nüfus verilerinde doğum oranının 2023 yılında yüzde 8 daha düşerek 0,7’ye gerilediği görüldü.
Bu veri bir kadının yaşamı boyunca sahip olması beklenen çocuk sayısı.
Nüfusun sabit kalması için bu sayının 2,1 olması gerekiyor.
Eğer bu şekilde devam ederse Güney Kore nüfusunun 2100 yılına kadar yarıya düşmesi bekleniyor.
‘Ulusal acil durum’
Dünyadaki birçok gelişmiş ülkede doğum oranları düşüyor.
Ancak hiçbirindeki düşüş Güney Kore kadar hızlı değil.
50 yıl içinde ülkede çalışma çağındaki insanların sayısının yarıya düşmesi, zorunlu askerlik hizmetine katılmaya uygun kişi sayısının yüzde 58 oranında azalması ve nüfusun neredeyse yarısının 65 yaşın üzerinde olması bekleniyor.
Bu durum ülkenin ekonomisi, emeklilik fonları ve güvenliği için o kadar kötü ki siyasetçiler ‘ulusal acil durum’ ilan etti.
Birbirini izleyen hükümetler yaklaşık 20 yıl boyunca sorunu harcama yaparak çözmeye çalıştı.
Şimdiye kadar yaklaşık 379,8 trilyon KRW (286 milyar dolar) değerinde yatırım yapıldı.
Çocuk sahibi olan çiftlere aylık ödemeler, sübvanse edilmiş konutlar ve ücretsiz ulaşım gibi yardımlar yapılıyor.
Hükümet çocuk yapmak isteyen evli çiftlerin hastane masraflarını ve tüp bebek tedavilerini bile karşılıyor.
Ancak bu tür teşviklerin işe yaramaması nedeniyle siyasetçiler daha yaratıcı çözümler bulmaya yöneliyor.
Örneğin Güneydoğu Asya’dan çocuk bakıcıları getiriliyor ve asgari ücretin altında çalıştırılıyor veya 30 yaşından önce üç çocuk sahibi olan erkekler askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.
Ancak gençler ve özellikle de kadınlar, siyasetçilerin kendilerine kulak vermediğini söylüyor.
BBC, geçen yıl ülkeyi dolaşarak çocuk sahibi olmamaya karar veren kadınlarla konuştu ve bu kararın arkasındaki sebepleri anlamaya çalıştı.
Yejin henüz 20’li yaşlarındayken tek başına yaşamaya karar verdiğinde sosyal normlara meydan okudu.
Güney Kore’de yalnız yaşamak büyük ölçüde kişinin hayatında geçici bir aşama olarak görülüyor.
Yejin beş yıl önce de evlenmemeye ve çocuk yapmamaya karar verdi.
Yejin, “Kore’de ev işlerini ve çocuk bakımını paylaşacak bir erkek bulmak zor. Tek başına çocuk sahibi olan kadınlar hakkında da kötü düşünülüyor” diyor.
2022 yılında Güney Kore’deki doğumların yalnızca yüzde 2’si evliliklerin dışında gerçekleşti.
‘Sürekli bir çalışma döngüsü’
Kariyerine odaklanmayı tercih ettiğini söyleyen Yejin, televizyon yapımcısı olarak çalıştığı işinin ona çocuk sahibi olma fırsatı vermediğini belirtiyor.
Güney Kore’de çalışma saatleri oldukça uzun.
“İşimi çok seviyorum ve beni tatmin ediyor” diyen Yejin, “Ama Kore’de çalışmak zor. Sürekli bir çalışma döngüsü içindesiniz” diye devam ediyor.
Yejin, işinde daha iyi olmak için boş zamanlarında ders çalışması yönünde de baskı olduğunu söylüyor:
“Koreliler, sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmazlarsa geride kalacaklarını ve başarısız olacaklarını düşünüyorlar. Bu korku bizi iki kat daha fazla çalışmaya itiyor.”
“Hafta sonu geldiğinde, Pazartesi günü işe dönecek enerjiyi toplamak için bazen serum taktırdığını” söyleyen Yejin, aynı zamanda çocuk sahibi olmak için izin alması durumunda işine geri dönemeyeceğinden endişeleniyor.
Bu Kore’de oldukça yaygın bir korku.
Ücret eşitliği, işsizlik ve ev fiyatları
İnsan kaynakları alanında çalışan 28 yaşındaki bir başka kadın, doğum iznine ayrıldıktan sonra işten ayrılmak zorunda kalan ya da promosyon alamayan insanlar gördüğünü ve bu durumun kendisini asla bebek sahibi olmamaya ikna etmeye yettiğini söylüyor.
Güney Kore’de hem erkekler hem de kadınlar, çocuklarının ilk sekiz yılında bir yıllık izin hakkına sahip.
Ancak 2022 yılında, yeni babaların sadece yüzde 7’si izinlerinin bir kısmını kullanırken, bu oran yeni annelerde yüzde 70’ti.
Çalışma, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) göstergelerine göre dünyada en yüksek eğitim seviyesine sahip kadınlar Güney Kore’de yaşıyor.
Buna rağmen Güney Kore, ücret eşitliği ve işsiz kadın oranında en kötü ülkeler arasında.
Araştırmacılara göre kadınlar kariyer yapmak ya da aile kurmak arasında bir seçim yapmaya zorlanıyor.
Giderek daha fazla kadın ise kariyerini seçiyor.
5 yaşındaki çocuklara İngilizce öğreten Stella Shin 39 yaşında ve kendi çocuğu yok.
Stella bunun kendi tercihi olmadığını söylüyor.
6 yıldır evli ve çocuk istemesine rağmen çalışmak ve hayatını yaşamakla meşgul olduğunu söyleyen Stella, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığını ve artık yaşam tarzının çocuk yapmayı “imkansız” hale getirdiğini anlatıyor.
“Annelerin ilk iki yıl boyunca çocuklarına bakmak için işi bırakması gerekiyor, bu da beni çok mutsuz eder” diyen Stella, “Kariyerimi ve kendime bakmayı çok seviyorum” diye devam ediyor.
Çocuk sahibi olunca işten 2-3 yıl izin alma beklentisi kadınlar arasında yaygın.
Çocuk bakımını erkeklerle paylaşmak ise çok sık görülen bir şey değil.
İşinden vazgeçmek istese veya bir şekilde idare etmeye çalışsa bile Stella, ev fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle bunu göze alamayacağını belirtiyor.
Seul’da doğum oranı yüzde 0,59
Güney Kore nüfusunun yarısından fazlası başkent Seul’da ve çevresinde yaşıyor.
Bu da konut talebi ve diğer hizmetler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.
Seul’de doğum oranı 0,59’a düşerek ülkedeki en düşük oran oldu.
Barınmanın yanı sıra özel eğitim maliyetleri de kadınların çocuk yapmama tercihinde önemli bir etken.
Çocuklar 4 yaşından itibaren matematik, İngilizce, müzik ve tekvando gibi bir dizi pahalı, müfredat dışı kursa gönderiliyor.
Bu o kadar yaygın bir alışkanlık ki, vazgeçmek çocuğunuzu başarısızlığa sürüklemek olarak görülüyor.
Bu da aşırı rekabetçi bir ülke olan Güney Kore’de akıl almaz bir düşünce.
Güney Kore bu yüzden çocuk yetiştirmek için dünyanın en pahalı ülkesi haline geldi.
2022’de yapılan bir çalışmaya göre ülkedeki ailelerin yüzde 94’ü özel eğitimin ekonomik bir yük olduğunu, ancak sadece yüzde 2’sinin özel eğitimi tercih etmediğini tespit etti.
‘Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil’
Minji (gerçek ismi değil) de hikayesini paylaşmak istiyor ama ailesine çocuk sahibi olmayacağını henüz söylemedi.
Kocasıyla birlikte sahil kenti Busan’da yaşayan Minji, “Çok şaşıracaklar ve hayal kırıklığına uğrayacaklar” diyor.
Minji 20’li yaşlarının zor geçtiğini ve sanatçı olmak istemesine rağmen hayatını ders çalışarak geçirdiğini söylüyor:
“Hayallerime ulaşmak için değil, sadece vasat bir hayat yaşamak için durmadan rekabet etmek zorunda kaldım. Bu çok yorucuydu.”
Şimdi 32 yaşında olan Minji, sonunda kendisini özgür hissettiğini ve hayatın tadını çıkarabildiğini anlatıyor.
Çocuğunu kendisine benzer, rekabetçi bir mutsuzluğun içine sürüklemek istemeyen Minji, “Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil” diyor.
İç karartıcı bir sosyal olgu
Daejeon şehrinde yaşayan Jungyeon Chun, kendi deyimiyle “tek ebeveynli bir evlilik” sürdürüyor.
7 yaşındaki kızını ve 4 yaşındaki oğlunu okuldan aldıktan sonra yakındaki oyun parklarını geziyor ve kocası işten dönene kadar vakit geçiriyor.
Jungyeon, “Çocuk sahibi olurken çok büyük bir tercih yaptığımı düşünmüyordum, oldukça hızlı bir şekilde işime dönebileceğimi sandım” diyor.
Ancak Jungyeon kısa süre sonra sosyal ve ekonomik baskıların devreye girdiğini ve kendini tek başına ebeveynlik yaparken bulduğunu söylüyor.
Son 50 yılda Kore ekonomisi baş döndürücü bir hızla gelişerek kadınları yüksek öğrenime ve iş gücüne itti.
Ancak eş ve anne rolleri aynı hızda gelişmedi.
Hayal kırıklığına uğrayan Jungyeon, diğer anneleri gözlemlemeye başladı:
“Çocuk yetiştiren arkadaşım da depresyonda, karşı sokakta oturan arkadaşım da depresyonda. Bu bir sosyal olgu.”
Jungyeon, kadınların içinde bulundukları “trajik durum” nedeniyle annelik mucizesinden mahrum bırakıldığı için üzüldüğünü söylüyor.
‘Elimde olsa 10 çocuk yapardım’
Yejin’in evine dönelim. Öğle yemeğinden sonra arkadaşları kitapları ve diğer eşyalarını karıştırıyor ve onunla pazarlık yapıyor.
Kore’deki yaşamından sıkılan Yejin, Yeni Zelanda’ya taşınmaya karar verdi.
Bir sabah uyandığında kimsenin onu burada yaşamaya zorlamadığını fark ettiğini söylüyor.
Yejin hangi ülkelerin cinsiyet eşitliği konusunda üst sıralarda yer aldığını araştırdı ve Yeni Zelanda’nın açık arayla birinci sırada olduğunu gördü.
Yejin ve arkadaşlarına fikirlerini değiştirmeleri için onları ikna edebilecek bir şey olup olmadığını soruyorum.
Minsung’un cevabı beni şaşırtıyor:
“Çocuk sahibi olmayı çok isterim. Elimde olsa 10 çocuk yapardım.”
Onu durduran ne diye sorduğumda 27 yaşındaki kadın bana biseksüel olduğunu ve aynı cinsiyetten bir partneri olduğunu söylüyor.
Güney Kore’de eşcinsel evlilik yasal değil ve evli olmayan kadınların hamile kalmak için sperm donörlerini kullanmalarına genellikle izin verilmiyor.
Minsung, “Umarım bu bir gün değişir ve ben sevdiğim kişiyle evlenip çocuk sahibi olabilirim” diyor.
Minsung’un arkadaşları, Güney Kore’deki duruma bakıldığında anne olmak isteyen bazı kişilere izin verilmemesinin ironik olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak görünen o ki siyasetçiler krizin derinliğini ve karmaşıklığını yavaş yavaş kabulleniyor.
Bu ay Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, şimdiye kadar yapılanların “işe yaramadığını” ve Güney Kore’nin “aşırı ve gereksiz düzeyde rekabetçi” bir ülke olduğunu kabul etti.
Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, hükümetinin artık düşük doğum oranını “yapısal bir sorun” olarak ele alacağını söyledi.
Ancak bunun ülkenin politikalarına nasıl yansıyacağı henüz belli değil.
Geçtiğimiz haftalarda Yeni Zelanda’da üç aydır yaşayan Yejin ile tekrar görüştüm.
Yeni hayatı, arkadaşları ve bir barın mutfağında çalıştığı işi hakkında çok heyecanlıydı:
“İş-yaşam dengem çok daha iyi. Hafta içinde arkadaşlarımla buluşabiliyorum. İş yerinde çok daha fazla saygı gördüğümü hissediyorum ve insanlar önyargılı değil. Bu da eve dönmek istemememe neden oluyor.”
Bu haber, Leehyun Choi ve Hosu Lee’in katkılarıyla hazırlandı.
]]>Bakan Bolat, Cumhur İttifakı ABB Başkan adayı Turgut Altınok’un, Yenimahalle ve Altındağ’da faaliyet gösteren iş insanlarıyla, Ulucanlar Cezaevi’nde gerçekleştirdiği esnaf buluşması programına katıldı.
Rahmetli babası Şevki Bolat’ın demirci dükkanında, ilkokul yıllarında tatillerde demircilik yaptığını, pazarda tabak sattığını anlatan Bolat, lise ve üniversite yıllarını da çalışarak geçirdiğini söyledi. Yaklaşık 42 yıllık okul ve iş hayatının, çıraklıktan Ticaret Bakanlığı’na kadar iş dünyasının içinde geçtiğini bildiren Bolat, bakanlığın faaliyetleri hakkında bilgi verdi.
“Yarın Türkiye’nin 2023 yılı milli geliri açıklanacak”
Bolat, yarın Türkiye’nin 2023 yılı milli gelirinin açıklanacağını duyurarak, “Türkiye’nin 2002 yılı sonundaki milli geliri 238 milyar dolardı. Yarın 1 trilyon doların üzerinde bir milli gelir rakamı göreceğiz. Çünkü, 3. çeyrek sonunda milli gelirimiz 1 trilyon 70 milyar dolardı zaten yıllıklandırılmış olarak inşallah bunun da üzerinde bir rakam göreceğiz. Kişi başına milli gelir 2002 yılında 3 bin 608 dolardı, yarın inşallah 13 bin dolara yakın kişi başına milli geliri göreceğiz. Çünkü, 9. ay sonunda açıklanan 12 aylık milli gelir, 12 bin 670 dolardı inşallah 13 bin doları da geçecek. Orta Vadeli Program sonunda bu rakamları 14 bin dolar-15 bin dolar seviyelerinde görmek mümkün olacak.” diye konuştu.
Türkiye’de 1980’de 1000 adet ihracatçı, 25 bin şirket ve esnaf sayısının da 1 milyonun altında olduğunu anımsatan Bolat, o dönemde 5 tarım ürününe dayanan ihracatın da 2 milyar 900 milyon dolar olduğunu hatırlattı. 2002 yılı sonunda ise 35 bin ihracatçı ile 36 milyar dolarlık ihracat yapıldığını kaydeden Bolat, 2022 yılında ise 140 bin ihracatçıyla 256 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiğini belirtti. Şu anda ilk 2 ayın sonunda bu rakamın 258 milyar dolara yükseldiğine işaret eden Bolat, yıl sonunda ise 267 milyar doların yakalanmasının hedeflendiğini vurguladı.
Bolat, 2002 yılında Türkiye’de istihdam rakamının 19 milyon olduğuna değinerek, 2023 yılı Aralık ayı istihdam rakamının 32 milyon istihdam olarak açıklandığını ve 21 senede 13 milyonluk net istihdam artışının sağlandığına dikkati çekti.
“Adada yaşamıyoruz, dünyada ne olursa bizi de etkiliyor”
Her darbenin, Türkiye ekonomisine sekte vurduğunun altını çizen Bolat, 2008-2009’da dünyanın büyük bir ekonomik kriz yaşadığını söyledi. 2018’de Rahip Brunson kriziyle, Türkiye’ye döviz kurunda büyük bir saldırı yapıldığını vurgulayan Bolat, “2020’de 100 yılda bir olan pandemi krizini yaşadık, 100 bin insanımız öldü. Dünya Sağlık Örgütü’nün gayri resmi açıklamalarına göre, 20 milyon kişi öldü. Dünya ekonomisi, bir sene büyük bir gerileme kaydetti. Biz adada yaşamıyoruz, dünyada ne olursa bizi de etkiliyor.” şeklinde konuştu.
Bolat, Gezi olaylarıyla da Türkiye ekonomisine büyük bir darbe vurulduğunun altını çizerek, “17-25 Aralık emniyet, yargı darbe girişimi, 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi yapıldı. Ama bu aziz millet bütün bu girişimleri, Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde başarıyla püskürttü. Cumhur İttifakı büyük bir dayanışma gösterdi. AK Parti, MHP, Büyük Birlik Partisi ve diğer partilerle bir dayanışma gösterildi.” değerlendirmesinde bulundu.
“Ankara, 5 yılda bir şey görmedi”
Bir ülkede huzur, güven ve siyasi istikrarla ekonomik gelişimin olacağına işaret eden Bolat, şöyle devam etti:
“25 yılda Ankara, dünya başkenti bir şehir haline geldi. Ama son 5 yılda ne oldu? Ankara, 5 yılda bir şey görmedi, 5 yıl kaybetmedi yapılmayan işlerden dolayı 10 yıl kaybetti. Hem iş yapılmadı, hem yapılanlar geriye gitti. Şimdi önümüzde 31 Mart’ta çok önemli bir fırsat var. 5 yıl, Ankara tekrar gelişecek, parlayacak, bir yıldız şehir halinde yükselecek mi mahalli iradeler bu konuda çok önemli. Merkezi hükümetle beraber bunu başarabilir. ‘Engelleniyoruz’ külliyen yalan. Bütçeden aldıkları paralar, bütçenin artmasıyla beraber, çok daha fazla hale geldi. Ama bol reklam, konser, kişisel reklam için yapılan sosyal medya harcamalarıyla paralar gitti.”
Bolat, son 5 yılda Türkiye’nin bütün hastanelerinin, okullarının yenilendiğini, 76 üniversiteden 210 üniversiteye çıkıldığını bildirerek, “Onun için değerli Ankaralılar, oyunuzu kullanırken bu gerçekleri asla unutmamak lazım. Kendinizin, ailenizin, çocuklarınızın, torunlarınızın, çevrenizin, komşularınızın, işinizin geleceğine oy vereceksiniz.” dedi.
“Herkes vicdanının, kalbinin ve aklının sesini dinleyecek, oyunu kullanacak”
Turgut Altınok’un yılların belediyecisi, şehir plancısı ve şehircilik uzmanı olarak, Keçiören’deki çok başarılı belediyecilik faaliyetinin ortada olduğuna işaret eden Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunlara bakın, oy verirken hem kalbinizi, hem vicdanınızı, aklınızı dinleyin ki, ‘ben Ankara’nın geleceği, işimin geleceği için ailemin geleceği için Turgut Altınok’u seçeceğim’ demenizi bekliyoruz. Size güveniyor ve inanıyoruz. Bu anlamda, fuarcılıkta, savunma sanayisinde, tarımda, sanayide Ankara’mız yeniden bir yıldız gibi parlayacak. Merkezi hükümetimizin yaptıklarıyla Ankara bir ihracat şehri oldu. 11 milyar dolar 2023 ihracatı var Ankara’nın, mal ihracatında. Savunma sanayisinin merkezi oldu. Türkiye dünyada savunma sanayisinde ilk 6 ülkenin arasına giriyor artık. 100’e yakın yabancı bakanla görüştüm şu 9 ayda. Her birinden sitayişle sözler işitiyorum. ‘Türkiye çok başarılı, ekonomide güçlendi. Savunma sanayisinde çok başarılı.’ Bu büyük bir prestij. Ankara da bu işin merkezi oldu. Hizmetlerde, sağlık turizminde Ankara merkez oldu.”
Bolat, Ankara’nın ve Türkiye’nin, geleceği için oy kullanırken iyi düşünmesi gerektiğinin altını çizerek, yapılanların ve yapılmayanların, kimin güven verip, kimin vermediğinin mukayese edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’deki bütün vatandaşların kararlarına saygılı olduklarını dile getiren Bolat, “Sonuçta, herkes vicdanının, kalbinin ve aklının sesini dinleyecek, oyunu kullanacak. Allah’ın izniyle 31 Mart akşamı biz de Ankara’da olarak Sayın Turgut Altınok’un Ankara Büyükşehir başkanı olacağına, Altındağ’da ve diğer ilçelerde Cumhur İttifakı üyelerinin adaylarının sizlerin oylarıyla kazanacağına yürekten inanıyoruz.” diye konuştu.
“Esnaf başına limit 750 bin liraya çıkarıldı”
AK Parti iktidarı döneminde esnafın iş imkanlarının büyüdüğünü, esnafa verilen desteklerin arttığını, 21 yılda 450 milyar lira sübvansiyonlu destek verildiğini anımsatan Bolat, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugün için de şu müjdeyi vermek istiyorum. Esnaf başına limit daha önce 500 bin liraydı, birkaç ay önce 650 bin liraya çıkarılmıştı, bugün söylüyorum 750 bin liraya çıkarıldı. Yüzde 25,5 maliyetle piyasa rayiçlerinden çok çok aşağıda maliyetle, 5 yıl vadeli 300 milyon liralık TESKOMB üzerinden esnafa finansman destek kredisi yarın sabah itibarıyla hazırdır, kullanabilirsiniz hayırlı olsun.”
“Ankara’mız yeni bir döneme giriyor”
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran da konuşmasında, kişi başına milli gelirde Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 9 payının Ankara’da olduğunu belirterek, “Kişi başına milli gelirde 2022 rakamlarını veriyorum, 11 bin 600 dolar Türkiye geneli milli gelirimiz, Ankara’nın yaklaşık 14 bin, 13 bin 900 dolar civarlarında.” dedi.
Savunma sanayisinin katkısıyla kişi başı milli gelirde çok farklı bir Ankara’nın olduğunu dile getiren Baran, şunları kaydetti:
“Şimdi Ankara’mız yeni bir döneme giriyor. Bundan sonraki süreçte, Ankara’nın evladı bir kardeşimiz bu yarışın içerisinde. Bizlere düşen de bu kardeşimize elimizden geldiği kadar destek vermek. Hep beraber başkanımızın yanındayız. ATO yönetimi olarak da bundan sonraki süreçte bir derdimiz, sıkıntımız, problemimiz olduğunda başkanımızın yanında olacağından hiç şüphemiz yok. İnşallah hayırlı bir sonuç bekliyoruz hep beraber. Çıkacak sonuç şehrimiz için de, ülkemiz için de hayırlara vesile olur diyorum.”
]]>Ekol Ofset’te sendikal faaliyetler sonucu işten çıkarılan işçiler için İstanbul Silivri’deki firmanın önünde eylem yapıldı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, “Bu işten çıkarmaların sendikal örgütlenmeye karşı atılmış düşmanca bir adım olduğu ortadadır. Tüm bu hukuksuzlukların ardından buradan Ekol Ofset patronlarına seslenmek istiyoruz. İşçilerin anayasal hakları olan sendikada örgütlenme hakkına saygı duyun ve işten çıkarılan işçileri geri alın” dedi.
Belçikalı Van de Velde Ambalajlama Grubu’nun Türkiye ortağı olan Ekol Ofset’teki sendikal faaliyetler sonucu 3 işçi işten çıkarıldı. İşten çıkarmalara tepki olarak şirketin, İstanbul’un Silivri ilçesinde bulunan önünde çok sayıda siyasi parti temsilcisinin, kurumun, basın meslek örgütünün katılımıyla eylem yapıldı. “Sendika anayasal haktır. Atılan işçiler geri alınsın” yazılı pankartın açıldığı eylemde açılış konuşmasını DİSK Basın-İş Yönetim Kurulu üyesi İzel Sezer yaptı.
“SEFALETİN TARTIŞILMASININ ÖNÜNE GEÇİLMEK İSTENİYOR”
Hazırlanan ortak metni okuyan DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, derinleşen ekonomik kriz ve yüksek enflasyon nedeniyle emekçilerin alım gücünün her geçen gün düştüğüne, işçilerin sembolik zamlarla sefalet ücretine mahkum edildiğine vurgu yaptı. Dedeoğlu, şunları söyledi:
“Ülkemizde en zengin yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı pay, en yoksul yüzde 20’nin aldığı payın 8 katı oranındayken yaratılan suni gündemlerle açlığın ve sefaletin tartışılmasının önüne geçilmek isteniyor. İşçiler bir yandan da iş yerlerinde kötü çalışma koşullarına, mobbinge, anayasal hakları çiğnenerek sendikal örgütlenme haklarının gasp edilmesine maruz bırakılıyor ancak tüm bu olumsuz koşullara rağmen işçiler, zorlukları aşmayı ve birlikte hareket etmeyi mücadele azmi ile başarıyor. İşte bugün önünde bulunduğumuz Ekol Ofset’te yaşananlar da bunun bir örneği. Ekol Ofset işçilerinin örgütlü mücadeledeki ısrarı sonucu ücretler güncel asgari ücret miktarının üzerinde kalsa da ülkemizdeki yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı sonucu işçilerin aldığı zamlar eridi, işçiler yeniden sefalet koşullarında yaşamaya mahkum bırakıldı. Hem düşük ücret hem işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin yetersizliği hem de sürekli tutanak tehdidi ile baskıya ve mobbinge maruz bırakılan işçiler, hukuksuzluklara tepkisini DİSK Basın-İş’te örgütlenerek gösterdi.
“KÜÇÜLME GEREKÇESİYLE İŞTEN ÇIKARILDILAR”
Bundan yaklaşık iki hafta önce patron tarafından verilmeye çalışılan gözdağı karşısında geri adım atmayan sendikamızın iş yeri temsilcisi İsmail Türe ve üyelerimiz Hatıra Erdoğan ile Cihat Baldan’ın işine ‘küçülme’ gerekçe gösterilerek son verildi. Patronlar, sendikamızla yaptığı görüşmede ‘performans düşüklüğü’, ‘işçiler arasındaki uyumsuzluk’ gibi bahaneleri işten çıkarmaya gerekçe gösterse de örgütlenme faaliyetlerimiz devam ederken yıllardır Ekol Ofset’te çalışan 3 sendika üyemizin aniden işten çıkarılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Öte yandan bu işten çıkarmaların sendikal örgütlenmeye karşı atılmış düşmanca bir adım olduğu ortadadır. Tüm bu hukuksuzlukların ardından buradan Ekol Ofset patronlarına seslenmek istiyoruz. İşçilerin anayasal hakları olan sendikada örgütlenme hakkına saygı duyun ve işten çıkarılan işçileri geri alın. DİSK Basın-İş olarak çeşitli bahanelerle işten çıkarılan üyelerimiz bu fabrikadan içeri girene kadar mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz. Ekonomik krizin ve sefalet ücretinin altında ezilerek kötü koşullarda yaşamaya ve çalışmaya mecbur bırakılan tüm işçilerin sesi olacağımızı bir kez de buradan ifade ediyoruz.”
Daha sonra işçiler ve kurum temsilcileri de sırayla söz aldı.
]]>Genel Kurulda Saadet Partisinin “iş sağlığı ve güvenliği”, İYİ Partinin “Sakarya Gaz Sahası Projesi”, DEM Partinin “kadına yönelik şiddet” ve CHP’nin “TRT” ile ilgili grup önerileri ayrı ayrı görüşüldü.
Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan Saadet Partisi Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, 2023 yılında 1932 kişinin iş kazasında hayatını kaybettiğini, bu sayının giderek arttığını söyledi. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili kanunda açıkların olduğunu savunan Kasap, “İşverenin maaşını ödediği iş sağlığı ve güvenliği uzmanından ne bekleyebilirsiniz?” sorusunu yöneltti.
Kasap, maden kazalarında Türkiye’nin Avrupa birincisi olduğunu ve Türkiye’nin durumunun birçok Afrika ülkesinden daha kötü olduğunu ileri sürdü.
Ağır ve tehlikeli iş kollarında uzaktan eğitimle, iş sağlığı ve güvenliği sertifikası verilmesini eleştiren Kasap, “Neden uygulamalı eğitimler, Milli Eğitim Bakanlığı ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı uhdesinde yapılmıyor da özel kuruluşlar tarafından şaibeli bir şekilde veriliyor? Bu şekilde devam ettiği müddetçe iş kazalarından, İliç’ten, Amasra’dan, Soma’dan bahsetmeme gibi bir durum söz konusu olmayacak.” diye konuştu.
-Elektronik kelepçe önerisi
İYİ Parti Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, maden kazalarının önlenmesine ilişkin önerilerde bulundu. Tehlikeli iş sahasında çalışan işçilerin yaşanabilecek olumsuz olaylar karşısında hayatta kalmaları için zamanın önemli olduğunu vurgulayan Akalın, “Bu koşullar altında çalışan işçilerimizin, heyelan, göçük gibi durumlar karşısında yerlerinin tespiti için elektronik kelepçe gibi aygıtlar takıp, çıkarılabilir bir elektronik sistem kullanmalarının zorunlu hale getirilmesi, olası kazalar sonrası yer tespitinin hızla yapılacağı enstrümanlar kullanılması gerekmekte.” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan her yıl yüzlerce iş kazası meydana geldiğini, iktidar milletvekilleri tarafından iş kazalarının araştırılmasının engellendiğini öne sürdü. Bozan, “Eğer bu Meclis, bir irade ortaya koymuş olsaydı bu iş cinayetleri engellenebilirdi.” dedi.
CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, CHP’nin 2019 yılında İliç’te toprak kaymasının yaşandığı maden sahasına gittiğini ve bazı tespitlerde bulunduğunu söyledi. İliç’te “Ekonomik Yer Değiştirme ve Geçim Kaynaklarını Destekleme Protokolü ile firma tarafından bölgede ikamet edenlere 130 bin lira para dağıtıldığını belirten Alp, konuşmasına şöyle devam etti:
“Ne karşılığında biliyor musunuz? Destek alan köy sakinlerinin halihazırda çalışan ve ileriki süreçlerde çalışacak olan Anagold ve Alacer Gold firmalarının ortak olduğu grup ve bağlı şirketlerin sürdürdüğü ve sürdüreceği madencilikle bağlantılı projelere onay vermeleri, yardım alanların gerçek bir hak ihlali dışında hiçbir bir türlü özel, idari ve adli bir başvuruda bulunmaları o protokolle verilen 130 bin lira karşılığında yasaklanmış. Bunu biliyor muydunuz? Yasağın ihlali durumunda da o firma o köylülerden o parayı faiziyle tahsil edecek.”
“Hedefimiz, tüm riskleri minimum düzeye indirmek”
AK Parti Nevşehir Milletvekili Emre Çalışkan, maden işçilerinin güvenliğinin ve refahının her şeyden daha önemli olduğunu belirtti. “Hedefimiz, tüm riskleri minimum düzeye indirmek, tek bir çalışanımızın dahi mesleği sebebiyle hayatını kaybetmediği, sağlıklı ve huzurlu bir çalışma hayatını tesis etmektir.” diyen Çalışkan, iş kazaları sonucunda sorumluların yargı önünde hesap verdiğini, bunun bağımsız ve tarafsız Türk yargısının görevi olduğunu söyledi. Çalışkan, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bu nedenle, bu süreçlerle ilgili yorum yapmamız uygun ve doğru değildir. Hem İliç’te olsun hem diğer şehirlerdeki madenlerimizde iş sağlığı ve güvenliği denetimleri ilgili bakanlığımızca yapılmaktadır. Yapılan denetimlerde iş sağlığı ve güvenliği hususunda eksiklikler tespit edilerek düzeltmesi noktasında gerekli yaptırımlar uygulanmıştır ve uygulanmaya devam edecektir. Bu vahim kazanın gerçekleşmesi noktasında müfettişler çalışmalarını sürdürmektedirler.”
Genel Kurulda “el hareketi” tartışması
AK Parti Erzurum Milletvekili Fatma Öncü, DEM Partinin grup önerisi üzerinde kürsüden söz aldığı esnada, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca Doğan’ın, kendisine yönelik, bir kadına yakışmayan harekette bulunduğunu söyledi. Öncü, Doğan hakkında işlem yapılmasını istedi. TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ da “Görüntüleri inceleyeceğim ona göre bir karar vereceğiz.” dedi.
DEM Partinin grup önerisi üzerinde konuşmaların tamamlanmasının ardından TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, iddia edilen hareketi divan üyelerinin görmediğini belirtti. Bozdağ, “TRT’nin ve Meclis TV’nin kayıtlarını incelediğimizde de herhangi bir görüntü, kayıt söz konusu değil. Bu nedenle herhangi bir işlem yapma imkanımız bulunmamaktadır.” ifadesini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu da yerinden söz alarak kadın cinayetlerinin konuşulduğu esnada DEM Parti’li kadın milletvekilinin kendi milletvekillerine yönelik, “bir erkeğin bile yapmaktan hicap duyacağı” davranışı tüm milletvekillerinin gördüğünü söyledi. Yenşehirlioğlu, “Meclisin kameraları sabittir görmemiş olabilir ama bu hareketin yapılmasını yok sayamayız. Özür dilemesi gerekir.” dedi. DEM Parti’li Doğan ise Öncü’ye yönelik bir hareketinin söz konusu olmadığını söyledi.
Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisinin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.
AK Parti’nin Genel Kurul gündemi ve çalışma saatlerine ilişkin grup öneresi kabul edildi. Kabul edilen öneriye göre, Meclis bugün kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini görüşecek.
Kanun teklifinin görüşmelerinin 29 Şubat 2024 Perşembe günü tamamlanamaması halinde Genel Kurul, 1, 2 ve 3 Mart 2024 tarihlerinde de çalışacak.
Kanun teklifinin görüşmelerinin 29 Şubat veya 1, 2 ve 3 Mart’taki birleşimlerin herhangi birinde tamamlanması halinde Genel Kurul, 5-6-7-12-13 ve 14 Mart 2024 tarihinde toplanmayacak. TBMM Genel Kurulu, 19 Mart 2024 tarihinden itibaren 10 gün süre ile çalışmalarına ara verecek.
]]>Saadet Partisi’nin iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan sorunlara yönelik araştırma önergesinin TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Saadet Partisi Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, çocuk işçilerin iş kazalarında hayatını kaybettiğine değinerek, “2023 yılında 1932 kişi iş cinayetlerine kurban gitti. İş sağlığı güvenliği ile ilgili çok ciddi bir yapılanmamız ve kanunsal açıklarımız var. İşverenin maaşını ödediği iş güvenliği uzmanından siz ne bekleyebilirsiniz” dedi.
Saadet Partisi’nin Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan sorunlara yönelik Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin öne alınarak TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşülmesi önerisi, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
Önerinin gerekçesini açıklayan Saadet Partisi Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, “Kütahya ilinin yüzde 90’nı maden ruhsatı almış bir il. Bu ilde 3-4 tane altın madeni var. İliç siyanür ve arsenik tehlikesi altında. İş cinayetleri Türkiye’de çığ gibi büyüyor. 2023 yılında 1932 kişi iş cinayetlerine kurban gitti. Bu sayı gün geçtikçe de artıyor. En son İliç’te 9 işçimiz diri diri gömüldü. Meslek hastalıkları hastanesi çok yakınımızda şu anda dolup taşıyor ve buralarda da yatacak yer yok. Burada zafiyet nerede? İş sağlığı güvenliği ile ilgili çok ciddi bir yapılanmamız ve kanunsal açıklarımız var. İşverenin maaşını ödediği iş güvenliği uzmanından siz ne bekleyebilirsiniz? Maaşını patronun ödediği ve sisteminde iş katip üzerinden değil yazılı olarak üç nüshalık raporla düzenlendiği bir sistemde siz iş cinayetlerinin iş kazalarının önüne geçemezsiniz” dedi.
“NEREDE DENETİM DEMEKTEN KENDİMİZİ ALAMIYORUZ”
Saadet Partisi’nin önerisi hakkında söz alan İYİ Parti Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, şunları söyledi:
“Daha 15 gün önce, Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen kazayı hala yüreğimizde hissediyoruz. Toprak altında kalan madenci kardeşlerimizin akıbetlerinin ne olduğu hakkında fikir sahibi bile değiliz… Avrupa Birliği’nin resmi istatistik kurumu EUROSTAT ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verilerine göre Avrupa ülkeleri arasında iş kazalarında en çok hayatını kaybeden işçiler maalesef Türkiye’de… Türkiye’de 2022 ve 2023 yıllarında iş kazalarında 2 bin kişiye yakın insanımız hayatını kaybetmişti… Maalesef nerede denetim demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.”
“EL KALDIRIP İNDİREN MİLLETVEKİLLERİ YÜZÜNDEN İŞ CİNAYETLERİ ARAŞTIRILMIYOR”
DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ise “Ülke sizin sayenizde büyük bir işçi mezarlığına dönmüş durumda. Her yıl yüzlerce iş kazası meydana geliyor. Muhalefet her hafta iş cinayetlerini gündeme getiriyor ama AKP’nin sadece el kaldırıp indiren milletvekilleri yüzünden iş cinayetleri araştırılmıyor. Eğer bu Meclis bir irade ortaya koysaydı bu iş cinayetleri engellenebilirdi. Tüm bu iş cinayetlerinin sebebi AKP iktidarının ciddiyetsiz yaklaşımıdır. O kadar ciddiyetsiz bir yaklaşımınız var ki… Meclis’in vekillerine o maden sahalarından zeytinyağı dağıttınız” diye eleştirdi.
İLİÇ’TE KAZANIN YAŞANDIĞI SAHA KİMİN?”
CHP adına konuşan CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp de İliç’te yaşanan maden kazasında iktidarın tutumunu eleştirerek şunları söyledi:
“İliç’te maden kazasının yaşandığı saha kimin? Sizin uluslararası sermayeye peşkeş çektiğiniz Kanadalı şirketlerin… Peki bunların yerli işbirlikçileri kim? Sizsiniz… Sizin milletvekiliniz, sizin partinizin besleyip büyüttüğü şirketleriniz. Genel müdürlüğünü kim yaptı o şirketin? Damat Berat Albayrak yaptı. Sahibi kimdi? Sizin milletvekilinizdi… Peki o milletvekili o ihalaeyi kaptığında ne yaptı biliyor musunuz? ‘Beraber yürüdük biz bu yollarda’ diye tweet atıyordu. Ne zaman? İhaleyi kazandığı günün hemen ertesinde.”
]]>
Forum, Kırgızistan Bakanlar Kurulu Başkanı Akılbek Caparov, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Daniyar Amangeldiyev, Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, Bişkek Belediye Başkanı Aybek Cunuşaliyev ve Türkiye’den gelen 60 kişilik iş insanı heyetinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Caparov, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, hükümet olarak iki ülkenin ilişkilerini geliştirecek yeni fikirlere ve yeni projelere açık ve hazır olduklarını vurguladı.
Türk iş insanlarını Kırgızistan’a yatırım yapmaya çağıran Caparov, “Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini Kırgızistan’ın stratejik avantajı olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Caparov, Bişkek’te faaliyet gösteren Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi’nin iki ülke ilişkilerin başarılı gelişiminde örnek teşkil ettiğinin altını çizdi.
2023 yılının ikili ilişkilerde çok faydalı bir yıl olduğunu belirten Caparov, ikili ticaretin istikrarı için Ankara’da Kırgızistan’ın Ticaret Temsilciliğinin açıldığını anımsattı.
Caparov, iki ülke arasındaki ortak ticaret hacminde artış olduğuna dikkati çekerek, Kırgızistan’dan Türkiye’ye ihraç edilen ürünleri sıraladı.
“Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir”
Kırgızistan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Amangeldiyev de Kırgızistan’daki yatırım olanaklarını ve potansiyelini içeren bir sunum yaparak, “Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir.” dedi.
Amangeldiyev, ülkede büyük projelerin hayata geçirilmesine ilgi gösterdiklerini vurgulayarak, vergi kanununda yapılan düzenlemeleri ve ülkenin vergi muafiyet imkanlarını paylaştı.
Kırgızistan’da gelecek vadeden alanların arasında enerji, sanayi, ticaret, turizm ve finansal işbirliği olduğunu belirten Amangeldiyev, Türk iş insanlarından bu sektörleri değerlendirmesini istedi.
Amangeldiyev, Türk tarafının “Büyük İpek Yolu” markasının potansiyelini kullanması ve ülkeler arası turistik güzergahları geliştirmesi tavsiyesinde bulundu.
Bankacılık sektöründeki hizmetlere değinen Amangeldiyev, “Transfer ve döviz işlemlerinin hızlandırılması amacıyla Türk ticari bankalarının Kırgızistan’da temsilciliklerinin (şubelerinin) açılmasını tavsiye ediyoruz.” diye konuştu.
2024 yılı, Türkiye ile Kırgızistan için önemli bir yıl
Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Doğan, 2024 yılının Türkiye ile Kırgızistan arasındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinde önemli aşama kaydedilen bir yıl olmasını istediklerini ve Türkiye olarak bu hedefe ulaşmak için gayret gösterdiklerini belirtti.
Doğan, “Kırgızistan bizim dost ve kardeş ülkemizdir.” dedi.
Kırgızistan yönetiminin yatırımcının yanında olduğunu vurgulayan Doğan, “Lütfen bu fırsatı kullanınız. Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke. Yatırımcıların bunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Kırgızistan’a sizleri davet ediyorum.” diye konuştu.
Doğan, “Ben Kırgızistan’da yaklaşık üç senedir görev yapıyorum. Kırgızistan hükümeti de yaklaşık üç yıldır görev yapıyor. Bu dönemde iş dünyasının çözülmeyen sorununu görmedim. Kırgızistan hükümetinin yardımcı olmadığı bir konu görmedim. Bunları iş dünyamızın dikkatine sunmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Türk iş insanı heyetinin temsilcisi Yavuz Altun, Kırgızistan’ı daha önce bir kez ziyaret ettiğini ve kendilerini “evlerinde gibi” hissettiklerini söyledi.
Altun, Kırgızistan’ın 200 milyonluk bir coğrafyaya hizmet etmek isteyen bütün üretici ve sanayiciler için muhteşem fırsatların bulunduğu bir ülke olduğunu vurguladı.
Forum kapsamında, ikili iş görüşmeler yapıldı ve yerel firmalar gıda alanındaki ürünlerini sergiledi.
]]>Enerji İş üyeleri, Saraçhane’deki İBB binasının önünde bir araya geldi.
Burada düdük çalıp ve slogan atarak zam oranını protesto eden üyeler, “İmamoğlu söz verdi, her şey çok güzel olmadı”, “Hani her şey çok güzel olacaktı? Sadaka değil, zam istiyoruz” ve “Mücadelemiz emek için sistem palavralarından vazgeçin” pankartları taşıdı.
Grup adına basın açıklamasını okuyan Enerji İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Mubin Tekin, İBB’ye bağlı İstanbul Enerji A.Ş.’de 15 yıldır çalışan bir kişinin, yol ve yemek dahil aldığı ücretin 20 bin 33 lira olduğunu söyledi.
Maaş bordrosunu gösteren Tekin, şöyle konuştu:
“İşte bu belediyenin, bu kardeşime reva gördüğü ücret bu…Biz buna itiraz ediyoruz. Bugün buradan sesimizi bu yüzden yükseltiyoruz. İnanın bu sadece bu şirket için verdiğimiz veri, daha niceleri var. Bu çağrımız sadece İstanbul Enerji A.Ş’de çalışan kardeşim için değil, İSKİ’de çalışan kardeşim senin için, İGDAŞ’da çalışan kardeşim senin için, İSFALT’ta çalışan, diğer iştiraklerde çalışan ve İBB bünyesinde çalışan kardeşlerim sizler için bu sesimizin yükselişi”
“Biz bu teklifi asla ve asla kabul etmiyoruz”
Sendika olarak 2022 ve 2023 yılları boyunca ara zam yönünde teklifleri sunmalarına rağmen cevaplar verilmediğini ve yapılan her görüşmede İBB’nin seslerini duymazlıktan geldiğini aktaran Tekin, bazılarının kaygıya düşmesiyle sendikaya ek protokol yapılması yönünde teklifler gelmeye başladığını anlattı.
Tekin, şu değerlendirmede bulundu:
“Sadece adı ek protokol…İçeriğine bakıyorsunuz; sözde halkın içinden ayrılmayan, sürekli halkla iç içe görüntüler verenlerin sunmuş olduğu zam teklifi yüzde 10…İnanın şaka yapmıyorum veya yanlış telaffuz etmiyorum, yüzde 10. Gerçek enflasyon yansımasını geçtik artık açıklanan enflasyon oranlarından bile bihaber olan İBB yönetimi, bu sadaka niteliğindeki sözde zam teklifini ne yazık ki sunmak gibi bir acziyete düşmüş durumda. Biz bu teklifi asla ve asla kabul etmiyoruz.”
Sendikanın bu tekliflere karşı gerçeği yansıtan tekliflerine ise cevap dahi verilmeye tenezzül edilmediğini anlatan Tekin, “Her türlü faaliyete ucu açık çek verircesine destek sunan, yapılmış olan faaliyetlere ayrılan bütçeden daha fazlasını bunların reklam kampanyalarında kullanan, sürekli olarak emekçiye değer verdiklerini, emeğin en üstün değer olarak görülmesi gerektiğini söyleyen ama hamaset ve söylemden öteye geçemeyen, sonu zam görüşmelerine geldiğinde yüzde 170’lik bir teklife karşı hiç çekinmeden adeta sadaka verirmişçesine yüzde 10’luk sözde teklif sunan belediyecilik anlayışını esefle kınıyoruz.” diye konuştu.
İstanbul’da faaliyet gösteren diğer özel şirketlerin bir çoğunun, belediye iştiraklerinin hemen hemen 2 katı ücret verdiğini belirten Tekin, “Burada çalışan arkadaşlarımız dışarıda çok rahat bir şekilde daha fazla ücretlere iş bulabiliyor, ‘Neden gitmiyor, neden orada çalışmıyor?’ sorularına gelecek olursak; yıllarını, emeğini, gençliğini ve hayatını vermiş olduğu bu şirketten tazminatını alamadığı için gidemiyor. Tazminatı adeta bağlayıcı unsur gibi kullanıp üyelerimizi, emekçilerimizi bu ücretlere mahkum ediyorlar.” ifadelerini kullandı.
]]>Erdoğan, partisinin Kütahya’da düzenlenen mitinginde yaptığı konuşmada, şehirde yaklaşık 160 bin emeklinin yaşadığını belirtti.
Türkiye’nin Gezi olaylarından beri süren 15 Temmuz’da daha da keskinleşen, 2018’den itibaren iyice alenileşen, bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçtiğini dile getiren Erdoğan, “Önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz. Milli birliğimize yönelik saldırıları bertaraf ederken yeri geldi darbecilere karşı canımız pahasına direndik yeri geldi sınırlarımıza dayanan teröristlerle boğuştuk. Cudi Dağı’nda onları mağaralara gömdük. Tendürek’te, Bestler Deresi’nde, Gabar’da gömdük ve Türkiye’de kendilerine yer bulamadılar.” diye konuştu.
Hayat pahalılığıyla da mücadele edildiğini kaydeden Erdoğan, en çok etkilenen kesimlerin başında emeklilerin bulunduğunu söyledi.
Erdoğan, “Her ne kadar emekli maaşlarını bizden önceki dönemlerle kıyas edilemeyecek seviyelere çıkarmış olsak da gönlümüz vatandaşlarımızın hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmesini istiyor.” ifadesini kullandı.
Ekonominin diğer boyutlarının ötesinde hesap kitap işi olduğunu vurgulayan Erdoğan, devletin gelirleri ve giderleri arasındaki denge tutturulamazsa tıpkı 1970’lerde ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıların pençesine düşülmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.
“Harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz”
Türkiye’nin kimi ülkelerin sahip olduğu gibi karşılıksız elde ettiği gelir kaynaklarına sahip olmadığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Biz harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. Mesela yaklaşık 11 trilyon lira giderle bağladığımız 2024 bütçemizi ele alalım. Bunun 1 trilyon liradan fazlasını deprem harcamalarına ayırdık. Devletin tüm çalışanları için yaklaşık 3 trilyon lira personel gideri var. Yatırımlar için 1,6 trilyon liraya yakın bir kaynak kullanılacak. Emekli maaşları için ayrılan miktar yaklaşık 3 trilyon liraya yakın, eğitim için 1,6 trilyon lira, sağlık için 1,6 trilyon lira, sosyal yardımlar için 500 milyar lira, mahalli idareler için 860 milyar lira tahsis edildi. Diğer kalemleri söylemiyorum bile.
En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil. Peki emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz.
Şimdi birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira, 10 bin lira seyyanen ekleyelim diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. Bakınız bizim ülkemizde halihazırda 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa, tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz. Burada konuştuğumuz emeklilerimizin mevcut maaşlarının maliyeti değil yapılması istenen ilave artışların tutarıdır.”
“Yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz”
Seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin farkında olduklarını belirten Erdoğan, sırtında yumurta küfesi taşımayanların istedikleri gibi atıp tutabileceğini, sorumluluk makamında olmayanların her aklına eseni söyleyebildiğini dile getirdi.
Erdoğan, “Ama milletin ülkeyi ve devleti yönetme görevini verdiği bizim için böyle bir durum asla söz konusu değil. Biz yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz. Biz attığımız her adımı en ince detayına kadar hesaplamak zorundayız.” dedi.
Küresel ekonomik krizin dünyanın her yerinde çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere büyük kitlelerin refah kaybına uğramasına yol açtığına işaret eden Erdoğan, Türkiye’nin de kendi şartları çerçevesinde bu dalgadan etkilendiğini söyledi.
Tüm bunların üstüne geçen sene “asrın felaketi” olan çok büyük bir deprem yaşandığını belirten Erdoğan, sadece 6 Şubat depremlerinin ekonomiye maliyetinin 104 milyar dolar olduğunu kaydetti.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buna rağmen hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri yeniden yerli yerine oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu yıl sonundan itibaren programın olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyüttükçe ortaya çıkan kazançtan her kesimden insanımız gibi emeklilerimiz de istifade edecek. Siz oturdukları yerden atıp tutanlara bakmayın. Onlar sadece istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Onların ne ülke ne millet ne de emeklilerimiz umurlarında. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Milletimizden sabır ve metanet istiyoruz.”
(Sürecek)
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehrin yedinci tepesi olarak tanımlanan Kocamustafapaşa Tepesi’nde konumlu tarihi Bulgur Palas’ı, İstanbulluların kullanımına açtı. İstanbul’un tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşadığını belirten İmamoğlu, “İstanbul’un çehresini değiştiriyoruz. İstanbul’un tarihi ve turistik değerlerine yeniden, daha güçlü bir şekilde kazandırıyor, aynı zamanda değer katıyoruz. Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar? İlla hükümetle belediye, aynı partiden olmalıymış. Bak sen. Bak sen. Seçim yapmayalım o zaman. Muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki, her şeyi ona teslim edelim. Neyse; biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz, Merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u, hükümetle el ele yönettiler. O şımarıklık, o kibir, İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu” dedi.
İBB iştirak şirketleri KİPTAŞ, İGDAŞ, İstanbul İmar AŞ, İSTAÇ ve İSTON girişimiyle; kentin hafıza tarihi açısından çok değerli bir yapı olan ve yıllardır kaderine terk edilen Bulgur Palas’ı 2021 yılında satın alındı. İBB Kültür Varlıkları Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekipleri, tarihi yapıyı, KİPTAŞ koordinasyonunda titiz bir çalışmayla restore etti. Tarihi yapı; 135 kişilik kütüphanesi, sergi salonu, öğrenci kulüplerinin kullanımına tahsis edilen alanlar, restoran, çok amaçlı etkinlik alanları ve benzersiz İstanbul manzarasına sahip seyir terasıyla yeni nesil bir yaşam merkezi olarak tüm İstanbullularla buluştu. Böylece, Cerrahpaşa’da, şehrin yedinci tepesi olarak tanımlanan Kocamustafapaşa Tepesi’nde bulunan görkemli yapı, yeniden İstanbulluların oldu. Bulgur Palas’ın açılışı; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Parti Meclisi üyesi Berker Esen, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, CHP’nin Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat, Zeytinburnu Belediye Başkan adayı Onur Soytürk ve Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Mithat Bülent Özmen’in katılımlarıyla gerçekleştirildi.
“Tarihe sahip çıkmak, insan olmanın ve millet olmanın bir gereğidir, yoksa gerçekten eksik kalırız” diyen İmamoğlu, konuşmasında özetle şu ifadelere yer verdi:
“İSTANBUL’UN MİRASI BEŞ YILDIR EMİN ELLERDEDİR”
“Tarihe sahip çıkmak, uygarlığın önemli bir göstergesidir. Hele hele İstanbul gibi kadim bir şehirde tarihe sahip çıkmak, aynı zamanda çok özenli davranmayı da gerektirir. Mutlaka bilimin, uzmanlığın yol göstericiliğinde hareket etmelisiniz. Ne yazık ki İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, bu anlamda uzun yıllar ihmal edilmiştir. Pek çok yanlış ve zararlı işler yapılmıştır. Özenli davranılmamıştır. ve İstanbul’a, tabiri caizse, gözünün nuru gibi bakmak gerekirken, sıradan davranışlar sergilenmiştir. Her alanda olduğu gibi, İstanbul’un mirasını koruma konusunda da ciddi anlamda liyakat sorunu vardı. Beş yıldır bu değişti. 2019’da bu anlamda yepyeni bir dönem başladı. ve inanınız ki bu yönüyle de birçok yönde olduğu gibi, İstanbul’un mirası beş yıldır emin ellerdedir.
“İBB MİRAS ORGANİZASYONUYLA, MUAZZAM GÜZEL İŞLER YAPIYORUZ”
İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkmak üzere kurduğumuz İBB Miras organizasyonuyla, muazzam güzel işler yapıyoruz. İBB Miras markası, baştan sona uzmanlığa, tecrübeye, liyakate dayalı bir yapı ve bu yapıya azami dikkat gösteriyor. İBB mirasın başarıları restorasyonla da sınırlı değil. Tarihi alan ve eserlere yeni işlevler kazandırıp, şehir hayatının bir parçası haline getirme konusunda da dünya çapında iş yapıyor. Hemen yanı başımızdaki Yedikule Gazhanesi’ndeki dönüşüm, böyle bir dönüşüm. Yine Hasanpaşa Gazhanesi’nde elde ettiğimiz, hayata kazandırılan alanlar böyle bir dönüşüm. Açılışını yaptığımız bugün burada bulunduğumuz Bulgur Palas’ta aynı şekilde, iştirak şirketimiz KİPTAŞ koordinasyonunda, İBB Miras’ın birlikte dayanışmayla, bilgiye, sevgiye, özene dayalı ellerinde şekillenerek, bugüne gelmiştir. Burada özellikle İBB Miras gibi, KİPTAŞ’a da ayrı bir paragraf açmak isterim. Ortaya koyduğumuz bu özenli davranışı pratik bir eyleme dönüştürmek adına, farklı iştiraklerimizi bu yönde seferber etme kararlılığını gösterdik. Buranın mülkünün alınmasında ve sürecin yapılmasında azami gayret gösteren kurumumuz olmuştur KİPTAŞ.
“İBB OLARAK MİLLETİN MALINI SATMAYIZ”
Uzun yıllar Osmanlı Bankası’nın arşivinin bulunduğu bir depoydu bu bina. Bu binayı İBB olarak, 2021 yılında satın aldık. Ben şimdi buranın hikayesini halkımdan gizleyecek değilim. Benim özel yaşamımla ilgili alandan; benim ailemde eski esere, işte yapıya, bazen belgelere, sanata, resme olan ilgimi bilir, kişisel olarak hukuki alanımla ilgilenen avukatım, bir gün bir bankanın satışa çıkardığı ve çok cazip bir alan diye tariflediği bu binanın dosyasını bana gönderdi. Ben, bu dosyayı görür görmez bu neresi diye baktım. Hiç unutmuyorum aynı gün Saraçhane’den çıkıp, arabamı aşağıda Yenikapı’ya çekip, arabadan inip yukarıya doğru baktım binayı görmek için. Bina muhteşem bir bina, tepede duruyor. ya dedim, ‘Bu binayı ben nasıl görmem?’ İnanın bir gün sonra -arkadaşlarım biliyorlar- çağırdım dedim ki, ‘Bu binayı İBB’ye alıyoruz. ve o gün karar verdik bu binayı almaya. Tabii aldıktan sonra gelip gezdiğimde, ne güzel bir karar verdiğimizi görüp, çok mutlu oldum. O gün aldığımız paranın, yani şöyle söyleyeyim, bugün bana yüz katını verseler, biz burayı İBB olarak milletin malını satmayız.
“BİZE İTİNAYLA DAVRANSIN”
İnsanlar buraya Yenikapı’dan, metro durağından yürüyecek. Tramvaydan buraya yürüyecek. Yürüyüş alanlarıyla ilgili de çalışmalarımız var. Bu sahanın kazandırılmasıyla ilgili de ekstra çalışma var. Çocuk parkını yaptık. Muhtarım diyor ki, burada bir kreş talebi var. Burada olmaz ama kreşimizi bu bölgeye yakın bir yerde yapacağız muhtarım. Hiç endişen olmasın. Yenikapı’dan buraya gelirken, orada çok değerli bir arkeoloji alanımızı, bir müze olarak İstanbul’a kazandırıyoruz. Orada çalışmalarımıza başladık. Ne hikmetse TIR’ların, kamyonların buradan kaldırılarak taşınması için, Alibeyköy’de dünya para harcayarak, çok modern bir tesisi yaptık. Ama garip bir biçimde… Ben buradan kaymakamlığa olan duygumu ifade edeyim. Hala o TIR’ları, kamyonları orada muhafaza etmek adına bir gayret gösteriyorlar. Biz de çıksınlar diye uğraşıyoruz. Ama çıkaracağız eninde sonunda. Kaymakamlığa çağrı yapıyorum. Bize yardımcı olsun. Sayın Valimize de çağrı yapıyorum. Bize itinayla davransın. Orası muazzam bir park olacak. Oradan insanlar yürüyüp buraya gelecekler, burayı görecekler. Burada oturan insanlar da buraya gelen misafirlerin, o nezih insanların keyfini yaşayacak. Harala gürele bir ortam değil, tam aksine böyle çok nezih, kültür kokan, öğrenciler, dostlar, komşular bir arada çok keyifli bir zaman dilimi yaşayacaksınız.
“‘İSTANBUL SENİN’ UYGULAMASI ÜZERİNDEN BULGUR PALAS KİTAPLIK’A GİRENE İBB KÜLTÜR KAFE’DE 1 KAHVE BEDAVA”
Bu arada es geçmeyeyim. Bulgur Palas Kitaplık’ta, İBB Kültür Kafe’de, ‘İstanbul Senin’ uygulaması üzerinden giriş yaparsanız, arkadaşlarım bir kahve de ikram edecekler mi? Onu duyurmamı istediler. Ama İstanbul senin uygulaması üzerinden giriş yapacaksınız ona göre.
“BİZDEN ÖNCE İSTANBUL’UN KAMUYA AİT TARİHİ ALANLARI, YAPILARIŞAHISLARIN, İMTİYAZLI BAZI DERNEK VE VAKIFLARIN KULLANIMINA VERİLİRDİ”
Bulgur Palas, aslında bizden önceki yönetimle aramızdaki zihniyet farkını ortaya koyan çok özel örneklerden birisi. Bizden önce İstanbul’un kamuya ait tarihi alanları, yapıları, bazı şahısların, imtiyazlı bazı dernek ve vakıfların kullanımına verilirdi. Biz ise, tam tersini yapıyoruz. Kamuya ait alanları, yapıları yeniden halka açmakla kalmıyor, Bulgur Palas örneğindeki gibi, ihmal edilmiş özel mülkleri de tüm İstanbulluların yararlanabileceği hale getiriyoruz. İstiklal Caddesi’ndeki çok özel Casa Botter’i biliyorsunuz. Mutlaka gezin. Aynen orasını da öyle yaptık. Bu önemli bir anlayış farkıdır. Zihniyet farkıdır. Ahlak farkıdır. Tarihe sahip çıkmak, öyle lafla olmaz. İş yapacaksınız. İcraat yapacaksınız. Bizim yaptıklarımızı, gerekirse kopyalayacaksınız. Sorun yok, kopyalayabilirsiniz yani. Problem değil.
“İSTANBUL’UN TARİHİ MEYDANLARI, TERK EDİLMİŞ ENDÜSTRİYEL MİRAS ALANLARI, UNUTULMUŞ, DEĞERSİZLEŞMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARI İBB MİRAS İLE TEK TEK HAYATA DÖNMEYE DEVAM EDİYOR”
İBB Miras’ın hassas çalışmaları ve ince işçiliğiyle, 19 tarihi türbeyi restore ettik. Görseniz o türbelerin teslim aldığınızdaki halini; içler acısı. Her biri önemli şahsiyetler, önemli insanlar. 588 tarihi mezar ve hazineyi restore ettik. Liyakatli bir ekiple bunları yaptık. 42 tarihi caminin rutin olarak bakımını gerçekleştiriyoruz. Yine 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserini, 34 kamusal sanat eserini restore ettik. Bugüne kadar tam 943 miras alanını koruma altına aldık. İstanbul’un yıllardır suyu akmayan 197 tarihi çeşmesinin, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp, suya kavuşturduk. Bizim bu suya kavuşturmamızla dalga geçtiler. Şimdi aynı projeyi valilik açıklıyor. Ben de memnun olduğumu dile getiriyorum. Çünkü biz; tarihine, geçmişine, bu medeniyet beşiği şehrimize sahip çıkmanın çok asil bir sorumluluk olduğunu biliyoruz. Bu sorumluluk, sadece bu şehrin insanlarına değil, sadece milletimize değil, inanınız bütün insanlığa karşı sorumluluğumuz. Onun için İstanbul’un tarihi meydanları, terk edilmiş endüstriyel miras alanları, unutulmuş, değersizleşmiş kültür varlıkları İBB Miras ile tek tek hayata dönmeye devam ediyor.
“İSTANBUL, TARİHİNİN EN ÇOK RESTORASYON YAPILAN DÖNEMİNİ YAŞIYOR”
İstanbul, tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşıyor. İstanbul’un çehresini değiştiriyoruz. İstanbul’un tarihi ve turistik değerlerine yeniden, daha güçlü bir şekilde kazandırıyor, aynı zamanda değer katıyoruz. Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar? İlla hükümetle belediye, aynı partiden olmalıymış. Bak sen. Bak sen. Seçim yapmayalım o zaman. Muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki, her şeyi ona teslim edelim. Neyse; biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz. Merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u, hükümetle el ele yönettiler. O şımarıklık, o kibir, İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu. Sarayburnu’na gidin; biblo gibi şimdi. Çöplüktü. Beyazıt çöplüktü, biblo gibi.Haliç kıyıları pırlanta gibi, yemyeşil. Öyle değil mi? Bakın sadece burayı anlatıyorum. İşte Bulgur Palas, Beyazıt Meydanı… ya kara surlarının içine yüzlerce kamyon çöp yığdılar, çöp. Şimdi pırıl pırıl. Onun için işi bilene, ehline verince bu işler güzel oluyor. O bakımdan demokrasiye inancını kaybetmiş insanlara, demokrasiyi güçlü şekilde hatırlatacağız. Nerede? Az kaldı. 31 Mart’ta sandıkta. Bu sandığı biz çok seviyoruz.
“25 YILDA YAPAMADIKLARINI, BİZ 5 YILDA YAPTIK”
Farkında mısınız; İstanbul’un bu 5 yılını, son 25 yılla kıyaslıyorlar. Olsun, kıyaslasınlar. Çünkü o 25 yılda yapamadıklarını, biz 5 yılda yaptık. Gururla anlatıyoruz. Hükümet, belediye el ele olduğu dönemde, bizim yaptığımız kadar metroyu yapamadılar. Yeni metroları biz yapacağız, yapmamamız için imzayı erteliyorlar. 31 Mart’ta, demokrasi dersini alsın, bak bir hafta içinde imzalayacak. Göreceksiniz. Yapamazlar. Çünkü niye yapamazlar biliyor musunuz? Bunlar şöyle bakıyorlar, ‘Bizden mi onlardan mı!’ Bu milletin hepsi bizim. Anlayamadılar bunu hala. Biz, insanı insan olduğu için çok seviyoruz. Vatandaşları, ‘Bize oy verenler vermeyenler’ diye bölenlerin yaptığı işten var ya, kimseye hayır gelmez kardeşim. Biz kocaman bir aile, bir arada yaşardık. Benim babamın malı başkaydı, amcamın malı başka. Hiçbiri benim değildi, hep ‘bizim’ derdik. Ben çocukken öyle büyüdüm. Allah nasip etti, şimdi İstanbul’da da ‘İstanbul hepimizin’ diyoruz. Çocukluktan gelen terbiyenin böyle bir güzelliği varmış demek.
“ATOM KARINCAYI DA GEÇERİM”
Biz; tarihimizi, inançları, dini ve milli duyguları istismar etmeden, 16 milyon İstanbulluyu eşit ve değerli kabul eden bir anlayışla devam edeceğiz çalışmaya. Hem de çok çalışacağız, onu söyleyeyim. Yani ben artık, ‘atom karınca’ diyorum ama, atom karıncayı da geçerim, onu söyleyeyim. Durmak yok. Biz, tarihimizi bu anlamda daha da güzel günlere eriştireceğiz. Emanetlerimizi, bu milleti birleştiren, bütünleştiren, manevi köprüleri, duygusal bağları güçlendirip, büyütmeye devam edeceğiz. Gönülleri kazanmaya devam edeceğiz. Bizim yolumuz, sevginin ve kardeşliğin yoludur. Bizim yolumuz, adalet ve eşitliğin yoludur. Onun için siz de diyorsunuz ya, ‘Tam yol ileri’ yolumuzdur. Hak, hukuk ve adaletli bir dünya; hak, hukuk ve adaletli bir Türkiye ve İstanbul var etmek için, bu şehrin sorumlulukları var. Onu yerine getireceğiz. İstanbul’a, ayrı bir renk katacak olan Bulgur Palas’ın açılışında sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum. Emeği geçen herkese, başta KİPTAŞ’a ekibine, Genel Müdürü’ne, İBB miras ekibine ve İBB mirasın kuruluştan bugüne çok emeği geçmiş olan geçmiş olan Mahir Polat arkadaşıma teşekkür ediyorum. Ekibine, Oktay Bey’e teşekkür ediyorum. Fatih ilçemize ve İstanbul’umuza hayırlı ve uğurlu olsun.
İmamoğlu ve beraberindeki heyet, açılış töreninin ardından Bulgur Palas ve çevresini gezdi.
BULGUR PALAS KAPILARINI, “MAGNUM İSTANBUL’DA” SERGİSİYLE AÇIYOR
Yapımı 1912 yılına tarihlenen ve İtalyan Mimar Giulio Mongeri’nin imzasını taşıdığı düşünülen Bulgur Palas, dünyadaki toplumsal değişimlerin görsel hafızasını, bir sergi aracılığıyla da İstanbullularla bir araya getirdi. Dünyaca ünlü fotoğraf ajansı Magnum Photos ve İBB’nin kalıcı iş birliğiyle, Magnum’un 77. yıl özel sergisi “Magnum İstanbul’da” ile kapılarını açan görkemli yapı; kültür ve sanat etkinliklerinin yanı sıra, eşsiz İstanbul manzaralı seyir terasıyla şehrin yeni cazibe merkezi olacak. “Magnum İstanbul’da” sergisi, bazıları dünyanın en ikonik fotoğrafları arasında değerlendirilen 200’ün üzerinde eserden oluşuyor. Sergide; Jonas Bendiksen, Henri Cartier-Bresson, Cornell ve Robert Capa, Ara Güler, David Seymour, Olivia Arthur, Raymond Depardon, Bieke Depoorter, Elliott Erwitt, Stuart Franklin, Leonard Freed, Eve Arnold, Paul Fusco, Cristina Garcia Rodero, Burt Glinn, Jim Goldberg, Marilyn Silverstone, Sergio Larrain, Susan Meiselas, Wayne Miller, Marc Riboud, Alessandra Sanguinetti, Chris Steele-Perkins, Dennis Stock ve Alex Webb gibi önemli fotoğrafçıların da aralarında bulunduğu 70 sanatçının çalışmaları yer alıyor. Eserleri TIME, New York Times, Washington Post, Der Spiegel, Le Monde, Paris Match, Newsweek gibi dünyaca ünlü medya kuruluşlarınca yayınlanan; World Press Photo Multimedia yarışmalarında jüri üyeliği yapan Emin Özmen’in fotoğrafları da “Magnum İstanbul’da” sergisinde özel bir bölüm olarak karşımıza çıkıyor.
Pazartesi hariç, her gün 10.00 – 19.00 arası ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek olan Bulgur Palas’ın kütüphanesi ise, her gün 22.00’ye kadar açık olacak.
]]>Yılanlara canlı yem verildiği iddiaları ile gündeme gelen Trabzon Akvaryum’da yılanların dondurulmuş fare ve tavşanlarla beslendiği o anlar görüntülendi
TRABZON – Trabzon’da geçtiğimiz yıllarda hizmete açılan ve son günlerde başta boğa, anakonda ve piton yılanları olmak üzere canlı yem ile beslendikleri iddiaları ile gündeme gelen Trabzon Akvaryum’da yılanların dondurulmuş fare ve tavşanlarla beslendiği ortaya çıktı.
Ortahisar Belediyesi tarafından Zağnos ile Tabakhane vadileri arasında bulunan Trabzon Kalesi’nin hemen altında oluşturulan bir tünele inşa edilen ‘Trabzon Akvaryum’ 80 farklı türde, yaklaşık 5 binden fazla deniz canlısına ev sahipliği yapıyor. Dünya denizlerinden ilham alınan 61 farklı tematik akvaryum ile 22 metrelik uzunluğuyla baş döndürücü bir görsellik sunan ‘Tünel Akvaryum’ son günlerde yine içerisinde sergilenen yılanlara verilen canlı yem iddiaları gündeme geldi. Ortahisar Belediyesi’nde yayınlanan açıklamada, iddialarının asılsız olduğu, Trabzon Akvaryum’da çalışan, iş ahlakıyla uyuşmayan ve hiyerarşik düzene aykırı davranışları nedeniyle iş sözleşmesi feshedilen A.K. isimli kişi tarafından çarpıtılarak algı oluşturmaya çalıştığı belirtildi.
“Akvaryum tesisimizdeki tüm canlıların beslenme ihtiyacı cansız ve dondurulmuş gıdalarla sağlanmaktadır”
Akvaryum tesisindeki tüm canlıların beslenme ihtiyacının cansız ve dondurulmuş gıdalarla sağlandığının belirtildiği açıklamada, “Trabzon Tünel Akvaryum İşletmemizde 25.05.2022 – 07.05.2023 tarihleri arasında çalışmış olan A.K. çalışmış olduğu dönemde amirleri tarafından birçok kez sözlü ve yazılı olarak uyarılmasına rağmen işini umursamayarak vurdumduymaz tavırlar sergilemeye devam etmiştir. Yapılan uyarıları dikkate almayan şahıs hakkında tutanaklar tutulmuştur. Bu süreçte şahıs aynı tavrını devam ettirmiş ve personeller arasında huzursuzluk oluşturmaya devam etmiştir. İş ahlakıyla uyuşmayan ve hiyerarşik düzene aykırı davranışları nedeniyle şahsın iş sözleşmesi 4857 sayılı iş kanununun 25. maddesinin 2. fıkrasındaki ‘h’ bendine istinaden ‘İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi’ nedeniyle sonlandırılmıştır. İş akdinin sonlandırılmasını kendisine yediremeyen şahıs bundan sonraki süreçte çeşitli platformlarda asılsız iddialar ile işletmemizi karalama çabası göstermeye başlamış ve daha da ileriye giderek isim vermek suretiyle tehdit edercesine işletmemiz yetkililerini hedef göstermiştir. Yetkili personellerimizin ailelerine de ulaşmış ve durumun can sıkıcı bir hal alması nedeniyle şahıs hakkında hem işletmemiz tarafından hem de ilgili çalışanlarımız tarafından hukuki süreç başlatılarak şikayetçi olunmuştur. Asılsız iddialarını devam ettiren şahıs çalışmış olduğu dönemde elde etmiş olduğu görüntü ve belgeleri çarpıtarak algı oluşturmaya çalışmıştır. Bahsi geçen şahıs akvaryum işletmemizde vatandaşlarımızın ziyaretine sunulan balıklarımızın 3 milyon TL gibi bir bedelle alındığını iddia etmiştir. Bu iddia tamamen asılsız olup bugüne kadarki balık temini tamamen ücretsiz olarak yapılmıştır. Yine çalışmış olduğu dönemde kayıt altına aldığı kişisel verilerin gizliliği kapsamında sergilenmesi yasak olan güvenlik kamerası görüntülerini sosyal medya hesaplarından paylaşmış ve veri ihlaline sebebiyet vermiştir. İlgili şahsın psikolojik durumunun ne kadar vahim olduğunu ve durumun ciddiyetini gösteren bir başka paylaşımı ise akvaryum tesisimize karşı yapmış olduğu silahlı paylaşımdır. Tüm bu asılsız iddialar ve can güvenliğini tehdit eden paylaşımlar için işletmemiz ve çalışanlarımız tarafından yalnızca hukuki süreç başlatılmıştır. Son olarak şahsın çeşitli platformlarda paylaşılan canlı yem iddiası da diğer iddiaları gibi asılsızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır. Akvaryum tesisimizdeki tüm canlıların beslenme ihtiyacı cansız ve dondurulmuş gıdalarla sağlanmaktadır” ifadelerini kullandı.
Veteriner Hekim Ahmet Köz: “Canlı yem verme söz konusu değil”
Trabzon Akvaryum’da Sorumlu Veteriner Hekim Ahmet Köz, akvaryumda balıkların beslenmesi ile güne başlandığını belirterek “Temizlik ile devam edilir. Bazı balıklarımız her gün köpekbalığı gibi balıklarımız haftada 3 kere bazı balıklarımızda hafta bir kez beslenir. Genelde diyetlerinde dondurulmuş balık vardır. Haricinde yeşillik olarak kabak, marul, bezelye gibi zenginleştirilmiş diyetler uygulanmaktayız. Sürüngenler ise bilindiği gibi etçil hayvanlardır. Mecburen bunları et ile beslemek zorundayız. Laboratuvar ortamında dondurulmuş şekilde bize gelen tavşan ve fareler burada geceden çözdürülüp sabah ısıtıldıktan sonra hayvanlarımıza servis ediliyor. Mısır yılanı gibi ufak yılanlar haftada bir besleniyor. Yeşil anakondalarımız iki haftada bir besleniyor. Ayrıca bir tane de siyam timsahımız var o da tavuk bageti yiyor. Hem kemiğin kalsiyumu hem tavuğun proteininden yararlanması amacıyla. Haricinde bir beslenme programımız yok. Canlı yem verme söz konusu değil. Bizler buna zaten izin vermeyiz. Hiçbir personelimizi buna alet etmeyiz. Ayrıca savunmadığımız da bir yöntem. Hem av olan hem de avcı olan açısından tehlikeli bir yöntem. Birbirlerine zarar verebilirler. Kesinlikle itibar edilmemesi gereken yalan haberlerdir. Balıklarda beslenme programı normal ağırlığının yüzde 5’i kadar veriliyor. Diğer hayvanlarda da yılanın, kertenkelenin büyüklüğüne göre yemler ayarlanıyor” ifadelerini kullandı.
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “2024 Yılında Turizm Sektöründe Uygulanacak İstisnalar” düzenlemesiyle, yurt içinden yapılacak başvurularda iki yabancıya kadar çalışma izni başvurularının istihdam kriteri uygulanmaksızın değerlendirilebilmesine ilişkin düzenleme yayınlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli seyahat acenteleri ile sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren ve Sağlık Bakanlığından yetkilendirilmiş aracı kuruluşları kapsayan düzenleme 31 Aralık 2024 tarihine kadar geçerli olacak. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, “Biz ATSO ailesi olarak tüm komitelerimizle, 60 bini aşkın üyemizle bütün sorunların üstesinden birlikte gelebilecek kuvvetteyiz. İstihdam kriteri uygulanmaksızın yabancı çalışanlara ilişkin çabalarımız sonuç verdi. Bu gelişmeyi önemsiyoruz ve takipçisi olduk, olmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Yaşanan gelişmeden memnunuz”
Sektör temsilcilerinden gelen talepler doğrultusunda başlattıkları çalışmaların ve istişarelerin olumlu sonuca ulaştığını kaydeden Başkan Ali Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz yıl Nisan ayında meclis toplantımızda turizmde faaliyet gösteren, reklam ve eğlence sektörüne mensup üyelerimizin yabancı istihdamında yaşadıkları sorunları dile getirmiş, bu konunun takipçisi olacağımı dile getirmiştim. Kültür ve Turizm Bakanımızı ziyaretimizde sunduğumuz dosyada da bu konudan kendisine bahsetmiştik, akabinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda, Antalya Valiliği ve ATSO iş birliğinde gerçekleştirdiğimiz toplantımızda da bu konuyu irdeledik ve sektör temsilcilerimizle bakanlık temsilcilerimizi bir araya getirdik. Bakanlığımızdan edindiğimiz bilgiye göre yaptığımız toplantıların bir sonucu, çıktısı olarak yaşanan bu gelişmeden çok memnunuz.”
Sektörle gerçekleştirdikleri istişare toplantılarının olumlu neticeleri olduğunu belirten Başkan Bahar, “Uluslararası İşgücü Genel Müdürü Ali Aybey beni arayarak, bizi yakından takip ettiklerini ve yabancı uyruklu personel çalıştırmakla ilgili ülkemizde mevcut sorunlar Antalya’da yaptığımız toplantı ile gündeme alındı ve sonuç açısından çok iyi bir noktaya getirildiğini söyledi. Ayrıca altını çizerek ifade etmek istiyorum; yabancılarda istihdam kriteriyle ilgili yaşanan sorunun çözümü noktasında önünü açan ATSO dedi. Sektörümüzün bir sorununa çözüm bulma noktasında odamız harekete geçmiş, ihtiyacını gidermiştir. İşte ATSO para almaktan başka ne iş yapar sorusunun bir cevabını daha paylaşmak istiyorum. Bundan sonra açıkladıklarımıza çok dikkat etmenizi, sizden gelen talepleri nasıl değerlendirdiğimizi, kanun yapıcıya, devletimize asist yaptığımızı bilmenizi rica ediyorum” dedi.
“Beklentimiz yeni düzenlemeler yapılması”
“Turizm kenti Antalya’mızın yabancı istihdamı konusunda yaşadığı problemin çözümüne katkı koymaktan memnunuz” diyerek sözlerini sürdüren Başkan Ali Bahar, “Sektörümüzün kanayan yarası haline gelmiş, kalifiye yabancı iş gücü bulunamaması ile başlayan ve işletmelerimizi doğrudan etkileyen bu sorunun olumsuz sonuçlara neden olduğunu her yerde dile getirdik. Şehrimiz için en acil beklentimiz bu konuda yeni düzenlemeler yapılması, çalışma izinleri konusunda kolaylıklar sunulması oldu. Bu konuda daha fazla adım atılması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Sezonda yaşanan rahatlama, sektör mensuplarımızı da mutlu edecek bir gelişme oldu” diye konuştu.
Kalifiye yabancı iş gücüne yönelik çalışmalarının sürdüğünü vurgulayan Başkan Bahar, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile daha önce yaptığımız görüşmeler neticesinde sektörümüzde yaşanan sorunları bire bir ifade etme fırsatı bulmuştuk. Gerekli dosyaları Bakan Yardımcımıza ileterek, talep ve önerilerimizi de iletmiştik. Asıl talebimiz ATSO bünyesinde bakanlığa bağlı bir birim kurulması ve hatta Antalya’da gerçekleştirilecek bakanlık denetimlerinde oluşturulacak ekipte odamızın da yer almasını istiyoruz” dedi. – ANTALYA
]]>Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nda ödüller sahiplerini buldu
İSTANBUL – Kadın girişimcilere destek olmak amacıyla Garanti BBVA, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen ‘Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’ sonuçlandı.
Garanti BBVA’nın, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği iş birliğiyle bu yıl 17’ncisini gerçekleştirdiği Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması sonuçlandı. İstanbul’da gerçekleştirilen ödül töreninde, beş kategorinin birincileri açıklandı. Yarışmada, DG Geri Kazanım’ın kurucusu Nagihan Yılmaz, “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” seçildi. Bilge Can, Anatolian Craft girişimiyle “Türkiye’nin Kadın Sosyal Etki Girişimcisi”, Seyyare Sungur, Fındık Ocağı girişimiyle “Türkiye’nin Yöresinde Sürdürülebilir Fark Oluşturan Kadın Girişimcisi” oldu. Şevin Ballıktaş, Usersdot girişimiyle “Türkiye’nin Gelecek Vadeden Kadın Girişimcisi” seçilirken, bu yıl ödül kategorisine eklenen “Türkiye’nin Kadın Kooperatifi” ödülünü ise Hatay Altınözü Zeytin Emeği Kadın Girişimi Kooperatifi adına Leyla Ayvazoğlu aldı.
Ödül töreninde konuşan Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “Kadın ve erkeğin tamamen eşit olduğu, kadınların da iş hayatının parçası olduğu bir dünyada sürdürülebilir kalkınmadan bahsedebiliriz. Özellikle son yıllarda kadınların girişimci olmasını teşvik eden ve kadın girişimciliğini destekleyen çok değerli çalışmalar yapılıyor. Garanti BBVA olarak 2006 yılından bu yana kadın girişimcilere verdiğimiz aralıksız desteğimiz, bugün hem bankacılık hem farklı sektörlerde örnek alınarak yeni programların oluşturulmasına vesile oldu. Kadın girişimcilere yönelik çalışmalarımızı sürdürülebilirlik stratejimizin odaklarından olan “kapsayıcı büyüme” başlığında değerlendiriyoruz. 17 yıldır kesintisiz devam eden bu program kapsamında, sadece son 5 yılda sağladığımız finansman desteği 200 milyar TL’yi aştı. 20 yıla yakın zamanda bütünsel olarak verdiğimiz desteklerimizle ekosistemde etkin bir fayda sağladık” dedi.
Recep Baştuğ konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması ise, kadın girişimcilerin başarılarının farkına varabilmeleri ve cesaretlendirilebilmeleri açısından büyük önem taşıyor. Sadece 100’lerle başladığımız bu organizasyonda bugüne kadar gelen toplam başvuru sayısı 45 bini aştı. Bugün Türkiye’de kadın girişimci denilince birçok kişinin ilk aklına gelen başarılarıyla rol model olan pek çok kadın girişimcinin yolu yarışmamızla kesişti. Yaptıkları iş ve süreçlerle; teknoloji, geri dönüşüm, enerji, sağlık gibi alanlarda bugüne kadar Türkiye’de birçok kişinin yapamadığı işleri geliştiren kadın girişimcilerle bir araya geldik. Bu yıl yarışmamıza ilk defa “Türkiye’nin Kadın Kooperatifi” kategorisini ekledik. Bu kategoriyle Anadolu’da kısıtlı imkanlarla iş yapmaya çalışan kadınları desteklemeyi ve kadın kooperatiflerini yarışmaya dahil ederek görünür olmalarını amaçladık. Türkiye’de yaklaşık 900’ü aşkın kadın girişimci kooperatifi ve bu kooperatiflere bağlı binlerce kadın üye var. Bu kooperatiflerin pozitif olarak desteklenmesiyle etki alanlarının artacağına inanıyoruz. Başta finalistlerimiz olmak üzere hayallerinin peşinden koşan, risk alan, cesaret ve azimle yola çıkan tüm kadın girişimcileri gönülden tebrik ediyorum. Bu vesileyle şimdiden tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü de kutluyorum.”
KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu, törende yaptığı konuşmada Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nın 103 başvuru ile başladığı ilk senesinden, bugün binlerce başvuruya ulaşmasının mutluluğunu yaşadıklarını ve böylesi bir oluşumun paydaşı olmaktan onur duyduklarını söyledi. Her kadına girişimcilik cesareti veren yönüyle yarışmanın önemine vurgu yapan Esra Bezircioğlu, “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışmasının, esas kıymeti, başvuran, yarışan ve finale kalan kadın girişimcilerden çok, öyküsü karanlıkta kalan kadın girişimcilere tutacağı ışıkla anlam kazanacaktır. Hiç şüphesiz bu yarışma, kadın girişimcilerin cesaretlerini ve becerilerini öne çıkararak, gelecek nesil kadın girişimciler için rol model olmakta ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimine önemli katkılarda bulunmaktadır. Fark oluşturan, gelişime ve yeniliğe açık kadınların başarı hikayesi, toplumda önemli bir sosyal ve ekonomik etki oluşturuyor. Kadınlar toplumda ve iş hayatında eşit fırsatlara sahip olduğunda, ekonomik hayatta da daha fazla söz sahibi oluyor. Öte yandan kadın girişimciler, kadın istihdam oranlarında da önemli bir etki oluşturuyor” dedi.
KAGİDER olarak kadınların güçlenmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını hedefleyerek her mecrada kadın girişimciliğini desteklemek için hem ekonomik hem de sosyal alanda kadınların güç kazanmasına yönelik ulusal ve uluslararası projeler ve çalışmalar yürüttüklerinden söz eden Bezircioğlu, “Bugüne kadar binlerce kadın girişimciye destek olmakla kalmadık, aynı zamanda onların başarı hikayelerini topluma duyurarak, diğer kadınlara ilham kaynağı olmalarını sağladık. Girişimcilik yolunda kadınlara yol arkadaşlığı yaptık, gelişmelerine tanık olduk, hep birlikte sevindik ve başarılarıyla gurur duyduk; duymaya da devam ediyoruz. Ortak hedefimiz, Cumhuriyet’in 2’inci yüzyılında daha çok kadının sesini dünyaya duyurabilmek ve öykünülecek öyküler oluşturma yolculuğunda, girişimci kadınlara daha çok cesaret vermek olacaktır” ifadelerini kullandı.
Ekonomist Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Talip Yılmaz ise şunları söyledi: “Ekonomist Dergisi olarak yaptığımız her işin sürdürülebilir olması bilinciyle hareket ediyoruz. 17’nci yılına girdiğimiz Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması da bu işlerimizin en önemlileri arasında. Garanti BBVA ve KAGİDER ile birlikte 17 yıl önce bir yola çıktık. Türkiye ekosisteminde kadının gücünü artırma adına 17 yıl önce başlattığımız yarışmamızda bugüne kadar 45 bin kadın girişimcimiz yarışmamıza katıldı. Türkiye’de kadın girişimci oranı yüzde 3’lerden yüzde 13-14’lere geldi. 17 yıl önce yola çıktığımızda tek kategoride ödül verirken, gelişen kadın girişimci ekosisteminin, kadın girişimcilerin güçlü adımları ile birlikte bugün gelinen noktada kategori sayısını beşe çıkardık. Çalışmanın jüri toplantısında inanılmaz güzel kadın girişimci öyküleri dinledik. Yaşadıkları zorluklara rağmen, yılmadan mücadelesine devam eden, yaktığı meşaleyi Türkiye’nin geleceğine taşıma azminde olan kadın liderlere, girişimcilere teşekkürü bir borç biliyorum. İş ortaklarımız Garanti BBVA’ya genel müdür Recep Baştuğ’a, Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya’ya yine KAGİDER Başkanı Esra Bezircioğlu başta olmak üzere KAGİDER’e ayrıca teşekkür ediyorum.”
]]>AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca 28 Şubat’ın yıl dönümü dolayısıyla parti genel merkezinde “28 Şubat: Vesayetin Son Perdesi” programı düzenlendi.
Yalçın, 28 Şubat’ın, insan hakları ve demokrasi adına kara bir gün olarak hafızalardaki yerini aldığını ve başörtüsü zulmü, katsayı adaletsizliği, fişlemeler, brifingler, bildiriler, Batı Çalışma Grubu, algı operasyonları gibi utanç simgeleriyle hatırlandığını söyledi.
Binlerce üniversite öğrencisinin sırf başörtüsü nedeniyle üniversite kapılarından geri çevrildiğini, ikna odalarında faşist bir psikolojik işkence metoduna tabii tutulduğunu, katsayı adaletsizliği nedeniyle yüzbinlerce öğrencinin eğitim hakkının elinden alındığını anımsatan Yalçın, gencecik insanların geleceklerine ambargo koyulduğunu kaydetti.
AK Parti’li Yalçın, iş yerlerinde, devletin çeşitli kurumlarında namaz kılanların, abdest alanların fişlendiğini, kovuşturma ve soruşturmaya uğradığını, işinden, ekmeğinden edildiğini belirtti.
Sırf dindar bir yaşam tarzına sahip olduğu için insanlara “mürteci” damgası vurulduğunu ifade eden Yalçın, dindarlığın bir ulusal güvenlik tehdidi gibi algılatılmaya çalışıldığına işaret etti.
MGK kararlarında, “dindarların ve dindarlığın PKK teröründen bile daha tehlikeli olduğunun” iddia edildiğine dikkati çeken Yalçın, “Hakimlere, savcılara, gazetecilere kümeler halinde Genelkurmay’da brifingler verildi. Nasıl yayın yapmaları gerektiği öğretildi. Nasıl karar vermeleri gerektiği ezberletildi.” dedi.
Brifing alan gazetecilerin her türlü algı operasyonunun aparatı haline dönüştüğünü, “camiye gidenler sanki bir suç işliyormuş” gibi haberler yapıldığını, manşetlerle, köşe yazılarıyla ayrımcılığın en açık örneklerinin sergilendiğini belirten Yalçın, şöyle devam etti:
“Bu bakımdan 28 Şubat herhangi bir cuntanın bir silahlı darbesinden ibaret değildir. 28 Şubat devasa bir vesayet mekanizmasının toplumun içerisindeki tüm uzantılarıyla örgütlü ve sistemli biçimde toplumun koca bir bölümünü ezip yok etmek için kurgulanmış bir plandı. Klasik darbelerde darbeciler devleti ele geçirip kendi çıkarları çerçevesinde bir siyaset dayatmaya çalışır. Klasik darbelerde topluma müdahaleler genelde sonradan gelir. Ancak 28 Şubat toplumu ezerek, sindirerek dönüştürmeyi ta ilk baştan kafaya koymuş hain ve faşist bir zihniyetti. O nedenle darbeciler 1000 yıl süreceğini düşünüyordu. Dindar insanların oy verdiği partiler kapatılarak dindar insanların siyaset yapmasının önü kapanacaktı. Gençliğin üniversitelere girişi engellenerek bir nesil kırılacak, eğitimsiz kalacak, devlet kademelerinde, bürokraside rol alamayacaktı. Toplumun geri kalanı da medyada yapılan algı operasyonlarıyla baskı altına alınacak Müslüman olduğunu bile söyleyemez hale getirilecekti. İnsanları camiye bile gitmekten çekinecek hale getirmek için uğraşıyorlardı.”
“Ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti”
Dinin kamu alanından uzaklaşmasından kastın dinin toplumda baskı altına alınması olduğunu ve bu sayede vesayetin kendi diktasını sürdüreceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasetçiler seçim kazanacak ama ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti. Bütçeden neye ne kadar kaynak aktarılacağı bile onların tercihlerine bağlı olacaktı. Bankalar kolayca hortumlanacaktı. Seçmene hesabı sandıkta siyasetçiler verse bile vesayetçiler siyasetçiler üzerindeki hegemonyalarını sorunsuz sürdüreceklerdi. Dindar insanlar devletten dışlanacak toplumsal olarak baskı altına alınacak ve sistemin dışında tutulacaktı. Plan buydu. İşte bütün bunların hepsine kısaca ‘vesayet düzeni’ diyoruz. ve 1000 yıl süreceği iddia ediliyordu. Sürmedi. Bu milletin bağrından çıkan bir yiğit yine milletiyle beraber planları da bozdu, vesayeti yıktı. 28 Şubat bir darbeci/muhtıracı grubun demokrasimiz üzerindeki son hamlesi olarak kaldı. Vesayetle topyekun bir mücadelenin miladı haline geldi. Bir toplum, bir siyasi hareket ve hepsine öncülük eden bir siyasi lider o günden itibaren bıkmadan usanmadan yılmadan yorulmadan bu vesayetle mücadeleye başladı.”
“Hepsini çökertmeyi başardık”
Yalçın, okuduğu bir şiir bahane edilerek hapse atılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumda organik bir biçimde doğan bu mücadele ruhunun doğal lideri haline geldiğini, bu ruhla milletin kalbinde kendine ayrıcalıklı bir yer edindiğini, bir toplumsal sözleşmeyi arkasına alarak AK Parti teşkilatlarıyla beraber her türlü tehdide karşı dik durduğunu ve eğilmediğini dile getirdi.
Vesayet dağlarını sırasıyla teker teker aştıklarını belirten Yalçın, “Vesayet mekanizmasının bir engelini aşınca karşımıza yepyeni bir engel çıkardı. ‘Ne kadar da çok aktörü, aparatı varmış’ demekten kendimizi alamadık. Ama bir kardeşlik türküsü söyler gibi birlik ve beraberlik duygusuyla sabırla, inatla, dirençle, dirayetle, o sıra dağları sadece geçmekle kalmadık. Hepsini çökertmeyi da başardık.” değerlendirmesinde bulundu.
Yalçın, bugün kimsenin kılık kıyafeti nedeniyle eğitim hakkından mahrum edilmediğini, iş hayatından uzaklaştırılmadığını, başı kapalı ve açık memurun aynı ofiste çalışabildiğini, başörtülü başörtüsüz hakimlerin, savcıların, kaymakam ve valilerin bulunduğunu, milletin vekillerinin milletin meclisinde başörtülü başörtüsüz beraberce görev yapabildiğini anımsattı. Yalçın, “Siyaset ve toplum 28 Şubat’tan sonra bir liderin etrafında toplanarak yıllar içerisinde bu vesayet düzenini yerle bir etti. Bu güçlü bir siyasi liderliğin, davasına inanmış bir teşkilatçılığın, iradesine sahip çıkan bir milletin zaferidir.” diye konuştu.
“Geleceğe güvenle bakıyoruz”
Birçok başarıya imza atan AK Parti iktidarlarının en köklü ve kalıcı başarılarından birinin ülkedeki vesayeti sona erdirmesi olduğunun altını çizen Yalçın, milli iradenin önündeki vesayet dağları çökertildikten sonra devlet toplum kucaklaşması yaşandığını söyledi.
Siyasi iktidarın muktedir hale geldiğini vurgulayan Yalçın, şunları kaydetti:
“O vesayet düzeni devam etseydi bugün yerli ve milli bir savunma sanayisi de bu başarıları gösteremezdi. Vesayetçiler dışarıdaki patronlarını mutlu etmek uğruna milletin iradesini hiçe saydığı gibi milli serveti de yabancı ülke ve şirketlere peşkeş çekmeye devam edebilirdi. 28 Şubat’tan sonra da darbe deneyenler yeni vesayet heveslileri oldu. Bundan sonra da bu tür darbe heveslileri çıkabilir. Fakat hem 28 Şubat sonrasında hem de 15 Temmuz’da milli iradenin her türlü vesayetçiye kararlılık dersi verdiğini düşünmeden edemiyoruz. Bu bakımdan geleceğe güvenle bakıyoruz. Bundan sonra iktidarlar gelir iktidarlar gider hatta nesiller gelir nesiller geçer ancak her ne olursa olsun artık milletin sandıkta seçtiği partilerin ve isimlerin gerçek iktidarlar olacağı bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu büyük devrim Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milli irade ruhuyla toplumun ve AK Parti teşkilatlarının eseri olarak kalacaktır. Tarihe düşülmüş en mühim not işte bu milli irade imzasıdır. Vesayetin kovulması, milli irade ve demokrasinin bu ülkedeki en büyük zaferidir.”
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla Atatürk Kongre Kültür Merkezi Yıldırım Bayezid Salonu’ndaki programa, sivil toplum kuruluşları ve hemşehri derneklerinin temsilcileri yoğun katılım gösterdi. Programa Bakan Işıkhan’ın yanı sıra Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, MHP İl Başkanı Muhammet Tekin, Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı, ilçe belediye başkanları, BTSO Başkanvekili İsmail Kuş, Esnaf Kefalet Üst Birlik Başkanı Bahri Şarlı, siyasi parti, sendika, kamu kurumları ve meslek odalarının temsilcileri de katıldı.
“Son 22 yılın en düşük işsizlik oranına ulaşacağımızı da öngörmekteyiz”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, eşsiz tarihi, coğrafyası, kültürel zenginliğiyle gözü ve gönlü doyuran yeşil Bursa’da olmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Ülkenin dört bir yanında sivil toplum kuruluşlarıyla, esnafla ve iş insanlarıyla bir araya geldiklerini belirten Bakan Işıkhan, buluşmalarda toplumsal ve çalışma hayatına dair konularda fikir alışverişlerde bulunduklarını anlattı. Tüm paydaşların fikirlerine önem verdiklerini belirten Işıkhan, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde ‘daha iyisini nasıl yapabiliriz’ yaklaşımıyla çalışıyoruz. ‘Aşk ile çalışan yorulmaz’ diyerek bizler de yorulmuyoruz. Bakanlık olarak Bursalıların hizmetindeyiz. Esnaf, çiftçi, memur, girişimci fark etmeksizin her ölçekte üretime, istihdama ve kalkınma sürecine destek olan herkese destek oluyoruz. Önümüzdeki ay açıklanacak istihdam ve iş gücü verilerinde güzel neticeleri hep birlikte göreceğiz. İstihdamda ve iş gücünde en iyi verileri elde ettiğimiz tarihi zirveleri yakaladığımız bir sürecin içerisindeyiz. Öncü göstergeler mart ayında hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek iş gücüne katılım oranları ve istihdam oranlarının ortaya çıkacağına işaret etmektedir. Son 22 yılın en düşük işsizlik oranına ulaşacağımızı da öngörmekteyiz. Emine Erdoğan’ın öncülüğünde ‘iş-pozitif kadın istihdam projesi’ kapsamında sunduğumuz teşvik ve desteklerle iki hafta gibi kısa sürede 15 binden fazla kadını İş-Kur aracılığıyla işe yerleştirdik. Kadın istihdamının artmasını çok önemsiyoruz. Bundan sonra da iş gücüne katılıma destek olacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“Bursa belediyeciliği Türkiye’ye örnek olmuştur”
Sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte uyumlu bir şekilde hareket etmeye özen gösterdiklerini belirten Bakan Işıkhan, milletin ve ülkenin menfaatleri doğrultusunda maksimum desteği vermeye çalıştıklarını dile getirdi. Sivil toplum kuruluşlarının sahanın gözü ve kulağı olduğunu belirten Işıkhan, gelen her talebin kendileri için değerli olduğunu vurguladı. Bursa’yı da sosyal ve ekonomik açıdan bir çekim merkezine dönüştürmek istediklerini anlatan Işıkhan, “Bursa, 2004 yılından bu yana gerçek belediyecilikten ne denli memnun olduğunu göstermiştir. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, 31 Mart’ta tekrar Bursalıların teveccühünü kazanarak ipi göğüsleyecektir. Payitaht Bursa’mız belediyeciliğin en iyisine layıktır. Bursa her yönüyle vizyoner bir yerel yönetim anlayışıyla Başkan Alinur Aktaş tarafından idare edilmiştir. Bursa’nın gelişim odaklı belediyeciliği Türkiye’ye örnek olmuştur. Bursa’nın ihtiyaç duyduğu her şey, Türkiye Yüzyılı şehirleri için gerçek belediyecilik anlayışımızda da vardır. Bursa’nın ihtiyaç duyduğu vizyon Alinur Aktaş başkanımızda vardır. Bursa, 65 yıllık otomobil maceramızın mutlu sona ulaştığı yerli ve milli aracımız Togg’un milletimizle buluştuğu şehir olarak adını kalkınma tarihimize altın harflerle yazdırmıştır. Bursa Türkiye Yüzyılı’nda gençlerin, kadınların, geleceğe umutla bakan herkesin yoluna ışık saçan bir yıldız olmaya devam edecektir” dedi.
Bursalı çiftçilere müjde
Bursalı çiftçilerin Ziraat Odası kayıtlarıyla ilgili yaşadığı sıkıntılı konuya da değinen Işıkhan, “Konu bizlere iletildi. Özellikle Yenişehir Ziraat Odası’na bağlı yaklaşık 5 bin çiftçimizin 2015 sonrası sigortalık hizmetlerinin iptal edildiğini ve bazı çiftçilerin emeklilik şartlarını kaybettiklerini öğrendik. Konuyu öğrenir öğrenmek çalışma başlattık. Bursalı çiftçilere müjde vermek istiyorum. Çiftçilerimizin mağduriyetine sebebiyet vermemesi için 2015 tarihine kadar Tarım Bağ-kur kapsamında hizmeti olanların sigortalılıklarının bu tarihten sonra devam ettirilmesinde Tarım ve Orman İl-İlçe Müdürlüğü kayıtları esas alınacaktır. Ziraat Odası kaydı iptal edilen çiftçilerimizin kayıtlarını Tarım ve Orman Müdürlüklerine getirmeleri halinde sigortalılıklarının devamını sağlayacağız. Çiftçilerimizin mağduriyetini de çözmüş olacağız” diye konuştu.
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş ise konuşmasında, bu topraklar için değer üreten kuruluşların varlığıyla gurur duyduklarını söyledi. Sivil toplum kuruluşlarının da medeniyet köklerini yaşatan, kültür ve değerler sistemini buluşturan önemli bir görevi yerine getirdiğini anlatan Demirtaş, sivil toplum kuruluşlarının her zor zamanda devletin yanında yer alarak tüm gücüyle destek olduklarını da hatırlattı. Ülkenin gelişimi için yılmadan, yorulmadan mücadele eden, Türkiye’yi daha ileriye götürmek adına emek veren tüm sivil toplum kuruluşlarına teşekkür eden Demirtaş, Türkiye’de yaşanan değişim ve dönüşüme sendikalar, iş insanları, ziraat odaları, kooperatifler, vakıflar, dernekler ve iş ve meslek odalarının da ciddi katkı sunduğunu hatırlattı.
Şehrin ekonomisine destek
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, 17 ilçesi ve bin 60 mahallesiyle Bursa’nın çok dinamik bir şehir olduğunu söyledi. Bursa’nın Güney Marmara’nın üretim üssü olduğunu belirten Aktaş, sanayi şehri olmanın yanında tekstil, kültür, turizm ve tarım şehri Bursa’nın ciddi potansiyele sahip olduğunu ifade etti. 2017’de 184 milyon dolar olan tarım ihracatının 2022’te 569 milyon dolara yükseldiğini dile getiren Başkan Aktaş, “Son 5 senede zor süreçler geçirdik. Pandemiyi, yangınları, selleri ve asrın felaketi olan depremleri yaşadık. Bu süreçleri en az kayıpsız atlatabilmek için çok çalıştık. Ciddi sosyal yardımlarda bulunduk. Esnafa dokunan işler yaptık. Bakkal destek çeklerini kimseyi rencide etmeden halkımıza ulaştırdık. Bu uygulamayı Türkiye’de ilk biz hayata geçirdik. Son olarak bin 500 liralık 50 bin sosyal destek çekimizi, tamamen Bursa’daki bakkallarda geçmek kaydıyla dağıtıyoruz. Ulaşımı sübvanse ettik. Tarım da bizim öncelikli konularımızdan bir tanesidir. Rakamların bu kadar yükselmesindeki ana etkenlerden bir tanesi fide fidan destekleridir. Şehrin ekonomisini standart belediyecilik hizmetlerinin haricinde destekleyecek altyapıyı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu zamana kadar verdiğiniz desteklerden ötürü teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından program, soru cevap bölümüyle devam etti. – BURSA
]]>Göktaş, Anadolu Ajansı’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanlığı koordinasyonunda “Yetenek Her Yerde” temasıyla Anadolu Üniversitesinin ev sahipliğinde üniversitenin Gençlik Merkezi’nde düzenlenen İç Anadolu Kariyer Zirvesi’nde (İKAF’24) yaptığı konuşmada, Türkiye Yüzyılı’nın kapısının aralandığı bugünlerde, gençlerin artık geleceğin mimarları arasına girmeye hazır olduğunu söyledi.
Gelinen bu seviyenin hem eğitim sisteminin hem de iş dünyasının yetkinliğinin ne kadar arttığını gösterdiğini, gençlerin eğitim imkanlarına kolaylıkla erişmesi, iş dünyasının onlara istihdam sağlayacak fırsatlar sunmasının geleceğin Türkiye’sine doğru emin adımlarla ilerlediklerinin kanıtı olduğunu vurgulayan Göktaş, “Farklı yollardan ilerlemek, bugün bizi ortak bir noktada birleştirdi. Her alanda nitelikli iş gücü olmaya hazır gençlerimiz, onları hayallerine kavuşturacak, ülkemizi başka bir vizyona taşıyacak girişimcilerle bir araya geldi. Oluşan bu müthiş sinerji, yeni Türkiye’nin eseri. Türkiye, artık bu ülkenin tüm evlatlarına eşit hak ve fırsatlar sunan kadim kültürüne geri döndü.” ifadesini kullandı.
Bakan Göktaş, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinatörlüğünde yürütülen Kariyer Fuarlarının “Yetenek Her Yerde” söylemiyle Anadolu’nun tüm bölgelerini şehir şehir gezdiğini ve okumaya istekli, keşfetmeye meraklı gençlerle verimli etkinlikler gerçekleştirdiğini dile getirdi.
Fuarlar sayesinde çalışıp üretmeye, hayalleri için harekete geçmeye hazır birçok gencin kamuda ya da özel sektörde istihdam fırsatı yakaladığını anlatan Göktaş, “Kariyer Fuarımız, gençlerimiz için gerçek bir çalışma hayatının kapılarını açıyor. Böylelikle gençlerimizin eğitim alma, kendilerini iyi yetiştirme motivasyonları artıyor. Gençlerimizin hayalleri net hedeflere dönüşüyor. Gerek kamu gerek özel sektör, nitelikli ve dinamik iş gücüyle buluşup canlanıyor. Kalkınma hızımız artıyor, refahımız yükseliyor. Her şeyden önemlisi, Türkiye kazanıyor.” diye konuştu.
“Milli teknoloji sanayisinde yer alan binlerce gencimizle gurur duyuyoruz”
Göktaş, Türkiye’nin, bugün gençlerin dehası ve azmiyle önemli eserlere imza atan bir ülke olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Savunma sanayisi, yerli otomobil ve uzay çalışmalarımız başta olmak üzere Türkiye artık beyin göçünü tersine çeviren, parlak zekaları ağırlayan önemli bir cazibe merkezi haline geldi. KAAN’da ve milli teknoloji sanayisinde yer alan binlerce gencimizle gurur duyuyoruz. Elbette başarı tesadüf değildir. 22 yıldır ülkemizin her alanda gelişmesi için çok önemli hizmetleri milletimize kazandırdık. Bu hizmetleri çok daha ileriye götürecek olan sizlersiniz, hizmet yarışında bayrağı size teslim edeceğiz. Sizlere bu konuda inancımız, güvenimiz sonsuz. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Türkiye’nin yetiştirdiği gençler milletimiz adına insanlığa hizmet eden ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getiren seçkin kadroları oluşturacaklar.”
Bakan Göktaş, gençlere geleceğin liderleri olarak yetişmesi için imkan sağlayan Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi’ne, bu yıl fuara ev sahipliği yapan Anadolu Üniversitesi ve paydaş üniversitelere, gençlere istihdam sunmaya hazır tüm kamu ve özel sektör temsilcilerine teşekkür etti.
Bir milletin en kıymetli hazinesinin insan olduğuna değinen Göktaş, şunları aktardı:
“Yeni nesillerle bu hazinenin değerinin artacağına yürekten inanıyorum. Bugün 28 Şubat. Bir dönem bazı gençlerimizin üniversite kapılarından gönderildiği günler.
İnançları, kılık kıyafetleri yüzünden eğitim hakkının elinden alındığı günler. Bugün artık bunlar çok geride kaldı. Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, her kadın eğitim hakkını kazandı. İnancı ne olursa olsun, düşüncesi ne olursa olsun her gencimize üniversitelerin kapıları sonuna kadar açıldı.”
Bölgesel Kariyer Fuarlarının sayısı artacak
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay da Eskişehir’de 37’nci bölgesel kariyer fuarını gerçekleştirdikleri bilgisini paylaştı.
2019 yılında ilk kez 11 bölgede düzenlenen Bölgesel Kariyer Fuarlarında 70 bin öğrencinin organizasyonlara katıldığını anlatan Atay, 2024 yılı itibarıyla 500 bin kişiye yaklaştıklarını ifade etti.
Bölgesel Kariyer Fuarının sayısı artırmak zorunda olduklarını belirten Atay, “Çünkü bütün üniversitelerde, kariyer merkezlerimiz yetenek kapısı üzerinden çok etkin bir şekilde bunu kullanır hale geldiler. Bütün üniversiteler diyorlar ki ‘Artık biz kendi kariyer fuarımızı kendimiz yapmak istiyoruz’. Bizim de zaten olmasını istediğimiz şey buydu. Önümüzdeki yıl bu sayıyı artıracağız. Bütün illerde yapacağız. Bütün iller bunu yapabilir, yapmalı. Bütün üniversitelerde yapmalı. Mesela bizim, Ankara’daki kamu kurumlarımızın hepsini 81 il veyahut da 200 üniversitemize göndermek gibi bir şansımız yok. Bu çok büyük, onların işleri açısından da sorun oluşturuyor ama bu 11 sayısını artıracağız.” diye konuştu.
İstanbul ve Ankara gibi büyük illerde bölgesel kariyer fuarı yapmadıklarını dile getiren Atay, “Çünkü zaten oralardakiler merkeze daha yakın, iş dünyasına daha yakın, devlete daha yakın, iş bulma olanakları daha fazla oluyordu. Şimdi önümüzdeki dönemde İzmir’de arkadaşlar uluslararası sağlık ve estetik kariyer fuarı yapıyoruz. Bu Orta Asya ve Afrika başta olmak üzere Avrupa dahil dünyanın her tarafından kişilerin bir araya geleceği bir yer olacak. Aynı zamanda İzmir biliyorsunuz, Bergama sağlığın doğduğu yer.” dedi.
İstanbul’da finans merkezi kurduklarını aktaran Atay, ticaretin İstanbul’dan döndüğüne dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Lojistik, İstanbul’dan yürüyor. Yine uluslararası bir fuarı İstanbul’da önümüzdeki dönemde yapacağız. Orta Anadolu’da yine var. Ankara’da uluslararası savunma sanayisi kariyer fuarı yapacağız. Hepimizi çok yakından ilgilendiren beslenmeyle ilgili de Adana’da tarım, gıda ve hayvancılık uluslararası kariyer fuarı yapmayı planlıyoruz. Bunları Cumhurbaşkanlığı olarak koordine ettiğimizde, bölgedeki üniversitelerimiz, siz gençlerin birlikte olduğu bu organizasyonlarla çok büyük başarılar elde edeceğimizden hiç kuşkumuz yok. Hedefimiz, nihai hedefimiz ve söylemimiz, Türkiye pek çok alanda olduğu gibi dünyanın yetenek üssü olacak arkadaşlar. Batılı şirketler diyecekler ki ‘Bir Türk bulamıyor muyuz, bu sorunu çözmek için? ya da bu işin başına. Bir Türk bulamıyor muyuz?’ Bunu diyecekler, buna inanın. Ben inanıyorum. Lütfen siz gençler de inanın. Dünyanın her tarafında sizler çok etkin görevlerde olacaksınız. Dünyanın her tarafından da son derece nitelikli gençler bu ülkeye gelmek isteyecekler. Eğitim almak için, kendilerini geliştirmek için daha iyi fırsatlara ulaşmak için.”
AK Parti Eskişehir milletvekilleri Fatih Dönmez ve Ayşen Gürcan, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, AK Parti Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan adayı İdris Nebi Hatipoğlu da programda katılımcılara hitap etti.
Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak ve diğer ilgililerin de katıldığı fuarda, Bakan Göktaş beraberindekilerle stantları gezdi.
]]>ODTÜ Makine Mühendisliği bölümü mezunu olan ve kurumsal bir firmada çalışan başarılı iş kadını Pınar Ünsal Atıcı, yurt dışında tanıştığı yaban mersini sayesinde kurumsal hayatı bir tarafa bırakarak, çiftçiliğe başlaması sonucu 66 dönüm arazide 28 bin saksı içinde yetiştirdiği yaban mersini, Alaşehir’de başta kadınlar olmak üzere yeni bir iş sahası oluşturdu. Geçen yıl üretilen 55 ton yaban mersininin yarısı ihracat, yarısı yurt içinde zincir marketlere pazarlanırken, bu yıl ki hedefin ise 150 ton ve daha fazla ihracat olduğu öğrenildi. Geçen yıl ilk hasat olarak 55 ton yaban mersini elde edilirken, bunun için geçen yıl 2 bin 500 yevmiye çalıştığını anlatan girişimci iş kadını Atıcı, bu yıl 150 ton hasat yapılacağını ve 5 bin civarında bir yevmiye sağlanacağını belirtti. Girişimci kadın tarafından Alaşehir’de ilk kez yetiştirilen yaban mersini meyvelerinin budamaları da başladı. Yaban mersininin ilçede yeni bir ürün olması nedeniyle önce budama ve toplama eğitimi verildiği ve ardından da eğitim alan kadınların uygulamaya geçtikleri bildirildi.
Kadın girişimci Pınar Ünsal Atıcı, “Alaşehir bölgesi üzümüyle meşhur bir ilçemiz. Yaygın olarak burada üzüm yetiştiriciliği, biraz da zeytin yetiştiriliyor. Ancak yaban mersini hiç yoktu. Burada bu meyvenin yetiştirilmesi ile büyük bir istihdam sağladığımızı düşünüyoruz. Bu bahçe 60 dönüm bir alana yapıldı. Topraksız tarım ve saksıda yetiştiriyoruz. Geçen sene 55 ton hasadı 2 bin 500 yevmiye harcayarak yetiştirebilmiştik. Bu sene fidanlar büyüdüğü için, iki katı bir yevmiye yani 5 bin yevmiye harcayacağımızı düşünüyoruz. Alaşehir’in kadın işçileri bu işi çok beğendi. Kadın da bir dayı başımız var. İlk başlarda biraz çekinmişlerdi, bilmedikleri bir işti bu. Budama işinin erkek işi olduğuna dair yaygın bir anlayış vardı ama kadın işçilerimiz çok da güzel budama yapabiliyorlar. Bilmedikleri bir bitki olduğu için sabah ilk olarak budama eğitimi veriyoruz. Budama işinde kuru dalları çıkarma, meyve gözlerini bırakma olarak anlatıyoruz. Dolu hasarına karşı korunmak için bahçe üzerinde dolu tülü örttük. Tam otomatik bir sulama sistemimiz var. Her saksıya tek tek gübre ve su karışımı gidiyor. Yaban mersini ülkemiz için yeni bir meyve. Ben bunu ilk defa yıllar önce Amerika’da tatmıştım. Ülkemizde yetiştiriciliği çok az fakat yetiştirildiği zaman topluma çok faydalı bir meyve. Hem antioksidan hem bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Kalp damar hastalıklarına karşı koruma özelliği var. Şeker hastalığına iyi geliyor. Çocuklarımızın mutlaka tüketmesi gereken bir meyve. Umarım yetiştirenler çoğaldıkça satış fiyatları daha da aşağıya inecek ve toplumun tüketimi yaygınlaşarak artacaktır. Burada 28 bin adet saksımız ve fidanımız var. Geçen sene 55 ton hasat aldık. Bu sene hedefimiz 150 ton ton hasat elde etmek. Tek tek elle toplandığı için çok fazla bir işçilik gerektiriyor” dedi.
Kadınlara yeni bir sahası açıldı
Alaşehir’de çok yaygın olan üzüm bağlarında budama işini erkekler yaparken, yaban mersini budamasını ise aldıkları eğitim sonrası kadınlar yapmaya başladı. Kadınlar budak yaparken, erkekler de yere dökülen yaprak ve dalları süpürüp topluyor. Kadın Dayıbaşı olan Özgül Tağ, “Alaşehir’de yeni yetiştirilen yaban mersini budaması ve toplamasında ilk işçi olduk. Budama ve toplama eğitimi alarak, bu işe başladık. Erkeklerin budama işinde olmayışının tek sebebi, bayanlara iş imkanı sağlanması ve bayanların da bu işi yapabileceğini göstermek. Bizim için de güzel bir sektör açıldı. Geçtiğimiz yıl 2 bin 500 işçi kapasitesi, bu yıl iki katı olabilir” diye konuştu.
İşçiler budama işini sevdiklerini, kadınlar için yeni bir sektör ve iş sahası olduğunu belirterek, mutlu olduklarını dile getirdi.
Pınar Ünsal Atıcı ayrıca, geçen yıl ürettikleri 55 ton yaban mersini meyvesinin yarısını Avrupa, Orta Doğu ve Uzak Doğu ülkelerine ihraç ettiklerini, yarısını da yurt içinde zincir marketlere pazarladıklarını belirterek, bu yıl daha fazla ihracatı hedeflediklerini sözlerine ekledi. – MANİSA
]]>Işıkhan, Bursa’da Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Sivil Toplum Kuruluşları ile Buluşma” programında yaptığı konuşmada, bakanlık olarak ülkenin dört bir yanında sivil toplum kuruluşları, esnaf ve iş insanlarıyla bir araya geldiklerini, toplantılarda toplumsal ve çalışma hayatına dair konularda önemli fikir alışverişlerinde bulunduklarını söyledi.
Tüm paydaşların fikirlerine önem verdiklerini vurgulayan Işıkhan, “Milletimizin bizleri vazifeye layık gördüğü ilk günden bu yana, Cumhurbaşkanı’mız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde, ‘yaptık, oldu’ anlayışıyla değil, ‘Daha iyisini nasıl yapabiliriz?’ yaklaşımıyla çalışıyor ve milletimize hizmet ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Esnaf, çiftçi, memur, girişimci fark etmeksizin her ölçekte “Üretime, istihdama ve kalkınma sürecine benim de bir katkım olsun” diyen herkese samimiyetle destek verdiklerini anlatan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Attığımız adımların neticelerini günbegün çalışma hayatında ve istatistiklerde görüyoruz. İstihdam ve iş gücü verilerimiz ülkemizin ekonomik bakımdan sağlamlığını yansıtan önemli göstergelerdir. Önümüzdeki ay açıklanacak verilerde inşallah çok güzel neticeleri hep birlikte göreceğiz. Bunu bir müjde olarak söylüyorum. İstihdam ve iş gücünde en iyi verileri elde ettiğimiz, tarihi zirveleri yakaladığımız bir sürecin içindeyiz. 2023 yılı istihdam ve iş gücü verileri martta açıklanacak. Öncü göstergeler mart ayında hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek iş gücüne katılım oranları ve istihdam oranlarının ortaya çıkacağına işaret ediyor. Yine aynı şekilde son 22 yılın en düşük işsizlik oranına ulaşacağımızı öngörüyoruz.”
“Karşılaştığımız her türlü olumsuz badireyi alnımızın akıyla atlatmayı başardık”
Bakan Işıkhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde 9 Şubat’ta hayata geçirilen “İş Pozitif-Kadın İstihdam Projesi” ile 2 haftada 15 binden fazla kadının İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildiğini bildirdi.
Kadın istihdamına önem verdiklerini anımsatan Işıkhan, “Çalışma hayatına katılımın ve istihdamın artması, iş imkanlarının genişlemesi ve ülkemizin istikrarlı büyümesinin bir yansımasıdır. Bundan sonra da aynı şekilde çalışma hayatında daha fazla fırsat ve katılım için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Her kesimden vatandaşlarımızın iş gücüne katılımına destek olacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz. İlkeli, tarafsız ve adil bir anlayışla yürüttüğünüz başarılı çalışmalar; şehir ve bölge insanımız için kazanç kapısı olduğu gibi ülke ekonomimize de çok değerli katkılar sunmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Şehirlerin kaynaklarını güçlü ve verimli şekilde kullanarak potansiyelini harekete geçirmek zorunda olduklarını belirten Işıkhan, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı’mız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde ortaya koyduğumuz ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda hükümet olarak sivil toplumla ve iş dünyasıyla yakaladığımız ahengi sürdüreceğiz. Şüphesiz ki geçmişten bugüne sergilediğimiz bu işbirliği sayesinde, karşılaştığımız her türlü olumsuz badireyi alnımızın akıyla atlatmayı başardık. Son dönemde yaşadığımız olumsuzluklara rağmen birlikte hareket ettiğimizde ve dayanışmayı güçlendirdiğimizde millet olarak sarsılmaz bir yapıya büründüğümüzü net şekilde gördük.”
Yerel seçimlerin önemine değinen Işıkhan, “AK Parti, belediyecilikte rüştünü ispatlayarak milletin teveccühünü kazanmış bir liderin öncülüğünde, 2004’ten beri ülkemizde belediyecilik destanı yazmaktadır. Ülkemizde, temel belediyecilik hizmetlerinden dahi mahrum kalmış şehirlerimizin bu boşluğu, tevazu, samimiyet ve gayretle çalışan AK Parti’li belediye başkanları tarafından doldurulmuştur.” ifadelerine yer verdi.
“İnşallah çiftlilerimizin mağduriyetlerini çözmüş olacağız”
Işıkhan, Cumhur İttifakı kadrolarının ülkenin her noktasında gerçek belediyeciliği yaşatmak için hazır ve kararlı olduğunu dile getirerek, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın 31 Mart’ta da yine ipi göğüsleyeceğini vurguladı.
Bursa’nın belediyecilikte Türkiye’ye örnek olduğunu belirten Işıkhan, “Bursa’mızın ihtiyaç duyduğu vizyon, Alinur Aktaş başkanımızda vardır. Bursa, yerli ve milli aracımız Togg’un milletimizle buluştuğu şehir olarak adını kalkınma tarihimize altın harflerle yazdırmıştır. Bursa’nın tarihine, doğasına, kültürel değerlerine, sanayisine, iş dünyasına ve insanına sahip çıkacak, Bursa’yı her alanda ileriye taşıyacak olan irade, yine liderimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradedir.” diye konuştu.
Işıkhan, Bursa’nın Yenişehir ilçesinde çiftçilerin ziraat odası kayıtlarıyla ilgili sorun yaşaması üzerine konunun çözümü için çalışma başlattıklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle Yenişehir Ziraat Odasına bağlı yaklaşık 5 bin çiftçimizin, 2015 sonrası sigortalılık hizmetlerinin iptal edildiğini ve bazı çiftçilerimizin emeklilik koşullarını kaybettiklerini öğrendik. Meseleyi öğrenir öğrenmez çözüm için derhal Sosyal Güvenlik Kurumuna konu hakkında çalışma yapmaları talimatı vermiştim. Buradan da Bursalı çiftçi kardeşlerime müjdeyi vermek istiyorum. Konunun, çiftçilerimizin mağduriyetine sebebiyet vermemesi için 2015 tarihine kadar, Tarım Bağ-Kur kapsamında hizmeti olanların, sigortalılıklarının bu tarihten sonra devam ettirilmesinde, Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlüğü kayıtları da esas alınacaktır. Ziraat Odası kaydı iptal edilen çiftçilerimizin, kayıtlarını Tarım ve Orman Müdürlüklerine getirmeleri halinde sigortalılıklarının devamını sağlayacağız. Bu yolla inşallah çiftlilerimizin mağduriyetlerini çözmüş olacağız.”
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş da sivil toplum kuruluşlarının ülkeye değer kattığını anlatarak, “Cumhurbaşkanı’mızın öncülüğünde elde ettiğimiz tüm başarılara akılcı politikalar sayesinde kalkınma hedeflerimize sağladığımız desteklerle ulaştık. Ülkemizin istikrarı ve gelişimi için yılmadan, yorulmadan mücadele eden Türkiye’yi daha da ileriye götürmek adına emek veren tüm sivil toplum kuruluşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.” dedi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ise Bursa’nın dinamik bir şehir olduğunu belirterek, 3 milyonun üzerinde nüfusa ev sahipliği yaptığını kaydetti.
Aktaş, Bursa’nın Güney Marmara’nın üretim üssü olduğuna dikkati çekerek, “Bursa bir sanayi şehri. Bursa kadim medeniyetimize ev sahipliği yapması hasebiyle de önemli bir turizm destinasyonu. 125 kilometre deniz sahili, 162 kilometre göl sahiliyle önemli bir nirengi noktası.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından toplantı, basına kapalı devam etti.
]]>Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) tarafından gerçekleştirilen 36. Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı, İzmir’de bulunan bir otelin seminer salonunda gerçekleştirildi. ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, ESİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Sıtkı Şükürer’in ev sahipliği yaptığı toplantıya AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ ile AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, milletvekilleri ve iş dünyası temsilcileri katıldı. Toplantıda konuşma yapan ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, “İzmir, başlı başına bir ekosistem oluşturma yolunda hızla ilerliyor. Bu ekosistemi her açından besleyen, ihtiyaçlarına cevap sunacak kent oluşturulması gerekiyor. Bu kapsamda sürdürülebilirlik kavramının anahtar görevi görmesi gerektiğine inanıyorum. Avrupa Yeşil Mutabakatına uyum iş dünyasının uluslararası rekabet gücü için ne kadar önemliyse yaşanabilir kentler için de o kadar önemli” diye konuşurken, ESİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Sıtkı Şükürer ise “Sosyal belediyecilik anlayışını, akut ihtiyaç gösteren yatırımların hemen yanında tutunuz. Bu salonda bulunan herkes böyle bir anlayışı gönülden destekleyecektir. Siyaseti meslek edinmiş ve kamu imkanlarından yararlanarak geçimini bu esas üzerinden temin etmeye çalışan her seviyedeki insanları, mümkünse belediyemizden temizlemeye çalışın. Bu kentin en büyük organizasyonunu yönetecek kişiler olarak, yöneticilerinizi seçerken, siyasi yol arkadaşlığını tek kriter olarak almayın, yanı sıra; ahbap ve akraba kayırmacılığına lütfen geçit vermeyin. Liyakat hep en önemli tercih sebebiniz olsun” açıklamasında bulundu.
Dağ: “7-24 ulaşabileceğiniz bir belediye göreceksiniz”
Toplantıda söz alan Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Hamza Dağ, başkan seçildiği takdirde 7 gün 24 saat ulaşılabilir bir belediye olacaklarının sözünü verdi. Dağ, kürsüdeki açıklamasında şu sözlere yer verdi: “Bilişimi, yenilebilir enerjiyi ve sağlık turizmini şehrimizin ekonomisini büyütecek 3 stratejik alan olarak görüyoruz. ‘Serbest Teknoloji Parkı Projesi’yle, Alsancak Limanı’nın arka alanını, İzmir’in ilk sanayi sitelerinin bulunduğu, endüstriyel mirasın zenginleştirdiği bir bölgeyi, teknoloji ve inovasyonun merkezi haline getireceğiz. Robotik ve kodlama atölyeleri, oyun ve animasyon teknolojileri, yazılım geliştirme ve girişimcilik merkezleriyle beş yıl sonra yazılım dünyasında İzmirli gençlerimizin imzasını, izini göreceğiz. 500 milyon TL bütçe ile kuracağımız İzmir Girişim Sermaye Fonu, denizcilikten tarım teknolojilerine, akıllı şehircilik yazılımlarına kadar geniş bir yelpazede yenilikçi iş fikirlerine finansal destek sağlayacak. “Yeni İşim, İlk Ofisim” programı ile, girişimci ruhu olan gençlere, işlerini kurmaları için gerekli olan ilk adımlarda destek olacağız. İzmir, gelişmiş bir rüzgar enerjisi ekipmanı sanayisine de ev sahipliği yapmaktadır. Bu alanda ihtisaslaşmış sanayi bölgeleri oluşturacağız. Çandarlı Limanı ve art alanı, bu sanayiye hizmet verecek şekilde hayata geçireceğiz. Bizim turizm konusunda diğer şehirlere oranla geride olduğumuzu kabul etmemiz lazım. Ülkemize gelen sağlık turistlerini İzmir’e çekmek hedeflerimizden biri olacak. Amacımız, İzmir’i ve bölgemizi sadece ticaretin merkezi değil kültürel ve turistik bir merkez haline getireceğine inanıyoruz. İzmir’in her bir sokağında, her bir meydanında yaşanan canlılık, şehrimizin ticaretine ve sosyal hayatına yeni bir soluk getirecek. Çıktığımız bu yolda ortak akıldan vazgeçmeyecek, toplumun her bir paydaşıyla istişare halinde olacağız. Sizleri de iş insanlarımız, sanayicilerimiz olarak her daim desteğini beklediğimiz yol arkadaşlarımız olarak görüyoruz. Söz veriyoruz. 1 Nisan’dan itibaren 7 gün 24 saat ulaşabileceğiniz bir İzmir Büyükşehir Belediyesi göreceksiniz.”
Basmane Çukuru açıklaması
Konuşmaların ardından Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği (ESİAD) Yüksek İstişare Kurulu üyelerinin toplantısına katılan Hamza Dağ, iş dünyası temsilcilerinin merak ettiği sorulara yanıt verdi. Basmane Çukuru’nun geleceği hakkında konuşan Dağ, kamuoyunda ‘Basmane Çukuru’ olarak bilinen İzmir’deki arsayla ilgili soru üzerine, “Basmane Çukuruyla ilgili biz de aracı olduk, Büyükşehir Başkanı TMSF ile görüşmeler yaptı. Merkezi yönetimle bunu çözeceğiz. Kafamızda bir formül var. Çözen belediye başkanı olarak tarihe geçeceğim. Yüksek bir bina yapmayacağız. Kamu binalarını, büyükşehir binası da dahil olmak üzere, orada yapabiliriz. Belediye, emniyet, SGK il müdürlüğünü oraya alırız. Merkez bankasını da oraya alabiliriz” ifadelerini kullandı. Dağ, yapılan gökdelenlerle ilgili soru üzerine de gökdelenleri kendilerinin planlamadığını söyleyerek su, kanalizasyon ve trafikle ilgili atılması gereken adımlar olduğunu, onların da projeleri arasında olduğunu söyledi.
“Brifingi daha önceden almış olurum”
Toplantıda gazetecilerin sorularını da cevaplayan Dağ, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda İzmir’de dini vakıfların artırılması ve içki yasağı gibi uygulamalar yapılıp yapılmayacağı sorusuna “Ben Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na talibim, İl Müftülüğüne talip değilim” derken, Şükürer’in “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, kamu hizmetlerindeki devamlılık esası ve proje birikimleri ile ilgili brief vermek istediğini söyledi” ifadesine, “Ayrı ayrı olmak şartıyla kendileriyle görüşmekten memnuniyet duyarım. 1 Nisan’dan sonra alacağım briefi en azından şimdiden almış olurum” yanıtını verdi. – İZMİR
]]>Uluslararası e-ticaret ve e-ihracat platformu WORLDEF ile AKBANK ana iş ortaklığı ve Kayseri Ticaret Odası’nın organizasyon partnerliği ile düzenlenen Sınır Ötesi E-Ticaret Konferansı, kamu ve özel kuruluşların temsilcilerini e-ticaret ve e-ihracat farkındalığı için buluşturdu. Konferansta; e-ticaret ve e-ihracat sektörüne önemli bir katkılar sağlayan profesyoneller, girişimciler ve firmalar bir araya geldi. Kayseri Ticaret Odası Rifat Hisarcıklıoğlu Konferans Salonu’nda düzenlenen ücretsiz konferansa; Kayseri Ticaret Odası Başkan Ömer Gülsoy, WORLDEF Genel Sekreteri Sedat Ateş, AKBANK Kobi Bankacılığı Satış Yönetimi Bölüm Başkanı Alper Bektaş’da katıldı. Konferansa, Kayseri iş çevrelerinden ve girişimcilerden de çok sayıda katılım oldu.
“Ticaretin kuralları değişiyor”
Konferansın açılış konuşmalarında ilk olarak Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy söz aldı. Çok hızlı değişen ve dönüşen dünyada yaşandığını belirten Gülsoy, “Bugün baktığımızda iklim krizi, ekonomik krizler, savaşlar, salgınlar, gelir eşitsizliğinin hat safhada yaşandığı acımasız bir rekabet dünyasında yaşıyoruz. Bu zaman içerisinde de ticaretin kuralları değişiyor. Radikal kararlar almak durumunda bırakıyor. Eski ticaretler yok. Müşteri beklediğimiz, kapı kapı gezerek mal sattığımız zamanda değişti. Şimdi dijital bir dünya da yaşıyoruz. Pay alabilmemiz için dijitalin nimetlerinden de faydalanmamız lazım. Bizler göreve geldiğimiz 2018’den bu yana 4’üncü eğitim konferansını veriyoruz. Biz salgın başlamadan önce mutlaka kurumsallaşma, markalaşma, halka açılma ve yabancı ortaklık diye odak noktamıza bir kural koymuştuk. Ne alıp satıyorsanız, ne üretiyorsanız, ne imal ediyorsanız mutlaka dijital platformlarda olmanız lazım. ya kendi markanızı oluşturarak ya da bir markanın altında bundan faydalanmalısınız. Artık sınırların olmadığı elinizdeki cep telefonu ile bütün dünyaya açılabiliyorsunuz. Yeni pazarlar, yeni müşteriler artık elinizdeki cep telefonunun ekranında. Bizim amacımız e-ticaret, e-ihracat yapmayan hiçbir üyemiz kalmasın” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’de elektronik ticaret yapan işletme sayısının milyon seviyesine ulaştı”
Daha sonra kürsüye gelen WORLDEF Genel Sekreteri Sedat Ateş ise şunları söyledi:
“Ticaretin yapılış şekli değişti. Ticaretin bir metodu itibariyle E şekli hayatımızda artık tabana kadar indi. Artık bir üniversite öğrencisinin bile kendi imkanlarıyla bir e-ticaret ya da sınır ötesi ticaret faaliyetinde bulunduğunu gözlemliyoruz. Yeni nesil bir ticaret yapma şekline evrimleşirken, biz de kendi metotlarımızı değiştirdik. Türkiye’de elektronik ticaret yapan işletme sayısının milyon seviyesine ulaştığını söylemekten çekinmiyorum. Ana kaynak bilgi Ticaret Bakanlığımızın Elektronik Daire Başkanlığı. Bu sayıyı Sayın Bakanımızın bir lasman ile açıklamasını bekliyoruz. Covid’ten sonra neler oldu. Türkiye’deki elektronik ticaretin perakende ticaret içerisindeki payının arttığını söyleyebilirim. Biz G20 ülkesiyiz. Gelişmekte olan ülkeler sınıfında hala sürecimiz devam ederken dünya elektronik ticaret Pazarı 2026-2028 yılları arasında 8 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin aldığı pay 0,45, 0,49 bu yıl itibariyle. G20 ülkeleri arasında en düşük paya sahip ülke konumundayız. Şu an 5,5 trilyonda G20 ülkelerinde yüzde 1,5’a getirmemiz demek Türkiye’nin kasasına 100 milyar dolardan fazla para girmesi demek. Bunu raporlayarak Merkez Bankası Başkanımıza ilettim.”
“Dijitalleşme, e-ticaret uzun bir yolculuk”
AKBANK Kobi Bankacılığı Satış Yönetimi Bölüm Başkanı Alper Bektaş da, “Doğru bir ildeyiz. Tarihi misyonuna baktığımızda Ticaret deyince Türkiye’de akla gelen ilk şehirdeyiz. Yüzyıllardır uluslararası ticaretin merkezi olmuş bir şehirdeyiz. Dünya çok hızlı değişiyor. Dijitalleşme, e-ticaret artık mesafeleri kısaltıyor. Dijitalleşme deyince farklı bir dünyadan bahsediyor gibiyiz aslında çok da birlikte yaşıyoruz. İlk AKBANK Şubesi 1998 yılında kurulmuş. Baktığınızda 26 yılı aşan bir geçmişi var dijitalleşmenin bankacılık sektöründe. Bugün herkesin ceplerinde kullandığı mobil bankacılık 2007 yılında çıktı ama o bile sanki yeni gibi duruyor. 17 yıllık bir geçmişi var. Bankacılık sektörü olarak dijitalleşme bizim çok uzun zamandır üstünde çalıştığımız, kafa yorduğumuz bir alan. Aslında hiç bitmeyecek. Müşterilerimiz yaptığımız gelişmelerde hiç bitmeyecek. Pandemiden sonra çok hızlanan bir dijitalleşme süreci yaşadık. Son 4 yıla baktığımızda e ticaret hacmi 6 kat arttı. Türkiye’deki e-ticaret hacmi yaklaşık 800 milyar TL. Müşteri sayısı ise 8 kat arttı. Çok hızlı geometrik bir artış var. Siz de şubelere gelmektense elinizdeki cep telefonundan işlerinizi çözmeyi tercih ediyorsunuz. Tabletinden, cep telefonundan, laptobundan dijitali kullanan müşteri sayımız yüzde 83. Yüzde 17’si dijitali kullanmaz halde. Dijitalleşmede çok önemli bir dünya var. Biz de çok ciddi yatırımlar yapıyoruz. Bu yolda hep birlikte yürüyoruz. Teknoloji çok çabuk değişiyor. Yapay zekalar gündeme girdi. Yapay zeka ile bazı iç görüler sunuyoruz. Sürdürülebilirlik anlamında verimliliğiniz artması, nakit akışlarınızın artması için belli krediler sunuyoruz. Süreç hızlı gelişiyor. E-ticaret platformları hızlı büyüyor. Pazar yerleri çok hızlı büyüyor. Artık mesafeler kalmadı. E-Pazar yerlerinde de olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Dijitalleşme, e-ticaret uzun bir yolculuk” ifadelerini kullandı.
E-ticaret konferansı kapsamında protokol konuşmalarının ardından 2 gün boyunca alanında uzman eğitmenlerle oturumlar, Sınır Ötesi E-Ticaret Niş Konuları, Trendleri ve Stratejileri Üzerine Odaklanma, Yapay Zeka ve E-Ticaret, E-Ticarette Dijital Pazarlamanın Önemi, E-Ticaretten Marka Oluşturma, E-İhracat Entegrasyon Sistemleri, E-Ticaret Lojistiği, E-Ticaret İşveren Sendikası interaktif atölye çalışmaları ve uygulamalı eğitimler verildi. Katılımcılar profesyonellerle ağ kurma fırsatları buldu. Kayseri iş çevrelerine, ekosistemdeki önemli markaların temsilcileri ve e-ticaret profesyonelleri ile networking imkanı sağladı. – KAYSERİ
]]>Ankara Sanayi Odası Şubat ayı Meclis Toplantısı, Zafer Çağlayan Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda sanayicinin sorunları, Ar-Ge çalışmalarına verilen destekler, dijitalleşme, döviz kuru, kredi kartı limitleri, işgücü sıkıntısı ve Merkez Bankası’nın faiz politikası konuları masaya yatırıldı. ASO Başkanı Ardıç, gündemlerinde Merkez Bankası Başkanı değişikliği sonrası sıkılaştırma politikalarının devam edip etmeyeceği ve yerel seçimler olduğunu söyledi. Kızıldeniz’de yaşanan gerginlikler dolayısıyla tedarik zincirinin kırıldığını belirten Ardıç, gelişmiş ekonomilerde enflasyonun beklentilerin üzerinde kalmasının risk ve belirsizlik algısını yüksek tuttuğunu ifade etti.
“Dünyada makroekonomik değişkenlikler büyümeyi zayıflatmaktadır”
Küresel ekonomide sıkılaştırıcı politikaların da etkisiyle her geçen gün ekonomik yavaşlama sinyalleri ve uluslararası ticarette zayıflamalar olduğuna işaret eden Ardıç, “Dünyada ve ülkemizde makroekonomik değişkenleri olumsuz yönde etkileyerek büyümeyi zayıflatmaktadır. Son gelen büyüme verileri Japonya ve İngiltere’nin teknik olarak resesyona girdiğini gösterirken, Japonya’nın resesyona girmesiyle dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi unvanını Almanya aldı” diye konuştu.
Merkez Bankasının geçen hafta faiz artışı döngüsünü sonlandırarak, yüzde 45 seviyesinde bıraktığına dikkati çeken Ardıç, gelecek dönemde de enflasyondaki gelişimin çok yakından takip edilerek, uygun politika seçeneklerinin kararlılıkla uygulanmasını beklediklerini bildirdi.
“Fiyatlama davranışında ciddi irrasyonel bir durum söz konusu”
Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla devam ettirilmesi gerektiğini dile getiren Ardıç, şunları kaydetti:
“Aksi halde bu zamana kadar katlandığımız maliyetlerin boşa gitme ihtimali bulunmaktadır. Acı tecrübelerimiz göstermiştir ki enflasyonu kontrol altına almadan attığımız adımlar maalesef makroekonomide dengelenmeyi sağlayamıyor. Mevcut durumda parasal aktarım mekanizması iç tüketimi kıramıyor. Gelişmiş ülkelerin merkez bankaları faiz politikası ile bunu rahatça kırıp enflasyonu aşağıya çekebilirken, biz çekemiyoruz. Fiyatlama davranışında ciddi irrasyonel bir durum söz konusu.”
“Maliye politikasında yeterince sıkılaştırma yapılamadığını görüyoruz”
İç tüketimin söz konusu faiz seviyesine göre görece yüksek seyrettiğini belirten Ardıç, “Hem arz, hem talep kaynaklı enflasyonist etkiler var olmaya devam ediyor. Sıkı para politikasıyla enflasyonun talep tarafıyla mücadele edilmeye çalışılırken, sıkı maliye politikasının da bu sürece eşlik etmesi gerekmektedir. Fakat maliye politikasında yeterince sıkılaştırma yapılamadığını görüyoruz. Diğer taraftan para politikasında ne kadar sıkılaştığımız da tartışmalı” ifadelerini kullandı.
“Verimsiz harcamaların azaltılması iş dünyası olarak beklentimizdir”
Türkiye’nin para arzının yıllık yaklaşık yüzde 65’in üzerinde artışa devam ettiğini söyleyen Ardıç, “Gelir artırıcı vergisel tedbirler yürürlüğe konulurken, harcama azaltıcı tedbirleri maalesef göremediğimizi belirtmek isterim. Kamu harcamalarının rasyonel gerekçelere dayanan, etkinlik ve verimlilik çerçevesinde gözden geçirilmesi ve bir plan dahilinde verimsiz harcamaların azaltılması iş dünyası olarak beklentimizdir” ifadesini kullandı.
Enflasyonla mücadelede refah artışı ve sürdürülebilir bir büyüme için tek başına para politikasının yeterli olmadığını belirten Ardıç, bütünsel bir politika tercihinin ortaya konması gerektiğini dile getirdi.
“Yatırımların gayrisafi milli hasıla içindeki payı azalıyor”
Sanayicilerin mevcut ortamda orta ve uzun vadeli plan yapmakta zorlandığını anlatan Ardıç, yüksek enflasyon ve kredi maliyetlerinin yatırım iştahını azalttığına işaret ederek, şunları kaydetti:
“İş dünyasının uzun ve orta vadeli, dengeli bir strateji belirleyebilmesi için makroekonomik istikrarın ve güvenin sağlanması şarttır. Sıkı para politikasının getirdiği yüksek faiz maliyetleri nedeniyle yatırımlarda problem yaşıyoruz. Yatırımların gayrisafi milli hasıla içindeki payı azalıyor. Rekabet ettiğimiz ülkelerle karşılaştırdığımız zaman işçilik maliyetlerimiz yukarıda kalıyor. Asgari ücretin işverene maliyeti bin dolar seviyesine geldi. Bu durum yeni ihracat pazarlarına girişimizi zorlaştırıyor. Sanayimiz ağırlıklı olarak ithalata dayalı ihracat yaptığı için önümüzdeki dönemde bilançolarda gerekli döviz pozisyonuna ulaşamayacağız.”
“Kredi kartı ödemelerinde 500 bin lira sınırı konulması zorlamaktadır”
Sanayicilerin karşılaştığı sorunları dile getiren Ardıç, vergi ödeme sistemine dikkati çekerek, “Devletimizin toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla toplayacağı vergileri ödemek, biz mükelleflerin temel yükümlülüğüdür. Bu görev ve sorumluluktan kaçmıyoruz. Kredi kartının çok yaygın olarak kullanıldığı bu dönemde vergilerimizi kredi kartıyla ödememizden doğal bir durum yoktur. Ancak kredi kartı ödemelerinde 500 bin lira sınırı konulması yüksek enflasyon ortamında biz mükellefleri zorlamaktadır” ifadelerine yer verdi.
“EYT düzenlemesiyle ciddi bir işgücü sıkıntısı yaşanıyor”
Hazine ve Maliye Bakanlığından taleplerinin söz konusu kredi sınırının kaldırılması olduğunu belirten Ardıç, şöyle konuştu:
“Bu yapılamıyorsa da rakamın enflasyona göre güncellenmesi ve banka kartı ile ödemenin de sadece kamu bankaları üzerinden değil tüm bankalara yaygınlaştırılmasıdır. Değinmek istediğim bir başka konu da çalışma saatlerinin azaltılmasına yönelik bir düzenleme yapılacağı yönünde kamuoyuna yansıyan haberler. Sanayide hem beceri uyuşmazlığı nedeniyle hem de EYT düzenlemesiyle zaten ciddi bir işgücü sıkıntısı yaşanıyor. Mesai saatlerinin azaltılmasına yönelik bir düzenleme yapılması durumunda işçisizlik sorunu yaşarken bir de ilave işgücü ihtiyacı ortaya çıkacak. Alınacak kararda bu durumun dikkate alınacağını düşünüyorum.”
“İhracatçılar olarak öz eleştiri yapmak zorundayız”
İhracatta rekabet üstünlüğünü sağlayan tek faktörün kur artışları olmadığına işaret eden Ardıç, “Biz ihracatçılar olarak öz eleştiri yapmak zorundayız. Şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz. Kur ile bir yere kadar avantaj sağlanırken, rekabetçi bir ihracat yapısına kavuşmak için faktör verimliliği, üretim faktörlerinin kalitesi, doğru ve uygun sanayi politikası, yerli ara ve sermaye malı kullanımı, öngörülebilirlik ve ölçek gibi unsurlarla gerçek anlamda rekabetçi bir yapıya ulaşılır” açıklamalarında bulundu.
Ar-Ge çalışmaları istenilen seviyede değil
Ar-Ge, dijitalleşme, inovasyon ve patent gibi konulara dikkati çeken Ardıç, “Türkiye’nin Ar-Ge harcamaları açısından uluslararası arenada rekabet edebilir bir konumda olması, ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir büyüme açısından kritik öneme sahiptir. Ancak, mevcut veriler Türkiye’nin bu alanda henüz istenilen seviyede olmadığını göstermektedir” diye konuştu.
“Patent ve bilimsel makale sayıları sırlamasında OECD ülkeleri içerisinde son sıradayız”
Gayrisafi yurt içi hasıla içerisinde Ar-Ge harcaması oranının 2021 yılında yüzde 1.40, 2022 yılında ise yüzde 2.32 seviyesine gerilediğini anlatan Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’nin Ar-Ge’ye ayırdığı pay ise Avrupa Birliği ortalamasının altında kalıyor. Diğer taraftan kişi başına patent ve bilimsel makale sayıları sıralamasında yine OECD ülkeleri içerisinde son sıradayız. Avrupa Patent Ofisi 2022 raporuna göre 1 milyon kişi başına düşen patent başvurusunda dünyada ilk sırayı bin 31 ile İsviçre alırken, ülkemiz 6,4 ile 42. sırada. Ülke olarak almamız gereken çok yol var.”
“Küresel İnovasyon Endeksi 2023 raporunda ülkemiz 39’uncu sıraya düştü”
Dijitalleşmede daha fazla yatırım yapılması gerektiğini belirten Ardıç, “Ülkemiz Dünya Dijital Rekabet Gücü sıralamasında 64 ülke arasında 2020 yılında 44. sıradayken, geçen yıl 53. sıraya geriledi. İnovasyon, yeni fikirlerin, teknolojilerin ve süreçlerin geliştirilmesini sağlarken, sanayi bu fikirleri hayata geçirerek ekonomik büyümeyi ve toplumsal refahı destekler. Lakin Küresel İnovasyon Endeksi 2023 raporunda ülkemiz, bir önceki yıla göre 2 basamak gerileyerek 132 ülke içinde 39’uncu sıraya düştü.”
“Çalışanlarımızı her gün şehrin doğusundan batısına taşıyoruz”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile sanayicinin sorunlarını her zaman konuştuklarını dile getiren Ardıç, problemlerini şöyle anlattı:
“Yağmur sularının Ankara Çayı’na deplasesi konusunda destek olacağınızı biliyor ve sizden bugün sözünü almak istiyoruz. Sanayi bölgelerinin oluşmasında yerel idarenin rolü her geçen gün daha büyük önem kazanmaktadır. Özellikle kuruluş, yer seçimi, planlama, kentsel hizmetlere ilişkin önemli süreçlerde belirleyicidir. Yerel yönetimlerin desteği, yeni sanayi bölgelerinin kurulmasına, sanayinin disipline edilmesine ve az gelişmiş bölgelerde yaygınlaştırılmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Sanayimiz Eskişehir ve İstanbul yolu akışında batıya doğru gelişiyor. Ne var ki çalışanlarımızı her gün şehrimizin doğusundan batısına taşımak zorunda kalıyoruz.”
“Yeni bir ‘Ankara Çayı’ yapmamız gerekecek”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise yaptığı konuşmada, tüm organize sanayi bölgelerinin asfaltlarını tamamladıklarını kaydetti. Atatürk Orman Çiftliği’nden akan suyun tüm kapasitesiyle aktığına dikkati çeken Yavaş, “Ankara’nın içerisinden gelen İncesu dereleri karışamadı ve geri tepmeye başladı. Geri tepince Sıhhiye’den su çıkmaya başladı. Bizim Ankara Çayı haricinde yeni bir ‘Ankara Çayı’ yapmamız gerekecek” diye konuştu.
“18 milyon nüfusa yetecek imar verilmiş”
Çayyolu bölgesinin yüksek binalar ile beton tarlası olduğunu savunan Yavaş, şöyle konuştu:
“18 milyon nüfusa yetecek imar verilmiş. İmarını alan dağın tepesine binasını yapıyor ve kendisine alt yapı istiyor. İstediği yere alt yapıyı götürmek binadan daha pahalıya mal oluyor. Bu tür binalar yerleştiği zaman bunların atıkları nereye gidecek? Bu iklim değişikliği nedeniyle büyük tedbirler almamız gerekiyor.”
Yavaş, konuşmasının ardından ASO Meclis Üyelerinin sorularını yanıtladı. – ANKARA
]]>Bu ay; Masal (Yeni Oyun), Parkta Güzel Bir Gün (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu)(Konuk Oyun), Savaş ve Barış, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Kuğunun Şarkısı, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Ay, Carmela!, Maviydi Bisikletim, Bir Halk Düşmanı, Sivrisinekler, Geçit, Tartuffe, Hamlet, Uçurtmanın Kuyruğu, Fosforlu Cevriye, Yaftalı Tabut, Komik Para, Godot Geldi, Çingene Boksör, Zehir, İfigenya, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Oscar, Ben Medea Değilim, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Öldün, Duydun mu?, Cadı Kazanı, Yatak Odası Komedisi, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya, Rüya, Fındıkkıran, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Behçet Necatigil, Gülten Akın ve Edip Cansever Şiirleri İstanbul Şiirle Buluşuyor Etkinliğine Konuk Oluyor
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 3 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 10, 24 Mart 2024 tarihlerinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 17 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak.
Mart 2024 Programı
MASAL (5+Yaş) (Yeni Çocuk Oyunu)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 3, 10, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
Parkta Güzel Bir Gün(Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Konuk Oyun)
Oyunda, parkta güzel bir gün geçirmek isteyen Olivia ve Arthur’u bir ülkenin bantla çizilen yeni sınırı ikiye ayırır. İşe yeni başlayan sınır muhafızının sert bakışları altında iki ülke arasında sıkışıp kalan çift, giderek içinden çıkılmaz bir hal alan bu absürd durumun esiri olurlar. Bizi ayıran hayali çizgileri ve bu çizgileri kırmanın ağır yaptırımlarını konu alan acı-tatlı bir komedi Parkta Güzel Bir Gün. Kieran Lynn’in yazdığı, Kıymet Karabiber’in yönettiği oyunda Aytunç Şabanlı, İzel Seylani, Melihat Beşe Günalp rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikayeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur. Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 30 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
AY, CARMELA
İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde,
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI
Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
GEÇİT
Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir.
Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 2 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 16 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 23 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir… Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 9 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İFİGENYA
Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!..
Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ayşecan Tatari, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
OSCAR
Christian Jacqueline’e aşıktır, Colette ise Oscar’a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard’dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard’a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir.
Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN
Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikayesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikayesini…
“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikayesine dönüşüyor…
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
ÖLDÜN, DUYDUN MU?
İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde,
KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş)
Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş)
Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır.
Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Milli Eğitim Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasında 2021’de imzalanan “Eğitim ve Öğretim İş Birliği Protokolü” kapsamında hayata geçirilen Adalet Mesleki Eğitim Merkezlerinin sayısı 46’ya ulaştı.
Şu ana kadar 4 bin 381 hükümlü ve tutukluya çıraklık, ustalık ve kalfalık belgesi verilen merkezlerin sayısının 101’e ulaşması hedefleniyor.
Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumundaki işyurdu atölyelerinde incelemelerde bulunan ve yeni açılacak süt sağım tesisini gezen Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Daire Başkanı Hüsnü Gezginci, AA muhabirine, İşyurtları Kurumunun, ceza infaz kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerin, infaz süresince meslek edinmeleri ve mevcut mesleklerini sürdürmelerini, tahliyelerinden sonra sosyal ve toplumsal hayata hazırlanmalarını ve topluma kazandırılmalarını sağlamak amacıyla kurulduğunu söyledi.
Hükümlü ve tutukluların tamamının çağdaş koşullarda üretime katılmalarını sağlayarak işyurdu faaliyetlerinde dünyaya örnek olmak istediklerini belirten Gezginci, bu amaçla hükümlü ve tutuklular için meslek edinebilecekleri atölyeler tesis ettiklerini dile getirdi.
Gezginci, aynı zamanda işyurtlarında hükümlü ve tutukluların atölyelerde ürettiklerinin ekonomiye kazandırıldığına da dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Son yıllarda ülkemizde yaşanan pandemi sonrasında yeniden atölyelerimiz aktif kurulmaya başlandı. Adalet Bakanımız Yılmaz Tunç’un büyük destek ve katkılarıyla işyurtlarının atölyelerini büyütüyor ve geliştiriyoruz. Günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hükümlülerin meslek edindirilmesine ve mevcut mesleklerini devam ettirmelerine yönelik modern ve çağdaş atölyelerin kurulumlarına devam ediyoruz. Bu atölyelerde üretilen ürünler, ülkemizin ekonomisine büyük katkı ve destek veriyor. Özellikle kamu kurumlarımızın ihtiyaçları burada üretilen ürünlerle karşılanmaktadır. Yine üretilen ürünler, özel sektörde vatandaşlarımızın beğenisine sunuluyor. Ülke genelinde düzenlediğimiz fuarlarla bu ürünlerimizi halkımızın beğenisine sunuyoruz.”
Hükümlülerin meslek öğrenmelerinin yanında tahliye olduktan sonra kendi işyerlerini açabilmeleri için ustalık, kalfalık ve çıraklık belgesi almalarını sağladıklarını vurgulayan Gezginci, “Bu eğitimleri de kurumsal olarak yapıyoruz. Bu mesleki belgelendirme ve sertifikaları da infaz kurumlarında ve işyurtlarında yer alan meslek eğitim merkezlerinde gerçekleştiriyoruz. Türkiye’de şu an toplam 46 meslek edindirme merkezimiz bulunmaktadır. Amacımız bu sayıyı giderek arttırmak ve böylece hükümlülerin hem uygulama hem de teorik eğitimlerle tam bir meslek sahibi olmalarını sağlamaktır.” diye konuştu.
Gezginci, Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü ve İşyurdu Müdürlüğünde faaliyetlere 1962’de başlandığını, müdürlüğün 7 bin dekarın üzerinde arazisi bulunduğunu bildirdi.
Yaklaşık 4 bin dekarlık alanda tarım ve hayvancılık faaliyetleri yürütüldüğüne işaret eden Gezginci, sözlerini şöyle tamamladı:
“Burada tarım ve hayvancılık faaliyetleri dışında mobilya üretimi, döşecemecilik ve dekarosyon, metal teknolojileri işletmeciliği, süt ve ürünleri tesisi, et entegre tesisi, kesimhane, fırıncılık atölyesi gibi ustalık gerektiren atölyelerimiz bulunmakta. Bu atölyelerimizde de özellikle hükümlülerimizin meslek edindirilmesine yönelik çok büyük çalışmalar ve faaliyetler yapılmaktadır. Mesleği olan hükümlü ve tutuklularımız da burada mesleklerini icra etme fırsatı bulmakta. Özellikle buradaki ceza infaz kurumumuzun işyurdu müdürlüğünün faaliyet alanları ülke ekonomisine çok büyük katkı ve destek vermektedir. Aynı zamanda burası yerli ve milli üretimimizi destekleyen en büyük işyurtları müdürlüğümüzden biridir.”
]]>Olay, geçtiğimiz ay Şehitkamil ilçesi Karşıyaka Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, mahallede 19 yıldır kuyumculuk yapan Mustafa Taner Ş. ve Halil İbrahim Ş. isimli iki kardeş, 2024 Ocak ayının başında iş yaptıkları 30 kişiyi arayarak ellerindeki altınları yatırım için getirmelerini ve bunun karşılığında da kısa sürede karla fazla altın vereceklerini söyledi. Vatandaşların altınları getirmesinin ardından kuyumcu kardeşler ortadan kayboldu.
Kaçmak üzereyken yakalandılar
Kardeşlere uzun süre ulaşamayan vatandaşlar dolandırıldıklarını fark ederek şikayetçi oldu. Olayla ilgili çalışma yapan polis ekipleri, dolandırıcılık olayıyla ilgili 2 kardeşi yurt dışına kaçmak üzereyken yakalayarak gözaltına aldı. Tamamlanan yasal işlemlerinin ardından adli mercilere sevk edilen 2 kardeş tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Mağdurlar kayıp para ve altınlarının bulunmasını istiyor
Kuyumculuk yapan iki kardeşe kendilerinden çok güvendiklerini söyleyen mağdur vatandaşlar ise dolandırıldıkları için üzgün ve şokta olduklarını ifade ederek paralarının geri almak için yardım istedi. Kuyumcu kardeşlerin iş yeri önünde toplanan mağdurlar, kayıp para ve altınlarının bulunmasını istiyor.
“Bu kuyumcular benim 15 yıldır arkadaşım”
30’dan fazla mağdurdan biri olduğunu söyleyen Mehmet Alkan, “Bu kuyumcular benim 15 yıldır arkadaşım. Devamlı alışveriş yaptığımız bir yer. Güvendiğimiz bir insandı. 1 yıldır onunla iş yapıyorum. Son olarak Ocak 2024’te benden para istedi. ‘Nakit paranı getir bende sana daha fazla para kazandırayım’ dedi. Ben de getirip 50 tam altın parası verdim. 16 Ocak’ta benim paramı tekrar yatırdı. 2 gün sonra tekrar aradı ve dedi ki, ‘para hala duruyorsa getir sana 26 Ocak’ta 3 tane fazla altın vereyim’. Ben de tekrar verdim. Yaklaşık 3 haftadır iş yeri kapalı. Aradığımızda bize babasının rahatsız olduğunu ve İstanbul’da olduğunu söyledi. Fakat öyle bir şey yokmuş bizi dolandırıp kaçmış. 30 kişiden fazla vatandaş toplam 150 milyon TL dolandırıldı. Benim kaybım 750 bin TL. Ben polise şikayette bulundum” dedi.
“Bana baba derlerdi, 2 kilograma yakın altınımı dolandırdılar”
20 yıldan fazladır tanıdığı kuyumcuları oğlu gibi sevdiğini belirten bir diğer mağdur Mehmet Kaplan ise “Ben 20 yıldır bu insanlarla tanışıyorum. 4 yıldır beraber iş yapıyoruz. Evladım gibilerdi. Her zaman verdikleri sözde dururlardı. Bana kredi çek dediler. Bende kredi kartlarımı verdim onları kullandılar. En son bir şeylerin ters gittiğini anladığımda onlara benim kredi borçlarımı ödeyin ben hükümetle uğraştırmayın dedim. Ama hiçbir şeyi ödemeden kaçıp gittiler. Benim 2 kilograma yakın altınımı dolandırdılar. Yetkililerden hakkımızın onlardan alınıp bize tekrar verilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bu para onun için harçlık olabilir ama fakirin serveti”
Dolandırıcı kuyumcunun ailesine seslenen mağdur Gülseren Kaplıca, “Oğlumun sadece 35 tane altını vardı. Kardeşimin de 14 altını vardı. Bu kuyumcu dedi ki, ‘o altınları bana verin, biz size daha fazla para kazandıralım, 1 ay içerisinde size tüm paranızı veririm’ diye söyledi. Ama paralarımızı aldı ve kayıplara karıştı. Çevreden duyduğumuza göre bu sadece bizi değil 30’dan fazla kişiyi dolandırmış. Bu para onun için harçlık olabilir ama fakirin serveti. Bunu ailesi duysun ve vicdanlarının sesini dinleyip parayı geri getirsin” şeklinde konuştu.
“Kendimden şüphe ederdim o insandan şüphe etmezdim”
Kendinden şüphe edeceğini fakat dolandırıcı kuyumculardan şüphe etmeyeceğini söyleyen mağdur Vakkas Aksoy, “Bu kuyumcu kardeşimizi ben 15 yıldır tanıyorum. Uzun zamandır alışveriş yaptığım bir yer. Neden buraya getirip mallarımızı verdik. Piyasadan daha uygun sayıyordu. Buranın en az 19 yıllık esnafı. Kardeşiyle beraber yapıyorlar bu işi. Biz de inandık güvendik. Çok efendi, çok dürüst bir tavırları vardı. Kendimden şüphe ederdim o insandan şüphe etmezdim. Çıksın ve bizim mağduriyetimizi karşılasın. Onun içeride tutuklu kalması bizim hiçbir işimize yaramaz. Biz sadece kayıplarımızı geri istiyoruz. Benim mağduriyetim toplam 670 gram altın” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>BTSO çatısı altındaki 70 meslek komitesini bir araya getiren Müşterek Meslek Komiteleri Toplantısı ve Şubat Ayı Meclis Toplantısı TOBB Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve TOBB Yönetim Kurulu Üyelerinin katılımıyla BTSO Hizmet Binası’nda gerçekleştirildi. Toplantıda BTSO meclis ve komite üyeleri, sektörleriyle ilgili talep ve çözüm önerilerini aktarma imkanı buldu.
“Reel sektöre sunulan her destek katma değere dönüşüyor”
Toplantıda konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Türkiye’nin yakın coğrafyasında yaşanan savaşlar, küresel ticaretin önündeki engeller ve yüksek enflasyon ortamının reel sektörün omuzlarındaki yükü ağırlaştırdığını söyledi. Üretimde yüksek maliyetler, ihracat pazarlarında ise yaşanan durgunluk ve değişen rekabet şartlarının firmaların hareket kabiliyetini sınırladığını vurgulayan Başkan Burkay, “Buna rağmen ekonomi politikaları geçen yılın ikinci yarısından itibaren rasyonel bir zemine taşındı. Devletimiz iş dünyamızla daha güçlü ve sağlıklı bir iletişim tesis etti. Bulunduğumuz noktada enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, fiyat istikrarının ve finansal istikrarın tesisi, makroekonomik öngörülebilirliğin sağlanması öncelikli beklentilerimiz. Elbette alınan tedbirlerin ekonomideki aktiviteleri ve ticaretteki dengeleri bozmadan gerçekleşmesi de oldukça önemli. Özellikle kaynak tahsisinde nitelikli yatırımların daha fazla desteklenmesi ülkemizin hedefleri için de belirleyici olacaktır. Orta ve uzun vadede ise üretimde nitelik ve verimlilik artışlarının sağlanması, sürdürülebilir büyüme için temel hedef olarak kabul edilmelidir. Reel sektörümüze sunulan her bir destek, ekonomimizde yüksek motivasyon ve katma değer olarak karşılık bulmaktadır.” dedi.
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’na teşekkür
Bursa iş dünyası temsilcilerinin daha fazla üretim, istihdam ve ihracat hedefiyle çalışmayı sürdürdüğüne vurgu yapan Başkan Burkay, konuşmasına şöyle devam etti: “BTSO olarak, bizler de mevcut şartlarda 55 bin üyemizle birlik ve dayanışma içinde hareket ediyoruz. Ortak akıl etrafında gerçekleştirdiğimiz komite, konsey ve istişare toplantıları gibi yüzlerce buluşmamızda, her bir üyemizin sorunlarına büyük bir hassasiyetle yaklaşıyoruz. TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu, liderlik ettiği tüm platformlarda iş dünyamızı en iyi şekilde temsil ediyor. Firmalarımızın aktardığı tüm sorunları, görüş, öneri ve talepleri en üst düzeyde dile getirerek özel sektörümüzün moral ve motivasyonunu artırıyor. Başkanımızın liderliğinde yaptığımız girişimlerle bugüne kadar üretimi, ticareti, istihdamı ve ihracatı geliştiren birçok düzenleme hayata geçti. Sayın Başkanımıza iş dünyamıza değer katan tüm özverili çalışmaları ve destekleri için şükranlarımı sunuyorum.”
“Türkiye’yi 4 yıllık seçimsiz bir dönem bekliyor”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, yerel seçimlerin ardından Türkiye’yi 4 yıllık seçimsiz bir dönemin beklediğine işaret etti. “Yapısal reformların yapıldığı dönemler seçimlerin olmadığı dönemlerdir.” diyen Hisarcıklıoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: “TOBB ve iş dünyasının gündeminde ekonomi odaklı bir süreç var. TOBB Yönetim Kurulu olarak Hükümetimiz tarafından atılması gereken adımlar konusunda istişarelerimizi sürdürüyoruz. Anadolu’nun her yerini ziyaret ediyor, iş dünyası temsilcilerimizle bir araya geliyoruz. Vergi, istihdam, EYT yükleri, fiyat farkı kararnamesi, KOBİ tanımı güncellemesi gibi pek çok konu var. Görevimiz bu sıkıntıları siyasi iradeye aktarmak ve çözüm yolları göstermek. İcraat yapacak olan biz değiliz. Bizim görev alanımızın içinde bu sıkıntıları iletmek var. Bu misyonla çalışıyoruz. Perşembe günü TOBB Türkiye Sektörel Ekonomi Şurası’nı gerçekleştireceğiz. Ardından Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek ile 365 oda borsa başkanımızı buluşturacağız.”
“BTSO proje fabrikası haline geldi”
TOBB Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, BTSO’nun İbrahim Burkay liderliğinde bir ‘proje fabrikası’ haline geldiğini söyledi. BTSO tarafından yürütülen çalışmaları yakından takip ettiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, “İşte bu projelerden biri Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi. Proje hayata geçerken ‘uzaya mı çıkacağız’ diyorduk. Bugün Türkiye uzaya çıkmayı başardı. Bu vizyon aslında BTSO’dan geldi. Bursa Business School, Model Fabrika, BUTGEM, UR-GE çalışmaları ve ismini tek tek sayamadığım tüm projeler bir vizyon ürünü. Bursa’ya yakışan bu projelerle gurur duyuyorum. Vizyoner anlayışları dolayısıyla BTSO Yönetim Kurulu ve Meclis Üyelerimizi tebrik ediyorum. ‘Bursa Büyürse Türkiye Büyür’ anlayışıyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek olan müteşebbislerimize inanıyorum.” dedi.
“Bursa Business School’a hayran kaldım”
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Türkiye Yüzyılı’nın ilk 3 yılı için stratejilerinin değerlendirildiği toplantıyı da BTSO tarafından kente kazandırılan Bursa Business School ev sahipliğinde tamamladıklarını paylaşan Hisarcıklıoğlu, “Gerçekten bu projeye hayran kaldım. 1940’lı yıllarda sanatoryum olarak inşa edilmiş, BTSO tarafından sahip çıkılmış müthiş bir eser olmuş. Burayı ilk olarak 2015 yılında görme şansım olmuştu. Şimdi çok daha başka bir hale bürünmüş. Bursa’nın vizyonuna, ekonomisine yakışır bir hale getirilmiş. Burada ekonominin, iş dünyamızın gelişmesi için hep birlikte çalışacağız.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından toplantıda Bursa iş dünyası temsilcileri talep ve beklentilerini TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na aktarma imkanı buldu. Yaklaşık 4 saat boyunca devam eden toplantıya Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı ve Gemlik Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özden Çakır da katıldı. – BURSA
]]>Kastamonu Üniversitesi’nin öncülüğünde düzenlenen panelde ormancılık sektörü ele alındı. Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Cemil Meriç Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen “Kastamonu Orman Ürünleri Endüstrisinde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri” paneline Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ömer Küçük ve Prof. Dr. Kasım Yenigün ile birlikte akademisyenler, öğrenciler ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
“Hammadde ihtiyacının karşılanması için daha geniş alanlarda sektör ihtiyacını karşılayabilecek keresteye uygun orman yetiştirilmesi gerekiyor”
Panelin açılışında konuşan Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, “Büyük oranda hammadde oduna dayalı üretim yapan orman endüstri kuruluşları için il genelinde bulunan zengin orman varlığımız şüphesiz büyük avantajlar sağlamakta. Özellikle zengin orman varlığı, küçük ve orta ölçekli orman endüstri işletmelerinin yanı sıra alanında uzman büyük tesisleri de bünyesinde barındırması, sektörü tanıyan ve deneyim geçmişi olan işgücü varlığı, geniş arazi imkanları ve yeni kurulan sanayi bölgeleri, dış pazarlara açılmayı sağlayabilen İnebolu Limanı, çevresindeki şehirler ve Ankara gibi büyük bir pazara yakın olması gibi özellikleri nedeniyle Kastamonu sektörde yeni yatırımlara oldukça açık bir konumda. İlimizdeki orman ürünleri sektörü açısından baktığımızda da mevcut yapılanmanın temel olarak levha üretimi, mobilya üretimi ve kapı üretimi başta olmak üzere 3 grupta toplandığı görülüyor. Bu çerçevede orman varlığına dayalı yatırımların başında yonga levha, yongaları, MDF, parke ve kontrplak gibi yarı mamul ürünlerin üretimi geliyor. Nitekim ülkemizin en önemli ekonomik ve katma değer oluşturan sektörlerinden biri olan orman ürünleri sektörünün dünyaca ünlü bazı temsilcileri ilimizde faaliyet göstermektedir. Özellikle levha üretimi alanında faaliyet gösteren bu entegre tesisler Türkiye’yi MDF ve yonga levha üretim ve ihracatında Avrupa ve Dünya genelinde ilk sıralara taşımıştır. Sektörel devlerin yanı sıra, ilimizde genellikle KOBİ statüsünde olan çeşitli büyüklükte yaklaşık 350 işletme faaliyet göstermektedir. Sektörün yaşadığı sıkıntılar bulunmakta olup bu sıkıntıların giderilmesi gerekiyor. Türkiye İhracat Meclisi’nin 2023 İhracat Strateji Raporu’na göre, Orman ürünlerinin katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülerek gerek iç piyasaya gerekse dış piyasaya arz edilmesi sürecinde orman sanayiinin en önemli sorunu olarak hammadde tedariki ve kalifiye işgücü ihtiyacı ön plana çıkmaktadır” dedi.
“Pandemi ve depremden sonra ahşap evlere talep arttı”
Yurtdışından çok fazla tabut talebinin olduğunu söyleyen Kronospan Orman Ürünleri A.Ş. Hammadde Tedarik Müdürü Ali Şahin ise, ” Orman Genel Müdürlüğü, üniversitelerle çalışarak ortak bir proje hazırladı. Ahşap yapıların binalarda kullanılmasıyla ilgili çalışmalar tamamlandı ve bu sonuç raporu TBMM’ye gönderildi. İnşallah yakın zamanda bu yasa haline gelecek. İnşallah yakın zamanda ülkemizde ahşap ev yapımıyla ilgili bir kanunda olacak. Ahşap ev ve ahşap evin projelendirilmesiyle ilgili genç mühendislerin kendilerini yetiştirmeleri halinde iş bulabilecekler. Bir diğer konuda Avrupa’da yaygın olup ülkemize de yeni yeni girmeye başlayan bir sektör. Özellikle yonga-levha sektöründeki odun alma sıkıntısından dolayı ahşap malzemenin geri dönüştürülmesiyle ilgili yeni tesisler kurulmaya başlandı. Evimizde kullanmadığımız masa, kırık paletler, kürsü gibi ahşap malzemeler toplumumuzda ya kırılıp yakılıyor ya da atılıyordu. Şimdi Avrupa’da bunlar toplanıyor, tekrar tesislerde işlenip sektöre kazandırılıyor. Türkiye’de de bu konuda çalışmalar var, ülkemizde de kurulan birkaç yerde fabrikalar bulunuyor. Bu yüzden bu konuda da yeni bir sektör oluşuyor ve yeni iş alanları açılacak. Genç kardeşlerimizde buralarda iş bulabilecekler. Palet sektörü de ülkemizde çok canlı ve hareketli bir sektördür. Bu sektörde de genç mühendislerimiz kendilerini yetiştirirlerse kolayca iş bulabilirler. Hatta belki de TBMM’de ahşap yapılarla ilgili kanun çıktıktan sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızda da iş bulunabilir. Çünkü Orman Genel Müdürlüğümüz Kahramanmaraş’ta idare binasını şu anda ahşaptan yapıyor. Dolayısıyla ahşap binalara karşı sektör oluşacak. Bir tabut talebinin olduğu insana komik gibi geliyor ama tabut yapımıyla ilgili yurtdışından müthiş bir talep bulunuyor. Bunların nasıl yapıldığını muhakkak bilmeniz ve bunu da değerlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“Kesim yapacak insan bulmakta zorlanıyoruz”
Ormanda kesim yapacak insanı bulamadıklarını belirten Kastamonu Orman Bölge Müdürü Fahri Sönmezoğlu da, “Kastamonu’da son 50 yılda takriben 210 bin hektar yeni orman kuruldu. Toplam alanımızın 876 bin hektar olduğunu dikkate aldığımızda Kastamonu’da sahip olduğumuz ormanlarımızın yüzde 25’i ağaçlandırma yoluyla oluşturulan ormanlardan oluşmaktadır. 2018’den 2021 sonuna kadar takriben 2 milyon 700 bin metreküp olan üretimi 3 milyon 800 bin metreküpe çıkarttık. Takriben 1 milyon 100 bin metreküp üretim artışı sağladık. Bu artışa rağmen yöremizdeki orman endüstrisi daha fazla hammadde talep etmektedir. Ormanlarımız çok güçlü ormanlar, Türkiye’de alansal olarak ikinci olmamıza rağmen, ormanlarımızın kalitesi ve zenginliği açısından uzak ara şampiyonuz. Kastamonu’da ve tüm Türkiye’de tek orman sektöründe çalışma hakkına sahip kişiler köylülerdir. Şehir nüfusuna kayıtlı bir kişinin ormanda kesim, taşıma işlemlerinde çalışması hukuken mümkün değildir. Köylerimizin büyük bir bölümünde sınır anlaşmazlıkları var. Bu sorunun çözümü noktasında elimizden gelen gayreti göstermemize rağmen sınır tespiti gibi bir yetkimiz var. Dolayısıyla bu yaptığımız işleri kısıtlıyor. Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü olarak 170 bin hektar genç ormanlarımız var. Yani son 25-30 yıl içerisinde gerek ağaçlandırma yoluyla, gerek tabii gençleştirme yoluyla elde ettiğimiz bu ormanların bakımı ormanlık açısından vazgeçilmez ihtiyaç. Bu konuda en büyük sorun iş gücü sorunu. Bundan 20-25 yıl önce her gün kapımıza onlarca insan ormanda kesim yapmak isteğiyle gelirken, artık bu talepler tamamen minimize oldu ve kesim yapacak insan bulmakta zorlanıyoruz” şeklinde konuştu.
Kastamonu Ağaç İşleri İmal ve Satıcılar Odası Başkanı Hakan Küçükoğlu da istek ve taleplerini panelde dile getirdi.
Daha sonra konuşan Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erol Akkuzu da, “Yaklaşık yüzde 66’sı ormanlarla kaplı olan Kastamonu ili, ülkemiz orman servetinin de yüzde 8’ine sahiptir. Zengin orman varlığına paralel olarak gelişim gösteren orman endüstrisi, genel endüstri içinde yüzde 40’a varan sektörel yoğunluğu ve yaklaşık yüzde 35’e varan sektörel cirosu ile şehir ekonomisinin lokomotif sektörü haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından panel, soru-cevap kısmıyla devam etti. Panel, toplu fotoğraf çekiminin ardından son buldu. – KASTAMONU
]]>Esenşehir Mahallesi’ndeki “Bölge Parkı ve Çocuk Oyun Sokağı Açılış Töreni”nde konuşan Yıldırım, belediyeciliğin AK Parti’nin işi olduğunu söyledi.
Belediyeciliği, 1994’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anlayışıyla Türkiye’ye damga olarak vurduklarını ve yurt dışında bile bu işlerin konuşulmaya başlandığını belirten Yıldırım, “İstanbul bir zamanlar çöplerin, çukurların, çamurların, hava kirliliğinin olduğu, suyun olmadığı, insanların burayı terk etmek için birbirleriyle yarıştığı bir yerdi. Ta ki 1994 yılına kadar. 1994’te yiğit bir adam çıktı Kasımpaşa’dan, aslı Rizeli, kaptan Ahmet’in oğlu, kimse tanımıyordu. Geldi 3-4 senede İstanbul’da neler yaptı, neler.” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminin ardından şehrin şaha kalktığını belirten Yıldırım, şöyle devam etti:
“Çok şükür İstanbul’umuzda 25 sene, Sayın Cumhurbaşkanımızdan sonra Ali Müfit Bey ve ondan sonra rahmetli Kadir ağabeyle hakikaten hayal edilemeyen işleri yaptık. Artık belediyecilik deyince çöp aklımıza gelmiyor, park aklımıza gelmiyor, asfalt hiç aklımıza gelmiyor. ‘Bunlar zaten olağan şeyler’ diyoruz. Vizyon projelerinin konuşulduğu ve yapıldığı İstanbul dünya markası bir şehir haline geldi. Yakışır mı? Yakışır. Ama ne zamana kadar? 2019 Haziran’ına kadar. İşte 4,5 senede görüyoruz, İstanbul’da sizin hayal kurduklarınızın hangisini yapabildi? İnşallah 31 Mart’ta hep beraber İstanbul asli sahibine kavuşacak, muradına erecek, yeniden hizmetlerle buluşacak. Hizmetlerle hem Ümraniye’miz hem 39 ilçemiz çok daha iyi hizmet alacak. Böylece İstanbullu kazanacak, kaybeden kimse olmayacak. Ben inanıyorum buna çünkü İstanbul halkı her zaman doğruyu yapmıştır. Türk halkı, 1950’den sonra hiç hata yapmamıştır, hatayı siyasetçiler yapmış gereken dersi vermiştir, bu sefer de öyle olacak.”
“Bir belediye başkanı metro kapatır mı?”
Yıldırım, hem belediye başkanlığı döneminde hem de 22 yıldır Cumhurbaşkanı Erdoğan’a halkın destek verdiğini, bu seçimde de destek vereceklerini ve 2019 yılında AK Parti belediyeciliğinin ne olduğunu bilerek kendilerini iş başına getirdiklerini anlattı.
Pandemiye, felaketlere, büyük depreme, ekonomik krizlere rağmen Ümraniye’de çalışma arkadaşları, teşkilatlar ve devlet kurumlarıyla güzel işler yaptıklarını kaydeden Yıldırım, “Hayır sahibi olan bütün vatandaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 6 okul, 18 cami yaptık, onlardan Allah razı olsun.” diye konuştu.
Yıldırım, dayanışma içerisinde hem kendi bütçeleriyle hem vatandaşların katkılarıyla hem de bakanlıklarla büyükşehir belediyesini aratmadıklarını, ancak mahzun kaldıklarını, büyükşehir belediyesinin başka olduğunu ve 31 Mart’ta büyükşehir belediyesini muradına erdirerek yeniden hizmetlerin devam edeceğini dile getirdi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eleştiren Yıldırım, şunları kaydetti:
“Bir belediye başkanı metro inşaatını kapatır mı? Metro inşaatı kapattı. İstanbul’a 150 kilometre tünel yol lazım. Allah vermiş dağ tepe, tüneller yapacaksınız ki yeni yollarla İstanbul trafiğini rahatlatacaksınız. Pik noktalarda biz 35 dakikada bıraktık şimdi 1,5-2 saate vardı. Trafik hızını en aza indirebilmeniz için yeni metrolar yapacaksınız, yeni yollar açacaksınız, yeni tüneller yapacaksınız. Kadir ağabey zamanında yapılmış 3 tünel yolu vardı. Bir tanesinin ihalesi yapıldı ve kazıya başlandı, 6 ay çalıştı müteahhit, geldi tüneli kapattı. Nereye gidiyor bu tünel? 18 kilometre Sarıyer’e.”
Parkın yapımında emeği geçenlere teşekkür eden Yıldırım, bölge parklarına ihtiyaç olduğunu, millet bahçelerinden sonra artık 5, 10, 20 veya 30 dönümlük alanlarda ihtiyaç oldukça bölge parkları yapacaklarını söyledi.
Programa, Ümraniye Kaymakamı Abdulaziz Aydın, AK Parti Bayburt Belediye Başkan adayı Mete Memiş, MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Zafer Çalışır, AK Parti ve MHP Ümraniye ilçe başkanları ile çok sayıda vatandaş katıldı.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Güngören Belediye Başkan adayı Yüksel Yalçın Güngören’de halkla buluştu. İmamoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı, dün doğum gününde, benim için, ‘Bu şahıs, nasıl olduysa yanlışlıkla bu görevi aldı’ dedi” hatırlatmasında bulunan İmamoğlu, “Erdoğan’ın demokrasi anlayışı tam da bu. Kendi kazanırsa demokrasi, milli irade; başkası kazanırsa yanlışlık! Asıl mesele ne biliyor musunuz? Ülkemizde, 15 Temmuz 2016 gecesi tanklarla, tüfeklerle hain bir grup, milli iradeye el koymak istedi değil mi? Hatırlayın, 252 vatandaşımızı kaybettik. Onların direnciyle milletimiz, milli iradeye darbe yapılmasına karşı durdu. Darbe, sadece illa tankla, tüfekle olmaz. Darbe, iktidara hakim gücün, anayasal kurumları etkisi altına olmasıyla da olur. 6 Mayıs 2019’da ne yaptılar biliyor musunuz? Milli iradeye darbe yaptılar, darbe. Peki ne oldu biliyor musunuz? 15 Temmuz’da millet, darbecilere karşı nasıl karşı durduysa, 23 Haziran’da da 806 bin oy fark atarak, demokrasiye sahip çıktılar. İşin özü bu. 806 bin oy farkı olunca, hatırlayın Sayın Cumhurbaşkanı üç gün ortadan kayboldu. Bu 31 Mart’tan sonra ne olacak biliyor musun? En az iki hafta göremeyeceğiz onu. Herhalde iki hafta külliyeden çıkmaz” dedi.
İmamoğlu, CHP Güngören Belediye Başkan adayı Yüksel Yalçın ile birlikte ilçe turu yaptı. İmamoğlu ve Yalçın, Güngören’de ilk olarak, Merter Sanayici ve İş İnsanları Derneği (MESİAD) üyeleriyle bir araya geldi. Dernek ziyaretinin ardından seçim otobüsüyle ilçe turuna başlayan İmamoğlu’na, eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu da eşlik etti. Vatandaşlar, Mehmet Nesih Özmen Mahallesi Zafer Caddesi ve bağlantı yollarında ilçe turu atıp, kendilerini selamlayan İmamoğlu ve Yalçın’a sevgi gösterilerinde bulundu. İmamoğlu çifti, Halkı selamlamanın ardından Merkez Mahallesi İkbal Sokak üzerindeki “Köyiçi Kebapçılar Bölgesi”nde esnaf ziyaretleri yaptı. Vatandaşlar, yoğun ilgi gösterdikleri İmamoğlu çiftiyle anı fotoğrafları çektirdi.
Güngörenlilere seslenen İmamoğlu şunları söyledi:
“İNSANLARIN MEMNUNİYETİNİ EN ÜST SEVİYEDE TUTARAK İŞLERİMİZİ BİTİRME GAYRETİ İÇİNDE OLDUK”
“Biz çocuklarımızın, gençlerimizin, bebeklerimizin bu şehrin öğrencilerinin, kadınlarının, annelerin, bebeklerin her birinin tek tek yanında olmaya gayret ettik bundan sonra da daha güçlü bir şekilde yanlarında olacağız. Hiç kuşkumuz olmasın. Ben 90 yılından itibaren yollarım Güngören’le kesişti. Daha önce de geliş gidişlerim var ama Güngören’de işyerim oldu. Buradaki işyerimizle birlikte insanlarımıza burada merhaba demeye başladım. Lokantamda insanlara güzel lezzetli yemekler sattım. İnşallah memnun etmişimdir o gelen lokantamıza misafir olan hemşehrilerimi çok güzel anılarım var. Açıkçası bir nebze de eşimle de Güngören’de tanıştım diyebilirim. Biz hayat yolculuğuna bir nevi Güngören’den yola çıktık. Güngören’in bizim kalbimizde özel bir yeri var. Onun için sizler benim çok can komşularımsınız. Güngören’de hızlıca mezbahanın dönüşümünü bitirmiştik. Projesinde değişiklikler yaptık. İçine çok güzel bir kütüphaneyi, bir kreşi daha sonra kreş sayısını ikiye çıkardık. Hem Gençosman’da hem Tozkoparan’da daha fazlasını yapacağız Güngören’e göreceksiniz. Burada iki otoparkı hizmete açtık. Teknoloji atölyesini, mahalle evini, yine Güngören Meydanı’nı toparlıyoruz. Gençosman Mahallesi’nde özellikle yıkılmış olan Doğankent Sitesi’yle ilgili kentsel dönüşümümüz bitmek üzere mart ayında vatandaşlarımız. Oradaki tapularını teslim edeceğiz. Her işimizi başlarken nasıl başlıyorsak, bitirirken de insanların memnuniyetini en üst seviyede tutarak işlerimizi bitirme gayreti içinde olduk.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM İLGİLİ OY AVCILIĞI YAPMADIK BU KONUDA İNSANLARI DUYGULARINI İSTİSMAR ETMEDİK”
Bakın bütün İstanbul’un ihtiyaçlarını giderirken çok özenli davrandığımız işlerimiz var. Bu dönemde yoksullukla mücadele ediyor insanlarımız. Emeklilerimizin durumu ortada. Dar gelirlilerimizin durumu ortada. Özellikle özellikle artık hane halkının geliri çok büyük oranda açlık sınırının altında biz de. Bu dönemde bu sıkıntıyı, bu yokluğu gördükçe özellikle sosyal yardımları en üst seviyeye tırmandırdık. Ama bu şehirde özellikle sosyal destek alan vatandaşlarımızın, hanelerimizin sayı neredeyse 14 bini geçti. Yine aynı zamanda biz bütün biliyorsunuz İstanbul’da 100 bin öğrencimize bu sene üniversite bursu verdik. 7 bin 500 lira verdik. Seneye bu 100 bin gencimize vereceğimiz üniversite bursunu 15 bin lira olarak ilan ettik. Aynı zamanda eğer bir haneye tek emekli maaşı giriyorsa o hane için yılda 10 lira pazar desteği vereceğiz. Emeklilerin de yanında olacağız dar gelirlilerin de yanında olacağız. Kentsel dönüşümü çok önemsiyoruz. Az önce Yüksel Başkanım sizinle burada tanıştı. Yüksel başkanımızın şu anda kurduğu en önemli masalardan bir tanesi kentsel dönüşüm masası ve bu masada çok özenli bir çalışmayı hem KİPTAŞ ile büyükşehir belediyemizin diğer birimleriyle çalışıyor. Bu konuda oy avcılığı yapmadık insanların duygularını istismar etmedik bu ciddi yaklaşımımızla büyük bir atılım yaptık.
“BİZ SİZE 650 BİN KONUT YAPACAĞIZ DİYE SİZİ ALDATMIYORUZ”
Tüm riskli yapılara sabit, taksitli ödeme desteği bundan önce de sunduk bundan sonra sunmaya devam edeceğiz. Bakın dar gelirli vatandaşlarımıza ait 50 bin riskli konutun inşaat maliyetinin yüzde 60’nı belediye olarak biz karşılayacağız kentsel dönüşümde. 50 bin riskli konut içinde dar gelirli emeklilerimize ait olan konutlarının inşaat maliyetini dar gelirli sınıfında ise yüzde 65’ni yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak biz karşılayacağız. 25 semtte yerleri belirlenmiş 20 bin yeni konutun yapımına başlayacağız. Biz size 650 bin konut yapacağız diyerek sizi aldatmıyoruz yapılacak şeyi söylüyoruz. 40 semtte 60 bin konutta eğer güçlendirmeyi tercih ederek yapılarını güçlendirmek isteyen vatandaşlarımız olursa onların da güçlendirme süreçlerine destek olacağız. Kentsel dönüşüme giren vatandaşlarımızla sabit taksitle iki yıl vadeli faizsiz ödeme desteğini İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak biz sunacağız. Sadece ev sahiplerine değil, bakın bunu ilk biz başlattık kiracılara da 7 bin lira ek kira desteği vereceğiz, kiracılara da. Şimdi kiracıyı biz kapıya atamayız ki bina yıkılacaksa. Ev sahibi ve kiracı tüm emeklilere kentsel dönüşüm sürecinde ise ayrı bir destek sunuyoruz. Onların desteği dokuz bin lira olarak kira desteği vereceğiz. Emeklilere 9 bin lira. Bizim şimdi bu göreve talip olan anlayış. Farklıyız, gerçek ihtiyacı tespit eder, gerçek ihtiyaç üzerinden konuşuruz. Ne aldanırız, ne aldatırız. Memleketin kurumunu, insanını mutlu etmek adına kaynaklarını seferber eden bir anlayışla hareket ederiz.
“ACEMİ ADAY SEVİNCİMİ YARIDA BIRAKTI”
Kentsel dönüşümle ilgili aldatanlardan farkımız hakkaniyetle ve zamanında yapmamız. Bakın ne dedi hatırlayın Tozkoparan’da çok mutlular dediler. Biz Tozkoparan’daki konuşan insanlara baktık seyrettim hatta bir televizyonda bir genç çıktı dedi ki ben burada AK Parti gençlik kollarını kurdum dedi. Benide aldattılar, pişmanım diye medyaya demeç verdi. Ben demedim orada geçmişte kendilerine oy veren kişiler söyledi. Dolayısıyla az önce dediğim gibi ne aldatan olacağız, ne aldanan olacağız. İstanbul’da bir süredir ilginç bir seçim dönemi yaşıyoruz. Bir bölümüyle bizi şaşırtıyor, bir bölümüyle şaşırtmıyor. Şaşırtan tarafı şu. Dediler ki ‘Polemikten uzak duracağım, sadece projelerimi anlatacağım’ dedi. Ben ona acemi aday diyorum kusura bakmasın. Bazen yüzümüzde acı da olsa bir tebessüm bırakmıyor değil. Fakat ben de sevindim dedim ki ne güzel çata çat pata pat proje konuşacağız. Ama sevgili acemi aday ne yazık ki sevincimi yarıda bıraktı.
“DAVETİYE DÖNDÜ ATEŞ TOPUNA ELİNİ DOKUNAN YANIYOR”
Açık söyleyeyim, projeci olduğunu anlatan sevgili acemi aday biraz su kaynattı polemikleriyle gündeme geldi. Önce dedim ki, hadi bakalım seçimin fıtratında bu var. Bir der, iki ders sonra işine bakar ama ne mümkün. Gitti projeye geldi polemik. Polemik aşağıya polemik yukarıya açık söyleyeyim 40 kere tekrarlanmış yalan ezberlerle, laflarla beş yıldır bana yapıştırmaya çalıştıkları laflarla bana polemik üzerinden sataşmaya gayret etti. Anladım ki adayda baktık ki işleri, güçleri polemik. Olsun dedik biz polemiği anlarız, dinleriz, cevabını veririz. Bakın söyleyeyim. Hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. Bir gün hatırlar mısınız, neler söyledi? Bir gün çıktı bir davetiye var ortada. ya davet aşağı davet yukarı. Bizim kültürümüzde, ahlakımızda, davet edilmek, davet etmek güzel şey değil midir? Davet edene Allah razı olsun dersiniz, davete icabetle bizim kültürümüzle, ahlakımızda vardır. Vay efendim davet edilmedi, yok edildi, edilmedi, yok aslında not gönderildi. Ortada bir davetiye var. Davetiye dön de ateş topuna elini dokunan yanıyor. Kim etti ortada? Davet eden yok. Açıkçası bu komik duruma düşmelerine bir yanıyla üzülüyorum. Bu acele adaya İstanbul adaylığı birkaç beden büyük geldi. Bunu anlatıyorum çünkü bu acemiliğini resmetmek zorundayım ki siz de bunu görün anlayın. Vatandaşımız da görsün anlasın. Bu anlamda gerçekten kötü bir sınav veriyor. Keşke projeleri konuşsa. Biz de projelerini dinlesek.
“ERDOĞAN’IN DEMOKRASİ ANLAYIŞI TAM DA BU. KENDİ KAZANIRSA MİLLİ İRADE BAŞKASI KAZANIRSAK YANLIŞLIK”
Yapamayacağı işleri vadetme konusunda maharet gösteriyor o ayrı. Ama bir başka konu daha var. Söyleyeyim onu da. İki konuda doğruyu söyledi. Bir tanesi yüzde 87 Ekrem İmamoğlu projelerini yaptı dedi. Bir doğrusu oydu. Bir de dedi ki Allah vermesin yine deprem bölgesinde İstanbul koştu deprem bölgesine yetişti dedi. Dilim sürçtü diyor ama Allah konuşturuyor. Şimdi dün ilginç bir konu daha yaşandı. İlginç bir konu daha yaşandı. Sayın Cumhurbaşkanı dün doğum gününde benim için bu şahıs nasıl olduysa yanlışlıkla bu görevi aldı dedi. Kendi seçim kazandı mı onun adı milli irade. Sandığa yansıdı. Ama ben seçim kazandığımda ne hikmetse birden adı yanlışlık oldu. Yanlışlık koyduğu ifade aslında bize bir başka mesaj veriyor. Erdoğan’ın demokrasi anlayışı tam da bu. Kendi kazanırsa demokrasi, milli irade, başkası kazanırsa yanlışlık.
“6 MAYIS 2019’DA GÜLE OYNAYA MİLLİ İRADEYE DARBE YAPTILAR”
Şimdi asıl mesele ne biliyor musunuz? Ülkemizde 15 Temmuz 2016 gecesi tanklarla, tüfekle hain bir grup milli iradeye el koymak istedi değil mi hatırlayın. 252 vatandaşımızı kaybettik. Şehitlerimizi buradan rahmetle minnetle anıyorum. Ne yazık ki canları yitirdi bu akşam, doğru mu? Hepsinin ruhu şad olsun. Onların direnciyle, milletimiz, milli iradeye darbe yapılmasına karşı durdu. Doğru mu? Bak ben size bir şey söyleyeyim mi darbe sadece illa tankla, tüfekle olmaz. Onu da söyleyeyim. Darbe iktidara hakim gücün, anayasal kurumları etkisi altına almasıyla da olur. ve 6 Mayıs’ı hatırlayın, 6 Mayıs 2019’u. 6 Mayıs 2019 akşamı İstanbul’da milli iradeye karşı adı konmamış bir darbe yapılmıştır. Seçimi iptal ettiler seçimi. İşte sadece seçimi iptal etmediler. Ne dediler? Sandıklarda 700 tane terörist var dediler. Peki ne oldu sonunda? Kimse ceza almadı. Hani terörist? Hani terörist yok? Yani ne yaptılar? Sırf bir seçimi başkası kazandı diye yalan konuştular seçimi iptal ettirdiler. Milletin demokrasiyle olan bağını koparmak istediler. Ne dediler? Oy çaldılar dediler. Dava bitti, oy çalan kimse yok. Bize demokrasi nutukları atan o beyefendi ne dedi hatırlayın. Sen on üç bin oyla İstanbul seçimini kazanacağını mı zannettin dediler. Doğru mu? On üç bin oyu beğenmedi. Ne dedi bir şey daha dedi. Çaldılar ifadesi hukuki değil ama siyasi bir ifadedir dedi. Yani anlayacağınız 6 Mayıs 2019 ‘da ne yaptılar biliyor musunuz? Güle oynaya Milli İradeye darbe yaptılar.
“HERHALDE 2 HAFTA KÜLLİYEDEN ÇIKMAZ”
15 Temmuz’da millet, darbecilere karşı nasıl karşı durduysa 23 Haziran’da da 806 bin oy fark atarak demokrasiye sahip çıktılar işin özü bu. Keşke ders almış olsaydık. 806 bin oy farkı olunca Sayın Cumhurbaşkanı üç gün ortadan kayboldu. 31 Mart’tan sonra ne olacak biliyor musunuz? En az iki hafta göremeyeceğiz onu. Herhalde iki hafta külliyeden çıkmaz. Çünkü, bu millet yanlışlıkla denilen o tarz cinliklerine artık uyandı. Bu millet tecrübe kazandı. Sizin oyunlarınıza karşı bu millet bağışıklık kazandı bağışıklık. Bu millete yeni oyunlar kurma fikrini aklınızdan çıkarın kardeşim. Bu millet size bu fırsatı vermeyecek. Bu millet, ne istiyor bizden biliyor musunuz? Çıkın er meydanında bizimle mertçe güreşin kardeşim gücünüz varsa. Millet kimi seçerse seçsin. Ondan sonra işine baksın. İşini ondan sorsun. Kim seçilirse el üstünde tutulur. Tamam bir genel seçim yapıldı seçildin işine bak.
“EN ÇOK DUAYI KREŞLERİMİZDEN, YURTLARDAN, BURSLARDAN ALIYORUZ”
Türkiye’nin şu andaki sorunları ne kadar büyük, farkında mıyız? Mesela mülteci sorunu. Mülteci sorununu konuşuyor muyuz? Konuşmuyoruz. Daha yakın zamanda en çok bu tartışılırdı. Gencecik kızlarımız var orada. Pırlanta gibiler. Bak burada da kızlarımız var. Oğullarımız var. Bizim mülteci sorunu kadar, eğitim sorunumuz var, eğitim. Eğitimi berbat ettiler. Çocuklarımızın aklı karışık, gençlerimizin aklı karışık. Belki en çok duayı, kreşlerimizden alıyoruz. En çok duayı, verdiğimiz burslardan alıyoruz. Niye? Ekonomik olarak eğitim kötü etkilendi. Özel okullar çok zor durumda. Çocuklarını okullara yollayamıyor aileler. Eğitim sistemi, baştan sona arızalı. Doğru mu? Bakın onu da konuşamıyoruz. Başka bir şey; adalet sorunu var bu ülkede, adalet. Adalet yok bu ülkede. Adalet sorununu da konuşamıyoruz. Nüfus yaşlanıyor. Bakın bunun çok büyük etkilerini yaşayacağız. Bunu da konuşamıyoruz. İstanbul’da, en fazla vatandaşımızın konuştuğu konulardan bir tanesi de ne biliyor musunuz? Özellikle çocuklara, özellikle gençlere uyuşturucu meselesi, uyuşturucu. Doğru mu? Niye bu sorunları konuşamıyoruz. Bu sorunları niye çözmüyorsun? Niye biliyor musunuz? Bunları bastıran çok acı bir ekonomik krizle karşı karşıyayız da onun için. Üç haneli enflasyon, üç haneli.
“YANI BAŞIMIZDA SAVAŞAN ÜLKELERDE BİLE”
Bakın; yanı başımızda savaş var. Hem insanların canına kıyılıyor Filistin’de hem kuzeyde savaş var. Bakın o savaş olan ülkelerde bile bu denli yoksulluk, bu denli üç haneli faiz, enflasyon konuşulmuyor. Ülkemizde, milletimizin cebindeki parası, pul oldu. Emeklimiz zor durumda. Dar gelirli zor durumda. Asgari ücret yetmiyor. Sen, bu milletin bu sorunlarını milletin bu sorunlarını çözmek yerine, ‘Ekrem İmamoğlu aşağıya, Ekrem İmamoğlu yukarıya.’ Doğru mu? Bu millet, 2023 yılının Mayıs ayında seni seçti. ya işine baksana. Enflasyonu düzeltsene. Ekonomiyi düzeltsene. Yok, aklı fikri İstanbul’da. 2-3 hafta sonra sokak sokak, mahalle mahalle İstanbul’un ilçelerini gezerse, şaşırmam. Düştü artık pazarlara. Eminim her akşam beni rüyasında görüyordur. Bu millet sana şans verdi. Şansını iyi kullanmıyorsun hükümet. Şansınız iyi kullanmıyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı. Ekonomiyi düzeltin. Aradan 10 ay geçti. Millet zor durumda. Bırakın bu seçimi, sandıkta kim kazanırsa, işini o yapsın İstanbul’da.
“SİZE, HİÇBİR ZAMAN YAPAMAYACAĞIM İŞLERİ VADETMEDİM”
Ben, hiçbir vatandaşımı bugüne kadar aldatmadım. Size, hiçbir zaman yapamayacağım işleri vadetmedim. Hep kalbi de aklı da sizin için çalışan ve sizlere açık bir insan oldum. Olmaya da devam edeceğim. Yaşınıza göre beni evladınız, yaşınıza göre beni kardeşiniz, yaşınıza göre beni abiniz olarak gördünüz. Bu benim için dünyanın en büyük zenginliği. Size çok inanarak bir şey söyleyeceğim? Bu seçim var ya, çok önemli bir seçim. Bu seçim, bu iktidarın kulağını, böyle az değil ama, asılarak çekme seçimi. Bu, köprüden son çıkış. Bakmayın sizi tehdit etmesine. Bizim milletimizi tehdit edecek kişi, anasının karnından doğmadı kardeşim. ‘Oy vermezseniz, size hizmet yapmam’ demesine hiç aldırış etmeyin. Tehdit ediyor. Niye biliyor musunuz? Söyleyeyim mi niye? Sözüm ona kürsüden sizi tehdit ediyor ya, ‘Oy vermezseniz hizmet yapmam’ diye niye tehdit ediyor biliyor musunuz? Sizden korkuyor, korkuyor. En çok korktuğu şey millet. Korktuğu için tehdit ediyor. Ey milletimiz; gücünüzün farkına varın.
“ATOM KARINCA GİBİ ÇALIŞTIM KARDEŞİM”
İstanbul, 2029 yılında bizi tercih etti. Doğru mu? Hep birlikte, büyük bir demokrasi şöleni yaşadık. Doğru mu? Bakın ne dedim? Ben çıktım, ‘Onları şaşırtacağım’ dedim. ’18 günde deli ettim. 5 yıl onları deli edeceğim’ dedim. Atom karınca gibi çalıştım kardeşim. Atom karınca gibi çalıştım. Ne oldu? Korktu. O tarihe kadar tüm yatırımları durdurduğu İstanbul’da, başladı ufak tefek iş yapmaya. Ufak tefek iş yapmaya. Şimdi bak; Sirkeci-Kazlıçeşme trenini açtı mesela. Apar topar, ‘Açılışa yetiştirin’ diye kıyametleri koparttırdı. İnşallah yanlış bir iş yapmadılar. Neyse; gelir biz çözeriz. Onları da düzeltiriz. Dün anlatıyordu ya hani, ‘Oy vermeyene hizmet etmem’ diye İstanbul, 2019’da onu dize getirdi. İstanbul, 2019’da bizi seçti. Onu ayılttı, kendine getirdi. Seni gidi seni. Sen demek bundan anlıyorsun öyle değil mi? Şimdi milletimizden istediğim şu: Eğer bu iktidarın ekonomiyle, eğitimle, mültecilerle ilgili sorunlarla ilgilenmesini istiyorsanız, milletçe bize oy vermelisiniz bize. Belki kendine gelir. Belki kendine gelir, biraz ayağa kalkar. Ekonominin farkına varır.
“BEN ZATEN ÇOK FARK ATACAĞIM AMA, GELİN ŞU FARKI İKİYE, ÜÇE KATLAYALIM BE”
Bunlar, her aldığı oyla daha fazla kibirleniyorlar. Bunlar, her oyla milleti daha fazla hor görüyor. Hatta inanın, biraz fazla oy alsınlar, bu seçimde daha fazla zam yapacaklar. Daha fazla zam. Millete daha büyük sıkıntı yaratacaklar. Onun için, ben zaten çok fark atacağım ama, gelin şu farkı ikiye, üçe katlayalım be, ikiye, üçe katlayalım. 31 Mart’ta yeni bir pencere açılsın İstanbul’da, Türkiye’de. Çok daha müreffeh, çok daha ılımlı, çok daha kavgasız, işiyle konuşulan, işiyle tartışılan, kim daha çok iş yaptıysa onun oy aldığı, onun daha güçlü olduğu bir Türkiye inşa edelim. Var mıyız Güngören. Ne yapacağız? Oy pusulasında İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’na mührü basacağız. Güngören’de Yüksel Yalçın’ın olduğu yere mührü basacağız. Tamam mı Güngören?
“NEDİR YA? KRALLIKTA MI YAŞIYORUZ”
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kurulduğundan beri, Mustafa Kemal Atatürk fikri hür, vicdanı hür nesiller istedi bu ülkede. Onun için, koltuğa gelen haddini bilecek, haddini. Ben, İstanbul’un Belediye Başkanı isem, sadece sizi temsil ediyorum. Sizin paranızı ahlaklı, erdemli, her kuruşunu dikkatli harcayan, hesabını veren, asla bir kuruşuna bile zeval getirmeyen bir şekilde, şeffaf… Nedir ya? Krallıkta mı yaşıyoruz? Yok öyle bir şey. Şurada gördüğünüz güzel kızımız var ya, o güzel kızlarımız ne kadar hak sahibiyse, ben de o kadar hak sahibiyim. Şuradaki ablamız ne kadar, o beyaz yaşmaklı güzel ablamız ne kadar hak sahibiyse, ben de o kadar hak sahibiyim. Buradaki herkes en az benim kadar hak sahibi. Bu millete hakkını vermeye devam edeceğim kardeşim. Onun için İstanbul’da her şey çok güzel olacak. Allah’ın izniyle, her şey çok güzel olmaya devam edecek. Sizin duanızla, sizin gücünüzle, sizin o güler yüzünüzle tam yol ileri İstanbul, tam yol ileri.”
]]>Yılmaz, İngiltere temasları kapsamında ilk olarak Türk iş dünyası temsilcileriyle Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği rezidansında gerçekleştirilen programda bir araya geldi.
Burada bir konuşma yapan Yılmaz, dünyada ekonomik büyümenin ve ticaretin tarihsel ortalamaların altında gerçekleştiğini belirterek, Türkiye’nin 2022 yılında yüzde 5,5 büyüdüğünü hatırlattı.
Türkiye’nin ilk 9 ayda yüzde 4,7 büyüme kaydettiğini bildiren Yılmaz, “Orta Vadeli Programımızda (OVP) yüzde 4,4 hedefimiz var. Son çeyrekte 3,7’lik bir büyüme gelse dahi bu hedefi yakalayacağız.” dedi.
Yılmaz, “Türkiye ekonomisi ilk defa 1 trilyon dolar eşiğini aşmış oluyor. Satın alma gücüne göre dünyada 11’inci büyük ekonomiyiz. Nominal olarak da Uluslararası Para Fonu (IMF) tahminlerine göre bu rakamlar gerçekleşirse 17’inci büyük ekonomi olarak 2023 yılını kapatmış olacağız.” diye konuştu.
Fiyat istikrarı ve enflasyonla mücadeleye ilişkin değerlendirmeler de yapan Yılmaz, OVP’de enflasyonu aşağı çekmenin temel öncelik olacağının altını çizdi. Ocak ayında yüksek olan enflasyonun geçici bir durum olduğunu ve yıl sonuna doğru daha farklı bir manzara ortaya çıkacağını anlatan Yılmaz, baz etkisiyle yıl ortasında yüksek enflasyon seyrinin devam edeceğini ancak yıl sonunda yıllık bazda belirgin bir düşüş gerçekleşeceği tahminini de ifade etti.
“Ticaret dengemizdeki iyileşme ilk aylarda da devam ediyor”
Geçen yıl sonunda cari açığını 60 milyar dolar seviyesinden 45 milyar dolar seviyelerine kadar düştüğüne dikkati çeken Yılmaz, burada ihracat ve turizm gelirlerinin önemli etkisi olduğunu belirtti.
Yılmaz, turizmde jeopolitik risklere ve dünyadaki talep daralmasına rağmen Türkiye’nin iyi bir yıl geçirdiğinin altını çizerek, “54 milyar doların üzerinde turizm geliri, toplamda 100 milyar dolar civarında bir hizmet gelirimiz oldu. Biz mal ticaretinde açık veren bir ülkeyiz. Hizmet ticareti ise iyi gidiyor. Bu yıl da 60 milyon turist, 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. Sadece turist sayısı artmıyor, turist başına gelirimiz de artıyor. Dolayısıyla turizm sektörümüzün katma değeri yükseliyor.” ifadelerini kullandı.
Yılın ikinci yarısında doğrudan yabancı yatırımlardan da Türkiye’nin payını alacağının altını çizen Yılmaz, şunları söyledi:
“İhracat yine bütün olumsuzluklara rağmen, Avrupa’daki duruma rağmen, 256 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bir miktar OVP’nin üzerinde gerçekleşmiş oldu. Bu sevindirici. Dolayısıyla dış ticaret açığımızda bir miktar daralma söz konusu. Ocak ayında da yüzde 3,6 ihracat artışı var. İthalatta ise yüzde 23 civarı bir azalış var. Dolayısıyla ticaret dengemizdeki iyileşme ilk aylarda da devam ediyor.”
İşsizlikte tek hane beklentisi
Yılmaz, OVP’de 2023 işsizlik oranının yüzde 10,1 olduğunu ancak Aralık 2023’te bunun yüzde 8,8 oranında gerçekleştiğini belirterek, “Bununla birlikte yıllık bazda tek haneli olacağı kesinleşti. Özellikle genç işsizliğinde dört puanlık bir düşüş var. Yıllık bazda bu da sevindirici. Kadınların işgücüne katılımda da, istihdam oranlarında da artışlar söz konusu.” ifadelerini kullandı.
Bankacılık sektörünün uluslararası standartlar ve kanuni gerekliliklerin oldukça üstünde olduğuna işaret eden Yılmaz, ülke risk primlerinde de ciddi bir düşüş olduğunu kaydetti.
Geçen sene 700 civarında olan Türkiye’nin risk priminin 300’lere indiğini anlatan Yılmaz, bunun kamunun ve şirketlerin uluslararası finansmana daha uygun koşullarda ulaşması bakımından çok önemli olduğunun altını çizdi.
Yapısal reformlar OVP’ye girdi
Merkezi idarenin yol haritasının üç ana ayağı bulunduğunu ifade eden Yılmaz, ilk ayağın para politikası olduğunu belirtti. Türk lirasının daha cazip hale getirecek bir politika izlendiğini söyleyen Yılmaz, ikinci ayağın ise maliye politikaları olduğunu kaydetti.
Para politikaları ve maliye politikalarının koordinasyonunun da etkili şekilde yapıldığına dikkati çeken Yılmaz, yol haritasının üçüncü ayağının yapısal reformlar olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“İlk defa OVP’ye ek olarak yapısal reformları koyduk ve çeyreklik bazda bir takvim de koyduk. Para ve maliye politikalarımızı yapısal reformlarla takviye ediyoruz. Yapısal reformlar derken kamuda olsun ekonominin genelinde olsun verimliliği artırıcı, israfı önleyici, rekabet gücünü geliştirici değişimlerden bahsediyoruz. Bunların iki türlü etkisi var. Biri doğrudan etki. Bir reform yaptığınızda 2 ila 3 yıllık bir perspektifte somut bir takım sonuç görüyorsunuz. İkincisi ise beklentiler kanalıyla etki. Yapısal reform yapan ülkeler, gelecek perspektifini güçlendirirler ve yatırımcılar bu ülkelere daha fazla güven duyarlar. Bu ikinci etki hemen tesir eder.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü bir siyasi irade olarak bu programın arkasında durduğunu kaydeden Yılmaz, “Dünyanın en iyi planını, programını da hazırlasanız arkasında siyasi irade yoksa raflarda kalmaya mahkumdur. Bu programlarımıza sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü bir siyasi desteği var. Biz de bu destekle bütün çalışmaları sürdürüyoruz ve bunları da hayata geçireceğiz.” dedi.
“Cari açığı düşürücü etkisi olan projelere en az 1 milyar lira kredi”
AK Parti’nin göreve geldiği dönemde Türkiye’nin düşük orta gelir grubunda yer alan bir ülkeyken yüksek orta gelir grubuna yükseldiğini anımsatan Yılmaz, yüksek gelirli ülkeler sınıfına yükselme hedefine işaret etti.
Bunun için kişi başına düşen gelirin 15 bin dolar olması gerektiğini söyleyen Yılmaz, “Programımızı kararlılıkla uyguladığımızda 2026’da 15 bin dolara ulaşabileceğimizi düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, tüketim ağırlıklı bir büyüme yerine yatırım ve ihracat ağırlıklı bir büyüme sağlama hedefine işaret ederek, bu tür büyümenin daha kaliteli ve sağlıklı olacağının altını çizdi.
İhracatçı ve yatırımcıyı rahatlatmaya yönelik adımlara da değinen Yılmaz, “Vergi düzenimizde değişiklik yaptık. Kurumlar vergisini yüzde 25 olarak tayin ettik. Finans ve bankacılık sektörü için yüzde 30, ihracatçı firmalar için ise yüzde 20 olarak belirlendi. Dolayısıyla vergi sistemimizde de ihracatçı firmaları destekleyen bir yapı oluşturduk. Bir yandan Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) dediğimiz bir programı hayata geçirmeye çalışıyoruz. Teknolojik içeriği yüksek, cari açığı düşürücü etkisi olan projelere en az 1 milyar lira, on yıla kadar vadeli, düşük faizli krediler tahsis etmeye dönük bir program.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, ihracat ve yatırıma dönük desteklerin artarak devam edeceğini de vurguladı.
Toplum temsilcileriyle bir araya geldi
Yılmaz, Londra’daki temasları kapsamında İngiltere’de yaşayan Türk ve Kıbrıslı Türk toplum temsilcileriyle de bir araya geldi.
Türk toplum temsilcileriyle Londra Yunus Emre Enstitüsünde gerçekleştirilen görüşmede Türkiye’nin Londra Başkonsolosu Bekir Utku Atahan da hazır bulundu.
Yılmaz, Kıbrıslı Türk toplum temsilcileriyle ise Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği rezidansında bir araya geldi. Görüşmeye KKTC’nin Londra Temsilcisi Çimen Keskin de katıldı.
]]>İSTANBUL – İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici İstanbul’da buluştu.
İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var.
]]>Bakan Işıkhan, açılış programındaki konuşmasında, Öz Sağlık-İş Sendikasının 10’uncu kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, sendikanın ciddi bir örgütlenme ve büyüme ile 10 yılda sendikacılıkta kıymetli bir noktaya geldiğini söyledi.
Sağlık sektörünün insanı koruma ve yaşatma görevini üstlendiğini vurgulayan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Sağlık emekçileri bu kutsal görevi ifa ederken, her türlü zorluğa rağmen fedakarca çalışmaktadır. Gece gündüz demeden, insan sağlığı için var güçleriyle mücadele etmektedirler. Öz Sağlık-İş’in yeni genel merkezi, bu değerli emekçilerin haklarını korumak, onların sesi olmak, çalışma koşullarını geliştirmek adına önemli bir merkez olacaktır. Burası, sağlık çalışanlarının bir araya gelerek sorunlarını dile getirebileceği, çözüm önerileri sunabileceği, birlikte daha güçlü adımlar atabileceği bir merkez olacaktır.”
Işıkhan, sendikanın yeni genel merkez binasının sadece fiziksel bir mekan olmadığını, aynı zamanda emekçilerin birlik ve dayanışma ruhunu yansıttığını da dile getirdi.
Işıkhan, şunları kaydetti:
“Bu ruh, sendikacılığın temel taşıdır ve bizleri geleceğe taşıyacak olan en büyük güçtür. Unutmayalım ki sağlık sektöründe başarı ancak birlikte hareket ederek, ortak amaçlar doğrultusunda ilerleyerek, dayanışma içinde olarak mümkün olacaktır. Sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve kalitesi, sizin çalışma koşullarınıza bağlıdır. Bu nedenle, sendikamızın güçlenmesi ve sesinizin daha fazla duyulması, sizlerin haklarını korumak ve geliştirmek noktasında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak ben de her zaman yanınızda olacağım.”
“Taşeron sistemini çöpe attık”
HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan da 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yayınlanmasının ardından kamudaki taşeron işçilerin 2018 yılında kadroya alındığını anımsatarak, şunları söyledi:
“Bugün bu sendika, bu devasa hizmet binasına ve 200 binden fazla üyeye sahipse bunun en büyük kahramanlarından biri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ona buradan tekrar teşekkür ediyoruz. Taşeron sistemini çöpe attık ve Türkiye çalışma hayatında yüzde 9 olan sendikalı işçi sayısını yüzde 15’e çıkarttık. Bu yeterli değil ama bu büyük değişim dünyada da ses getirdi ve örnek alındı. Onun için bu kahramanları unutmayacağız. 10 yıl önce kurulan Öz Sağlık-İş, 10 yıl sonra Türkiye’nin üçüncü büyük, iş kolunun ise en büyük işçi sendikası oldu. 10 yılda Türk endüstri ilişkiler sisteminde, Türk çalışma hayatında böyle bir başarı hikayesi yok. Emeği olan herkesi kutluyorum.”
Konuşmaların ardından, Bakan Işıkhan, HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan, Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert ve protokoldekiler tarafından yeni hizmet binasının açılış kurdelesi kesildi.
Programa, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Zafer Tarıkdaroğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı Turgut Altınok, bazı AK Parti Ankara milletvekilleri ve sendika üyeleri katıldı.
]]>Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Birol Aydın, İl Başkan Yardımcısı İslam İnce ve partililerle birlikte, Zeytinburnu’nda bulunan Saadet Plaza’daki iş yerlerini ziyaret etti. Çalışanlara kırmızı karanfil dağıtan Aydın, çalışanlar ve iş yeri sahiplerinin sorunlarını dinledi.
“BAŞKA BİR İSTANBUL’UN MÜMKÜN OLDUĞUNU, GÜÇLÜ BİR İNANÇLA DİLE GETİRİYORUZ”
Aydın, ziyaret sonrası şunları söyledi:
“Başka bir İstanbul mümkün. İstanbul’da daha iyi bir yaşam mümkün. Bu sürdürülebilir bir hal değildir. İstanbul tekinsizliğin kol gezdiği bir hale büründü. Büyük bir dağınıklık var. Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, aileleri, gençleri, çocukları kasıp kavuruyor. Esnafımız yaka silkiyor, sırf tezgahını ayakta tutabilmenin mücadelesini veriyor. Biz başka bir İstanbul’un mümkün olduğunu, güçlü bir inançla dile getiriyoruz. İstanbul’da daha iyi bir yaşamın mümkün olduğunu, güçlü bir kararlılıkla ve inançla dile getiriyoruz.
“ÇOCUKLARIMIZIN İHTİYACINI GİDERİP KANTİN KART PROJESİNİ DEVREYE SOKACAĞIZ”
Göreve gelir gelmez ilk önce bu geçim sıkıntısından dolayı muzdarip olan ailelerin yaralarına merhem olmayı, asli görevimiz olarak görüyoruz. Her şeyden önce okullarımıza aç karnına gidip gelen çocuklarımız kalmasın diye kantin kart projemizi süratle devreye sokacağız. Hiçbir çocuğumuz ilköğretimde beslenme saatinde sınıfın bir köşesinde, okulun bahçesinin bir köşesinde, o bir saatini aç karnına geçirmeyecek. İhtiyaç sahibi çocuklarımızın bu ihtiyacını giderip kantin kart projesini devreye sokacağız. ve muhakkak ve mutlaka insanımızın, işsiz gençlerimizin iş bulana kadar toplu taşımada, ulaşımda ücretsiz istifadesini sağlayacağız. Yeni evlenen çocuklu ailelerin, gençlerin ekonomik sıkıntılarını hafifletebilmek adına doğal gaz ücretlerinde ilk 125 metreküpünü büyükşehir belediyesi olarak biz karşılayacağız. Bunlar acil dokunacaklarımızdır.
“İSTANBUL’UMUZA 35 BİN YENİ TAKSİYİ KAZANDIRACAĞIZ”
Taksi meselesini kati bir şekilde çözeceğiz. Taksi AŞ’yi kuracağız. İstanbul’umuza 35 bin yeni taksiyi kazandıracağız. Ne pahasına olursa olsun hiçbir gerekçe bunu İstanbul’umuza getirmemize engel olamayacaktır.
“EN TEMEL MESELEMİZ İSTANBUL’UN NÜFUSUNU AZALTMA PROJESİDİR”
Tabii ki en temel meselemiz kalıcı uzun vadede İstanbul’un rahatlaması projemizdir. O da İstanbul’un nüfusunu azaltma projesidir. Adına memleket isterim projesi diyoruz. Gönüllü olarak İstanbul’umuzdan, insanlarımızı, kendi memleketlerine ya da tercih ettiği şehire gitme projelerini Kiptaş marifetiyle gerçekleştireceğiz. Bu vesileyle ayrıca kentsel dönüşümü de ücretsiz olarak yapacağız. Hazırlıklarımızı tam tamına bir bütün olarak dosdoğru olarak yerine getirdik. ve inşallah bunları gerçekleştireceğiz.”
]]>CHP TBMM Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in katılımıyla gerçekleştirildi.
Özel, konuşmasına başlamadan önce Memleket Partisinden istifa eden genel başkan yardımcıları Serkan İleri, Ali Tunç Can ve Mehmet Kazancıoğlu’na CHP’ye katılmaları dolayısıyla rozet taktı. Özel, “Serkan, Mehmet ve Ali Tunç Can başkanımız, babaevine döndüler.” diye konuştu.
Memleket Partisine gönül ve oy verenlerin, bugüne kadar orada siyaset yapanların hiçbiriyle CHP’nin bir sıkıntısı ve tartışmasının olamayacağını dile getiren Özel, “Parti içinde yaşanan birtakım süreçler bizi ayrı düşürmüş olabilir. Geriye dönenlerle de bundan sonra dönecek olanlarla da birlikte olmaktan çok mutluyuz.” ifadesini kullandı.
Suriye’nin İdlib kentinde 2020 yılında 34 askerin şehit düşmesinin üzerinden 4 yıl geçtiğini hatırlatan Özel, şehit düşen askerlere rahmet diledi. Özel, “Günü geldiğinde hem askerlerimizi şehit edenlerden hem de bu rezalete sessiz kalanlardan hesap sormanın da sözünü veriyorum.” dedi.
TRT’nin anayasal bir kurum olduğunu, kanununun Anayasa’ya dayanılarak çıkarıldığını ifade eden Özel, kanununda tarafsızlık yazdığını belirtti. Özel, programlarının TRT tarafından takip edildiğini ancak yayınlanmadığını ifade etti.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden sahasında meydana gelen toprak kaymasında 9 işçinin toprak altında olduğunu, dün de Elazığ’ın Palu ilçesindeki maden ocağında göçük yaşandığını, 4 işçinin kurtarıldığını hatırlatan Özel, madenlerin hala alarm vermeye devam ettiğini dile getirdi.
2023 Mayıs seçimlerinden bugüne Meclis Genel Kuruluna 44 kanun teklifi geldiğini ve yasalaştığını; içinde madenlerle, madencilerin güvenliği ve iş sağlığıyla ilgili tek bir maddenin bulunmadığını ifade eden Özel, “Arkadaşlarımız, işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatta yeni bir çalışma daha yapıyor. Meclis nisanda açıldığında ilk gündem maddelerinden birinin bu olması için hem gayret göstereceğiz hem grupları ziyaret edeceğiz. Çünkü madenler bir kez daha Türkiye’nin dört bir yanından gelen üzücü haberlerle maalesef sinyal veriyor, dikkatimizi oraya çekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de uzun yıllardır ölümlü maden kazasının yaşanmadığını dile getiren Özel, “‘Ölüm madenciliğin fıtratında var’ demek, insanımızı kandırmaktır. Fransız madencinin fıtratında olmayan bizim madencimizin fıtratında olamaz. Alman’ın, İngiliz’in fıtratında olmayanı bizim madencimizin fıtratında görmek, vatandaşı kandırmaktır; işçinin hayatını yok saymaktır ve işçilerin ailelerine karşı da büyük bir sorumsuzluktur.” diye konuştu.
“Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı
Hafta sonu Sosyalist Enternasyonel Toplantısı için Madrid’de olduğunu hatırlatan Özel, toplantıya katılan liderlere “Filistin’deki mezalimi bitirelim” çağrısı yaptığını aktardı.
Aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sakarya’da miting yaptığına işaret eden Özel, miting sırasında açılan “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” yazılı pankartın polis tarafından toplandığını söyledi. Özel, “Pankartı açanlar biliyor ki 2002 yılına göre İsrail ile yapılan ticaret yüzde 532 arttı. İsrail’e giden gemilerin taşıdığı ana maddelerden biri azotlu gübre. Ne yapılıyor azotlu gübreden? Patlayıcı yapılıyor, bomba yapılıyor.” dedi.
(Sürecek)
]]>İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var. – İSTANBUL
]]>Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, ‘Samsun işgücü piyasası araştırması’nı tamamladı. İstihdamın artırılması ve işsizliğin azaltılmasının; eğitimin işgücü talebine duyarlılığının artırılmasına, işgücü arz ve talebinin doğru olarak tespit edilmesine ve buna uygun politikaların geliştirilmesine bağlı olduğu ifade edildi. Bu hedef doğrultusunda kurum tarafından Samsun’da işgücü piyasası talep boyutunu tespit edebilmek amacı ile 2023 yılında işgücü piyasası araştırması gerçekleştirildi.
En çok erkek ve kadın terzisi aranıyor
Konu hakkında yapılan yazılı açıklamada, “Saha çalışmasından elde edilen veriler doğrultusunda Samsun genelinde açık iş oranı yüzde 1,9 olarak hesaplanmıştır. Sektörler itibari ile bakıldığında en yüksek açık iş oranının yüzde 4,5 ile imalat sektöründe olduğu görülmektedir. Diğer hizmet faaliyetleri sektörünün yüzde 2,8’lik açık iş oranını, yüzde 2,4 ile gayrimenkul faaliyetleri sektörü ve yüzde 2,2’lik açık iş oranı ile finans ve sigorta faaliyetleri sektörü izlemektedir. Ancak bu oranlar değerlendirilirken ilgili sektörlerdeki işyeri ve çalışan sayılarının göz ardı edilmemesi gerekmektedir. İl genelinde açık işlerin en fazla olduğu ilk beş meslek şu şekilde sıralanmaktadır: Diğer erkek terzileri kadın terzileri ve giyecek dikicileri, dokuma konfeksiyon makineci, konfeksiyon işçisi, makineci (dikiş), garson (servis elemanı)” ifadeleri kullanıldı.
Net istihdam artışı beklentisi yüzde 2,8 olarak tahmin ediliyor
Açıklamada, Samsun işgücü piyasası araştırması sonuçlarına göre 14 Temmuz 2024 itibari ile net istihdam artışı beklentisi yüzde 2,8 olarak tahmin edildiği belirtilirken, “14 Temmuz 2024 itibari ile istihdam artışının; yüzde 54,1’inin imalat, yüzde 9,3’ünün toptan ve perakende ticaret, yüzde 7,6’sının da su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri sektörlerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Söz konusu istihdam artışının yüzde 71’inin bir önceki cümlede sıralanan üç sektörde gerçekleşmesi beklenmektedir. Diğer taraftan, sektörler içerisinde istihdam değişimine oransal olarak bakıldığında; sektör içerisinde oransal olarak en yüksek istihdam artışı beklenen üç sektörün; yüzde 27 ile gayrimenkul faaliyetleri, yüzde 14,2 ile su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri ve yüzde 4,8 ile imalat sektörü olduğu görülmektedir” denildi.
İstihdam artışı en çok konfeksiyon işçilerinde artacak, inşaat işçilerinde azalacak
Araştırmada en çok istihdam artışının beklendiği meslek kollarına da değinilirken, “Konfeksiyon işçisi, dokuma konfeksiyon makineci, elektronik cihazlar montörleri, beden işçisi (inşaat), makineci (dikiş) meslekleri 14 Temmuz 2024 itibarıyla en fazla net istihdam artış beklentisinin olduğu ilk beş meslektir. Buna karşılık; inşaat işçisi, alüminotermit kaynakçısı, ısıtma ve doğal gaz iç tesisatçısı, fındık işleme işçisi, açık deniz balıkçısı meslekleri ise 14 Temmuz 2024 itibari ile en fazla net istihdam azalış beklentisinin olduğu ilk beş meslektir. Araştırma kapsamında işyeri ziyaretleri sırasında görüşülen işverenlere hangi mesleklerde eleman temininde güçlük çektikleri ve hangi nedenlerden dolayı eleman temininde güçlük çektikleri sorulmuştur. Eleman temininde en fazla güçlük çekilen ilk beş meslek; dokuma konfeksiyon makineci, makineci (dikiş), düz dikiş makineci, garson (servis elemanı) ve mekanik bakım onarımcısıdır. Diğer taraftan, bu kapsamda görüşülen işverenlerin; yüzde 94,4’ü ilgili meslekte yeterli beceriye/niteliğe sahip eleman olmamasından, yüzde 84,2’si ilgili meslekte işe yeterli başvuru yapılmamasından, yüzde 78,9’u ilgili meslekte iş tecrübesine sahip eleman olmamasından, yüzde 22,9’u çalışma ortam ve şartlarının beğenilmemesinden ve yüzde 22,6’sı da önerilen ücretin az bulunmasından dolayı eleman temininde güçlük çektiklerini belirtmişlerdir” açıklamasında bulunuldu.
Araştırmanın detayları
Bu araştırma Samsun’da il genelinde, Haziran-Temmuz 2023 döneminde, toplam bin 451 işyerinde işverenler/işveren temsilcileri ile yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda derlenen verilere dayanılarak hazırlandı. Bu verilerin daha kapsamlı ve ayrıntılı sonuçlarının da kapsandığı “Samsun İşgücü Piyasası Analizi Raporu” ilerleyen günlerde yayınlanacak. Bu rapor kapsamında ilin işgücü arzı ve talebine ilişkin temel veriler derlenecek. – SAMSUN
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Buca Esnaf Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi’ni ziyaret etti. İlçenin sorunlarına değinen ve çözüm önerilerini anlatan Cemil Tugay, “İşimizi, aşımızı büyütmemiz lazım. Gelin hep beraber İzmir’in pastasını büyütelim. Bu yolda hepinizin desteğine ihtiyacımız var. Bu kültürü İzmir’de kurduğumuz zaman kentin geleceğine de yatırım yapmış olacağız. Seçilirsem herkesi duyarak ve dinleyerek görev yapacağım. Bu nedenledir ki muhtemelen bu şehrin en başarılı belediye başkanlarından biri olacağım” dedi.
Seçim çalışmalarını sürdüren CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Buca Esnaf Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi’ni ziyaret etti. Programa, Kooperatif Başkanı Mehmet Ali Susam, yönetim kurulu üyeleri, CHP Buca Belediye Başkan Adayı Görkem Duman, CHP Buca İlçe Başkanı Çağdaş Kaya, eski CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel ve meclis üyesi adayları da katıldı.
Ziyarette konuşan ve Buca’nın da diğer tüm ilçeler gibi kendisi açısından büyük öneme sahip olduğunu ifade eden Cemil Tugay, yapacakları çalışmalara anlattı. Karşıyaka’da kurdukları vizyon birimi ile kentin 2050’ye kadar planlamasını yaptıklarını anlatan Tugay, şunları söyledi:
“Aynı vizyonu Büyükşehir’e taşıyacağız. İzmir’in tamamında katılımcı bir planlama çalışması yapılacak. 3-5 kişinin toplanıp kendi arasında yaptığı bir çalışma olmayacak. Yerleşim alanlarımız içerisinde sorunlu olduğunu gördüğümüz yerlere müdahale edeceğiz. Dönüşümü gerçekleştireceğiz. Diğer taraftan sosyal donatı alanlarımızı olabildiğince zenginleştireceğiz. Trafik, ulaşım, altyapıda sorunlu bölgelerle ilgili önem sırasına göre kendimize görev listesi yapacağız ve buralara öncelik vereceğiz.”
“KENDİNE YETEN İZMİR MODELİNİ ANLATTI”
İzmir’i yönetirken olayları akışına bırakmayacaklarını, geleceğe dair öngörülen riskleri dikkate alarak, buna dair projeler geliştireceklerini anlatan Cemil Tugay, “Kentlerimizi bekleyen su, gıda, enerji gibi temel sorunlar var. Şehrimizi bunlara hazırlıklı hale getirmeliyiz. İzmir gelecekte yaşanacak sorunlara, krizlere hazırlıklı bir şehir olacak. Su sorununu çözen, kendine yeten gıdasını üreten bir şehir olacağız. Enerji açısından da çok önemli yatırımlar yapacağız. Dışa bağımlılıktan kurtulacak çalışmalarımız olacak. Kendi kendimize yetecek enerji üreteceğiz. Yapılacak planların başarılı olması için demokrasi şart. Demokrasi olmazsa kalkınmanın da gelişmenin de mutlu olmanın da imkanı yok. Demokrasinin en temel ihtiyacı şudur; insanlar özgürce düşünebilmeli, konuşabilmeli, kamu yönetimine katılabilmelidir. Bunun için kamu yönetimlerinin insanlara kapılarının, gönüllerinin, kulaklarının, gözlerinin açık olması lazım. İzmir planlama ajansı diye bir birim üzerinden bu sistemi kuracağım” dedi.
KATILIMCI YÖNETİMİN ÖNEMİNE DEĞİNDİ
Kenti yönetirken herkesin sesine kulak vereceğini söyleyen Tugay, şöyle devam etti:
“Herhangi bir kamu yöneticisi eğer kendini o halktan birileri olarak hissediyorsa, halka sevgileri ve saygıları varsa, demokrasiye inanıyorlarsa, yurttaşların söylediklerine kayıtsız kalamaz. ‘Ben yapayım’ diye bir ben merkezli bakış açısı olmamalı. Böyle bir durum başımıza gelecek en büyük felaketlerden biridir. Zaten ne çektiysek bundan çektik. Birilerinin kendini çok beğenmesi, kendilerini çok üstün görmesi, halka kulaklarını kapatması ve insanları dinlememesi yüzünden bu memleket bu hale geldi. Ekonomisinde de böyle, aklınıza gelebilecek her türlü sorunda böyle. Hiç kimse her şeyi bilemez. Her insan yaşadığı, çalıştığı alanın sorunlarına hakim. Böyle basit bir gerçek varken, insanları dinlememek ayıptır, günahtır. Vatandaşların söylediklerine kulak verip, ona göre politikalarınızı belirlememek büyük bir yanlış. Hiç kimsenin halka bunu yapma hakkı yok. Bir kardeşiniz, evladınız, arkadaşınız olarak bu kenti temsilen önümüzdeki dönemde eğer bana görev verilirse herkesi dinleyen, herkesin söylediğini dikkate alan, kent sakinleriyle karar alan bir belediye başkanı olacağım. Bu nedenledir ki muhtemelen bu şehrin en başarılı belediye başkanlarından biri olacağım.”
“İZMİR’İN İŞİNİ VE AŞINI BÜYÜTELİM”
İzmir’i yönetme modelini açıklarken eski İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Piriştina’yı hatırlatan Tugay, “Ahmet Piriştina başkanımızın dönemini gördük. Daha eskiden Behçet Uz gibi değerli insanlar vardı. Onları sadece okuyor, biliyoruz. Ama ben eminim, bu milleti seven gerçekten hizmet etmek isteyen birileri böyle düşünen insanlar olmalı. Ben de böyle bir insan olacağım” dedi.
Küçük ekmeği paylaşmanın zor olduğunu vurgulayan Cemil Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İşimizi, aşımızı, ekmeğimizi büyütmemiz lazım. Gelişmemiz kalkınmamız lazım. Kalkınmanın kilit sektörlerinden birisi esnaf. Esnafın dostu, destekleyicisi olmalıyız, onların işini büyütmesi için onların yanında olmalıyız. Bunun için belediyelerin, kamu kurumlarının yapabileceği şeyler var. Bunların neler olduğunu biliyorum. Yeter ki o beraber çalışma kültürünü geliştirelim. Gelin hep beraber İzmir’in pastasını, ekmeğini, işini, aşını büyütelim. Ondan sonra burada yoksulluk, işsizlik kalmasın. Kimse sokakta yatmasın, kimse aç kalmasın.”
ADİL PAYLAŞIM VURGUSU
İzmir’de çalışmaya hazır yüz binlerce gencin, iş bulamadığı için başka şehirlere ve ülkelere göç ettiğini anımsatan Tugay, “Bu insanlar iş kurabilir, bu insanları biz kazanabilir, onlara yol açabiliriz. Hali hazırda kendi iş yeri, girişimi, üretim tesisi olan insanlarımızın işlerini büyütmeleri için onların yanında yer alabiliriz. Onlar işlerini büyüttükçe bu şehirden birilerinin de beraberinde karnı doyacak. İş sahibi olacak, ekonomi büyüyecek. Kalkınmadan, büyümeden, gelişmeden bir şehrin mutlu olması mümkün değil. Sorunumuz şu ki Türkiye’de bir büyümeden bahsediliyor ama ne hikmetse o büyüme sadece belirli insanları büyütüyor. Halkın yüzde 95’inin ekonomisi kötüye gidiyor. Yüzde 3-5’i iyiye gidiyor. Buradaki adaletsizliği önleyerek büyümemiz gerekiyor. Böylece hem gelişmiş hem mutlu hem de refah içerisinde, çoluğuna çocuğuna güzel bir yuva olmuş bir ülkeye döneriz. Benim hayalim budur. Bu memleketin bir çocuğu olarak başarmak istediğim sadece budur. Bu yolda hepinizin dayanışmasına, desteğine her zaman ihtiyacımız var. Bu kültürü, bu anlayışı, bu dönemde hep beraber İzmir’de kuralım. Hem İzmir’in geleceğine yatırım olsun hem de Türkiye’ye örnek olsun. İzmir’e de bu yakışır” dedi.
SUSAM: DÜRÜSTÜLÜĞÜNE KEFİL OLABİLDİĞİM BİR İNSAN
Yerel yönetimlerin önemine dikkat çeken Buca Esnaf Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Susam da şunları söyledi:
“Uzun yıllardır tanıdığım Sayın Cemil Tugay’ın bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak bizi ziyaret etmesi, hepimizi mutlu etti. Kendisi sevdiğim, saydığım, inandığım, dürüstlüğüne her zaman kefil olabildiğim bir insan. Zorlu bir seçim kampanyası. Her seçim zordur. Önemli olan hiç kimseyi küçümsemeden, herkesi kucaklayarak, İzmir’e yakışır demokrasi ortamında, saygı ve sevgiyi ön planda tutan bir kampanya süreç sonlandırılsın.”
Buca Belediye Başkan Adayı Görkem Duman ise Buca’da işbirlikçi yönetim modelini benimsediklerini belirterek, esnaf masaları kuracaklarını, alt komisyonların çalışmalarıyla esnafa dair tüm sorunları çözmek için çalışacaklarını söyledi.
]]>Bingöl Valisi Ahmet Hamdi Usta, İl Jandarma Komutanı Bilgihan Yeşilyurt ve İl Emniyet Müdürü Şükrü Orhan’ın da katılımı ile ‘Genel Güvenlik ve Asayiş’ konulu basın açıklaması düzenledi. Valilik binasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Vali Usta, vatandaşların huzur ve güven içerisinde yaşaması amacıyla her türlü suç ve suç örgütüne karşı çalışmaların devam ettiğini söyledi. Farklı tarihlerde meydana gelen ve birbiriyle bağlantılı olduğu düşünülen silahlı saldırılara ilişkin açıklama yapan Vali Usta, “İlimizde 17 Ocak 2024 tarihinde bir şahsın silahla yaralanması ve aynı tarihte meydana gelen iş yeri kurşunlama ve araç kurşunlama, 20 Ocak 2024 tarihinde iş yeri kurşunlama, 7 Şubat 2024 ve 17 Şubat 2024 tarihlerinde 6136 sayılı Kanun’a muhalefet, 12 Şubat 2024 tarihinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahlı tehdit olaylarının meydana gelmesi sonrasında Bingöl Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince ayrıntılı inceleme başlatılmıştır. Söz konusu olaylar, 29 Ağustos 2023’te meydana gelen 6136 sayılı Kanun’a muhalefet, 31 Ağustos 2023 tarihinde genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet ve mala zarar verme, 27 Eylül 2023 tarihinde genel güvenliği kasten tehlikeye sokma olayları ile birlikte değerlendirilmiştir. 2024 yılında meydana gelen olaylar 2023 yılındaki olaylarla birleştirildiğinde birbirleriyle bağlantılı ve olaylara karışan şahısların birlikte hareket ettiği değerlendirilmiştir. Konu ile ilgili yapılan ön çalışmalar neticesinde olayların kalabalık gruplar arasında gerçekleştiği, olay yerinde çok sayıda boş kovan ve isabetin söz konusu olduğu, olayla bağlantısı olmayan kişilerin de araç ve iş yerlerinde zarar oluştuğu tespit edilmiştir” diye konuştu.
Özel ekip kuruldu, 650 saatlik kamera görüntüsü incelendi
Olaylara ilişkin özel ekip kurulduğunu vurgulayan Vali Usta, “Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde yapılan toplantı sonucunda oluşturulan plan kapsamında Asayiş Şube Müdürlüğünce konunun çok yönlü araştırılması amacıyla özel bir ekip kurulmuştur. Bununla birlikte meydana gelen olaylarda vatandaşlarımızın huzur ve güvenini sarsacak eylemlerin tekrar gerçekleşmemesi amacıyla il merkezinde planlı asayiş uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmaları ve teknik imkanlardan faydalanılarak yürütülen çalışmalarda yaklaşık 650 saatlik kamera görüntüsü incelenmiş, olaylarda tabanca, tüfek ve otomatik silah kullanıldığı görülmüştür. Soruşturma aşamasında şüpheli şahısların öncelikle olaylarda kullanmış oldukları araçların plakaları tespit edilmiş, sonrasında kimlik ve adres tespitleri yapılmıştır” şeklinde konuştu.
Silahlar ele geçirildi, 12 şüpheli şahıs hakkında işlem başlatıldı
Yapılan operasyonlara ilişkin de bilgi veren Vali Usta, “Olaya karışan şahısların araç, iş yeri ve adreslerine yönelik yapılan eş zamanlı operasyonlar ve dosya kapsamında il merkezinde yapılan asayiş uygulamalarında 1 adet Kaleşnikof ismiyle tabir edilen AK-47 uzun namlulu tüfek, AK-47 uzun namlulu tüfeğe ait 2 adet şarjör, 1 adet hücum yeleği, 98 adet 7.62 milimetre çapında fişek, 3 adet 9 milimetre ruhsatsız tabanca, 1 adet 7.65 milimetre ruhsatsız tabanca, 5 adet tabanca şarjörü, 80 adet 9 milimetre fişek, 7 adet 7.65 milimetre fişek, 2 adet av tüfeği, 18,5 gram narkotik madde, 1 adet özel üretim bıçak, 8 adet cep telefonu ele geçirilmiş olup, toplam 12 şüpheli şahıs hakkında işlem başlatılmıştır. Soruşturma çok yönlü devam etmektedir. Bingöl Valiliği olarak emniyet ve jandarma kolluk kuvvetlerimizle halkımızın huzur ve güvenliği için suç ve suçlularla mücadelemiz aynı azim ve kararlılıkla devam edecektir. İlimizde bu şekilde organize suç örgütü niteliği taşıyan mafyavari yapılanmalara kesinlikle müsaade etmeyeceğimizi kararlılıkla ifade ediyoruz” dedi. – BİNGÖL
]]>ANKARA – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, “Toplam 2 milyon teşkilat mensubu arkadaşlarımız o gün çok aktif bir şekilde çalışacak” dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Genel Merkezinde seçim hazırlıklarına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yavuz, 81 ilden gelen partililerle seçim hazırlıklarına yönelik detaylı bir toplantı yaptıklarını söyledi. Şubat 2024’te resmi sandık kurul üyelerini verdiklerini ifade eden Yavuz, “Bir asıl bir yedek. 420 bin kişi teslim ettik. Biz çünkü kusursuz bu işleri hissetmeye çalışan bir partiyiz. Biliyorsunuz aday tesliminde bütün belediyelerde, hem büyükşehir, hem ilçe, hem beldelerde tamamen kusursuz bir şekilde ve eksiksiz bir şekilde zaman diliminde ‘alındı’ belgelerini almak suretiyle yaptık. Ama bir kısım partiler saat 17.00’den sonraya kaldığı için seçime girme hakkını kaybetti. Bunun böyle olmasını istemezdik elbette ama yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının ilinin Saruhanlı ilçesi zamanında veremediği için seçime giremeyecek. Mesela o Saadet Partisi’nden gireyim dedi ama bence oradan da giremeyecek. Neden? Yüksek Seçim Kurulu’nun daha önce vermiş olduğu karar var. Diyor ki bir partiden aday olan bir kişi aynı seçim döneminde o seçim döneminde o ilgili partiyi, mesela Saadet Partisi istifa edip adayı ve öbür aday girmiş olsa bile bu olmaz diye YSK kararları var. Çünkü o bir başka partinin adayı olduğunu ilan etmiş geç de olsa, listeyi geç de olsa verip ilan ettiği için o seçim döneminde olamaz diye bir kararı var. Başka birçok il ve ilçe var, büyük şehirlerde giremeyen, yetişemeyenler var. İllerde var, ilçelerde var, beldelerde var. Biz o duruma düşmemek için çok titiz çalıştık gerçekten. Çok böyle biraz gerginleştik strese de girdiğimiz anlar oldu ama bizim teşkilat mensuplarımızın bu konudaki diri hali, çalışkan, zamanında iş üretme şekli ve bizimde buradaki koordinasyonumuzla çok şükür o halloldu” dedi.
Sadece müşahit olarak 420 bin ve bunların yanında okul sorumlularının ve kat sorumlularının olduğunu aktaran Yavuz, “Bu rakamları şunun için telaffuz ediyorum. Yani söylediğimiz rakamlar rastgele değil. Bir milyon kişi çok aktif rol alacak. İşte o bir milyon kişinin aktif rol almasının altını doldurma adına sadece seçim kurullarına verdiğimiz sayı 400 bin. Sadece müşahit olarak ilk etapta sandıkta görebileceğimiz kişi 420 bin ve bunların yanında okul sorumlusu, kat sorumlusu, çağrı merkezi sorumlusu vesaire dediğimizde ortalama bir milyon oluyor. Bir milyon da lojistik sağlayan var. Onun için 2 milyon toplam teşkilat mensubu arkadaşlarımız o gün çok aktif bir şekilde çalışacak” diye konuştu.
Seçim gününün çok önemli olduğunu söyleyen Yavuz, “Nereden anlıyoruz? 2 milyon kişinin aktif rol aldığı sadece bir partide bir organizasyondan bahsediyoruz. Şimdi 2 milyonu koordine edebilmeniz için o günkü bütün iş ve işlemleri kusursuz gerçekleştirebilmeniz için bir kere bu kitleyi belirlemeniz gerekir. Onları bilgilendirmeniz gerekiyor. Koordinasyon kurgularınızı, çalışmalarınızı oluşturmanız gerekiyor. Bunun için biz sandık rehberlerimizi hazırladık mesela. Müşahit kartlarımızı hazırladık. Kendilerine vereceğiz. Arkasında müşahidin sorumlulukları var sandık rehberimizi hazırladık. Bu süreçte 138 sayılı genelgeyi hazırladık. YSK hazırlıyor sandık başkanlarına veriyor ama biz onu da hazırladık” ifadelerini kullandı.
Sonuç Alım Sistemine girecek çizelgeleri hazırladıklarını açıklayan Yavuz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Biz o gün SAS’la birlikte bütün arkadaşlarımızı belirleyelim, eğitelim, koordine edelim ama bu işi bir sistem üzerinden yapalım. O sistemin adı da sonuç alım sistemi. Sonuç alım sistemine biz Türkiye’de ilk verileri giren partiyiz. Yani bir takım partiler bu anlamda meseleyi anlamadığı için gelişigüzel eleştirilerde bulunuyorlar. Mesela diyorlar ki ‘partinin seçim işleri başkanı açıklama yaptı. Dedi ki ben yedide sonuçları bildim, bana ulaştı. Demek ki YSK’dan veri alıyor.’ Bilmiyorlar ki YSK’ya veri gitmiyor zaten. YSK’ya veri yerinde gitmesi mümkün değil yani. Yavaş yavaş gitmeye başlar. Neden? Yüksek Seçim Kurulu daha doğrusu ilçe seçim kurulu giden bu veriyi YSK topluyor ve partilere vermek suretiyle yayıyor. Niye gitmez? Çünkü sandık sonuç tutanaklarına bağlayıncaya kadar orada saat geçer. Biz halbuki sandık sonuç tutağına bağlanmadan önce bu arkadaşlarımıza teslim etmiş olduğumuz çizelgeleri, daha okurken pusulaları not alıyor daha sandık sonuçlarına geçmeden ikinci okuma yapmadan bizim sisteme giriyor veya bildiriyor biz onun için çok erken biliyoruz. Bütün o yani hem bizim veriyi hem sandık kuruluş tutanağını hem seçim kurulunun partilerle uç paylaşmak suretiyle bize aktardığı o karşılaştırıyoruz. Nerede bir hata varsa o hatayı zamanında düzeltmeye çalışıyoruz. Dedi ki bizim o gün bütün şikayetlerimizi, bütün itirazlarımızı ilgili YSK kararlarını da makbul dilekçelere bağlamak suretiyle belirlediğimiz bir modülü var onun. İtiraz şikayet modülü. O gün öyle manuel bu işi çok hızlı gerçekleştirmeniz mümkün değil diye her şeyi anında o sistem üzerinden, itirazlar ve şikayetleri de yürütmeye çalışıyoruz. Hülasa biz bütün bu çalışmaları bu saatten sonra seçim gününü daha iyi planlayalım. Daha iyi işletelim diye yapıyoruz.”
Partilerin seçim sürecine çok özel hazırlandıklarını belirten Yavuz, “Biz de onu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Diliyoruz ki seçim günü, problemsiz, şaibesiz, şüphesiz hatasız, kusursuz bir gün işlesin. ve diliyoruz ki sandığa milli irade nasıl yansımışsa, bizim en büyük gayretimiz o. Biz sandığa, milli irade nasıl yansımışsa o şekilde sandıktan çıksın ve çıktığı haliyle de doğru düzgün birleştirme tutanaklarının yani ilçe seçim kurulundaki tutanaklara yansısın ve dolayısıyla il seçim kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu’nun verilerine de aynı şekilde net bir şekilde yansımış olsun. Uğraşımız bunun içindir. Biz çok kurumsal bir partiyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız gibi bir liderimiz var. AK Parti’nin teşkilatları gibi arkamızda bir teşkilat var. Onun için biz bu süreçleri hakikaten kurmuş olduğumuz bu sistemin de katkısıyla çok güzel işletiyoruz. Yine öyle olacak inşallah ve 1 Nisan’da, hatta 1 Nisan olmadan, belki seçimden sadece saatler sonra o güzel sonucu biz de almış olacağız. Yer yer de ihtiyatlı bir şekilde çünkü biz aldığımız her sonucu da basın mensuplarıyla paylaşamıyoruz. Çünkü diyoruz ki olur ya biz de hata etmiş olabiliriz. Manipüle olmasın, yanıltılmasın. Başka bir kısım partiler böyle düşünmese de biz bunu düşünüyoruz. Biz aldığımız veriyi genel hatlarıyla aktarmaya çalışırken bir yandan da ilçe seçim kurullarının verisini alalım ve ondan sonra daha sağlıklı ve daha net bilgileri, daha somut bir şekilde basın mensubu arkadaşlarımızla bütün Türkiye’ye aktarmış olalım diye de bir gayretimiz oluyor. Diliyorum ki güzel bir seçim olur. Diliyorum ki ben de AK Parti’nin seçim işleri başkanı olarak diliyorum ki o bir kısım belediyeler, AK Parti belediyeciliğinden biraz uzak kaldı. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere. Bu seçimde inşallah Ankara ve İstanbul başta olmak üzere diğer tüm belediyelerde yine gerçek belediyeciliğin en güzel örneklerini ortaya koyacak bir sonucun sandıktan çıkması da nasip olur diye temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bir basın mensubunun ittifaklarına ilişkin sorusuna Yavuz, şöyle cevap verdi:
“Biliyorsunuz çok titiz bir şekilde yürüttük ve masada konuşulanları da paylaşmadık. Sadece paylaşılanları doğrultma adına veya paylaşılan bilgiler varsa ve eksikse onları tamamlama adına ara ara söz aldık ve söyledik. Diyorsunuz ki biz rahat olalım. İşte kayıt dışı konuşalım. Karşılıklı hangimizin ne düşüncesi varsa masaya koysun ve burada tartışalım sonuçta da neye karar vereceksek öyle karar verelim dediğimiz için o masada olup biteni biz bugüne kadar hakikaten anlatmadık. Dediğim gibi sadece eksik ve aksayan ve birtakım açıklamaların eksik olduğunu düşündüğümüz anlarda tamamlamak üzere yaptığımız açıklamaların dışında. Biz birçok partiyle müzakere ettik ama Milliyetçi Hareket Partisi’yle biliyorsunuz tam bir mutabakat halinde. Yani nerede birlikte olacaksak ona karar verdik. Nerede rekabet edeceksek ona birlikte karar verdik. Büyük şehirlerin tamamında ittifakla gidiyoruz. Diğer şehirlerin bir kısmında ittifakla giriyoruz. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olarak oturduk, tartışıp niye birlikte olabiliyoruz? Niye olamıyoruz? Onları da gözden geçirdiğimiz güzel bir çalışma oldu.”
]]>Kurum, Habertürk’te katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile yaşadığı davet polemiğine ilişkin konuşan Kurum, “Hep, ‘Bir polemik üretebilir miyim?’ diye düşünce içerisinde. 5 senedir gördüğümüz tablonun farklı tezahürü. Kurdukları siyasi senaryo işlemedi. Bugün koltuğu boştu, gelmedi. Yeri de ayrılmıştı.” ifadesini kullandı.
Kurum, İmamoğlu’nun, 5 yıllık dönemde devletin hiçbir protokolüne uymadığını vurgulayarak, “Yeri gelmiş bakanlara laf yetiştirmiş. Yeri gelmiş milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanımıza ağza alınmayacak laflar etmiş. Yeri geldi, ‘Bizi engellediler, yaptırmadılar’ dedi. ‘Neyi engelledik?’ diye sorulunca cevabı olmayan başkan profili çiziyor. İstanbul’la ilgili hayali olmadığı için gündemi İstanbul dışına taşıma içinde. Kuyrukta bekleyen yüzlerce, binlerce İstanbullu çile çekiyor. Gençler, geleceğe daha güvenle bakmak istiyor. İBB Başkanı her zamanki gibi törene davet edildim mi, edilmedim mi peşinde.” açıklamasında bulundu.
“Bizde devlet adabı, devlet tecrübesi var”
Kurum, Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem ve Yaya Odaklı Yeni Nesil Ulaşım Projesi”nin açılış töreninde eski Başbakan Binali Yıldırım ile aralarında “protokol krizi yaşandı” iddialarının gerçeği yansıtmadığını dile getirerek, şunları söyledi:
“Samimi bir şekilde Binali ağabeye, ‘Sayın Başbakanım, Sayın Cumhurbaşkanımızın yanına geçin, emeğiniz var, orada olmanız yakışır. Siz soluna geçin.’ dedim. O da ‘Şimdi ayıp olur, geçmeyeyim’ dedi. Bizde devlet adabı, devlet tecrübesi var. Orada büyüğümüz, başbakanlık yapmış ağabeyimize, ‘Siz Cumhurbaşkanımızın yanına geçin’ diyorum. O da nezaket gösteriyor, ‘Murat Bey, sen İBB adayısın, sen geç’ diyor. O kadar nezaket sahibi bir ağabeyimiz. Gülerek, kriz yaşanır mı? Halk TV, ‘protokol krizi var’ diye yazdı. CHP’li adayın yürüttüğü bir siyasi senaryo.”
İmamoğlu’nun bugüne kadar bütün törenlere çağrıldığını aktaran Kurum, “Ayasofya’ya da davet edildi. Ne gerek var bu polemiklere? Bu polemikler olmasa onu konuşan kimse yok.” diye konuştu.
“Bir umut olarak bizi görüyorlar”
Murat Kurum, İstanbul’un ciddi sorunları olduğunu vurgulayarak, mevcut yönetimin depremle ilgili verdiği sözü tutmadığını, 8 kilometre metro, 5 bin küsur konut yaptığını, buna rağmen reklama 100 milyonlarca para harcadığını söyledi.
İstanbul’un her semtine gittiklerini ve şehrin en önemli sorunun trafik olduğunu kaydeden Kurum, “İnsanlar metrobüs kuyruklarında, 3. dünya ülkesinde olmayan görüntüleri görmekten bıkmış. Deprem endişesi yaşıyorlar. Sosyal yardımlarla adaletsizlikten şikayetçi. Bunları çözecek bir umut olarak bizi görüyorlar. Bizim ne yaptığımızı biliyorlar. 5 sene bakanlık yaptım. Evimde oturmadım, selde, depremde, yangında milletin yanına koştum.” ifadelerine yer verdi.
“Anketlerde 1,5 puan öndeyiz”
Aday olduktan sonra anket yaptırdıklarını anlatan Kurum, şöyle devam etti:
“İlk ankette 2,5-3 puan gerideydik. Projelerimizi açıkladık. Biz öne geçtik. Bugün 1-1,5 puan öndeyiz. Bunların hazmedemediği bu. Telaşları bundan. Murat Kurum öne geçer. İnsanların sorunlarına yüzünüzü dönerseniz, insanlar da size cevabı verir. Bunu gördükleri için ‘acaba ne yapsak’ telaşı içindeler. Biz İstanbul’un sorunlarını çözmek için meydana çıktık. Daha öncesinde de anketler yapıldı. Orada da milletimiz bizi istedi, Sayın Cumhurbaşkanımız da takdir etti ve aday gösterdi.”
“31 Mart akşamı hep birlikte kazanacağız”
Kurum, DEM Parti’nin ideoloji üzerine kurulmuş bir parti olduğunu ifade ederek, “İlçelerde ittifak yaparlar, kapı arkasında gizli pazarlıklar vardır, bilmiyoruz. Bu yerel seçimse herkesin oyuna talibiz. Bunun içinde Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Zaza kim varsa. Cemaatlerin oylarına, azınlıkların oylarına talibiz. Şöyle ittifak varmış, kirli ittifak arayışları varmış bizi ilgilendirmiyor. Biz hayallerimizi gerçekleştirmek üzere İstanbullularla 31 Mart akşamı hep birlikte kazanacağız.” diye konuştu.
Konser adı altında 550 milyon lira para harcayanların sonra da çıkıp “israfı bitirdik” dediğini dile getiren Kurum, şöyle konuştu:
“Bunu ‘dava arkadaşıyız’ dedikleri kişiler söylüyor. O gün büyükleriydi, bugün rakipleri. Bakan iken Ekrem Bey bana geldi. ‘Sayın Başkan, bu üslup doğru değil, geliyorsun elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz, biraz daha nezaket çerçevesinde yürüyebilirsiniz’ dedim Bir kulağından girip bir kulağından çıkıyor. “
“50 bin kişi işe girmiş çıkmış”
İmamoğlu’nun rakibinin İstanbul’a ilgisizliği olduğunu belirten Kurum, “Bir ilde deprem olduğunda senin kayağa gitmen. Bütün sokak bunu konuşuyor. Dön de bir bak aynaya. İstanbul’da sel olurken sen güneyde tatil yaparken story attın. Rakibi bu. Biz kendisini rakibiyle baş başa bırakıyoruz.” dedi.
Kurum, milletin yararına ne iş varsa bu işlere devam edeceklerini dile getirerek, “Kimin projesi olursa olsun, bir proje devam ediyorsa, o mahalle için faydalıysa, biz o projeyi bir an önce bitirme gayreti içeresinde olacağız. İstanbul’un ihtiyacı olan her projede uyum içerisinde herkesle görüşeceğim.” şeklinde konuştu.
İBB’deki işten çıkarılmalar ilgili bir soruya Kurum, şöyle yanıt verdi:
“50 bin kişi işe girmiş çıkmış. Kayıtlarda olan bilgi. Meclis tutanakları var. 20 bin kişi işten çıkarılmış, 30 bin kişi işten alınmış. Meclis’in tutanakları bunlar. Yarısı değişmiş. 5 sene bakanlık yaptım, 50 bin kişi çalışıyordu. Kimsenin siyasi kimliğine, söylemine, duruşuna bakmadık. İşi yapıp yapamayacağına baktık. Ben insanları niye ekmeğinden edeyim. Allah katında bunların hesabını nasıl vereceğiz? Hangi akla, hangi vicdana sığar bu?”
“Mal varlığımızı açıklamada herhangi bir sorunumuz yok”
Mal varlığını açıklamada herhangi bir sorunu olmadığını aktaran Kurum, “Ankara’da, İstanbul’da evimiz var. Bir arabamız var. Mal varlığımız bu. Ev aldığımız için o eve olan borcumuz var. 2 yıl daha borç ödeyeceğiz.” dedi.
Kurum, bu zamana kadar verdikleri her sözü tuttuklarını aktararak, depremin yıl dönümünde 46 bin konutun tesliminin yapıldığını söyledi.
Ekrem İmamoğlu’nun siyasi kibrinin aklının önüne geçtiğini aktaran Kurum, “Yarısı Bizden Kampanyasını açıkladığımızda, ‘seçim yatırımı’ dediler. 2 haftada 10 bin konutun temellerini attık. Onun 5 senede yaptığını biz bir programda yaptık. İstanbul’un kaynakları İstanbul’a yeter. Reklam bütçesine deprem bütçesinin iki katı para harcayan iradeden bizi takdir etmesini beklemiyoruz. İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcayacağız. Bu şehrin parasını konser ve reklamlara harcayanlar israfı değil İstanbul’u bitirdiler. 1 Nisan’da reklam belediyeciliği bitecek, gerçek belediyecilik başlayacak.” diye konuştu.
“İmamoğlu bölme, parçalama işinde başarılı”
Kurum, en önemli iki gündeminin deprem ve ulaşım olduğunu dile getirerek, 328 kilometre metro hattını 650 kilometreye çıkaracaklarını söyledi.
İmamoğlu’nun bölme, parçalama işinde başarılı olduğunu aktaran Kurum, “CHP’yi bölme hedefi koymuş, gerçekleştirmiş. Genel Başkanı arkadan hançerlemiş. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile karşı karşıya gelmiş.” dedi.
Kurum, geriden başladıkları süreçte öne geçtiklerini belirterek, “Daha da öne geçeceğiz. Fark atacağız. Şu anki motivasyon bir an önce bu sorunların çözülmesi üzerine oluşmuş. Üstüne koya koya giden süreç yaşıyoruz. Yarın ulaşım lansmanımızı yapacağız. Detaylı projelerimizi anlatacağız. 10-15 gün sonra sosyal yardımlar, kültür ve sportif alanlarda projelerimizi paylaşacağız. Ondan sonra gençlere bir sürprizimiz var. Projelerimizi, eserlerimizi 31 Mart’a kadar anlatmaya devam edeceğiz.” ifadelerine yer verdi.
“Merkezi bir taksi uygulamasına geçeceğiz”
Murat Kurum, sosyal yardımların adaletli dağıtılması gerektiğini belirterek, “100 bin genç girişimcimize 100 bin lira sermaye desteği vereceğiz. Evleneceklere 50 bin lira beyaz eşya desteği vereceğiz. Öğrenci evlerimize 25 metreküp doğal gaz desteği, üniversiteli gençlerimize 10 bin lira burs desteği vereceğiz. Toplu ulaşımda öğrencimize yüzde 40 indirim yapacağız. Memleketine gidenlere destek olacağız, öğretmenlere indirimli ulaşım hizmeti vereceğiz. İlkokuldaki çocuklara beslenme desteği vereceğiz.” bilgisini paylaştı.
Kurum, hep halkın içinde olduğunu ve seçilirse yine halkın içinde olacağını vurgulayarak, vatandaşın, Dijital Beyaz Masa uygulaması ile kendisine her an ulaşabileceğini belirtti.
Merkezi bir taksi uygulamasına geçeceklerine dikkati çeken Kurum, “Taksi plakasını artıracağız. İstanbul’da taksi bir kültür olacak. İstanbul’un taksisi de marka olacak. 81 ile tüm dünyaya örnek olacak, kılığı, kıyafeti, davranışı, yabancı diliyle. Eğitim vereceğiz. Hem taksicinin hem de İstanbulluların mutlu olacağı bu hizmeti İstanbul’a kazandıracağız.” şeklinde konuştu.
]]>Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Birol Aydın, Kapalıçarşı Esnafları Derneği, Mahmutpaşa Esnaf ve İşadamları Derneği, Mısır Çarşısı Esnafları Yardımlaşma Derneği’ni ziyaret etti. Aydın, “İstanbul’umuzda binlerce, on binlerce işsiz insanımız var. İŞKUR’a müracaat etmiş. Onların da iş bulana kadar toplu taşımadan ücretsiz istifade etmesini sağlayacağız. Hayat pahalılığı içerisinde 65 yaşını geçmiş, 25, 30 yıl çalışmış, 10 bin lira maaşa mecbur ve mahkum bırakılmış emeklilerimizin bir kısmı metro çıkışlarında, Marmaray’ın çıkışlarında mendil, limon satıyorlar. Buna da derman olacağız. Ama en kalıcı en doğru, dosdoğru İstanbul tasavvurumuzu gerçekleştirme projemiz de İstanbul’un nüfusunu azaltma projesidir” dedi.
Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Birol Aydın, Fatih Belediye Başkan Adayı Mehmet Yaroğlu, Fatih İlçe Başkanı Muzaffer Serenli, İl Başkanları Oğuzhan Sadıkoğlu ve Ömer Yıldızhan ile Kapalıçarşı Esnafları Derneği, Mahmutpaşa Esnaf ve İşadamları Derneği, Mısır Çarşısı Esnafları Yardımlaşma Derneği’ni ziyaret etti.
“BESLENME SAATİNDE KARNINI DOYURAMAYAN BİR YAVRUMUZUN BU HALİ EN ÖNCELİKLİ İŞİMİZDİR”
Aydın, ziyaret sırasında şöyle konuştu:
“Saadet Partisi olarak İstanbul’a ilişkin bir tasavvurumuzun olduğunu öteden beri dile getiriyoruz. Başka bir İstanbul’un mümkün olduğunu, İstanbul’da daha iyi bir yaşamın mümkün olduğunu ama İstanbul’a ilişkin tasavvurumuzun ne olduğunu belirlemeden söylenecek sözlerin, vaatlerin bir karşılığının olamayacağını dile getiriyoruz. Bu açıdan İstanbul’u markalaştırmak, İstanbul’a bir kalite getirmek, bir estetik getirmek ve nezaketi İstanbul’da yaygın kılmak çabası ve arzusu içerisinde bir tasavvurumuz var. İstanbul’un berberi de kaliteli berber. Esnafı da kaliteli, taksicisi de kaliteli, kaldırımı da kaliteli, mimarisi de kaliteli beyaz yakalısı da mavi yakalısı da kaliteli. Bir taksici gördüm, İstanbul taksicisi. Bir aşçı gördüm, İstanbul aşçısı. Bir müezzin, İstanbul müezzini. Bir kuyumcu, İstanbul kuyumcusu. Her haliyle İstanbul markasını, kalitesini barındıran ve bunu bütün dünyaya sirayet ettiren bir tasavvurumuz var. Bunun için de atılması gereken acil adımlar ve kalıcı adımlar var. Bugün İstanbul’umuzun en temel meselesi geçimse hayat pahalılığı ise bu alana ilişkin dokunacağımız yapacağımız işler vardır. ve beslenme saatinde karnını doyuramayan bir yavrumuzun bu hali en öncelikli işimizdir. Bunu kantin kart projemizle İstanbul’umuzda hiçbir yavrumuz ilk ve ortaöğretimde beslenme saatinde karnı aç sınıfın kenarında bulunmayacak. Onun karnını doyuracak proje kantin kart projesidir. Bu çok öncelikli bir projedir.
“ALTERNATİF BİR ÇÖZÜM OLARAK PEMBE METROBÜSÜ DEVREYE SOKACAĞIZ”
Metrobüs projemiz var ama pembe metrobüs projesi. İstanbul hürmete layık bir şehir. İstanbullu hürmete layık bir kitle. Fakat İstanbul içerisinde ayrıca hürmete layık olanlar yaşı 65’i geçmiş büyüklerimiz, kadınlarımız, kızlarımız ve engellilerimiz. Bunların toplu taşımanın ulaşımının en yoğun olduğu saatlerde balık istifi yolculuğun olduğu saatlerde bu duruma düşmemeleri için alternatif bir çözüm olarak pembe metrobüsü devreye sokacağız. Aması fakatı da bu işin olmayacak. Hürmet dediğimiz önce buradan başlayacak. Kalıcı çözüm olana kadar bu alternatif çözümü, yaşı ilerlemiş insanlarımızdan, engellilerimizden, kadınlarımızdan, kızlarımızdan esirgemeyeceğiz bunu yapacağız. Bir hijyen timi projemiz var. Bugün maalesef İstanbul’umuzda birçok devlet okulunun tuvaletleri berbat. Temizlik yok, sabun yok. Milli Eğitim Bakanlığımızla bir işbirliği içerisinde bütün bu ihtiyacı olan okullarımızın temizlik ihtiyacını biz temizlik görevlisi, temizlik malzemesi ihtiyacını büyükşehir belediyesi olarak biz temin edeceğiz. Paramız, bütçemiz buna yeter. Ama illa bir kısıtlılık yapacaksak buralardan değil de bir kaldırım yenilemeden bir yol yenilemeden bir asfalt yenilemeden feragat edeceğiz. Ama bu hijyen timini ve kantin kart bu kart projesini devreye sokacağız.
“İŞSİZLERİN TOPLU TAŞIMADAN ÜCRETSİZ İSTİFADE ETMESİNİ SAĞLAYACAĞIZ”
İstanbul’umuzda binlerce, on binlerce işsiz insanımız var. İŞKUR’a müracaat etmiş. Onların da iş bulana kadar toplu taşımadan ücretsiz istifade etmesini sağlayacağız. Emeklilerimize yönelik de şüphesiz iyileştirmelerimiz var. Hayat pahalılığı içerisinde 65 yaşını geçmiş, 25, 30 yıl çalışmış, 10 bin lira maaşa mecbur ve mahkum bırakılmış emeklilerimizin bir kısmı metro çıkışlarında, Marmaray’ın çıkışlarında mendil, limon satıyorlar. Buna da derman olacağız. Ama en kalıcı en doğru, dosdoğru İstanbul tasavvurumuzu gerçekleştirme projemiz de İstanbul’un nüfusunu azaltma projesidir. Bu kadar trafik yoğunluğunu trafikte bekleme süresini kentsel dönüşümün bu coğrafyada yapsak da arzu ettiğimiz İstanbul tasavvuruna hizmet etmeyeceğini görüyoruz. Yani birinci köprüyü yaptık, ikinci köprü ihtiyacını ortadan kaldırmadı. İkinci köprüyü yaptık, üçüncü köprü ihtiyacı ortadan kalkmadı. Şu kadar metro hattı, şu kadar tramvay hattı, şu kadar metrobüs hattı yaptık. Yaptık ama bütün bu ihtiyaçlar görülüyor ki İstanbul’un trafik sorununu, ulaşım sorununu çözmüyor. Şu kadar binalar yaptık, şu kadar beton döktük, şu kadar demir ördük ama bütün bunlar Bizim İstanbul’da Allah korusun bir afet karşısında bir deprem karşısında güvenliğimizi temin edecek, huzur veren binalar, evler ve sokaklar ortaya çıkarmadı. Cenabıhakk’ın bize bahşetmiş olduğu bu nadide coğrafyada yaşayabilecek insan sayısı sınırlıdır. Biz İstanbul’un yedi ile on milyon arasında bir nüfusa çekilmesi düşüncesindeyiz. Bu muhakkak ve mutlaka bir periyodik çalışmayla mümkündür. Buna ilişkin ayrı dört tane projemiz var. Bunu ayrıca kamuoyuna takdim ettik.
“İSTANBUL’A AHLAKİ, VİCDANİ GÖZLE BAKIYORUZ”
Kentsel dönüşümü doğru şekilde yapmamız gerekiyor. Doğru işleri, doğru şekilde, dosdoğru şekilde yapmamız gerekiyor. Bir şeyi yaparken ayrıca on yıl sonra ayrıca büyük bir sıkıntıya sebebiyet vermemesi gerekiyor. ve bu dönüşüm yaparken de hak sahiplerinin üzerine ayrıca bir külfet yüklemememiz gerekiyor. Yani bedelsiz, yani ücretsiz kentsel dönüşümü gerçekleştireceğimizi vaat ediyoruz. Buna inanıyoruz. Şimdi bugün kıyısından köşesinden yapılan kentsel dönüşümlerde insanlarımıza gidiyor birisi, yarısı bizden, diğeri diyor ki yüzde kırkı vereceksin, biri diyor ki on yedi bin lira aylık ne var ki bunda diyor. İstanbul’da on beş bin lira, on bin lira maaş alan bir emekliye istersen beş bin lira de. Beş bin lirayı bile veremez. Yani vaktiyle almış, etmiş. Bir kenara koymuş. Bu insanımıza bunu ücretsiz verebiliriz. Vermenin de yolları var, çözümü var. Kiptaş’ı aktif bir şekilde devreye sokacağız. ve biz vatandaşımıza ekstra bir yük yüklemeden ona konutunu depreme dayanıklı daha işlevsel bir konutu vereceğiz. Müteahhitlerin, kar paylarını düşünürseniz, İstanbul’da bir imar kirliliğine, büyük bir imar kirliliğine neden olmaktan düzgün bir düzenlemeyle bunu yapmak pekala mümkün. Ayrıca zaten kalıcı çözüm için İstanbul’un nüfusunun azaltılması, on milyona kadar çekilmesi gerekiyor. Gönüllü olarak insanlarımızın istedikleri şehre, doğdukları şehre, emeklilerimiz, çalışma düzenleri veya işleri uzaktan çalışmaya müsait olan insanlarımız için Kiptaş marifetiyle cezbedici birtakım projelerimiz olacak. Bu şekilde İstanbul’u rahatlatacağız. Mesele İstanbul’a hangi gözlükle baktığımızdır? Mesele İstanbul’u hangi cetvelle ölçtüğümüzdür? Mesele İstanbul’un kıymetini, hangi mihenk taşıyla değerlendirdiğimizdir. Bir mana gözü var, bir madde gözü var. Maddiyatla bakarsanız İstanbul’un kıymeti sizin iştahınızı arttırır, yeşili dolar yeşili olarak görürsünüz oraya beton bina dikersiniz. Ama burada bir mana gözüyle bakarsanız, insana hizmet, insanın huzur yaşayacağı şehir inşa etmeye bakarsınız. Mesele baktığımız göz, ölçtüğümüz metre ve mihenk taşımızdır. Biz İstanbul’a ahlaki, vicdani gözle bakıyoruz. Adalet gözüyle bakıyoruz. Kurallılık gözüyle bakıyoruz. Şeffaflık ve denetlenebilir hizmet anlayışıyla bakıyoruz bunu yaptığımız zaman bu en kısa zamanda büyük sorunların üstesinden gelebileceğimizi düşünüyorum. Ben tekrar kabulleri için değerli dernek yöneticisi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Kolaylıklar diliyorum.”
]]>AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezinde düzenlenen Genişletilmiş İl Seçim İşleri Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’ye 18’inci seçimini kazandırmak Cumhur İttifakı’nı bir kez daha zafere ulaşmak için çalışmadıklarını bununla birlikte Cumhuriyet’in ilk asrını acısıyla, tatlısıyla geride bırakan Türkiye’nin ikinci asrının yol haritasını da oluşturduklarını belirtti. İktidarları döneminde gerçekleştirilen demokrasi ve kalkınma atılımları bundan sonraki vizyonlarımızın altyapısı olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Asıl işimiz yeni başlıyor. Türkiye Yüzyılı yeni başlıyor. Bizden önceki kuşakların bizim bizden sonraki kuşağın yaşadığı eski Türkiye dönemini tamamen kapatıyoruz. Tek parti faşizm, darbelerin, cuntaların, zulümlerin, koalisyonların, krizlerin istikrarsızlıkların Türkiye’sini bir daha geri gelmemek üzere tarihin tozlu raflarına kaldırıyoruz. Artık devir Türkiye’yi Yüzyılı devridir. Türkiye Yüzyılı’nın ayak sesleri gümbür gümbür geliyor” diye konuştu.
Hala eski Türkiye içinde olanların yüreğine her seçimde acaba hevesi dolduğunu bildiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Seçim sonrası hakikatler yüzlerine bir tokat gibi inince köşk köşk yerlerine dönüyorlar. Emin olun bu seçimde de birilerinin yüreği kıpır kıpırdır böylece devam edecek. İstiyorlar ki önce belediye yönetimlerini ele geçirsinler. Ardından ülkeyi yeniden huzursuzluğa, istikrarsızlığa, kaosa sürükleyip merkezi yönetime göz diksinler. Sanmayın ki belediye yönetimlerini şehirlere hizmet etmek insanımızın hayatını kolaylaştırmak için istiyorlar. Böyle bir düşünceleri kesinlikle yok. Dertleri belediyeler üzerinden elde edecekleri rantı, kirli ittifak ortaklarıyla birlikte yağmalamaktır. Seçim sonuçları istedikleri gibi çıkarsa bu tabloyu, programsız, projesiz, emeksiz bir şekilde iktidarın kucaklarına düşmesini sağlamaya çalışmak için de kullanacaklardır” şeklinde konuştu.
“CHP bırakın olumlu yönde değişmeyi, bölücülerle, terör örgütü mensuplarıyla, işbirliğine girecek kadar rotasını kaybetmiştir”
Dünyanın değiştiğini, Türkiye’nin değiştiğini şehirlerin çehresinin değiştiğini ama Türkiye’deki muhalefet anlayışının değişmediğini vurgulayan Erdoğan, “Bilhassa ülkenin ikinci büyük partisi sıfatına sahip CHP bırakın olumlu yönde değişmeyi, bölücülerle, terör örgütü mensuplarıyla, işbirliğine girecek kadar rotasını kaybetmiştir. Üzülerek görüyoruz ki CHP’de ölçülerin ve yapay zekanın sözü bu partiye yıllarca emek vermiş, bu partiye gönül vermiş insanların sözünden daha fazla geçiyor. İstanbul’da bölücü örgütün uzantılarıyla el kol kola yürümekten, bölücülerin sembolleri altında ortak miting yapmaktan utanmıyorlar. Neyin karşılığında Kandil’le uzlaşıldığını, anlayıp pulladıkları, Kandil uzaylacısı için bu noktada bölücü örgütün uzantılarına ne vaat ettiklerini kimse bilmiyor. CHP’nin içine düştüğü bu vahim tablo. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak işin sorumluluğumuzu daha da artırmaktadır. Hamdolsun. 14 Mayıs, 28 Mayıs seçimlerinde milletimiz o eşsiz irfanıyla ülke iradesini yeniden bize vererek böyle bir felakete müsaade etmedi. Şimdi aynı durum belediyeler için geçerlidir” ifadelerini kullandı.
“Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle belediyelerde de bu köhne ne siyaset anlayış itibariyle yörüngesini kaybetmiş partilere şehirlerimizi teslim etmeyeceğiz” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Tabii bunun için hep birlikte çok çalışmamız gerekiyor. Seçim unutmayın 2 yerde kazanılır. Birincisi sahadır, sokaktır, evlerdir, iş yerleridir. İnsanın olduğu her yerdir. İkincisi sandıktır, saha çalışmalarını iyi yürütemez, oy verme günü sandığa çok sıkı sahip çıkamazsak elimizdeki seçimi de kaybederiz” dedi.
“AK Parti kurulduğu günden bu yana ki Her seçimden birinci çıkmayı hem saha hem sandık hakimiyeti sayesinde başarmıştır”
Siyaset anlayışlarında vatandaşa tıpış tıpış oy vereceksiniz, dayatmasında bulunmanın yeri asla bulunmadığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hiçbir insanımız bize oy vermeye mecbur ve mahkum değildir. Biz çok çalışarak her bir insanımıza ulaşarak şehrimizin her karışını, alın terimizle sulayarak, gönüllere girerek sandıkta o oyu alacağız. Bugüne kadar yaptıklarımızla, bundan sonraki projelerimizle vatandaşlarımızı, şehirlerimizi en iyi bizim yöneteceğimize ikna edeceğiz. Aksi takdirde kimse bizim kara kaşımıza kara gözümüze bakıp da oy vermez. Sizler teşkilatlarımızın seçim işleri ve seçim koordinasyon merkezleri sorumluları olarak bu konuda birinci derece sorumluluk sahibisiniz. İl ve ilçe teşkilatlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkan ve meclis üyesi adaylarımız gece gündüz sahada koştururken onları siz yönlendirecek stratejiyi hayata geçireceksiniz. Vatandaşlarımızın mutlaka sandık başına gitmeye teşvik etmekten, sandıkta her şeyin usulüne göre yürümesini sağlamaya, sonuçların resmen ilanı aşamasına kadar sürece tüm safhalarıyla hakim olmamız gerekiyor. Aksi takdirde gönüllerde kazandığımız seçimi değerli kardeşlerim sandıkta kaybederiz. Bizim kimsenin oyunda gözümüz yok. Ama bize verilmiş tek bir oyun zayi edilmesine de rıza gösteremeyiz. En küçük bir zaafiyet, en küçük bir gaflet, en küçük bir boşluk hiç şüpheniz olmasın mutlaka aleyhimize kullanılacaktır. Çünkü kimi yerlerde karşımızda diğer pek çok nakıslarıyla arızalarıyla beraber ahlaktan da yoksun siyaset haramileri vardır. Meydanı bu siyaset haramilerine bırakmayacağız. Hep birlikte gece gündüz çalışarak 31 Mart günü milli sandıkta en sağlıklı şekilde tezahürünü temin edeceğiz. Seçim gününe kadar da sahaya damgamızı vuracağız. Medya ve sosyal medya başta olmak üzere modern iletişim yöntem Elbette önemlidir. Ama yarım asra yaklaşan siyasi tecrübemizle biliyoruz ki sahada yoksanız sandıkta esameniz okunmaz. AK Parti kurulduğu günden bu yana ki Her seçimden birinci çıkmayı hem saha hem sandık hakimiyeti sayesinde başarmıştır. İnşallah 31 Mart’ta da hem ülke geneli hem de büyükşehir, il, ilçe, belde düzeyinde birinciliği yine kimseye kaptırmayacağız” açıklamasında bulundu.
“Bunlar sirk cambazı”
Her seçim döneminde olduğu gibi 31 Mart sürecinde de kendi akıllarınca milleti kandırmaya çalışan birileri yine meydanlara çıktığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar sokakta ‘ben şu partiden adayım ama aslında gönlüm AK Parti veya Tayyip Erdoğan’dan yana’ diyerek insanlardan destek istiyor. Hep söylediğimiz gibi Türkiye özgür ve demokratik bir ülkedir. İsteyenin istediği partide siyaset yapma ve aday olma hakkı vardır. Herhangi bir partide bir müddet siyaset yaptıktan sonra yolunu ayırıp başka iş ikamete gidenlerin de yeri artık orasıdır. Şunu da açık ve net söylüyorum. Ben seçimi kazanırsam kazandıktan sonra yine AK Parti’de olacağım diyen sirk cambazlarına asla prim vermeyiz. Bunlar sirk cambazı. Ben şimdi buradan aday oldum ama seçimden sonra yine AK Parti’ye gideceğim diye sirk cambazlarını da aldanmayın. Biz işimize bakacağız. Biz şu anda yoğun bir şekilde çalışacağız. ve Allah’ın izniyle de 31 Mart akşamı gümbür gümbür sandıkları patlatarak yolumuza devam edeceğiz. Geçmişte AK Parti’de bulunup da hangi sebeple olursa olsun partiye gidenler için de aynı durum geçerlidir. Bu durumdaki hiç kimsenin AK Parti veya bizim adımla konuşma, oy isteme hatta böyle bir imada bulunma hakkı yoktur” ifadelerine yer verdi.
“AK Parti şahısların değil, bir davanın, bir ülkünün, ülkeye ve millete hizmet uğruna adanmışlığın partisidir”
AK Parti şahısların değil, bir davanın, bir ülkünün, ülkeye ve millete hizmet uğruna adanmışlığın partisi olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her kim AK Parti çatısı altında bu kadim davaya hizmet ediyorsa başımızın üstünde yeri vardır. Ama AK Parti’den ayrılıp da bu partinin gölgesinde korsan siyaset yapmaya kalkana da kimse kusura bakmasın, eyvallah etmeyiz. Bizim Partimizde görevler bayrak yarışındaki etaplar gibidir. Milletvekili seçiminde uyguladığımız üç dönem kuralı başta olmak üzere partimizin kendi iç değişimini sağlamaya yönelik ilkeleri işte bu sebeple getirdik. Genel Başkan olarak benim bazı tasarruf yetkilerim var o ayrı. Ama şunu bilelim ki böyle birilerinin dediği gibi istediğimiz zaman istediğimiz şekilde har vurup harman savurmak işte bu yok. Onun için de şu anda geçmişte görev alanların daha sonra aynı konumda veya daha farklı konumlarda yeniden görev almalarının önünde hiçbir mani bulunmuyor. Nitekim hem milletvekilliğinde hem belediye başkanlığında hem teşkilatlarımızda geçmişte benzer görevleri yapmış arkadaşlarımıza yeniden sorumluluk tevdi ettiğimiz pek çok örnek vardır. Burada as olan unvan değil ülkemize ve milletimize hizmet için çalışan partimizin başarısına mümkün olan en üst seviyede katkı vermektir. AK Parti milletimizin gönlündeki yerini güçlendirerek yoluna devam ettiği sürece her arkadaşımızın emeğine, birikimine, enerjisine, gayretine zaten ihtiyacımız olacaktır” şeklinde konuştu.
“Bizim hem parti hem hükümet olarak yapacak çok işimiz var”
Hem parti hem hükümet olarak yapacakları çok iş olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Türk siyasetine getirdiğimiz en büyük yenilik gördüğümüz bu yaklaşıma tahammül edemeyip de kendine başka yol çizenlere sadece üzülürüz. ‘Yolun açık olsun, güle güle’ deriz. Bizim hem parti hem hükümet olarak yapacak çok işimiz var. Mevcut arkadaşlarımızın yanı sıra aramıza yeni katılan gençlerimizle; yolumuza, mücadelemize, eser ve hizmet siyasetimize devam etmek mecburiyetindeyiz. Türkiye’ye 15 Temmuz’dan beri kazandırdığımız bir diğer önemli siyasi değer de Cumhur İttifakı’dır. Ülkemizin birliği, milletimizin beraberliği, devletimizin bekası, vatan topraklarının bütünlüğü, milli iradenin üstünlüğü ile ‘büyük ve güçlü Türkiye hedefi’ etrafında oluşan Cumhur İttifakı’nın tarihimizde eşi benzeri yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin nesilden nesile bir efsane gibi anlatılacağına inandığımız Cumhur İttifakı’nın kurulmasındaki ve yürütülmesindeki emeğini bilhassa ifade etmek istiyorum. Cumhur İttifakı’na destek veren diğer partilere ve genel başkanlara da ayrıca teşekkür ediyorum. Bilindiği gibi 31 Mart’ta da büyükşehirlerde ve illerimizin bir kısmında Cumhur İttifakı olarak ortak adaylarla seçime gidiyoruz. Bizim adayımızın olduğu her yerde MHP teşkilatlarının, MHP teşkilatlarının adayının olduğu her yerde de AK Parti teşkilatlarının aynı azim, heyecan, kararlılık ve samimiyetle çalıştığından şüphe duymuyorum” diye konuştu. – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Seçim İşleri Başkanları Toplantısı’na katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, partisinin genel merkezine ilave olarak inşa edilen Seçim Koordinasyon Merkezi’nin ülkeye, millete ve şehirlere yapılacak hizmetlerin çıtasını yükseltme iradelerinin bir sembolü olduğunu söyledi.
“Daha önemlisi ülkemizin önemli bir seçimi öncesinde burada bir araya gelişimiz sıradan bir parti programı olmanın ötesinde anlama sahiptir.” değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, milletin önüne yeni hedefler, yeni vizyonlar koyarken buna uygun kadroları yetiştirmeyi ve bu kadroların işlerini yapacağı mekanları hazırlamayı da ihmal etmediklerini vurguladı.
Erdoğan, “Biz sadece AK Parti’ye 18. seçimini kazandırmak, Cumhur İttifakı’nı bir kez daha zafere ulaştırmak için çalışmıyoruz. Bununla birlikte Cumhuriyetimizin ilk asrını acısıyla, tatlısıyla geride bırakan Türkiye’nin ikinci asrının yol haritasını da oluşturuyoruz.” diye konuştu.
Genel merkez ile il, ilçe, belde, mahalle, köy teşkilatlarıyla, kadın ve gençlik kollarıyla, Meclis gruplarıyla, belediye kadrolarıyla davalarına gönül veren herkesle bu şuur içinde çalışmaların yürütülmesi, bu kararlılıkla hedeflere yürünmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İktidarlarımız döneminde gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımları bundan sonraki vizyonlarımızın altyapısıdır. Asıl işimiz yeni başlıyor, Türkiye Yüzyılı yeni başlıyor. Bizden önceki kuşakların, bizim, bizden sonraki kuşağın yaşadığı eski Türkiye dönemini tamamen kapatıyoruz. Tek parti faşizminin, darbelerin, cuntaların, zulümlerin, koalisyonların, krizlerin, istikrarsızlıkların Türkiye’sini bir daha gelmemek üzere tarihin tozlu raflarına kaldırıyoruz. Artık devir, Türkiye Yüzyılı devridir. Hamdolsun Türkiye Yüzyılı’nın ayak sesleri gümbür gümbür geliyor.
Hala eski Türkiye özlemi içinde olanların yüreğine her seçimde bir ‘Acaba’ hevesi dolduğunu biliyoruz. Seçim sonrası hakikatler yüzlerine tokat gibi inince kös kös yerlerine dönüyorlar. Emin olun, bu seçimde de birilerinin yüreği kıpır kıpırdır, böylece devam edecek. İstiyorlar ki, önce belediye yönetimlerini ele geçirsinler, ardından ülkeyi yeniden huzursuzluğa, istikrarsızlığa, kaosa sürükleyip, merkezi yönetime göz diksinler. Sanmayın ki belediye yönetimlerini belediyelere hizmet etmek, insanımızın hayatını kolaylaştırmak için istiyorlar. Böyle bir düşünceleri kesinlikle yok. Dertleri, belediyeler üzerinden elde edecekleri rantı, kirli ittifak ortaklarıyla birlikte yağmalamaktır. Seçim sonuçları istedikleri gibi çıkarsa, bu tabloyu programsız, projesiz, emeksiz bir şekilde iktidarın kucaklarına düşmesini sağlamaya çalışmak için de kullanacaklardır.”
“CHP bölücülerle, terör örgütü mensuplarıyla işbirliğine girecek kadar rotasını kaybetmiştir”
Dünyanın, Türkiye’nin ve şehirlerin çehresinin değiştiğini, ülkedeki muhalefet anlayışının ise hiç değişmediğini ifade eden Erdoğan, “Bilhassa, ülkenin ikinci büyük partisi sıfatına sahip CHP, bırakın olumlu yönde değişmeyi, bölücülerle, terör örgütü mensuplarıyla işbirliğine girecek kadar rotasını kaybetmiştir. Üzülerek görüyoruz ki CHP’de, bölücülerin ve yapay zekanın sözü, bu partiye yıllarca emek vermiş, bu partiye gönül vermiş insanların sözünden daha fazla geçiyor.” dedi.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“İstanbul’da bölücü örgütün uzantılarıyla el ele, kol kola yürümekten, bölücülerin sembolleri altında ortak miting yapmaktan utanmıyorlar. Neyin karşılığında Kandil ile uzlaşıldığını, allayıp pulladıkları Kandil uzlaşısı için bu noktada bölücü örgütün uzantılarına ne vadettiklerini kimse bilmiyor. CHP’nin içine düştüğü bu vahim tablo, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bizim sorumluluğumuzu daha da artırmaktadır.
Hamdolsun, 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde milletimiz o eşsiz irfanıyla ülke iradesini yeniden bize vererek, böyle bir felakete müsaade etmedi. Şimdi aynı durum, belediyeler için geçerlidir. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle belediyelerde de bu köhne, siyaset anlayışı itibarıyla yörüngesini kaybetmiş partilere, şehirlerimizi teslim etmeyeceğiz. Bunun için hep birlikte çok çalışmamız gerekiyor.”
Seçimin iki yerde kazanıldığını, bunlardan birincisinin saha, sokak, evler, iş yerleri, insanın olduğu her yer; ikincisinin ise sandık olduğunu belirten Erdoğan, “Saha çalışmalarını iyi yürütemez, oy verme günü sandığa çok sıkı sahip çıkamazsak, elimizdeki seçimi de kaybederiz. Unutmayınız, bizim siyaset anlayışımızda vatandaşa ‘tıpış tıpış oy vereceksiniz’ dayatmasında bulunmanın yeri asla yoktur. Hiçbir insanımız, bize oy vermeye mecbur ve mahkum değildir. Biz çok çalışarak, her bir insanımıza ulaşarak, şehrimizin her karışını alın terimizle sulayarak, gönüllere girerek sandıkta oyu alacağız.” diye konuştu.
Erdoğan, bugüne kadar yaptıklarıyla, bundan sonraki projeleriyle, şehirleri en iyi kendi partilerinin yöneteceğine vatandaşları ikna edeceklerini ifade ederek, “Aksi takdirde kimse bizim kara kaşımıza kara gözümüze bakıp da oy vermez.” dedi.
Teşkilatların seçim işleri ve seçim koordinasyon merkezlerinin sorumlularının bu konuda birinci derece sorumluluk sahipleri olduklarını söyleyen Erdoğan, “İl ve ilçe teşkilatlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkan ve meclis üyesi adaylarımız, gece gündüz sahada koştururken onları siz yönlendirecek, stratejiyi siz hayata geçireceksiniz.” ifadelerini kullandı.
(Sürecek)
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Dr. Cemil Tugay, seçim çalışmalarını sürdürüyor. Tugay, bugün Urla’yı ziyaret etti. İlçede mahalle muhtarları, meclis üyeleri ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile buluşan Tugay’a, CHP Urla İlçe Başkanı Pelin Karasakal ve CHP Urla Belediye Başkan Adayı Selçuk Balkan da eşlik etti. Programda projelerine değinen Tugay, 29 Şubat Perşembe günü yapılacak proje tanıtım toplantısını hatırlatarak, “Nasıl bir İzmir hayal ettiğimizi, neler yapmak istediğimizi anlatacağız. CHP’li belediye başkan adayları olarak bugüne kadar bu kentin kültürünün, kimliğinin, değerlerinin korunması için nasıl dik durduysak yine aynı şekilde davranacağımızı ifade etmiş olacağız” dedi.
İLÇE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARINA GÜVENCE
İlçe belediye başkanlarının tüm zorluklara rağmen hizmet üretmek için çabaladığını anlatan Tugay, “Karşıyaka Belediye Başkanlığı görevim esnasında yaşanan sorunlara hakim oldum. Bu sorunları yaşadığım için hiçbir ilçe belediye başkanı arkadaşımın benim yaşadığım zorlukları yaşamasını, sorumluluğu olmadığı halde suçlanan insanlar olmasını istemiyorum. Bir aile, bir takımın üyesi gibi çalışacağız. Planlama, alt yapı, şehrin sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için yapacağımız işler olacak. Örneğin, her 100 bin kişiye mutlaka bir spor salonu, her 200 bin kişiye bir yüzme havuzu olsun dedik. Nüfusu daha aşağıda olan ilçelerimizde bu sayıyı gözetmeden eğer yoksa mutlaka yapalım. 5 yıl içinde öncelik sırasına göre yapalım dedik. Metropol ilçelerini de en uzak ilçesini de aynı gözle görerek donatalım. Sanat, spor, gençler, yaşlılar için yapacağımız tesislerde ve sosyal işler için gözetelim dedik. Böyle bir bakış açısı ile bakacağız” diye konuştu.
PLANLI ŞEHİRLERİN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ
Şehrin doğasını ve tabiatını koruyacaklarını belirten Tugay, şunları söyledi:
“Bazı alanlar bu şehrin akciğeri, bazı alanlar çok önemli tarım alanı, bazı alanlar Urla’nın da olduğu gibi çok önemli deniz kıyıları. Bunların hepsinin yok olmadan, yıpranmadan korunması lazım. Urla Devlet Hastanesi’nde görev yaptım. 1 Nisan’dan itibaren sizin söylediğiniz, toplumun söylediği her şey duyulacak. Mutlaka değerlendirme altına alınacak. Öyle bir sistem kurmalıyız ki problemleri derhal fark etmeli, en hızlı şekilde müdahale etmeli ve çözmeliyiz. Ondan sonraki süreçte önümüze problemler çıktıkça değil kendi planladığımız şekilde hayatın devam etmesini sağlamalıyız. Şehrin büyümesi, gelişmesi, olabilecek afetleri de göz önüne alarak bizim planlarımız olmalı.”
“KÜÇÜK ÜRETİCİ BU ÜLKENİN HAZİNESİDİR”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tugay, tarımın ve küçük üreticinin önemine de dikkat çekerek, şöyle dedi:
“Küçük üretici bu ülkenin hazinesidir. Ama öyle bir sistem kurdular ki küçük üreticinin kazanmasını, o kazançla yaşamasını istemiyorlar sanki. İş büyük ölçekli işletmelere ve endüstriye gidiyor, küçük üretici yavaş yavaş yok oluyor. Devletin küçük üreticiyi koruması lazım. Korumuyor, Tarım ve Orman Bakanlığı bunu yapmıyor. Belediye o boşluğu dolduracak bir konumda. İzmir’de Aziz Kocaoğlu Başkan zamanında tarım ve üretici desteklenmeye başlandı. Tire, Bayındır, Ödemiş, Bergama gibi pek çok yerde üreticinin ürettiğini kooperatif üzerinden iyi fiyatlarla alan bir sistem kurdular, destekler sağladılar. Birçok insan ayakta kaldı ve üretime devam etti. Bugün de şehrimizin ekonomisine katkıda bulunuyor. Bu çok değerli bir hareketti. Ben bunu büyüterek devam ettirmek istiyorum. Yem, tohum, gübre, mazot desteği ile çiftçilerimizin tarım, hayvancılık yapmasını, üretim potansiyelini artırmasını istiyorum. Önümüzdeki yıllarda bu üretime çok ihtiyacımız olacak. Bunu görmemiz ve planlamayı yapmamız gerekiyor.”
“SAĞLIK HİZMETİ KÖTÜYE GİDİYOR”
Türkiye’nin genel sağlık hizmeti kalitesinde de düşüş olduğunu söyleyen Tugay, şöyle konuştu:
“Ben Tabip Odası’nda yıllarca toplum sağlığı ile ilgili çalışma yaptım. Hocalarımız tıp fakültesinde bizi yetiştirirken; ‘Sizin asıl göreviniz insanların hasta olmamasını sağlamaktır’ derdi. Koruyucu hekimlik hizmeti yapmak önemli. Bunun için kendi alanımızdaki her türlü problemle ilgili olarak insanları sürekli eğitmemiz, önlemler almamız, toplumda o hastalığın artamamasını sağlamak gerekiyor. Ben plastik cerrahi uzmanıyım, bizler deri kanseri ameliyatlarını yapardık. Deri kanseri belirli cilt tiplerinin fazla güneşe maruz kalmasıyla olur. Erken teşhis ile ameliyatla alınır, insanlar iyileşir. Ama bunu bilmeyen bir sürü insan, güneşten kendini korumuyor ya da hastalığın erken evresinde tedavi olmuyor. Deri kanserinden ölen binlerce, on binlerce insan var. Eğer insanları doğru zamanda, doğru şekilde bilgilendirirsek, erken dönemde hastalığı için gideceği merkezler oluşturursak o insanlar hasta olmaz ve hayatlarını kaybetmezler. Bugün Türkiye’de verilen sağlık hizmeti de öyle. İnsanları hastalıktan korumak için değil, hasta olsunlar da gidip hastanelere müşteri olsunlar diye bir sistem var. Açıyorlar özel hastane dünya para kazanıyorlar.”
“ŞEHİR HASTANESİ İÇİN YÜZDE 70 DOLULUK GARANTİSİ”
Bayraklı Şehir Hastanesi için yüzde 70 doluluk garantisi verildiğini ifade eden Cemil Tugay, ” Sahibi devlet değil yapan firma. Yapan firmaya bir sürü işletme verilmiş durumda, ayrıca çok yüksek kira veriliyor. İnanılmaz büyük bir zarar, devlete verdiği zararın tarifi yok o kadar kötü bir sistem. O sistemin en can alıcı yanı şu o hastane yüzde 70 dolu olmak zorunda. Eğer olmazsa devlet farkını veriyor para olarak. O hasta nereden gelecek, işte sizler hasta olacaksınız ki oraya gidin. Bir siyasetçinin, kamu yöneticisinin, devlet adamının bu topluma Atatürk gibi bakması gerekir. Ülkesini, insanlarını sevdiği saydığı anlayışla bakması gerekir” ifadelerini kullandı.
“ÇANTADA KEKLİK” ELEŞTİRİLERİNE YANIT
CHP’ye “İzmir garanti, çantada keklik” eleştirilerinin yöneltildiğini anımsatan Tugay, şunları söyledi:
“Böyle değil arkadaşlar. İzmir gerçekten, Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin, vatanseverlerin, bu ülkenin kıymetini bilenlerin, zamanında bu ülke için burada ilk kurşunu atıp düşmanı buradan düşmanı denize dökenlerin şehri. Buradan kimse halka, devlete, Cumhuriyete zarar verecek karar beklemesin. İşin doğrusu bu. CHP bu anlayışa sahip olduğu için insanlar destekliyor. Biz bunu biliyoruz, biz İzmirliyiz, biz bu toplumun içerisinde bu nefesi alarak, buradan beslenerek yaşadık ve büyüdük. Ben başka partide de siyaset yapabilirdim. Kimse beni zorla CHP’ye üye yapmadı. Ama benim yetiştiğim şehir, beni yetiştiren insanlar, benim gibi düşünen insanlar, babamdan öğretmenlerime, arkadaşlarımdan meslektaşlarıma bu şehrin bütün insanları, biz buna inanarak yetiştik. Dedik ki kendimizi siyasi olarak nerede en doğru konumlandırırız. İşte bu altı oklu bayrağın altında. Mesele bu. Yoksa böyle falanca tüccar gelip de Cumhuriyet Halk Partisi’nde kendi kişisel kazancını artırmak için ya da kariyer yapmak için bu partide siyaset yapmıyor.”
“RÜYALARIMIZDA BİLE BU İŞLE İLGİLENİYORUZ”
Tugay, şehirlerin ve ülkenin sorunlarını çözmeye talip olduklarını da belirterek, “Hepimiz mesleği olan, işinde gücünde, büyük başarıları olan ayrıca kariyere ihtiyacı olmayan insanlarız. Güzel şeyler yapmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Rüyalarımızda bile bu işle ilgileniyoruz. Derdimiz var, sorunumuz var. Birileri bu ülkeyi sömürüyor, insanları kandırıyor, çalıyor, gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. Bunun karşısında siz, biz duracağız. Gün gelecek başka arkadaşlarımız alacak bu bayrağı. Biz bu mücadeleyi vatan için yapıyoruz” dedi.
“GENEL BAŞKANIMIZ TÜRKİYE’DE DEVRİM YAPTI”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Yükümüz ağır ama gençliğimiz var, heyecanımız var” sözlerine atıfta bulunan Tugay, “Bu işleri yapmak bize keyif verecek. Ben de büyükşehirde çalışmanın heyecanını yaşıyorum. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, öyle bir şey yaptı ki; çok dinamik, özel insanları aday gösterdi. Elbette deneyimli tecrübeli insanlar da var. Ama Genel Başkanımız Türkiye’de bir devrim yaptı. Arkadaşlarımız başarılı olacak. Ben de ağabeylik yapacağım onlara. Çağdaş bir yerel yönetimle teknolojiyi kullanacağız. Ne yaparsak bilinçli yapacağız. Yol yapmak var, yol yapmak var. Yaptığımız şeyin 3 ayda bozulması var, ömürlük olması var” dedi.
“URLA HAK ETTİĞİ HİZMETE KAVUŞACAK”
CHP Urla İlçe Başkanı Pelin Karasakal da “2019’dan bu yana bir kayyum süreci ile Urla’da karşı karşıyayız. 31 Mart’ta rekor oyla ilçede yeniden CHP’nin iktidarını kuracağız” dedi. CHP Urla Belediye Başkan Adayı Selçuk Balkan ise “5 yıldır kayyum yönetiminde olan ve unutulan ilçemizi unutmadığınız için teşekkür ediyorum. Urla’nın hak ettiği hizmetleri getirmek için Cemil Başkanımızla, altyapı, üstyapı, kanalizasyon, sinyalizasyon, otopark, trafik hizmetleri, 11 mahalledeki alt yapı hizmetlerine dair çalışmalarımızı tamamlıyoruz. Sadece mahalle mahalle gezip oy istemiyoruz, sorunları da dinliyoruz” diye konuştu.
CHP Urla Belediye Başkan Adayı Selçuk Balkan ve CHP Urla ilçe başkanı Pelin Karasakal ile birlikte Urla Sanat Sokağı esnafını gezip esnafa hayırlı işler dileyen, Urlalılarla konuşan Tugay, sorunları dinledi ve çözüm önerilerini paylaştı. Eski Urla Pratik Kız sanat Okulu olup yenilenmiş haliyle Yılay Hakan Çeken Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi uygulama kafe restoranını gezen Başkan Tugay, öğrencilerin uygulamalı eğitimi hakkında bilgi aldı. Bir esnaf “Doğma büyüme Elazığlıyım. MHP’lilerin içinde büyüdük ama ben CHP’ye oy veriyorum. Sizi destekliyorum yolunuz açık olsun” dedi. Tugay, gezisini Urla Seçim Ofisi ziyaretiyle tamamladı.
]]>Yerel seçimler öncesi çalışmalara hız veren AK Parti Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sami Er, Kuluncak ilçesinde Cumhur İttifakı adayı olan MHP’li Erhan Cengiz’in ilçe seçim bürosu açılışına katıldı. Çok sayıda vatandaşın katıldığı açılışa AK Parti Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci, MHP Malatya Milletvekili Mehmet Fendoğlu, MHP MYK Üyeleri Ömer Ekici ve Eyüp Gönültaş, AK Parti İl Başkanı Namık Gören, MHP Malatya İl Başkanı Gökhan Gök, MHP Kuluncak Belediye Başkanı ve adayı Erhan Cengiz ile çok sayıda partili ve Kuluncaklılar katıldı.
Açılış konuşmalarının ardından söz alan AK Parti Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sami Er, kendilerini büyük bir coşku ve kalabalıkla karşılayan Kuluncaklılara teşekkür ederek 31 Mart akşamı Cumhur İttifakı olarak hem Kuluncak’ta hem de Malatya’da rekor bir oyla seçileceklerini söyledi. Belediyeciliğin canlı bir mekanizma olduğunu ifade eden Sami Er, “Kuluncak Belediye Başkanımız ve adayımız Erhan kardeşimiz ilçede belediyecilikte vatandaşa dokunmadığı yer kalmamış, her alanda güzel işlere imza atmış. Bize çok az iş bırakmış maşallah, ama bizim yapacağımız çok işler var. İnşallah göreve geldiğimizde el birliğiyle beraber sırt sırta vererek yarım kalan işleri de tamamlayacağız” dedi.
Geçmişte Malatya’da İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği görevi esnasında birçok hizmeti ilçe ve köylere götürdüklerini dile getiren Er, “Her kalemde hedeflenenden 4-5 kat fazla iş ürettik. Biz bunu aynı ekipmanla aynı yakıtla aynı insan gücüyle ve aynı personelle yaptık. Şimdi kafamda bir planlama yaptım ve Allah’ın izniyle bu kalemlerde 10 katı işi yapacağız. Erhan kardeşime dedim ki Kuluncaklı hemşerilerimize şunu rahatlıkla söyleyebilirsin. Tüm tarım arazilerine yapılmadık yol kalmayacak, yayla yollarına aynı şekilde yollar yapılacak. Kimin ne talebi varsa onu taahhüt edebilirsin. İnşallah geldiğimizde arazide yolu olmayan yaylalarımız kalmayacak” ifadelerine yer verdi.
“Malatya’yı el birliğiyle ayağa kaldıracağız”
Malatya’nın her bölgesini çok iyi bildiğini ifade eden Başkan Adayı Sami Er, “Malatya’nın her tarafına gitmiş bir kardeşinizim. Tam da bugünlerde Malatya’mıza lazım olan bir tecrübemiz daha var. 5 yıl TOKİ’de başkan yardımcılığı görevinde bulundum. TOKİ’nin her kademesinde bulundum. Şu anda Malatya’nın inşasında en önemli kuruluş olan TOKİ’dir. Aynı zamanda TOKİ’nin iştiraki olan Emlak Konut’ta da yönetim kurulu üyeliğinde bulundum. Şu anda şehrin muhtelif yerlerinde rezerv alanları oluşturulup projesi hazırlanan yerler var. Konutla ilgili her şeyi TOKİ yapacak. Biz de Allah’ın izniyle buralara çok rahatlıkla ulaşıp, konutların sayılarını da arttıracağız. Yine çarşı inşaatınızın bir an önce ayağa kalkması için de hızlandıracağız. Allah’ın izniyle hiçbir endişeniz olmasın. Tecrübeli bir kardeşiniz var, bunu burada iddia ediyorum. Siz bu kardeşinize güvenin. Malatya’yı el birliğiyle ayağa kaldıracağız. Yeniden küllerinden doğacak. İnşallah çok daha güzel işler yapacağımıza emin olabilirsiniz” şeklinde konuştu.
Malatya ve tüm ilçeler ile dayanışma içinde olacaklarını belirten Sami Er, “Allah’ın izniyle biz bütün halkımıza adil, adaletli bir yönetim sergileyeceğiz. Herkese aynı mesafede olacağız. Hiç kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Dolayısıyla bütün kardeşlerimiz, ihtiyaç sahipleri bize aynı mesafededir. Kimin ihtiyacı en fazla varsa öncelikle onun ihtiyacı karşılanacaktır. Cumhur İttifakı’nın Belediye Başkan adayıyım. Elbette geldiğimde bütün Malatya’nın Belediye Başkanı olacağım ama şimdiden diyorum ben Malatya’ya hizmet için geldim, başka hiçbir gayemiz de yok. Sadece ve sadece Malatya’ya hizmet için geldik. Malatya’yı küllerinden yeniden ayağa kaldıracağız. Onun için diyorum ki ben bütün Malatyalıların adayım, bütün Malatyalılardan oy istiyorum. Daha önce Cumhur İttifakı’mızın aldığı oyun çok daha üzerinde bir oy alacağımıza inanıyoruz” dedi.
“Kuluncak’ta Erhan Cengiz’e 5 yıl daha yetki verildiğinde bugüne kadar yaptığı hizmetlerin 10 mislini Sami başkanla birlikte yapacaktır”
AK Parti Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci, Cumhur İttifakının adayı Erhan Cengiz’e 5 yıl daha yetki verildiğinde bugüne kadar yaptığı hizmetlerin 10 mislini Büyükşehir’de Sami Er ile birlikte uyum içerisinde çalışarak yapacağına inandığını belirterek, “Gerek kırsal mahallelerimizde gerek ilçe merkezimizde şehrimizin değişmesi ve dönüşmesi noktasında hep beraber gayret sarf ettik. İnşallah bundan sonra da bu gayretimiz sürecek. İşte Hekimhan-Kuluncak yolu ihalesi de yapıldı, ödeneği de ayrıldı. Çalışmalara hız vererek şehrimize ilçemize ulaşımının sağlıklı bir şekilde yapılmasını hep beraber sağlayacağız” ifadelerine yer verdi.
“Kuluncak’ta 5 yılda önemli projelere imza atıldı”
MHP Malatya Milletvekili Mehmet Fendoğlu ise Cumhur İttifakı olarak yerel seçimlerde Malatya ve tüm ilçelerde en iyi sonuçları alacaklarına inandığını ifade ederek, “Erhan başkanım 5 yıllık süreçte önemli işler kazandırdı ilçemize. İnşallah önümüzdeki 5 yıllık süreçte de sizlerin desteği ile Kuluncak ilçemizde yarım kalan projelerimizi hayata geçireceğiz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından yapılan dua ile Kuluncak ilçe seçim ofisinin açılışı gerçekleştirildi.
Büyükşehir Adayı Sami Er ve beraberindekiler daha sonra Kuluncak ilçesine bağlı Kızılhisar, Ilısuluk, Sultan ve Karaçayır Mahallelerinde vatandaşlarla bir araya geldi. Milletvekilleri ve İl Başkanları ile birlikte kırsal mahalleleri ziyaretinde 31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakı’na destek isteyen Sami Er, göreve geldiklerinde mahallelerin başta yol ve diğer sorunları olmak üzere el birliği ile çözüme kavuşturacaklarını dile getirdi. – MALATYA
]]>CHP Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cevat Öncü, İhlas Haber Ajansı (İHA) Samsun Bölge Müdürlüğü’ne yaptığı ziyarette açıklamalarda bulundu. Başkan olması durumunda hayata geçireceği projelerden bahseden Öncü, özellikle işsizlik, hayat pahalılığı ile mücadele, ulaşım, taşımacılık, Doğu Çevre Yolu, deprem, doğal afetler, turizm potansiyelini kullanabilme, sosyal belediyecilik, kentsel dönüşüm ve 19 Mayıs Stadyumu’nun durumu gibi birçok konudaki fikir ve projelerine açıklık getirdi.
“İlk önceliğimiz işsizlik, ‘seferberlik’ başlatacağız”
Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini devralmaları durumunda yapacakları ilk icraatı ifade eden Cevat Öncü, “Samsun’daki en büyük sorun ve en çok konuşulan mevzu işsizlik ve özellikle genç işsizliği. İşsizliğe karşı ‘seferberlik’ başlatacağız. Bu konuda birçok projemiz var. ‘Enstitü Samsun’ projemizde meslek sahiplerinin üniversite mezunları da dahil yabancı dil, bilgisayar, bilişim gibi donanımlarını artırarak iş bulmalarına yardımcı olacağız. Sanayici ve iş adamları nitelikli eleman bulamadığından yakınırken, bir tarafta da işsizlik var. Büyükşehir Belediyesi olarak önceliğimiz iş ve istihdam konusu olacak” dedi.
“Suya yüzde 50 indirim yapacağız, raylı sistemi uzatacağız, deniz taşımacılığı başlatacağız”
Suya indirim yapacakları, raylı sistemi uzatacakları ve deniz taşımacılığı başlatacakları vaatlerinde bulunan Öncü, “İkinci önceliğimiz ‘hayat pahalılığı ile mücadele’ olacak. Buna da Büyükşehir Belediyesi kendinden başlayacak. Suyun metreküp fiyatını yüzde 50 ucuzlatacağız. Suyu bir ticari ürün olarak satarak ondan para kazanma mantığı, hayat pahalılığıyla mücadele mantığına uymuyor. Biz onu düşüreceğiz. Samsun’da taşımacılık, ulaşım sorunları var, fiyatlar da yüksek, eksikler var. Raylı sistemin ilk etapta doğuda havalimanına, batıda Taflan’a kadar, daha sonra doğuda Terme’ye, batıda 19 Mayıs ilçesine kadar götürülmesi gerekiyor. Yine raylı sistemi otogara ve Şehir Hastanesine doğru da götürmek gerekiyor. Deniz taşımacılığı başlatacağız. Denizde bir yol, altyapı masrafı yok. Karadeniz dalgalı ama OSB’den Taflan’a kadar yapılacak iskelelerle, o iskelelerdeki sosyal donatılarla ve benzer unsurlarla denizi kullanacağız. Bu anlamda şehrin trafik ve ulaşım problemlerinin hafiflemesine neden olur. Ayrıca ulaşımda 0-4 yaş grubu çocuğu olan annelere ulaşım ücretsiz olacak. Öğrencilere ulaşım ücreti bir sabah bir akşam gidiş-dönüş ücretsiz olacak. Daha sonrakiler de düşük ücretli olacak” diye konuştu.
“Doğu Çevre Yolu olmazsa olmazdır, en kısa sürede yapılmalıdır”
Şehrin trafik yükünün azaltılması için Doğu Çevre Yolu’nun önemine değinen Cevat Öncü, “Samsun’un en önemli ihtiyaçlarından biri ‘Doğu Çevre Yolu’dur. Zira Ankara’dan gelen tırlar, otobüsler, kamyonlar, özel araçlar, Samsun’a uğramadan yüzde 80’i Ordu-Trabzon istikametine devam ediyor. Yüzde 20’si batıya gidiyor. Samsun’un Batı Çevre Yolu’ndan önce Doğu Çevre Yolu’nu gündeme alması lazım. Biz göreve gelirsek Doğu Çevre Yolu’nu en kısa sürede projelendireceğiz. Belediyeevleri’nden sonra bir doğal afet olsa Samsun’un havalimanı ve Ordu’ya bağlanan alternatif bir yolu yok. Doğu Çevre Yolu bu nedenle olmazsa olmazdır, en kısa sürede yapılmalıdır” şeklinde konuştu.
“Samsun’un en büyük ulusal güvenlik problemi ‘deprem’dir”
Deprem ve doğal afetlere karşı bir şehir inşa etmek zorunda olduklarını belirten SBB Başkan Adayı Öncü, “Ülkemizin ve Samsun’un en büyük ulusal güvenlik problemi ‘deprem’dir. Kuzey Anadolu Fay Hattı, ilimizden geçiyor. Mutlaka Samsun’u depreme hazır hale getirmek, deprem seferberliği, deprem master planını hazırlamak lazım. Biz bunun çalışmasının zaten yapmıştık. Meslek odalarıyla iş birliği yaparak mutlaka doğa olaylarına karşı dirençli bir Samsun oluşturmak gerekir. Sel su baskınları yılda birkaç kez yaşanır oldu. Bu doğal afetleri önleyemeyiz ama sel ve su baskınlarını önleyebiliriz. Bunların çözümünü planlayıp, hayata geçirmekle çözebiliriz. Kentsel dönüşüm konusunda kuracağımız şirket modelleri ile üst mahallelerde kentsel dönüşümü başlatmamız lazım. Onların çok büyük problemleri var. Doğalgaz bile alamıyorlar. Kentsel dönüşüm planlanmış ama başlamıyor. Belediyemiz, kar amaçlı olmadan vatandaşlar ile anlaşıp birkaç adada birkaç site yapsa oralar çok güzel olur. Bizim vizyonumuz, mesleki bilgi ve birikimimiz Samsun’da karşılık buluyor. Sahada da iyi gidiyoruz. Seçimi kazanacak en güçlü adaylardan birisiyiz ve kazanacağımıza da inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Kent lokantaları, halk ekmek fabrikaları kuracağız”
İl genelinde kurulacak kent lokantaları ve halk ekmek fabrikalarında esnaf ile rekabet etmeyeceklerini, onları da sisteme dahil edeceklerini anlatan Cevat Öncü, “Kent lokantaları, halk ekmek fabrikaları kuracağız. Bunu yaparken fırıncı esnafıyla rekabet etmeyeceğiz. Fırıncı esnafının da içine katılacağı, satış ağı içerisinde yer alacakları halk ekmek fabrikaları kuracağız. Kent lokantasında da lokantacı esnafımızla rekabet etmeyeceğiz. Onları da dahil edeceğimiz ‘kent kartları’ restoranlarla anlaşıp, oralarda kullandıracağız. Samsun 1970’li yıllarda gelişmişlikte 17. sıradaydı. Milli ekonomiden aldığı pay da öyleydi. Bugün ise geldiği nokta 40-45 arası ise o zaman lafa değil, skora bakmak lazım. Tabelaya baktığımızda Samsun bir şeylerden mahrum kalmış demektir. Bu sırayı Samsun’a yakıştırmıyorum. Bu ligde Samsun’un hak ettiği yere gelmesi için 7/24 çalışacağız. Türkiye’nin en büyük tarım ovaları burada ama tarım teknolojilerine dayalı sanayimiz yok. Bunlara model olacağız” açıklamasında bulundu.
“19 Mayıs Stadyumu’nun yeri doğru değil, yerini planlayacağız”
Samsunspor’un maçlarını oynadığı stadyumun konum ve birçok açıdan verimsiz olduğuna dikkat çeken Öncü, “19 Mayıs Stadyumu’nun yeri doğru yer tercihi değil. Havadan partikül yağıyor. Hem hava kalitesi anlamında kötü bir yer hem de ulaşım anlamında doğru bir yer değil. Stadyum, mutlaka eski yerinde yenilenmeliydi. Neden? Yarım saatte yaya olarak büyük bir çoğunluk taraftarın yaya olarak geliyor, yarım saatte ayrılabiliyor, araçla gelenlerin sayısı azdı. Eski yerinde yapılacak olan bir stadyum, 7/24 yaşayabilirdi. Marketi, restoranı, kafeteryası, sineması, tiyatrosu olurdu. Çünkü yaya arterindeydi. Benim projem ve vaatlerim arasında net bir şekilde önce TOKİ ile görüşüp, eski yerine planlamak. Olmadı, Gülsan Sanayi Sitesi içerisinde, o da olmadı uygun bir lokasyonda stat yerini planlayacağız. ‘Bütçesi büyük, büyükşehir yapıp verecek mi?’ deniyor. Hayır, biz sadece planlayacağız. Başkan Yüksel Yıldırım, ‘Yer gösterin ben yapayım’ diyor. Hatta ticari bir yatırım da olur. Biz bunu mutlaka Samsun’a kazandıracağız” dedi.
Projeler
Göreve gelmesi durumunda hayata geçireceği diğer projelerden de bahseden Öncü, şunları söyledi:
“Sosyal belediyeciliği hayata geçireceğiz. Öncelikle belediye olarak güvenilir bir model oluşturacağız. Biz mutlaka Samsun’da 19 Mayıs Haftası etkinliklerini Türkiye’de gündem olacak şekilde yakışır şekilde kutlayıp Samsun’u Karadeniz’de bir yıldız haline getireceğiz. Samsun’u bir AR-GE, teknoloji ve inovasyon merkezi haline getireceğiz. Çok büyük bir turizm potansiyelimiz var. Kuş Cenneti, Akdağ, Vezirköprü Kanyonu ve Tekkeköy Mağaralar gibi görülmeye değer yerlerimiz var. Maalesef Samsun’a gelen turistler buraları görmeden dönüyorlar. Atatürk Anıtı önünde fotoğraf çektirip, pide yiyip gidiyorlar. Samsun’un konaklama tesisleri ile cazibe merkezi haline getirip, turistleri konaklatmak lazım. Turizmden hak ettiği payı alması için Samsun’da yapılacak birçok iş var.” – SAMSUN
]]>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Genel Merkezinde seçim hazırlıklarına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yavuz, 81 ilden gelen partililerle seçim hazırlıklarına yönelik detaylı bir toplantı yaptıklarını söyledi. Şubat 2024’te resmi sandık kurul üyelerini verdiklerini ifade eden Yavuz, “Bir asıl bir yedek. 420 bin kişi teslim ettik. Biz çünkü kusursuz bu işleri hissetmeye çalışan bir partiyiz. Biliyorsunuz aday tesliminde bütün belediyelerde, hem büyükşehir, hem ilçe, hem beldelerde tamamen kusursuz bir şekilde ve eksiksiz bir şekilde zaman diliminde ‘alındı’ belgelerini almak suretiyle yaptık. Ama bir kısım partiler saat 17.00’den sonraya kaldığı için seçime girme hakkını kaybetti. Bunun böyle olmasını istemezdik elbette ama yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının ilinin Saruhanlı ilçesi zamanında veremediği için seçime giremeyecek. Mesela o Saadet Partisi’nden gireyim dedi ama bence oradan da giremeyecek. Neden? Yüksek Seçim Kurulu’nun daha önce vermiş olduğu karar var. Diyor ki bir partiden aday olan bir kişi aynı seçim döneminde o seçim döneminde o ilgili partiyi, mesela Saadet Partisi istifa edip adayı ve öbür aday girmiş olsa bile bu olmaz diye YSK kararları var. Çünkü o bir başka partinin adayı olduğunu ilan etmiş geç de olsa, listeyi geç de olsa verip ilan ettiği için o seçim döneminde olamaz diye bir kararı var. Başka birçok il ve ilçe var, büyük şehirlerde giremeyen, yetişemeyenler var. İllerde var, ilçelerde var, beldelerde var. Biz o duruma düşmemek için çok titiz çalıştık gerçekten. Çok böyle biraz gerginleştik strese de girdiğimiz anlar oldu ama bizim teşkilat mensuplarımızın bu konudaki diri hali, çalışkan, zamanında iş üretme şekli ve bizimde buradaki koordinasyonumuzla çok şükür o halloldu” dedi.
Sadece müşahit olarak 420 bin ve bunların yanında okul sorumlularının ve kat sorumlularının olduğunu aktaran Yavuz, “Bu rakamları şunun için telaffuz ediyorum. Yani söylediğimiz rakamlar rastgele değil. Bir milyon kişi çok aktif rol alacak. İşte o bir milyon kişinin aktif rol almasının altını doldurma adına sadece seçim kurullarına verdiğimiz sayı 400 bin. Sadece müşahit olarak ilk etapta sandıkta görebileceğimiz kişi 420 bin ve bunların yanında okul sorumlusu, kat sorumlusu, çağrı merkezi sorumlusu vesaire dediğimizde ortalama bir milyon oluyor. Bir milyon da lojistik sağlayan var. Onun için 2 milyon toplam teşkilat mensubu arkadaşlarımız o gün çok aktif bir şekilde çalışacak” diye konuştu.
Seçim gününün çok önemli olduğunu söyleyen Yavuz, “Nereden anlıyoruz? 2 milyon kişinin aktif rol aldığı sadece bir partide bir organizasyondan bahsediyoruz. Şimdi 2 milyonu koordine edebilmeniz için o günkü bütün iş ve işlemleri kusursuz gerçekleştirebilmeniz için bir kere bu kitleyi belirlemeniz gerekir. Onları bilgilendirmeniz gerekiyor. Koordinasyon kurgularınızı, çalışmalarınızı oluşturmanız gerekiyor. Bunun için biz sandık rehberlerimizi hazırladık mesela. Müşahit kartlarımızı hazırladık. Kendilerine vereceğiz. Arkasında müşahidin sorumlulukları var sandık rehberimizi hazırladık. Bu süreçte 138 sayılı genelgeyi hazırladık. YSK hazırlıyor sandık başkanlarına veriyor ama biz onu da hazırladık” ifadelerini kullandı.
Sonuç Alım Sistemine girecek çizelgeleri hazırladıklarını açıklayan Yavuz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Biz o gün SAS’la birlikte bütün arkadaşlarımızı belirleyelim, eğitelim, koordine edelim ama bu işi bir sistem üzerinden yapalım. O sistemin adı da sonuç alım sistemi. Sonuç alım sistemine biz Türkiye’de ilk verileri giren partiyiz. Yani bir takım partiler bu anlamda meseleyi anlamadığı için gelişigüzel eleştirilerde bulunuyorlar. Mesela diyorlar ki ‘partinin seçim işleri başkanı açıklama yaptı. Dedi ki ben yedide sonuçları bildim, bana ulaştı. Demek ki YSK’dan veri alıyor.’ Bilmiyorlar ki YSK’ya veri gitmiyor zaten. YSK’ya veri yerinde gitmesi mümkün değil yani. Yavaş yavaş gitmeye başlar. Neden? Yüksek Seçim Kurulu daha doğrusu ilçe seçim kurulu giden bu veriyi YSK topluyor ve partilere vermek suretiyle yayıyor. Niye gitmez? Çünkü sandık sonuç tutanaklarına bağlayıncaya kadar orada saat geçer. Biz halbuki sandık sonuç tutağına bağlanmadan önce bu arkadaşlarımıza teslim etmiş olduğumuz çizelgeleri, daha okurken pusulaları not alıyor daha sandık sonuçlarına geçmeden ikinci okuma yapmadan bizim sisteme giriyor veya bildiriyor biz onun için çok erken biliyoruz. Bütün o yani hem bizim veriyi hem sandık kuruluş tutanağını hem seçim kurulunun partilerle uç paylaşmak suretiyle bize aktardığı o karşılaştırıyoruz. Nerede bir hata varsa o hatayı zamanında düzeltmeye çalışıyoruz. Dedi ki bizim o gün bütün şikayetlerimizi, bütün itirazlarımızı ilgili YSK kararlarını da makbul dilekçelere bağlamak suretiyle belirlediğimiz bir modülü var onun. İtiraz şikayet modülü. O gün öyle manuel bu işi çok hızlı gerçekleştirmeniz mümkün değil diye her şeyi anında o sistem üzerinden, itirazlar ve şikayetleri de yürütmeye çalışıyoruz. Hülasa biz bütün bu çalışmaları bu saatten sonra seçim gününü daha iyi planlayalım. Daha iyi işletelim diye yapıyoruz.”
Partilerin seçim sürecine çok özel hazırlandıklarını belirten Yavuz, “Biz de onu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Diliyoruz ki seçim günü, problemsiz, şaibesiz, şüphesiz hatasız, kusursuz bir gün işlesin. ve diliyoruz ki sandığa milli irade nasıl yansımışsa, bizim en büyük gayretimiz o. Biz sandığa, milli irade nasıl yansımışsa o şekilde sandıktan çıksın ve çıktığı haliyle de doğru düzgün birleştirme tutanaklarının yani ilçe seçim kurulundaki tutanaklara yansısın ve dolayısıyla il seçim kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu’nun verilerine de aynı şekilde net bir şekilde yansımış olsun. Uğraşımız bunun içindir. Biz çok kurumsal bir partiyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız gibi bir liderimiz var. AK Parti’nin teşkilatları gibi arkamızda bir teşkilat var. Onun için biz bu süreçleri hakikaten kurmuş olduğumuz bu sistemin de katkısıyla çok güzel işletiyoruz. Yine öyle olacak inşallah ve 1 Nisan’da, hatta 1 Nisan olmadan, belki seçimden sadece saatler sonra o güzel sonucu biz de almış olacağız. Yer yer de ihtiyatlı bir şekilde çünkü biz aldığımız her sonucu da basın mensuplarıyla paylaşamıyoruz. Çünkü diyoruz ki olur ya biz de hata etmiş olabiliriz. Manipüle olmasın, yanıltılmasın. Başka bir kısım partiler böyle düşünmese de biz bunu düşünüyoruz. Biz aldığımız veriyi genel hatlarıyla aktarmaya çalışırken bir yandan da ilçe seçim kurullarının verisini alalım ve ondan sonra daha sağlıklı ve daha net bilgileri, daha somut bir şekilde basın mensubu arkadaşlarımızla bütün Türkiye’ye aktarmış olalım diye de bir gayretimiz oluyor. Diliyorum ki güzel bir seçim olur. Diliyorum ki ben de AK Parti’nin seçim işleri başkanı olarak diliyorum ki o bir kısım belediyeler, AK Parti belediyeciliğinden biraz uzak kaldı. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere. Bu seçimde inşallah Ankara ve İstanbul başta olmak üzere diğer tüm belediyelerde yine gerçek belediyeciliğin en güzel örneklerini ortaya koyacak bir sonucun sandıktan çıkması da nasip olur diye temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bir basın mensubunun ittifaklarına ilişkin sorusuna Yavuz, şöyle cevap verdi:
“Biliyorsunuz çok titiz bir şekilde yürüttük ve masada konuşulanları da paylaşmadık. Sadece paylaşılanları doğrultma adına veya paylaşılan bilgiler varsa ve eksikse onları tamamlama adına ara ara söz aldık ve söyledik. Diyorsunuz ki biz rahat olalım. İşte kayıt dışı konuşalım. Karşılıklı hangimizin ne düşüncesi varsa masaya koysun ve burada tartışalım sonuçta da neye karar vereceksek öyle karar verelim dediğimiz için o masada olup biteni biz bugüne kadar hakikaten anlatmadık. Dediğim gibi sadece eksik ve aksayan ve birtakım açıklamaların eksik olduğunu düşündüğümüz anlarda tamamlamak üzere yaptığımız açıklamaların dışında. Biz birçok partiyle müzakere ettik ama Milliyetçi Hareket Partisi’yle biliyorsunuz tam bir mutabakat halinde. Yani nerede birlikte olacaksak ona karar verdik. Nerede rekabet edeceksek ona birlikte karar verdik. Büyük şehirlerin tamamında ittifakla gidiyoruz. Diğer şehirlerin bir kısmında ittifakla giriyoruz. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olarak oturduk, tartışıp niye birlikte olabiliyoruz? Niye olamıyoruz? Onları da gözden geçirdiğimiz güzel bir çalışma oldu.” – ANKARA
]]>AK Parti Kırşehir İl Başkanı Seher Ünsal; şehirde her yerde AK Partili belediye başkanlarının eserlerinin görüldüğünü ve CHP’li belediyenin AK Parti döneminde temeli atılan şehir içi otobüs terminaline 5 yılda çivi çakamadığını söyledi. Başkan Ünsal, “Kırşehir’de nereye baksanız AK Parti belediyesinin eserlerini görürsünüz. Kent Park, Masal park, Ahi Külliyesi, terminal, Neşet Ertaş Kültür Merkezi, Cacabey Meydanı, Akıllı Şehir Sistemleri ve şehre kazandırılan belediye tesisleri hep AK Parti belediyesinin eseridir” dedi.
31 Mart 2019 yerel seçimlerinde belediyeyi devralan CHP’li Selahattin Ekicioğlu döneminde bir çok eserin yarım bırakıldığını aktaran Ünsal açıklamasında, “6 yıl önce AK Parti belediyesi tarafından inşaatı başlatılan ancak CHP’li belediye döneminde çürümeye terk edilen eserlerimizden birisi olan şehir içi minibüs terminali ne acıdır ki son 5 yıldır CHP’li belediye tarafından 1 çivi dahi çakılmadan kaldı. CHP’nin çeşitli yalanlar ile gizlemeye çalıştığı; iş bilmezliğin, basiretsizliğin, yolsuzluğun, yandaşa paslanan ihalelerin sadece bir tane örneğini teşkil ediyor. 5 yıldır hiçbir çalışmanın yapılmadığı şehir içi minibüs terminali hakkında Belediye Başkanı Ekicioğlu; kurumsal işleyiş ve yapılan resmi anlaşmalar adeta yok sayılarak yaptığı gayri ciddi açıklama ile ekonomik şartlar nedeniyle firmaların iflas ettiği ve bu yüzden 5 yıldır bu binaların yapılamadığını söylüyor. Biraz araştırma ve aklıselimle işin aslının öyle olmadığı, bu uydurulmuş birkaç cümle ile beceriksizliğin, basiretsizliğin, yönetememenin, yandaşa peşkeş çekmenin üzerinin örtüldüğü anlaşılıyor” diye konuştu.
İhaleler iflas ettiği duyurulan firmalar üzerinde dönmüş
AK Parti İl Başkanı Ünsal, şehir içi minibüs terminalinin bitirileme sürecini ve ihalelerin aynı firmalar üzerinde dönmesini ise şöyle iddia etti:
“Şehir içi Minibüs Terminali Yapım İşi 2021 yılında bir firmaya veriliyor. İhale tarihinde firmanın sahibi M.Ö., adresi ise Bayraklı/ İzmir olarak kayıtlara geçiyor. Ne tesadüftür ki şeffaf ve dürüstlüğü ağzından düşürmeyenler tarafından 2022 yılının Ağustos ayında organize edilen Küçük Ölçekli Hal Binası Yapım İşi ihalesi iflas ettiği söylenen firma ile daire numarasına kadar aynı olan Bayraklı/İzmir adresine kayıtlı olan M.A. firmasına veriliyor. İşin daha vahim durumu ise bu iki firmanın da iflas ettiği geçtiğimiz günlerde CHP’li başkan Ekicioğlu tarafından basın aracılığı ile duyuruluyor. Nasıl bir tesadüfse belediye; geçtiğimiz günlerde ihale ettiği Kılıçlı Köprü Deresi Peyzaj Düzenlemesi Yapım İşi, iflas ettiği duyurulan firmayla göbek bağı olan bir firmaya veriliyor. Bu firma da yine aynı adrese İzmir iline paslanıyor. İflas etti denilen firmanın akrabası olduğu anlaşılan aynı soy isme sahip M.Ö.’ye 64 milyon 500 bin liraya ihale verilmiş oluyor. 3 firma da son 5 yıl içerisinde farklı isimlerle yüksek meblağlı farklı ihalelere tekrar tekrar girmişler.” – KIRŞEHİR
]]>Elazığ’da taksici esnafı, akaryakıt fiyatlarına tepki gösterdi. Nihat Özdemir, “Mazot fiyatları belimizi büküyor. Ülkenin bel direği mazot. Mazottan dolayı bazı arkadaşlarımız işi bırakıyor. İşleri iyi olmayan kenar köşe duraklarda çalışan arkadaşlarımız var. Öyle arkadaşlarımız var ki siftah yapmadan evlerine gidiyorlar mazot pahalı olduğu için” dedi. Emekli maaşı yetmediği için 4 ay önce taksicilik yapmaya başlayan Sedat Kafdağlı ise “İşlerimiz devamlı düşüyor. Ben 4 ay önce günde 5-6 işe giderken şimdi ancak 2 işe gidebiliyorum. Müşteri yok. Gelen müşteri de pazarlık yapıyor” diye konuştu.
Elazığ’da taksici esnafı artan akaryakıt fiyatlarından dolayı iş yapamaz hale geldiklerini söyledi. Sürekli artan fiyatlar karşısında gelir gider dengesi sağlayamadıklarını belirten taksiciler, mazot fiyatlarının sabit kalması gerektiğini ifade ettiler.
“MAZOT FİYATLARI BELİMİZİ BÜKTÜ”
Nihat Özdemir, şunları söyledi:
“Mazot bizi çok etkilemiş. 20 yıllık şoförüm, mazottan dolayı çok sıkıntı çekiyoruz. Müşterimiz azaldı. Ne yapacağız bilmiyoruz. Mazot fiyatlarının düşmesini istiyoruz. Sadece taksici için değil, köylü için de geçerli, otobüs için de geçerli, minibüs için de geçerli. Mazot fiyatları belimizi büküyor. Ülkenin bel direği mazot. Mazottan dolayı bazı arkadaşlarımız işi bırakıyor. İşleri iyi olmayan kenar köşe duraklarda çalışan arkadaşlarımız var. Öyle arkadaşlarımız var ki siftah yapmadan evlerine gidiyorlar mazot pahalı olduğu için. Taksi fiyatları indi bindi ücretleri İstanbul ile aynı. İndi bindi 90 lira, açılış 30 lira, kilometrede 26 lira atıyor ama bunu mecburiyetten yapıyoruz.
“10 BİN LİRA MAAŞ ALAN BİRİSİ NASIL TAKSİYE BİNSİN?”
Mazot pahalı olduğu için vatandaşa da hak veriyoruz. Biz de haklıyız vatanda da haklı. Öyle insan var ki 10 bin lira emekli maaşı alıyor. 10 bin lira alan insan nasıl taksiye binsin? Mazot sabit kalsa biz de fiyatı sabit bırakacağız. Bu hükümet başa geleli beri insanlar perperişan. İlk bir dönem çok iyiydi. Ben kötü bir şey söylemiyorum. Ben geldim burada çalışayım ki evime ekmek götüreyim. Doğruları konuşuyorum. Adam zammı vermiş mazota. Neden; insanlar mecburen alacak. Mazota zam, sigaraya zam, içkiye zam, gıdaya zam. Her şeye zam. İnsanlar aç kalacak yoksa. Mecburen alıyorlar çünkü günümüzde her şey mazotla dönüyor. İnsanlara yazık günah. İnsanları kandırıyorlar, seçimden seçime geliyorlar; ‘bize oy verin düzelecek’ diyorlar. İnsanlar da veriyor oylarını. Seçim bitiyor. İnsan sonra başlıyorlar zamlara.”
“GELİR GİDER DENGEMİZ ALT ÜST DURUMDA”
Feramuz Çiftçi ise şunları söyledi:
“Akaryakıta gelen zamlar bizi bayağı etkiledi. Bütün taksicileri etkiledi. İşlerimiz düştü. İş yok güç yok. Arabaların parçaları pahalı. Sanayiye gidiyoruz. Giderlerin altından çıkamıyoruz. Geçim sıkıntısı bayağı zorlaştı. Hayat şartları zorlaştı. Nasıl anlatayım, geçim zorlaştı bir ekmek 8 lira oldu. Bu devirde kıt kanaat geçiniyoruz. Gelir gider dengemiz alt üst durumda. Araç muayeneleri yine öyle. Kazancımız alacağımızı karşılamıyor bu durumda. Alacağımız araba parçalarını karşılamıyor.”
“EMEKLİ MAAŞIYLA GEÇİNEMEDİĞİM İÇİN TAKSİCİLİĞE BAŞLADIM”
Sedat Kafdağlı da şöyle konuştu:
“Ben 4 aydır çalışıyorum. İşlerimiz devamlı düşüyor. Ben 4 ay önce günde 5-6 işe giderken şimdi ancak 2 işe gidebiliyorum. Müşteri yok. Gelen müşteri de pazarlık yapıyor. Müşteri sıkıntımız var. Zaten müşteri de yok. Mazot fiyatları en büyük sıkıntımız. Günden güne artıyor. Bir aldığımız yakıtı ikinci gün alamıyoruz. Depoyu dolduramıyoruz. Bayağı etkileniyoruz. Derdimiz sadece yakıt da değil her şeye zam geldi. Çok sıkışık durumdayız. Yapacak bir şeyimiz yok. Emekliyim, emekli maaşıyla geçinemediğim için taksicilik yapıyorum.”
]]>
CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, “Ekonominin böylesine kötü gittiği bir dönemde sarayda bir günde 33,6 milyon TL harcanıyor. Hani emeklilere bir asgari ücret tutarındaki ödemeyi çok gördüler ya sarayda bir emekli maaşını kırk saniyede harcıyorlar.” dedi.
Seçim çalışmalarını İzmir Karabağlar’da sürdüren CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, CHP Karabağlar Belediye Başkan Adayı Helil Kınay ile Esendere Seçim Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret etti. Nazlıaka ve Kınay, seçim ofisinde kadınlarla biraraya geldi.
Ziyarette konuşan CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, Türkiye’nin değiştiğine ve değişime ayak uydurmak için eşitliği inşa etmenin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Kimsenin bizden olan olmayan diye ayrımcılığa uğramaması için kutuplaşmanın sona ermesi için, siyasetin birleştirici ve iyileştirici gücünü yeniden hissettirebilmek için bugün buradayız. Çünkü öyle bir dönemden geçiyoruz ki arkadaşlar her alandaki eşitsizlikler giderek derinleştiriliyor. Yoksulun daha yoksul, zenginin daha zengin olduğu bir düzen kuruluyor altta kalanın canı çıksın isteniyor. Çocuklarımıza bir öğüncük bile ücretsiz olarak verilmesi istenildiğinde çok görülüyor. Kadınlar sokak ortasında ya da kendilerini en güvenli hissetmeleri gereken yerde yani evlerinde şiddete maruz kalıyor. İşçimiz, emekçimiz, emeklimiz, açlık sınırının altında bir hayata mahkum ediliyor.
“SARAYDA BİR EMEKLİ MAAŞINI KIRK SANİYEDE HARCIYORLAR”
İşsizlik ise neredeyse olağan kabul edilir hale geldi. ve üstelik bugün iş sahibi olanlar da acaba yarın işini kaybeder miyiz korkusu yaşıyor. Kaldı ki bugün Türkiye’de kayıt dışı çalışma halen çok yaygın. O yüzden çalışanlarımızın bir sosyal güvencesi de yok. Asgari ücret ortalama ücret haline gelmiş durumda. ve böylesine ekonominin kötü gittiği bir dönemde sarayda bir günde 33,6 milyon TL harcanıyor. Hani emeklilere bir asgari ücret tutarındaki ödemeyi çok gördüler ya sarayda bir emekli maaşını kırk saniyede harcıyorlar.
“SOSYAL DEMOKRAT BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINA DAHA FAZLA İHTİYAÇ VAR”
Zorlu bir dönemden geçtiğimizi tespit edelim. İşte böyle bir aşamada Cumhuriyet Halk Partisi’ne her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var Cumhuriyet Halk Partisi’nin eşitlikçi politikalarına, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek mantığıyla yoksul, ezilenlerin yanında olan, sosyal demokrat belediyecilik anlayışına daha fazla ihtiyaç var. Çocukların, kadınların, engellilerin toplumun tüm dezavantajlı kesimlerinin, romanlarının her kesiminin yanında olan bir Cumhuriyet Halk Partisi’yle yerelden başlayan dönüşümün genelde de devam edeceğine dair hepimizin yüreğinde çok güçlü bir inanç var”
“TARİHİN EN CİNSİYETÇİ MECLİSİNİ OLUŞTURDULAR”
Konuşmasında AKP hükümetini hedef alan Nazlıaka, “Öylesine bir meclis oluşturdular ki tarihin en cinsiyetçi meclisi. Kadınların sahiplenilmesini iddia edenlerden tutun, domuz bağcılara, insanları diri diri evinin altına gömenlenlere, Gaffar Okan’ın katilleri olan Hizbullah örgütünün Siyasi uzantısı olan Hüdapar’ı meclise soktular. Öylesine bir meclis oluşturdular ki çok eşliliği savunan milletvekilleri var. Kadınların görüntüsüne dahi tahammül edemeyip silüet olarak görselinin yayınlanmasını isteyen milletvekilleri milletvekili adayları var. Işte bizler bu anlayışı hep birlikte reddediyoruz değerli arkadaşlar. Devletimiz giderek bu gerici zihniyetin karanlığında boğulmak isteniyor. İstanbul’un göbeğinde hilafet çağrıları yapılıyor. Adalet sarayı ortasında şeriat sloganları atılıyor. ve yetmiyor Konya’da yaşasın şeriat pankartları asılıyor. Yetmiyor Hizbullahın Milli Eğitim Bakanlığı içerisindeki uzantısı olan bir yapılanma adına, ‘peygamber sevdalıları platformu’ diyerek daha da istismar etmeye kalkmışlar dinimizi. Bu yapı Diyarbakır’da surlara şeriat istiyoruz. Şeriat adalettir. Şeriat hürriyettir gibi gerçek dışı pankartlar asıyor. İşte bunların bu cesareti nereden aldıklarını çok iyi biliyoruz. ve bunların bu laiklik düşmanlarının hedefinde öncelikle kadınlar olduğunu da hepimiz gayet iyi biliyor, onları çok iyi tanıyoruz.
“KADIN ADAYLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ”
Neden laiklik düşmanlarının hedefinde kadınlar vardır. Çünkü kadın dönüştürücü güce sahiptir. Çünkü kadın üretkendir. Çünkü kadın cesurdur. O yüzden hedeflerinde kadınlar var. O yüzden hedeflerinde laiklik var. Işte biz böyle bir dönemden geçerken Türkiye’nin birçok büyük şehrinde, ilinde, ilçesinde, beldesinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kadın adaylarımızla gurur duyuyoruz. ve bugün tüm kadın adaylarımızın kazandığı koşulda her dört buçuk kişiden birisini kadınlar yönetecek arkadaşlar. On dokuz milyon nüfuslu bir seçmen bölgesini yönetecek kadın adayımız var. İstanbul’da Bakırköy, Maltepe gibi Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin olduğu yerlerde. İzmir’de Karabağlar gibi, Konak gibi, Çeşme gibi birçok Cumhuriyet Halk Partili belediye olduğu yerde kadın adaylarımız var. ve bizler biliyoruz ki bu kadın adaylarımızla bir kez daha bu ilçelerimize, bu illerimize beş büyük şehrimize Cumhuriyet Halk Partisi bayrağını dikeceğiz Özellikle buralarda sandıkları patlatacak arkadaşlar. Karabağlar’da da İzmir’de de tüm Türkiye’de de büyük bir iddiayla geliyoruz işimiz, gücümüz Türkiye, işimiz gücümüz Karabağlar diyoruz” diye konuştu.
“KADINLAR EŞİTLİĞİN HAYATLARINA NASIL YANSIDIĞINI GÖRÜYORLAR”
Nazlıaka konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Neden bu dönemde daha fazla kadın belediye başkanına ihtiyaç var? Birkaç cümleyle bunu da özetlemek isterim. Çünkü Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından yönetilen yerlerde ayrımcılık yok. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından yönetilen yerlerde kadınlar eşitliğin, özgürlüğün, adaletin hayatlarına nasıl yansıdığını görüyorlar. Örneğin açılan kreşlerle, açılan otizm merkezleri, alzaymır merkezleri, gündüz bakım evleri, yaşlı evleri, engelli evleri, mola merkezleri ve daha adını sayamayacağım birçok hizmetle kadınlar özgürleştiriliyor. Aynı zamanda kadınlara meslek edinme kursları veriliyor. Kadınların istihdama katılımı için eğitimler veriliyor. Kadın kooperatifleri kuruluyor ve kadınların hayatın her alanında eşit olabilmesi için politikalar üretiliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı bir bütçe ayrılıyor. ve aynı zamanda cinsiyet kodlarından ayrıştırılmış istihdam politikalarıyla kadın zabıtalar, kadın itfaiyeciler, kadın otobüs şoförleri, kadın gemiciler Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde istihdam edilerek kadının her alanda çalışabileceği, erkek işi, kadın işi diye bir ayrımın olmadığı da çok net bir şey gösterilmiş oluyor”
“KADINI YOK SAYANLARA, KARABAĞLAR’DAN KADININ GÜCÜNÜ GÖSTERECEĞİZ”
Seçim çalışmalarına hız kesmeden devam eden CHP Karabağlar Belediye Başkan Adayı Helil İnay Kınay ise “”Bizler Karabağlar’da bir arada başladığımız yolculuğumuzda burada gördüğümüz göremediğimiz tüm kadın arkadaşlarımız, örgüt emekçilerimizle birlikte sahada gece gündüz demeden 1 Nisanın hazırlığını yapıyoruz. Karabağların her yerinde kadın eli değdiğini, kadınların emeği olduğunu, her yerinde emeğin, hakkın, çağdaş ve aydınlık Türkiye’nin geleceği olduğunu biliyoruz. Bizler biliyoruz ki Karabağ’ın her yerinde eli olan, emeği olan dünyanın yarısı olan, göğün yarısı olan kadınlar Karabağlar’da da seçim zaferinin yarısından fazlası olacaklar. En büyük emekçisi olacaklar. ve biz kadını görmek istemeyenlere, kadını yok sayanlara, kadının varlığını görmeyenlere, Karabağlar’dan kadının gücünü de, sesinide, İzmir ve Türkiye’nin her yerinde değişimde kadının elinin değdiğini birlikte göstereceğiz” diye konuştu.
Esentepe Seçim Kordinasyon Merkezi ziyaretinin ardından Kınay ve Nazlıaka Karabağlarda esnaf ziyareti gerçekleştirdi.
]]>“Oy rekoruyla geliyoruz. Oy rekoru niye kırılır? Yaptığın asfaltlara, kavşaklara kimse bakmaz. Önce yaptığın işe bakarlar namuslu dürüst yapıyor mu, insanları ayırıyor mu. İnsanların gönlüne öyle girilir. İnsanların gönlüne girmişiz ki, bugün yüzde 60 oyla geleceğiz inşallah.” diye konuştu.
“Ulaşım esnafı olarak sizler de Ankara’da bizim mesai arkadaşlarımızsınız. Dolayısıyla Ankara halkına hep birlikte hizmet ediyoruz.” ifadeleriyle katılımcılara seslenen Yavaş şöyle devam etti:
“BİZİM BÜTÜN DERDİMİZ ESNAFIN, ÇİFTÇİNİN AYAKTA KALMASI”
“İlk önce en kritik dönemde pandemiyle karşılaştık. Pandemide hükümet o gün, ‘her şeyi biz yapacağız siz karışmayın, maskeyi de biz dağıtacağız. Yardımları da biz toplayacağız’ dedi. Ama baktık olmuyor hemen devreye girdik . Ankara’da darda kim varsa evde oturanlarından, iş yerleri kapandığı zaman esnafa kadar hepsini nasıl ayakta tutabiliriz diye uğraştık.
Bir gece birden bire sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Pazarcının malı elinde kaldı.’Ne yapacağız’ diye düşünürken, onların kara kara düşünmesine fırsat kalmadan bir mesajla o ürünlerin hepsini satın alacağımızı duyurduk. Gece rahat uyumalarını sağladık. Terzilerimiz evinde kaldı. Maskeleri onlara diktirdik.
Şimdi de sosyal destekleri yaparken bir esnaftan almak yerine verdiğimiz Başkent Kart ile Ankara’daki tüm manavların, kasapların, bakkalların, kırtasiyecilerin cebine para giriyor. Bir ara kömürü, gübreyi, tohumu toptan alıyorduk. Şimdi kartlara yüklüyoruz. Gidip esnaftan kendileri satın alıyorlar. Dolayısıyla bizim bütün derdimiz esnafın, çiftçinin ayakta kalması. Gerçek belediyecilik budur. Kapanan her dükkan, tezgah belediyeye gelen özgeçmiş demektir.”
“BELEDİYECİLİKTEN ANLAMIYORLAR”
Ak Parti belediyeciliğini eleştiren Yavaş, şunları söyledi:
“Belediyecilikten anlamıyorlar. Yaptıkları betonların, plastiklerin ömrü iki ay. Bir alt geçit yaparsınız üç ay sonra herkes unutur. Ama önemli olan, belediye dediğin zaman doğumundan ölümüne kadar kentte yaşayan her insanın dertleriyle ilgilenen kurumdur. Bunun içerisine eğitim girer, sağlık girer, esnaf girer, iş dünyası girer, işsizler girer, işçiler girer.
Benim belediyecilik anlayışım şu; darda kim varsa hızır gibi yanında olmak. Gerisi boş. Anlamıyorlar; beton arıyorlar, plastik arıyorlar. Onu da onlardan fazla yaptık. Ama bunları adına ben hizmet demiyorum.”
“TÜRKİYE’DE BENZERİ OLMAYAN BİR ŞEKİLDE DESTEKLERDE BULUNUYORUZ”
Yavaş, konuşmasına şöyle devam etti:
“En büyük projemiz Ankara halkını zengin etmek demiştik. Çiftçilerimize yardım ediyoruz. Aç ve açıkta bırakmayacağız demiştik. Türkiye’de benzeri olmayan bir şekilde desteklerde bulunuyoruz. Destek alan ailelerin çocukları da yaşıtları gibi aynı şartlarla hayata başlasın istiyoruz. Belediyecilik budur. Yoksa oraya iki tane plastik, beton kimsenin işine yaramaz.
“ASLA YÜZÜSTÜ BIRAKAMAYIZ”
Bütün Türkiye’de gördük ‘çılgın’ projelerini. İkide bir zam geliyor, başkanlar, valiliğin önüne gidemiyorsunuz, Ak Parti’nin önüne gidemiyorsunuz, hükümetin önüne gidemiyorsunuz. ‘Bu zamlar ne’ demiyorsunuz. Enerji Bakanlığı’nın önüne gidip ‘şu ÖTV’yi kaldırın ulaşımdan’ demiyorsunuz, diyemiyorsunuz. Ama koşa koşa belediyeye geliyor, ‘hadi Mansur baba’ diyorsunuz. Evet. Elbette destek olacağız. Sizlerin de aileleri var. Geçindirmek zorunda olduğunuz insanlar var. Asla yüzüstü bırakamayız tabii ki destek olacağız.
“ANKARA’NIN TÜMÜNÜ İLGİLENDİREN KONULARDA SİYASET OLMAZ”
Mecliste sayımız az olabilir ama Ankara’nın tümünü ilgilendiren konularda siyaset olmaz. Bugüne kadar bir Allah’ın kuluna partizanlık yaptığımı gördünüz mü? Bir kişiyi ayırdığımızı gördünüz mü? Herkes bizim kardeşimiz. Oy versin vermesin herkesin iradesine saygı duyacağız. Dolayısıyla değerli hemşehrilerim, beş yıldır gördünüz. Herkesi kucakladık. Hiç kimsenin hiçbir şeyine bahane bulmadan herkese bir şekilde yardımcı olmaya çalıştık. Olmaya da devam edeceğiz.
“YÜZDE 60 OYLA GELECEĞİZ”
Oy rekoruyla geliyoruz. Oy rekoru niye kırılır? Yaptığın asfatlara, kavşaklara kimse bakmaz. Önce yaptığın işe bakarlar namuslu dürüst yapıyor mu, insanları ayırıyor mu. İnsanların gönlüne öyle girilir. İnsanların gönlüne gimişiz ki, bugün yüzde 60 oyla geleceğiz inşallah. Dolayısıyla doğru belediyeciliği kimin yaptığını gösteriyor.
Sonuç itibariyle, siz Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne mensup insanlarsınız. Elbette ki prblemlerinizi beraber çözeceğiz. Daha iyi şartlarda yaşamanız için elbette Ankara Büyükşehir Belediyesi her zaman yanınızda olacaktır.
Sizler için en iyisi ne ise, belediyeye en az zarar veren ne ise ona hep birlikte karar vereceğiz. Davetiniz için çok teşekkür ediyorum.”
]]>ABB aşkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, Gölbaşı Belediye Başkan Adayı Yakup Odabaşı ile CHP Keçiören Belediye Başkan Adayı Mesut Özarslan için yurttaşlardan oy istedi. Yavaş, şunları söyledi:
“Keçiören’in hak ettiği hizmetlerin kavuşturmanın zamanı geldi öyle mi? Bir yönetici kimseyle küs olamaz, herkesin verdiği oya saygı duyar, vatandaşın takdiri neyse ona saygı duyar. Bizler seçildiğimizden itibaren kimseyi ayırmadan, hangi ilçe kime oy vermiş, vermemiş bakmadan çalışmaya başladık. En fazla eleştirdiğimiz konu nereden çok oy alırsam oraya hizmet ederim anlayışı…Ankara’nın tümünü kucakladık. Tüm muhtarlar, tüm ilçeler hiçbirisi bizim ayrım yaptığımızı söyleyemezler, böyle bir ayrım yapmak bize yakışmaz.
Ankara’nın 232 köyünde kanalizasyon yoktu, bunların 150 kadarını yaptık geri kalanını tamamlayacağız. Şimdi bir köyde kanal açıktan akıyor, orada çocuklar oynuyorsa, kime oy verdiğinin ne önemi var. Önemli olan çocukların sağlığını korumaktır. Onlarca yıldır suyu olmayan köyler vardı, bunların da büyük çoğunluğunu yaptık. Neden yapmadılar? Çünkü oralara yapılan yatırımlar görülmez dediler.
“RAKİBİMİZ İŞE GELİR GELMEZ HEM DE KENDİ PARTİLİSİ 600 KADAR İŞÇİYİ İŞTEN ATTI”
Korkuttular, dediler ki ‘İşçileri atacak…’ Bir tek kişiyi atmadık ama rakibimiz işe gelir gelmez hem de kendi partilisi 600 kadar işçiyi işten attı. Yuh yok, sandıkta cevap vereceğiz. Artık kimseyi ayırmayan, çalışan işçileri bir mesai arkadaşı olarak gören bir arkadaşımız Keçiören’i yönetmeye geliyor. Bütün ihaleleri açık, canlı yayınlayacak. Çıkacak hesabını verecek.
Proje yapıyorum diye Ankara halkının parasını çöp projelere asla yatırmıyoruz. Bu paralar zorlukla kazanılan paralar, alın teriyle kazanılan paralar, bize emanet edilen bu paraları kendi cebimizdeki parayı nasıl harcıyorsak öyle harcamalıyız.
“İNŞALLAH ANKARA BÜYÜKŞEHİRİ ÇOK BÜYÜ BİR FARKLA KAZANIYORUZ”
Dediler ki ‘Sosyal yardımlar’ kesilecek…Her gittiğim yerde diyorum ki 5 yıldır beni çakarlı araçlarda görmediniz, konvoy halinde görmediniz. Kaç kez geldik gittik, bir minibüs, bir şoför, bir koruma…5 yıldır hiçbir yerde kendi fotoğrafımızı asmadık. Rakibim demiş ki; ‘5 yıldır görmediğimiz fotoğraflar şimdi asılıyor.’ Evet, seçim zamanı asıyoruz ama 5 yıldır sizin gibi sağa sola sürekli fotoğraflarımızı asıp Ankara halkının tertemiz parasını bunlara harcamadık. Keşke siz de öğrenseniz, Ankara halkının paralarıyla reklam yapmayı bıraksanız. Ama artık o iş bitiyor, inşallah Ankara Büyükşehiri çok büyü bir farkla kazanıyoruz, artık bundan sonra bu şekilde halkın parasını harcamayanlar gelecek.
“ÇALIYOR AMA ÇALIŞIYOR DENEN ZİHNİYETİ TOPRAĞIN ALTINA GÖMDÜK”
Mal beyanımı açıkladım, her şeyimiz açık. Bütün adaylar açıklasın, herkes görsün göreve gelmeden önceki servetini, göreve geldikten sonraki servetini herkes görsün. Artık Ankara’nın kaldırımlarından kini ve nefreti ortadan kaldırdık ‘Çalıyor ama çalışıyor’ denen zihniyeti de toprağın altına gömdük.
“ANKARA’DA DEĞİL DE NEREDE YAŞIYORSUNUZ SİZ 3 YILDIR”
Keçiören’de destek ihtiyacı olan 50 bin aile var, Keçiören Belediyesi bunu görmüyor, 5 bin kişi destek listesinde var. 50 bin kişiyi nasıl görmezsiniz, uzun süre belediye başkanlığı yapıyorsunuz değil mi? Biz bu destekleri yapmayı başladık, 15 gündür ‘Ben size Başkent kart vereceğim içine para yükleyeceğim, istediğiniz yerden harcayacağım’ diyor, 3 yıldır yapıyorum ben bunu, Ankara’da değil de nerede yaşıyorsunuz siz 3 yıldır? Bugün adı değişmiş Ankart yapacaklarmış, başkent kart yerine başkent kelimesinden rahatsız mı oldunuz? Burası Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentidir.”
ANKARA’DAKİ BÜTÜN BELEDİYELERİ KAZANALIM, BELEDİYE MECLİSİMİZDEKİ ENGELLER KALKSIN”
Geçen dönemde belediyeyi kazanmamıza rağmen maalesef meclis üyeliğinde sıkıntı çektik, 148’de 40 kişiydik. Şimdi istiyoruz ki Ankara’daki bütün belediyeleri kazanalım, belediye meclisimizdeki engeller kalksın doya doya bütün Ankara’ya hizmet edelim istiyoruz.”
]]>Antalya’da ziyaretlerini sürdüren Ersoy, Gazipaşa Belediye Kültür Merkezi’nde, sivil toplum kuruluşları ve AK Parti’nin mahalle başkanlarıyla bir araya geldi.
Yeni bir seçimin arifesinde olduklarını ve seçimlerin demokrasinin şöleni olduğunu anlatan Ersoy, “Seçimlerde partiler, adaylar, milletin kantarında tartılır. Sonunda da seçmen, adaylar arasında tercihini kullanır ve yönetim yetkisini tevcih eder. Bu yarışta, müktesebatı zengin, geçmişi hizmet ve eserlerle dolu, bütün bunların yanında da vatandaşın gönlüne ve aklına hitap edebilenler halka hizmet onuruna erişirler.” diye konuştu.
Halkın nabzını tutmada gönüllü kuruluşların, meslek odalarının katkısının tartışılmaz olduğuna dikkati çeken Ersoy, bu buluşmalarda hasret giderdiklerini, sahanın sorun ve talepleri konusunda ilk elden bilgiler alabildiklerini söyledi.
Bu buluşmaların politikaları geliştirirken değişik yaklaşımları fark etme ve buna göre revizeler yapma imkanı tanıdığını aktaran Ersoy, “Çiftçimizi, işçimizi, esnafımızı, iş insanımızı, toplumun her kesimini dinliyoruz. Sonra da milletimiz bizden ne istiyorsa onun gereğini yapıyoruz. Zaten AK Parti belediyeciliğinde de köklü partimiz Milliyetçi Hareket’in geleneğinde de ayrımcılığa, ayrıştırmaya hiçbir zaman yer olmamıştır. Halkımızdan aldığımız yetkiyi, yine vatandaşlarımızın her biri için ayrımsız kullanırız, kullanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Gazipaşa’nın sorunlarını, beklentilerini biliyoruz”
Ersoy, seçimler öncesinde yerel yönetimlerde görevde oldukları ve olmadıkları her yerde projelerini anlattıklarını belirterek, yönetimine talip oldukları her kente dair hayallerini ve projelerini aktardıklarını bildirdi.
Gazipaşalılarla gönül bağlarının güçlü olduğunu anlatan Ersoy, şunları kaydetti:
“Gazipaşa’nın sorunlarını, beklentilerini biliyoruz. Gerek yerel yönetimin uhdesinde olan konularda, gerekse merkezi yönetimle birlikte yürütülecek konularda mevcut duruma ve yapılması gerekenlere vakıfız. İlçemizde ilkokul ve ortaokul ihtiyacının farkındayız. Hem yeni okullar hem de mevcut okulların bakım onarımı konusunda gerekli çalışmaların yürütüldüğünü biliyorum. Ben de bu konuda Milli Eğitim Bakanımız ile görüşeceğim. Ama biliyorsunuz tüm kaynaklarımızı ‘Asrın Felaketi’nin yaşandığı deprem bölgesine yönlendirdik. O bölgeye bir öncelik sağlıyoruz ama peyderpey sizlere de hizmet ulaştıracağız.”
Ersoy, Gazipaşa’da nitelikli tarım yapıldığını ve bunu desteklediğini, bununla birlikte tarım ürünlerinin pazarlanması ve lojistiği konusunda sıkıntıların farkında olduklarını dile getirdi.
Yol yapımı, bakımı ve diğer altyapı şikayetlerinden haberdar olduklarını, imar işleri alanında da beklentilerin olduğunu ifade eden Ersoy, şöyle konuştu:
“Sıkıntıların farkındayız. Biliyorsunuz, bu düzenlemeler yerel yönetimlerden geçiyor. Büyükşehir ile ilçe belediye uyumu söz konusu olduğunda çok daha etkin, verimli neticeler alınabiliyor. Bu nedenle bizim Büyükşehirde Hakan Tütüncü’ye, Gazipaşa’da da Mustafa Aksoy’a mührü emanet etmemiz gerekiyor. Başkanlarımın planları, projeleri hazır. Gazipaşalı hemşehrilerimizin teveccühüyle inşallah başkanımız ve ekibi 1 Nisan’da işinin başında olacak. Sıkıntılarınıza çözümler geliştireceğiz. İnanç oldu mu tekeden süt çıkar. Bu ekip, bu kadro işinin ehli.”
“Gazipaşa Havalimanı geliştirilecek”
Arkeolojik alanların ihyası konusunda önemli projelere imza attıklarını hatırlatan Ersoy, Side, Phaselis, Olympos ve Alanya’daki Syedra’ya çok önemli kaynak aktardıklarını ve aktarmaya devam ettiklerini söyledi.
Gazipaşa’daki Antiochia ad Cragum Antik Kenti’ni ziyaret ettiğini anlatan Ersoy, “Oraya da yeni koordinatör kazı başkanı atayarak 12 aylık kazı projesini başlattık. Çok kısa sürede alandaki değişimi fark edeceksiniz. Bunun yanında Selinus’ta çevre düzenleme projesini hazırladık. Bu yılın ilk yarısında orayı düzenlemiş, turistik ziyarete uygun hale getirmiş olacağız. Yine Gazipaşa Havalimanını önemsiyoruz. Gazipaşa’nın turizm gelirlerinden daha da fazla pay alabilmesi için geliştirilecek.” diye konuştu.
Gazipaşa’nın turizmde çok daha iyi noktalarda olabileceğine işaret eden Ersoy, bakanlık olarak ellerinden geleni yaptıklarını kaydetti.
Bakan Ersoy, burada yerel yönetime de düşen görevlerin olduğunu vurgulayarak, Gazipaşa Belediyesinde de işbaşına geldiklerinde çok daha iyi noktalarda olacaklarını sözlerine ekledi.
]]>Bakan Işıkhan Manisa’da “İş-Pozitif” Kadın İstihdamı Projesi toplantısına katıldı
MANİSA – Manisa’da düzenlenen “İş-Pozitif” Kadın İstihdamı Projesi Bölge Toplantısına katılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “Önümüzdeki ay açıklanacak 2023 yılı verilerinde, hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek işgücüne katılım ve istihdam oranları beklenmektedir. Aynı şekilde tüm diğer göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağını işaret etmektedir” dedi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, kadın istihdamının artırılması için başlatılan İş Pozitif Fuarının Manisa’daki toplantısına katıldı. Manisa’daki bir otelde düzenlenen programda kadınlar salonu doldurdu. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, belediye olarak kadın istihdamına yönelik çalışmalarını anlattı. Kadınların iş hayatında ve üretimde var olmaları için çaba harcadıklarını kaydeden Ergün, açtıkları kurslar ve destekleriyle kadınlara verdikleri değeri gösterdiklerini söyledi. Manisa Valisi Enver Ünlü de, kentte kadın kooperatif sayısının 15’e ulaştığını, kadınların üretim ve istihdamda kendilerine yer edinebilmeleri için çalıştıklarını açıkladı.
Kadınlara seslenen Bakan Işıkhan, Türkiye’nin kadınları adına önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini söyledi. Bakan Işıkhan, “Bugün itibariyle ülke çapında bir seferberliğe dönüşmesini arzu ettiğimiz yeni projemizi tüm bölgelerimize ve 81 ilimize duyurmak üzere Türkiye turuna çıktık. Allah nasip ederse her hafta bir bölgemizde olacak şekilde 7 bölgemizin tamamında bu toplantılarımızı gerçekleştireceğiz. Manisa, gerek sanayisiyle, gerek ticaretiyle, gerek tarımıyla Türkiye’nin en parlak şehirlerinden biri. Bunun yanında; bir şehrin kalkınmasının en önemli faktörlerinden olan gerçek belediyecilik anlayışına sahip, Manisa’ya vizyon katmış bir belediye başkanı var. Önümüzdeki süreçte, hayata geçireceğimiz yeni proje ve uygulamalarla, özellikle 31 Mart seçimleri sonrasında Cumhur İttifakından çıkan; büyükşehir ve ilçe belediyelerimizle Manisa’da çok güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
Kadın istihdamına büyük önem verdiklerini dile getiren Bakan Işıkhan, “Türkiye olarak bizim 21 yıldır üzerinde hassasiyetle durduğumuz, gelecek hedef ve vizyonumuzun temel argümanları arasında yer alan bir konudur. Geleceğin güçlü Türkiye’sine giden yol, kadın erkek her bir insanımızın sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde imkanı ölçüsünde yer aldığı ve katıldığı topyekun bir seferberlik şuurundan geçmektedir. Bu sebeple, geçmişten günümüze binlerce yıldır olduğu gibi önümüzdeki yüzyılda da kadınlarımızın gücüne, desteğine ihtiyacımız var. Biz kadını baş tacı yapan bir inancın ve kültürün mirasçılarıyız. Binlerce yıllık tarihimizde ve ülkemizin kuruluş yıllarında olduğu gibi son 21 yılda da ülkemizin gerçekleştirdiği kalkınma ve ilerleme hamlesinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği yol ile birlikte kadınlarımız; emek ve çabaları ile aktif rol oynamıştır. Türkiye, kadınlarının, annelerinin büyük fedakarlıkları sayesinde bugünlere gelmiştir. Nüfusumuzun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamız mümkün değildir. Bu sebeple; kadınlarımızın toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içerisindeyiz. Kadınların yenilikçi bakış açısına, çözüm odaklı fikirlerine ihtiyacımız var. Bu alanda somut, kalıcı çözüm mekanizmaları üretiyor, fırsatlardan eşit ve adil bir şekilde yararlanmalarına yönelik politikalar yürütüyoruz. Sağlıktan eğitime, sanattan spora, bürokrasiden siyasete her zaman yanlarında olduğumuz gibi; çalışmak, üretmek, ülkemize ve milletimize değer katmak isteyen bütün kadınlarımızı destekliyoruz. Bakanlık olarak istihdam, nitelikli işgücü ve sosyal güvenlik hizmetlerimizde kadınlar; her zaman, özel olarak politika geliştirdiğimiz gruplar arasında yer alıyor. Gerek projelerle gerekse mevcut programlarımızla kadın istihdamını önceliyoruz” dedi.
“4 milyondan fazla kadın işe yerleşti”
Bakan Işıkhan, son 21 yılda İş-Kur aracılığıyla işe yerleştirilen 13 milyon kişiden yüzde 32’sinin kadın olduğunu açıkladı. 4 milyondan fazla kadını iş sahibi yapmanın mutluluğunu yaşadıklarını kaydeden Bakan Işıkhan, “Yine son 21 yılda, kurumumuz İş-Kur’un Aktif İşgücü Programlarından yararlanan yaklaşık 5 milyon insanımızın yüzde 52,6’sını, yani 2 buçuk milyonunu kadınların oluşturduğunu görüyoruz. İş-Kur aracılığıyla sadece 2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirilmesini sağlamış durumdayız. Eğitimli ve nitelikli iş gücü hedefiyle, geçtiğimiz yıl içerisinde 27 binin üzerinde kadınımızı kurs ve programlardan yararlandırmış durumdayız. 2023 yılı boyunca 877 bine yakın kadına danışmanlık hizmeti vermiş durumdayız. Sadece danışmanlık hizmeti alan kadınlarımızın sayısına baktığımızda bile çalışma isteklerini ve azimlerini görebiliyoruz” diye konuştu.
İş Pozitif projesinin kadınlar için önemine dikkat çeken Bakan Işıkhan, “Proje kapsamında, 10 Bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. İş Pozitif; istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, işgücü ihtiyacı olan ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörler çevrimiçi olarak bir araya gelebileceği bir iş birliği sistemidir. Çünkü biz biliyoruz ki kadına sağlanan pozitif ayrımcılık, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan pozitif ayrımcılıktır. Bu anlayışla; mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatının her adımında kadınların yanındayız” diye konuştu.
“Kayıt dışı istihdam da önlenecek”
Kayıt dışı istihdamın özellikle kadınların iş yaşamını olumsuz etkilediğini ifade eden Bakan Işıkhan, kayıt dışı istihdamla mücadeleyi sürdürdüklerini söyledi. Bakan Işıkhan, “Kayıt dışılık özellikle kadınların sosyal güvenliğini ve geleceğini tehdit etmekte. Bu projeyle inşallah, bu tür problemlerin de önüne geçmiş olacağız. Böylece, kadınlarımızın kayıtlı çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması, hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla girişimciliğin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli bir katkı sağlamış olacağız. Projeden kamu kurum ve kuruluşları, 81 ilde yaşayan kadınlar, İş-Kur’da kayıtlı olan kadın işsizler, sanayi ve ticaret odaları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör kuruluşları ve kadın kooperatifleri yararlanabilecek. Kadınların işgücüne katılımı hem işgücü piyasasının genişlemesine ve üretkenliğin artmasına yardımcı olacak hem de sosyal güvenlik sistemimizin daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kadın istihdamı aynı zamanda sürdürülebilir bir ekonominin tesis edilmesinin yanı sıra sosyal uyum ve katılımı da beraberinde getirecektir” diye konuştu.
“En yüksek istihdam oranlarını bekliyoruz”
Bakan Vedat Işıkhan konuşmasında istihdam ve işgücünde en yüksek verilere ulaştıklarını ve rekor kırdıklarını ifade etti. Bakan Işıkhan, “Önümüzdeki ay açıklanacak 2023 yılı verilerinde hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek işgücüne katılım oranları ve istihdam oranları beklenmektedir. Aynı şekilde tüm diğer göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağını işaret etmektedir” dedi.
“15 bin 262 kadını iş sahibi yaptık”
İş Pozitif’in başlatıldığı 2 haftalık süreçte 15 bin 262 kadını iş sahibi yaptıklarını müjdeleyen Bakan Işıkhan, “Bu rakamlar, hem İş Pozitif programımızın, hem de diğer istihdam politikalarımızın ne derece etkili olduğunu göstermektedir. Bu fuarla ve diğer illerde gerçekleştireceğimiz programlarla, İş Pozitif’i daha da tanıtacağız ve bu bilinci daha da yayacağız. Bu sayede, işe yerleştirdiğimiz kadın sayısını, her geçen gün katlanarak artıracağız. Bundan sonra da aynı şekilde çalışma hayatında daha fazla fırsat ve katılım için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Özellikle kadınların ve gençlerin iş gücüne katılımına destek olacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Bakan Işıkhan konuşmaların ardından kadın istihdamına katkı sunan şirketlere plaket takdim etti. Bakan Işıkhan ve beraberindekiler daha sonra İş-Pozitif projesi kapsamında açılan fuarı gezerek ilgililerden bilgi aldı.
Programa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanı sıra Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti MKYK Üyesi ve Manisa Milletvekili Mücahit Arınç, MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, AK Parti MKYK Üyesi Ayşe Nevin Sert, MCBÜ Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar ve çok sayıda kadın katıldı.
]]>2023 yılında en az 68 motokuryenin, 54 çocuk işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini ifade eden Süleyman Bülbül, AKP iktidarında iş güvenliğinin olmadığına dikkati çekti. Bülbül, şunları kaydetti:
“2023 YILINDA 147 KADIN İŞÇİ, 54 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ”
“Türkiye son 22 yılda iş güvenliği konusunda korkunç bir tabloyla karşı karşıya kaldı. AKP iktidarının göreve gelmesinin ardından işçi ölümleri, çocuk işçi ve kadın işçi ölümleri, ülkede iş güvenliğinin olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. İşçi Sağlığı ve İs Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre; 2023 yılında bin 932 isçi yaşamını yitirdi. Bunların 147’si kadın işçi, 54’ü çocuk işçi, 95’i 65 yaş üstü, 163’ü ise yaşını bilmediğimiz yurttaşlarımızdır. 2024 Ocak ayında da en az 158 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Son 5 yılda ise toplam 10 bin 108 işçi yaşamını yitirdi. 2022 yılında en az 55, 2023’te ise en az 68 motokurye iş cinayetlerinde hayatını kaybetti”
“AKP’Lİ YILLARDA 2 BİN 42 MADEN İŞÇİSİ HAYATINI KAYBETTİ”
Bülbül, “3 Kasım 2002 tarihinden itibaren AKP iktidarı döneminde, en az 32 bin 478 işçi hayatını kaybetti. Yine AKP’li yıllarda en az 2 bin 42 maden işçisi hayatını kaybetti. Bu veriler, iktidarın işçiye verdiği değeri ve sorumsuzluğu bir kez daha göstermektedir. İSİG’in çocuk iş cinayetleri raporuna göre son 11 yılda en az 671, AKP’li yıllarda ise en az 907 çocuk çalışırken hayatını kaybetti” dedi.
Kötü ekonomiden dolayı işçilerin denetimsiz ortada mecburiyetten çalıştığını söyleyen Bülbül, “Çocukların okullarda eğitim alması gerekirken, kötü ekonomi yönetiminin sonucunda okulu değil çalışmayı tercih etmekte ve bunun sonucunda iş güvenliği denetiminin de olmadığı yerlerde çocuk işçi ölümleri gerçekleşmektedir. Bunun başlıca sorumlusu da mevcut iktidardır. AB’nin resmi istatistik kurumu Eurosat ve SGK’nın verilerine göre en fazla işçi ölümlerinin yaşandığı ülke Türkiye oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre Türkiye, çalışma koşullarının en kötü olduğu ülkelerin arasında yer almaktadır. Türkiye’de her yıl yaklaşık 12.000 işçinin işle ilgili hastalılardan ölmüş olabileceği düşünülmektedir. AKP iktidarının beceriksiz yönetiminin sonucunda işçilerimizin hiçbir güvenliğinin olmadığı aşikardır. Mevcut ekonomik tabloda işçilerin güvenlik, denetim olmasa bile mecburiyetten çalışma koşullarını kabul ettiği ve bundan dolayı da işçi ölümlerinin hızla arttığı ortaya çıkmaktadır.” ifadelerini kullandı.
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, kadın istihdamının artırılması için başlatılan İş Pozitif Fuarının Manisa’daki toplantısına katıldı. Manisa’daki bir otelde düzenlenen programda kadınlar salonu doldurdu. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, belediye olarak kadın istihdamına yönelik çalışmalarını anlattı. Kadınların iş hayatında ve üretimde var olmaları için çaba harcadıklarını kaydeden Ergün, açtıkları kurslar ve destekleriyle kadınlara verdikleri değeri gösterdiklerini söyledi. Manisa Valisi Enver Ünlü de, kentte kadın kooperatif sayısının 15’e ulaştığını, kadınların üretim ve istihdamda kendilerine yer edinebilmeleri için çalıştıklarını açıkladı.
Kadınlara seslenen Bakan Işıkhan, Türkiye’nin kadınları adına önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini söyledi. Bakan Işıkhan, “Bugün itibariyle ülke çapında bir seferberliğe dönüşmesini arzu ettiğimiz yeni projemizi tüm bölgelerimize ve 81 ilimize duyurmak üzere Türkiye turuna çıktık. Allah nasip ederse her hafta bir bölgemizde olacak şekilde 7 bölgemizin tamamında bu toplantılarımızı gerçekleştireceğiz. Manisa, gerek sanayisiyle, gerek ticaretiyle, gerek tarımıyla Türkiye’nin en parlak şehirlerinden biri. Bunun yanında; bir şehrin kalkınmasının en önemli faktörlerinden olan gerçek belediyecilik anlayışına sahip, Manisa’ya vizyon katmış bir belediye başkanı var.Önümüzdeki süreçte, hayata geçireceğimiz yeni proje ve uygulamalarla, özellikle 31 Mart seçimleri sonrasında Cumhur İttifakından çıkan; büyükşehir ve ilçe belediyelerimizle Manisa’da çok güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
Kadın istihdamına büyük önem verdiklerini dile getiren Bakan Işıkhan, “Türkiye olarak bizim 21 yıldır üzerinde hassasiyetle durduğumuz, gelecek hedef ve vizyonumuzun temel argümanları arasında yer alan bir konudur. Geleceğin güçlü Türkiye’sine giden yol, kadın erkek her bir insanımızın sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde imkanı ölçüsünde yer aldığı ve katıldığı topyekun bir seferberlik şuurundan geçmektedir. Bu sebeple, geçmişten günümüze binlerce yıldır olduğu gibi önümüzdeki yüzyılda da kadınlarımızın gücüne, desteğine ihtiyacımız var. Biz kadını baş tacı yapan bir inancın ve kültürün mirasçılarıyız. Binlerce yıllık tarihimizde ve ülkemizin kuruluş yıllarında olduğu gibi son 21 yılda da ülkemizin gerçekleştirdiği kalkınma ve ilerleme hamlesinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği yol ile birlikte kadınlarımız; emek ve çabaları ile aktif rol oynamıştır. Türkiye, kadınlarının, annelerinin büyük fedakarlıkları sayesinde bugünlere gelmiştir. Nüfusumuzun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamız mümkün değildir.Bu sebeple; kadınlarımızın toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içerisindeyiz. Kadınların yenilikçi bakış açısına, çözüm odaklı fikirlerine ihtiyacımız var.Bu alanda somut, kalıcı çözüm mekanizmaları üretiyor, fırsatlardan eşit ve adil bir şekilde yararlanmalarına yönelik politikalar yürütüyoruz. Sağlıktan eğitime, sanattan spora, bürokrasiden siyasete her zaman yanlarında olduğumuz gibi; çalışmak, üretmek, ülkemize ve milletimize değer katmak isteyen bütün kadınlarımızı destekliyoruz. Bakanlık olarak istihdam, nitelikli işgücü ve sosyal güvenlik hizmetlerimizde kadınlar; her zaman, özel olarak politika geliştirdiğimiz gruplar arasında yer alıyor. Gerek projelerle gerekse mevcut programlarımızla kadın istihdamını önceliyoruz” dedi.
“4 milyondan fazla kadın işe yerleşti”
Bakan Işıkhan, son 21 yılda İş-Kur aracılığıyla işe yerleştirilen 13 milyon kişiden yüzde 32’sinin kadın olduğunu açıkladı. 4 milyondan fazla kadını iş sahibi yapmanın mutluluğunu yaşadıklarını kaydeden Bakan Işıkhan, “Yine son 21 yılda, kurumumuz İş-Kur’un Aktif İşgücü Programlarından yararlanan yaklaşık 5 milyon insanımızın yüzde 52,6’sını, yani 2 buçuk milyonunu kadınların oluşturduğunu görüyoruz. İş-Kur aracılığıyla sadece 2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirilmesini sağlamış durumdayız. Eğitimli ve nitelikli iş gücü hedefiyle, geçtiğimiz yıl içerisinde 27 binin üzerinde kadınımızı kurs ve programlardan yararlandırmış durumdayız. 2023 yılı boyunca 877 bine yakın kadına danışmanlık hizmeti vermiş durumdayız. Sadece danışmanlık hizmeti alan kadınlarımızın sayısına baktığımızda bile çalışma isteklerini ve azimlerini görebiliyoruz” diye konuştu.
İş Pozitif projesinin kadınlar için önemine dikkat çeken Bakan Işıkhan, “Proje kapsamında, 10 Bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. İş Pozitif; istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, işgücü ihtiyacı olan ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörler çevrimiçi olarak bir araya gelebileceği bir iş birliği sistemidir. Çünkü biz biliyoruz ki kadına sağlanan pozitif ayrımcılık, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan pozitif ayrımcılıktır. Bu anlayışla; mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatının her adımında kadınların yanındayız” diye konuştu.
“Kayıt dışı istihdam da önlenecek”
Kayıt dışı istihdamın özellikle kadınların iş yaşamını olumsuz etkilediğini ifade eden Bakan Işıkhan, kayıt dışı istihdamla mücadeleyi sürdürdüklerini söyledi. Bakan Işıkhan, “Kayıt dışılık özellikle kadınların sosyal güvenliğini ve geleceğini tehdit etmekte. Bu projeyle inşallah, bu tür problemlerin de önüne geçmiş olacağız. Böylece, kadınlarımızın kayıtlı çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması, hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla girişimciliğin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli bir katkı sağlamış olacağız. Projeden kamu kurum ve kuruluşları, 81 ilde yaşayan kadınlar, İş-Kur’da kayıtlı olan kadın işsizler, sanayi ve ticaret odaları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör kuruluşları ve kadın kooperatifleri yararlanabilecek. Kadınların işgücüne katılımı hem işgücü piyasasının genişlemesine ve üretkenliğin artmasına yardımcı olacak hem de sosyal güvenlik sistemimizin daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kadın istihdamı aynı zamanda sürdürülebilir bir ekonominin tesis edilmesinin yanı sıra sosyal uyum ve katılımı da beraberinde getirecektir” diye konuştu.
“En yüksek istihdam oranlarını bekliyoruz”
Bakan Vedat Işıkhan konuşmasında istihdam ve işgücünde en yüksek verilere ulaştıklarını ve rekor kırdıklarını ifade etti. Bakan Işıkhan, “Önümüzdeki ay açıklanacak 2023 yılı verilerinde hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek işgücüne katılım oranları ve istihdam oranları beklenmektedir. Aynı şekilde tüm diğer göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağını işaret etmektedir” dedi.
“15 bin 262 kadını iş sahibi yaptık”
İş Pozitif’in başlatıldığı 2 haftalık süreçte 15 bin 262 kadını iş sahibi yaptıklarını müjdeleyen Bakan Işıkhan, “Bu rakamlar, hem İş Pozitif programımızın, hem de diğer istihdam politikalarımızın ne derece etkili olduğunu göstermektedir. Bu fuarla ve diğer illerde gerçekleştireceğimiz programlarla, İş Pozitif’i daha da tanıtacağız ve bu bilinci daha da yayacağız. Bu sayede, işe yerleştirdiğimiz kadın sayısını, her geçen gün katlanarak artıracağız. Bundan sonra da aynı şekilde çalışma hayatında daha fazla fırsat ve katılım için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Özellikle kadınların ve gençlerin iş gücüne katılımına destek olacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Bakan Işıkhan konuşmaların ardından kadın istihdamına katkı sunan şirketlere plaket takdim etti. Bakan Işıkhan ve beraberindekiler daha sonra İş-Pozitif projesi kapsamında açılan fuarı gezerek ilgililerden bilgi aldı.
Programa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanı sıra Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti MKYK Üyesi ve Manisa Milletvekili Mücahit Arınç, MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, AK Parti MKYK Üyesi Ayşe Nevin Sert, MCBÜ Rektörü Prof.Dr. Rana Kibar ve çok sayıda kadın katıldı. – MANİSA
]]>Bakan Işıkhan, Manisa’da bir otelde “Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya Türkiye Yüzyılı’nın Kadınları, Yüzyılın Kadın İstihdamı” başlığıyla düzenlenen İş-Pozitif Kadın İstihdamı Projesi Bölge Toplantısı’na katıldı.
Konuşmasında projenin ilk bölge toplantısını Manisa’da yaptıklarına dikkati çeken Işıkhan, Manisa’nın sanayisi, ticareti ve tarımıyla Türkiye’nin en parlak şehirlerinden biri olduğunu, bunların yanında “gerçek belediyecilik” anlayışına sahip, kente vizyon katmış bir belediye başkanına sahip olduğunu belirtti.
Türkiye’nin 21 yılda gerçekleştirdiği kalkınma ve ilerleme hamlesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği yol ile kadınların emek ve çabalarının aktif rol oynadığını dile getiren Işıkhan, kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmanın mümkün olmayacağını, kadınların yenilikçi bakış açılarına ve çözüm odaklı fikirlerine ihtiyaç duyduklarını vurguladı.
Işıkhan, 21 yılda İŞKUR vasıtasıyla işe yerleştirilen 13 milyon kişinin yüzde 32,6’sına denk gelen 4 milyondan fazla istihdamı kadınların oluşturduğuna dikkati çekerek, “Yine son 21 yılda, kurumumuz İŞKUR’un Aktif İşgücü Programlarından yararlanan yaklaşık 5 milyon insanımızın yüzde 52,6’sını, yani 2,5 milyonunu kadınların oluşturduğunu görüyoruz. İŞKUR aracılığıyla sadece 2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirilmesini sağlamış durumdayız. Eğitim, bildiğiniz gibi özellikle nitelikli iş gücünü artırma noktasında hayati bir öneme sahip. Kadınlarımızın mesleki eğitim programlarına ilgisi, bu alandaki varlığı bizleri ziyadesiyle memnun ediyor.” diye konuştu.
Geçen yıl 25 binin üzerinde kadının kurs ve programlardan yararlandığını aktaran Bakan Işıkhan, 2023 yılı boyunca 877 bine yakın kadına iş ve meslek danışmanlığı hizmeti verdiklerini dile getirdi.
Kadınların çalışma istek ve azimlerini bu rakamlarda da görebildiklerini, bu kararlılığı tüm imkanları seferber ederek ülkenin istikbali için birer katma değere dönüştürmenin gayreti içerisinde olduklarını bildiren Işıkhan, İş Pozitif Projesi’nin böyle bir anlayışın eseri olduğuna işaret etti.
“Son 22 yılın en düşük işsizlik oranı”
İş Pozitif Projesi’ne 10 bakanlığın dahil olduğunu, projenin kadınların iş gücüne katılımını arttırmanın yanında çalışma hayatındaki kayıt dışı istihdamı azaltmayı da hedeflediğini dile getiren Işıkhan, şöyle konuştu:
“Önümüzdeki ay açıklanacak 2023 yılı verilerinde hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek iş gücüne katılım oranları ve istihdam oranları beklenmektedir. Aynı şekilde tüm diğer göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağına işaret etmektedir. Diğer yandan İş Pozitif’i başlattığımız 9 Şubat’tan bu yana, yani geçtiğimiz 2 hafta içinde 15 bin 262 kadını işe yerleştirdiğimizin müjdesini vermek istiyorum. Bu rakamlar, hem İş Pozitif programımızın hem de diğer istihdam politikalarımızın ne derece etkili olduğunu göstermektedir.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde başlatılan projeyle daha fazla çalışıp hem toplumsal hem de iktisadi kalkınmaya katkı sağlayan emektar kadınlarla Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını Türkiye Yüzyılı yapacaklarını dile getiren Işıkhan, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın da Türkiye’nin istiklalinin ve istikbalinin teminatı olduğunu belirtti.
Işıkhan, “Yüzyılın Kadın İstihdamı” niteliğindeki projeye “Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya, Türkiye Yüzyılının Kadınları” ismini verdiklerini anımsatarak, projenin başta kadınlar olmak üzere çalışma hayatına, Türkiye’ye hayırlar getirmesini temenni etti.
Bakan Işıkhan, konuşmasının ardından Manisa’da en fazla kadını istihdam eden firmaların temsilcilerine plaket verdi.
Daha sonra kadın kooperatifleri, sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ve yüksek oranda kadın çalışan istihdam eden firmaların yer aldığı İş Pozitif Kadın İstihdam Fuarı’nın açılışını yapan Bakan Işıkhan, stantları gezerek yetkililerden bilgi aldı.
Toplantıya Manisa Valisi Enver Ünlü, MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, AK Parti MKYK Üyesi ve Manisa Milletvekili Mücahit Arınç, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar ve AK Parti MKYK Üyesi Ayşe Nevin Sert de katıldı.
]]>İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi işbirliğinde, iş sahibi olmak isteyen ve bunun için mesleki eğitime ihtiyacı olan 18-29 yaş aralığındaki gençlere yönelik çalışma başlatıldı.
Çalışmalar sonunda gençlerin baristalık, garsonluk, aşçı yardımcılığı ve kat hizmetleri eğitimi alması için hazırlanan projeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Avrupa Birliği de destek verdi.
Hedef kitleye ulaşmak amacıyla dezavantajlı bölgelerde çalışma yapan proje ortakları, mesleki eğitim almak isteyen 95’i kadın 100 gencin başvurusunu kabul etti.
Geçen yıl kasım ayından itibaren eğitim almaya başlayan gençler, Karabağlar’daki İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği’nde oluşturulan mutfaklarda haftanın 5 günü tercih ettikleri mesleklerin inceliklerini öğreniyor.
Gençlere, 6 ay sürecek eğitim sonrası sertifika verilecek, iş sahibi olmaları için farklı sektörlerin temsilcileriyle görüşmeler sağlanacak.
İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği Kurucu Üyesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Şentürk, AA muhabirine, gençlerin hayatına pozitif yönde etki ederek sosyalleşmelerini ve iş hayatına katılmalarını amaçladıklarını söyledi.
Kursiyerlerin eğitimlerden ücretsiz yararlandığını belirten Şentürk, şunları anlattı:
“Gençlerimiz son derece mutlu. İyi planlanmış, hibe destekleriyle altyapısı sağlam bir şekilde kurulmuş mesleki eğitimlerin çok faydalı olduğunu görüyorlar. Sadece uygulamalı eğitimler değil aynı zamanda farklı eğlenceli yöntemleri de içine dahil ederek onlara psikolojik destekler de veriyoruz. Böylece hayata bakışlarının olumlu yönde etkilendiği, zamanlarını mutlu geçirdikleri ve aynı zamanda sosyalleştikleri bir ortam kazanıyorlar.”
Gençlere yapılan yatırımın önemine vurgu yapan Şentürk, şöyle devam etti:
“İzmir’in ekonomik gerçekliğinin üzerine inşa edilmiş bir proje. İzmir, Antalya ile Türkiye’nin en büyük turizm ve gastronomi ekonomisi üreten illerinin başında geliyor. Dolayısıyla muazzam iş açığı var. Bu anlamda turizm ve gastronomi sektöründe uzman personelin yetiştirilmesi çok önemli. Olabildiğince uygulamalı olduğu için gençlerimizin de mesleki hayata hazırlanmaları çok daha profesyonelce oluyor.”
“Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim”
Baristalık kursuna katılan 28 yaşındaki Çiğdem Deniz Çetin, iş deneyiminin olmadığını, meslek sahibi olmak için kursa katıldığını söyledi.
Kursun kendisi için çok faydalı olduğunu anlatan Çetin, “Baristalık kursunda sıcak ve soğuk kahveler yapıyorum. Aldığım sertifikayla çalışmayı çok istiyorum. Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim. Bu kurs sayesinde sosyalleştim, yeni ortamlar gördüm. Beni pozitif yönde etkilediğimi düşünüyorum.” diye konuştu.
Aşçı yardımcılığı kursuna katılan 21 yaşındaki Feray Aslan, gençlik merkezinde kursun afişlerini gördüğünü, ardından katılma kararı aldığını aktardı.
Yemek pişirmeyi çok sevdiğini anlatan Aslan, “Bu kurs sayesinde mutfağın önemini anlamış olduk. Kendimi daha da geliştirerek alanımla ilgili bir iş yeri açmayı planlıyorum. Gençler böyle kurslara katılsınlar, çünkü sosyal çevrelerini geliştiriyorlar. Onlara yeni yeni kapılar açılıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Bakan Özhaseki, Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen programda sanayici ve iş insanlarıyla kentteki bir düğün salonunda bir araya geldi.
Burada konuşan Özhaseki, birçok kurum ve kuruluşun önceliğinin karbon ayak izi olduğunu belirtti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının da bu konuda çok büyük çalışmalar yaptığını vurgulayan Özhaseki, “Küresel ısınma dünyanın bir gerçeği. Bazıları bunun bir manipülasyon olduğunu iddia etse de biz bunu bizzat yaşıyoruz. Yaşadığımız ülkede yağışlar azalıyor. Eski karlar, yağışlar yok. Yer altından çektiğimiz suyun seviyesi daha da aşağıya düşüyor. Demek ki bir şeyler yaşanıyor. Bilim insanları dünyanın ısısının son 100 yılda 1,1 derece arttığını söylüyor. Bu artış bizim de içinde bulunduğumuz Akdeniz havzasında 1,5 derece olarak değerlendiriliyor. Bu artış 2 dereceyi bulursa bir kriz başlayacak.” diye konuştu.
Özhaseki, iklim krizinin ilk olarak gıdaya ulaşmakta güçlükler oluşturacağına, bunun da göçe neden olacağına dikkati çekerek, üretirken doğayı kirletmemeye dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti.
“Zamanın ruhunu okuyamazsak sınıfta kalırız”
Dünyanın büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu belirten Bakan Özhaseki, şöyle devam etti:
“Sanayicilerimize sadece şunu söylemek istiyorum, 1 Ocak 2026’da sınırda karbon emisyon kontrolü başlayacak. Yurt dışına nokta kadar dahi bir şey satsanız sınırda kontrol edilecek. Eğer Avrupa’ya bir mal satacaksanız o ürünü nasıl ürettiğini soracaklar. Kirletmeden ürettin mi üretmedin mi, yeşil sertifikan var mı, yok mu… Emisyon ticaret hacmi tarafından belki belirli bedeller ödenecek. Eğer çevreyi hiç düşünmeden imalat yapan arkadaşlar varsa onların işi çok zor. Onların bedeli daha yüksek olacak. Çevreyi dikkate alarak çok az kirleterek üreten arkadaşların verecekleri bedel daha düşük olacak. O zaman bizim bu dediğim konulara dikkat çekici vaziyette bir gayret içerisinde olması lazım ki yarın bir gün ihracatınız tıkanmasın. Eğer isterseniz bu konuda teferruatlı bilgi vermek üzere İklim Değişikliği Başkanlığında ne kadar görevli arkadaşım varsa ben size göndereyim ve bizi bekleyen bu tehlikeyi tek tek anlatsınlar. Siz de buna göre kendi vaziyetinizi düzenleyin. Erkenden bu işe başlayalım, geleceğe hazırlanalım. Zamanın ruhunu okuyamazsak sınıfta kalırız.”
“Sene sonuna kadar 200 bin konutu dağıtmış olacağız”
Deprem bölgesindeki konut çalışmalarıyla ilgili de bilgi veren Bakan Özhaseki, devletin tüm imkanlarıyla depremzedelerin evlerine kavuşması için çalıştığını belirtti.
Deprem bölgesinde 950 şantiyede çalışmaların devam ettiğini aktaran Özhaseki, şunları kaydetti:
“Çok şükür devletimiz bu işin altından kalkıyor. En son AFAD’ın bize bildirdiği rakamlara göre 390 bin ev borcumuz var. 307 bininin işlemi başladı. ya ihale sürecinde, ya ihalesi yapıldı, ya kaba inşaatı bitti ya bitme aşamasına geldi. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da katıldığı bazı törenlerle 46 bin konutu dağıttık. Mart sonuna kadar bu sayı 75 bini bulacak. Mayıs ayıyla birlikte de her ay 10 bin, 15 bin konut dağıtmaya devam edeceğiz. Dile kolay arkadaşlar, söylemesi kolay. Sene sonuna kadar 200 bin konutu dağıtmış olacağız. Ondan sonraki senenin ortasına kadar da başladığımız 300 binden fazla daireyi herkese teslim edeceğiz.”
]]>ASUS Zenbook 14 OLED UX3405 inceleme
ASUS Zenbook 14 OLED UX3405 satın almak için buraya tıklayın
Öne Çıkan Özellikler:
Güçlü İşlemci: 12. Gen Intel Core Ultra 9 185H işlemci, 16 çekirdek ve 22 iş parçacığı ile çoklu görev ve zorlu uygulamalar için olağanüstü performans sunuyor.
Göz Alıcı Ekran: 14 inç 3K OLED ekran, canlı renkler, derin siyahlar ve akıcı bir görüntüleme deneyimi için yüksek yenileme hızı ile olağanüstü görseller sağlıyor.
Geniş Bellek ve Depolama: 32 GB LPDDR5X RAM, akıcı çoklu görev deneyimi sunarken, 1 TB PCIe 4.0 SSD, uygulamalar ve dosyalar için geniş depolama alanı mevcut.
Hafif ve Taşınabilir: Yalnızca 1,20 kg ağırlığındaki Zenbook, hareket halindeyken çalışan kullanıcılar için ideal.
Kapsamlı Bağlantı Noktaları: Thunderbolt 4 bağlantı noktaları, harici ekranlar ve yüksek hızlı veri aktarımı için çok yönlü bağlantı seçenekleri sunuyor.
Meteor-Lake ailesinden olan 16 çekirdek 22 iş parçacığından oluşan Intel Core Ultra 9 185H işlemci, önceki nesillere göre önemli performans artışı vadediyor. Bu da onu, yoğun iş yüklerini kaldırabilecek bir cihaza ihtiyaç duyan profesyoneller, içerik üreticileri ve oyuncular için ideal hale getiriyor. Entegre Intel AI Boost NPU ise yapay zeka destekli uygulamalarda performansı daha da artırıyor.
14 inç 3K OLED ekran, zengin renkler, derin siyahlar ve akıcı ve sürükleyici bir deneyim için yüksek yenileme hızı ile olağanüstü görüntü kalitesi sunarak öne çıkıyor. Bu ekran, yaratıcı profesyoneller, oyuncular ve görsel açıdan etkileyici bir dizüstü bilgisayar arayan herkes için idealdir. Zenbook, arkadan aydınlatmalı klavye, FHD gizlilik kapağına sahip kamera ve Harman Kardon ses sistemi gibi ek özellikler sunuyor. Ayrıca Wi-Fi 6E, hızlı ve güvenilir kablosuz bağlantı sağlıyor.
Intel Core Ultra 9 işlemcili ASUS Zenbook 14 OLED UX3405, güçlü ve taşınabilir bir cihaz arayan kullanıcılar için ideal bir seçenek. Yüksek performansı, göz alıcı ekranı ve geniş depolama alanı ile profesyoneller, içerik üreticileri ve oyuncular için çekici bir seçenek haline geliyor. ASUS Zenbook, güç, taşınabilirlik ve göz alıcı görsellerin çekici bir kombinasyonunu sunarak, premium bir ultrabook arayan kullanıcılar için güçlü bir aday.
ASUS Zenbook 14 OLED UX3405 teknik özellikleri
İşletim Sistemi: Windows 11 Home
İşlemci: Intel Core Ultra 9 Processor 185H 2.3 GHz (24MB Cache, Turbo Boost 5.1 GHz, 16 çekirdek, 22 iş parçacığı); Intel AI Boost NPU
Grafik Kartı: Intel Arc
Yapay Zeka İşlemcisi: Intel AI Boost NPU
Ekran: 14.0 inç, 3K (2880 x 1800) OLED, 16: 10 en boy oranı, 0.2ms tepki süresi, 120Hz yenileme hızı, 400nits parlaklık, 600nits HDR pik parlaklık, 100% DCI-P3 renk gamı, 1,000,000: 1 kontrast oranı, VESA CERTIFIED Display HDR True Black 600, 1.07 milyar renk, Parlak ekran, %70 daha az zararlı mavi ışık, TÜV Rheinland sertifikalı, SGS Eye Care Display, Dokunmatik ekran değil, Ekran-kasa oranı %87
Bellek: 32 GB LPDDR5X yerleşik bellek
Depolama: 1 TB M.2 NVMe PCIe 4.0 SSD
Giriş/Çıkış Bağlantıları: 1x USB 3.2 Gen 1 Type-A, 2x Thunderbolt 4 (ekran/ güç aktarımı destekler), 1x HDMI 2.1 TMDS, 1x 3.5mm Kombine Ses Jakı
Klavye ve Dokunmatik Yüzey: Arka aydınlatmalı Chiclet Klavye, Dokunmatik yüzey, NumaraPad desteği
Kamera: Windows Hello’yu desteklemek için IR fonksiyonlu FHD kamera (Gizlilik perdesiyle birlikte)
Ses: Akıllı Amfi Teknolojisi, Dahili hoparlör, Dahili dizi mikrofon, harman/kardon (Premium)
Ağ ve İletişim: Wi-Fi 6E (802.11ax) + Bluetooth 5.3
Batarya: 75WHrs, 2S2P, 4 hücreli Li-ion
Güç Kaynağı: USB-C, 65W AC Adaptör
Ağırlık: 1.20 kg
]]>“Cumhur İttifakı İzmir’i bir yıldız gibi parlatacak”
Bakan Işıkhan, İzmir’de iş dünyası temsilcileriyle buluştu
İZMİR – İzmir programı kapsamında kentin iş dünyası temsilcileriyle buluşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, çocukluğunun ve gençliğinin İzmir’de geçtiğini ve 40 yıldır hiçbir şey değişmediğini bu yüzden değişime ihtiyaç olduğunun mesajını verdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, bir dizi program için geldiği İzmir’de, kentin iş dünyası temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantıda ev sahibi İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, iş dünyası ve siyasi parti temsilcileri katıldı. İZTO Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda iş dünyasının talepleri Bakan Işıkhan’a iletilirken, Bakan Işıkhan da iş dünyasının taleplerini dinleyerek açıklamalarda bulundu.
“İzmir aşığı biri olarak…”
Çocukluğunun ve gençliğinin İzmir’de geçtiğini ve bakan olarak burada açıklama yaptığı için gurur duyduğunu dile getiren Bakan Işıkhan, “Yaptığınız işler ve ürettiğiniz katma değerden dolayı iş insanlarına teşekkür ediyorum. Sadece bakan olarak değil aynı zamanda 20 yıl boyunca hayatımın en güzel zamanlarını geçirmiş bu sokaklarda koşturmuş ve İzmir aşığı biri olarak ayrı bir onur duyuyorum. Bakanlık olarak ülkemizin dört bir yanında bir araya geliyoruz. Çalışma hayatımızı masaya yatırarak değerlendiriyoruz. ‘Daha iyi ve daha fazla ne yapabiliriz’in cevabını arıyoruz. Sosyal diyaloga inanıyoruz ve tüm paydaşlarımıza değer veriyoruz” diye konuştu.
“114 bin işçiyi iş sahibi yaptık”
Toplantıdaki açıklamasında İŞKUR başvuru ve işe alım sayıları bilgilerini veren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, “Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ‘yaptık şimdi daha iyisi yapmak’ için çalışıyoruz. Ülkemizin her bir noktasına hizmetlerimize götürmeye devam ediyoruz. Derdi olan derman arar. Bizim derdimiz çalışmak. Güzel İzmirimizin hizmetindeyiz. İşe yerleştirme, aktif iş gücü programları, kısa çalışma ödeneği gibi birçok kalemde İzmirimize hizmet ediyoruz. İş arayan insanlarımıza sunduğumuz danışmanlık ve kurs ile destek veriyoruz. İŞKUR aracılığıyla birçok işçiye iş verdik. İzmir’de iş verenlerde 143 bin talep oldu 2023’te. 114 bin işçiyi, bu kapsamda iş sahibi yaptık” açıklamasında bulundu.
“Gayretlerimiz sürecek”
Hem işçileri hem de işverenleri İŞKUR’a davet eden Işıkhan, “Çalışan işçi talebi var ve iş arayan bir kesim var. İzmir’de ve tüm şehirlerde bu iki kutbu bir araya getirmek için İŞKUR sistemine dahil olmalarına tavsiye ediyorum. İstihdamda ve işgücünde rekorların kırıldığı dönemden geçiyoruz. Hem genelde hem kadınlarda 2002’den bu yana en yüksek katılım ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Son 22 yılın en düşük işsizlik oranını da görüyoruz. İstihdamın büyümesini görüyoruz. Çalışma hayatında fırsat ve katılım için gayretlerimiz sürecek” sözlerine yer verdi.
“Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor”
İzmir’in ticaret ve kalkınma açısından büyük bir potansiyelinin olduğuna değinen Bakan Işıkhan, “Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor. Hükümet olarak iş dünyamız ile ortak hareket etmeye özen gösteriyoruz. İZTO ile de müşterek bir hedefe bir sahibiz. İzmirimizi ticaret ve yatırım açısından çekim merkezi yapmak istiyoruz. Potansiyelini harekete geçirmek zorundayız. İş dünyası ile tam uyumlu bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. İş birliği ile olumsuzluklara rağmen alnımızın akıyla çıktık. Millet olarak sarsılmaz bir yapıya büründüğümüzü gördük” dedi.
Cumhur İttifakı adaylarına övgüler
Bakan Işıkhan, Cumhur İttifakı adaylarının yerel yönetimlerin kalkınma paydaşlarından olduğundan bahsederek, “Bir başka paydaş ise yerel yönetimlerdir. Belediyelerimizin de işbirliği ile çalışma önemlidir. Yerel seçimler bu anlamda önem arz ediyor. Acil ihtiyaçların giderilmesi için vizyoner yerel yönetime ihtiyaç var. Dirençli bir kent olmaya ihtiyacı var. İzmirimizin temiz ve yeşil bir çevre anlayışına ihtiyacı var. Eşsiz bir pencereden bakan hizmet ve eser belediyeciliğine ihtiyaç var. İzmirimizin ve ilçelerimizin ihtiyaç duyduğu vizyon Cumhur İttifakı Konak Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı’da da vardır, bu vizyon Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ’da da vardır. Milletvekili olarak hizmet ettikleri bu kenti en güzel şekilde temsil ettiler. Şehrimizin sorunları ile hemhal oldular. Ellerini taşın altına koydular. Söz konusu İzmir’in menfaati ile gerisi teferruat diye hizmeti öncelediler” diye konuştu.
“İzmir 40 yıldır aynı”
İzmir’in 40 yıldır aynı olduğunu ve değişmesi gerektiğini vurgulayan Işıkhan, “Görüşü ve tutumunuz her zaman iyilikten yana oldu. Değişime ihtiyaç var bu kentte. 40 yıldır İzmir aynı şekilde. Makam kaygısı ile kaybedilecek yıllar yoktur. Şeffaf ve hesap verebilir yerel yönetim, sosyal belediyecilik ve yerel ve kırsal kalkınma hamleleri ile bunu yaşayacaktır. Ulaşım altyapı gibi sorunlara odaklanmış başkan adayları ile zafere ulaşacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı olarak İzmir vizyonunu anlatmaya ve nasıl hizmet edeceklerini ikna etmeye odaklandılar. 1 Nisan’dan itibaren eşsiz bir beş yılı bekliyoruz. Bir bakan olarak değil bu sokaklarda top koşturmuş, hayatı burada şekillenmiş biri olarak hem Dağ hem de Çankırı başkanlarımıza ve adaylarımıza güveniyorum. Bir yıldız yapacaklarına inanıyorum. Gerçek belediyecilik yolculuğunda başarı ve zafer bekliyorum. Sizler sahanın gözü ve kulağısınız. Gelirini halini hatırını bilenlersiniz. Katma değer oluşturuyorsunuz. Bizler talep ve istekleri geri çevirmedik. İnsan odaklı olduk. Erdoğan liderliğinde sözünü verip yapamadığımız bir şey olmadı. Bu yüzyılı emeğin üretimin yüzyılı yapacağız dedik. Çalışma hayatı başta olmak üzere kronikleşmiş ne kadar sorun varsa çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kimseyi mağdur etmemek için elimizi taşın altına koymaktan çekinmediysek aynı anlayışla devam edeceğiz” sözlerine yer verdi.
Bakan Işıkhan’dan çalışma saatlerinin 40 saate indirilmesi açıklaması
Çalışma hayatının haftada 45 saatten 40 saate inmesine yönelik olarak çıkan haberlere değinen Bakan Işıkhan, “Çokça yorum ve haberler çıkıyor çalışma hayatı ile ilgili. Biz istişare kültürüne önem veriyoruz. İş kanununu yeniden ele alalım dedi Erdoğan. Bakanlıklarımız ile toplantılara başladık ve devam ediyor. Biz daima işçi ve işverenlerin kazanılmış haklarını korumayı önceliyoruz. Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir iş kanunu yapacağız. Doğrudan bizden bir açıklama gelmediği sürece dikkate almayın. Tüm paydaşların ortak görüşü ile devam edeceğiz. Her zaman yanınızdayım. Hep birlikte el ele verip projelerimizi anlatacağız” açıklamasında bulundu.
Özgener: “İstihdam teşviki azalıyor
Toplantıda konuşma yapan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşvikinin azaldığına vurgu yaptı. Özgener, “İzmir olarak kardeş oda ve borsalarımız ile kamu ile işbirliğiyle çalışmayı öncelik olarak görüyoruz. Ortak taleplerimiz yanı sıra önemli bir iletişim köprüsü olacağımıza inanıyoruz bu toplantı ile Asgari ücret artışları doğrudan yansıdığı için reel sektörün rekabet gücünü azaltıyor. Buna bağlı olarak ihracatımızın gelişmesinde büyük bir engel oluyor. bundan sonraki süreçlerde asgari ücret düzenlenmesi hedef enflasyona göre olmalı. İşgücü maliyetleri ücretli çalışanı karşılaması zor oluyor. işveren yükünün makul seviyeye gelmesi önem arz ediyor. Kayıt dışının önüne geçmek için kontrol ve denetim sıklaştırılması gerekiyor. Düzenleme ödeme yapanlara mevcut indirim yapılması, bürokratik süreçlerin azaltılmasının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamakları önemli ölçüde açılmalı. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik gidenlerini yükseltiyor ama çalışanların net ücretlerini azaltıyor. SGK ve vergi borçlarında taksitlendirme isteyince 50 bin TL üzerine teminat isteniyor. 2008 yılından hayatta geçirildi. Bu süreç içerisinde şartlara bakınca en az 500 bin TL olarak güncellenmesini rica ediyoruz. Gider maliyetlerinin yükselmesi haftalık çalışma saatlerinin 40 saate indirilmesi konusunda tedirginlik yaşıyoruz. Bu anlamda rahatlamaya ihtiyacımız var. üretim ve ihracatı arttırmak zorundayız, saatleri indirmek üretimi zorlaştıracaktır. 3 vardiyadan 4 vardiyaya çıkmak giderlerimizi arttıracaktır. Gençlerin iş hayatına katılımını teşvik etmek için esnek, uzaktan çalışmaların geliştirilmesini çok önemli buluyoruz. Uzun süreli çalışma saatlerine gençlerimiz uyum sağlamakta zorlanıyor. İmalat ve bilişim sektörünün teşvik süresi sona erdi. Bu teşvikin yeniden uygulanmaya alınmasını diliyoruz. Bu tip uygulamalara son verilmesi iş dünyasının ağırlığını azaltacaktır. Sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşviki azalıyor. Engelli bireylerin tehlikeli iş yerlerinde çalışılmasını ne iş dünyası ne de kendileri istiyor. Ağır iş şartlarında zorunlu yerine alternatif uygulama getirilmesini diliyoruz” dedi.
Yorgancılar’dan ‘gelir vergisi’ açıklaması
Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, konuşmasında asgari ücrette yaşanan artışların, işçilik maliyetlerine doğrudan yansıdığına dikkat çekti. Yorgancılar, “Gelir vergisi dilimlerinin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini de fırsat buldukça dile getiriyoruz. Özellikle, ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamaklarının önemli ölçüde açılması gerektiğini düşünüyoruz. Gelir vergisinin birinci basamağı geçmişte brüt asgari ücretin 22 katı iken, mevcut durumda 6 katına geriledi. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik giderlerini yükseltiyor, ancak çalışanlarımızın aldığı net ücreti ise önemli oranda düşürüyor. Bu nedenle, gelir vergisi basamaklarının yeniden düzenlenerek her yıl yeniden değerleme oranında artırılması gerektiği inancındayız” diye konuştu.
Kestelli: “Tarımsal istihdamla ilgili sorunlarımız var”
Tarımsal istihdamla ilgili önemli sorunların olduğuna vurgu yapan İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli ise şu sözlere yer verdi: “Tarım, kayıt dışı istihdamın en yoğun olduğu sektör. Tarımdaki kadın çalışanlarımızla ilgili önemli sorunlar da bulunuyor. Kadın çalışanların toplam çalışanlara oranı inşaat sektöründe yüzde 5, sanayide yüzde 27, hizmetlerde yüzde 36 iken tarımda yüzde 42. Kadın istihdam oranının en yüksek olduğu sektör tarım. Ancak, kadınların çok büyük bir bölümünün sosyal güvenlik sisteminin dışında kalması, ekonomik bağımsızlıklarının olmaması, birçok sosyal sorunu da beraberinde getiriyor. Tüm bu nedenlerle tarımsal işgücü piyasalarının da izlenebilmesine, iyileştirilmesine imkan sağlayacak kurumsal bir düzenlemeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.”
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, bir dizi program için geldiği İzmir’de iş dünyası temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantıya ev sahibi İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, iş dünyası ve siyasi parti temsilcileri katıldı. İZTO Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda iş dünyasının talepleri Bakan Işıkhan’a iletildi.
Çocukluğunun ve gençliğinin İzmir’de geçtiğini ve bakan olarak burada açıklama yaptığı için gurur duyduğunu dile getiren Bakan Işıkhan, “Yaptığınız işler ve ürettiğiniz katma değerden dolayı iş insanlarına teşekkür ediyorum. Sadece bakan olarak değil aynı zamanda 20 yıl boyunca hayatımın en güzel zamanlarını geçirmiş bu sokaklarda koşturmuş ve İzmir aşığı biri olarak ayrı bir onur duyuyorum. Bakanlık olarak ülkemizin dört bir yanında bir araya geliyoruz. Çalışma hayatımızı masaya yatırarak değerlendiriyoruz. ‘Daha iyi ve daha fazla ne yapabiliriz’in cevabını arıyoruz. Sosyal diyaloga inanıyoruz ve tüm paydaşlarımıza değer veriyoruz” diye konuştu.
“114 bin işçiyi iş sahibi yaptık”
İŞKUR başvuruları ve işe alımları hakkında bilgi veren Bakan Işıkhan, “Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ‘yaptık, şimdi daha iyisini yapmak’ için çalışıyoruz. Ülkemizin her bir noktasına hizmetlerimizi götürmeye devam ediyoruz. Derdi olan derman arar. Bizim derdimiz çalışmak. Güzel İzmir’imizin hizmetindeyiz. İşe yerleştirme, aktif iş gücü programları, kısa çalışma ödeneği gibi birçok kalemde İzmir’imize hizmet ediyoruz. İş arayan insanlarımıza sunduğumuz danışmanlık ve kurs ile destek veriyoruz. İŞKUR aracılığıyla birçok işçiye iş verdik. İzmir’de iş verenlerde 143 bin talep oldu 2023’te. 114 bin işçiyi, bu kapsamda iş sahibi yaptık” açıklamasında bulundu.
“Gayretlerimiz sürecek”
Hem işçileri hem de işverenleri İŞKUR’a davet eden Işıkhan, “Çalışan işçi talebi var ve iş arayan bir kesim var. İzmir’de ve tüm şehirlerde bu iki kutbu bir araya getirmek için İŞKUR sistemine dahil olmalarına tavsiye ediyorum. İstihdamda ve işgücünde rekorların kırıldığı dönemden geçiyoruz. Hem genelde hem kadınlarda 2002’den bu yana en yüksek katılım ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Son 22 yılın en düşük işsizlik oranını da görüyoruz. İstihdamın büyümesini görüyoruz. Çalışma hayatında fırsat ve katılım için gayretlerimiz sürecek” sözlerine yer verdi.
“Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor”
İzmir’in ticaret ve kalkınma açısından büyük bir potansiyelinin olduğuna değinen Bakan Işıkhan, “Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor. Hükümet olarak iş dünyamız ile ortak hareket etmeye özen gösteriyoruz. İZTO ile de müşterek bir hedefe bir sahibiz. İzmirimizi ticaret ve yatırım açısından çekim merkezi yapmak istiyoruz. Potansiyelini harekete geçirmek zorundayız. İş dünyası ile tam uyumlu bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. İş birliği ile olumsuzluklara rağmen alnımızın akıyla çıktık. Millet olarak sarsılmaz bir yapıya büründüğümüzü gördük” dedi.
Cumhur İttifakı adaylarına övgüler
Bakan Işıkhan, Cumhur İttifakı adaylarının yerel yönetimlerin kalkınma paydaşlarından olduğundan bahsederek, “Bir başka paydaş ise yerel yönetimlerdir. Belediyelerimizin de işbirliği ile çalışma önemlidir. Yerel seçimler bu anlamda önem arz ediyor. Acil ihtiyaçların giderilmesi için vizyoner yerel yönetime ihtiyaç var. Dirençli bir kent olmaya ihtiyacı var. İzmir’imizin temiz ve yeşil bir çevre anlayışına ihtiyacı var. Eşsiz bir pencereden bakan hizmet ve eser belediyeciliğine ihtiyaç var. İzmir’imizin ve ilçelerimizin ihtiyaç duyduğu vizyon Cumhur İttifakı Konak Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı’da da vardır, bu vizyon Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ’da da vardır. Milletvekili olarak hizmet ettikleri bu kenti en güzel şekilde temsil ettiler. Şehrimizin sorunları ile hemhal oldular. Ellerini taşın altına koydular. Söz konusu İzmir’in menfaati ise gerisi teferruat diye hizmeti öncelediler” diye konuştu.
“İzmir 40 yıldır aynı”
İzmir’in 40 yıldır aynı olduğunu ve değişmesi gerektiğini vurgulayan Işıkhan, “Görüş ve tutumunuz her zaman iyilikten yana oldu. Değişime ihtiyaç var bu kentte. 40 yıldır İzmir aynı şekilde. Makam kaygısı ile kaybedilecek yıllar yoktur. Şeffaf ve hesap verebilir yerel yönetim, sosyal belediyecilik, yerel ve kırsal kalkınma hamleleri ile bunu yaşayacaktır. Ulaşım, altyapı gibi sorunlara odaklanmış başkan adayları ile zafere ulaşacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı olarak İzmir vizyonunu anlatmaya ve nasıl hizmet edeceklerini ikna etmeye odaklandılar. 1 Nisan’dan itibaren eşsiz bir beş yılı bekliyoruz. Bir bakan olarak değil bu sokaklarda top koşturmuş, hayatı burada şekillenmiş biri olarak hem Dağ hem de Çankırı başkanlarımıza ve adaylarımıza güveniyorum. Bir yıldız yapacaklarına inanıyorum. Gerçek belediyecilik yolculuğunda başarı ve zafer bekliyorum. Sizler sahanın gözü ve kulağısınız. Gelirini halini hatırını bilenlersiniz. Katma değer oluşturuyorsunuz. Bizler talep ve istekleri geri çevirmedik. İnsan odaklı olduk. Erdoğan liderliğinde sözünü verip yapamadığımız bir şey olmadı. Bu yüzyılı emeğin üretimin yüzyılı yapacağız dedik. Çalışma hayatı başta olmak üzere kronikleşmiş ne kadar sorun varsa çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kimseyi mağdur etmemek için elimizi taşın altına koymaktan çekinmediysek aynı anlayışla devam edeceğiz” sözlerine yer verdi.
Çalışma hayatının haftada 45 saatten 40 saate inmesine yönelik çıkan haberlere değinen Bakan Işıkhan, “Çokça yorum ve haberler çıkıyor çalışma hayatı ile ilgili. Biz istişare kültürüne önem veriyoruz. İş kanununu yeniden ele alalım dedi Erdoğan. Bakanlıklarımız ile toplantılara başladık ve devam ediyor. Biz daima işçi ve işverenlerin kazanılmış haklarını korumayı önceliyoruz. Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir iş kanunu yapacağız. Doğrudan bizden bir açıklama gelmediği sürece dikkate almayın. Tüm paydaşların ortak görüşü ile devam edeceğiz. Her zaman yanınızdayım. Hep birlikte el ele verip projelerimizi anlatacağız” açıklamasında bulundu.
Özgener: “İstihdam teşviki azalıyor
Toplantıda konuşma yapan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşvikinin azaldığına vurgu yaptı. Özgener, “İzmir olarak kardeş oda ve borsalarımız ile kamu ile işbirliğiyle çalışmayı öncelik olarak görüyoruz. Ortak taleplerimiz yanı sıra önemli bir iletişim köprüsü olacağımıza inanıyoruz bu toplantı ile Asgari ücret artışları doğrudan yansıdığı için reel sektörün rekabet gücünü azaltıyor. Buna bağlı olarak ihracatımızın gelişmesinde büyük bir engel oluyor. bundan sonraki süreçlerde asgari ücret düzenlenmesi hedef enflasyona göre olmalı. İşgücü maliyetleri ücretli çalışanı karşılaması zor oluyor. işveren yükünün makul seviyeye gelmesi önem arz ediyor. Kayıt dışının önüne geçmek için kontrol ve denetim sıklaştırılması gerekiyor. Düzenleme ödeme yapanlara mevcut indirim yapılması, bürokratik süreçlerin azaltılmasının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamakları önemli ölçüde açılmalı. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik gidenlerini yükseltiyor ama çalışanların net ücretlerini azaltıyor. SGK ve vergi borçlarında taksitlendirme isteyince 50 bin TL üzerine teminat isteniyor. 2008 yılından hayatta geçirildi. Bu süreç içerisinde şartlara bakınca en az 500 bin TL olarak güncellenmesini rica ediyoruz. Gider maliyetlerinin yükselmesi haftalık çalışma saatlerinin 40 saate indirilmesi konusunda tedirginlik yaşıyoruz. Bu anlamda rahatlamaya ihtiyacımız var. üretim ve ihracatı arttırmak zorundayız, saatleri indirmek üretimi zorlaştıracaktır. 3 vardiyadan 4 vardiyaya çıkmak giderlerimizi arttıracaktır. Gençlerin iş hayatına katılımını teşvik etmek için esnek, uzaktan çalışmaların geliştirilmesini çok önemli buluyoruz. Uzun süreli çalışma saatlerine gençlerimiz uyum sağlamakta zorlanıyor. İmalat ve bilişim sektörünün teşvik süresi sona erdi. Bu teşvikin yeniden uygulanmaya alınmasını diliyoruz. Bu tip uygulamalara son verilmesi iş dünyasının ağırlığını azaltacaktır. Sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşviki azalıyor. Engelli bireylerin tehlikeli iş yerlerinde çalışılmasını ne iş dünyası ne de kendileri istiyor. Ağır iş şartlarında zorunlu yerine alternatif uygulama getirilmesini diliyoruz” dedi.
Yorgancılar’dan ‘gelir vergisi’ açıklaması
Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ise, konuşmasında asgari ücrette yaşanan artışların işçilik maliyetlerine doğrudan yansıdığına dikkat çekti. Yorgancılar, “Gelir vergisi dilimlerinin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini de fırsat buldukça dile getiriyoruz. Özellikle, ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamaklarının önemli ölçüde açılması gerektiğini düşünüyoruz. Gelir vergisinin birinci basamağı geçmişte brüt asgari ücretin 22 katı iken, mevcut durumda 6 katına geriledi. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik giderlerini yükseltiyor, ancak çalışanlarımızın aldığı net ücreti ise önemli oranda düşürüyor. Bu nedenle, gelir vergisi basamaklarının yeniden düzenlenerek her yıl yeniden değerleme oranında artırılması gerektiği inancındayız” diye konuştu.
Kestelli: “Tarımsal istihdamla ilgili sorunlarımız var”
Tarımsal istihdamla ilgili önemli sorunların olduğuna vurgu yapan İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli de şu sözlere yer verdi:
“Tarım, kayıt dışı istihdamın en yoğun olduğu sektör. Tarımdaki kadın çalışanlarımızla ilgili önemli sorunlar da bulunuyor. Kadın çalışanların toplam çalışanlara oranı inşaat sektöründe yüzde 5, sanayide yüzde 27, hizmetlerde yüzde 36 iken tarımda yüzde 42. Kadın istihdam oranının en yüksek olduğu sektör tarım. Ancak, kadınların çok büyük bir bölümünün sosyal güvenlik sisteminin dışında kalması, ekonomik bağımsızlıklarının olmaması, birçok sosyal sorunu da beraberinde getiriyor. Tüm bu nedenlerle tarımsal işgücü piyasalarının da izlenebilmesine, iyileştirilmesine imkan sağlayacak kurumsal bir düzenlemeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.” – İZMİR
]]>CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, kreş fiyatlarındaki artışlara dikkat çekerek bunun kadınları çalışma yaşamının dışında bırakmaya zorladığını ifade etti. Salıcı, sosyal medya hesabından yaptığı videolu paylaşımda şunları söyledi:
“BU SİSTEM KADINLARI ÇALIŞMA HAYATININ DIŞINDA KALMAYA ZORLUYOR”
“Kreş fiyatları uçmuş durumda. Aylık 15, 20, 30 hatta İstanbul’da 1 milyon liraya kadar çıkıyor. Bakıcı tutsan en az aylık 25 bin lira. Türkiye’de asgari ücret net 17 bin lira. Çalışan her iki kişiden biri asgari ücretli. Yani çalışan bir anne çocuğunu kreşe vermek isterse, ya kazancının tamamını hatta daha fazlasını kreşe verecek ya da çocuğuna bakmak için işini bırakmak zorunda kalacak. Bu sistem açıkça kadınları çalışma hayatının dışında kalmaya zorluyor.
“AKP, ‘ÜÇ ÇOCUK YAPMANIZI İSTİYORUM AMA KREŞ AÇMIYORUM’ DİYOR”
TÜİK’e göre 0-3 yaş arası çocuk sahibi annelerin istihdam oranı, genel kadın istihdam oranından iki puan daha düşük. Bu da yaklaşık 200 bin annenin iş gücü piyasasından çocuğuna bakmak için çekildiğini gösteriyor. Zaten ülkemizde 10 kadından 7’si çalışmıyor. Çalışanlar da işleri ve evleri arasında tercih yapmak zorunda kalıyor. Oysa mevzuata göre 150’den fazla kadın çalışanın olduğu işyerleri annelere kreş hizmeti vermek zorunda. Bankalardan, atölyelere kadar bu böyle. Ama kurala uymayan iş verene uygulanan ceza sadece aylık 18 bin lira. Yani yaptırım, caydırmıyor. Aksine yuva açmamayı teşvik ediyor. AKP ‘üç çocuk yapmanızı istiyorum ama kreş açmıyorum’ diyor.
Bugün tek kişinin maaşıyla aile geçindirmek mümkün değil. Çalışmak erkeklerin olduğu gibi kadınların da hakkı. Çalışan erkeğe ya da kadına değil, çalışan insana ihtiyacımız var. Büyük bir reform gerekiyor. Beş yılda kreş sayısını üç katına çıkaran CHP’li belediyelerin yaptığı gibi bol bol kreş açılması gerekiyor. İşyerlerinde anneler için bakım desteğine, emzirme odalarını sağlamamız gerekiyor. Ücretli doğum izni sürelerini artırılması, babaların da doğum izni alabilmesini, doğum sonrası iş kaybetmeme garantisini konuşmamız gerekiyor. İş mülakatlarında kadınlara hamilelik planlarını sormayı da tarihe gömelim artık. Bu mesele evin geçimidir. Evladın bakımıdır. Geleceğin garantilenmesidir. Kadınlar için Türkiye’nin çağdaşlık sınavıdır, eşitlik davasıdır.”
]]>İzmir Ticaret Odasında düzenlenen “Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı Buluşmaları”na katılarak bir konuşma yapan Işıkhan, Türkiye’nin üretim, istihdam ve kalkınma sürecine katkı sağlayan iş dünyasının yanında yer almaya devam ettiklerini söyledi.
Işıkhan, İzmir’de 2002’den bu yana yaklaşık 865 bine yakın kişinin İŞKUR aracılığıyla iş bulduğunu belirterek, “İzmir’de ve tüm şehirlerimizde işverenlerimizi ve iş arayan vatandaşlarımızı kendilerine en uygun iş olanaklarına hızlı bir şekilde ulaştırabilmek için İŞKUR sistemine dahil olmalarını tavsiye ediyorum.” dedi.
İstihdamda ve iş gücünde rekorların kırıldığı bir dönemden geçildiğini aktaran Bakan Işıkhan, “Mart ayında açıklanacak 2023 yılı verilerinde hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002’den bu yana en yüksek iş gücüne katılım ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Aynı şekilde tüm öncü göstergeler son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağına da işaret etmektedir.” diye konuştu.
Yaklaşan Genel Mahalli İdareler Seçimlerine de değinen Işıkhan, İzmir’in kronik sorunlarının çözümü ve acil ihtiyaçlarının giderilmesi için vizyoner yerel yönetimlere ihtiyaç olduğunu belirtti.
Işıkhan, şöyle konuştu:
“Birinci derece deprem bölgesinde bulunan ve riskli grupta yer alan şehrimizin dirençli bir şehir olmaya ihtiyacı vardır. Coğrafyası ve doğasıyla muhteşem bir şehir olan İzmir’imizin gelişim odaklı, havası, suyu, toprağı, temiz bir çevre ve şehircilik anlayışına ihtiyacı vardır. İzmir’in ihtiyaç duyduğu her şey, Türkiye Yüzyılı şehirleri için ‘gerçek belediyecilik’ ana başlığı altında sunduğumuz seçim beyannamemizde vardır. İzmir’imizin ve ilçelerimizin ihtiyaç duyduğu vizyon, kendisi de burada Konak Belediye Başkan adayımız Sayın Ceyda Bölünmez Çankırı Hanımefendi’de de vardır. Bu vizyon Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Sayın Hamza Dağ’da da vardır.”
“Çalışma toplantılarımıza başladık”
Işıkhan, çalışma hayatı ile ilgili kendileri dışında çok yorum yapıldığını ve bu konuda haberler çıktığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
“Tabii ki çalışma hayatı dinamik bir yapıya sahip ve her zaman üzerine konuşulacak, ‘Daha iyi nasıl yaparız?’ diye tartışılacak bir alandır. Bilmenizi isterim ki biz istişare kültürüne önem veren bir hükümet ve bakanlığız. Geçtiğimiz ay Sayın Cumhurbaşkanımız İş Kanunu’nun yeniden ele alınması konusunda bir açıklaması oldu. Biz de akabinde hemen gerek Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu gerek Adalet Bakanlığımız ile çalışma toplantılarımıza başladık, bu süreç devam ediyor. Biz daima işçimizin ve işverenimizin kazanılmış haklarını korumayı öncelikliyoruz, devamında ise Türkiye Yüzyılı’na yakışan bir iş kanunu ve çalışma hayatı konusunda da elimizden geleni yapacağımızı belirtmek isterim. Bu yüzden doğrudan bizden bir açıklama gelmediği sürece kamuoyunda yer alan haberlerin dikkate alınmaması gerektiğini belirtmek isterim.”
Işıkhan, yapılacak çalışmaların iş hayatının tüm paydaşlarının ortak görüşleriyle belirleneceğini sözlerine ekledi.
Programda, AK Parti İzmir Milletvekili ve Konak Belediye Başkan adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener, Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar ve İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli de birer konuşma yaptı.
]]>Ala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla partisinin Balıkesir’de Kuvayi Milliye Meydanı’nda düzenlenen mitinginde yaptığı konuşmada, alana baktığında 21 yıldır dünyaya örnek olacak reformların hareketinin sahiplerini gördüğünü söyledi.
Sandıktan her zaman istikrar çıkaran bu kadroların Türkiye’yi ileriye taşıdığını belirten Ala, dünya ülkelerinin Türkiye’nin savunma sanayisinde aldığı mesafeyi gıpta ile seyrettiğini dile getirdi.
Ala, geçen mayısta yapılan seçimle Cumhur İttifakı’nın iş başına geçtiğini dile getirerek, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızı yeniden iş başına getirdik ve yoluna devam ediyor. Dünyanın birçok ülkesinde, birçok bölgesinde ortaya çıkan problemleri çözmeye gayret ediyor, çözerken de sizden aldığı güçle yüksek bir tonla söylenmesi gereken hakikatleri söylüyor mu? Birleşmiş Milletler’de, başka uluslararası kuruluşlarda Türkiye’nin çıkarlarını, Türk milletine, bize layık olacak biçimde savunuyor mu? Peki bölgemizde kendisine sorulmadan bir denklem kurulabiliyor mu? Hayır kurulamıyor. Bu gücü nereden alıyor? Sizden alıyor sizden.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’yi hedeflerine taşımak için çalıştıklarını anlatan Ala, “Türkiye’nin hedefleri ne? Türkiye’nin hedefi dünyanın en müreffeh, en gelişmiş, en kalkınmış, en güçlü 10 ülkesi arasına girmektir. Biz bunu başaracağız, sizlerle. Şimdi biz yerel seçimlere gidiyoruz. AK Parti deyince zaten bir belediyecilik markası akla gelir. AK Parti demek belediyecilikte ‘marka’ demektir, başarı demektir. Biz başarının devamı için uğraşıyoruz.” diye konuştu.
“Altı üstüne geldi mi şimdi?”
Efkan Ala, AK Parti’nin yaptıklarına muhalefetin hayalinin yetişmediğini belirterek, şöyle devam etti:
“Biz Türkiye’nin içerisinde birlik, düzenlik, doğru dürüst bir yönetim, istikbal peşindeyiz ama bir masa kurdular, altılı masa. Altı üstüne geldi mi şimdi? Seçimden sonra kendi aralarında birbirlerine düştüler, darmadağın oldular. Cumhur İttikafı nasıl? Dimdik, yola devam. Birbirleriyle problem yaşadılar, araları bozuldu. Sonra ne oldu? Sonra da her parti kendi içerisinde birbirine düştü ve birbirlerini hançerlemeye başladılar. Bunlarla Türkiye’nin alabileceği bir yol olabilir mi? Olamaz. Türkiye etrafı problemlerle çevrili bir ülke. Komşularımıza Allah rızası için bir bakalım, Suriye darmadağın, Irak darmadağın, çoluk çocuk perişan, gençler perişan, insanlar perişan. Irak’ın her tarafından petrol çıkıyor ama bilin ki bütün gençler işsiz ve perperişan orada yaşayan kardeşlerimiz. Niye? İşte bir istikrardır, demokrasi yok, bir lider yok, bir kadro yok.”
Yaptıkları hizmetlerin anlatmakla bitmeyeceğini vurgulayan Ala, şunları kaydetti:
“Kapı kapı dolaşalım, evlere gidelim. Kardeşlerimizle buluşalım. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun onlarla diyalog kuralım. Onlarla hemhal olalım, anlatalım, paylaşalım ki Türkiye daha hızlı bir biçimde yoluna devam etsin ve Türkiye devam etsin, büyüsün ki etrafımızdaki kardeşlerimize de daha fazla yardım edelim. Türkiye’nin en büyük kaynağı işte burada. Biz yerin üstündeki bu insanımızın değerleriyle yolumuza devam ediyoruz. Bunu sağlayamayan ülkeler yerin altında ne olursa olsun onu kıymetlendiremiyorlar, değerlendiremiyorlar ama biz insanımızı şu anlayışla gördüğümüz için ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ dediğimiz için Gabar’daki petrolü de çıkarıyoruz, Karadeniz’deki doğal gazı da çıkarıyoruz. Bunların altında altındaki imzanın arkasında siz varsınız. Tebrik ediyorum.”
Ala, sandıktan istikrarla çıkan ülkelerin gelişip kalkındığını belirterek, “Yeni bir seçime gidiyoruz. Belediye başkanları seçeceğiz yerel yönetimlere, işbaşına getireceğiz. Burada da öyle bir şey yapalım ki bu Balıkesir meydanını hıncahınç doldurduğunuz gibi sandıktan öyle güçlü bir ses çıkaralım ki sadece bu bölgeden değil, 7 bölgeden duyulsun. Yetmez, bütün etrafımızdaki ülkelerden duyulsun. Şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı ile birleştirelim ve yolumuza, hedefimize devam edelim. Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı var.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Bakan Kacır, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde “İpekyolu Çarşısı” ile “Sosyal Girişimcilik Merkezi”nin açılışına katıldı.
Buradaki konuşmasında “asrın felaketi” olarak nitelendirilen ve 11 ilde ağır hasara neden olan deprem silsilesinin ardından devletin tüm imkanlarını en üst düzeyde seferber ettiğini dile getiren Kacır, Bakanlık olarak şehirlerin yeniden ayağa kalkması, ekonomik ve sosyal hayatın en kısa sürede eski günlerine dönmesi için çok boyutlu çalışmayı tüm paydaşlarla el ele yürüttüklerini belirtti.
Son 15 yılda sağladıkları teşviklerle cazibe merkezine dönüşen deprem bölgesinin kalkınma yolculuğuna güçlü bir şekilde devam etmesi için tarihin en kapsamlı yatırım teşvik paketini hayata geçirdiklerini söyleyen Kacır, şöyle devam etti:
“Depremde zarar görmüş iş yerleri için ilk 12 ayı geri ödemesiz, 36 ay vadeli Acil Destek Programı’nı uygulamaya koyduk. Gaziantep’te 481 işletmemize 216 milyon liralık kredi imkanı sağladık. Uluslararası finansman kaynaklarını da harekete geçirerek işletmelerimize can suyu niteliğinde olan Türkiye Deprem Sonrası Ekonomik Canlanma Projesi’ni başlattık. Dünya Bankası ve Japon Kalkınma Ajansı işbirliğiyle 590 milyon dolarlık finansmanı KOBİ’lerimize sunduk. Nurdağı ve İslahiye ilçelerimizde 750 bin lira, Gaziantep’in diğer ilçelerinde ise 650 bin lira KOBİ’lerimize 36 ay vadeli ve faizsiz sunduk.”
Bakan Kacır, işletmelerin onarım, tamirat ve ekipman alımları için ihtiyaç duydukları finansmana erişimi tesis ederek bölge ekonomisinin toparlanmasına destek olduklarını, destek programı kapsamında bugüne kadar Gaziantep’te 2 bin 657 işletmeye 1,2 milyar lira ödeme yaptıklarını, başvurusu onaylanan KOBİ’lerin destek ödemelerini de gelecek dönemde hızla devreye alacaklarını bildirdi.
Gelecek dönemde yeni finansman kaynaklarıyla KOBİ’lerin toparlanma sürecini desteklemeye devam edeceklerini dile getiren Kacır, Gaziantep’in inşası ve ihyasında her daim vatandaşların yanında oldukları ve olmaya da devam edeceklerini söyledi.
“Yeni sanayi tesisleri inşa etme” ve “depremden etkilenen sanayi işletmelerine kalıcı çözümler sunma” sözünün de adım adım gerçekleştiğini belirten Kacır, şunları ifade etti:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın takdirleriyle bugüne kadar şehrimize 11 yeni sanayi alanı ilan etmiştik. Gaziantep İslahiye Sanayi Alanı’nda depremden zarar görmüş işletmelerimize tahsis edilmek üzere 80 iş yerinin yapımını kısa süre içinde tamamlayacak ve bu sayıyı 160’a çıkaracağız. 11 sanayi alanımızın tamamını bacası tüten fabrikalarla donatacağız. Burada Amanos Dağları var. Türkiye’nin her yerinde nasıl dağları deldik, yolları açtık, Türkiye’yi tarihte görülmemiş bir hızla kalkındırdıysak, bu Amanos Dağları’nda da önümüzdeki dönemde tüneller açılacak ve Gaziantep bir Akdeniz şehrine dönüşecek. Gaziantep’in Akdeniz’e ve dünyaya açılan kapısı Nurdağı ve İslahiye olacak. Biz de bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek üzere Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, ilan ettiği Nurdağı’nda 1 milyon metrekarelik sanayi alanını bugün az önce hep birlikte konuştuk hızla OSB olarak hayata geçireceğiz ve burada tüm parselleri büyük bir hızla yatırımcılarımıza sunacağız. Nurdağı ve Gaziantep’e hayırlı uğurlu olsun.
İslahiye’de 6 milyon 780 bin metrekarelik bir ekolojik yeşil endüstri bölgesini uluslararası pazarlara açılacak yatırımlarla buluşmak üzere Gaziantep’e kazandıracağız. OSB demek, endüstri bölgesi demek, yatırım, üretim, istihdam, ihracat kalkınma demek. Gaziantep, hem bölgemizin hem ülkemizin kalkınma yolculuğunda lokomotif şehir olmaya devam edecek.”
Gaziantep’in Türkiye Yüzyılı’nın parlak sayfalarına mührünü vuracağını söyleyen Bakan Kacır, şunları kaydetti:
“22 yıl öncesine dönüp baktığımızda, şehrimizde sadece 2 organize sanayi bölgesi yükseliyor ve planlı sanayi altyapımız ancak 53 bin vatandaşımıza ekmek kapısı oluyordu. Sanayicilerimizin talepleri doğrultusunda OSB’lerimizin sayısını 6’ya yükselttik. Sanayicilerimiz verdikleri sözleri tuttular, OSB’leri fabrikalarla donattılar ve bugün 250 binden fazla vatandaşımız istihdam ediliyor. Önümüzdeki dönemde ülkemizdeki siyasi istikrar ve bu istikrar sayesinde ortaya çıkan yatırım iştahı Gazianteplilerin girişimci ruhuyla, şehrimizin sanayileşme yolculuğunda emin adımlarla yürüyeceğimizden asırlık kazanımlar elde edeceğinden asla şüphe duymuyoruz.
Deprem bölgesindeki vatandaşlarımızı asla yalnız bırakmadık ve önümüzdeki süreçte de bırakmayacağız. Her türlü desteği sağlayarak vatandaşlarımızın umutlarını yeniden yeşertmeye devam edeceğiz.”
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, depremin ardından devletin tüm gücüyle bölgede vatandaşının yanında olduğunu ve bir şehrin birlik ve beraberliğinin gücüyle adım adım ayağa kalktığını gördüklerini söyledi.
Gaziantep Valisi Kemal Çeber, yapılan konutları teslim etmeye başladıklarını belirterek, dünyada birçok afet bölgesine gittiğini, 6 Şubat’taki gibi bir felaketten bu kadar hızlı, koordineli kalkacak başka bir ülkenin olmadığını dile getirdi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de depremin ardından hemen ilçeye vardıklarını ve çalışmalara başladıklarını, yeni Nurdağı’nın da güvenli olması için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.
Konuşmaların ardından Nurdağı İpekyolu Çarşısı ile Nurdağı Sosyal Girişimcilik Merkezi’nin açılışı yapıldı.
Bakan Kacır ve protokol üyeleri, Nurdağı Sosyal Girişimcilik Merkezi’nde çocuklarla sohbet etti, çarşıda esnafın taleplerini dinledi.
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği himayesinde ve Gaziantep Ticaret Odası ev sahipliğinde “Akıllı KOBİ Gaziantep Dijital Dönüşüm Konferansı” gerçekleştirildi. Bu yılın ilki ve serinin dördüncü etkinliğine katılımın yoğun olduğu konferansta KOBİ’lerin dijital dönüşüm yolculuğu, dijital iş servisleri, e-ticaret ve e-ihracatta başarının sırrı, iş süreçlerinde dijitalleşme ve ikiz dönüşüm konuları masaya yatırıldı.
Turkcell’in ana, PayTR ve Digital Exchange’in platin, Logo Yazılım ve BIS Çözüm’ün altın sponsorluğunda gerçekleştirilen Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansının Gaziantep’teki paydaşları arasında Gaziantep Sanayi Odası, Gaziantep Ticaret Borsası, Nizip Ticaret Odası, Nizip Ticaret Borsası ve İslahiye Ticaret Odası yer aldı.
İş dünyasının önemli isimlerinin yer aldığı panellerde KOBİ’lerin dijital dönüşümü ve sektörler özelinde faydalı bilgiler paylaşıldı. Turkcell Kurumsal Satış Direktörü Mehmet İlker Oruç ise ‘Teknolojinin Rotasında Dönüşümün Anahtarı: Dijital İş Servisleri’ başlıklı bir sunum yaptı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Tuncay Yıldırım ise KOBİ’lerin yenilikçi bir vizyon benimseyerek dijital dönüşüm yolculuğuna çıkmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak, “Dijital dönüşümün global çapta bir kalkınma hareketi haline geldiği çağımızda, işletmesini geleceğe taşımak isteyen KOBİ’ler de artık bu dönüşüme katılmak zorunda. Bu yolculuğun kolay olmadığının farkındayım. Üstelik varış noktası olan bir yolculuk da değil, sürekli güncellenen bir süreç bu. İşte Akıllı KOBİ de bu yolculukta KOBİ’lerimize yol arkadaşlığı yapıyor. Bu platform, dijitalleşme yolculuğuna çıkan KOBİ’lerin karşılaştıkları zorlukları aşmalarına yardımcı olacak bir kılavuz ve destek mekanizmasıdır. Türkiye’nin dijital dönüşümünde önemli bir rol oynayacağına inandığım Akıllı KOBİ’nin hayata geçirilmesinde ve bu konferansın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Etkinliğin bir diğer açılış konuşmacısı Akıllı KOBİ İcra Kurulu Üyesi Başar Ceylan, “Geçtiğimiz yıl ilkini gerçekleştirdiğimiz Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansları serisinin 2024 yılındaki ilk durağı Gaziantep oldu. 2023 yılında sırasıyla Kocaeli, Konya ve İzmir’de üç etkinlik gerçekleştirdik. 2 bine yakın KOBİ ile birbirinden değerli konuşmacıları buluşturduk. Çevrimiçi ise 100 binin üzerinde KOBİ’ye ulaştık. Toplamda 30 KOBİ’ye 300 bin TL üzerinde dijitalleşme çözüm paketi sağladık. Bu rakamı bu yıl daha da artırma hedefindeyiz. Dijital dönüşüm konusunda KOBİ’lere destek olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Dijital dönüşüm ekseninde farkındalığı artırmayı amaçlıyoruz”
Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferanslarıyla dijital dönüşüm ekseninde farklı konu alanlarında farkındalık ve bilgi seviyelerini artırmayı amaçladıklarını dile getiren Akıllı KOBİ İcra Kurulu Üyesi Ümit Öncel, “Türkiye’nin önde gelen markaları ve dijital liderleri ile Anadolu’daki KOBİ’leri buluşturmayı hedefliyoruz. Bunları yaparken de sponsorların destekleri ölçüsünde olabildiğince sahada ücretsiz dijitalleşme paketleri sunmak ve somut fayda sağlamak amacındayız. Her bölgeye özel eklenen içerikler ve yerel tecrübe panelleriyle yerele özgü çalışmalar yapıyoruz. Etkinliğimize olan ilgiden ve desteklerden ötürü çok mutluyuz” dedi.
“KOBİ’lerin dijital dönüşüme atacakları adımlara ışık tutabilmek çok kıymetli”
Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansları’nın bu yıl da ana sponsorluğunu üstelenen Turkcell’in Dijital İş Servisleri Genel Müdürü Gürkan Arpacı, “Akıllı KOBİ platformunun bir parçası olmak, bölgenin sanayide lokomotif şehri Gaziantep’te KOBİ’lerimizle bir araya gelerek onların dijital dönüşüme atacakları adımlara ışık tutabilmek bizler için çok kıymetliydi. Bölgedeki KOBİ’ler istihdam oluşturmalarının yanı sıra yerel ekonomilere sağladıkları katkıyla önemli bir güç oluşturuyor. Sektörel uzmanlığımız ve güçlü altyapımız sayesinde KOBİ’lerimizin iş sürekliliğinin sağlanması, verimliliklerinin artması ve rekabet edebilmeleri için dijitalleşme süreçlerinde yanlarındayız. Bu ekosistemde birleştirici rol üstlenen Akıllı KOBİ Platformu ile gelecek etkinlerde de nice KOBİ ile bir araya gelerek, birlikte başarılı projelere imza atılacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“E-ticaret ve E-ihracatta Başarının Sırrı” başlıklı panel oturumuyla devam eden etkinlikte panelist PayTR Ceo’su Merve Tezel, “Sektör ne olursa olsun, tüm işletmelerin iş modelini dijital ile büyütebilmesi için birçok fırsat bulunuyor. Biz PayTR olarak dijitalleşen işletmelere hızlı entegre olabilecekleri çok kanallı bir ödeme yaklaşımı sunarken, bilinen Sanal POS ve Fiziki POS ürünlerimiz dışında, NeoPOS, Linkle Ödeme gibi kullanıcı ihtiyaçlarına göre tasarlanan yeni nesil ödeme çözümlerimizle üye işyerlerimizin rekabette güçlenmelerine ve erişim alanlarını genişletmelerine destek oluyoruz. Başvurduktan iki saat sonra sanal POS’larını kullanmaya başlayan, tek POS’la tüm bankalardan ödeme alabilen, cep telefonlarını ihtiyaç duyduklarında POS olarak kullanabilen ve en önemlisi bize güvenen 110 binden fazla üye işyerimizle bu yıl da birlikte büyümeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Aynı panelde konuşmacı olarak yer alan Digital Exchange Kurucu Ortağı ve CEO’su Emrah Pamuk, “Akıllı KOBİ’nin her seferinde daha fazla kitleye ulaşan etkinliklerinde bulunmak bizim için çok keyifli ve faydalı. KOBİ’lere e-ticareti anlatma ve dijital dönüşüm yolculuğunda yanlarında olduğumuzu hatırlatma fırsatını bize sunan önemli bir oluşum. Digital Exchange olarak böyle bir etkinlikte sponsor olarak yer almak bizim için büyük bir ayrıcalık” dedi.
“İş Süreçlerinde Dijitalleşme Trendleri” panelinde KOBİ’lerin ülke ekonomisi için önemini vurgulayan Logo Yazılım Türkiye Genel Müdürü Akın Sertcan, “Rekabet avantajı kazanarak büyümeyi temel hedef alan KOBİ’lerin dijital dönüşümü, değişimlere adaptasyon yeteneği kazanmak ve verimlilik açısından önem taşıyor. Türkiye’nin en büyük yerli iş yazılımı şirketi olarak, dijital dönüşümü bir vizyon olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda KOBİ’lere uçtan uca geniş bir çözüm kümesi sunarken, danışmanlık hizmetlerimizle de süreç boyunca yol gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
Dijitalleşmenin KOBİ’ler için önemine değinen BIS Çözüm Kurumsal ve Ticari Ürünler Genel Müdür Yardımcısı Gizem Güneşdoğdu, “Her sene artan bir ivme ile gerçekleşen teknolojik gelişmeler ve bir yandan da zorlayıcı rekabet ve piyasa şartların dolayısıyla dijitalleşme, KOBİ’lerin gelecekleri için yapabilecekleri en güçlü yatırımlardan birisi haline geldi. Akıllı KOBİ Gaziantep Dijital Dönüşüm Konferansı, KOBİ’lere dijital dönüşüm yolculuklarında yol haritalarını hazırlamaları ve dijital dönüşüm senaryolarını uygulamaları konusunda çok büyük destek sağlayan, etkili bir organizasyon oldu.Bu konferansta yer alarak, KOBİ’lerin dijital dönüşümü nasıl avantaja çevirebileceklerini paylaşıyor olmaktan ve büyümelerine destek olmaktan mutluluk duyuyoruz” şeklinde konuştu.
Networking ve bilgi yarışmaları ile çeşitli dijital dönüşüm paketlerinin ücretsiz olarak dağıtıldığı konferansta konuşulan diğer panel başlıkları arasında Bosch Türkiye ve Orta Doğu Dijital Dönüşüm Yöneticisi Elif Funda Çalışkan, EBRD Türkiye KOBİ Finansman ve Kalkınma Dijital Projeler Uzmanı Suat Eroğlu ve UNDP Türkiye Gaziantep Bölge Koordinatörü Hamit Doğan’ın katılımında “İkiz Dönüşüm ve KOBİ’ler” paneli gerçekleşti.
Son olarak Gaziantep Genç Girişimciler Kurulu İcra Komitesi Başkan Yardımcısı ve RAD Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Özmen ve Rotatelab Kurucu Ortağı ve CEO’su Abdurrahman Koçak’ın katılımıyla “Yerel Tecrübe Paylaşımı” paneli ile etkinlik sona erdi.
2024 yılında 6 şehirde düzenlenecek
2023 yılında fizikselde bin 262, online’da ise 100 binin üzerinde KOBİ’ye erişen, toplamda 30 KOBİ’ye 300 bin TL üzeri değerde ücretsiz dijitalleşme çözüm paketlerinin sağlandığı Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansları 2024 yılında da Gaziantep’in ardından Türkiye’nin 6 ilinde KOBİ’lerin dijital dönüşümünü desteklemeye ve hızlandırmaya devam edecek. – GAZİANTEP
]]>Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisinin desteğiyle Mimar Sinan Kongre ve Sergi Merkezi’nde düzenlenen fuarın açılışında, kurdele kesiminin ardından katılımcı üniversitelerin rektörlerine ve sponsorlara plaket verildi.
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, dünyada bu alandaki en başarılı organizasyonlardan birini gerçekleştirdiklerini, katılan firmaların çok seçkin, etkinliklerin de son derece dolu olduğunu söyledi.
Doç. Dr. Atay, Türkiye’nin, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisinin kuruluşundan bu yana önemli bir paradigma değişimine gittiğini, artık insanı kaynak olarak değil, yetenek olarak gördüklerini belirtti.
Devlet olarak bu yetenekleri keşfetmeye yönelik araçlar, enstrümanlar geliştirdiklerini ifade eden Atay, “Gençler bu kariyer fuarları ve kariyer planlama dersi gibi pek çok ayrı aracı kullanarak kendilerini keşfediyorlar. Henüz okuldayken ne iş yaparlarsa daha iyi, ne iş yaparlarsa daha başarılı olurlar, bunun farkına varıyorlar. Bu konuda geliştirdiğimiz ekonometrik modele göre de 20-24 yaş grubu gençlerin istihdamında Türkiye’de 10 puanlık bir artış oldu. Son 5 yılda bu 10 puanlık artışla 6,1 oranında etki ürettiğimizi görebiliyoruz.” dedi.
“Dünyada en çok istihdam sorunu yaşanan yaş grubu 20-24 yaş”
Atay, “Mezun olayım ve bana birisi iş versin” kültürünün cari bir yaklaşım olmadığını, iş bulmanın ölçüsünün daha çok yere başvurmak, kendini daha çok geliştirmek, daha çok kendini ifade etmek olduğunu söyledi.
“‘Ben şu üniversiteden mezun oldum. Bana birinin iş vermesi gerekiyor’ anlayışını bu gençlerde kaldırdık.” diyen Atay, şöyle devam etti:
“Türkiye’de arkadaşlar, bir yandan birileri ‘İşte gençler işsiz’ falan diyor ama biz biliyoruz ki çok ciddi oranda gencimiz dördüncü sınıftayken işini bulmuş oluyor. Hem zaten dördüncü sınıfta ders yoğunluğu da azalıyor. Kurumsal şirketler, yetenekli çocukları keşfediyorlar ve sözleşmeli olarak çalıştırıyorlar. Proje bazlı çalıştırıyorlar. Bakın 20-24 yaş grubu istihdamda İtalya’yı, İspanya’yı geçmiş durumdayız. Dünyada en çok istihdam sorunu yaşanan yaş grubu 20-24 yaş, yani üniversitelilerin istihdamı. Biz şu anda ‘Dünyanın en iyisi falanız’ demiyoruz ama bizden daha gelişmiş olduğunu düşündüğümüz, bildiğimiz ülkelerden daha iyi bir duruma geldik. Sırf bu araçları doğru ve etkin kullandığımız için. Bunlardan sonuç aldığımızı görüyoruz.”
“Bizim gençlerimizin aslında kötü bir ajandası yok”
Türk gençlerinin çok özverili, çok iyi niyetli ve kreatif olduğunu dile getiren Atay, yapılan kurumsal ve uluslararası çalışmalarda, Türk gençlerinin daha çok gelişmiş olduğu düşünülen uluslardaki gençlere kıyasla daha yaratıcı, sonuç almaya odaklı olduğu ve en önemlisi de inisiyatif kullandığının ortaya çıktığını ifade etti.
Atay, dünyanın ekonomik olarak en büyük ülkelerinin en büyük şirketlerinde muhakkak Türklere yer verilmeye başlandığını belirterek, “Önce bir Türk oraya giriyor. Arkasından üç, beş, on tane birden alıyorlar. İstihdam ediyorlar. Çünkü bizim gençlerimiz inisiyatif kullanıyor. Çünkü bizim gençlerimizin aslında kötü bir ajandası yok. Millet olarak, başka toplumlarla geçinmeyi en iyi bilen milletlerden birisiyiz. Dolayısıyla bizim gençlerimiz nerede olurlar, hangi ülkede olurlar, hangi şirkette olurlarsa olsunlar çok rahat iletişim kuruyorlar ve sorunlara çözüm üretebiliyorlar. Bunu nasıl üretiyorlar? İnisiyatif alarak. İnisiyatif alma önemli bir tutumdur. Yani sonradan çok kolay geliştirilebilen bir şey değildir.” dedi.
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan da kariyer fuarlarının, hem katılımcılar hem de işverenler için benzersiz fırsatlar sunduğunu belirterek, fuarda 200’den fazla firmanın bir araya geldiğini söyledi.
AA standına gençlerden yoğun ilgi
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay ile Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Anadolu Ajansının (AA) açtığı standı ziyaret etti.
AA standına yoğun ilgi gösteren gençler, görevlilerden kariyer fırsatlarına ilişkin bilgi aldı.
Fuarı ziyaret eden gençler, firma temsilcileriyle bir araya gelerek, iş, staj, eğitim, konferans, mülakat gibi deneyimler elde edebilecek.
GÜNKAF’a kayıt olanlar arasından yapılacak çekilişle 5 öğrenci, Türk Hava Yollarından Avrupa ülkelerine gidiş-dönüş uçak bileti kazanacak.
Öğrencilere çekilişlerde Antalya spor’un Süper Lig maçları için bilet, spor merkezine aylık üyelik ve dalış eğitimi gibi farklı hediyeler de verilecek.
Fuar, yarın sona erecek.
]]>Bir dizi ziyaret ve temaslarda bulunmak üzere Manisa’ya gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Yunusemre Belediye Başkanı Mehmet Çerçi’nin ev sahipliğinde hemşeri dernekleri temsilcileriyle İrfan Meclisi’nde bir araya geldi. Burada açıklamalarda bulunan Yılmaz, “Ekonomide istikrar yönünde çalışmalarımızın yanı sıra yerli milli teknolojide büyük bir dönüm nokta noktasını bu hafta içinde yine birlikte yaşadık. Türk Havacılık ve Uzay Sanayi TUSAŞ tarafından geliştirilen Milli Muharip Uçak Kaan ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Hepimize gerçekten gurur veren bir anı daha yaşamış olduk. Tüm Türkiye duasıyla ilk kez gök vatan ile buluşan 5. nesil savaş uçağımız KAAN ile yılların emeği meyvelerini vermeye başladı. Önümüzdeki süreçlerde daha bir gelişerek inşallah hava kuvvetlerimizin envanterine girdiğini de hep birlikte göreceğiz. Buna başlangıçta neler dendiğini hepiniz hatırlıyorsunuz. ‘Kalorifer peteği’ diyen oldu, ‘demir yığını’ diyen oldu, küçümsemeye çalışanlar oldu. Çok şükür 3 binden fazla mühendisimiz Türk halkının hayalleri için projeye yüreklerini koydular ve o sözleri söyleyenleri mahcup ettiler. Mahcup etmeye de devam edecekler inşallah yeni projelerle. Savunma sanayimizin geldiği noktayla ve mühendislerimizin başarısıyla gurur duyuyoruz. Tabii bunlar kendiliğinden gerçekleşmiyor. Cumhurbaşkanımızın güçlü siyasi iradesi, siyasi istikrar zemininde bunları gerçekleştiriyoruz. Kararlı olunca işte bunlar başarılıyor, gerçekleştiriliyor. Daha da ileriye inşallah gideceğiz. Şimdi önümüzde Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın uzaya fırlatılması var. Dünya üzerinde haberleşme uydusu üretebilen ilk 11 ülkeden birisi olarak Türksat 6A ile uzayda inşallah iş sahibi olacağız. Yine geçtiğimiz günlerde astronotumuz biliyorsunuz gitti, geldi. Bu da uzayı artık yeni nesillerin gündemine tam anlamıyla yerleştirdi. İnanıyorum ki gelecekte uzayda da Türkiye çok farklı bir konumda olacaktır. Bu işler bir anda olmuyor. İşte bir süreçle adım adım kararlı bir şekilde bu yönde hareket etmeye devam edeceğiz” dedi.
Cumhur İttifakı yönetiminde Manisa’yı Türkiye yüzyılı belediyeciliğinin örnek şehirlerinden biri olarak gördüğünü anlatan Yılmaz, “Mart seçimlerine hazırız. Az önce büyükşehir belediye başkanımızı dinledik. Gerçekten örnek bir belediyecilik. Bütçesinin yüzde 40’nı yatırıma harcayan bir belediye. Şimdi gerçek belediyecilik nedir derseniz ben şöyle tarif ediyorum; amacı doğrultusunda belediye imkanlarını, kaynaklarını kullanmak ve bunu da verimli bir şekilde kullanmak. Eğer siz belediyenin kaynaklarını şan şöhret için kullanırsanız,ideolojik amaçlarla, başka amaçlarla kullanırsanız gerçek belediyecilik yapamazsınız ve halka hizmet edemezsiniz Ama bu kaynakları halkın ihtiyaçları için kullanırsanız, verimli bir şekilde kullanırsanız o zaman işte algı belediyeciliği değil, gerçek belediyecilik yapmış olursunuz” diye konuştu.
Muhalefeti de eleştiren Yılmaz, “Mayıs ayında bu yapısıyla muhalefet Türkiye’de iktidar olsa Türkiye şu anda ne halde olurdu onu milletimizin takdirine bırakıyorum. Bu kadar didişme, çekişme, partiler arası, partiler için böyle bir yapı sadece muhalif olmak üzerinden bir araya gelmiş yapının ülkemize ne tür bedeller ödetebilir olduğunu ifade etmek istiyorum. Vatandaşımızın bu anlamda basiretine, ferasetine ve bize verdiği desteğe şükranlarımı sunmak istiyorum. Cumhurbaşkanımız da her zaman söylüyor. ‘Biz bu halka efendilik yapmak için gelmedik, hizmetkar olmaya geldik’ diyor. Dolayısıyla yerelde merkezde aynı anlayışla insanı odağına alan, ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ zihniyeti içinde bir belediyeciliği de devam ettireceğiz. Mehmet başkanımız yılların tecrübesiyle sizlerin desteğiyle, duasıyla inşallah bu hizmetleri daha üst noktalara taşıyacağız” dedi. – MANİSA
]]>Devrek ilçesinde açıklamalarda bulunan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Anayasa Mahkemesinin Can Atalay’ın milletvekilliğiyle ilgili kararına dair gerekçeli kararın henüz yayınlanmadığını belirtti. Anayasa Mahkemesinin “karar verilmesine yer olmadığı” yönünde bir karar verdiğini aktaran Tunç, gerekçeli kararın yayınlanmasının ardından yorum yapmanın daha doğru olacağını ifade etti.
Anayasa’nın 84. maddesine atıfta bulunan Bakan Yılmaz Tunç, “Anayasa mahkemesinin gerekçeli kararı henüz yayınlanmadı. Gerekçeli karar gördükten sonra yorum yapmak daha doğru olur. Tabii Anayasa Mahkemesi’nin yok hükmünde değil de karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğini öğrendik. Gerekçeli karar yayınlandığında da bunun hangi gerekçeyle verildiğini öğrenmiş olacağız. Burada Anayasamızın 84. Maddesi açık. 84. maddede milletvekilliğinin düşme sebepleri yazar. Orada devamsızlık nedeniyle, milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir iş yaptığında ya da kesin hüküm nedeniyle milletvekilliği düşer. İstifa ve ölüm nedeniyle düşer. Tabii bu düşme sebeplerinden kesin hüküm nedeniyle düşme durumunda Anayasanın 85. maddesine göre Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılamaz. Anayasamızın açık hükmüdür bu. Can Atalay’ın milletvekilliği de kesin hüküm nedeniyle mecliste kesin hükmün okunması nedeniyle milletvekilliği düşmüştür. Bu durumda tabii Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmıştır. Burada Anayasa Mahkemesi’nin henüz daha gerekçeli kararını görmedik ama karar verilmesine yer olmadığına şeklinde değil de burada yetkisizlik nedeniyle ret kararı verilmesi gerekir. Çünkü anayasanın açık hükmü söz konusu. Karar verilmesine, yer olmadığına karar vermenin gerekçesini ancak gerekçeli kararda görebileceğiz. Eğer Anayasa Mahkemesi’nin bu yöndeki kararı mecliste okunan kesin hükmün tartışılması nedeniyle ise burada bu doğru değildir. Kesin hüküm kalkmamıştır” dedi.
“Kesin hüküm mecliste okunmuştur”
TBMM genel kurulunca alınan bir karar olmadığı sürece kesin hükmün okunduğu ve milletvekilliğinin de kendiliğinden düştüğünü ifade eden Bakan Yılmaz Tunç şöyle devam etti:
“Kesin hüküm mecliste okunmuştur. Ama karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar eğer ilgili bu konuda Anayasa’nın 85. Maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi’ne gidemeyeceği ve ortada Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından alınan bir karar olmadığı sadece çünkü kesin hüküm okunuyor ve milletvekilliği kendiliğinden düşüyor. Milletvekilleri bir oylama yapmıyor. Dolayısıyla böyle bir işlem olmadığı için karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilse durum farklıdır. Dolayısıyla burada Anayasa Mahkemesi’nin önceki içtihatları söz konusu önceki başvurularda bu tür başvurularda ret kararı vermiştir. Ama burada farklı bir durum söz konusu. Gerekçeli karar ortaya çıktıktan sonra göreceğiz. Anayasamızın milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 83. maddesi açık. 83. maddesinde seçimden önce soruşturmasına başlanmış olan anayasal düzene ilişkin suçlar terör suçları dokunulmazlık kapsamın dışındadır. Dokunulmazlığın istisnasıdır. Burada da bir yargı süreci gerçekleştirmiştir. Seçimden önce başlayan Gezi olayları nedeniyle başlayan bir ceza soruşturması vardır. Yerel mahkeme istinaf ve Yargıtay bu suçu değerlendirmiştir. ve bir kesin hükme ulaşmıştır. Dolayısıyla bu kesin hüküm de ortadan kaldırılmış değildir. Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu bireysel başvuru neticesinde verdiği ihlal kararıyla ilgili olarak da Yargıtayımız Anayasanın 83. ve 14. maddelerinin uygulanamaz hale getirilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi kararına uyulmaması yönünde karar vermiştir.”
“İki yüksek mahkeme arasındaki görüş farkı nedeniyle bugünlere gelmiş bulunuyoruz”
İki yüksek mahkeme arasındaki görüş farkı nedeniyle sürecin bu günlere geldiğini ifade eden Bakan Yılmaz Tunç “Burada iki yüksek mahkeme arasındaki görüş farkı nedeniyle bugünlere kadar gelmiş bulunuyoruz. Tabii bunun çözümü var. Bunun çözümü de yine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak olan yasal ve anayasal değişikliklerdir. Anayasa değişikliği bir uzlaştırma, uzlaşma gerektirir. Tabii eğer bu yapılamıyorsa bu sorunun çözümü yine kanunlarımız da yapılacak değişikliklerledir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararları, Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılır. 311. Maddeye göre. Ama Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili olarak farklı bir düzenleme vardır. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararları Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş kanununun 50. maddesinde yeniden yargılamaya karar verir ve yapılacaklara da hükmeder şeklinde bir düzenleme söz konusudur. Burada tabii adliye mahkemelerinin görev alanı ve bir kesin hükmün ortadan kaldırılması usulü yargılamanın yenilenmesiyle mümkün olabilecek bir husustur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun 50. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinde yapılacak olan değişikliklerle bu sorun ortadan kaldırılabilir. Bu takdirde tabii Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin elindedir” ifadelerine yer verdi.
8. Yargı Paketi önümüzdeki hafta TBMM’de
Sekizinci Yargı Paketi’nin Adalet Komisyonu’nda görüşmelerinin tamamlandığını ve kabul edildiğini önümüzdeki hafta meclis genel kurulunda görüşmelerinin gerçekleştirileceğini ifade eden Bakan Yılmaz Tunç, yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, yargının hızlandırılması, hak arama yollarının genişletilmesi ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili önemli düzenlemelerin bu pakette yer aldığını açıkladı
Meclisin çalışma takvimi nedeniyle seçim sonrası getirilecek düzenlemelerin de olacağını ifade eden Bakan Yılmaz Tunç şöyle devam etti:
“Sekizinci Yargı Paketi adalet komisyonunda görüşmeleri tamamlandı ve kabul edildi. Önümüzdeki hafta meclis genel kurulunda görüşmeleri gerçekleştirilecek. Burada yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, yargının hızlandırılması, hak arama yollarının genişletilmesi ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili önemli düzenlemeler var. Tabii paket seçim takvimi nedeniyle meclisin çalışma takvimi nedeniyle ikiye ayrıldı. Seçim sonrası da getireceğimiz düzenlemeler var. Özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya yönelik önemli çalışmalar var. Bunların da bu süreçte seçim sonra değerlendirileceğini umut ediyoruz. Tabii şu anda Adalet Komisyonu’nda görüşmeleri tamamlanan, 41-42 maddelik kanun teklifi komisyonda görüşmeleri tamamlandı. Genel kurulda görüşmeleri yapılacak. Burada ana hatlarıyla özellikle yargıyı hızlandıracak, sadeleştirmeye yönelik önemli düzenlemeler var. İstinaf, temyiz ve itiraz sürelerinin çok farklı farklı süreler, yedi günlük, sekiz günlük, on beş günlük bir haftalık süreler var. Tüm bunları ortadan kaldırıyoruz. Artık istinaf, itiraz ve temyiz süreleri bütün dava iki hafta olarak belirliyoruz. Yüze karşı okumadan mı yoksa tebliğ edildiğinden sonra mı başlar süre? Bu tartışmaları da ortadan kaldırıyoruz. Bütün davalar bakımından itiraz, istinaf ve temyiz süreleri iki hafta olarak belirlenecek. Yine uzun yargılamalardan dolayı vatandaşlarımız tazminat talebinde bulunuyorlardı. Anayasa Mahkemesi’ne gidiyorlardı. Tabii hem Anayasa Mahkemesi’nin buradaki dosya sayısını fazlalaştıran bir durum söz konusuydu. Hem uzun süren bir süreçti. Bunu da kısaltan vatandaşlarımızın özellikle hak arama hürriyetini genişleten Adalet Bakanlığı bünyesindeki tazminat komisyonuna müracaat edip hakkını öncelikle oradan arayabilmesiyle ilgili bir düzenleme var. Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki koruma tedbirleriyle ilgili eğer gözaltı süresinin uzatılması ya da beraat etmiş ve öncesinde tutuklu kalmışsa, buna yönelik tazminat taleplerinin de yine tazminat komisyonu ve Ağır Ceza Mahkemesi’nden talep edilmesiyle ilgili düzenlemeler var. Yine kişisel verilerin korunmasıyla ilgili, özel hayatın korunmasıyla ilgili biliyorsunuz 2010 anayasa değişikliğiyle, kişisel verilerin korunması, anayasal güvenceye kavuşmuştur. Sonrasında yasal düzenlemeler yapmıştı. Tabii bu yasal düzenlemelerin özellikle Avrupa Birliği veri koruma tüzüğüne uyum sağlaması bakımından bir takım düzenlemeler yapılıyor. Burada özellikle vatandaşlarımızın kişisel verilerin işlendiği durumda bunların özellikle kişisel verilerin başka birilerinin eline geçmemesi anlamında birtakım müeyyideler getiriliyor. Veri sorumlularına yeni sorumluluklar ve cezai müeyyideler getiriliyor.”
“Küresel şirketlerden alışveriş vatandaşlarımızın kişisel verilerini korumayı amaçlayan düzenlemeler var”
Özellikle küresel şirketlerden alışveriş yapan vatandaşların kişisel verilerinin bu şirketlerce işlenebildiğine değinin Bakan Yılmaz Tunç, söz konusu yargı paketinde vatandaşların kişisel verilerini korumayı amaçlayan düzenlemelerin de olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Özellikle küresel şirketler var. Bunlardan alışveriş yapan vatandaşlarımız var. Vatandaşlarımız o şirketlerden alışveriş yaptığında kişisel verileri oralarda işlenebiliyor, bu şirketlerle yapılan sözleşmelerde. Tüm bunlarda sorumlulukları belirleyen veri sorumlularının yükümlülüklerini belirleyen bir düzenleme ve vatandaşlarımızın kişisel verilerini korumayı amaçlayan düzenlemeler var. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına itiraz müessesesi getiriyoruz. İstinaf sürecine. Yine özellikle terörle mücadele açısından hassasiyetimizi korumaya devam ediyoruz. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin Türk Ceza Kanunu 220 örgüt suçları ve 314-2 silahlı örgüt suçları bakımından terör örgütü üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işleyen örgüt üyesi gibi cezalandırılabileceği hükmünü Anayasa Mahkemesi iptal etmişti. Şimdi burada bir boşluk doğmaması lazım. Eğer örgüt üyesi değil ama örgüt adına suç işliyorsa ceza kanunundaki o boşluğu doldurarak örgüt üyesi olmasa bile örgüt adına suç işleyen kişilerin cezasının müstakil bir suç olarak düzenlenmesini Ceza Kanunu’nda sağlayarak terörle mücadele konusunda bir zafiyetin oluşmaması noktasındaki yasal düzenleme ihtiyacını meclisimizle paylaşmıştık. Sağ olsun milletvekillerimiz de bunu teklife dönüştürdüler. ve Adalet Komisyonumuzda görüşmeleri buna benzer usulü bir takım değişiklikler var. İşte vasi tayini bir yıldan fazla cezaevinde bulunan hükümlülere otomatik vasi tayin ediliyordu. Burada kişinin isteğine bırakılacak. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda bir düzenleme söz konu su oluyor. Yine tasarruf mevzuatı sigorta fonunun terör örgütlerine yardım yataklık yapan şirketler bakımından kayyum tayini mümkündü. Bunun özellikle organize suç örgütlerinin işlediği suçlar bakımından da kayyum tayini imkanını getiren düzenlemeler var. Çok sayıda usulü düzenlemeler de var. Tüm bunların yasalaşması durumunda hem hak arama hürriyetinin genişletilmesi hem de yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması ve kişisel verilerin korunması anlamında önemli iyileştirmeler sağlanmış olacak. Tabii önceki yargı paketlerinde de yine çok önemli Yapmıştık. İnşallah seçim sonrasında yargı reformu strateji belgemiz ve insan hakları eylem planımızla Cumhurbaşkanımız tarafından seçimden sonra kamuoyuyla paylaşacak. Orada ortaya konulan uygulamadan bizlere gelen, vatandaşlarımızdan bizlere gelen adaletin tecellisi ve güvenilir adaletin tesisi anlamında gerekli olan gerek yasal düzenlemeler gerek idari uygulamalarla ilgili yargı reformu strateji belgesi, seçim sonrası açıklanacak belgede de önemli hedefleri ortaya koyacağız ve o hedefler doğrultusunda da yeni düzenlemeleri inşallah hayata geçireceğiz.”
“Erzincan’daki soruşturma tüm detaylarıyla, titizlikle devam ediyor”
Erzincan İliç’te meydana gelen toprak kaymasında 9 işçinin toprak altında kaldığı olaya ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Yılmaz Tunç, hem işçilerin kurtarılması hem de yargılama sürecinin devam ettiğini söyledi. Kusurlu olduğu düşünülen kişilerin tutuklandığını ve adli sürecin de devam ettiğini belirten Bakan Tunç sözlerini şöyle tamamladı:
“Erzincan İliç’te meydana gelen toprak kayması, maden sahasındaki kaymağı hepimizi derinden üzdü. Tabii orada kaybolan dokuz madencimizin, işçimizin arama çalışmaları uzun süredir devam etti. Tabii oradaki toprak kayma tehlikesi ve arama kurtarma çalışmalarındaki risk nedeniyle de bir süre ara verildi. İnşallah temennimiz bir an önce o dokuz vatandaşımıza ulaşmak. Ailelerin acısını bir kez daha paylaşıyorum. Onlara sabır diliyorum tabii bu kazanın sebepleriyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Araştırma Komisyonu kuruldu. Bu tür kazaların bundan sonra olmaması için alınması gereken tedbirler noktasında da kurulan araştırma komisyonu önemli. Hem bu kazanın nedenlerini araştıracaklar hem de bu tür kazalar meydana gelmemesi için gerekli tedbirleri yasama üyelerimiz, milletvekillerimiz araştıracaklar. Ama diğer yandan konunun adli boyutu var tabii. Hemen olay olur olmaz. İliç Cumhuriyet Başsavcılığımız soruşturma başlattı. Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’mızın koordinasyonunda dört cumhuriyet savcımız görevlendirilmişti. Sekiz bilir kişi görevlendirdik. İnşaat, iş güvenliği, çevre, kimya ve bütün o alanı ilgilendiren konularla ilgili sekiz bilirkişi de olay yerinde incelemeler yaptılar. Bir ön rapor hazırladılar. ve bu ön rapora göre kusurlu olduğu düşünülen kişiler oldu. İlk etapta sekiz kişinin kusurlu olduğu belirlendi. Bunlardan altısı tutuklamaya sevk edildi ve tutuklandılar. İkisi de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma devam ediyor. Tabii şirketin yabancı şirketin yabancı temsilcisiyle ilgili de tutuklama kararı verildi. Sonrasında 6 Şubat tarihi itibariyle şirketin Türkiye yöneticisi olarak atanan kişiyle ilgili olarak da ifadeleri alındı. O da adli kontrol şartıyla şu anda soruşturma kapsamında ve bu soruşturma neticesinde kusurlu olan kimlerse bu kazaya sebebiyet veren olaylar, nedenler, kişiler kimse bu tabii ki yargımız tarafından bağımsız ve tarafsız yargımız tarafından ortaya çıkarılacaktır. Bunun tabii tüm teknik boyutları incelenerek bu kazada kimler kusurlu? Bunun tespitini yargımız yapacaktır. Soruşturma şu anda tüm detaylarıyla tüm titizlikle devam ediyor. Hep beraber biz de süreci Erzincan Cumhuriyet Başsavcımız ve Cumhuriyet Başsavcımız koordinasyonunda takip ediyoruz. İlgili bakanların Enerji bakanımız, Çevre Şehircilik Bakanımız, İçişleri Bakanımız konuyla ilgili gerekli açıklamaları da zaten zaman zaman yapıyorlar. Adli süreçle ilgili de biz bilgilendirme, hem Cumhuriyet Başsavcılığımız, hem bizler yaptık. Bundan sonra da inşallah temennimiz o dokuz vatandaşımıza ulaşılması ama bundan sonra bu kazaların meydana gelmemesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek ve bu kazaya neden olan kişileri de tabii yargımız ortaya çıkarıp soruşturma neticesinde yargılama süreci elbette ki başlayacak ve kimler sorumluysa, kimler bu kazaya sebebiyet verdiyse yargı huzur elbette ki hesabını verecektir.” – ZONGULDAK
]]>Akbank’ın destekleriyle gerçekleşen, TurkishWIN’in öncülüğünde yürütülen BinYaprak Kadın Girişimci Mentorluk Programı’nın ilk dönemi İstanbul’da düzenlenen açılış etkinliği ile başladı. Buluşmada girişimci kadınlar ve mentorler, ekosistem paydaşlarıyla bir araya geldiler, deneyim ve bilgi paylaşımında bulundular.
Türkiye’nin öncü kuruluşları arasında yer alan, 15 TurkishWIN paydaşı tarafından desteklenen program kapsamında, 100 girişimci kadın, 100 mentor ile bire bir mentorluk desteği alarak girişimlerine güç katacak. 6 aylık program süresince, girişimci kadınlar alanında uzman gönüllü mentorlerden destek alacak ve deneyimlerini paylaşacaklar. Bu sayede her bir girişimci, işi, sektörü ve bireysel ihtiyaçları doğrultusunda rehberlik alacak ve dahil oldukları güçlü ağ ile yeni iş birlikleri olasılıklarından da yararlanacaklar.
“Türkiye’de sürdürülebilir gelişim için birlik içerisinde çalışmaya devam edeceğiz”
Akbank KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Bülent Oğuz, “Banka olarak insan odaklı sürdürülebilirlik yaklaşımımızla hayatın her alanında değer oluşturmaya odaklanıyoruz. Bu kapsamda önceliklendirdiğimiz kapsayıcı ve eşit fırsatlar için uzun yıllardır yenilikçi çalışmalara imza atıyoruz. Bunun bir yansıması olarak, kadın KOBİ’ler ve işletme sahiplerine yönelik Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Kredi Garanti Fonu (KGF) iş birliğinde kapsayıcı finansal çözümleri hayata geçirdik. Girişimci kadınların hem teminat sorununa çözüm getiriyor hem de mentorluk, danışmanlık ve eğitimlerle yanlarında yer alıyoruz. 2023 yılında hızlandırdığımız bu çalışmalarla destek sunduğumuz işletme sahibi kadınların sayısını bir önceki yıla göre yüzde 50 artırdık. Önümüzdeki dönemde ise bu etkiyi genişletme hedefiyle ilerliyoruz.
Bu doğrultuda, ülkemizde fırsat eşitliğine ve sürdürülebilir kalkınmaya destek sunma hedefiyle hayat bulan BinYaprak Kadın Girişimci Mentorluk Programımızı, güçlü iş ortaklarımızla birlikte hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Böylece her yıl 100 girişimci kadının işlerini ileri taşımalarında rol alacağız. Türkiye’de sürdürülebilir gelişim için birlik içerisinde çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak ise, “Türkiye’nin değerlendirmediği en büyük doğal kaynak kadınlarımız ve gençlerimiz. Kadınların istihdama katılımda eşit fırsatlar sunmadıkça ve kadınlarımızı ekonomiye dahil etmedikçe ülke ekonomimizin potansiyelinde büyümesi ve sürdürülebilir bir kalkınma modeline geçmemiz mümkün değil. 2010 yılından bugüne, kadınların sevdikleri meslekleri keşfetmelerine destek olma hedefiyle paydaşlarımızla birlikte yüzbinleri harekete geçirdiğimiz mentorluk programlarımızın arasında BinYaprak Kadın Girişimci Mentorluk Programımızın yeri çok özel. İstihdamda olan her kadın bir kaplan gücünde üretiyorsa, girişimci kadınlarımızın oluşturdukları istihdam, hayata geçirdikleri yenilikler ve kırdıkları cam tavanlarla ülke ekonomisine bin kaplan gücünde katkı sağlıyorlar. Paydaşlarımız ve 100 gönüllü mentorumuzla birlikte BinYaprak Kadın Girişimci Mentorluk Programımızda yer alıp, hayal ve hedeflerini bizimle paylaşan girişimci kadınlara, 100 binlerce kaplanımıza teşekkür ediyoruz. Kadın network dayanışmasını artırmak için hazır ve heyecanlıyız.
Banka ise mentorluk programımızın hayal ortağı ve yoldaşı. Kadın girişimcilere sunduğu destekler sayesinde edindiği iç görülerle, programımızı daha da güçlendiren bankanın liderleri ve çalışanlarına, özellikle de şube müdürlerine, verdikleri destek için içten teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
Yapılan açıklamaya göre, BinYaprak Kadın Girişimci Mentorluk Programı; Türkiye Kadın Girişimciler Derneği, TÜBİTAK, TÜSİAD, TÜRKONFED, Yönetim Kurulunda Kadın Derneği, Arya Women Investment Platform, Endeavor Türkiye, EBRD, DEİK, Kadir Has Üniversitesi Silivri Teknopark, GYİAD Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, Ankara TEKMER, Van Teknokent, Viveka’nın katkılarıyla gerçekleşiyor.
BinYaprak Kadın Girişimci Mentorluk Programı hakkında detaylı bilginin binyaprak.com/kadin-girisimci-mentorluk-programi adresinde yer aldığı açıklandı. – İSTANBUL
]]>Memur-Sen’in çağrısıyla 25 ülkeden 33 konfederasyonun katılımıyla kurulan Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Memur-Sen Konfederasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen program, Diyanet-Sen Hatay Şube Başkanı Rıza Ateş’in Kur’an-ı Kerim tilavetinden sonra divan kurulu üyelerinin seçilmesiyle devam etti.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Bakan Işıkhan, çalışma hayatının sürdürülebilirliği için hayati öneme sahip olan sendikacılık hayatında önemli bir dönüm noktası olarak ifade ettiği Uluslararası Emek Konfederasyonu’nun 1’inci Olağan Genel Kurulu için toplandıklarını belirtti.
Emeği, alın terini, çalışmayı, katma değer üretmeyi sınır ötesine taşıyan bu kuruluşun sadece çalışma hayatı adına değil aynı zamanda uluslararası hak, adalet ve emek mücadelesi bakımından insanlık adına da çok kıymetli bulduğunu sözlerine ekleyen Işıkhan, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetlerimiz 21 yıllık hizmet döneminde ülkemizin kronik hale gelmiş yapısal sorunlarını risk alarak, tüm imkanlarını seferber ederek çözüme kavuşturmak için büyük bir çaba sarf etmiştir. Çözmek için adım attığı hiçbir yoldan da geri dönmemiştir. Bunun bir sonucu olarak, özellikle bölgemizde yaşanan terör, göç, iç savaşlar ve dünyada yaşanan ekonomik krizlere, salgına ve afetlere rağmen değer üretmeye, gelişmeye, istikrarlı bir şekilde büyümeye devam ettik” ifadelerini kullandı.
“İstişare anlayışını en iyi şekilde yansıtan Bakanlığız”
Bakan Işıkhan, son dönemde çalışma hayatında karşılaşılan birçok sorunu sendikal hareketle birlikte çözdüklerini söyleyerek, “Sadece son bir yıl içerisinde ülkemiz çalışma hayatı adına attığımız adımlar dahi bu gelişim hızını göstermek için yeterlidir. Bu başarıda kuşkusuz işçi, işveren ve kamu iş birliğinin payı büyüktür. Bu yolda, özellikle de çalışma hayatı anlamında en büyük paydaşlarımız, en önemli yol arkadaşlarımız sivil toplum kuruluşlarımız ve sendikalarımız olmuştur. Bugün gerçekleştirdiğimiz birçok düzenleme sizlerin desteği ve gayreti sayesinde bu seviyeye ulaştı. Hepiniz yapılanların, hayata geçirilenlerin en yakın şahidisiniz. Bakanlık olarak sosyal diyaloğu, paydaşlarımızla olan işbirliğini geliştirmeyi önemsiyoruz. İstişare kültürüne en çok ihtiyaç duyan ve bu anlayışı çalışma alanına en iyi şekilde yansıtmaya çalışan bir Bakanlığız” diye konuştu.
“Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık”
Işıkhan, Uluslararası Emek Örgütü’nün kurulmasında sosyal diyalog anlayışının önemine vurgu yaparak, “Sivil toplum kuruluşlarımız, ortak bilinci sürdürmenin ve katılımcı bir yönetim anlayışını gerçekleştirmenin en önemli araçlarından biridir. Geçmişte, sendikacılık, işçi-memur ve işveren ilişkilerini düzenleyen ve adil temsilini sağlayan sosyal diyalog mekanizmalarımız, hak ettiği değeri ve gerekli ilgiyi görememiş, ihmal edilmişti. Ancak son 21 yılda her alanda olduğu gibi sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık” açıklamasında bulundu.
“21 yılda memurlarımızın sendikal haklarının iyileştirilmesine yönelik çok önemli adımlar attık”
Bakan Işıkhan, Türkiye olarak kamu çalışanlarına sendika kurma hakkının, 1995 yılında Anayasa değişikliği ile tanındığını ve bu hakkın kullanımını düzenleyen yasanın ise 2001 yılında yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu tarihten itibaren AK Parti iktidarlarımız döneminde kamu görevlileri sendikacılığında sendikalaşma oranı sürekli artan bir seyir izledi. Hükümet olarak elbette en büyük temennimiz, bu oranların çok daha yüksek seviyelere çıkması ve tüm kamu çalışanlarımızın sendikalaşması yönündedir. 21 yılda; toplu sözleşmeler dahil memurlarımızın sendikal haklarının, çalışma şartlarının iyileştirilmesine yönelik çok önemli adımlar attık. Bunlardan en önemlisi şüphesiz kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları için toplu sözleşme imkanı sunan 2010 Anayasa referandumudur. Biliyorsunuz yakın bir zamanda da 7. Dönem Toplu Sözleşme’mizi imzaladık. Bu süreci de yine memur sendikalarımızın katkılarıyla başarıyla gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.
Işıkhan, en önemli sosyal paydaşları olarak belirttiği sendikaların her zaman demokrasinin ve çalışma hayatının güvencesi olduklarını belirterek, toplumun tüm kesimlerini doğrudan ya da dolaylı şekilde ilgilendiren; çalışma hayatı, sosyal güvenlik, örgütlenme ve toplu sözleşme gibi birçok konuda öncü rol üstlendiklerini sözlerine ekledi.
“Önümüzdeki süreçte de birlikte çok faydalı işlere imza atacağımıza inanıyorum”
Toplam 25 ülke ve 33 konfederasyonu etrafında buluşturan alın teri, emek ve hak kavramlarını, insanlığın geleceği adına çok önemli ve kıymetli bulduğunu da vurgulayan Işıkhan, “Önümüzdeki süreçte de birlikte çok faydalı işlere imza atacağımıza inanıyorum. Siz değerli paydaşlarımızın desteği ile Bakanlığımızın sağlayacağı imkanlar bir araya geldiğinde önümüzde aşılamayacak engel kalmayacaktır. Emek dünyamız adına çok değerli olan bu önemli girişimi himaye eden başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, kuruluşuna öncülük eden Memur-Sen Genel Başkanımız Ali Yalçın Beyefendiye, Memur-Sen ailesine ve katkı sağlayan tüm sendika temsilcilerimize şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.
Programa Bakan Işıkhan’ın yanı sıra Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın ve 25 ülkeden gelen 33 konfederasyonun temsilcileri katıldı. – ANKARA
]]>Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu başkanlığında, Meclis Başkanı Haluk Akyüz ve Yönetim Kurulu’ndan oluşan heyet, Gürcistan ile karşılıklı iş birliği ve ticareti artırmak amacıyla Gürcistan Batum’a çalışma gezisi düzenledi.
İlk olarak Başkonsolos ziyaret edildi
Heyet ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti Batum Başkonsolosu Rıza Kağan Yılmaz’ı ziyaret etti. Batum Ticaret Müşaviri Canberk Güzel’in de eşlik ettiği ziyarette Başkan Murzioğlu, Samsun’un ekonomi, sanayi ve ihracat potansiyelinin yanı sıra öne çıkan sektörlerine ilişkin bilgiler verdi. Başkonsolos Yılmaz da Samsun TSO heyetine Türk firmalar için başta Batum olmak üzere Gürcistan pazarındaki fırsatlar hakkında bilgilendirmede bulundu. Ziyarette ayrıca, Samsun’un sağlık turizmi potansiyeli gündeme gelirken, Gürcistan’la bu konuda yapılacak iş birliği imkanları görüşüldü. Ziyaretin bir başka ana başlığı da Samsun’la Gürcistan arasındaki dış ticaret potansiyeli ve e-ihracat konusunda oluşabilecek fırsatlar oldu. Oldukça samimi bir ortamda geçen ziyarette konuşmaların ardından Başkan Murzioğlu, Yılmaz ve Güzel’e anı takdiminde bulundu. Başkan Murzioğlu ayrıca, Başkonsolos Rıza Kağan Yılmaz’a Samsunspor atkısı hediye etti.
İş fırsatları görüşüldü
Samsun heyeti ardından ise, MÜSİAD Gürcistan Temsilcisi Hamza Köse’ye bir ziyarette bulundu. Karşılıklı görüşmenin ve anı takdiminin ardından Samsun heyeti, Gürcistan Acara Özerk Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Giorgi Romanadze’yi ziyaret etti. Burada yapılan ziyarette, iki ülke arasındaki tarihi, kültürel ve ticari ilişkiler ele alınarak, görüş alışverişinde bulunuldu. Samsun heyetini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade eden Romanadze, “Sizlere yaklaşık üç ay önce yaptığımız ziyaretin ardından burada sizleri ağırlamak onur verici. Her zaman ifade ettiğimiz gibi Türkiye ile Gürcistan arasında geçmişten gelen çok güzel ilişkiler var. Ticaret ve Sanayi Odaları olarak bu güzel ilişkilere daha da fazla katkı sağlamalıyız. İadeyi ziyaretiniz bizleri çok memnun etti. Bizim amacımız, iki ülke arasındaki iş insanlarını bir araya getirmek ve işlerini kolaylaştırmak. Serbest ticaret anlaşmalarımız sayesinde Avrupa Birliği ülkelerine ve daha birçok ülkeye vergiden muaf bir şekilde ürün ihraç edebiliyoruz. Ham mamul ya da yarı mamulü Türkiye’den getirerek, Gürcistan’da işleyebilir, oradan birçok ülkeye gümrük vergisi ödemeden ihracat yapabilirsiniz. Bu avantajdan daha çok Türk sanayicisinin faydalanmasını istiyoruz. Çünkü biz sizleri yabancı olarak kabul etmiyoruz. Biz sizleri dost olarak kabul ediyoruz. Biz iki ülkenin karşılıklı ticaretinin artması için her türlü desteği vermeye hazırız” dedi.
Murzioğlu, Samsun’u anlattı
Gürcistan basınının da ilgi gösterdiği çalışma ziyaretinde konuşan Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu ise misafirperverliklerinden dolayı Gürcistan Acara Özerk Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Giorgi Romanadze’ye teşekkür ederek, Samsun’un ekonomi, sanayi ve ihracat potansiyelinin yanı sıra öne çıkan sektörlerine ilişkin bilgiler verdi. Samsun’u Karadeniz’in en büyük ili ve parlayan yıldızı olarak tanıtan Başkan Murzioğlu, “Samsun, gerek bulunduğu stratejik konumu, gerekse sahip olduğu mal ve hizmetler üretimi altyapısıyla ekonomik faaliyetleri oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış yükselen bir şehirdir. İlimizde üretim yelpazesi oldukça geniştir. Bu toplantının iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından çok büyük fayda sağlayacağına inanıyorum. İki ülke arasında gönül köprüsü var. Adeta etle tırnak gibiyiz. Yapacağımız bu görüşmeler neticesinde ticaret hacmimizin daha üst seviyelere çıkacağına inanıyoruz. Oda olarak ticari işbirliğimizi geliştirmek için de elimizden gelen çabayı göstermeye hazırız” diye konuştu.
Ziyaret, anı takdiminin ardından sona erdi. Samsun TSO heyeti son olarak, Türkiye-Gürcistan İş Konseyi ve Gürcistan Uluslararası Yatırımları Derneği Başkanı Osman Çalışkan’ı ziyaret etti. – SAMSUN
]]>MÜSİAD Bursa Şubesi’nde gerçekleştirilen törende konuşan Vali Yardımcısı Mustafa Kılıç, Bursa’nın nüfus bakımından Türkiye’nin dördüncü kalabalık ili olduğunu ve sanayi bakımından da oldukça önemli olduğunu hatırlattı.
Bursa’nın özellikle yurt dışına yapılan sanayi ürünleri ihracatında da Türkiye’nin en önde gelen illerinden olduğunu belirten Kılıç, “Bunun altyapısı ilimizde bulunan 17 organize sanayi bölgesi ve burada üretilen ürünlerin ihracatıyla bu önemli gelirler ülkemize sağlanmış oluyor. Mesleki eğitim bu anlamda ilimiz için çok önemli çünkü sanayi destekleyen, bu okullarımızdan mezun öğrencilerimiz eliyle istihdam sağlanıyor.” dedi.
İşbirliği protokolünün hayırlara vesile olmasını dileyen Kılıç, şunları kaydetti:
“İnşallah önümüzdeki süreçte hem mesleki eğitim anlamında eğitim veren kurumlarımızın altyapısının güçlendirilmesi hem burada eğitim gören öğrencilerimizin eğitim kalitelerinin arttırılması ve istihdama hazırlanması anlamında bu gerçekten önemli bir adım teşkil ediyor. Bu süreçte eksiklerimizi karşılıklı olarak tamamlayarak bize emanet edilen bu gençlerimizi en iyi şekilde hayata hazırlama ve onları istihdama hazırlama anlamında çalışmaların yapılacağına inanıyorum. Mesleki eğitimde öğrencilerimizin yönlendirilmesi de önemli. Lise çağından itibaren öğrencilerin istihdama yönelmesi ve üretime katılması çok daha önemli.”
“Bursa’da meslek liselerine kayıt oranı yüzde 55”
İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alireisoğlu da bu işbirliğinin bereketli olmasını ve sürekliliğini temenni etti.
Mesleki ve teknik liselerden mezun olan öğrencilerin yüzde 20’sinin kendi alanında iş bulduğunu, yüzde 15’inin ise üniversiteye gittiğini anlatan Alireisoğlu, “Türkiye’de meslek liselerine kayıt oranı yüzde 40’a yakın. Bursa’da bu oran yüzde 55, bu oran çok yüksek. Bu anlamda biz daha fazla çalışıp, daha güzel örnekleri Türkiye için model olarak üretmek durumundayız.” ifadesini kullandı.
MÜSİAD Bursa Şubesi Başkanı Alparslan Şenocak ise beşeri sermayenin, bir ülkenin ekonomik ve sosyal kültürel gelişiminde kritik bir rol oynadığını ve insan kaynağının niteliğini arttırmanın en önemli unsurunun, mesleki eğitim olduğunu belirtti.
Mesleki eğitimi geliştirmek amacıyla atılan her adımın aslında gelecek için umut, başarı ve toplumsal refahın yükselmesi anlamına geldiğini kaydeden Şenocak şöyle konuştu:
“Türkiye Yüzyılı’nı hedeflere taşıyacak en önemli gücümüzün, nitelikli insan kaynağımız olduğunu hepimiz biliyoruz. Hızla yaşanan teknolojik gelişmeler, küreselleşme, mesleki eğitimi daha da değerli hale getirmektedir çünkü üretimin niteliğinin artması sadece teknik becerilere değil, aynı zamanda iş gücünün problemine çözümüne çözüm kabiliyeti, iletişim becerileri ve takım çalışması gibi yeteneklerle de yakından ilişkilidir. Tüm bu nedenlerle mesleği olan iş gücünü oluşturan ve ürettikleriyle yaşam kalitemizi yükselten nitelikli teknik elemanların yetiştirilmesi aslında hepimizin ortak sorumluluğunda ve görevinde. Bursa’da meslek okullarımız güncel müfredatı ve eğitim içerikleriyle iş dünyasının taleplerine ve sektör ihtiyaçlarına uygun hale getirmek en önemli görevlerimiz ve hedeflerimizin arasında.”
Protokol imza törenine, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, mesleki teknik lisesi müdürleri ve MÜSİAD Bursa sektör başkanları katıldı.
]]>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporunu yayımladı. Son 10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçinin hayatını kaybettiği belirtilen raporda en çok ölümün yüzde 28’lik oran ile trafik servis kazalarında yaşandığı belirtildi. Ocak 2024 iş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği açıklandı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporu ve Ocak 2024 iş cinayetleri raporu olmak üzere iki rapor yayımladı.
SON 10 YILDA 671 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ
‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporuna göre son10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçi hayatını kaybetti.
ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMLERİNİN EN ÇOK YAŞANDIĞI İŞ KOLU, TARIM-ORMAN
İş kollarına göre ölümler en çok yüzde 57’lik oranla Tarım, orman iş kolunda yaşanırken, çocuk işçi ölümlerinin işkollarına göre dağılımı şu şekilde açıklandı:
Tarım, Orman işkolunda 380 çocuk (250 işçi ve 130 çiftçi); İnşaat, Yol işkolunda 71 çocuk; Metal işkolunda 46 çocuk; Konaklama, Eğlence işkolunda 45 çocuk; Gıda işkolunda 23 çocuk; Ticaret işkolunda 21 çocuk; Genel İşler işkolunda 20 çocuk; Tekstil, Deri işkolunda 17 çocuk; Taşımacılık işkolunda 14 çocuk; Ağaç, Kağıt işkolunda 11 çocuk; Kimya, Lastik işkolunda 7 çocuk; Enerji işkolunda 4 çocuk; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 çocuk; Madencilik işkolunda 1 çocuk; İletişim işkolunda 1 çocuk; Sağlık işkolunda 1 çocuk; eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirlenemeyen 6 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
TRAFİK, SERVİS KAZALARINDA 186 ÇOCUK İŞÇİ ÖLDÜ
Rapora göre 2013-2023 yıllarında çocuk işçi ölümlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 186 çocuk; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 112 çocuk; Ezilme, Göçük nedeniyle 92 çocuk; Yüksekten Düşme nedeniyle 61 çocuk; Şiddet nedeniyle 56 çocuk; Elektrik Çarpması nedeniyle 44 çocuk; Yıldırım Düşmesi nedeniyle 41 çocuk; Patlama, Yanma nedeniyle 25 çocuk; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 14 çocuk; Kesilme, Kopma nedeniyle 13 çocuk; İntihar nedeniyle 9 çocuk; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 8 çocuk; Diğer nedenlerden dolayı 10 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
EN ÇOK ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMÜ ŞANLIURFA’DA YAŞANDI
Son 10 yılda Türkiye’nin 77 şehrinde çocuk işçi ölümlerinin gerçekleştiğinin belirtildiği raporda en çok ölüm yaşanan ilk 5 şehir ise şu şekilde: Şanlıurfa 49 ölüm, Gaziantep 40 ölüm, Adana ve İstanbul’da 33’er ölüm, Konya’da ise 25 ölüm.
OCAK AYINDA 158 İŞÇİ İŞ KAZALARINDA HAYATINI KAYBETTİ
Ocak 2024 İş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Rapora göre ölümlerin yüzde 18’i ezilme ve göçük, yüzde 17’si trafik servis kazaları, yüzde 16’sı yüksekten düşme olduğu belirtildi.
İş kollarına göre ölümlerin, yüzde 28’i inşaat/yol, yüzde 14’ü taşımacılık, yüzde 10’u tarım/orman, yüzde 7’si ticaret/büro, yüzde 6’sı metal iş kollarında gerçekleşti.
Raporda iş cinayetlerinde ölen 158 kişiden 5’inin kadın, 153’ünün ise erkek olduğu belirtildi.
EN ÇOK ÖLÜM İSTANBUL’DA
Ocak ayında en çok ölümlerin yaşandığı 6 şehir ise şöyle:
İstanbul 24 kişi, İzmir 17 kişi, Şanlıurfa 11 kişi, Gaziantep 10 kişi, Konya 8 kişi, Mersin 7 kişi
]]>Göktaş, Beşiktaş’ta bir otelde düzenlenen “İstanbul’u Büyüten Kadınlar” programına katıldı.
Burada bir konuşma yapan Göktaş, İstanbul’u konuşmak üzere sanat, spor, akademi, medya ve iş dünyasının başarılı kadınlarıyla bir arada olduklarını belirterek, aziz milletin güçlü ve asil kadınlarının, tarihin her döneminde, hayatın her alanında büyük fedakarlıklar gösterdiğini, kadim medeniyeti ve değerleri bugünlere taşıdıklarını aktardı.
Türkiye Yüzyılı’nda bugün İstanbul’un gelecek 5 yılını konuşacaklarına işaret eden Göktaş, “Bu 5 yıl herhangi bir 5 yıl değil. Bu 5 yıl bir dünya mirası olan bu kadim şehrin yeni dünyaya uyum sağlaması gereken kritik bir 5 yıl. İstanbul’a karşı hepimizin bir sorumluluğu var. Ecdadımızdan bize miras kaldığı gibi ecdadımızın da tarihten aldığı bir miras İstanbul. Şimdi bu mirası en güzel haliyle geleceğe taşıma görevi hepimizin omuzlarında. Sizlerin de bu konuda inisiyatif almaktan çekinmediğinizi biliyorum.” diye konuştu.
Bakan Göktaş, İstanbul’un yerinin herkes için çok ayrı fakat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için anlamının bambaşka olduğunu kaydederek, şunları dile getirdi:
“Cumhurbaşkanımızın İstanbul’a karşı hep ayrı bir muhabbeti olmuştur. Bir kuşağın hafızasında Cumhurbaşkanımız hala İstanbul’u İstanbul yapan efsane belediye başkanıdır. ‘Sevdam’ dediği İstanbul’da belediye başkanı olmasında kadınların büyük katkısı vardır. 1994 seçim çalışmalarında kadınların çok büyük emeği vardı. Kendisi de bunu her fırsatta dile getirir. Hatta kadınların katkısının kendisi için önemini şu ifadelerle vurgular; ‘Türkiye’de girmedik ev, dokunmadık gönül bırakmama hedefiyle çıktığımız yolda elde ettiğimiz her başarıda en büyük pay kadınlara aittir’. Ben de Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği bu gerçeğe canıgönülden katılıyor, demokratik süreçlerin kadınların özgür ve adil biçimde dahil olabildiği oranda değer ve anlam kazanacağına inanıyorum.”
“Kadınların işgücüne katılma oranını yüzde 36’ya yükseltmiş durumdayız”
TBMM’de kadın temsili oranı 2002’de yüzde 4,4 iken, 2023’deki genel seçimlerde bu oranın yüzde 20’ye yükseldiğini hatırlatan Göktaş, son 20 yılda kadınların siyasette güçlü profilleriyle yer aldıklarını, almaya devam ettiklerini vurguladı.
Kadınlara yönelik politika ve hizmetlerin bakanlığın da ana çalışma alanları arasında yer aldığına değinen Göktaş, kadının statüsünün güçlendirilmesinin en önemli gündem başlıklarından birisi olduğunu, bu konudaki ciddiyetlerini, hayata geçirdikleri birçok politika ve hizmetlerle gösterdiklerini kaydetti.
Göktaş, 22 yılda kadınlara yönelik hem iş hayatında hem de sosyal hayatta var olan ayrımcı uygulamalara son verdiklerini, kadınların hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadan hayatın her alanında daha güçlü hale gelmeleri için çalışmaya devam ettiklerini belirtti.
“Kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 36”
Kadının, ekonomik ve sosyal hayata etkin katılımının yalnızca bireysel bir kazanım değil ailevi ve sosyal dönüşümü de sağlayan temel bir değer olduğunu dile getiren Göktaş, “2002’de yüzde 27,9 olan kadınların iş gücüne katılma oranını 2023 Kasım itibarıyla yüzde 36’ya yükseltmiş durumdayız.” değerlendirmesinde bulundu.
İş ve aile dengesini korumanın önemini vurgulayan Göktaş, buna yönelik birçok hizmet ve destek sunduklarını, bu kapsamda doğuma bağlı izin hakları ve esnek çalışma modellerine ilişkin düzenlemeler gibi önemli düzenlemeleri son yıllarda hayata geçirdiklerini anlattı.
Bakan Göktaş, artık yeni bir dünyada yaşandığına, teknolojik gelişmeler ve dijital dünyanın hayatta çok daha belirleyici hale geldiğine de dikkati çekerek, “Tüm işlerin yüzde 95’inin dijitalleştiği dünyada, kadınların bu alandaki varlığı kritik önem taşıyor. Kısaca STEM dediğimiz bilim, teknoloji, mühendislik, matematik alanlarında yetişmiş insan gücü artık stratejik bir güç haline geldi. Biz de özellikle kız çocuklarımızın bu alanlarda eğitimleri ve kariyer yapmaları için özel çaba sarf ediyoruz. Türkiye Yüzyılı’nı kadınların yüzyılı yapmak için kadınlar olarak her alanda görünür olmaya, her alanda güçlü olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Yerel siyasetin hayatın akışında belirleyiciliği
Siyasetin geleceği şekillendirme misyonunu en belirgin olarak yerel yönetimlerde gördüklerini dile getiren Göktaş, şehir yönetiminin, her bir politikanın ve hizmetin etkisinin hemen görüldüğü bir alan olduğunu, bu anlamda toplumsal hayatın akışında yerel siyasetin çok belirleyici olduğunu söyledi.
Siyasi tecrübede yerel yönetimlerin büyük önem taşıdığı vurgusunu da yapan Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz ‘Demokrasi yerelde başlar’ anlayışını benimsiyor ve her kademede kadınların varlığını önemsiyoruz. Ben de siyasete Belçika’da, yerel yönetimlerde başladım. Önce belediye meclisinde, sonra birçok pozisyonda siyasetin içinde yer aldım. Güçlü yerel yönetimlerin siyasete etkisine yakından şahit oldum. Bu nedenle kadınların yerel yönetimlerde etkili olmasını çok değerli buluyorum. Sadece yönetimde yer almak değil, şehir yönetimi ile işbirliği yapmak, proje geliştirmek, birlikte çalışmak ve paydaş olmak da yerel demokrasinin olmazsa olmazı. Gerek akademi, gerek STK gerekse özel sektörle yakın çalışacak bir şehir yönetimi, o şehrin her bir sakinine ulaşma potansiyeli olan bir yönetimdir. Bu çok katmanlı yaklaşım, şehir yönetimini daha kapsayıcı, duyarlı ve etkili hale getirir.”
“Murat Başkanımız, sosyal belediyecilikte de çığır açacak projelerle geliyor”
Belediyecilikte farklı kesimlerin ihtiyaç ve beklentilerini anlama ve bu doğrultuda politikalar geliştirme konusunda kadınların perspektifinin fark yaratacağını belirten Göktaş, “Kadınların varlığı karar alma süreçlerini zenginleştirir. Nitekim burada bulunan her bir katılımcımız, gururla söyleyebiliriz ki ‘İstanbul’u Büyüten Kadınlar’dır. İstanbul sizin emeğiniz ve çabanızla büyüyor, gelişiyor. Bundan sonra da İstanbul’a hizmet sizin desteğinizle bereketlenecek. Bu anlamda İstanbul için çok umutluyum.” ifadesini kullandı.
Bakan Göktaş, Murat Kurum’un projelerini incelerken İstanbul için ayrıca heyecanlandığını dile getirerek, bu projelerin İstanbul’un çehresini değiştireceğini, her şeyden önce birikimi ve tecrübesiyle Kurum’un “Sadece İstanbul” diyerek yola çıktığını ve bütün tecrübesini kente vakfetmeye hazır olduğunu hatırlattı.
Kurum’u bürokraside başarılı çalışmalarıyla bildiklerini kaydeden Göktaş, şunları paylaştı:
“İklim Elçileri Projesi’yle gençleri, Doğanın Anneleri Projesi’yle kadınları ve gençleri çalışmalarında her daim birer yol arkadaşı yaptığına hepimiz şahidiz. Aynı şekilde, bakanlık yaptığı dönemde de şehircilik anlamında Türkiye’nin en önemli dönüşümlerini gerçekleştirdi. Şimdi İstanbul yönetimine talip. İstanbul’un en öncelikli meselelerinden birisi olan deprem ve afetlere hazırlık için geliştirilen projeler ayrıca çok kritik. Murat Başkanımız, sosyal belediyecilikte de çığır açacak projelerle geliyor. Çalışan kadınlar için iş ve aile dengesini korumak adına kreş ve bakım yardımları çok önemli. 39 ilçe, 964 mahallemize açılacak kreşler büyük bir hizmet olacak. Murat Başkanımızın kreş sözü bizim için çok kıymetlidir. Çünkü bu kreşlerin, kadınların sosyal ve ekonomik hayata daha aktif katılımları için çok büyük birer destek olacağına yürekten inanıyoruz. ‘7/24 Nöbetçi Kreşler’ uygulaması, hayatın her koşuluna hazırlıklı bir hizmet modeli olacak. Bu uygulama ve kreşler, İstanbul için son derece önemli bir ihtiyacı karşılayacak.”
“İstanbul’un zaman kaybetmesine izin veremeyiz”
Engelli ve yaşlılara yönelik hizmetlerin, toplumsal yaşamın kalitesini belirleyen unsurlar olduğu görüşünü paylaşan Göktaş, engelsiz bir İstanbul için geliştirilen projelerin bu nedenle kendisini heyecanlandırdığını ifade etti.
Şehirlerin her birey için erişilebilir olmasını önemsediklerine, insanı merkeze alan ve sosyal belediyecilik anlamında çığır açacak olan “SİZTEM İstanbul” konseptinin tüm dünya şehirlerine model olacağına inandığını aktaran Göktaş, Kurum’un her bir projesinin detaylı ve ufuk açıcı olduğunu, İstanbul adına sabırsızlıkla bu projelerin hayata geçmesini umut ettiğini vurguladı.
“Çünkü İstanbullular bunu hak ediyor. İstanbul o kadar nadide bir şehir ki ihmal edilmesi sadece İstanbul’a değil Türkiye’ye kötülük. İstanbul’un zaman kaybetmesine izin veremeyiz” diyen Göktaş, Murat Kurum’un önemle vurguladığı bir noktaya dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Bana göre en anlamlı ve en büyük sözü ‘Sadece İstanbul için geliyoruz’ sözüdür. Murat Başkanımız, tek gündemi İstanbul olan, sadece İstanbul’a odaklanacak olan bir yönetimle inşallah dünyanın en güzel şehri İstanbul’u hak ettiği yere taşıyacak. 31 Mart akşamı inşallah İstanbul yeniden gerçek belediyecilik ile buluşacak, Muradına erecek. Bizim de muradımız odur ki güzel İstanbul hak ettiği değeri bulacak, hizmetlere kavuşacak.”
Programa, eski başbakanlardan Tansu Çiller, İBB Başkan adayı Murat Kurum ve AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer’in yanı sıra sanat, spor, akademi, medya ve iş dünyasından kadınlar katıldı.
]]>Konya’ya gelen Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır bir dizi açılış ve ziyaret gerçekleştiriyor. İlk olarak Konya Valiliğine gelen Bakan Kacır daha sonra KOP Bölge Kalkınma İdaresi imza törenine katıldı. Daha sonra Bakan Kacır, organize sanayi bölgesinde bir fabrika açılışına katıldı.
“Cumhurbaşkanımız liderliğinde birçok alanda büyük hamleler gerçekleştirdik”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, açılışı yapılan işletmenin Konya’ya ve ülkeye hayırlı olmasını diledi. Bakan Kacır, “Günümüzde teknolojik ilerleme ve dijital dönüşüm, yeni bir çağın kapılarını aralıyor. İçinde bulunduğumuz ‘Dördüncü Sanayi Devrimi’ çağında, dünyada tüm dengeler değişiyor ve rekabet şartları yeniden şekilleniyor. 3/12 Bunun sonucunda küresel güç mücadelesi; teknolojik gelişim ve dijital dönüşüm gibi parametreler üzerinden yaşanıyor. İşte bu paradigma değişimini yakalayan ülkeler, geleceğin dünyasında söz sahibi olacak. Türkiye olarak bizler de bu noktada önemli bir yol kat ettik. Geride bıraktığımız son 22 yılda, yerli ve milli bir anlayışın temellerini atarken; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde birçok alanda büyük hamleler gerçekleştirdik. Dev bir Ar-Ge, inovasyon ve girişimcilik ekosistemi inşa ettik. Sanayicilerimizin ihtiyaçlarını karşılayabilecek organize sanayi bölgesi (OSB) altyapısı kurduk. 4/12 Özel sektörün yatırım iştahını artıracak teşvik paketleri kurguladık. Yerel kalkınma dinamiklerini harekete geçirirken; devlet desteklerini sanayi sektörüne, KOBİ’lere, akademisyen ve girişimcilere sunduk. Bugün ülkemiz; 101 teknoparkında, 10 binin üzerinde girişimi ile teknoloji geliştirme yolculuğunu sürdürüyor. Bin 600’den fazla Ar-Ge ve tasarım merkezimizle birlikte 272 bin kişilik büyük bir Ar-Ge ordusuna sahibiz. Artık rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türk sanayii, küresel üretim üslerinden biridir. 2002 yılında 36 milyar dolar seviyelerinde ihracatımız vardı. Bugün ise 255,8 milyar dolarlık rekor bir ihracattan söz ediyoruz. 5/12 Bu ihracatın yaklaşık 241 milyar dolarını da imalat sanayii oluşturuyor” dedi.
“Sanayicilerimizin, KOBİ’lerimizin, girişimcilerimizin yanında yer alıyoruz”
Bakan Kacır, Türk sanayiinin; ülke ekonomisini kalkınmasında ana aktör olduğunu kanıtladığını ifade ederek, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bizler de Ar-Ge ve yatırım teşviklerimizin yanında, faaliyete alacağımız finansman programlarıyla kalkınma yolculuğumuzda sanayicilerimizin, KOBİ’lerimizin, girişimcilerimizin yanında yer alıyoruz. Savunma sanayiinde gösterdiğimiz yaklaşımı sivil alanlara da taşıyarak yatırım, istihdam, üretim ve ihracat ekseninde yeni başarı hikayeleri yazıyoruz. İşte bu anlayışla, Türkiye’nin yeni nesil endüstri politikasının somut örneği Togg’u hayata geçirdik. 6/12 Milletimizin 60 yıllık rüyasını gerçeğe dönüştürdük. Önümüzdeki dönemde batarya teknolojileri, çip üretimi, uzay teknolojileri, biyoteknoloji, hiper ölçekte veri merkezleri, güneş, rüzgar ve hidrojen enerjisi sistemleri alanlarında lider teknoloji girişimlerini destekleyeceğiz. Yatırım teşvik sistemimizi revize ederek, büyük ölçekli yatırımlarla arz güvenliğini sağlayacak, yüksek teknolojiye yönelik yatırımları artıracak, böylece cari açığın azaltılması ve fiyat istikrarı hedefine daha fazla katkı vereceğiz. Değerli Katılımcılar, Teknolojide paradigma değişimlerini takip ederek yenilikçi teknolojilerde öncü olma iddiası taşırken bir yandan da mevcut sanayi altyapımızın rekabetçiliğini koruyacak adımları da hayata geçiriyoruz. 7/12 dünyadaki paradigma değişimlerine odaklanırken, sanayimizin yeni düzene uyumu doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor” şeklinde konuştu.
“Bugüne kadar 50 firmamız öğren-dönüş programını tamamladı”
Bakan Kacır, “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sanayimizin rekabet gücünü artırmak ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için fırsat pencerelerinden biri de ‘dijital dönüşüm’. Bu nedenle, model fabrikalar ile işletmelerimize uygulamalı yalın üretim ve dijital dönüşüm eğitimleri sağlıyoruz. 2019 yılında faaliyete geçen Konya Model Fabrikayla Konya sanayiinin verimlilik odaklı dönüşümünde işletmelerimizin yanında yer alıyoruz. Bugüne kadar 50 firmamız öğren-dönüş programını tamamladı. 8/12 Ben bu vesileyle, firmalarını daha rekabetçi bir yapıya taşımak isteyen sanayicilerimizin model fabrikamızın sunduğu eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden en üst düzeyde yararlanması için çağrıda bulunmak istiyorum. Bugüne kadar model fabrikalarımızdan yararlanan işletmelerimizde verimlilikte yüzde 76’ya ve üretimde yüzde 140’a varan artışın yanı sıra ürün maliyetlerinde yüzde 18’e kadar tasarruf sağladık. Konya sanayiinin dönüşümüne rehberlik eden bu tesis, dijital dönüşümün getirdiği yeni sınamaları fırsata dönüştürmek için büyük bir kazanım. Diğer yandan, iklim politikalarında uluslararası yasal düzenlemelerin getirildiği, Yenilenebilir enerji yatırımlarının öne çıktığı bir dönemde yeşil dönüşüm altyapımızı güçlendirecek ve bu alanda ihtiyaç duyduğumuz teknolojileri geliştirmemizi sağlayacak adımları hayata geçiriyoruz. 9/12 İklim değişikliğine adaptasyon ve uyuma hizmet eden Ar-Ge çalışmalarını planlamak ve koordine etmek üzere; TÜBİTAK Temiz Enerji, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Araştırma Enstitüsü’nü kurduk. Sanayi bölgelerimizin sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda uluslararası standartlara ulaşmasını sağlayacak ‘Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi’ni hayata geçirdik. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın desteğiyle hazırlamış olduğumuz, ‘Çelik, Alüminyum, Çimento ve Gübre Sektörleri Karbonsuzlaşma Yol Haritaları’mızda; bu dört öncelikli sektöre yönelik, alternatif teknolojiler, öngörülen emisyon azaltımları, yatırım ihtiyaçları ve politikaları değerlendirdik. Sektörlerin yeşil dönüşümünde rehber niteliğinde olan ‘Sektörel Yol Haritaları’ oluşturduk. 10/12 Sanayimizin yeşil ve döngüsel ekonomiye geçişi için uluslararası finansman kaynaklarına erişimini de hızlandırdık. Organize sanayi bölgelerimizin Yeşil OSB’lere dönüşümünü hızlandırmak için Dünya Bankası Finansmanlı Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesi ile 300 milyon dolar finansman sağlıyoruz. OSB’lerimizin verimliliğini, çevresel sürdürülebilirliğini ve rekabet gücünü artırıyoruz. Yine Dünya Bankası ile iş birliğinde, Yeşil Dönüşüm’deki en kapsamlı ve en büyük bütçeye sahip çalışmamızı “Türkiye Yeşil Sanayi Projesini” devreye aldık. 450 milyon dolarlık bütçeye sahip projeyi, Bakanlığımız koordinasyonunda KOSGEB ve TÜBİTAK’la yürütüyoruz. 11/12 KOSGEB’e ayrılan 250 milyon dolarlık kısmıyla; KOBİ’lerin karbon ayak izlerini azaltmaya ve kaynak verimliliğini artırmaya yönelik yeşil dönüşüm planlarını gerçekleştirmeleri konusunda yanlarında yer alıyoruz. Projenin TÜBİTAK’a ayrılan 175 milyon dolarlık kısmıyla; yeşil üretime, daha yüksek enerji ve kaynak verimliliğine yönelik Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinde bulunan firmaları ve özel sektör liderliğindeki iş birliklerini destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde sanayimizin ikiz dönüşümü adına yeni yatırım, destek ve teşvik programını hayata geçiriyoruz” diye konuştu.
“Konya çok daha güzel bir şekilde üretmeye devam edecek”
Açılış yapılan tesislerden duyduğu memnuniyeti ifade eden Konya Valisi Vahdettin Özkan, “Bizim milli sanayi stratejimize baktığımız zaman yüksek derecede katma değer taşıyan, teknolojiyi esas alan sosyal kesitleri önceleyen üretimi, ihracatı, istihdamı önceleyen bir öncelikler zincirini hepimize ödev olarak veriyor. Bakanım Konyamızdaki sanayiciler, çalışanların hep beraber kamu kuruluşlarıyla, belediyeleriyle beraber bu amaca muhatap olarak çalışmaktadır. İnşallah hayırla, bereketle, bu milli hedeflerimizin altını dolduracak iş merdivenlerini hep beraber kurup işletmiş olacağız” şeklinde konuştu.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, tesisin hayırlı olmasını dileyerek, “Konya üretmeye devam edecek. Özellikle savunma sanayi ve yüksek teknolojili ürünler üretmesi sonucunda konusunda Konya’da son dönemde güçlü bir irade var. Bakanımızın desteği ile Konya Türkiye Yüzyılı’nın en önemli şehir olacaktır. Bu vesileyle organize sanayi bölgesinde üretim yapan tüm firmalarımıza destek olan bu süreçte mühendisinden işçisine kadar Konyalılar adına teşekkür ediyorum. İnşallah Konya çok daha güzel bir şekilde üretmeye devam edecek” dedi. – KONYA
]]>Özçelik, Öz Orman-İş Sendikasının Kızılcahamam’da bir oteldeki 55. Temsilciler Eğitim Toplantısı’nda, Öz Orman-İş’in kurulduğu 2008’den beri duruşundan ve mücadelesinde taviz vermediğini belirterek, sendikanın 27 bin üyesiyle çalışma hayatının önemli bir parçası olduğunu söyledi.
Bakanlık olarak çalışma hayatının tüm paydaşlarıyla sosyal diyaloğu esas alıp, hareket ettiklerini vurgulayan Özçelik, “Sosyal devleti bir bütün olarak işçi, işveren ve devlet üçlüsünün mutabakatı olarak görüyoruz. Ülkenin refahının ve topyekun yükselişi, bu mutabakatın sağlıklı bir zeminde kurulmasına bağlı. Bu çerçevede sendikalarımız, Bakanlığımızın en fazla önem verdiği paydaşlardır.” ifadelerini kullandı.
Sendikal örgütlenmenin önünde hiçbir engelin bulunmadığını dile getiren Özçelik, sendikalı işçi sayısının yaklaşık 2,5 milyona, sendikalaşma oranın ise yüzde 15 düzeyine yükseldiğini bildirdi.
“İstihdam tüm zamların en yüksek seviyesine ulaştı”
Bazı işverenlerin, sendikaların örgütlenmesine yönelik olumsuz bakış açısını ortadan kaldırmak istediklerini ifade eden Özçelik, şöyle konuştu:
“Büyüyen, kalkınan Türkiye’nin son 20 yılında, istihdamın artırılması en temel ilkemiz, en önemli politika eksenimiz oldu. İş gücümüz bugün 35 milyonu aştı. İstihdam edilenlerin sayısı 2002 yılında bu yana yüzde 50’den fazla artarak tüm zamların en yüksek seviyesi olan 32,5 milyona ulaştı. Dezavantajlı gruplara yönelik uyguladığımız destek, teşvik ve düzenlemelerle kadın, genç ve engellilerin istihdamını önemli ölçüde artırdık. Sosyal örgütlenme imkanlarının geniş, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz alındığı ve çalışma ortamını insana yaraşır hale getirmiş olan işverenlerimize yönelik yeni teşvik modelleri üzerinde çalışıyoruz.”
Özçelik, enflasyonun tahribatını emekçilere hissettirmemek için gayretle çalıştıklarını belirterek, Bakanlık olarak, çalışma hayatının tüm taraflarıyla dayanışma içerisinde, üzerlerine düşen tüm görevleri yerine getirmeye hazır olduklarını söyledi.
Özçelik, “Bu kapsamda Sayın Settar Başkan’ın, işçilerimizin hem kamu çerçeve protokolüyle getirilen şartları hem ücretlerdeki basamak sistemiyle ilgili taleplerine, inşallah önümüzdeki günlerde gerçekleştireceğimiz danışma kurulları toplantılarımızda dile getirip, hep birlikte çözüm arayacağız.” dedi.
“İşçiler arasındaki ücret merdiveni yeniden kurulmalı”
Öz Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan da üyelerinin kadro hakkına kavuşması ve özlük haklarının iyileştirmesi için büyük bir mücadele yürüttüklerini belirterek, son olarak 14 bin geçici orman işçisinin çalışma sürelerini 10 aydan 12 aya yükseltilmesi kazanımını elde ettiklerini söyledi.
Kamu işçinin 2023-2024 dönemindeki mali ve sosyal haklarının belirlendiği Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü’nü geçen yıl mayıs ayında imzaladıklarını anımsatan Aslan, bu sözleşmeyle en düşük kamu işçisi ücretinin önce 15 bin liraya yükseltildiğini, ardından 2023 yılının ilk altı ayında refah payı dahil ücretlere yüzde 45’lik artış yapıldığını vurguladı.
Bu sözleşmenin kazanımlarının enflasyon karşısında zamanla erimesi üzerine TÜHİS ile 29 Ocak’ta ek protokol imzalandığını hatırlatan Aslan, şöyle konuştu:
“Ek protokolle sözleşme başlangıç tarihi 1 Ocak olanların aldığı yüzde 32,57 oranındaki zam, sözleşme başlangıcı 1 Mart ve sonraki aylarda olanlara da uygulandı. Bunda emeği olanlara teşekkür ediyorum. Fakat arkadaşlarımızın hala 49,25 zamda yeknesaklığın sağlanması konusunda beklentileri var. Bu beklentiye yetkililerin duyarlılık göstereceğine inanıyorum. Hükümetimizden, memurlarımıza ve emeklilerimize verilen yüzde 49,25’lik zam oranın kamu işçisine de verilmesini istemiştik, bunu yine talep ediyoruz.”
Aslan, geçen yıl imzalanan sözleşmeyle en düşük kamu işçisi ücretinin önce 15 bin liraya yükseltilmesi ve ardından yapılan yüzde 45’lik artışla kıdemli işçi ile yeni işçi arasındaki ücret makasının daraldığına dikkati çekerek, “Bu durum işyerlerinde rahatsızlığa neden oldu. Bu sorunu TÜHİS ile aşamadık. Önümüzdeki sözleşme döneminde eski işçi ile yeni işçi arasındaki ücret merdiveni sisteminin yeniden kurulmasını istiyoruz.” dedi.
Toplantıya, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Kadir Çokçetin, Orman Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yüzer ve sendikanın temsilcileri katıldı.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sultangazi Cebeci Yatırımları tanıtımı ve halk buluşmasında konuştu. İmamoğlu: “Hükümet, belediye, şu, bu fark etmez yeter ki sorunları hızlı çözmek adına aklın, kanunun, yasanın öngördüğü ne varsa işbirliği içerisinde, hızlı ve çözümleri birlikte tasarlayalım. Ama bunun için illa herkes aynı partiden olacak, herkes şu olacak, herkes bu olacak diye bir kaide yok. Bu memleketin, bu milletin gündemine böyle lüzumsuz işleri taşıyanlar gerçekten bu milletin kalitesinin farkında değil. Milletimiz 86 milyon insanımız 16 milyon hemşerimiz bu süreçleri en nizami şekliyle anlayıp işlerin yapılma biçimine bakıp yeter ki hizmet alalım bakışıyla hareket ettiğinin hepimiz farkındayız. Ne gerekir açıkçası milletçe bütün kurumlarda partizanlığı bırakmak, partizanlıktan arınmak ve herkesin işine odaklanması gerekir” dedi.
İmamoğlu, Sultangazi Cebeci Yatırımları tanıtımı ve halk buluşmasında konuştu. Cebeci köyünde gerçekleştirilen yatırımlar hakkında vatandaşlara bilgi veren İmamoğlu şunları söyledi:
“İSTANBUL’UN DÖRT BİR YANINDA ÇOK ÖZENLİ İŞLER YAPTIK: Bugün havayı güzel görünce bizim arkadaşlarımız bizi otobüsün üstüne çıkartmaya karar vermiş. Tabi esas olan bu güzel çevrede, bu güzel ortamda tarihi Cebeci Köyü’nde güzel köyümüzün güzel insanlarıyla ve Sultangazi’nin kıymetli bireyleriyle birlikte elbette sizleri selamlamak ve gerçekten buraya yapılan güçlü yatırımları sizinle paylaşmak. İstanbul’un dört bir yanında çok özenli işler yaptık. Bu özenli işlerden bir tanesi de burada. Ama bu işe inanın kelimeler yetmez. Burada yaptığımız işin parayla ölçülecek tarafı yok. Yani bu sadece Cebeci Köyü meselesi değil. Cebeci’deki bu büyük taş ocaklarının çevresinin, ortamının, köylerinin düzeltilmesi meselesi. Burada insanca yaşamı sağlarken bir yandan da burada oluşan çevre kirliliği, çevreyle ilgili sıkıntılar, derenin ıslahından tutun, atık sudan, temiz suya varıncaya kadar, doğal gaz yatırımlarından tutun, birçok konuya varıncaya kadar bu sürecin derlenip, toparlanıp insanca yaşam koşullarının buraya sağlanması meselesi. O bakımdan buradaki buluşmayı çok ama çok önemsiyorum. Ben buraya bu yaklaşık dört buçuk yıl içerisinde en az 20-25 kez geldim. Bu köye iki üç defa geldim ama çevreyi 20 – 25 kez dolaştım. Neredeyse İstanbul’un her yönünde temeller atıyoruz veya çalışmalar yapıyoruz ama burayı da ayrı önemsiyoruz.
HİÇBİR AYRIM YAPMADAN HERKESİN SORUNUNU ÇÖZMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ: Bu manada her gün yeni bir temel atmanın, yeni bir açılış yapmanın gururunu yaşıyorum elbette ve hiçbir ayrım yapmadan herkesin sorununu çözmek için çalışıyoruz. Burada bu konuda özellikle az önce bahsettiğim sorunlarla boğuşan bu alanda maden bölgesindeki plansızlık, denetimsizlik yüzünden 40 yılı aşkındır, çözümsüz hale gelmiş sorunlar olduğunu tespit ettik. Tabi bu madenin çalışmaları belli sebeplerle bakanlık tarafından durdurulmuştu. Ama çözüm içinde bir yolculuk net olarak tariflenmemişti. İki şeyi aynı anda yapmamız gerekiyordu. Hem bu madenin çevreyi olumsuz etkilerini gidermek hem de bu madenden çıkartılan kaliteli kalker madenini de İstanbul’a sağlıklı bir şekilde eriştirmek. Biz bunu başardık. Buradaki ocaklardan çıkarılacak kalker madenini İstanbul için de önemini biliyorduk. Bu manada kalker, metro tünelleri, otoyol tünelleri, köprüler, kamu binaları gibi çok kritik yerlerde kullanılan kaliteli beton üretimi için olmazsa olmaz bir maden. ve bu kalitede buradaki ocağın dışında çıktığı bir başka yerde yok. İstanbul için konuşuyorum. Bu manada ulaşımdan depreme hazırlık kadar pek çok açıdan hayati bir ham madde olduğunun farkındaydık. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi doğaya saygılı, çevreye uyumlu bir madencilik faaliyetini sağlamak üzere arkadaşlarımla harekete geçtik. Çevre ve Altyapı Projesi kapsamında otoyol ile maden bölgesi bağlantısı. Sağlayan bin 800 metre uzunluğundaki kavşak bölgesi bağlantı yolunu tamamladık. Sultangazi ilçesindeki kamyon trafiğini de ortadan kaldırmak açısından ilçeye ulaşımı rahatlatarak bu trafik ulaşımını tümden iç ulaşım yollarından arındırdık. A-1 bağlantı yolunu yani Habipler Mezarlık yolunda bitirerek Habipler Mahallesi trafiğinin yoğunluğunu da rahatlatmış olduk. Cebeci Köyü ve Gazi Mahallesi’ni birleştiren yolu tamamlayıp mahallenin yolu ile maden sahası yolunu tümden birbirinden ayırmış olduk. Böylece maden yolu trafiğini, mahallenin dışına taşıyarak insanlarımızın sağlığını, can güvenliğini ve mal güvenliğini sağlamış olduk.
40 HEKTARLIK ALANA PEYZAJ ÇALIŞMASI YAPTIK: Bölgede yolları yaparken sadece yolları, altyapısını dere ıslahını ve diğer hususları tamamlamakla yetinmedik yeşillendirmeyi de ihmal etmedik. Yolların çevresine 14 bin 500 adet ağaç ve fidan diktik. Ayrıca 40 hektarlık bir peyzaj çalışması yaptık. Aynı zamanda mahallenin ve diğer köylerin yağmur suyu ve atık su sorunlarını da İSKİ marifetiyle çözüme kavuşturduk. Mahallenin içinden geçen derenin ıslahını tamamlayarak burada oluşabilecek taşkın riskini de bertaraf ettik. Köyün içindeki bir kısım metruk yapıları yıkarak mahalle içerisindeki yeşil alanlar ve parklar ile mahallemizi hak ettiği yere taşıdık. Bu bölgede ve yakın çevresinde az önce ifade ettiği gibi 17 yıldır doğalgaz olmasına rağmen bu mahallemizde doğalgaz hattı yoktu. Tam beş bin 600 metre doğal gaz boru hattı çekerek mahalleyi 17 yıl sonra doğalgaza kavuşturduk. Şu an mahallede 160 hane doğalgaz kullanıyor. Bundan sonrasında maden sahasıyla ilgili süreçleri elbette bırakmıyoruz. Hem düzgün işletilmesi hem nitelikli işletilmesi hem de şeffaflığıyla birlikte kurumumuzun burayla ilişkili kurumlarının da sürecin içerisinde en güçlü şekilde var olduğu bir şekiliyle bu bölgeyi nizami bir biçimde sürdürülebilir bir maden işletmesine dönüştürmenin de gururunu yaşayacağız.
BU BÖLGEDE YAŞAYAN YURTTAŞLARIMIZI MUTLU EDECEK ÇÖZÜMÜ HEP BİRLİKTE HAYATA GEÇİRECEĞİZ: Bu anlamda maden sahası içerisinde entegre tesisler oluşturarak özellikle şehir içine dağılmış beton santrallerini, asfalt, plent üreticilerini bu entegre tesislerinde çevreci yatırımlarla aynı bölgede buluşturup toplu halde kamyonların şehir içerisinde taş ocaklarından taşları taşıyacak bir biçimde çevre kirliliğini ve özellikle yolların bozulmasını insanların can güvenliğini tehdit edecek bir süreci ortadan kaldıracağız. Ayrıca buradaki işletmeler denetimli maden alanının içerisinde çevreye uyumlu şekliyle çalışacaklar. Böylece hem işletmecileri hem de bu bölgede yaşayan yurttaşlarımızı mutlu edecek çözümü hep birlikte hayata geçireceğiz. Burada üretilecek kaliteli kalkerle de İstanbul’un kentsel dönüşümünü daha da güvenli bir biçimde gerçekleştirebileceğiz. Bir sorun nasıl topyekün ele alınır, nasıl herkesin katkısı ve işbirliği ile kalıcı biçimde çözülür burada inanın bu işin en güzel örneklerinden birisini hep birlikte sergiledik. Bu önemli projeye destekleri olan ve katkıları olan, emeği geçen bakın tüm kamu kurumları ve kuruluşları Sultangazi’den belediyesinden bakanlığa, valilikten diğer kurum kuruluşlara da hepinizin huzurunda yetki, belge, izin vesaire hususlarında birlikte çalıştığımız emniyet güçleri dahil herkese yürekten teşekkür ediyorum.
NE GEREKİR, AÇIKÇASI MİLLETÇE BÜTÜN KURUMLARDA PARTİZANLIĞI BIRAKMAK: Bu örnek şunu gösteriyor. Hükümet, belediye, şu, bu fark etmez yeter ki sorunları hızlı çözmek adına aklın, kanunun, yasanın öngördüğü ne varsa iş birliği içerisinde, hızlı ve çözümleri birlikte tasarlayalım. Ama bunun için illa herkes aynı partiden olacak, herkes şu olacak, herkes bu olacak diye bir kaide yok. Bu memleketin, bu milletin gündemine böyle lüzumsuz işleri taşıyanlar gerçekten bu milletin kalitesinin farkında değil. Milletimiz 86 milyon insanımız 16 milyon hemşerimiz bu süreçleri en nizami şekliyle anlayıp işlerin yapılma biçimine bakıp yeter ki hizmet alalım bakışıyla hareket ettiğinin hepimiz farkındayız. Ne gerekir açıkçası milletçe bütün kurumlarda partizanlığı bırakmak, partizanlıktan arınmak ve herkesin işine odaklanması gerekir. Bu anlamda tam da bu bahsettiğim işim prensipleri ve biz yaklaşık beş yıldır sadece çözüme, icraate, hizmete odaklanmış bir belediyecilik yapıyoruz. Bu sayede yıllarca ihmal edilmiş içinden çıkılmaz hale gelmiş sorunları çözüyoruz. Bundan sonra da yolumuza aynı şekliyle devam edeceğiz. Halkımızdan alacağımız destekle sizlerin oylarıyla daha da hızlanarak daha da güçlü işleri bütün şehrimizde harekete geçireceğiz. İstanbul’umuzun dört bir yanına hizmet ve yatırım götürmeye devam edeceğiz.
GÜÇLÜ BİR MİLLET İTTİFAKINI KURACAĞIMIZDAN KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN: Sultangazi’de, Cebeci’de yaptığımız birçok çalışma altyapıdan üstyapıya, kreşten sosyal yardımlara, sosyal tesisler hizmetlerinden parklara ve burada yaptığımız bütün işlerin daha iyilerini yapmak için yolculuğumuza en güçlü şekliyle devam etmek istiyoruz. Bu kapsamda özellikle yola çıktığım değerli yol arkadaşım Ferhat Epözdemir Belediye Başkan adayımıza da hem Sultangazi’de hem de bütün İstanbul yolculuğundaki bütün belediye başkan adayı arkadaşlarıma yürekten başarılar diliyorum. Tabi bu iş örgütlü mücadele hem ilçe başkanımla beraber buradaki Cumhuriyet Halk Partililer ama daha da ötesi biz milletin ittifakını temsil eden, milletiyle birlikte düşünen, konuşan insanlar olarak bu şehirde bulunan herkesin bizimle bu yönetimde var olduğunu, birlikte düşündüğümüzü, birlikte yol yürüdüğümüzü hissettiği güçlü bir millet ittifakını kuracağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Biz bu şehirde yaşayan herkesle konuştuk bizim sözümüz, bizim yüreğimiz, bizim gözümüz, bizim yüzümüz inanın iyiliğin dışında güzel duygunun dışında milletimizin çıkarının dışında hiçbir konuyu muhatap almayacak. Bizim tek yolumuz var milletimize hizmet. Milletimize hizmet o bağlamda yolumuz açık olsun. Hepinize katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
]]>BAKÜ – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Azerbaycan’da düzenlenen Asya Parlamenter Asamblesi 14. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız var” dedi.
APA 14. Genel Kurulu Azerbaycan Milli Meclisi ve Asya Parlamenter Asamblesi yeni Dönem Başkanı Sahibe Gafarova’nın ev sahipliğinde Bakü’de başladı. “Asya’da sürdürülebilir kalkınma için bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi” temasıyla düzenlenen genel kurula başta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, APA Genel Sekreteri Mohammad Reza Majidi, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova ve APA üyesi 40 ülkeden parlamento heyetleri katıldı.
“Asya yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşamaktadır”
APA 14. Genel Kurulu’nda yapılacak müzakerelerin Asya ülkeleri arasında dayanışma ve iş birliğini sağlayacak önemli sonuçlar ortaya çıkarmasını umduğunu belirten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Bildiğiniz gibi dünyanın fevkalade zor bir dönemden geçtiğine hep beraber şahit oluyoruz. Bu çerçevede tarihsel olarak Asya ülkelerinin arasında da Asya’da da önemli bir tarihi fırsat penceresi açılmıştır” ifadelerini kullandı.
Asya’nın yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşadığını kaydeden Kurtulmuş, “Bu çerçevede, Asya Parlamenter Asamblesi’nin yükselişe geçen Asya’da yeni fırsatların yakalanması, güven ve istikrar içerisinde iş birliklerinin ve ortak çalışma zemininin temin edilmesi bakımından fevkalade değerli bir platform olduğunun altını çizmek isterim. Bu çerçevede Türkiye olarak 2019 yılından itibaren gerçekleştirmeye devam ettiğimiz yeniden Asya yaklaşımımız dolayısıyla gelişmekte olan ve fevkalade büyük fırsatları ve riskleri aynı zamanda bünyesinde taşıyan yeni uluslararası ilişkiler zemininde Türkiye’nin Asya ile irtibatını, Asya ile ilişkisine fevkalade büyük önem atfetmekteyiz” dedi.
“Asya ülkelerinin dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız”
Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’nın başkanlığı döneminde APA’nın daha da yükseleceğine, ülkeler ve parlamenterler arasında iş birliğinin artacağına emin olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Hep birlikte kendisine destek olarak bu faaliyetlerin daha ileriye götürülmesi için yardımcı olacağız ve önümüzdeki dönemde Asya ülkelerinin iş birliği ve dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız. Özellikle yaşadığımız dönemde bölgemiz başta olmak üzere Asya’nın da önemli birçok yerlerinde maalesef çatışma alanlarının var olduğu bu çatışma alanları üzerinden hem bölgesel çatışmaların hem de bunların üzerinden küresel rekabetleri ve düşmanlıkların fitilini ateşlenmesi müsait olduğu bir dönemdeyiz” şeklinde konuştu.
Bölgedeki ve dünyanın birçok yerindeki çatışmalara değinen Kurtulmuş, “Çatışma alanları eğer sorunlar çözülemez, karşılıklı rıza ve müzakereye bağlı olarak bu sorunların çözümü için adımlar atılamazsa, korkarım ki önümüzdeki dönem dünyada çok daha büyük türbülansların var olacağı yeni bir dönemi de işaret etmektedir” diye konuştu.
“Karadeniz’de tahıl koridoru ile Türkiye hayati bir rol oynamıştır”
Yakın coğrafyada yaşanan iki önemli çatışmanın altını çizen Kurtulmuş, “Bunlardan birisi Rusya ile Ukrayna arasındaki devam etmekte olan savaş. Şimdiye kadar on binlerce insanın öldüğü, şehirlerin yıkıldığı, köylerin, kasabaların yerle bir edildiği, büyük bir insani felaketin yaşandığı Rusya-Ukrayna krizi. Öyle görünüyor ki sadece Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş değil, Rusya ile topyekun Batı arasında bir savaş olma niteliği taşımaktadır. Bu özellikleri ile eğer Rusya ve Ukrayna krizi çözüme kavuşturulamazsa bunun bir küresel çatışmanın da fitilini ateşleyecek aşikardır” ifadelerini kullandı.
Türkiye olarak başından itibaren Rusya-Ukrayna krizinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunduklarını vurgulayan Kurtulmuş, “Hem de bir an evvel her iki tarafın kabul edebileceği adil ve kalıcı bir barışın temin edilmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirdik. Bu sorumlulukları yerine getirmeye de devam ediyoruz. Esir takasının gerçekleştirilmesi ve Karadeniz’de tahıl koridoru ile dünya gıda piyasalarında olağanüstü fiyat artışlarının önlenmesinde Türkiye hayati bir rol oynamıştır. Bu çerçevede Rusya Ukrayna savaşının ümit ederiz ki, temenni ederiz ki en kısa sürede kalıcı ve adil bir barış yoluyla çözülmesi insanlığın hayrınadır” dedi.
“Gazze’de devam eden insanlık suçu insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisidir”
Beş aya yakın bir süredir Gazze’de büyük bir insanlık dramı yaşandığını ifade eden TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Esasında söylenildiği gibi mesele 7 Ekim’de başlamış değildir. 1948’den itibaren ve hatta 1967’den itibaren maalesef bu meselenin içten içe yandığı, içten içe büyütüldüğü bir süreç yaşanmıştır. Filistinliler köylerinden, kentlerinden uzaklaştırılmış, birçok yere işgalci Yahudiler yerleşimci olarak yerleştirilmiş, köyleri, kentleri yok edilen insanların bir kısmının da hayat ile irtibatı koparılmıştır” diye konuştu.
Gazze’de devam eden saldırıların insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisi olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “30 bini aşkın insan, bunların yüzde 75’inin kadın ve çocuk olduğunu bildiğimiz 30 bini aşkın insan, göz göre göre dünyanın gözü önünde katledilmiştir. Dahası Gazze Şeridi’ni tamamı ile kuşatan Netanyahu ve çetesi orayı kuşatmak ve kalmamış, canlı hareket eden ne varsa hepsini ateş edip yok ederek büyük bir insanlık suçunu işlemeye devam etmiş ve etmektedir” ifadelerini kullandı.
“Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz”
APA başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların Gazze’deki insanlık dramına sessiz kalmamasını temenni ettiğini söyleyen Kurtulmuş, “Hükümetlerin bir kısmı Gazze’de işlenen soykırıma varan büyük katliama sessiz kalsa da dünya halkları sessiz kalmamış. Washington’dan Londra’ya, Paris’ten Brüksel’e kadar birçok başkentte milyonlarca insan sokağa dökülmüştür. Artık insanlar bu canavarın durdurulmasını, insanlık suçlarını bilerek, isteyerek işleyen bu mekanizmanın durdurulmasını talep etmektedir. Bunun için her türlü fırsatı ortaya koymak ve Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz. Ne yazık ki bunu önlemek için mücadele eden başta Birleşmiş Milletler’in mültecilere yardım kuruluşları başta olmak üzere birçok kuruluş da yine Netanyahu ve çetesini destekleyen ülkeler tarafından güçler tarafından engellenmiştir” şeklinde konuştu.
“Çok daha güçlü mücadele etmemiz lazım”
İsrail’in Başbakanı Netanyahu’nun Refah kapısına sıkıştırılan 1,5 milyona yakın Filistinlinin üzerlerine bombalar yağdırdığını belirten Kurtulmuş, “Dünyaya meydan okuyarak diyor ki, bunları oradan da silip atacağız. Böylece yeni bir insanlık suçunu işlemeye devam edeceğini dünyanın gözünün içine baka baka ifade ediyor. Buna karşı insanlığın ortak vicdanı harekete geçmiştir ama sonuç almak için çok daha güçlü mücadele etmemiz lazım. Bu Uluslararası Adalet Divanı’nda ki ara kararla birlikte ortaya çıkan durum yeni bir fırsattır ve ümit ederiz ki arkasından Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ndeki yargılamanın başlamasıyla insanlık bu ayıptan hiç olmazsa bir miktar kurtulabilecektir” dedi.
“Bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız”
Dünyadaki küresel sistemin hiçbir sorunu çözebilme yeteneğine sahip olmadığını vurgulayan Kurtulmuş, “Dünyadaki uluslararası sistem sadece güçlünün sözünün geçtiği, zayıfın ise ezilmeye devam ettiği bir uluslararası yapıyı oluşturmaktadır. İşte önümüzdeki dönemde hep beraber çalışarak inşa etmemiz gereken yeni bir alan ise yeryüzünde barışı, adaleti, insanlığı, ülkelerin eşit egemenliğini ve halkların arasında hiçbir ayrımcılık gözetmeksizin hiçbir insani hiyerarşiyi göz önünde bulundurmaksızın bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız. Açıkçası yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız vardır” diye konuştu.
Kurtulmuş konuşmasının ardından APA Dönem Başkanlığını Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya devretti.
Kurtulmuş, yarın Aliyev ile görüşecek
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Azerbaycan temasları kapsamında yarın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından da kabul edilecek. Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov’la bir araya gelecek olan Kurtulmuş, TÜRKPA Genel Sekreterliğini ve Bakü’deki şehitlikleri de ziyaret ettikten sonra Azerbaycan’dan ayrılacak.
]]>Finansal teknoloji sektörünün enstrümanlarından kripto paralar, ülkemizde de milyonlarca insan tarafından kullanılıyor. Kripto para piyasaları her geçen gün daha fazla büyürken, Merkez Bankası ve SPK başta olmak üzere düzenleyici kurumlar bu konuyla ilgili uzun süredir regülasyon çalışması yapıyor. Kripto para piyasalarının aktörleri ve yatırımcıların bir süredir beklediği düzenlemelerin ne getireceği merak konusu olurken Bahçeşehir Üniversitesi BlockchainIST Center Direktörü Öğr. Üyesi Dr. Bora Erdamar, beklenen düzenleme ve ülkemizdeki kripto para piyasalarının geleceğiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Türkiye pazarına girmek için fırsat kolluyorlar
Erdamar, ülkemizde şu ana kadar yaklaşık 25 milyon kişinin kripto para piyasalarında işlem yaptığını belirterek şu ifadelere yer verdi: “Bu veriye baktığımızda gelişmiş ülke ortalamalarının çok üzerinde bir ilgi görüyoruz. Genç nüfusumuzun yüksek olmasının ve Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak yeni teknolojilere çok açık olmasının bu duruma büyük etkisi var. Bu nedenle dünyadaki kripto para projelerinin, alım satım platformlarının ve yatırımcıların Türkiye pazarına giriş yapmak için fırsat kolladığını, bunun yollarını aradığını ve bir yol haritasına ihtiyaç duyduklarını biliyoruz. Türkiye genel olarak bu alandaki ilk 7 ülkeden birisi durumundadır.”
‘Regülasyon, Thodex ile gündeme geldi’
Ülkemizde kripto paraya olan ilginin, bazen ne yazık ki bilinçsiz yatırım ve dolandırıcılıklara sebep olduğunu vurgulayan Erdamar, düzenleme kararının özellikle binlerce kişinin mağdur olduğu Thodex olayından sonra gündeme geldiğini söyledi. “Tekrar böyle bir vakanın yaşanmaması için nasıl düzenlemeler yapmalıyız?” sorusunun konunun özü olduğunu vurgulayan Erdamar, Thodex olayı sürecinin aslında tehlike çanlarıyla birlikte geldiğini ifade etti. “Yakından incelendiğinde fark edildi ki işin başında profesyonel bir ekip yok, alım satım platformu olarak işleyen doğru düzgün bir yazılım bile yok. Pek çok iş sadece göstermelik yapılmış. Çok ciddi reklam bütçeleri varken, arka plandaki çok amatör ve belli ki nihayetinde art niyetle işleyen prosedür gizlenmiş. Ne yazık ki ve en acısı yatırımcılar bu reklamlara ve vaatlere kanmışlar.”
Fısıltı gazetesi ve suistimal şartları
Ülkemizde, insanların kripto para piyasalarında yatırım yaparken, çoğunlukla çevreden duyduklarıyla hareket ettiklerini, bunun da beraberinde kandırılma ve dolandırılma riskini artırdığını belirten Erdamar, “Türkiye özelinde bu durumun çoğunlukla, ‘benim komşum şu kadar yatırdı, şu kadar kısa zamanda parasını beşe, ona katladı, bak sen de kaçırma sakın’ gibi bizim ‘fısıltı gazetesi’ diye tabir ettiğimiz şekilde yaşandığını gördük. Bu da ne yazık ki bir suistimal ortamı oluşturdu. Bir yanda bu yeni teknolojileri ve kripto para piyasalarını hızlıca çözen, yazılım ve finans bilgisi gayet yüksek bir kesim var. Öte yanda da finansal teknoloji araçlarını hiç anlamadan ve öğrenmek için hiç emek vermeden, sadece kısa yoldan zengin olmayı hedefleyenler var. Bu işleri çözmüş ama bilmeyenleri kandırmak isteyenlerle, açgözlülük içerisinde çok kısa zamanda çok yüksek karlar peşinde koşanların bir araya gelmesi ne yazık ki hazin sonuçlara yol açıyor.”
Düzenlemelerle yatırımcılar güvende hissedecek
Bu suistimal ortamının sadece kripto paraların yer aldığı blok zinciri (Blockchain) teknolojisinde oluşmadığını, yapay zeka gibi yeni popülerleşen tüm teknolojilerde benzer durumların yaşandığını belirten Bora Erdamar, Merkez Bankasının hazırladığı düzenlemelerin bir numaralı hedefinin dolandırıcılığa sebep olan bu zemini ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı. Düzenlemelerin hem kullanıcıların hem yatırımcıların güvende hissedeceği bir ortam sağlayacağını belirten Erdamar, süreçle ilgili şunları söyledi: “Kripto para piyasaları alanında ekosisteme fayda sağlamak amacıyla faaliyet gösteren, işini profesyonelce yapan finans ve siber güvenlik firmalarıyla birlikte çalışan firmaların ve projelerin önünü açacak, lisanslama kriterleriyle standart sağlayarak yol haritası çizecek bir regülasyon planlanıyor. Bu sayede tüm kripto varlık ve finansal teknoloji sektörünün daha güvenli hale getirilmesi ve sağlam temeller üzerinde yükselmesi amaçlanıyor.”
İlk kapsam siber güvenlik
Kripto varlık düzenlemelerin kapsayıcılığı hakkında da bilgi veren Erdamar, ilk hedefin alım satım platformlarının düzenlenmesi olduğunu belirtirken şu ifadeleri kullandı: “Şu anda alım satım platformlarının üzerinde kripto varlıkların saklanması ve cüzdan yönetiminden, kullanıcıların fonlarının takibine, finansal risk yönetiminden siber güvenlik önlemlerine kadar uzanan çok fazla iş yükü var. Düzenlemelerin ilk kapsamı, alım satım platformlarının bu iş yükünü bölüştürerek riski daha iyi yönetme esaslarını içeriyor. Dolayısıyla ilk etapta lisanslama süreçlerinin başlamasına yönelik çerçeveyi çizen bir yasa beklentisindeyiz. Finansal açıdan yeterli sermaye şartları, siber güvenlik açısından uyulması gereken kriterler gibi lisans şartlarının zaman içerinde netleşeceği bir süreç başlatılmış olacak.”
Vergi sonraki düzenlemeye kalacak
Düzenlemelerle ilgili en çok merak edilen konulardan birisinin vergilendirme olduğunu belirten Erdamar, “Vergi konusunda çalışmalar büyük gizlilikle devam ediyor. Ancak vergilendirmenin ilk çıkacak çerçeve niteliğindeki yasada değil, detaylı açıklamaların yer aldığı devam niteliğindeki düzenlemelerde netlik kazanacağını düşünüyoruz” dedi. – İSTANBUL
]]>Yeni mevzuatla meslek liselerinin sektörlerin içinde eğitim vermesinin önü açıldı. Ayrıca, sektör yoğunluğunun bulunduğu okullara yerleştirilecek 11. sınıf öğrencileri için yeni kontenjanlar ayrılacak, barınma ihtiyaçları da karşılanacak.
Bakanlığın mesleki eğitime “istihdam odaklı” yaklaşımı yerleştiren yeni mevzuatı, gelecek eğitim öğretimden itibaren uygulamaya geçecek.
MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Ali Karagöz, AA muhabirine, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talimatıyla hazırlanan, “MEB bölge, ihtisas, sektör içi ve sektöre entegre mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarına ilişkin usul ve esaslar hakkında yönerge” adlı yeni mevzuata ilişkin açıklamalarda bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığı olarak mesleki ve teknik eğitim sürecinde ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücünü yetiştirmek için yoğun bir çalışma içinde olduklarını dile getiren Karagöz, bu kapsamda 30’un üzerinde şehirde, işletme ve sektör temsilcileriyle bir araya geldiklerini, toplantılara atölye, laboratuvar öğretmenleri ve yöneticilerin de katıldığını aktardı.
Bu toplantılarda, mesleki teknik eğitim sürecinin nasıl yürüdüğünü, iyileştirilmesi gereken alanları görüştüklerini dile getiren Karagöz, bu kapsamda yeni bir yönergenin hazırlanarak illere gönderildiğini bildirdi.
Karagöz, mesleki eğitimde fırsat eşitliğini karşılamaya ve erişimi kolaylaştırmaya yönelik hazırlanan yeni yönergeye ilişkin şu bilgileri verdi:
“Yeni yönergemiz doğrultusunda Türkiye’nin herhangi bir yerindeki meslek liselilerin istihdamının kolaylaştırılması için bölge, ihtisas, sektör içi ve sektöre entegre olmak üzere 4 yeni okul programını hayata geçiriyoruz. Burada yeni okul türleri tanımlamıyoruz, mesleki eğitim merkezleri ile mesleki ve teknik Anadolu liselerinin mevcut yapısı içine yeni okul eğitim modelleri getiriyoruz. Bunun sonucunda, mesleki ve teknik eğitim kurumlarının kendilerini yenilemesi, değişen ve dönüşen sistemlere entegre olması, sektörün talep ettiği nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılaması, öğrencilerin edindikleri bilgi ve beceriler sonucunda istihdam edilebilmelerinin kolaylaştırılması sağlanmış olacak.”
Sektör yoğunluğunun bulunduğu bölgelere öğrenci hareketliliği başlayacak
Genel Müdür Karagöz, sektör yoğunluğunun bulunduğu bölgelere öğrenci hareketliliğini başlatacak “bölge okulu” adı verilen programı şöyle tanıttı:
“Bölge okullarımız, işletmelerin yoğun olduğu yerlerde ve pansiyonlu olacak. İşletme eğitimine tam erişemeyen 11. sınıflarda okuyan öğrencilerimiz için bölge okullarımızda yeni kontenjanlar açacağız. Bu öğrencilerimiz, başarılarına bağlı olarak yerleşmeleri halinde okulun barınma imkanından yararlanacak ve işletme eğitimleri dahil tüm eğitimlerini bu okullarda alacaklar. Böylece 11. sınıflarda da işletmelerde meslek eğitimini hayata geçireceğiz.”
İhtisas okullarında mesleki kümelenmeler oluşturulacak
Meslek liselerinde 53 alanda 114 dalda eğitim verdiklerini belirten Karagöz, bu alanlar içinde birbirini destekleyen ve aynı eğitim ortamlarında olabilecek şekilde mesleki kümelenmeler oluşturarak “ihtisas” okullarını hayata geçireceklerini bildirdi.
Eğitim ortamlarının daha etkin ve verimli kullanılmasının sağlanacak ihtisas okulları ile aynı zamanda mesleki teknik eğitime ilişkin Ar-Ge faaliyetlerinin yürütüleceğini belirten Karagöz, böylece mesleki eğitime ilişkin öğretim programlarını okulların tecrübeleriyle güçlendireceklerini söyledi. Karagöz, ihtisas okullarında alan öğretmenlerinin hizmet içi eğitimlerinin de yapılacağını kaydetti.
Öğrenciler sektör içi okullarda hem eğitim alacaklar, hem üretim yapacaklar
Ali Karagöz, “sektör içi” özelliğe sahip okullarla üretim kabiliyeti çok güçlü ve kapasitesi büyük işletmelerin üretim altyapısıyla meslek ve teknik eğitim sürecini buluşturacaklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“Sektör içi okullarımız, üretim ve işletme teknikleri güncel ve sürekli gelişim içindeki büyük işletmelerin içerisinde açılacak. Öğrencilerimiz 9. sınıftan itibaren işletmenin içinde açılmış okulda eğitim alacaklar. Öğrencilerimiz, 9 ve 10. sınıf eğitimlerini işletmenin içindeki güvenli ortamlarda alacaklar, 11 ve 12. sınıfta ise o işletmenin üretim hattına öğretmenlerinin gözetiminde, usta öğreticilerinin nezaretinde dahil olacaklar.”
“Sektöre entegre okullarla mesleki yeterlilikleri artacak
Genel Müdür Karagöz, “sektöre entegre” okullara ilişkin, “Bölge okullarında olduğu gibi sektöre entegre özellikli okullarımızda da mesleki ve teknik eğitim kurumlarımızın içerisindeki alanların sektörle ilişkilendirilmeleri sağlanacak, öğrencilerin sektörel yoğunluğun bulunduğu yerlerdeki işletmelerde mesleki eğitime katılmaları sağlanacak, böylece mesleki yeterlilikleri artırılacak.” değerlendirmesini yaptı.
Bu modele, mesleki ve teknik Anadolu liselerinin 11. ve 12. sınıf öğrencilerinin dahil olacağını bildiren Karagöz, şöyle devam etti:
“Bölge okulu ve sektöre entegre özellikli okul programımızda, okulun bulunduğu kayıt alanı dışındaki diğer mesleki ve teknik eğitim veren liselerde öğrenim gören ve 10. sınıfı tamamlayan belli niteliklere sahip öğrencilerin nakil ve geçişleri yapılacak. Bunun için nakil kontenjanları oluşturulacak. Sanayinin az geliştiği bölgelerdeki öğrenciler, parasız yatılılık imkanlarından yararlandırılarak sanayisi gelişmiş bölgelerde fırsat eşitliği temelinde, mesleki ve teknik eğitim almalarının yolu açılmış olacak. Öğrenciler, yerleşmeleri halinde işletmenin içerisinde doğrudan üretim hattıyla bütünleşmiş, sektörün üretim kabiliyetiyle, oradaki yetişmiş iş gücünün teknik personelin de nezaretinde mesleki derinleşmelerini sağlayacaklar.”
Karagöz, “sektör içi” ve “sektöre entegre” okullarla öğrencilerin, mesleğin gerektirdiği iklim içerisinde yetişmesini ve mezuniyetleri sonrası istihdama daha hızlı geçmesinin sağlanacağını belirtti.
Bu dönem içinde mesleki eğitimdeki yeni yaklaşıma entegrasyon için çalışacaklarını dile getiren Karagöz, 2024-2025 eğitim öğretim yılından itibaren meslek lisesi öğrencilerinin yeni programa sahip okullarıyla buluşacaklarını bildirdi.
Genel Müdür Ali Karagöz, “Meslek eğitimdeki öğrencilerimize öncelikli önerimiz, 9 ve 10. sınıf eğitimlerini başarılı geçirsinler. Bu okullarımızın kontenjanlarını belirledikten sonra duyuruya çıkaracağız. Öğrencilerimiz ve velilerimiz, duyurularımızı takip etsinler. E-okul üzerinden öğrencilerimiz başvuru yapacak.” dedi.
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Kacır ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, sektör çalışanları ve üniversite öğrencilerini bir araya getirmeyi hedefleyen “Sektör Kampüste Programı” kapsamında işbirliği protokolünü imzaladı.
Protokolle, Bakanlık ve YÖK Başkanlığı öncülüğünde, gelişen teknolojilere yönelik ihtiyaç duyulan yetkinlikleri uygulamalı çalışmalarla geliştirmek için iş dünyası ile iç içe bir eğitim modelinin geliştirilmesi, iş dünyasının üniversiteye dahil edilmesi, firma ve üniversitelerin karşılıklı olarak gelişimlerine katkıda bulunulması hedefleniyor.
Bakan Kacır, imza töreninde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde “Türkiye Yüzyılı”nı inşa ederken, kritik teknolojilerde “tam bağımsızlık” amacına emin adımlarla yüründüğünü, Türkiye’yi dünyanın devler ligine yükseltmek için insan kaynağını harekete geçirdiklerini ifade etti.
Gençlerin önlerindeki engelleri kaldırarak, onlara yönelik araştırma desteklerinden bilim merkezlerine, burslardan festivallere kadar bilimi ve teknolojiyi daha yakından tanımalarını yönlendirecek adımlar attıklarını bildiren Kacır, TEKNOFEST ve Deneyap Teknoloji Atölyeleri’yle gençlerin bilim ve teknoloji dünyasıyla tanıştırıldığını kaydetti.
Kacır, bilim merkezlerine yönelik desteklerle bilim kültürünü yaygınlaştırıldığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
“Geleceğin teknoloji yıldızlarını yetiştirmek, gençlerimize gelişen teknoloji yetkinliklerini hızla kazandırmak amacıyla araştırma, geliştirme ve inovasyona liderlik eden firmalarımızla üniversitelerimiz arasında köprüler kurduğumuz ‘Sektör Kampüste Programı’nı hayata geçiriyoruz. Gençler; blokzincir, yapay zeka, bulut bilişim, dijital dönüşüm, ileri imalat gibi konularda kendi alanlarının öncü teknoloji firmaları ve sektör profesyonelleriyle buluşacak.”
Yenilikçi öğrenme imkanı
Gençlere, sektör liderlerinden aldıkları derslerle, ileri teknolojilerdeki son eğilimleri, iyi uygulama örneklerini ve yenilikçi projeleri öğrenme imkanı sunduklarına işaret eden Kacır, öğrencilerin staj olanakları ve işbirliği projeleriyle edindiği teorik bilgileri, pratik deneyimlerle harmanlamalarına destek olduklarını belirtti.
Kacır, teknoloji üreten ve teknolojiyi en iyi kullanan firmalara da birikimlerini üniversiteler ve gençlerle paylaşma imkanı sunduklarını ve böylece ülkenin nitelikli insan kaynağını ve beşeri sermayesini güçlendirdiklerini ifade etti.
Üniversitelerin de bu işbirliğinde, öğrencilere sundukları eğitim olanaklarını yenilikçi bir modelle zenginleştirmek üzere çok önemli bir inisiyatifi üstlendiklerini bildiren Kacır, ilk uygulamasını 2022-2023 döneminde devreye aldıkları programda 36 farklı ders içeriğini 1500’ü aşkın öğrenciyle buluşturduklarını ifade etti.
Kacır, gelinen noktada ASELSAN, Arçelik, Baykar, Cezeri, TUSAŞ, Turkcell, TÜBİTAK, Türksat gibi alanlarında öncü onlarca firma ve kurumun, 84 üniversiteden on binlerce öğrencinin faydalandığı devasa bir üniversite-sanayi işbirliği platformunun temellerini atabilme noktasına geldiklerine dikkati çekti.
En büyük yatırımı insan kaynağına yapmaya devam edeceklerini belirten Kacır, “İnanıyorum ki gençlerimiz de Milli Teknoloji Hamlesi’ni en üst düzeyde sahiplenmeye devam edecekler. Onların katkılarıyla büyüyen, güçlenen, sınırları aşan, özgüven ve iddia sahibi Türkiye’nin yükselişine şahitlik edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde, Türkiye’nin İnsanlı İlk Uzay Misyonu’nu gerçekleştiren ülkenin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın da bir seminer programıyla öğrencilerle buluşacağı bilgisini verdi.
Böylece gerçekleştirdikleri uzay misyonu ve insanlı uzay araştırmalarının gençlerin yakından bilgi sahibi oldukları alanlar olacağına işaret eden Kacır, şunları kaydetti:
“Önümüzdeki dönemde nice insanlı uzay misyonunu hazırlayacak insan kaynağının yetişmesine TUA’nın koordinasyonuyla, İTÜ’nün ev sahipliğiyle gerçekleşecek bu seminer programı da önemli katkılar sunacak. Türkiye’nin araştırma, geliştirme, inovasyon ekosistemini üniversiteler ve gençlerin emrine amade hale getirmeye dönük adımlar atmayı çok önemsiyoruz. Her bir gerçekleşen milli projenin kazanımının Türkiye’nin beşeri sermayesine sunduğu katkı olduğunu değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde yürüteceğimiz ortak çalışmalar da bu süreci bugünkünden de çok daha ileri bir noktaya taşıyacak.”
“Sektörler nitelikli iş gücüne daha kolay ulaşabilecek”
YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar da protokolle, iş dünyası ve sektörlerin talepleri doğrultusunda, üniversitelerde seçmeli derslerin açılabileceğini ve bu derslerin verilmesinde Bakanlığa bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarda görev yapanlar veya sektör kuruluşlarından alanında uzman kişilerin görev alabileceğini bildirdi.
Bu şekilde, üniversite-sektör işbirliği açısından bir başka somut adımı atacaklarını belirten Özvar, şu ifadeleri kullandı:
“Üniversite-sektör iş birliği sayesinde üniversite öğrencileri, daha eğitim sürecinde, sektörel gelişmelere ve dinamiklere vakıf olabilecektir. Bu şekilde, hem mezunlarımızın istihdam piyasasına daha hazır bir şekilde girebilmesi hem de sektörlerin ihtiyaç duydukları nitelikli iş gücüne daha kolay ulaşabilmeleri mümkün olacaktır.”
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Konyalılar Dernekleri Birliği Federasyonu’nun düzenlediği buluşmada kentte faaliyet gösteren demokratik kitle örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldi. Başkan Tugay, Türkiye’nin en büyük sivil toplum yerleşkesini İzmir’de kuracaklarını belirterek, “Bundan sonra İzmir’de herhangi bir yurttaşımızın sahipsiz kalmasını, ilgisiz kalmasını kabul etmiyorum. Bu şehirde her kim bana senden bir hizmet bekliyoruz derse, ayağa kalkıp önünde önümü ilikleyip derhal yerine getireceğim, çalışacağım” dedi.
CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Konyalılar Dernekleri Birliği Federasyonu’nun düzenlediği buluşmada kentte faaliyet gösteren demokratik kitle örgütlerinin temsilcileriyle buluştu. CHP Konak Belediye Başkan Adayı Nilüfer Çınarlı Mutlu ve Karabağlar Belediye Başkan Adayı Helil Kınay’ın da katıldığı toplantıda konuşan Cemil Tugay, şunları söyledi:
“HOŞGÖRÜMÜZ, GÜÇLÜ YÖNÜMÜZ”
“Az önce şurada bir pelikan yüzüyordu. Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Burada oturduğum zamanlarda kürek kulübünün sabahları çalışmalar yaptığını görürüm. Dönüp baktığınız zaman İzmir’e ne kadar muhteşem bir şehirde yaşadığımızı hepimiz kolayca görürüz. Bunu sadece ben görmüyorum, hepimizin gördüğünden eminim. Bu şehir 5 bin yıllık bir şehir, hatta 8 bin yıllık yerleşim yerleri de var. Bu kadar bin yıllar içerisinde de birikmiş bir kültür var. Bizler bu kültürü aslında tam olarak ayrıştırıp da her bir parçası nereden geliyor bilmeden yaşıyoruz. Yani soframızdaki bu zenginlik bile aslında İzmir’in çok kültürlülüğünden gelen bir zenginlik. İzmir’in çok büyük potansiyeli var. İzmir’in sahip olduğu özelliklere sahip olan bu dünyada kaç şehir var bilmiyorum ama belki 10, belki 20 şehir sayarız. Onlardan biri İzmir. Bir kere buranın dünyanın ticaret merkezlerinden biri olması, tarihi olarak böyle bir özelliğinin olması hepimizin hatırlaması ve nedenini düşünmemiz gereken bir kimlik özelliği. İzmir hangi özelliği ile 1800’lü yılların ortalarında Akdeniz’in bütün ticaretinin yüzde 40-50’sinin gerçekleştiği bir yerdi acaba. O günden bugüne eğer biz bu özelliğimiz kaybettiysek, neden dolayı kaybettik. O yıllarda İzmir’de dünyanın bütün bankalarının şubesi, bütün ülkelerinin konsoloslukları vardı. Levanten kültür o zaman İzmir’e yerleşti. Bunlar aslında o günden bu güne halen bizim genlerimize işlemiş şekilde halen taşıdığımız, potansiyel olarak sahip olduğumuz şeyler. Doğası, tarım potansiyeli, ticaret potansiyeli, tarihi, kültürü, turizmi tabi bütün bunların sonunda, en önemlisi de hoşgörüye dayalı bir demokrasi kültürü, yani aslında bir dünya şehri diyebileceğimiz bir şehirdeyiz biz. Başka yerlerde insanlar dışarıdan o şehre göçtüğü zaman yadırganırlar, biraz dışlanırlar, o yabancılık hali epey devam eder. Ama İzmir’e Türkiye’nin hatta dünyanın neresinden insanlar gelirse gelsin hemen kucaklanırlar, bir süre sonra o insanlarımız da İzmir’in o çok güzel mozaiğinin bir parçası olurlar. O da bizim güçlü yönümüz.
“BU ŞEHRİN TRAFİĞİNİ RAHATLATACAĞIZ”
Belediyecilik anlamında ne yapmamız gerektiği belli. Bu şehrin trafiğini rahatlatacağız. Trafiğinin rahatlaması için nelerin yapılması gerektiğine dair detaylı açıklamayı ben yapacağım size. Ana arterlerde sıkışıyor trafik, buralarda yapılacak pek çok düzenleme var. Akıllı trafik sisteminden tutun, pek çok noktada kavşak düzenlemelerine kadar. Zafer Payzın kavşağında, 3 şerit oradan sağdan soldan birer şerit daha 5 şerit trafik geliyor, tam köprüye 2 şerit olarak çıkıyor. Bu kadar basit. Projeler hazır. Bir an önce bunlar yapılsa, bütün o 2 şeride düşen kavşaklarda genişleme yapılsa, bir sene içerisinde yapılabilecek çalışma bunlar, anında rahatlayacak. Birkaç noktada köprülü kavşak, alt geçit, bunların yapılmaması için bir neden yok, çok büyük maliyetleri olan, altından kalkılamayacak işler değil. Dün akşam arkadaşlarımızla saat 01.00’e kadar sizlere sunacağımız kitabın içeriğini çalıştık. Pek çok çözüm önerimiz var. Örneğin, Halkapınar aktarma istasyonunda insanlarımız sıkıntı yaşıyorlar. Aktarma istasyonlarında sıkıntılar var. Biz aktarma istasyonlarını size görselleriyle göstereceğiz, düzenleyeceğiz, ama bu düzenleme aktarma istasyonlarını aynı zamanda yaşam merkezine çevirecek. Orada oturup çay kahve içecek bir kafeterya da olacak, bir süper market de olacak ki insanlar evine gitmeden önce uğrayıp alışveriş de yapacak. Yazın güneşten, kışın soğuktan, rüzgardan, yağmurdan korunduğunuz, tertemiz, pırıl pırıl bir yaşam alanına dönüşecek aktarma istasyonları. Mesala Mavişehir İZBAN’da insanlar iniyor, Mavişehir’e gelirken tarla gibi bir şeyin içinden geçiyor. Böyle alanları da aynı şekilde düzenleyeceğiz. Bu şekilde dokunacağımız çok yer var. Çok fazla akla gelmeyen, ama çok önem verdiğim bir şey, çünkü insanlarımızın orada sıkıntı yaşadığını biliyorum.”
İZBAN SEFERLERİ SIKLAŞACAK
Ulaşım hizmetlerine de değinen Tugay, “İZBAN’da sefer sayıları yeterli gelmiyor. Neden daha sık sefer sayıları yapılmıyor diye düşünüldüğünde kimse bunun cevabını vermiyor. Ben vereyim cevabını; İZBAN, yüzde 50’si büyükşehir belediyesinin yüzde 50’si de TCDD’ye ait olan bir şirket. Bir sinyalizasyon güncellemesi ihtiyacı var. O olmadan şu anda 12 dakikada bir olan seferler daha sık hale gelemiyor. TCDD’nin sorumluluğunda olan bir konu. Maalesef bu ortaklık şu anda çok sağlıklı şekilde işlemiyor. AK Parti’nin adayı Sayın AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, ‘Sefer sıklığını artıracağız’ diyor. Ben de aynı şeyi diyorum, mutlaka artırmalıyız. Peki bugün neden artırılmıyor dendiğinde cevabı bu. TCDD üzerine düşeni yapmadığı için. Ama ben asla bu ya da benzeri konuları bahane olarak İzmir halkının önüne getirmeyeceğim. Konuşarak mı, anlaşarak mı olur farklı bir yol mu bulunur, bütün sorumluluğu üzerimize alarak mı olur, her ne olacaksa olacak ama o sinyalizasyon güncellemesi yapılacak daha daha sonra sefer sayıları sıklaştıracak. Öyle olduğu zaman bugün o İZBAN’da yaşanan sıkıntılar çok azalacak. Yeni bağlantı yollarının açılması gerekiyor. Bunlar da gerçekten yapılmayacak şeyler değil. Öncelik sırasına göre, hepsini sıralayıp birer birer yapacağız. Bu trafik ve ulaşım ile ilgili size fikir ersin diye söyleyeceğim bir şeydi” ifadelerini kullandı.
“SÜREKLİ ALTYAPI ÇALIŞMASI DEVAM ETMELİ”
İzmir’in altyapı sorunları da olduğunu hatırlatan Tugay, “Bütün şehirlerin aslında altyapı sorunu var. Büyük şehirlerde böyle 4,5 milyonluk bir şehirde altyapı sorunu olmaması mümkün değil. Sürekli ve devamlı bir altyapı çalışmasının yürümesi lazım. Bir yenileme gerekiyor, beraberinde kapasite artırımı gerekiyor. Bununla ilgili zaten şu andaki büyükşehir belediyemiz epey çalışma yaptı, mesafe yaptı, onların bıraktığı yerden mümkünse biraz daha hızlandırarak, nerede arıtma eksikse, nerede kanal kapasitesinin artırılması gerekiyorsa bununla ilgili çalışma da yapılacak. Yağmur yağıyor hava kötü oluyor, deniz yükseliyor, Alsancak’ta ya da Karşıyaka yelken kulübünün orada deniz taşıyor ve şehri su basıyor. Bununla ilgili yapılacak şey belli. 6 ay gibi bir sürede yapılacak, ondan sonra asla böyle bir problem olmayacak. Bir zamanlar Mavişehir’de bu problem yaşanıyordu, yapılan kıyı seti, ki bunda benim de katkım vardır, orada yaşanan ilk baskında anladım ki deniz durdurulamıyor, deniz yükseliyor ve Mavişehir’in zemini daha aşağıda olduğu için bu baskının önlenmesinin tek yolu denizin önüne set yapılması. Onun gibi düşünüp bir sefer yapıldığında bir daha bu sorun yaşanmayacak” dedi.
25 BİN YENİ KONUT SÖZÜ
İzmir’in toplu konut ve kentsel dönüşüm konusunda çok başarılı bir geçmişi ve kültürü olduğunu ifade eden Tugay, şöyle konuştu:
“Bu dönemde bizim tekrar o eski kararlılıkla benzer projeleri hayata geçirmememiz için hiçbir neden yok. Ege Koop Başkanı Hüseyin bey ile konuşurken sağ olsun o da söylemişti; bu dönem en az 25 bin yeni sosyal konutu belediye işbirliği ile yapmamamız, insanlara makul fiyatlarla bu konutları sunmamamız için hiçbir neden yok. Beraberinde bazı bölgelerde alacağımız revizyon plan kararlarıyla kentsel dönüşümün önünü açmamak, hızlandırmamak için yine elimizi, kolumuzu tutan hiçbir şey yok. Bunlar da yapılır. Fakat şunu bir eleştiri olarak burada söyleyeceğim. ‘Biz hükümetiz kentsel dönüşümde bizden daha fazla iş hiç kimse yapamaz’ diyenlere, Karabağlar’da 540 hektarlık alanda 12 yıldır bakanlığın yetkisinde olduğu halde 1 metre mesafe alınmayan, en ufacık bir iş yapılmayan alanı neden yapmadıklarını sormak lazım. Siz 12 yıldır Karabağlar’da 540 hektarlık alanda yanlış hatırlamıyorsam 30 bin konut yapmanız gerekirken bir oda bile yapmamışken İzmir’e nasıl oluyor da kentsel dönüşüm konusunda büyük vaatlerde bulunuyorsunuz, ben anlayamıyorum. Önce bir Karabağlar’ı çözün. Yetki bakanlıkta, ama bir metre iş yapamadılar. O yüzden bence İzmir’in kendi kentsel dönüşüm, toplu konut kültürü çerçevesinde herhangi birine rant sağlamadan, yandaşlara özel fırsatlar sunmadan, sadece ve sadece halkın çıkarını düşündüğümüz modellerle, belediye de her anlamda üzerine düşeni yaparak uygun fiyatla alan sağlayacak, altyapısını, ulaşımını sağlayacak. Daha önce İzmir’in belediyelerinin defalarca yaptığı gibi bu dönemde de insanlarımıza yeni konutlar yapabiliriz, kentsel dönüşüm konusunda da üzerimize düşeni yapabiliriz. Bunlar zannediyorum biraz fikir vermiştir.”
“ÇÖPÜ YAKMA TESİSİ İLE YOK EDECEĞİZ”
Harmandalı’na çöp dökmek istemediklerini belirten Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün dünyanın yaptığını yapacağız, bu çöpü yakarak yok edeceğiz. Bir yakma tesisi ile bu çöpü yok edeceğiz. Türkiye’de başarılı örnekleri var, dünyanın uluslararası finans kuruluşları bu konuda bizlere kaynak sağlamaya hazır. Çünkü zaten o yakmayla elde ettiğiniz elektrik aynı zamanda kendi maliyetini karşılıyor. Böyle bir avantajı var. Dolayısıyla çözüm yolu belli. En hızlı şekilde böyle bir tesis kurarak çöp konusunu da halledeceğiz. Bir sürü şeyi burada anlattım. Ama şunu söyleyeyim ben doktorum, ben bilim insanıyım. Ben bilime inanırım. Eğer bize bu işleri bilenler, bilgi, tecrübe sahibi olanlar, bilim insanları yol gösteriyorsa ki bu İzmir’de bu var, Türkiye’de bu var. ya da bilginin olduğu her neresiyse biz oraya gidebiliyorsak, yakında bazı yurt dışı ziyaretleri yapmayı planlıyorum, şimdiden İzmir adına bazı sözler almayı planlıyorum. Bunu yapabilirsek eğer ondan sonra önümüzde çözülmeyecek hiçbir şey yok. Boş vaatlerde bulunan insanlara da bizim açıkçası ihtiyacımız yok. Ben İzmir’in ve İzmirlilerin kendine güvenmesini rica ediyorum. Ben İzmirli olmaktan, bu şehrin bir parçası olmaktan çok büyük gurur duyuyorum. Allah’a binlerce şükrolsun ki bana böyle bir olanağı tanıdı ve bu şehre hizmet için bir fırsat yarattı, eğer İzmir halkı takdir eder beni bu göreve getirirse, layık görürse şunu iddia ediyorum ben size Türkiye’nin belki dünyanın en başarılı belediyeciliklerinden birini yaşayacağız beraber. Gönlüyle, inancıyla, yaşam şekliyle kendini her şeyiyle İzmir’e vakfetmiş, İzmir’e adamış bir belediye başkanı olarak ben çalışacağım. Ben bu şehirde yaşayan herkese ayrı ayrı sevgi duyuyorum. Hiç kimseyi ne siyasi düşüncesine, ne etnik kökenine, ne inancına, dinine, mezhebine göre asla ve asla ayırmayacağım, namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum. Biz bu şehirde bugüne kadar dostluk, kardeşlik, dayanışma içersinde, iyi günümüzde birbirimizin, olarak, kötü günümüzde de birbirimize sahip çıkarak yaşadık. Bundan sonra İzmir’in herhangi bir arka mahallesi olmasını kabul etmiyorum. Bundan sonra İzmir’de herhangi bir yurttaşımızın sahipsiz kalmasını, ilgisiz kalmasını kabul etmiyorum. Bu şehirde her kim bana senden bir hizmet bekliyoruz derse, ayağa kalkıp önünde önümü ilikleyip derhal yerine getireceğim, çalışacağım. ve ben saygıyla, sevgiyle bu görevimi yerine getireceğim. Beni bu günler için yetiştirdi bu şehir, bu millet. Öğretmenlerim, dostlarım, arkadaşlarım, kardeşlerim, benim annem benden İzmir’e çok iyi bir belediye başkanı olmamı istiyor. Beni doğuran yetiştiren büyüten insan benden bunu istedikten sonra İzmir’e kurban olurum ben. O yüzden inanıyorum ki mahçup olmayacağız, sizlerin katılımı ile beraber, hep beraber.”
“STK’LAR GÜÇ VERİYOR”
Siyasi partilerden sonra Türkiye’yi en güçlü yapan unsurun sivil toplum kuruluşları olduğunu ifade eden Başkan Cemil Tugay, “Sivil toplum kuruluşlarının şöyle bir asaleti var, kimseyi kimseden ayırt etmeden herkesi kucaklayan kapsayan bir yapıyla, derneğin konusu neyse o alanda çalışıyorlar. Ne kadar güçlü STK olursa ve ne kadar iş birliği içerisinde olursak şehrimizin sorunlarını o kadar hızlı çözebileceğimizi biliyorum. Karşıyaka’da zaten bunun bir örneğini ortaya koyduk, olumlu cevap verdik, isteklerini gücümüz yettiğince yerine getirdik. Bir de sivil toplum yerleşkesi oluşturduk, ofis verdik ortak kullanım alanları sağladık, çalışmalarına destek olduk. Orayı kullananlar biliyorlar, özgürce hiçbir şekilde rahatsız edilmeden, onlara hiçbir yük yüklenmeden çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Benim gurur duyduğum işlerden biriydi. İzmir’de bu kadar sizler gibi her biri birbirinden değerli sivil toplum örgütleri varken, onların Mehmet Aydoğan gibi çok değerli önderleri varken, bizlere düşen görev sizlere daha fazla destek olmak adına, yükünüzü hafifletecek, bir araya getirecek, ortak organizasyonlar yapmanızı kolaylaştıracak bu tür merkezler oluşturmaktır. Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü yerleşkesini en kısa zamanda İzmir’de gerçekleştireceğim. Diyelim 500 diyelim 1000 derneğin bir arada olduğu yerleşkeyi birlikte kuracağız. Orada yapılan çalışmalar, önce İzmir’e ve inanıyorum ki Türkiye’ye o kadar güzel ışık saçacak ki herkes en kısa zamanda bunu yapmak isteyecek. Ben sivil topluma aşık bir insanım.”
Meclis üye adayı olarak gösterilmeyen Mehmet Aydoğan’nın üzüntüsünü bildiğini belirten Tugay, “Meclis üyeleri ile ilgili çözüm üretmeye çalışacağız. Eğer yapamazsak o yine bizim başımızın tacı. Büyükşehir Belediyesi’nde yine kendi uzmanlık alanında sivil toplum örgütleri alanındaki çalışmalarımızda ondan yardım isteyeceğim, beraber çalışmayı teklif edeceğim o da kabul ederse birlikte olacağız” dedi.
Konyalılar Dernekleri Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Aydoğan, “Demokrasilerin olmazsa olmazları siyasi partiler ve arkasından gelen sivil toplum kuruluşlarıdır. Biz yıllarca arkadaş, kardeşçe memleket, mezhep ayırmadan birlikte yürüdük. Katılımınız için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
]]>
Ereğli İlçe Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı Belediye Başkan Adayı Hüseyin Oprukçu Kültür merkezinde Belediye-İş Sendikası ve Kadrolu İşçiler Toplu İş Sözleşmesi programını gerçekleştirdi. İşçi Sendikası Genel Başkan Yardımcısı İsmail Dumanlı, Ereğli’de şirket çalışanlarının sendikal haklarını elde ettikleri ifade ederek, “Ereğli’de bugün şirket çalışanlarımız sendikal haklarını elde ettiler, sendikal güvenceye kavuştular. Onlarla bugün bu salonda ilk defa toplu sözleşme imzalıyoruz tarihi bir gündür diyorum ilk adım atıldı bundan sonra inşallah yine belediye başkanımızın bizlerle görüşmelerinden aldığım duruma göre daha iyi daha güzel günler bizi bekliyor inanıyorum. 31 Marttan sonra da başkanım Türkiye’de yaşanan şartlara göre yeni iyileştirmelerle ilgili arkadaşlarımızın durumlarıyla ilgili çalışmalarına devam edecek geldiğimiz nokta yadsılanacak bir nokta değil. Şöyle söyleyeyim ki asgari ücret seviyesinden şu an ele net 25 bin lira geçecek bir rakam açıkladı başkanımız. Daha sonra bir aidat kesintisi bir yevmiye tutarında onu da ben üstleniyorum demişti, kendisine sizler adına bir kere daha teşekkür ediyorum. Kurban Bayramının ve Ramazanlarda 5 bin lira onlara bayram ikramiyesi vereceğim dedi yine bizim talebimiz değildi kendi talebi tekrar teşekkür ediyorum. Biz emeğe kim yakınsa, işçiyi kim koruyorsa işçinin yanında kim oluyorsa her zaman onu başımıza taç etmişizdir. Bugün burada dostluklarımızın ötesinde Belediye Başkanımla bir toplu sözleşmedeyiz taraf olmam gerekiyorsa taraf olacağım biz emekten yana olanları koruyup kollamak durumundayız. Hepinize teşekkür ediyorum, bu toplu iş sözleşmemizin sendikamıza, Ereğli çalışanlarımıza hayırlara vesile olmasını diliyor, emeği geçen başta Belediye Başkanına değerli kardeşlerime ayrı ayrı teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
“Toplu iş sözleşmemizin hepimiz için, belediyemiz için, Ereğli’miz için hayırlı olmasını, örnek olmasını diliyorum”
Ereğli İlçe Belediye Başkanı Hüseyin Oprukçu imzalanan sözleşmenin hayırlı olmasını dileyerek, “Belediye başkanlığımız süreci içerisinde her günü halk günü gibi yaşadık insanımıza birebir hizmet etmeye azami gayreti sarf ettik o süreç içerisinde de günde 40 tane ayrı duygu seli yaşadık kimi acı ama tatlısı yüzde 1 kadar ya var ya yok. Şimdi bitmedi bakın arkadaşlar süreç çok hızlı geliştiği için tasnif yapamadım. Tecrübeliler, eskiler kıdemliler içinde mühendisler var hakikaten nitelikli personelim var hepinize aynı statüde mütalaa ettik önümüzdeki süreç ek protokolle bunun tasnif edildiği bir süreç olacak burada bu karşılığın her hal ve şart altında ekstra haklar sağlayacak size bu bir. İkincisine gelince devletimiz memuruna en düşük ücreti 32 bin lira olarak takdir ediyorsa takdir etmiş ise biliyorsunuz kentsel dönüşümde belediye hisseleri oradan gelecek ekstra gelirlerimiz olacak kentsel dönüşüme de başlıyoruz yakında başlıyoruz. Halin temelini önümüzdeki günlerde atacağız ona da başlıyoruz. Halin yerinde devasa bir belediye arsamız çıkacak ortaya orada da ticari alanlar ve konutlarla bağlı olarak belediyemiz finansal anlamda çok rahatlayacak. Bir başka şey dün yani 2 aya kadar yalnız başımaydım. 2 aydır Cumhur İttifakı’nın adayı olarak yola çıktığımdan bu yana da artık Cumhur İttifakı yandaşlığıyım, taraflılığım resmi olarak tescil edilmiş vaziyette. Dolayısıyla Cumhur ittifakının gücünü de Ereğli Belediyesinin arkasına aktif olarak aldığım bir tabloda sizlerin özlük haklarınıza bağlı olarak çok mutena ve müstesna bir düzenleme yapacağım. Muhtemelen Haziran-Temmuz ayında biraz işte seçim sonrası yoğunluk yaşanacak yoğunluktan sonra ekstra görüşmelerimiz olacak biraz önce dedim 32 bin lira devletimizin en düşük devlet memuru maaşı olarak takdir ettiği dedim şimdi sizlere 8 bin lira koydum üstüne toplamda 25 bin lira oldu. İnşallah seçimden sonra bir 7 bin lira daha koyacağım bunun üstüne” şeklinde konuştu.
Adabağ’da personele yer müjdesi
Başkan Oprukçu, “Adabağ’da organik tarımdaki ürünlerimizi yediniz nasiplenmeyen var mı? Adabağ’ın 4/3 Adabağlılara verdim, yetiştirin kira almıyorum sizden suyunuzu da elektriğinizi de bedava kullanacaksınız. 41 de belediye personelimiz için ayrılmış vaziyette. Sadece personelinden kim ne kadar yer kendisi için ekmek isterse o kadar yer oraya dikeceği kadar fide ve su parası, elektrik parası da ödemeden kendisi için personelimin yol arkadaşlarımın yetiştirmesini istiyorum. Bugüne kadar finansal anlamda çok darlık yaşamama rağmen hiçbirinizin bu darlığı yaşamaması için uykularımın kaçtığını geceler oldu şükürler olsun. Kadrolular gözümün içine bakıyor bakmayın rahat olun kanun hükmünde kararname çerçevesinde kadrolu olarak çalışan şirket işçilerime onu veririm de sizi göz ardı falan etmem rahat olun sizlere de bir şey gelecek toplu iş sözleşmemiz hayırlı olsun. Haziran- Temmuz aylarında ilave olarak ek protokolle vereceğimiz 7 bin lira da hayırlı olsun” diye konuştu.
“Sadece Ereğli’ye değil Konya’ya, sadece Konya’ya değil Türkiye’ye örnek olacak bir başarıyla seçimi alalım istiyoruz”
31 Mart seçimleri hakkında da konuşan Başkan Oprukçu, “Yol arkadaşlarım istisnasız hısım akraba konu komşu herkesle beraber birlikte Ereğli tarihinde bir ilki daha dün 2019 nasıl yaşattıysanız. Bir daha Ereğli’ye, sadece Ereğli’ye değil Konya’ya, sadece Konya’ya değil Türkiye’ye örnek olacak bir başarıyla seçimi alalım istiyoruz. Köylerde açık ara inanılmaz bir şekilde fark atıyoruz Ereğli merkezde de öndeyiz yüzde 48-49 bandındayız. Bu yetmez yüzde 48 49 bandında bir oyla seçilmek beni belediye başkanı yapar ama Ereğli’de bir ilk, Konya’da hakikaten tarihe not düşecek şekilde Ereğli’den bir mesaj Türkiye’nin de örnek aldığı bir yapı, bir tablo o tabloyu görmek istiyorum yüzde 60 üstüne çıkmak istiyorum. Allah sizden razı olsun dostluğunuzdan emin olmak istiyorum, dostluğunuzu görmek istiyorum. Biz istemeden bir başkasının Ereğli belediye Başkanlığı makamına nefsi için, cebi için oturmasına asla müsaademiz olmayacak. Dün yayan yapıldak yalnız başınaydım, bugün Milliyetçi Hareket Partimizle AK Partimizle birlikte yürüyorum” dedi. – KONYA
]]>Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması sonucu 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı alanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan açıklama yaptı. Bakan Bayraktar, şöyle konuştu:
“ŞU ANDA TESİSTE HERHANGİ BİR FAALİYET YAPILMIYOR”
“Adli süreç devam ediyor. Şu anda 6’sı tutuklu 3’ü adli kontrol şartıyla serbest olmak üzere 9 kişi hakkında adli işlemler devam ediyor. Bu sayı artabilir. Daha çok çalışana, buradaki sorumlu kişilere adli organlar gerekli soruşturmaları yapacaklardır. Dolayısıyla bu süreç büyük bir titizlikle, gayretle devam ediyor.
14 Şubat itibarıyla buranın maden faaliyetleri durduruldu. Şu anda tesiste herhangi bir faaliyet yapılmıyor. Sadece temel odaklandığımız konu buradaki heyelana uğramış toprağın doğru bir alanda sağlıklı bir şekilde tekrar depolanmasıyla alakalı faaliyetlerdir.”
“SABIRLI DERESİ VE MANGAN’DAKİ ARAMA FAALİYETLERİNE ARAMA VERİYORUZ”
Alandaki arama çalışmalarına ilişkin bilgi veren İçişleri Bakanı Yerlikaya da şunları kaydetti:
“Jeo radar sismik ölçümlerden bahsetmiştik. Her anını takip ediyoruz, kayıt altına alıyoruz. Bunları bilim insanlarından oluşan bir kurulumuz var, bunlar teknik personel, sahada burayı tanıyanlar velhasıl istişaresi ve bilimi bize katkı sunacak herkesle bunu değerlendiriyoruz. Gelinen nokta şu: üç gün öncesinde Mangan sahasındaki alandaki arama çalışmalarına ara verilmişti, güvenlik gerekçesiyle. İki günden beri de Sabırlı Deresi’nin oradaki arama faaliyetlerine de yine ara verilmişti. Sebebi şu: biz her zaman olduğu gibi AFAD olarak, AFAD koordinasyonundaki tüm arama-kurtarma veya arama faaliyetlerinde önce arama işini yapan arkadaşlarımızın güvenliğini önceliyoruz. Yukarıdaki kaymaya vesile olan stabilite hiçbir şekilde durmadı, devamlı surette aktif.
Her iki tarafta, yani Sabırlı ve Mangan açık ocağındaki arama faaliyetlerine ara veriyoruz. Ne zamana kadar? Yukarıdaki yığın liç alanındaki aktivasyon durup stabil, aşağıda, güvenli çalışmaya vesile oluncaya kadar biz arama çalışmalarına ara veriyoruz.”
MEHMET ÖZHASEKİ: ŞU ANA KADAR NUMUNELERDE ZEHİRLİ ATIĞA RASTLANMADI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki de son durumu şöyle değerlendirdi:
“Bizim bakanlığımızı ilgilendiren tarafıyla bu bölgede arkadaşlarımız geldikten sonra ilk yaptıkları iş bu heyelan alanında biriken toprağın nehirle bulaşmasını kesmek gerekiyordu. O anlamda kapakları kapattılar. Bu toprağın güvenli bir yere nakli için gerekli aramaları yaptılar, çalışmaları yaptılar.
Toprağın herhangi bir şekilde insan sağlığına, çevreye zararı var mı, havada, suda, toprakta tehlikeli atıklar oluştu mu gibi bir soruya cevap olabilmek amacıyla da arkadaşlarımız her gün 9 noktadan burada numune alıyorlar. Sonra bunu gerek kendi mobil cihazımızda gerekse üç ayrı dışarıdaki yetkin laboratuvarlarda inceletiyorlar. Şu ana kadar çok şükür tehlike oluşturacak bir zehirli atığa rastlanmadı. Bundan sonra da bu titizliği devam ettireceğiz. Herhangi bir tehlikenin oluşmaması için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız.”
YUMAKLI: YÜZEY SULARINDAN BARAJA YA DA HERHANGİ BİR YERE AKAN BİR SU SÖZ KONUSU DEĞİL
Devlet Su İşleri yöneticilerinin acil eylem planı oluşturduğunu ve yüzey sularının baraja akmaması için sedde yapılmaya başladığını ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı da “Şu anda 8 metreye ulaştı. 11 metreye kadar ulaştıracağız. Bunun önünde ve arkasında birikme ihtimali olan suları da atık havuzuna aktarmak üzere pompa sistemi de kurulmuş vaziyette” dedi. Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek olan yağışları da depolama amacıyla, şu an için planlamalar 30 metre yüksekliğinde adeta küçük bir baraj inşa edilecek. Bunun dışında da bu maden sahasının bir üst tarafında gelecek olan temiz suların alana girmemesi için bir bypass sistemi planlanıyor.
Yüzey sularından baraja ya da herhangi bir yere akan bir su söz konusu değildir. Herhangi bir tehlike arz edecek bir durum yok.”
VEDAT IŞIKHAN: İHMALİ OLAN KİM VARSA HUKUK ÖNÜNDE GEREKLİ HESABI VERECEK
Müfettişlerin yürüttüğü inceleme ve araştırmaların devam ettiğini belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise şu bilgileri verdi:
“Olayın gerçekleşmesinde ortaya çıkan kök nedenlerin bulunması noktasında müfettişlerimiz çalışmalarını sürdürüyor. Olayla ilgili idari ve hukuki süreç devam ediyor. Ancak müfettişlerimizin hazırlayacağı raporlar belli bir zamanı alacaktır. Ama en son noktada, ihmali ve kusuru olan kim varsa hukuk önünde gerekli hesabı vereceğini ifade etmek isterim.”
ÖZHASEKİ: İLK GÜN GELEMEMEMİN NEDENİ ÖZEL SAĞLIK NEDENLERİ. ÖZÜR DİLEMEM GEREKİYORSA KAMUOYUNDAN ÖZÜR DİLERİM
Bakanlar açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladılar. Özhaseki, kendisine yönelik ilk gün gelmediği yönündeki eleştirileri şu yanıtı verdi:
“Kendi özelimle ilgili bir şey söylemek istemezdim. Ancak 1 ay kadar önce 8 saat süren bir operasyon geçirdim. Buradaki hadisenin vuku bulduğu gün de 2 saatlik bir operasyon daha geçirdim. Hastanede kalıp doktorların nezaretinde uzunca bir süre tedavi oldum. Mecburen bu tür hadiseler olduğu için de dışarı çıkarak şu gördüğünüz kara gözlüklerle gezmeye devam ediyorum. Kusura bakmayın ondan dolayı. Olayın olduğu ilk andan itibaren narkozun tesirinden kurtulmamla birlikte çevreden sorumlu Bakan Yardımcısı arkadaşımızı, ÇED Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü, bilim adamları ekibimiz burada olduğu için anbean olayları takip ettik. Buradaki olayların hepsinden sonuna kadar haberim var. Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri. O yüzden eğer özür dilemem gerekiyorsa bütün kamuoyundan özür dilerim.”
]]>Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (Türkşeker) bünyesindeki Susurluk Şeker Fabrikası, Balıkesir- Bursa kara yolunda 21 bin 322 metrekare alanda yaklaşık 700 kişiden oluşan çalışanlarıyla faaliyet gösteriyor.
Susurluk Şeker Fabrikası, 69 yıllık tarihinde en fazla üretim miktarına 1998 yılında ulaştı. O dönem 1 milyon ton pancar işleyip 105 bin ton şeker imal ederek rekor kıran fabrika, 2000’li yıllardaki en yüksek üretimini ise 83 bin 410 ton şekerle 2020-2021 sezonunda yaptı.
Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Manisa ve İzmir’de üretimin artırılmasına yönelik çalışmalarla son yıllarda üretimde artış ivmesi yakalanan tesiste, geçen sezon 521 ton pancar işlenerek 60 bin ton şeker üretildi.
Fabrikada 68. kampanya dönemi ise 21 Ekim 2023’te başladı. Şu ana kadar 900 bin pancar işleyerek 100 bin ton şeker, 350 bin ton küspe ve 50 bin ton melas üreten Susurluk Şeker Fabrikası, kampanyanın sona ereceği mart ayının ilk haftasına kadar 1998’deki rakamları geçerse tarihinin rekorunu kıracak.
“Şeker stratejik bir üründür”
Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası (Şeker-İş) Susurluk Şube Başkanı Yavuz Gürsoy, AA muhabirine, kuruluşundan bu yana Susurluk Şeker Fabrikası’nın, bölgenin ekonomisine ve istihdamına, çiftçinin kalkınmasına önemli katkılarının bulunduğunu söyledi.
Kampanya döneminin çok iyi geçtiğini belirten Gürsoy, “Genel Müdürlüğümüz fabrikamıza desteğini çok fazla artırdı. Fabrikamızın geçen yıl kullanım kapasitesinde birinci olması, bu yıl da 1 milyon ton pancar işlenebilecek seviyeye gelmesi önemli. Bundan sonra bunun sürdürülebilir olmasını istiyoruz. Seneye de muhtemelen 800-900 bin ton pancar işleyerek sürdürülebilirliği devam ettireceğiz.” dedi.
Gürsoy, bu başarıdaki en önemli etkenlerden birinin fabrika müdürü, teknik birimler, yeni yetişen personel ile emekliye ayrılan 100 çalışanın yerlerine alınan işçilerin de şevk, heyecan ve özveriyle işlerini yapmaları olduğunu vurguladı.
Fabrikanın başarıyla yönetildiğini dile getiren Gürsoy, şöyle konuştu:
“İnanıyorum ki bundan sonra Susurluk Şeker Fabrikası ilelebet üretime devam edecektir. Şeker üretmek meşakkatli bir iştir, emek ister. Bizim emeğimiz tarlada çiftçiyle başlar. Nakliye yapan kişilerin ve fabrika çalışanlarının büyük emeği vardır. Son 2 yılda Fabrika Müdürümüz Kürşad Erdoğan’ın çabalarının yanı sıra yatırım taleplerini kabul eden ve tüm yatırımları gönderen Genel Müdürümüz Muhiddin Şahin’in emekleri çok büyüktür. Şeker-İş Genel Başkanımız İsa Gök ve yönetiminin katkısı çok büyüktür. Şeker stratejik bir üründür. Fabrikamıza değer katan herkese teşekkür ediyoruz.”
Susurluk Belediye Başkanı Nurettin Güney de fabrikanın birçok iş kolundaki esnafa katkı sağladığını aktardı.
Belediyenin arazilerine şeker pancarı ekerek çalışmalara destek olduklarını bildiren Güney, “Üreticileri teşvik eden bir çalışma oldu. Bu sene 67 dönüm arazimize şeker pancarı ektik. Bölgemizde 350 bin ton pancar üretimi yapıldı. Bazı yıllarda 40 gün süren kampanya bu sene 6 aya çıktı; bundan gurur duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arnavutluk’ta 3 ay gibi rekor bir sürede hastane inşa ettiklerini söyleyerek, “Arnavutluk’ta 3 ay içinde bir hastane inşa edeceğimizin müjdesini ve sözünü vermiştik. Bu konuda sayın Rama’yla iddiaya girmiştik. Hamdolsun 3 ay gibi rekor sürede hastanemizi inşa ettik. Arnavutluk’un her bölgesinden gelen hastaların şifa bulduğu bu hastaneyi birlikte işletmeye devam edeceğiz. Siz gerçekten Arnavutlarla yaptığınız bu iddiayı kazandınız. Size alenen teşekkür etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Arnavutluk Başbakanı Rama da, “Sıcak sözleriniz için teşekkür ederim. Bizimkisi özel bir dostluktur. Bir açıklama yapmak istiyorum. Hastane konusu iddia değil; çünkü iddialar Türkiye’de kanuni olarak yasaktır. Bizde sadece online olarak izin veriliyor iddialara. Ben size ‘iddiaya giremem’ demiştim. Sizin söylediğiniz söz gerçekleştirilir. Verilen sözler tutulur. O hastane Türkiye’nin yapmış olduğu çok önemli yatırımdır.” yanıtını verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“Geçtiğimiz sene Türkiye ve Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerinin tesisinin 100. yıldönümünü idrak ettik. Çok yönlü ilişkilerimiz Başbakan Rama ile birlikte Ankara’da ilan ettiğimiz stratejik ortaklık temelinde gelişmeye devam ediyor.
Türkiye’nin Arnavutluk’un kalkınmasına verdiği önemi, Arnavutluk halkının refahının artırılmasına yönelik desteği bir kez daha vurguladım. Ticaret hacmimizi 1 milyar dolar seviyesine çıkardık, yeni hedefimizi 2 milyar dolar olarak belirledik. Özel sektörümüzün gayretleriyle bu rakama kısa sürede ulaşacağımıza inanıyorum. Türkiye 3,5 milyar dolara ulaşan yatırımlarıyla Arnavutluk’ta yer alıyor. 600’ü aşkın Türk firması Arnavutluk halkına istihdam sağlıyor. Karşılıklı yatırımlarımızı artırmak, iş çevrelerimizdeki bağları daha da güçlendirmek için çalışmaya devam edeceğiz.
TİKA’nın Tiran Koordinasyon Ofisi’ne ilişkin olarak az önce imzalanan anlaşma bu alandaki işbirliğimize güç katacaktır. Sayın Başbakanın FETÖ ile mücadele konusundaki hassasiyetini biliyor ve bunu takdirle karşılıyoruz. İlişkilerimizi zehirlemek için her yolu deneyen bu şer şebekesinin amacına ulaşmasına fırsat vermeyeceğiz. Örgütle mücadelemizi karşılıklı anlayış çerçevesinde mücadelemizi sürdüreceğiz. Türkiye Maarif Vakfı’na sağladığı katkılar için sayın Başbakana müteşekkiriz.
Sayın Başbakanla bölgemizde ve dünyada yaşanan gelişmeler hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Türkiye ve Arnavutluk Balkanların barış ve istikrarına katkı sağlayan iki NATO müttefiktir. Savunma sanayi ve askeri alandaki yakın işbirliğini derinleştirmek arzusundayız. Askeri Çerçeve Anlaşması bu irademizin en somut tezahürüdür. Arnavutluk’u başarıyla tamamladığı BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliğinden ötürü tebrik ediyoruz. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na Arnavutluk önemli katkılar yapacaktır.
Görüşmelerimizde Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarındaki İsrail zulmünü de ele aldık. 4 ayı aşkın süredir devam eden mezalimin durdurulması ve Filistinli kardeşlerimizin güvenli ve müreffeh geleceklerinin teminat altına alınmasında uluslararası camianın sorumlulukları ortadadır. Uluslararası Adalet Divanı ve BM’de izlenilen süreçler bu konudaki tutumumuzun haklılığını ortaya koymuştur. Arnavutluk oylamadaki tutumuyla tarihin doğru yanında yer almıştır. Dostum Rama’yla önümüzdeki süreçte yapılacak girişimler kapsamında temasımızı sürdüreceğiz. Aldığımız karar ve imzaladığımız anlaşmaların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”
Arnavutluk Başbakanı Rama’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Tekrarlamak istiyorum ki, Türkiye ile olan ilişkilerimiz konusunda her görüştüğümüzde Arnavutluk, Kosova, Arnavutlar üç önemli şeydir. Bence bizim milli hafızamızda bu önemli 3 şey bugün de yarın da kalacaktır.
Öncelikle sizin ve hükümetiniz sayesinde Kosova bağımsız cumhuriyet olarak tanındı. Kendi parlamentosunda bağımsızlığı ilan edildikten birkaç dakika sonra sizin devletiniz tarafından tanındı. Arnavutluk çok ağır sonuçları olan bir depremle sarsıldığında siz bizimle iletişime geçen ilk kişiydiniz.
Bana dediniz ki ‘Türkiye ayakta olduğu sürece Arnavutluk yalnız olmayacaktır’. Önemli girişimlerde bulundunuz. 500 dairenin inşaatı için hemen işe başladınız. Arnavutluk ve Arnavutluk halkı Balkanların diğer halkları ile birlikte sudan çıkmış balık gibi hissettiler kendilerini. Dünya koronavirüs tarafından sarsıldığında. Televizyon ekranlarında gördüğümüz gibi Avrupa’da aşılamalar başlamıştı. Eğer Türkiye olmasaydı ve siz olmasaydınız kim bilir kaç kişi hayatını kaybetmiş olurdu.
Bunlar üç önemli andır bizim için. Arnavutluk’un hayat ve ölüm arasında verdiği mücadelede yaşandığı anlar bunlar. Çok rekor bir zamanda hastane kuruldu. Ama bu sizin kırdığınız tek rekor değildi bildiğim kadarıyla. En önemlisi olan da şu; bugün o hastane Arnavutluk vatandaşları için öncelikli olarak tercih edilen hastanedir.”
]]>Deprem bölgesinde kamuya iş yapan yüklenici firma temsilcileri ile buluşan KAMİAD Genel Başkanı Ali Adıgüzel, yürütülen çalışmaları yerinde gördü. Bölgede bir dizi temaslarda bulunan Adıgüzel, “50 binden fazla insanımızı yitirdiğimiz, yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazla binanın ise ağır hasar aldığı 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden tam olarak 1 yıl geçti. Ülke tarihine bakıldığında yaşanmış en büyük doğal afet olan 6 Şubat depremi sonrasında binlerce vatandaşımız yaşamını yitirirken, binlerce vatandaşımız da maalesef yaralanarak, fiziksel ve zihinsel sorunlar ile psikolojik travmalara maruz kaldı. Bu nedenle yaşadığımız kayıplar, önleyici tedbirler kapsamında güvenli binalara sahip olmamızın ne denli önem arz ettiğini, önceliğimizin can ve mal güvenliği olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmıştır” dedi.
Herkesin depreme hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatan KAMİAD Başkanı Ali Adıgüzel, “Deprem kuşağı üzerinde yer alan ülkemizde her zaman deprem beklenir. Bu noktada önemli olan ülke olarak bizlerin depremlere ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur. Bunun için sağlam yapılaşma ve deprem bilincini zihnimize kazıma gerekliliği muhakkaktır” şeklinde konuştu.
Adıgüzel, bölgede en öncelikli konunun deprem konutlarının tamamlanması olduğunu kaydederek, “Günümüzün en önemli konusu, deprem bölgesindeki konut inşaatlarının en kısa sürede tamamlanmasıdır. Afet bölgesinin ihtiyacı olan 650 bin konut inşaatı bir an önce tamamlanarak, vatandaşlarımızın konteyner ve çadır kentlerden kurtulmasıdır. Devletimiz ilk günden beri çok doğru pozisyon alarak bu inşaatların teslimini yapmaya başlamıştır. Elbette devamında bu yapılaşma planlı olarak devam etmelidir. Bu boyuttaki bir afetin ekonomimize büyük bir yük getirdiği tüm milletimizin malumudur. Ancak bilim insanlarımızın bizleri sürekli uyardığı en önemli konulardan biri de deprem için zamanımızın çok kısa olması ve biran önce tedbir alınması gerektiği yönündedir. Bu beklentilere karşı yapılacak hazırlıklar artık zaruret halini almıştır” ifadelerini kullandı.
Kentsel dönüşüm çağrısı
Adıgüzel, İstanbul başta olmak üzere tüm büyük şehirlerde kentsel dönüşüm çalışmalarının acilen tamamlanması gerektiğini ifade ederek, “İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerimizdeki kentsel dönüşüm çalışmaları, afet odaklı bir şekilde ele alınarak acilen tamamlanmalıdır. Bu hayati sürecin, vatandaşın tercihine bırakılmadan başlatılıp, sonuçlandırılması ve güvensiz yapıların hızla tahliye edilerek kentsel dönüşümün yeniden oluşturulacak imar planlarında sosyal ve kamu kullanım alanlarını yeniden oluşturup, modern ve güvenilir yapıların özellikle devlet eliyle yapılması sağlanmalıdır. Kamu yatırımı dışında kalan projelerdeki denetim ve kontrolün kamu işlerindeki kadar yapılamadığını 6 Şubat depreminde bir kez daha görmüş olduk” dedi.
“İhalelerde en düşük teklifi verene iş verilmesi kuralı değiştirilmeli”
İşin ihalelerdeki en düşük fiyatı verene değil en avantajlı teklifi sunana verilmesi gerektiğini vurgulayan Adıgüzel, şöyle devam etti:
“Deprem döneminde milletçe müşahede ettiğimiz bir gerçek vardır ki oda kamu binalarının bu afeti çok daha az hasarlar ile atlatmış olduğu gerçeğidir. Kamuya ait binaların yapımı öncesi kamu müteahhitleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olarak ihalelere girmekte ve aldıkları işleri kamu denetiminde yapıp teslim etmektedirler. Temel esası ekonomik açıdan en avantajlı teklifin bulunması olan bu sistemde maalesef bazı müteahhit firmalar çok düşük tekliflerle iş almaktadırlar. Peki, riskin bu denli yüksek olduğu ve zamanın bu kadar kısa olduğu bir dönemde insan hayatını ilgilendiren bu en önemli meselede ülkemizde yürürlükte olan 4734 sayılı İhale Kanunu ve mevzuatı ile bunlar sağlanabilir mi? Elbette, hayır.”
En düşük teklifi verenin ihale aldığı bir sistemde hızlı, kaliteli ve nitelikli bir yapılaşmadan söz edebilmenin çok mümkün olmadığını söyleyen Adıgüzel, “Deprem gerçeğini konuşurken ihale kanunu gerçeğine değinmeden çözüm üretmekten bahsetmek çok doğru olmaz. İnsan hayatı için bu kadar önemli olan bir mesleğin, en ucuz teklifi verenin iş aldığı bir ihale sistemiyle düzeltilmesi beklenmemelidir. Bu konuda yetkililere çağrımızdır. Lütfen en kısa sürede bu kanunun eksikliklerini tamamlayarak, müteahhitlik mesleğini daha nitelikli yapıların oluşmasına imkan sağlayacak bir yapıya kavuşturalım. Yapı müteahhitlerinin ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliklerine göre sınıflandırılması için 2019 yılında çıkarılan ‘Yapı Müteahhitlerinin Sınıflandırılması ve Kayıtlarının Tutulması Hakkında Yönetmelik’ uyarınca bu mesleğin denetimini taviz vermeden uygulayalım” ifadelerine yer verdi.
“Afet bölgelerinde pozitif ayrımcılık yapılmalı”
Adıgüzel, afet bölgesindeki firmaların teminat sıkıntısı yaşadığını belirterek, bölgedeki firmalara ayrıcalık tanınması gerektiğini kaydetti. Adıgüzel, “KAMİAD olarak afet bölgesinde meslektaşlarımız ile yaptığımız görüşmelerde sektörde yaşanan sıkıntıları dinleme imkanı bulduk. Deprem nedeniyle bankalara evini, iş yerini ipotek göstererek teminat mektubu limitleri açmış yüklenici firmalarımız, yıkılmış binalar ve kaybettikleri gayrimenkulleri nedeniyle mesleklerini devam ettirememektedir. Teminat sıkıntısı yaşayan bu taahhüt firmalarına bölgesel olarak pozitif yönde ayrımcılık yapılarak, kendi bölgesinde iş alması kolaylaştırılmalı, ihalelerin daha küçük miktarlara bölünmüş şekilde onların iş alması sağlanmalı ve de yerinde dönüşüm projelerinde bu firmalara öncelik tanınmalıdır” şeklinde konuştu.
“İmar çalışmaları şeffaf, katılımcı ve tekniğe uygun olmalıdır”
Yeni alanlar üzerinde yapılan çalışmalar, mevcut planlar üzerindeki yapılan tadilatlar gibi her türlü imar çalışmasının şeffaf, katılımcı ve tekniğine uygun olmasını isteyen Adıgüzel, “Tarımsal ve riskli alanların yapılaşmaya açılması sınırlandırılmalı, sorunlu, zayıf zeminlerde yüksek katlı konut ve benzeri yapılar için yapı izni verilmemelidir. İstisnai durumlarda kural ve kriterler titizlikle belirlenmeli ve denetlenmelidir. Özellikle çok katlı konut yapılarında yapısal düzensizliğe neden olan uygulamalara son verilmelidir. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı yapılaşma, bilimsel teknik kurallar, nitelikli eğitim, nitelikli mesleki hizmetler, nitelikli müteahhitlik ve nitelikli kamusal denetim ile mümkündür” diye konuştu. – HATAY
]]>Murat Kurum: “Bizim Teknopark İstanbul gibi alanlara ihtiyacımız var”
İSTANBUL – İBB Başkan Adayı Murat Kurum Pendik’te bulunan Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi’ni ziyaret edip girişimcilerle bir araya geldi. Girişimcilerin projelerini dinledikten sonra konuşan Kurum, “Bizim hayalimiz gençliğin ve geleceğin mutlu olduğu bir İstanbul. Bu üretimleri destekleyen tarafta olacağız. Bu girişimleri destekleyecek alt yapıyı İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak kuracağız. Maddi, manevi, teknik olarak her türlü desteği veren tarafta olacağız” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum Pendik’te bulunan Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi’ni ziyaret edip girişimcilerle bir araya geldi. Kurum’u, İstanbul Teknopark Genel Müdürü Muhammed Fatih Ersoy, Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi Müdürü ve beraberindeki heyet karşıladı. Ziyareti sırasında kuluçka merkezinde girişimci olan Murat Bil, Jidoka Dog isimli robot köpeğini Kurum’a tanıttı. Projesi 9 aydır devam eden yapay zeka destekli otonom ve termal Robot köpek, sensörleri sayesinde arama kurtarmadan, savunma sanayisine kadar bir çok alanda kullanılabiliyor. Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi Müdürü Ahmet Kerim Nalbant, Kurum’a girişimcilerin projelerini slayt eşliğinde sundu. Girişimciler ise gerçekleştirdiği projelerini tek tek anlatarak tanıtımını yaptı. Kurum daha sonra Teknopark alanında çeşitli ziyaretler yaparak Langırt ve Bilardo gibi oyunlar oynadı. Teknopark İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni de ziyaret eden Kurum, siber güvenlik bölümünde okuyan Ömer Yemiş ve Ensar Bera Tuncer isimli öğrencilere projelerini gerçekleştirmesi için sponsor oldu. Öte yandan Murat Kurum okuldaki tüm öğrencilere de muhallebi ısmarladı. Yaptığı ziyaretleri sırasında ilgiyle karşılanan Kurum, gençlerle sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
Girişimcilerin projelerini dinledikten sonra konuşma yapan Kurum, ‘Diji İstanbul’ projesiyle bütün sistemin dijital olarak işletileceğini, İstanbul’un tüm sorunlarının dijital olarak takip edileceğini ifade etti. Gençlerin mutlu olduğu bir İstanbul için çalışacaklarını ifade eden Kurum bütçe ile ilgili eleştirilere de cevap verdi.
“Bütün sistemi dijital olarak işletmek istiyoruz”
‘Diji İstanbul’ projesiyle İstanbul’u tamamen dijital hale getireceklerini dile getiren Kurum, “Eskiden Beyaz Masa kurulurdu. Vatandaşlar şikayetlerini oraya gönderirdi, oradan ilgili birimler alırdı. Şimdi dijitalleşerek her yerde gezen beyaz masalar oluşturacağız. Bir şikayetleri varsa telefonlarından, tabletlerinden girecekler. Şikayet sistemden ilgili birime yönlendirilecek ve ilgili birim gidip onu yerine getirecek. Yapılıp yapılmadığını günlük olarak bu uygulamada göreceğiz. Dolayısıyla her yerde bir belediye başkanı olacak. Biz bütün sistemi dijital olarak işletmek istiyoruz. Mesela taksiyle alakalı sorun var. Neredeyse her durağın kendi uygulaması var. Bunları tek bir çatı altında toplamak istiyoruz. Otobüse, metroya ne zaman bineceğiz ne zaman varacağız, trafik nerede sıkışık nereden gitmemiz lazım bu uygulamada göreceğiz” diye konuştu.
“Bizim Teknopark İstanbul gibi alanlara ihtiyacımız var”
Girişimcilerin projelerini dinledikten sonra konuşan Kurum, “Birçok yeni projeyi burada görmüş olduk. Bazen bu ihtiyaçları sahada iş yaparken hissediyorsunuz. Örneğin Kartal’da bir bina göçme tehlikesi yaşıyordu. Yunus apartmanının öbür enkazı yıkılmış binanın üstüne devrilme riski vardı. Oradaki arama kurtarma ekipleri tehlike altındaydı. Biz elimizde bulunan imkanlarla o binaların herhangi bir sarsıntı var mı diye takiplerini yaptık. Sonra bunun bir ihtiyaç olduğunu görüp o araçları bakanlığımıza yaptırdım. Dijital lazer noktaları anlık olarak atıyor ve o bizim İzmir depreminde işimize yaradı. Sahaya gittiğinizde iş yapma kabiliyetinizi kolaylaştıracak hızlandıracak ihtiyaçları da görüyorsunuz. Bizim Teknopark İstanbul gibi alanlara ihtiyacımız var. Buralarda eğitim alıp teknolojiyi de bize getirebilecek gençliğe ve üretime ihtiyacımız var. Burada yapmış olduğunuz bir robot, yüz tanıma sistemi veya otonom araçlarla ilgili bir çok teknoloji, bizi ileride Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de hayal ettiği muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak adımlardır” dedi.
“Teknopark İstanbul girişimcilerimize destek olabilecek her türlü alt yapıya sahip”
39 ilçede Teknoparklarla bağlantılı olan kuluçka merkezleri kuracağını ifade eden Kurum, “Teknopark İstanbul girişimcilerimize destek olabilecek her türlü alt yapıya sahip. Bir iş yapmak istiyorsunuz ama arka tarafta da o işin testini yapabilecek laboratuvar var. Sizin üretimimizle alakalı kuluçka merkezleri var. Bunun gibi kampüsler ülkemizi geleceğe taşıyacak işlerdir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, 1 Nisan sabahı İstanbul’un 39 yerinde Teknoparklarla bağlantılı olan paylaşımlı ofisler ve kuluçka merkezlerimizi gençlerimiz için hızlı bir şekilde kuracağız. Gençlerimiz laboratuvar ortamında bir deney yapması gerektiğinde bu süreci Teknopark İstanbul’la birlikte yöneteceğiz. İş kurmak isteyen 100 bin gencimize 100 bin TL sermaye desteği vereceğiz. Tüm bunları yapabileceğiniz altyapıyı gerek bina noktasında, gerekse o binaların içindeki eğitim alanlarına ilişkin bu destekleri vereceğiz. İnşaat mühendisliği okumuş ama kimya üzerinde fizik üzerinde eğitim almak isteyen gençlerimize bu eğitimleri vermek istiyoruz. İSMEK’lerde her türlü eğitim verebileceğimiz alanları İstanbul’a kazandıracağız. Bilgi teknolojisiyle alakalı kendini yetiştirmiş gencimiz başka bir gencimize destek verecek. Elektrik elektronikle alakalı bir eğitim almış gencimiz öbür gencimizi yetiştirmek için saatlik olarak o alanlarımızda çalışacak. Öğretmenlerimizin aldığı ek ders ücreti gibi gençlerimize de hem maddi destek sağlayacağız” şeklinde konuştu.
“Bizim hayalimiz gençliğin ve geleceğin mutlu olduğu bir İstanbul”
Robot köpek icat eden girişimciyi tebrik eden Murat Kurum, “Hem sesi hem de ısıyı alabilen, gerek enkazda gerek araba kurtarma faaliyetlerinde işimize yarayacak bir robot icat eden arkadaşımızı tebrik ediyoruz. Bunu yapabilmek, düşünmek, hayal etmek, tasarlamak kolay değil. Bizim hayalimiz gençliğin ve geleceğin mutlu olduğu bir İstanbul. Bu üretimleri destekleyen tarafta olacağız. Bu girişimleri destekleyecek alt yapıyı İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak kuracağız. Maddi, manevi, teknik olarak her türlü desteği veren tarafta olacağız. Yapacağımız tüm harcamaların İstanbul’a geri dönüşü olacaktır. İstanbul’un, ülkemizin büyümesi adına her türlü desteği vereceğiz. Yeni mekanlar konusunda önümüzdeki süreçte çok güzel bir müjdemiz olacak. Teknopark İstanbul gibi birçok teknoparklarımızı İstanbul’a kazandıracağız” ifadelerine yer verdi.
“Siz dertli olursanız, bu işleri yapmak için bir amacınız, bir hayaliniz olursa kaynağı da bulursunuz”
Projeleri konusunda bütçe ile ilgili eleştirilere cevap veren Kurum, “Parayı nereden bulacaksınız diyorlar. Az önce girişimcilerimizi dinledik. Buraya bugüne kadar 5 milyara yakın bir girişimci desteği olduğunu arkadaşımız ifade etti. 5 milyar TL girişim desteği alan bir yer kendi masrafını da, birçok masrafı da kendisi çıkarır. Siz dertli olursanız, bu işleri yapmak için bir amacınız, bir hayaliniz olursa kaynağı da bulursunuz. Gençlerimizle birlikte geleceği inşa etmek için kararlı bir şekilde bu süreci yürüteceğiz” ifadelerini kullandı.
]]>Özhaseki, AK Parti’nin Seyhan ilçesindeki seçim ofisinin açılışında, kentte bugün yapılan kura çekimiyle 1589 deprem konutunun hak sahiplerinin belirlendiğini, kalan evler tamamlanana kadar bölgede olacaklarını söyledi.
Bölge ülkelerinde savaş ve çatışmaların olduğunu belirten Özhaseki, “Allah’a hamdolsun, bizler ülkemizde huzur içerisinde yaşıyoruz, işimize bakıyoruz. Evet problemlerimiz var ama bunları biliyoruz. Çözecek irade bizde var. Başımızda Sayın Cumhurbaşkanı’mız ve Devlet Bey’in olduğu bir ortamda gece gündüz demeden çalışıyoruz. Allah’ın izniyle bu problemleri yine biz çözeriz, kimsenin endişesi olmasın.” diye konuştu.
Özhaseki, milletin desteğiyle, teröristlerle ve ülkeyi bölmek isteyenlerle mücadele ettiklerini anlattı.
“Her ay 15-20 bin konutu teslim etmeye devam edeceğiz”
Tamamlanan deprem konutlarının vatandaşlara tesliminin sürdüğünü dile getiren Özhaseki, şöyle konuştu:
“Devlet olarak üzerimize düşeni yapıyoruz. 309 bin hak sahibi vardı, 307 bin inşaata başladık, 46 bin konutu teslim ettik. Önümüzdeki ay 30 bin konutu, bundan sonra da her ay 15-20 bin konutu teslim etmeye devam edeceğiz. Çok şükür irademiz, gücümüz yerinde. Sayın Cumhurbaşkanı’mız da birebir takip ediyor.”
Bakanlık olarak deprem bölgelerinde 110 binden fazla insanla çalıştıklarını belirten Bakan Özhaseki, 1-2 sene geçtikten sonra o bölgelerde herkesin evlerinde oturduğunu, hayatın da normalleştiğini göreceklerini söyledi.
Kentsel dönüşüm çalışmaları
Kentsel dönüşümün önemine vurgu yapan Özhaseki, kentsel dönüşümü yaparak geleceğe hazırlanmış olacaklarının altını çizdi.
Belediye başkanlarının birinci işinin depreme dayanıksız ne kadar konut varsa onları tespit etmek olduğunu aktaran Özhaseki, şöyle devam etti:
“Sonra vatandaşlarımızla birebir görüşmek, sonra bakanlığa dönüp, ‘ey bakanlık, gelin bize yardım edin, konutlarımızı, iş yerlerimizi bir an önce dönüştürelim’ demek. Bunu yapan belediye başkanı, başımızın üstünde yeri olan belediye başkanı. Yok eğer bunu yapmıyor da, efendim bir slogan bulmuşlar, özellikle CHP’li belediyeler, ‘biz kentsel dönüşüme değil, rantsal dönüşüme karşıyız’ diyerek kenara sıvışıp kaçıyorlarsa yazık arkadaşlar. Meclis’te dedim ki ‘ikide bir bu ezbere sözü söylemeyin bana, kimse rantsal dönüşüm peşinde değil, öyle bir işin peşinde koşanı Allah kahretsin zaten, ne olur siz kentsel dönüşümün peşine düşün, rantsal dönüşüm yapmayın ama belediyelerinize söyleyin, bu kentsel dönüşüm için elinden geleni yapsınlar, ben de söz veriyorum bakanlığın bütün imkanları sonuna kadar açık’ ama yok, yapmıyorlar.”
Özhaseki, daha önce de kentsel dönüşüm çalışmaları konusunda çok kez engellendiğini örnekler vererek anlattı.
Adana’nın sahip olduğu özellikleri anlatarak işleri organize edecek bir büyükşehir belediye başkanına ihtiyaç olduğunu aktaran Özhaseki, Cumhur İttifakı’nın Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve Seyhan Belediye Başkan adayı Erdal Hatipoğlu’na destek istedi.
“Bizimle beraber hizmet belediyeciliği başladı”
Belediyeciliğin kendilerinin işi olduğunu vurgulayan Özhaseki, sözlerini şöyle sürdürdü:
“1994 bir milattı adeta. Sayın Cumhurbaşkanı’mız İstanbul’da, bizler de Anadolu’nun değişik kentlerinde, bu fakir kardeşiniz de Kayseri’de adaydı. Çıktığımızda hep şunu söyledik, ‘bizler hizmet edeceğiz, kimseyi ayırmayacağız, gece gündüz demeden çalışacağız, mazeret üretmeyeceğiz, kimsenin partisine bakmayacağız, ırkına, mezhebine, dinine, imanına asla bakmayacağız’ sözümüzü tuttuk ve hizmet ettik. O dönem öncesinde militan ideolojik bir anlayış vardı, kendilerinden olmayanı belediyelere sokmazlardı. Kurtarılmış bölgeler vardı ve doğrusu borçlu belediyeler vardı, gözleri hizmette değildi ki. Çok şükür bizimle beraber hizmet belediyeciliği başladı. İktidar olunca ‘marka şehirler’ diyerek devam ettik. Şimdi de gerçek belediyecilik neyse onu göstermek istiyoruz Allah’ın izniyle, bu irade bizde var. Sayın Cumhurbaşkanı’mız olayları birebir takip ediyor.”
“Ülkenin sorunlarını çözmeye devam edeceğiz”
Birkaç ay öncesine kadar Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı diye iki kavramın olduğunu belirten Özhaseki, Cumhur İttifakı’nın yerinde sımsıkı durduğunu, Millet İttifakı’nın ise aradan geçen birkaç ay sonra dağıldığını kaydederek eleştirilerde bulundu.
Parti olarak geçmişten bugüne yaşadıkları zorluklara karşın sağlıkta, ulaşımda, enerjide işlerin iyiye gittiğini vurgulayan Özhaseki, şunları kaydetti:
“Bütün bu zorluklar içerisinde Allah’a hamdolsun yatırım da yapılıyor, bu ülkenin altyapısı da inşa ediliyor. Birçok temeller atıldığı gibi açılışlar da yapmaya devam ediyoruz. Zorluklarımız var mı? Var. Sıkıntımız var mı? Var. Ama bunları çözebilecek irade hem bizim Cumhur İttifakı’nda hem de ekibimizde var. Allah’ın izniyle biz çalışacağız. Gece gündüz demeden bu ülkenin sorunlarını da çözmeye devam edeceğiz. Yeter ki siz destek verin. Yeter ki siz ‘yürüyün’ deyin.”
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Maden Mühendisleri Odası, Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen toprak kaymasının olduğu alanda ticari sır ve benzeri gerekçelerle inceleme yapmalarına izin verilmediğini belirterek, “Daha fazla kar hırsı ile maliyetten kaçmak için madencilik kültüründen, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinden ödün veren, insan hayatını, çevre sağlığını, toplumsal yararı hiçe sayan madencilik uygulamalarına ve diğer ekonomik faaliyetlere izin verilmemelidir. İliç Çöpler altın madeni kapatılmalı, işletme ruhsatları iptal edilmelidir. Sömürge madenciliğine son verilmelidir” açıklamasını yaptı.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen toprak kaymasına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. İliç Çöpler altın madeninin kapatılması ve işletme ruhsatları iptal edilmesi çağrısında bulunan Maden Mühendisleri Odası’nın açıklaması şöyle:
“Erzincan ili, İliç ilçesi sınırları dahilinde, Lidya madencilik ile Kanada asıllı SSR Mining firmalarının ortaklığında faaliyette bulunan Anagold Madencilik firması tarafından altın üretimi yapılan Çöpler Altın Maden İşletmesinde 13 Şubat 2024 tarihinde 14: 30 sularında, liç prosesi için oluşturulan yığının bir bölümünde kayma meydana gelmiş, bir faciaya dönüşen olayda resmi açıklamalara göre dokuz işçi kayan siyanür içerikli yığının altında kalmıştır. Bu vahim olay nedeniyle halkımıza ve madencilik camiasına geçmiş olsun diyoruz. Faciada sorumluluğu bulunanların hak ettikleri cezaları almalarını ve bu tür faciaların bir daha yaşanmamasını diliyoruz. Altın elde etmek için siyanür içerikli çözelti prosesi uygulanan yığın liç hacminin yaklaşık 10 milyon m3’lük bir kısmının 800 metre kadar kaydığı resmi makamlarca ifade edilmiştir. Facianın üzerinden 7 günlük bir süre geçmiş olmasına rağmen halen akıntı altında kalan işçilerin maalesef yerleri tespit edilememiş ve kendilerine ulaşılamamıştır.
“İLİÇ’TE DE ŞEFFAFLIK İLKESİNE AYKIRI BİR ŞEKİLDE SAHADA YÜRÜTÜLEN MADENCİLİK FAALİYETLERİNE İLİŞKİN BİLGİ VE BELGELERE ULAŞILAMAMIŞTIR”
Haber alınır alınmaz Odamızca oluşturulan heyet bölgeye ulaşmak için harekete geçmiş olup, 14 Şubat Çarşamba günü sabahı işletmeye ulaşmıştır. Erzincan Valisi tarafından verilen genel bilgilendirme brifingine katılım sağlanmış olup teknik konularla ilgili yetkili personel tarafından bir bilgilendirme sunumu yapılması talebimiz uygun bulunmamış, olay yerine girişimize ve inceleme yapmamıza izin verilmemiştir. Daha önce birçok olayda olduğu gibi İliç’te de şeffaflık ilkesine aykırı bir şekilde sahada yürütülen madencilik faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelere ulaşılamamıştır. Yaptığımız incelemeler ve elde ettiğimiz bilgilere göre; İliç ilçesinde işletilen altın madeninde 2010 yılında fiili altın üretim faaliyetlerine başlanmış olup, o tarihten bu yana üretim faaliyetleri sürdürülmektedir. Çöpler altın madeni Sicil: 847, Sicil: 49729 ve Sicil: 20067313 işletme ruhsat numaralı sahaların içerisinde olup, üretim faaliyetleri Sicil: 847 sayılı ruhsat sahasında gerçekleştirilmekte, diğer ruhsat alanlarında ise tesisler ve şantiye alanları bulunmaktadır. Sahada, kazı yöntemleri ile üretilen altın cevherini de içeren kayaç kırma-eleme işlemleri ile boyutlandırılarak yığın haline getirilmekte ve içerisindeki altın cevherini elde etmek amacıyla, siyanür kullanılarak yığın liçi işlemi ile altın kazanımı gerçekleştirilmektedir.
“FACİANIN MEYDANA GELDİĞİ TARİHTEN ÖNCE KAYMANIN YAŞANDIĞI ALANDA YARIK VE ÇATLAKLARIN OLUŞTUĞU RESMİ AĞIZLARCA DA DOĞRULANMIŞ OLMASINA RAĞMEN 9 İŞÇİNİN HAYATININ RİSKE EDİLDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR”
Üretime başlandıktan bugüne kadar sahada tek bir yığın liç alanı kullanılmakta olup, 2014 ve 2021 yıllarında hazırlanan ÇED Kapasite Artışı Projeleri ile yığın liç tesisi için de kapasite artışı talebinde bulunulmuş ve her iki talep de Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun bulunarak onaylanmıştır. Projenin başlangıcında planlanan yığın liç alanı kapasitesi 34 milyon ton olup, 2014 yılındaki kapasite artışı ile 73 milyon tona, 2021 yılındaki kapasite artışı ile 85,3 milyon tona yükseltilmiştir. Söz konusu kapasite artışları sonucunda yığın liç alanı her biri 8 metre yükseklikte yaklaşık 34 basamaktan oluşan toplam yüksekliği ise 250 metreyi aşan devasa bir yüksekliğe ulaşmış durumdadır. Meydana gelen facia bu devasa büyüklüğe ulaşmış olan yığın liç alanının sadece bir bölümünün doğu-batı yönünde çift taraflı kayarak akması sonucunda oluşmuştur. Kalan yığının da kayma riski bulunmakta olup arama-kurtarma çalışmalarını da riskli hale getirmektedir. Facianın meydana geldiği tarihten önce kaymanın yaşandığı alanda yarık ve çatlakların oluştuğu, iş güvenliği uzmanı ve çalışanlar tarafından işverene bu konuda bilgi verildiği resmi ağızlarca da doğrulanmış olmasına rağmen sahanın tamamen tahliye edilmediği, liç yığını akıntısı altında kalan 9 işçinin hayatının riske edildiği anlaşılmaktadır.
“GEREKLİ ÖNLEMLERİN ALINMADIĞI SONUCU ORTAYA ÇIKMAKTADIR”
Yığın liçi uygulamalarında en önemli hususlardan biri yığının stabilitesinin ve duraylılığının sağlanmasıdır. Stabiliteyi etkileyen en önemli faktörler ise yer seçimi, yığın liç alanı tasarımı, mevsimsel koşullar ve sıvılaşmanın önlenmesidir. Çöpler altın madeninde yaşanan faciada, her iki kapasite artışı ile yığının yüksekliğinin devasa boyutlara ulaştığı, stabilitenin ve duraylılığın sağlanmasının oldukça zorlaştığı çok açıktır. Ayrıca, facianın gerçekleştiği bölümde oluşan yarık ve çatlaklardan, kayan liç yığının suya doymuş bir çamur yığını şeklinde akmasından anlaşılacağı gibi yoğun sıvılaşmanın gerçekleştiği, aşırı kar hırsı nedeniyle üretimi artırmak amacıyla liç yığınına siyanürlü çözelti uygulanmasına devam edildiği, yer yer basamak yüksekliklerinin 8 m’yi aştığı, projeye uyulmadığı, sahada yer hareketlerini izleyen radarın akmanın gerçekleştiği Sabırlı deresi bölümünü izlemediği, özetle gerekli önlemlerin alınmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
“SİYANÜRLÜ ÇÖZELTİ İÇERİĞİNİN, SABIRLI DERESİNE ORADAN DA FIRAT NEHRİNE ULAŞMASI RİSKİ BULUNMAKTADIR”
Çöpler altın madeni sahasında bulunan yığın liç tesisi ‘Maden Atıkları Yönetmeliği’ kapsamında bulunan bir tesistir. Söz konusu yönetmelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanmış olup, 15/07/2015 tarih ve 29417 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede; yığın liç tesisinin izin süreçleri, denetlenmesi ve izlenmesi ile ilgili yetki ve sorumluluk Çevre ve Şehircilik Bakanlığındadır. Ayrıca, altın madeni için hazırlanan bütün ÇED Kapasite Artışı talepleri ile birlikte yığın liç tesisi için kapasite artışı talepleri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayına sunulmakta ve bahse konu Bakanlık tarafından onaylanmaktadır. Bir başka deyişle Çöpler altın madeni sahasındaki yığın liç tesisi kapasite artış taleplerini onaylayarak uygulanmasına izin veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aynı zamanda söz konusu tesisin denetlenmesi, izlenmesi ve kontrolünden de sorumlu kurumdur. Yığın liç alanının tabanı kil tabakaları ve jeomembran serilerek geçirimsiz hale getirilmek zorundadır. Ancak, yığın liç alanından kayarak akan yaklaşık 10 milyon m3’lük siyanür içerikli yığın geçirimli doğal ortamla temas halindedir. Söz konusu siyanürlü çözelti içeriğinin, gerek temas halinde bulunduğu doğal ortamın geçirimli yapısından kaynaklı olarak toprağa karışması gerekse de yağmur ve kar suyu ile taşınarak yeraltı sularına ulaşması, yeraltı suları ile birlikte de Sabırlı deresine oradan da Fırat nehrine ulaşması riski bulunmaktadır.
“ARAMA-KURTARMA FAALİYETLERİNİN MADENCİLİK FAALİYETLERİ KONUSUNDA HERHANGİ BİR MESLEKİ TECRÜBESİ VE UZMANLIĞI BULUNMAYAN KİŞİLERCE YÜRÜTÜLMEYE ÇALIŞMASI ARAMA-KURTARMA ÇALIŞMALARININ SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMESİNİ ENGELLEMEKTEDİR”
Yığın liç alanı üretim yapılan ocağa yakın mesafede olup, ocakta üretim dinamit ile patlatma yapılarak sürdürülmektedir. Patlatmalardan kaynaklı vibrasyon etkisinin yığın liç alanında oluşan kaymaya doğrudan etkisi olmasa da tetikleyici etkisinin olabileceği göz ardı edilmemelidir. Çöpler altın madeninde sürdürülen madencilik faaliyetlerinin yoğunlukla taşeron firmalar aracılığıyla yürütüldüğü, sahada farklı işleri yürüten 7 ayrı taşeron firmanın faaliyette bulunduğu da gelen bilgiler arasındadır. Faciadan sonra sahada yürütülen arama-kurtarma çalışmalarında ön plana çıkan yine AFAD ekipleridir. İkinci bir kayma riskinin bulunması arama-kurtarma faaliyetlerinin madencilik faaliyetleri konusunda herhangi bir mesleki tecrübesi ve uzmanlığı bulunmayan kişilerce yürütülmeye çalışması arama-kurtarma çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engellemektedir.
“ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI FACİANIN ASLİ SORUMLULARIDIR”
Bütün bu tespitler ve veriler ışığında; facianın gerçekleşmesinin ana nedeni, iki kez kapasite artışı yapılarak liç yığını üzerindeki yükün arttırılması, yüksekliğinin yaklaşık 250 metre üzerine çıkarılması sonucunda stabilite ve duraylılığının sağlanmasının oldukça zorlaştığı, sıvılaşmayla birlikte oluşan yarık ve çatlaklara rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması ve acil eylem planının devreye sokulmamasıdır. İkinci ve üçüncü yığın liç alanı oluşturmak yerine maliyetten kaçmak ve daha fazla kar hırsı ile mevcut yığın liç alanını kullanarak iki kez kapasite artışını yapan, oluşan deformasyon üzerine işçilerin ve iş güvenliği uzmanının uyarılarına rağmen faaliyetlere devam eden işletmeci firma ile söz konusu kapasite artışı taleplerini onaylayarak uygulanmasına izin veren, denetleme sorumluluğu bulunmasına rağmen bu görevlerini yerine getirmeyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı facianın asli sorumlularıdır.
“BİR TAKIM ÇIKAR GRUPLARININ BU OLAYI TOPLUMA HEYELAN/TOPRAK KAYMASI OLARAK AKSETTİRMEYE ÇALIŞMASININ AMACI KAMUOYUNU YANILTMAKTAN BAŞKA BİR ANLAMA GELMEMEKTEDİR”
Yığın liç alanından kayarak geçirimli doğal ortam üzerine akan yaklaşık 10 milyon m3’lük siyanür ve ağır metal içeren yığının çevre ve insan sağlığına olası etkilerinin izlenmesi için bölgenin yeraltı suyu haritası çıkarılmalı, etki alanından, kontrol kuyularından, Sabırlı deresi ve Fırat nehrinden periyodik olarak numuneler alınarak ölçümlerin yapılması, sonuçların şeffaf olarak kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir. Diğer alanlarda olduğu gibi madencilik faaliyetlerinde de işlerin bölünerek taşeron firmalar aracılığıyla yapılması, iş bütünlüğünü bozmakta, koordinasyonu engellemekte, telafisi imkansız sorunlara neden olmaktadır. Maden işletmelerinde taşeronlaştırmaya izin verilmemelidir. Madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü işletmelerde gerçekleşen bu tür olaylarda arama-kurtarma faaliyetleri herhangi bir mesleki tecrübesi ve uzmanlığı bulunmayan AFAD personeli yerine, maden mühendisleri gözetiminde uzman madenci ekipleri tarafından yürütülmek zorundadır. Stratejik madenlerin tanımlaması yapılmalı, altın stratejik madenler kapsamına alınarak kamu eliyle işletilmelidir. Yıllarca ülke kamuoyuna altın madenciliğini çevreyle tamamıyla barışıkmış algısını yaratmaya çalışan çevrelerin manipülasyonları, yaşanan bu faciayla açığa çıkmıştır. Benzer şirketlerin ekonomik ve sosyal olarak gelişmiş ülkelerde yürüttükleri madencilik faaliyetini, ülkemizde aynı hassasiyetle yürütmedikleri; bu ülkeyi bizim kadar önemsemedikleri açıktır. Onların sadece ve her zaman olduğu gibi yalnızca ‘yaratılan artı değeri’ düşündükleri ortadadır. ÇED izin süreçlerinde tanınan kolaylıklar, verilen teşviklerle alınmayan vergiler kamu erkinin burada yaratılan pespaye duruma yaklaşımını gözler önüne sermektedir. Faciadan hemen sonra bir takım çıkar gruplarının bu olayı topluma heyelan/toprak kayması olarak aksettirmeye çalışmasının amacı kamuoyunu yanıltmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
“ÇÖPLER ALTIN MADENİ KAPATILMALI, İŞLETME RUHSATLARI İPTAL EDİLMELİDİR. SÖMÜRGE MADENCİLİĞİNE SON VERİLMELİDİR”
Bir kez daha uyarıyoruz; madencilik alanında uzman bir kuruluş olan TMMOB Maden Mühendisleri Odasının, ticari sır ve benzeri gerekçelerle olay mahallinde inceleme yapmasının engellenmesi, bazı gerçeklerin kamuoyundan saklanması olasılığını düşündürmektedir. Kamuoyunu yakından ilgilendiren her durumda Odamızın teknik inceleme hak ve sorumluluğu tanınmalı, böylece kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin yolu açılmalıdır. Daha fazla kar hırsı ile maliyetten kaçmak için madencilik kültüründen, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinden ödün veren, insan hayatını, çevre sağlığını, toplumsal yararı hiçe sayan madencilik uygulamalarına ve diğer ekonomik faaliyetlere izin verilmemelidir. İliç Çöpler altın madeni kapatılmalı, işletme ruhsatları iptal edilmelidir. Sömürge madenciliğine son verilmelidir.”
]]>
Yüreğir Belediye Başkanı Fatih Mehmet Kocaispir’i ziyaret eden Özhaseki, burada yaptığı konuşmada, Adana programları kapsamında bugün 1589 deprem konutunun teslimini gerçekleştirdiklerini ve kentsel dönüşüm çalışmalarını yerinde incelediklerini söyledi.
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve yapıların bu gerçekliğe uygun olarak yapılması gerektiğini belirten Özhaseki, “Yeni yapılarda evet bu geçerli, standartlara uygun yapmak lazım. Zemin etüdünü ona göre hesaplamak, statik hesaplarını ona göre çözmek lazım. İşçiliğinde, daha sonra gerek mimarlığında gereken mühendislik hizmetlerinde buna uygun şekilde bir yol güzergahı izlemek lazım.” ifadesini kullandı.
Özhaseki, geçmişte yapılaşmış olan mevcut binaların bulunduğunun ve bunların büyük çoğunluğunun depreme dayanaklı olmadığını gördüklerinin altını çizdi.
Bu işin çözümünün ise “kentsel dönüşüm” olduğunu vurgulayan Özhaseki, şöyle devam etti:
“Dünyada şu anda mevcut yapıyı değiştirebilmek adına kentsel dönüşümün dışında bulunmuş olan bir formül yok. Adana da kadim bir şehir, birçok mahallesinde dönüşüm icap ediyor. Bir taraftan merkezdeki bizim tarihi eserlerimizin bol olduğu Küçük Saat, Büyük Saat, Abidin Paşa çevresindeki Tepebağ bölgesi, buralarda özellikle kentsel dönüşüm çalışması, tarihi eserlerimizin restorasyonu, ayağa kaldırılması, geleceğe taşınması, gelecek nesillerin bundan istifade etmesini sağlamak. Sonrasında da rastgele yapılaşmış olan, o günün şartlarında insanların başını sokabilmek amacıyla çok makul, meşru olarak yaptığı birtakım yapılar var, bunların da yenilenmesi, işte orada kentsel dönüşüm devreye giriyor. Kentsel dönüşümün gerçekleşmesi için üç ayağı var. Birisi Bakanlık, evet biz bakanlık tarafında yasalar çıkarıyoruz, bütçeler ayırıyoruz, bu işi koordine etmek için bir sürü ekip hazırlayıp her yerde çalışıyoruz.”
İkinci ayağının ise belediyeler olduğunu aktaran Özhaseki, belediye başkanlarının bu işte hevesli ve istekli olması gerektiğini söyledi.
Belediye başkanlarının, çöküntü alanı haline gelmiş veya görünüşte çok muhkem gibi gözükse de depreme dayanamayacak olan yapıları tespit ederek kentsel dönüşüm sürecini başlatması gerektiğini belirten Özhaseki, “Eğer bir belediye başkanı hakkıyla görevini yapmak istiyorsa özellikle altını çizerek söylüyorum, kentsel dönüşüm için de çalışıp, gayret edip, uğraşması lazım.” diye konuştu.
“Kentsel dönüşüm yapmak isteyene kapımız açık”
Özhaseki, kentsel dönüşüm çalışmalarını desteklediklerini vurgulayarak, “Her kim ki, a, b, c partisinden, hiç önemli değil. Kentsel dönüşüm yapmak istiyorsa sonuna kadar kapılarımız açık. İmkanlarımızı sonuna kadar kendileri için seferber edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Yüreğir Belediyesince kentsel dönüşüm uygulanan mahallelerdeki vatandaşların mutlu olduğunu anlatan Özhaseki, Kocaispir’e teşekkür etti.
Özhaseki, kentsel dönüşümde vatandaşların desteğinin önemine vurgu yaparak, şöyle konuştu:
“Kentsel dönüşüm vazgeçilmez bir iş. Üçüncü ayağında elbette vatandaş var. Onların da belediye başkanına yardımcı olması lazım. Bu anlamda eğer bakanlık, belediye ve vatandaş bir araya gelirse bu işi hakkıyla, dosdoğru ve çok hızlı yapabiliriz. Ama bunlardan biri aksarsa ne yazık ki yapamıyoruz. Muhalefetteki birçok belediyenin, ‘aslında kentsel dönüşüme karşı değiliz, rantsal dönüşüme karşıyız’ dediğini duyuyoruz. Bir slogan bulmuş arkadaşlar, ezberlemişler papağan gibi bunu tekrarlıyorlar. Bu kentsel dönüşüm yapmamak için bir kaçıştır, bu söz kimseyi kurtarmaz. Mecliste de söyledim, Allah’ınızı seviyorsanız lütfen rantsal dönüşüm yapmayın tamam mı? Kentsel dönüşüm yapın. Sonuna kadar yanınızdayız. Vatandaşa eğer iyilik, önderlik edecekseniz, başkansanız yapacağınız tek iş kentsel dönüşüm. Bu noktada da bizler kapımızı sonuna kadar açtık. Kim, hangi partiden gelirse gelsin bu noktayı da sonuna kadar takip edeceğiz.”
Depreme hazırlığın önemine dikkati çeken Özhaseki, şunları kaydetti:
“6 Şubat’taki bu olaydan dolayı 850 bin bağımsız birim yıkılmış. Şu andaki gayretler gibi kentsel dönüşümler yapılmış olsaydı bu kadar yer yıkılır mıydı? İlk bakanlığım döneminde Hatay’a gittim. O protestocu gruplar, bugün muhalefetin adayları bana mani oldular. Kentsel dönüşümü Emek ve Aksaray mahallelerinde yaptırmadılar. Deprem olunca o mahalleleri takip ettim, yerle birdi ve binlerce insan ölmüştü. Şimdi herhalde azıcık vicdanları varsa sızlıyordur. O yüzden Adana’mızda da yapılması gereken en önemli iş depreme hazırlık.”
Ziyarette, Cumhur İttifakı’nın Yüreğir Belediyesi Başkan adayı Halil Nacar da yer aldı.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum Pendik’te bulunan Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi’ni ziyaret edip girişimcilerle bir araya geldi. Kurum’u, İstanbul Teknopark Genel Müdürü Muhammed Fatih Ersoy, Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi Müdürü ve beraberindeki heyet karşıladı. Ziyareti sırasında kuluçka merkezinde girişimci olan Murat Bil, Jidoka Dog isimli robot köpeğini Kurum’a tanıttı. Projesi 9 aydır devam eden yapay zeka destekli otonom ve termal Robot köpek, sensörleri sayesinde arama kurtarmadan, savunma sanayisine kadar bir çok alanda kullanılabiliyor. Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi Müdürü Ahmet Kerim Nalbant, Kurum’a girişimcilerin projelerini slayt eşliğinde sundu. Girişimciler ise gerçekleştirdiği projelerini tek tek anlatarak tanıtımını yaptı. Kurum daha sonra Teknopark alanında çeşitli ziyaretler yaparak Langırt ve Bilardo gibi oyunlar oynadı. Teknopark İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni de ziyaret eden Kurum, siber güvenlik bölümünde okuyan Ömer Yemiş (15) ve Ensar Bera Tuncer (17) isimli öğrencilere projelerini gerçekleştirmesi için sponsor oldu. Öte yandan Murat Kurum okuldaki tüm öğrencilere de muhallebi ısmarladı. Yaptığı ziyaretleri sırasında ilgiyle karşılanan Kurum, gençlerle sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
Girişimcilerin projelerini dinledikten sonra konuşma yapan Kurum, ‘Diji İstanbul’ projesiyle bütün sistemin dijital olarak işletileceğini, İstanbul’un tüm sorunlarının dijital olarak takip edileceğini ifade etti. Gençlerin mutlu olduğu bir İstanbul için çalışacaklarını ifade eden Kurum bütçe ile ilgili eleştirilere de cevap verdi.
“Bütün sistemi dijital olarak işletmek istiyoruz”
‘Diji İstanbul’ projesiyle İstanbul’u tamamen dijital hale getireceklerini dile getiren Kurum, “Eskiden Beyaz Masa kurulurdu. Vatandaşlar şikayetlerini oraya gönderirdi, oradan ilgili birimler alırdı. Şimdi dijitalleşerek her yerde gezen beyaz masalar oluşturacağız. Bir şikayetleri varsa telefonlarından, tabletlerinden girecekler. Şikayet sistemden ilgili birime yönlendirilecek ve ilgili birim gidip onu yerine getirecek. Yapılıp yapılmadığını günlük olarak bu uygulamada göreceğiz. Dolayısıyla her yerde bir belediye başkanı olacak. Biz bütün sistemi dijital olarak işletmek istiyoruz. Mesela taksiyle alakalı sorun var. Neredeyse her durağın kendi uygulaması var. Bunları tek bir çatı altında toplamak istiyoruz. Otobüse, metroya ne zaman bineceğiz ne zaman varacağız, trafik nerede sıkışık nereden gitmemiz lazım bu uygulamada göreceğiz” diye konuştu.
“Bizim Teknopark İstanbul gibi alanlara ihtiyacımız var”
Girişimcilerin projelerini dinledikten sonra konuşan Kurum, “Birçok yeni projeyi burada görmüş olduk. Bazen bu ihtiyaçları sahada iş yaparken hissediyorsunuz. Örneğin Kartal’da bir bina göçme tehlikesi yaşıyordu. Yunus apartmanının öbür enkazı yıkılmış binanın üstüne devrilme riski vardı. Oradaki arama kurtarma ekipleri tehlike altındaydı. Biz elimizde bulunan imkanlarla o binaların herhangi bir sarsıntı var mı diye takiplerini yaptık. Sonra bunun bir ihtiyaç olduğunu görüp o araçları bakanlığımıza yaptırdım. Dijital lazer noktaları anlık olarak atıyor ve o bizim İzmir depreminde işimize yaradı. Sahaya gittiğinizde iş yapma kabiliyetinizi kolaylaştıracak hızlandıracak ihtiyaçları da görüyorsunuz. Bizim Teknopark İstanbul gibi alanlara ihtiyacımız var. Buralarda eğitim alıp teknolojiyi de bize getirebilecek gençliğe ve üretime ihtiyacımız var. Burada yapmış olduğunuz bir robot, yüz tanıma sistemi veya otonom araçlarla ilgili bir çok teknoloji, bizi ileride Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de hayal ettiği muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak adımlardır” dedi.
“Teknopark İstanbul girişimcilerimize destek olabilecek her türlü alt yapıya sahip”
39 ilçede Teknoparklarla bağlantılı olan kuluçka merkezleri kuracağını ifade eden Kurum, “Teknopark İstanbul girişimcilerimize destek olabilecek her türlü alt yapıya sahip. Bir iş yapmak istiyorsunuz ama arka tarafta da o işin testini yapabilecek laboratuvar var. Sizin üretimimizle alakalı kuluçka merkezleri var. Bunun gibi kampüsler ülkemizi geleceğe taşıyacak işlerdir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, 1 Nisan sabahı İstanbul’un 39 yerinde Teknoparklarla bağlantılı olan paylaşımlı ofisler ve kuluçka merkezlerimizi gençlerimiz için hızlı bir şekilde kuracağız. Gençlerimiz laboratuvar ortamında bir deney yapması gerektiğinde bu süreci Teknopark İstanbul’la birlikte yöneteceğiz. İş kurmak isteyen 100 bin gencimize 100 bin TL sermaye desteği vereceğiz. Tüm bunları yapabileceğiniz altyapıyı gerek bina noktasında, gerekse o binaların içindeki eğitim alanlarına ilişkin bu destekleri vereceğiz. İnşaat mühendisliği okumuş ama kimya üzerinde fizik üzerinde eğitim almak isteyen gençlerimize bu eğitimleri vermek istiyoruz. İSMEK’lerde her türlü eğitim verebileceğimiz alanları İstanbul’a kazandıracağız. Bilgi teknolojisiyle alakalı kendini yetiştirmiş gencimiz başka bir gencimize destek verecek. Elektrik elektronikle alakalı bir eğitim almış gencimiz öbür gencimizi yetiştirmek için saatlik olarak o alanlarımızda çalışacak. Öğretmenlerimizin aldığı ek ders ücreti gibi gençlerimize de hem maddi destek sağlayacağız” şeklinde konuştu.
“Bizim hayalimiz gençliğin ve geleceğin mutlu olduğu bir İstanbul”
Robot köpek icat eden girişimciyi tebrik eden Murat Kurum, “Hem sesi hem de ısıyı alabilen, gerek enkazda gerek araba kurtarma faaliyetlerinde işimize yarayacak bir robot icat eden arkadaşımızı tebrik ediyoruz. Bunu yapabilmek, düşünmek, hayal etmek, tasarlamak kolay değil. Bizim hayalimiz gençliğin ve geleceğin mutlu olduğu bir İstanbul. Bu üretimleri destekleyen tarafta olacağız. Bu girişimleri destekleyecek alt yapıyı İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak kuracağız. Maddi, manevi, teknik olarak her türlü desteği veren tarafta olacağız. Yapacağımız tüm harcamaların İstanbul’a geri dönüşü olacaktır. İstanbul’un, ülkemizin büyümesi adına her türlü desteği vereceğiz. Yeni mekanlar konusunda önümüzdeki süreçte çok güzel bir müjdemiz olacak. Teknopark İstanbul gibi birçok teknoparklarımızı İstanbul’a kazandıracağız” ifadelerine yer verdi.
“Siz dertli olursanız, bu işleri yapmak için bir amacınız, bir hayaliniz olursa kaynağı da bulursunuz”
Projeleri konusunda bütçe ile ilgili eleştirilere cevap veren Kurum, “Parayı nereden bulacaksınız diyorlar. Az önce girişimcilerimizi dinledik. Buraya bugüne kadar 5 milyara yakın bir girişimci desteği olduğunu arkadaşımız ifade etti. 5 milyar TL girişim desteği alan bir yer kendi masrafını da, birçok masrafı da kendisi çıkarır. Siz dertli olursanız, bu işleri yapmak için bir amacınız, bir hayaliniz olursa kaynağı da bulursunuz. Gençlerimizle birlikte geleceği inşa etmek için kararlı bir şekilde bu süreci yürüteceğiz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’nde bulunan bir otelde, konaklama, yiyecek-içecek ve ulaşım sektöründeki işletmelere yönelik hijyen eğitimlerini kapsayan “İşimiz Temiz Projesi”ne ilişkin Türkiye geneli yaygınlaştırma ve proje bilgilendirme toplantısı yapıldı.
Toplantıda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 2021 yılında 3 pilot ilde başlayan projenin çok kısa sürede büyük bir ivme kazandığını söyledi.
Projenin ülke geneline yayılması için gerekli adımların atıldığını belirten Hisarcıklıoğlu, “İşimiz Temiz Projesi ile hizmet sektöründeki yeme içme, konaklama ve ulaşım alanında faaliyet gösteren mikro işletmelerin, gelişmiş hijyen anlayışı ile öne çıkmalarına, tüketicilerin ve özellikle turistlerin buraları tercih etmesine destek veriliyor. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığımız, eğitimlerin tasarlanması ve kadın girişimcilerimize bu eğitimlerin verilmesinde çok başarılı işler çıkardı. Bir diğer proje ortağımız olan OPET de gerek yerelde gerek ulusalda projenin ölçeklenmesi ve sahada uygulanması için büyük katkı sağladı.” diye konuştu.
Hisarcıklıoğlu, projenin ortaklarına ve bu sürece gelmesine katkıda bulunan tüm paydaşlara teşekkür etti.
Öte yandan Türkiye’deki kadın girişimcilik potansiyelinin geliştirilmesi ve donanımlı hale getirilmesinin önemine değinen Hisarcıklıoğlu, girişimcilik kültürünün kadınlar arasında gelişmesine öncülük edilmesinin ana hedefleri olduğunu dile getirdi.
Bu kapsamda kadın girişimcilere yol gösteren birçok çalışmaya imza attıklarını aktaran Hisarcıklıoğlu, “Hedefimiz kadın girişimci oranını yüzde 10’un üzerine çıkarmak olmalıdır. Buna destek vermek üzere, kamu ihalelerinde kadın imalatçının ürünlerinin yüzde 15 kota ile alınarak, kadın girişimcilerin teşvik edilmesini her fırsatta dile getiriyoruz. Hep vurguluyorum. Aklın, başarının cinsiyeti olmaz. Kadın güçlü olursa, aile, toplum ve ülke de güçlü olur.” ifadelerini kullandı.
“Eğitimlerimiz diğer sektörler tarafından da talep edildi”
TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Nurten Öztürk ise projeyi 81 ile yaygınlaştırmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Projenin 2021’de pilot uygulamalarla başladığını anımsatan Öztürk, “Başlangıçta 3 ilde başlamıştık. Sonra 20 ile çıkardık ve 150 bin kişiye ulaştık. Projenin 81 ile yaygınlaşması artık ölçeğinin çok daha büyümesi demek. Amacımız özellikle mikro işletmelerde hizmet ve hijyen standartlarını artırarak daha iyi hizmet vermelerini sağlamak. Sağlıklı, bilinçli bir toplum yaratılmasına katkı sağlamak. Başlangıçta ulaşım, konaklama ve yeme içme sektöründe başladığımız eğitimlerimiz diğer sektörler tarafından da talep edildi. Bugün 81 il başkanımız ve milli eğitim camiamızın temsilcileri bir araya gelecekler. Bütün şirketlerde, kurumlarda bu projeyi nasıl yaygınlaştırabiliriz. Kısacası seferberliğe çıkacaklar.” şeklinde konuştu.
MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Cengiz Mete de toplum sağlığının korunması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi, temizlik ve hijyen konusunda eğitim almış nesillerin yetişmesinden hareketle yola çıkılarak oluşturulan projede 150 bin kişinin eğitimlerden faydalandığını belirtti.
Antalya Milli Eğitim Müdürü Salih Kaygusuz ise pilot iller arasında yer alan Antalya’da projenin en üst seviyede yürütüldüğünü dile getirdi.
Konuşmaların ardından toplantı, işletmelerin tecrübelerini paylaştığı “Hijyen ve Mikro İşletmelerde Sürdürülebilir Yönetim Paneli” ile devam etti.
Toplantı programı, “Proje Dönemi Yarışması”nda ödüllerin verilmesinin ardından sona erecek.
]]>Adana’ya gelen Bakan Özhaseki Yüreğir ilçesi Şehit Erkut Akbay Mahallesi’nde kentsel dönüşüm projesinde incelemelerde bulundu.
“Yıl sonuna kadar teslim edeceğiz”
Burada konuşan Bakan Özhaseki, yıl sonuna kadar kentsel dönüşüm kapsamında ki evlerin teslim edileceğinin müjdesini vererek, “Bugün Adana’da yapılan TOKİ konutları için tören düzenledik. Onun töreni için geldik, bugün hak sahiplerine evlerini dağıttık. Geride kalan kardeşlerimizin evlerini de 1 sene içerisinde teslim edeceğiz. Bu arada kira yardımlarımızda evlerine geçinceye kadar devam edecek. Hayırlı bir iş geldik. Gelmişken de burada daha önceden bizim başladığımız inşaatları bir kez daha görelim diye tek tek geziyoruz. Burada 950 civarında yer yıkıldı ve bu sayıya yakın bir iş yeri ve konut yapılıyor. 2 sene gibi bir süre verilmiş. 1 sene kalmış. Bu süreyi de bugün müteahhit ile görüşüp geriye çekip bu senenin sonuna kadar teslim etmeye çalışacağız” ifadelerini kullandı.
“Bir daha kafalarını çıkaramayacaklar”
Türkiye’nin birçok zorlukla mücadele ettiğini vurgulayan Bakan Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Zamanında bir takım zorluklar oldu. Kolay değil, bir ev sahibi olmuşuz ve sonra gelin bu evi yıkalım diyorlar. Siz başınızı soktuğunuz yerde doğru mu, bu evi yapabilirler mi diye tedirginlik yaşadınız. Sizlerden Allah razı olsun. Hayatınızın en doğru kararını verdiniz. Üzerinde yaşadığımız bu güzel coğrafya zor. Ateş çemberi gibi. Savaşın içinde olmayan bir tane ülke söyleyin maalesef yok. Arasında Türkiye Allah’a hamd olsun güvenli bir liman. Kardeşliğimize göz dikenlere Allah fırsat vermesin. Terör örgütleri her gün bir fitne çıkartmak için çabalıyorlar. Emin olun bunlar içimizden çıkmış saf gibi gözükebilir ama hepsi dışarıdan destekli. Amerika neden 10 bin kilometreden gelip sınırımızda konuşlanıp silah dağıtıyorlar. Milyarlarca dolar harcıyorlar. Ülkemizi bölmek istiyorlar. Ancak öyle bir mücadele verdik ki o terör örgütleri bir daha açığa çıkamayacaklar.”
“Birinci işimiz deprem konutları”
Türkiye’nin deprem bölgesi olduğunu ancak bilim ve fen kurallarına göre ev inşası yapıldığı takdirde hiçbir sorun oluşmayacağını aktaran Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Cennet gibi bir vatandayız. Bu ülke yüzyıllardır birçok insana ev sahipliği yapmış. Medeniyet buralardan yayılmış ama deprem gibi tehlikesi var. Depremin nerelerde olduğu, fay hatları belli. Bilim insanlarına kulak verirsek hiçbir sorun olmayacak. Her ne yapıyorsak deprem gerçeğini bilerek yapmalıyız. En son 6 Şubat’ta 9 saat arayla 2 deprem oldu. Tam 53 bin kardeşimizi kaybettik. 18 il etkilendi. 850 bin bağımsız birim yıkıldı. Maddi hasar 100 milyar doların üzerinde. Manevi hasarı ölçecek alet yok. Böyle bir zor gün geçirdik. Ama hamt olsun bir millet dayanıştı. O günlerin üstesinden geldik. Allah böyle bir milletten razı olsun. Devlet olarak biz ayaktaydık. 1 senedir gece gündüz demedik, tatil demedik. 307 bin inşaatımız başladı. 46 bini dağıttık evlerin. Sene sonuna kadar her ay 10-15 bin konutu yapıp dağıtmaya devam edeceğiz. Birinci işimiz deprem konutları. Birisi gelip Mehmet Şimşek’ten para istedi mi hemen maliyeyi kapatıyor ama deprem konutları için Mehmet bey de hiç para kaynağını esirgemiyor” diye konuştu.
“Yaptıkları tek şey algı operasyonu”
Cumhur ittifakının ülkedeki bütün meselelere hakim olduğunun altını çizen Bakan Özhaseki, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerini atlatarak ülkedeki bütün meselelere hakim bir ittifakımız var. Cumhur ittifakı. Hem cumhurbaşkanımız hem de Devlet bey kararları çok güzel alıyorlar. Bizim ittifakımız yerli ve sizin değerlerinizi taşıyan bir ittifak. Biz tarihimize, insanımıza ve medeniyetimize karşı sorumluluğumuz olduğuna sahip insanlarınız. Eskiden karşımızda ittifak vardı ancak artık ittifakta kalmadı. Kutsal ittifak diyorlardı. Birbirine benzemezler bir araya gelmişler ve tek işleri vardı Recep Tayyip Erdoğan’ın gitmesi. Bunlar hiç birbirine benzemiyordu. Haliyle ittifak dağılınca kirli iş birlikleri ortaya çıktı. Milleti kandırarak insanlara nasıl bunları söylediler. Millet ittifakının bazı milletvekilleri bile seçimden sonra Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermediklerini söylüyor. Bunların yaptığı tek şey algı operasyonları. Gözleri cumhurbaşkanlığı makamında veya bir partinin genel başkanlığı makamında. Şehirlerinde problemler gittikçe büyüyor” dedi.
“En güzel hizmetleri Adana’ya yapalım”
Adana’nın çok önemli bir şehir olduğunu ve gerçek belediyecilik ile hak ettiği yere gelebileceğini anlatan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Ben 21 sene Kayseri’de belediye başkanlığı yaptım ve deli gibi çalıştım. Zamanında Aytaç abi Adana’da ‘Ben size Paris’i değil, Kayseri’yi vaat ediyorum’ pankartı asmıştı. Bende sorduğumda Kayseri’nin Adana’yı geçtiğini ve hizmetlerinin çok güzel olduğunu söyledi. Bizim derdimiz hizmet, eser belediyeciliğiydi. Buna inandık ve böyle hizmet ettik. Ancak bir çok yerde gördüğüm manzara beni ürkütüyor. Adana ve Kayseri arasında çok ciddi fark var. 12 ay inşaatta yapılır tarım da yapılır. Ancak Kayseri’de bunların hiçbiri yok. Niye bu Adana o zaman geride kalıyor. Fatih kardeşim de Halil hocamda sizlere hizmet için yanınızdalar. Onlara sahip çıkın bizde arkalarında durup en güzel hizmetleri Adana’ya yapalım.”
Konuşmanın ardından Bakan Özhaseki ve beraberindekiler şantiye alanında incelemelerde bulundu. – ADANA
]]>Belediye çalışanları Başkan Şükrü Sözen’i çiçekle karşıladı. Toplu sözleşme protokolünde yer alan maddeler çerçevesinde kadrolu işçilerin eğitim, yakacak ve giyecek yardımları dev oranla yükseltildi. İmza töreninde Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen, Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Ödevoğlu, Disk-Genel-İş Sendikası Antalya Şube Başkanı Vedat Küçük, Şube Sekreteri Veli Yaman, Örgütlenme Sekreteri Mehmet Kara, Mali Sekreter Mustafa Altun, Eğitim Sekreteri Tevfik Özdeş, iş yeri temsilcileri ve birim müdürleri katıldı. 101 kadrolu işçi adına toplu sözleşme protokolü Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen ile Sendika Başkanı Vedat Küçük imzaladı. Yeni toplu sözleşme, 15.01.2024 tarihinden itibaren 3 yıllık geçerlilik sağlayacak şekilde hayata geçirildi.
“Manavgat emekçiden yana”
Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen’in emekten ve emekçiden yana olduğunu söyleyen DİSK-Genel-İş Sendikası Başkanı Vedat Küçük, toplu sözleşmenin kadrolu işçilerin ihtiyacına büyük oranda cevap vereceğini belirtti. Başkan Küçük, “Başkanımız, emekten ve emekçiden yana olan tavrını bize ve işçi kardeşlerimize yüzde 140 gibi bir ücret zammıyla bir kez daha gösterdi. Bugün sorumlusu bizim olmadığımız, ülkeyi yönetenlerin ekonomiyi bu duruma getirdiği noktada bizi rahatlattığı için kendisine hem işçi arkadaşlarım adına hem de sendikam adına teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum” dedi
“Çalışanlarımız iyisini hakediyor”
Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen, kente hizmet etme noktasında beraber görev yaptığı mesai arkadaşlarının daha iyi şartlarda hayatını idame ettirmesi gerektiğini söyledi.
Sözen, “Başkan Sözen “Çalışanlarımızın bana değil, benim onlara teşekkür etmem gerekir. 3 dönemi tamamladık. Her zaman benim ve başkan yardımcısı arkadaşlarımın yanında bu kardeşlerim oldu. Görev sürecimizde Manavgat halkının taleplerine cevap verme noktasında tüm arkadaşlarımız elinden geleni yaptı. Çok güzel yol arkadaşlığı sergiledik. Siyasi görüşümüz itibarıyla sendikal çalışmaya biz son derece önem veriyoruz. Günümüz şartlarında yaşamın bu kadar zor olduğu, insanların gününü geçirmekte zorluk çektiği, yarın kaygısı yaşadığı bir sürede, şu anda zikredilen rakamların çok üstünde yaşam standardının olması gerektiğine inanıyorum. Bu da yeterli değil. Ama bugünün şartlarında, Türkiye gerçeklerinde ancak bu kadar olabildi. Mevcuda göre güzel bir rakam ama inanıyorum ki bunun iki katı insanca yaşamanın karşılığıdır. Belediyelerin ne imkanlarda çalıştığını bugün herkes biliyor. En üst noktada yönetenlerin ‘bizden olmadığı takdirde sistem böyle çalışır, ancak bu kadar karşılık bulur’ dediği, birinci ağızdan bunun itiraf edildiği bir sürede belediyeler gününü geçirme kavgası, çalışan arkadaşlarına ve topluma mahcup olmama kavgası vermektedir. Biz de alnımızın akıyla işçi arkadaşlarımla, memur arkadaşlarımla, şirketlerdeki arkadaşlarımla beraber bu süreci kotarma noktasında son derece sevinçliyim” dedi. – ANTALYA
]]>Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda yeşil enerji ve yenilenebilir enerji kavramları sıklıkla kullanılıyor. Bu alanda çalışmalar yapan üreticiler, teknolojinin de devreye girmesiyle birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimum seviyede kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Hiç kuşkusuz yenilenebilir enerji, yatırım sağlaması açısından da ekonomiye önemli katkılarda bulunuyor. Öyle ki, bu alanda yapılan yatırımların ilerleyen yıllarda daha da artması planlanıyor. Globalleşme açısından önemli bir yere sahip olan yenilenebilir enerji, dışarıya açılma yönüyle birlikte birçok yeniliğe uyum sağlanmasının önünü açıyor.
Türkiye’de İş Dünyası dergisi ve Corpus Sigorta iş birliğiyle düzenlenen ‘Sigortalı Sohbetler’ toplantısında yenilenebilir enerji ve sigorta sektörü arasındaki ilişki konuşuldu. Toplantıya Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, OR-GE Solar Enerji Genel Müdürü Tahir Özsoy, Teksan Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Ata Tuncer, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkan Yardımcısı/ Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, Corpus Sigorta Genel Müdürü Murat Şişli ve Corpus Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ozan Hantal katıldı.
“Asıl problem yeşil dönüşümün sigortalanması”
Deprem, sel gibi afetlerin yeşil dönüşümün sigortalanması noktasında birtakım sorunlara yol açtığını ifade eden Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, son dönemde sektörlerin sigortaya erişimde zorlandıklarına ilişkin bir söylem yayıldığını belirterek şu açıklamada bulundu; “Son aylarda sektörlerin sigortaya ulaşımda problem yaşadıklarına dair bir algı var. Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra dünyada zaten daralmakta olan reasürans kapasitelerinde ülkemize özel bir zorluk söz konusu oldu. Bunun dışında bir de beklenen ve yaşanması muhtemel olan Marmara depremi var. Fakat bu depremlerin ve dünya finans piyasalarının yansımalarıyla reasürans piyasasındaki daralma sigorta şirketlerinin de bu konuya odaklanmasını ve tedbirler almasını beraberinde getirirken sektörlerde sigortaya erişimde problem varmış gibi bir algı oldu. Halbuki sigorta sektörümüz hem Türkiye Sigorta Birliği vasıtasıyla hem Sigorta Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun da katkılarıyla gerçekten iyi bir reasürans anlaşmaları dönemi geçirdi ve hedeflenen kapasitelere ulaştılar. Ama bu kapasitelerine ulaşırken de kapasitelerin maliyetleri önceki yıllara oranla döviz bazında 3-4 kat arttı. Dolayısıyla bu aratan reasürans maliyetleri doğal olarak sigortalama maliyetlerine de yansır hale geldi. Ülkemizde hem enflasyonun hem de döviz kurunun etkisiyle varlık değerlerinde önemli artışlar söz konusu oldu. Dolayısıyla; iş insanlarımızın, sanayicilerimizin, endüstri tesislerinin sahiplerinin, ticari işletmelerin sahiplerinin varlıkları da arttı. Şimdi hem fabrika, bina değerleri artarken hem de stokları, emtiaları ve makine teçhizatları adetsel olarak artmasa bile varlık değeri olarak arttı.” Bunun yanında Kahramanmaraş depremlerinin ortaya çıkardığı eksik sigortalama ve eksik teminat alma sebebiyle yaşanan mağduriyetlerin artırdığı farkındalıkla poliçelerde bedel ve ek teminat olarak ciddi artışlar yaşandığını ifade eden Yaşar, sigortacıların fiyat artırımına gitmese dahi varlık değerlerinin artmasıyla sigorta primlerinde yükseliş olduğunu aktardı. Bununla birlikte artan reasürans, işgücü, döviz kuru ve enflasyon kaynaklı hasar maliyetleri, mevzuat düzenlemeleri vb sigorta şirketlerinin de maliyetlerini artırdığı için fiyata zam yapılması da zorunlu oldu.
Hem varlık değerindeki artışların primlerdeki artışı hem artan maliyetlerin fiyatlardaki artışa yansıması dolayısıyla bunların hepsinin birleşince bir çarpan etkisi oluşturduğunu söyleyen Ahmet Yaşar, “İş insanlarımız aslında sigortaya erişmekten bahsederken maliyetlerinin arttığından söz ediyorlar. Bir de bunun dışında tabi risk algısı artık arttı. Dolayısıyla risk yönetiminin önemi son derece arttı. Hiçbir sigorta şirketi ‘varlığı teminat altına almıyorum’ demiyor, ‘siz fabrikalarınızda tedbirlerinizi alın ancak ortaya çıkan risklere göre biz de bu durumu değerlendirelim’ anlayışı ortaya çıkıyor. Sektör bazlı kararlar vermiyoruz, spesifik değerlendirmeler sonucunda birtakım tavsiyeler veriyoruz, alınması gereken risk önlemlerinden bahsediyoruz. Bunları sigortalılarımıza, iş insanlarımıza iletiyoruz. Bu raporlamalar sonucunda gerekli tedbirleri alan işletmeler sigortaya erişimde en ufak bir problem yaşamıyorlar. Enerji sektörüne baktığınız zaman da aslında yenilenebilir enerji, yeşil enerji gibi durumlar dünyanın ve bizim sektörümüzün de gündeminde olan konular. Bu konularla ilgili teminat noktasında en ufak bir sıkıntı bulunmuyor. Ancak artık yeşil dönüşüm kapsamında birtakım termik santrallerde, kömürde, odunda vs. gibi sektörlerde bırakın sigortayı, bunların kredilendirilmesi noktasında da ciddi problemler yaşanmakta. İş insanlarımızın da buna göre tedbir almaları gerekiyor” dedi.
“Türkiye panel üretiminde beşinci sırada”
Türkiye’nin son yıllarda yenilenebilir enerji alanında büyük atılımlar gerçekleştirdiğini ifade eden OR-GE Yenilenebilir Enerji Başkanı Mehmet Tahir Özsoy; “Türkiye yenilenebilir enerji konusunda çok büyük bir atak yaptı. Panel üretimi noktasında, kapasite bakımından dünyada beşinci sırada yer alıyoruz. Bu aynı zamanda Avrupa’nın en büyük üretim kapasitesi. Türkiye’de güneş enerji santrali kurulumu yıllık iki gigawatt civarında. Ancak, bu çalışmaların yeterli olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de Enerji Bakanlığı’nın öngörüleri ve planlamaları doğrultusunda, 2035 yılına kadar 60 gigawatt civarında yenilenebilir enerji yatırımı yapılması öngörülüyor. Bu büyük bir kapasiteye tekabül etmesinin yanında, bazı engelleri aşmamız gerektiğini düşünüyorum. Şu an söyleyebilirim ki, finansman ya da yeşil finansmana ulaşmak en büyük engellerden biri. Bahsettiğimiz durum, ucuz ve uzun vadeli yatırım finansmanına ulaşmak. Burada atılması gereken en önemli adım, ‘teşvik kredisi’ diyebiliriz. Bir diğer konu ise trafo kapasiteleri. İki hafta kadar önce Enerji Bakanlığı tarafından 7500 megawatt yeni bir kapasite ilanı için açıklama yapıldı. Ancak, bu ilanın ne kadar sürede ve hangi bölgelerde planlandığı oldukça önemli” diyerek enerjideki üretim planlanmasına dair önemli noktalara değindi.
“Yeni alanlara girme konusunda cesuruz”
Yeni alanlara uyum sağlama konusunda girişimci bir yön sergilediklerini ifade eden Corpus Sigorta Genel Müdürü Murat Şişli; “Dünya’da her geçen gün büyüyen enerji ihtiyacının da etkisiyle yenilenebilir enerjiye karşı talep giderek arttı. Bunda hükümetlerin politikalarını sıfır karbon olarak değiştirmelerinin büyük etkisi var.
Enerji sektöründe sigortaya talebin yüksek olduğunu belirten Şişli, bunun sebebini şu şekilde açıkladı; “Enerji sektöründeki firmaların büyük bir çoğunluğu yatırımlarını korumak ve risklerini doğru yönetmek isteyen profesyonel firmalar, elbette sigorta da vazgeçilmez bir risk yönetim ve risk transfer aracı olarak talep görüyor. Güneş ve rüzgar enerjisi zaten enerjilerini doğadan alan ve doğanın enerjisini bizlerin kullanımına sokan teknolojiler, bu sebeple de doğal afetler başta olmak üzere dış risklere çok açıklar. Buraya yatırım yapan sigortalılar oldukça bilinçli yatırımcılardan oluşuyor. Dolayısıyla yatırım sermayesinin korunması için sigortayı talep ediyorlar.”
Son dönemde sigorta sektörüne ilişkin bazı gelişmeler yaşandı. Bazı sektör temsilcileri sigorta şirketlerinin kendilerine sigorta yapmadığını kamuoyu ile paylaşarak gündeme getirdi. Bu konuya ilişkin görüşlerini paylaşan Murat Şişli; “Yüksek enflasyon, kur değişimleri, dünya ekonomisindeki gelişmeler, jeopolitik riskler ve yurt dışında faizlerin çok daha yüksek olması reasürans piyasalarının yeterli sermayeyi çekememesine sebep oldu. Yeterli sermayenin olmaması sigorta şirketlerine fiyat artışı olarak yansıdı. Bunun yanında riskini iyi yöneten, yaptığı işi çok iyi bilen, yaptığı işe yatırım yapan hiçbir sigortalı açıkta kalmadı. Sigorta teminatını verirken hem yatırımcılarımıza hem de halkımıza karşı sorumluyuz. Bizim vermiş olduğumuz tazminatlar, ödemiş olduğumuz hasarlar aslında bizim devletimizin, halkımızın öz kaynaklarından karşılanan tutarlar. Yatırım yapan, riskini iyi yöneten hiçbir sigortalının da açıkta kaldığını düşünmüyorum” açıklamalarında bulundu.
“Doğal makineler enerji ithalatını düşürüyor”
Türkiye’de rüzgar, güneş gibi enerji kaynaklarının değerlendirilmesinin enerji ithalatını azalttığını ifade eden Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkan Yardımcısı Ali Aydın, şu ifadeleri kullandı; “Türkiye’de şu an 12 gigawatt seviyesinde rüzgar santralleri var. Bu enerjilerin kullanılmasıyla enerji ithalatını azaltmaya, cari açığı düşürmeye karşı canla başla çalışıyor. Yerli ve milli kaynaklarımızı etkin kullanmamız bu santrallere hizmet veren nitelikli insanların yetişmesini sağlayacak. Bu durum haliyle yurt dışına olan bağımlılığımızı azaltacak, ihracatı artıracak ve gelişmelerden haberdar olmamızı sağlayacak. Bu konudaki çalışmaları, insan bazlı ve teknoloji bazlı olmak üzere iki kategoriye ayırıyoruz. Çünkü bu alanda kullanılan rüzgar tribünleri devasa yapılar, boyu 120, kanatlarıysa ortalama 60-70 metreler civarında”
“Rüzgar enerjisi kullanımında sanayileştik”
Türkiye’nin rüzgar enerjisini kullanma noktasında adeta sanayileştiğini ifadelerine ekleyen Aydın, Türkiye’de rüzgar enerjisi sanayisinin çok ciddi bir konuma geldiğinin altını çizdi.
Sanayileşmede İzmir-Ege bölgesinin hat bölgeler haline geldiğine dikkat çeken Ali Aydın; “Ege bölgesindeki kanat üretim fabrikaları, kule üretim tesisleri ihracat yapabilir seviyede. Üretilen ürünlerin yüzde 80’i ihracat kalemine hizmet ediyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarını yerli ve milli iş gücü potansiyelini artırıyor” dedi. – İSTANBUL
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Karabük’te aday tanıtım toplantısında; “Sayın Cumhurbaşkanı son zamanlarda gittiği yerlerde halkı tehdit ediyor. ‘Biz yoksak hizmet yok. Biz yoksak doğal gaz yok’ diyor. Şimdi size çok basit bir şey söyleyeyim, o yoksa doğal gaz kaybediyorsunuz ama o varsa doğal gazın faturasını ödeyecek parayı bile bulamıyorsunuz. Bu kadar olur mu? Bütün Türkiye’yi Tayyibistan yapalım. Bütün Türkiye’yi emrine amade yapalım. Yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bitirdiniz. Bütün güçleri kendinize bağladınız yetmedi bir de belediye” dedi.
BTP, Karabük’te aday tanıtım toplantısı yaptı. Karabük, Bartın, Zonguldak, Kastamonu ve Çankırı adaylarının tanıtıldığı toplantıda konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“BÜTÜN TÜRKİYE’Yİ TAYYİBİSTAN MI YAPALIM?”
“Sayın Cumhurbaşkanı son zamanlarda gittiği yerlerde halkı tehdit ediyor. ‘Biz yoksak hizmet yok. Biz yoksak doğal gaz yok’ diyor. Şimdi size çok basit bir şey söyleyeyim, o yoksa doğal gaz kaybediyorsunuz ama o varsa doğal gazın faturasını ödeyecek parayı bile bulamıyorsunuz. Bu kadar olur mu? Bütün Türkiye’yi Tayyibistan yapalım. Bütün Türkiye’yi emrine amade yapalım. Yasamayı bitirdiniz, yürütmeyi bitirdiniz, yargıyı bitirdiniz. Bütün siyasi yönetimi, erkleri, güçleri kendinize bağladınız yetmedi bir de belediye… Büyükşehri alacağım, ili alacağım, ilçeyi alacağım vs. Tamam al da ne yapıyorsun karşılığında?
“DEVLETİN ELİNDE NE VARSA PEŞKEŞ ÇEKTİLER”
Atatürk’ün ilkelerinden biri olan devletçiliği kaldırdılar, devletin elinde ne varsa özel firmalara peşkeş çektiler. Size de bir hap verdiler uyuttular, ‘Bu çok ilkel bir görüş, yeni dünya düzeninde yer alamaz bir görüş’ dediler. Siz de ‘Ha öyle mi, tamam o zaman kaldıralım’ deyip bu devletçiliği rafa kaldırdınız. Şimdi laikliği savunan, cumhuriyetçiliği savunan, milliyetçiliği savunan, Atatürkçülüğü savunan bir kişi devletçilikten niye vazgeçiyor? Nerede kaldı sizin Atatürkçülüğünüz?
Erzincan’da bir madende facia yaşandı. Buradan yılda 1 milyar doların üzerinde altın madeni çıkarılıyor. Bu altını Sayın Cumhurbaşkanı’nın hısımlarıyla Kanadalı bir şirket alıp götürüyor bu ülkeden, bize de oradan bir gram altın tozu verilmiyor. Halbuki altın bizim, itiraz etmiyoruz. Devletçilik dediğimiz ne biliyor musunuz? Devletçilik bu madenlere sahip çıkmaktır, kendi zenginliğine sahip çıkmaktır. Bakın Türkiye’de her yıl 3 milyar doların üzerinde altın, toprağın altından çıkarılıp yurt dışına götürülüyor. Her yıl 3 milyar doların üzerinde altınımızı yabancılar işletiyor ve Türk milletinin bu işten 1 lira çıkarı yok. Devlete yüzde 4 veriyorlar. Afganistan’da bu oran yüzde 20, beğenmediğiniz Taliban sizden daha devletçi.
“BU ALTIN BİZİMSE, BUNUN GELİRİNİ BİZ PAYLAŞALIM”
Ben size, ‘Açalım gözlerimizi, bakalım etrafımıza ve buna dur diyelim. Buna isyanımızı dile getirelim. Bu altın bizimse bunun gelirini biz paylaşalım’ diyorum.
Ne hale düştük? Bir emekli eskiden bir ev, bir araba alırken ikramiyesiyle, bugün aldığı ikramiyeyle kredi kartı borcunu ödüyor. Bu hale geldik. Fatih Kısaparmak’ın, ‘Bu adam benim babam’ diye meşhur şarkısı var. Şarkıda, ‘Altı çocuk büyütmüş, bir işçi maaşıyla’ der. Şimdi Fatih Kısaparmak bugün bu şarkıyı yeniden yazsa nasıl yazacak? Acaba, ‘Bu adam benim babam, 6 çocuğun eline bakıyor bir işçi maaşıyla’ diye mi yazacak. İş ona döndü artık. Bir işçinin 5 çocuğunu evlendirdiği Türkiye’den, 5 çocuğun bir babanın kirasını ödeyemediği Türkiye’ye döndük. Kendi kendine yeten Türkiye’den, el avuç açmış dünyadan tarım ürünü arayan, borçlanarak gıda ürünleri satın almaya çalışan ülkeye döndük. Biz bu hale geldik.
“BU SEÇİM İKTİDARA VE İKTİDARDAKİ MUHALEFETE YANLIŞLARINI YÜZLERİNE VURMA SEÇİMİDİR”
Şimdi ‘Ne alakası var yerel seçimle’ diyeceksiniz. Şu alakası var; bu seçimde eğer kaderinizin değişmesini istiyorsanız sizi yönetenlere, ‘Bu ülkede bizden başka bunu yönetemez’ diye size imaj çizenlere, ‘Bizim sizinle işimiz kalmadı’ demenin seçimidir bu seçim. Eğer bu seçimde de aynı şekilde bu sıkışmış siyasetin sonucu olarak hareket ederseniz, kaderimiz hiç değişmeyecek. Bakın bu seçimin önemi bu. Bu seçim iktidar sahiplerine ve muhalefetteki iktidar sahiplerine bir güç gösterme seçimidir, bir tepki koyma seçimidir, yaptıkları yanlışları yüzlerine vurma seçimidir. Daha bir yıl olmadı bir seçim yaşadık. O seçimi berbat etmiş olan bir muhalefet var, göz göre göre seçim kaybettiler. Bir tarafta da iktidar var, seçimin ertesi haftası doları yüzde 50 artırdı. Enflasyonu yalan rakamlarla hala yüzde 70’in altına düşüremediler. Hükümetin yalanları o kadar astronomik ki dünyada bizden kötüsü yok yalanlarına rağmen. Yalan söyleyeceksin bari ‘yüzde 10’ de enflasyona, ne olacak?
“ALTILI MASADAKİ BAZI PARTİLER ADAY YAPACAK İNSAN BULAMIYORLAR”
Biliyorsunuz bir altılı masa kuruldu. Toplumda ‘Altılı masaya girin’ girin diye bir talep vardı. Biz de sonucun bu olacağını bildiğimiz halde toplumdaki bu talep doğrultusunda ‘Bizi masaya alın’ dedik. Onlar bizi masaya almazken türlü türlü fitneler uydurdular, yalanlar söylediler. Kendileri değil ama medya aracılığıyla, sosyal medya aracılığıyla tırnak içinde tetikçiler aracılığıyla sahaya sürdükleri… Neymiş, bizim teşkilatlanma yapımız oluşmamış! BTP 20 senelik parti, 81 ilde teşkilatı var. Şimdi isim vermeyeceğim, seçim dönemine geldik, bize ‘Teşkilatı yok’ diyen partilerin neredeyse tamamı kapımızı aşındırıyor ve ‘Biz her yerde aday çıkaramıyoruz, gelin seçime beraber girelim’ diyor. Dün bize teşkilatlanmamış diyorlardı bunlar. Hani siz çok büyük partilerdiniz, bizi beğenmiyordunuz ama iş tek başına seçime girmeye gelince baktılar ki hepsinin altı boş. Türkiye’de siyasetin özeti bu.
“GELİN BİRLİKTE HAREKET EDELİM ÇOCUKLARIMIZI YARINLARA HAZIRLAYALIM”
İşte şu parti büyüktür, bunun bilmem nesi şöyledir, onun kaşı daha güzel, bunun arkasında bilmem kim var yalanlarıyla lütfen bu sefer sandığa gitmeyin. Ne için sandığa gidin biliyor musunuz? Yarınlarınızı düşündüğünüz için sandığa gidin. Günü kurtarmak için sandığa gitmeyin, çocuklarınızı kurtarmak için sandığa gidin.
“BAMBAŞKA YENİ BİR DÜNYA GELİYOR, GELİN ÇOCUKLARIMIZI O YARINLARA HAZIRLAYALIM”
Bambaşka bir dünya geliyor, isteseniz de geliyor istemeseniz de geliyor. Bu bambaşka dünyaya bu eski kafalı, dünün ideolojik saplantılarıyla birlikte kavga ederek, sizleri kandırıp sizden oy almaya çalışan insanlarla o yarına ulaşamazsınız. Eğer o günlere çocuklarınızı hazır etmek istiyorsanız bugünden bu değişime ayak uydurmak zorundasınız. Ben de bir kardeşiniz olarak diyorum ki; gelin birlikte hareket edelim, çocuklarımızı o yarınlara hazırlayalım.”
]]>
Bakan Işıkhan, Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı Buluşmaları” toplantısında, bakan olduktan sonra Malatya’ya iki kez geldiğini, kentteki iş insanları ve sivil toplum kuruluşlarını daha çok dinlemek, talep ve ihtiyaçları tespit etmek üzere il il, ilçe ilçe gezmeye devam ettiklerini söyledi.
Özellikle sahadan, halktan gelen talepleri, ilk ağızdan duymak bakımından bu buluşmaları çok önemsediğini aktaran Işıkhan, bugüne kadar milletten gelen talep ve istekleri hiçbir zaman geri çevirmediklerini, imkanlar ölçüsünde her zaman insan odaklı, millet odaklı bir yönetim anlayışını benimsediklerini ifade etti.
İşçilerin, işverenlerin ve esnafın hakkını gözetecek politikalar yürüttüklerini belirten Işıkhan, “Önce dinledik, tüm şartlar çerçevesinde bunları değerlendirdik ve ardından icraata dönüştürdük. Cumhur İttifakı olarak başarımızın sırrı da tam olarak burada yatmaktadır. Hamdolsun biz 21 yıldır bu azmi, bu çabayı hiç kaybetmedik hamdolsun çünkü bizim yönetim anlayışımızda durmak yok, kendini tekrar etmek yok. Hep daha iyisi, daha ilerisi, daha fazlası var.” diye konuştu.
“Yıkılan her şeyi eskisinden daha iyi bir şekilde yerine koyabiliriz”
Bakan Işıkhan, 6 Şubat’taki depremlerde Malatya ve 10 ilin büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldığını anımsatarak, şöyle devam etti:
“Hepimizi derinden yaralayan o günün üzerinden 1 yıl geçti ancak acımız ve hüznümüz ilk günkü gibi kalplerimizde yerini koruyor. Canlarımızı geri getiremeyiz ama yıkılan her şeyi eskisinden daha iyi bir şekilde yerine koyabiliriz. Gerek kamu kurumlarımız, gerek yerel yönetimlerimiz, gerekse vatandaşlarımız tek yürek olup, dünyada hiç bir ülkenin bu kadar kısa sürede ve kolay kolay atlatamayacağı bir yıkımın üstesinden geldi ve gelmeye devam ediyor. Biz 1 ay gibi çok kısa bir süre içerisinde yıkılan evlerimizi, hastanelerimizi yeniden yapmaya başladık. Geçici barınma alanlarımız konteyner kentlerimizi çok kısa bir sürede kurduk ve düzene koyduk. Bu bizim Cumhur İttifakı ile ne kadar güçlü bir devlet haline geldiğimizi gösteriyor.”
Bakan Işıkhan, geçen günlerde Malatya’da toplam 6 bin 181 konutun kuraları çekilerek hak sahiplerine dağıtıldığını belirterek, “Şu anda ise 18 bin konut yapımı hızla devam ediyor. İnşallah en kısa sürede Malatya’daki 80 bin 221 hak sahibine konutlar dağıtılmış olacak. 11 şehrin tamamında büyük bir konut seferberliği olduğunu görüyorsunuz. Deprem bölgesinde önümüzdeki 2 ay içinde 75 bin, ardından her ay 15-20 bin konut tamamlanıp vatandaşlarımıza teslim edilecek. Bu rakamlar, ne kadar ivedilikle aksiyon alabildiğimizin bir göstergesidir.” dedi.
“Malatya’yı yalnız bırakmadık, bırakmayacağız”
Malatya’nın milli iradenin kalesi olan bir şehir olduğunu vurgulayan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Devletine, milletine, liderine, davasına her zaman olduğu gibi Türkiye Yüzyılı seçimlerinde de sadakatle bağlı kalmış bir şehir. İnşallah Malatya’yı, diğer şehirlerimizle birlikte el birliğiyle tekrar ayağa kaldıracağız. Özellikle çalışma hayatını, ekonomisini, üretimini yeniden canlandırma noktasında daha fazla destek olacağız. Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, tüm bakan arkadaşlarımız, ilgili yöneticilerimiz ve kurumlarımızla Malatyalı hemşehrilerimizin deprem öncesi düzenine en kısa sürede dönebilmesi ve yaşamın normalleşebilmesi için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğiz. Malatyalı kardeşimizi hiçbir koşul ve ortamda yalnız bırakmadık, bırakmayacağız.”
“Deprem bölgesinde toplamda 58 bin 75 kişiyi TYP’den faydalandırdık”
Bakan Işıkhan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak deprem bölgesine yönelik çok önemli çalışmalarda bulunduklarını anımsatarak, şunları kaydetti:
“Yaptığımız hamlelerle Malatya’nın üretiminde, istihdamında, çalışma hayatında çok olumlu sonuçlar aldık. Bundan sonra da şehrimizin ulaştığı her aşamada, ihtiyaç duyduğu yeni uygulamalarla adım adım kalkınmasını sağlayacağız. Deprem sonrası olağanüstü hal ilan edilen illerde, işçilerimizin işten çıkarılmalarını sınırlandırdık, Kısa Çalışma Ödeneği ve Nakdi Ücret Desteği uygulamasını derhal başlattık. Toplum Yararına Programları derhal hayata geçirdik. Deprem bölgesinde toplamda 58 bin 75, Malatya’da toplam 6 bin 686 vatandaşımızı TYP’den faydalandırdık. Burada Malatya’mıza da TYP konusunda desteklerimizin devam edeceğini ifade etmek isterim. Malatya’da daha önce 500 olan TYP talebini şimdi 750 çıkardığımızın müjdesini sizlerle paylaşmak isterim. Bu kapsamda 13 milyar 749 milyon lira ödeme gerçekleştirdik. Deprem bölgesinde işverenlerimizin Sosyal Güvenlik Kurumuna vermekle yükümlü oldukları her türlü bilgi, belge ve beyannamelerin son tarihini 30 Nisan 2024’e kadar erteledik. En büyük adımlarımızdan biri olarak deprem bölgesindeki iş insanlarımızdan ve siyasetçilerimizden gelen talep doğrultusunda Aktif İşgücü Programlarımızı deprem bölgesi için çok daha avantajlı hale getirdik. ‘İstihdama Dönüş Programı’ adını verdiğimiz yeni uygulama kapsamında Malatya, Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçelerinde istihdam taahhüt oranını yüzde 30’a düşürdük. İstihdam süresini de fiili kurs veya program gün sayısına indirdik. Ayrıca depremden etkilenen illerde, işverenlerin işbaşı eğitim programı ve mesleki eğitim kurslarındaki yükümlülüklerini yerine getirememeleri durumunda uygulanan yasaklılık yaptırımlarını da kaldırdık. Ayrıca İstihdama Dönüş Programı ile Malatya dahil 4 il ve 2 ilçede, mesleki eğitim kursu ve işbaşı eğitim programı katılımcılarına zaruri gider ödemelerinin yüzde 30 artırarak 850 lira kadar ödenebilmesini sağladık.”
Malatya’da çalışma hayatında çok ciddi sonuçları 1 yıllık süre içinde aldıklarını anlatan Işıkhan, “Depremden önce Malatya’da çalışan sayısı 124 bin 882 idi. Depremin ardından bu sayı yarı yarıya düşmüş 62 bin 685’e kadar inmişti. Verdiğimiz desteklerle ve uyguladığımız programlarla çalışan sayısını 1 yıl içinde 62 binden 109 bine kadar çıkardık. Yani depremden önceki çalışan sayısını neredeyse yakalamış bulunmaktayız. Kısa bir süre içinde çalışan sayısı bakımından inşallah deprem öncesi dönemi yakalayacağız ve hatta üzerine çıkacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
“Kadınların çözüm odaklı fikirlerine güveniyoruz”
Bakan Işıkhan, yakın zamanda İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın teşrifleriyle “İş Pozitif-Kadın İstihdam” projesinin duyurusun yaptıklarını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni yüzyıla mührünü vuracak Türkiye’nin kadınları adına önemli bir proje olarak, kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamızın mümkün olmadığını biliyoruz. Kadınlarımızın ekonomik ve toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içerisindeyiz. Kadınların yenilikçi bakış açısına, çözüm odaklı fikirlerine güveniyoruz. Proje kapsamında, 10 bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş Pozitif adı altında bir sistem kurduk. İş Pozitif, istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, işgücü ihtiyacı olan ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörler çevrimiçi olarak bir araya gelebilecekler. Kadınlarımızın kayıtlı çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması, hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla kadın girişimciliğinin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli bir katkı sağlamayı hedefliyoruz.”
“Bizim derdimiz millet”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bugüne kadar sözünü verip de yapmadıkları hiçbir yatırım, üretim hamlesinin olmadığına vurgu yapan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Bizler yola çıkarken bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız demiştik. 21 yıldır olduğu gibi bugün de aynı hassasiyetle çalışma hayatı başta olmak üzere her alanda vatandaşıyla, halkıyla iç içe olan, kronikleşmiş ne kadar sorun varsa tek tek çözen bir yönetim anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İşçimizi, emekçimizi, işverenimizi, yatırımcımızı, üretimcimizi mağdur etmemek için bugüne kadar nasıl elimizi taşın altına koymaktan hiç çekinmediysek, bundan sonra da aynı anlayışla çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü bizim derdimiz millet, bizim derdimiz ülkemizi maruz kaldığı tüm zorluklar karşısında refaha ulaştırmaktır. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar. Bu anlamda partimizin halka hizmet vizyonu da yerel yönetim tecrübesine dayanmakta. Şu an ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek sadece Türkiye’nin geleceğini değil aynı zamanda dünyanın geleceğini de inşa etme gayretinde olan partimizin lideri, Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 40 yıllık başarı hikayesinin belediyecilikle, yerel yönetimler vizyonuyla başladığını unutmamalıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde AK Parti, ülkemizde belediyecilik anlayışını değiştirmiş, milletimizi gerçek belediyecilikle tanıştırmıştır. 21 yıldır, eser denilince akla AK Parti gelmekte, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan gelmektedir. Oyunu Cumhur İttifakı’na vermeyen muhalif seçmen dahi ‘yaparsa AK Parti yapar’ diyor. Malatya’da da yine yaparsa AK Parti yapar, bunu yediden yetmişe herkes biliyor, herkes farkında.”
Yerel seçim vurgusu
Yerel seçimlerin önemine dikkati çeken Bakan Işıkhan, “Türkiye artık, yüz yıllık bir zamanı geride bırakmış, ikinci yüz yılında yeni destanlar yazmaya niyetli, önümüzdeki yüzyıla mührünü vurmaya kararlı bir ülkedir. Dolayısıyla 31 Mart seçimleri bu yüzyılın ilk seçimi olması sebebiyle tüm il ve ilçelerimiz için önemli bir dönüm noktası olacak inşallah. Şunu unutmamalıyız ki güçlü Türkiye hedefimize giden yol, her bakımdan güçlü şehirlerden ve güçlü belediyelerden geçiyor.” diye konuştu.
Malatya Valisi Ersin Yazıcı ise Malatya’nın depremlerden en çok etkilenen kentler arasında bulunduğunu belirterek, kentteki çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Bakan Işıkhan’ın konuşmasının ardından toplantı basına kapalı devam etti.
]]>Çukurova Belediyesi’nde şirket işçilerini kapsayan toplu iş sözleşmesi imzalandı. Toplu iş sözleşmesi imza töreni, Çukurova Belediyesi Orhan Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Çukurova Belediyesi ile Genel İş Sendikası 2 Nolu Şube arasında imzalanan toplu iş sözleşmesine göre, en düşük işçi maaşı 35 bin lira oldu.
Başkan Çetin, işçilere şöyle seslendi:
“DÜRÜSTÇE BELEDİYEYİ 10 YIL BOYUNCA YÖNETTİK, BELEDİYEYİ BORÇ BATAĞINDAN KURTARDIK”
“Tüm araştırmalarda Türkiye’nin en başarılı belediye başkanı seçildiysem bunda sizlerin büyük payı var, ne yapsam sizlerin hakkını ödeyemem. Ahde vefa herkeste olması gereken bir özelliktir. Bu anlamda işçi arkadaşlarımı kutluyorum. 2014 yılında göreve geldiğimiz zaman belediyeyi önemli bir borç yüküyle teslim aldık. Ama bundan hiç şikayetçi olmadık. Çukurova yaşam alanı olduğu için küçük bir gelirle işleri yürütmek zorundaydık. Kaçağı göçeği önledik, tasarruf yaptık, ancak işçimizden hiçbir zaman işçimizden kısmadık. Dürüstçe belediyeyi 10 yıl boyunca yönettik, belediyeyi borç batağından kurtardık. Borcunu sıfırlamış, çok çalışmış, üretmiş, her yıl bir toplu açılış yapmış, kasasından para olan bir belediye haline getirdik. Bunu hep beraber başardık. İnsan bunun karşılığında ödüllendirmeyi beklemese de haksızlığa uğramayı da beklemez. Görevini düzgün yapanı takdir etmek lazım. Öyle bir belediye başkanı getireyim ki benim tutmam olsun dememek lazım. Ben ahde vefayı unutmadım ama kimsenin adamı olmadım, ancak kimseyi de satmadım. Bundan dolayıdır ki kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledim. Bugün kurultay iptal oldu yeniden oy kullanılacak deseler yine giderim Kemal Kılıçdaroğlu’na destek veririm. Biri diyor ki, Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeseydin şimdi tartışmasız Büyükşehir adayıydın. Ben makam mevki için kişiliğimden ödün vermedim, yine vermem. 2009 seçimlerinde bu parti beni Büyükşehir Belediye Başkan adayı yaptı. Bir hafta sonra alavere dalavere kafamı kopardılar. Ben yine sakin kaldım. Parti bizim partimiz, yöneticilerin yaptığı hatalar partiyi bağlamaz dedim. 2014 seçimlerinden önce de git çalış dediler. 2 sene çalıştım bu kez de Çukurova adayı yaptılar. 2019’da yine benzer şeyler oldu. Bu seçim öncesi Büyükşehir’de bir arkadaşımız olduğu için Çukurova’ya aday oldum. Partinin genel başkanı önseçim yapacağını söyledi, yapmadı. Sonra memnuniyet araştırması yapılacağını söyledi, onu da yapmadı.
“TÜM PARTİLERİN OYLARINA TALİBİM”
Değerli kardeşlerim, bu ağabeyinizi yalnız bırakmayın. Sizden bunu bekliyorum. Toplu istifa edeceğiz dediler, hayır kimse istifa etmesin dedim. Belediyelerde partilerden ziyade adayın kişiliği önemli. Adana bu konuda önemli sınavlar vermiştir. Yerel seçimlerde insanlar şahsa oy veriyor. Siyaset bezirganlarıyla işimiz yok bizim muhatabımız sessiz çoğunluk. Tüm partilerin oylarına talibim. CHP’ye oy veren hemşehrilerimiz bu yapılan haksızlıkları affetmezler. Seçim günü bize oy verecekler, 31 Mart’tan sonra Soner Çetin onuruyla şerefiyle yine burada olacak. Bunun önüne kimse geçemez. Halkın bana olan ilgisi ve sevgisini görüyorum. Araştırmalarda da görüyoruz sonuç belli. Herkesin bize saldırmasından belli. CHP’liler bana oy verirse partilerinden vazgeçmiş olmazlar. Diğer partilerinden bana oy verecek insanlar da partilerinden vazgeçmiş olmazlar. Bu bir onur mücadelesi, şeref meselesi. Bu dik duruşumuzla sonuca ulaşacağız. Beni yalnız bırakmayın. Önümüzdeki dönem Çukurova altın çağını yaşayacak. Çukurova öyle acemilikle yönetilecek bir ilçe değil. Acemilerin elinde kötüye gider. İşi bilenlerin ehline verin.”
DİSK Genel İş Sendikası 2 Nolu Şube Başkanı Serdar Çapar da Çetin’e teşekkür ederek, şöyle konuştu:
“Merkezi hükümetin kötü yönetimi nedeniyle işçi sınıfı olarak çok zor bir dönemden geçiyoruz. Büyük bir vergi yükü altında eziliyoruz. Ben Türkiye’nin bu kadar yönetildiği bir dönem hatırlamıyorum. İşçi zor durumda olduğu için sürekli Soner Başkanım ödemeleri artırıyor. Kendisine bundan dolayı da çok teşekkür ediyorum. Adana’da şirket işçisini ilk örgütleyen Soner Başkanımdır. Her zaman işçilerin yanında oldu. Pandemi döneminde kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulaması gitmedi. Her zaman işçiden emekçiden yana oldu.”
]]>Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, geçen hafta Antalya’da aşırı yağışlardan kaynaklanan su baskınlarından zarar gören vatandaşların elinden tutulacağına inandığını belirtti.
Geçmiş olsun temennisinde bulunan Bahçeli, hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlara şifa diledi.
MHP lideri Bahçeli, Erzincan’ın İliç ilçesinde altın üretimi yapılan bir maden sahasından çıkarılarak istiflenen toprağın kaymasıyla milleti hüzne boğan bir felaket meydana geldiğini hatırlatarak, milyonlarca metreküp toprak kütlesinin 200 metrelik yamaçtan bir sel gibi vadiye akarak geniş bir alana yayıldığını anlattı. 9 maden işçisinin toprak altında kaldığını anımsatan Bahçeli, toprak kaymasından hemen sonra kriz masası kurulduğunu, devletin gecikmeksizin bütün imkanlarıyla seferber olduğunu, ilgili bakan ve bürokratların kısa süre içinde maden sahasına giderek arama kurtarma faaliyetlerine refakat ettiğini dile getirdi. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir haftadır AFAD ekipleri, gönüllü yardım kuruluşları, hatta yöre insanımız çalışmalarını fedakarlıkla yürütmektedir. İşçilerimize ulaşmak ve gün ışığına çıkarabilmek amacıyla maden alanına yığılan devasa toprak kütlesinin tahliye ve temizlik işlemi dikkatle ve kararlılıkla sürdürülmektedir. Ancak heyelan bölgesinde hala riskli alanların varlığı, bu kapsamda yeni toprak kaymalarının zaman zaman yaşanıyor olması, ister istemez arama kurtarma ekiplerini zora sokmakta, çalışmalarını da aksatmaktadır. Üstelik bölgenin yağışlar sebebiyle çamur ve balçıkla kaplanmış olması araştırma ve incelemelerin metal detektörlerle yapılmasını mecburi hale getirmektedir. Kayaçların içindeki altın cevherini siyanürleyip ayrıştıran, müteakiben kalan siyanürlü atıkları suyla arındırıp tekrar kullanılmasını sağlayan, yani çok zor şartlarda damla damla dökülen alın terlerinin bereketiyle helal lokmasını arayan işçilerimizin hayata döndürülmesi yegane dilek ve beklentimizdir. Üzgün olsak bile ümitsiz değiliz. Kaldı ki Allah var, gam yoktur. Ümitlerimizi diri tutarak bölgeden gelecek müjdeli haberlere kulağımızı çevirmiş durumdayız.”
“TBMM’nin devreye girmesini yerinde bulduk ve destekledik”
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Çöpler köyündeki maden sahasında toprak kaymasını duyar duymaz Genel Başkan Yardımcısı ve Erzurum Milletvekili Kamil Aydın başkanlığında teşkil edilen bir heyeti Erzincan İliç’e gönderdiklerini belirterek, heyetin incelemelerini yaptığını, tespitlerini bir rapor hazırlayarak kayda geçirdiklerini anlattı.
Konuyla ilgili Meclis Araştırması Komisyonunun kurulmasını isabetli bir karar olarak gördüklerini ve yanında durduklarını aktaran Bahçeli, “Mezkur altın madeni faciasının her boyutuyla tetkik edilmesi, konuyla ilgili hiçbir boşluğun, hiçbir kuşkunun, hiçbir sisli noktanın bırakılmaması arzumuzdur.” dedi.
Özellikle bazı televizyon yorumcuların, sözde çevrecilerin, nevzuhur maden uzmanlarının ve rant devşirme peşinde koşan siyasetçilerin kamuoyuna yansıyan iddialarını dikkate alarak Meclis Araştırması Komisyonu marifetiyle dinlenmelerinin, doğal ve doğru bir tercih olacağını dile getiren Bahçeli, herkesin eteğindeki taşları dökmesini, kimin ne biliyorsa açıklamasını istedi. Türkiye’yi töhmet altında bırakan, millete korku aşılayan, yöre insanını istismar eden, heyelan bölgesini çıkarlarının ikmali için fırsat kapısı gören kim veya kimler varsa muhakkak görüş ve düşüncelerine müracaat edilmesi gerektiğini ifade etti.
Bahçeli, “Milletimizin, ak koyunu da kara koyunu da açıklıkla tefrik etmesi için uygun zemin oluşturulmalıdır. Adeta uzaya çıkar gibi özel koruyucu kıyafetlerin üstüne dehşet uyandıran maskeler takan ve ikinci Çernobil hezeyanını telaffuz edip siyanür atıklarının Sabırlı Deresi’ne akıtıldığını ve bu atıkların yağışla beraber yeraltı sularına karışarak Fırat Nehri’ni kirlettiğini söyleyenler iddialarını ispatla mükelleftir. Ağzıyla değil de karnıyla konuşanların şımarıklıkları tahammül sınırlarından taşmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yeni bir bilirkişi heyetinin oluşturulması akla en uygun seçenektir”
MHP lideri Bahçeli, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının konuyla ilgili kamuoyuyla paylaştığı “Toprak kayması sırasında akan malzemenin Fırat Nehri’ne ulaşmasının engellenmesi amacıyla Sabırlı Deresi’nin Fırat Nehri’ne ulaştığı menfezin kapaklarının kapatıldığı” şeklindeki açıklamasını aktararak, şunları kaydetti:
“Açıklama ortadayken, halen dedikodu üretmenin, halen kaygıları diri tutmanın ahlaken tutarlı bir yanı var mıdır? 9 canı, 9 hayatı kurtarma çalışmaları sürüyorken, kayan toprak kütlesinin içinde hangi ağır metallerin bulunduğuyla ilgili resmi ağızlardan bir açıklama yapılmadığını eleştirenlerin amacı bize göre üzüm yemek değil, bağcı dövmek için mevzi almaktır. Acılarımız üzerinde siyasi ve ideolojik geçim kapısı açmaya heveslenmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır, izansızlıktır, pis bir fırsatçılıktır. Kayan toprak inşallah kaldırılacaktır, yaralarımız elbirliğiyle sarılacaktır, peki insanlığını kaybedenler tekrar eski hallerine nasıl dönebileceklerdir? Ayıp, günah, yazık değil mi?”
Bahçeli, ucu nereye dayanıyorsa dayansın sorumluluğu somut delillerle belirlenen kurum ya da kişilerin adli ve idari temelde hesap vermesinin acil ve elzem bir ihtiyaç olduğunu söyledi.
İliç’te tehlikeli bir sızıntının şu ana kadar tespit edilmediğini ifade eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çöpler Altın Madeni’nde geçmişe sari var olan ihmaller zincirinin, 13 Şubat faciasındaki payını yok saymak elbette mümkün değildir. Çalışanların risklerden korunması için alınması gereken tedbirlerin göz ardı edildiği, yığınlarda oluşan çatlaklara karşı gerekli müdahalenin zamanında yapılmadığı, iş güvenliği uzmanlarının ikazlarına rağmen çatlakların oluştuğu alanlara solüsyon basılması gibi eksik, hata ve kusurların süreç içerisinde yaygınlık kazanarak felaketin alt yapısını hazırladığı, ABD’li şirketin alt işverenleri yeterince denetim ve gözetime tabi tutmadığı için tali kusurlu, maden operasyonlarından sorumlu olanların da asli kusurlu sayıldığı, maden sahasında oluşan çatlaklar nedeniyle bazı alt yüklenici firmaların işçilerini çektiği, ancak asıl yüklenici firmanın çalışmaya devam ettiği gibi iddialar bir haftalık süreç içinde ziyadesiyle gündeme yansımıştır. Bu kapsamda yürütülen adli soruşturmanın sağlam ve sağlıklı sonuçlar verebilmesi için hazırlanan bilirkişi raporunun aceleye getirilmesi bir başka tartışma konusudur. Bu nedenle bilirkişi raporunun tekrar ele alınması, yeni bir bilirkişi heyetinin oluşturulması bizim görüşümüze göre akla en uygun seçenektir.”
“Sayın Murat Kurum ne hikmetse hedef tahtası haline getirilmiştir”
Bahçeli, Çöpler köyündeki altın madeni felaketiyle birlikte Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un, hedef tahtası haline getirildiğini söyledi.
Bahçeli, “İliç’i konuşuyorken konunun Sayın Kurum’un bakanlık dönemine geçiş yapması, nihayetinde haksız ve hayasız eleştirilerin sökün etmesi sinsi bir propagandanın tedavülde olduğuna işaret etmiştir. İstanbul’da havlu atacaklarını şimdiden fark eden müflis zihniyetler Sayın Kurum’u yıpratmak için devreye girmişlerdir.” diye konuştu.
Çöpler köyündeki altın madeninin yüklenici firmasına ÇED raporunu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının vermediğini belirten Bahçeli, Bakanlığın yalnızca çevresel etkileri değerlendirip denetlediğini, bunun yanında altın madeninin çevreye zarar verip vermediğini incelediğini anlattı.
Altın madeninin geçmişte defalarca denetlendiğini, 21 Haziran 2022’de de 20 metreküplük siyanür sızıntısı nedeniyle sorumlu görüldüğü için madeni işleten firmaya Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan para cezası verildiğini ve firmanın faaliyetlerinin geçici süreyle durdurulduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
“Anlaşılacağı üzere Sayın Murat Kurum görevini layıkıyla yapmıştır. Verilemeyecek bir hesabının olmadığı ortaya çıkmıştır. Altın madeni felaketinin sızısı yüreklerimizi titretiyorken, çok geçmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sürecinin bir malzemesi haline getirilmesi baştan ayağa yanlıştır, maksatlıdır, utanmazlıktır. Menfur ve melun emel sahiplerinin çabaları boşuna, çırpınışları beyhudedir; Allah’ın izniyle, Türk milletinin teveccühüyle Ankara altın çağına ulaşacak, İstanbul muradına kavuşacak, yerel yönetimler zilletin ayak bağlarından mutlaka kurtarılacaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, istismarın kazanını olmayacak, iradesizliğin sonucu görülmeyecektir.”
Toprak altında bulunan işçilerin sağ salim çıkarılmalarını ve aileleriyle kucaklaşmalarını Allah’tan niyaz eden Bahçeli, “Maden felaketine neden olan ihmallerde payı bulunan hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmaması temennimdir. Taşı toprağı altın olan İliç ilçemizin ve Çöpler köyümüzün tekrar belini doğrultacağı günler yakındır; devlet-millet dayanışmasıyla bu sıkıntılı günler sabırla, sebatla aşılacaktır.” şeklinde konuştu.
(Sürecek)
]]>“Türkiye’nin ayçiçek yağı ihracatının yarısı Güneydoğu Anadolu’dan”
Yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği yağı ithalatında tarife kontenjanı uygulanmasına ilişkin tebliğ ile bu ürünlerde gümrük vergisinin azaltılmasını değerlendiren Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, “Türkiye, bitkisel yağ alanındaki ileri seviyedeki özel sektör yatırımlarıyla geniş bir coğrafya için tedarik merkezi. Geçen yıl ülkemiz 963 milyon dolar ayçiçek yağı ihraç etmiş, ihracatın yarısı Güneydoğu Anadolu bölgesinden gerçekleşmişti. Şu an dünyada ayçiçeği tohumu ve yağı alanında ham madde bolluğu var. Uzmanlar geçen yıl küresel ayçiçek üretiminin 22 milyon metrik tona ulaştığı tahmin ediyor. Başta Ukrayna olmak üzere ayçiçek tohumu üreticisi ülkelerin rekolteleri bu derece artmış ve ayçiçek tohumunda küresel fiyatlar bu kadar gerilemişken, bu karar işletmelerin ham madde maliyetlerini aşağı çekecek bir adım oldu. Ticaret Bakanlığımız bu kararı alırken, yurtiçindeki hasat dönemine kadar piyasaların sağlıklı bir şekilde işlemesini gözetti. Enflasyonla mücadele için seferber olduğumuz bu dönemde, gıda alışverişlerinin zirve yapacağı Ramazan ayı öncesi alınan gümrük vergisini azaltma kararını anlamlı buluyoruz” dedi.
“Irak’taki çalışmalarımız ihracatta olumlu sonuç verdi”
Bölge ekonomisi için büyük önem taşıyan Irak’ta dış ticareti kısıtlayıcı önlemlerin sürdüğüne ve bunun bölgede ekonomisini etkilemeye devam ettiğine dikkat çeken Kadooğlu, “Irak’ta meyve suyu ve meşrubat ithalatına getirilen yasaklara, son olarak hamur işleri ve kek kısıtlamaları eklendi. Fakat biz Irak’ın bu ürün gruplarında yüksek üretim kapasitesi olmadığını biliyoruz. Irak’ta bakanlığın amacı içeride artan talebi karşılamak üzere ülkede yatırım iştahını artırmak gibi görünüyor. Bu tip uzun vadeli yatırım gerektiren kısıtlamalar hem Irak’taki arz güvenliğini etkiler hem de üretim kapasitelerimiz düşünüldüğünde bizim performansımızı… Burada bir çözüm üretmek üzere Irak yeter ki işbirliğine istekli olsun, biz her türlü desteği veririz. Niyetimizi ve isteğimizi ortaya koymak üzere, ülkedeki üst makamlara sık sık kendimizi anlatıyoruz. Son olarak Yönetim Kurulu Üyelerimizin katılımıyla TİM tarafından Erbil’de ticaret heyeti düzenlendi ve ihracatçılarımız 250 ikili iş görüşmesi gerçekleştirdi. Ocak’ta Irak’a hububat ihracatımızda geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 14,5’lik artıştan, bu çalışmalarımızın sonuç verdiğini gözlemliyoruz” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Boşça, Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kayması sonucu meydana gelen maden kazasının hukuki boyutuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Özel hukuk bakımından maden sahalarında meydana gelen kazalarda işverenin tazminat sorumluluğunun doğacağına dikkati çeken Boşça, ceza hukuku bakımından maden kazalarına ilişkin özel bir suç tipinin Türk ceza yasalarında düzenlenmediğini aktardı.
Boşça, faillerin sorumluluğu bakımından TCK’nin yaralama ve öldürme suçlarına ilişkin hükümlerine gidilmesi gerekeceğinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Yapılacak kusurluluk değerlendirmesine göre taksirle veya kasten öldürme veya yaralama suçlarından sorumluluk meydana gelecektir. Fail olarak işverenin sorumlu olup olmadığı fail sıfatı aldıktan sonra sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve sorumluluğunun tespiti halinde verilecek ceza miktarının ne olacağı sorularının yanıtı, işverenin üstlendiği ödevleri gereği gibi yerine getirip getirmediğinin tespiti ile açığa kavuşacaktır. İşte bu nedenle işverenin işçiye karşı ne gibi sorumluluklar üstlendiği veya işçinin işverene karşı hangi sorumlulukları taşıdığının ortaya konulması, iş kazalarında fail ve kusurluluğun belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.”
Maden sahalarında meydana gelen kazalarda gerek özel hukuk yargılamasında tazminat boyutuyla, gerekse ceza hukuku yargılamasında kusurluluk boyutuyla değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Boşça, “TCK’nin 8’inci maddesi ve mülkilik (ülkesellik) ilkesi gereğince Türkiye’de işlenen suçlarda Türk kanunları uygulanır. Dolayısıyla faillerin hangi ülkenin vatandaşı olduğu somut olay bakımından farklılık arz etmemektedir.” ifadelerini kullandı.
Boşça, 6331 sayılı ?????? İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 25’inci maddesi kapsamında kazaların gerçekleştiği maden sahalarındaki işletmelerin durumunu değerlendirerek, “İşyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde, bu tehlike giderilinceye kadar, hayati tehlikenin niteliği ve bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alan ile çalışanlar dikkate alınarak, işyerinin bir bölümünde veya tamamında iş durdurulur. Ayrıca çok tehlikeli sınıfta yer alan maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış olması durumunda iş durdurulur.” dedi.
Maden ocağı soruşturmasında 6 zanlı tutuklanmıştı
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, şirketin Türkiye’deki müdürü C.D’nin de içinde olduğu 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
]]>Çöpler köyündeki maden ocağında toprak kaymasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan 6 zanlı ile adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 3 şüpheliden 2’sinin İliç Sulh Ceza Hakimliğindeki ifadelerine ulaşıldı.
Tutuklu zanlılardan oksit bölümü başmühendisi M.B, maden ocağında 2023 yılından itibaren liç bölgesinde görev yaptığını söyledi.
M.B, 2020 yılından itibaren bir şirketle danışmanlık konusunda anlaşıldığını ve nereye ne dökeceklerini bu şirketin çizdiğini anlatarak, “Proje birimi bu şirketle birlikte yığın liç işinde bizi yönlendiriyordu. Oradan gelen talimatlar doğrultusunda nereye ne kadar dökeceğimizi dizayna uygun belirliyorduk.” dedi.
“O gün de 12.00 gibi patlatma yapıldı”
Liç bölgesinde mebran işini ve inşaat işlerini iki farklı firmanın yaptığını belirten M.B, kamyonla malzeme taşınması, delme, patlatma işlerini bir firmanın yaptığını dile getirerek, “O gün de 12.00 gibi patlatma yapıldı.” ifadesini kullandı.
Başka bir firmanın da inşaat ve kaba hafriyat işlerini liç bölgesinde yaptığını anlatan M.B, “Ancak projeye uygun yönlendirmeyi Anagold şirketi proje birimi yapmaktadır. Her basamak 8 metreden oluşturulmakta, projeye göre 36. basamağa kadar çıkma yetkimiz vardı. Biz 33. basamaktayken bu olay meydana geldi.” şeklinde ifade verdi.
M.B, olayın meydana geldiği sabah saat 08.30’da iş güvenliğiyle ilgili rutin toplantı yaptıklarını anlatarak, şöyle devam etti:
“Yığın için kıdemli süpervizörümüz K.Ö. bize çatlaklar olduğunu söyledi, toplantıyı bırakarak sahaya çıktım. Çıkmadan önce de A.C’ye konu hakkında bilgi verdim. Alanda önce çatlakların olduğu yeri gezdik, çatlaklar çizgi hat boyu şeklindeydi. Güneybatıdan kuzeydoğuya doğru süreklilik arz ediyordu. Jeoteknik B.M. ile görüşme yaptık, kendisi 70 milim kayma olduğunu söyledi. Bu kayma miktarı tehlikeli bir miktardır, bütün çalışanların alanı terk etmesi için süratli bir şekilde bağırarak uyarıda bulundum. Ellerinde ne malzeme varsa bırakıp çıkmalarını söyledim. Onlar alanı terk edene kadar ben alanı terk etmedim. Biz alanı tamamen boşalttık, saat 10.00’da toplantıya katılmak için oradan ayrıldım. Daha sonra 10.30’da liç bölgesine gittik, yolların hepsini kapattırdım. J.R.G, B,A. ve C.S.H. ile liç bölgesine gittik, biz gidene kadar solüsyon devam ediyordu. Gider gitmez tüm yolları kapattık, çalışmayı bitirdik ve alanı tamamen boşalttık.”
“Hiblicin arka tarafında patlatmalar yapılıyordu, olaya sebep olabileceğini düşünüyorum”
Şirket bünyesinde çalışan üst düzey yönetici olduğunu düşündüğü 3 yabancı şahsın liç alanını görmek isteğini söyleyen M.B, şunları anlattı:
“Bizim dubalarla yolu kapattığımızı görünce S. bey engel olmaya çalışıyor, K.M.A’yı arıyor. Müsaade verince 3 arabayla liç bölgesine giriyorlar. Kesinlikle bu kişilerin alana girmesinde bilgim olmamıştır. Üç yabancı şahıs ve E. hanım ile K.M.A. liç bölgesinin üst kısmına çıkıyorlar ancak Adnan Keklik alt orta kısımdan geri dönüyor, 14.28’de tam dönerken olay meydana geliyor. Kenan Öz ve Ramazan Çimen de ayrı arabayla yine onlarla bölgeye girmişler, benim bunlardan haberim yoktu. Bu alanın yıkılmasına sebep olarak ilk aklıma gelen sebep, dizaynında bir sorun olmuş olabilir. Projelendirmede sıkıntı olduğunu düşünüyorum ayrıca patlatmanın da bu olayı tetiklemiş olabileceğini düşünüyorum çünkü hiblic alanının genişletilmesi için de hiblicin arka tarafında patlatmalar yapılıyordu. Bunun da olaya sebep olabileceğini düşünüyorum.”
Tutuklu zanlılardan şirketin oksitproses müdürü H.Ü ise liç bölgesindeki projelendirmenin yurt dışı kaynaklı bir firmaya ait olduğunu ifade etti.
Bu şirketin projelendirmeyi yaptığı bilgisini veren H.Ü, “Şirket bünyesindeki projeye göre 36 kata kadar yükleme yapılmasında bir sıkıntı yoktu, biz daha 33. kattaydık. Liç bölgesinde kırılmış malzemenin serilmesi ve sulama işlemlerini yapıyorum.” diye konuştu.
“Doğu bölgesinde 2 radar ve 2 robotik makine eksikti”
Olayın meydana geldiği liçin 2010 yılından itibaren yapıldığını belirten H.Ü, savunmasına şöyle devam etti:
“Bu bölgedeki ana yönlendirmeyi Anagold’un mühendisleri yapmaktadır ancak bölgede çalışanlar taşeron firmanın işçileri olabilmektedir. Radar işletme kısmı her pazartesi raporlarını bizle paylaşırdı. Liç projesine gerek kaplanılan alan gerekse de yükseklik olarak uyulmuştur ve fazla yükleme yapılmamıştır. Doğu bölgesinde 2 radar ve 2 robotik makine eksikti. Bunun için açık işletme birimi bütçesinden yer ayrıldı ancak olay olduğu tarihte bu bölgede henüz cihazlar alınmamıştı. Serme işleminde serilen toprak içerisine çimento ve kireç eklenmektedir. Bunun azaltılması yahut çoğaltılması analize gönderdiğimiz şirket içerisindeki teknik birim ve dışarıda analizi yapan firmaya aitti. Oradan gelen talimatlar doğrultusunda miktara azaltma veya çoğaltma yapabiliyorduk. Kendi bünyemizde bunun kararını veren kişi değildik.”
Liç zeminin altında yer alan kısımdaki su miktarının sürekli takip edildiğini kaydeden H.Ü, şunları anlattı:
“Toprağa verilen solüsyon da aynı şekilde takip edilmektedir, bu işlemlerle bizim birimimiz ilgilenmektedir. Solüsyon verdiğimiz kısımlarda göllenme olduğunda biz burayı zaten kesebiliyoruz ve denetliyoruz. Liç bölgesinde 3 gün önce olan kaymayla ilgili bana herhangi bir raporlama yapılmamıştı. Göreve başladığım ilk dönemde liç bölgesinde bir açılma olmuştu ancak bu radarla tespit edilemeyecek kadar az bir alandı. Burayı çakılla jeoteknik biriminin verdiği bilgi doğrultusunda kapattık, herhangi bir sıkıntı olmadı. Zaten 20 ve 50 milimetre arasındaki açıklarda sıkıntılı bir durum olabileceği değerlendirilerek jeoteknik birimden destek aldık ve buraya müdahale edildi. Jeoteknik birim aynı zamanda radarla liç bölgesini denetleyen birimdir. Olay günü izindeydim, bir hatam olmadığını söylemek istiyorum.”
“Radarı kontrol ettiğimde kritik seviyeyi geçen bir hareket gördüm”
Adli kontrol şartıyla serbest kalan kıdemli jeoteknik mühendisi A.R.K. ise liç bölgesindeki radar sistemini kontrol edip kritik seviyeye ulaştığında uyarıları veren kişi olduğunu belirtti.
A.R.K. 10 yıldır aynı birimde görev yaptığına işaret ederek, “1-12 Şubat’ta izinliydim, 13 Şubat’ta saat 10.30’da işbaşı yaptım ve sahaya gittim. Birimimizdeki personel B.M. 09.30 gibi beni aradı, bilgi verdi. Zaten 09.30’da bütün birimlere mail gönderilmişti.” dedi.
Ofise gittikten sonra sahaya geri döndüğünü, döndüğünde dubalarla kapatma işlemi yapıldığını aktaran A.R.K, ifadesine şöyle devam etti:
“2018’de liç bölgesinde faz 4 kısmında bir heyelan meydana gelmişti, böyle bir olay doğrudur. Sahaya gittiğimde çatlak olan kısımları görmek için kontrol yaptım. Güney duvarındaki çalışmalar henüz tamamlanmadığı, arada boşluk olduğu için kuzeye doğru bir hareket gördüm. Radarı kontrol ettiğimde kritik seviyeyi geçen bir hareket gördüm. Artık boşluğunun doldurularak çatlakların giderilemeyeceğini ve bölgede çalışma yapmanın tehlikeli olduğunu belirledim. Sonrasında bir mail yazdım, hareketin kritik seviyede olduğunu, bölgede çalışma yapılmaması gerektiğini ve siyanürün kesilmesi gerektiğini söyledim. M.B ile J.R.G’nin odasına gittim ve tespitlerimi aktardım. Tespitlerim onaylandı ve gerekenler yapıldı. Yemek yedik ve saat 13.30 gibi tekrar sahaya gittik, sahada son kez tansiyon çatlaklarını kontrol etmek istedim. Gözle görülür açılma var mı diye bakmak istedim. Araçla gittiğimiz burun kısmında 50 santimlik çökme fark ettim. Alanın çok tehlikeli olduğunu anladım, alanın tahliye edilmesi gerektiğini söyleyerek ofise geri döndüm ve bu sırada olay oldu. Ben ve altımdaki personelle birlikte olay anından 15 dakika önce olay yerinden ayrıldık.”
Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan maden mühendisi M.T. de 12 Şubat’ta göreve başladığını kaydetti.
M.T, “Olayın olduğu tarihte henüz oryantasyon eğitimim tamamlanmamıştı, maillerim açılmamıştı. Açık işletme maden müdürü olarak görev yapacaktım. Ertesi gün bu olay oldu. Başlamış olsaydım asıl görevim maden çukurundan alınan cevherin kırıcıya götürülmesine kadardır. Liç bölgesi ile ilgili herhangi bir görevim ve bilgim yoktur.” ifadesinde bulundu.
(Sürecek)
]]>Bakan Işıkhan, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen toplantıda kentteki iş insanları ile bir araya geldi.
Burada konuşan Işıkhan, ürettikleri katma değer, ticari ve sosyal hayatta ortaya koydukları çalışmalarla kente, bölgeye ve ülkeye her daim güç katan iş insanlarıyla bir araya gelmekten memnuniyet duyduğunu söyledi.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerde tarifi imkansız bir felaketle karşı karşıya kalındığını ifade eden Işıkhan, depremlerin 11 ilde yıkıma ve can kaybına sebebiyet verdiğini anımsattı.
Elazığ’ın hem 24 Ocak 2020’de meydana gelen Sivrice merkezli deprem hem de 6 Şubat 2023’teki depremlerle sarsıldığına işaret adan Işıkhan, felaketin yaşandığı ilk andan itibaren devletin tüm organlarının üzerine düşeni yerine getirdiğini, hala da getirmeye devam ettiğini söyledi.
Sivil toplum kuruluşlarının da elini taşın altına koyduğunu anlatan Işıkhan, “Sizler, iş dünyasının değerli temsilcileri de şehriniz için fedakarlık yapmaktan kaçınmadınız. Milletimizin her bir ferdinin verdiği destekler ise ‘asrın felaketi’ni asrın birlikteliğine ve asrın dayanışmasına çevirmemizde mihenk taşı oldu. Size ayrıca teşekkür etmek istiyorum.” diye konuştu.
Depremlerde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyen Işıkhan, ilk günden beri deprem bölgesine destek veren herkese teşekkür etti.
Işıkhan, yürekleri derinden yaralayan ve ömür boyunca hafızalardan ve kalplerden silinmeyecek o karanlık günlerin bir daha yaşanmaması temennisinde bulundu.
“Depremin çalışma hayatı üzerindeki olumsuz etkisini gidermek için tedbirler aldık”
Bakanlık olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde “asrın felaketi”nden etkilenen vatandaşlarla ilgili üzerlerine düşeni yapmak için gayret ettiklerini belirten Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Depremin, çalışma hayatı üzerindeki olumsuz etkisini kaldırmak, istihdam süreçlerinde oluşan problemleri çözmek için ilk andan itibaren önemli tedbirler aldık. İŞKUR, SGK ve Sosyal Güvenlik Merkezi personelimizle vatandaşlarımızın ve iş dünyamızın sorunlarıyla mücadele noktasında diğer illerimizde olduğu gibi Elazığ’da da sorumluluktan kaçınmadık. Deprem bölgesi genelinde uyguladığımız politikayla deprem sonrası yarı yarıya düşen istihdam oranını tekrar eski seviyesine yükselttik. OHAL ilan edilen illerimizde Toplum Yararına Programında (TYP) 9 ay olan çalışma sınırını 24 aya yükselttik ve programdan tekrar faydalanamama kuralını kaldırdık. 3 ay olan kısa çalışma ödeneği süresini 6 aya uzattık. Elazığ’a talebi olan 500 TYP yerine bu rakamı 750 olarak güncelledik. Elazığ’ımıza hayırlı olsun inşallah.”
Işıkhan, AK Parti olarak iktidara geldikleri ilk günden itibaren Bakanlık olarak tüm birimlerle kentin çalışma hayatına ve kalkınmasına katkı sunduklarını, İŞKUR aracılığıyla 2002’den bu yana Elazığ’da 85 bine yakın vatandaşı özel sektörde ve kamuda işe yerleştirdiklerini aktararak, bunun yanı sıra aktif işgücü piyasasının ihtiyaçlarını tespit ettiklerini, vatandaşların nitelik kazanması ve daha kolay iş bulabilmesi için kurs ve programlar düzenlediklerini kaydetti.
“TYP kapsamında vatandaşlarımızın iş gücü piyasasına uyumlarına katkı sunuyor ve geçici gelir desteği sağlıyoruz. Bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşlarımızda 40 binin üzerinde Elazığlı kardeşimizi TYP’den faydalandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz.” ifadelerini kullanan Işıkhan, işsizlik ödeneği, nakdi ücret desteği, ücret garanti fonu, iş kaybı tazminatı ve yarım çalışma ödeneği kalemlerinde verdikleri desteklerle ekonomik anlamda işçi ve işverene katkı sunduklarını belirtti.
“Şubat ayı içerisinde 46 bin konutu depremzedelere teslim ediyoruz”
Işıkhan, “Şubat ayı içerisinde 46 bin konutu depremzedelere teslim ediyoruz. Elazığ’ımızda da 2 gün evvel 2 bin 555 vatandaşımıza, güvenli ve sağlam konutlarını teslim ettik. Bu vesileyle evini teslim alan vatandaşlarımıza evleri, yeni yuvaları hayırlı uğurlu olsun inşallah. Nasıl liderimiz, Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘Yaptık, bitti.’ düşüncesiyle değil, ‘Milletimiz için her zaman daha iyisini yapmalıyız.’ anlayışıyla hareket ediyorsa, bizler de onun yol arkadaşları olarak aynı düsturu kendimize şiar ediniyoruz.” dedi.
Sürekli temas halinde oldukları ve fikir alışverişinde bulundukları iş dünyasının değerli fertlerinin de Cumhurbaşkanı’na ve hükümete olan güvenini bildiklerini dile getiren Işıkhan, bu güveni boşa çıkarmamak için çalışmalara titizlikle devam ettiklerini ifade etti.
“Bundan önce olduğu gibi önümüzdeki süreçte de iş birliğimizi güçlü bir şekilde sürdürerek ‘Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte, üretimin ve kalkınmanın yüzyılı yapacağız. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda hükümet olarak iş dünyasıyla tam uyumlu şekilde hareket ettik ve etmeye de devam edeceğiz.” diyen Işıkhan, bu işbirliğine sunacağı katkıyla güç verecek bir başka paydaşın ise yerel yönetimler olduğunu bildirdi.
Işıkhan, 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimlerin önemine işaret ederek, “Türkiye Yüzyılı” hedefi doğrultusunda, Cumhurbaşkanı’nın katılımlarıyla “Türkiye Yüzyılı İçin Gerçek Belediyecilik” ana başlığı altında seçim beyannamesini açıkladıklarını belirtti.
AK Parti’nin belediyecilikte rüştünü ispatlayarak, milletin teveccühünü kazanmış bir liderin öncülüğünde 20 yıldır ülkede belediyecilik destanı yazdığını ifade eden Işıkhan, ülkede temel belediyecilik hizmetlerinden dahi mahrum kalmış şehirlerde bu boşluğun, samimiyet ve gayretle çalışan AK Partili belediye başkanları tarafından doldurulduğunu kaydetti.
Işıkhan, AK Parti ve Cumhur İttifakı kadrolarının bugün de ülkenin her bir noktasında gerçek belediyeciliği yaşatmak için hazır ve kararlı olduğuna dikkati çekerek, Elazığ’ın bu noktada 2004 yılından bu yana AK Parti’ye destek verdiğini ve gerçek belediyecilikten ne denli memnun olduğunu her seçimde gösterdiğini söyledi.
Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’nın 2019’da olduğu gibi bu seçimden de büyük bir teveccühle, alnının akıyla çıkacağına inandığını belirten Işıkhan, “AK Parti olarak hedefimiz, tüm büyükşehirlerimizde ve illerimizde AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak vatandaşlarımızın teveccühünü kazanmaktır.” ifadesini kullandı.
“AK Parti’nin belediyecilik anlayışı hizmet ve eser belediyeciliğini temsil etmektedir”
Işıkhan, “AK Parti’nin belediyecilik anlayışı vizyoner yerel yönetimi, katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir belediyeciliği, dirençli şehirleri, kimlikli, gelişim odaklı, havası, suyu ve toprağı temiz şehirleri ve çevreyi, duyarlı ve kapsayıcı sosyal belediyeciliği, kültürel kalkınma ve kültür belediyeciliğini, hizmet ve eser belediyeciliğini temsil etmektedir.” dedi.
Elazığ’da yapılan çalışmalara değinen Işıkhan, bu çalışmalarda emek veren Belediye Başkanı Şerifoğulları’nı kutladı.
Bu vizyonu rehber edinerek, “Türkiye Yüzyılı” şehirlerini inşa edeceklerini anlatan Işıkhan, şunları kaydetti:
“Sizlerin de destek ve teveccühü ile ‘Türkiye Yüzyılı Şehirleri’ni inşa edeceğiz. Şehirlerimizde, dijitalleşme ve akıllı ekonomi, yeşil kalkınma, yerel ve kırsal kalkınma hamlelerimizi güçlü bir şekilde yapacak, birer yıldız gibi parlayan şehirleriyle dünyaya ışık saçan büyük ve güçlü Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz. Bununla birlikte hükümet olarak sağlık ve eğitim başta olmak üzere her alanda tesis ettiğimiz güçlü sosyal devlet anlayışımızı yerel yönetimlerde de tekrar yaşatabilmemiz en önemli konulardan biri. Duyarlı ve kapsayıcı sosyal belediyecilik hedefi kapsamında iş dünyasının da güçlü desteğiyle, hükümet ve yerel yönetim işbirliğiyle huzurlu toplumsal yapıyı koruyacak ve güçlendireceğiz.”
“Türkiye Yüzyılı Şehirleri” için hazır ve kararlı olduklarını dile getiren Işıkhan, Elazığ’a hizmet yolunda her desteği vereceklerini, kapılarının her zaman açık olduğunu belirtti.
Işıkhan, “1 Nisan sabahından itibaren bu şehrin daha güzel günlere uyanacağı bir icraat döneminin şimdiden hepimize hayırlı olmasını diliyorum. Elazığ’ımız ve deprem bölgesindeki diğer şehirlerimiz başta olmak üzere ülkemizin her bir noktasında iş dünyasının, iş gücü piyasasının, çalışma hayatının ve milletimizin her bir ferdinin destekçisi olmayı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Program daha sonra basına kapalı devam etti.
Programa, Elazığ Valisi Ömer Toraman, AK Parti Elazığ Milletvekili Erol Keleş, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) Genel Müdürü Samet Güneş, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Yardımcısı İsmail Ertüzün, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan ile kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Elazığ’da Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen “Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı Buluşmaları”nda iş adamlarıyla bir araya geldi. Burada konuşan Bakan Işıkhan, “Malumunuz olduğu üzere geçtiğimiz yıl takvimler 6 Şubat’ı gösterdiğinde tarifi imkansız bir felaketle karşı karşıya kaldık. Yaşadığımız Kahramanmaraş merkezli depremler 11 ilimizde yıkıma ve can kaybına sebebiyet verdi. Elazığ da yakın zamanda iki büyük depremle sarsıldı. 24 Ocak 2020’de Sivrice depremi ve ardından biraz önce söz ettiğim 6 Şubat 2023 asrın felaketi. Felaketin yaşandığı ilk andan itibaren devletimizin tüm organları üzerine düşeni yerine getirdi ve getirmeye devam ediyor. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarımız bir an bile düşünmeden elini taşın altına koydu. Sizler, iş dünyasının değerli temsilcileri de şehriniz için fedakarlık yapmaktan kaçınmadınız. Milletimizin her bir ferdinin verdiği destekler ise asrın felaketini asrın birlikteliğine ve asrın dayanışmasına çevirmemizde mihenk taşı oldu. Elazığ milli iradenin kalesi olan bir şehrimiz. Devletine, liderine, davasına her zaman olduğu gibi Türkiye Yüzyılı seçimlerinde de sadakatle bağlı kalmış bir şehir. Biz de sizlerin bizlere duyduğu bu güveni boşa çıkarmadık hamdolsun. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak biz de diğer tüm kurumlarımız gibi liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde asrın felaketinden etkilenen vatandaşlarımızla ilgili üzerimize düşeni yapmak için gayret ediyoruz” diye konuştu.
Depremin çalışma hayatı üzerindeki olumsuz etkisini kaldırmak, istihdam süreçlerinde oluşan problemleri çözmek için ilk andan itibaren önemli tedbirler aldıklarını vurgulayan Bakan Işıkhan, “İŞKUR, SGK ve Sosyal Güvenlik Merkezi personelimizle vatandaşlarımızın ve iş dünyamızın sorunlarıyla mücadele noktasında diğer illerimizde olduğu gibi Elazığ’ımızda da sorumluluktan kaçmadık. Deprem bölgesi genelinde uyguladığımız politikayla deprem sonrası yarı yarıya düşen istihdam oranını tekrar eski seviyesine yükselttik. OHAL ilan edilen illerimizde Toplum Yararına Program’da 9 olan çalışma sınırını 24 aya yükselttik ve programdan tekrar faydalanamama kuralını kaldırdık. 3 ay olan kısa çalışma ödeneği süresini 6 aya uzattık. Yalnızca depremden bu yana değil, AK Parti olarak iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren bakanlık olarak tüm birimlerimizle şehrimizin çalışma hayatına ve kalkınmasına katkı sunduk. İŞKUR aracılığıyla 2002 yılından bu yana özel sektörde ve kamuda Elazığ’da 85 bine yakın vatandaşımızı işe yerleştirdik. Bunun yanı sıra aktif işgücü programlarımızla hem işgücü piyasamızın ihtiyaçlarını tespit ediyor hem de vatandaşlarımızın nitelik kazanması, daha kolay iş bulabilmesi için kurs ve programlar düzenliyoruz. İhtiyaç duyan vatandaşlarımıza iş ve meslek danışmanlığı hizmeti veriyoruz. Toplum Yararına Program (TYP) çerçevesinde vatandaşlarımızın işgücü piyasasına uyumlarına katkı sunuyor ve geçici gelir desteği sağlıyoruz. Bu çerçevede kamu kurum ve kuruluşlarımızda 40 binin üzerinde Elazığlı kardeşimizi TYP’den faydalandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Devletin tüm organlarının deprem bölgesinde verdikleri sözleri yerine getirmek için gece gündüz çalıştıklarını aktaran Bakan Işıkhan, “Nitekim, şubat ayı içinde 46 bin konutu depremzedelere teslim ediyoruz. Elazığ’ımızda da iki gün evvel 2 bin 555 vatandaşımıza güvenli ve sağlam konutlarını teslim ettik. Bu vesileyle evini teslim alan vatandaşlarımıza evleri, yeni yuvaları hayırlı uğurlu olsun. Nasıl liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ‘Yaptık, bitti’ düşüncesiyle değil ‘Milletimiz için her zaman daha iyisini yapmalıyız’ anlayışıyla hareket ediyorsa, bizler de onun yol arkadaşları olarak aynı düsturu kendimize şiar ediniyoruz. Hamdolsun ki AK Parti olarak iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren yaptığımız çalışmalarla milletimizin zihninde ‘Yaparsa AK Parti yapar’ düşüncesi net bir şekilde yerleşmiştir. Asrın felaketinden kısa bir süre sonra gerçekleştirdiğimiz Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nde de milletimiz cumhurbaşkanımıza, AK Partimize ve Cumhur İttifakı’na duyduğu güveni net şekilde göstermiştir. Aziz milletimiz ‘Doğru adamla yola devam’ diyerek liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’a bir dönem daha yetki vermiştir. Sürekli temas halinde olduğumuz ve fikir alışverişinde bulunduğumuz için iş dünyamızın siz değerli fertlerinin de Cumhurbaşkanımıza ve hükümetimize olan güveninizi biliyoruz. Bu güveni boşa çıkarmamak için çalışmalarımıza titizlikle devam ediyoruz. Bundan önce olduğu gibi önümüzdeki süreçte de işbirliğimizi güçlü bir şekilde sürdürerek Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte üretimin ve kalkınmanın yüzyılı yapacağız. Değerli misafirler, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda hükümet olarak iş dünyasıyla tam uyumlu şekilde hareket ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Bu işbirliğine sunacağı katkıyla güç verecek bir başka paydaş ise hiç kuşkusuz yerel yönetimlerdir. Bu bağlamda belediyelerimizin de hükümet ve iş dünyası ile tam bir uyum içerisinde çalışma zorunluluğu bulunmaktadır” dedi. – ELAZIĞ
]]>CHP Bolu Milletvekili, Sanayi ve Ticaret Komisyonu Üyesi Türker Ateş, Merkez Bankası’nın faiz politikasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Ateş’in açıklaması şöyle:
“ENFLASYONLA MÜCADELE ARTIK ÇOK DAHA ZOR. BAKAN ŞİMŞEK’İN İŞARET ETTİĞİ 2026 YILINDA TEK HANELİ ENFLASYON HAYAL”
“Merkez Bankası’nın geçen haziranda başlatarak kesintisiz sürdürdüğü faiz artış sürecinde bu ay itibarıyla sona gelindiği izleniyor. Ancak yetkililerin de açıklamalarıyla itiraf ettiği üzere ekonomide bozulan dengeler ve kopan bağlar onarılamadı. Fatura ağırlaştı, riskler ortaya çıktı. Enflasyonla mücadele artık çok daha zor. Bakan Şimşek’in işaret ettiği 2026 yılında tek haneli enflasyon hayal. Merkez Bankası’nın bu hafta yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında, politika faizinin yüzde 45’te sabit tutulması bekleniyor. Üst üste faiz artışı kararı alınan 8 toplantının ardından yolun sonu gözüktü. Hatta bu yıl içinde faiz indirimlerine başlanması da olası görülüyor. Ancak geçen zamanda faiz artışlarına rağmen enflasyon kontrol altına alınamadı ve döviz kuru tutulamadı. Yanı sıra oldukça yüksek olan politika faizine rağmen yabancı sermayenin Türkiye’ye ilgisi sınırlı kaldı. Acı reçete, sıkı para politikasının büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkileri de cabası.
“ATIL İŞ GÜCÜ YÜZDE 24,7 GİBİ OLDUKÇA YÜKSEK BİR ORANA ÇIKTI. İŞ BULMA ÜMİDİNİ YİTİRENLER 1,9 MİLYONU AŞTI”
Aralık 2023 itibarıyla gerçek işsizliği ortaya koyan atıl iş gücü yüzde 24,7 gibi oldukça yüksek bir orana çıktı. Potansiyel iş gücü içinde olup iş bulma ümidini yitirenler 1,9 milyonu aştı. İş başı yapabilecek olup iş aramayanlar 1 buçuk milyonun üzerinde. Hane halkı borçluluğu da alarm veriyor. Vatandaşın takipteki kredi kartı büyüklüğü, geçen yıl yüzde 108 ve yıl sonundan şubat başı arasında da yüzde 15 artarak 17,7 milyar TL’ye ulaştı. Ayrıca yüksek faiz ortamında işletmeler tarafında finansmana erişim mümkün olmazken ticari kredi faiz oranı son olarak yüzde 54,4 ile 21 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
“SEÇİMDEN SONRA HEM VATANDAŞ HEM İŞLETMELER İÇİN BİR DE VERGİ ARTIŞLARI KAMBUR OLACAK”
Bu şartlarda enflasyonla mücadele daha zorlaşıyor. Ekonomi yönetiminin odaklandığı iç talepte düşüş, fiyat istikrarı sağlanacağına dair güven tesis edilemediğinden sınırlı kaldı. Ayrıca zorunlu harcamalar da düşen alım gücüyle ağırlıkla borçlanarak yapılır oldu. Tüketici kredilerinin ardından kredi kartlarında beklenen sınırlandırmaların özellikle dar gelirli için kritik etkileri olacağı açık. Yıla, bütçede açıkla ve kapsamında rekor faiz ödemesiyle başladık. Dolayısıyla seçimden sonra hem vatandaş hem işletmeler için bir de vergi artışları kambur olacak. Ayrıca, Merkez Bankası’nın önceki dönem koparıldığını itiraf ettiği faiz-kur bağının tesisi için TL mevduatına yönelik önlemlerine ilişkin ise vatandaşın TL tasarruflarının enflasyondan korunacağına güven duyması kolay değil ve dolarizasyon riski sürüyor.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Beştepe’de gerçekleşen ortak basın toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aziz kardeşim İlham Aliyev’i halkının yüksek teveccühü ile 5’inci defa can Azerbaycan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi vesilesiyle bir kez daha tebrik ediyorum. İlham kardeşimin cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından ilk resmi yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapmasından büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bildiğiniz üzere 7 Şubat’ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri ilk defa Azerbaycan’ın egemen topraklarının tümünde düzenlenmiş olması nedeniyle tarihi bir öneme sahiptir. Seçim sonuçlarının Türkiye-Azerbaycan münasebetleri ve kardeş Azerbaycan halkı için hayırlara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu.
“Azerbaycan’a desteğimizi sürdüreceğiz”
Azerbaycan’ın seçim sürecinde maalesef bazı haksız uygulamalara maruz kaldığını aktaran Erdoğan, “Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Azerbaycan heyetinin bu sene düzenlenecek toplantılara katılımının engellenmesi yönünde alınan karar karşısında tepkimizi güçlü şekilde gösterdik. Bu meclisin çatışma değil, parlamenter demokrasiyi güçlendirecek bir diyalog platformu olması gerektiğini vurgulamaya devam edeceğiz. Alınan karar geçersiz kılınana kadar Azerbaycan’a desteğimizi ve bu doğrultudaki girişimlerimizi sürdüreceğiz” dedi.
“15 milyar dolarlık hedefimize ulaşmak için gayretlerimizi artıracağız”
Aliyev ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ikili ilişkilerin tüm yönlerini gözden geçirdiklerini, bölgesel ve uluslararası konuları değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, “Azerbaycan ile işbirliğimizin Umum Milli Lider merhum Haydar Aliyev’in işaret ettiği tek millet iki devlet temelinde ilerlediğini görüyoruz. Toplam ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene ilk defa 7,5 milyar dolar seviyesini yakaladı. 15 milyar dolarlık hedefimize ulaşmak için gayretlerimizi artırma kararlılığındayız. Kritik meydan okumaların yaşandığı bir dönemde ülkelerimizin ulaştırma ve enerji alanlarındaki potansiyelini geliştirmek gerektiği aşikardır. Bakü-Tiflis- Kars demir yolu hattı esasen bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu hattan en yüksek verimi alabilmemiz için yenileme çalışmalarının ivedilikle tamamlanması lazım. Eylül ayında Türk kapısı Nahçıvan’ı ziyaretim sırasında Sayın Aliyev ile birlikte Kars-Nahçıvan demir yolu projesine ilişkin niyet protokolünü bu anlayışla imzaladık. TANAP’ın kapasitesinin artırılması ve Hazar doğal gazının Türkiye’ye ve Avrupa’ya aktarılması bu kulvardaki önceliklerimiz arasındadır. Nahçıvan ziyaretim sırasında temelini attığımız Iğdır-Nahçıvan doğal gaz boru hattı projesi ile enerji işbirliğimize yeni bir boyut kazandırdığımızı da hatırlatmak isterim” diye konuştu..
“Üçüncü tarafları süreci zehirlemek yerine yapıcı katkıya davet ediyoruz”
Görüşmeler sırasında Güney Kafkasya’nın barış ve istikrarına dair atılan adımları da ele aldıklarını dile getiren Erdoğan, “Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış anlaşmasının imzalanmasının bölgemiz ve dünyada barış, huzur ve istikrar için yeni bir umut kaynağı olacağı şüphesizdir. Bu süreçte Azerbaycan ile birlikte omuz omuza hareket ediyoruz. Karabağ’da işgalin sona ermesiyle birlikte bölgemizde kalıcı barış için tarihi bir fırsat penceresi açıldı. Bu fırsat penceresinin kapanmaması çok önemlidir. Ermenistan’ın uzun vadeli düşünerek stratejik bir perspektif ile bu süreci değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Üçüncü tarafları da süreci zehirlemek yerine yapıcı katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz günlerde iki ülke sınırında meydana gelen eylemlerin tekrar yaşanmamasını ümit ettiğimizi de belirtmek istiyorum. Yaralanan Azerbaycan ordusu mensubu kardeşimize acil şifalar diliyorum” dedi.
İsrail’in Gazze’de bütün insanlık değerlerini ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan katliamlarını ve bölgeyi ilgilendiren diğer ihtilafları da değerlendirdiklerini sözlerine ekleyen Erdoğan, “Aile meclisimiz Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki birliğimizin daha da kurumsallaşması ve güçlenmesi için çalışmaya devam ediyoruz. Teşkilatımızın olağanüstü zirvesinin Türk Dünyası’nın kültür başkentlerinden Şuşa’da temmuz ayında düzenlenecek olmasından özellikle memnuniyet duyduğumu belirtmek istiyorum. Önümüzdeki süreçte Can Azerbaycan ile kardeşlik hukukumuz ve Şuşa Beyannamesi’nde ortaya koyduğumuz ruhla yol yürümeyi sürdüreceğiz. Aziz kardeşimin şahsında tüm Azerbaycan halkına 6 Şubat depremlerinde milletimiz ile sergiledikleri dayanışma için teşekkür ediyorum. Diğer yardımlarının yanı sıra Azerbaycan, Kahramanmaraş’ta 320 dönümlük arazide bin konut ve 799 iş yeri inşa etmektedir. Önceki hafta Maraş’a yaptığımız ziyarette Azerbaycan Bulvarı’nda yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldık” diye konuştu.
Aliyev ise yaptığı açıklamada, Şuşa’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın da katılacağını belirterek, “Bana gösterilen misafirperverlikten dolayı minnettarım. Seçim sonrası ilk ziyaretim kardeş ülkeyedir. Bu bir gelenektir. Bugün Türkiye-Azerbaycan birliği sadece bölge için değil, Avrasya için önemlidir. Türkiye’deki geniş çaplı gelişmeleri izliyorum ve buna seviniyorum. Kardeşimin sayesinde Türkiye yeni zirveleri fethediyor. Türkiye bölgemizde barışın, iş birliğinin garantörüdür. Türkiye dünyada söz sahibidir. Potansiyeli, gücü, her bir Türk dünyasına mensup olan insanı sevindirir. 2020 Kasım’da ikinci Karabağ savaşında 44 gün boyunca Türkiye yanımızda oldu. Azerbaycan yalnız değil, Türkiye Azerbaycan’ın yanında oldu. Bu bizim için yeterli oldu. Tarihi meselemizi savaş meydanında çözdük. Azerbaycan bu kardeşliği hiç unutmayacak. Bugün müttefiklik beyannamesi ile bütün meselelerde bir noktaya varıyoruz, birlikteyiz” diye konuştu. – ANKARA
]]>Edirne Meriç Nehri üzerinde yapılan “Arşimet Burgu Türbinli Hidroelektrik Santrali”nde yaşanan beton çökmeden dolayı büyük kamu zararı yaşandı. Edirne’de şehir merkezinden geçen Meriç Nehri üzerinde elektrik üretmek için yapılan santralde yaşanan çökmeden dolayı milyon liralık beton, demir, lastik savak ve aylarca yapılan işçilik masrafları da çöp oldu.
İddiaya göre, 625 beton mikserinin doldurduğu ve yaklaşık 70 bin 500 metreküp olan beton inşaat zemini çöktü. 12 milyon Türk lirası değerinde ve 625 beton mikser kamyonlarıyla taşınan lastik savak tablesinin çökmesi nedeniyle yaşanan büyük hasar onarılmaya çalışılıyor. İşlerine son verilen mühendislerin yerine Çevre Koruma Vakfı personeli ile yapılacak Meriç Nehri zeminine Fore Kazık Sistemi ile sıkılaştırma çalışmaları ile hasar onarılmaya çalışılıyor.
Lastik Savaklı Arşimet Burgulu Hidroelektrik Santrali tesisinde test için su tutulurken ve elektrik üretimi çalışmaları başlatılırken çökmenin yaşandığı öğrenildi.
Ayrıca, ilk inşaat aşamasında ihaleyi alan firmanın yaptığı projenin yarıda kalan kısmını bıraktığı ve işin devamının Edirne Valiliği bünyesinde Çevre Koruma Vakfı imkanlarıyla sürdürüldüğü biliniyor.
Yanlış proje iddiası
Konuyla ilgili açıklama yapan Devlet Su İşleri (DSİ) Emekli Bölge Müdür Yardımcısı, Yüksek Mühendis Hüseyin Erkin, projenin konuşlanmış yeri Meriç Nehri hidroliği yönünden ve bölgenin kendi jeolojik yapısı açısı itibariyle yanlış olduğunu belirtti.
Trakya Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ ise Lastik Savaklı Arşimet Burgulu Hidroelektrik Santrali’nin akarsu üzerindeki dinamiklere uygun olmadığını dile getrdi.
“Bu Edirne için bir kabus durumunda”
27 yıl boyunca DSİ’de bölge müdür yardımcılığı yapan Yüksek Mühendis Hüseyin Erkin, “Bu bir yıl içinde bitirilebilecek bir projeyi. Projenin şu an konuşlanmış yeri Meriç Nehri hidroliği yönünden ve bölgenin kendi jeolojik yapısı açısı itibariyle çok büyük bir yanlışlık var. Nehir’in yasal su yönetimi, su hukuku, işletilmesi ve hükmü kanun gereği DSİ teşkilatına aittir. Su işleri teşkilatının bu konuya hiç dahil olduğunu ve herhangi bir açıklama yada tasarım kullandığını göremiyoruz. Edirne Valiliği İl Özel İdare bünyesinde Çevre Koruma Vakfı adıyla bir kurum içerisinde ihale ettirildiği ve onun ödemelerinin finans kaynağının sağladığını biliyoruz. Meriç Nehri’nin genişliği 350 metre dolayısıyla nehrin genel rutubeti ve kumu en fazla toplanması uygun olan yerde burası ve buraya bu düşünülmüş maalesef. Bunun nehrin yatağından bertaraf edilmesi lazım. Bu sistem burada birikecek kirlilikten dolayı 1-2 yıl içerisinde çalışamaz hale gelir yada verimi son derece düşer. Rastgele bir şekilde düzensiz rejimi olan Meriç Nehri gibi bir yerde böyle bir santrali yapmak pek akıl işi değil. Bu Edirne için bir kabus durumunda” dedi.
“Edirne için çok önemli bir proje konumunda şu anda”
Emekli DSİ Bölge Müdür Yardımcısı Yüksek Mühendis Erkin, “Bu proje güme gider diye düşünüyorum. Burayı kim kontrol ediyor bilmemiz gerekiyor. Çünkü projenin detayını da henüz bilmiyoruz. Burayı hangi mühendislik firması kontrol ediyor, DSİ mi kontrol ediyor, kim kontrol ediyor bilmiyoruz. Edirne için çok önemli bir proje konumunda şu anda. Bir taraftan da üzülüyorum yani DSİ kurumumuzun bu şekilde böyle pasif şekilde görünmesi mutlaka bir sebebi vardır. Bunun DSİ veya ilgililer tarafından açıklanması lazım. En azından bizim yetkimiz yok ama biz yetkimizi valiliğe, belediyeye veya başka bir kuruma verdik diyebilirler. Bundan sonra olabilecek birtakım iyi veya kötü olaylar DSİ’ye fatura edilir. İlgili kurum tarafından bir an önce buraya çekin düzen verilip, eğer bir yanlışlık varsa bunun revize edilip ya da vazgeçilmesi gerekiyor” diye konuştu.
“Lisansız elektrik üretimine de aykırı şu anda gözüküyor bu proje”
Erkin, “Zararın neresinden dönersen kardır. Bunun ivedilikle DSİ tarafından yeniden düzenlenmesi varsa bir yanlışlık açıklanması gerekiyor. Mutlaka ve mutlaka bu zararın DSİ tarafından açıklanması gerek. Projenin lisanlı veya lisansız olarak mutlaka DSİ izni ile yapılması gerekiyor. Ayrıca, burada üretilecek elektrik Çevre Koruma Vakfı bünyesinde mi bir yerlere verilecek yoksa valilik bünyesinde mi bir yerlere verilecek bunun da açıklanması gerekiyor. Eğer hangi kurum bünyesinde üretilecekse Valilik mi, İl Özel İdare mi, belediye mi şimdi bunları da bilmiyoruz. Belki de vardır açıklanmıyor. Lisansız elektrik üretimine de aykırı şu anda gözüküyor bu proje. Bu proje 7 buçuk milyon Euro değerinde ihale ettirilmiş. Burada biz dua ediyoruz ki herhangi bir taşkın yaşanmasın. Eğer bir taşkın yaşanırsa o zaman her şey daha güzel bir şekilde ortaya çıkacaktır” şeklinde konuştu.
“Bu Arşimet burgusu bu dinamiklere uygun değil”
Trakya Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ, “Arşimet burgusu diye tanımladığımız nehir içerisinde elektrik üretimi tesisine gelmeden önce bir konuyu iyi vurgulamak lazım. Edirne ilinin Enez ilçesine olan Meriç Nehri kısmının tamamı taşkın ovasında yer alıyor. Bunun en güzel örneğini de Lastik Savaklı Arşimet Burgulu Hidroelektrik Santrali’nde daha hizmette açılmadan bir ayağının çökmesiyle gördük. Çünkü akarsu yatak içerisinde akarken yatağın içerisini temizlediğiniz zaman burgu sistemiyle dibini oyar. Oyduğu zamanda bu yapıyı kullanılamaz hale getirdi. Bir akarsu üstüne yaptığınız bir mühendislik çalışması yaptığınız yerin değil de daha yukarı havzasında veya daha aşağı havzasında farklı problemleri beraberinde getirir. Nehir üzerinde özellikle taşkın ovalarında yapılacak mühendislik çalışmaları çok hassas ve akarsuların dinamiklerine uygun şekilde planlanması gerekiyor. Bu Arşimet burgusunun bu dinamiklere uygun olduğunu açıkçası ben düşünmüyorum” ifadelerine yer verdi.
Vatandaşlardan Hüseyin Tekin, “İnşaatı görüyorum ama ne olduğunu bilmiyorum. Biz de anlamadık neden yıkıldığını” dedi. – EDİRNE
]]>Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nin ev sahipliğinde, Türk Telekom Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nden 5 meslek dersi öğretmeni ile 30 öğrencinin katılımlarıyla gerçekleşen teknik gezide, 1990 yılında kurulan ve Türkiye’nin ilk Teknoloji Geliştirme Bölgesi yönetici şirketi olan ATAP A.Ş’nin 2 şehir, 4 üniversite, 1 OSB’yi tek bir çatı altında toplamakla birlikte şehrimizi ve ülkemizi de Uluslararası Teknoparklar Birliği (IASP) üyesi olarak temsil ettiği belirtildi. EOSB Müdürlüğü binasında gerçekleştirilen söyleşinin ardından, Anadolu Teknoloji Araştırma Parkı (ATAP) OSB yerleşkesinde bulunan Eskişehir Teknoloji ve İnovasyon Merkezi (ETİM), Akarmak Ar-Ge Merkezi ve Yazılım Kule ziyaret edildi ve yetkililerden bilgi alınarak yapılan işler yerinde incelendi.
“Çok güveniyoruz”
Teknik gezi sonrası değerlendirmelerde bulunan Anadolu Teknoloji Araştırma Parkı (ATAP) A.Ş. Genel Müdürü Dr. Sedat Telçeken, “ATAP olarak bugün Eskişehir Türk Telekom MTAL öğrencilerimizi misafir ettik. Eskişehir Sanayi Odası tarafından yürütülen ‘İşin Erbapları’ projesi çerçevesinde daha önceki Turgut Reis MTAL ve Atatürk MTAL okullarımızın öğrencilerini misafir etmiştik. Geleceğimizin büyüklerine çok güveniyoruz, onlara çok iş düşüyor. Pırıl pırıl evlatlarımıza bu güzel etkinliğe katılarak bizleri onurlandırdıkları için teşekkür ediyoruz” dedi.
“Üretime teknoloji şart”
Teknik geziye katılım sağlayan, Eskişehir Sanayi Odası üyesi Turmet Endüstriyel Mineraller Genel Müdür Yardımcısı Umut Rallas, “Katma değerli üretime giden yol, bilimin ışığında teknoloji ile aydınlanıyor. Artık sanayide sadece üretmek yetmiyor. Üretmiş olduğunuz ürüne mutlaka teknoloji katmanız gerekiyor. Bizler de genç sanayiciler olarak bu düşünce yapısıyla çalışmalar yapıyoruz. Eskişehir olarak teknoloji odağında yolumuzun aydınlık olmasını sağlayan başta değerli hocam Sn. Dr. Sedat Telçeken’e ayrıca teşekkür etmek istiyorum. ‘İşin Erbapları Projesi’ çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz teknik gezide ESO Danışmanı Sn. Bekir Şahin Tütüncü’ye, Türk Telekom Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Sn. Hulusi Şentürk, Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürü Sn. Ömer Kızılkılıç, ATAP A.Ş. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Sn. İpek Aslı Tiryaki, ETİM İmalat Süreçleri Teknisyeni Sn. Serhan Ögel ve Akarmak ARGE Merkezi çalışanlarına çok teşekkür ederiz” şeklinde konuştu.
Sözlerine gençliğe duyduğu güven ile devam eden Rallas, “Öğrenci kardeşlerimizin, teknoloji odaklı ve katma değerli üretime göstermiş oldukları ilgi, sanayimiz ve ülkemizin geleceği için umutlarımı tazeledi ve kendileriyle vedalaşırken söylemiştim ve müsaadenizle bir kez daha belirtmek isterim, bugün hava bulutluydu ama sizin gelişinizle sanayimizde güneş açtı. Geleceğimiz, sizlerin akıl dolu katma değerli üretimleriyle daha da aydınlık olacak” diye konuştu.
Yakından incelediler
İşin Erbapları Projesi çerçevesinde meslek liselerindeki öğrenci sayısını nasıl arttırmak, okul-sanayi işbirliği daha üst seviyelere çıkarmak, meslek liselerinin ve atölyelerinin gelişimine katkı sağlamak, güncel sanayi gelişimlerinden öğrencileri haberdar etmek için çalıştıklarını dile getiren ESO Danışmanı Bekir Şahin Tütüncü, “Ayrıca erbap dediğimiz iş insanları ve girişimcilerle öğrencilerimizi buluşturarak onlarda ilham oluşturmaya çalışıyoruz. Projenin ikinci bölümünü oluşturan teknik gezilerle öğrencilerimizin teknolojiyi yakından tanımalarını sağlıyoruz. Son derece zeki ve başarılı iş insanlarının açtığı işyerlerinde araştırma, geliştirme, inovasyon, ar-ge çalışmaları yapılıyor. Belki birçok insanın bundan haberi yok ama öncelikle öğrencilerimizin bunlardan haberi olsun istiyoruz. Çünkü içlerinde bu alanda çalışacaklar çıkarak çok başarılı olacağına inanıyoruz” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Eskişehir Büyükşehir Belediyesi (EBB) ile ESKİ Genel Müdürlüğü’nde çalışan kadrolu ve şirket işçilerine ek yüzde 65 zam içeren toplu iş sözleşmesi ek protokolü, EBB Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve Belediye İş Sendikası Şube Başkanı Kemal Azak tarafından imzalandı.
EBB ve ESKİ Genel Müdürlüğü’ndeki 3 bin 168 personeli kapsayan, en düşük net maaşın 24 bin 707 TL, ortalama net maaşın 28 bin TL, fazla mesai ile net maaşın 30 bin TL’nin üzerine çıkarıldığı ek protokolün imza töreni, EBB Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Törene Başkan Büyükerşen, Belediye İş Sendikası Şube Başkanı Kemal Azak, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Recai Erdir, bürokratlar ile işçiler katıldı.
Törende personele seslenen Başkan Büyükerşen, şunları söyledi:
“TOPLAMDA YÜZDE 65 ORANINDA İYİLEŞTİRME GERÇEKLEŞTİRDİK”
“Eskişehir sizlerin emeği ile uluslararası üne kavuştu. Öncelikle sizlere tek tek teşekkür ediyorum. Aldığımız uluslararası ödüller almaya devam ediyoruz. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, ABD, Avrupa Konseyi gibi pek çok yerden ödüller alıyoruz. Eskişehir artık tüm dünyada tanınıyor. Bu ödüller bize değil, sizlere veren ödüllerdir. Eskişehir sizlerin emeği ile ortaya çıktı.Büyükşehir Belediyemiz ve ESKİ Genel Müdürlüğü’nde 3 bin 168 personelimize yani kadrolu ve şirket işçisi emekçilerimize, toplu iş sözleşmesi gereği yapmamız gereken ücret artışlarına yaşanan ekonomik krizi göz önüne alarak ilave artış yapma kararı aldık. Toplamda yüzde 65 oranında iyileştirme gerçekleştirdik. Gönül isterdi ki, daha fazlasını yapalım ama imkanlar ölçüsünde elimizden geleni yaptık. Türkiye ortalamasının üzerinde bir artış oldu. Diğer yandan pek çok kamu kurum kuruluşunda maaşların taksitle ödenme durumu var. Ancak biz her türlü zorluğa rağmen bu konuda bir aksamaya mahal vermedik. Taksitle maaş verildiğini bir düşünün, ya da maaşların verilemediğini. Allah’a şükür sizlere hiçbir zaman böyle bir şey yaşatmadık. Bu artışa tam bir mutluluk diyemiyor olsam da keşke ülkemizde bu ekonomik tablo olmasaydı diyorum. Sizlere ve bizlere düşen en büyük görev, daha çok çalışıp üretmek, daha büyük refah yaratıp onu adil şekilde paylaşmayı sağlamaktır. Hayırlı uğurlu olsun. Hepinize sağlıklı ömürler diliyorum, başarılarınız daim olsun.”
Azak ise yapılan artış dolayısıyla Başkan Büyükerşen’e teşekkür ederek, şöyle konuştu:
“Gerçek enflasyonun en ağır hissedildiği bir dönemdeyiz. Biz Hocam Yılmaz Büyükerşen’e ne zaman gelsek en iyisini vermek ve sürdürülebilir olması için gerekeni yaptı. Biz sendika olarak hiçbir partinin arka bahçesi değiliz. Belediye İş Sendikası’nın bir partisi, bir lideri var. Partisi, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti, lideri de Mustafa Kemal Atatürk’tür. Kim emekten yanaysa, kim emeğin değerini vermek için çaba sarf ediyorsa biz onu baş tacı yaparız. Bu sözleşmede emeği geçen başta Yılmaz Büyükerşen Hocamıza ve sözleşmeler sürecinin olgunlaşmasını sağlayan dönemin Genel Sekreteri Ayşe Ünlüce’ye, bürokratlarımıza ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.”
Konuşmaların ardından Büyükerşen ve Azak protokolü imzaladı.
]]>
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, 2000-2008 yılları arasında BM’ye bağlı en önemli barışı koruma operasyonunu yöneten Columbia Üniversitesi SIPA Kent Global Liderlik Programı Profesörü Jean-Marie Guehenno, Sabancı Üniversitesi Tuzla kampüsünde özel bir konuşma gerçekleştirdi.
“Çatışmaların Dönüşümü ve Barış İnşasının Geleceği” başlıklı etkinlikte Guehenno, uluslararası ilişkiler alanında 21. yüzyılda yaşanan dönüşüme ve bu dönüşümde gelişen yeni teknolojilerin etkisine ışık tuttu.
Açıklamada etkinlikteki konuşmasına yer verilen Prof. Guehenno, dünyada yaşanan çatışma sayısının soğuk savaştan bu yana en yüksek seviyeye ulaştığına dikkati çekerek, “Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, 2022 yılında, ortalama 8 ila 11 yıldır devam eden 55 aktif çatışma yaşandı. Bunun 10 yıl öncesinde ise ortalama süresi 7 yıl olan 33 aktif çatışma söz konusuydu. Dünyada durumun kötüleştiği ve soğuk savaşın sona ermesiyle beliren iyileşmenin ardından çatışmaların arttığı açık bir şekilde görülebilir.” ifadelerini kullandı.
Savaş ile barış arasındaki ayrımın giderek görünmez hale geldiğini ve dünyadaki denge politikasından çıkarı bulunan birçok aktör bulunduğunu kaydeden Guehenno, “Çatışmaların önlenmesi, bugünün dünyasında mutlak öncelik olmalı. Devletler ve uluslararası örgütler tek başlarına bunu başaramaz. Çatışmayı önlemenin başarılı olabilmesi için, iş dünyası ve sivil toplumun da çözümün bir parçası olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Kendine güvenin olduğu bir çağda değiliz”
Guehenno, bugünün baskın klişesinin, dünyanın yeni bir soğuk savaş döneminin başlangıcında olduğu ve dünya ekonomisinin, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç olmadığı kadar çok kutuplu ama aynı zamanda bütünleşik hale geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Soğuk savaş büyük ölçüde ideolojik bir karşılaşmaydı. Her kamp, ideolojisinin meşruiyetine ikna olmuştu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, Batı ülkeleri, dünya çapında algıları şekillendirmeyi amaçlayan ‘batı evrenselciliği’ anlatısını dayatmak için büyük çaba harcadı. Bu, demokratikleşmenin, barış ve refaha öncülük eden bir anlatısıydı. Üçü de el ele gitmeliydi ve bu, geri kalan dünya için çekici bir modeldi. Bu anlatı, demokratik görünen ülkelerin demokratik olmayan bir şekilde saldırgan davranması ve demokratik olmayan Çin’in istikrarlı ekonomik ilerleme sağlamasıyla, anlamını yitirmeye başladı. Batı’nın zafer kazanan anlatısının sona ermesi, yerini alternatif bir anlatıya bırakmadı. Artık kendine güvenin olduğu bir çağda değiliz. Akışkan, çok katmanlı, kararlaştırılmış bir yapısı ve tanımlayıcı bir prensibi olmayan bir çağdayız.”
Guehenno, teknolojinin gelişimiyle yaşanan veri devriminin, önceki yüzyıllarda matbaanın keşfi ve sanayi devriminin yarattığı toplumsal dönüşümden çok daha büyük ve hızlı bir etkiye sahip olabileceğini, bireyler, bilimsel kurumlar, işletmeler, devletler gibi veri devriminden potansiyel olarak fayda sağlayan birçok farklı çıkar grubu olması nedeniyle taraflar arasında yaşanabilecek güçlenmenin risk teşkil ettiğini belirtti.
Sabancı Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi Muhtar Kent ise Columbia Üniversitesi SIPA Kent Global Liderlik Programı Uluslararası Çatışma Çözümü Merkezinin “Altın Üçgen” anlayışıyla hareket ettiğine işaret ederek, “Devletlerin, iş dünyasının ve sivil toplumun bir araya gelerek son 20-30 yılda yaşadığımız toplumsal sorunları çözmeye çalışmasını yansıtan ‘Altın Üçgen’ anlayışına gerçekten inanıyorum. Çünkü biliyoruz ki, bu sorunları devletler, iş dünyası ya da sivil toplum tek başına çözemez.” açıklamasında bulundu.
]]>MELTEM KARAKAŞ
SOL Parti, Eskişehir’de Genel Başkan Önder İşleyen’in katılımıyla dün “Aydınlık, Eşit, Özgür Yarınlar” yürüyüşü düzenlendi. İşleyen, “Hilafet çağrılarına, onların sokaklarımızı boğduğu karanlığa, şeriat çağrılarına karşı Eskişehir’den Samsun’a, Samsun’dan Adana’ya İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e bu ülkenin bütün sokaklarında yürüyeceğiz. Yürüyeceğiz ki bilsinler bu ülke sahipsiz değil” dedi.
Sol Parti tarafından Eskişehir’de dün “Aydınlık, Eşit, Özgür Yarınlar” yürüyüşü düzenlendi. Adalar Porsuk mevkisinde bir araya gelen yüzlerce SOL Partili, Ulus Anıtı’na yürüdü. “Karanlığı parçala, geleceğe sahip çık”, “Faşizme ölüm tek yok devrim” sloganları atan gruba Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şubesi ve Eğit Der Eskişehir Şubesi de destek verdi.
“BİLSİNLER BU ÜLKE SAHİPSİZ DEĞİL”
Ulus Anıtı’nda yapılan basın açıklamasında konuşan SOL Parti Genel Başkanı Önder İşleyen, şunları söyledi:
“Hilafet çağrılarına, onların sokaklarımızı boğduğu karanlığa, şeriat çağrılarına karşı Eskişehir’den Samsun’a, Samsun’dan Adana’ya İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e bu ülkenin bütün sokaklarında yürüyeceğiz. Yürüyeceğiz ki bilsinler bu ülke sahipsiz değil. Yürüyeceğiz ki ayaklarını denk alsınlar. Memleketimizi, geleceğimizi onlara teslim etmeyeceğimizi anlasınlar.
“BU ÜLKENİN İLERİCİ, DEVRİMCİ DEĞERLERİ, MÜCADELE TARİHİ ONLARDAN BÜYÜKTÜR”
Günlerdir, aylardır bu ülkenin sokaklarında Ortadoğu’dan devşirme cihatçı çeteler, karanlığa boğulmuş tarikatlar cemaatler ve iktidar sahipleri hilafet çağrıları yaparak, Cumhuriyet’e kin kusarak bu ülkenin ilerici, özgürlükçü değerlerine saldırarak sokaklarımızı karanlığa boğdular. Amerikan 6. filosuna karşı yürüyen Vedatları, Taylanları katledenler siz değil miydiniz? Biz sizi bu ülkedeki yolsuzluklarınızdan biliriz, hırsızlıklarınızdan biliriz. O yüzden bu memleketin böğrüne saplanmış bu zehirli kılıcı çıkarmak, bu hançeri bu memleketin böğründen çıkarmak boynumuzun borcudur. Onlar bu iktidar koltuklarında oturduklarında bütün gücü kendilerinde sanmasınlar. Bu ülkenin güzel insanları, yürekli insanları, aydınlık yüzlü insanları sakın ha kendilerini güçsüz sanmasınlar. Yalnız sanmasınlar. Bu ülkenin ilerici, devrimci değerleri, mücadele tarihi onlardan büyüktür.”
“BİZE DAYATILAN SEFALETİ KABUL ETMİYORUZ”
Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı şunları söyledi:
“16 milyon emekliyiz. Saray iktidarı görüyor. İstediği kadar görmemezlikten gelsin, istediği kadar duymamazlıktan gelsin biz alanlarda insanca yaşam taleplerimizi, haklarımızı haykırmaya, mücadelemizi sürdürmeye, yükseltmeye kararlıyız. Saray iktidarı uluslararası sermaye ülkemize peşkeş çekerken, onlara milyon dolar hak tanırken biz emeklilere geldiğinde ‘para yok’ diyor ve bize dayattığı sefaleti kabul etmiyoruz.”
“HEPİMİZ BİRLEŞİK MÜCADELE VERMELİYİZ”
Eğit Der Eskişehir Şube Başkanı Emin Dağlı, “ÇEDES uygulamasına karşı hepimiz birleşik mücadele vermeliyiz. Duyarlı davranmalıyız. Buradan bilimsel eğitimden yana olan halkımızı ve eğitimcilerimizi selamlıyorum” dedi.
“HALKIMIZ, SEFALET İÇİNDE YAŞAM KAVGASI VERİYOR”
SOL Parti Eskişehir İl Başkanı Hüseyin Öztürk ise şunları söyledi:
“Ülkemiz rantçıların, hilafet yanlılarının, para babalarının kıskacında yoksullukla ve bağnazlıkla boğuşuyor. Emekçiler, emekliler, halkımız, ülkemiz tarihinde görülmemiş şekilde yoksullaştırılıyor, açlığa ve sefalet içinde yaşamaya mahküm ediliyor. Diğer yandan AKP’ye yakın bir avuç harami ülkemizin kaynaklarına, ulusal gelirimize el koymaktan çekinmiyor. Emperyalist şirketler, yerli işbirlikçileriyle birlikte madenler açarak Anadolu topraklarını yaşanmaz kılıyor. Topraklarımız çölleşiyor; ormanlarımız yok oluyor, derelerimiz kuruyor. İnsanlarımız iş cinayetlerinde ölüyor. Halkımız, sefalet içinde yaşam kavgası verirken; bir avuç sermayedarın ve emperyalist işbirlikçilerinin karlarını katladıkları bu rejimin sürmesi için her türlü baskı, zorbalık, hukuk dışı anti-demokratik uygulamalar en acımasızca uygulanıyor. Muhalif siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar cezaevlerinde esir alınıyor. Ancak darbe dönemlerinde görülebilecek şekilde hukuk, anayasa ve yasalar askıya alınıyor, meclis fiilen işlemez kılınıyor. İşte ‘tek adam rejimi’nin 20 küsur yıldır ülkemizi getirdiği noktanın özeti budur.
“ERZİNCAN’IN İLİÇ İLÇESİNDEKİ ALTIN MADENİNDE YAŞANANLAR KAZA DEĞİL, FACİADIR”
20 yıllık AKP iktidarının yarattığı tablonun son örneği Erzincan’ın İliç ilçesinde bir kez daha görülmektedir. Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşananlar kaza değil, faciadır. Bu felaketin sorumlusu yaşam alanlarımızın yeraltı ve yer üstü kaynaklarımızın talan edilmesine göz yuman AKP iktidarıdır. Yıllardır Erzincan’da bir facianın an meselesi olduğunu duyuranlar ve bu madene karşı mücadele edenler dikkate alınmamış; yaşanan felakete davetiye, bizzat AKP iktidarı tarafından çıkarılmıştır. İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı ve toplum karşısında hesap vermeli, tüm ÇED kararları iptal edilmeli ve işletme derhal kapatılmalıdır.
“ÜLKEMİZİ GERİCİLİĞİN ESARETİ ALTINA SOKTULAR”
‘Tek adam rejimi’, Cumhuriyet’in tüm ilerici birikimlerini, laikliği, demokrasiyi ve özgürlükleri yok ederek ülkemizi gericiliğin esareti altına soktu. Şimdi de bu esaret zincirlerine yeni halkalar eklemek için uğraşıyorlar! Amerika’nın, NATO’nun, CIA’nın elinde büyüyen siyasal İslamcılar, onların desteğiyle ülkemizi bu karanlığa sürüklediler. Şimdi de onların desteğiyle sömürüyü ve gericiliği büyüterek emperyalizmin çıkarlarını hakim kılmaya çalışıyorlar.
“BU ÜLKENİN YURTTAŞLARI EMPERYALİZMİ ANADOLU TOPRAKLARINDA YENİLGİYE UĞRATAN İNSANLARIN TORUNLARIDIR”
Bu ülke sahipsiz değildir. Bu ülkenin onurlu yurttaşları, açlığa ve yoksulluğa rağmen emperyalist işgale karşı koyan ve emperyalizmi Anadolu topraklarında yenilgiye uğratan onurlu insanların torunlarıdır. Bedel ödenerek kazanılan ülkemizi ve Cumhuriyet’in onlarca yıllık ilerici birikimlerini; orta çağ karanlığından fırlamış gelmiş bir avuç tarikat-cemaat gerici güruhuna kolay kolay teslim etmeyecektir.
“ŞERİAT-HİLAFET ÇAĞRILARINA KARŞI LAİKLİĞİ KAZANMAK İÇİN YÜRÜYORUZ”
Şeriat çağrılarına, hilafet yürüyüşlerine, tarikatıyla cemaatiyle tüm bu karanlığa meydanları da ülkemizi de geleceğimizi de asla terk etmeyeceğiz. Bu ülkenin yurtseverleri var, bu ülkenin ilericileri var, bu ülkenin devrimcileri var. Şeriat-hilafet çağrılarına karşı laikliği kazanmak için yürüyoruz. Tarikat-cemaat yurtlarında istismar edilen çocukların hesabını sormak için yürüyoruz. Kadınların köleleştirilme çabasının, taciz, tecavüzlerin, cinayetlerin hesabını sormak için yürüyoruz. Tarikatlara aktarılan kamu kaynaklarının hesabını sormak için yürüyoruz. Okulları tarikatlardan arındırmak, bilimi ve aklı egemen kılmak için; emekçi halk çocuklarını karanlıktan kurtarmak için yürüyoruz. Amerikan emperyalizmine hizmet için dini kullanan, 6.Filo’ların önünde secdeye durup, BOP Eş Başkanlığı ile övünenleri tarihin çöplüğüne göndermek için yürüyoruz! Aydınlık bir Türkiye için, devrimci demokratik bir cumhuriyeti kurmak için yürüyoruz.”
]]>Bakan Yerlikaya, “Toprağın yığıldığı yerden üç ana yere dağıldı. Sabırlı Deresi’nin olduğu yerde 5 milyon metreküp, maden ocağının olduğu yere 1.2 milyon metreküp ve yukarıda asılı kalan ama yerinden oynamış 3.5 milyon metreküplük bir toprak kütlesi var. Bizim zamanla yarışıp, çok dikkatli olmamız lazım. Tekrar kayma riski var.” ifadelerini kullandı.
Çalışmaların gece gündüz demeden, duraksamadan sürdüğünü ifade eden Yerlikaya, “Rakamlar devamlı değişiyor ama 2 bin 700 insan gücü, 800’ün üzerinde araç, teknoloji burada, ne ihtiyaç varsa o burada, bilgi, tecrübe, deneyim, bilim insanıyla hepsiyle beraberiz.” diye konuştu.
Yerlikaya, Bakanlık olarak arama kurtarma noktasında olduklarını anlatarak, şöyle konuştu: “O 2 bin 700 arkadaşımızın içerisinde 500 arama kurtarma, bunların her biri işlerinde tecrübeli ve deneyimli arkadaşlar. Her zaman olduğu gibi her şeyin başı iş sağlığı ve güvenliği diyoruz. 940 hektarlık bir arazi üzerinde dev bir tesis burası, her bakanlık kendi görev alanını yapıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı buranın ruhsat sahibi, bakanımız sağ olsun başından beri burada. Biz de ona güç veriyoruz.
Adalet Bakanlığımızın süreci belli, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığımız süreci yönetiyor. Tarım ve Orman Bakanlığımız özellikle DSİ Genel Müdürlüğünün burada büyük bir çalışması var. 5 milyon metreküpün aktığı ve kaydığı Sabırlı Deresi’nin geldiği o alanda Sabırlı Deresi haline gelen o 3 kolun kayan toprakla bir araya gelmeden onun tahliyesiyle uğraşıyor. Belli bir noktaya geldiler ve kısa zamanda bitecek. DSİ aynı zamanda bu kayan 5 milyon metreküp toprağın önündeki yere tedbir amaçlı set yapıyor.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının devamlı olarak belli aralıklarla bilim insanlarıyla beraber bölgeden numuneler aldığını hatırlatan Yerlikaya, numunelerin ya Bakanlığın buradaki mobil laboratuvarına ya da Türkiye’de akrediteli laboratuvarlarına gönderildiğini anlattı.
Yerlikaya, çalışanların sağlığı ve güvenliğiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgilendiğini aktararak, “Geçmişteki iş kazasıyla ilgili onların bir denetim süreçleri var ama aynı zamanda burada yapılan şu andaki bu arama kurtarma ve toprak tahliyesiyle ilgili olan süreç, yani burada çalışan 2 bin 700 kişinin güvenliğiyle ilgili çalışıyoruz. Bununla ilgili alınan güvenlik tedbirlerinin kontrolü yapılıyor.” diye konuştu.
Yerlikaya, liç alanı bölgesine yerleştirilen 2 jeoradar ile bölgeyi sürekli takip ettiklerini söyleyerek, alarm sistemiyle bunları kontrol ettiklerini belirtti. En ufak bir toprak kayması yaşanmadan, arama, tarama, toprak tahliyesi süreçlerinin tamamını sıkıntısız bitirmeyi arzuladıklarını vurgulayan Yerlikaya, bir an önce 9 işçiye ulaşmak istediklerini ifade etti.
Kayıp işçilerden 5’inin konteyner içerisinde, 1’inin manganez ocağına düşen kamyonda ve 3’ünün başka bir araçta olduğunu aktaran Yerlikaya, “Bunlarla ilgili tam hangi noktada olduğunu bilmiyoruz ama onun etrafında ve mücavirinde olduğu bir alanı işaretledik, oraya odaklanıyoruz. Seyir tepesinden göstermiş olduğumuz, basın buluşmasını yaparken gösterdiğimiz yerde konteynerle ilgili olan şeyi arıyoruz. Yer belli oraya odaklanıyoruz.” dedi.
Yerlikaya, bölgede görev yapan araç sayısı hakkında da bilgi vererek, şunları kaydetti: “50’nin üzerinde ekskavatör, günlük 1000 kamyonla hafriyat toprağını mermer ocağının olduğu güvenli ve geçici depolama alanına bir taşıma işleminden bahsediyoruz. Her gün bir öncekinden daha hızlı nasıl olabiliriz ama güvenli ortamda nasıl olabiliriz gayretiyle çalışıyoruz.
Basın mensuplarımızla gece gündüz demeden her zaman bir araya geleceğiz. Tek bir niyetimiz var, doğru bilgileri zamanında aktarmak, sizler aracılığıyla milletimize aktarmak. Sizler aracılığıyla duyurulmayan hiçbir şeye de değer vermesinler. Doğruyu bizden alsınlar, biz de bunları sizler aracılığıyla milletimizle paylaşalım ki gereksiz yere tartışma konusunu uğraş alanı haline getirmeyelim.”
Bakan Yerlikaya, bir gazetecinin firari şüphelinin olup olmadığını sorması üzerine “Firari bir şüpheli bilmiyorum, şu vakitte bilmiyorum. En son adli kontrol ve yurt dışı yasağı getirilen genel müdür olduğunu sizler de haber ettiniz. Adalet Bakanımız ve buradaki Erzincan Başsavcılığımız kamuoyunu çok yakinen izliyorlar. Eğer bununla ilgili bilgilendirme ihtiyacı hissettikleri zaman kesinlikle onlardan bir paylaşım görürsünüz, zaten yapıyorlar. Şu ana kadar 3-4 paylaşım yaptıklarını biliyorum.” yanıtını verdi.
]]>Belediye Çalışanları ve Kamu Taşeron İşçileri Derneği, Belediye Mimar ve Mühendisleri Derneği, Taşeron Belediye İşçileri Birliği (TABİB), Aile Sağlık Merkezi Elemanları Derneği, Belediye İşten Çıkarılanlar Platformu, Kamu Taşeron İşçileri Sendikası, Karayolları Taşımacılık Emekçileri Sendikası, Enerjisen, Tüm Otel ve Turizm İşçileri Sendikası,bugün İzmir Cumhuriyet Meydan’ında bir araya gelerek kadro taleplerini yinelediler.
Belediye Çalışanları ve Kamu Taşeron İşçileri Derneği adına konuşan Cenan Ünal yaptığı kunuşmada şunları söyledi:
“5393 Sayılı Belediyeler Kanunu 49. Maddesi yeniden düzenlenmeli, norm kadro sayıları revize edilerek arttırılmalı, tüm belediye işçilerin istihdamı bu maddeye göre yapılmalıdır. Sendikalar tarafından her ay açıklanan “Yoksulluk Sınırı tüm belediye işçilerinin net taban ücreti olmalıdır.6772 sayılı kanun’a göre 52 günlük ilave tediye ayrım gözetmeksizin belediyelerdeki her işçiye verilmeli, geriye dönük hakkedişlerimiz de ödenmelidir.”Brüt” yerine, “net ücret” olarak belirtilmeli, gelir vergisi yükü kaldırılmalıdır. Kadın erkek eşitsizliği, kadın istihdamının arttırılması ile çözülecek kadar basit değildir. Belediyelerdeki cinsiyetçi iş bölümü ve ücretlendirme son bulmalı, kadınların güvenceli ve güvenli çalışma koşulları sağlanmalıdır. Belediye işçilerinin çocukları için kreş hakkı, günün koşullarına uygun ve gerçekçi biçimde karşılanmalıdır. Doğum iznine ayrılan kadın işçiler, işlerini kaybetme endişesi içerisinde olmamalıdır.
60 günlük sendikal ikramiye, haftalık 35 Saat çalışma, sosyal haklara her ay Enflasyon oranında zam, meslek pirimi, yeterli miktarda yemek ve ulaşım ücreti, refah payı ve tayin hakkı verilmelidir. Tüm belediyelerde, işçi sağlığı ve iş güvenliğine uygun çalışma ortamı oluşturulmalı, meslek hastalıklarına karşı önlemler alınmalı, iş yükü hakkaniyetli biçimde bölüştürülmelidir. İş kanunu, işçilerin lehine göre yeniden düzenlemeli, sendika ve toplu iş sözleşmesi kanununda değişiklik ile sendikal örgütlülüğün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Sendika aidatı tutarları derhal düşürülmelidir. Anayasa 128 maddesi gereğince belediyelerde, güvenlik, mimarlık, mühendislik, zabıta gibi alanlarda memur işi yapan tüm işçiler ayrım yapılmaksızın memur kadrosunda geçirilmelidir.Haksız işten çıkarmalarda, işçilerin iş akdini sona erdiren kamu görevlileri, işçiye ödenecek kötü niyet tazminatından kişisel olarak sorumlu tutulmalı, işten keyfi çıkarmaların önüne geçilmelidir. Bu haklı taleplerimiz için birkaç yıldır olağanüstü bir mücadele içerisindeyiz. İşyerlerinde örgütlenmekten, kent meydanlarında basın açıklaması yapmaya kadar, sosyal medyada sesimizi yükseltmekten, Meclis’te vekillere soru önergesi ve kanun teklifi verdirmeye kadar pek çok alanda haklarımız için mücadele ediyoruz. Mücadelemiz gün geçtikçe daha fazla ses getiriyor. Bu çalışmaları sayıca fazla işçi grupları ile birlikte yapmalıyız. Bunun için her işçi arkadaşımızı bizimle birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz, Katılın, birlikte değiştirelim.”
“YÜKÜ OMUZLAYAN AİLE SAĞLIK MERKEZİ ELEMANLARI KADROSUZ”
Aile Sağlık Merkezi Elemanları Derneği adına konuşan Özlem Şahin, “Bizler ne devlet büyüklerimize nede asmlere yük değiliz aksine yükü omuzlayan tarafız asmlerde kurum içinde sizlerle ilgilenen tıbbı sekreter att ebe hemşire ve temizlik personelleri kadrosuz. Asgari ve daha altında maaşlarla iki dudak arasında çalışıyor.18 bin kişi ile başladığımız bu yolda işten çıkarmalar yüzünden 13 bin civarı bir sayımız kaldı ve her geçen günde azalmaktayız.2022 kasım ayında yan odamızda 4a’lı çalışan kamu dışı aile sağlığı elemanları nasıl KPSS şartı aranmadan kadro ile müjdelendirildiyse o kadro bizimde hakkımızdır.Aynı iş aynı diploma fazla iş yükü ama farklı muamele gördük. aynı kurum içinde ayrıştırıldık. bu haksızlık daha fazla göz ardı edilmemelidir.Buradan değerli devlet büyüklerimize soruyoruz emekli olup çalışan personellerde dahil olmak üzere 13 bin kişi sayımız varken bu kadar kişi sizler gerçekten yük mü” dedi.
“SORUNLARIMIZIN ÇÖZÜLMESİNİ İSTİYORUZ”
Karayolları Taşımacılık Emekçileri Sendikası adına konuşan İsmail Otmar ise
“2010 yılında Yol İş Sendikası’nın açtığı davalar Yargıtay’da da onanınca 2012’den sonra KGM hizmet alımı ihalesini iptal edip anahtar teslimi ihalesine geçildi. Dün bizle birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız 2015 ve 2016 yılında kadro alırken bizler hala kadro alamadık. Bu da yetmiyormuş gibi Türkiye’de 1 milyon kişi kadro alırken 4 Aralık 2017’de anahtar teslim ibaresi yüzünden ve yüzde 70 maliyeti diye bir kriter yüzünden bizler tekrar kadro dışı bırakıldık. 2023 yılı içerisinde karayollarında mevcut çalışan taşeron işçi varken 3 bin kişi İŞKUR üzerinden kadrolu işçi alımı yapıldı dolayısıyla Şimdi de 100 bin kişinin kadroya alınacağına dair sözler verildi ama Öğrendiğimiz bilgilere göre tekrar bizlerin kapsam dışı kaldığımızdır. Bizler karayollarında asıl işi yapıyoruz Bu konuda yardımlarınıza ihtiyacımız var bizleri lütfen destekleyin sorunumuzunçözülmesini istiyoruz.”
]]>
2017’de kurulan ve ilk günden bu yana üye ile destekçi sayısını hızla artıran TÜMKİAD, 43’üncü şubesini Sakarya’da açtı. Derneğin il başkanlığı ise iş adamı Mehmet Zeki Ediz’e verildi. Sakarya ile birlikte 43 şubeye ulaşan dernekle birlikte şehrin ekonomik kazanımlarının arttırılması hedefleniyor. Bir otelde gerçekleşen törende İl Başkanı Ediz’in mazbatası ise TÜMKİAD Genel Başkanı Nihat Tanrıkulu tarafında takdim edildi. Her şehrin ve coğrafyanın kendine özgü güzelliklerinin olduğunu belirten Mehmet Zeki Ediz, “Sakarya’nın da verimli toprakları, yeni ve ilerici oluşumları, sanayi ve tarımın ayrıca hayvancılığın göz ardı edilmeyecek değerde ekonomiye katkısı vardır. Genel olarak baktığınız da uygun iklim şartları, ulaşımın rahat olması, tarım, turizm ve sanayinin aynı anda gelişme potansiyelinin varlığı, mekansal gelişim potansiyeli su imakanlarının kara ve demir yolunu olması, önemli merkezlere ve pazarlara yakınlığıyla sanayi sektöründe önemli bir potansiyele sahiptir” dedi.
“Gençlerimize ve kadınlarımıza her zaman öncelik vermek istiyoruz”
Gençlere ve kadınlara çalışmalarda öncelik vereceklerinin altını çizen Ediz, “Sakarya otomotiv, vagon ve mobilya sektöründe de öne çıkmaktadır. Ülkemizde az kaynakla ne kadar büyük başarılar elde edildiğiniz hepimiz biliyoruz. Şimdi ise çok daha verimli kaynakların olduğu Sakarya için tüm paydaşlar olarak güç birliği ve iş birliği içinde olmalıyız. Sakarya TÜMİKİAD olarak ben ve yönetim kurulum her yenilikçi düşünceye farklı bir bakış açısı katarak gençlerimize ve kadınlarımıza her zaman öncelik vermek istiyoruz. Burada asıl önemli olan iş birliği ortamını oluşturup içtenlik kazandırmaktır. Bunun için yapacağımız her çalışma öncesinde onlarla birlikte Ar-Ge çalışmaları yaparak ortak karar ve fikir birliği yapmak istiyoruz. Sakarya için yapılacak yatırımların önünü açmak ve bizlerde projelerimizle birlikte desteklerimizi vermek istiyoruz” diye konuştu.
“Siyaset bize ayar vermez, biz devletimiz için çalışıyoruz”
TÜMKİAD Genel Başkanı Nihat Tanrıkulu, “İş insanları olarak alın teriyle ekmeğimizi kazanıyoruz. Devletine kul olan devletinden korkmaz. Benim rengimden dolayı kimse beni öteleyemez. Hiçbir siyasi partinin ön bahçesi, arka bahçesi değiliz. Siyaset bize ayar vermez, biz devletimiz için çalışıyoruz. Bu ülke kimsenin babasının malı değil, bu ülke herkesin. İş insanlarının yeni bir dengeye ihtiyacı var. Bu toplumu bölmek isteyenlerle anlaşamayız, aynı masaya oturamayız. Herkesin bir siyasi görüşü var, bu devlet hepimizin. Benim hiçbir siyasi partiyle derdim, yok ben iş insanıyım, siyasi değil iş insanları için konuşacağım. Dün bizi eleştirenler, bugün bizi alkışlıyor. Bu millete hizmet için tabii ki para kazanacağız. Hiçbir zaman adam satmayacağım, adam satan her şeyi satar. Bu ülkenin üretmeye ihtiyacı var. Bu ülkenin yeni yüzlere ihtiyacı var. Devletin hakkını yiyenin kolu kırılsın. Ben bayrağıma, devletime aşığım. Ben bu derneğe siyaseti sokarsam yarın istifa ederim. Bu dernek devletçi bir STK kültürünü bu ülkeye kazandıracaktır” şeklinde konuştu.
İl başkanlığı açılış törenine Cumhur İttifakı Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yusuf Alemdar, TÜMKİAD Genel Başkanı Nihat Tanrıkulu, TÜMKİAD Sakarya Şubesi İl Başkanı Mehmet Zeki Ediz, MHP İl Başkanı Oğuz Alkaş, SATSO Meclis Başkanı Erdem Ercan, SASKİ Genel Müdürü Yiğit Turan, Baro Başkanı İlknur Ebiz Yıldız, Mali Müşavirler Odası Başkanı Erdinç Atalay, İl Gençlik ve Spor Müdürü Nevzat İnanç ve iş adamları katıldı. – SAKARYA
]]>Sabah saatlerinde gözaltına alınan C.D., ifade işlemleri için İliç Adliyesi’ne sevk edildi. Burada ifade veren zanlı, yurt dışına çıkış yasağı getirilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında maden ocağını işleten firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, 2 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
İÇİŞLERİ BAKANI: 35 MİLYON METREKÜP TOPRAK VAR
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, liç alanında 35 milyon metroküp toprak olduğunu vurgulayarak toprak kaymasıyla birlikte Sabırlı Dere’ye 5 milyon metroküplük yeni bir kütle geldiği bilgisini paylaştı.
Günlük 1500 kamyonla tahliye yapıldığını da ekleyerek toprak altındaki 9 ailenin yakınlarını ziyaret ettiklerini belirten Yerlikaya, 2 bin 700 insan gücünün yer aldığı 500’ün üzerinde arama kurtarma ekibiyle çalıştıklarını, araç ve insan kaynağı olarak eksik olmadığını açıkladı.
ENERJİ BAKANI: HALK SAĞLIĞINA ZARAR VERECEK BİR ŞEY YOK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Arkada çok büyük bir kütle var. 3 ayrı noktaya aktığını görüyoruz. Buradaki toprak kütlesinin taşınacağı alanın hazır hale getirilmesi önemliydi. Büyük bir fedakarlık içerisinde çalışmalar devam ediyor. Çevre anlamında her türlü tedbiri almış durumdayız. DSİ alana su girmemesi için ciddi bir çalışma yürütüyor. Yeni bir su hareketini kontrol altına almak için çalışmalar yapılıyor. Şu anda halk sağlığına zarar verecek bir şey olmadığı belirlendi. En kısa zamanda kurtarma ve arama faaliyetiyle ilgili sonuç almayı ümit ediyoruz.”
Bayraktar, toprağın gideceği mermer ocağıyla ilgili hazırlıkların bittiğini belirtip onay sonrası toprak taşınmasına başlandığını söyledi. Bayraktar, radar ve dedektörlerle yapılan çalışmalarda tespit edilen noktalar olduğunu açıklarken “Bölüm bölüm kısım kısım tespit edilen noktalara göre kurtarma çalışmaları devam ediyor. Alınan numunelerin hiçbirisinde herhangi bir risk görünmüyor. İşçilere ulaşıldığında da buradaki tüm toprağı kaldırmak durumundayız.”
BİLİRKİŞİ HEYETİ ÖN RAPORU: ÇATLAKLAR GÖZ ARDI EDİLMİŞ
Maden sahasında incelemelerde bulunan iş güvenliği uzmanı, çevre, jeoloji, inşaat ve ziraat mühendislerinin bulunduğu heyetin hazırladığı bilirkişi ön raporunda, aralarında “yığındaki çatlaklar için vaktinde önlem almayan” proses oksit müdürünün de bulunduğu 5 kişi asli kusurlu bulunmuştu.
Raporda oksit operasyon başmühendisinin de yığın liçinde meydana gelen çatlaklar konusunda iş güvenliği uzmanı tarafından defalarca uyarılmasına rağmen solüsyon verdiği ve yığın liçinde hareketi hızlandırdığı, çatlakların belli aralıklara gelmesini gördüğü halde bunu hiçe saydığı, bu riskli durumu bilmesine rağmen alanın boşaltılması konusunu göz ardı ederek çalışanların can güvenliklerini tehlikeye attığının tespit edildiği vurgulanmış ve kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varılmıştı.
6 ZANLI TUTUKLANMIŞTI
Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İliç’teki maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve İliç Adliyesine çıkarılan J.R.G, A.C, H.Ü, M.B, Ş.D, S.D, M.T. ve A.R.K, savcılıktaki ifadelerinin ardından sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, zanlılardan altın madeni ocağını işleten şirketin Kanadalı yöneticisi J.R.G’nin de aralarında bulunduğu 6’sı tutuklanmış, 2 zanlı adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.


Aydın’da Belgesem İş ve Tarım Makineleri Operatör Yetiştirme Kursu’nun belediye protokolüyle açtığı beko loder kursuna katılan 2 çocuk annesi Gülen Yılmaz, otomobilden önce kepçe kullanmayı öğrendi. En büyük destekçisinin eşi olduğunu ifade eden Yılmaz, sınavı geçmesinin ardından Aydın’ın belgeli ilk kadın beko loder operatörü olacak. Bir yandan otomobil ehliyeti için de kursa giden Yılmaz, kepçeyi kullanmanın otomobile göre zevkli ve heyecanlı olduğunu söyleyerek, kadınların da istedikten sonra her şeyi başarabileceğini belirtti. Cesareti ve azmiyle öne çıkan Yılmaz, sıra dışı hikayesiyle dikkatleri üzerine çekiyor. İş arayışıyla başladığı eğitimde, otomobil kullanmayı bilmeden önce kepçe operatörlüğü öğrenen Yılmaz, şimdi ise belgeli bir beko loder operatörü olacak.
“Kadınlara cesaret olsun istiyorum”
Sadece kendisi için değil, hemcinslerine de cesaret vermek istediğini ifade eden 2 çocuk annesi Gülen Yılmaz; “Belediyenin böyle bir protokol imzaladığını gördüm. Ben de iş arıyordum. Kendimi burada geliştireyim, gideyim dedim. Seçenekler arasında birçok operatörlük vardı ama beko loder tercihim oldu. İlk başta buraya iş amaçlı geldim. Bu konuda geliştireyim, bir belgem olsun, bunun üzerine iş ararım diye düşünerek gelmiştim ama buraya geldiğimde beko loder çok cazip geldi. Baktım ki ben den başka hiç bayan yok. Ben beko loder ile ilerlemek istedim. Gerçekten çok zevkli ve bir sürü erkeğin içinde tek olmak da çok güzeldi. O yüzden beko loder ile devam etmek istiyorum. Aynı zamanda kadınlara da bir cesaret olmasını istiyorum” dedi.
“En büyük destekçim eşim”
Otomobil kullanmadan önce kepçe kullanmayı öğrendiğini sözlerine ekleyen Yılmaz; “Daha önce araba kullanmadım. Direksiyon eğitimim yok denecek kadar az. Kepçe ile başladık sürücülüğe. İlk başlarda o yüzden çok zorlandım. Çünkü araba kullanmayı bilmediğim için alt yapım olmadığı için baya bir zaman aldı öğrenme aşaması ama ilk olarak nasip olursa kepçe operatörlük belgesini alacağım. Şimdi bir yandan araba için de uğraşlarım var. Onun eğitimini de alıyorum ayrıyeten ama ilk olarak operatörlük belgesini alacağım. Araba kullanmaktan bu daha farklı ve zevkli. Beko loder daha çok heyecan verici. Bu kursa gelirken etrafıma, eşime sordum. Eşim de beko loderi yap dedi. Yapamazsam diye sorduğumda ise en azından denemiş olursun ne kaybedeceksin ki dedi bana. En büyük destekçim eşim. Bende de bu konuda biraz merak var. İlk geldiğimde çok korkuyordum ben de. Araca ilk çıktığımda eyvah, bu nasıl bir şey dedim. Ne yapacağım dedim ama korkulduğu gibi değilmiş. İlk başta, evet çok zorlandım, hatta yapamam dedim. Fakat şu anda çok zevkli” şeklinde konuştu.
“Bu konuda gerçekten gururluyuz”
Kurumun kurucularından ve eğitmenlerinden olan Yüksek Öğretmen Okan Sezgin ise operatörlük kurslarında kadınların sayısının her geçen gün daha da arttığını ifade ederek “Bir yıldır hizmet verdiğimiz firmamızda şu ana kadar yaklaşık 2 bin adayımızın hem eğitimini verdik hem belgelendirmelerini yaptık. Belediyelerden veya bireysel olarak başvuru yapan bayan adaylarımızın sayısı şu an bir hayli fazla hatta Aydın ortalamalarının üzerine çıktık diyebiliriz. Kurumu ilk kurulduğumuz zamanlarda 10 olan bayan kursiyer sayımız şuan 70 civarına ulaşmış vaziyette. Kursumuza katılan Gülen Hanım da, yaklaşık 1 ay önce başlayan eğitimimizle şu anki seviyelerine gelmiş durumda. İlk başladığında kendisi hiç araç kullanmadığını beyan etmişti ve biz araçtan ziyade iş makinesi kullanmayı öğrettik kendisine. Bu konuda gerçekten gururluyuz. Demek ki hiç makine ya da araç kullanmamış bir kişinin de bu makineyi kullanabileceğini göstermiş olduk. Burada önemli olan insanın, kendisine inanmasıdır. Gülen Hanım, eğitimlerini tamamladıktan sonra Aydın’da belgeli ilk kadın beko loder operatörü olacak. Bu anlamda da kendisine başarılar diliyoruz” dedi. – AYDIN
]]>Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden 2019 yılında mezun olan 30 yaşındaki Oğuzhan Gökköz, Uşak’ta bir büyükbaş hayvan çiftliğinde görev yaptı.
Hayvanların üretimi, beslenmesi, hastalıkları ve genetik özellikleri hakkında aldığı teknik eğitimi çalışma hayatında pratiğe dönüştüren Gökköz, kendi işini kurmak için 2022 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının “Uzman Eller Projesi”ne başvurdu.
Bakanlık tarafından başvurusu onaylanan ve 100 bin lira hibe desteği sağlanan Gökköz, 2022 yılının Ağustos ayında dedesinin memleketi olan Sarıdere köyüne giderek akrabalarına ait atıl vaziyetteki bir ev ile ahırı kiraladı.
Hibe desteğiyle 50 koyunla işe başlayan Gökköz, kısa sürede 120 koyuna ulaştı. Sabahın erken saatlerinde kuzularını besledikten sonra koyunlarını meraya otlatmaya götüren Gökköz, adak ve kurbanlık satışı yaparak geçimini sağlıyor.
Gökköz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukluğundan bu yana kendi işini yapmanın hayalini kurduğunu söyledi.
Mezuniyet sonrası köye yerleşme fikrini ortaya attığında ailesinin karşı çıktığını, kararlı olduğunu anladıklarında destek verdiklerini ifade eden Gökköz, köyde yaşam şartlarının şehre göre daha zor olmasına rağmen yaşamından keyif aldığını ve huzurlu olduğunu belirtti.
Yaptığı işi çok sevdiğini anlatan Gökköz, şöyle konuştu:
“Ben ilk başta bu işe başlayacağım zaman, ‘sen çobanlıktan ne anlarsın, üniversitede öğrendiğin teorik bilgilerle bu işi beceremezsin’ gibi söylemler çok oldu. Ben hiçbirini takmayarak inandığım yolda yürümeyi tercih ettim. Geldim burada çobanlık yaptım. Ahır da temizledim. Hayvanları yemledim. Bütün işleri yaptım. Köye ilk geldiğimde ‘3 ay sonra gidersin’ diyen kişiler artık bana bilgi sormaya başladılar. ‘Kuzulara ne vereyim, hangi yemle besliyorsun’ gibi çevreden bilgi sormaya gelenler oluyor. Onlara da yardımcı olmaya başladık. Benim düşüncem, kendinize inanıyorsanız bu işe girin. Kimse bilemez sizin yapıp, yapamayacağınızı. Ben şu an aldığım kuzularla, yaptığım üretimle bu işi sürdürülebilir olarak yapabildiğimi gördüm, millete de gösterdim.”
Bu işe girmek isteyenlerin korkmaması gerektiğini, Tarım ve Orman Bakanlığının hibe destekler sağladığını belirten Gökköz, özellikle hayvancılık üzerine eğitim alanlara başka meslek gruplarında çalışmak yerine bu işlere girmelerini önerdi.
Hedef daha yüksek verim elde etmek
Okulda aldığı eğitimler sayesinde yaptığı uygulamalarla koyunlardan elde ettiği verimin arttığına dikkati çeken Gökköz, şunları kaydetti:
“Benim hedefim, hayvanlardan yüksek verim elde edebilmek için neler yapabiliriz, üniversitede öğrendiğimiz bilgileri kullanarak günlük canlı ağırlık artışını nasıl arttırabilirim, iki yılda 3 kuzu nasıl alabilirim gibi çalışmalar yapmak. Burada, literatürde geçen, 3 ayda 30 kilo canlı ağırlık artışı rakamını yakalayabiliyoruz şu an. Ben bunun daha da üstüne çıkmak istiyorum. İthal hayvanlarla bu iş daha rahat yapılabiliyor ama ben seçtiğim Eşme ırkı olan yerli ırkla bu işi ilerletmek istiyorum. Uşak’ta bulunan Eşme ırkından daha yüksek verim elde etmek, et verimi açısından ilerlemek istiyorum. Üretim yapmak, hayvanlara verdiğim emeğin karşılığını almak beni heyecanlandırıyor. İleride hedefim, ıslah çalışması yaparak Uşak’ta güzel bir koyun ırkı elde etmek.”
]]>Yazıcı, yerel seçim öncesi partisince 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, yağmura rağmen kendilerini yalnız bırakmayan vatandaşlara teşekkür etti.
“Siz bizi hiç yanıltmadınız.” ifadesini kullanan Yazıcı, “Biz de sizin desteğinize aykırı asla hiçbir iş yapmadık. Siz ne dediyseniz onu inşa ve icra ettik. Rize’yi değiştirdik, dönüştürdük. Türkiye’yi değiştirdik, dönüştürdük. Çünkü yola çıkarken, ‘Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde tek hedef milletin hukukunu koruyacağız, insanımızın hayat standardını yükselteceğiz, önündeki sosyoekonomik engelleri azaltacağız, hayatınızı rahatlatacağız.’ dedik, öyle yapmadık mı? Çünkü sözümüz söz.”
Yazıcı, işlerinin eser ve proje üretmek olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye bir bütün olarak baktık. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, insanımızın birlik ve beraberliği her şeyin önünde ve üstünde. Dolayısıyla Türkiye’nin gücüne güç kattık ama bu gücün arkasında kim var? Siz varsınız, siz. Çünkü AK Parti siyasetinin temelinde millet var. Millet ne diyorsa o. Milletin önündeki engelleri, demokratik hakkını kullanmasına engel olacak unsurları, sizden aldığımız güçle liderimizin ve ekip arkadaşlarının duruşuyla bir bir bertaraf ettik. Ne derse milletle ‘Gücümüz millet, işimiz hizmet’ dedik ve öyle yürüdük ve 20 yılı aşkındır bu sözümüz bizim rehberimiz oldu, asla şaşmadık.”
Milletle gurur duyduklarını dile getiren Yazıcı, “Eksiğimiz var, onları da biliyoruz. Onları da imkanları çoğaltmak suretiyle bir plan dahilinde mutlaka biz çözeriz.” diye konuştu.
Yazıcı, seçimlerin demokrasinin en önemli mekanizması olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Siyasi partiler, seçimler yoluyla milletin huzuruna çıkar. Oy ve destek ister, yetki ister. İster iktidarda ister muhalefette olsun siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsudur. Demokratik rejimler böyle tanımlanır. Ama bugün dönüp baktığınız zaman muhalefette herhangi bir ümit görüyor musunuz? Tarumar olmuş, darmadağınık, aday bile belirlemekten aciz duruma düşmüş bir muhalefet var. Dolayısıyla siz süreçlerde milletin bu tarzını, demokrasinin bu erdemli ilkelerini gözetmek suretiyle süreçleri bir bir inşa ediyorsunuz.”
Türkiye’de 2002’den bugüne kadar 16 seçim yapıldığını ifade eden Yazıcı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu seçimlerde, referandumlarda, milletvekilliği, yerel seçimlerin tamamında AK Parti’ye destek verdiniz, tek başına yetki verdiniz. Bunun farkındayız. Sizi asla mahcup etmedik ve asla mahcup etmeyeceğiz. Güç, sizin gücünüz. İnşallah 31 Mart’ta Rize ve ilçelerinde Cumhur İttifakı ile birlikte süreci daha muhkem şekilde inşa etmeye kararlı mısınız? Hanelerinizden bereket eksik olmasın, gönlünüzde sevgi coşsun, taşsın, birbirimizi çok sevelim.”
“İnsanımıza dokunan hizmetleri öncelikli hale getiriyoruz”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Ziya Yılmaz, belediyeciliğin, yerel yöneticiliğin AK Parti’nin işi olduğunu söyledi.
Bu işi ne kadar iyi yaptıklarını muhalefetin de kabul ettiğini belirten Yılmaz, “Muhalefetten öteye de dünya ülkelerinin yerel yöneticileri de kabul ediyor. ‘Nasıl başarıyorsunuz, nasıl bu işleri yapıyorsunuz?’ dediklerinde, biz onlara diyoruz ki ‘AK Parti, bir belediyecilik okulu aynı zamanda. Çünkü bu okulun ilk kurucusu Cumhurbaşkanı’mız, dünya liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’dır.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, gece gündüz demeden hizmet esaslı çalıştıklarını dile getirerek, “İnsanımıza dokunan hizmetleri öncelikli hale getiriyoruz. Mazeret uydurmuyoruz. Algı yönetimi yapmıyoruz. Sosyal medya vasıtasıyla birtakım algılar yaparak, yapmadığımız, yapamadığımız işlerin palavrasını atmıyoruz.” diye konuştu.
Yılmaz, 31 Mart seçimlerinin çok önemli olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Burada adeta bugüne kadar kaydettiğimiz başarı öykülerinden bir tanesini daha yazacağız. Allah’ın izniyle bugüne kadar her seçimde elde ettiğimiz başarılar gibi yeni bir başarının daha sizler sayesinde imzasını atacağız. Ama bu süre içinde durmadan, yorulmadan kapı kapı koşacağız. Yorulmadan, koşmadan, uğrunda uğraş vermeden elde edilmiş olan bir başarı, başarı sayılmaz. Onu da bizim başarımız gibi görmeyiz. Bu süre içerisinde biraz yorulalım, biraz koşalım ve Allah’ın izniyle 1 Nisan 2024 sabahı büyük bir başarı öyküsünü yazmış olmanın rahatlığıyla güne başlayalım.”
“Türkiye Yüzyılı’na koşuyoruz”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, Rize’nin mücadele etmek, çalışmak anlamına geldiğini söyledi.
“Rize demek, her şartta ve her durumda bu millet için bu memleket için ne gerekiyorsa yapmak demek.” ifadesini kullanan İleri, “Allah’a şükür liderimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde onun kadroları olarak inşallah sizlere yakışır bir şekilde, sizlere layık olacak bir şekilde bu memleket için bu millet için varımızla yoğumuzla çalışacağız ve çalışıyoruz.” dedi.
Ömer İleri, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Şu önümüzdeki dönem inşallah hep beraber Rize’mizle Samsun’umuzla Trabzon’umuzla memleketimizin batısıyla doğusuyla kuzeyiyle güneyiyle Türkiye Yüzyılı için hazırlanıyoruz. Türkiye Yüzyılı için ilerliyoruz. Türkiye Yüzyılı’na koşuyoruz. Yeri geliyor milli elektrikli aracımızı çıkartıyoruz, yeri geliyor milli muharip uçağımızı üretiyoruz, yeri geliyor uzaya uydu fırlatıyoruz, yeri geliyor Gabar’dan petrol çıkartıyoruz, yeri geliyor Karadeniz’den gaz çıkartıyoruz. Bizler biliyoruz ki bu millet, misyonu olan bir millettir. Bu millet, istikameti olan bir millettir. O istikametin adı da Türkiye Yüzyılı’dır. Türkiye Yüzyılı’nın doğacağı şehirlerden biri de pek tabii Rize’dir.”
]]>CHP’nin Beyoğlu Belediye Başkan Adayı İnan Güney, 31 Mart Yerel Seçim öncesi, projelerini anlattı. Kentsel dönüşüme vurgu yapan Güney, “Önümüzdeki 5 yılı kentsel dönüşüm seferberlik dönemi ilan ediyoruz. Siyaset üstü bakacağız. Herkesin ortak konusu, ortak gündemi kentsel dönüşüm. Yerinde, adil ve hakça bir dönüşümün güvencesi biz olacağız” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Beyoğlu İlçesi Belediye Başkan Adayı İnan Güney, Beyoğlu’nda bulunan Ses Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen etkinlikle projelerini kamuoyuyla paylaştı.
“YERİNDE, ADİL VE HAKÇA BİR DÖNÜŞÜMÜN GÜVENCESİ BİZ OLACAĞIZ”
Kentsel dönüşüme vurgu yapan Güney, “Okmeydanı bölgesinin 29 adasında projeler hazırladık. Alanında uzman mimar ve şehir plancılarının hazırladığı ve 1 Nisan’dan sonra başlatacağımız bu örnek ada projesinde 694 daire bulunuyor. Burası dönüşüm bütçesini kendi lokasyon değeri ile yaratan ve üzerine belediyeye 250 tane rezerve daire kazandıran bir ada. Yani bu adada vatandaşın dairesine daire veriyoruz, vatandaş herhangi bir ödeme yapmıyor, proje kendi maliyetini finanse ediyor. Üstüne üstlük diğer yapı adalarındaki dönüşümde kullanmak üzere Beyoğlu Belediyesi’ne 250 rezerv daire kalıyor. Rant odaklı olmayıp, halkın menfaati öncelenirse, bu planlar müteahhit gruplarıyla değil sokaklarda yapılırsa Beyoğlu Okmeydanı bölgesi kendi içerisinde dönüşüm bütçesini taşımaktadır. Önümüzdeki 5 yılı kentsel dönüşüm seferberlik yılı ilan ediyoruz. Konuya siyaset üstü bakacağız. Dönüşümü Beyoğlu Belediyesi’nin iştirak şirketi Dönüşüm AŞ., İBB’nin en güvenilir kurumlarından biri olan KİPTAŞ ve kamu, özel işbirliği ile yapacağız. Bakanlığımızın kapısını açacağız ve bu meseleye siyaset üstü bakmalarını talep edeceğiz.Yerinde, adil ve hakça bir dönüşümün güvencesi biz olacağız.” dedi.
“HALKÇI BELEDİYECİLİĞİN EN GÜZEL UYGULAMASINI BEYOĞLU’NDA GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
İmar rantına izin vermeyeceklerini vurgulayan Güney, “Hiçbir zaman İnan Güney şuradaki yeşil alanı imara açtı diye duymayacaksınız 5 yıl boyunca. Hiçbir zaman bir tane kamusal alanı kapattı, rant verdi diye duymayacaksınız. Halkçı belediyeciliğin en güzel uygulamasını Beyoğlu’nda el ele verip gerçekleştireceğiz” dedi.
Güney’in projelerinden önce çıkanları şöyle:
GENÇ İSTİHDAMIPROJESİ İLE BEYOĞLU’NUN İKİ YAKASINI BİR ARAYA GETİRECEĞİZ
*’Beyoğlu İşimiz’ projesiyle Beyoğlu’nun iki yakasını bir araya getireceğiz. Beyoğlu’nun ekonomik gerçeklerine uygun meslek edindirme kursları açacağız.
*Beyoğlu HünerliEller Projesi ile ustaların yeteneklerini, birikimlerini gençlere aktarabilecekleri programlar tasarlayacağız. Ustalara çırak, çıraklara da usta bulacağız, el sanatlarını, zanaatları yaşatacağız.
*Açacağımız Kadın istihdam Merkezi ile kadınların iş hayatında daha güçlü ve üretken olmalarını sağlayacağız. İngilizce kursları, mesleki eğitim atölyeleri, dijital okur-yazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri gibi fırsatlarla kadınların istihdama katılmasını sağlayacağız. Kadınların iş kurmaları ve geliştirmelerine destek olacağız.
*’İlk İşim Beyoğlu’ projesi ile 18-29 yaş arasındaki ihtiyaç sahibi ve girişimci gençlerimizin ilk işlerini kurmalarına destek amacıyla ücretsiz danışmanlık hizmeti ve 50 bin TL maddi destek sağlayacağız.
*Esnaf destekleme programı ile Beyoğlu’nda esnafımıza harç ve vergilerde ödeme kolaylığı sağlayacağız. Belediye esnafın kapısını çaldığında açığını arayan değil, esnafa nasıl yardımcı olabiliriz anlayışında olacağız. Beyoğlu’ndaki en büyük sorunlardan birisi ‘geçici ruhsat’. Bu bir zulme dönüştü ve adeta sürekli ruhsatın muadili olmuş durumda. Biz geldiğimizde ruhsat zulmünü sonlandıracağız.
ALAN EL VEREN ELİ GÖRMEYECEK, OKULLARDA BESLENME PAKETİ DAĞITACAĞIZ
*Örnektepe, Sururi, Hacıahmet ve Küçükpiyale mahallelerinde kuracağımız Aile Yaşam Merkezlerinde sosyolog, psikolog, sosyal hizmet ve hukuki destek uzmanları ile danışmanlık ve sosyal destek hizmetleri vereceğiz.
*İhtiyacı olan her mahallede 3-6 yaş grubu çocuklar için tam süreli hizmet edebilecek kreşler açacağız.
*Okul beslenme paketi ve süt projesi ile öncelikli olarak ihtiyaç sahibi mahallelerdeki okullarda ilköğretim çocuklarına beslenme paketi ve süt desteği sağlayacağız. Alan el veren eli görmeyecek şekilde, çocukları rencide etmeden, yemekleri akşamdan eve teslim ederek sessiz bir şekilde dağıtım yapacağız.
EMEKLİ EVLERİ AÇILACAK
*Beyoğlu’da en az 3 mahallede emekli evi açacağız.Emekli evlerinde emeklilerimizin vakit geçirebileceği, sosyalleşebileceği aktiviteler ve etkinlikler sunacağız. Yılın belirli dönemlerinde inanç ve kültür gezileri düzenleyeceğiz.
*Cihangir’de açılacak Beyoğlu Yaş Alma, Demans ve Alzheimer Merkezi’nde ileri yaşlı Beyoğlu sakinleri için sosyalleşme imkanı sunmanın yanı sıra gün içerisinde evde tek kalan ve bakıma muhtaç alzheimer ve demans hastaları için geriatri bakım hizmeti vereceğiz.
*Emeklilere pazar desteği.Yılda 3 kez 5 bin TL olmak üzere pazar desteğini İBB’den alabilecekler.
*Beyoğlu Gençlik Merkezleri. Bir teknoloji merkezi olarak faaliyet gösterecek inovatif merkezin içinde ortak çalışma alanları ve kütüphaneler yer alacak. Genç girişimler için yapay zeka, kodlama gibi alanlarda sertifika eğitim programları sunacağız.
*Beyoğlu Tıp Merkezi ile tüm Beyoğlululara koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri vereceğiz.
*Can Dostum 7/24 Projesi. Sokak hayvanlarını Beyoğlu’nun barınaklarına gönül rahatlığı ile bırakabileceksiniz. Diğer ilçelerin hizmet alanlarına gitmenize gerek kalmayacak. Can dostlarımız için aşı, yaygın kısırlaştırma ve 7/24 veterinerlik hizmetleri vereceğiz. Acil durumlarda, veteriner ambulanslarımızı zor durumda olan sahipsiz hayvanlarımıza ulaştıracağız.Veteriner hizmetlerimizi Mobilvetambulanslar aracılığıyla sokağınıza kadar ulaştıracağız.
*İnanç merkezlerine bakım, onarım ve yapım desteği vereceğiz. Yakınları vefat eden komşularımız için taziye evi, dini görevli, ulaşım ve gıda desteği sağlayacağız.
BEYOĞLU’NU DENİZLE BULUŞTURACAĞIZ
*Beyoğlu Karaköy Meydanı düzenlemesi ile kamusal kullanım alanı etkin ve kullanışlı hale getiriliyor.
*Beyoğlu denize kıyısı olan bir ilçe. Mesela Kasımpaşa’da 1,5 km’lik sahil kesimi var ama ancak 100 metreden denize ulaşılabiliyor. Haliç kıyı alanlarında yapacağımız kıyı alan düzenleme projeleri ile Beyoğlu’nu deniz ile buluşturacağız.
*İBB’nin öncülüğünde Hasköy kıyı alanı düzenlemesi yapılacak ve itfaiye merkezi açılacak.
*Taksim Okmeydanı güzergahında yeni metro hattı açılacak.
*Etibank da bir prestij caddesi olacak, esnafın ve yaşayanların yüzü gülecek.
*Beyoğlu’nun en önemli eksikliklerinden bir tanesi katlı otoparklar ve kapalı pazar yerleri. Dolapdere, Piri Paşa, Sütlüce ve Kulaksız bölgeleri başta olmak üzere Beyoğlu’nda otopark sorununu kapalı pazaryeri, kapalı otopark ve zemin üstü yeşil alan olarak düzenleyeceğiz.
*Kent Tamir Beyoğlu Projesi. Beyoğlu’nun SİT alanında kalan tarihi yapılarımızın rolöve ve restorasyon süreçlerini belediyemizin oluşturacağıkent tamir programı, İBB Kültür Mirası Koruma Müdürlüğü ve komşularımızın işbirliğiyle gerçekleştireceğiz.
*Beyoğlu Han ve Pasajlarını Yaşatma Projesi. İBB işbirliğiyle İstanbul’un ticaret ve sosyal hayatına uygun olarak Beyoğlu’nun han ve pasajlarını yeniden İstanbul’un kullanımına açacağız.
*Beyoğlu Metrohan.Tünelde bulunan 122 yaşındaki Metrohan, İBB Miras tarafından restore edilerek İstanbul’un en önemli kültür sanat merkezlerinden biri olacak.
*Haliç Tershanesi İkinci Etap İstanbul Sanat Müzesi. Osmanlı denizciliğinin üstü Haliç’te, Fatih Sultan Mehmet’in mirası Tersane-i Amire’ye sahip çıkıyoruz.Bir bölümü İstanbul Sanat Müzesi haline gelen Haliç Tershanesi’nde İBB Kültürel Miras Koruma Müdürlüğü ile birlikte Performans Sanatları Merkezi ve Deniz Kültürü Müzesi açacağız.
*Beyoğlu’nda tüm yıla yayılan kültür, sanat ve müzik festivalleri ile park ve meydanlarımızda çocuklar ve gençlerle buluşacağız.
]]>Memleket Partisi, düzenlediği aday tanıtım toplantısıyla 31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul il ve ilçe belediye başkan adaylarını açıkladı. Memleket Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Parti kurucusu Genel Başkan Yardımcısı, Berk Hacıgüzeller oldu. Partisinin aday tanıtım etkinliğinde konuşan Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, eğitim sistemindeki bozulmaya dikkat çekti. İstanbul Üniversitesi’nin ziyarete açılmasını eleştiren İnce, “Madem İstanbul Üniversitesi’nin kapısını vatandaşa açtın, Marmaris’teki yazlık sarayı, Ankara’daki sarayı bütün odalarıyla vatandaşa aç da şatafatı görsün millet.” dedi.
İstanbul Beyoğlu’ndaki bir otelde düzenlenen aday tanıtım toplantısında, Memleket Partisi’nin İstanbul il ve ilçe belediye başkan adayları açıklandı. Partisinin aday tanıtım etkinliğinde konuşan Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2028 hedeflerini eleştirerek şöyle konuştu:
“TÜRKİYE’DE HER ŞEYE KARAR VEREN BİR TEK ADAM VAR”
“Bunlar bir hedef vermişlerdi 2023 hedefi. Hedef şuydu; ilk 10 ekonomi arasına girecektik. 500 milyar dolar ihracatımız olacaktı. Kişi başına 25 bin dolar gelirimiz olacaktı. Bize 22 sene önce bu hedefi verdiler. Bunların hiçbirisi tutmadı. Şimdi Mehmet Şimşek diyor ki, 2028 itibarıyla fiyat istikrarını sağlayacakmışız. Yalandan kim ölmüş. 22 sene önce verdiğiniz sözleri gerçekleştirdiniz mi de şimdi 4 yıl sonrasına söz veriyorsunuz? Ben eminim 1 Nisan’dan sonra artık ‘Nas var Mehmet sen de yapamadın çekil kenara’ majestelerinin bakanını da çektiriverir kenara. Çünkü Türkiye’de her şeye karar veren bir tek adam var.”
Türkiye’nin en büyük probleminin deprem olduğunun altını çizen İnce, kentsel dönüşüme dikkat çekti.
1 Nisan’dan sonra zam yağmuru olacağını, pahalılığın zirvede olacağını söyledi. Bir uyarıda daha bulunan İnce, 1 Nisan’dan sonra ortada parti kalmayacağını hepsinin döküleceğini belirtti.
Belediyeleri kazandıkları takdirde”3A belediyecilik anlayışı” sağlayacaklarını vurgulayan İnce, bunların da “akıl, adalet ve ahlak” olacağını belirtti.
“MARMARİS VE ANKARA’DAKİ SARAYLARIN KAPILARINI DA AÇ VATANDAŞ ŞATAFATI GÖRSÜN”
Eğitim niteliğinin çöktüğünü söyleyen İnce, “Özerk üniversiteyi kuracağız. Üniversitenin bütün bileşenleriyle aynı masada oturacağız. Üniversiteleri kafeteryalara, çay bahçelerine benzetmeyeceğiz. Üniversiteyi millet bahçesi zannediyor her halde İstanbul Üniversitesi’nin kapısını vatandaşa açmış. Böyle bir saçmalık olur mu? Ben bir öneride bulunayım. Madem İstanbul Üniversitesi’nin kapısını vatandaşa açtın, Marmaris’teki yazlık sarayı, Ankara’daki sarayı bütün odalarıyla vatandaşa aç da şatafatı görsün millet. O yetmez ise Ahlat’taki sarayı da aç. O yetmez ise Dolmabahçe Köşkü’nü Vahdettin Köşkü’nü, bütün köşkleri de aç. Vatandaş bir görsün ejder meyveli smoothie nerede yapılıyormuş bir görsün. Beyaz çay nerede içiliyormuş bir görsün” diye konuştu.
Muharrem İnce’nin konuşmasının ardından İstanbul il ve ilçe adayları açıklandı.
ADAYLAR AÇIKLANDI
İstanbul il ve ilçe belediye başkan adayları şöyle:
Arnavutköy Belediye Başkan Adayı Ruhi Tuncer, (Parti Meclis Üyesi)
Ataşehir Belediye Başkan Adayı Reşat Şahin Öztürk, (Gazeteci, ekonomist)
Avcılar Belediye Başkan Adayı Çiğdem Eriş (İş insanı)
Bağcılar Belediye Başkan Adayı Bülent Uygur (İş insanı)
Bahçelievler Belediye Başkan Adayı Kerem Usta (Siyaset bilimci)
Bakırköy Belediye Başkan Adayı Ümit Yaşar Demir (İş insanı)
Başakşehir Belediye Başkan Adayı Necdet Alavi (Mali müşavir)
Beykoz Belediye Başkan Adayı Ufkun Doğan, (Parti kurucusu, Parti Meclis Üyesi, İş insanı)
Beylikdüzü Belediye Başkan Adayı Cihan Avcı (Avukat)
Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Yavuz Fırıldak (Sanat yönetmeni)
Büyükçekmece Belediye Başkan Adayı İbrahim Dönmez (Parti Meclis Üyesi, Mali müşavir)
Çatalca Belediye Başkan Adayı Gökhan Çavuşdağ (İş insanı)
Çekmeköy Belediye Başkan Adayı İbrahim Biçer, (Yapımcı, yönetmen, iş insanı)
Esenyurt Belediye Başkan Adayı Tanju Karakuş (İlçe başkanı, iş insanı)
Eyüpsultan Belediye Başkan Adayı Ali Yeditepe (İş insanı)
Fatih Belediye Başkan Adayı Ayşegül Sevinmiş (Eğitimci)
Gaziosmanpaşa Belediye Başkan Adayı Ahmet Hızlı (Emekli)
Güngören Belediye Başkan Adayı Tunca Tuncer (Mali müşavir)
Kadıköy Belediye Başkan Adayı Fahrettin Eroğlu (İnşaat mühendisi)
Kağıthane Belediye Başkan Adayı Hasan Söyler (İş insanı)
Kartal Belediye Başkan Adayı Murat Dal (Makine mühendisi)
Küçükçekmece Belediye Başkan Adayı Mikail Yılmaz (İş insanı)
Maltepe Belediye Başkan Adayı Orhan Can Subaşı (İş insanı)
Pendik Belediye Başkan Adayı Kaan Tangöl (Uçak mühendisi)
Sancaktepe Belediye Başkan Adayı Adem Kaya (İş insanı)
Silivri Belediye Başkan Adayı Zülfiye Güneş (Tarihçi)
Sultanbeyli Belediye Başkan Adayı Murat Dönmez (Elektrik teknikeri)
Şişli Belediye Başkan Adayı Mehmet Güvercin (İş insanı)
Tuzla Belediye Başkan Adayı Sayit Terzi (İş insanı)
Üsküdar Belediye Başkan Adayı Lale Özel (İş sağlığı güvenliği uzmanı ve eğitimci)
İBB ADAYI BERK HACIGÜZELLER OLDU
Büyükşehir Belediye Başkan Adayları ise şöyle:
Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mahir Bakan (Parti kurucusu Genel Başkan Yardımcısı, iş insanı)
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cüneyt Oğuz (Parti kurucusu, İzmir İl Başkanı, İş insanı)
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Berk Hacıgüzeller (Parti kurucusu Genel Başkan Yardımcısı, iş insanı)
]]>AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dağlıoğlu, Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nun, iki ülkeden 4 bakanın katılımıyla, onların inisiyatifleriyle aslında iş dünyasına bir çağrı yapılarak hayata geçirildiğini söyledi.
Dağlıoğlu, forumun, Suudi Arabistan tarafından Yatırım Bakanı ve Turizm Bakanının, Türkiye’den ise Hazine ve Maliye Bakanı ile Kültür ve Turizm Bakanı ev sahipliğinde geniş kapsamlı bir toplantı olarak gerçekleştirildiğini dile getirdi.
“Bu toplantı, bir iradenin daha iş dünyası tarafına yansıması”
Burak Dağlıoğlu, toplantının icrası için de Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve DEİK olarak işbirliği yaptıklarını ifade etti.
Dağlıoğlu, “Kapsamlı başlıklarda hem paneller vardı hem de atölye çalışmaları vardı. Özellikle altyapı projelerinde, inşaat sektöründe, gıda güvenliği alanında, enerji projelerinde ve yeşil dönüşümde nasıl işbirliği yapabiliriz bunları konuşmuş olduk. Teknoloji, konuşulan ayrı konulardan biriydi farklı atölye çalışmalarında. Geniş kapsamlı bir değerlendirme imkanı oldu.” diye konuştu.
Bu toplantının aslında iki ülke liderlerinin ortaya koyduğu çok geniş kapsamlı bir vizyonun, bir iradenin daha iş dünyası tarafına yansıması olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, şöyle devam etti:
“Biz bu vizyona yatırımlar perspektifiyle iş dünyasındaki karşılıklı ilişkileri geliştirmek adına katkı sağlamak amacıyla buradaydık. Burada yaklaşık 24 imza atıldı. Bunların bir kısmı kamu kurumları arasında oldu ama çok daha büyük sayıda iş insanları arasındaki, şirketler arasındaki imzalar oldu. Hatırlatmak isteriz ki benzeri bir etkinliği yine 22 Aralık 2022’de yine DEİK ile beraber Türkiye tarafında da Hazine ve Maliye Bakanlığı ve yine Suudi Arabistan tarafında Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı ile organize etmiştik. 13-14 ay sonrasında daha kapsamlı, daha geniş, somut adımların atıldığı bir toplantının yapıldığını görüyor olmak aslında doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.”
“Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacmi geçen yıl yüzde 10 gibi bir artış gösterdi”
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacminin geçen yıl yüzde 10 gibi bir artış gösterdiğini belirterek, “Ama daha önemlisi, Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatının yüzde 100’ün üzerinde arttığını gördüğümüz bir yıl oldu. Ticaret her zaman önden gidiyor. Sonrasında yatırımlar geliyor. Biz önümüzdeki çeyreklerde çok daha somut, büyük ölçekli yatırım haberlerini inşallah alıyor oluruz diyelim.” ifadesini kullandı.
Dağlıoğlu, burada iki bakanın, Suudi Arabistan Yatırım Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanının başkanlığında, şirketlerin karşılıklı olarak kendi gündemlerini anlattıklarını ve hangi alanlarda işbirliği yapılabileceğini ifade ettiklerini söyledi.
“Turizm, iki ülke açısından işbirliği yapılabilecek bir alan”
Forumda turizmin çok özel bir başlık olduğunu dile getiren Dağlıoğlu, şöyle konuştu:
“Orada tamamen ayrı atölye çalışmaları ya da şirketler arası gündemlerle, birebir görüşmelerle devam eden bir süreç de var. Turizm iki ülke açısından işbirliği yapılabilecek bir alan. İçeride konuşulanlardan böyle alıntıyla söylüyoruz. Özellikle sezonların birbiriyle çakışmaması, Türkiye’de yaz aylarında turizm faaliyeti yüksekken Türkiye’nin kış aylarına girdiği dönemde Suudi Arabistan’da turizm sezonunun açılıyor olması gibi ciddi bir avantaj var ve bu ortak promosyonu, iki ülkenin turizm tanıtımında işbirliği yapabileceğini bahsetti bakanlar.”
Dağlıoğlu, programda, iki ülkenin turizm sezonlarının çakışmıyor oluşunun avantaja çevrilerek bu alandaki iş gücünün iki ülkede karşılıklı çalıştırılabileceğinin, ortak eğitim programlarının ve diğer alanlarda işbirliği imkanlarının konuşulduğunu aktardı. Dağlıoğlu, “Yine çok sıklıkla konuşulan, Türkiye turizm konusunda çok güçlü bir ülke. Dünyada en çok turist çeken 4’üncü ülke. Tabii bunu aslında özel sektörümüze de borçluyuz büyük oranda. Bu şirketlerin know-hub’ının, tecrübesinin oraya taşınmasıyla ilgili de geniş bir başlık vardı.” dedi.
“Suudi Arabistan, mega projelerinde Türk şirketlerini görmek istiyor”
Burak Dağlıoğlu, forumun özellikle yeşil dönüşüm alanları ve enerji başta olmak üzere birçok başlığı kapsadığını söyledi.
Bunlarla ilgili özel oturumlar düzenlendiğini belirten Dağlıoğlu, şunları kaydetti:
“Geniş tartışmalar oldu. Hangi alanlarda işbirliği yapılabilir? Yeşil dönüşüm adına bu önemli başlıktı. Gıda güvenliği, bir diğer önemli başlık. Gıda şirketleri arasında da bazı işbirlikleri konuşuluyor. Burada bir karşılıklı yatırımları içeriyor. Her iki ülkenin de birbirine katabileceği bazı faydalar var bu alanda. Altyapı ve inşaat projeleri en önemli başlıklardan birisi. Suudi Arabistan burada kendilerini özellikle 2030 vizyonu kapsamında bazı mega projeleri var. Buralarda Türk müteahhitlerini mutlaka görmek istediklerini, Türk mühendislik şirketlerini görmek istediklerini söylediler. Bunlar böyle kabaca öne çıkan başlıklar diye söyleyebiliriz.”
]]>Aralarında A ve C sınıfı iş güvenliği uzmanı, çevre, jeoloji, inşaat ve ziraat mühendislerinin bulunduğu heyetin hazırladığı 27 sayfalık ön raporda, olayın iş kazası olarak nitelendirildiği, asıl işveren şirketin 4 farklı alt işveren firmayla çalıştığının tespit edildiği bilgisine yer verildi.
Raporda, aralarında operasyon direktörü vekili, proses oksit müdürü, oksit operasyon başmühendisi, oksit operasyon mühendisi, borulama şefinin yer aldığı 5 kişi asli kusurlu bulundu. Asıl işveren şirketin genel müdür yardımcısı ile alt işveren şirketlerde çalışan vardiya mühendisi, saha formeni, mühendis, formen, 4 şirket müdürünün yanı sıra 2 saha şefi de tali kusurlu olarak tespit edildi.
Asıl işveren şirketin genel müdür yardımcısının alt işveren şirketleri yeterince denetime ve gözetime tabi tutmadığı tespitine yer verilen raporda, bu yöneticinin tali kusurlu olduğu belirtildi.
Raporda, operasyon direktörü vekilinin ehil yetkili biri olarak şantiyede ortaya çıkması muhtemel tehlikeli durumların belirlenerek risklere dönüşmesine yol açan faktörleri analiz ettirmediği, çalışanlarını risklerden korumak için gerekli tedbirleri aldırmadığı, iş yerinde çalışanların sağlıklarının olumsuz yönde etkilenmemesi hususunda gerekli gözetim ve denetim mekanizması kurdurmadığı, kurdurduysa da bunu uygulatmadığı, yetkili biri olarak sabah yığın liçinde oluşan çatlakların şantiyede olumsuzluklara yol açabileceği konusunda tedbirsiz davranış sergilediğinin tespit edildiği belirtilerek, meydana gelen kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı kaydedildi.
Proses oksit müdürünün yığın liçinde meydana gelen açıklık ve çatlaklıkların kısa zamanda olmaması hususu değerlendirildiğinde, iş yerinde yetkili biri olarak yığın liçinde gün içinde tespit edilen çatlakların artmasıyla büyük risk oluşturacağını bilmesine rağmen liç yığını altında bulunan yolun kapatılması talimatını vermediği (eğer verilmiş olsaydı yığın liçi altında çalışan olmayacaktı) ve bu konuda tedbirsiz davranış sergilediği, dolayısıyla oluşan çatlakları ehil biri olarak çok büyük risk oluşturacağını bilmesine rağmen bunları göz ardı ettiği ve tehlikeli davranış sergilediğinin belirlendiği kaydedilen raporda, söz konusu kişinin olayda asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı aktarıldı.
“Çalışanların can güvenliklerinin tehlikeye atıldığı tespit edilmiştir”
Raporda, oksit operasyon başmühendisinin de yığın liçinde meydana gelen çatlaklar konusunda iş güvenliği uzmanı tarafından defalarca uyarılmasına rağmen solüsyon verdiği ve yığın liçinde hareketi hızlandırdığı, çatlakların belli aralıklara gelmesini gördüğü halde bunu hiçe saydığı, bu riskli durumu bilmesine rağmen alanın boşaltılması konusunu göz ardı ederek çalışanların can güvenliklerini tehlikeye attığının tespit edildiği vurgulanarak, kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı bildirildi.
Raporda, oksit operasyon mühendisi ile ilgili de üretim mühendisi olarak yığın yapılan serbest malzemenin çimento şerbetinin birbirine yeterince aderans sağlayıp sağlamadığının kontrolünü göz ardı ettiği, eğer göz ardı edilmeseydi derin çatlakların oluşmayacağı kaydedildi.
Mühendisin malzeme depolama esnasında şev açısı, şev durabilitesi ve benzeri parametreleri göz ardı ettiği, meydana gelen çatlaklar hususunda gerekli uyarılar yapılmasına rağmen bunları dikkate almadığı, üretim mühendisi olarak yığınlarda çatlaklar oluşmaması veya akmaması için sahada imalat aşamasında yeterli planlamanın eksik olduğu ve bu çatlakların akmalara yol açacağını ehil biri olarak bilmesine rağmen bu işlere devam ettiği ve alanı güvenli hale getirmediğinin tespit edildiği belirtilen raporda, kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı vurgulandı.
Raporda, borulama şefinin iş tecrübesi dikkate alındığında, meydana gelen çatlakların normal olmadığını bilmesi gerekmesine rağmen solüsyona devam ettiği ve devam eden solüsyonun malzemenin hareketini hızlandırdığı, bu nedenle de kazada borulama şefinin de asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı belirtildi.
Alt işveren şirketlerin vardiya mühendisi, saha formeni, mühendisi, müdürleri ile saha şeflerinin çalışma ortam ve gözetimi yapmadıkları ifade edilen raporda, riskli durumları göz ardı ederek işçilerin can güvenliklerini hiçe saydıkları, meydana gelen kazada tali kusurlu oldukları görüşüne yer verildi.
Raporda ayrıca, Hibliç bölge sorumlusu iş güvenliği uzmanının, yığın liçinde meydana gelen çatlaklarla ilgili üretim mühendislerini uyardığı, sorumluluklarını yerine getirdiği, risk analizi yaparak işverene önerilerde bulunduğuna değinilerek, kazada bir kusurunun olmadığı kanaatine ulaşıldı.
Raporda, olaydan bir gün önce işe başlayan maden mühendisinin kusuru olmadığı belirtildi. Ayrıca raporda, jeoteknik mühendisiyle ilgili de “tahkikat dosyası tamamlandığında gerekli incelemeler yapılarak kusur durumunun değerlendirileceğine” ilişkin ifadeler yer aldı.
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
]]>Giresun’da miting düzenleyen Erdoğan özetle şunları kaydetti:
“KARADENİZ DOĞAL GAZI DEVAM EDİYOR MU? EDİYOR. HANİ OLMAYACAKTI? BAK BİZDE OLUYOR”
“Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. 14-28 Mayıs seçimlerinde de Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. İlk turda yüzde 61 oy oranıyla, ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum.
Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz. Bu sefer il, ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağına yürekten inanıyorum.
Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntıyla karşılaştık. Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğal gaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğal gaz aynı şekilde devam etti. Şu anda Karadeniz doğal gazı devam ediyor mu? Ediyor. Hani olmayacaktı? Bak bizde oluyor. Gabar’dan petrol çıkıyor mu? Çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri.
“SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞINI SEÇİMLERDE ASILSIZ İDDİALARLA RUSYA’YI SUÇLAMAYA VARACAK KADAR İLERİ TAŞIDILAR”
Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız, o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık.
Zaman bizi haklı, muhalefeti yine haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun ile birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık.
“GÖRÜŞ AYRILIKLARINA TAKILIP KALMAK YERİNE İŞ BİRLİĞİ ALANLARINA ODAKLANMAK ZORUNDAYIZ”
Bizim dış politikada tek bir amacımız vardır. O da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız; vahdet olmadan rahmet olmaz.
Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik.
“RAMAZAN’DA GAZZE’YE DAHA FAZLA EL UZATMAMIZ KARDEŞLİK GÖREVİMİZDİR”
Önümüz Ramazan, İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’yi teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır ile işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır ile beraber hareket edeceğiz.
Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’yla ne Afrika’yla ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz. CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi, kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Kardeşlerim bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor.
Bize uzatılan barış elini kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz.
Giresun’a son 21 yılda güncel rakamlarla 110 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık.
Yıllık 2 milyon yolcu kapasiteli Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk denize dolgu yapılarak inşa edilen Ordu-Giresun Havalimanı’nı şehrimize kazandırdık. Havalimanımızın yolcu trafiği geçtiğimiz yıl neredeyse 1 milyona ulaştı. Tarım ve ormanda Giresun’a 7 baraj, 7 sulama tesisi, 90 taşkın koruma tesisi, 3 gölet ve 95 hidroelektrik santrali inşa ettik. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Giresun’da 91 dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Taşkın koruma tesisleriyle 166 yerleşim yerini ve 18 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. Giresunlu çiftçilerimize toplamda 3,2 milyar lira tutarında tarımsal destek verdik.”
Erdoğan ardından Giresun ilçe belediye başkan adaylarını açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı adaylar şöyle:
Alucra: Faruk Demirağ
Bulancak: Emrullah Guguk
Çamoluk: Ergün Bakırhan
Çanakçı: Sedat Koca
Dereli: Zeki Şenlikoğlu
Doğankent: Rüşan Özden
Espiye: Mustafa Karadere
Eynesil: Barış Güdük (Cumhur İttifakı)
Görele: Ahmet Süleymanoğlu
Güce: Aytekin Boduroğlu
Keşap: Tuncay Muhammed Arışan
Piraziz: Mahmut Esat Ayyıldız
Şebinkarahisar: Ömer Şentürk
Tirebolu: Ömer Hıdır
Yağlıdere: Ömer Bayram
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’in Bergama ilçesinde halk buluşmasına katıldı. Bergama’nın rant anlayışıyla yönetildiğini vurgulayan Özel, şöyle konuştu:
“Güzel Bergama’nın güzel, temiz yürekli, yüreğinde vatan, millet, bayrak sevgisi olan, Atatürk ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlı, kalbide Atatürk’ten başkasına yer olmayan güzel insanları. Hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Bergama’da yerel seçimlerde içimiz buruldu, yüzümüz asıldı, 5 sene sabrettik. 5 senedir Bergama halkçı belediyecilikten uzak. Maalesef Bergama 5 senedir rantçı belediyeciliğe teslim. Ben burada, bu meydanda eyleme geldim eyleme. AK Partili belediye geldi, 2014 yılında çıkan kanunla köylümüzün alın teri ile emek emek artırdığı, biriktirdiği, birlikte edindiği mallarını, taşınmazlarını, tarlalarını belediyeye devrettiler, ücretsiz. Bizim başkanlar bu işleri yapmazken AK Parti’nin belediye başkanı geldi, deyim yerindeyse Bergama’yı, köylünün malını, tarlasını parsel parsel sattı, parsel parsel. 2,5 milyon metrekare köylünün tarlasını çatır çatır sattı. Bugün geliyorum, baktım. Başkan adayı değişik, dışarıdan bir tane ithal aday getirmişler. Bergamalının seçtiği adaya sanki kayyum atamışlar gibi.”
“BERGAMA TAYYİP BEY’İN KAYYUMUNA GEÇİT VERECEK Mİ?”
Bergama’da AK Parti’nin başkan adayının toplu iş sözleşmesi görüşmesi yapmasına tepkisini dile getiren Özel, şunları söyledi:
“Seçime 45 gün var, dün belediyede toplu iş sözleşmesi vardı. HAK-İŞ’i çağırmışlar. Mevcut başkan ortada yok, AK Parti’nin başkan adayı toplu iş görüşmesi yapıyor. Yahu kardeşim o koltukta kimin oturacağına kimse karar veremez. Bergamalılar karar verir, Bergamalılar. Bergama, Tayyip Bey’in kayyumuna geçit verecek mi? Sandıkta, ‘O koltuk benim, kime emanet edeceğime ben karar veririm’ diyecek misiniz? Bakın, yeni aday slogan yazmış. Diyor ki ‘Bergama kalkınacak, Bakırçay kalkınacak.’ Kardeşim bundan önceki belediye başkanını da seni de gönderen aynı kişi. Ne oldu son 5 yılda? Başkan kendisi kalkındı. Vallahi ben söylemiyorum, kız kardeşi söylüyor. ‘Malına bakın’ diyor mal varlığına. Kız kardeşi diyor ki, ‘Bizim böyle bir malımız yoktu.’ O yüzden temiz belediyeciliğe ihtiyacımız var. Dışarıdan gelen ithal adaya değil Bergama’nın bir evladına ihtiyacımız var. 25 günlük Bergamalıya değil 25 yıldır emek veren birine ihtiyaç var. Bergama’nın evladı burada. Tanju Başkan. İşte Başkan. Seviyor musunuz Tanju Başkanı? 25 yıl boyunca Bergama’da köy demedi, yayla demedi, ev ev gitti. Hasta çocukları iyi etti. Siz koşup geldiniz, şifayı onda buldunuz. Evladının ateşi olunca ondaki, annedeki, babadaki duyguyu biz biliriz. Onu iyileştirene de minnetimiz çoktur. Şimdi Bergama’yı iyileştirmeye geliyor. Doktor Tanju Çelik Bergama’ya iyi gelecek.”
“EL ELE VERMİŞLER, BERGAMAYI KURTARACAKLAR”
Parti içi görev değişimine de değinen Özel, şöyle devam etti:
“Biz halkçı belediyeciyiz. Biz gitmeden bir yere hemen AK Parti’nin yalanı ulaşıyor. Diyor ki ‘Sosyal yardımları kesecekler.’ Bakın bakalım Bergama’da geçmişte yapılanları bir kefeye koyun, son 5 yılda yapılanlara bir bakın. Ben bundan önce kendisi aday olmayıp, görevi teslim eden değerli kardeşim Mehmet Gönenç, ona yürekten teşekkür ederim. İşte partililik bu, eskisi burada, yenisi burada, aday adayı burada. El ele vermişler, Bergama’yı kurtaracaklar inşallah. Helal olsun hepinize. Herkes şunu bilsin, partide herkese yer var. Herkes görev yapacak. Ali Bor kardeşimi de en güzel görevlerde göreceksiniz. Mehmet Gönenç, CHP siyasetine genç yaşta katkı sağladı, çok daha güzel yerlerde göreceksiniz. Selim Başkan mutlaka en güzel yerlerde partimize katkı sağlayacak. Bu parti hepimizin baba evidir. Herkes baba evine doğar. Bunu sadece buradakiler söylemiyorum. Uzaktan beni dinleyenlere söylüyorum. AK Partili, MHP’li kardeşlerime söylüyorum. Sonuçta hepimiz Bergamalıyız. CHP, sizin babanızın evi, dedenizin evi. CHP, herkesin içine doğduğu baba evidir. Gün gelir, kimi uzağa taşınır, kimi yakında oturur. Kimi daha büyüğünü arar, kimi küçüğüne razı olur. Ama herkes bilir ki ‘Başım sıkışırsa, dara düşersem eğer baba evinin çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir.’ Kozak Yaylası’ndaki mağdur köylü, ama çiftçi, ama asgari ücretle geçinemeyen emekçi, ama 10 bin lira emekli maaşına mahkum edilmiş emekli artık canına tak ettiyse baba evi burada, kapısı ardına kadar açık, senin yerin başımızın üzeridir. Bu baba evi kimindir, vallahi tapusu bende değil. Kemal Bey’de de yoktu, ne Ecevit’te vardı, ne rahmetli İnönü’de. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bu yüzden, bu baba evi hepimizin. Mağdur kim varsa, mazlum kim varsa, itiraz eden kim varsa baba evine gelmeye, burada birleşmeye davet ediyorum.”
“İTTİFAKI SANDIK BAŞINDA KURACAĞIZ”
Özel, Bergama’daki bütün demokratları birleşmeye davet ederek, şunları kaydetti:
“Bu seçim ittifaklar yok. Bu seçim Ankara’da çok istedik, Genel Merkezlerde çok istedik ancak ittifak yapamadık. Başkaları yaptı. Kendine göre gerekçelerle, saygı duyduğumuz şekilde eski ittifak ortaklarımız ittifak yapmak istemediler. Ama geçtiğimiz seçimlerde bir arada duran, Millet İttifakı’nı oluşturanlar, hepsi burada. Onlar bir yere gitmedi. İyi insanlar burada, güzel insanlar burada. Biz kimseyi uzakta tutmak istemiyoruz. Biz, ittifakı masa başında kuramadıysak, Bergama’da sandık başında kuracağız. Ben Bergama’daki bütün demokratları birleşmeye davet ediyorum. Sosyal demokratlar, muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, AK Parti’nin, Cumhur İttifakı’nın talan belediyeciliğine karşı burada doktorun arkasında buluşalım, Bergamalıyı bu zulümden kurtaralım. Parti olarak birlik ve beraberlik içinde olmalıyız, ülke olarak birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Sürekli insanları korkutarak, tehdit ederek, kandırarak oy toplayanlar var. İnsanların karnı aç, diyor ki ‘Ezanı dindirecekler, insanlar geçinemiyor.’ Diyor ki ‘Bayrağı indirecekler.’ ‘İşsizlik var, umutsuzluk var’ diyorsun, diyor ki ‘Ülkeyi böldürecekler.’ Kardeşim bu ülkenin bir bölünme tehlikesi ortaya çıkarsa, bir işgal ve beka sorunu ortaya çıkarsa öyle Tayyip Erdoğan çağırınca havaalanına koşturup, kot üstüne yalandan perdelik kumaştan kefen çekenler değil dedeleri Çanakkale’de kefensiz yatanlar var, onlar sahip çıkar bu memlekete. Biz varız, biz buradayız. Şehidimiz olur, gider tabutun ucunu tutar, elde mikrofon, camide siyaset yapar. Afrin bölgesine gider, bir kamuflaj, buraya Cumhurbaşkanlığı forsu, 8 gazetede birden ‘Erdoğan’a kamuflaj çok yakıştı.’ Yahu bu kamuflaj yakışacaktıysa, Burak Erdoğan’a, Bilal Erdoğan’a yakışsaydı. Niye gitmedi onlar askere? Kendi evlatları bedelli, vatan evlatlarının şehadeti üzerinden siyaset yapmak son. Bundan sonra kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak. Mazlumlar, garibanlar uzun adamdan hakkını alacak. Lamı, cimi yok.”
“10 LİRAYLA EMEKLİNİN GEÇİNMESİNİ BEKLİYOR”
Emekli için belirlenen 3 bin TL’lik bayram ikramiyesine de değinen Özel, tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“Biraz önce Tayyip Erdoğan açıkladı, emekliye bayram ikramiyesi. Sene 2015, CHP emekliye bayram ikramiyesi vereceğini söyledi. Önceki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. ‘Veremezsin’ dediler, ‘7 Haziran’da veremezsin’ dediler, baktılar seçim gitti, ‘1 Kasım’da biz de vereceğiz’ dediler. Biz ‘Bir asgari ücret’ demiştik emekli ikramiyesi. Bugün 17 bin lira. Bunlar 3 sene emekliyi kandırıp, ta 2018 seçimlerinden önce bin lira verdiler. Sonra o para 2 yıl öyle kaldı, üçüncü yıl bin 500 lira yaptılar, sonra 2 bin lira yaptılar. Şimdi biz 17 bin lira olmasını savunuyoruz, ’17 bin lira yapamayız, 5 bin lira yapacağız’ diyorlardı, az önce açıklamış 3 bin lira yapmış. Yani bu kadar yoksulluk, enflasyon, hayat pahalılığı varken, 1 kilo et 600 lira olmuşken yapa yapa bayram ikramiyesine yaptığı zam bin lira. Yazıklar olsun Recep Tayyip Erdoğan. Yazıklar olsun. 10 bin liraya emeklinin geçinmesini bekliyor. 10 bin lira ile geçinilmez. 17 bin lira asgari ücret, onunla da geçinilmez. Bakın memlekette açlık sınırı 15 bin lira. Sen 17 bin lira verince asgari ücretlin bile açlık sınırında. Yoksulluk sınırı 52 bin lira. Maalesef, bu memlekette insanlardan oy alırken ‘Milletim milletim’ diyenler, sandığı arkada bırakınca milleti bırakıyorlar. Soru şu, Bergama’daki AK Partili, MHP’li kendisine 2 bin lirayı 5 bin lira bile yapmayan, ikramiyesini bin lira artırmayı reva görene 31 Mart’ta oy verirse bunlar böyle devam eder. Ama sarı kartı gösterirse, ‘Patron benim’ derse, ‘Artık bıçak kemikte’ derse görün bakayım sizin sesinizi dinliyorlar mı, dinlemiyorlar mı?”
“KOLUNA GİRİN, SANDIĞA GÖTÜRÜN”
Alanı dolduran kalabalığa “Bunlara 31 Mart’ta bu hayat pahalılığının, bu yoksulluğun, işsizliğin, enflasyonun hesabını sormaya var mıyız?” diye soran Özel, konuşmasını şöyle tamamladı:
“O zaman sadece kendimiz değil, bakın yerel seçimde katılım oranı çok önemli. Eşinizi, dostunuzu şimdiden yoklayın. ‘Oy vermeye gitmem’ diyen varsa, ikna edin. Koluna girin, sandığa götürün. Hem Bergama’yı kurtarın, hem memleketi kurtarın. Tabii, 4 sandık var. Bir tanesi muhtarlara, hangi partiden olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun yakasında rozeti olmadan, arkasında parti gücü olmadan, medeni cesaret gösterip aday olan bütün adaylara başarılar diliyoruz. Bütün muhtarlara. Şimdi muhtarlar seçilecekler, ondan sonra iki tane kapıya gidecekler. Bir tanesi doktor Tanju’nun belediyedeki ardına kadar açık olacak kapısı, başımızla beraber. Bir de Tanju Beyin konusu olmayan işlerde nereye gidecekler, büyükşehre. Büyükşehirde kararlı, duruşu sakin ama işinde hızlı olan, yatırımları hızlı yapan, bütün dünyadan kaynak bulan, sorunları gören ve hızla çözen, benim çok güvendiğim bir adayım var. Aday burada, Cemil Tugay. Cemil Tugay’ın elini büyükşehir belediye başkanı olarak kaldırıyorum. Allah söyletti, bu arkadaşın da elini bir gün kaldıracağım böyle. Cemil Başkan bizim çok güvendiğimiz, inandığımız, işinde titiz, aldığı kararları hızlı alan ve ekibi ile birlikte uygulayan, kendi belediyesinde, yönettiği belediyede, 30 belediye içinde en yüksek memnuniyet oralarımızı yakalayan, büyükşehri emanet ettiğimizde en iyi sonucu alacağını, İzmir’i bir dünya kenti yapacağını, Bergama’nın sorunlarını teker teker çözeceğini ve sizin yüzünüzü güldüreceğini hepimiz biliyoruz. Onu size emanet ediyorum.
“CUMHUR İTTİFAKI HİÇBİR ŞEY YAPMADI”
Şimdi, bütün Türkiye gözü kulağı İliç’teki faciada. Bakın bir altın madeni, yıllarca üst üste yığılmış toprak, toprakta siyanür ve şimdi kaydı gitti, 9 canımızı aldı götürdü. İnşallah geri gelsinler ama Allah’tan ümit kesilmez ama her geçen dakika artık ümitlerimiz tükeniyor. Aldı götürdü. Belki yağan yağmurla bütün bir coğrafya siyanür ile zehirlenecek. Burada, Bergama’da altın madenine karşı biz mücadele ederken, CHP mücadele ederken bize laf söyleyenler şimdi sus pus oturuyorlar. Ben Bergama altın madeni mücadelesine emek veren herkesi bir kez daha alınlarından öpüyorum, hayatta olmayanlara da Allah’tan rahmet diliyorum. Bundan sonraki süreç artık seçim sath-ı mailindeyiz. Bir yanda rantın peşinde olanlar, bir yanda atadığı belediye başkanını 5 yıl boyunca nasıl zenginleştiğini kardeşinden duyanlar, ilçe belediyesine geçen köylünün mallarını çatır çatır satanlar. Bir yanda halkçı belediyecilik yapan, aldığı belediyede sosyal yardımları 5 katına çıkaranlar, veresiye defterlerini kapatanlar, yoksulun çocuğuna da kendisine de sahip çıkanlar. Sosyal belediyeciliği yapanlar var. Bakın Mehmet Gönenç, gitmeden önce kendi imkanları ile buraya arıtma yaptı. Doğru mu? Katı atık bertaraf yaptı, olimpik yüzme havuzu, sosyal tesisler, sosyal donatı alanları yaptı. Doğru mu? Daha taziye evleri yaptı. Hayvan barınağı, hayvan pazarı yaptı. Doğru mu? Ayrıca büyükşehirden istedi ve getirdi. Mis gibi mezbahayı da yaptırdı. AK Parti ne yaptı kardeşim? Ne yaptı bunlar? Cumhur İttifakı ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Hizmet istiyor musunuz? O zaman nerede birleşeceğiz? Doktur Tanju’da, doktor Cemil’de birleşeceğiz. Doktor Cemil Tugay ve doktor Tanju Çelik el ele omuz omuza çalışacaklar, Bergama’yı kalkındıracaklar. Biz onlara güveniyoruz, ben onlara güveniyorum. Bu iki temiz ve dürüst insanı Bergamalılara emanet ediyorum. Onlara sahip çıkın.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) işbirliğiyle İstanbul’da bir otelde düzenlenen forumda, “İttifaklar Yoluyla Gıda Güvenliği” oturumu gerçekleştirildi.
Moderatörlüğünü Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı Tarım ve Gıda İşleme Genel Müdürü Mohammed Alohaly’nin yaptığı oturumda, Suudi Arabistan Genel Gıda Güvenliği Otoritesi Vali Yardımcısı Saleh Alamri, Suudi Arabistan Ulusal Tarımsal Kalkınma Şirketi (NADEC) Kıdemli Ticari Direktörü Faisal Alghonime ve HDF FZCO Genel Müdürü Arda Cenk Topbaş konuştu.
“Türkiye’nin tarımsal üretim konusunda büyük bir potansiyeli var”
Suudi Arabistan Genel Gıda Güvenliği Otoritesi Vali Yardımcısı Alamri, Arap topraklarının su eksikliği konusunda ciddi sıkıntıları bulunduğunu belirterek, “Gıda güvenliği stratejimizin ana hedeflerinden biri, yerelde sürdürülebilir gıda üretimini sağlamak. Su güvenliğini de göz önünde bulunduruyoruz. Bunun yanı sıra ikinci hedefimiz de çeşitliliğin sağlanması ve gıda ithal edebileceğimiz ülkelere bağımlı olmamaktır.” ifadesini kullandı.
En önemli sorunlardan birinin gıda israfı olduğuna dikkati çeken Alamri, Suudi Arabistan’ın 2030’a kadar israfı yüzde 50 oranında azaltacak bir program üzerinde çalıştığını aktardı.
Alamri, Türkiye’nin tarımsal üretim konusunda büyük bir potansiyeli bulunduğunu vurgulayarak, “Farklı ürünlerde yüksek üretim elde etme konusunda daha fazla deneyime sahipler. Onlarla işbirliği yapmayı, deneyim alışverişinde bulunmayı ve tarım ürünleri ticaretimizi artırmayı dört gözle bekliyoruz.” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde size ham madde sağlayabilecek ortaklarınız olabilir”
Suudi Arabistan Ulusal Tarımsal Kalkınma Şirketi (NADEC) Kıdemli Ticari Direktörü Alghonime de gıda güvenliği açısından özel sektörün katkılarının olacağı önemli konular bulunduğunu, depolama tesisleri kurarak gerekli malların yeterli miktarda bulunmasını sağlamak ve ne kadar stoka sahip olduklarını gösteren erken uyarı sistemleri kurmanın bunlardan olduğunu söyledi.
Su ve diğer bazı hususlar dolayısıyla Suudi Arabistan’da tüm tarım ürünlerinin yetişmediğini belirten Alghonime, “Ancak dünyanın her yerinde size ham madde sağlayabilecek ortaklarınız olabilir. Siz de bu ham maddeyi alıp, işinize katma değer sağlayabilir ve istediğiniz büyümeyi gerçekleştirebilirsiniz.” ifadesini kullandı.
“Gıda güvenliği işbirliğini gerektirir, rekabeti değil”
HDF FZCO Genel Müdürü Topbaş, “Maalesef bugün toplam dünya nüfusunun yüzde 10’u, yani 800 milyondan fazla insan, açlık çekiyor. Tam olarak 828 milyon insan açlık çekerken, yaklaşık 2 milyar insan da bir tür kronik hastalık olan gıda obezitesi ve aşırı kilo ile gıda israfından muzdarip, bu bir ikilem. Bugüne kadar israf edilen tüm gıdaların üçte biri 10 milyar insanı besleyebilirdi.” diye konuştu.
Dünyanın gıda güvenliği konusunda işbirliği yapmasının bir zorunluluk olduğunun altını çizen Topbaş, “Gıda güvenliği işbirliğini gerektirir, rekabeti değil.” dedi.
Topbaş, dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşanan kuraklığın gıda fiyatlarını etkilemesi nedeniyle herkes tarafından hissedilebileceğini ve bu bağlantısallığın Suudi Arabistan ve Türkiye için eşsiz bir işbirliği fırsatı sunduğunu vurguladı.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın önündeki bir diğer ortaklık fırsatının da üçüncü ülkelere yatırım yapmak olduğuna işaret eden Topbaş, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin tarımsal uygulamalar, ürün çeşitleri, teknolojiler ve benzeri konularda bilgi ve araştırma alışverişi için bir platform kurması teklifinde bulundu.
]]>TOBB, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Türkiye Milli Komitesi ve ICC Milletlerarası Tahkim Divanı işbirliğiyle, 18. ICC Türkiye Tahkim Günü Konferansı’na TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, ICC Milletlerarası Tahkim Divanı Başkanı Claudia Salomon ve çok sayıda davetli katıldı.
Konferansta konuşan Hisarcıklıoğlu, ICC’nin dünyada ticaretin ve yatırımların artması için çalışan en büyük iş dünyası kuruluşu olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birinci Dünya Savaşı’nın, uluslararası ticarete verdiği zararları gidermek amacıyla, bir grup girişimci tarafından, barışın tüccarları sloganıyla kurulmuştur. 105 yıldır, dünya çapında barışın ve refahın geliştirilmesi için ön safta yer almıştır. 170’ten fazla ülkede, 45 milyondan fazla şirketi ve 1 milyardan fazla çalışanı temsil eder hale gelmiştir. Yani dünyadaki her 3 çalışandan 1’i, ICC üyesi firmalarda çalışmaktadır. ICC, Birleşmiş Milletlerde Gözlemci Statüsünü kazanmış, tek iş dünyası organizasyonu. ICC, kuruluşundan bu yana, küresel ticaretin gelişmesi için birçok farklı oluşuma da imza atmıştır. Milletlerarası tahkime öncülük etmiş, gümrük engellerinin azaltılması, ticaretin önündeki engellerin kaldırılması için referans kurum haline gelmiştir dünyada.”
“ICC’nin Türkiye Milli Komitesi, 1934 yılında kurulmuş olup, TOBB çatısı altında faaliyet göstermektedir. Türkiye Milli Komitesi, güçlü ve köklü bir Milli Komite olarak, uzun yıllardır ICC faaliyetlerini Türk İş Dünyasının hizmetine sunmaktadır.” diyen Hisarcıklıoğlu şöyle devam etti:
” Milli Komitemiz, Türk iş dünyasını temsilen, ICC nezdindeki faaliyetlerini başarıyla sürdürmektedir. ICC’nin temel misyonu, dünyada kabul gören ve ticarette ülkeler arasındaki farklı uygulamaları kaldırmayı amaçlayan, iş kurullarını oluşturmaktır. ICC, anlaşmazlıkların çözümüyle, küresel ticaret ve yatırımların desteklenmesinde önemli bir rol oynamıştır. ICC Milletlerarası Tahkim Divanı, uluslararası ticari ihtilafların çözümlenmesi bakımından, dünyanın da en önde gelen merkezlerindendir. Her kıtada yer alan 90’dan fazla ülkedeki üyelerden oluşan divan, en yaygın temsil edilen tahkim kuruluşu olma özelliğine de sahiptir.”
Dünyanın her bir bölgesinin, tahkim divanında ve sekretaryasında temsil edilmesinin önemli olduğunun altını çizen Hisarcıklıoğlu, ICC tahkiminin esnek olmasının, kurallarının birçok dilde tercümesinin bulunmasının, kendisini sürekli yenilemesi ve çağın gelişmelerine uyum sağlamasının da, divanın başarısının altında yatan diğer önemli unsurlar olduğunu söyledi.
Hisarcıklıoğlu, ICC Tahkimi’nin uluslararası işletmeler arasında çıkan ihtilafların, adil, tarafsız ve hızlı bir şekilde çözümünde etkili bir araç olarak kabul edildiğini, hem dünyada ve hem de Türkiye’de iş insanlarının tahkime olan ilgisinin de talebi her geçen günde artırdığına dikkati çekti.
Yurt içinde ve ülkeler arasında iş bağlantıları kurarken, güvencede olmak istendiğini belirten Hisarcıklıoğlu, yatırım ortamının en önemli unsularından birisinin sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerin garanti altına alınması olduğunu hatırlattı.
Özellikle uluslararası yatırımcılar için, etkin bir tahkim müessesinin varlığının olmazsa olmaz olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, “Türkiye tahkim sistemine dahil olmadan önce, küresel doğrudan yatırım girişi yılda 1 milyar doları geçmezdi. Tahkimi anayasamıza dercettikten sonra kabulün etkisiyle bu rakam yılda minimum 10 milyar dolarların üzerine çıktı.” dedi.
Hisarcıklıoğlu, küresel bir yatırım ve üretim üssü olma noktasında yatırımları çekmek anlamında Türkiye’nin daha cazip ve tercih edilir konuma geldiğini belirterek, “İşte bu sebeple iş dünyası olarak, tahkimi, yatırım ve ticaret için çok kıymetli bir altyapı ve güven mekanizması olarak görüyoruz. ICC’nin Milletlerarası Tahkim Sistemi, bu açıdan önemli bir güvencedir.” yorumunu yaptı.
Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ayrıca, iş dünyasının ihtiyaçlarını ve önceliklerini göz önünde bulundurarak, daha hızlı işleyen ve daha küçük ticari anlaşmazlıkların çözümü için kullanılabilecek mekanizmaları da ICC üretmektedir. ICC Seri Tahkim Mekanizması (EPP) bu amaca hizmet etmek üzere tasarlanmıştır. Daha hızlı ve ekonomik bir çözüm olarak KOBİ’ler ve start-uplar için uygun bir mekanizma oluşturmaktadır. Kuruluşundan itibaren, ICC tahkimde 28 binden fazla dava görülmüştür. 2023 yılında 890 yeni dava kaydedilmiştir. Ayrıca, ülkemiz de 10 kez tahkim yeri olarak belirlenmiştir. Bu Tahkim Konferansımız vesilesiyle, ICC’den bir beklentimizi de paylaşmak isterim; ICC tahkiminin iyi bir müşterisi olarak, ICC’nin hakem atamalarında, ülkemiz hukukçularına daha fazla yer vermesini bekliyoruz, istiyoruz. Biz de TOBB ve ICC Türkiye olarak, tahkimin bilinmesi ve yaygınlaşması için çalışmayı sürdüreceğiz.”
“Türkiye’nin uluslararası şirketleri çekme konusunda önemli rolü var”
ICC Milletlerarası Tahkim Divanı Başkanı Claudia Salomon ise dünyanın evrim geçirmeye devam ettiğini belirtti.
ICC’nin ilk kurulduğunda birçok tahkim üyesinin Avrupa’dan olduğunu belirten Salomon, “İhtilaflar da o dönemin özelliklerini yansıtıyordu. Temel emtialar aslında tahkim üyeleri avukat değillerdi iş insanlarıydı. İş insanları avukatları istemediler. İhtilafları bu şekilde çözemeyiz diye düşündüler.” dedi.
Şimdi ICC’nin küresel olduğunu ve her açıdan gerçekten global olarak işin ve şirketin ihtiyaçlarını yansıttığını belirten Salomon, Türkiye’nin küresel ekonomide uluslararası şirketlerin Türkiye’ye çekmek konusunda önemli rolü olduğunu açıkladı.
Salomon, şunları kaydetti:
“Net olarak görüyoruz ki Türkiye’nin iş dünyası küresel iş dünyasıyla etkileşim halinde. Türkiye iyi temsil ediliyor Milletlerarası Tahkim Divanı’nda. Türkiye’nin şirketleri ihtilafların çözümü konusunda ICC’ye güveniyorlar. Çünkü ICC gerçekten uluslararası tek tahkim kurumu. ICC tarafsız, bağımsız ve ayrıca hizmet kalitesi de çok iyi. Anlaşmalar ihtilafa da yol açıyor. İş dünyası hazırlıklı olmalı. Risk yönetimi stratejileri ortaya çıkabilecek ihtilaflarda dikkate almalı. Şirketler şunu anlıyor. Şirketler proaktif olursa ve ihtilaf süreçlerini baştan düşünürlerse o zaman kendilerini olabilecek en iyi şekilde konumlandırıyorlar.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) organizasyonuyla düzenlenen “Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu” İstanbul’da bir otelde gerçekleştirildi.
Bakan Şimşek, forum kapsamında düzenlenen “Bakanlar Paneli Oturumu”nda yaptığı konuşmada, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın birçok başarı hikayesine sahip olduğunu ve iki ülkenin de bu başarı öykülerinden ilham aldığını dile getirdi.
-“Türk şirketlerle çalışmak istiyorlar”
Uzun vadede bakıldığında verimlilik ve inovasyonun, sürdürülebilir bir refahın en önemli kaynakları olduğuna dikkati çeken Şimşek, bunun için mutlaka kaliteli kurumlar ve yanında rekabetin gerektiğini ifade etti.
Bakan Şimşek, Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin üreticileriyle iş yapmaya yöneldiğini belirterek “Türkiye’nin müteahhitlerine, Türkiye’nin iş insanlarına doğru dönüyorlar. Türkiye’nin bu yolculuktan başarıyla geçtiğini biliyorlar ve onlar da aynı şekilde Türk şirketlerle çalışmak istiyorlar.” dedi.
Suudi Arabistan’ın iddialı planlarını gerçekleştirmek için çok büyük kaynakları bulunduğuna dikkati çeken Şimşek, bu doğrultuda kamu yatırım fonlarının son derece önemli olduğunu kaydetti.
Suudi Arabistan’ın vizyonunda ciddi bir değişim ve dönüşüm programı olduğuna değinen Bakan Şimşek, kamu-özel sektör işbirliği (KÖİ) bakımından Türkiye’nin güzel bir örnek teşkil ettiğini vurguladı.
İstanbul Havalimanı’nın KÖİ projeleri açısından bir başarı öyküsü olduğunu anlatan Şimşek, şunları kaydetti:
“Havalimanı inşaatı özel sektör tarafından yapıldı ve bu sayede bölgedeki ekonomik faaliyetlerin önü açıldı. Bu noktada kritik olan husus ülkelerin bir iş modeli kurması, bunu yapmayı öğrenmesidir. Suudi Arabistan’a baktığımızda, kamu kaynaklarının büyüklüğü dikkat çekiyor. Kendilerinin belki de özel sektör parasına ihtiyacı yok. Ancak, özel sektörün becerilerine, bilgisine ve etkinliğine ihtiyaçları var. Bu yönde atılacak adımlar, kurulacak ortak girişimler gelecekte öyle durumlar yaratacaktır ki, Afrika havalimanları belki bizlerin müteahhitleri tarafından inşa edilecek ve işletilecektir. Yani bizim vizyonumuz bu olmalıdır. Sizde finansman ve kaynak var. Bizde kapasiteler var, beceriler var, yetkinlikler var. Özetle Türkiye’de önemli bir know-how kapasitesi var. Tabii ki bahsettiğim bu modeli Suudi Arabistan kendisi de yapabilir. Ancak, biz bunu birlikte yaptığımızda çok daha güzel sonuçlar sağlayabiliriz. Her iki taraf da bundan fazlasıyla yararlanabilir. Bu benim önerim olacak.”
İslam dünyasının geçmişte bilimsel araştırmalarda, refahı artırmada ve bu sayede büyük medeniyetler oluşturmada kendini kanıtladığını dile getiren Şimşek, “İşte DNA’larımızda olan bu özelliklerden ötürü ben bu değişimin zor olacağını düşünmüyorum. Liderlik lazım, vizyon lazım, iyi bir program lazım ve kaynakları verimli alanlara yönlendirmek lazım. Suudi Arabistan’ın aslında şu anda yaptığı da tam olarak bu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’de biz zaten bunu başarıyla gerçekleştirdik. Karşılaştığımız zorlulara rağmen, bölgesel şoklara rağmen, çok büyük başarı öykülerine imza attık ve bu yolculuğumuz da devam edecektir.” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>Abdullah Oğuz, filmin hem Fenerbahçe için önem taşıdığını hem de Milli Mücadele’nin anlatıldığı bir yapım olduğunu belirterek, “Bildiğim kadarıyla hiçbir Milli Mücadele filmi bu perspektifte anlatılmamış. Biz futbol üstünden anlattık. 5 yıllık epik bir hikaye anlatıyoruz. Umarım duygulanacak, iyi bir film seyredecekler.” dedi.
Abdullah Oğuz, filmin hem Fenerbahçe için önem taşıdığını hem de Milli Mücadele’nin anlatıldığı bir yapım olduğunu belirterek, “Bildiğim kadarıyla hiçbir Milli Mücadele filmi bu perspektifte anlatılmamış. Biz futbol üstünden anlattık. 5 yıllık epik bir hikaye anlatıyoruz. Umarım duygulanacak, iyi bir film seyredecekler.” dedi.
Oyuncu kadrosuna da değinen Oğuz, “Onlar beni seçti. İnandılar bana. Beraber yürüdük.” ifadelerini kullandı.
Yapımda Fenerbahçe’nin kurucu üyesi ve efsane kaptanı Galip Bey’i oynayan Kubilay Aka, gurur duydukları bir iş yaptıklarını söyleyerek, “Fenerbahçe takımı 100 yılı aşkındır kötü hiçbir şeye bulaşmamış ve Atatürk’ün izinden gitmiş bir takım. Gururla setteydim, oradaydım. İyi ki de oradaydım. Ağabeylerimle bütün arkadaşlarımla çok eğlendik. Hem çekerken bizim eğlendiğimiz hem de gerçekten saygı duyduğumuz bir iş oldu. O yüzden güzel, unuttuğumuz duygularla baş başa kalacağımızı düşünüyorum, izlerken.” diye konuştu.
– “Kariyerimde manevi değeri en yüksek iş”
Fenerbahçe başkanı rolünü üstlenen Nejat İşler, filmin renginin sarı lacivert olduğunu vurgularken, tek bir sahnede yer aldığını kaydeden Birce Akalay ise “Tek bir sahne ama umarım hakkını verebilmişimdir.” dedi.
Oyuncu Yiğit Özşener de kariyerinde manevi değeri en yüksek iş olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Bir memlekette çok özel şeyler yapacak, çok büyük başarılara imza atacak, çok farklı insanlar bulunabilir ama önemli olan onunla beraber yürüyebilecek, aynı yöne bakabilecek, onunla koşabilecek insanları bulabilmek. Bu bir Mustafa Kemal filmi değil, Mustafa Kemallerin filmi. Dolayısıyla filmi seyrettikçe Mustafa Kemalleri, kurtarıcı beklemeyenleri, kendisini kurtarıcı kabul eden, kendisinde o gücü bulan insanları göreceksiniz.”
Oyuncu Timuçin Esen de güzel bir ekiple çalıştıklarını aktararak, “Güzeldi bu filmin içinde yer almak, bir Fenerbahçeli olarak özellikle, başka bir değeri var. Güzel bir film çıktığını düşünüyor, ümit ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vera” karakterini canlandıran oyuncu Gonca Vuslateri, çok kıymetli bir hikayede çok kıymetli bir rolü kendisine verdiği için yönetmen Abdullah Oğuz’a teşekkür etti.
– “Biz sahada yapalım işimizi”
Fenerbahçeli futbolcu İrfan Can Kahveci, hem Türkiye’nin hem de Fenerbahçe tarihinin en önemli günlerini anlatan filmin galasında olduklarını belirterek, “Biz de çok heyecanlıyız. Çok özel oyuncular var kadroda, bazıları da arkadaşlarımız. Onlar olunca ayrı bir heyecanlıyız. Bütün detayları izlemek için sabırsızlanıyoruz. Kubilay Aka’yla sürekli konuşuyoruz. Nejat abimiz de sürekli maçlara geliyor. Kulübümüzün ve ülkemizin en önemli olaylarından birisini izlemek için geldik.” diye konuştu.
Kendisi için futbol oynamanın önemine değinen Kahveci, Çaykur Rizespor maçına işaret ederek, “Biz sahada yapalım işimizi. Önümüzdeki her maçı kazanmak istiyoruz. Sahaya çıkıp elimizden geleni yapacağız.” dedi.
Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ da hayırlı olsun temennisinde bulunarak, “Filmi heyecanla ve merakla bekliyorum. Güzel bir film olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
2023’te oynadıkları müsabakalardan başarıyla çıkan A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın yaz mevsiminde yapılacak olimpiyatlarda altın madalya kazanması durumunda filminin çekilip çekilmeyeceği yönündeki soru üzerine Üstündağ, şunları aktardı:
“Bizim belgeselimiz çekiliyor. Her yıl çıtanın nereye çıktığını görüyoruz. Bu belgeseli yaptık. Olimpiyatlarda altın madalya gelirse, hiçbir ülkeye nasip olmayan, Avrupa Şampiyonluğu, Milletler Ligi şampiyonluğu, namağlup olimpiyat elemeleri şampiyonluğu kazanılmış olacak. Böyle bir durumda film neden çekilmesin, tabii ki çekilir. (Filmde) Ben oynamam. Ben sahada dahi oynamadığıma göre, filmde de oynamam. Sizin gibi merakla bekler ve seyrederim.”
– “Fenerbahçe’nin kuruluşundan Cumhuriyet’in kuruluşuna olan dönemi anlatıyor”
Fenerbahçe Kulübü Eski Yönetim Kurulu Üyesi ve Fenerbahçe Kulübü Eski Divan Kurulu Başkanı Vefa Küçük de filmi heyecanla beklediğine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Fenerbahçe’nin kuruluşu, ülkemizin o dönemde içinde bulunduğu zor şartlar, Çanakkale savaşları, ardından Kurtuluş Savaşı… O dönemde futbolcular askere alınarak savaşa katıldı. Anadolu’ya silah kaçırdılar. Sonra da Harington Kupası’nı kazanarak ülkemize sevinç kattılar. Lozan müzakereleri sırasında, bu galibiyet oradaki heyete büyük moral verdi. Bu film Fenerbahçe’nin kuruluşundan Cumhuriyet’in kuruluşuna olan dönemi anlatıyor.”
Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki şampiyonluk yarışına da değinen Küçük, “Lig yarışında Fenerbahçe inşallah ipi göğüsleyecek. Temennimiz o.” dedi.
Fenerbahçe Eski Yöneticisi ve Saran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Saran ise “Burada olmak da böyle bir filmin yapılmış olması da gurur verici. Hep beraber keyifle izleyeceğiz.” ifadelerine yer verdi.
Süper Lig ve TFF 1. Lig’in yayın haklarıyla ilgili Saran Holding’in ihaleyi alıp almayacağına dair yöneltilen, “Yayın haklarını almak istiyor musunuz?” sorusuna ise Saran, “İnşallah. Onu sonra konuşalım. Bu gece Fenerbahçe gecesi.” cevabını verdi.
Saran, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un haziran ayında gerçekleştirilecek seçimli genel kurulda aday olmayacağını açıklaması üzerine kendisinin Fenerbahçe başkanlığına adaylığıyla ilgili olarak “Ali Bey, Divan Kurulu’nda gerekeni söyledi. Bu gece film için buradayız.” diye konuştu.
Galaya katılanlar arasında Ali Koç’un yanı sıra Fenerbahçeli yöneticiler, sporcular ve ünlü oyuncular da yer aldı.
– Film hakkında
“Zaferin Rengi”, 1919’da işgal altındaki İstanbul’da düşman kuvvetlerine karşı örgütlenerek Anadolu’da başlatılan direnişin hikayesini, General Harington Kupası etrafında kurgulayarak beyazperdeye taşıyor.
Yarın vizyona girecek filmde Kubilay Aka, Gülper Özdemir, Nejat İşler, Timuçin Esen, Yiğit Özşener, Gonca Vuslateri, Yılmaz Adam Bayraktar ve Birce Akalay rol aldı.
]]>Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) ve Bain & Company İstanbul Ofisi tarafından bu yıl 2’ncisi gerçekleştirilen ‘Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023’ araştırmasının sonuçları, İstanbul’da düzenlenen lansman etkinliğinde duyuruldu. Çalışma kapsamında Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) ve Bain & Company İstanbul Ofisi 2023 yılının ikinci yarısında, bu sene ikincisini gerçekleştirdikleri kapsamlı anket aracılığı ile Türkiye’deki ağırlıklı olarak halka açık ve aile şirketlerinde görev yapan 135 Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO ile birlikte şirketlerin yönetim kurullarının etkinliklerini ve gündemlerini değerlendirdi.
Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği Başkanı Mehmet Sami, YÜD ve Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023 hakkında şunları söyledi: “YÜD’ü kurarken şirketlerin geleceğinin aktif, profesyonel ve sürdürülebilir yönetim kurullarının varlığına bağlı olduğuna duyduğumuz inançla yola çıktık. Geldiğimiz noktada sürdürülebilirlik gündemi ve ÇSY (çevre, sosyal, yönetişim – “ESG”) kriterleri kapsamında dünyada ve ülkemizde geliştirilen yeni standartlar, yönetim kurullarının şirketin devamlılığı ve büyümesi için doğru stratejiler geliştirmesi gerektiğini bizlere bir kez daha gösterdi. Şirketlerde hakim ortakların, bir kurumun kaderini belirleme yetkisine sahip yönetim kurullarının kompozisyonu, gündemi, komite oluşturma ve çalıştırma kabiliyeti, risk ve fırsatların değerlendirilme kapasitesi gibi konuları daha fazla sahiplenmesi gerektiğini de gözlemliyoruz. Bu yıl gerçekleştirdiğimiz çalışmada yönetim kurullarının etkinliklerinin yıllar içerisindeki değişimini göreceğimiz Yönetim Kurulları Etkinlik Skoru’nda geçtiğimiz yıla kıyasla bir artış oldu. Ankette 1 yılda gelişme sağlanan ve odaklanılması gereken alanları detayları ile görürken, yıllar içerisinde etkinlik skorunun gelişimi bizlere çok daha detaylı bir analiz yapma fırsatı verecek. Her sene düzenli olarak ölçeceğimiz skor ile şirketler, yönetim kurulları ve kamu otoriteleri ile yol haritaları geliştirmeyi hedefliyoruz.”
Yönetim Kurullarının Etkinlik Skoru yükseliyor
Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, 2022 yılında 1-5 arası skalada 3,6 olan Türkiye’deki Yönetim Kurulu Etkinlik Skoru, 2023 senesinde yüzde 8 artarak 3,9 düzeyinde gerçekleşti. Söz konusu skor, geçtiğimiz sene içerisinde yönetim kurullarının etkinliğinin arttığını ortaya koyuyor. Katılımcıların en çok bulunduğu 10 sektörü baz alarak Yönetim Kurulu Etkinlik Skorlarını karşılaştırıldığında “Finansal Hizmetler” 4,2 ile en etkin yönetim kuruluna sahip sektör olurken, “Kimya, ilaç, petrol ve plastik imalatı” 3,5 ile en düşük skoru aldı.
En çok ve en az zaman harcanan konular
Açıklanan çalışmada yönetim kurullarında en çok vakit harcanan konu olarak “şirket performansı – operasyonel ve finansal” başlığı yüzde 88 ile olarak öne çıkıyor (geçtiğimiz yıl yüzde 95 ile ilk sıradaydı). Bunu sırasıyla, yüzde 62 ile “şirket vizyon, misyon ve stratejisi” ve yüzde 61 ile “organizasyona değer oluşturacak projelerin işleyişi” başlıkları takip ediyor. Geçtiğimiz yıl bu iki başlık yüzde 48 ile üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı.
En az vakit harcanan konular arasında ise yüzde 54 ile “Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon vergisi” (geçtiğimiz yıl yüzde 71 ile yine ilk sıradaydı) ve yüzde 49 ile “yönetim kurulu çeşitliliği” (geçtiğimiz yıl yüzde 38 ile 5. sıradaydı) ilk sıralarda yer alıyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 80’i bu konulara yeterince vakit ayrılmadığı görüşünde. Önümüzdeki dönemde iş yapış şekillerini önemli ölçüde etkileyecek olan bu konuların, yönetim kurulları gündeminin giderek daha büyük bir parçası olması bekleniyor.
Yatırım iştahı azalırken İstihdam hedefleri yükseliyor
Araştırmanın sonuçlarına göre, şirketlerin yatırım iştahları bütün yatırım kategorilerinde önceki seneye göre kayda değer düzeyde düşüş gösterirken, “Teknoloji ve altyapı yatırımları” yüzde 61 ile bu düşüşten göreceli olarak daha az etkilenmiş durumda. Bunun sebebinin, yapay zeka ve ilgili teknolojilere yükselen ilgi olduğu düşünülüyor.
İstihdam planlarında ise yatırım planlarının aksine görece olumlu bir görüntü olduğu gözlemleniyor. Bir önceki yıl yüzde 26 olan istihdamı artırmayı planlayan şirket oranı; 2023’te önemli bir yükselişle yüzde 39 seviyesine ulaşmış durumda. Yapılan analizler gelecek yıl için olumlu bir iş piyasası beklentisi olduğuna işaret ederken, yıl sonu enflasyon oranı ve asgari ücret artışının bu planlar üzerindeki etkilerinin takip edilmesi gerektiğine de dikkat çekiliyor.
Şirketleri bekleyen riskler
2023 yılında Türkiye’deki şirketleri etkileyebilecek en önemli 3 risk olarak “iklim krizi ve sosyal riskler”, “finansman ve nakit yönetimi” ve “sektörel ve politik belirsizlikler” ön plana çıkıyor. Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de geçtiğimiz yıl ilk 5 risk arasında yer almayan “iklim krizi ve sosyal riskler” kavramı, bu yıl en önemli risk olarak görülmesi. Çalışmada; yönetim kurulu üyelerinin belirtilen riskleri özenle değerlendirmeleri ve önceliklendirme yaparken şirketin genel hedeflerini ve piyasa koşullarını göz önünde bulundurmaları gerektiğine dikkat çekiliyor.
Sürdürülebilirlik
Dünya enerji dönüşüm sürecini teknolojik, sosyal ve jeopolitik gelişmeler ile birlikte deneyimlerken, Çevre, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) kavramı da hızla önem kazanıyor. Bu dönüşüm ve değişiklikler, şirketlerin ve yönetim kurullarının bakış açılarına, gündemlerine ve iş yapış şekillerine etki ediyor. Enerji dönüşümü, ÇSY’nin çevre yönünün ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, söz konusu kavram çeşitlilikten etiğe, işyeri güvenliğinden paydaş haklarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu kapsamlı perspektif, şirketlerin yönetim kurulları ve liderlerine, stratejik dönüşüm planlarına bu dönüşümün etkilerini yönetebilecek doğrultuda bir bakış açısı getirmek, bu yönde detaylı yol haritaları oluşturmak ve bu haritaları uygulamaya koymak ve sürdürülebilir iş modellerine geçişe liderlik etmek gibi yeni yükümlülükler getiriyor.
Araştırmada yer alan katılımcıların yüzde 75’i, şirketlerinin sürdürülebilirlik stratejisi olarak sektöre göre önde olmayı planladıklarını, ayrıca şirketlerin yaklaşık yüzde 50’si hem nicel hem de nitel hedefler belirlediklerini belirtiyor. Ancak, şirketlerin yalnızca yüzde 37’sinin bir Net Sıfır hedefi olduğu ifade ediliyor. Bu durum hedeflerin yeterince hırslı olmadığına ve Paris Anlaşması’nın gereklerini karşılayamadığına işaret ediyor.
Yönetim kurullarının ÇSY farkındalığı açısından görece iyi bir seviyede iken, yetkinlik konusunda geride kaldıkları görülüyor. Çalışmada ortaya konan analizlere göre; önümüzdeki dönemde liderlerin dönüşüme öncülük ederek gerekli farkındalık ve yetkinliklerin oluşmasını desteklemeleri beklenmekte. Çalışmada ayrıca; bu dönüşüme liderlik edecek yönetim kurulu üyelerinin ÇSY kavramları, stratejisi ve bu stratejinin uygulanması konularında gereken eğitimleri almaları, dönüşüm sürecini daha hızlı ve verimli bir hale getireceği belirtiliyor. – İSTANBUL
]]>Şimşek, Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nun açılışındaki konuşmasında, etkinliğe katılımın yüksek olduğunu, iş insanlarının bir yere durduk yere gelmeyeceğini dile getirdi. Gelen iş insanlarının Türkiye ile Suudi Arabistan’ın doğal ortaklığına inandığı için burada olduğunu belirten Şimşek, Türkiye’deki yatırım ortamı ve Orta Vadeli Program’ı (OVP) içeren sunum yaptı.
Türkiye’de yürütülen çalışmalar hakkında bilgi veren ve Suudi Arabistan’a yardımcı olunabilecek alanlara değinen Şimşek, özellikle turizmin Türkiye’de çok büyük bir başarı hikayesinin bulunduğunu söyledi.
Şimşek, “Türkiye şu an gelen turist sayısı anlamında dünya dördüncüsü. Bu alanda çok büyük bilgimiz, deneyimimiz ve kaynaklarımız var. Burada Suudi Arabistan’a yardımcı olabiliriz. Bir başka alan da inşaat sektörü. İnşaat alanında Türkiye büyük küresel oyunculardan biri. Burası da ortak iş yapabileceğimiz bir alan. Suudi Arabistan’da dünyanın en büyük projelerinden bazılarının inşaatı başlamış durumda ve biz bunun bir parçası olmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sunumunda havacılık ve savunma sektörü başta olmak üzere geçen 20 yılda Türkiye’de yaşanan gelişmeler ve sektörlerde sağlanan ilerlemeler hakkında bilgi veren Şimşek, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın üçüncü ülkelerde de birlikte çalışabileceğine işaret etti.
Şimşek, “Suudi Arabistan savunma sanayisini yerelleştirmeyi amaçlıyor. Biz, birlikte tasarlamak, birlikte geliştirmek, birlikte üretim ve birlikte küresel ihracat yapma projelerine açığız.” diye konuştu.
Türkiye ile Suudi Arabistan’ın bölgede birlikte barış ve güvenliği tesis edebileceğine dikkati çeken Şimşek, dünyanın çalkantılı bir dönemden geçtiğini, bu süreçte caydırıcı ülkelerin varlığının çok önemli olduğunu ifade etti.
“2028 itibarıyla fiyat istikrarını sağlamış olacağız, yolculuk başlamış durumda”
Sunumunda Türkiye ekonomisi ve Orta Vadeli Program’a da değinen, Orta Vadeli Program’ın fiyat istikrarına ve tek rakamlı enflasyona ulaşmayı amaçladığının altını çizen Şimşek, şunları kaydetti:
“İnanıyoruz ki buraya ulaşmak için doğru programa sahibiz. 2028 itibarıyla fiyat istikrarını sağlamış olacağız, yolculuk başlamış durumda. Mali sağlığı düzeltiyoruz, büyük depremden kaynaklanan hasarı onarıyoruz, eksikleri azaltıyoruz, daha da önemlisi bu kazanımları sürekli kılmak için yapısal reformlar uygulayacağız. Enflasyonu düşürürken sıra dışı bir şey yapmayacağız, konvansiyonel para politikaları uygulanacak, para politikalarının sıkılaştırılması işe yarayacak. Yılın ikinci yarısında enflasyon kayda değer oranda düşmüş olacak. Enflasyon azaltılmasına giden yol; enflasyonun bu yıl yüzde 30’ların ortalarına düşmesini, gelecek yıl yüzde 14 civarına düşmesini, 2026’da tek basamaklıya düşmesini hedefliyoruz. Bu, küresel deneyimle uyumlu bir öngörü.”
Depremin geçici büyük bir açık ortaya koyduğunu anımsatan Şimşek, bunun etkisinin geçici olduğunu, cari açık ve GSMH’de ilerlemeler yaşanmaya devam edeceğini anlattı.
“Cari açık bu yılın ilk yarısında 30 milyar doların altına inecek”
Şimşek, “Türkiye’nin borçluluğu, gelişmekte olan birçok pazara göre görece düşük. Kamu-özel-şirket borçlarını bir araya alsanız bile, küresel gelişmekte olan piyasaların yarısından daha az ve dünya ortalamasının üçte birinden daha az. Cari açığın GSMH’nin yüzde 2,5’inden daha azına düşmesini bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin rezervlerini artırma hedefinde olduklarını belirten Şimşek, şöyle devam etti:
“Cari açık aşağı doğru düşmeye başladı bile, doğru yolda olduğumuzu düşünüyoruz. Cari açık bu yılın ilk yarısında 30 milyar doların altına inecek. Türkiye’de büyüme güçlü. Türkiye büyüme bağlamında dünyanın önde gelen büyümekte olan pazarlarından biri. Geçici olarak bir yavaşlama görüyoruz ancak bu büyümeyi yeniden inşa etmek ve orta vadede sürdürülebilir yüksek büyümeyi sağlamak için yapısal reformlar kilit alanlardan biri. Rekabetçi bir ekonomi inşa etmek istiyorsanız, üretken bir ekonomi ortaya koymak istiyorsanız ve uzun vade büyüme potansiyelini geliştirmek istiyorsanız bunun tek yolu yapısal dönüşüm. OVP programımızın işe yaradığına dair güçlü kanıtlar var. Bu program nasıl çalışacağını bilmemiz gerek; mantıklı politikalar ve yapısal dönüşümlerin bir araya gelmesi, iyi bir anlatı… Bu anlatı, yatırımcı güvenini tekrar inşa etmeye yardımcı olacak, içeri akışı artıracak, paranın değerinin artmasını sağlayacak. Enflasyonun azalması hızlanacak ve ekonomideki dengesizlikler bu şekilde dengelenmiş olacak. Programın planlanan çalışma şekli bu ve bu program çalışmaya, işe yaramaya başladı bile.”
“Piyasa enflasyonun önümüzdeki 12 ayda yüzde 40’ın altına düşeceğini öngörüyor”
Türkiye’nin risk priminde yaşanan düşüşe dikkati çeken Şimşek, portföy girişi, döviz gibi konularda yaşanan gelişmeler hakkında bilgi verdi. Şimşek, “Enflasyon beklentileri düzeldiği için, piyasa enflasyonun önümüzdeki 12 ayda yüzde 40’ın altına düşeceğini öngörüyor ve piyasa şu an hedeflediğimiz rakamlara çok yakın, bu da bize cesaret veriyor.” diye konuştu.
Türkiye’de yaşanan tüm ilerlemelerin puanlama ajansları tarafından da görüldüğünü, bunu da puanlamalarına yansıttıklarına işaret eden Şimşek, “Türkiye’nin risk algısı şu andaki puanlardan çok daha iyi durumda. Makas açıklığına bakacak olursak, aslında şu andaki puanlama kurumlarının Türkiye’ye verdiği puanın 2 basamak yukarısında. Şimdiden piyasalar, Türkiye’de daha az risk olduğunu düşünüyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Şimşek, sunumunda katılımcı iş insanlarına Türkiye’nin yatırım yapma konusunda barındırdığı diğer avantajlar hakkında da bilgi verdi. Türkiye’nin yeşil alanlarda, yeşil ürünlerde dev bir potansiyeli bulunduğuna dikkati çeken Şimşek, bu alanda da Suudi Arabistan ile ortak çalışılabileceğini kaydetti.
Şimşek sunumunda, altyapı ve üst yapıda yapılan yatırımlara, hedeflenen çalışmalara, yapay zeka, dijitalleşme alanlarında Türkiye’nin bakış açısına değinerek, “Yenilenebilir enerji yatırımı yapıyoruz. 12 yıl boyunca en az 100 milyar dolarlık yatırım yapacağız.” dedi.
]]>Hazine ve Maliye Bakanlığı ev sahipliğinde, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) organizasyonuyla düzenlenen Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu İstanbul’da gerçekleştiriliyor.
Forum, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Khalid A. Al Falih, Suudi Arabistan Turizm Bakanı Ahmed Al Khateeb, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak ve iki ülkeden çok sayıda ismin katılımıyla yapılıyor.
“Türkiye ve Suudi Arabistan farklı sektörlerde ve alanlarda birbirini tamamlıyor”
Burak Dağlıoğlu, konuşmasında, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın farklı sektörlerde ve alanlarda birbirini tamamladığını belirterek, özellikle gıda güvenliği, yeşil dönüşümde bu tamamlayıcılığı tartışmak için bir ortam oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.
Bu açıdan, Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu kapsamındaki panellerin ve konuşmaların faydalı olacağını aktaran Dağlıoğlu, “Bu etkinliğin ismi yatırım ve iş forumu. İş dünyasının son dönemdeki çabalarıyla birlikte ikili ilişkiler büyüyor. Geçen yıl Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı yüzde 100’ün üzerinde arttı. Hedefimiz Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye yatırım yapması.” diye konuştu.
Dağlıoğlu, Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu sonrasında somut çıktılar beklediklerini belirterek, “Suudi kardeşlerimize kilit bir hatırlatma yapmak istiyorum. Türkiye’yi göz önünde bulundururken lütfen Türkiye dışındaki kapasitelerimizi de göz önünde bulundurun. Türkiye’nin iç pazarı büyük ancak Türkiye aynı zamanda daha geniş bir bölgeye açılan bir kapı.” değerlendirmesinde bulundu.
“İvme kazanan ilişkilerimizin daha odaklanmış bir şekilde nasıl sürdürebiliriz onu konuşuyoruz”
Nail Olpak, bir yıl önce bu salonda benzer bir toplantı gerçekleştirdiklerini anımsatarak, o günden bugüne kadar toplantılara, görüşmelere aralıksız devam ettiklerini dile getirdi.
Olpak, “Geçtiğimiz süreçte ivme kazanan ilişkilerimizin daha odaklanmış bir şekilde nasıl sürdürebiliriz onu konuşuyoruz. Ben bu toplantıya girmeden önce her iki bakanımızın başkanlığında, her iki ülkenin iş konseyi üyeleriyle bir toplantı yaptık. Oranın çıktılarından birisi ortak komitelerin kurulmasıydı. Bence somut, odaklanarak atılacak adımlar açısından önemli bir dönüm noktasıydı.” şeklinde konuştu.
İki ülke arasındaki ticareti farklı ortamlarda konuştuklarını ve gelişiminden mutlu olduklarını kaydeden Olpak, bugün turizmi ve yatırımları konuşmak için bir arada olduklarını vurguladı.
Olpak, geçen dönemde iki ülke arasındaki kayıpların nasıl daha hızlı toplanabileceğini, bunun görüşülmesi gerektiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Müteahhitlik anlamında Suudi Arabistan’da çok önemli fırsatların olduğunu biliyoruz. Müteahhitliği aynı zamanda yatırımla nasıl destekleyebiliriz? Tabii yatırım deyince her iki ülke kendisine yatırım çekmek isteyecek. Onları nasıl yapabiliriz. Bunları daha ciddi bir şekilde konuşmak istiyoruz. Turizm alanında fazla bir söz söylemek istemiyorum ama kendi açımdan baktığımda turizmi sadece o ülkeyi ziyaret eden kişilerin oraya bıraktıkları döviz olarak değerlendirmediğimi söylemek istiyorum. Çünkü turizm kanalıyla birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Daha iyi tanıdığımız ölçüde de daha fazla işbirliğini geliştirebildiğimiz kanaati içerisindeyim. Turizmi de bu çerçeve içerisinde daha fazla mercek altına almamız gerektiğini düşünüyorum.”
“Suudi Arabistan’ın 2030 vizyonunda gerçekten inanılmaz bir potansiyel var”
DEİK Başkanı Olpak, Suudi Arabistan’ın 2030 vizyonuna değinerek, bu vizyonu sık sık konuştuklarını ve Suudi yetkili ve bakanların değişik ortamlarda bir araya geldiklerinde kendilerine devamlı bir şekilde bu vizyonu ifade ettiklerini belirtti.
Olpak, “Gerçekten inanılmaz bir potansiyel var ve sadece 2030 ile de sınırı değil o vizyon. Ondan sonrası da var. Bütün dünyanın gözü orada. Ama onlar Türk firmalarının hızından, kalitesinden, rekabetçiliğinden bugüne kadar şikayet almadıkları için bizim daha fazla iş yapabilmemiz adına kapılarını sonuna kadar açtıklarını ifade ediyorlar.” ifadelerini kullandı.
Olpak, üçüncü ülkelerde ortak iş yapmanın kendilerinin çok konuştuğu ama çok fazla hayata geçiremedikleri alanlardan biri olduğunun altını çizerek, bunu da özellikle bir gündem maddesi olarak bir sonraki toplantıda görüşebileceklerini belirtti. DEİK Başkanı Olpak, bir sonraki toplantının Riyad’da olabileceğini de sözlerine ekledi.
]]>Türkiye asansör istatistiği
Dr. Serdar Ay, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2022 yılında yayımlanan Asansör Sektör Raporuna göre, ülkemizde toplamda yaklaşık olarak 800.000 asansör hizmet verdiğini, bu rakamın günümüzde 1 milyona yaklaştığını ifade etti. Bu rakamın 2012 verilerine göre 101.254 olduğu düşünüldüğünde artan asansör hacmi dikkat çekici. Kamuoyuna yansıyan ölümlü ve yaralanmalı kaza haberleri de aslında periyodik bakımların hayati önemini hatırlatıyor. Asansörlerin ilgili standartlara göre imal edilerek, montajlarının yapılması gerektiği, talimatlar çerçevesinde işletilerek, periyodik bakım ve kontrollerinin zamanında ve aksaksız yapılması gerektiğini kaydetti.
Asansör kazalarının yüzde 26’sı ise işçi kazası niteliğinde
Altınbaş Üniversitesinden Dr. Serdar Ay, asansör kazalarının “Kullanıcı Kazası” ve “İşçi Kazası” olarak ikiye ayrıldığına dikkat çekerek, bu konuda herkesin belirli bir bilgiye sahip olması gerektiğini söyledi. Zira Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği “AYSAD” tarafından hazırlanan “Türkiye’de 2010-2020 Yılları Arasında Meydana Gelen Asansör Kazaları Raporu” verilerine göre kazaların yüzde 74’ü kullanıcı, yüzde 26’sı ise işçi kazası sınıfında değerlendiriliyor.
İş kazaları kapsamında gerçekleşen kazaları inceleyen Dr. Serdar Ay; ağırlıklı olarak asansör boşluğuna düşme, sıkışma ve ezilme, asansör düşmesi, kabin ile birlikte düşme, elektrik ile ilgili kazalar, cisim düşmesi ve makine/ekipman kaynaklı kazalar olduğuna işaret etti.
Yaygın olarak karşılaşılan kullanıcı kazalarına da değinen Dr. Serdar kullanıcıların dikkat etmesi gerekenleri 5 madde de sıraladı.
Kabin katta yokken kat kapısının açılması sonucunda kuyuya/asansör boşluğuna düşme kazalarının önlenebilmesi için öncelikle asansöre binerken acele edilmemeli, asansöre kontrollü binilmelidir.
Kabin kapısı olmayan asansörlerde, kabin hareket halinde iken kabin ile kuyu duvarı arasında sıkışmalar sonucu oluşan kazaların önlenebilmesi için özellikle iş yeri olarak değil de yerleşim amaçlı kullanılan binalarda kabin kapısı olan asansörler tercih edilmelidir.
Asansör kapılarının arasında sıkışma sonucu oluşan kazaların önlenebilmesi için asansörden inerken acele edilmemeli, kapılar kontrol edilerek inilmelidir.
Asansörlerin aşırı ağırlık taşıması sonucunda oluşan kazaların önlenebilmesi için müsaade edilen ağırlık ve/veya kişi miktarına göre asansörler kullanılmalıdır.
Asansörlerde şakalaşmamalı, sigara içilmemeli ve eşyalar emniyete alınarak taşınmalıdır.
Dr. Serdar Ay son olarak, deprem kuşağında olan bir coğrafyada yaşadığımız gerçeğini hatırlatarak vatandaşları, deprem ve yangın durumlarında asansör kullanmamaları konusunda uyardı. Ayrıca doğrudan asansör kazaları ile ilgili olmasa da bulaşıcı hastalık tehlikesine karşı önlem olarak, asansörlerde sosyal mesafeye dikkat edilmesi gerektiği belirtti.
Asansörlerin periyodik bakım ve kontrollerinin A tipi muayene kuruluşunca yapılması gerektiğini vurgulayan Altınbaş Üniversitesinden Dr. Serdar Ay, yapılan değerlendirmeye göre asansöre, kusur durumunu gösteren bilgi etiketlerinin kabin içerisindeki kullanıcıların rahatlıkla görebileceği şekilde kumanda panelinin etrafında en uygun yere ve ana durakta yer alan dış çağrı kumanda panelinin yanına veya durak kapısı kasasının üzerine iliştirilmesi gerektiğini dile getirdi. – İSTANBUL
]]>Malatya’nın 6 Şubat depremlerinde çok ciddi bir yıkıma uğradığını ifade eden MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, yaşanan sorunları dernek olarak her platformda dile getirmeye çalıştıklarını söyledi. İş dünyası olarak Malatya’nın bir an önce yeniden ayağa kalkmasını önemsediklerini belirten Karademir, “Çünkü ticaretin, Malatya ekonomisinin ayağa kalkması için şehrin imarını yeniden hızlı bir şekilde yapılması lazım. 6 Şubat deprem ile birlikte Malatya’da 112 bine yakın binamız ağır hasarlı. Yıkımların yüzde 90 oranında olduğunu görüyoruz. Şehirde çok ciddi bir yıkım oluştu” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın deprem nedeniyle evini yerinde yapmak isteyen depremzedelere ‘Yerinde dönüşüm projesi’ kapsamında 750 bin TL kredi, 750 bin TL hibe desteği verdiğini hatırlatan Salih Karademir, “Toplam 1,5 milyon TL’lik bir yardımda bulunacağını belirtildi. Bu bizim için çok önemli bir proje, lakin depremin üzerinden yaklaşık bir yıl geçen bir süre var. Türkiye’deki ekonomik şartların ve enflasyon oranlarının sürekli artması nedeniyle şu anki şartlarda deprem bölgesinde toplamda 1,5 milyon TL ile vatandaşlarımızın yerinde evlerini tekrar yapmasının zor olduğunu görüyoruz. Bu paranın yetmeyeceğini, vatandaşımızın da imkanlarını da zorlanacağını bildiğimiz için devletimizin, bakanlığımızın verilecek olan bu desteği biraz daha artırmasını göz önünde bulundurmasını istiyoruz. Yaklaşık 2,5 milyon TL’lik bir rakam gerekiyor. şu şartlarda yerinde dönüşüm kampanyası için bir milyon 250 bin TL kredi, bir milyon 250 bin TL’de hibe olarak verilirse vatandaşımızın hızlı bir şekilde yerinde dönüşüm kampanyasıyla evlerini ve iş yerlerini yapıp hızlı bir şekilde Malatya’nın eski günlerine kavuşacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Bu desteğin arttırılması gerektiğini önemsediklerini belirten Karademir, “İnşallah Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, devletin imkanları dahilinde yerinde dönüşüm projesine verilecek olan hibe ve kredi desteklerini tekrardan revize ederek, güncelleyerek deprem bölgesindeki vatandaşlarımıza daha iyi bir destekle açıklayacaklarını umuyoruz” ifadelerine de yer verdi.
Yaklaşan yerel seçimlere de değinen MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, aday olan isimlerin Malatya’yı yeniden ayağa kaldıracak projelerini hızlı bir şekilde kamuoyuna açıklamasını beklediklerini söyledi. Depremden buyana halen şehirde imar noktasında bir belirsizlik yaşandığına işaret eden Karademir, “Hızlı bir şekilde hem yıkılacak olan binaların kaç kat olacağını, hem de yeni açılacak imar veya yeni verilecek imar bölgelerinde imarın nasıl işleneceği hakkında vatandaşımızın ciddi bir şekilde bilgilendirilmesini istiyoruz. Vatandaşımız burada ne kadar sağlıklı bilgilere kavuşursa o kadar memlekete güveni tam olur. Şehirde ciddi bir şekilde bir göç var. Bu göçün en büyük nedeni de belirsizlik. Biz her zaman dediğimiz gibi, belirsizliklerin ortadan kalkmasını istiyoruz. Gelecek olan belediye başkanımızın, ilçe belediye başkanlarımızın hızlı bir şekilde imar noktasında seçim döneminde bilgi vermesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü şehirde gözüken belirsizlikten dolayı ciddi bir göç yaşanıyor. İş dünyası olarak sabrımız kalmadı, çünkü bu belirsizlikler devam ederse şehrimizin geriye gideceğini görüyoruz. Yetkililerden, siyasetçilerimizden, milletvekillerimizden Malatya’mızın yeniden eski gücüne kavuşması için istişare ve bilgi kültürüyle birlikte şehrin yeniden ayağa kalkması için çaba göstereceklerine inanıyoruz” dedi.
Malatya’nın imarında yatay mimarinin de çok önemli olduğunu daha öncede dile getirdiklerini ifade eden Karademir, “Şehrin yeniden açılacak imar planında yatay mimariye öncelik verilmesini istiyoruz. İş dünyası olarak barınma ve iş yerlerinin çarşı merkezi ne kadar hızlı bir şekilde teslim edilirse Malatya’nın da ticaretinin yeniden güçleneceğini, yeniden ekonominin canlanacağını ve giden vatandaşlarımızın yeniden Malatya’ya döneceğine inanıyoruz. MAGİNDER ailesi olarak her zaman devletimizin yanında olduğumuzu, seçilecek olan belediye başkanımızın yanında olacağımızı söylemek istiyorum” diye konuştu. – MALATYA
]]>6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Dulkadiroğlu ilçesindeki Küçük Sanayi Sitesi’nde yer alan Bakırcılar Çarşısı’nda tencere, çaydanlık gibi küçük ev eşyaları üreten birçok iş yeri de zarar gördü.
Sağlanan destek ve yapılan çalışmalarla iş yerlerini onaran işletmeler, deprem sonrasında yüzde 5’e kadar düşen üretimlerini yüzde 40’a çıkardı.
Kahramanmaraş Bakırcılar, Alüminyum Ürün İmalatçıları ve Dökümcüleri Esnaf ve Sanatkar Odası Başkanı Selamet Atlı, AA muhabirine, 6 Şubat depremlerinden herkes gibi kendilerinin de olumsuz etkilendiğini, Küçük Sanayi Sitesi’nde yer alan 400 iş yerinin kullanılamaz hale geldiğini anlattı.
Atlı, sitedeki iş yerlerinin bakır, granit, teflon, çelik, alüminyum mutfak eşyaları ürettiklerini bildirerek, “Türkiye’de metal mutfak eşyalarının yüzde 90’ı Kahramanmaraş’ta üretiliyor. Geçen yıl mart, nisan aylarında üretim yüzde 5 civarında seyrediyordu. KOSGEB’in katkısıyla, devletin gücüyle yüzde 40’a şu an çıkmış durumdayız.” dedi.
“Eski günlerimize ulaşmak istiyoruz”
Depremde yıkılan iş yerlerinin yapılması için ilk kazmanın bir süre önce vurulduğunu aktaran Atlı, “Biz daha hızlı, devlet, vatandaş, esnaf olarak bir an önce eski günlerimize ulaşmak istiyoruz. Eski samimi ortamı, esnafımızın eski çalışma dönemini özledik, o günlere dönmek istiyoruz.” diye konuştu.
Atlı, kentte metal sektöründe büyük fabrikalarla birlikte yaklaşık 50 bin kişinin istihdam edildiğini vurgulayarak, ailelerle 200 bin kişinin bu sektörden ekmek yediğini sözlerine ekledi.
Üretim kapasitesi artıyor
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) Başkanı Mustafa Buluntu ise ciddi bir sanayi kenti olduklarını, 2002’de 1,5 milyar dolar olan ihracatlarının depremin etkisiyle geçen yıl 1 milyar 20 milyon dolara, 200 bin civarında olan istihdam rakamlarının ise 150-170 binlere düştüğünü belirtti.
Organize sanayi bölgelerindeki hasarları toparlamaya çalıştıklarını, kapasite oranlarının şu anda yüzde 40-50 civarında olduğunu dile getiren Buluntu, kentte kalıcı konutların tamamlanması, yıkılan yerlerin yeniden ayağa kaldırılmasıyla birlikte ticari hayatın normale döneceğini kaydetti.
Buluntu, 12 bin dolayında odaya kayıtlı şirket olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
“Organize sanayi bölgelerinin içerisinde de 2 binin üzerinde sanayi kuruluşumuz var. Bunların hasarsız olanı hiç yok gibi. Bir kısmı çok ciddi manada ağır hasar almış ve yıkılmıştı. Çelik mutfak eşyalarının şu an en büyük pazar payı Mısır. Mısır, Afrika’ya acılan bir kapı gibi. Biz hedef pazarlar belirlemiştik. Kanada olsun, Amerika olsun. İhracat yaptığımız ülkeleri de ciddi manada geliştiriyorduk. Tekstil konusunda Kahramanmaraş çok güçlüydü. Onlarla ilgili de yeni hedeflerimiz yeni pazarlarımız vardı. Depremden önce bir çok çalışmamızı tamamlamıştık. 2023 yılında hedefimiz 1,5 milyar dolardan 2,5 milyar dolara seviyesine çıkarmaktı şehrimizi. Asrın felaketini yaşadık. Bir taraftan travmalarla uğraşırken bir taraftan da üretimsel faaliyetleri de hayata geçirmek için TSO olarak çok ciddi manada depremin ilk anından itibaren mücadele veriyoruz.”
]]>DEİK Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in katılımı ile gerçekleşti. Toplantıda Türkiye ve Suudi Arabistan ikili ilişkilerine değinen Yılmaz, “2023 yılında ikili ticaret hacmimiz 6,8 milyar dolara ulaştı. Burada 2 yılda yüzde 50’ye yakın ticaret hacminde artış söz konusu. Ticaret hacmimizi, dengeli ve hızlı bir şekilde artırarak kısa vadede 10 milyar doların üzerine çıkarmanın gerçekçi bir hedef olduğu kanaatindeyiz. Orta vadedeki hedefimiz ise ikili ticaretimizdeki sektörel çeşitlendirerek 30 milyar dolara ulaşmak ve bunun ötesine geçmektir. Suudi firmaları bugüne kadar Türkiye’ye 2 milyar dolar yatırım yaptı” dedi.
Programa, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Khalid bin Abdulaziz Al Falih, Suudi Arabistan Turizm Bakanı Ahmed Al Khateeb, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu ve iş dünyasının önemli isimleri katıldı.
“Suudi Arabistan ile 2023 yılında ikili ticaret hacmimiz 6,8 milyar dolara ulaştı”
Türkiye Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizin yeni döneminde, ticari ilişkilerimizi iki ülkenin potansiyeline yakışır noktalara getirme gayretinde olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Liderlerimizin sergilediği güçlü siyasi irade sayesinde ikili ticari ilişkilerimizi geliştirme yönünde önemli adımlar attık. Suudi Kamu Yatırım Fonu ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin başlattığı yakın temas ve işbirliğinin ülkelerimiz için büyük ekonomik faydalar sağlayacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.
“Uluslararası doğrudan yatırımlar önemli”
Türkiye’nin ekonomik gelişimine katkı sağlayan en temel unsurlardan birinin uluslararası doğrudan yatırımlar olduğunu ifade eden Yılmaz, “Uluslararası yatırımlar, ülkemiz ekonomisinin büyümesine, teknolojik dönüşümüne, nitelikli istihdamın oluşumuna, ve ihracatımızın artmasına doğrudan etki etmiştir. Özellikle salgın sonrası süreçte Türkiye, uluslararası araştırmaların sonuçlarına göre hem tedarik hem de yatırım yeri olarak ön plana çıkmaktadır. Uluslararası yatırımlar kapsamında; teknoloji, savunma, yenilenebilir enerji, petro-kimya, finans, turizm ve konut gibi çeşitli sektörler, yatırımcılar için fırsatlar sunmaktadır” dedi.
Yılmaz, “Suudi Arabistan’dan yatırımcılara hitap eden sektörler arasında özellikle, kimyasallar, makineler, gıda ve içecek işleme, otomotiv, havacılık, ilaç ve biyoteknoloji, tıbbi cihazlar ve malzemeler, askeri üretim, yenilenebilir enerji, inşaat malzemeleri ve madencilik alt sektörleri öne çıkmaktadır. Her alanda Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yatırım vizyonuyla örtüşen Türk şirketlerinin fizibilitelerini değerlendirmek üzere işbirliğine açığız” dedi.
“Suudi 2030 Vizyonu’nun bölgeye büyük ekonomik faydalar sağlayacağına inanıyorum”
Suudi Arabistan’ın 2030 yılı vizyonu hakkında konuşan Yılmaz, “Suudi Arabistan, bizlerin de yakından takip ettiği 2030 Vizyonu ile ekonomisini çeşitlendirmeyi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı ve daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi amaçlıyor. Türkiye Yüzyılı ve 2053 vizyonlarımız ile Suudi 2030 Vizyonu’nun bölgeye büyük ekonomik faydalar sağlayacağına inanıyorum. 3,3 trilyon dolarlık bir yatırımı içeren Suudi 2030 Vizyonu kapsamında Neom, Diriyah Gate, Qiddiya ve Kızıldeniz Projesi gibi mega projelerinizde firmalarımızın aktif rol almasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Suudi Arabistan, ülkemizin değer bazında en fazla proje üstlendiği 6’ıncı ülke konumundadır”
Suudi Arabistan’ın müteahhitlik sektörü için dünyadaki en önemli ülkelerden biri olduğuna vurgu yapan Yılmaz, “Türk müteahhitleri Suudi Arabistan’da bugüne kadar 27,6 milyar dolar tutarında 402 proje üstlendi. Bu rakamlarla Suudi Arabistan, ülkemizin değer bazında en fazla proje üstlendiği 6’ıncı ülke konumundadır. Bu minvalde, özellikle Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu vasıtasıyla finanse edilen dev projelerde, Türk müteahhitlerinin beceri ve kalitelerinden istifade edilmesinde yarar görüyoruz. Türk müteahhitlik firmalarının “Yeşil Mutabakat” alanındaki ilerlemelerinin de Suudi 2030 Vizyonu kapsamındaki hedeflerinizle son derece uyumlu olduğunu belirtmek isterim. Bizler de iş modellerini daha sürdürülebilir bir geleceğe doğru yeniden yapılandırıyoruz” diye konuştu.
“Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen turist sayısı yüzde 65 artış göstermiştir”
Kültür ve Turizm alanında işbirliğinin gelişmesine önem verdiklerini belirten Yılmaz, “Suudi makamlarının Türk vatandaşlarının elektronik vize uygulamasına imkan tanıyan yeni düzenlemeleri hayata geçirmesinden büyük memnuniyet duyduk. Bu durum, iş insanlarımızın vize sorunlarının çözülmesine büyük katkı sağlayacaktır. Geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen turist sayısı yüzde 65 artış göstererek 830 bini bulmuştur. Bu rakamı 1 milyona hatta daha da yukarı çıkartmamız gerekiyor. Suudi Arabistan’da gerçekleşecek olan World Expo 2030’a çok sayıda saygın Türk firmasının katılacak ve Türkiye’yi prestijli pavilyonumuzla temsil edeceğiz. Ülkelerimiz arasında mega projeler alanındaki işbirliğimizi artırmak istiyoruz” diyerek sözlerini tamamaldı. – İSTANBUL
]]>Yılmaz, Beşiktaş’taki bir otelde düzenlenen Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nun galasında yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan heyetini İstanbul’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, geniş kapsamlı bir perspektifle karşılıklı yatırımlar ve turizm işbirliklerini artırmak için organize edilen forumun hayırlara vesile olmasını diledi.
Türkiye ve Suudi Arabistan ekonomilerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasının ticari ilişkilerin gelişmesinde itici bir rol oynadığını belirten Yılmaz, Suudi Arabistan ile ilişkilerinin yeni döneminde, ticari ilişkileri iki ülkenin potansiyeline yakışır noktalara getirme gayretinde olduklarını ifade etti.
Yılmaz, iki ülke liderlerinin sergilediği güçlü siyasi irade sayesinde ikili ticari ilişkileri geliştirme yönünde önemli adımlar attıklarına işaret ederek, “2023 yılında ikili ticaret hacmimiz 6,8 milyar dolara ulaştı. Burada ticaret hacminde iki yılda yüzde 50’ye yakın bir artış söz konusu. Ticaret hacmimizi, dengeli ve hızlı bir şekilde artırarak kısa vadede 10 milyar doların üzerine çıkarmanın gerçekçi bir hedef olduğunu düşünüyoruz. Orta vadedeki hedefimiz ise ikili ticaretimizdeki sektörel çeşitliliği artırarak 30 milyar dolara ulaşmak ve bunun ötesine geçmektir.” diye konuştu.
Suudi firmalarının bugüne kadar Türkiye’ye 2 milyar dolar yatırım yaptığını aktaran Yılmaz, özellikle ülkelerin iş çevrelerini bir araya getirebilecek etkinliklerin sıklaştırılmasıyla karşılıklı yatırımların kolaylıkla arttırılabileceğine inandıklarını dile getirdi.
Yılmaz, Suudi Kamu Yatırım Fonu ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin başlattığı yakın temas ve işbirliğinin ülkeler için büyük ekonomik faydalar sağlayacağına inandığını ifade etti.
“Yatırım ortamını reformlarla iyileştirmeye devam ediyoruz”
Türkiye’nin geride kalan 21 yıllık dönemde ekonomik gelişimine katkı sağlayan en temel unsurlardan birinin uluslararası doğrudan yatırımlar olduğuna değinen Yılmaz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Uluslararası yatırımlar, ülkemiz ekonomisinin büyümesine, teknolojik dönüşümüne, nitelikli istihdamın oluşumuna, kaynaklarımızın etkin kullanılmasına ve ihracatımızın artmasına etki etmiştir. Bu süreçte, uluslararası yatırımların ülkemize çekilmesi amacıyla birçok reform gerçekleştirilmiş, Türkiye’nin iş ve yatırım ortamının cazibesi ve rekabetçiliği artırılmıştır. Nitekim, 2002 yılından bugüne 260 milyar doların üzerinde bir doğrudan yatırım Türkiye’ye gelmiştir. Özellikle salgın sonrası süreçte Türkiye, uluslararası araştırmaların sonuçlarına göre hem tedarik hem de yatırım yeri olarak ön plana çıkmaktadır. Uluslararası yatırımcıların farklı ihtiyaç ve beklentilerini karşılayan kapsamlı bir ekosistem sunarken, yatırım ortamını reformlarla iyileştirmeye devam ediyoruz.”
Başkanlığını yaptığı Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulunun son dönemlerde yoğun mesai sarf ettiğini, yeni bir eylem planı hazırladıklarını dile getiren Yılmaz, gelecek dönemde bu eylem planının da hayata geçmesiyle yatırım ortamının daha da iyileşeceğini düşündüklerini söyledi.
Yılmaz, uluslararası yatırımlar kapsamında teknoloji, savunma, yenilenebilir enerji, petro-kimya, finans, turizm ve konut gibi çeşitli sektörlerin yatırımcılar için fırsatlar sunduğunu kaydetti.
Suudi Arabistan’dan yatırımcılara hitap eden sektörler arasında özellikle kimyasallar, makineler, gıda ve içecek işleme, otomotiv, havacılık, ilaç ve biyoteknoloji, tıbbi cihazlar ve malzemeler, askeri üretim, yenilenebilir enerji, inşaat malzemeleri ve madencilik alt sektörlerinin öne çıktığına dikkati çeken Yılmaz, “Her alanda Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yatırım vizyonuyla örtüşen Türk şirketlerinin fizibilitelerini değerlendirmek üzere işbirliğine açığız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu ile ekonomisini çeşitlendirmeyi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı ve daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi amaçladığını aktararak, “Türkiye Yüzyılı ve 2053 vizyonlarımız ile Suudi 2030 Vizyonu’nun sadece iki ülkeye değil, tüm bölgeye önemli büyük ekonomik faydalar sağlayacağına inanıyoruz. 3,3 trilyon dolarlık bir yatırımı içeren Suudi 2030 Vizyonu kapsamında Neom, Diriyah Gate, Qiddiya ve Kızıldeniz projesi gibi mega projelerde firmalarımızın aktif rol almasını arzu ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Irak Kalkınma Yolu Projesi’nde de yakın bir işbirliği yürütebileceğimize inanıyoruz”
Suudi Arabistan’ın, müteahhitlik sektörü için dünyadaki en önemli ülkelerden biri olduğunu belirten Yılmaz, Türk müteahhitlerinin Suudi Arabistan’da bugüne kadar 27,6 milyar dolar tutarında 402 proje üstlendiğini, bu rakamlarla Suudi Arabistan’ın, Türkiye’nin değer bazında en fazla proje üstlendiği 6’ncı ülke konumunda olduğunu söyledi.
Yılmaz, bu minvalde, özellikle Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu vasıtasıyla finanse edilen dev projelerde, Türk müteahhitlerinin beceri ve kabiliyetlerinden istifade edilmesinde fayda gördüklerini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Türk müteahhitlik firmalarının Yeşil Mutabakat alanındaki ilerlemelerinin de Suudi 2030 Vizyonu kapsamındaki hedeflerinizle son derece uyumlu olduğunu belirtmek isterim. Bizler de iş modellerini daha sürdürülebilir bir geleceğe doğru yeniden yapılandırıyoruz. Gerek Suudi Arabistan’ın fosil yakıtların giderek payının düşeceği bir dünyaya gerçekçi bir şekilde hazırlandığı yeni vizyonu gerekse bizim 2053 Karbon Nötr Ekonomi Vizyonumuz birbiriyle örtüşen vizyonlardır. Bu konuda da çok önemli işbirliği alanlarının olduğunu ifade etmek isterim. Bildiğiniz üzere Türkiye olarak Paris Anlaşması’nı onayladık ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini belirledik. Bu bağlamda yeşil ve dijital dönüşümü, bütün planlarımızda, programlarımızda önemli bir eksen olarak tarif etmiş durumdayız.”
İş çevrelerinin üçüncü ülkelerde de işbirliği yapabileceğine inandıklarını, Suudi Arabistan’ın başta Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkeler olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yatırım yapmak istediğini gördüklerini belirten Yılmaz, “Türkiye olarak Afrika ve diğer gelişmekte olan ülke pazarlarına erişim konusunda önemli fırsatlara sahibiz. Ayrıca, Ukrayna’nın yeniden inşası sürecinin yanı sıra bölgemizin refahına katkıda bulunacak olan Irak Kalkınma Yolu Projesi gibi yeni projelerde de işbirliği imkanlarının olduğunu düşünüyoruz. Körfez İşbirliği Konseyi ve ülkemiz arasında imzalanacak bir serbest ticaret anlaşması, ülkelerimiz arasındaki büyüyen ekonomik ortaklığı daha ileriye taşıyacaktır. Bu konuda da özellikle önümüzdeki dönem özellikle Suudi yetkililerin desteğini beklediğimizi ifade etmek istiyorum.” diye konuştu.
“Önceki yıla göre Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen turist sayısı yüzde 65 artış göstermiştir”
Kültür ve turizm alanında işbirliğinin geliştirilmesinin önemine dikkati çeken Yılmaz, Suudi makamlarının Türk vatandaşlarının elektronik vize uygulamasına imkan tanıyan yeni düzenlemeleri hayata geçirmesinden büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Yılmaz, bu durumun, iş insanlarının vize sorunlarının çözülmesine büyük katkı sağlayacağını, ikili ticari ve ekonomik ilişkilerde önemli bir ilerleme kaydedilmesini getireceğini söyledi.
Türkiye’nin son 20 yılda turizm alanında büyük bir aşama kaydettiğini, geçen yıl itibarıyla 50 milyon turisti ve 54 milyar dolar geliri aşan bir performansın söz konusu olduğunu aktaran Yılmaz, 2024 yılında ise 60 milyon turist ve 60 milyar dolar turizm geliri hedeflediklerini dile getirdi.
İki ülke arasındaki turizm verilerine değinen Yılmaz, şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen turist sayısı yüzde 65 artış göstererek 830 bini buldu. Kısa vadede 1 milyonu geçmemiz ve uzun vadede çok daha yüksek rakamlara çıkmamız gerekiyor. Türkiye’den de Suudi Arabistan’a sadece hac ve umre için değil, Suudi Arabistan’ın yaptığı yeni yatırımlarla oluşturduğu fırsatları düşündüğümüzde farklı amaçlarla Türkiye’den Suudi Arabistan’a turizmin de yakın gelecekte çok farklı noktalara geleceğine inanıyorum.”
Yılmaz, forum kapsamında turizm alanında işbirliği anlaşması imzalayacak firmaların yeni işbirliklerine örnek olacağına ve turizmde yeni kapılar açacağına inandığını ifade ederek, “Dünya çapında bir etkinlik olan World Expo 2030’a ev sahipliği yapmak üzere seçilmesinden dolayı Suudi Arabistan’ı kutluyoruz. Bu başarı sadece Suudi Arabistan’ın uluslararası imajını güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda bölgesel katkılar da sağlayacaktır. Çok sayıda saygın Türk firmasının katılacağı World Expo 2030’da inşallah Türkiye’yi prestijli pavilyonumuzla temsil edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan’ın turizm sektöründe mega projelere yönelik vizyonunu takdirle takip ettiklerini aktaran Yılmaz, Türkiye’nin bu projelerde işbirliğini artırmak istediklerini ve mega projeler alanında önemli turizm ortaklıkları kurabileceklerine inandıklarını dile getirdi.
Ülkelerinin potansiyelini en üst seviyeye çıkarmak, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme içinde işbirliğini artırmak ve iş çevrelerini küresel rekabetin zirvesine taşımak için birlikte çalışmaya kararlı olduklarının altını çizen Yılmaz, forumda imzalanacak işbirliği anlaşmalarının pek çok başarı hikayesine vesile olacağına inandığını sözlerine ekledi.
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan 10 bin 500 personeli ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Gerçekleştirilen imza töreninde çalışanlar, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a alkış ve sloganlarla teşekkür etti. Sözleşme, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Büyükakın, Hizmet-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı İdris Ersoy ve Hizmet-İş Kocaeli Şube Başkanı Muharrem Subaşı tarafından imzalandı.
“Mutluluğun resmini birlikte çizdik”
İmza töreninde konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Büyükakın, “‘Mutluluğun resmini yapabilir misin?’ derler ya işte mutluluğun resmi bu. ‘Mutlu şehir’ diye yola çıktık. ‘Allah razı olsun’ desinler diye çalıştık. Hep, ‘Belediye şehrin bize bir emanetti ve bu emanetin gereğini yapacağız’ dedik. Ben bunu bir başıma yapmadım, sizlerle yaptım. Bu şehir belediyenin hizmetlerinden memnunsa sizlerin sayesinde oldu. Çalışanları mutlu olmayan şehrin mutlu olması mümkün değil. Öncelikle çalışma arkadaşlarımızı mutlu etmek istedik” dedi.
“Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin mali yapısı en sağlam belediyesidir”
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin en borçlu belediye olduğu algısına değinen Başkan Büyükakın, “Anlatmamıza rağmen ‘Tahir Büyükakın Büyükşehir Belediyesi’ni borç batağına batırdı’ diyebiliyorlar. Bu Yuvacık Barajı’nın borcu. Büyükşehir Belediyesi’ni borç batağına batıran sizsiniz. Borç yönetimi sayesinde işçilerimin yüzünü güldürebiliyorum. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin mali yapısı en sağlam belediyesidir. Hazine’den başka kimseye borcumuz yok. Bankaları ve diğer borçları eklediğimizde en borçlu belediye İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Sigortasını, vergisini ödeyemeyen ve kapısına haciz dayanan bu zihniyetteki belediyeler ortada” ifadelerini kullandı.
“En düşük ücreti 35 bin 40 TL yaptık”
“Peygamberimiz, ‘İşçinin alnın teri kurumadan hakkını verin’ diyor diyen Büyükakın, “Sizi ötekiler olarak hiç görmedik. Beraber yürüdüğümüz yol arkadaşlarımız olarak gördük. İmkanlarımızı sonuna kadar zorlayalım dedik. Türkiye’nin en iyi anlaşmalarını yaptık. Yüzü gülen işçi vatandaşa hizmet ederken de onları mutlu eder. Sizi enflasyona ezdirmeyen, elimizdeki imkanların en iyi olacak şekilde düzenleme yaptık. En düşük maaşın 34 bin 40 TL olacak şekilde bir düzenleme yaptık. Personelden gelen artış talebine sonrası bin TL daha artış yaparak en düşük ücreti 35 bin 40 TL yaptık” dedi.
“Bizim inancımızda insana çalıştığının karşılığı anlayışı vardır”
Hizmet-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı İdris Ersoy ise “Bizim inancımızda insana çalıştığının karşılığı anlayışı vardır. Hep birlikte bunun mücadelesini veriyoruz. Emek olmadan ekmek olmayacağını biliyoruz. Hiç kimseyi ayırt etmeden, her bir üyemizi kutsal görerek çalıştık, çalışıyoruz. Her sıkıntıda yanımızda olan ve yoldaş olmaktan onur duyduğum Başkan Tahir Büyükakın’a teşekkür ediyorum. Protokolün kentimiz ve emekçilerimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
Daha sonra konuşan Hizmet-İş Kocaeli Şube Başkanı Muharrem Subaşı, “Hem işveren hem de sendika olarak bu birlikteliğimizi ortaya koymuş bulunmaktayız. Bu sözleşmenin daha güzel protokollere emsal teşkil etmesiniz arzu ediyorum. Kentimiz için hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Geriye dönük farkların ödemesi de yapılacak
Protokol ile 2023 ücretlerine taban iyileştirilmesi yapıldıktan sonra tüm yevmiye ve sosyal haklara zam yapıldı. Protokolün imza tarihi olan 15 Şubattan geriye dönük farkların ödemesi de yapılacak. 1 Ocak 2024’ten itibaren geçerli olacak olan zammı çalışanlar davul zurna eşliğinde halaylarla kutladı. Sözleşme kapsamındaki tüm çalışanlara her ay aile yardımı adı altında bin 729,45 TL ödeme yapılacak. Böylelikle yapılan sözleşme ile Büyükşehir’de en düşük net ücret 35 bin 40 TL oldu. Büyükşehir, İSU ve Belde AŞ’de çalışan personeli ilgilendiren toplu sözleşmede işçilerin en düşük günlük ücreti 640 TL’den bin 130 liraya çıkarıldı. Bu artışa ilave olarak 92 TL olan yemek ücreti 157 TL’ye yükseltildi. 50 TL olan yol ücreti de 80 TL oldu. – KOCAELİ
]]>CHP’nin Artvin’in Arhavi ilçesinde bulunan Hidroelektrik Santralleri (HES) projesinin bölgeye verdiği zararların tespiti ve genel olarak bölgedeki doğa katliamının önüne geçilmesi amacıyla verdikleri Meclis araştırma önergesinin öne alınmasına ilişkin bugün TBMM Genel Kurulu’na öneri verdi.
Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, şunları söyledi:
“TÜRKİYE’DEKİ VAHŞİ MADENCİLİK VE HES PROJELERİNE KARŞI DUR DİYEBİLİYORSAK, ÖNCE YARGI MEVZUATINI DEĞİŞTİRECEĞİZ”
“Eğer Karadeniz’de çevreyi katletmek istiyorsanız HES yapacaksınız, bunla ilgili böyle sabıkalı durumlar var. Bizim orada araziler çok eğimli yüzde 70-80’e varan eğimli araziler var. Eskilerin yasak diye tabir etmiş olduğu ağaç kesimini yapıldığı yerde heyelan gelecektir, aynı bugün Erzincan İliç’te yaşanan felaketin yeniden meydana gelmesine ilişkin itirazlı kayıtlar koydular ama buna ilişkin herhangi bir işlem yapılmadı. Maden, HES projelerini yapanlar arkalarına yargıyı almışlar. Eğer siz yargıda bu karaları iptal ettirirseniz bile arkasında, Orman Bakanlığı’nın 2009/7 sayılı bir genelgesi var, bu kararı iptal etseniz bile karar kesinleştikten sonra bile bir genelge yayınlıyor Orman Bakanlığı, ilk mahkeme kararındaki eksiklikleri gider, eski süreci de tamamlama, 3 gün içerisinde bakanlığa gönder bakanlık tamam diyor. Bu konuda bakanlıktan gelmiş bir tane olumsuz karar yok. Devlet ihaleye fesat karıştırdı, ahlaksız iş adamıyla, kirli siyasetçi iş birliği yapmazsa bunlar olmaz. İliç’te bu işi yapan firmanın bir ayağı var Artvin’de Hod madeninde, aynı işi orada yapmaya çalışıyorlar. Siyasetten destek almayan bir iş adamı bu canların kaybına rağmen ertesi gün ben madencilik faaliyetlerine devam edeceğim nasıl diyebilir? Türkiye’deki vahşi madencilik ve HES projelerine karşı dur diyebiliyorsak önce yargı mevzuatını değiştireceğiz. Orman Bakanlığı’nın 2009/7 genelgesini yırtıp atacağız, vatanseverlik budur.”
Önerge üzerine Saadet Partisi Grubu adına söz alan Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun da şöyle konuştu:
“HES DIŞINDAKİ TEMİZ ENERJİ KAYNAKLARI DEĞERLENDİRİLEBİLİR”
“Belediye Meclis’inde AK Partili üyelerinin bile itiraz ettiği bu santral kararlarının gözden geçirilmesi, vatandaşların şikayet ve taleplerinin dinlenmesi, bu konuda Meclisimizin bir araştırma komisyonu kurarak zenginliklerimizin korunmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. HES dışında rüzgar ve güneş enerjisi gibi temiz enerji kaynakları vardır ve bu bölgede bunlar da değerlendirilebilir.”
İYİ Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, şunları kaydetti:
“DOĞANIN AYARLARIYLA OYNARSANIZ BİLİNİZ Kİ İNTİKAMINI KÖTÜ ALIR”
“AK Parti’nin rantiyeci zihniyeti, bölge halkının geleceğini tehlikeye atmakta, Artvin’in, Artvinlilerin doğasını kirletmektedir. HES’ler kurulurken de doğaya büyük zararlar vermekte, kurulduğu bölgeyi talan etmektedir. Diğer yenilenebilir enerjiler üzerinde araştırmalar yapılıp teknolojik gelişmeler takip edilmeli ve bu alanlara yatırım yapılmalıdır. HES’lerin uygulandığı bölgelerde erozyon ve sel oluşumunda artış olduğu yapılan araştırmalarla sabittir. Santralin çevresinde hastalıkların arttığı bilinmektedir. Doğanın ayarlarıyla oynarsanız biliniz ki intikamını kötü alır.”
DEM Parti Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Özgül Saki de şunları söyledi:
“HES PROJELERİNİN HER BİRİNİN İPTAL EDİLMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
“HES’ler doğayı katlediyor, ekolojik dengeyi bozuyor, biyoçeşitliliği tehdit ediyor, su akış rejiminin değişimi nedeniyle sel ve benzeri felaketlere yol açıyor. Zaten hemen hemen her gün bu felaketlerin tanığıyız. Bu HES’lerle su metalaştırılıyor. Suyun kullanım hakkının yanı sıra arazilerin kullanım hakları da şirketlere devrediliyor. Acele kamulaştırma kararıyla bölge halklarının geçimlik tarımı, hayvancılığı katlediliyor ve onlar bir kez daha yoksullaştırılıyor. Tüm uygulamalar için ekolojik grupların, bölge halkının, meslek örgütlerinin kara mercilerine dahil olmasıyla bu HES projelerinin her birinin iptal edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”
CHP’nin grup önerisi, AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile reddedildi.
]]>MESEM uygulamasıyla çocuk yaştaki öğrencilerin çalıştıkları iş yerlerinden peş peşe ölüm haberleri geliyor. İstanbul Hadımköy’deki Özkanlar Metal Fabrikası’nda çalışan 14 yaşındaki MESEM öğrencisi Arda Tonbul da sac büküm makinesine başının sıkışması sonucu 15 Ocak’ta hayatını kaybetti.
Konuya ilişkin Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası, Arda Tonbul’un babası Raşit Tonbul’un da katılımıyla Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Makina Mühendisleri Odası’nın İstanbul Şubesi’nde bugün basın toplantısı düzenledi. Burada konuşan sendika Genel Başkanı Özkan Atar, Arda’nın iş cinayetinde ölen ne ilk ne de son MESEM öğrencisi olduğuna dikkat çekti. Arda’nın ölümünün üzerinden henüz bir ay bile geçmemişken iki MESEM öğrencisinin daha yaşamını yitirdiğini dile getiren Atar, “mesleki eğitim” adı altında öğrencilerin ucuz iş gücü olarak kullanılmasının 2016 ve 2021 yıllarında yapılan iki yasa değişikliğiyle ciddi biçimde arttığını vurguladı.
“STAJ YAPACAK ÖĞRENCİLER İÇİN YAŞ SINIRLAMASI GETİRİLMELİ”
“Bu yasal düzenlemelerle mesleki eğitimin en önemli sacayağını oluşturan meslek liselerindeki öğrencilerin fiilen okuldan ayrılmasının ve çocuk işçi olarak çalışmasının önünün açıldığını” diyen Atar, şu talepleri sıraladı:
“MESEM projesinden derhal vazgeçilmelidir. Kamu kaynakları sermayenin çıkarı doğrultusunda çocuk işçiliğine yasal kılıf sağlayan MESEM’ler için değil, gerçek ve nitelikli bir mesleki eğitim için meslek liselerinin güçlendirilmesi amacıyla kullanılmalıdır.
Staj yapacak öğrenciler için yaş sınırı getirilmelidir. Staj alanları çocukların fiziksel, ruhsal ve akademik gelişimleri için uygun olmalı, sistematik olarak denetimi ve takibi yapılmalıdır. Tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çocuğun üstün yararı gözetilerek ek önlemler alınmalı, koruyucu düzenlemeler yapılmalıdır.
Meslek liseleri bünyesindeki okul atölyelerine, işliklere yatırım yapılmalı; çocuklar ilk pratik eğitimlerini bu atölye ve işliklerde yapmalıdır. Öğrenciler temel mesleki dersleriyle altyapıları oluştuktan sonra son sınıfta, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz alındığı, denetim ve takibin sağlandığı koşullarda sınırlı sürelerle fabrika ortamına sokulmalıdır.
Öğrencilerin staj yapacağı iş yerlerinin seçimi için kriterler net şekilde belirlenmeli, bu kriterleri yerine getirmeyen iş yerlerine öğrenci gönderilmemelidir. İşletmelere kurallara uymamaları ve yasa dışı işlem yapmaları durumunda etkin yaptırımlar uygulanmalıdır. Stajyer öğrencilere uygun kişisel koruyucu donanım sağlanmalıdır.
“ÇOCUK İŞÇİLİĞİ YOKSULLUĞUN SONUCUDUR”
Usta öğreticilik belgesi alma koşulları zorlaştırılmalı, usta öğreticiler yüz yüze ve uygulamalı pedagojik eğitimden geçirilmelidir.
12 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin yerine getirilen ve 2012 yılında yasalaşan 4+4+4 eğitim sistemi, çocuk işçiliğini besleyen bir sistemdir. Bu nedenle kademeli eğitimden vazgeçilmeli, yeniden 12 yıllık zorunlu temel eğitime dönülmelidir.
Çocuk işçiliği yoksulluğun bir sonucudur. Yoksullukla mücadele kapsamında gerekli sosyal politikalar hayata geçirilmelidir. Çocuk işçiliğine ve çocukların örgün eğitimden koparılma riskine karşı meslek lisesi öğrencilere ve ailelerine ekonomik destek sağlanmalıdır.”
“BAŞKA ARDALAR ÖLMESİN”
Arda Tonbul’un babası Raşit Tonbul da şunları söyledi:
“Acımız çok büyük, hala acımızı dindiremedik. Ailece yıkıldık; annesi, kardeşleri, hepsi üzüntü içerisinde. 14 yaşında bir çocuğun normal şartlarda ağır işlerde çalıştırılmaması gerekiyor. Maalesef tedbirler yok, donanım yok, denetim yok ve ihmaller çok fazla. Zaten benim çocuğum da ihmal sonucu yaşamını yitirdi. Belki orada bir yetkili olsa çocuğum ölmeyecekti, 16 dakika çok uzun bir süre. Başka Ardalar ölmesin, bu iş yerlerinde gerekli önlemler alınsın. Devlet yetkililerinden tek isteğim bu. Çocukların bu işyerlerinde olgunluk yaşlarına gelmeden çalıştırılmamasını talep ediyorum.”
]]>Kökleri Haliç kıyılarına uzanan, Türk Sanayisinin kalkınma macerası İstanbul Madeni Eşya Sanatkarları (İMES) Sanayi Sitesinin 50 yılı aşkın süren başarılı yolculuğunu konu alan projenin tanıtım toplantısı, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.
İMES Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Akar, etkinlik öncesinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, projeyi hayata geçirme düşüncesinin uzun zamandır gündemlerinde olduğunu söyledi.
Hikayenin, Perşembe Pazarı’nda 1970’li yıllarda başladığını dile getiren Akar, “Zaman zaman bize gelen misafirlerimize, büyüklerimize, hediyeler, plaketler verirdik. Bir büyüğümüz ‘Buranın kitabını yapın, bu hayat hikayesini okuyalım.’ dedi. Biz de o duygu ve düşüncelerle başlayarak projeyi hayata geçirdik.” ifadelerini kullandı.
Marmara Üniversitesi ile birlikte çeşitli çalışmalar yaptıklarına işaret eden Akar, Prof. Dr. Fatma Ayanoğlu’nun da katkısıyla güzel bir kitap meydana getirdiklerini, eserin sanayici dostlara faydası olmasını ümit ettiklerini kaydetti.
Akar, kitap ve belgeselin hazırlanma sürecine de değinerek “Perşembe Pazarı’ndan Haliç kıyılarına ve Ayvansaray’a kadar 1970’li yılların başından bugüne gelen belgeleri toplamak ve büyüklerimizden bilgileri almak, epey bir zamanımızı aldı. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Zamanında neler yaşandığını genç nesillerin bilmesi lazım”
Perşembe Pazarı’ndan başlayarak Dudullu, Tuzla ve Dilovası’na uzanan hikayeye ilişkin bilgiler veren Akar, 350 fabrikada 17 bin çalışanın bulunduğu Dilovası İMES OSB’nin de bugün yeterli olmadığını ve burayı büyütmeye çalıştıklarını anlattı.
Yalova, Bandırma ve Sakarya’da organize sanayi bölgeleri kurmak için çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Akar, “Sanayinin gelişmesine çok katkısı oluyor. Zamanında neler yaşandığını genç nesillerin bilmesi lazım. Perşembe Pazarı’nda 20-30 metrekare dükkanlardan geldik. Ben küçüktüm 15-16 yaşlarında oraya gittiğimizde sokaklarda dökümler dökülüyordu. Şimdi elhamdülillah çok iyi yerlerde fabrikalar kurmaya başladık. Bu da bizi gururlandırıyor ve mutlu ediyor. İMES şu anda bir okul gibi. Büyüyen firmalar daha büyük yerlere, daha iyi orta ölçekli işletmeler olma yolunda ilerliyorlar. Çok daha büyüyenler de var. Türkiye’nin her yerinde varız.” şeklinde konuştu.
İMES’ten başka bölgelere giden işletmelerin Türkiye’nin her yerindeki organize sanayi bölgelerinde yer aldığını belirten Akar, gençlere bir rehber niteliği taşıyan projenin devamının da gelmesini arzu ettiklerini kaydetti.
“Geçmişten günümüze İMES’in başarı ve tecrübelerini aktaran bir eser”
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Ayanoğlu, hem belgesel hem de kitabın hazırlanmasında başından sonuna kadar organize eden kişi olduğunu ifade etti.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bakan Danışmanı, kitabın editörü ve kitap yönetmeni de olan Ayanoğlu, “Dünden bugüne İMES ülkemizin en önemli organize sanayi bölgelerinden biri; Perşembe Pazarı’ndan şu anda dünyanın birçok yerine ihracat yapan, alanında ilk fabrikaları barındıran bir organize sanayi bölgesi. Dolayısıyla geçmişten günümüze başarıları, tecrübeleri aktaran bir eser, aynı zamanda yaşayan bir eser. Sadece tecrübe aktarımından ziyade gelecek kuşaklara gelecek nesillere ve diğer organize sanayi bölgelerine örnek olan bir eser. Hem kalıcılığı olan hem de yaşayan bir eser olması hasebiyle de aslında alanında bir ilk olan eser.” şeklinde konuştu.
Çok mutlu ve gururlu olduklarının altını çizen Ayanoğlu, “Çünkü İMES çok büyük bir aile. İçindeki fabrikalarla, fabrikalardaki iş adamlarımızla, orada çalışan insanlarla çok büyük bir aile ve şu anda güven, sürdürülebilirlik, tecrübe aktarımı, hepsini bir şekilde aktaran bir kitap oldu.” dedi.
Hem bir akademisyen hem de kitabın yazarı olarak gelecek kuşaklara aktarabilecek çok önemli bir eseri hep birlikte ortaya koyma şansını yakaladıklarını dile getiren Ayanoğlu, “Ben kitabın editörü, yazarı, kitap yönetmeni olarak karşınızdayım ama bu çalışmayı yaparken çok büyük bir ekiple çalıştık. Hem İMES tarafında hem akademi tarafında emek veren çok kişi oldu. Gerçekten de Türkiye’de bir ilk eseri ortaya koyduk. Hem qr kodla okuyucuların okumak istedikleri yerleri canlı olarak izleyebilecekleri, iş adamlarımızın torunlarına aktarabilecekleri, hem akademi camiasının hem de iş dünyasının faydalanacağı örnek bir eser çıktığı için manevi olarak yaşadığımız mutluluk ve gurur gerçekten çok büyük.” görüşünü paylaştı.
“Resimleri görünce kendi gençliğime çocukluğuma gittim”
Etkinliğe katılan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ise projenin tanıtım programına ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
Haliç kıyılarının geçmişteki resimlerini görünce kendi gençliğine, çocukluğuna gittiğini ifade eden Bahçıvan, “Ne mutlu ki Osmanlı’nın üretim ve ticaret kültürünün, birlikte çalışmanın, sosyolojik ve kültürel buluşmaların belli bir döneminin içinde yaşamış birisi olarak Haliç’in o bereketli topraklarının, Unkapanı, Ayvansaray, Eminönü, Yağ İskelesi ve Balat’ın o dokusunu da resimlerden, anılardan yad edebilmek insana ayrı bir duygu veriyor.” değerlendirmesini yaptı.
Kitabın aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik tarihinin de hikayesini anlattığını dile getiren Bahçıvan, zorluklarla edinilen üretim kültürüyle ekonomik gelişmeye katkı sunan, küçük hayalleri büyük projelere dönüştüren bir ekip tarafından hayata geçirilen İMES’in yönetim kuruluna ve çalışmada yer alanlara teşekkür etti.
Etkinlikte, proje kapsamında İMES’in tarihine tanıklık etmiş sanayicilerle yapılan röportajların yanı sıra tarihi belge ve fotoğraflara da yer verilerek hazırlanan “Yuva” belgeselinden bir bölümün gösterimi de yapıldı.
İSO ve İMES yönetiminin yanı sıra sanayiciler, iş adamları ve davetlilerin de katıldığı etkinlikte, projede emeği geçenlere hediye ve plaket takdim edilirken, tüm katılımcılara “Dünden Bugüne İMES” kitabı hediye edildi.
]]>Seçimler yaklaşırken siyasetin ısınmaya başladığı bir ortamda çalışanların işlerini kaybedecekleri söylentilerinin çıkması üzerine Özkan Alp belediye çalışanlarına seslendi. Odunpazarı’na hizmet için ‘Gönüller yapmaya geldik’ sloganıyla yola çıktıklarını söyleyen Alp, “Sözümüzde de samimiyiz. Ailesini geçindirmek için çalışanı işten çıkararak gönül yapılmaz. Bu zamana kadar alınlarının teriyle belediyeye hizmet etmiş kıymetli emekçi kardeşlerim rahat olsunlar. Hepsinin gönüllerini fethedeceğiz. Şimdiden biz geldikten sonra daha iyi şartlarda çalışacaklarına emin olsunlar” dedi.
“Kıymetli emekçi kardeşlerimiz merak etmesin”
Geçtiğimiz çarşamba günü Cumhur İttifakı’nın Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nebi Hatipoğlu da, çıkarılan söylentiler üzerine belediye çalışanlarını rahatlatan bir demeç vermişti. Özkan Alp ise belediye çalışanlarına, “Bu zamana kadar belediye için emek harcamış çalışan kardeşlerimizin huzurunu bozacak şekilde yapılan bir propaganda ahlakını asla kabul etmiyoruz. İş başına gelirsek çalışanların işlerini kaybedeceği söylentileri çıkarılıyor. Kıymetli emekçi kardeşlerimiz merak etmesin. Hiçbirinin alın terlerini heba etmeyeceğiz. Büyükşehir Adayımız Sayın Nebi Hatipoğlu Bey çalışanlara yönelik müjdelerini verdi. Her sözünün altına imzamızı atıyoruz. Göreve geldiğimizde tabii ki biz de Odunpazarı Belediyesi olarak Büyükşehir ile beraber yürüyeceğiz” şeklinde konuştu.
“Ben çalışanlarımızın bir kardeşi olarak söz veriyorum”
Her seçim döneminde belediye çalışanlarının işini kaybetme endişesi yaşadığını söyleyen Alp, “Biz geldiğimizde partizanlık tarihe karışacak. Belediyede çalışan kardeşlerimiz her seçim döneminde ister istemez böyle bir endişe yaşar. Bu bilindiği için kasıtlı dedikodular çıkarılır. Ben çalışanlarımızın bir kardeşi olarak söz veriyorum. Bu endişeler gereksizdir. Gece evinizde rahat uyuyun. Akşam mesainizi bitirip evinize gittiğinizde ailenizle huzurlu vakit geçirin. Sadece bizim iş başına gelmemizin heyecanını ve hevesini yaşayın” ifadelerini kullandı.
“Biz gönüller yapmaya geldik diye yola çıktık”
Dinamik biçimde hizmet etmek için bütün belediye çalışanlarının huzurlu ve mutlu olmaları gerektiğinin altını çizen Özkan Alp, Nebi Hatipoğlu’nun verdiği sözlerin kendilerini de bağlayan sözler olduğunu vurgulayarak, “Halkımızın da gönlünü yapacağız, çalışanlarımızın da gönlünü yapacağız. Biz alın teri dökenin dostuyuz. Sizleri seviyoruz, siz de bizi seveceksiniz. Sayın Hatipoğlu’nun müjdelediği çalışanlarımız için kreş, kreşte ücretsiz bakım ve eğitim, otopark imkanı, sosyal denge tazminatı taahhütleri bizim de taahhüdümüzdür. Göreve gelir gelmez ilk önce bunları sağlayacağız ki hem çalışanlarımızın gönüllerini yapalım hem de büyük bir moral ve dinamizmle hep birlikte yola çıkalım” dedi.
“Kasıtlı çıkarılan dedikodulara kulak asmayın”
Olumsuz söylentilere değil hizmete odaklanılmasını isteyen Alp, konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“Kıymetli emekçi kardeşlerimize diyorum ki, kasıtlı çıkarılan dedikodulara kulak asmayın. Odunpazarı halkı bizden hizmet bekliyor. Zihnimizi ve emeğimizi hep birlikte bunun için yoralım. Odunpazarı’nın bu zamana kadar göreceği en büyük hizmetleri birlikte yapacağız. Odunpazarılılar da mutlu olacak, siz de mutlu olacaksınız. Halkımız ve siz mutlu olunca biz de mutlu olacağız. Biz çevremizde gönlü kırık, mutsuz insan istemiyoruz. Mutluluk rahmettir. Bu rahmeti inşallah hep birlikte yaşayacağız.” – ESKİŞEHİR
]]>Yılmaz, Arnavutköy Belediyesi Düğün Salonu’nda düzenlenen “Arnavutköy Sivil Toplum Kuruluşları Buluşmaları”na katıldı.
Buradaki konuşmasında, Erzincan’da meydana gelen toprak kaymasında şu ana kadar ulaşılamayan 9 kişinin yakınlarına geçmiş olsun dileklerini ileten Yılmaz, Antalya’daki sel felaketinde hayatını kaybedenlerin yakınlarına da başsağlığı diledi.
Yılmaz, olayın ilk anından itibaren devlet ve hükümet olarak bütün imkanlarıyla sahada olduklarını belirtti. Temel önceliğin göçük altında kalanlara ulaşmak olduğunu aktaran Yılmaz, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini söyledi.
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan kişilerin olduğunu kaydeden Yılmaz, bütün sorumluluğun devlet anlayışı ve adalet mekanizması içinde ele alınacağını dile getirdi.
“Afeti siyasi ranta dönüştürmeye çalışmak en büyük siyasi afettir”
Maden ocağında yaşanan toprak kaymasıyla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına ilişkin TBMM kararının bugün Resmi Gazete’de yayımlandığını hatırlatan Yılmaz, “Bu araştırma elbette geleceğe dönük hepimiz için yol gösterici, ışık tutucu bir çalışma olacaktır.” dedi.
Cevdet Yılmaz, bu tür afetleri siyasi ranta dönüştürmeye çalışanlar olduğunu ifade ederek, “Afeti siyasi ranta dönüştürmeye çalışmak en büyük siyasi afettir. Bunu yapmaya çalışanları hiçbir şekilde tasvip etmediğimizi ifade etmek istiyorum. Bizim şu an önceliğimiz canlara ulaşmak, oradaki çalışmaları en iyi şekilde yerine getirmek, elbette bütün hukuki süreçleri, bütün teknik süreçleri işletmek.” diye konuştu.
“Türkiye büyümeye, gelişmeye devam ediyor”
“Arnavutköy Sivil Toplum Kuruluşları Buluşmaları” programında iş dünyasından temsilcilerle bir araya geldiklerini kaydeden Yılmaz, yatırımdan ve istihdamdan yana olduklarını söyledi.
Güçlü bir ekonomi ekibine sahip olduklarının altını çizen Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde etkin bir koordinasyonla, para politikası, maliye politikası, yapısal reformlar olmak üzere bütün tedbirlerle yollarına devam ettiklerini kaydetti.
Yılmaz, hazırladıkları orta vadeli programı da adım adım hayata geçirdiklerini aktardı.
Ekonomik istikrarın siyasi istikrara bağlı olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Bir ülkede siyasi istikrar ve güven ortamı varsa, ekonomide her türlü zorluklar içinden çıkılabiliyor. Ama siyasi istikrarın olmadığı, güvenin olmadığı, kargaşanın olduğu ülkelerde de hep görüyoruz. Ekonomi maalesef gelişemiyor, güçlenemiyor. Türkiye son 20 yılda bu kadar atılım yaptıysa, ekonomisi belli bir yere geldiyse işte bu siyasi istikrar ve güven sayesinde oldu.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, geçen yılı da bu anlamda olumlu bir şekilde kapattıklarını, büyümenin geçen yıl yine dünya ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu söyledi.
Milli gelirin de ilk defa 1 trilyon dolar mertebelerine ulaştığını aktaran Yılmaz, bu büyüklükle birlikte Türkiye’nin, nominal dolar bazında dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğunu kaydetti.
Yılmaz, son 20 yılda yaşanan birçok hadiseye rağmen, istikrar içinde güçlü bir yönetime sahip oldukları için bugünlere gelindiğini vurgulayarak, “Bütün bu olumsuzluklar içinde Türkiye bir istikrar adası gibi yoluna devam ediyor. Büyümeye, gelişmeye devam ediyor.” dedi.
“2026 hedefi tekrardan tek haneler”
Bu yılın ortalarından itibaren Haziran, Temmuz gibi bu sonuçların çok daha net bir şekilde görüleceğini belirten Yılmaz, enflasyonu 2025’te yüzde 15 civarına düşürmeyi öngördüklerini, 2026 yılında ise tekrardan tek haneli rakamları hedeflediklerini vurguladı.
Yılmaz, istihdamın da iyi gittiğini belirterek, son açıklanan rakamlara göre işsizliğin geçen yıl itibarıyla tek haneli rakamlara düştüğünü, genç işsizliğinde yaşanan yüzde 4 puanlık düşüşün de son derece olumlu olduğunu kaydetti.
İhracatın 256 milyar dolara ulaştığını, turizm gelirinin de 54 milyar doları aştığını kaydeden Yılmaz, “Bütün bu rakamlarla yolumuza devam ediyoruz.” dedi.
Arnavutköy’de Türkiye’nin en büyük mega projelerinden biri olan İstanbul Havalimanı’nı kamu-özel işbirliği modeliyle yaptıklarını hatırlatan Yılmaz, “Bütçemizden tek bir kuruş çıkmadı. Özel sektöre bu işi yaptırdık. Tam aksine bütçeye buradan her yıl belli bir kira ödeniyor. Bunlar işte AK Parti’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın farkı. Sadece bütçeyle yatırım yapalım deseydik ne bu havalimanını ne şehir hastanelerini ne de birçok otobanı, köprüyü yapabilirdik.” ifadelerini kullandı.
“Bu eserler yapıldıysa gerçek belediyecilik sayesinde oldu”
Cevdet Yılmaz, belediyelerin yapacaklarının kanunlarla belirlendiğine dikkati çekerek, “Bir belediye başkanı, çalışanları belediyenin kuruluş amacına uygun bir şekilde hizmet için çalıştırıyorsa, ihtiyaçların karşılanması için belediyenin bütçesini kullanıyorsa işte gerçek belediyecilik yapıyor demektir.” diye konuştu.
Arnavutköy Belediyesi’nde yapılan hizmetlere işaret eden Yılmaz, “Bu eserler yapıldıysa gerçek belediyecilik sayesinde oldu. Buralardaki bütün hizmetler, projeler bu anlayışın sonucunda gerçekleşti. Ama bunu yapmayan bir belediye başkanı şu veya bu gerekçeye sığınarak, bahaneler üreterek başarısızlığını başkalarına fatura etmeye çalışıyorsa, burada gerçek belediyecilik yok demektir.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı dönemine değinerek, “O tarihlerde İstanbul’un dev gibi problemleri vardı. Çöp dağları vardı, içme suyu bile istasyonlarda satılıyordu. O gün merkezi idarede de farklı bir hükümet vardı. Cumhurbaşkanımız bahane üretmedi. Topu başkalarına da atmadı. Kaynaklarını iyi kullandı. Belediye çalışanlarını, yönetimini iyi oluşturdu. Projeler üretti ve o dağ gibi sorunları çok kısa bir sürede çözdü.” şeklinde konuştu.
İstanbul’a da çok ciddi kaynaklar gönderildiğinin altını çizen Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cumhurbaşkanımız, o belediyecilikten gelen tecrübelerinin de etkisiyle Belediye kanunlarını hemen iktidarımızın ilk yıllarında değiştirdi. Hem yetkilerini arttırdı belediyelerin hem kaynak tahsisi sistemini çok daha objektif eşit bir zemine kavuşturdu. Dolayısıyla şu anda hangi partide olursa olsun merkezi idareden belediyelerin ne kadar para alacağı belli. Gerisi artık o belediye başkanının ve ekibinin kabiliyetine bağlı. Kafanızda başka şeyler varsa, belediyeyi bir kariyer basamağı olarak görüyorsanız, kaynakları çarçur ederseniz, vatandaşa hizmet için harcamazsanız, kendi reklamınız için harcarsınız, başarılı olamazsınız.”
Arnavutköy Belediye Başkanı Ahmet Haşim Baltacı’nın da bu konuda ilçeye önemli hizmetler sunduğunu belirterek teşekkür eden Yılmaz, AK Parti’nin Arnavutköy yeni Belediye Başkan adayı Mustafa Candaroğlu’na da başarılar diledi.
Yılmaz, belediye başkanlarının aldıkları oyun çok önemli olduğunu kaydederek, “Ne kadar oy alırsa kendisini o kadar güçlü hisseder ve hizmetleri de çok daha güçlü bir şekilde sahiplenir. Biz de merkezi idare olarak her zaman belediyelerimizin yanındayız. Onlarla uyum içinde, onlarla işbirliği içinde halka hizmet etmeye hazırız.” dedi.
“Murat kardeşimiz ilçe belediyelerimizle birlikte İstanbul’u farklı bir yere taşıyacak”
AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un da çok iyi yetişmiş, genç ve enerjik bir kişi olduğunu aktaran Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kentsel dönüşümünden millet bahçelerine, kent meydanından altyapı projelerine, belediyelerimize araç takviyesine varıncaya kadar çok sayıda konuda destek oldu. Kendisine teşekkür ediyoruz, şükranlarımızı sunuyoruz. Bakan olarak nerede bir afet varsa, hadise varsa çizmelerini giydi sahada oldu. Elazığ depreminden, Karadeniz’deki sel, heyelan afetlerine varıncaya kadar her türlü konuda koşturdu. Murat kardeşimiz ilçe belediyelerimizle birlikte İstanbul’u farklı bir yere taşıyacak. İstanbullunun gerçek sorunlarıyla uğraşacak.”
Yılmaz, Murat Kurum’un “Sadece İstanbul” sloganıyla polemiklere, gereksiz tartışmalara girmeden, İstanbul’un meseleleri neyse ona odaklandığını belirtti.
Kurum’un, afetlere karşı dirençli bir şehir, kentsel dönüşüm ve trafik sorununa ilişkin önemli projelerinin olduğunu belirten Yılmaz, gençlere, yaşlılara ve kadınlara dönük çok çeşitli projeler açıkladığını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları söyledi:
“Altyapı bakımından İstanbul’un 5 yılı kaybedildi. Bu 5 yıl nispeten idare edildi çünkü geçmişte büyük yatırımlar yapıldı. Bir sermaye vardı, o sermaye kullanılmış. Ama bir 5 yıl daha yatırımsızlığa bu ilin, bu şehrin, bu dünya şehrinin tahammülü yok. İstanbul’un ciddi yatırımlara ihtiyacı var. Şovlarla algılarla, laflarla olabilecek bir şey değil bu. Çok ciddi kaynak ve enerji tahsis ederek İstanbul’un altyapı problemlerini, ulaşım problemlerini, yerleşim problemlerini çözmek gerekiyor ve inşallah Murat Kurum ve ilçelerde değerli başkanlarımız bu yükü omuzlayacaklar. Biz de her zaman bu konularda belediyelerimizin yanındayız.”
]]>Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ
Erzincan İliç’te meydana gelen altın madenindeki siyanürlü liç kaymasında 9 işçi için arama faaliyetleri devam ederken bölgeye gelene siyasi partiler ve sendikalar da maden alanına alınmıyor. TMMOB, TTB, KESK ve Eğitim Sen’in aralarında bulunduğu heyetin alana girişi yasaklandı. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, “İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık. Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek” dedi.
Kanadalı SSR Mining ve Türk şirket Çalık Holding ortaklığındaki Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde çıkarılıp istiflenen siyanürlü toprak, 13 Şubat günü kaydı.
Yaklaşık 10 milyon metreküp, 16 milyon ton toprak, 200 metrelik yamaçtan hızla aşağı doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan siyanürlü toprağın altında kaldı. İşçileri arama çalışmaları sürerken, bölgeye giriş çıkışlar yasaklandı. TMMOB, TTB, KESK Eğitim Sen heyet olarak bugün incelemelerde bulunmak için İliç’e geldi. Maden alanına alınmayan heyet, jandarmalar tarafından durduruldu.
TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İliç altın madeni işletmesi uzun süredir TMMOB ve bağlı odalarının gündeminde. İşletmenin faaliyete başladığı andan itibaren gerek raporlarımızla gerek savcılık aşamasında yürütülen, dosya ve davalara verdiğimiz teknik görüşlerle bu bölgede, liç yöntemiyle madencilik faaliyetinin yürütülmesinin doğru olmadığını, bu faaliyette kamu yararı olmadığını, buradan çıkarılacak altınların neredeyse tamamının zaten yurt dışında çıkarılacağını, aynı zamanda lokasyon olarak 9 ülkeden geçen ve 3 ülkeyi geçerek denize dökülen, Anadolu’nun can damarı olarak sayabileceğimiz, birçok medeniyetin ve uygarlığın gelişmesine ev sahipliği yapmış olan Fırat Nehri’nin kuzey kolu olan Karasu Nehri’nin kuş uçumu birkaç yüz metre yanında olması dolayısıyla büyük bir tehdit ve risk barındırdığını söyleyerek, yer seçimi itibarıyla da zaten burada ne yaparsanız yapın büyük riskler barındıracağını biz teknik ve hukuksal yönleriyle ifade etmiştik.
“BÜYÜK FELAKETLERE YOL AÇACAK NİTELİKLERE SAHİP OLDUĞU DOLAYISIYLA KAPASİTE ARTIŞLARINA ÖZELLİKLE İTİRAZ ETTİK”
Yaratacağı çevresel riskler açısından da göze alınamayacak, yönetilemeyecek düzeyde, büyük ölçekli riskler barındırdığını, Avrupa ülkelerinin birçoğunun bu yöntemden vazgeçtiğini ve ülkemizin bu yönteme işletme başlamadan önce buradaki faaliyetlerin durdurulması konusunda görüşlerimizi iletmiştik. İşletmenin faaliyet süreci boyunca iki defa kapasite artırımı gerçekleşti. İki kapasite artışına da birlik olarak ve odalarımızla birlikte dava açtık. Kapasite artışının yanlış, işletmenin mevcut potansiyelinin büyük bir tehdit olduğunu, kapasite artırımıyla birlikte bu tehdidin astronomik ölçülerde büyük felaketlere yol açacak niteliklere sahip olduğu dolayısıyla kapasite artışlarına özellikle itiraz ettik.
“ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA MAHKEME KAPASİTE ARTIŞIYLA İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARINI İPTAL EDERSE NE OLACAK? HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK. ÇÜNKÜ ŞİRKET, KAPASİTESİNİ, ÜRETİMİNİ, ATIKLARINI ARTIRDI”
Yürüyen iki davamız var. İkinci kapasite artışına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vermiş olduğu ÇED olumlu kararına açtığımız dava henüz tamamlanmış değil. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, davanın tamamlanmaması, mahkemenin noktalanmaması da Türkiye’deki hukuk sisteminin sakatlığını gösteren bir durumdur. Çünkü kapasite artışıyla ilgili hukuksal süreç devam etmekteyken firma gerekli kapasite artış işlemlerini yerine getirmiş durumda. Önümüzdeki hafta mahkeme kapasite artışıyla ilgili ÇED olumlu kararını iptal ederse ne olacak? Hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü şirket, kapasitesini, üretimini, atıklarını artırdı. Kullandığı zehirli kimyasalların miktarını artırmış oldu. Hukuksal yürüyen sürecin de bilimsel, objektif, evrensel hukuk değerleri açısından da hiçbir anlam ifade etmediğine, göstermelikten ibaret olduğunu biz tanık olduk.
“İKİ AY ÖNCE BURADA BİR ÇÖKME, KAYMA VE YIKILMA RİSKİNİN OLDUĞUNU, BUNUNLA İLGİLİ GEREKLİ TEDBİRLERİN VE ÖNLEMLERİN ALINIP ALINMADIĞINI SORDUK”
En son bu yanlışlara bir zincir halkası daha eklendi. 2023 yılında, maden işletmesi cevher elde etmek için açık ocak sahasında bir genişleme projesine yöneldi. İlginçtir ki bu süreç, ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla ÇED sürecinin dışında bırakıldı ve açık ocak işletmesi genişletildi. Buna da dava açtık. İki davamızla ilgili keşfimiz tam iki ay önce burada gerçekleşti. Uzman heyetlerimiz ile birlikte bilirkişi keşfine katıldık. İlginçtir ve acıdır ki liç sahasında meydana gelen kaymanın olduğu noktayı işaret ederek bu liç sahasının, bu kütlenin Fırat Nehri’nin neminden etkilenip etkilenmeyeceği gibi birtakım teknik sorular eşliğinde, yıkılıp yıkılmayacağı veya ne kadar dayanacağına ilişkin de bilirkişilere sorularımızı da yöneltmiştik. İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık.
“BUGÜN İKİ TANE FACİAYLA YÜZ YÜZEYİZ. BİRİSİ İŞ CİNAYETİ. 9 TANE EMEKÇİ KARDEŞİMİZ TOPRAK ALTINDA. DİĞERİ DE ÜLKEMİZİN GÖRMÜŞ OLDUĞU EN BÜYÜK ÇEVRE KATLİAMLARINDAN BİRİSİ”
Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek. Bölge halkını, Fırat Nehri’ni, ekolojik sistemleri, biyoçeşitliliğimizi, ülke ekonomimizi, toplum ve halk sağlığımızı çok yönlü şekilde olumsuz etkileyecek, büyük zararlar verecek. Yetkililer tarafından facianın boyutu gizlenmeye çalışılıyor maalesef. Hem şirket yetkilileri tarafından hem de siyasi iktidar ve bakanlık yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda facianın boyutu gizlenmeye ve küçük gösterilmeye çalışılıyor. Fırat Nehri’ne atıkların karışmadığı bilgisini vererek, burada korkulacak bir şey, herhangi bir sorun olmadığı ifade ediliyor. Bu bir algı oyunudur, yanıltmadır. Gerçeği ifade etmemektedir. Çünkü facia zaten yaşanmış durumdadır.
“FELAKETİN DAHA BÜYÜK SONUÇLAR ÜRETMEMESİ KONUSUNDA DA ISRARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Şu an 10 milyon metreküp olarak tahmin edilen siyanür başta olmak üzere birçok kimyasalla yıkanmış, içerisinde arsenik gibi birçok ağır metal barındıran toprak kütlesi bir dere yatağının üzerinde bekliyor durumda. Altındaki zemin geçirgen bir zemin. Altındaki zemin dere yatağı. Toprağın içerisindeki kimyasalların neredeyse önemli bir kısmı sıvı şekilde. Bu sistem, Fırat Nehri’ni besleyen, su besleme sistemine dahil olma riskini de büyük oranda taşıyor. Yetkililerin yaptığı açıklama nehrin, Fırat Nehri’ne karışan menfez kısmının baraj ve set etkisi görecek şekilde kapatıldığına yönelik bir tedbir alınmasına ilişkin. Yalnız bu tedbir sadece malzemenin yüzeysel ve fiziksel olarak Fırat Nehri’ne akış yoluyla karışmasını engelleyebilir. Zeminden etkileşimi asla engellemez. O yüzden birtakım üniversitelerden davet edilerek buraya getirilen akademisyenlerle daha farklı senaryolar üzerinden çalışmalar yürütülüyor. Biz bu çalışmaların ne olduğunu bilmiyoruz. Çalışmaların detayına ulaşamadık. AFAD yetkilileri burada. Bir afetle karşıyayız. Bunun olumsuz sonuçları büyüyecek. Biz heyetimizle, alanında uzman isimlerle birlikte bugün AFAD’ın ve şirketin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi almak, görüş alışverişinde bulunmak da istedik. AFAD Saha Müdürü başta olmak üzere şirket yetkilileriyle görüştük. Maalesef bizimle herhangi bir görüşme sağlanmadı. Nizamiye girişine dahi alınmıyoruz. Bu da olumsuz noktalardan bir tanesi. Biz TMMOB olarak süreci yakından takip etmeye, kamuoyunu bilgilendirmeye, yetkili, ilgili makamları kamu kurumlarıyla iş birliği yapmak dahil olmak üzere ortak çalışmalar yapmak ve bilgi birikimimizi bu sürecin, felaketin daha büyük sonuçlar üretmemesi konusunda da ısrarımızı sürdüreceğiz.”
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, şunları söyledi:
“Birinci önceliğimiz enkaz altındaki yurttaşlarımızın sağ salim kurtarılması. Ancak gördüğümüz manzara gerçekten felaket. İllerimize gelirken ‘önce vatan’ deniliyor. Ama ‘önce vatan’ olmadığı, su kaynaklarımızın, insanlarımızın sağlıkları olmadığı, önce uluslararası/ulusal şirketlerin paralarının, sermayenin korunduğunu burada çıplak gözle gördük. Bizler içeriye alınmıyoruz. Alınmama nedeni bize hala izah edilmemiş değil. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu tutumu doğru bulmuyoruz. Askerin, polisin, valinin bu tutumunu da kınıyoruz.”
]]>Erdoğan, partisinin Cumhuriyet Meydanı’ndaki mitinginde yaptığı konuşmada, diğer alanlarla birlikte şehirleri altyapısı ve üstyapısıyla geliştirerek yeni nesillere daha güçlü bir vatanı miras bırakmakla mükellef olduklarını söyledi.
Türkiye’nin her karış toprağını eserlerle bereketlendirmenin, her bireyin derdine derman olmanın boyunlarının borcu olduğunu belirten Erdoğan, “Türkiye’yi 21 yılda nasıl asırlık yatırımlarla buluşturduysak, şehirlerimizi içinde yaşayan insanlarıyla birlikte hayallerine kavuşturmak da inşallah bize nasip olacaktır. Bunun için seçim gününe kadar hep beraber çok çalışmalıyız. Rabb’imiz ne buyuruyor? ‘İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.’ Hükmü unutmayacağız, asla aklımızdan çıkarmayacağız.” ifadelerini kullandı.
Samsun’a güvendiğinin altını çizen Erdoğan, “Şimdi buradan öyle bir ses verin ki Artvin’den İstanbul’a kadar Karadeniz’in dört bir yanından duyulsun. Samsun, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Büyük ve güçlü Türkiye vizyonumuza sıkı sıkıya sahip çıkmaya var mıyız? Seçim akşamı Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleri ile boyamaya var mıyız?” diye sordu.
Kendisini dinleyenlerin “evet” karşılığını vermesi üzerine Erdoğan, “Rabb’im hepinizden razı olsun.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“AK Parti’nin alameti farikası nedir diye sorarsanız, buna verecek tek cevabımız eser ve hizmettir. Elini vicdanına koyarak geçtiğimiz bir asrın değerlendirmesini yapan herkes de bu hakikati kabul eder. AK Parti, gerçekleştirdiği demokrasi ve kalkınma atılımlarıyla Cumhuriyet’imize en çok katkıyı sağlayan partidir. Her konuda mütevaziyiz ama bu konuda göğsümüzü gererek eser ve hizmet müktesebatı konusunda bizimle yarışacak kimse tanımıyoruz. Aynı şekilde vizyon, program, proje, yatırım konusunda da son 21 yıldır bizimle yarışacak kimse çıkmadı.”
“Samsun’dan bir başka ses çıkacak”
Samsun’un yeni bir döneme gireceğine işaret eden Erdoğan, “Sandıkları patlatacaksınız, şehirlerimiz de bu patlayışı görecekler.” diye konuştu.
“Dikkat ederseniz kendi heybeleri boş olanlar, bizim başarılarımızı değersiz hale getirme gayretindeler. Bir başka ifadeyle iş yapma ve icraat ortaya koyma hususunda bizim seviyemize çıkamayanlar, bizi kendi sefil gündemlerinin içine çekmeye çalışıyorlar.” ifadelerini kullanan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye bu kısır siyaset anlayışının acısını Cumhuriyet’imizin ilk asrında yeteri kadar çekti. Üstelik bu vahim tablo sadece ülkemizi geri ve insanımızı fakir bırakmakla kalmadı, darbeyle, terörle, hak ve özgürlük ihlalleriyle milletimizi de mutsuz etti. Biz, yarım asra yaklaşan siyasi hayatımızın son 30 yılını şehirlerimize ve ülkemize hizmetle geçirdik. Mücadeleyle ve alın teriyle yoğurarak milletimizin hanesine yazdırdığımız her kazanımı birer şeref beratı gibi göğsümüzün üzerinde taşıyoruz. Biz size inanıyoruz, size güveniyoruz. ve inanıyorum ki 31 Mart akşamı Samsun’dan bir başka ses çıkacak. Ziyaret ettiğimiz şehirlerimizde, oraya yaptığımız yatırımları işte bu heyecanla özetin özeti mahiyetinde de olsa anlatıyoruz. Unutmayın ‘hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.’ Bu atasözümüzün işaret ettiği gibi hatırlanmayan ve hatırlatılmayan her şey unutulmaya mahkumdur.”
Türkiye’nin ve milletin kazanımları unutulunca birilerinin hemen eski Türkiye güzellemesi yapmaya başladığını belirten Erdoğan, bunun için yaptıklarını ve yapacaklarını anlatmayı sürdüreceklerini söyledi.
“Şehir hastanesini bu yaz tamamlayacağız”
Samsun’a son 21 yılda güncel rakamlarla 181 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptıklarını aktaran Erdoğan, eğitimde 5 bin 764 yeni derslik inşa ettiklerini, ikinci devlet üniversitesi olarak Samsun Üniversitesini şehre kazandırdıklarını, gençlik ve sporda 15 bin 233 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtıklarını hatırlattı.
Erdoğan, şehre 102 spor tesisi inşa ettiklerini dile getirerek, sosyal yardımlarda Samsunlu ihtiyaç sahibi vatandaşlara yaklaşık 9 milyar lira tutarında kaynakta destek olduklarını ifade etti.
Sağlıkta 2 bin 943 yataklı 24 hastanenin de aralarında olduğu 25 sağlık tesisi yaptıklarını anımsatan Erdoğan, ilave olarak 900 yataklı Samsun Şehir Hastanesi ve 250 yataklı Tekkeköy Devlet Hastanesi ile 5 sağlık tesisinin inşaatının sürdüğünü kaydetti.
Erdoğan, şehir hastanesini bu yaz içinde tamamlayıp hizmete sunacaklarını belirterek, çevre ve şehircilikte TOKİ eliyle Samsun’da 11 bin 265 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, kentsel dönüşümde riskli yapı olarak belirledikleri 5 bin 308 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini aktardı.
“Zirai gelir artışı sağladık”
İktidara geldiklerinde Samsun’da 3 atık su arıtma tesisi varken, bugün 26 atık su arıtma tesisi ile belediye nüfusunun tamamına hizmet verdiklerini belirten Erdoğan, Samsun’daki 6 Millet Bahçesi projesinden 3’ünü hizmete aldıklarını ve diğerleriyle ilgili çalışmaların çeşitli safhalarda devam ettiğini bildirdi.
Erdoğan, ulaştırmada 120 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol uzunluğunu 313 kilometreye çıkardıklarını ve proje bedeli 8,5 milyar lira olan Samsun Batı Çevreyolunu 2024 yılı yatırım programına aldıklarını söyledi.
Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:
“Gelemen Lojistik Merkezini tamamlayıp işletmeye başladık. Samsun il sınırları içindeki demir yolu hatlarının tamamını yeniledik. Türkiye’nin en büyük demir yolu modernizasyon projesiyle Samsun-Sivas arasındaki 431 kilometrelik demir yolu hattını tüm altyapısı ve üstyapısı ile yeniledik. Böylece hem bu hattaki lojistik taşımacılığına yeni bir ivme kazandırdık hem de yolcu kapasitesini 2 kat artırdık.
Samsun, Amasya, Çorum, Kırıkkale hızlı tren hattının ilk etabını oluşturan Kırıkkale-Çorum bölümünün projesini tamamladık, ihale hazırlık çalışmaları devam ediyor. Tarım ve ormanda şehrimizde 9 baraj, 2 içme suyu tesisi, 15 sulama tesisi, 127 taşkın koruma tesisi, 3 arazi toplulaştırma ve 5 hidroelektrik santrali inşa ettik.”
19 bin dekar araziyi sulayacak, Asarcık, Salıpazarı ve Vezirköprü-Doluca barajlarının yapımına devam ettikleri bilgisini veren Erdoğan, “Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Samsun’da 605 bin dekar tarım arazisini sulamaya açarak çiftçilerimize yıllık 4 milyar liranın üzerinde zirai gelir artışı sağladık.” ifadelerini kullandı.
“Eksikleri tamamlamak bizlerin elinde”
Samsunlu çiftçilere bugüne kadar yaklaşık 4 milyar tutarında tarımsal destek verdiklerini kaydeden Erdoğan, “Sanayi ve teknolojide şehrimize 6 yeni organize sanayi bölgesi, 1 teknopark, 6 araştırma-geliştirme merkezi kurduk. Samsunlu işverenlerimize yaklaşık 5 milyar lira tutarında teşvik sağladık. Enerjide 356 bin abonesi olan Samsun ve 16 ilçesini doğal gaza kavuşturduk. Ayvacık ilçemizi de en kısa sürede doğal gazla buluşturacağız.” dedi.
AK Partili yerel yönetimlerin Samsun’a yaptığı yatırımların yer aldığı kısa filmin gösterilmesinin ardından mitinge katılan vatandaşlara seslenen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Gümbür gümbür geliyorsunuz sizi öyle görüyorum. Samsun’a kazandırdığımız yatırımları tek tek saymaya kalksak, değil saatler günler yetmez. Bu şehrin çehresini hangi eser ve hizmetlerle geliştirip güzelleştirdiğimizin en yakın şahidi sizlersiniz. İnşallah cumhurbaşkanlığıyla, bakanlıklarıyla, milletvekilleriyle, belediyeleriyle omuz omuza, gönül gönüle verip eksikleri tamamlamak bizlerin elindedir. Yeter ki dirliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sıkı sıkıya sahip çıkalım. Şimdi 31 Mart için hazır mıyız? Kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Ana kademe var mıyız? Kadın kolları var mıyız? Gençler var mıyız? Evelallah bu iş bitmiştir.”
Mitingden notlar
Miting alanında, “Hazırız, kararlıyız”, “Reis sen düşünme bizi Samsunlu bilir işini” ve “Vatan, millet mazlumlar sana, senin emeklerin sandıkta bize emanet Reis” yazılı pankartlar ile AK Parti ve Türkiye Yüzyılı amblemleri yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından 17 ilçe belediye başkan adayını alfabetik sıraya göre çağırarak tanıttı.
Mitinge, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Çiğdem Karaaslan ve Yusuf Ziya Yılmaz, AK Parti Samsun İl Başkanı Mehmet Köse, MHP Samsun İl Başkanı Burhan Mucur, AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halit Doğan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile milletvekilleri katıldı.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden kazası nedeniyle miting alanında müzik çalınmadı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, miting öncesinde Samsun Büyükşehir Belediyesini ziyaret etti.
(Bitti)
]]>Kepez ilçesinde iki siteye ait 2 farklı kapalı otopark giriş kapısına kadar suyla doldu
Otoparka inerek çamur boyasına bürünen otomobillerini gören vatandaşlar gördüklerine inanamadı
İçerisinde 8 otomobilin bulunduğu otoparkta ise su çekme işlemi devam ediyor
ANTALYA – Antalya’da 5 ilçede çok sayıda su baskının yaşanmasına neden olan kuvvetli yağmurun ardından zararın boyutları ortaya çıkmaya devam ediyor. Saatler içerisinde 372 kilogram suyun düştüğü Kepez ilçesinde sitelere ait 2 farklı kapalı otopark giriş kapısına kadar suyla doldu. Denize dönen mahallede suların çekilmesi sonrası otoparka inerek çamur boyasına bürünen otomobillerini gören vatandaşlar gördüklerine inanamadı. İçerisinde 8 otomobilin bulunduğu otoparkta ise su çekme işlemi devam ediyor.
Meteoroloji tarafından hafta başında turuncu kodla uyarılan Antalya’da 2 gün boyunca etkili olan sağanak yağış nedeniyle çok sayıda araç, ev ve iş yeri sular altında kaldı. Dun de devam eden yağışın ardından kent genelinde bugün parçalı bulutlu bir hava etkili oluyor. Yağışlar en çok metrekareye 372 kilogram suyun düştüğü Kepez ilçesinde etkili oldu. Özellikle Güneş, Gazi, Sütçüler, Habipler, Düdenbaşı, Göksu, Hüsnü Karakaş Mahallesi’nde ev ve iş yerleri zarar gördü. Yağışın hafiflemesi ve suların çekilmesiyle bodrum katlar daire içlerinden su tahliyesi başladı. Bodrum katların ardından suyun dolduğu bir başka nokta ise sitelerin kapalı otoparkları oldu.
Su altında kalan otoparka inince gördüklerine inanamadı
Göksu Mahallesinde 2 ayrı siteye ait otopark adeta suların altında kalarak görünmez oldu. Adeta denize dönen mahallede suların çekilmesi ile birlikte hummalı bir çalışma başladı. Kurulan jeneratör ve su motorları aracılığıyla otoparklarda bulunan suların boşaltılmasına başlandı. Suyu boşaltılan bir otopark içerisinde suda mahsur kalan 2 otomobil çamur boyasına burundu. Suların çekilmesi ile otoparka inen araç sahipleri gördüklerine inanmakta zorlandı. Aynı otopark içerisinde çok sayıda otomobilin olduğu diğer araç sürücülerinin ise suyun yükselmesiyle birlikte ilk saatlerde araçlarını kurtardıkları öğrenildi. İçerisinde 8 otomobilin mahsur kaldığı bir başka otoparkta ise su çekme işlemleri devam ediyor. Giriş kapısına kadar su dolu olan otoparkın 24 saat içerisinde boşaltılması bekleniyor.
“İnsanlar birbirlerine haber verse biz de çıkarırdık”
Diğer taraftan su baskının yaşandığı mahallenin denize döndüğü anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. Otopark içerisine kontrol amaçlı giren bir dalgıç ise motosikleti kurtararak sahibine teslim etti. Otoparka içerisinde lüks otomobili kalarak çamur boyasına bürünen Haluk Hakkı Kara, “Sabah saat 08.30’dan sonra bir anda su baskını oldu. Haberi olan komşularımız araçlarını gece alarak çıkarıyor. Bina içerisinde iletişim olmadığı için biz aracımızı alamadık. 2 araç ve 2 motosiklet buradaydı. İnsanlar birbirlerine haber verse biz de çıkarırdık. Aracımı bu şekilde bulmama çok üzüldüm ama can kaybı olmaması sevindiricidir” dedi.
“Canımıza zarar gelmemesi için çıkarmadık”
Bir başka otomobil sahibi İsmail Korkmaz, “Sabah karşı biz otoparka indik, belimize kadar su vardı. Canımıza zarar gelmemesi için çıkarmadık. Şuanda otoparkta su çekme işlemi devam ediyor. Aşağıda 8 tane otomobil var. 2 gündür suyu boşaltmak için çalışıyoruz, 24 saat içerisinde umarın çekilir” dedi.
ASAT sahada
Antalya Büyükşehir Belediyesi itfaiye ve ASAT Genel Müdürlüğü ekipleri de vatandaşların yanında yer alarak otoparkların içerisindeki suların boşaltılmasına destek veriyor. ASAT Genel Müdürü İbrahim Kurt ve Abone İşleri Dairesi Başkanı Emrah Kıldıran da incelemelerde bulunarak çalışmalar hakkında bilgi aldı.
80 ekip 470 personel
Sahada 80 ekiple vatandaşın yanında yer aldıklarını belirten Abone İşleri Dairesi Başkanı Emrah Kıldıran, “ASAT 470 personel ile çalışıyoruz. Belediyemizin ise bin 600 personelle destek veriyor. Aralıksız sahada mücadelemiz devam ediyor, Antalya Büyükşehir Belediyesi itfaiye birimimizin motorları ile suyu tahliye ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
]]>Ticaret Bakanı Bolat, ‘Türkiye-Macaristan Ekonomik ve Ticaret Ortaklık Komisyonu 1’inci Dönem Toplantısı’ (JETCO) kapsamında Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Ticaret Bakanlığı’nda bir araya geldi. İki bakan görüşmenin ardından basın mensuplarına değerlendirmede bulundu. Ticaret Bakanı Bolat, 18 Aralık 2023 tarihinde Budapeşte’de gerçekleştirilen, ‘Türkiye-Macaristan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 6’ncı’ toplatısında alınan kararları hatırlattı. Bakan Bolat alınan kararlarla, Türkiye ile Macaristan arasındaki stratejik ortaklık düzeyindeki ilişkilerin, geliştirilmiş stratejik ortaklık seviyesine yükseldiğine değinerek, “İki ülke arasında kurulan JETCO mekanizmasının da anlaşması imzalanmış ve ilk toplantısının da iki ay gibi kısa bir süre sonra Ankara’da ev sahipliği yapmak fırsatını yakalamış bulunuyoruz” diye konuştu.
Bolat, 2024 yılının Türkiye ile Macaristan arasındaki diplomatik ilişkilerin başlamasının 100’üncü yıl dönümü olduğunu sözlerine ekleyerek, Türkiye ile Macaristan arasında 100’üncü yıl nedeniyle bir kültür yılı ilan edildiğini söyledi. 2025 yılının ise Türkiye ve Macaristan arasında ‘Ortak Bilim ve İnovasyon Yılı’ ilan edildiğini kaydeden Bolat, “Böylesine yakın bir işbirliği içinde olduğumuz Türkiye ve Macaristan arasında JETCO ortak ekonomi ve ticaret komisyonu da 2022 yılında kurulmuştu. Amacımız ekonomik yatırım ve ticari ilişkilerimizi daha da derinleştirmek ve ilerletmek. Bu anlamda ele alınacak ve kararlaştırılacak mekanizmalar bu JETCO belirlenecektir. Bu çerçevede bugün ilk toplantısında gerçekleştirdiğimiz JETCO ekonomik ve ticaret ortak komite toplantısının mutabakat zaptını biraz sonra değerli meslektaşım Peter Szijjarto birlikte imzalayacağız. Bu JETCO mutabakat zaptında ikili ilişkilerden karşılıklı yatırımlara ticaretten sanayiye, özel sektörler arasındaki iş birliğinden teknolojiden, enerji alanına, doğal gaz ve nükleer enerji, iş birliğine, Ulaştırma ve Çevre Alanındaki iş birliğine kadar pek çok farklı konular yer almaktadır” değerlendirmesini yaptı.
“İkili ticaretimizin 4 milyar dolara çıkarmış bulunuyoruz”
Bakan Bolat, dünya genelinde çok çirkin siyasi, ekonomik ve sosyal değişimlerin yaşandığı önemli bir dönemden geçildiğini belirterek, “Türkiye olarak biz de bütün muhtemel senaryoları göz önünde bulundurarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte küresel ekonomideki zayıf büyüme performansı yatırım iştahındaki azalma, başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarındaki artış ve bölgesel çatışmalar dünya ticaretinde 2023 yılında olumsuz etkide bulunmuş ve dünya ticareti daralmıştı. Böyle bir dönemde Türkiye ile Macaristan arasındaki ticaretin 2023 yılında da artmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. İkili ticaretimizin 4 milyar dolara çıkarmış bulunuyoruz. İki ülke devlet başkanı ve başbakanının ortaya koyduğu yıllık 6 milyar dolar ticaret hedefinde çok kısa bir sürede ulaşacağız. Özellikle Türkiye’den Macaristan’a doğal gaz ihracatının bu yıl başlayacak olması, iki ülke ticaretini daha yukarı rakamlara ulaştıracaktır” ifadelerini kullandı.
Bakan Bolat, Peter Szijjarto’nun, Avrupa Birliği dönem başkanlığını 2024 yılının ikinci yarısında devralacak olmasının Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerini ve gümrük birliğinin genişletilmesine başlatılmasına da katkılar vereceğini dile getirdi.
İmza töreninin ardından, Türk ve Macar özel sektöre başkan ve temsilcileri karşılıklı fırsat ve iş birliği konularının ele anıldığı Türkiye-Macaristan Yuvarlak Masa İş İnsanları Toplantısı’ gerçekleştirildi. – ANKARA
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, 135 fabrikanın üretimde olduğu Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde (AOSB) 6 bin 500 çalışanın temsilcisiyle bir araya geldi. Yavaş, “Biz organize sanayilerle her yıl iş birliği protokolü imzalıyoruz ve elimizden geldiği kadar destek olmak istiyoruz. Çünkü bunun iki tane sebebi var. Organize sanayiler ne kadar çok artarsa, bize gelen iş talebi azalıyor. Yani insanlar işsiz kalmıyor. Aynı zamanda siz ne kadar çok üretirseniz, Ankara ödediğiniz vergilerden Ankara Büyükşehir de ona göre payını alıyor. Onun için desteklemekten başka mantıklı bir yol yok. Bu nedenle biz bu protokolü yaparak hemen hemen bütün organize sanayiden, en azından asfaltını veya başka türlü taleplerin çoğunu bu dönemde tamamladık ve inşallah aynen devam edeceğiz” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Anadolu OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kutsi Tuncay, Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nin yönetimi ve sanayicilerle bir araya geldi. Tuncay’ın ardından konuşan Yavaş, şunları söyledi:
“BİZ ORGANİZE SANAYİLERLE HER YIL İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ İMZALIYORUZ. VE ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR DESTEK VERİYORUZ”
“Seçimden önce konuşmuştuk. Alcı bölgesinin durumunu iyi biliyordum, seçimden sonra iki defa oradaki kooperatiflerle, derneklerle toplantı yapmak suretiyle ‘ne yapabilirizi’ konuştuk orada. ve altyapısının tamamını hemen hemen yaptık. Şu anda pazar yeri de yapılıyor. Çünkü bir yerde yerleşim olması için sosyal ihtiyaçlar var. Maalesef okul yerini Milli Eğitim’den alamadık. Sağlık ocağı yeri vardı. Onu da alamadık ama biraz önce sohbet esnasında Anadolu Organize Sanayi yer gösterebileceğini söyledi. Ben şimdi talimat verdim. İnşallah bir an evvel yapacağız. Alcı Mahallesi de orada yararlanırsa. Ayrıca bizim portaj şirketimiz, oradaki bazı koopertiflerle görüştü. Anlaşabilirlerse onlara da destek olmak suretiyle yarım kalanların da hepsinin yapılması için hatta seçimden sonra inşallah bir daha toplantı yaparız. Hep birlikte ne yapabileceğimizi görüşürüz. Biz şu anda Koru Yaşam Kent Metrosu’nun projesi bu ay bitiyor proje olarak. Tabii yapılacaksa raylı sistem veya başka türlü ulaşım ona göre planlanması lazım ama onun da yapımı uzun süreceği için Yaşam Kent’ten buraya ne yapabiliriz? Bir oturup konuşalım onu. Yani bütün organize sanayilerle biraz daha en azından seyahat süresini kısıtlama için azaltmak için. Bir de şöyle bir fikrim vardı ama burası için çok uygun değil, şehir merkezindeler. Mesai saatlerini değiştirelim. Avrupa’daki gibi daha erken gelsin, daha erken dönsün. ve biz onlara daha indirimli veya ücretsiz sizlerle iş birliği yaparak, bir taşıma usulü bulabiliriz demiştim. Fakat nedense talep bulmadı. Bunu bir daha bir değerlendirelim. O zaman da trafiğin sıkışık olmadığı saatte yola çıkarlarsa o da bir ayrıca kontrol sağlayacaktır ama en doğrusu Alcı bölgesinde bunların oturmasıdır.
Biz organize sanayilerle her yıl iş birliği protokolü imzalıyoruz. ve elimizden geldiği kadar destek olmak istiyoruz. Çünkü bunun iki tane sebebi var. Organize sanayiler ne kadar çok artarsa bize gelen iş talebi azalıyor. Yani insanlar işsiz kalmıyor. Aynı zamanda siz ne kadar çok üretirseniz Ankara ödediğiniz vergilerden Ankara Büyükşehir de ona göre payını alıyor. Onun için desteklemekten başka mantıklı bir yol yok. Bu nedenle biz bu protokolü yaparak hemen hemen bütün organize sanayiden, en azından asfaltını veya başka türlü taleplerin çoğunu bu dönemde tamamladık ve inşallah aynen devam edeceğiz.
Tabii bunları yaparken neler yaptık Ankara’da? Ankara Büyükşehir Belediyesi ne kadar bütçe hazırlamış, nereye bunları kullanmış? Biz sürekli olarak Web sayfamızdan kuruşuna kadar bütün harcamalarımızı görüyorsunuz. Ayrıca belediyenin denetlenip yayınlanan Sayıştay kararlarını da ayrıca yayınlıyoruz. Bir de bütçemizi hazırlarken 550 kadar kuruluşa önümüzdeki dönem için neleri yatırım yapmamız konusunda görüşlerini alıyoruz. Bu şekilde şehri beraber yönetmenin anlamı budur. Sivil toplum kuruluşlarına kadar herkese soruyoruz.”
Yavaş, konuşmasının ardından beş yılda Ankara’da yaptıkları hizmet ve projelerden bahsetti.
]]>Meteoroloji tarafından hafta başında turuncu kodla uyarılan Antalya’da 2 gün boyunca etkili olan sağanak yağış nedeniyle çok sayıda araç, ev ve iş yeri sular altında kaldı. Dün de devam eden yağışın ardından kent genelinde bugün parçalı bulutlu bir hava etkili oluyor. Yağışlar en çok metrekareye 372 kilogram suyun düştüğü Kepez ilçesinde etkili oldu. Özellikle Güneş, Gazi, Sütçüler, Habipler, Düdenbaşı, Göksu, Hüsnü Karakaş Mahallesi’nde ev ve iş yerleri zarar gördü. Yağışın hafiflemesi ve suların çekilmesiyle bodrum katlar daire içlerinden su tahliyesi başladı. Bodrum katların ardından suyun dolduğu bir başka nokta ise sitelerin kapalı otoparkları oldu.
Su altında kalan otoparka inince gördüklerine inanamadı
Göksu Mahallesi’nde 2 ayrı siteye ait otopark adeta suların altında kalarak görünmez oldu. Adeta denize dönen mahallede suların çekilmesi ile birlikte hummalı bir çalışma başladı. Kurulan jeneratör ve su motorları aracılığıyla otoparklarda bulunan suların boşaltılmasına başlandı. Suyu boşaltılan bir otopark içerisinde suda mahsur kalan 2 otomobil çamur boyasına burundu. Suların çekilmesi ile otoparka inen araç sahipleri gördüklerine inanmakta zorlandı. Aynı otopark içerisinde çok sayıda otomobilin olduğu diğer araç sürücülerinin ise suyun yükselmesiyle birlikte ilk saatlerde araçlarını kurtardıkları öğrenildi. İçerisinde 8 otomobilin mahsur kaldığı bir başka otoparkta ise su çekme işlemleri devam ediyor. Giriş kapısına kadar su dolu olan otoparkın 24 saat içerisinde boşaltılması bekleniyor.
“İnsanlar birbirlerine haber verse biz de çıkarırdık”
Diğer taraftan su baskının yaşandığı mahallenin denize döndüğü anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. Otopark içerisine kontrol amaçlı giren bir dalgıç ise motosikleti kurtararak sahibine teslim etti. Otopark içerisinde lüks otomobili kalarak çamura bürünen Haluk Hakkı Kara, “Sabah saat 08.30’dan sonra bir anda su baskını oldu. Haberi olan komşularımız araçlarını gece alarak çıkarıyor. Bina içerisinde iletişim olmadığı için biz aracımızı alamadık. 2 araç ve 2 motosiklet buradaydı. İnsanlar birbirlerine haber verse biz de çıkarırdık. Aracımı bu şekilde bulmama çok üzüldüm ama can kaybı olmaması sevindiricidir” dedi.
“Canımıza zarar gelmemesi için çıkarmadık”
Bir başka otomobil sahibi İsmail Korkmaz, “Sabah karşı biz otoparka indik, belimize kadar su vardı. Canımıza zarar gelmemesi için çıkarmadık. Şu anda otoparkta su çekme işlemi devam ediyor. Aşağıda 8 tane otomobil var. 2 gündür suyu boşaltmak için çalışıyoruz, 24 saat içerisinde umarın çekilir” dedi.
ASAT sahada
Antalya Büyükşehir Belediyesi itfaiye ve ASAT Genel Müdürlüğü ekipleri de vatandaşların yanında yer alarak otoparkların içerisindeki suların boşaltılmasına destek veriyor. ASAT Genel Müdürü İbrahim Kurt ve Abone İşleri Dairesi Başkanı Emrah Kıldıran da incelemelerde bulunarak çalışmalar hakkında bilgi aldı.
80 ekip 470 personel
Sahada 80 ekiple vatandaşın yanında yer aldıklarını belirten Abone İşleri Dairesi Başkanı Emrah Kıldıran, “ASAT 470 personel ile çalışıyoruz. Belediyemizin ise bin 600 personelle destek veriyor. Aralıksız sahada mücadelemiz devam ediyor, Antalya Büyükşehir Belediyesi itfaiye birimimizin motorları ile suyu tahliye ediyoruz” ifadelerine yer verildi. – ANTALYA
]]>ABB İşletme ve İştirakler Daire Başkanlığı’na bağlı Kariyer Merkezi ve Ankara Eczacılar Odası iş birliği ile düzenlenen Eczane Destek Personeli eğitimini tamamlayan kursiyerlere istihdam olanağı sağlandı.
Büyükşehir Genç Akademi Kafe Sıhhiye’de düzenlenen 8 haftalık eğitimleri başarı ile tamamlayan kursiyerler yeni işlerine başladı. Eğitimler sonunda 100 kursiyerden 64’ü yeterlilik sınavını geçerek kent genelinde faaliyetlerini sürdüren eczanelerde destek personeli olma hakkını elde etti.
Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak istihdama katkı sağlayacak projelere destek vermeye devam edeceklerini belirten ABB Kariyer Merkezi İdari Koordinatörü Orhan Koçak, şunları söyledi:
“Kariyer Merkezi’ne başvuran adaylarımızın firmalarla eşleştirme sürecinden sonra istihdam süreçleri devreye giriyor burada destekli istihdam modeli ile hizmet sunuyoruz. İş başı yapan bireylerimize de işe uyum süreçlerinde de destek oluyoruz ve böylelikle kişinin daha verimli çalışmasını sağlıyoruz.”
ABB ile iş birliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Ankara Eczacılar Odası Genel Sekreteri Ahmet Çakan ise şöyle konuştu:
“İlkini geçen sene Ankara Büyükşehir Belediyesi ile beraber gerçekleştirdiğimiz eğitim ve meslek edindirme programı kapsamında en az lise mezunu olan arkadaşlarımız yaklaşık 8 haftalık bir eğitim sürecinden geçti. Sonrasında da Ankara Eczacılar Odası’nın desteğiyle eczanelerde ve çeşitli mecralarda istihdam edilmeye başladı. Burada bizim esas amacımız, genç arkadaşlarımızı istihdam süreçleri içerisine dahil etmek ve birinci basamak sağlık kuruluşu olan eczanelerimizde ilaç ve hasta danışmanlığı noktasında hem yetiştirebileceğimiz hem de bu süreçlerin içerisine dahil edebileceğimiz Eczane Yardımcı Personeli yetiştirmekti. Bu noktada başarılı bir iş yürüttüğümüzü düşünüyorum, bu kapsamda da Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne verdiği desteklerden dolayı teşekkür ediyorum.”
Eczane Destek Personeli eğitimlerini başarı ile tamamladıktan sonra yeni işlerine başlayan kursiyerler desteklerinden dolayı Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne şu sözlerle teşekkür etti:
-Sevilay Eylen: “İş arama süreci devam ederken Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Eczacı Odası iş birliği ile düzenlenen Eczane Destek Personeli eğitimine başvurdum mülakat sürecini geçtikten sonra 8 hafta süren bir eğitimimiz oldu, eğitim sonucunda da düzenlenen yeterlilik sınavında da birinci oldum, bir süredir Eczacılar Odası’nda çalışmaktayım. Bize bu imkanı sağlayan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ve Ankara Eczacılar Odası’na teşekkür ederim.”
-Yasemin Sude Aktaş: “Benim için çok heyecan verici bir süreçti. Bir gün evde otururken annem sayesinde öğrendim böyle bir eğitim olduğunu. Liseyi yeni bitirmiştim başvurmuştum, aslında çok ümitsizdim kabul edileceğimi düşünmemiştim. Ön elemeden geçtik sonrasında eğitimlerimiz başladı. Eğitimleri de başarı ile tamamladıktan sonra Ankara Büyükşehir Belediyesinin ve Ankara Eczacılar Odası’nın imzasının olduğu bir sertifika aldık sertifika ile beraber iş bulma imkanı buldum.”
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, ebruzen Hikmet Barutçugil ile bir araya geldi.
Barutçugil, sanat hayatının dönüm noktalarını, ebru sanatının geçmişini ve bugününü AA muhabirine anlattı.
Dünyaya gözlerini açtığı Malatya’da, çocukluğunun ilk 10 yılını geçiren Barutçugil, çocukluğundan itibaren el becerisi olduğunun söylendiğini belirterek, “Büyük bahçeli kerpiç bir evde otururduk. Çocukluğumda hayal ettiğim Malatya şimdi maalesef yok. Bahçemizde değişik lezzette kayısı ağaçları vardı.” diye konuştu.
“Ebruzenliğimin yanında mücellitliğim de var”
Sanatçı, bahçedeki küçük süs havuzuna attığı kayısı yapraklarına elindeki çubuklarla şekil vermeye çalışmanın en büyük çocukluk hobisi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Sonradan fark ettik ki meğerse ebrunun zemin oradan başlamış. Suyun üstünde bir şeyler yüzdürüp bir şeyler şekillendirmeye orada başlamışım. 10 yaşındayken ailece İstanbul’a göç ettik. 10 yaşında ilkokulu bitirdim. Benden 2 yaş büyük abimle beraber başlamıştım okula. 10 yaşındayken ilkokul bitti ama tabi bu arada eğitim zayıf kaldı ki okuma alışkanlığım olmadı. O yıllarda yaz tatillerinde çocuklar işe girerdi, ailenin maddi ihtiyacından değil hayatı öğrensinler diye. Ben de bir mücellithanede çalışmaya başladım. O bilgileri hala devam ettiriyorum. Ebruzenliğimin yanında mücellitliğim de var. Tüm ailem hukukçuydu. Rahmetli babam da noterdi. Ben de çocukluğumdan beri babamın hep sağ koluydum. O, Bakırköy 2. Noteri olarak tayin edildi. Onun yanında çalışmaya başladım. Önce temizlik işiyle başladım. Daha sonra daktilo öğrendim. Veznedarı ve başkatibi oldum.”
Barutçugil, hukuk ya da iktisat okuması beklenirken, teyzesinin kızını güzel sanatlar sınavına götürdüğünde hayatının değiştiğini vurgulayarak, “Teyze kızım mimar olmak istiyor. Çocukluğundan beri ona hazırlanıyor Ankara’da yaşıyorlar. Sınav zamanı teyzem aradı, ‘Aman Ayşe’yi yalnız bırakma. İstanbul’u bilmez. Götür, kaydını yaptır.’ dedi. Güzel Sanatlar Akademisine gittik. Oraya ön kayıt yaptırıp sınava girilecek. Okula girince deniz kenarında olmasından etkilendim. Biraz dolaştım sağda solda, atölyelerde çocuklar çalışıyorlar, çamurlarla oynuyorlar, resimler, heykeller falan… Okul birden çok hoşuma gitti. Baktım puanım da tutuyor. Teyzemin kızını imtihana getireceğim, oturup arabada bekleyecektim. ‘Ben de kaydolmak istiyorum.’ dedim. ‘Hangi bölüm?’ diye sordu, birden dondum. ‘Ağabey neler var?’ dedim. ‘Tekstil olsun’ dedim. Hiçbir beklentim yoktu. 15-20 gün bir zaman geçti, sonuçları öğrenmeye gittik. Ayşe gitti bakmaya, ben arabada bekliyorum. 15-20 dakika sonra geldi, kapıyı sertçe çarptı oturdu. ‘Seneye bir daha girersin üzülme.’ dedim. ‘Sen beşincilikle kazanmışsın. Ben 32. yedek.’ dedi. ‘Ben neymişim be?’ dedim. O da girdi sonra, endüstri tasarım okudu. Çok güzel işler yaptı. Bu hayatımda bir dönüm noktası oldu.” dedi.
“Akademide öğrenci olmanın getirdiği bir sürü faydasını da gördüm”
Emin Barın’la öğrenciliğinin ilk yıllarında tanıştığını ifade eden Barutçugil, geleneksel sanatlara Emin Barın’ın yönlendirmesiyle ilgi duyduğunu söyledi.
Usta sanatçı, ebru sanatıyla Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki hat levhalarını incelerken tanıştığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O zaman gönlüme bir aşktır düştü. Emin Hocam’a ‘Ebru nedir?’ diye sordum. ‘Su üzerine yapılır evladım.’ dedi. O yıllarda da bir tek kişi bu işle ciddi olarak uğraşıyor. O da Mustafa Düzgünman, Üsküdarlı bir attar. Benim de tek bildiğim şey, su ve boya. Kaynak, kitap, hiçbir şey yok. Elime nasıl bir su, nasıl bir boya geçtiyse suyun üstünde yüzdürüp onları bir kağıda aktarmaya çalıştım. Tabii çıkanlar evvelkilerin hiçbirine benzemiyor. Çıkanlar da hoşuma gidiyor ama ne olduğunu ben de bilmiyorum. Akademide öğrenci olmanın getirdiği bir sürü faydasını da gördüm. Bu denemeler iki sene kadar devam etti. 1975 yılı Bilim ve Teknik Dergisi’nin mayıs sayısının kapak fotoğrafı benim yaptığım ebrulara çok benziyordu. O anda fark ettim ki bu tabiatta var olan bir şey. Mikro ve makro kozmos arasındaki sonsuzlukta bu görüntüler var. Toprak katmanlarından tutun mikroskoptaki kan hücresinin 4 bin kere büyütülmüş fotoğrafında bir battal ebruyu görüyorsunuz. Emin Hocam’dan çok büyük destek gördüm.”
İlk sergisini hocası Emin Barın’la açmayı planladığını ancak Barın’ın ömrünün vefa etmediğini aktaran sanatçı, beraber üreterek, birkaç imzalı eserler yapmayı kendisinin de bir gelenek olarak talebeleriyle sürdürdüğünü dile getirdi.
Hikmet Barutçugil, ebru sanatında kendi tekniğinin “Barut Ebrusu” olarak isimlendirildiğini ifade ederek, “Ebru bence resim, müzik ve mimari gibi bir ana sanat dalının adı. Geçmişte sadece kağıtta sıkışıp kalmış fakat doğru yöntem, doğru boyar madde kullandığınızda bence ebrulanmayacak yüzey yoktur. Şimdi ebru sanatında başka sanatlarla birleşerek büyük bir açılım oldu. 17 yedi sene süren bir çalışma sonunda ebrunun nasıl yapıldığını anlatan bir kitap çıktı. İnsanlar o kitaptan takip ederek ebru yapmaya başladı.” şeklinde konuştu.
“Büyük bir hazineyi kilitlemiş, üstüne oturmuşuz”
Ebrunun ilk adının “Türk kağıdı” olduğunu vurgulayan ve tüm dünyada geniş kitlelere ulaştığını söyleyen Barutçugil, 1992’de ABD’de düzenlenen Uluslararası Ebru Kongresi’nin açılışında “İslam Sanatlarının Estetik Prensipleri” başlıklı bir konuşma yaptığını kaydetti.
Usta sanatçı, dünyanın ebruyu Türk sanatı olarak bildiğini ve bunun kalıcı mekanı olarak İstanbul Ebru Evi’ni kurduğunu söyledi. Ebru Evi’nin gelecekte müzeye dönüşeceğini sözlerine ekleyen Barutçugil, “Biz kültür ve sanatta uluslararası olmak istiyorsak önce ulusal olmak zorundayız. Onların yaptıklarını taklit ederek yaranmaya çalıştık, maalesef başaralı olamadık. 1990’lı yıllarda gittiğim ülkelerde insanlara ‘Türk kültürü hakkında ne biliyorsunuz?’ diye sorduğumda, ‘Şiş kebap, rakı, göbek dansı, lokum’ diyorlardı. Biz büyük bir hazineyi kilitlemiş, üstüne oturmuşuz ve dilencilik yapmışız. Şimdi insanlarımız özünün farkına varmaya başladı. Son 500 yılda ebru sanatında 5 kişiden bahsederken bugün 15 bin kişi olduğu tahmin ediliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Batı sanatlarının göze, Doğu sanatlarının ise gönle hitap ettiğinin altını çizen Barutçugil, İslam sanatlarının özünde ilahi güzelliği arayış çabası olduğuna vurgu yaptı.
Usta sanatçı, mutasavvıf yazar Ahmet Yüksel Özemre’nin “Ebru Duası”nı da okuyarak, sözlerini tamamladı.
]]>Kartal Belediyesi ve Birleşik Kamu İş’e bağlı Tüm Yerel-Sen arasında yapılan ve halen yürürlükte olan toplu iş sözleşmesine ek olarak hazırlanan protokol düzenlenen törenle imzalandı.
Kartal Belediyesi Hizmet Binası’nda düzenlenen ek sözleşme imza törenine, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in yanı sıra Tüm Yerel-Sen Genel Mali Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Burak Uzuntaş, Kartal Belediyesi Başkan Yardımcıları, Kartal Belediyesi Birim Müdürleri ve çok sayıda Kartal Belediyesi çalışanı katıldı.
Tüm Yerel-Sen Genel Mali Sekreteri Burak Uzuntaş, Türkiye’deki ekonomik ve sosyal duruma dikkat çekerek imzalanan ek protokolle ilgili hem sendika temsilcilerine, hem de Başkan Yüksel’e teşekkür etti. Uzuntaş, “Burada ayrıca yöneticilerime, yöneticilerimin yanında tüm Kartal Belediyesi memur çalışanlarına ve Kartal Belediye Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Ek protokolün hepinize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
Törende, yürürlükte olan TİS ek protokolüyle ilgili bilgilendirme yapıldı. Buna göre, memur sosyal denge tazminatı 15 bin TL net olarak açıklandı. Günlük yemek ücreti net 187 TL olurken, zabıta personelinin günlük yemek ücreti net 250 TL oldu. Ek protokole göre yılda 4 ikramiye ödenmesi konusunda uzlaşma sağlandı. Söz konusu 4 ikramiye her seferinde 5 bin TL olmak üzere Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda ödenecek.
İmzalanan ek protokol ile ilgili açıklamaların ardından konuşmasını yapmak üzere mikrofonu alan Yüksel de şunları dile getirdi:
“Kartal’da değer üretmeye, iş yapmaya, icraat üretmeye hep birlikte devam edeceğiz. İmkanlarımızı zorluyoruz, zorlayacağız. Çünkü sizlere güveniyoruz. En son sıkı bir pazarlıkla 14 bin TL almışlardı. Hiç pazarlık etmeye gerek yok 15 bin TL olarak düzeltmiş olalım. İnanın bir on beş dakika önce geldiğim için bir 30 Ağustos’ta anlaşmışlardı. Cumhuriyetin 100. yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için de dördüncü ikramiyeniz sizlere hayırlı olsun. Gönül daha fazlasını yapmayı arzuluyor. Ben bu ekibe inanıyorum, bu ekibe güveniyorum. Önümüzdeki günlerin her birimiz için daha iyi geçeceğini umut ediyorum. Çünkü hep birlikte Kartal’da güzel işler yaptık, insanların hayatını kolaylaştıracak güzel projelere imza attık. Ev ziyaretleri yapıyorum. Gittiğimiz evlerde Mustafa Necati Etüt Merkezi’nin öğrencisini görüyorum. Bir yaptığım ev ziyaretinde kreş öğrencimizi görüyorum. Yine başka bir ev ziyaretinde sizlerin dokunduğu ya bir sağlık personelimizin ya da başka bir personelimizin dokunduğu aileleri görüyorum. Emeğinize sağlık biz büyük bir aileyiz, sizlerle güçlüyüz. Kartal’da yapacak çok işimiz var diyor, hepinizi çok seviyorum.”
Konuşmaların ardından imza törenine geçilerek ek protokol imzalandı ve Başkan Yüksel ile Tüm Yerel-Sen Genel Mali Sekreteri Burak Uzuntaş protokole imza attı.
]]>Önerge görüşmesi sırasında CHP’li Mustafa Adıgüzel “Savcıları İliç’e değil, Murat Kurum’a, Binali Yıldırım’a gönderin” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde siyanürlü liç kayması sonucu meydana gelen kazanın araştırılarak tetkik edilmesi ve oluşabilecek kazaların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla siyasi parti gruplarının ortak verdiği Meclis Araştırması açılması önergesi bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü.
Önergeler üzerine ilk olarak Saadet-Gelecek Partisi Grubu adına söz alan Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, şunları dile getirdi:
“ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMUŞ OLMASI İYİDİR AMA TEPKİLERİ AZALTMAK ADINA YAPILMAMALIDIR”
“Bu Türkiye’nin adeta kaderi haline dönüşmüştür. Elbette ki Türkiye zengin olsun, bunları ithal etmesin hata ihraç etsin. Denetim mekanizmalarının çok zayıf olduğunu görüyoruz biz buralarda. Özellikle Erzincan’daki altın madeninin çıkarılmasıyla ilgili çok fazla feveranlar var, ÇED raporlarının verilmesiyle ilgili şaibeler var. Bu madende yaşanan facia ilk değil daha öce Soma’da da oldu. Bunun üzerine Meclis bir araştıra komisyonu kuralım dedi, kurduk. 7 ay boyunca görmüş olduğumuz tüm yanlışların raporlarını yazdım TBMM Başkanlığı’na teslim ettik. Bizim vermiş olduğumuz rapordaki önerilerimize hiç kimsenin kulak vermediğini gözlemliyoruz. Eğer kulak vermiş olsaydınız, 2022 yılında Amasra’da 42 vatandaşımız öldü. Altın madenlerinde zehirlenmelerinden tutun da kömür madenlerinde göçüklere kadar, kaçak ruhsatla çalışmalara kadar denetimsiz şekilde bunlar yapılıyordu. Siz 10 yıl içerisinde neden bunlarla ilgili doğru dürüst çözüm önerisi bulmadınız, bulamadınız. Çünkü meseleyi samimi olarak incelemiyorsunuz. Buralarda denetimin, denetlemenin olmadığını görüyoruz. İliç’te kaç kişinin göçük altında olduğunu bilmiyoruz. Burada ÇED raporlarını veren Murat Kurum, kalkıp özür dilemesi gerekiyor. Bu araştırma komisyonu kurulmuş olması iyidir ama tepkileri azaltmak adına yapılmamalıdır. 10 yıl önceki raporun açıklanmasını ve tepkilerimizi burada kanun olarak geçmesi gerekiyordu. Şimdi niye getiriyorsunuz böyle bir şeyi demek ki başarısızsınız, iyi denetleyememişsiniz.”
İYİ Parti Grubu adına Manisa Milletvekili Şenol Sunat da şunları ifade etti:
“MUNZUR DAĞI’NIN YÜZDE 70’I ALTIN MADENİNE TAHSİS EDİLMİŞ VAZİYETTE”
“Siyanür ve sülfürik asit maddeleri akıyor. Milyonlarca ton zehirli atık Fırat Nehri’ne doğru ilerliyor. Fırat’a ulaşırsa milyonlarca insan ve hayvan zehirlenebilir, bölge için çok büyük bir tehlike. Dua edelim önlemler alınana kadar yağmur ve kar yağmasın. Madende çıkarılan altın, gümüş, bakır belki çok daha değerli madenler büyük bir kısmı ABD’ye götürülüyor. Türk ekonomisini kalkındıracak yer altındaki çok değerli serveti alıp yurtdışına götüren bu maden gelecek nesillerin temiz doğasını da zehirle katlediyor. Munzur Dağı’nın yüzde 70’ı altın madenine tahsis edilmiş vaziyette. Devletten 25 yıllığına işletme hakkını aldığı çok değerli soy metalleri siyanür dahil 23 farklı zehir kullanarak çıkartan şirketin Türkiye’ye ödediği paranın azlığı ise milli servetimizin nasıl heba edildiğinin boyutunu ortaya koyması açısında trajikomik.”
MHP Grubu adına Antalya Milletvekili Abdurrahman Başkan da şunları kaydetti:
“SIRF EKONOMİK RANT UĞRUNA ÇEVRENİN HARAP EDİLMESİNE KARŞI DURURUZ”
“Burada ruhsat vermekten ziyade asıl mesele verilen ruhsatın ve maden çıkarılan sahanın düzenli olarak denetlenmesi, denetim esnasında tespit edilen eksiklerin giderip giderilmediği, daha hassas şekilde denetlenerek gerekli yaptırımların en ağır şekilde uygulanması gereklidir. İş güvenliği ve iş sağlığı her şeyin önündedir, Hiçbir ekonomik bedel insan sağlığından ve canından önemli değildir. Çevre hassasiyeti yüksek olan ve tatlı su kaynaklarımızın mutlaka korunması gerektiğine inanan ve bu çerçevede mutlaka siyaset yapan bir hareketiz. Kimse endişe etmesin ki sırf ekonomik rant uğruna çevrenin harap edilmesine karşı dururuz ve ihmaller varsa bu ihmallerin ortaya çıkarılması adına ne gerekiyorsa yapacağımızdan kimse endişe duymasın.”
DEM Parti Grubu adına İzmir Milletvekili İbrahim Akın da şunları belirtti:
“İLİÇ’TEN DERS ÇIKARILMALIDIR, MECLİS’İMİZİN SORUMLULUĞU BU KONUDA AĞIRDIR”
“Bugün ülkenin 4 bir tarafı talan edilmektedir ve ruhsatı veren Çevre ve Şehircilik Bakanıdır, şu anda da İBB Adayıdır. Buradan savcılara sesleniyorum, Murat Kurum hakkında acilen soruşturma açılmalıdır. Gerekli işlemler yapılmalıdır, yapılmıyorsa bu ülkede hukuk, anayasa yoktur, hukuksuzluk vardır, gözaltına alınmalıdır. İnsanların bu kadar yok sayıldığı, değersizleştiği durumu kabul etmemiz mümkün değildir. İnsanlar yer altında kalmış durumda, burada insanlar gülüyorlar. Bu mudur milletvekili sorumluluğu, bunu kabul etmek mümkün değildir, İliç’ten ders çıkarılmalıdır. Bu ülkede yaşanmış olan ekonomik, sosyal, toplumsal kriz, anayasasızlık hali her yerde vardır ama doğa talanında kuralsızlık vardır. Meclis’imizin sorumluluğu bu konuda ağırdır, bu ağır sorumluluğu yerine getirmesi konusunda duyarlı olmasını, bütün milletvekillerinin ayrımsız gereğini yapmasını ve sorumlulukları yerine getirmesini özellikle rica ediyoruz.”
CHP Grubu adına söz alan Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel de şu ifadeleri kullandı:
“SAVCILARI İLİÇ’E GÖNDERMEYİN DOĞRUDAN AKP GENEL MERKEZİ’NE GÖNDERİM ÇÜNKÜ BÜTÜN BU SORUMLULAR ORADA DURUYOR”
“İliç’te olan bir kaza değil cinayettir. Onlarca milletvekili arkadaşımız gitti, öneriler verdi, medya konuştu ama sen hiçbir uyarıyı dinlememişsin. Artık bu bir kaza değil cinayettir. Tüm Fırat havzası şu anda risk altında. Türkiye, siyanür ve sülfürik asit çetelerinin işgali altındadır. Biliriz ki hiçbir işgal içeride işbirlikçi olmadan mümkün değildir. Kim ki bu altın madenlerini savunuyorsa, ondan bir menfaati var ve bu işgalin tarafıdır. İşte Binali Yıldırım da bu şirketi savunuyor işte Murat Kurum da kurumsal olarak geçmiş bakanlığında buna destek vermiş. Şimdi 4 tane savcı görevlendirmişler, savcıları İliç’e göndermeyin Murat Kurum’a, Binali Yıldırım’a gönderin. Siz savcıları İliç’e göndermeyin doğrudan AKP Genel Merkezi’ne gönderim çünkü bütün bu sorumlular orada duruyor.”
Önerge üzerine milletvekillerinin konuşmasının ardından Meclis Araştırması açılması önergesi kabul edildi. Buna göre İlgili Meclis Araştırması için 22 üyeden oluşan komisyon kurulacak ve komisyon 3 ay süreyle, gerektiği takdirde de Ankara dışında çalışacak.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 yıl sonra resmi ziyaret kapsamında geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi il baş başa ve heyetlerarası görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Cumhurbaşkanı es-Sisi’nin nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şahsına ve heyetine gösterilen hüsnü kabulden ötürü Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlılara teşekkür etti.
Dün yaşanan maden kazası nedeniyle Erzincanlılara geçmiş olsun dileklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Biz de kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 drone, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabb’im ülkemizi her türlü kazadan, beladan, afetten korusun diyorum” dedi.
“Ticaret ve ekonomi iş birliğimizin lokomotifini oluşturuyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır ile bin yılı aşan, iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahip olduklarını söyledi. Bu köklü mirastan aldıkları güçle, Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkartma gayretinde olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu gördüklerini dile getirdi.
Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’ni cumhurbaşkanları seviyesine taşıdıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Değerli kardeşimi, Konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret, inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır. Ticaret ve ekonomi, iş birliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır, savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısırla güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum. LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında iş birliğimizi geliştirme imkanlarını da değerlendiriyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır ile turizm, eğitim ve kültür alanlarında da mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceklerini belirtti. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü’nün dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumunda olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin Türkçe öğrenmek üzere kurslara kayıt yaptırmasının memnuniyet verici olduğunu ifade etti.
“Netanyahu yönetimi katliam politikasını pervasızca sürdürüyor”
Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramının Sisi ile görüşmelerinin ilk sırasında yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail saldırılarında ekseriyetle çocuk ve kadın, 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor” dedi.
Gazze’de ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevkinin Türkiye’nin öncelikleri arasında olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılay’ına, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığına ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum” dedi.
“Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilemez”
Türkiye’nin insani yardımlarının yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli’nin, tedavileri için Mısır üzerinden Türkiye’ye getirildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçmesi noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle iş birliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışmaya hazırız” dedi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmelerinde, Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı da bulduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır” dedi.
Afrika’da, Orta Doğu’da veya başka yerlerde asla çatışma, gerilim, kriz görmek istemediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır’la temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortak basın toplantısının ardından, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi tarafından heyeti onuruna verilen resmi yemeğe katıldı. – KAHİRE
]]>Olay, 2022 yılının aralık ayında Nilüfer ilçesi Çamlıca Mahallesi’nde meydana geldi. Şükrü Karakaya, arkadaşları Cuma Toktaş (25), Gaye K. (29) ve Ayhan Aydın’ın (29) da içinde olduğu 34 BZK 339 plakalı otomobille Lefkoşe Caddesi’nde Bülent K.’nin işlettiği kulübün önüne geldi. Otomobili gece kulübünün karşısına park eden Karakaya, yanındaki tabancayla mekana kurşun yağdırdı. Bu sırada güvenlik kulübesinde oturan kulübün şoförü Murat Kayalı, kapıda bekleyen iş yeri çalışanları Mehmet Cengiz (44) ve Zülfü Eren (38), ağır yaralandı. Şüpheliler kaçarken, yaralılar hastanelere kaldırıldı. Göğsüne mermi isabet eden Kayalı, kurtarılamadı. Murat Kayalı’nın eski polis memuru olduğu ve 10 yıl önce görevinden istifa ettiği öğrenildi.
OLAY ANI KAMERADA
Gece kulübünün kurşunlanma anı, mekanın güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde; şüphelilerin otomobille önce iş yerinin önünde beklediği, ardından yolun karşı tarafına geçip, araç içinden ateş açtığı görüldü. Öte yandan güvenlik kulübesinde oturan Murat Kayalı’nın vurulma anı da görüntülerde yer aldı.
ESKİ SEVGİLİYE TEHDİT
Çalışma başlatan polis, eski çalışanlarından Gaye K.’nin, iş yeri sahibi Bülent K. ile daha önce ilişki yaşadığını, ardından da Ayhan Aydın ile birlikte olduğunu tespit etti. Bu nedenle Bülent K. ile Ayhan Aydın arasında husumet oluştuğu, Gaye K.’nin daha önce de Bülent K.’yi iş yerini kurşunlamakla tehdit ettiği belirlendi. Gaye K. ile Ayhan Aydın’ın azmettirmesiyle Cuma Toktaş ile Şükrü Karakaya’nın gece kulübüne ateş açtıkları ortaya çıktı.
4 ŞÜPHELİDEN 3’Ü TUTUKLANDI
Polis, Gaye K., Şükrü Karakaya, Cuma Toktaş ile Ayhan Aydın’ı yakalayıp, gözaltına aldı. 3 şüpheli ‘kasten öldürmek’ ve ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlarından tutuklanırken, ‘cinayete azmettirmek’ ile suçlanan Gaye K. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma sonrası iddianame hazırlandı. İddianamede, Şükrü Karakaya, Cuma Toktaş ve Ayhan Aydın hakkında müebbet, Gaye K. hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi.
‘ÖNCE ŞAKA YAPIYOR SANDIM’
Bursa 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasında savunma yapan Şükrü Karakaya, arkadaşının ricasını kıramadığını belirterek, Olay akşamı, Ayhan ve Cuma ile birlikte alkol aldım. Otomobille giderken Ayhan, bana gece kulübünde birileriyle tartıştığını söyleyip, ‘Senden o gece kulübüne ateş etmeni istiyorum’ dedi. Önce şaka yapıyor sandım. Alkolün de etkisiyle onu kıramayıp, gazinoya rastgele ateş ettim. Ardından Ayhan evine giderken ben de Cuma ile bir başka gazinoya eğlenmeye gittim. Burada kurşun yağdırdığım gece kulübünde 1 kişinin ölüp, 2 kişinin yaralandığını duydum. Ardından ben de eve gittim. Daha sonra da polisler gelip, beni evden aldı. Üzgünüm, pişmanım. Tahliyemi istiyorum dedi.
Ayhan Aydın ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddedip, Şükrü Karakaya’nın kendi özel sorunları nedeniyle gazinoya giderek ateş ettiğini söyledi.
TUTUKLU SANIK TAHLİYE EDİLDİ
Cuma Toktaş da Hakim Bey, benim hiçbir şeyden haberim yok. Birlikte alkol aldık. Otomobilin arkasında uyurken silah seslerini duydum. Çok korktum. Masumum, tahliyemi istiyorum diye konuştu.
Gaye K. ise olay günü başka gazinoda çalıştığını, konuyla ilgisi olmadığını belirterek, Yaşananları daha sonra öğrendim. Beraatimi istiyorum dedi.
Savunmaların ardından mahkeme heyeti, Cuma Toktaş’ın tahliyesine karar verdi.
‘HAVAYA RASTGELE ATEŞ ETTİM’
Davada son olarak savcı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, Gaye K.’nin üzerine atılı suçu işlediğine dair kesin delil bulunmadığını belirtip, beraatini istedi. Şükrü Karakaya için de ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan da 15’er yıldan 30’ar yıla kadar hapis cezası istendi. Cuma Toktaş ile Aydın Ayhan’ın ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 30’ar yıl hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Sanıklar mütalaaya itiraz ederken, Şükrü Karakaya, Havaya rastgele ateş ettim. Yakalanınca 1 kişiyi öldürüp, 2 kişiyi yaraladığımı öğrendim. Beraatimi istiyorum dedi. Karakaya’nın avukatı Hakan Gündoğdu da müvekkilinin ‘bilinçli taksirle öldürme’ ya da ‘olası kasıtla öldürme’ suçundan yargılanması gerektiğini belirterek, Mekanın dış aydınlatmalarının tamamı kapalı. Bu haliyle mekanın o saatte açık olduğunun ve içeride birilerinin olabileceğinin müvekkilim tarafından bilinmesi mümkün değildir diye konuştu.
Mahkeme heyeti, beraat talepleri reddedip, duruşmayı erteledi. (DHA)
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İliç’teki madende toprak altında kalan işçilerin 5’inin bir konteyner içinde, 3’ünün bir araç içinde yer aldığını, bir şoförün de kamyon içinde olduğunu açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde gerçekleşen faciaya ilişkin bilgi verdi.
Yerlikaya’nın yaptığı açıklama şöyle:
9-10 MİLYON METREKÜPLÜK BİR TOPRAKTAN BAHSEDİYORUZ: “Bildiğiniz üzere dün saat 14.28’de Erzincan ilimiz İliç ilçesinde Çöpler köyündeki maden ocağında toprak kayması meydana gelmiştir. Kayan kütlenin toplam hacminin ilk belirlemelere göre yaklaşık 9-10 milyon metre küp olduğu belirtiliyor. Maalesef 9 işçimiz bu kütlenin altında kaldı ve hemen arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Olayı takiben sahadaki çalışmaları koordine etmek için afet acil durum merkezimizde sayın Bakanımızla birlikte Erzincan milletvekili, 3. Ordu Komutanı, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan yardımcıları, Erzincan valimiz, AFAD Başkanı, Erzincan Belediye Başkanı, İliç Belediye Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve savcılar, mülki idare amirleri, jandarma, emniyet ile ilgili kurum ve kuruluşlardan genel müdürler, üniversitelerden bilim insanları çalışmalarını yürütüyorlar. Şuan itibariyle bölgede AFAD, TSK, arama kurtarma, JAK, PAK, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 339’u arama kurtarma personeli ve diğer görevlilerle beraber bin 700 personel görev yapıyor. Ayrıca 626 araç, 97 aydınlatma kulesi, 32 iş makinesi, 6 drone, 44 jeneratör, 3 KBRN aracı, 5 metale duyarlı radar aracı ile arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. İnsan kaynakları ve personel açısından hiçbir ihtiyacımız şuan için yok.”
ARADIĞIMIZ İŞÇİLERİMİZDEN 5’İ KONTEYNER İÇİNDE: “Aradığımız işçilerle ilgili bir detay paylaşmak istiyorum. Yapılan tüm değerlendirmelerde aradığımız arkadaşların 5’inin bir konteyner içinde yer aldığı, 3’ünün bir araç içinde ve aynı bölgede yer aldığı; diğer şoför kardeşimizin de kamyon içinde farklı bir bölgede olduğu değerlendiriliyor. Buraya dikkat etmek istiyorum. Biliyorsunuz 100 dönüme yayılmış 9-10 milyon metreküpten bahsediyoruz. Bu kütle içerisinde bir avantajımız var bilim insanlarının bize söylediği. Araç içinde ve konteyner içinde olan demek bizim metal radar tespitleriyle bu kütle üzerinde tespit edilmesi… Daha hızlı aksiyon alabilmek adına bu radar taramalarıyla bu araçlar ve konteyner ile ilgili bir iz alır almaz daha çok oraya odaklanıp mesafe almak istiyoruz. Herhangi bir toprak kayması olup olmadığını bilim insanlarımız anbean değerlendiriyor. AFAD koordinasyonunda arama çalışmalarına güvenliğe dikkat ederek devam ediyor. İfade ettiğimiz gibi arama kurtarma çalışmalarımız gece gündüz devam edecek.”
4 GÖZALTI VAR: “Çevre Bakanlığımız dün ve bugün alınan numunelerden tahlillerini yaptı. Bakan Özkaseki bilgi veriyor. Sürecin aydınlatılması ile ilgili de Bakanlarımız açıklamalarını yapıyor. Bir ihlal var yok meselesinin izahı ile ilgili idari ve adli soruşturma devam ediyor. Daha üzerinde 24 saat olmayan bir meseleyle ilgili cevap alacaksınız. Bunların her biri açıklanacak. Şu an için 4 gözaltı var.”
Yerlikaya, “Göçükten önce yarılmaların olduğu, işçilerin yetkilileri bilgilendirdiği iddiaları var. Konuyla ilgili maden şirketinin bir ihlali var mı?” sorusuna ise “Bir ihmal var yok meselesinin izahıya ilgili idari soruşturma, adli soruşturma eş zamanlı devam ediyor. Daha üzerinden 24 saat geçmemiş bir meseleyle ilgili bu sorularınızın hepsine yanıt bulacaksınız, hiç merak etmeyin. Zaten bunun için buradayız. Yağmurun altında hep beraber milletimizi aydınlatma görevi yapıyoruz. Bunların her biri açıklığa kavuşacak ama daha 24 saat olmadı” yanıtını verdi.
Bakan Bayraktar ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bizim için en önemli konu buradaki işçi kardeşlerimizin kurtarılması. Bu madenin ilgili tüm izinleri bu süreç içerisinde en son 2021 yılında Çevre Bakanlığı tarafından ilave izinlerini almıştır. En son denetim görevimiz geçtiğimiz yıl Ağustos ayında yapılmış durumda. Onların yaptıkları denetimlere dün gerçekleşen kazayla ilgili bir tespit yok. Bu zaman içerisinde ne olmuş olabilir Bakanın da ifade ettiği gibi araştırmamız sürüyor. Konun derinlemesine tetkik edilmesi ve sizlere doğru bilgi verilmesi için zamana ihtiyaç var.”
]]>Kepez ilçesindeki Gıyaseddin Keyhüsrev Alt Geçidi’nde itfaiye ekiplerinin su ve çamur tahliye çalışmaları sırasında otomobilden cansız bedeni çıkarılan Halil Yıldız’ın (47) Antalya Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsi işlemleri tamamlandı. Yıldız’ın cenazesini teslim alan oğulları Akın ve Umut ile yakınları ve mesai arkadaşları üzüntü yaşadı. Akaryakıt istasyonunda teknik personel olarak çalışan Yıldız’ın mesai arkadaşlarından Mehmet Irmak, 23 yıllık arkadaşını kaybetmenin üzüntüsünü yaşadıklarını söyledi. Evli ve 2 çocuk babası Yıldız’ın cenazesi, ikindi namazının ardından Varsak Mezarlığı’nda toprağa verilecek.
Antalya Büyükşehir Belediyesi, 12 saatte metrekareye 330 kilogram yağışın düştüğü bölgede 24 saattir aralıksız çalışmalarını sürdürüyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek koordinasyonundaki Büyükşehir Afet Koordinasyon Merkezi, 1450 personel, 290 araç ve iş makinesiyle selin etkili olduğu Kepez, Muratpaşa, Konyaaltı, Aksu ve Döşemealtı’nda olumsuzluklara müdahale ediyor. Büyükşehir ekipleri, gece boyunca sel sonrasında araç trafiğine kapanan alt geçitleri açmak için yoğun çaba sarf etti. Diğer kurumlarla koordineli yürütülen çalışmalarda motopomplarla alt geçitlerdeki su tahliyesi gerçekleştirildi. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden çalışmalar sonrası Gıyasettin Keyhüsrev, Tonguç, Otogar ve Falez alt geçitleri trafiğe açıldı.
İTFAİYE EKİPLERİNDEN ANINDA MÜDAHALE
ASAT Genel Müdürlüğü ekipleri, suyla dolan Çallı ve TEDAŞ alt geçitlerindeki suyun tahliyesine devam ediyor. Temizlik çalışmalarının ardından alt geçitler gün içinde trafiğe açılacak. Antalya Büyükşehir Belediye İtfaiyesi, 1678 vakaya müdahale ederken, 636 vatandaşı mahsur kaldığı evlerinden tahliye etti. İtfaiye ekiplerinin, su basan ev, okul, kamu kurumu ve iş yerlerinde su tahliye işlemleri devam ediyor. Fen İşleri ekipleri de bozulan yollarda ve kaldırımlarda onarım yapıyor.
TEMİZLİK VE İLAÇLAMA ÇALIŞMASI
Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler ekipleri, sokak sokak temizlik yaparak ve selin biriktirdiği atıkları kaldırarak, selin izlerini silmeye çalışıyor. Çevre Sağlığı ve Kontrol Dairesi Başkanlığı ekipleri de sel bölgesinde hastalıklara neden olabilecek, sinek, haşere ve kemirgen üremesine karşı ilaçlama çalışması gerçekleştiriyor. Temizlik ekipleri ayrıca su basan evlerin temizliğine de vatandaşlara yardımcı oluyor.
GIDA VE KIYAFET DESTEĞİ
Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, selin en çok vurduğu mahallelerden Yeşildere’de vatandaşlara sabah çorba, öğle ve akşam 3 çeşit sıcak yemek ikramı gerçekleştiriyor. Afetzedelere su ve ekmek yardımı da yapılıyor. Suyun çekilmesinin ardandan sosyal hizmet uzmanları evlerde hasar tespiti yaparak, eşya, kıyafet, gıda desteğinde bulunacak. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri de Aksu Yurtpınar ve Kepez Altınova ve Gaziler mahallelerinde hasar gören seralarda hasar tespiti yapacak. (DHA)
]]>BURSA’da arkadaş ricası üzerine gece kulübüne tabanca ile ateş edip, eski polis Murat Kayalı’nın (50) ölümüne, 2 kişinin de yaralanmasına neden olan Şükrü Karakaya (26) için müebbet ile 30 yıla kadar hapis cezası istendi. Savcının mütalaasına itiraz eden tutuklu sanık Karakaya, “Havaya rastgele ateş ettim. Yakalanınca 1 kişiyi öldürüp, 2 kişiyi yaraladığımı öğrendim. Beraatimi istiyorum” dedi.
Olay, 2022 yılının aralık ayında Nilüfer ilçesi Çamlıca Mahallesi’nde meydana geldi. Şükrü Karakaya, arkadaşları Cuma Toktaş (25), Gaye K. (29) ve Ayhan Aydın’ın (29) da içinde olduğu 34 BZK 339 plakalı otomobille Lefkoşe Caddesi’nde Bülent K.’nin işlettiği kulübün önüne geldi. Otomobili gece kulübünün karşısına park eden Karakaya, yanındaki tabancayla mekana kurşun yağdırdı. Bu sırada güvenlik kulübesinde oturan kulübün şoförü Murat Kayalı, kapıda bekleyen iş yeri çalışanları Mehmet Cengiz (44) ve Zülfü Eren (38), ağır yaralandı. Şüpheliler kaçarken, yaralılar hastanelere kaldırıldı. Göğsüne mermi isabet eden Kayalı, kurtarılamadı. Murat Kayalı’nın eski polis memuru olduğu ve 10 yıl önce görevinden istifa ettiği öğrenildi.
OLAY ANI KAMERADA
Gece kulübünün kurşunlanma anı, mekanın güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde; şüphelilerin otomobille önce iş yerinin önünde beklediği, ardından yolun karşı tarafına geçip, araç içinden ateş açtığı görüldü. Öte yandan güvenlik kulübesinde oturan Murat Kayalı’nın vurulma anı da görüntülerde yer aldı.
ESKİ SEVGİLİYE TEHDİT
Çalışma başlatan polis, eski çalışanlarından Gaye K.’nin, iş yeri sahibi Bülent K. ile daha önce ilişki yaşadığını, ardından da Ayhan Aydın ile birlikte olduğunu tespit etti. Bu nedenle Bülent K. ile Ayhan Aydın arasında husumet oluştuğu, Gaye K.’nin daha önce de Bülent K.’yi iş yerini kurşunlamakla tehdit ettiği belirlendi. Gaye K. ile Ayhan Aydın’ın azmettirmesiyle Cuma Toktaş ile Şükrü Karakaya’nın gece kulübüne ateş açtıkları ortaya çıktı.
4 ŞÜPHELİDEN 3’Ü TUTUKLANDI
Polis, Gaye K., Şükrü Karakaya, Cuma Toktaş ile Ayhan Aydın’ı yakalayıp, gözaltına aldı. 3 şüpheli ‘kasten öldürmek’ ve ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlarından tutuklanırken, ‘cinayete azmettirmek’ ile suçlanan Gaye K. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma sonrası iddianame hazırlandı. İddianamede, Şükrü Karakaya, Cuma Toktaş ve Ayhan Aydın hakkında müebbet, Gaye K. hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi.
‘ÖNCE ŞAKA YAPIYOR SANDIM’
Bursa 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasında savunma yapan Şükrü Karakaya, arkadaşının ricasını kıramadığını belirterek, “Olay akşamı, Ayhan ve Cuma ile birlikte alkol aldım. Otomobille giderken Ayhan, bana gece kulübünde birileriyle tartıştığını söyleyip, ‘Senden o gece kulübüne ateş etmeni istiyorum’ dedi. Önce şaka yapıyor sandım. Alkolün de etkisiyle onu kıramayıp, gazinoya rastgele ateş ettim. Ardından Ayhan evine giderken ben de Cuma ile bir başka gazinoya eğlenmeye gittim. Burada kurşun yağdırdığım gece kulübünde 1 kişinin ölüp, 2 kişinin yaralandığını duydum. Ardından ben de eve gittim. Daha sonra da polisler gelip, beni evden aldı. Üzgünüm, pişmanım. Tahliyemi istiyorum” dedi.
Ayhan Aydın ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddedip, Şükrü Karakaya’nın kendi özel sorunları nedeniyle gazinoya giderek ateş ettiğini söyledi.
TUTUKLU SANIK TAHLİYE EDİLDİ
Cuma Toktaş da “Hakim Bey, benim hiçbir şeyden haberim yok. Birlikte alkol aldık. Otomobilin arkasında uyurken silah seslerini duydum. Çok korktum. Masumum, tahliyemi istiyorum” diye konuştu.
Gaye K. ise olay günü başka gazinoda çalıştığını, konuyla ilgisi olmadığını belirterek, “Yaşananları daha sonra öğrendim. Beraatimi istiyorum” dedi.
Savunmaların ardından mahkeme heyeti, Cuma Toktaş’ın tahliyesine karar verdi.
‘HAVAYA RASTGELE ATEŞ ETTİM’
Davada son olarak savcı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, Gaye K.’nin üzerine atılı suçu işlediğine dair kesin delil bulunmadığını belirtip, beraatini istedi. Şükrü Karakaya için de ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan da 15’er yıldan 30’ar yıla kadar hapis cezası istendi. Cuma Toktaş ile Aydın Ayhan’ın ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 30’ar yıl hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
?Sanıklar mütalaaya itiraz ederken, Şükrü Karakaya, “Havaya rastgele ateş ettim. Yakalanınca 1 kişiyi öldürüp, 2 kişiyi yaraladığımı öğrendim. Beraatimi istiyorum” dedi. Karakaya’nın avukatı Hakan Gündoğdu da müvekkilinin ‘bilinçli taksirle öldürme’ ya da ‘olası kasıtla öldürme’ suçundan yargılanması gerektiğini belirterek, “Mekanın dış aydınlatmalarının tamamı kapalı. Bu haliyle mekanın o saatte açık olduğunun ve içeride birilerinin olabileceğinin müvekkilim tarafından bilinmesi mümkün değildir” diye konuştu.
Mahkeme heyeti, beraat talepleri reddedip, duruşmayı erteledi.
]]>KAMERA: EYLEM LADİN DEĞER
Mazot fiyatlarına 13 Şubat gece yarısı yapılan 2,55 liralık zamla motorin fiyatları İstanbul’da 44 TL’yi, Ankara ve İzmir’de 45 TL’yi aştı. Seçimden sonra mazot fiyatlarının daha da artacağını ve artan fiyatlara çare bulunması gerektiğini söyleyen bir esnaf, “Artık ne yapacağız bilmiyorum. Şaşırdık yani. Çok endişeliyiz. Çünkü borçlarımızı ödeyemiyoruz. Kredilerimizi ödeyemiyoruz. Vergiler zaten ona keza. İyi kötü ayakta kalmaya çalışıyoruz ama Allah ne verecekse, hayırlısını versin. Bu şekilde gitmez ama gittiği yere kadar götüreceğiz. Bu işin CHP’si, AKP’si, MHP’si yok. Dürüst siyasetçiler gelsin. Halkına, vatanına çalışsın. Şimdi gördüklerimiz doğru dürüst vatanına çalışan, hakkı için çalışan bir insanı görmedik. Herkes cebine çalışıyor, biz de ayakta durmaya çalışıyoruz” dedi. Erdoğan’a seslenen başka esnaf ise “Bu iş böyle yürümez. Millet dışarı çıkamayacak hale gelmiş” diye konuştu.
Mazot fiyatlarına 13 Şubat gece yarısı 2,55 lira zam yapıldı. Böylece motorin fiyatları İstanbul’da 44 TL’yi, Ankara ve İzmir’de 45 TL’yi aştı. ANKA Haber Ajansı’nın mikrofon uzattığı toptancılar halindeki esnaflar, zamma tepki gösterdi. Seçimden sonra mazot fiyatlarının daha da artacağını ve artan fiyatlara çare bulunması gerektiğini söyleyen bir esnaf, 13 Şubat’ta gelen zamla ilgili şunları söyledi:
“HERKES CEBİNE ÇALIŞIYOR, BİZ DE AYAKTA DURMAYA ÇALIŞIYORUZ”
“İşimizi çok etkiliyor. Kazandığımızla, giderimiz birbirini karşılamıyor. Sanayi özellikle, mazot giderler çok. 600 litre depom var. 24 bin lira civarı tutar, daha şimdiye kadar deponun ağzına kadar doldurduğumuzu bilmiyoruz. Anca yeterince alabiliyoruz. Geçen sene aşağı yukarı 18 bin liraya depoyu fulluyorduk, şimdi de 24-25 bin lira. Fulleyemiyoruz. Allah ne verecekse hayırlısını versin. Artık ne yapacağız bilmiyorum. Şaşırdık yani. Çok endişeliyiz. Çünkü borçlarımızı ödeyemiyoruz. Kredilerimizi ödeyemiyoruz. Vergiler zaten ona keza. İyi, kötü ayakta kalmaya çalışıyoruz ama Allah ne verecekse, hayırlısını versin. Bu şekilde gitmez ama gittiği yere kadar götüreceğiz. Bu işin CHP’si, AKP’si, MHP’si yok. Dürüst siyasetçiler gelsin. Halkına, vatanına çalışsın. Şimdi gördüklerimiz doğru dürüst vatanına çalışan, hakkı için çalışan bir insanı görmedik. Herkes cebine çalışıyor, biz de ayakta durmaya çalışıyoruz.”
“HEP MAZOTA HEP MAZOTA NEREYE KADAR? BİR YERDE BİR PATLAK OLACAK”
Nakliyeci Kemal Bilir ise mazot fiyatlarındaki artışın yerel seçim sonrasında da devam edeceğini, yetkililerin önlem alması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Gelmişim üçüncü gün oldu, satış yok. Mazot pahalılandımı bütün her şeye yükleniyor. Ondan sonra milletin alım gücü düşüyor, her şey pahalı oluyor. Üç günden beri buradayım. Bu mal eğer tarlada beş liraysa, buraya gelene kadar on lirayı buluyor. Milletin alım gücü yok. Mazota gelen zam, iğneden ipliğe bütün her şeye gelen zamdır. Zengin adamlar da taşıyıcılar da zor durumda. Allah sonumuzu hayır etsin. Benim gönlüme göre seçimden sonra daha da çok olur. Belki şu anda seçim şeyine durduruyorlar ama seçimden sonra daha da pahalı olacağını düşünüyorum. Fullledim 17 bin liraya fulledim depoyu geldim, ben fulledikten sonra yine 3 liraya yakın yine zam geldi. Bu adamlar da bize yansıtıyor. Bu zamlara bir çare bulsunlar. Hep mazota, hep mazota nereye kadar? Bir yerde bir patlak olacak. Herkes kontak kapatacak.”
“SEÇİMDEN SONRA KATLANARAK GİDECEK”
12 senedir nakliyecilik işi yapan Turgut Aygar ise iki sene önce mazot fiyatının 5 lira olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Mazot 45 lira, seçimden sonra 50 lira olacak diyorlar. Yüzde yüz de olur. İki senede yüzde 800 zam geldi mazota. Hiç kazanç yok, iş bulamıyorsun, millete pahalı geliyor. 500 liraya gittiğin yere şimdi 4 bin lira gidiyorsun. Millete de zor geliyor parayı vermek. Çoğu da parayı vermiyor. İş bulamıyoruz. Cezalar da mazot da pahalı. Arkadaşlar nakliye paramızı ister istemez geciktiriyor. Ben para kazanamayınca markete gidip alışveriş yapamıyorum. Her şey zincirleme. Seçimden sonra mazot en az 50-55 lira olur. İki sene önce 5 liraydı, şimdi 45 lira oldu. Kimin aklına gelebilirdi yüzde 900 zam geleceği. Bir hafta içerisinde yüzde 10 zam geldi, seçimden sonra katlanarak gidecek. Zam şimdi azar azar geliyor, seçimden sonra 5-5, 10-10 zam gelecek. Ben öyle tahmin ediyorum. İki sene önce 500 liraya fullenen depo şimdi, 4 bin 250 liraya fulleniyor. Aradaki farka bak. Mazotu düşürürseniz, her şey düşer.”
“BU İŞ BÖYLE YÜRÜMEZ KARDEŞİM”
Mazot fiyatlarından dert yanan bir başka hal esnafı ise zamlara karşılık Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’a çağrıda bulunarak şunları söyledi:
“Mazot fiyatı çok aşırı fazla. Bu sene daha ne olacağını bilmiyoruz. Bir de seçimden sonrasını düşünüyoruz. Şu an için belki sıkıntı yok diyebiliriz. Ama yarın öbür gün seçimde ne olur? Seçim olduğu halde bu dereceye düşüyorsa, seçimden sonra ne olur onu düşünemiyoruz. Zammın etkilemediği kimse yok. Herkesi etkiliyor. Nakliye ücreti arttığı zaman mala ne kadar zam geldi… Bazen diyorlar ki ‘Portakalı yerinde şu kadar, halde bu kadar.’ Tamam da nakliye fiyatı ne kadar? İşçilik ne kadar? Onu sayan yok. Gerçekleri söylemek gerekirse, şu anda bu mevsimde para kazanmıyor. Kazanan ne nakliyeci var ne de komisyoncu var. Hiç kimse kazanmıyor. Şu an için hiç iyi değil. Mazot fiyatları artacak. Seçimden önce bu oluyorsa, seçimden sonra ne olur ben onu düşünmek istemiyorum. Şu anda seçim var, adam gelmiş her şeye zam yapıyor. Seçimden sonra ne olacak? Durumumuz hiç iyi değil. Devlete, cumhurbaşkanımıza çağrımız var: Bu iş böyle yürümez kardeşim. Millet artık öyle bir dereceye gelmiş ki, dışarı çıkamayacak hale gelmiş. Ne yapacaklar gerçekten biz de bilmiyoruz. Halk olarak zor durumdayız. Sadece biz değil. Zengin olan zaten zengin, ona bir şey söylemenize gerek yok.”
Bir başka hal esnafı ise “Çorum’a gidiyorum, geliyorum bin 500 lira yakıyor araba. Memnum değiliz ama ne yapalım? Her türlü işimize yansıyor. Kamyon 25-30 bin liraya geliyor. Fiyatlar uçuyor. Kıvırcık kasası 70 lira… İşçi çaresiz. Ne yapacağımızı biz de bilemiyoruz” diye konuştu.
“TÜRKİYE’NİN EKONOMİK OLARAK YÜKÜNÜ TIRLAR ÇEKİYOR”
Hal esnafı Adil Çamlı ise mazota gelen zammın üreticiyi ve tüketiciyi de etkilediğini belirterek şunları kaydetti:
“Gelen zamlardan etkileniyoruz. Nakliyelerin zamlanması, bizden üreticiye kadar, üreticiden tüketiciye kadar devam eden bir süreç. Her şeyin maliyeti artıyor. Mazot da artıyor, bu süreci zor geçiriyoruz. Malum piyasalarda bir sıkıntı var. Ama İnşallah sonumuz iyiye doğru gider. Maliyetler çok yükseldi, fiyatlar da dolayısıyla marketlerde. Artışlar sürekli yükseliyor. Kamyonlar Adana’dan üç sene önce 4 milyona geliyordu, şimdi 25 milyona geliyor. Benim bu arabayı doldurmam önemli değil. Bu binek araba, toplu taşıma kullanırım. Biz buraya erken geldiğimiz için mecbur o saatte dolmuş olmaz. Bizim sorunumuz büyük nakliyelerde, kamyonlarda. Onların deposunun ucuza dolması, en azından ticaret yapanlara yönelik bir yasa çıkması lazım. Bir güzellik olması lazım. Güzellik derken, sadece bize değil. Türkiye’nin ekonomik olarak yükünü tırlar çekiyor. Yük kamyonları, kırkayaklar çekiyor. Bunlar olmazsa, olmazlar. Benim özel arabamın 1’e, 2’ye, 3’e dolmuş hiç önemli değil. En fazla binmezsin. Ama büyük arabalar buraya şu anda Nevşehir’den, Niğde’den depolardan çekiyoruz. Seralardan, Adana’dan, Antalya’dan, Mersin’den geliyor ve maliyetler çok arttı. Mesela plastik kasaların fiyatları artıyor. Biz bunlara para yazmıyoruz markete giderken. Çoğu geri gelmiyor. O da ister istemez ürüne yansıyor. Ne yapıyoruz satarken, bunu müşteriye mümkün mertebe yansıtmamaya çalışıyoruz ama biz de aldığımız kasacı diyor ki ‘Mazota zam geldi.’ Dolayısıyla her şeye zam geldi.”
“GİDİŞAT HİÇ İYİ DEĞİL. BU İŞ GÜNDEN GÜNE KÖTÜYE GİDİYOR”
Resul Ataş ise mazota gelen zamlar sonrasında pazarcılık sektöründe olan kişilerin işlerini bıraktığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İşimizi çok etkiliyor ama bu insanlara müstahaktır. İnsanlar alıştılar artık, kimse sesini çıkaramıyor. Sesini çıkarana ya ‘Vatan haini’ diyorlar ya da başka bir şey. Biz alışığız. Gidişat hiç iyi değil. Bu iş günden güne kötüye gidiyor. Hal sektörü, pazar sektörü… Şöyle bakıyorum da pazar sektöründeki çoğu bırakıyor pazarı. Adam masraflarının altından kalkamıyor. Masraflar ağır olunca adam ‘Yapamıyorum’ diyor. Zarar edince adam ne yapsın ki? Yakında ben de bırakacağım herhalde.”
“SADECE BENİM DEĞİL, HERKESİN İŞİNİ ETKİLİYOR”
Esnaf Recep Gülümser de yıllar içerisinde artan mazot fiyatları karşısında araç depolarının artık binli ücretlere dolduğunu hatırlatarak şunları söyledi:
“Sadece benim değil, herkesin işini etkiliyor; üreticinin, tüketicinin. 45 lira çok büyük bir zam. Gerçekten Türkiye’nin gidişatı iyi değil. Şimdi 300 liraya gittiğim yere, bin liraya gidiyorum. Bu sefer de bu tüketiciye, üreticiye yansıyor, mal sahibine yansıyor, hepsine yansıyor. Seçimlerden sonra daha da artar. Allah yardımcımız olsun.”
]]>Kent merkezinde akşam etkili olmaya başlayan sağanak, gece şiddetini artırdı. Yoğun yağış nedeniyle yollarda ve alt geçitlerde oluşan su birikintileri nedeniyle ulaşımda aksamalar yaşandı.
Antalya Valiliğinden yapılan açıklamada, kentte olumsuz hava koşullarının devam ettiği belirtildi.
Açıklamada, “İlimizde devam eden olumsuz hava koşulları, sel ve taşkın nedeniyle 5 merkez ilçemizde Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı, Muratpaşa’da eğitim kurumlarımızda Hıfzıssıhha kararı gereğince 13.02.2024 Salı günü 1 gün süreyle eğitime ara verilmiştir. Ayrıca olumsuz hava koşulları nedeniyle 5 merkez ilçemizde kamu kurumlarında çalışan engelli, hamile ve kronik hastalığı olan personel 1 gün idari izinli sayılacaktır.” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada ayrıca, 5 merkez ilçede görev yapan 0-6 yaş arası çocuğu olan kadın kamu personelinin 1 gün idari izinli sayıldığı, merkez ilçelerinde hizmet veren kreş ve gündüz bakımevlerinin de olumsuz hava koşulları nedeniyle bir gün süre ile tatil edildiği duyuruldu.
Açıklamada, “İlimizde devam eden olumsuz hava koşulları, sel ve taşkın nedeniyle 5 merkez ilçemizde Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı,
ve Muratpaşa’da ikinci bir duyuruya kadar motokuryelerin trafiğe çıkışına izin verilmeyecektir.” ifadelerine yer verildi.
Serik Kaymakamlığı da ilçedeki okulların 1 gün süreyle tatil edildiğini duyurdu.
Antalyaspor kafilesini taşıyan uçak şiddetli yağış nedeniyle Antalya Havalimanı yerine Gazipaşa Havalimanı’na indi.
Kulübün sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Samsunspor maçı dönüşü kafilemizi taşıyan uçak Antalya’daki olumsuz hava şartları nedeniyle Alanya Gazipaşa Havalimanı’na inmek zorunda kalmıştır. Kafilemiz, Gazipaşa’dan kara yolu ile Antalya’ya dönecektir.” bilgisi verildi.
Öte yandan Antalya Havalimanı’nda olağanüstü bir durumun olmadığı, hava trafiğinin devam ettiği bildirildi.
Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığından alınan bilgiye göre ise ev, iş yerleri ve araçlarda yağış nedeniyle mahsur kalan çok sayıda kişi tahliye edildi. Bölgedeki çalışmalar sürüyor.
Kepez’de metrekareye 304,9 kilogram yağış düştü
Meteoroloji 4. Bölge Müdürlüğü verilerine göre, 24 saatte ilçelerden Kepez’e 304,9, Muratpaşa’ya 233,9, Konyaaltı’na 129,2, Serik’e 106,9 ve Kemer’e 80,2 kilogram metrekare başına yağış düştü.
Şubatta uzun yıllar ortalama yağış miktarının 112,7 kilogram olduğu ve en fazla yağışın 2009’da 427,6 kilogram olarak ölçüldüğü bildirildi.
Yağışın gece yarısına kadar aralıklı gök gürültülü sağanak şeklinde etkili olmasının beklendiği kaydedildi.
Mahsur kalanlar tahliye ediliyor
Tonguç Alt Geçidi ve Opera Kavşağı’ndaki su baskını nedeniyle 30 civarında araç yolda kaldı, bazı araçlar iş makinesi ve çekici yardımıyla yol kenarlarına alındı. Suda sürüklenen çok sayıda araçta hasar oluştu.
Aracı suda kalan servis sürücüsü İbrahim Baykuşlar, AA muhabirine, otele işçi taşıdığını ve yağış nedeniyle suda mahsur kaldığını söyledi.
İtfaiyeyi arayarak yardım istediklerini belirten Baykuşlar, “İşçiler araçtan inemiyor. 4 saattir suda kaldık. Burası sürekli böyle oluyor, en azından bir önlem almaları lazım. Araç trafiğine kapatmaları lazım. Birçok araç yolda kaldı.” dedi.
Güneş Mahallesi’nde bazı sitelerin zemin katındaki dairelerde su baskınları yaşandı. Evlerinde mahsur kalanlar ekipler tarafından botlarla tahliye edildi.
İş yerini su basan Nasuh Çağıl, itfaiyeyi çağırdıklarını ancak gelen olmadığını ifade ederek, “İki dükkanım var hepsini su bastı, insanlar işe gidemedi araçlarında mahsur kaldı.” diye konuştu.
Evini su basan Barış Samuray, evinin içinde yaklaşık bir metre yüksekliğinde su olduğunu ve bütün eşyalarının zarar gördüğünü söyledi.
Ayşenur Kaçakçı da saat 03.00’ten itibaren etkili olan yağışta zemin kattaki evinin su altında kaldığını belirtti. Zemin katlara giremediklerini ifade eden Kaçakçı, tüm eşyalarının su içinde yüzdüğünü ve ekiplerden yardım beklediklerini kaydetti.
Cumhuriyet Mahallesi’nde de çok sayıda ev ve iş yerini su bastı. Bazı binaların birinci katına kadar su dolması nedeniyle binadakiler mahsur kaldı.
Ertuğrul Eymir, gece hiç uyumadıklarını, binanın kapıcı dairesinde kalanlar ile zemin katta oturanların zor tahliye edildiğini anlattı.
Kendisinin de mahsur kaldığını, binanın bahçesindeki araçların suya gömüldüğünü dile getiren Eymir, “Çok zor durumda kaldık. Su çok yükseldi evime girmek üzere.” dedi.
Mahalledeki zemin katlarda yaşayanlar, AFAD ekiplerince tahliye edildi. Esnaf, iş yerine dolan suyu tahliye etmeye çalıştı. Belediye ekipleri, binaların girişlerinde su tahliye çalışmasını sürdürüyor.
]]>Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) ve Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) tarafından ortak düzenlenen Dijital Dönüşüm Zirvesi, İZQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezinde gerçekleşti. “Yapay Zeka ile Akıllı Yarınlar” sloganıyla yapılan ve dijital dönüşümün önemi, sunduğu fırsatlar ve verimlilik artışı, özellikle yapay zeka gibi konular ele alındığı zirveye İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, Ege Genç İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci katılım göstererek açılış konuşmaları gerçekleştirdi.
Vali Elban: “Dijital dönüşüme mecbur olduğumuzu hepimiz biliyoruz”
İzmir Valisi Süleyman Elban, programda yaptığı konuşmada, öncelikle insanları dijital dönüşüm çerçevesinde dönüştürmek gerektiğini söyledi. Vali Elban, “Dijital dönüşüme mecbur olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Ülke olarak, işletmeler olarak mecbur olduğumuzu biliyoruz. Bu dönüşümü sağlayamazsak rekabet, verimlilik şansını yakalayamayacağız. Sonuçta işletmemiz yok olmakla karşı karşıya kalacak. Ülke olarak henüz endüstri devriminde 2 buçuğu geçemedik. Bu yarışta da geri kalmamalıyız. Dijital dönüşümde asıl konuşmamız gereken konuların başında insan geliyor. Dijital dönüşümü konuşurken, nesnelerin interneti, veri analizi ve benzeri birçok konudan söz ediyoruz. İnsan dönüşümü, dijital dönüşümün en önemli parçası. İnsanlarımızı dijital dönüşüm çerçevesinde dönüştürmemiz gerekiyor. İnsanımızın dijital dönüşümünü sağlayamazsak, bu alana hazırlayıp yetiştiremezsek, dijital dönüşümde yaptığımız çalışmalar yarım, eksik kalacak. Dijital dönüşümün, insan dönüşümü ile birlikte tüm kurum işletmelerde bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor. Eğer bunu başaramazsak, kurum, işletme, üniversite, STK’ların birbirinden ayrı şeyler yaptığı ama ülkenin ortak amacına hizmet edemeyecek. Eğer insan dönüşümünü başaramazsak, tıpkı endüstri devrimi ve diğer dönüşümlerde olduğu gibi ilerleme şansımız yok. Paradigma değişikliğine ihtiyacımız var. Başta insan kaynağımızın doğru planlanması yetiştirilmesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.
Yelkenbiçer: “Gençler yapay zekaya hazır”
Toplantıda konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, 7 sene sonra 2 kurum bir araya gelerek teknolojide ve sanayide dönüşümü konuştukları için heyecanlı olduklarını söyledi. Yelkenbiçer, “Özellikle yapay zekanın son dönemdeki adaptasyonu ile iş dünyasında neler yapılır diye tartışacağız. Yapay zekaya gençler hazır ancak bizler hazır değiliz. Dolayısıyla gençlerin teknolojileri hızlı adapte olabilmelerinden iş dünyasının istifade etmesi gerekiyor. Bu anlamda iş gücümüzün de teknoloji olarak değişmesi gerekiyor. Gençler bu anlamda bir itici güç olabilir. Öte yandan da belli eğitim ve eğitimini aksatmış ya da iş gücünden uzaklaşmış gençlerimizle ilgili de önümüzdeki dönemde bir hazırlık içerisindeyiz. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlere özel bir rapor hazırlayacağız. Böylelikle gençlerin hangi yetkinliklerle donatılırsa istihdam edilebileceğini ve çağımıza adaptasyonu sağlayabileceğini ve şirketlerimizde dönüşümde öncü olabileceğini bizlere öğretecek” dedi.
“Raporlarla çözüm önerimiz olacak”
Zirve sonunda oluşturacakları bir rapor ile çözüm önerisi sunacaklarını aktaran Yelkenbiçer, “Yüzde 27 oranında gençlerimiz ne istihdamda ne de eğitimde bulunuyorlar. OECD ülkeler arasında zirvedeyiz. Bu durumu önümüzdeki dönemde bir tehlike olarak görüyoruz. Bu sebeple zirvenin çıktıları ve devamında raporlarla da bir çözüm önerimiz olacak. Mutlaka dönüşeceğiz ama dönüşürken lider kolumda mı olacağız? Bu cevap belirleyici olacak” sözlerine yer verdi.
Zorlu: “Zirvemizi çok önemli buluyorum”
Zirvede yaptığı açıklamada 7 yıl önce EGİAD ile ESİAD birliğiyle sanayide dönüşüm 4.0 etkinliği yaptıklarını hatırlatan ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, bu zirveyi çok önemli bulduğunu dile getirdi. Zorlu, “2024’e geldiğimizde özellikle yaşadığınız pandemiden sonrasında ve sınamalarla beraber teknolojideki gelişimin çok hızlı bir şekilde ilerlediğini gördük. Bizler de kendi içimizde baktık. 2017’de neredeydik 2024’e giderken nereye doğru gidiyoruz? Dünya nereye doğru gidiyor? Nelere ihtiyaç var? diye bu soruları kendimize sormaya başladık. Dernek olarak hem dijital yeşil dönüşümü ve bunun getirdiği toplumsal dönüşümüyle ilgili konularda çalışma yaparken, ülkemizin sürdürülebilir kalkınması için rekabet gücümüzün yükseltilmesi adını da çalışmalar yapıyoruz. Buradaki en önemli etmenlerden bir tanesi Türkiye’nin dünya ticaretini aldığı yüzde 1’lik oranı yukarıya doğru çıkarmak. Bunun da en önemli aşamalarından bir tanesi öncelikle verimliliği attırmak, teknolojik ve inovatif alanlara kayaraktan yaptığımız işlerin süreçlerini iyileştirmek. Nasıl daha farklı şeyler üretebiliriz? diye hep kafa yorduğumuz alanlar bunlar. Tabi ki dijital dönüşüm bunun en önemli araçlarından bir tanesi. Zirvemizi çok önemli buluyorum ve bunun da sürekli bitmeyen bir çaba ve gelişim olduğunu düşünüyorum” diye konuştu. – İZMİR
]]>Holdingden yapılan açıklamaya göre, 8-9 Şubat’ta The Royal Academy of Science International Trust (RASIT) ve Birleşmiş Milletler işbirliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte, “Bilimde Kadın Liderliği ve Yeni Dönem için Sürdürülebilirlik” başlığı altında dünyanın çeşitli ülkelerinden bilim ve iş insanları, sivil toplum kuruluşları liderleri ve kanaat önderleri bir araya geldi.
Zirvede tek Türk iş kadını olarak yer alan Hülya Gedik, sanayi, üretim, eğitim, AR-GE, teknoloji ile ilgili sürdürülebilir kalkınma amaçları ve sürdürülebilir kalkınmada kadınların rolü üzerine konuşma yaptı.
Gedik; eğitim, yoksulluk, sağlık ve çevre gibi küresel olarak öne çıkan kritik konuları içine alarak sürdürülebilir kalkınma için çalışan uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan RASIT’te Danışma Kurulu Üyesi olarak da görev yapıyor.
“Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkıyor”
Açıklamada, BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmaya yer verilen Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının birçok maddesinin kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile ilgili olduğunu, dolayısıyla birçok amaçtan kadınların etkilendiğini belirtti.
“Kadın yapamaz” görüşünün tümüyle yıkılması gerektiğini belirterek hem Gedik Holding’de hem de İstanbul Gedik Üniversitesi’nde kadınların hayatın her alanında yer alması ve erkek egemen olarak bilinen farklı iş kollarına kadınların yönlendirilmesi konusunda yaptıkları çalışmalardan bahseden Gedik, Türkiye’nin kalkınmasına ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına hizmet ettiklerini anlattı.
Gedik, kadınların ve kız çocuklarının dünya nüfusunun yüzde 50’sini oluşturduğunu kaydederek, küresel potansiyelin yarısının kadınlar ve kız çocuklarının elinde olduğunu, fakat bugün toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok yaygın bir sorun olarak karşılarına çıktığını, bu nedenle kadınların ve kız çocuklarının potansiyelini tam olarak ortaya koyamadıklarını vurguladı.
Hülya Gedik, “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 5’incisi olan ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve tüm kadınlar ile kız çocuklarını güçlendirmek’ için çalışmaların artırılması büyük önem arz ediyor.” ifadelerini kullandı.
“Birçok sektörde kadınlar tüm kademelerde arzu edilen seviyede yer alamıyor”
Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Gedik, faaliyet gösterdikleri metal sektöründe kadınlar için kısıtlı imkanların bulunduğunu belirterek, tüm dünyada metal sektöründe faaliyet gösteren şirketlerde çalışan kadınların oranının yüzde 3 ile yüzde 29 arasında değiştiğini, yönetici kademelerinde bu oranın ortalama yüzde 20 olduğunu anlattı.
Birçok sektörde kadınların tüm kademelerde arzu edilen seviyede yer alamadığını kaydeden Gedik, üretim, sanayi, girişimcilik, AR-GE, yüksek teknoloji, inovasyon, yazılım, yapay zeka ve dijital alanlarda kadınların daha çok yer alması gerektiğini vurguladı.
Gedik, bu amaçla yönettiği tüm kuruluşlarda geniş kapsamlı ve sonuç odaklı çalışmalar yaptıklarını, kuruluşların 5 yıllık stratejik planlarında da bu yönde amaç ve hedefler belirlediklerini kaydederek, BM’nin 2016’da yürürlüğe koyduğu Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını, Gedik Holding ve İstanbul Gedik Üniversitesinin tüm süreçlerinde benimsediklerini vurguladı.
Mühendislik alanında çalışan ve eğitim gören kadın ve kız çocuklarının sektörde daha fazla imkan bulabilmesi için daha çok çalışmaları gerektiğinin altını çizen Gedik, “Herkes her işi yapabilir yeter ki isteği, kabiliyeti ve bilgisi olsun.” ifadesini kullandı.
]]>Bursa Büyükşehir Belediyesi, Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), Bursa Kent Konseyi (BKK) ve Bursa İstihdam ve Kariyer Ofisi (BİKO) tarafından düzenlenen Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması, bu yıl da iş arayanlarla işverenlerini bir araya getirecek. İnsan kaynakları ve istihdam alanında Türkiye’nin en kapsamlı organizasyonlarından biri olan etkinlik 274 firma, binlerce katılımcı ile sektörün ihtiyaç duyduğu insan kaynağını firmalarla buluşturacak. Ahmet Şerif İzgören’in 16 Şubat 2024 Cuma günü 15.00’da konuşmacı olacağı fuarda, 17 Şubat Cumartesi günü de pek çok seminer gerçekleştirilecektir.
Bu yıl 7’ncisi gerçekleştirilecek Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması’nın tanıtım toplantısı, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alireisoğlu, İşkur Bursa Bölge Müdürü Feyzullah Eren Türkmen, BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, Bursa Kent Konseyi Başkanı Şevket Orhan ve AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan’ın da katıldığı toplantıda konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, işsizliğin sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunu belirterek, istihdama katkı sunmayı amaçladıklarını söyledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak, kalkınma ve gelişme için istihdamının önemini çok iyi bildiklerini ifade eden Başkan Aktaş, “Bursa’mız, Türkiye’nin en önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden biridir. Bu dinamik yapının bir sonucu olarak, şehrimizde her geçen gün yeni iş imkanları ortaya çıkmaktadır. İşte Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması’yla bu iş imkanlarını iş arayanlarla buluşturarak şehrimizin istihdamına katkı sağlayacağız” dedi.
Bu yılki buluşmaya özel ihtiyaç sahibi bireyleri de dahil ettiklerini kaydeden Başkan Aktaş, “Bu sayede onların istihdamlarını arttırmaya da vesile olacağız inşallah. Büyükşehir Belediyesi olarak istihdama çok önem veriyor ve bunu çalışmalarımızla da gösteriyoruz. Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması’nın da bu çalışmalarımızın en somut örneklerinden biri olduğunu düşünüyoruz. Değerli yazarlarımızdan Ahmet Şerif İzgören’i etkinliğin ilk gününe konuşmacı olarak ağırlayacağız. İkinci gün ise katılımcıların kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak seminerler düzenleyeceğiz. Bu seminerler sonrasında sertifika verileceğini de belirtmek isterim. Emeği katkısı olan tüm firmalarımıza, seminer ve konferans verecek uzmanlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Katılımların tamamen ücretsiz olacağı etkinliğimizin amacına ulaşmasını diliyor, firmalarımıza ve katılımcılarımıza başarılar diliyorum” diye konuştu.
Yeni dönemde BURSKOOP marifetiyle üniversite ve meslek lisesi öğrencilerine verdikleri bursların kapsamını, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi ve İmam Hatip Lisesi’ni de içine alacak şekilde genişleteceklerini hatırlatan Başkan Aktaş, ancak bu liselerle ilgili bursların öğrencilerin başarı durumlarına göre Milli Eğitimle iş birliği içinde verileceğini kaydetti. Başkan Aktaş, aynı zamanda yeni dönemde BİKO marifetiyle iş garantili staj imkanlarının da devreye alınacağını müjdeledi. – BURSA
]]>Güneş maruziyeti, genetik faktörler, hormonal dengesizlikler ve cilde uygulanan kontrolsüz işlemlerin cilt lekelerine sebebiyet verebileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, uzman olmayan ellerde yapılan işlemlere karşı uyarılarda bulundu. Hekimler dışında uzman olmayan kişiler tarafından yapılan işlemlerin çok daha kötü sonuçlara yol açabileceğine işaret eden Dr. Gülcan, risk faktörleri ve leke tedavisinde kişiye özel uygulanan işlemler hakkında bilgi verdi.
‘YÜZ BÖLGESİNE YAPILAN AĞDA VE KİMYASAL PEELİNG CİLT LEKELERİNE SEBEP OLABİLİYOR’
Cilde rengini veren melanin pigmentinin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucunda cilt lekelerinin oluştuğunu söyleyen Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, ‘Cilt lekelerinin oluşmasında tetikleyici birkaç risk faktörü bulunuyor. En önemli risk faktörlerinden biri güneş maruziyeti, yani ultraviyole ışık. Bunun dışında cilde verdiğimiz kontrolsüz hasarlar da lekelere sebebiyet veriyor. Yüz bölgesine yapılan ağda, güzellik merkezlerinde yapılan dermapen, kimyasal peeling gibi işlemlerin kontrolsüz yapılması da cilt lekelerine neden olabiliyor. Bunun dışında doğum kontrol hapları gibi bazı ilaçların kullanımı ile gebeliğin sebep olduğu bazı hormonal durumlar da cilt lekelerine oluşmasında etken olabiliyor’ dedi.
‘UZMAN OLMAYAN ELLERDE YAPILAN İŞLEMLER GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN SONUÇLARA YOL AÇABİLİR’
‘Düşük bütçeler nedeniyle işlem yaptırılmasındansa hiç yapılmamasını öneririm’ diyen Dr. Aliye Sevdem Gülcan, sözlerine şöyle devam etti:
‘Bunun yerine cildinizi güneşten korumanız çok daha faydalı olacaktır. Cilt lekelerine karşı yapılan işlemlerin alanında uzman hekimler tarafından yapılmasını tavsiye ediyorum. Çünkü uzman olmayan hekimler dışında yapılan işlemler çok daha kötü sonuçlara yol açabiliyor. Örneğin geçtiğimiz gün bize bir hasta geldi. Güzellik merkezinde kimyasal peeling yaptırmış ve güzellik merkezindeki kişiler üç gün boyuncu yüzünü yıkamaması gerektiğini söylemiş. Bunun sonucunda da yüzünde inanılmaz bir leke oluşmuştu. Bu şekilde daha az maliyetli diye yaptırılan işlemler sonrasında maliyetli çok daha yüksek olan bir sürece neden oluyor. En önemlisi de bilinçsiz işlemler sonrasında bazen ciltte geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlar yaşanabilmesi.’
‘SİGARA VE KÖTÜ BESLENME CİLT LEKELERİNE MEYİLLİ HALE GETİRİYOR’
Beslenme faktörünün cilt lekeleriyle doğrudan bir ilişkisi olmadığını belirten Gülcan, ‘Kötü ve sağlıksız beslenme sonucunda vücudumuzdaki iltihap ve oksidasyon bizi cilt lekelerine daha meyilli bir hale getiriyor. Sigara da çok önemli bir faktör. Sigara vücutta inflamasyonu artırıyor ve cilt lekelerine karşı yatkınlığı tetikliyor. Diğer yandan su tüketimi her şeyde olduğu gibi cildimiz için de son derece önemli. Bu nedenle bol bol su tüketilmesini öneriyorum’ diye konuştu.
‘HER LEKE BASİT BİR LEKE OLMAYABİLİR’
Ciltteki bazı lekeleri ciddiye almak gerektiğini ifade eden Dr. Aliye Sevdem Gülcan, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: ‘Lekeden lekeye çok fark var. Bazı lekeler cilt kanserinin belirtisi olabiliyor. Eğer cildinizdeki basit bir güneş lekesi boyut, şekil ve renk değiştiriyorsa mutlaka dermatoloji uzmanına başvurmak gerekiyor. Yapılan ilk inceleme sonrasında eğer ciddi ve tehlikeli bir problem tespit edilirse patolojik inceleme gerekebiliyor. Kısaca her leke basit bir leke olmayabilir ve cilt kanserinin bir işareti olabilir.’
‘LEKE, KRONİK BİR HASTALIKTIR; TEKRARLAYABİLİR’
Hamilelik döneminde melazma denilen cilt lekelerine rastladıklarını anlatan Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, ‘Bu lekeler, hormonal faktörler sonucu ortaya çıkan lekelerdir. Doğum kontrol haplarının kullanımı da bu lekeleri tetikliyor. Hamilelik döneminde güneşten korunma dışında cilt lekelerine karşı tedavi önermiyoruz. Hamilelik sonrası tedaviye başlayabiliyoruz. Leke tedavisinde elimiz güçlü. Fakat şunu iyi bilmek gerekiyor. Leke tıpkı şeker hastalığı gibi kronik bir hastalıktır. Bu nedenle tedavinin düzenli bir şekilde uygulanması son derece önem arz ediyor. Çünkü melazma, genellikle tekrarlıyor. Hamilelikte görülen melazmadan tek bir seferde yapılan işlemle kurtulmak mümkün değil. Sosyal medyada bu yönde de yanlış bir algı var’ diye konuştu.
‘ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ DERİN SİVİLCELER TEDAVİ EDİLMEZSE LEKE BIRAKABİLİR’
Ergenlik dönemindeki sivilcelerin de ciltte leke oluşumuna neden olabileceğini belirten Dr. Aliye Sevdem Gülcan, ‘Ergenlik döneminde görülen sivilceler konusunda ailelerin tedaviye gerek olmadığı yönünde genel bir yanılgısı oluyor. Ancak tedaviye mutlaka erken dönemde başlanması gerekiyor. Eğer tedaviye geç kalınırsa nodülokistik dediğimiz derin sivilceler ciltte leke bırakabilir. Ergenlik döneminde görülen sivilcelerle kesinlikle oynanmamalı ve güneş maruziyetine karşı önlem alınmalıdır’ şeklinde konuştu.
‘LEKEYE VE KİŞİYE GÖRE TEDAVİ PLANLANMALIDIR’
Leke tedavisinin kişiye özel olduğunu ve lekenin tipine göre değişkenlik gösterdiğini de sözlerine ekleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, şu bilgileri paylaştı:
‘Lekenin tipine göre tedavi yöntemi de değişiyor. Lentigo dediğimiz güneş lekelerinde broad band light (BBL) dediğimiz lazerden çok ciddi fayda görüyoruz. Ortalama 3 hafta ara ile yapılan 3 seansla güneş lekelerinde belirgin azalma görebiliyoruz. Bunun dışında hamilelik döneminde rastlanan melazma dediğimiz lekelerde daha çok mezoterapilerden (cilt içine yapılan vitamin enjeksiyonları), enzimatik peeling tedavilerinden fayda görüyoruz. Aynı zamanda deri bariyerini kuvvetlendirmek ve deride kolajen üretimini arttırıp melanin sentezini baskılamak amacıyla fraksiyonel lazer ve mikroiğneli radyofrekans diğer bilinen adıyla altın iğne de sıklıkla kullandığımız tedavi yöntemleri arasında yer alıyor. Leke tedavisi kişiye özel yapılan bir uygulamadır. Tedavinin uzunluğu ve seans sıklığı lekenin tipine göre farklılık gösteriyor. Her tedavi her lekeye iyi gelmez. Hastaların bir uzmana danışmadan rastgele bir krem kullanarak evde tedavi uygulamasını kesinlikle önermiyoruz. Leke bir hastalık ve bunun tedavisinin uzmanlar tarafından yapılması gerekiyor. Sosyal medya fenomenlerinin ürün önerileriyle hareket edilmesi de bu anlamda doğru değil.’
‘CİLT LEKELERİNDE GENETİK ÖNEMLİ BİR FAKTÖR’
Özellikle melazma olarak adlandırılan cilt lekelerinde genetiğin son derece önemli bir faktör olduğunu söyleyen Gülcan, ‘Şu an bu konuda gen tedavisine yönelik çalışmalar da yapılıyor. Bu işin kesin çözümü de bu çalışmalar sonucunda bulunacak’ dedi.
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2024-2028 Stratejik Planı’nı yayınladı. Planda, 6 Şubat’ta meydana gelen ve 11 ili yıkıcı şekilde etkileyen depremlerden sonra yapılanlara ilişkin, “Bir yıl içerisinde 311 bin konutun tamamlanarak afetzedelere teslim edilmesi planlanmaktadır. 45 adet sanayi alanı için yer seçimine uygunluk verilmiştir” ifadeleri yer aldı. Ayrıca Orta Vadeli Program kapsamında İstanbul’da ‘Yarısı Bizden Kampanyası’ ile 200 bin adet bağımsız bölümümün dönüşümü hedeflendi. Söz konusu strateji planında Dünya Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) iş birliği ile 15 milyar 294 milyon ayrılan bütçe ile deprem bölgesine iki yılda 6 bin 500 kırsal konut yapılması da hedefler arasında yer aldı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2024-2028 Stratejik Planı’nı yayınladı. Planda, 6 Şubat depremleri sonrasında yapılanlar şöyle sıralandı:
“DEPREMDEN ETKİLENEN İLLERDEKİ HASAR TESPİT ÇALIŞMALARINDA 6 MİLYON 618 BİN 166 BAĞIMSIZ BÖLÜMDEN OLUŞAN 2 MİLYON 381 BİN 981 BİNADA İNCELEME YAPILMIŞTIR”
“6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremlerde 18 ilimizde 14 milyon vatandaşımız etkilenmiştir. Bu depremler 11 ilimizde büyük yıkıma neden olmuş olup 50 binden fazla vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Depremin ilk gününden itibaren Bakanlığımızın tüm birimleri büyük bir özveri ve seferberlik ruhu ile görev yapmıştır. Bu bağlamda, depremden etkilenen illerdeki hasar tespit çalışmalarında yaklaşık 9 bin 284 personel ile 6 milyon 618 bin 166 bağımsız bölümden oluşan 2 milyon 381 bin 981 binada inceleme yapılmıştır.
Hasar tespit çalışmaları kapsamında, 680 bini konut, 115 bini ticari, 55 bini de depo, ahır vb. olmak üzere toplam 850 bin bağımsız bölümün hasar gördüğü tespit edilmiştir. Yapılan hasar tespit çalışmalarına göre yıkılan binaların yüzde 96.7’sinin 1999 öncesi inşa edilen yapılar olduğu, 2002’de yapılan yönetmelikteki güncellemeler ve yapı denetim sistemindeki düzenlemeler çerçevesinde yıkılan binaların sadece yüzde 3.3’ünün 1999 sonrasında inşa edildiği belirlenmiştir.
“BİR YIL İÇERİSİNDE 311 BİN KONUTUN AFETZEDELERE TESLİM EDİLMESİ PLANLANMAKTADIR”
Deprem sonrasında şehirlerimizin tarihiyle, kültürüyle, demografisiyle, sanayisiyle, altyapısıyla bir bütün olarak yeniden ihyası ve inşası için çalışmalar devam etmektedir. Deprem bölgesinde oluşan hasarın giderilmesi amacıyla 680 bin konut, 170 bin ahır, iş yeri, depo inşa edilecektir. Bir yıl içerisinde 311 bin konutun tamamlanarak afetzedelere teslim edilmesi planlanmaktadır.
“45 ADET SANAYİ ALANI İÇİN YER SEÇİMİNE UYGUNLUK VERİLMİŞTİR”
Depremlerden etkilenen bölgelerde Bakanlığımızca yaklaşık 60 bin hektarlık alanda 106 adet İmar Planına Esas Mikrobölgeleme Etüt çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar ışığında 148 adet kesin ve geçici iskan alanı, 693 adet köy yerleşim yeri seçimi yapıldı. 45 adet sanayi alanı için yer seçimine uygunluk verilmiştir. Ayrıca, İller Bankası Genel Müdürlüğünce deprem bölgesinde şehir merkezlerinde oluşan altyapı hasarlarının giderilmesi ve rezerv konut bölgelerinde gerekli altyapının oluşturulması amacıyla 101 adet proje geliştirilmiş olup uygulama süreci devam etmektedir.
“BAKANLIĞIMIZA BAĞLI ‘KENTSEL DÖNÜŞÜM BAŞKANLIĞI’ KURULMUŞTUR”
Ülkemizin deprem gerçeği dikkate alındığında kentsel dönüşüm sürecinin önemi ve çalışmaların hızlandırılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda gerek deprem bölgelerinde gerekse olası Marmara depremine hazırlık için kentsel dönüşüm sürecini hızlandırmak amacıyla Bakanlığımıza bağlı ‘Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’ kurulmuştur. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı altında, Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Marmara Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Taşınmaz ve Kaynak Geliştirme Genel Müdürlüğü olmak üzere 3 ayrı ana hizmet birimi kurulmuştur.”
OVP KAPSAMINDA İSTANBUL’DA ‘YARISI BİZDEN KAMPANYASI’ İLE 200 BİN ADET BAĞIMSIZ BÖLÜMÜMÜN DÖNÜŞÜMÜ HEDEFLENİYOR
Bakanlık, 2024-2026 Orta Vadeli Program kapsamında da Marmara Bölgesinde yaşanması olası depreme yönelik ‘Yarısı Bizden Kampanyası’ ile İstanbul’da afetlere karşı dirençsiz olan 200 bin adet bağımsız bölümün dönüşümünün hedeflendiği belirtildi.
DÜNYA BANKASI VE JAPONYA İLE İKİ YILDA 6 BİN 500 KIRSAL KONUT YAPILMASI HEDEFLENİYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayınlanan 2024-2028 Stratejik Planı’nda, ‘Nitelikli planlama anlayışıyla özgün kimliği korunan, afetlere dirençli şehirler oluşturmak ve güvenli yapılaşmayı sağlamak’ başlığı kapsamında 6 Şubat depremlerinden sonra hasar gören kırsal konutların yeniden inşa edilmesinin hedeflendiği yer aldı.
Bu hedef çerçevesinde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan ve Dünya Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve İl Müdürlükleri’nin iş birliğiyle 15 milyar 294 milyon 500 bin ayrılan bütçe ile iki yılda kırsal konutların tamamlanması bekleniyor. Kahramanmaraş merkezli depremler kapsamında uluslararası finans kuruluşlarından sağlanan kredi ile yapılan kırsal konut sayısının 2024 yılında 2 bin 500, 2025 yılında ise 4 bin olması hedefleniyor.
JICA ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme Başkanlığı KOSGEB arasında deprem bölgesindeki işletmeleri desteklemek amacıyla geçen ay, kredi anlaşması yapılmıştı. Deprem bölgesindeki işletmelerin desteklenmesi için 20 milyar Japon yenlik (yaklaşık 4 milyar lira) kredi anlaşması imzalanmıştı.
“KALDIRIM YÖNETMELİĞİ HAZIRLANACAK”
Ayrıca, yine raporda 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Programı kapsamında yaya yolları ve kaldırım standartlarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanacağını bildirildi. “Yaya trafiğinin kesintisiz hale getirilmesini gözetecek şekilde yaya yolları ve kaldırımlara ilişkin standartlar güncellenecek, kent merkezlerinde tarihi ve kültürel cazibe noktaları ile alışveriş bölgelerinde motorlu taşıtlardan arındırılmış yaya bölgeleri oluşturulmaya devam edilecektir” ifadelerine yer verildi.
]]>CHP Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Akın, plan ve projelerini ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Akın, “12 milyonun üzerinde zeytin ağacımız var ancak yaklaşık bunun yarısında bakımsız veya ortaklıklardan dolayı gerekli destek verilmemiş, terk edilmiş zeytin ağaçlarımız var. Biz bu zeytin ağaçlarını Büyükşehir Belediyesi olarak kontrol altına alacağız. Gerekli desteği vereceğiz ve bunlardan ürettiğimiz zeytinlerle yani dışarıda kalan artık üretim dışı bırakılmış olan zeytinliklerimizi hayata getireceğiz. ve bu vesileyle oradan gelen o zeytinin bereketiyle, zeytinyağıyla, zeytin tanesiyle 6 bin genç kardeşime burs vereceğim. Üniversiteye giden genç kardeşlerim yol masrafını düşünmeyecek. Orada büyükşehir belediyemiz bunları karşılayacak. Yurt sorunu diye bir şey Balıkesirimizde kalmayacak” dedi.
CHP Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Akın, hedefledikleri projeleri ve planları Balıkesir’de ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Akın şunları söyledi:
“BALIKESİRİMİZİ KALKINDIRMAK İÇİN BİR YOL HARİTASI ÇİZDİK. BUNU DA ‘5T VE 3 YENİ’ OLARAK BELİRLEDİK”
Balıkesir’in hakkını alması gerekiyor. Balıkesir maalesef Bursa, İstanbul ile İzmir arasında sıkışmış kalmış ve bir türlü istediği olması gereken gelişimi sağlayamamış, hakkını alamamış bir yer. Büyük bir kasaba gibi. Biz bunu gerçek anlamda bütün Türkiye’nin göz bebeği olan ve doğasıyla, insan kaynağıyla, güzellikleriyle ve sütüyle, hayvancılığıyla, tarımıyla büyük bir büyükşehir haline getireceğiz. ve iddia ediyorum; Eskişehir’den daha güzel bir yer olacak. Burada hakikaten yapılacak çok iş var. Biz Balıkesirimizi kalkındırmak için bir yol haritası çizdik. Bunu da 5T ve 3 Yeni olarak belirledik. Şehrin yeni bir vizyona, yönetime ve yeni bir anlayışa ihtiyacı var. Bunlarla birlikte ‘5T’ dediğimiz yani turizm, taşıma, tarım, tarih ve teknoloji ile birlikte düşünerek ilerlemeyi sağlayacağız. Bu yeni vizyonumuzda ortaya koyacağımız işlerin başında kalkınma geliyor. Kalkınmayı ikiye ayırmak lazım. Bir ekonomik olarak kalkınma, kırsal kalkınma ve en başta da planlama. Yapacağımız işlerin başında şu var; planlama. Balıkesir Planlama Ajansı’nı kuruyoruz. Bunu kurarak 5T’nin ayaklarını planlama ile çizeceğiz. Mesela turizmi çeşitlendireceğiz bu şekilde istihdam artacak. Taşıma ve lojistik merkezi olacağız. Konumumuz tam orta konumda ve bir lojistik üssü olmaya aday.
“MİLLİ MÜCADELE VE KUVA-YI MİLLİYE PARKI’NI HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
Bakıyorum havalimanımız var değil mi? Ama uçağımız yok. Böyle bir şey olabilir mi? Adında fuar olan bir yerimiz var ama fuar yok. Bizim gerçek anlamda bir fuar merkezine ihtiyacımız var. Taşımayı, ulaştırmayı lojistik anlama getirecek bir yol haritasına ihtiyacımız var. Tarım ve hayvancılığın normalde başkenti olmamız lazım. Ama yıllar geçtikçe azalıyor. Azaldığı zaman ne oluyor? Burası sütün memleketi, etin memleketi ama maalesef süt hayvanları mezbaya gidiyor ve bunu mezbaya gönderen, hayvancılıkla uğraşan hemşerilerim de bunları ağlayarak gönderiyor. Çünkü çok büyük emek. Vatandaş tarımı, çiftçiliği terk ediyor. Bir kişi bu işi terk ettiği zaman tekrar bunu yapması zor. Çünkü kolay işler değil. Biz bunu canlandıracağız ve planlamayla desteklerimizi tam ihtiyaca göre tespit edip kendilerine vereceğiz.
Burası tarih, Kuva-yı Milliye’nin baş şehrindesiniz. Balıkesir’desiniz. Milli mücadele ve Kuva-yı Milliye Parkı’nı hayata geçireceğiz. Neden biliyor musunuz? Bu memleket nasıl kuruldu? Nasıl bu aşamalara geldik? Burası nasıl vatan toprağı olarak bize emanet edildi işte bunu evlatlarımıza anlatacağız. Bunun için büyük bir Kuvayı Milliye parkına ihtiyacımız var anlatmak için. Baktığınız zaman istiklal madalyası sahibi bir ailenin torunuyum ben. Dedemin adı Ahmet Akın, ben de Ahmet Akın istiklal madalyası sahibi ancak Balıkesir istiklal madalyasını hak ediyor. Bununla ilgili defalarca önergeler verdim. Ancak şu anda İçişleri komisyonda bekliyor. İşte bunun da en büyük mücadelesini halkımızla birlikte vereceğiz ve köklü tarihimizi Türkiye’ye ve bütün dünyaya tanıtacağız.
“12 MİLYONUN ÜZERİNDE TERK EDİLMİŞ ZEYTİN AĞACIMIZI KONTROL ALTINA ALACAĞIZ. ORADAN GELEN ZEYTİNİN BEREKETİYLE, ZEYTİNYAĞIYLA, ZEYTİN TANESİYLE 6 BİN KARDEŞİME BURS VERECEĞİM”
Balıkesir’i teknolojiyle kalkındıracağız. Balıkesir maalesef gençlerin göç ettiği bir yara haline gelmiş. Ben genç kardeşlerimin göç etmesini değil, burada yerleşip hizmet etmesini istiyorum ve bunun için de mücadele edeceğim gençlerle birlikte. Zaten Türkiye Cumhuriyeti de gençlere emanet edildi. Onları birlikte beraberce başkanlarıyla beraber bir kardeş bir abi ilişkisiyle çok daha yukarı noktaya taşıyacağız. Balıkesirimizi teknolojiyle kalkındıracağız. Mesela dijital ikiz ve yapay zekayla geleceğe taşıyacağız. Bu çok önemli. Şunu söylemek istiyorum; ben Balıkesir’de oyun oynayan, -oyun da oynayacak tabi ama- oynayan değil, oyunu kodlayan bir gençlik meydana gelecek. Burada üreten bir gençlik meydana gelecek. Üretirken teknolojik anlamda aynı zamanda da ülkesine, memleketine, Balıkesir’e hizmet eden ve Balıkesir’de yaşamak isteyen bir gençlik meydana gelecek. Fablab’ı Balıkesir’e getiriyoruz. Biliyorsunuz İstanbul’da ve İzmir’de var. Üçüncü şubesi Balıkesir’de açılacak. Aynı zamanda bu şekilde gençlerin göçü tersine dönecek.
Vizyonu planlamayı gençlerle birlikte tasarlayacağız ve gençler tekno girişimci olacak. Türkiye’de tekno girişimcilik nedir? Balıkesir’de gençlerimizle birlikte hayata geçireceğiz. Şunu da söylemek istiyorum, bizim Balıkesirimiz biliyorsun en iyi zeytinin olduğu yer. 12 milyonun üzerinde zeytin ağacımız var ancak yaklaşık bunun yarısında bakımsız veya ortaklıklardan dolayı gerekli destek verilmemiş, terk edilmiş zeytin ağaçlarımız var. Biz bu zeytin ağaçlarını Büyükşehir Belediyesi olarak kontrol altına alacağız. Gerekli desteği vereceğiz ve bunlardan ürettiğimiz zeytinlerle yani dışarıda kalan artık üretim dışı bırakılmış olan zeytinliklerimizi hayata getireceğiz. ve bu vesileyle oradan gelen o zeytinin bereketiyle, zeytinyağıyla, zeytin tanesiyle 6 bin genç kardeşime burs vereceğim.
“ÜNİVERSİTEYE GİDEN GENÇ KARDEŞLERİMİN YURT SORUNU DİYE BİR ŞEYİ KALMAYACAK”
Üniversiteye giden genç kardeşlerim yol masrafını düşünmeyecek. Orada Büyükşehir Belediyemiz bunları karşılayacak. Yurt sorunu diye bir şey Balıkesirimizde kalmayacak. Bunu üstüne basa basa söylüyorum, iki tane üniversitemiz var ve bu burada olan kardeşlerimizin yurt sorunlarını çözeceğiz.
“BİZİ GELECEĞE TAŞIYACAK ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KREŞLER AÇACAĞIZ. ÇOCUK HASTANESİ KURACAĞIZ”
Çocuklarımız da unutmuyoruz. Bizi geleceğe taşıyacak çocuklarımız için kreşler açacağız. Kadınların iş hayatına girmesi, evinin ekonomisine destek vermesi için elimden ne geliyorsa yapacağım. Açık net söyleyeyim, kreş ihtiyacı olan her yerde kreş açılacak. İlk yıl içerisinde minimum yeni 20 kreşi inşa edeceğiz ve çocuk hastanesi kuracağız. Çocuk hastanesine ihtiyacımız var ve biz burada sütün memleketindeyiz. Ancak süt üretimimiz gün geçtikçe düşüyor. Her sabah çocuk çocuklarımıza ihtiyaç sahibi çocuklarımız başta olmak üzere günlük sütü ekiplerimiz evin kapısına bırakacak. Ben evlatlarımı Balıkesirli üreticinin ürettiğini sütle buluşturacağım.
“31 MART SONRASINDA HAYAL ETTİĞİM BİR BALIKESİR VAR. BİZİM VERDİĞİMİZ SÖZLER HAYAL SATMAK DEĞİL, GERÇEKLEŞTİRMEK ÜZERİNE KURULMUŞTUR”
Bakın 31 Mart sonrasında hayal ettiğim bir Balıkesir var. Gerçekten bunu yıllardır yılladır bunun üstüne basa basa söylüyorum 2019 yılında adaydım. O zaman da söylemiştim. Şimdi inşallah Allah’ın izniyle milletimizin taktiriyle bu hayallerimizi gerçekleştireceğiz. Ancak bunlar hayal olmaktan öteye geçmiştir. Hepsi planlanmıştır ve hepsi yapılacaktır. Onu da söyleyeyim. Çünkü bizim verdiğimiz sözler hayal satmak değil, gerçekleştirmek üzerine kurulmuştur. Verdiğimiz sözler, vaatler bizim namus, şeref borcumuzdur. Onun için vaat olsun diye değil, gerçek olsun diye bunu ortaya koyuyoruz. Mesela kasaba değil büyükşehir. Biz kasaba değiliz. Balıkesir cennet gibi bir bölge. İstanbul’un üç misli alanına sahip. Yani 15 bin kilometrekareye sahip bir alanımız var.
Adaletli bir belediye başkanı olmamız lazım. ve adaletli bir belediye başkanı olacağımın sözünün her yerde söylüyorum. Çünkü herkesin hakkının hukukunun korunduğu bir yer olması lazım buranın. Örnek olacak Türkiye’yi bunu göreceksiniz. Ayrımcılık son bulacak. Ayrımcılık 1 milyon 300 bin kişi için son bulacak. Baktığınız zaman sosyal yardımlarda bile bir adaletsizlik var. Yani hak eden hak ettiğini, ihtiyacı olan, ihtiyacını alacak ve bu sosyal yardımlar yapılırken sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Neden? Önce insan diyen bir anlayışa sahibiz. Onun için insan onuru her şeyin üstündedir. Siyaset değil, hizmet ve eser ortaya koyacağız. Şunu net olarak söyleyeyim, Balıkesir Büyükşehir Belediyemizde siyaset değil, hizmet olacak. Orada liyakatli kardeşlerimle, gençlerimle Balıkesirli evlatlarımızla, Balıkesirli insanlarımızla, Balıkesirimizi yöneteceğiz.
“KİŞİLER ÜZERİNDEN SİYASETE SON VERECEĞİZ”
İşçilerimiz var. Balıkesir’de emekçilerimiz var. Gerek taşeron efendim gerekse iyi kadrolu çalışıyor. Bu kardeşlerimiz içlerinden olmayacak alnının teriyle, liyakatle, öz güvenle çalışan ve hakkını veren bütün genç kardeşlerimle evlatlarımızla birlikte çalışacak ve maaşlarında da adalet olacak. Şu anda büyük adaletsizlikler var. Onun da altını çizmek istiyorum. Bakın oy vermeyenler iddia ediyorum, keşke oy verseydim diyecek. Ben her yerde söylüyorum, sizin aracılığınızla da söylüyorum, bütün Balıkesirli hemşerilerimin ayrım yapmadan bütün oylarına talibim. Çünkü ben yapacağım belediye başkanlığımda adaletli olacağım ve kimseyi ayırmayacağım. Balıkesir belediyesinde siyasete de izin vermeyeceğim. Orası hizmet yeri olacak ve milletimizin ayağına giderek her türlü hizmeti göstereceğiz. Hesap veren, şeffaf ve büyüdükçe küçülen bir anlayışı Balıkesirimizde inşa edeceğiz. Büyüdükçe küçülmek bir erdemdir.
Halka çıkacağız diye her yerde afişler yaptırdım. Neden? Halka çıkmamız gerekir. Ben yıllardır bütün siyaset hayatım boyunca halka çıkmaya mücadele ettim. Çünkü biz halkız, halka inmek diye bir söylem var. Ne demek o yani estağfurullah halka inmek ne demek? Bizler halka çıkıyoruz, halkımızla iç içeyiz, yan yanayız, kol kolayız ve birlikte mücadele edeceğiz. Kişiler üzerinden siyasete son vereceğiz. Kişilerin değil, ortak kolektif aklın önde olduğu bir Balıkesir’i göreceksiniz.
“10 NUMARA KARTI GETİRİYORUZ”
10 numara kartı getiriyoruz Balıkesir’e. 10 numara kart nedir biliyor musunuz? 10 numara kartla emeklilerimize maddi yardım yapacağız kış aylarında yakacak yardımı yapacağız. Aynı zamanda her ay ihtiyaç sahiplerimize sosyal yardımlar yapacağız. Bunları 10 numara kart adı altında gerçekleştireceğiz.
Bütün ayrımcılıkların son bulacağını söyledim. Ben Balıkesir’de siyasetime Balıkesir benim ailem diyerek başladım. Onun için Balıkesir ailesinin bir evladı olarak annelerimin, babalarımın, kardeşlerimle onların evladı gibi, abileri, kardeşleri gibi çalışmaya devam edeceğim.
“BALIKESİR’İN GELMİŞ GEÇMİŞ EN ÇALIŞKAN BELEDİYE BAŞKANI OLACAĞIM”
Hiçbir kimseye ‘Hangi partindensin?’ diye sormadım. Tek sorum şu oldu: ‘Size nasıl yardımcı olabilirim?’ Çünkü biz Kuva-yı Milliye’nin evlatlarıyız. Kuva-yı Milliye demek milli birlik beraberlik demektir. Bu milli ve beraberlikte bizler ayrımcılık yapamayız, herkesi kucaklarız. İddia ediyorum. Büyük bir özveriyle, büyük bir özgüvenle söylemek istiyorum. Balıkesir’in gelmiş geçmiş en çalışkan belediye başkanı olacağım. Aynı zamanda hiç kusura bakmasınlar. Bundan sonra Türkiye’de Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin adaletli hizmetleri ve vatandaşlara yakınlığı konuşulacak. Bunu bütün Türkiye’mize ispat edeceğiz. Balıkesir, hakkını alacak. Süt üreticimiz sütünü dökmeyecek.
Merkezde olan imkanların köylerimizde, yeni ismiyle mahallelerimizde var olması lazım. Bunun var olması için hizmetlerin gitmesi lazım. Şu an kırsal mahallelerimizde maalesef elektriklerimiz bile doğru düzgün yok. Yolumuz yok doğru dürüst. Ulaşım konusunda büyük sıkıntılarımız var. Topraklarımız ekilmiyor. Topraklar ekilecek. Satamadıkları ürünleri biz Büyükşehir Belediyesi olarak satın alacağız. Toprakta ürün kalmayacak.
Köy pazarlarında benim annelerimin, babalarımın emeklerle ürettiği bütün ürünler, satamadığı ürünleri satın alacak Büyükşehir Belediyemiz olacak. Çünkü bizim zaten sosyal yardımlarımız var. Bizim aşevlerimiz daha da çok artacak. Biz Balıkesirlilerin ürettiği ürünleri kullanacağız. Balıkesir menşeili ürünlerimizi kullanacağız. 10 Numara Kart’ta da kendi esnafımızdan, kendi bölgemizden yapacağımız ticarette geçerli olacak.
“42 BİN İŞSİZİMİZ VAR. KARİYER VE İSTİHDAM OFİSLERİ KURARAK, O KARDEŞLERİMİ İŞ SAHİBİ YAPACAĞIM”
Toprağından bereket saçan, altın sarısı o güzel zeytinyağının ve zeytincinin kazandığı, sütü ve etiyle Türkiye’yi doyuran, üreticisini zenginleştiren, kalkındıran ve etiyle de insanlarımıza büyük bir keyif veren Balıkesir’i Türkiye’nin bir numaralı markası yapıp, kalkınan Balıkesir’i inşa edeceğiz. Bunu inşa ederken Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan bütün ihaleler şeffaf olacak, açık olacak, net olacak. İsrafa son vereceğiz. Arttırdığımız her kuruşu milletimize, evlatlarımıza, hemşerilerimize ve tarımımıza harcayacağız. Bizim etimiz Türkiye’de markadır. Ama marka demekle marka olunmuyor. Sürdürülebilir olması lazım. Bizim sütümüz markadır. Ama süt sağmakla bizim üreticimiz kazanamıyor. Onun için Et Entegre tesisi kuracağız. Süt tozu tesisi yapılmaya çalışılıyor birliklerle birlikte. Bu birliklerin bütün altyapısını sağlayacağız. Büyükbaş Organize Sanayi, Küçükbaş Organize Sanayi ve bizim en büyük gücümüz olan Tarıma Dayalı Sanayi ile alakalı Türkiye’de büyük bir atak yapacağız. 42 bin işsizimiz var. Kariyer ve İstihdam Ofisleri kurarak, o kardeşlerimi iş sahibi yapacağım. En büyük kötülükler işsizlikle geliyor. Onun için işsizlik, en büyük kötülüklerin anasıdır. İşsizlik olan bir evde huzur olmaz. Benim en büyük vaatlerimden bir tanesi de Balıkesir’e huzur gelecek.
“YAŞAM KÖYÜ PROJEMİZ VAR”
Balıkesir’de gençlik mutlu olacak. Engelliler, zor durumda olan insanlar, yaşlılarımız, yaş almışlarımız mücadele edecek. Yaşam Köyü projemiz var. Bakıma muhtaç olan kişilerimiz, evlatlarımız, büyüklerimiz, alzheimer hastalarımız, ihtiyaç sahibi kardeşlerimizi ve bunlara bakmakla hükümlü olan anneler, babalar, gençleri rahatlatmak için o engelleri kardeşlerimizi, alzheimer hastalarımızı Ahmet Akın kardeşlerine, evlatlarına emanet edecekler. Sabah onları evinden alacağım, akşam evlerine bırakacağım. Bırakırken yemek ve bütün ihtiyaçlarını kendileriyle birlikte teslim edeceğiz.
“BALIKESİR MOLASI PROJEMİZLE KADINLAR EV İŞLERİNİ, EMEKLERİNİ KOOPERATİFLER MODELİYLE ÜRETECEK”
İstiyorum ki kadınlar evdeki ev işlerini, emeklerini kooperatifler modeliyle üretsinler. Biz alalım, biz satalım. Balıkesir Molası adı altında projemiz var. Balıkesir’de üretilen el oyaları, iğne oyaları, el emekleri, kendi evlerinde ürettikleri o göz nuru olan imkanları veya etimizi, sütümüzden Balıkesir markasıyla üreteceğimiz birçok çeşit peynirimizi Balıkesir Molası adı altında kuracağımız tesislerde tanıtacağız, göstereceğiz, tattıracağız. Balıkesirli süt üreticimiz, et üreticimiz kalkınacak, kazanacak.
Tarım kalkınmadan kalkındıramayız. Köylüyü, milletin efendisi nasıl yapılır? Balıkesir’de ben bunu bütün Türkiye’ye göstereceğim. İnşallah bunların hepsini çok kısa bir sürede gerçekleştireceğiz. Yani o kadar çok projemiz var. Bakarsanız taşıma ulaşım yani merkezimizde trafik kitleniyor. Neden plansız, programsız bir ulaştırma, taşıma yol haritası var. Bunları da değiştiriyoruz.
“TEMATİK PARKLAR YAPIYORUZ. SÜT NASIL ÜRETİLİR, HAYVANCILIK NASIL YAPILIYOR KÜÇÜK EVLATLARIMIZA GÖSTERECEĞİZ”
Müthiş bir doğamız var. Doğa sporlarını, Kapıdağ Yarımadamız var. İnsanların nefes alması için, bütün Türkiye’nin nefes alması için İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan Türkiye’nin her noktasından insanlar buraya gelecek. Tematik parklar yapıyoruz iki tane. Tematik parklarda süt nasıl üretebiliriz? Hayvancılık nasıl yapılıyor? Bu nasıl bir büyük bir emektir? Küçük evlatlarımıza, çocuklarımıza bunu özendirmek için, beyinlerinde o peyniri yerken bunu nasıl yapıldığını öğrenmeleri için ve bu işten zevk duyup, keyif alıp özenmeleri için küçük minyatür dünya misali bir sistemle öğreteceğiz, göstereceğiz. ve bunları yaparken de anneleri dinlendireceğiz. Balıkesirimizde sosyal yaşam alanları yeteri kadar yok. Bunları inşa etmemiz lazım. Şunu istiyorum, gençlerimiz kendi memleketimde kalsın, genç göçü dursun, tam tersine göç olsun, Balıkesir’e hizmet etsinler, sanayimiz büyüyecek, tarımımız büyüyecek, halkına büyüyen ve adaletle bütün yardımlardan tutun, da imar konularından tutun da şeffaf olan bir Balıkesir’i inşallah birlikte inşa edeceğiz.
“GEÇEN SEFERDE YARIM KALAN SEVDAMI, AŞKIMI, HASRETİMİ ÖNÜMÜZDEKİ 31 MART SEÇİMİNDE BİRLİKTE TAMAMLAYACAĞIZ”
Balıkesir’de nereye gitseniz, kiminle konuşsanız her mahallesinde, her ilçesinde şunu söylerler; Balıkesir halkına en yakın, bize en yakın Ahmet Akın derler. İşte ben onlara en yakınım. Onların evlatlarıyım ve onların her zaman yanındayım. 2019 yılında adaydım büyük bir mücadeleyle sevgiyle, coşkuyla beni vatandaşlarım bağrına bastı. O süreçte adaylığım biliyorsunuz, Millet İttifakı sürecinde İyi Parti’ye verildi. O süreçte büyük bir üzüntü yaşandı. İnşallah geçen seferde yarım kalan sevdamı, yarım kalan aşkımı, yarım kalan hasretimi ve Balıkesirli hemşerimin o güzel duygularını ve dualarını inşallah önümüzdeki 31 Mart seçiminde birlikte tamamlayacağız. Kaybedeni olmayan kazanan bir Balıkesir’i Kuva-yı Milliye’nin başşehrine yakışır bir anlayışla adaletli bir şekilde yönetip, herkesin yüzünün güldüğü bir Balıkesir’i inşa edeceğiz.
]]>“Terör örgütleri ve uzantıları, ne amaçla olursa olsun bizim birliğimizi, beraberliğimizi bozamayacaklar”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum. Ekonomi Kulübü İş İnsanları Buluşması’na katıldı
İSTANBUL – İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Ataşehir’de Ekonomi Kulübü İş İnsanları Buluşması’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Kurum, “Bu şehre, kasten 5 yıl kaybettirenlerden olmayacağız. Biz İstanbullulara her rengiyle, tüm farklılıklarıyla, tüm dinamikleriyle birlikte güçlenen bir 5 yıl vaat ediyoruz. Biz İstanbullulara huzurlu, mutlu, özgüveni yüksek, yenilikçi ve girişimci, ekonomide oyun kurucu bir İstanbul vaat ediyoruz” dedi.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Ataşehir’de düzenlenen Ekonomi Kulübü İş İnsanları Buluşması’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Kurum’un yanı sıra, AK Parti İstanbul Milletvekili Tuğba Işık Ercan, AK Parti MYK üyesi Harun Armağan, AK Parti Ataşehir İlçe Başkanı Burak Çiftci, AK Parti Ataşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Naim Yağcı ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum, vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan Adayı Aziz Yeniay’ın seçim çalışmaları sırasında meydana gelen silahlı saldırıyı kınadı.
“Terör örgütleri ve uzantıları, ne amaçla olursa olsun bizim birliğimizi, beraberliğimizi bozamayacaklar”
Kurum, “Emniyet güçlerimiz yaşanan elim hadise ile ilgili geniş çaplı bir soruşturma başlatmıştır. Demokrasiye yönelik bu tür saldırıları şiddetle kınıyorum. Bu tehditler bizi asla ve asla yolumuzdan döndürmeyecektir. Terör örgütleri ve uzantıları, ne amaçla olursa olsun bizim birliğimizi, beraberliğimizi bozamayacaklar. Bu ülkenin 780 bin kilometre vatan toprağında, 85 milyon kardeşimizle birlikte huzur içinde, güven içerisinde yaşamaya devam edeceğiz ve ay yıldızlı bayrağımızı her zaman gururla, göklerde dalgalandırmaya devam edeceğiz. Bu elim hadise nedeniyle İstanbul’umuza, Aziz Başkanımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve inşallah yaralı kardeşimize de acil şifalar diliyorum” şeklinde konuştu.
“İstanbul’umuzu çok daha ileri seviyelere taşıyacağımıza yürekten inanıyoruz”
Ataşehir’de daha önce yaptıkları hizmetlere değinen Kurum, “Mimar Sinan Camii’mizi hem yaptık, hem de cemaatiyle çok güzel dostluklar kurduk. Bugün de uzun yıllardır dostluğumuzun devam ettiği, İstanbul’umuzun ekonomisinin gücünü temsil eden iş insanı kardeşlerimizle bir aradayız. Ataşehir’de birbirimizi çok iyi tanıdığımız sevgili muhtarlarım buradalar. Beni hiç yalnız bırakmayan dernek başkanlarım yine buradalar. İstanbul’umuzu ortak akılla çok daha ileri seviyelere taşıyacağımıza yürekten inanıyoruz” dedi.
“İstanbul’u hep birlikte yeniden ayağa kaldıracağız”
Kurum, “Mevcut CHP’li İBB yönetiminden önce şehircilikteki, ulaştırmadaki ve belediyecilikteki başarılarıyla dünya liginde zirveyi hedefleyen bu aziz şehir, kasten ve bilerek durdurulmuştur. İhmalkarlıkla, iş bilmezlikle, gündem saptırmalarıyla ve algı belediyeciliğiyle durdurulmuştur. Ecdadın bu derece kutsal bildiği bu şehrin 571 yıllık şanlı tarihi, 5 yıldır liyakatsiz ellerde kesintiye uğramış, geleceğimiz ihmal edilmiştir. İş insanlarımızın sesi duyulmamıştır, esnafımız göz ardı edilmiştir. Annelerimiz, gençlerimiz, yavrularımız çözümsüzlük ortamına terk edilmiştir. Muhtarlarımızın, derneklerimizin talepleri sümenaltı edilmiştir. Şu koşturmaca içerisinde her kesimden insanımızla bir araya geliyoruz. Her gittiğimiz ortamda, farklı kesimlerden insanımız bize mevcut CHP’li yönetimden dert yanıyor ve bizden çözüm bekliyor. Çünkü bu kardeşlerimiz kimin çözümsüzlük ürettiğini ve kimin çözüm üreteceğini gayet iyi biliyorlar. İstanbullular kimin gösteriş belediyeciliği, kimin gerçek belediyecilik yaptığını gayet iyi biliyorlar. Biz göreve gelir gelmez bu ihmalkarlığı, bu çözümsüzlük ortamını gidereceğiz. İletişimsizliği ortadan kaldıracağız. İstanbul’u hep birlikte yeniden ayağa kaldıracağız” diyerek çözüm odaklı ilerleyeceklerini söyledi.
“İstanbul’u beş yıllık fetret döneminden de duraklama döneminden de kurtaracağız”
Göreve gelir gelmez, kentsel dönüşüm ve ulaşıma ilişkin projelerini ivedilikle devreye alacaklarına değinen Kurum, “İstanbul’u beş yıllık fetret döneminden de duraklama döneminden de kurtaracağız. Yine dünyanın en iddialı şehirleri arasına sokacağız. Tek yürek olacağız, tek bir ideal etrafında toplanacağız. İstanbul’umuzu ortak akılla, halkımızın derin aklıyla, İstanbul’un kadim bilgeliğiyle yöneteceğiz. Ataşehir’imize, hem dönüşüm hem de ulaşım alanında çok iyi çalışmalar yaptık. Bugün Ataşehir ilçemizin etrafını otoyollar ve E5 çevrelemiş durumda. Peki, Ataşehir bu avantajdan yeterince yararlanabiliyor mu? Hayır ama neden? Çünkü ne büyükşehir ne de ilçe belediyesi meseleye bütüncül olarak bakmadığı için şunu göremiyorlar. Ne yeni yollar yapıyorlar, ne de ilçenin merkezine doğru yeni yollar yapmadığında otoyol avantajının halkımız için dezavantaja dönüşeceğini görebiliyorlar. İnanın herkes dolmuş durumda. Bu trafik çilesine bir de söz verilen otoparkların yapılmayışı eklendiğinde, Ataşehirli hemşerilerimizin çileden çıktığı bir durumla karşı karşıyayız” şeklinde konuştu.
“Biz İstanbul’u sizin gibi durdurmaya değil, kardeşlerimiz için koşmaya geldik”
Murat Kurum, mevcut İBB yönetiminin kaynak üretmeyi bilmediğini ifade ederek, “CHP’li İBB yönetimi kaynak üretmeyi bilmediği için Murat Kurum bütçeyi nereden bulacak diye soruyor. Biz İstanbul’u sizin gibi durdurmaya değil, İstanbullu kardeşlerimiz için koşmaya geldik. Şu görmezden geldiğiniz Ataşehir’de Şerifali Çiftliği’ni bilir misiniz? İşte biz bu alanda nasıl yüzlerce konut ve dükkanı, sosyal tesisleri, camileri ve okulları aynı anda yapıyorsak; yine öyle yapacağız. Yeniçamlıca, Mevlana, Mimarsinan ve Barbaros’ta yeni rezerv yapı alanlarımızda nasıl arı gibi çalışıyorsak, yine öyle çalışacağız. Aşık Veysel ve Mustafa Kemal’de imar planı iptal edilen yerleri nasıl yeniden plana kavuşturduysak, yine öyle yapacağız. İçerenköy’de donatı alanındaki riskli evleri nasıl vatandaşımızla birlikte dönüştürüyorsak, yine öyle yapacağız. Sizin unuttuğunuz Esatpaşa’da mülkiyet sorununu nasıl çözdüysek, yine öyle çözeceğiz. İnönü, Kayışdağı, İçerenköy’ün sınırları içinde kalan 632 bin metrekarelik alanda İstanbul’un en büyük kentsel dönüşümlerinden birini nasıl başlattıysak, yine aynı dev dönüşümleri öyle başlatacağız. Tüm bu atılımlarla, Ataşehir’in trafiğinin çözümüne nasıl katkı sunuyorsak, yine öyle katkı sunacağız. Bizim Ataşehir’in, İstanbul’un her sokağında alın terimiz var. Biz İstanbul’un gerçek emekçileriyiz. İstanbul’un emin İnsanları olarak sizin durdurma politikanız yüzünden ortaya çıkan tüm bu sorunları çözmeye azmettik ve inşallah 31 Mart akşamı büyük bir zafer kazanacağız ve bu sorunları tek tek çözeceğiz” dedi.
“Bu şehre, kasten 5 yıl kaybettirenlerden olmayacağız”
İstanbul’u özüne döndürmek için var güçleriyle çabalayacaklarını ifade eden Kurum, “İstanbul’un her anında, hep yanında olmayı bir seçenek olarak değil, bir mecburiyet olarak görüyoruz. Biz yarı zamanlı belediyecilik yapanlar gibi, arada bir belediyeye uğrayanlar gibi, bedeni İstanbul’da ancak ruhu başka yerlerde gezenlerden olmayacağız. Bu şehre, kasten 5 yıl kaybettirenlerden olmayacağız. Biz İstanbullulara her rengiyle, tüm farklılıklarıyla, tüm dinamikleriyle birlikte güçlenen bir 5 yıl vaat ediyoruz. Biz İstanbullulara huzurlu, mutlu, özgüveni yüksek, yenilikçi ve girişimci, ekonomide oyun kurucu bir İstanbul vaat ediyoruz. İstanbul’un yeni yüzyılını, gençlerimizle, kadınlarımızla, yediden yetmişe tüm İstanbullularla birlikte inşa edeceğiz. Durdurulmuş İstanbul’u, yere düşürülmeye çalışılan 571 yıllık onurumuzu, gururumuzu yeniden ayağa kaldıracağız” cümleleri ile konuşmasını sonlandırdı.
]]>İSLAM İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) 5. Genel Kurulu’nda Filistin’e özel oturum düzenlendi. Oturumda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları yok sayan birtakım yönetimler var. 4 asır boyunca Filistin topraklarında barışı tam manasıyla uygulamış bir milletin çocuğu olarak söylüyorum. Bu coğrafyada barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak, Filistin topraklarının özgür olması ve Filistin’de barışın sağlanması şarttır” dedi.
İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) 5. Genel Kurulu, Şişli’de bir otelde gerçekleştirildi. Kurulun kapanışına özel Filistin oturumu düzenlendi. Oturuma TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra ICYF Başkanı Talha Ayhan, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan ile Filistin Gençlik ve Spor Bakanı Jibril Rajoub katıldı. İstiklal Marşı, saygı duruşu ve Kuran-ı Kerim okunması ile başlayan oturumda Filistin ile ilgili video sunumu gerçekleştirildi.
“İSRAİL İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK KATLİAMLARINDAN BİRİSİNİ YAPIYOR”
Oturumda bir konuşma yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Kudüs konusunda, Gazze konusunda, Filistin konusunda konuşurken çok şeyler söylüyoruz. Ben buradan hareketle şunları söylemek istiyorum. Bugün İsrail insanlık tarihinin en büyük katliamlarından birisini yapıyor. Firavuna rahmet okutacak insanlık suçlarını işliyor. İsrail’in bunu ortaya koyarken en büyük gücü ne askeri gücüdür, ne arkasındaki batı dünyasının gücüdür, ne finans gücüdür, ne de başka alanlardaki gücüdür. Hiç şüphesiz bu güçler İsrail’in bu kadar pervasız hareket etmesine neden oluyor ama inanın ki en büyük gücü İslam dünyasının İslam aleminin paramparça olması, dağınık olması, işbirliğinden çok uzak bir noktada durmasıdır. Yani bizim dağınıklığımız, insiyatif alamamamız, karar veremememiz İsrail’in en büyük gücünü, en büyük bu anlamdaki İsrail’e destek olan maalesef bir unsuru oluşturuyor. Dolayısıyla tüm çalışmalarımızın merkezine mutlaka İslam ülkeleri ve İslam toplulukları arasında iş birliğiyle başlayan vahdete kadar uzanan bu yoldaki sosyal, siyasi çalışmaları koymak mecburiyetindeyiz” ifadelerini kullandı.
“DÜNYADA BARIŞ İSTİYORSAK FİLİSTİN TOPRAKLARININ ÖZGÜR OLMASI ŞARTTIR”
Numan Kurtulmuş, “İsrail, Gazze’ye saldırılarını 4 ayı aşkın bir süredir sürdürüyor. Pervasız bir şekilde bunlar devam ediyor. Rakamlar, istatistik rakamlarının artık çok ötesinde. Orada sadece öldürülenler sayıları 30 bine yaklaşmış olan olan Gazzeli şehitlerimiz değil. Orada öldürülenler sadece yok edilen Gazze’deki tarih ve kültür değil, aynı zamanda koskoca insanlık yok ediliyor. ve bunu yaparken de her türlü insani değerlerden uzaklaştırılmış olan siyonist rejimin gözünün içine baka baka bu saldırılarını büyük bir iştahla sürdürdüğünü görüyoruz. Arkalarında ne yaparlarsa yapsınlar sınırsız bir destek veren Batı dünyası var. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları yok sayan birtakım yönetimler var. 4 asır boyunca Filistin topraklarında barışı tam manasıyla uygulamış bir milletin çocuğu olarak söylüyorum. Bu coğrafyada barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak Filistin topraklarının özgür olması ve Filistin’de barışın sağlanması şarttır. Bu insanlığa yapılacak en büyük hizmetlerden birisidir. Allah bizlere Filistin’in özgür olduğu günleri görmeyi nasip etsin” şeklinde konuştu.
“ULUSLARARASI ADALET DİVANI’NDA AÇILAN DAVALARDA YALNIZ BIRAKILMAMALI”
Filistin Gençlik ve Spor Bakanı Jibril Rajoub, “Son 78 yıldır bütün bu sömürgeci projelerine İsrail’in Filistin Devleti üzerine ve toprakları halkın üzerine gerçekleştirmeye çalıştığı bilgisiyle karşınızdayım. Bir Amerikan ortaklığı içerisinde agresyona ve bunu gerçekleştiren taraflara bir hesap verebilirlik ama şeffaflıktan son derece uzak olarak bunu vermeye çalışmakta. Filistin halkının kendi kendini koruma ve temel insani haklarıyla birlikte ulaşımı engellemeye çalışmakta. 2 buçuk milyondan daha fazla çocuk ve insan etkilendi. Burada çok önemli bir alanın etkilendiğini görmekle birlikte yerinden edildi. ve bunların çok önemli bir kısmı 1948 yılında yerinden edildi. Neredeyse 2 milyon insan zorla evlerinden edildi. Bugüne kadar Gazze’de neredeyse 30 bin Filistinli öldürüldü. Daha da fazlası hala İsrail, Amerikan bombardımanına karşı bir mücadele sergilemekte. Çok önemli bir kısmı yaralandı ve neredeyse buradaki konutların yüzde 40’lık bir kısmı Gazze bölgesinde tahrip edildi. 1 milyon daha fazla insan da yerlerinden edildi ve dışarıda soğukta, susuz ve yemeksiz yaşamlarını devam ettirmeye çalışmakta. Barbar İsrail güçlerinin havadan, denizden ve karadan yaptığı bombardımanlar sonucu. Tüm ülkelere çağrıda bulunarak pozisyonları ve işgalci devlet İsrail ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye çağırmak istiyoruz. Bütün bu yapılan suçlar bakımında, hiçbir şekilde cezadan kaçamayacaklarını bir kere daha onlara iletilmesini istiyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı, insanlığa karşı soykırım suçlarının işlenmesine dair açılan davalarda yalnız bırakılmaması ve ilgili kanunların uygulanmasını sağlamak ve buradaki insanların korunmasını sağlamak.. Acil insani yardımın buradaki mültecilere ve yerinden edilmiş insanlara karşı çağrıda bulunmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
]]>Soydan, beraberinde Toroslar Belediye Başkan Adayı Ali Öz ile birlikte Mersin- Tarsus Organize Sanayi Bölgesini (MTOSB) ziyaret ederek sanayicilerle bir araya geldi, MTOSB Başkanı Sabri Tekli’den bölgenin faaliyetleri hakkında bilgi aldı. İş dünyasının sorun, talep ve önerilerini dikkatle dinleyen Soydan, notlarını aldıktan sonra göreve gelmesi halinde çözüm noktasında çalışmaların hız kazanacağının sözünü verdi.
“Aidiyet duygusu ile kenetlenmek zorundayız”
Soydan, Mersin’in dünyada parmakla gösterilecek bir şehir olduğuna vurgu yaparak, “Bu kent Anamur’dan Tarsus’a medeniyet, tarih, tarım, turizm kentidir. Ancak maalesef kimliğini oturtturamadığımız bir şehir. Bu şehre hep birlikte sahip çıkmak zorundayız. Kentimizin geleceğini, ufkunu açmak adına herkesin siyasi kimliğini bir kenara bırakıp Mersinlilik bilinci ile çalışması gerekmektedir. Bir aidiyet duygusu ile kenetlenmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
Önceliklerinin, kentin dinamikleri ile barışık bir şekilde ilerlemek olduğunu söyleyen Soydan, “Çiftçinin, ihracatçının önünü açmak zorundayız. 312 kilometre sahil şeridimiz, 14 mavi bayraklı plajlarımız var. Baktığınızda tarih noktasında da inanç turizmi açısından da dünya nezdinde birçok yerimiz var. Tarım kalkınacak, dolayısıyla kentimiz kalkınacak. Biz Cumhur İttifakıyız. Mersin’in önünün açılması açısından partili partisiz 7’den 77’ye herkes için devletimizin tüm imkanlarını kentin hizmetine sunacağız” diye konuştu.
Sorunlara ilişkin de konuşan Soydan, “Mersin Organize Sanayi Bölgemizin otoban bağlantı yolu ve Nacarlı bağlantısından sonra OSB’ye kadar olun yolun genişletilmesi durumunu değerlendirdik. Karayolları Bölge Müdürümüzle görüştüm. Kendisi, çalışmaların devam ettiğini ve kısa sürede tamamlanacağını ifade etti. Çevre yolu ile ilgili de imar noktasında çalışmalar başlamış. Burası bilindiği gibi Büyükşehir Belediyesinin uhdesindedir. Aslında yapılmayacak bir iş değil. Ulaşım çok önemli. Bu yollardaki riskleri de çok iyi biliyoruz. Öte yandan Devlet Su İşleri ile de görüştüm. Protokollerle işbirliğine açıklar. Göreve gelir gelmez biz sorumluluğu üstümüze alır, protokollerimizi yaparız. İçme suyu ve isale hatları noktasında istişare içerisinde oluruz. İvedilikle su olayını da çözeceğiz. 122 ve 114 numaralı belediye otobüs hatları da bir başka sorun. Bu sorunun çözülmemesi zaten anlaşılabilir bir durum değil. Hepsini tek tek çözüme kavuşturacağız” şeklinde konuştu.
“Sözümüz var, yeminimiz var”
Soydan, Mersin Büyükşehir Belediyesinin MESKİ ile birlikte senelik bütçesinin oldukça yüksek olduğunu işaret ederek sözlerini şöyle noktaladı: “Bu kentte artık vatandaşlarımıza hizmet etmeme adına hiç kimse bahane üretmemelidir. Mersin, Cumhur İttifakı ile artık hizmete doyacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Kente katma değer sağlayan siz değerli sanayicilerimizden Allah bin kere razı olsun. Bizler de sizlerin sonuna kadar yanınızda olmakla mükellefiz. Gece uyumadan, gündüz yorulmadan sizlerin emrinde, hizmetindeyiz. Çünkü yaşadığımız bu coğrafyaya yeminimiz var, sözümüz var.”
Mersin’in en büyük gerçeğinin, ekonominin kalbi olan Organize Sanayi Bölgesi olduğuna dikkat çeken MTOSB Başkan Sabri Tekli ise “Mersin’e para yağdırıyoruz. İstihdam sağlıyoruz. İş, AŞ veriyoruz. 4. bölgede 41 tane daha fabrikamız devreye girecek. En az 5 bin kişi demek. Bir seneye hayata geçecektir. Yaşam alanları ne kadar lüks olursa olsun, harcayacak parayı bulmadıktan sonra bazı şeyler tersine döner. Mersin’in potansiyelini biliyorum. Mersin’i artık kimse durduramaz. Mersin uçuyor. Her şey birbirine entegredir. Eğer bu bağlantıyı sağlayamazsan limanın büyümesi önemli değildir. Limana giriş çıkış yapacak tırın yolunu vermezsen biz kilitleniriz. Biz bu büyümeyi plan ve projelerle karşılamamız lazım” dedi.
Konuşmaların ardından MTOSB’deki firmaları da ziyaret eden Serdar Soydan, daha sonra bölgeden ayrıldı. – MERSİN
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) işbirliğinde Türkiye-Kırgızistan İş Formu gerçekleştirildi. TOBB ev sahipliğinde gerçekleşen iş formunda kamu kurum ve kuruluşları, farklı sektörlerde faaliyet gösteren iş insanlarının katılımı öngörülmekte olup, iş forumunda iki ülke arasındaki iş ve yatırım imkanlarının değerlendirildi.
“Türk müteahhitleri Kırgızistan’da 1 milyar dolar değerinde olan 93 proje gerçekleştirdi”
Burada bir konuşma gerçekleştiren TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde mesafeler alındığını ancak arzu edilen seviyelerin çok çok gerisinde olunduğunu ifade ederek, “Kırgızistan’da çeşitli sektörlerde 500’e yakın Türkiye sermayeli firma faaliyet gösteriyor. Bu firmalarımız, binlerce Kırgız kardeşimize istihdam sağlıyor. Türk müteahhitleri Kırgızistan’da bugüne kadar yatırım bedeli 1 milyar dolar civarında 93 proje gerçekleştirdi. Bu projelerle firmalarımız, Kırgızistan’ın bağımsızlığından itibaren hayata geçirdiği kalkınma hamlesine destek verdiler. Türkiye olarak firmalarımızın Kırgızistan’da 1 milyar doları aşan yatırımlarından gurur duyuyoruz. İnşallah bu yeni dönemde çok daha başarılı projelere imza atacağımıza inanıyorum” açıklamasında bulundu.
“Kırgızistan ile 5 milyar dolar ticaret hedefini gerçekleştireceğimize inanıyoruz”
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un ziyaretinde sırasında alınmış olan 1 milyar dolar ticaret hacmi hedefini aştıklarını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Şimdi belirlenen 5 milyar dolar ticaret hedefinin de gerçekçi olduğuna ve bunu da başaracağımıza inanıyoruz. Ticaret ve yatırım açısından pek çok imkanımız var Türkiye olarak İtalya ile Çin arasında en büyük sanayi üretim hacmine sahip ülkeyiz. Otomotiv, beyaz eşya, seramik ve konfeksiyonda Avrupa’nın ana tedarikçisiyiz. AB’nin kendi dışında, en çok otomobil ithal ettiği ülkeyiz. Avrupa birliğine 1 milyonun üzerinde araba satıyoruz. Karayolu taşımacılığında dünyada ikinciyiz. Turizmde Dünya’da en çok ziyaret edilen ilk 5 ülke arasındayız. Küresel müteahhitlik hizmetlerinde dünyanın önde gelen 250 firmasından 42’si Türkiye’dendir ve bu açıdan da dünyada ikinci sırada gelmekteyiz” ifadelerine yer verdi.
“Kırgızistan’la ticaret yapılırken Çin pazarı da göz ardı edilmemelidir”
Hisarcıklıoğlu, Kırgızistan’ın dost ve kardeş bir ülke olduğu vurgusunu yaparak, ” Kırgızistan’a yapacağınız yatırımlarda, ölçek sadece Kırgızistan pazarı değildir. Kırgızistan’a yapılan yatırımlar, Avrasya Gümrük Birliği sebebiyle çok daha geniş bir coğrafyaya ulaşmak demektir. Bu da 180 milyonluk bir pazar demektir. Kırgızistan’la ticaret yapılırken Çin pazarı da göz ardı edilmemelidir. Tabii ki, orta ve uzun vadeli vizyonumuzda, mutlak surette Türk devletleri teşkilatı bünyesinde, kendi gümrük birliğimizin kurulması olmalıdır. Kırgızistan, Bağımsız Devletler Teşkilatın coğrafyasında Dünya Ticaret Örgütüne üye olan ilk ülkedir. Son 30 yılda yeniden şekillenen Avrasya siyasi haritası bizlerin işbirliği içinde hareket etmesini zorunlu kılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Dünya’nın yeni düzeni içerisinde, Kırgızistan’ın Türkiye için ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu da sözlerine ekleyen Hisarcıklıoğlu, Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ortak dil, tarih ve kültür paydasının iki ülkeyi daha da yakın kıldığını aktardı.
“Kırgızistan gümrüklerinin modernizasyonu için de deneyimlerini aktarmak aktarmaya hazırız”
İki ülkenin yakınlığı doğrultusunda Kırgızistan’a desteklerinin devam edeceğini de vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “Kırgızistan gümrüklerinin modernizasyonu için de deneyimlerini aktarmak aktarmaya hazırız. Zira TOBB olarak biz, Türkiye’nin kara gümrük kapılarını modernize ederek ihracatçılarımıza önemli maliyet avantajı sağladık. Aynı şeyi burada da yapmaya hazırız. Lojistik alanında da ciddi işbirliği fırsatları vardır. İkili ticaretin artması için taşıma maliyetlerinin azaltılması lazım. Karayoluna alternatif ulaştırma imkanları geliştirilmeli ve bu çerçevede İpek Yolunun canlandırılması yeniden önem kazanmaktadır” ifadelerine yer verdi.
Orta Kuşağın kendileri için öncelikli tercih olduğunu da ifade eden Hisarcıklıoğlu, Hazar denizi, Karadeniz ve Akdeniz birbirine bağlanacağını, Türkiye’nin de küresel ekonomiye daha güçlü bir şekilde entegre olacağını söyledi. Diğer bir işbirliği alanı da Kırgızistan’da bulunan zengin su kaynaklarından elektrik üretimi olduğunu sözlerine ekleyen Hisarcıklıoğlu, Gerekli yatırım şartları tesis edildikten sonra, Kırgızistan’ın hidroelektrik potansiyelinin ekonomiye kazandırılması için ortak projeler geliştirebileceklerini ifade etti.
Program, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Kırgız Cumhuriyeti Kırgız Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı Akylbek Japarov’un konuşmalarıyla devam etti. – ANKARA
]]>Başkan Kurt’a ziyaretlerinde, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ayşe Ünlüce de eşlik etti.
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, ziyaretlerinde yaptığı konuşmada, Odunpazarı Belediyesi’nde çalışan işçilerin düzenli olarak maaşlarını aldıklarını belirterek, önceliğin çalışanların olduğunu söyledi. Geçmiş dönemlerde çalışan yerine müteahhitlerin gözetildiğini belirten Başkan Kurt, şunları kaydetti:
“Biz, müteahhitti de bitirdik. Şu an Odunpazarı belediyesinde çok büyük işler dışında, yasal olarak zorunlu bir biçimde müteahhit kullanmanın dışında tüm hizmetleri kendimiz yapıyoruz. Müteahhidimiz yok. Biz göreve gelmeden önce cenaze hizmetlerini, nakliye, servis işlerini bir müteahhit yapıyordu. Binek araçları bir müteahhit veriyordu. Biz bunların hepsini bitirdik. Müteahhit karı yasal olarak yüzde 25, yani yüz liralık iş yaparsanız 25 lira müteahhit kar etmek zorunda. Bizim bütün araçlarımız kiralıktı ve yakıt dahil kiralıktı. 8 saat çalışmak üzere bir program yapıyorlardı. Hiç bir araç 8 saat çalışmıyordu. Araç duruyordu. Kirası işliyordu. Ancak mazot tüketilmiyordu. Bu yıl yaptığımız tasarruflar neticesinde araçlarda kullanılan 250 bin litre mazotu tasarruf ettik. Düşünün bunun müteahhitte olduğunu 250 bin litre mazotun parası fazladan gitti. Şuanda mazotun ortalama 40 lira olduğunu düşünün. Tasarruf yaparak belediyenin bütçesini artıya geçirdik. Belediye olarak hiçbir ekonomik sıkıntımız yok. Paramız var. Ödemelerimiz düzgün ve çok ciddi yatırımlar yaptık.”
“TOKİ BAŞKANI ‘ADAM HAKLI’ DEDİ”
Odunpazarı’nda 10 yıldır belediye başkanı olarak görev yaptığını hatırlatan Başkan Kazım Kurt, şöyle devam etti:
“2010 yılında gecekondu önleme bölgesi ilan edilmiş. Erenköy’ün yarısı gecekondu önleme bölgesi sınırları içerisinde Öyle olduğu için o dönemin Odunpazarı Belediyesi burayı planlayamamış. Planlayamadığı için 2014’te göreve geldiğimizde önümüzde bulduk. TOKİ ile görüşmeler yaptık. TOKİ ile yaptığımız görüşmelerde bu bölgede yapılacak, yapılması hayal edilen konutlarla ilgili sözleşmelerin yanlış olduğunu gördük. Doğru sözleşme yapılmadan bu işin başlamasının mümkün olmadığını söyledik. Şu anda Fatih Belediye Başkanı olan kişi TOKİ’nin başkanıydı. Biz buradan bir teknik heyetle oraya gittik. Onların teknik heyetiyle toplantı yaptık. TOKİ başkanı bana dedi ki ‘sen niçin bu projeye karşı çıkıyorsun?’ diye sordu. Ben de anlattım. Niçin karşı çıkıyorum? Burada yapılacak cami nerede? Birinci etapta dedi. Okul nerede? Birinci etapta. Pazar yerleri de şurada. Park alanı nerede? Birinci etapta. Peki birinci etapta bunlar yapıldı mı? Yapılmadı. O zaman kimse kimseyi kandırmaz… Biz buradaki donatıların hepsini sağlam istiyoruz. Ben buraya halk merkezi, spor salonu, kültür merkezi yapacağım. Nereye yapacağım bunları dedim. Yer yok. Arsa yok. O zaman kusura bakmayın bu projeyi değiştirip doğrusunu yapın. Eyvallah birlikte yapalım. Ama en önemli şart şu. Ödemeler sabit olsun. TOKİ başkanı ‘adam haklı’ dedi. Doğru dürüst yapın dedi. Çekti gitti. Doğru dürüst bir şey yapılmadı. 5 yıl uğraştık. Ama ne yazık ki yaptıramadık.”
Odunpazarı Belediyesi olarak bir plan yaptıklarını ve TOKİ’ye dava açtıklarını anlatan Başkan Kurt, “Mahkeme planı iptal etti. Bir daha yaptık. Yine dava açtı. Yine iptal oldu. En sonunda AKP’li meclis üyelerine, yöneticilerine baskı yapa yapa, dava açtırmadan bir plan yaptık. Oy birliğiyle geçirdik. ve o bölgeyi planladık. Yani gecekondu önleme bölgesi olan bölgenin 5 binlik ve binlik planlarını yaptık. Ondan sonra imar uygulaması denilen bir şey var, arsaların birleştirilmesi işini de gerçekleştirdik. İlan ettik. Şu anda burası artık inşaat yapılabilecek hale geldi, ama TOKİ’siz çünkü TOKİ yapmıyor” diye konuştu.
“CUMHURİYET’İN 100. YILINDA ESKİŞEHİR’E BİR KADIN BELEDİYE BAŞKANI ÇOK YAKIŞACAK”
CHP Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Ayşe Ünlüce ise şöyle konuştu:
“Buraya geldiğimizde, Kazım Kurt başkanımızın dediği gibi, kendimizi evimizde hissediyoruz. Yılmaz hocamız 25 yıldır, Ahmet Ataç başkanımız 20 yıldır ve Kazım başkanımızın da 10 yıldır şehrimizi yönettiklerini görmek gurur verici. Verdikleri güzel şehir için teşekkür borçluyuz. Bu şehri korumak ve ileriye taşımak için güçlü bir ekip burada hazır. Eskişehir halkına da teşekkürlerimi sunuyorum. Genel sekreterlik görevim boyunca üç başkandan da çok şey öğrendim. Eskişehir’de doğdum ve hep bu şehirde yaşadım. Gündemde sıkça yer alan genel sekreterlik konusu üzerinde konuşuluyor. Genel sekreterlik, büyükşehirlerde belediye başkanından sonra gelir. Yaklaşık 6 bin personelimiz var ve onları yöneterek bugünlere geldik. Bence, Cumhuriyet’in 100. yılında Eskişehir’e bir kadın belediye başkanı çok yakışacak.”
]]>Mahmut Asmalı, Genç MÜSİAD tarafından “Global Harmony” temasıyla düzenlenen 8. Uluslararası Genç İş Adamları Kongresi’nde (UGiK) yaptığı konuşmada, iki yılda bir düzenlenen kongrenin, 2008’den bu yana çok istikrarlı bir şekilde gerçekleştirildiğini kaydederek, kongrenin Türkiye’nin en önemli etkinliklerinin başında geldiğini söyledi.
Yerli ve yabancı akademisyenler ile çok değerli iş insanlarının tecrübelerini paylaştığı kongrenin; gençlere, üniversite öğrencilerine, aile şirketlerinin yeni nesil üyelerine ve iş dünyasında yola yeni çıkmış girişimcilere de rehberlik etmeyi amaçladığını anlatan Asmalı, üzerinden 1 yıl geçen Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenleri ve yakınlarını andı.
Asmalı, “2023 yılı, böylesine büyük bir acıyla boynumuzu büktü. Yıl boyu kederliydik, hüzünlüydük ama hiç durmadan çalışmaya, gayret etmeye ve depremzede insanlarımızın ihtiyaçlarına gücümüz nispetinde yardımcı olmaya çabaladık. Bu çabalardan birisi de dün Kızılay ile birlikte gerçekleştirdiğimiz kütüphane ve mescit açılışlarımızdı. Aynı şekilde, bölgede bir sağlık ocağının temelini atıp, onu da inşallah çok kısa zamanda bölge insanının hizmetine sunmuş olacağız.” diye konuştu.
“Yahudi iş adamları ile yapılan ticareti etik bulmuyoruz”
Mahmut Asmalı, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarından bahsederek, kısa süre önce MÜSİAD ve Kızılay işbirliğiyle İsrail terörüne karşı direnen Filistinliler için Gıda Kolisi Yardım Kampanyası düzenlediklerini, zulüm gören Müslümanlara biraz da olsa destek olmanın herkesin boynunun borcu olduğunu ifade etti.
MÜSİAD olarak, Türkiye’de ve Filistin başta olmak üzere Müslüman dünyasında imkanları ölçüsünde çeşitli yardım faaliyetleri gerçekleştirdiklerini dile getiren Asmalı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fakat son zamanlarda görüyoruz ki yaptığımız tüm yardımları veya kampanyaları karalama yönünde birtakım çabalar var. Dolayısıyla, MÜSİAD ve üyelerini töhmet altında bırakan çeşitli söylemler ortaya çıkıyor. ‘Üyelerimizin İsrail devletiyle 7 Ekim’den bu yana ticaretini artırdıklarına ve orada bu zulüm yaşanırken para peşinde koştuklarına’ dair iddialar var. Filistin’de 10 milyona yakın, Yahudi işgali altında yaşayan Filistinli kardeşlerimiz var, dolayısıyla oradaki bütün yardım gemileri, ihtiyaçlar tamamen Filistin’in kontrolünde bölgeye giriyor, Filistinli tüccarlar orada iş yapmaya, oradaki halkın ihtiyaçlarını gidermeye devam ediyor. Oraya yapılan her ihracat Yahudi iş adamları ile yapılıyor anlamına gelmez. Bunun yanında bizler MÜSİAD olarak Yahudi iş adamları ile yapılan ticareti etik bulmadığımızı, bunu yapan iş adamlarımız varsa bunlara katılmadığımızı bir kez daha ifade ediyorum. Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin davası bizim kırmızı çizgimizdir, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ülkemizdeki samimi ve iyi niyetli gençleri Filistin davasına sahip çıkmaya teşvik ediyor, bu yolda destekliyoruz. “
“Genç MÜSİAD, aynı zamanda MÜSİAD’ımızın geleceğinin de teminatıdır”
Genel Başkan Asmalı, MÜSİAD’ın geleceğinin teminatı olan Genç MÜSİAD’ın, kurulduğu 2002 yılından bugüne dek yaptığı çalışmalarla, düzenlediği etkinliklerle ve kapsamlı faaliyetlerle her zaman vizyoner bir bakışa sahip olduğunu anlattı.
Bugün 8’incisi yapılan Uluslararası Genç İş İnsanları Kongresi’nin de bu öncü ve vizyoner adımların en güçlülerinden olduğunu dile getiren Asmalı, şunları kaydetti:
“Bu yıl, ‘Küresel Uyum’ temasıyla iş insanlarını, girişimcileri ve karar vericileri bir araya getiren kongremiz, inşallah ilerleyen dönemlerdeki iş yapış biçimlerimizi de etkileyecek ve bizleri işbirliği, uyum ve istişare zemininde bir araya getirecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde hazırlanan ‘Türkiye Yüzyılı’ başlıklı yol haritamız, eğitimden ticarete, bilimden spora kadar her alanda, manevi değerlerine bağlı, ne istediğini bilen, azimli ve çalışkan gençlerimize de yol gösterecektir. ve ben inanıyorum ki Genç MÜSİAD’ımız, bu vizyonla son derece uyumlu, etki değeri yüksek, öncü çalışmalar yapmaya devam edecektir. Genç MÜSİAD’ın bu dönem başlattığı Ticari Diplomasi Atölyesi de takdire şayan bir proje olarak dikkatimizi çekiyor. Adeta bir girişimcilik merkezi gibi çalışan Genç MÜSİAD’ımız sektöre yeni ticari diplomasi uzmanları katmak için beşeri sermayeye katkıda bulunacak kaliteli çalışmalar yapıyor.”
Mahmut Asmalı, bu vizyonla düzenlenen UGİK’in “Türkiye Yüzyılı” vizyonu için görev alacak gençleri şimdiden hazırlamayı hedeflediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“MÜSİAD, ana kadememiz ve gençlerimizle birlikte, bu büyük Türkiye yürüyüşü için, büyük dava yürüyüşümüz için şimdiden kollarını sıvıyor ve kendi yolunu açıyor. Çünkü bildiğiniz gibi, bizim davamız, ülkemizi ve milletimizi ihya etme davası. Bizim davamız, ülkemiz için bir olma, birlik olma ve beraber olma davası. Bizim davamız, kutlu bir davadır ve Hakkın rızasını kazanmaktır tek gayemiz. Bu davaya omuz veren, destek olan her bir MÜSİAD sevdalısı, aynı zamanda ülkemizin ve ümmetimizin kalkınmasına ve gelişmesine de büyük destek vermektedir. MÜSİAD bugünlere inançla, dava aşkıyla ve sabırla geldi. Allah’ın izniyle geleceği de çok çalışarak, azimle ve kararlılıkla birlikte şekillendireceğiz. Bir ve birlikte olarak kardan aydınlık gelecekler için çalışacağız.”
]]>Bursa’da yaşayan Afyonkarahisarlı iş insanları ve sanayiciler, 30 Ağustos 2023 günü Bursa Afyonkarahisarlı Sanayiciler ve İş Adamları Derneği’ni (AFSİAD)kurdu. Afyonkarahisar ve Türkiye için özel bir anlam taşıyan Zafer Bayramı’nda kurulan dernek kısa sürede 50’yi aşkın üyeyi bir araya getirdi. Bursa ve Afyonkarahisar arasında ticaret ve kültürel birlikteliği sağlamayı hedefleyen AFSİAD’ın ilk üyeleri gerçekleştirilen bir yemek organizasyonu ile rozetlerini taktı.
Programda konuşan Bursa AFSİAD Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı İlker Duran, “İçinde bulunduğumuz dünyada, global ölçekte ekonomik bir savaşın olduğunu görüyoruz. Böyle bir ortamda Afyonkarahisarlıların da herkesten fazla devletinin yanında olması gerektiğini düşündük ve Bursa AFSİAD’ı kurmaya karar verdik. Birbirinden kıymetli 9 iş insanımızın bulunduğu kurucular kurulumuzu oluşturduk. Afyonkarahisar ve Türkiye için çok büyük anlam taşıyan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 101’inci yıldönümünde Bursa AFSİAD olarak başvurumuzu yaptık ve derneğimizi kurduk” şeklinde konuştu.
“Her türlü çalışmayı ortak akılla yürüteceğiz”
İki şehir arasında ticari ve kültürel projeler üreterek Türkiye ekonomisine katkı sağlamayı hedeflediklerini belirten Duran, hiçbir sorumluluktan kaçmayacaklarını söyledi. Dernek çatısı altında yapılan her çalışmayı ortak akılla yürüteceklerini kaydeden Duran, “Bursa’da Yaşayan Afyonkarahisarlı iş insanı hemşehrilerimizi dernek çatısı altında bir araya getirerek, işbirliklerimizi güçlendirmek ve hem iki şehrin hem de dolayısıyla ülkemizin ekonomisine daha fazla katkıda bulunmak amacıyla bu yola çıktık. Ulusal kurtuluş mücadelemizin mihenk taşları olan iki şehrimizi bir araya getirecek ticari, sosyal, kültürel projeler hazırlayarak, işbirliklerini her alanda artırmayı planlıyoruz. Her türlü çalışmayı ortak akılla yürüteceğiz. Üretken, çalışkan Afyonkarahisarlı iş insanlarımızın Bursa’da ve Afyonkarahisar’da oluşturdukları katma değeri mümkün olan en üst seviyeye çıkaracak projeler üretmeyi hedefliyoruz. Dernek olarak hem ata topraklarımıza, hem de ailemizle birlikte memleketimiz olarak kabul ettiğimiz Bursa’mıza hizmet edeceğimiz için son derece heyecanlıyız. Sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Yönetim kurulumuzdaki her bir arkadaşım, tecrübe birikimlerini ve enerjilerini iki şehrimiz için de harcamak için büyük fedakarlık ve gayret gösteriyor. Afyonkarahisar’ın yatırım avantajlarını ve insanımızın çalışkanlığını, Bursa’nın son dönemde ivme kazanan yüksek teknoloji hamlesiyle buluşturmamız bölgemizin menfaatine olacaktır. Ayrıca iki kültürün ortak yönlerini daha fazla ortaya çıkarıp, bu birliktelikten doğacak sinerjiyi üretimde buluşturma amacındayız. Sizlerden aldığımız güçle 5 ay gibi kısa bir sürede üye sayımızı 50’ye çıkardık. Bu birlik ve beraberliğimizle Bursa iş dünyasında örnek gösterilen bir sanayici ve iş adamları olmayı başardık. Bundan sonra da el ele vererek birçok örnek projeyi hayata geçireceğimize inanıyorum” diye konuştu.
“Afyonkarahisarlı iş insanlarını bir araya getirmek istiyoruz”
Bursa’daki Afyonkarahisarlı sanayiciler arasında iletişimi kuvvetlendirmeyi istediklerini söyleyen Duran, “Bizler Bursa’da yaşayan Afyonkarahisarlı sanayici iş adamları olarak geçmişten bu yana böyle bir birliktelik sağlama noktasında bir düşüncemiz vardı. 30 Ağustos Zafer Bayramı olması hasebiyle dernek kuruluşumu gerçekleştirdik. Buradaki amacımız Bursa’da yaşayan Afyonkarahisarlı iş insanlarını bir araya getirmek, kendi içerimizde iletişimi daha geliştirmek. Aynı zamanda Bursa ile Afyonkarahisar’ın ticaret ve kültürel birlikteliliğini sağlamak için bu derneği kurduk. 5 ay gibi kısa bir süre içerisinde 50 üyemiz oldu. Bugün de ilk üyelerimizle kaynaşma anlamında bir gece tertip edelim istedik. Bugün de çok yoğun bir katılım var” dedi. – BURSA
]]>İstanbul’daki ofis piyasasına ve arz-talep dengesine ışık tutan ‘İstanbul Ofis Pazarı 2023 Genel Bakış 4’üncü Çeyrek Raporu’ yayımlandı. Raporda, merkezi iş alanı bölgelerinde yer alan A sınıf ofis binalarındaki boşluk oranının yüzde 13,2 olduğu kaydedilirken, A sınıfı ofis binalarındaki kira ortalamasının metrekare başına 24,7 dolar olduğu belirtildi.
Ekonomik dalgalanmaların, döviz kurunun, deprem risklerinin, küresel enflasyonun ve çalışma alışkanlıklarındaki değişimin İstanbul ofis piyasasına etkilerini ortaya koyan İstanbul Ofis Pazarı Genel Bakış 4’üncü Çeyrek Raporu yayımlandı. Gayrimenkul şirketi Propin tarafından hazırlanan raporda, güvenli ofis ihtiyacına yönelik talebin ofis boşluk oranlarını dip noktaya taşıdığı görüldü.
A SINIFI OFİSLERİN METREKARE KİRA ORTALAMASI 25 DOLARA DAYANDI
İstanbul Ofis Pazarı’nın 2023 dördüncü çeyrek dönemi özet verilerine göre, Merkezi İş Alanı (MİA) olarak tanımlanan bölgelerdeki A sınıfı ofis binalarındaki boşluk oranı yüzde 13,2, B sınıfı ofis binalarındaki boşluk oranı ise yüzde 9,2 oldu. MİA’da kira ortalaması A sınıfı ofis binalarında yıl boyunca yüzde 19’luk bir artışla metrekare başına aylık 24,7 dolar olarak ölçülürken, B sınıfı ofislerde metrekare başına aylık 10,1 dolar olarak belirlendi. MİA dışı bölgede Avrupa Yakası’nda A sınıfı ofis boşluk oranı yüzde 10,5 ve kira ortalaması metrekare başına 12,3 dolar seviyesindeyken, Anadolu Yakası’nda sırasıyla yüzde 10,6 ve 18,1 dolar oldu. Öte yandan yılın dördüncü çeyreğinde en yüksek kira, metrekare başına aylık 45 dolar ile Levent’te talep edildi.
“OFİS ALANLARI TALEBİNDE GÖZLE GÖRÜLÜR BİR ARTIŞ YAŞANDI”
Rapora ilişkin değerlendirmelerini paylaşan Propin Kurucu Ortağı Ebru Ersöz, “2023 raporu, ofis pazarındaki dönüşümlerin yalnızca ekonomik koşullara bağlı olmadığını, doğal afetlerin de pazar dinamiklerini etkileyebileceğini bir kez daha gösterdi. 6 Şubat depremlerinin ardından güvenlik endişeleri ve depreme dayanıklı ofis talepleri, pazarın şekillenmesinde etkili oldu” dedi.
Enflasyonist ortamın ve artan kira maliyetlerinin olumsuz etkilerine rağmen, yüksek ofis talebinin dikkat çektiğini belirten Ersöz, “Tüm koşullara rağmen işletmelerin modern, güvenli ve iş sürekliliği taahhüt eden ofis alanlarına yönelik talebinde gözle görülür bir artış yaşandı. 2023 ofis boşluk oranlarının, ağırlıklı olarak yılın son iki çeyreğinde gerilediğini görüyoruz. MİA A sınıfı ofis binalarındaki boşluk oranı, yılın ikinci yarısında yüzde 15,4 ile son 10 yılın en düşük seviyesine geriledi. MİA dışı bölgede Anadolu Yakası’ndaki boşluk oranı ise son 5 yılda yarı yarıya azaldı. MİA’da maliyetlerin yeni zirveler kaydettiği bu dönemde, gelişmekte olan ofis bölgelerindeki yeni ofis stoku da kullanıcı ihtiyaçlarını karşıladı. Örneğin Kağıthane, 2023 yılında gerçekleştirilen en büyük 5 kiralama veya kurumsal satın alma işleminden üçüne ev sahipliği yaparak, yükselen iş alanları arasındaki yerini teyit etti” diye konuştu.
“ARTAN TALEBE RAĞMEN YENİ OFİS ARZININ SINIRLI KALDI”
Ekonomik koşullar, finansmana erişimde zorluk, döviz kurları ve inşaat maliyetlerindeki artış gibi faktörlerin yeni ofis arzına engel oluşturduğunu belirten Propin Kurucu Ortağı Aydan Bozkurt ise “Yatırımcıların yap-sat modelini uygulayabilecekleri konut ve türevi gayrimenkul projelerine yöneldiğini açıkça görebiliyoruz. İstanbul’daki ofis stoku, geçtiğimiz yıl yaklaşık 435 bin metrekarelik bir artışa işaret eden Batı Ataşehir menşeli büyümeyle kısmi bir artış yaşadı. Artan talebe rağmen yeni ofis arzının sınırlı kalması, kira rakamlarının 2023’te de yükselişini beraberinde getirdi. Ayrıca 2023’te daha fazla ofis binası liste fiyatlarını dolar cinsinden açıkladı. Tüm zorlu koşullara rağmen 2023’te İstanbul’da yaklaşık 279 bin metrekare ofis alanında kiralama ve kurumsal satın alma işlemi tamamlandı. Çoğunlukla küçük ve orta ölçekli ofis alanlarında yaşanan bu hacimin içinde MİA’nın payı 83 bin metrekare seviyesindeydi” ifadelerini kullandı.
Pazarda tamamlanan en büyük ofis kiralama işleminin 22 bin metrekare büyüklüğünde olduğunu kaydeden Bozkurt, “Kapanan her dört işlemden birinin MİA dışında ve Anadolu Yakası’nda olması da dikkat çekici bir sonuç olarak öne çıktı. Şirket olarak tek yetkili aracılık hizmeti verdiğimiz Ümraniye 19’da yaklaşık 11 bin metrekarelik ofis alanında yapılan kurumsal satın alma, bölgenin en büyük hacimli işlemi oldu” dedi.
“İSTANBUL OFİS PAZARININ 7,4 MİLYON METREKARE BÜYÜKLÜĞE ULAŞACAĞINI ÖNGÖRÜYORUZ”
Yeni ofis projelerine ait verilerle hazırlanan stok görünümüne de değinen Bozkurt, “Yeni ofis arzının daraldığı bir yılı geride bırakırken, mevcut projelerden hareketle 2027 sonuna kadar İstanbul ofis pazarının 7,4 milyon metrekare büyüklüğe ulaşacağını öngörüyoruz. Bu dönemde, mal ve proje sahiplerinin iş dünyasının beklentilerine karşılık verebilme, çevresel faktörlere duyarlılık gösterme ve modern ofis alanları sunma eğilimleri, pazar rekabetinin de belirleyici unsurları olacak. Bu dinamik ortam, sektör paydaşlarını sosyal ve çevresel değişimleri değerlendirmeyi teşvik edecek. Şirket olarak yeni yılda yerel seçim ve pazardaki mevcut koşulların etkilerini gözlemlemeye, müşterilerimizi beklentilerine yanıt verebilen ofis alanlarıyla buluşturmaya ve sektörün genel gidişatını yıllık raporlarımızla özetlemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>Sanayi işletmeleri son dönemlerde çırak ve usta bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Gençlerin sanayiye karşı ilgisizliği nedeniyle piyasada yetiştirecek çırak olmamasından yakınan ustalar, bugünlerde yetişen çırak sayısının azalması nedeniyle ilerleyen dönemlerde usta sayısının azalmasından endişe ediyor. Çırak olmadığı için bütün iş yükünü kendi başına üstelenen sanayiciler, gelen çıraklara ise meslek öğrenmeyi amaçlamadıkları ve sadece para kazanmak istediklerini öne sürerek tepki gösterdi. Ailelerin de sanayiye karşı olumsuz bir bakış açısı olması nedeniyle eski çırak kültürünün kalmadığından bahseden ustalar çırağın çekirdekten yetiştirilmesi gerektiğine vurgu yaparak meslek liselerine ve çıraklık okullarına gereken önemin gösterilmesini istedi.
“Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam kalmadı”
Sanayici Doğan Türkmenci, yetiştirecek çırak bulamamaları nedeniyle bulundukları durumdan şikayetçi olduklarını belirtti. Gelen çırakların da 1-2 gün burada çalışıp, mesleği öğrenemeden bıraktığını dile getiren Türkmenci, “Eskisi gibi değil. Çekirdekten yetiştirme kalmadı. Çırakların bu işleri öğrenmesi için sanayide çalışması lazım. Yetiştiremediğimiz zaman biz kendimiz çalışmak zorundayız. Çıraklığı yap, ustalığı yap, adamın arabasının parçasını getir. Hepsine git gel yapıyoruz. Biz bu konuda çok sıkıntıdayız. ya bu okulları komple bitirecekler, ya da ilkokuldan veya ortaokul bitirenler bu çıraklığa başlayacak. İşi öğrenecekler ya da bu işler bitecek. 16 yaşındaki adam bu işi öğrenmiyor. Geliyor, senin yanına anca takımı getiriyor. Parasını alıyor, işine bakıyor. Sonra da çekip gidiyor ve böyle kalıyor. Ben 20-25 senedir bu işle uğraşıyorum, yanımda çırak yetiştiremiyorum. Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam da kalmadı” dedi.
“Çırak yok ki usta yetişsin”
Motorcu İsmail Ünlüce, çırak sorunun sanayinin en büyük sorunlarından birisi olduğunu söyledi. Gelen çırakların okuldan olduğunu, onların da çok durmadığını ifade eden Ünlüce, “Zaten onların çalışma gibi bir amaçları yok. Bu sene ben meslek lisesinden 4 defa çırak aldım ama çocuklar çalışmıyor, devamsızlıkları çok oluyor. Eskiden bir kültür vardı, çıraklar alt yapıdan yetişiyordu. Şu anda artık çırak olayı da kalmadı. Gelen çocuklar çalışmıyor. Çırak yok ki usta yetişsin. Çıraklar gelmiyorlar, çalışmıyorlar. Yazın geliyorlar. Aslında yaz dönemlerinde 3 aylık tatilde ya da ara tatillerde gelenler vardı, artık onlar da gelmiyorlar. O çırak kültürü kalmadı” şeklinde konuştu.
“Gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı”
Sanayideki çoğu kişinin aksine çırak sıkıntısı yaşamayan usta Ahmet Çelikel ise meslek liselerine gereken önemin verilmediğinden bahsederek şu şekilde konuştu:
“Komşu esnaflardan duyduğumuz kadarıyla bir çırak sıkıntısı mevcut. Yani okullarda yetişen eleman az. Anladığımız, duyduğumuz kadarıyla okullardaki eğitim seviyesi biraz düşükmüş. Yani tam bir eğitim alamıyorlar. Meslek liselerine eskisi gibi önem verilmiyor, stajyer öğrenci gelmiyor. Ondan dolayı böyle bir sıkıntı yaşanıyor. Bir de yeni nesil gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı. Gelecek yıllarda usta da bulunmayacak. Yavaş yavaş bu şekilde problemler doğacak. Biz dışarıdan bir eleman aldık, onu çıraklık okuluna kaydettirdik ve oradan eğitimini devam ettiriyor. Haftada 1 gün eğitime gidiyor, onun haricinde bizim burada duruyor ve kendimiz eğitimini veriyoruz. Zaten insanlar artık kolay para kazanma peşindeler. Yani kimse buradaki soğuğu çekerek çalışmak istemiyor. Bunu aileler de istemiyor. Bundan dolayı da kimse sanayiyi tercih etmiyor.” – ESKİŞEHİR
]]>İzmir’de yükümlüler okulları yeni döneme hazırlıyor
İZMİR – Denetimli Serbestlik Yasası kapsamında yaklaşık 200 yükümlü, İzmir’de düzenlenen proje ile yarıyıl tatilinde 5 ilçede okulları boyuyor, temizliyor ve tadilat işlerini yapıyor.
Karşıyaka Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün yargı alanında bulunan Karşıyaka, Çiğli, Menemen, Aliağa ve Foça ilçelerinde, yükümlülerin cezalarının bir kısmının kamuya yararlı işlerde çalıştırılarak tamamlanması kararlaştırıldı. Yaklaşık 200 yükümlü arasından seçilen 50 kamu çalışma yükümlüsü, 2 ekip halinde günde 4 saat olmak üzere, Karşıyaka ilçesinde bulunan Mürşide Altınçubuk Ortaokulu’nu boyayıp, gerekli temizlik, bakım ve onarım işlemlerini yapıyor. Yükümlüler, işlemleri ikinci dönem eğitimine yetiştirmek için hummalı çalışmayı sürdürüyor.
“Öğrencilere ayrı motivasyon katacak”
Boyama ve tadilat işlerini yerinde takip eden Karşıyaka Denetimli Serbestlik Müdürü Orhan Kaykaç, “Eğitim öğretime 19 ocakta eğitime ara verilmesi nedeniyle bu ara vermeyi öğrencilerimiz için verilen bu molayı fırsat değerlendirerek okullarımızı bu 2 haftalık süreçte ikinci yarı yıla hazırlamak istedik. Yaklaşık 50 kamu çalışma yükümlümüz ile özellikle Karşıyaka ve menemen ilçelerinde bulunan ve ivedi ihtiyacı bulunan okullarımızı ilçe milli eğitim müdürlüklerimiz ile birlikte tespit ettik. Arından bu okullarımızı daha hijyenik ve bakımlı yapabilmek ve böylece çocuklarımızın haftaya okullarına başladıklarında yenilenmiş ve temizlenmiş olarak okullarını bulmalarının, onlara ayrı bir motivasyon katacağına düşünerek; temizlik bakım onarım ve boya işlemleri için çalışmaya başladık” ifadelerini kullandı.
Projenin hakkında görüşlerini de aktaran Kaykaç, sözlerine şu ifadeleri de ekledi;
“Kamu yararına çalışma yükümlülüklerini, kanunlarla ihtilafa düşmüş kişilerin topluma verdikleri zararı yine toplum için çalışarak ödemeleri, toplum içerisinde vicdani bir rahatlamaya sebep oluyor. Aynı zamanda yükümlülerimizin yeniden suç işlemesini engelleyeceği etkenleri güçlendirmek, topluma karşı üretken, toplumsal kurallara karşı sorumlu bireyler olmasını sağlaması adına projeyi çok önemsiyoruz.”
“İkinci döneme geçmemizde büyük katkı sağladılar”
Düzenlenen projenin faydalı olduğunu aktaran Mürşide Altınçubuk Ortaokulu Müdürü Üves Kozak ise “Okulumuz güçlendirmeden çıkması sebebiyle; 15 günlük tatilde kamu yararı cezası almış yükümlülerimizin, okullarda yardım amaçlı çalışması için okulumuz önerildi. Bu süreçte 15 gün boyunca yükümlü arkadaşlar özverili çalışmayla okulumuza çok destek oldular. Yükümlü arkadaşlar boya, tadilat işlerine bizlere destek oldular. Sınıf ve bahçe temizliğinde de çalışmalarını yaptılar. İkinci döneme geçmemizde büyük katkı sağladılar. Bu tip projelerin daha sıklıkla olmasını istiyoruz” dedi.
“Gençler ve çocuklar geleceğimiz”
Yaptığı iş sebebiyle mutlu olduğunu ifade eden yükümlü, “Çevre düzenlemesi, boya ve badana gibi işlemleri yapıyoruz. Günde 4 saat çalışıyoruz. Gayet mutluyuz. Gençler ve çocuklar geleceğimiz. Gereken ne ise sonuna kadar yapmaya hazırız. Okulların açılmasına az bir zaman kaldı. Bu sebeple hızlı bir şekilde hareket ediyoruz” diye konuştu.
Öğrenciler için ellerinden geleni yaptıklarını ifade eden bir diğer hükümlü, “Böyle bir sosyal proje içerisinde bulunmaktan çok mutluyuz. Burada küçük kardeşlerimize faydamız dokunabildiyse ne mutlu bize. Böyle sosyal projeler olduğu sürece biz gönüllüyüz. Bahçe bakımları yapıldı, şu anda boyama işlemleri yapılıyor. Çevre düzenlemesini, iç ve dış temizliklerini de yapıyoruz. Elimizden geleni yapıyoruz” cümlelerini aktardı.
]]>6 Şubat depremlerinin 1. yılında ANKA Haber Ajansı, Adıyaman’da… Depremzede tütün işçisi Suna Polat, çocuğunun tedavisi için para bulamadığını belirterek, “Ankara’da tedavi olacak, param yok ki göndereyim. Akşam beni arıyor, diyor ki; ‘para gönder ilaç alayım.’ Param yok ki göndereyim” dedi. Polat, seçim dönemi siyasi partilerin oy için yaptıklarını anlatarak, “Bir oy için bizi evden kaldırırlar demezler ki bu engellidir bu hastadır bizi götürürler ama oğlum için belki bin defa devletin kapısına gittim bir işe katmadılar. Devletten hiçbir şey beklemiyorum, biz de deprem bölgesinde ölelim devlet de sevinsin. Biz bu rezilliğin içindeyiz. Sahipsiziz” diye konuşuyor. Kent merkezindeki mezarlıkta, tahta mezar taşlarına hırkaların, montların, ceketlerin sarıldığı görülüyor.
Türkiye’de, 6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki depremle sarsıldı. Ardından saat 13.24’te merkez üssü Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi olan 7,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem daha meydana geldi. Depremler, 11 ilde yıkıma neden oldu. Yaklaşık 13 milyon yurttaşın etkilendiği depremlerde Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde resmi açıklamalara göre; 53 bin 537 kişi yaşamını yitirdi, depremlerden 11 ilde 14 milyon kişi etkilendi.
ANKA Haber Ajansı, depremin 1. yılında deprem bölgesini gözlemledi, depremzedelerle görüştü, 1 yıl önce olduğu gibi onların sorunlarını dinledi.
Adıyaman’da tütün işçiliğiyle yaşamlarını idame ettirmek zorunda kalan kadınlar sorunlarını aktardı. 50 yaşındaki tütün işçisi Suna Polat, tütünü “Kilo ile yapıyoruz, 8 liraya” diyerek günde ancak 20 kilo yapabildiğini belirtti.
Polat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Bize 1 yıl müsaade verin” sözlerine ise “Toplamadılar” yanıtı verdi. “Biz devletten öyle bir şey bekliyoruz ama yok hiçbir desteği olmuyor sadece bir engelli maaşım var. Bin 800 lira. Şimdi 2 bin 500’e çıkardı sanki ne yapmış” diye serzenişte bulunan Polat, oğlunun hasta olduğunu ve parası olmadığı için tedavi ettiremediği belirterek şunları söylüyor:
“ANKARA’DA TEDAVİ OLACAK, PARAM YOK Kİ GÖNDEREYİM”
“Ankara’da tedavi olacak, param yok ki göndereyim. Akşam beni arıyor diyor ki para gönder ilaç alayım, param yok ki göndereyim. 26 yaşında daha işi yok…Devletten bekliyorum benim oğluma sahip çıksınlar. Çalmadığım kapı yok hiçbiri yardım etmiyor…Müdürün (Adıyaman İŞKUR) yanına gittim dedim oğlumu bir işe katın ne olursun Allah rızası için yine yapmadılar. ‘Tamam yenge sen eve git yaparız.’ Böyle devletten hiçbir şey beklemiyorum.”
“BİR OY İÇİN BİZİ EVDEN KALDIRIRLAR DEMEZLER Kİ BU ENGELLİDİR BU HASTADIR BİZİ GÖTÜRÜRLER… DEPREM BÖLGESİNDE ÖLELİM DEVLETTE SEVİNSİN”
Polat, seçim dönemleri siyasi partilerin kendilerinden oy istedikleri için her şeyi yaptıklarını ancak kendilerinin ihtiyaçları olduğunda kimseyi bulamadıklarını belirterek, “Bir oy için bizi evden kaldırırlar demezler ki bu engellidir bu hastadır bizi götürürler ama oğlum için belki bin defa devletin kapısına gittim bir işe katmadılar. Devletten hiçbir şey beklemiyorum, biz de deprem bölgesinde ölelim devlette sevinsin. Biz bu rezilliğin içindeyiz. Sahipsiziz” dedi.
“HASTAYIM AKŞAMA KADAR BURADA ÇALIŞIYORUM BU SOĞUKTA, KIŞTA KOLAY DEĞİL. BİR OĞLUM OKULA GİDİYOR DOĞRU DÜRÜST PARA YOK Kİ BEN CEBİNE KOYAYIM”
63 yaşındaki ikinci tütün işçisi Saadet Yılmaz, hasta olduğunu ancak çalışmaya mecbur olduğunu ifade ederek, “Tütün yapıyorum kilosu 8 lira. Kazanamıyoruz. Durumlar kötü, üzüntü vardı evde bir şey yoktu. Oğlum da kaza yaptı Allah yardım etsin, geldi bizimle oturdu iş güç yok. İki aileyiz zorla geçinebiliyoruz. Her şey pahalandı geçim zor. Hastayım akşama kadar burada çalışıyorum bu soğukta, kışta kolay değil. Bir oğlum okula gidiyor doğru dürüst para yok ki ben cebine koyayım” diye konuştu.
“HEPSİ GİTTİLER, DEPREMDEN BAHSETMEYİN”
68 yaşındaki Hatice Sadık; depremde oğlunu, gelinin, torununu ve gelinin kardeşini kaybettiğini anlatırken göz yaşlarına hakim olamayıp, “Hepsi gittiler, depremden bahsetmeyin” dedi.
“HER GÜN HER GÜN AYNI O DAKİKAYI YAŞIYORUM. O DEPREMİ YAŞIYORUM”
“65 yaş aylığı” aldığını belirten Sadık, “2 bin lira ne eder?” diye sordu. Depremin yarattığı etkiyi unutamadığını vurgulayan Sadık, “Her gün her gün aynı o dakikayı yaşıyorum. O depremi yaşıyorum. Çocuğumu hatırlıyorum. Başımı yastığa koyamıyorum” dedi.
Tütün işçiliği yaparken gözlerinin mikrop kaptığını söyleyen depremzede, “Bıraktım. 7 liradan 8 liradan kilosu, pisliği çoktur, ilaçlıydı ben de hastalandım” dedi.
MEZARLIKLARA SARILMIŞ MONTLAR, HIRKALAR…
Adıyaman’daki deprem gerçeğini gösteren bir başka yer ise kent merkezindeki mezarlık. Depremzedeler, yaşamını yitiren yakınlarının defnedildiği mezarlığı, günün farklı saatlerinde ziyaret ediyor. Ailelerin, yakınlarının tahtadan yapılmış mezar taşlarına mont, hırka, ceket veya kazak sardıkları görülüyor. Bazı mezar yerlerine ise Türk bayrağı asılmış. Adıyamanlı birçok depremzede bunun artık bir ritüele dönüştüğünü ver günün her saatinde mezarlıkta ziyaretçi bulunduğunu söylüyor.
]]>Bakan Işıkhan, Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde düzenlenen SGK ve İŞKUR İl Müdürleri İstişare Toplantısı’na katıldı.
Toplantının açılışında konuşan Işıkhan, Türkiye siyasi tarihinde ilk kez tecrübe edilen iki aşamalı bir seçim sürecinin ardından yeni kabineyle 8 aylık bir çalışma dönemini geride bıraktıklarını söyledi.
Bu süre zarfında, hem çalışma hayatı hem de ülke adına çok önemli adımlar attıklarını belirten Işıkhan, asgari ücret, 7. Dönem toplu sözleşme müzakereleri, memur ve emeklilerin aylıklarında yapılan artışlar, destekler ve deprem yardımları gibi birçok icraatı hayata geçirdiklerini belirtti.
“Attığı her adımda sürekli hedef büyüten bir Türkiye olarak, artık önümüzde daha büyük hedefler bulunmaktadır” ifadesini kullanan Işıkhan, “Hamdolsun ki artık, üç beş yıllık değil, 100 yıllık planlar yapan, sahip olduğu potansiyelin ve öz değerlerin farkına varan, görüş mesafesini gittikçe artıran, gelecek ufkunu sürekli genişleten bir Türkiye var. Başta bakanlığımız olmak üzere tüm kamu kurumlarımızın gelecek politikaları bakımından mihenk taşı olarak gördüğümüz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın mimarı olduğu Türkiye yüzyılı hedefimiz var. Yediden yetmişe ülkemizin her bir ferdinin bu hedefe odaklanması, bu vizyonun farkındalığını taşıması önem arz ediyor. ” diye konuştu.
“Deprem bölgesi şehirlerini canlandırmak için çalışmaya devam edeceğiz”
Bakan Işıkhan, üç gün sonra birinci yıl dönümünü idrak edecekleri “asrın felaketi”nin acısını her daim yüreklerinde hissettiklerini ifade ederek, bu felakette kurum çalışanları dahil binlerce canı yitirdiklerini belirtti.
Böyle zamanların sosyal devlet olmanın kıymetinin çok daha iyi anlaşıldığı, şefkat ve merhamet medeniyeti olmanın anlamının çok daha iyi idrak edildiği zamanlar olduğunu vurgulayan Işıkhan, “Her zor zamanımızda olduğu gibi yine yaralarımızı birlikte saracağız, birbirimize tutunarak ayağa kalkacağız ve bu güçlü dayanışmayla ayakta kalacağız. Çünkü biz Türkiye’yiz. Bilhassa deprem bölgesi şehirlerimizi bir an önce canlandırmak için var gücümüzle çalıştık, çalışmaya da devam edeceğiz. Bu doğrultuda bugüne kadar yaptığımız tüm çalışmaları daha da güçlendirerek hedefimize yürüyeceğiz. Gayretimizi, motivasyonumuzu daha da arttırarak üreteceğiz.” diye konuştu.
Bakan Işıkhan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının artık kendine ‘yüzyıl vizyonu’ kazandırmış bir ülkenin mihenk taşlarından biri olduğunu, bütün icraatlarını bu hakikatin farkındalığıyla gerçekleştirdiğini belirtti.
“SSK emeklilerimiz için 6 Şubat’ta, Bağ-Kur emeklilerimiz için 7 Şubat’ta fark ödemelerini gerçekleştireceğiz”
Işıkhan, dünyaya rol model olan, sürekli takip edilen, gıptayla bakılan ve örnek alınan bir sosyal güvenlik sistemini yönettiklerini söyledi.
Sosyal Güvenlik Kurumunun 85 milyon vatandaşın güvencesi, umudu ve geleceğinin teminatı olduğunu vurgulayan Işıkhan, “Sosyal güvenlik noktasında vatandaşlarımızı koruma altına alan, çalışma hayatında kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan ve haklarını, sağlıklarını, emekliliklerini, ölüm sonrasında ise eş ve çocuklarını koruma altına alan büyük bir şemsiyedir. Aynı zamanda kurumumuz, devlet ile vatandaş arasındaki bağı ve vatandaşlarımızın devletimize olan güvenini sağlayan kurumdur.” ifadelerini kullandı.
Işıkhan, il müdürleri başta olmak üzere tüm SGK çalışanlarının insanlarla iletişimi, milletin ihtiyaç ve taleplerine yaklaşımı ne kadar şefkatli ve problem çözme odaklı olursa, vatandaşlarla aralarındaki bağın da o denli gelişeceğini vurgulayarak, “2024 yılının ilk yarısı için emekli aylıklarındaki zam oranını tüm emeklilerimiz için yüzde 49,25’te eşitledik. Bu gece itibarıyla söz konusu karar Resmi Gazete’de yayımlandı. SSK ve Bağ-Kur emeklilerimiz ile hak sahiplerinin aylık fark tutarlarını ödemeye başlayacağız. SSK emeklilerimiz için 6 Şubat’ta, Bağ-Kur emeklilerimiz için 7 Şubat’ta fark ödemelerini gerçekleştireceğiz.” dedi.
“Türkiye artık üretilene tabi olmayı değil üreten olmayı tercih etmektedir”
Son yıllarda alanında çok başarılı projelere imza atan en önemli kuruluşlarından birinin hiç şüphesiz kamu istihdam kurumu, Türkiye İş Kurumu olduğunu vurgulayan Işıkhan, İŞKUR’un istihdam ve çalışma hayatında bir dünya markası haline geldiğini söyledi.
İŞKUR’un dünyada parmakla gösterilen ve sürekli takip edilen bir iş ve işçi bulma sistemini temsil ettiğini ifade eden Işıkhan, şöyle devam etti:
“Hükümetimizin son yıllardaki en önemli gündem maddesi, yatırım, üretim ve istihdam dengesine dayalı büyüme politikasıdır. Türkiye artık üretilene tabi olmayı değil üreten olmayı tercih etmektedir. Yerli ve milli sanayimiz başta olmak üzere her alanda özgünlük ve bağımsızlık temel şiarımızdır. Hamdolsun bunu başarmak adına çok ciddi adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz. Bu atılımların doğal bir sonucu olarak daha fazla istihdam, daha nitelikli iş gücü ve daha müreffeh yaşam şartları vatandaşlarımız adına en temel hedefimiz olmuştur. Her geçen gün büyüyen ekonomimiz, siz idarecilerimizin başarılı çalışmaları ve uyguladığı politikalar sayesinde istihdamımıza da olumlu şekilde yansımaktadır.”
“Türkiye Yüzyılı’nı emeğin, üretimin ve istihdamın yüzyılı yapmakta kararlıyız”
Politikalar ve uygulamalar sayesinde, vatandaşların geleceğe yeni fırsatlar, yeni heyecanlar ve yeni umutlar çerçevesinde baktığını dile getiren Bakan Işıkhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın defaatle dile getirdiği gibi güçlü bir ekonomi ve güçlü bir toplumlarının olduğunu söyledi.
Işıkhan, “Türkiye’yi kur ve enflasyon oyunlarıyla teslim almaya çalışanlara verilecek en büyük cevap, devlet-millet el ele mücadele etmek ve istihdama katılarak müreffeh bir toplum olma yönünde çalışmaktır” ifadesini kullanarak, mücadelenin en büyüğünün ise 7’den 70’e her bir ferdin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapması olduğunu vurguladı.
Güçlü çalışma hayatı, güçlü yarınlar ve Türkiye Yüzyılı için el ele verip çalışacaklarını vurgulayan Işıkhan, Türkiye Yüzyılı’nı emeğin, üretimin ve istihdamın yüzyılı yapmakta kararlı olduklarını belirtti.
Işıkhan, kayıt dışı istihdamı ve işsizliği azaltıp, istihdamı, girişimi ve güçlü sosyal güvenlik sisteminin hizmet kalitesini artırmaya devam edeceklerini dile getirerek, “Her daim hükümetimizi, bakanlığımızı ve ülkemizi temsil etmenin bilinciyle, milletimizin devletine olan güvenini artıracak daha başarılı çalışmalara, el ele, gönül gönüle, hep birlikte imza atacağız.” dedi.
]]>Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, bu akşam X hesabından yaptığı açıklamayla istifa ettiğini duyurdu. CHP Genel Başkan Yardımcıları Yalçın Karatepe, Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut, CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç ve İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, X hesaplarından Erkan’ın istifasını değerlendirdi.
KARATEPE: GİDECEĞİ BELLİ İDİ
CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin paylaşımı şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı H. Gaye Erkan’ın istifa etmesi sürpriz değil. Erdoğan, güçlü bir biçimde sahip çıkmamıştı. Gideceği belli idi. Bilinmeyen şey, zamanlamasıydı. Yerine gelecek olanın da pek farklı işler yapması beklenmiyor. Ekonomi yavaşlamaya, işsizlik ve yoksulluk ise artmaya devam edecektir.”
BULUT: MERKEZ BANKASI’NA BAŞKAN DAYANMIYOR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut da paylaşımda şunları kaydetti:
“Merkez Bankası’na başkan dayanmıyor. Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan görevden affını istedi, istifa etti.
Mehmet Şimşek, kendini hala etkili ve yetkili bakan sanıyor. Merkez Bankası’nın yeni başkanı ‘önerisi doğrultusunda’ atanacakmış. Herkes biliyor ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde her şeye karar veren ‘tek bir adam’ var, gerisi lafügüzaf.”
KARABAT: BU İSTİFANIN ESAS SEBEBİ, ENFLASYON HEDEFİNİN TUTMAYACAK OLMASIDIR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ise Erkan’ın istifasını şöyle değerlendirdi:
“Hafize Gaye Erkan’ı getiren Mehmet Şimşek’ti. Geçen yıl haziran ayında göreve gelmesinin ardından Şimşek ile Erkan’ın bazı konularda anlaşamadıkları kulislerde konuşulmaya başlandı. Erkan’ın TCMB Başkanlığı’nın ötesinde siyasi hedefleri olduğu belirtiliyordu. Ahmet Hakan’a röportaj, bardağı taşıran son damlaydı. ‘Rasyonel zemin’ dedikleri, ekonomi yönetiminin kişisel hırslarından başka bir şey değildi. Burada suçlu sadece Hafize Gaye Hanım görülmesin. Evet, o çok yanlış işler yaptı, makamını şahsi çıkarı için kullandı. Ama Mehmet Şimşek de uyumsuz politikalar yürüttü. Enflasyon sadece TCMB’nin para politikası ile olacak iş değildi. Mehmet Şimşek, bütçe disiplinini sağlayamadı. Devasa bütçe açığı verdi. KDV’yi yüzde 18’den yüzde 20’ye çıkardı.
Bir de Anayasa’nın rafa kaldırılması, AKP’nin hukuk tanımazlığı var. Can Atalay kararı ile siz hiçbir yatırımcıyı ikna edemezsiniz. Bu şartlarda Hafize Gaye Erkan’ın faiz politikası nasıl işe yarayacaktı? Bu istifanın esas sebebi, enflasyon hedefinin tutmayacak olmasıdır. Suçlu sadece Hafize Hanım değil, aynı zamanda Mehmet Şimşek başta olmak üzere AKP’nin ileri gelenleridir. Ülke Arjantin’e dönüşmek üzereyken Hafize Gaye Erkan, durumu fark edip erkenden çıkıp gitmiştir. TCMB’nin kurumsal kimliği ve itibarı, AKP sayesinde iki paralık olmuştur. Merkez Bankası, adeta başkan öğütme makinesi haline gelmiştir. TCMB’nin başına artık kim gelirse gelsin, ekonomi politikaları dikiş tutmayacaktır.”
GENÇ: EKONOMİNİN TEK YÖNETİCİSİ ERDOĞAN’DIR, KİMİ GETİRİRLERSE GETİRSİNLER DİKİŞ TUTMAZ
CHP Kayseri Milletvekili Genç de paylaşımında şunları kaydetti:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan istifa etti. Merkez Bankası’nın son 5 yılda dördüncü başkanı istifa etti. Ülkemizde artık bakanlar, bürokratlar istifayla değil af talebi ile görevden ayrılıyor. Sayın Cumhurbaşkanı, bir süredir sessizliğini koruduğu Merkez Bankası tartışmalarına tepkisini bu şekilde mi veriyor? Ekonomi yönetimi ne Merkez Bankası’nda ne de Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndadır. Ekonominin tek yöneticisi Erdoğan’dır. Merkez Bankası’ndaki bu istifa, Erdoğan’ın talebidir. Kimi getirirlerse getirsinler dikiş tutmaz.”
ZORLU: SİYASİ İKTİDAR, BİR KEZ DAHA TÜRK MİLLETİNİN EKONOMİK MENFAATLERİNİ VE SAYGINLIĞINI TEHLİKEYE DÜŞÜRMÜŞTÜR
İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’nun Erkan’ın istifası üzerine yaptığı paylaşım da şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan affını istemiş… 7 aylık serüven, yüzde 8,5 faiz ile başlandı, yüzde 45 ile son buldu. Peki kötü giden ekonominin gerçek sorumluları ne yapıyordu? Çok açık ki siyasi iktidar, liyakatli atama yapma mesuliyetini burada da yerine getirememiş ve bir kez daha Türk milletinin ekonomik menfaatlerini ve saygınlığını tehlikeye düşürmüştür. Bu yanlış sürecin sorumluları hesap vermek zorundadır. Zira asıl zarar gören milletimiz olmuştur.”
]]>Alpu Belediyesi’nde çalışan Süreyya Naldemir, kendisi gibi belediyede çalışan babasına uygulanan mobbing ve iş yerinin değiştirme kararına itiraz etti. 2023 yılının Temmuz ayında emekli olan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabii ve engelli olduğunu iddia ettiği babasının yeri değiştirilerek ilçeden uzak bir mahallede belediyeye ait bir koyun çiftliğinin bekçisi tayin edildiği için duruma itiraz eden Süreyya Naldemir, yine iddiasına göre kendisinin ödenmemiş geçmiş dönem maaşlarını da icra yoluyla almaya çalıştı. İcra yolunu kullanması üzerine Naldemir, iddiasına göre Alpu Belediye Başkanı’nın özel kalemi, kendisini işten çıkarmak ile tehdit etti. Bir süre sonra ise işten çıkarılan Süreyya Naldemir, belediyeye dava açtı. Mahkeme tarafından işe dönmesine hükmedilen Naldemir, karara rağmen işine geri dönemediğini belirtti.
“Beni işten çıkarttılar, babamı farklı yerlere sürdüler”
Babasına uygulanan mobbing ve belediyeden alacaklarını alma yöntemi hakkında Süreyya Naldemir, “Babama, mobbing uygulamalarından ve farklı yerlere sürdüklerinden dolayı babam hakkını savunamadığı için, ben babamı savundum. Bunun sonrasında beni işten çıkarmakla tehdit ettiler. Daha sonrasında geçmiş dönemde maaş alacaklarım varken, ben bunu haciz işlemine koyduğum için Alpu Belediye Başkanı’nın özel kalemi tarafından, ‘neden haciz işlemine koydun’ diye tehdit edildim. Sonrasında icra çekmediğimden dolayı beni işten sorgusuz sualsiz çıkardılar. Alpu Belediye Başkanı Gürbüz Güller, beni işten çıkardı. Arabuluculuk devreye girdiği zaman da ‘Ne biz onu işe alırız ne de haklarını veririz’ gibi ithamda bulunuldu. Ben de dava açmak zorunda kaldım. Dava açtıktan sonra bir buçuk yıl gibi bir süre oldu. Sonunda davayı kazandım. Ama hala işe geri alınmadım. Babam hiçbir sorun yaşamadı, emeklilik süresi dolduğu için yaşından dolayı çalışma hakkı vardı. Bizde babam durumunu hep arz ettiğinde işte farklı yerlere gitmemesi gerektiğinde babam Bu arada devlet memuru engelli olduğu için ben babamı savunduğumdan dolayı böyle oldu babam gibi diğer 9 insanın hakkında bir şey yapmadılar sırf babamla uğraştılar. Beni işten çıkarttılar, babamı farklı yerlere sürdüler. Bu farklı sürüldüğü yerlerde çoban bekçiliği farklı farklı işlere görevlendirildi. Babam devlet memuru 657’ye tabiydi ama şu an babam zaten temmuz ayından itibaren 2023 yılı temmuz ayından itibaren emekli oldu. Bunların Fevziye Mahallesi’nde koyunların olduğu bir çiftlik var. Büyükşehir Belediyesi’ne ait yere gece bekçisi olarak görevlendirdiler. Taşeron işçi olarak çalışıyordum. Farklı farklı işlere zaten beni de oralara sürüyorlardı, mobbing uyguluyorlardı” dedi.
“Mahkemeyi kazandım hala beni işe almıyorlar”
Süreyya Naldemir konuşmasına şöyle devam etti:
“Ben en son olayda babamı Bozan Mahallesi’ne gündüz bekçisi olarak görevlendirdiler. Babam en son savunmaya girdiğim zaman özel kalem tarafından, ‘fazla uzatma işte başkan böyle uygun görüyor. Babanı Han gibi bir yerlere sürgün göndeririz’ gibi laflar etmişlerdi. Bu yüzden, ben de eski alacaklarımdan dolayı, haciz işlemi başlattığımdan dolayı, ‘Sen haciz işlemini geri almazsan seni işten çıkarırız’ gibi ithamlarda bulundular. Ben de onlara ‘Beni çıkarmanızda bir gerekçe yok. Ne gösterip de beni işten çıkaracaksınız’ dediğim zaman, ‘Bize çalışan adama gerek yok’ diye ithamda bulundular ve beni o zaman çıkarttılar. İşten çıkarılmamla alakalı dava açtım. Dava sonucunda mahkemeyi kazandım. 25 Ocak tarihinde en son ihtar sürecim vardı. İhtar sürecim dolduktan sonra hala beni işe almıyorlar. Ben görevime geri dönmek istiyorum.” – ESKİŞEHİR
]]>“Kadın Girişimcilerimizle Güçlü Yarınlara” programı, Bakan Kacır ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın katılımıyla gerçekleştirildi.
Kacır, etkinlikteki konuşmasında, sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınma için hayatın her alanında kadınların varlığının önemine işaret etti.
Kadınların bilimde, teknolojide, girişimcilikte pek çok Avrupa ülkesindeki kadınlardan daha fazla temsil edilerek, önemli başarılara imza attıklarını dile getiren Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“Öğretim üyelerimizin yüzde 46’sını oluşturan 85 bin kadın bilim insanımız, AR-GE, inovasyon ve yenilikçilik kültürümüzün gelişiminde öncü rol üstleniyor. Girişimcilik ekosistemimizden çıkan, milyar dolar değerlemeyi aşan 7 teknoloji girişimimizin, Turcorn’umuzun, 4’ü kadın girişimciler tarafından kuruldu. İnsansız hava araçlarında dünya lideriysek, yerli ve milli otomobilimizi yollara çıkardıysak bu, kadınlarımızın alın ve akıl teriyle, azmi, çalışkanlığı ve kararlılığıyla mümkün olmuştur.”
Kacır, “Türkiye Yüzyılı”nda, “Tam Bağımsız Türkiye”ye giden yolu kadınlarla inşa ettiklerini belirterek, TEKNOFEST’i düzenledikleri ilk yıl kadın yarışmacı sayısının yüzde 17 olduğuna, 2023’te bu oranın yüzde 40’lara ulaştığına dikkati çekti.
“Teknoloji sevdalısı kadınlar yıldan yıla artacak”
Teknoloji sevdalısı kadınların yıldan yıla artacağına inandığını dile getiren Kacır, kadınları, gençleri, engellileri, toplumun tüm kesimlerini iş gücüne dahil ederek, onlara fırsat eşitliği sunarak, onların hayallerine, hedeflerine giden yolu açarak “Türkiye Yüzyılı” hedeflerine ulaşabileceklerini söyledi.
Kacır, kadınların üretime ve iş gücüne aktif katılımlarını kıymetli bulduklarına işaret ederek, “Doğru fırsatları sunduğumuzda kadınların büyük engelleri aşmak adına ne kadar kararlı olduklarını görüyoruz. Değerlendirilmeyen potansiyelin etkin hale gelmesi ve yeni iş sahaları oluşturmanın en önemli yolu, kadın girişimcilerden ve kadın istihdamından geçiyor.” diye konuştu.
Kadın girişimcilere destekler
Bakanlık olarak kadınları, iş dünyasındaki liderlik yolculuğunda, tüm gayretleriyle desteklemeyi sürdürdüklerinin altını çizen Kacır, KOSGEB programlarıyla kadın istihdamına öncelik verdiklerini ve kadın girişimcilere pozitif ayrımcılık uyguladıklarını anlattı.
Kacır, sağladıkları desteklere ilişkin ise şu bilgileri verdi:
“Mikro ve Küçük İşletmelere Hızlı Destek Programı’yla son iki yılda 56 bin 654 kadını istihdam ederken, 49 bin 500 mikro ve küçük işletmeye, kadın istihdamı için, 14 milyar liranın üzerinde destek ödemesi verdik. Geleneksel ve İleri Girişimcilik programları ile son 10 yılda 70 bin kadın girişimcimize, 13 milyar lira destek verdik. KOBİ Finansman Destek Programı ile 6 bin 36 kadın girişimcimize 1,8 milyar liralık finansman sağladık. Kadın Girişimciliği İnisiyatifi’ni başlattık, kalkınma ajanslarımızın 2024 önceliğini ‘Kadın İstihdamı ve Kadın Girişimciliği’ teması olarak belirledik. Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı kapsamında kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımının sağlanması amacıyla yürütülen ve hedef kitlenin kadınlar olduğu 202 projeye, 1,5 milyar lira destek verdik. Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı kapsamında hedef kitlesi kadınlar olan 4 projeyi 302 milyon lirayla destekledik. Projeler kapsamında çağrı merkezi, tekstil kent projesi ve jeotermal sera kurulmasını sağladık. Kadın istihdamını güçlendiren, kadınlarımızın sosyal yaşamlarını iyileştiren 390 projeye, kalkınma ajanslarımızla, 580 milyon lira destek verdik.”
Deprem bölgesindeki kadınlar
Deprem bölgesindeki kadınların iş gücüne ve toplumsal hayata yeniden katılmaları için de çalışmalarını sürdürdüklerinin altını çizen Kacır, kurdukları atölyelerle, sosyal satın alma programlarıyla, kadın kooperatifleri destekleriyle kadınların istihdamını, sosyal ve ekonomik kalkınmalarını ve girişimcilik ekosistemindeki konumlarını güçlendirdiklerini söyledi.
Kacır, “Deprem Sonrası KOBİ’lerin Canlanması Projesi”nde kadınlara ait işletmelere ödemelerde öncelik sağladıklarını belirterek, “Program kapsamında, 4 bin 900 kadın işletmecimize destek ödemesi yaptık. Bizler, kadınlarımızın hayatın her alanında daha görünür, daha aktif olması için elimizden geleni yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
İki protokol imzalandı
Öte yandan iki bakanlık arasında “Kadın Girişimciliğinin Geliştirilmesine Yönelik İş Birliği Protokolü” ve “Bilimsel Araştırma-Geliştirme, Yenilik ve Bilimsel Etkinlik İş Birliği Protokolü” imzalandı.
“Kadın Girişimciliğinin Geliştirilmesine Yönelik İş Birliği Protokolü” ile kadınların toplumsal yaşamdaki konumlarını güçlendirdiklerini vurgulayan Kacır, kadın girişimcilerin yatırım teşviklerinden ve KOSGEB desteklerinden faydalanmalarını kolaylaştırdıklarını anlattı.
Kacır, kalkınma ajansları ve bölge kalkınma idareleri aracılığıyla rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunduklarını ve proje destekleri sağladıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Protokolle, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile sahada ortak projelerin geliştirilmesi doğrultusunda işbirliği içinde olmaya devam edeceğiz. ‘Bilimsel Araştırma-Geliştirme, Yenilik ve Bilimsel Etkinlik İş Birliği Protokolü’ ile de koruma ve bakım altındaki çocuklarımızı, engelli ve yaşlı bireylerimizi, şiddet mağduru kadınlarımızı ve beraberindeki çocukların, psikolojik, sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimlerini desteklemeyi amaçlıyoruz. Yapay zeka ve insan işbirliğiyle görme engelli kullanıcılara anlatım hizmeti sunan uygulama geliştiren kadın yarışmacımız, İzmir’de düzenlediğimiz TEKNOFEST’te, ‘Engelsiz Yaşam Teknolojileri’ yarışmasında birinciliği kazandı. Yarışmacımızın tasarladığı mobil uygulama, bugün 40’a yakın ülkede kullanılıyor. Biliyoruz ki ‘Milli Teknoloji Hamlesi’, engelleri aşanların omuzlarında yükselecektir. 85 milyon vatandaşımızın her birinin teknoloji geliştirme, üretme, değer katma yolculuğunda yanında olmayı sürdüreceğiz.”
]]>ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapabileceği beklentisi pay piyasalarını yukarı yönlü desteklemeyi sürdürüyor.
New York borsasında S&P 500 ve Dow Jones endeksleri artan risk iştahıyla rekor kapanışlarını sürdürürken, Nasdaq endeksi de dün, son 2 yılın en yüksek kapanışını gerçekleştirdi.
Fed’in yarın politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, ilk faiz indirimine ne zaman başlayacağına ilişkin belirsizlikler varlığını koruyor.
Buna göre, para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın martta yüzde 50 ihtimalle faiz indirimlerine başlayabileceği öngörülürken, martta da politika faizinin sabit bırakılması halinde mayıstaki toplantıda indirime gidileceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Analistler, bununla birlikte ülkede bugünden itibaren makroekonomik veri takviminin yoğunlaşacağını kaydederek, iş gücü piyasalarına yönelik verilerden alınacak sinyallerin de varlık fiyatları üzerinde etkili olmasının beklendiğini ifade etti.
Ülkede bilanço sezonunun da devam ettiğini hatırlatan analistler, bugün piyasa değeri yaklaşık 5 trilyon dolar olan Google’ın ana kuruluşu Alphabet ve Microsoft’un finansal sonuçlarını açıklamasının beklendiğini bildirdi.
Analistler, söz konusu şirket finansal sonuçlarından alınacak sinyallerin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini belirtti.
Tahvil piyasalarında dün alış ağırlıklı bir seyir izlenirken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi şu sıralarda yüzde 4,05 seviyesinde bulunuyor.
Dün gerileyen tahvil faizlerinden de destek alan altının ons fiyatı 2.033 dolarla son 15 günün en yüksek kapanışını gerçekleştirirken, yeni günde yatay bir seyir izliyor.
Brent petrolün varil fiyatı dün 3 günlük yükseliş eğilimini sonlandırırken, şu sıralarda 82,2 dolardan alıcı buluyor.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 1,12, S&P 500 endeksi yüzde 0,76 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,59 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün karışık bir seyir öne çıkarken, bugün bölge genelinde açıklanacak büyüme verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Analistler, Avrupa ve İngiltere merkez bankalarının güvercin adımlara ne zaman başlayacaklarına yönelik belirsizliklerin varlık fiyatları üzerinde etkili olduğunu kaydederek, bugünkü büyüme verilerinin bölge ekonomilerinin durumuna ilişkin sinyal verebileceğini ifade etti.
Almanya’nın geçen yılın son çeyreğinde yıllık yüzde 0,4 daraldığının öngörüldüğünü belirten analistler, Avro Bölgesi’nin yüzde 0,1’le sınırlı da olsa büyüdüğünün tahmin edildiğini bildirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,12 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,48 gerilerken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,09 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne yükselişle başladı.
Asya’da piyasalar Çinli gayrimenkul şirketi Evergrande’ye ilişkin haber akışıyla karışık bir seyir izliyor.
Evergrande’nin mahkeme kararıyla tasfiye edilmesi Asya’da risk iştahını olumsuz etkilerken, Çinli elektrikli otomobil üreticisi BYD’nin finansal sonuçlarının beklentileri karşılayamaması da satış baskısının derinleşmesine neden oldu.
Analistler, ülkede yüksek seyreden risk algısının tahvil talebinin artmasına sebep olduğunu kaydederek, Çin’in 10 yıllık tahvil faizinin 2022’den bu yana en düşük seviyeyi test ettiğini bildirdi.
Öte yandan, bugün Japonya’da açıklanan verilere göre işsizlik yüzde 2,4’e geriledi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2 yükselirken, Güney Kore’de Kospi endeksi yatay seyretti. Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,8 geriledi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı seyrini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,50 değer kazancıyla 8.471,70 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün yüzde 0,1 artışla 30,3463’ten günü tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,3600 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Türk lirası (TL) mevduata geçişin desteklenmesi amacıyla yeni bir adım attı. ?
Buna göre, kur koruması sağlanan hesaplar için zorunlu karşılık oranlarının 6 aya kadar olan vadelerde yüzde 30’dan yüzde 25’e indirilmesine, yabancı para cinsinden mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu ve kıymetli maden depo hesapları hariç) için tüm vadelerde TL cinsinden tesis edilen ilave zorunlu karşılık oranının yüzde 4’ten yüzde 8’e yükseltilmesine karar verildi.
Söz konusu düzenlemelerle TL mevduata geçişe yönelik adımlar güçlendirilirken, miktarsal sıkılaştırma sürecine devam edildiği belirtildi.
Analistler, bugün yurt içinde ekonomik güven endeksi, yurt dışında ise Avro Bölgesi ve Almanya’da büyüme ile ABD’de JOLTS açık iş sayısı başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.500 ve 8.700 seviyelerinin direnç, 8.250 ve 8.100 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, ocak ayı ekonomik güven endeksi
12.00 Almanya, 4. çeyrek GSYH
13.00 Avro Bölgesi, 4. çeyrek GSYH
13.00 Avro Bölgesi, ocak ayı tüketici güven endeksi
17.00 ABD, kasım ayı konut fiyat endeksi
18.00 ABD, aralık ayı JOLTS açık iş sayısı
18.00 ABD, ocak ayı CB tüketici güven endeksi
]]>Bodnar, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğinde AA muhabirine, Türkiye-Ukrayna ilişkileri ve Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye ile Ukrayna’nın 3 Şubat 1992’de diplomatik ilişkilerini tesis ettiğini ve bu süreçte birçok başarı sağlandığını aktaran Bodnar, ikili ilişkilerin 25 Ocak 2011’de Stratejik Ortaklık Seviyesi’ne yükseltildiğini hatırlattı.
Bodnar, mevcut siyasi duruma işaret ederek, “Çok önemli olayların eşiğinde bulunduğumuz bu dönemde, özü itibarıyla çok güçlü ve çok önemli bir stratejik ortaklık geliştiriyoruz.” diye konuştu.
“Çok güçlü bağlarımız var”
Türkiye ile Ukrayna arasında “özel bir ortaklık” olduğunu anlatan Bodnar, karşılıklı olarak pasaportsuz seyahat imkanı ve vatandaşların üç ay boyunca vizesiz Türkiye veya Ukrayna’da kalabilmesini bu ortaklıklara örnek gösterdi.
Bodnar, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan önce Türkiye ile Ukrayna arasında Serbest Ticaret Anlaşması (SAT) imzalandığını, bu anlaşmanın 2024 yılında uygulanmaya koyulmasını umduklarını söyledi.
İki ülkenin turizm alanındaki işbirliğine de değinen Büyükelçi Bodnar, savaştan önceki dönemde çok sayıda Ukraynalının Türkiye’yi ziyaret ettiğini ve bunun turizm alanında en önemli başarılardan biri olduğunu aktardı.
Bodnar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin “güçlü bir ilişkiye sahip” olduğu değerlendirmesini yaparak, “korkunç savaş” döneminde Türkiye’nin çok güçlü desteğini hissettiklerinin altını çizdi.
Savaştan sonra Türkiye’de yaşayan çok sayıda Ukraynalının arasında birçok yetim çocuğun bulunduğunu anlatan Bodnar, “Dolayısıyla çok güçlü bağlarımız, çok önemli işbirliklerimiz ve çok verimli bir geleceğimiz var, çünkü aynı zamanda gelecek için, yeniden yapılanma için, birlikte çalışmak için, uluslarımızın yararı için birlikte çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bodnar, iki ülke arasında gelenek, kültür, mutfak gibi çok fazla konuda benzerlik olduğunun, Ukrayna’da çok sayıda Türk vatandaşının yaşadığının altını çizerek, iki ülkenin aynı zamanda Karadeniz kültür mirasını da paylaştığını, Osmanlı mirasından gelen pek çok ortak noktaları bulunduğunu belirtti.
Türk iş dünyasının Ukrayna’daki etkisi
Büyükelçi Bodnar, Türk şirketlerinin Ukrayna’daki etkisine atıfta bulunarak, “Türk iş dünyası çok cesur, savaşa rağmen Türk işletmeleri Ukrayna’da büyümeye devam ediyor.” diye konuştu.
Türk şirketlerinin Ukrayna’da “çok iyi iş” yaptığını vurgulayan Bodnar, Türk firmalarının çeşitli alanlardaki varlığına işaret etti ve diğer firmaları da Ukrayna’ya davet etti.
Bodnar, Türkiye ve Ukrayna’dan üst düzey katılımlarla ülkesinin yeniden yapılanması konusunda gelecek hafta İstanbul’da bir forum düzenlenmesinin planlandığını, bu toplantının şirketleri Ukrayna’ya çekmek için önemli olduğunu kaydetti.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın iş dünyası için risk oluşturduğuna ve yeniden inşa sürecinin önemine işaret eden Bodnar, “Savaştan sonra pazarın istekli tüm şirketler için tamamen açık olacağına inanıyoruz. Projeleri hayata geçirmek ve Ukrayna’nın yeniden inşasına yatırım yapmak isteyenler için gerekli koşulları yaratacağız.” diye konuştu.
Bodnar, savaşın başlamasının ardından Türk yetkililerin, Ukrayna’ya destek verdiğini ve barış için çalışmalarda bulunduğunu söyleyerek, Türkiye’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy tarafından ortaya konan “Barış Formülü”nün toplantılarına katılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.
“Karadeniz Tahıl Girişimi için minnettarız”
Türkiye’nin çabalarıyla Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda hayata geçirilen Karadeniz Tahıl Girişimi’nin gıda güvenliği konusundaki önemine ve Türkiye’nin buradaki konumuna da değinen Bodnar, “Karadeniz Tahıl Girişimi, Türk diplomasisinin başarılarından biriydi ve bunun için gerçekten minnettarız.” değerlendirmesinde bulundu.
Bodnar, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin önemli getirilerine vurgu yaparak, “Çoğunlukla Ruslar tarafından yayılan, tahılın ihtiyacı olan ülkelere gitmediğine dair pek çok ses duyduk ama bu doğru değil.” dedi.
Tahılın belirli bir miktarının Türkiye’ye teslim edildiğini ve burada işlendiğini kaydeden Bodnar, bunların Afrika ve Asya ülkelerine yollandığını da aktardı.
Büyükelçi Bodnar, “Ukrayna’dan Tahıl” isimli girişimlerinin de olduğunu belirterek, ortaklarıyla birlikte ihtiyaç sahibi ülkeler için çalıştıklarının altını çizdi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin “işlevselliğine” dikkati çeken Bodnar, Rusya’yı bu girişimin dışına çıkmak ve yaptırımları devre dışı bırakmakla suçladı. Ukrayna Büyükelçisi, “Şimdi Ukrayna gıdasının uluslararası pazarlara ulaştırılması için daha elverişli koşulların yaratılmasına yönelik olası fırsatlar üzerinde çalışalım.” diye konuştu.
Bodnar, Ukrayna limanlarından, Türk boğazları üzerinden uluslararası pazarlara güvenli rotalar oluşturulduğunu kaydederek, Türkiye’ye Karadeniz’deki mayın temizleme çalışmaları için teşekkür etti.
Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki güncel duruma değindi
Savaştaki güncel duruma da değinen Bodnar, “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı söz konusu. Biz toprağımızı, vatanımızı ve halkımızı savunuyoruz.” diye konuştu.
Bodnar, Ukrayna’nın savaştaki durumunu “Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki bağımsızlık mücadelesine” benzeterek, Ukrayna’ya yardım yapan ülkelere teşekkür etti ve Türkiye’nin de savaşın başından itibaren ülkesine yardımda bulunduğunu kaydetti.
Rusya’nın askeri ekipman açısından üstün olduğunu dile getiren Büyükelçi Bodnar, “Eğer müttefiklerimiz tarafından teslim edilen 100 tank ile Ruslar tarafından cepheye teslim edilen 2 bin tankı karşılaştırırsanız, bu yetersiz bir karşılaştırma olur.” ifadelerini kullandı.
Bodnar, Ukrayna’ya yardımların devam edeceğine inandıklarını vurgulayarak, “Ancak her ülkenin kendi çıkarları olduğunu, kendi sorunları olduğunu ve şu anda ABD’de gördüğümüz gibi kendi sıkıntıları olduğunu anlıyoruz. Avrupa Birliği (AB) içindeki tartışmaları da görüyoruz.” dedi.
Bu durumun Ukrayna’yı etkilediğine işaret eden Bodnar, “Bunun Ukrayna’daki durum üzerinde etkisi var, ancak yine de Ukraynalı askerlerin morali üzerinde etkisi yok ve bizde herhangi bir tavize yol açmıyor. Dolayısıyla, Ukrayna’ya dayatılacak olan Batı’nın ya da Doğu’nun iradesi değildir. Bu sadece Ukrayna halkının topraklarımızı savunma iradesidir ve geleceği onlar belirleyecektir.” diye konuştu.
Bodnar, Ukrayna’nın, barış görüşmelerine başlamak için “Rusya’nın güçlerini geri çekmesini” istediğini vurgulayarak, çekilme olmadan yapılacak bir anlaşma halinden savaşın devam edebileceğini ya da birkaç yıl içinde yeniden çıkabileceğini savundu.
Ukrayna’nın savaşta başarılı olması durumunda bunun Türkiye’nin de çıkarına olacağını, Karadeniz’in daha istikrarlı, daha güvenli ve ekonomik işbirliği için daha uygun hale geleceğini söyleyen Bodnar, ülkesini “Türkiye’nin dostu” olarak tanımladı.
Bodnar, Türkiye ile Ukrayna’nın teknoloji ve savunma sanayisinin de dahil olduğu çeşitli alanlarda işbirliği içinde olduğunu sözlerine ekledi.
]]>ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapabileceği ihtimaliyle New York borsasında S&P 500 ve Dow Jones endeksleri kapanış rekoru kırarken, Asya’da satış baskısı yeni günde etkili oluyor.
ABD’de dünkü veriler ekonominin güçlü kalmaya devam ettiğine işaret ederken, Japonya’da enflasyonun hız kesmesi piyasalarda soru işaretlerini artırdı.
ABD’de Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2023’ün ekim-aralık döneminde yıllıklandırılmış olarak yüzde 3,3 artış göstererek yüzde 2’lik beklentilerin üzerinde gerçekleşti.
Geçen yılın son çeyreğinde Fed’in tercih ettiği enflasyon göstergesi olan kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi ise yüzde 1,7’lik artış kaydetti. Gıda ve enerji harcamalarının hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi ise aynı dönemde yüzde 2 ile piyasa beklentilerine paralel arttı.
ABD’de enflasyonun hız kesmesine karşın ekonomik aktiviteden alınan olumlu sinyaller ekonomide “yumuşak iniş” ihtimallerini artırırken, para piyasalarındaki fiyatlamalarda ABD Merkez Bankası’nın (Fed) martta faiz indirimlerine başlayabileceğine yönelik tahminler yeniden güç kazandı.
Söz konusu gelişmelerle, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yaklaşık 6 baz puan gerilemesinin ardından yeni günde de düşüş eğilimini sürdürerek yüzde 4,10’a indi.
Emtia tarafında Brent petrolün varil fiyatı gelecek dönemde talebin güçlü kalabileceği öngörüleriyle yüzde 2’nin üzerinde değer kazanırken, yeni günde 81,7 dolardan alıcı buluyor.
Altının ons fiyatı ise önceki kapanışın yüzde 0,2 artışla 2.023 dolarda seyrediyor.
Öte yandan, dünyanın en büyük mikroçip üreticilerinden Intel’in geçen yılın son çeyreğinde elde ettiği gelir yüzde 10 artışla beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Buna karşın, şirketin ilk çeyreğe ilişkin projeksiyonundaki tahminlerin piyasa beklentilerinin altında kalması vadeli işlem piyasalarında satış baskısının artmasına neden oldu.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,18 artarken, S&P 500 endeksi yüzde 0,53 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,64 yükselerek kapanış rekoru kırdı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif seyirle başladı.
Avrupa borsalarında İtalya hariç dün sınırlı da olsa alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) üç temel politika faizini de sabit bıraktı.
ECB Başkanı Christine Lagarde toplantı sonrası yaptığı açıklamada, ECB’nin Yönetim Konseyinde faiz indirimlerini konuşmak için “erken olduğu” konusunda fikir birliği olduğunu belirtti.
Kısa vadeli ekonomik göstergelerin zayıf kaldığını ifade eden Lagarde, ekonomide orta vadede bir iyileşme görüleceğini ve ekonominin en önemli yansıması olan iş gücü piyasasının da oldukça güçlü kalmaya devam ettiğini vurguladı.
Lagarde, Avro Bölgesi’nde enflasyon oranlarındaki genel düşüş eğiliminin sürdüğünü kaydederek, kısıtlayıcı para politikasının reel ekonomi üzerinde kapsamlı bir etki oluşturmaya devam ettiğini anlattı.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,11 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,10 yükselirken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,60 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif bir seyirle başladı.
Asya’da piyasalar yeni günde karışık bir seyir izlerken, Japonya’da açıklanan enflasyon verileri Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) gelecek dönem politikalarına ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ocakta yüzde 1,6 artışla beklentilerin oldukça altında kalırken, analistler, enflasyondaki yavaşlamanın BoJ’un normalleşme adımlarını öteleyebileceğini ifade etti.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,52 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,5 gerilerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Güney Kore’de Kospi endeksi ise yüzde 0,5 yükseldi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,98 değer kazancıyla 8.169,89 puandan tamamlarken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politika faizini 250 baz puan artırarak yüzde 45’e çıkardı.
TCMB’den yapılan duyuruda, “Kurul, dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine ulaşıldığını ve bu düzeyin gerektiği müddetçe sürdürüleceğini değerlendirmiştir.” ifadeleri yer aldı.
Dolar/TL, dün yüzde 0,1 artışla 30,2542’den günü tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,3110 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Almanya’da tüketici güven endeksi ve ABD’de kişisel gelirler ve harcamalar verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.250 ve 8.350 seviyelerinin direnç, 8.100 ve 8.000 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya, ocak ayı GfK tüketici güven endeksi
16.30 ABD, aralık ayı kişisel gelirler ve harcamalar
]]>İŞSİZLİK Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümündeki ilk 6 madde, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Teklifin kabul edilen 5’inci maddesiyle birlikte en düşük emekli aylığı 7 bin 500 liradan 10 bin liraya çıkarılacak.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında, çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeler içeren ‘İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşmek üzere toplandı. Teklif hakkında gruplar adına konuşmalar yapıldı. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grubu adına söz alan Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, teklifle birlikte SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarının memur emeklisinin alacağı zam oranına eşitleneceğini söyleyerek, “Kanun teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonunda eklenen 7’nci maddesiyle maaş artış oranının yüzde 42,57 olması düzenlenmiş, dün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın verdiği müjdeyle de bu oranın memur emekli aylığı artış oranıyla eşitlenerek yüzde 49,25 olacağı açıklanmıştır. Böylelikle, vereceğimiz önergenin kabulüyle yaklaşık 13 buçuk milyon SSK ve BAĞ-KUR emeklisinin de 2024 yılı ilk yarısı için maaş artış oranı yüzde 49,25 olacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak emekli aylıklarının artırılması konusunda yapılan düzenlemeyi destekliyoruz; emeklilerimiz ile dul ve yetimlerinin aylıklarında artış sağlayan her kararın yanındayız” dedi
CHP’Lİ AĞBABA: EMEKLİNİN ZAMMI CEBİNE GİRMEDEN ERİMİŞ DURUMDA
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ise SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına yapılan zammın yüzde 49,25’e çıkarılmasını seçim teşviki olarak niteleyerek, “Siz, ‘Emekliye 3 mü yapsak, 5 mi yapsak?’ diye tartışırken, yıl başından bugüne maalesef iğneden ipliğe zam geldi. Çaya yüzde 35, şekere yüzde 12, kahveye yüzde 25, mutfak tüpüne 45 TL zam geldi. Köprüye, motorlu taşıtlar vergisine, benzine, her şeye zam geldi. Maalesef, emeklinin zammı cebine girmeden erimiş durumda. Sayenizde yeni bir iş kolu açıldı; birkaç yıldan beri ‘etiket değiştirici’ diye marketlerde etiket değiştiren insanlar var, yeni bir iş kolu açılmış durumda. Maalesef, Türkiye’nin yaşamış olduğu durum bu. Şimdi, seçimden bu yana hem iktidar partisi hem iktidar partisinin küçük ortağı emeklilerle ilgili çeşitli vaatlerde bulunuyorlar. 9 aydır hepimizin, hepsinin, herkesin ağzından söz çıkıyor, ‘Emekli zammı için çalışıyoruz, emekliye zam yapacağız’ diye ama maalesef 9 aydan beri gele gele 2 bin 500 TL bir zam geldi. Sadece 2 bin 500 TL zam geldi, 2 bin 500 TL’nin ne anlamı var? Bunu da sizin vicdanlarınıza bırakıyorum” diye konuştu. Ağababa, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılıncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
AK PARTİ’Lİ KURT: KANUN TEKLİFİ İLE ÖNEMLİ AVANTAJLAR SAĞLANMIŞ OLACAKTIR
Gurubu adına söz alan AK Parti Adıyaman Milletvekili Resul Kurt, teklifle beraber bir yandan işletmelerde istihdamı artırıcı, bir yandan da işveren maliyetlerini dengelemek suretiyle uluslararası rekabete kaynak sağlandığını kaydetti. Yine, kanun teklifiyle beraber asgari ücret desteğinin de getirildiğini aktaran Kurt, “2016 yılından bu yana yüksek oranda artan, enflasyon üzerinde artan asgari ücretin işveren maliyetlerini dengelemek ve istihdamın korunmasını sağlamak için asgari ücret desteği uygulanmaktadır. Asgari ücret desteği, asgari ücret tutarındaki artışlardan dolayı işverenlerin işçilik maliyetlerini dengelemek, artan işçilik maliyetlerinin istihdamı olumsuz etkilemesini sağlamak, istihdamın korunmasına ve kayıt dışına yönelmemesine sebebiyet vermek amaçlarıyla Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödenecek sigorta prim borçlarından mahsup edilmek üzere getirilen bir destek uygulamasıdır. Bu anlamda asgari ücret desteğiyle birlikte hem işverenlerin maliyetleri önemli oranda düşmüş olacak hem de rekabet noktasında bir avantaj sağlanmış olacaktır. Söz konusu İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle birlikte çalışma hayatımızda kolaylaştırıcı önemli avantajlar sağlanmış olacaktır” ifadelerini kullandı.
‘TEKLİFİN YETERSİZ OLDUĞUNU İFADE ETMEK ZORUNDAYIM’
Yapılan konuşmaların ardından, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Ardından teklifin 1’inci bölümü üzerindeki görüşmelere geçildi. Teklifin 1 ila 6’ncı maddeleri kapsayan ilk bölümde gurubu adına söz alan Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban, teklifin emeklileri olumsuz etkilediğini söyleyerek, “Yapılan düzenleme günümüzün ekonomik koşullarına uygun değildir, emeklilerimizin geçim sıkıntısına çare olamamıştır. İYİ Parti olarak emeklilerimizin açlığa terk edilmesini, giderek yoksullaşan maddi şartlara mahkum edilmesini kabul etmiyoruz. Bu teklifin yetersiz olduğunu ve dikkatle tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etmek zorundayım. Vatandaşlarımızın haklarını koruyacak, refahını artıracak daha kapsamlı düzenlemelere ihtiyacımız vardır” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından teklifin ilk 6 maddesi kabul edildi. Teklifin kabul edilen 5’inci maddesiyle birlikte en düşük emekli aylığı 7 bin 500 liradan 10 bin liraya çıkarılacak.
]]>Kabul edilen maddelere göre, kısa çalışma gerekçelerine “genel salgın” durumu da eklenecek. Sigortalının kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilmesi için gereken asgari prim ödeme gün sayısı 600’den 450’ye indirilecek.
Sigortalının kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi bulunması ve son 3 yılda en az 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekecek.
Kısa çalışma ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak sigortalının kendisine ödenecek. Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkili olacak.
Kısa çalışma ödeneği, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmayacak, nafaka borçları dışında onda birinden fazlası haczedilemeyecek veya başkasına devir ve temlik edilemeyecek.
Kısa çalışma ödeneği olarak ödenen süreler, kısa çalışma başlama tarihinden itibaren 3 yıl içindeki hizmet akdi fesihlerine istinaden yapılacak işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşürülecek.
Sigortalının kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler, yasal faiziyle sigortalıdan tahsil edilecek, ölen sigortalılara ait fazla ödemeler geri tahsil edilmeyecek.
Uygulama, kısa çalışma başlama tarihi, bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce olanlar hakkında da geçerli olacak. Kısa çalışma ödeneğine ilişkin hükümler 1 Mart’ta yürürlüğe girecek.
Asgari ücret desteği 700 lira olacak
İlave istihdamın sağlanması ve özel politika gerektiren kadın, genç ve mesleki yeterlilik belgesi sahibi olan işsizlerin istihdamının desteklenmesi için verilen teşvik, 31 Aralık 2025’e kadar devam edecek ve uygulamanın 31 Aralık 2026’ya kadar uzatılabilmesi için Cumhurbaşkanına yetki verilecek.
En düşük emekli aylığı, ocak ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere 7 bin 500 liradan 10 bin liraya yükseltilecek.
İşverenlerin iş gücü maliyetlerinin düşürülerek istihdamın artırılması ve kayıtlı istihdamın korunması amacıyla 2016’dan bu yana uygulanan asgari ücret desteği 2024’te aylık 700 lira olarak uygulanacak. Böylece asgari ücret desteği 500 liradan 700 liraya yükseltilmiş olacak.
Teklifin birinci bölümünde yer alan maddelerin kabul edilmesinin ardından Genel Kurulda, teklifin ikinci bölümünün tümü üzerindeki görüşmelere geçildi.
İYİ Parti Grubu adına konuşan Manisa Milletvekili Şenol Sunat, gelişmiş ülkelerde emeklilerin dünyanın her yerine geziler yaptığını söyledi. Sunat, “Bizim emeklimiz kendi memleketlerine gidemez duruma düşmüştür. Emekliler evinden, daha ucuz gıda bulmak için, kuyruklarda saatlerce beklemek için çıkabilmektedir.” diye konuştu.
MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy da teklifle emeklilerin aylıklarında iyileştirme yapılmasının amaçlandığını dile getirdi.
Genel Kurula sunulacak değişiklikle de SSK ve Bağkur emeklilerinin aylıklarındaki artış oranının yüzde 49,25’e çıkarılmasının öngörüldüğünü ifade eden Ersoy, MHP olarak teklifi desteklediklerini bildirdi.
Ersoy’un konuşmasının ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşime ara verdi. Adan, aranın ardından komisyonun yerinde olmaması üzerine birleşimi saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>Erciş kırsalında 3 gün önce etkili olan kar yağışı ve rüzgar, ilçe merkezine 20 kilometre uzaklıktaki Kızılören Mahallesi yakınlarında elektrik iletim hatlarının kopmasına neden oldu. 10 kırsal mahalle elektriksiz kalınca bölgeye Vangölü Elektrik Dağıtım A.Ş. (VEDAŞ) ekipleri sevk edildi. 7 kişilik ekip, yolun bir kısmını paletli kar motorlarıyla, 2 kilometresini de 60 santimetreyi aşan karda yürüyerek bölgeye ulaştı. Zorlu çalışma sonucu arızalar giderilip, bölgeye elektrik verildi. Bu çalışma sırasında ekiplere, VEDAŞ Erciş İşletme Müdürü Nesrin Elif Arslan eşlik etti. 2 çocuk annesi Arslan, kış aylarında ekiplerin zorlu mücadelesini yerinde görmek istediğini söyledi.
‘ZOR BÖLGEYE YÜRÜYEREK ULAŞIYORUZ’
Vatandaşların elektriksiz kalmaması için 7 gün 24 saat mesai yaptıklarını belirten Arslan, “Özellikle yaz aylarında ihtiyaç duyulan bölgelerde yatırım planlamamızı yaptık. Kış mevsimi gelmeden de şebekemizi kışın çetin şartlarına doğru hazırlıyoruz. Bazı noktalarda havayi hatları yer altına alarak, kışın oluşan olumsuz şartlara karşı şebekemizi koruma altına alıyoruz. Kesintisiz enerji ve müşteri memnuniyetini sağlamak ve sorumluluk bilinciyle sahadayız. Kışın en çetin geçtiği Kızılören bölgesine geldik. Burada oluşan bir arızaya gidermek için araçlarla bir bölgeye kadar geldik. Araçların çıkamadığı yerde kar motoru devreye giriyor. Motorun da çıkamadığı zor bölgeye yürüyerek ulaşıyoruz. Ben ve ekibim, bu konuda sürekli hazır durumdayım. Her ne koşulda olursa olsun, tüm olumsuzluklara karşı hizmetimizin başındayız” dedi.
İmkan verilmesi durumunda kadınların her işi başarabileceğini anlatan Arslan, “Fırsat eşitliği sağlandığında, kadınların her alanda başarılı olabileceğini düşünüyorum. Bizim işimiz, hizmet vermek ve müşteri memnuniyetini sağlamak. Bu iş bilinciyle kar-kış demeden sahadayız” diye konuştu.
‘EKİPLERİMİZLE 7 GÜN 24 SAAT İŞLERİMİZİN BAŞINDAYIZ’
Ekiplere eşlik eden VEDAŞ Van İl Müdürü Abdulmelik Özsoy da dağıtım şirketi olarak kentte 320 personel ve 80 araçla hizmet ettiklerini belirterek, “Şirket olarak yıl boyu yeni yatırımlarla, bakım onarım çalışmalarıyla şebekelerimizi güçlendirdik. Coğrafyamızda kış mevsimi çok zorlu geçiyor. Kışın çetin geçtiği Erciş ilçesine bağlı Kızılören bölgemize geldik. Ekiplerimizin hangi zorluklarla mücadele ettiklerine şahitlik ettik. Hem işlerin organizasyonu hem de destek olma amacıyla arkadaşlarımızın yanındayız. Ekiplerimiz zor bölgelere kar motoruyla, motorun çıkamadğı yerlere de yürüyerek arızaya ulaşıyor. Ekiplerimizle 7 gün 24 saat işlerimizin başındayız. Buradaki arızayı giderip, mahallelerimize enerji verdik” dedi.
]]>Seçer. Köselerli ve Atalar mahallelerini ziyaret ederek halkla bir araya geldi. Buradaki konuşmasında Mersin’de her noktaya ve kesime eşit hizmet götürdüklerini söyleyen Seçer, bu hizmetlerin halk nezdinde yüksek memnuniyetle karşılık bulduğunu savundu. Seçer, “Hepimiz insanız. Mersin göçlerle kurulmuş, büyümüş bir kent. Biz, ‘Bu Türkmen bu Alevi, bu Sünni, bu Kürt, bu Türk’ dediğimiz noktada bu işin altından kalkamayız. Bizim önderimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bizim bayrağımız tek vatanımız tek. Atatürk ‘Vatanını en çok seven vazifesini en iyi yapandır’ demiş. Ben vazifemi en iyi şekilde yapıyorum” diye konuştu.
“Her şey vatandaşlarım için”
Yapılan tüm hizmetlerin vatandaşların daha kaliteli ve kolay bir yaşam sürmesi adına gerçekleştirildiğinin altını çizen Seçer, “Her şey vatandaşlarım için. Bu kimliği taşıyan herkes bizim yurttaşımızdır. Biz ayrımcı değiliz. Biz kardeşiz. Her şeyden önce birbirimizi ayırmayacağız. Bizim başka vatanımız yok. Bizim çocuklarımızın gidip yaşayacağı başka bir Türkiye yok. Biz bu ülkeye aitiz, sonuna kadar da sonsuza kadar da buradayız. Ayrım yapmadan koruyacağız” sözlerine yer verdi.
“Bu Ramazan’da da desteklerimiz devam edecek”
Seçer, Refakatçi Evi Dosthane hizmetini anlatarak, merkeze hastane için gelen ve kalacak yeri olmayan vatandaşların kalabileceğini hatırlattı. Büyükşehir Belediyesi ile ilgili her türlü konuda vatandaşların ‘Alo 185’ten yardım alabileceklerini söyleyen Seçer, Ramazan ayında ihtiyaç sahibi ailelere her yıl olduğu gibi bu yıl da koli desteğinde bulunacaklarını belirtti.
“Ovaya da sahile de hizmet yaptık”
Dağlık bölgelere ve orada yaşayan Yörüklere de hizmet götürdüklerini anımsatan Seçer, ‘Hadi Gel Köyümüze Destek Verelim Projesi’ başta olmak üzere tarımsal alanda verdikleri destekleri anlatarak, “4 yılda toplam 6 bin küçükbaş hayvan dağıttık. Her yıl 100 kilometre sulama borusu dağıttık. Şu ana kadar 300 kilometreye yakın sulama borusu desteği yaptık. Fide, fidan desteği yaptık. Zeytin boylama makinesinden dal parçalama makinesi destekleri gönderdik. Kırsal mahallelerde her isteyen muhtarıma kadınlar için hamur yoğurma makinesi gönderdim. Ovaya da sahile de hizmet yaptık” ifadelerini kullandı.
“Pamukluk için şu anda arıtmanın ihalesine çıkıyoruz”
Bölgede bazı mahallelerin Berdan’dan içme suyu alabildiğini bazılarınınsa alamadığını söyleyen Seçer, su sorununu ortadan kaldırmak için çalışmalar yaptıklarının müjdesini vererek, “Biz Pamukluk’u devreye aldığımız zaman artık tüm Tarsus ovasına Berdan suyunu vereceğiz. Mersin merkezdeki nüfusun su ihtiyacının yüzde 85’ini Tarsus’tan alıyoruz. Şu anda arıtmanın ihalesine çıkıyoruz. 80 milyon Avro. Yani 2.5 milyar TL. Bunun 56 milyon Avrosunu yani 1 milyar 700 milyon TL’lik kısmına hibe bulduk. Avrupa Bankası bize deprem fonundan verdi” dedi.
“İkinci 5 yılda daha güzel işler olacak”
Mersin’in önemli bir kent olduğuna, Büyükşehir Belediyesinin de önemli bir belediye olduğuna vurgu yapan Seçer, şöyle devam etti; “Zengin, güçlü, aklı yerinde, çalışanları işi biliyor, çalışkan, başkanları da çalışıyor, gecesini, gündüzüne katıyor. Yapmadığımız bir şey var mı, onu da yapalım. Her türlü imkanı kullanıyoruz. Biz rahatız. Onun için de ağzımız dolu dolu konuşuyoruz. İkinci 5 yılda daha güzel işler olacak.” İlk 5 yılda zorluklar yaşadıklarını ve atlattıklarını sözlerine ekleyen Seçer, “Zorlukları aştık. Şimdi kasa düzene girdi. Sorun yok, herkes bizimle iş yapıyor. Bizim sözümüzün sağlam olduğunu yüklenici firmalar biliyor. Güzel bir yönetim sergiledik. İkinci 5 yılda hizmet katlanarak devam edecek” diye konuştu. – MERSİN
]]>Eskişehir’de önceki yıllarda Bayat Pazarı olarak bilinen bölgedeki kıraathanelerde, günümüzde ise Reşadiye Camii’nin önünde toplanan vatandaşlar, ekmek parası kazanmak amacıyla gün boyu ayakta bekliyor. Emekli ve yaşlı vatandaşların da aralarında bulunduğu yaklaşık 15 kişi, günlük yevmiye ile hamal işleri yapıyor. Bir dönemler piyasasının çok aktif olduğu belirtilen Hamal Pazarı’nın eski tadında olmadığından bahseden işçiler, bazı günler hiç iş almadan eve gittiklerini ifade etti. Kış aylarında da soğuk havaya rağmen saat 08.00-17.00 aralığında bekleyen ve üşüdüklerinde çayla içlerini ısıtan hamallar, yetkililerden kendilerine özel bir kıraathane yapılmasını ve buranın tanıtılmasını istedi.
“Un çuvalı indiririz, yem taşımaya ve inşaatlara yardıma gideriz”
Emekli vatandaş Ali Uyar, uzun yıllardır bir gelenek haline gelen Hamal Pazarı’nın ne olduğunu anlattı. Yaz mevsiminde işlerinin yoğunlaştığını, kışın ise durma noktasına geldiğini aktaran Uyar, “Hamal Pazarı’na genellikle günlük yevmiye ile eşya taşımak için aranan adamlar gelir. Un çuvalı indiririz, yem taşımaya ve inşaatlara yardıma gideriz. Genellikle bildiğimiz işleri yaparız. Müşterinin hangi konuda talebi varsa onun üzerinde çalışırız. Hamal önceki yıllarda Eskişehir’de Bayat Pazarı olarak bilinen yerdeki kahvelerde toplanırlarmış. Mesela birisi ‘işçi ihtiyacım’ var diyerek gelirmiş, 10 kişiyi götürürmüş. Başka birisi gelip, ‘bana inşaatta 20 kişi lazım’ dermiş, saat 10.00 olmadan kahvede adam kalmazmış. Ama şu anda burada öyle bir şey yok. Geliyoruz, dikiliyoruz. İş çıktığı da oluyor, çıkmadığı da oluyor. Birkaç gün hiç iş olmadan dikiliyorsun, gün oluyor arka arkaya 2-3 defa işe gidiyorsun. İşler şu anda durgun, eski tadı yok. Özellikle kış mevsiminde işler duruyor, yazın bir nebze hızlanır. Havalar sıcak olunca bağ, bahçe ve budama işi çok oluyor” dedi.
“Aramızda 73 yaşında olan insanlar da var”
Şu an emekli olduğunu ama emekli olmadan önce de Hamal Pazarı’na gelip gittiğinden bahseden Uyar, “Mesela gece vardiyasına gittiğim zaman, gündüz Hamal Pazarı’nda bekliyordum. Bu işle geçim sağlanmaz, anca karın doyurulur. Gününü kurtarsın, ertesi güne Allah kerim. Günümüzde Hamal Pazarı’nda 10-15 kişi anca vardır. Bazıları da telefonla işe gidiyorlar. Sağa sola numara bırakıyorlar, hamal işi yaptıklarını söylüyorlar. O nedenle çoğu da buraya gelmiyor artık. Aramızda 73 yaşında olan İnsanlar da var. Bizim bir hamal ipimiz olur, çamaşır makinesi ve buzdolabı gibi eşyaları bu iple sırtımıza bağlayarak taşırız. Yaşlı vatandaşlar genellikle bunları yapamıyor, zorlanıyorlar. Birlikte gittiğimiz zaman onlara küçük kutuları taşımalarını söylüyoruz. Onlar niye bu işi yapıyorlar? Kendilerine başka bir uğraş bulamıyorlar. İhtiyaçları olduğundan hamallığa devam ediyorlar” şeklinde konuştu.
“Sadece hamallara özel bir kıraathane olsun istiyoruz”
Sabah saat 08.00 gibi bekleye başlayıp, akşam 17.00’da dağıldıklarını belirten Ali Uyar, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Öğlen acıktığımız zaman gidip karnımızı doyuruyoruz. Lokantanın az ilerisinde kahve var, hamallar genellikle o kahvede takılırlar. Üşüdüğümüz zaman çay içip ısınıyoruz. Genellikle burada 1 kişi dikilmez, yaklaşık 4 kişi beraber dikilir. İş verenler oraya gelirler, ‘bana 1 işçi lazım’ derler. Biz de ne işi olduğunu sorarız. Bazen pazarlığı burada yaparız, bazen de işe göre fiyat veririz. İş veren direkt olarak benim yanıma gelirse iş benimdir. O işe kesin giderim. Bence işi görerek fiyat vermek en güzelidir. Ucuz fiyat verirsin, orada eşya çok olduğunda bunu yükseltemezsin. Az paraya çalışırsın, çok iş yaparsın. Kış şartlarında dışarıda beklemek zor oluyor. Sadece hamallara özel bir kıraathane olsun istiyoruz. Herkes bu kıraathanenin Hamal Pazarı olduğunu bilse, iş verenler de eskisi gibi sadece buraya gelip işçi alsa daha güzel olurdu. Şu an soğukta bekliyoruz, kahvemiz ya da belli bir yerimiz yok. Eskişehir halkı genelde bilirdi burayı ama artık eskisi kadar bilinmiyor.” – ESKİŞEHİR
]]>BİTLİS – Bitlis’te birkaç gündür devam eden kar yağışı hayatı olumsuz yönde etkilerken, kapanan köy yollarını açmak için ekipler geceli gündüzlü çalışmalarını sürdürüyor.
Kent genelinde kapanan 165 köy yolunu ulaşıma açmaya çalışan Bitlis İl Özel İdaresi karla mücadele ekipleri, hava şartlarını gözetmeksizin 7/24 esasına göre çalışıyor. 3-4 gün boyunca hiç evlerine gidemeyen personeller hem kendilerinden hem de ailelerinden büyük fedakarlık yapıyorlar.
Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Ilıcak köyündeki karla mücadeleyi takip eden İl Özel İdaresi Merkez Şantiye Şefi Nail Aşit, bugüne kadar her köyü birkaç defa ulaşıma açtıklarını ifade etti. 2 bin 335 kilometre yol ağlarının olduğunu, ancak kış boyunca her köy yolunu birkaç defa açtıklarında sezonda 30 bin kilometre yol açmış olacaklarını belirten Aşit, “10 şantiyemiz ve 45 iş makinemizle vatandaşlarımızın hizmetindeyiz. İlimizde cuma gününden beri devam eden kar yağışından dolayı yaklaşık 300 köyümüzün yolu kapalı durumdaydı. Hafta sonu dahil olmak üzere tüm arkadaşlarımızla birlikte sahadaydık. Köylerimizin yollarının yüzde 90’ını açmış bulunmaktayız. Sahada 10 şantiyemiz ve 45 iş makinemizle vatandaşlarımızın hizmetindeyiz. Tüm yolları akşam saatlerine kadar ulaşıma açacağız. Vatandaşlarımız rahatlıkla ulaşımlarını sağlayabilecekler. Bugüne kadar karla mücadele çalışmasında 2 bin 335 kilometre yolu ulaşıma açmış bulunmaktayız. 300 köy ve 294 mezramız var. Bu mezralarımız da dahil olmak üzere 2 bin 335 kilometre yolu açmış bulunmaktayız. Geçen yıl 30 bin kilometreye yakın yol açtık. Kar yağışı bu şekilde devam ederse bu yıl da geçen yıl ki rakama ulaşabiliriz” dedi.
Asılsız ihbar oranında azalma
“Yaptığımız işin kendine göre zorlukları var. Karla mücadele çok büyük özveri isteyen bir iş. Her taraf bembeyaz yol görünmüyor” diyen Aşit, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu da bizim sahada çalışan operatör arkadaşlarımızın üstün becerisidir. Bir şekilde yolu ezberlemiş gibi çalışmamızı bitiriyoruz. Gecenin bir vaktinde herkes evinde uyurken, mesai arkadaşlarımız sabaha kadar 7 gün 24 saat esasına göre çalışıyor. Hiç dinlenmeden çoluk çocuğunu görmeden sabaha kadar vatandaşın ulaşımını rahat sağlaması için çalışıyor. Asılsız ihbarlar geçen yıla oranla daha da azalmış durumda. Yine de geliyor. Ancak, biz de bunları teyit ediyoruz. Geçmiş dönemlerde oldukça fazlaydı. Ancak son 2 yıldır vatandaşlarımız gerek medya üzerinden gerekse muhtarlarla yaptığımız yüz yüze görüşmelerimizden sonra artık bu konuları en aza indirmiş durumdayız. Çok fazla asılsız ihbar almıyoruz. Biz kendi işimizi yapıyoruz. Vatandaşımız rahat olsun. En kısa sürede yollarını ulaşıma açıyoruz. Devletimiz bütün imkanları ile seferber olmuş durumda. Basın mensupları da bizlerle birlikte geceli gündüzlü çalışıyor. Çalışanlarımız ve birim amirlerimiz adına da sizlere de teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürü de sahada 7 gün 24 saat çalışan personellerimize ediyorum.”
]]>DİSİDER Yönetim Kurulu Başkanı Şeyhmus Akbaş, “Yeni yıl öncesi açıklanan yeni asgari ücretin çalışanlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu bu zor süreçte asgari ücrete yapılan artış çok kıymetli dolayısıyla çalışanları mağdur etmemek için gösterilen çabayı da takdir ediyoruz” dedi.
Çalışanların refah seviyelerinin yüksek olması ve kazançlarının artması yönünde işverenler olarak her daim yanlarında olacaklarını belirten Akbaş, “2023’ü acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle, kötüsüyle geride bıraktık. Geride bıraktığımız yıl sıradan bir yıl değildi maalesef. Acı olayların, üzüntülerin yaşandığı bir yıl olarak hatırlanacak bir yıldı. Yaşadığımız pek çok sıkıntılı günler oldu. Hiç kuşkusuz hafızalardan silinmeyecek olan 11 ilde etkisini gösteren asrın felaketi 6 Şubat depremi 2023 yılının en acı olayıydı. 2023 yılında yaşadığımız sıkıntıları yaşamamak dileğiyle 2024 yılının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ederek, herkese sağlıklı, mutlu yıllar dilerim. Bu vesile ile ülke olarak zorlu bir ekonomik süreç geçirmemize rağmen yeni yıl öncesi açıklanan yeni asgari ücretin çalışanlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu bu zor süreçte asgari ücrete yapılan artış çok kıymetli dolayısıyla çalışanları mağdur etmemek için gösterilen çabayı da takdir ediyoruz. Çalışanlarımızın refah seviyelerinin yüksek olması ve kazançlarının artması en büyük temennimizdir. Bu noktada biz işverenler olarak çalışanlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
İşveren kesimin yükünün azaltılması gerektiğini ifade eden Akbaş, “Bir diğer taraftan bakıldığı zaman asgari ücretin işveren kesiminde oluşturduğu bir maliyet söz konusu. Yaşanan artışın işverene maliyeti noktasında, işveren yükünün azaltılması gerektiğini ve bu konuda hükümetimizden destek beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Bu destek, biz sanayici ve üreticilerimiz için çok önemlidir. 2023 yılında sıkıntıların başında gelen yükselen ham madde ve enerji fiyatlarına bağlı olarak artan maliyetler üreticilerimizi zorlamaktadır. Ancak destek politikaları ile yatırımların teşvik edilmesi, büyüme potansiyelimizin artırılması, iş dünyasının rekabet gücünün güçlendirilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması için önemli adımların atılmasıyla birlikte ekonomideki 2024 zorlu virajının aşılabileceğine inanıyoruz. Özellikle enflasyonla mücadelede istediğimiz seviyede olmadığımızı ama alınan tedbirlerin kıymetli olduğunu belirterek atılan adımların 2024 yılında artarak devam etmesi halinde istenilen seviyeye gelineceğine inanıyoruz. Bu konuda tecrübeli bir hükümetimizin iş başında olması iş dünyası ve komuoyunun güvenini artırıyor ve artırdığı gibi yaşadığımız sıkıntıları da en kısa zamanda çözeceğini inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Yerel seçimlerde oy uğruna hiçbir siyasetçinin ülke ekonomisini sıkıntıya sokacak vaatlerde bulunmaması yönünde çağrıda bulunan Akbaş, şunları kaydetti:
“Ülkemizde Mart ayında yerel seçimler olacaktır, umut ediyoruz ki, ehliyet ve liyakat sahibi, milletimizin beklentilerine cevap verebilecek adayların yarışacağı ve sağduyunun hakim olacağı bir seçim olur. Yetkinliğin, liyakatin ve demokratik bir ortamda milletin beklentilerini karşılayabilme yeteneğinin ön planda tutulduğu yerel seçimlere yönelik umudu dile getirmek övgüye değerdir. Adil ve makul bir seçim süreci duygusu, herhangi bir toplumun refahı ve ilerlemesi için esastır. Bu çerçevede tüm siyasi partilere çağrımız; popülist söylemlerden ve oy uğruna ülke ekonomisini sıkıntıya sokacak vaatlerden uzak durmalarıdır. Mart ayında gerçekleşecek olan yerel seçimlerde tüm adaylara başarılar dileyerek, seçimlerin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyoruz.” – DİYARBAKIR
]]>Kocaeli’nin Derince ilçesindeki TMO silolarında 7 Ağustos 2023 tarihinde meydana gelen, 2 kişinin hayatını kaybettiği, 10 kişinin yaralandığı patlama ile savcılık, valilikten soruşturma izni talep etti. Kocaeli Valisi Seddar Yavuz’un ‘sorumluların genel hükümlere göre yargılanması’ görüşünü belirtmesinin ardından yargı süreci başlatıldı. Olayla ilgili bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda; hem TMO yetkilileri hem de taşeron firma yetkilileri asli kusurlu bulundu.
Hazırlanan raporda, patlamanın oluş anına dikkat çekildi. Yangının 5’inci katta başladığı ve tozlu ortamın ilk alevlenmesi ile birincil patlamayla alevleri elevatöre taşıdığı ve elavatörlerin baca görevi görerek yangını silolara taşıdığı ve konveyörlerdeki tozların da yanması ile büyük bir basınç ile yangının çıktığı belirtilirken, yanıcı olan patlamanın ikincil patlama olduğu ifade edildi.
TOZ PATLAMASI VE YANGIN OLMAMASI İÇİN EKSİKLİKLER 2021 YILINDA BELİRLENMİŞ
‘Çalışanların Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Korunması Hakkında Yönetmelik’ kapsamında; Ağustos 2021 tarihinde yaptırmış olduğu Patlamadan Korunma Dokümanı’nda (ATEX) toz patlaması ve yangın olmaması için gereklilikler ve eksiklikler belirlenirken, bu eksikliklerin giderilmediğine raporda dikkat çekildi. Bilirkişi raporunda, tesisin içinde ve çevresinde toz nedenli patlama olmaması için uygunsuzlukların tespit edildiği, tesisteki elektrik ekipmanlarının ATEX’e uygun olmadığını, patlama kapaklarının belirtildiği şekilde düzenlenmediğini ifade edildi.
GÖZ GÖRE GÖRE GELDİ
Patlamadan Korunma Dokümanı’nda tesiste toz kaçaklarının olduğu, konveyörler içinde çalışma olmadığı durumlarda bile hatlar ve çevresinde toz birikintilerinin olduğu, tozun düzenli temizlenmemesi, toz sızdırmazlığının giderilmemesi, elektrik motoru gibi ekipmanların ATEX gerekliliğine uygun exproof ekipman ile sorunların giderilmediği, tesiste bulunan elektrik topraklanmasında uygunsuzluk olduğu belirtildi.
‘SORUNLAR, YETKİLİLER TARAFINDAN DİKKATE ALINMADI’
Ayrıca raporda, patlama kapaklarına da dikkat çekildi. Patlama kapaklarının bina dış duvarlarından güvenli alana tahliye edilmesi, bina içi alanlarda alevsiz patlama kapağı kullanımı, patlama söndürme sistemi, elevatör içi alev algılama ve söndürme sistemi kullanılmadığının görüldüğü belirtildi. Hava emiş kanallarının kaçak olduğu, tesisin içine sürekli toz verdiği raporda belirtilirken, hazırlanan Patlamadan Koruma Dokümanı’ndaki sorunların, yetkililer tarafından dikkate alınmadığı bilirkişi raporuna yansıdı.
TMO, TALEBİ REDDETMİŞ
İş Sağlığı ve İş Güvenliği’ne yönelik eksiklikleri tespit edilmesi için nisan ayında TMO Genel Müdürlüğü’nden uzman talebinde bulunulduğu bilirkişi raporuna yansırken, bu talebin ‘uzman görevlendirme yükümlülüğünün aralık ayında başlayacağı’ gerekçesiyle reddedildiği belirtildi. Müştekilerin ifadeleri kapsamında; siloların olduğu bölgede sigara içilmemesi gereken yerlerde sigara içildiği, hem yükleme hem de boşaltma sırasında şoförlerin sigara izmaritlerini zemine attığı, bununla ilgili birçok kez yangın çıkmasına rağmen yangının su ile söndürüldüğü belirtilirken alınan tek önlemin sigara içilmemesi için uyarı levhaları olduğu ifade edildi.
BAŞMÜDÜR ASLİ KUSURLU BULUNDU
Raporda, yönetmelikteki yükümlülükleri yerine getirmemesi ya da yerine getirmesine yönelik gerekli organizasyonları yapmaması, Patlamadan Korunma Dokümanı’nda belirtilen eksiklikleri gidermemesi, periyodik bakımları zamanında yaptırmaması, düzenli toz temizleme çalışmalarını yürütmemesi gibi nedenlerle patlamadan 2 ay sonra Ankara’da göreve başlayan TMO Kocaeli Başmüdürü Kenan Destici asli kusurlu bulundu.
‘ÖNLEMLER ALINMADI’
Hem düzenli toz temizleme çalışmalarını yürütmemesi ve önlemler almaması, taşeron personele etkin eğitim vermemesi, elektrik tesisatı periyodik kontrollerini yaptırmaması, 2023 yılında yapılan Topraklama Tesisatı Periyodik Kontrolleri’nde belirtilen eksiklikleri gidermemesi, iş güvenliği önlemlerinin yeterince yerine getirilmemesi, defalarca yangın olmasına rağmen alanda sigara içilmesine göz yumulması gibi nedenlerle patlamadan 2 ay sonra Sakarya’da göreve başlayan Müdür Yardımcısı Kemal Özkaya ve şef vekili Bahri Babacan da asli kusurlu bulundu.
‘HUBUBAT BOŞALTIMI SIRASINDA KATLARDA KAYNAK İŞLEMİ YAPILDI’
Personele iş güvenliği eğitimi aldırmaması, risklere karşı bilgilendirmemesi ve gerekli risk analizini yaptırmaması gibi sebeplerle taşeron firmanın sahibi ile hububat boşaltımı sırasında personele katlarda tamirat yaptırması, olayın olduğu gün geminin boşaltım yaptığı sırada katlarda kaynak işlemi yaptırması gibi nedenlerle taşeron firmanın alan yetkili İsmail Çetin de asli kusurlu bulundu. Toz temizlik çalışması yaptırmaması, toz emme sisteminin etkin çalışma kontrolünü yaptırmaması, alanda sigara içilmesine göz yumulması, iş güvenliği önlemlerinin yeterince yerine getirilmemesi nedeniyle mühendis Ahmet Sert ise tali kusurlu bulundu. Patlama ile ilgili hazırlanacak iddianamenin ardından yargılama süreci başlayacak. (DHA)
]]>Dünya genelinde merkez bankalarının enflasyonla mücadelede sona yaklaştığına yönelik beklentiler bir süredir varlık fiyatları üzerinde etkili olsa da, geçen hafta Avrupa’da açıklanan veriler enflasyon endişelerinin yeniden güç kazanmasına neden oldu.
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) martta faiz indirimine gideceğine yönelik fiyatlamalar önemli ölçüde gerilerken, yarın ABD’de açıklanacak enflasyon verilerinden alınacak sinyaller yatırımcıların odağına yerleşti.
Ülkede, halihazırda iş gücü piyasası sıkı kalmaya devam ederken, enflasyondaki seyrin ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimlerine ne zaman başlayacağına dair ipucu vermesi bekleniyor.
Aralıkta, para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in faiz indirimlerine martta başlayacağına yönelik öngörüler oldukça güçlense de, yarın açıklanacak enflasyon verileri öncesinde faiz indirim ihtimali sınırlı şekilde gerileyerek yüzde 67 seviyesine indi.
Enflasyonun seyrine ilişkin soru işaretleri tahvil piyasalarının yönü üzerinde de etkili olurken, ülkedeki iş gücü piyasası verilerinin ardından yeniden yüzde 4 seviyesinin üzerine çıkan ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yeni günde de yüzde 4,02 seviyesinde bulunuyor.
Dolar endeksi de 3 Ocak’tan bu yana 102,2-102,7 bandında hareket ederken, şu sıralarda yatay seyirle 102,5 seviyesinde bulunuyor.
Altının ons fiyatı önceki kapanışın hemen altında 2.028 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı ise yüzde 0,4 artışla 77,7 dolardan alıcı buluyor.
Analistler, ABD’deki Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verileri öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığını belirterek, enflasyon verisinin Fed’in gelecek dönem politikalarına ilişkin soru işaretlerini azaltabileceğini ve varlık fiyatlarında oynaklığı artırabileceğini ifade etti.
Öte yandan, dün kripto para piyasalarında hareketlilik had safhaya çıktı.
ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonunun (SEC) resmi X hesabından spot Bitcoin Borsa Yatırım Fonlarını (ETF) onayladığına ilişkin bir paylaşım yapılmasının ardından Bitcoin 48 bin dolarla yaklaşık 2 yılın zirvesine çıktı.
Buna karşın, SEC Başkanı Gary Gensler’in SEC’in X hesabının ele geçirildiğini, spot Bitcoin ETF için henüz onay verilmediğini açıklamasıyla gerileyen Bitcoin, şu dakikalarda ise 46 bin dolarda dengelendi.
Dün, New York borsasında S&P 500 yüzde 0,15 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,42 değer kaybederken, Nasdaq endeksi yüzde 0,09 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün negatif seyir öne çıkarken, bölgede gelecek dönem para politikalarına ve ekonomik aktiviteye yönelik belirsizlikler risk iştahını törpülemeye devam ediyor.
Avrupa’da açıklanan öncü enflasyon verileri ECB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha geç başlayacağına ilişkin endişeleri artırırken, bölgede açıklanan veriler bir yandan da resesyon korkusunun canlı kalmasına neden oluyor.
Almanya’da dün açıklanan verilere göre sanayi üretimi, Kasım 2023’te aylık yüzde 0,7 azalışla tahminlerin altında kalırken, düşüş eğilimini de üst üste altıncı aya taşıdı. Söz konusu veri için piyasa beklentisi yüzde 0,2 artış olacağı yönündeydi.
Avro Bölgesi’nde bir önceki ay yüzde 6,5 olan işsizlik oranı ise kasımda yüzde 6,4 ile tahminlerin altında gerçekleşti.
Öte yandan, Dünya Bankası dün yayımladığı Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nda, geçen yıl için yüzde 2,6 olarak tahmin edilen küresel ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,4 olacağını öngördü.
Küresel ekonominin bir yıl öncesine göre daha iyi bir yerde olduğuna işaret edilen raporda, küresel resesyon riskinin, büyük ölçüde ABD ekonomisinin gücü sayesinde azaldığı ancak artan jeopolitik gerilimlerin dünya ekonomisi için kısa vadede yeni tehlikeler oluşturabileceği vurgulandı.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,32, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,17 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,53 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Asya’da tarafında ise Japonya hariç negatif seyir hakim oldu.
Japonya’da geçen hafta yaşanan depremler, enflasyonun yavaşlamaya devan ettiğine ilişkin alınan sinyaller ve son olarak da Japon işçilere yönelik ücret artışlarının sert bir şekilde yavaşlama kaydetmesi Japonya Merkez Bankasının (BoJ) ultra gevşek para politikasını sonlandırma düşüncesini öteleyebileceği beklentilerini artırdı.
Bu durum, dolar karşısında Japon yeninin değer kaybetmeyi sürdüreceğine yönelik beklentileri desteklerken, Nikkei 225 endeksinin de 1990’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaşmasında etkili oldu.
Söz konusu gelişmelerin ardından, dolar/yen paritesi yüzde 0,2 artışla 144,8 seviyesinde bulunuyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,1 değer kazanırken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,7, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,7 azalış kaydetti.
Yurt içinde dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,06 değer kaybıyla 7.736,26 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 29,9245’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,9720 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde işsizlik oranı ve sanayi üretimi, yurt dışında ise ABD’de toptan eşya stokları verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.720 ve 7.630 seviyelerinin destek, 7.820 ve 7.950 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, kasım ayı işsizlik oranı ve sanayi üretimi
18.00 ABD, kasım ayı toptan eşya stokları
]]>Fed’in faiz indirimlerine öngörülenden daha geç başlayabileceğine dair beklentiler sıcaklığını korurken, perşembe günü ABD’de açıklanacak enflasyon verilerinin bankanın gelecek dönemlerdeki faiz kararlarını şekillendirmeye yardımcı olması bekleniyor.
Analistler, ülkede açıklanan son verilere göre, iş gücü piyasasındaki güçlü duruşun devam ettiğini ve bu durumun da Fed’in faiz indirim döngüsüne daha geç başlayabileceği endişelerini desteklediğini anımsatarak, bu hafta açıklanacak Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerinin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini vurguladı.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in ocak toplantısında politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, mart toplantısında ise yüzde 60 ihtimalle ilk faiz indirimini gerçekleştireceği öngörülüyor. Söz konusu ihtimal yılbaşında yüzde 85’te bulunuyordu.
Dün, Fed yetkililerinin açıklamaları takip edilirken, Fed Yönetim Kurulu Üyesi Michelle Bowman, enflasyonun zamanla yüzde 2’ye yaklaşmaya devam etmesi durumunda, politikanın aşırı kısıtlayıcı hale gelmesini önlemek için politika faiz oranını düşürme sürecini başlatmanın uygun olacağını bildirdi.
Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic de enflasyonun beklediğinden daha çok yavaşladığına işaret ederek, yıl sonuna kadar çeyrek puanlık iki faiz indirimini uygun gördüğüne dikkati çekti.
Politikanın yıl sonunda hala kısıtlayıcı olması gerekeceğini ancak enflasyondaki ilerlemenin daha düşük oranları garanti edeceğini belirten Bostic, ilk faiz indirimini üçüncü çeyrekte öngördüğünü kaydetti.
Öte yandan, dün New York Fed’in yayımladığı Tüketici Beklentileri Anketinin sonuçlarına göre, Amerikalı tüketicilerin kısa vadeli enflasyon beklentisi aralıkta yüzde 3 ile Ocak 2021’den bu yana en düşük seviyesine indi.
Gelecek 3 yıllık süreci kapsayan medyan enflasyon beklentisi aynı dönemde yüzde 2,6’ya ve 5 yıllık süreci kapsayan medyan enflasyon beklentisi yüzde 2,5’e geriledi.
Ülkede tüketici kredileri ise kasım ayında 23,7 milyar dolarla beklentilerin üzerinde artış gösterdi.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD 10 yıllık hazine tahvil faizi 4 baz puan azalışla dün yüzde 4,01 seviyesinden günü tamamalarken, yeni güne de yatay seyirle başladı.
Dolar endeksi yüzde 0,1 azalışla 102,1 seviyesinde bulunurken, altının ons fiyatı yüzde 0,3 artışla 2 bin 34 dolardan işlem görüyor.
Suudi Arabistan milli petrol şirketi Saudi Aramco’nun, Asya’ya yönelik amiral gemisi Arab Light da dahil olmak üzere tüm bölgelerde şubat ayı resmi satış fiyatlarını varil başına 2 ila 1,50 dolar arasında düşürmesinin ardından dün yüzde 3,1 gerileyerek 76,3 dolardan günü kapatan Brent petrolün varil fiyatı, şu sıralarda da düşüş eğiliminde hareket ederek önceki kapanışının yüzde 0,2 altında, 76,2 dolarda bulunuyor.
Uzmanlar, söz konusu fiyat indiriminin son 13 ayın en büyük indirimi olduğunu, bu kararın rafinericilerin daha rekabetçi fiyatlar talep etmesinin ardından geldiğini ifade ediyor.
Pay piyasaları tarafında, teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan yükseliş dikkat çekerken, dizüstü ve masaüstü bilgisayarlar için güçlendirilmiş yapay zeka performansı sunacak yeni çiplerini duyuran ABD’li çip üreticisi Nvidia’nın hisseleri yüzde 6’dan fazla değer kazandı. Diğer çip üreticilerinden AMD’nin hisseleri yüzde 5,5 ve Intel’in hisseleri yüzde 3,3 arttı.
Geçen yıl haziranda tanıttığı “Vision Pro” başlığının 2 Şubat’tan itibaren ABD’deki mağazalarında satışa sunulacağını bildiren Apple’ın hisseleri de yaklaşık yüzde 2,5 yükseldi. Amazon’un hisseleri yüzde 3’e yakın, Alphabet’in hisseleri de yüzde 2’nin üzerinde artış gösterdi.
Öte yandan, ABD Federal Havacılık İdaresinin (FAA), bir yolcu uçağının havadayken gövdesinden bir parçanın kopması nedeniyle acil iniş yapması sonrası bazı “Boeing 737 MAX 9” tipi uçakların uçuşlarının geçici olarak durdurulmasına karar vermesinin ardından Boeing hisseleri yüzde 8 değer kaybetti.
Kripto para piyasasında da bazı şirketlerin ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonuna (SEC), spot Bitcoin Borsa Yatırım Fonları (ETF) için ücret bilgilerini içeren güncellenmiş başvurularını sunmaları, birkaç gün içinde SEC’in spot Bitcoin ETF’ye yönelik kararının çıkabileceği şeklinde yorumlandı. Söz konusu gelişmeler sonrasında Bitcoin’in fiyatı yüzde 6 artışla 47 bin doları aşarken, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,1 altında, 46 bin 740 dolardan alıcılı buluyor.
Dün, New York borsasında negatif bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 1,41, Nasdaq endeksi yüzde 2,20 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,58 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de alıcılı bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün pozitif seyir öne çıktı. Bölgede açıklanan veriler karışık sinyaller vermeye devam ederken, bugün gözler Almanya’da sanayi üretimi verilerine çevrildi.
Almanya’da dün açıklanan verilere göre, kasımda dış ticaret fazlası 20,4 milyar avro ile beklentileri aşarken, aynı dönemde fabrika siparişleri yüzde 0,3 yükselişle tahminlerin altında kaldı.
Piyasalara ilişkin araştırmalar yapan ve merkezi Frankfurt’ta bulunan Sentix’in, ocak ayına ilişkin Avro Bölgesi Yatırımcı Güven Endeksi eksi 15,8 ile beklentilerin altında kalırken, bölgenin kasımda yıllık perakende satışları yüzde 1,1 azalışla öngörülerin üzerinde gerçekleşti.
Analistler, bugün Almanya’da kasım ayına ilişkin sanayi üretimi verilerinin yatırımcıların odağında bulunduğunu belirterek, aylık bazda yüzde 0,2’lik artış beklendiğini ifade etti. Avro Bölgesi’nde işsizlik oranının ise kasımda yüzde 6,5 ile sabit kalması öngörülüyor.
Öte yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings dün açıkladığı “Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) Sektörler Arası Görünüm 2024” raporunda, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da, finansal sektörlerin görünümünün çoğunlukla “nötr” olduğunu bildirdi.
Fitch’ten rapora ilişkin yapılan açıklamada, yüksek net faiz gelirinin artan fonlama maliyetleriyle giderek daha fazla dengelendiği belirtilerek, net faiz marjlarının bazı Avrupa ülkelerinde halihazırda zirveye ulaştığı ve diğerlerinde de 2024’te zirveye ulaşacağı bildirildi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,06, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,40 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,74 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,42 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif seyirle başladı.
Asya’da tarafında da pozitif seyir hakim oldu.
ABD’de artan risk iştahı Asya’ya da taşınırken, Çin Merkez Bankası (PBoC) yetkililerinden birinin, bankanın rezervlerini kullanarak yeni bir parasal gevşeme ihtimalini ima etmesi risk iştahını destekledi.
Öte yandan, Japonya’da açıklanan verilere göre, kasımda yüzde 2,7 olan yıllık Tokyo enflasyonu, aralıkta yüzde 2,4’e yavaşladı. Ülkede hane halkı harcamaları da kasımda aylık yüzde 1 ve yıllık yüzde 2,9 azalış kaydetti.
Söz konusu gelişmelerin ardından düşüş eğilimini sürdüren dolar/yen paritesi, yüzde 0,4 azalışla 143,6 seviyesinde bulunuyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,3 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 artış kaydederken, Güney Kore’de Kospi endeksi yatay bir seyir izliyor.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,49 değer kazancıyla 7.818,89 puandan tamamlarken, söz konusu seyirde Bank of America’nın (BofA), yatırımcılar için Türk bankalarının yeniden radarda olduğunu duyurması etkili oldu.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 29,8771’den günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,9360 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), 11 Ocak Perşembe günü New York’ta başlayacak olan “Yatırımcı Günleri” toplantısında, TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan, büyüklüğü 50 trilyon doları bulan, dünyanın en büyük yatırım fonlarından 200’ü aşkın üst düzey temsilci ile bir araya gelecek.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Almanya’da sanayi üretimi, Avro Bölgesinde işsizlik oranı ve ABD’de dış ticaret açığı verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.900 ve 8.000 seviyelerinin direnç, 7.800 ve 7.700 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya, kasım ayı sanayi üretimi
13.00 Avro Bölgesi, kasım ayı işsizlik oranı
16.30 ABD, kasım ayı dış ticaret açığı
]]>DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da esnaf ziyareti sırasında bir vatandaşın “AK Parti’den neden ayrıldınız” sorusu üzerine, “Onlar yanlış işler yapmaya başladılar. Vallahi büyük yanlışlar yapıyorlar. Hak-adalet kayboldu, ülke gittikçe ekonomik olarak zorlaşıyor, sıkıntıya düşüyor. Biz de çok çalıştık, çok emek verdik ama sonra baktık ki yanlışlar büyüdü, ‘biz şu yanlışların içinde olmayalım’ dedik. Yeni bir yol açtık, yürüyoruz” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, hafta sonu İstanbul Sancaktepe’de esnaf ziyaretlerinde bulundu, Kartal’da halkla buluştu. Avcılar ve Beyoğlu’nda vatandaşlarla bir araya gelen Babacan, yerel seçim çalışmalarına bugün Niğde, Pozantı ve Tarsus ile devam ediyor.
“ASIL PROBLEM ENFLASYONU İNDİRMEK”
Ali Babacan, Sancaktepe programında halkla buluştu ve esnafın sorunlarını dinledi. Emekli maaşlarıyla ilgili konuşan bir vatandaş Babacan’a, “Sizin bakanlığınız sayesinde herkes bir ev, bir araba aldı. Şimdi uzaktan bakıyorlar” dedi.
Babacan, “Vatandaşlarımızın çoğu için araba hayal, ev imkansız zaten. Evin hayalini bile kuramıyorlar” dedi.
Başka bir vatandaş ise Babacan’a “Emeklilerin üçte ikisi oyunu ona veriyor, sonra açlıktan bahsediyor. Verme oyunu, verme; aç kalma” dedi dedi. Bir vatandaş ise sohbet sırasında TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamı için “uyduruk bir enflasyon” ifadelerini kullandı. Vatandaşları dinleyen Babacan şöyle konuştu:
“Emeklilerimizle ilgili asıl sorun şu: TÜİK bir enflasyon açıklıyor değil mi? Emeklilerimizin maaşı da o ‘uyduruk’ enflasyon kadar artıyor. Halbuki gerçek hayat pahalı. Dolayısıyla maaş sürekli eriyor. Eğer sadece maaşla geçiniyorsa vatandaşımız, hali perişan. Evinin kirasını bile ödemesi şu anda imkansız. Zorlaştı hayat. Asıl problem enflasyonu indirmek en önemli iş. Biz onu yaptık, 10 yıl da düşük tuttuk. Sonra maalesef iş bilmezler geldi, berbat ettiler. Biz o zaman dürüst bir ekip kurduk ama aynı zamanda işini bilen. Zaten bu iki vasıf bir kişide buluşacak; hem dürüst olacak hem işini bilecek.”
“200 LİRA 134 DOLARDI, ŞİMDİ 7 DOLAR ETMİYOR”
Babacan’, “Başkanım, siz bazen gösteriyorsunuz ya 200 lira, bu para 140 dolardı sizin bakanlığınızda” diyerek kendisine elindeki 200 liralık banknotu gösteren vatandaşa da “134 dolardı, şimdi 7 dolar etmiyor” yanıtını verdi. Vatandaşın 200 liranın yarım kilo Kars kaşarı almaya yetmediğini söylemesi üzerine Babacan, “Kars kaşarı alamıyor. Beyaz peynir hala alıyor ama gelecek yıl beyaz peynir de alamayacak” yanıtını verdi.
“AK PARTİ’DEN Mİ NİYE AYRILDIM? ONLAR YANLIŞ İŞLER YAPMAYA BAŞLADILAR”
Bir vatandaşın “AK Parti’den neden ayrıldınız” sorusu üzerine Ali Babacan, “AK Parti’den mi niye ayrıldım? Onlar yanlış işler yapmaya başladılar. Vallahi büyük yanlışlar yapıyorlar. Hak-adalet kayboldu, ülke gittikçe ekonomik olarak zorlaşıyor, sıkıntıya düşüyor. Biz de çok çalıştık, çok emek verdik ama sonra baktık ki yanlışlar büyüdü, biz şu yanlışların içinde olmayalım dedik. Yeni bir yol açtık, yürüyoruz” yanıtını verdi.
]]>
Başkan Özakalın’ın, SGK, İŞKUR, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü, Ticaret İl Müdürlüğü, Milli Eğitim İl Müdürlüğü, TSE, KUDAKA, TKDK, KOSGEB, Vergi Dairesi Başkanlığı, DAİB ve Organize Sanayi Bölgelerinin yöneticileriyle bir araya geldiği 2. ‘Paydaş Kurumlar İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda, 20 Temmuz 2023’te düzenlenen ilk toplantıdaki veriler, sorun ve çözüm önerileri güncellendi.
ETSO yöneticilerinin de yer aldığı toplantı sonunda elde edilen bilgiler ışığında, “İş Dünyası ve Çalışma Hayatıyla İlgili Ülke Geneli, Bölge ve Erzurum Özelinde Uygulanan Teşvik ve Desteklerle İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı rapora son şekli verildi. Raporda; ilgili kurumların iş dünyası ve çalışma hayatını destekleyen, üretim ve istihdam anlamında reel sektörün yükünü hafifletmeye yönelik desteklerinin aksayan yönleri, uygulamada yaşanan sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik çözüm önerileri sıralandı.
Özakalın, “Raporumuz, sorunların çözümüne katkı sunacak”
ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, iş dünyası ve çalışma hayatını ilgilendiren raporun güncel halini daha önce olduğu gibi yine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başta olmak üzere ilgili tüm kurumlara ulaştırılacağını söyledi. Özakalın, “Odamızın, şehrimizdeki paydaş kurumların kıymetli idarecileriyle gerçekleştirdiği toplantılar neticesinde hazırlanan bu raporlar, sorunlara rasyonel çözümler sunması açısından büyük ilgi ve takdir gördü. Toplantılarımıza katılan her kurumun yöneticisiyle iş dünyası ve çalışma hayatına sağladıkları teşvik ve destekleri istişare ediyor, aksayan yönlerinin çözümü için çareler üretmeye gayret gösteriyoruz” diye konuştu.
Reel sektörün ayakta kalabilmesi, üretim ve istihdamını sürdürebilmesi açısından sağlanan desteklerin aksatılmadan uygulanması ve dile getirilen taleplerin karşılanmasının önemine dikkati çeken Başkan Özakalın şu ifadeleri kullandı; “Raporumuzda özellikle, 2023 Eylül ayında açıklanan, ‘2024-2026 Orta Vadeli Program (OVP)’ gereği uygulanacak sıkı para politikası sebebiyle, kamu kurum ve kuruluşlarının sağlayacağı teşvik ve desteklerin, finansmana erişimin zor olduğu bir dönemde KOBİ’lerimiz için hayati önem taşıdığını ifade ettik. Yaptığımız istişareler sonucu hazırlanan bu raporun, iş dünyamıza ve çalışma hayatımıza pozitif katkılar sunacak düzenlemelerin hayata geçirilmesinde faydalı olacağına inanıyoruz.”
Başkan Özakalın, ETSO’da düzenlenen 2. ‘Paydaş Kurumlar İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’na iştirak eden ve katkı sunan; SGK İl Müdürü Nizamettin Durmuş, İŞKUR İl Müdürü Abdulkadir Mutlu, KOSGEB İl Müdürü Lütfullah Aktaş, Vergi Dairesi Başkanı Selahattin Atabek, KUDAKA Genel Sekreteri Oktay Güven, TSE İl Müdürü İbrahim Seyhan, TKDK İl Koordinatörü Mustafa Kılıç, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Mustafa Küçükler, Ticaret İl Müdür Vekili Elif Tan, İl Milli Eğitim Şube Müdürü Bünyamin Pehlivan, 2. OSB Müdürü Fırat Karakaya, ETSO Genel Sekreteri Osman Ömeroğlu ile Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği’nden Emre Hancığaz ve Zafer Bayrak’a teşekkür etti. – ERZURUM
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankalarının, enflasyonla mücadele kapsamında yaklaşık son 2 yıldır sürdürdüğü şahin politikaların sonuna gelindiğine yönelik beklentilerin güçlü kalmaya devam etmesine karşın faiz indirimlerinin büyüklüğü ve zamanına ilişkin belirsizlikler sürüyor.
Geçen hafta ABD’de açıklanan verilerin, iş gücü piyasasında sıkı duruşun sürmesine rağmen hizmet sektörünün yavaşladığına işaret etmesi, ABD Merkez Bankasının (Fed) gelecek dönem para politikası adımlarına ilişkin fiyatlamaları zorlaştırıyor.
Analistler, bu hafta perşembe günü ABD’de açıklanacak Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerinin Fed’in gelecek süreçte nasıl bir yol izleyeceğine dair sinyaller verebileceğini ifade ederek, söz konusu verilerin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini bildirdi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in ocak toplantısında politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, mart toplantısında ise yüzde 65 ihtimalle ilk faiz indirimini gerçekleştireceği öngörülüyor.
Fed’in faiz indirimlerine piyasa beklentilerinden daha geç başlayabileceğine yönelik ihtimallerin güçlenmesi tahvil piyasalarında satış baskısına neden olurken, ABD 10 yıllık tahvil faizi geçen hafta 12 baz puan artarak yüzde 4,10’a çıkmasının ardından haftayı yüzde 4,05 seviyesinden tamamladı. Şu sıralarda da yatay bir seyir izliyor.
Dolar endeksi haftaya önceki kapanışının hemen üzerinde 102,5 seviyesinden başlarken, altının ons fiyatı ise yüzde 0,4 azalışla 2 bin 36 dolardan işlem görüyor.
Suudi Arabistan’ın tüm bölgeleri için resmi satış fiyatlarını düşürdüğüne yönelik haber akışı petrol fiyatlarını aşağı yönlü baskılarken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1,3 azalışla haftaya 77,7 dolardan başladı.
Öte yandan, Alaska Havayollarına ait yeni bir jetin, gövde bölümünün uçuş sırasında patlamasının ardından “Boeing 737 MAX 9” tipi uçakların yere indirilmesi dünya çapında hız kazanırken, bugün Boeing Co. şirket hisselerinin nasıl bir performans göstereceği merak konusu oldu.
Cuma günü, New York borsasında negatif bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,18, Nasdaq endeksi yüzde 0,09 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,07 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise cuma günü negatif seyir hakim oldu.
Avrupa borsalarında, bölge genelinde açıklanan öncü verilerin enflasyonun yavaşlamadığına işaret etmesinin ardından Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz indirimine öngörülenden daha geç başlayabileceğine ilişkin endişelerin artması risk iştahını olumsuz etkiledi.
Analistler, ECB’nin ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizliklerin sürdüğünü kaydederek, bölge genelinde geçen hafta açıklanan verilerin ekonomik aktiviteye ilişkin olumsuz sinyaller vermeye devam ettiğini de dile getirdi.
Bu hafta yoğun veri gündeminin yatırımcıların odağında olduğunu anımsatan analistler, Kızıldeniz’den gelecek haber akışının da takip edildiğini vurguladı.
Dünyanın dört bir yanından ekonomistler, bu yıl için daha düşük enflasyon oranları bekliyor.
Öte yandan, Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo) ile İsviçre Ekonomi Politikası Enstitüsünün (IWP) üç ayda bir gerçekleştirdiği “Ekonomi Uzmanları Anketi”nin ocak ayı sonuçlarına göre bu yıl için üç ay önce yüzde 6 olan dünya genelinde enflasyon beklentisi yüzde 5’e, gelecek yıl için ise yüzde 5,2’den yüzde 5’e geriledi. Enflasyon oranının 2027 yılında ise yüzde 3,6’ya gerileyeceği tahmin edildi.
Geçen haftanın son işlem gününde, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,43, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,40 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,14 değer kaybederken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,12 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık seyirle başladı.
Asya’da negatif seyir hakim olurken, bugün Japonya’da piyasalar tatil nedeniyle kapalı olacak.
Çin’de oyun endüstrisine yönelik daha sıkı düzenlemelerin olacağı düşüncesinin güçlenmesi ve hükümetin ekonomiyi desteklemeye yönelik çabalarının yetersiz olduğu endişesi nedeniyle risk iştahı düşük seyrediyor.
Açıklanan verilere göre, Çin limanlarında taşınan kargo yükü ve konteyner hacmi, 2023’ün 11 ayında önceki yılın aynı dönemine göre artış kaydetti. Taşınan birim konteyner sayısı, 2022’nin aynı dönemine kıyasla yüzde 4,9, kargo yükü miktarı da yüzde 8,4 arttı.
Öte yandan, Çin’in ilk yerli üretim kruvaziyeri Adora Magic City’nin ilk ticari seferini tamamladığı bildirildi. Çin ajansı Xinhua’nın haberine göre, yolcu gemisi, 7 gün 6 gece süren seferin ardından dün Şanghay şehrindeki limana döndü.
İlk ticari seferinde 3 binden fazla yolcu taşıyan gemi, 1119 deniz mili (2 bin 72 kilometre) mesafe kat ederek Güney Kore’nin Jeju Adası ile Japonya’nın Nagasaki ve Fukuoka şehirlerindeki limanlara uğradı.
Kapanışa yakın Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,4 değer kaybetti.
Yurt içinde cuma günü alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,07 değer kazancıyla 7.628,73 puandan tamamlarken, bu hafta yoğun veri gündeminin yanı sıra uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in cuma akşamı açıklaması beklenen Türkiye değerlendirme raporu yatırımcıların odağına yerleşti.
Dolar/TL, cuma günü önceki kapanışının yüzde 0,3 üzerinde 29,8423’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,8850 seviyesinden işlem görüyor.
Ayrıca, bu hafta, TCMB’nin 11 Ocak Perşembe günü JPMorgan’ın New York’taki merkezinde düzenleyeceği “Yatırımcı Günleri”nin ilk toplantısı takip edilecek. Toplantıda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile TCMB Başkanı Dr. Hafize Gaye Erkan yatırımcılar ile buluşacak.
Analistler, bugün yurt içinde hazine nakit dengesinin, yurt dışında ise Almanya’da dış ticaret fazlası ve perakende satışların, Avro Bölgesi’nde işsizlik oranı ile perakende satış verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.700 ve 7.800 seviyelerinin direnç, 7.600 ve 7.500 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya kasım ayı ticaret dengesi ve perakende satışlar
13.00 Avro Bölgesi, kasım ayı perakende satışlar ve işsizlik oranı
17.00 Türkiye, aralık ayı hazine nakit dengesi
]]>Kuyumcu ile babası ve ortağının mal varlıklarına el konuldu
53 kişiden 500 milyon lira değerinde altın toplamışlar
BURSA – Bursa’daki kuyumcu fonu adı altında toplam 53 kişiden 500 milyon değerinde altın toplayıp ortadan kaybolan kuyumcu ve onunla birlikte hareket ettikleri iddia edilen 6 kişi Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgunun ardından adliyeye sevk edildi. İstanbul’da yakalanan kuyumcu A.Ö. ile babası S.Ö. ve iş ortağı A.F.Ş.’nin tüm mal varlıklarına el konulduğu belirtildi.
Spor dünyasının ünlü isimlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda insanı Fatih Terim Fonu adı altında yüksek kazançlı fon vaadiyle dolandırdığı iddia edilen bankacı Seçil Erzan’ın ardından bir fon dolandırıcılığı haberi de Bursa’dan geldi. Bursa’nın Orhangazi ilçesinde aynı sistemi altın üzerinden kurgulayan kuyumcu A.Ö. önce yakın çevresinden daha sonra ikamet ettiği ilçeden ve yakın ilçelerden kar payı dağıtma vaadiyle altın toplamaya başladı.
Sisteme para üzerinden dahil olanlar verdikleri para oranında aylık ve 3 aylık periyotlarda, çeyrek altın vererek dahil olanlar altın almaya başladı. Kısa sürede 53 kişiden 500 milyon lira değerinde altın toplayan A.Ö. kar payı ödemelerini yapamayınca bir gece ansızın H.Ş. ile birlikte iş yerindeki tüm altınları toplayarak kaçtı. Kuyumcu dükkanı iki gün açılmayınca para ve altın yatıranlar durumdan şüphelenip Orhangazi İlçe Emniyet Müdürlüğünün yolunu tuttu. Yapılan incelemeler ve şehir kameraları incelendiğinde 2 kişinin kuyumcu dükkanından altın dolu çantaları arabaya yükleyerek kaçtıkları tespit edildi.
Orhangazi Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında harekete geçen Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri kuyumcu A.Ö.’nün H.Ş. ile birlikte İstanbul’a gittiğini H.Ş.’nin A.Ö.’yü Beyoğlu ilçesinde R.E. isimli bir arkadaşının evine bırakıp döndüğünü belirledi. Önce H.Ş. gözaltına alındı. Ardından Beyoğlu’nda bir eve yapılan baskında kuyumcu A.Ö. ve arkadaşı R.E. gözaltına alındı. Ekipler daha sonra A.Ö.’nün babası S.Ö. ile ortakları A.F.Ş ile kuyumcu dükkanında çalışan S.İ.’yi gözaltına aldı.
Şuçlamaları kabul etmedi
A.Ö. emniyetteki ifadesinde suçlamaları reddederek, 3 yıl önce işleri bozulduğunda yüksek faizle borç aldığını söyledi. İşleri düzelmeyince başkalarından da borç altın almaya devam ettiğini öne süren A.Ö, “İşlerim iyice zora girdi, ödemeleri yapamaz hale geldim. Bu defa da ödemeleri yapmak için elimdeki altınları ucuza satmaya başladım, yine olmayınca dükkanı kapatıp İstanbul’a gittim.” ifadelerini kullandı.
Emniyetteki işlemleri tamamlanan kuyumcu ve olayla ilgisi bulunduğu iddia edilen 5 kişi adliyeye sevkedildi. Bu sabah erken saatlerde geniş güvenlik eşliğinde Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’nden çıkarılan şüpheliler Orhangazi Adliyesine götürüldü.
53 kişiden yaklaşık 500 milyon değerinde altın aldığı iddia edilen A.Ö. ile babası S.Ö ve ortağı A.F.Ş.’nin tüm mal varlıklarına tedbir konulduğu bildirildi. Olayla ilgili savcılığın tahkikatı sürüyor.
]]>İSTANBUL – Uluslararası casusluk faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde İsrail İstihbarat Servisi Mossad’a çalıştıkları iddia edilen ve 15’i tutuklanan şüphelilerin tespit edilmesine ilişkin detaylar sevk yazısında ortaya çıktı. Sevk yazısında şüphelilerin, özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgilerini İsrail İstihbaratı’na aktardıkları belirtildi. 1 şüphelinin Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunu çektiğinin belirtildiği yazıda, bilgi aktaran kişi ya da kişilere ödeme yapıldığı kaydedildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifre edilmesine yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde, Türkiye’de ikamet eden Filistinli ve İsrailli aileler ile aktivistler başta olmak üzere yabancı uyruklulara yönelik İsrail İstihbarat Servisi Mossad adına uluslararası casusluk faaliyetleri içerisinde olabileceği belirlenen toplam 46 şüpheli belirlenmişti. 34 şüpheli ise geçtiğimiz günlerde yapılan operasyonlarla gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edilmişti. Burada Savcılık işlemleri tamamlanan 26 şüpheli, ‘askeri ve siyasal casusluk’ suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe çıkarılmış, 15 şüpheli çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. 11 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Ayrıca 8 şüphelinin ise sınır dışı edilme işlemlerinin gerçekleştirilmesi için İl Göç İdaresi’ne teslim edileceği öğrenilmişti.
Türkiye’deki Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlandıkları aktarıldı
Konuya ilişkin detaylara Savcılığın sevk yazısında ulaşıldı. Sevk yazısına göre, geçmiş dönemlerde İsrail İstihbarat Servisi’nin faaliyetlerinin amacına ulaşamaması için teknik ve insan istihbarat yöntemleri kullanıldığı, toplanan deliller ışığında soruşturmalar yapıldığı, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin Türkiye’de bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail için önem arz eden bilgi ve belgeleri elde ettiği, aktarılan bilgiler karşılığında ise uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler aracılığıyla bilgi aktaran kişi ya da kişilere ödeme gerçekleştirildiği kaydedildi.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği belirtildi
Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişilerin internet tabanlı mobil uygulamalar üzerinden uzaktan operasyon ekibi oluşturduğu, bu ekip aracılığıyla canlı kuryeyle kaynaklarına para transferi ve sahadaki hedeflerine yönelik keşif şeklinde işler yapılması amaçlandığı, ayrıca profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği ve taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan şahıslardan faydalanıldığı aktarıldı. Dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği belirtilen sevk yazısında, dedektiflerin sistem açıklarından ve kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden, devletin veri tabanında bulunan bilgileri temin ettikleri aktarıldı.
Oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri kaydedildi
Sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi’nin iş yaptırdığı kişilerin ise kendilerine gelen taleplerin amacını; oluşturacağı maddi veya manevi zararı, hatta oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri ve kendilerine yapılan ödemeler karşılığında fatura kesmeme şeklinde faaliyetler yürüttükleri kaydedildi. Şüphelilerin İÇOM adına İsrail için önem arz eden ve tehlikeli görülen, özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail İstihbaratı’na aktardıkları, karşılığındaysa özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan havale sistemini, kripto para birimini ve ‘western union’ sistemini kullanarak menfaat temin ettikleri kaydedildi.
İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı
İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu kişileri ve ailelerini hedef alacağının öğrenildiğinin aktarıldığı sevk yazısında, şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişi ile bağlantı kurulduğu, bu kişilerle sosyal medyadan iş ilanları üzerinden temas sağlandığı, görüntülü veya sesli arama yapmadan irtibatın sürdürüldüğü kaydedildi. Tüm bu faaliyetlerle güncel olarak devam eden İsrail ve Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi çerçevesinde, İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı.
Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediler
Sevk yazısında bazı şüphelilere ait tespitler de yer aldı. Şüphelilerden Amal Sallami Ep Siala’nın, Samir Ferat isimli bir kişiyle kurduğu, bu şahsın kendisinden Türkiye’deki Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediği ve karşılığında 150-200 dolar para aldığı belirtildi.
Sağlık destek personeli olarak çalıştığı yerde özellikle Filistin’den getirilen kişilerle ilgilendiği aktarıldı
Şüphelilerden Hazem Mounir Amin Elgayyar’ın ise sağlık destek personeli olarak Fatih Sağlık Müdürlüğü’nde çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu bilgileri ise İsrail İstihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiği ve casusluk faaliyetleri noktasında kuvvetli şüphe oluşturduğu kaydedildi.
]]>Fed’in yaklaşık iki yıldır devam eden enflasyonla mücadele sürecinde sona yaklaşılsa da, iş gücü piyasalarının güçlü kalmayı sürdürmesi bankanın gelecek dönem politika adımlarına yönelik fiyatlamaları zorlaştırıyor.
Dün, ABD’de açıklanan verilerin iş güçlü piyasasındaki sıkı duruşa işaret etmesi, faiz indirim beklentilerini baskılarken, yatırımcıların temkinli davrandığı görülüyor.
Ülkede açıklanan verilere göre, ADP özel sektör istihdamı, geçen yılın aralık ayında 164 bin kişiyle piyasa beklentilerinin üzerinde artış kaydetti. Ücret artışındaki yavaşlama ise Eylül 2022’den bu yana sürerken, yıllık ücret geçen yılın son ayında yüzde 5,4 arttı.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı da 30 Aralık ile biten haftada 202 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.
Ülkede hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ise geçen yıl aralıkta 0,6 puan artışla 51,4’e çıkarken, imalat ve hizmet sektörlerini kapsayan bileşik PMI aynı dönemde 0,2 puan artarak 50,9’a yükseldi.
Analistler, beklenenden fazla artan özel sektör istihdamı ile öngörülenden çok azalan işsizlik maaşı başvurularının ABD’de iş gücü piyasasının gücünü koruduğunu gösterdiğini belirtti.
ABD’de bugün açıklanacak istihdam raporunun yatırımcıların odağında olduğunu vurgulayan analistler, söz konusu verilerin iş gücü piyasasının durumuna ilişkin daha fazla bilgi sağlayacağını ve verinin açıklanmasıyla birlikte piyasalarda oynaklığın artmasının beklendiğini ifade etti.
Söz konusu verilerin ardından, para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in mart toplantısında faiz indirimlerine başlama ihtimali hafta başına göre 20 baz puan azalarak yüzde 65’e geriledi.
Fed’in faiz indirimlerine öngörülünden daha geç başlayabileceğine yönelik ihtimallerin güçlenmesi tahvil piyasalarında satış baskısına neden olurken, ABD 10 yıllık tahvil faizi, yılbaşından bu yana toplamda 12 baz puan artış kaydederek tekrar yüzde 4 seviyesinin üzerine çıktı.
Dün yüzde 0,1 azalışla 102,4 seviyesinden günün tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışına göre yüzde 0,1 yükselişle 102,5’te bulunuyor.
Altının ons fiyatı 2 bin 45 dolardan işlem görürken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,4 değer kazancıyla 77,9 dolarda seyrediyor.
Dün, New York borsasında karışık bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,34 ve Nasdaq endeksi yüzde 0,56 geriledi, Dow Jones endeksi yüzde 0,03 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise dün pozitif bir seyir hakim olurken, bugün gözler Avro Bölgesi’nde öncü enflasyon verilerine çevrildi.
Dün Almanya’da açıklanan öncü verilere göre, yıllık Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Aralık 2023’te, enerji yardım önlemlerinden kaynaklanan baz etkiler ile yüzde 3,7’ye yükseldi.
Analistler, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizliklerin devam ettiğini kaydederek, açıklanan makroekonomik verilerin söz konusu beklentilerin biraz daha netleşmesine yardımcı olabileceğini ifade etti.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,53, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,52, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,48 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,01 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında Japonya hariç, negatif seyir öne çıktı.
Japonya Merkez Bankasının (BoJ) bu hafta başlarında meydana gelen depremlerin ardından negatif faiz politikasını sonlandırmakta zorlanacağına ilişkin beklentilerin artması Japon yeninin dolar karşısında değer kaybetmesine neden olurken, Japonya’da Nikkei 225 endeksini yukarı yönlü destekledi.
Dolar/yen paritesi yükseliş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyarak yüzde 0,2 artışla 144,8 seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan bugün açıklanan verilere göre, Japonya’da hizmet sektörü PMI 51,5 ile beklentilerin altında kaldı.
Kapanışa yakın Hong Kong’da Hang Seng endeksi ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 değer kaybederken, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,5 artış kaydetti.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,83 yükselişle 7.547,84 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının hemen altında 29,7574’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,8780 seviyesinden işlem görüyor.
Dün, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin (MÜSİAD) düzenlediği “2023 Yılı Değerlendirmesi ve 2024 Yılı Beklentileri” konulu toplantıda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyon düşüşündeki başarıyla birlikte Türkiye’nin, küresel normlara uygun gerekli adımları atacağını vurguladı.
Şimşek, Türkiye’nin not görünümünde iyileşmenin başladığını ve not artışının da olacağına inandıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“(İş dünyasına) Mal ve hizmetlerde muazzam teşvikler getirdik, devam edeceğiz. Eğer ihracat yapmıyorsanız, lütfen ‘2024 ve sonrasında ihracat yapacağız’ diye planlama yapın. Çünkü sizi destekleyeceğiz. Rekabet gücünüzü, istihdamı ve çalışanları desteklemek için 2024 yılında 630 milyar liradan fazla bir gelirden vazgeçeceğiz.”
Analistler, bugün yurt içinde haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de istihdam raporu başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini aktararak, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.600 ve 7.700 puanın direnç, 7.500 ve 7.400 seviyelerinin destek konumunda olduğunu bildirdi.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 İngiltere, aralık ayı konut fiyat endeksi
13.00 Avro Bölgesi, aralık ayı TÜFE
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
16.30 ABD, aralık ayı istihdam raporu
18.00 ABD, kasım ayı fabrika siparişleri
]]>Toplumun dijitalleşmesine katkıda bulunmak, kadınların gelişimini desteklemek ve iş gücüne katılımını artırmak amacıyla hayata geçirilen “Dijital Benim İşim” Projesi üçüncü yılını tamamladı. Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Türkiye Vodafone Vakfı iş birliğiyle hayata geçirilen projede bugüne kadar 20 ilde 15 bini aşkın kadın kursiyere dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri verildi. Projenin sosyal etkisini ölçmek üzere hazırlanan raporun ikincisine göre, bu eğitimlerle 21 milyon TL’yi aşkın sosyal değer elde edilirken, proje için yapılan her 1 TL’lik yatırım bir önceki döneme kıyasla yaklaşık 2 katına çıkarak 9 TL’nin üzerinde sosyal getiri sağladı. Bu değerin yüzde 33’ü dijital okuryazarlık, yüzde 67’si dijital pazarlama kursiyerlerinde oluşturulan değişimden kaynaklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Cengiz Mete, şöyle konuştu: “Genel Müdürlüğümüz, hayat boyu öğrenme kapsamında “hayata mutlu bireyler hazırlamak için her zaman, her yerde, herkese eğitim” anlayışıyla, çağımızın gereklilikleri doğrultusunda bireylerin eğitim, sosyal, kültürel, ekonomik vb. alanlarda kişisel ve mesleki bilgi, davranış, tutum, yeterlilik ve becerilerinin gelişimlerine katkı sağlayarak ulusal ve kişisel ölçekli değişim ve gelişim sürecine uyum sağlamalarını amaçlamaktadır. Bünyemizde Türkiye genelinde faaliyet gösteren 1000 halk eğitimi merkezi ve 31 olgunlaşma enstitüsünde 3 bin 771 adet yaygın eğitim kurs programıyla örgün eğitimin içinde veya dışında kalan bireylere yönelik açılan genel, mesleki ve teknik alanlardaki kurslar ve diğer faaliyetlerle hayat boyu öğrenme çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Ayrıca sosyal ortaklarımızla, kursiyerlerimizin mesleki, sosyal, kültürel olarak geliştirilmesi amacıyla çeşitli projeler yürütüyoruz. Türkiye Vodafone Vakfı iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Benim İşim Projesi de dijital dünyanın gücünü, kadınların potansiyeliyle buluşturmak üzere kamu ve özel sektör birlikteliğinin başarılı örneklerinden biridir. Proje kapsamında on binlerce kadının teknoloji alanında farkındalığının, bilgi ve becerilerinin artırmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Bu faydanın kadınların özgüvenine, motivasyonuna da yansıdığını görmek hepimiz için çok kıymetli.”
Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel ise şunları söyledi: “Amaç odaklı bir şirket olarak, dijital geleceğin toplumdaki her kesimi kapsaması için çalışıyoruz. ‘Dijital Benim İşim’ de bu vizyonla hayata geçirdiğimiz bir proje. Temel amacımız, kadınları dijital dünyayla tanıştırarak onlara dijital okuryazarlık becerileri kazandırmak, kadınların sosyal hayatta güçlenmelerini sağlamak ve onları potansiyel dijital iş olanaklarıyla buluşturmak. Bu projeyle bugüne kadar 20 ilde 15 bini aşkın kadına dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri verdik. Projemizin etkisini de düzenli olarak ölçümlüyoruz. İkinci sosyal etki raporumuza göre, projemiz kadınların yalnızca dijital bilgi ve becerilerini artırmıyor, aynı zamanda özgüven ve motivasyonlarının artmasında, dijital dünyanın önemine dair farkındalık kazanmalarında ve destekleyici ilişkiler geliştirmelerinde önemli rol oynuyor. Diğer yandan, projeye yaptığımız her 1 TL’lik yatırımın geçen döneme kıyasla yaklaşık 2 katına çıkarak 9 TL’nin üzerinde değer oluşturduğunu gördük. ‘Dijital Benim İşim’ Projesi’ni deprem bölgesine de taşıdık. Bu doğrultuda Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da toplam 15 eğitim konteyneri kurduk. Eğitim konteynerlerimizde, kadın kursiyerlerimiz geleneksel el sanatları kurslarına katılıyor ve el emeği ürünler üretiyor. Aynı zamanda, bölge özelinde geliştirdiğimiz ‘Dijital Dünyaya Giriş’ eğitimleriyle kadınların dijital becerilerini geliştirmelerine ve ürettikleri geleneksel ürünleri dijital kanallarda satmalarına destek oluyoruz. Türkiye Vodafone Vakfı olarak, kadınların yanında durmaya devam edeceğiz.”
Dijital okuryazarlık bilgi ve becerisinde yüzde 50 artış
“Dijital Benim İşim Projesi Sosyal Etki Analizi”nde 2022 Nisan – 2023 Mart arasında gerçekleştirilen dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri ile eğitimler sonunda düzenlenen Sosyal Medya Kampanya Yarışması kapsamında oluşturulan sosyal etki değerlendirildi. Buna göre, “Dijital Benim İşim” Projesi kapsamında dijital okuryazarlık katılımcılarındaki en büyük değişim yaklaşık yüzde 50 ile bilgi ve becerilerindeki artış olurken, en yüksek ikinci değişim alanı ise yüzde 28,5 ile özgüven ve motivasyondaki artış oldu. Eğitmenler de dijital okuryazarlık kursiyerlerindeki en büyük değişimin yüzde 65 ile özgüven ve motivasyon başlığı altında yaşandığını belirtti. Bu kursiyerlerin yüzde 70’e yakını bilgisayar ve internet konusunda yeni şeyler öğrenme isteğinin arttığını, yüzde 50’sinden fazlası ise güvenli internet kullanımı konusunda daha fazla bilgi sahibi olduğunu söyledi. Diğer yandan, eğitimlerden sonra dijital okuryazarlık katılımcılarının yüzde 60’ının özgeçmişini güncellediği ve yüzde 35’inin yeni bir iş baktığı görüldü.
Dijital pazarlama bilgi ve becerilerinde yüzde 43 artış
“Dijital Benim İşim” Projesi’nde dijital pazarlama kursiyerlerinin gözünden kendilerindeki en büyük değişim yüzde 43 oranında dijital pazarlama konusundaki bilgi ve becerilerindeki artış olurken, ikinci en yüksek değişim yüzde 31 ile motivasyon alanında oldu. Eğitmenler de dijital pazarlama kursiyerlerindeki en büyük değişimin yüzde 83 ile motivasyon ve yüzde 82 ile özgüven alanlarında yaşandığını belirtti. Dijital pazarlama kursiyerlerinin yüzde 62’sinin eğitimlerden sonra özgeçmişini güncellediği, yüzde 47’sinin yeni bir iş baktığı, iş baktığını belirten katılımcıların yüzde 10’unun yeni bir işte çalışmaya başladığı görüldü. Dijital pazarlama kursiyerlerinin yüzde 20’si eğitimlerden sonra girişimde bulunduğunu da belirtti. Bu katılımcıların yüzde 41’i satış yapmak üzere profesyonel hesap oluşturduğunu ve satış yapmaya başladığını, yüzde 33’ü sosyal medya hesabı açtığını, yüzde 11’i YouTube kanalı açtığını, yüzde 4’ü ise web sitesi kurduğunu paylaştı. Katılımcıların yüzde 11’i ise çalıştıkları işte daha verimli hale geldiğini ve dijital pazarlamayla ilgili iş alanlarına girdiğini aktardı.
Dijital pazarlama kursiyerlerinin yarısından fazlası kendi iş alanını oluşturmak için kursa katıldığını belirtirken, çalıştığı iş sebebiyle dijital pazarlama yetkinliğini geliştirmek için katılanlar geçen döneme oranla neredeyse 2 katına çıktı. Bu kursiyerlerin yüzde 54,75’i dijital pazarlamaya dair sahip olduğu bilginin arttığını, yüzde 52,82’si kendine yeni bir iş alanı oluşturma ya da sahip olduğu işi büyütme motivasyonunun güçlendiğini, yüzde 51,29’u dijital platformlarda farklı kitlelere ulaşma ve etkileşime geçme becerisinin geliştiğini belirtti.
Eğitmenler için önemli deneyim
Projenin eğitmenler üzerinde de etkisi oldu. Buna göre, dijital pazarlama eğitmenlerinde en yüksek değişim yüzde 32 ile bilgi, beceri ve yetkinlik gelişimi başlığında gerçekleşti. Dijital okuryazarlık eğitmenlerinde ise en yüksek değişim yüzde 6,6 ile iletişim becerileri ve sosyalleşme alanında oldu.
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkı
Proje, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na sağladığı katkıyla da öne çıkıyor. “Dijital Benim İşim”, doğrudan kadın kursiyerleri hedef grup olarak belirleyen, kadınların güçlenmesini ve ekonomik hayata katılımlarını artırmayı amaçlayan bir proje olduğundan, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (Amaç 5) ve Eşitsizliklerin Azaltılması (Amaç 10) hedeflerini doğrudan destekliyor. Proje ayrıca, kadınlara eğitim ve istihdam fırsatları oluşturarak uzun vadede yoksulluğun sonlandırılmasına (Amaç 1), kadınlara nitelikli beceriler kazandırma ve kapsayıcı öğrenme fırsatları sunması ile birlikte nitelikli eğitmen yetiştirilmesini de desteklemesiyle Nitelikli Eğitim’e (Amaç 4), istihdam, gelir artışı ve girişimcilik becerileri kazandırmasıyla İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme’ye (Amaç 8) ve son olarak Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Türkiye Vodafone Vakfı işbirliğinden güç alması nedeniyle Amaçlar İçin Ortaklıklar (Amaç 17) hedeflerine katkıda bulunuyor.
Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) metodolojisi kullanıldı
“Dijital Benim İşim Projesi Sosyal Etki Analizi” kapsamında uygulanan Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) metodolojisi, sosyal temelli projelerin oluşturduğu sosyal değerin hesaplanması için kullanılıyor. SROI yolu ile değişim, bu değişimi yaşayan ya da ona etki eden paydaşları kapsayacak şekilde hesaplanıyor. SROI analizinde, saha çalışmaları yolu ile paydaşlar üzerinde oluşturulan sosyal değişimi anlamak hedefleniyor ve bu değişimin, finansal değerler kullanılarak yansıtılması yolu ile değişimin hikayesi anlatılmaya çalışılıyor. Bu sayede, sosyal kazanım ve maliyetleri yansıtacak bir oranın hesaplanması mümkün oluyor. Buna göre, 2: 1 oranında bir etki, 1 birimlik yatırımın 2 birimlik sosyal değer oluşturabildiğini dile getiriyor. – İSTANBUL
]]>Fed’in bu yıl faiz indirimlerine başlaması beklense de zamanlamasına ilişkin belirsizlik sürerken, artan jeopolitik risklerinde etkisiyle pay piyasalarında risk iştahının düşmesi dikkati çekiyor.
Dün açıklanan Fed Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) geçen yılın son toplantısına ait tutanaklarında, banka yetkililerinin politika faizinin zirvede veya zirveye yakın olduğunu ve 2024’te faiz indirimlerine başlanılacağını düşündüğünü ancak enflasyon açıkça düşene kadar para politikasının bir süre daha kısıtlayıcı kalmasının uygun olacağı görüşünde olduğunu ortaya koydu.
Tutanaklarda, enflasyona yönelik yukarı yönlü risklerin azaldığı ancak enflasyonun hala hedefin oldukça üzerinde olduğu ve fiyat istikrarına yönelik ilerlemenin durma riskinin de devam ettiği belirtildi.
Bazı yetkililerin kısıtlayıcı para politikası duruşunun ne kadar süre devam etmesi gerektiğine ilişkin belirsizliğe ve aşırı kısıtlayıcı duruşun ekonomiye yönelik aşağı yönlü risklerine dikkati çektiği aktarılan tutanaklarda, yetkililerin görünüme ilişkin alışılmadık derecedeki yüksek belirsizliğe ve ekonominin faiz oranlarının daha da artırılmasına neden olabilecek şekilde gelişmesinin mümkün olduğuna işaret ettiği aktarıldı.
Tutanakların yanı sıra Fed yetkililerinin sözle yönlendirmeleri de takip edilirken Richmond Fed Başkanı Thomas Barkin, enflasyonda ilerleme kaydedildiğini ancak daha fazla sıkılaşma olasılığının da devam ettiğini yineledi. Barkin, ABD ekonomisinde “yumuşak inişin” daha olası göründüğünü ancak kesin olmadığını kaydetti.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in mart toplantısında faiz indirimlerine başlama ihtimali hafta başında yüzde 85 seviyesinde bulunurken, bu ihtimal tutanakların ardından yüzde 70’e geriledi.
Öte yandan, dün ABD’de açıklanan verilere göre, ülkede JOLTS açık iş sayısı, geçen yıl kasımda 8 milyon 790 bine inerek Mart 2021’den bu yana en düşük seviyesini kaydetti. İşinden ayrılanların sayısı ile iş alınan kişi sayısının düştüğünü gösteren veriler, iş gücü piyasasındaki soğumaya işaret etti.
Analistler, söz konusu verinin iş gücü piyasasındaki soğumaya işaret ettiğini belirterek, bugün açıklanacak ADP özel sektör istihdamı ve yarın yayımlanacak istihdam raporu verilerinden alınacak sinyallerin de Fed’in gelecek döneme ilişkin izleyeceği politikalara ilişkin ipucu verebileceğini söyledi.
Ülkede Tedarik Yönetim Enstitüsünün (ISM) imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ise geçen yıl aralıkta 47,4 ile beklentileri aştı. Söz konusu dönemde yaşanan yükselişe rağmen endeks, imalat sektöründeki daralmanın sürdüğünü gösterdi.
Kripto para piyasasında ise Bitcoin Spot Borsa Yatırım Fonları (ETF) ile ilgili bekleyiş sürerken, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun (SEC), Nasdaq, Chicago Opsiyon Borsası (CBOE) ve New York Menkul Kıymetler Borsası (NYSE) olmak üzere büyük borsalarla Bitcoin spot ETF’ler hakkında görüşmelerde bulunduğu bildirildi.
İlgili görüşmeye ilişkin haber Bitcoin spot ETF’nin onayının yakın olabileceğine dair olumlu bir işaret olarak görülmesine rağmen Bitcoin’in fiyatı düşüş eğilimini sürdürerek yüzde 5’e yakın değer kaybetti.
Söz konusu gelişmelerle dün yüzde 4,01’le aralık başından bu yana en yüksek seviyeye çıkan ABD 10 yıllık tahvil faizi günü yaklaşık 3 baz puan azalışla yüzde 3,91’le tamamlarken, şu sıralarda yüzde 3,94 seviyesinde bulunuyor.
Yükseliş eğilimini dün üst üste dördüncü işlem gününe taşıyarak yüzde 0,3 artışla günü 102,5 seviyesinden tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda yatay bir seyir izliyor.
Tutanaklardan alınan, Fed’in faizleri beklenenden daha uzun süre yüksek tutabileceği sinyalinin ardından dün düşüş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe çıkartarak günü yüzde 0,8 gerilemeyle 2 bin 41 dolardan tamamlayan altının ons fiyatı, bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 44 dolardan işlem görüyor.
Öte yandan, dün İran’ın, ülkede meydana gelen iki patlamanın da İsrail’e karşı takındığı tavrı cezalandırmak için yapıldığını duyurmasıyla bölge genelin artan gerilim petrol fiyatlarını yukarı yönlü destekledi. Üst üste dört günlük düşüş serisini dün yüzde 3,4 artışla sonlandırarak günü 78,5 dolardan kapatan Brent petrolün varil fiyatı, şu dakikalarda da önceki kapanışına göre yüzde 0,1 yükselişle 78,6 dolarda bulunuyor.
İsrail Ordusu Sözcüsü Daniel Hagari, düzenlediği basın toplantısında, bir gazetecinin İsrail’in İran’da meydana gelen saldırılarla alakasının bulunup bulmadığına ilişkin sorusuna, “Bu konuda yorum yapmayacağım.” şeklinde cevap verdi.
Bu gelişmelerle, New York borsasında negatif bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,80, Nasdaq endeksi yüzde 1,18 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,76 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da negatif seyir hakim oldu.
Enflasyon ve resesyon ikileminin en fazla hissedilen bölge olarak öne çıkan Avrupa’da, Orta Doğu’daki artan jeopolitik riskler ve Kızıldeniz’de yükselen gerilimin de etkisiyle pay piyasalarında risk algısı arttı.
Daimarkalı denizcilik devi Maersk’ten yapılan açıklamada, şirketin “Maersk Hangzhou” adlı gemisinin 30 Aralık’ta uğradığı saldırının ardından bir sonraki duyuruya kadar Kızıldeniz ve Aden Körfezi üzerinden tüm geçişleri durdurma kararı aldığını açıkladı.
Kızıldeniz’deki gelişmelerin enerji arzında problem çıkarabileceği endişeleriyle şubat vadeli doğal gaz kontratları dün yüzde 7’den fazla değer kazanırken, bu durumun enflasyonla mücadeleye sekte vurmasından endişe ediliyor.
Öte yandan, dün Almanya’da açıklanan verilere göre, işsizlik oranı değişim göstermeyerek yüzde 5,9’da kalırken, bugün gözler ülkede açıklanacak enflasyon verilerine çevrildi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,51, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,58, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,38 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,39 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif seyirle başladı.
New York borsasındaki negatif seyir yeni günde Asya’ya da taşındı.
Tatil sonrası yeni yılda ilk kez işlem gerçekleşen Japonya’da Nikkei 225 endeksi, negatif açılış yaparken, ülkede yaşanan depremlerin etkisiyle Japonya Merkez Bankasının (BoJ) ultra gevşek para politikasını sonlandırma ihtimalinin ötelendiği beklentilerinin artmasıyla dolar/yen paritesi yükseliş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyarak 143,6 seviyesine çıktı.
Öte yandan, bölgede bugün açıklanan verilere göre, Japonya’da imalat sanayi PMI 47,9 ve Çin’de hizmet sektörü PMI 52,9 ile beklentileri aştı.
Kapanışa yakın Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,6, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,9, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,9 ve Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,7 değer kaybetti.
Yurt içinde dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,78 değer kaybıyla 7.412,04 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 29,7706’dan günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,7940 seviyesinden işlem görüyor.
Yurt içinde dün açıklanan verilere göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Aralık 2023’te aylık bazda yüzde 2,93, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1,14 artış gösterdi. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 64,77, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 44,22 olarak gerçekleşti.
Analistler, bugün yurt içinde reel efektif döviz kuru ile haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise Almanya’da enflasyon, ABD’de ADP özel sektör istihdamının yanı sıra haftalık işsizlik maaşı başvuruları ve hizmet sektörü ve bileşik PMI verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.300 ve 7.200 puanın destek, 7.500 ve 7.600 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
11.55 Almanya, aralık ayı hizmet sektörü ve bileşik PMI
14.30 Türkiye, aralık ayı reel efektif döviz kuru ile haftalık para ve banka istatistikleri
16.00 Almanya, aralık ayı TÜFE
16.30 ABD, aralık ayı ADP özel sektör istihdamı ve haftalık işsizlik maaşı başvuruları
17.45 ABD, aralık ayı hizmet sektörü ve bileşik PMI
]]>Aydın’ın spor alanında simge yerlerinden olan ve bir dönem Aydınspor’un birinci lig maçlarına ev sahipliği yapan Adnan Menderes Stadyumu, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle bu sezon hizmet dışı bırakılırken, stadyumun akıbetiyle ilgili de düğmeye basıldı. Sezon başından bu yana müsabakalara kapatılan stadyumun, yıkım işi ihalesinin ardından, ilgili firma çalışmalarına başladı. Statta koltukların sökülmesiyle başlayan sürecin ardından iş makineleri de akşam saatlerinde stadyuma konuşlandırıldı. Yıkım süreci kapsamında sabahın erken saatlerinde çalışmalarına başlayan ekipler, stadyuma ilk kepçeyi vurdu. Çevrede geniş güvenlik önlemleri de alınırken, Aydın’ın 73 yıllık sembol stadının yıkım işlemleri kale arkası tribünlerinden başladı.
“73 yıllık bir dönem kapanıyor”
Aydın’da 73 yıllık bir dönemin kapandığını ifade eden yıkımı takip eden gazeteci Kıvanç Uğur, “Burası Aydın’ı 73 yıllık Adnan Menderes Stadyumu. Biz de bu kentte yaşayan birisi olarak yıllardan beri buraya gelip gittik. Çeşitli karşılaşmaları, milli bayramlarda düzenlenen etkinlikleri takip ettik. Bir süre depreme dayanıksız olduğu yönünde bir karar alınmıştı. Bugün de yıkımın başladığını görüyoruz. İnşallah kentimize yakışır, bir stadyum yerine inşa edilir. En büyük dileğimiz bu. Çünkü burası 90’lı yılların başında Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi, büyük takımları ağırlamış bir stadyum. İnşallah yerine daha iyisi, daha güzeli yapılır. Aydın’da 73 yıllık bir dönem kapanıyor. Bir tarih yok oluyor buranın yıkılmasıyla birlikte” dedi.
Barış Özsoy: “Burada herkesin sportif hatıraları var”
Aydınlı sporseverlerin en büyük isteğinin yeni stadyumun aynı konuma yapılması olduğunu belirten Barış Özsoy ise, “Şu an değişik duygular içerisindeyiz. Bir tarafımız üzüntülü, burada hatıralarımız yıkılıyor ama bir tarafımız da sevinçli. Bu yıkılacak ve yeni bir stat yapılacak. Çünkü Aydın’ın artık kendine yakışır, büyükşehire yakışır bir stada ihtiyacı vardı. Bu sürecin başlaması açısından bu yıkım güzel oldu. Bundan sonra bizim Aydınlı sporseverler olarak, sporun içinde olan insanlar olarak en büyük temennimiz ve isteğimiz yeni yapılacak stadın tekrar aynı mevkiye aynı konuma buraya yapılması. Bu Aydın için gerçekten büyük önem arz ediyor. Çünkü Aydın halkının, bu statta sportif hatıraları var. Aydın’da yaşayan herkes burayı bir spor merkezi olarak biliyor. Bunun tekrar bu şekilde yaşaması Aydın halkının en büyük isteği ve dileğidir” şeklinde konuştu.
Yeni stadyumun yeri için bakanlık onayı bekleniyor
Aydın Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, yeni bir stadyum için hem mevcut stadyum bölgesi hem de Aydın Büyükşehir Belediyesi Otobüs Terminali’nin orada bulunan yaklaşık 77 dönümlük hazine arazi için hazırlattığı iki farklı projeyi Gençlik ve Spor Bakanlığı’na sundu. 1950 yılında sporseverlere kapılarını açan ve bir dönem Aydınspor’un birinci lig maçlarına ev sahipliği yapan 73 yıllık Adnan Menderes Stadyumu’nun, yıkım işleminin ardından yeni stadyumun nereye yapılacağı bakanlık tarafından kabul edilecek proje sonrasında netleşecek. – AYDIN
]]>Alemdar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda yaşanan yüksek enflasyonun çalışanların ücretlerini erittiğini ve alım gücünü düşürdüğünü söyledi.
TÜRK-İŞ olarak sendikalı, sendikasız ayrımı yapmadan tüm çalışanların haklarını korumak ve ileriye taşımak için çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Alemdar, bu kapsamda 2023’te geçici işçilerin çalışma sürelerinin uzatılması, kamu işçilerinin toplu iş sözleşmesinin imzalanması ve asgari ücrete ara zam yapılmasının da aralarında olduğu önemli çalışmalar yürüttüklerini anımsattı.
“Kadro bekleyen işçiler için mücadelemiz sürüyor”
Çalışma hayatındaki birçok kazanımın altında TÜRK-İŞ’in imzasının bulunduğunu ifade eden Alemdar, şöyle konuştu:
“Kamudaki taşeron işçilik önemli bir sorundu. Bu sorunun çözümü için sendikalar olarak büyük mücadele yürüttük. Bu sayede kamuda 700 binden fazla taşeron işçi kadroya alındı. Kadroya geçen işçilere yönelik yoğun bir emeklilik baskısı söz konusuydu, girişimlerimizle zorunlu emeklilik uygulamasının kaldırılmasını sağladık. Bununla birlikte, büyük bölümü Milli Eğitim Bakanlığında olmak üzere kamuda bir yılda 10 ay çalıştırılıp 2 ay boşta kalan geçici statüde 50 bine yakın işçi vardı. Yoğun ve yorucu uğraşlarımız sonucu, bu işçilerimizin çalışma süresi 11 ay 29 güne çıkarıldı.”
“Adaletsiz vergi düzeni kazanımları alıp götürüyor”
TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Eyüp Alemdar, tüm çalışma ve kazanımlara rağmen çalışma hayatının çözüm bekleyen önemli sorunlarının olduğunu, kendilerini 2024’te yoğun bir gündemin beklediğini dile getirdi.
Yeni yılda çözüme kavuşturulması gereken öncelikli sorunun çalışanların maruz kaldığı yüksek gelir vergisi kesintileri olduğuna dikkati çeken Alemdar, şöyle devam etti:
“Milyonlarca çalışan büyük bir gelir vergisi adaletsizliğinin mağduru. Biz toplu iş sözleşmelerinde ne kadar yüksek oranda artış sağlarsak sağlayalım, adaletsiz vergi düzeni kazanımlarımızı alıp götürüyor. 2003’te vergi matrahı asgari ücretin 16,34 katıyken, bugün bu oran 4,95’e düşmüş durumda. Bu durum, çalışanların ağır bir vergi yükü altında ezilmesine neden oluyor. TÜRK-İŞ olarak, 2024 yılında birinci gündem maddemiz vergide adaletin sağlanması olacak. İşçiler, kıdem tazminatı konusunda bir bütün olarak nasıl kararlı duruş sergileyerek sonuç aldıysa, vergi adaleti konusunda da aynı kararlı duruşu sergilemeli ve mutlaka adil bir sonuca ulaşmalıdır.”
“2024’te ek protokol için girişimlerimiz olacak”
Eyüp Alemdar, yeni yılda önemli diğer bir gündemlerinin kamuda kadro bekleyen taşeron işçiler olduğunu, 2018’de 700 bin kişinin kadroya alınmasına rağmen kamuda taşeron işçilik sorununun sürdüğünü aktardı.
Kamuda kadro düzenlemesinin dışında kalan farklı kurum ve kuruluşlarda 90 bine yakın taşeron işçi bulunduğuna işaret eden Alemdar, çalışanların da kadroya kavuşması için mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.
Alemdar, 700 bin kamu işçisini kapsayan Kamu Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Anlaşma Protokolü gereği imzalanan ancak yürürlük tarihleri farklı olan toplu iş sözleşmelerindeki enflasyon farkından doğan ücret dengesizliklerinin giderilmesi için 2024’te ek protokol yapılması için girişimlerinin olacağını da bildirdi.
“AVM’lerdeki örgütlenme atılımı devam edecek”
Eyüp Alemdar, sendika olarak günün şartlarına uygun olarak değişim ve dönüşümü sağlayıp örgütlenme çalışmalarına hız verdiklerinin altını çizerek şunları kaydetti:
“İş kolunda birçok ilkin altında imzası olan Koop-İş Sendikamız, yeni dönemde de başarılarını sürdürecek. Sendikamızın geçtiğimiz yıllarda AVM’lerde başlattığı örgütlenme atılımı yeni yılda da devam edecek. IKEA, H&M, Metro Gross, Adidas, Nike, Puma gibi dünya devi şirketlerin yanı sıra Yalı Spor ve Expedia’da çalışanları sendika güvencesine kavuşturup başarılı sözleşmelere imza atan sendikamız, 2024’te yeni hedeflerle büyümesini sürdürecek.”
]]>Avrupa Birliği tarafından hibe ile desteklenmeye hak kazanan ‘XReation of Future’ projesi, Geleceğin Meslekleri Konferansı ile tanıtıldı. Coşkunöz Eğitim Vakfı liderliğinde Bursa Teknik Üniversitesi ortaklığında hayata geçen, İş dünyasının geleceğin işleri hakkında farkındalığının artırılmasının ve ihtiyaç duyduğu insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesi için sanal gerçeklik (VR), artırılmış gerçeklik (AR) ve karma gerçeklik (XR) tasarımcılarının cinsiyet eşitliği odağında yetiştirilmesinin hedeflendiği proje, paydaşlar ve sektörün temsilcileri ile paylaşıldı. XReation of Future Projesi, ‘Geleceğin insana yakışır işleri çerçevesinde ve toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı mevcut ve potansiyel işgücü istihdamının ve istihdam edilebilirliğinin desteklenmesi’ ana hedefi doğrultusunda VR/AR/XR tasarımcı eğitim müfredatı hazırlanmasını ve eğitim altyapısının güçlendirilmesini, eğitmen yetiştirilmesini, gençlerin kapasitesinin güçlendirilmesini, çalışanların yetkinliklerinin geliştirilmesini, lise, üniversite öğrencileri veya işsizlerin cinsiyet eşitliği odağında bilgi teknolojileri, üretim ve eğitim sektörlerinde istihdama katkıda bulunmasını ve paydaşların geleceğin meslekleri konusunda farkındalıklarının artırılmasını hedefliyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mali iş birliği çerçevesinde geliştirilen Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı’nın (IPA-Instrument for Pre Accession) “İstihdam, Eğitim, Sosyal Politikalar” bileşeni altında Cinsiyet Eşitliği Odağında Geleceğin İnsana Yakışır İşleri Yaklaşımının Desteklenmesi Hibe Programı uygulanmaktadır. Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen söz konusu hibe programı, Sözleşme Makamı olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülmekte ve izlenmektedir. Programın Operasyon Faydalanıcısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) Çalışma Genel Müdürlüğü (ÇGM) İstihdam Politikaları Daire Başkanlığı’dır. Projenin toplam bütçesi 217 bin 327,49 Avro olup, bu tutarın 23 bin 797,36 Avro’luk kısmı Coşkunöz Eğitim Vakfı ve Bursa Teknik Üniversitesi’nin eş finansman katkısıdır.
Proje çerçevesinde eğitmenler ve işsizler, profesyoneller, üniversite ve meslek lisesi öğrencileri gibi 5 ayrı grupta toplam 140 kişiye toplam bin 160 saat uygulamalı eğitim verilerek iş dünyasının ihtiyaç duyduğu yetkinliklere sahip AR/VR/ XR tasarımcıları yetiştirilecek. Eğitim müfredatı, iş dünyasının talep ettiği yetkinlikler ve eğitim ihtiyaçları göz önünde bulundurularak proje çerçevesinde hazırlanacak. Kadın istihdamının desteklenmesi önceliğine katkı sağlamak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek hedefiyle, verilecek eğitimlerden yararlananların en az yüzde 50’sini kadınların oluşturması hedeflenecek. Projenin ilerleyen aşamalarında, projenin amacına yönelik farkındalığı artırmak için ‘Bilişim Sektöründe Kadın’ konferansı ile proje yarışması ve kapanış konferansı gerçekleştirilecek. Proje bitiminde kısa videolar, eğitim dokümanları ve uygulama örnekleri online platform üzerinden herkesin erişimine açık şekilde yayınlanacak.
Bursa iş dünyasının yoğun katılımıyla gerçekleştirilen ve açılış konuşmaları Coşkunöz Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Oya Coşkunöz Aktaş, ve Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar tarafından yapılan etkinlikte katılımcılar projeye dair detaylı bilgi alma fırsatı yakaladı.
Oya Çoşkunöz Aktaş, “Yeni teknolojiler, işler ve geleceğin meslekleri alanlarında çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye’yi ulusal ve uluslararası alanda eğitim ve istihdam sağlayıcı olarak temsil ediyoruz. Son olarak yaşadığımız acı deprem sebebiyle, Hatay’da 4 ayda 47 sınıflı bir okulu hayata geçirdik. Bu gururla acımızı bir nebze olsun unutmaya çalışırken, daha da fazlasını hayata geçirmek için ekip arkadaşlarımızla çalışıyoruz. Değişen dünya ve dijital beceriler, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin hepimizin işlerini etkileyecek. Bu konuda Türkiye’nin rekabette geri kalmaması için bu değişimleri yakından incelememiz çok önemli. Değişimin bazen zor ve sancılı olduğunu çok iyi biliyoruz. Fakat, değişmemenin de büyük ve çok ağır bedelleri olduğunu hatta yok olacağımızı biliyorum” dedi.
F2K Yönetim Danışmanlığı Kurucu Ortağı Feride Kılıç’ın “Geleceğin Meslekleri”, NaraXR CEO’su Dr. Zafer Karadayı’nın “Deneyim Çağında İnsan”, Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney’in “Teknolojide İstihdam ve Kadın” oturumlarıyla devam eden Geleceğin Meslekleri Konferansı’nda, alanında uzman konuşmacılar VR/AR/XR teknolojileri alanındaki gelişmeleri, dijitalleşme ve iş dünyasının ihtiyaç duyduğu beceri ve yetkinliklere dair görüşlerini dinleyenlere aktardı. – BURSA
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, 742 bin işletmenin üye olduğu İTO’nun 2024 yılı İş Programı’nın görüşüldüğü Meclis Toplantısı’nda Oda’nın yeni yılda yürüteceği çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM) bünyesinde 96 bin metrekare kapalı alanı bulunan İstanbul Fuar Merkezi’ni 2024 yılında önemli ölçüde büyütmeyi hedeflediklerini belirten Avdagiç, “İstanbul’un en büyük kapalı fuar alanını iş dünyamızın hizmetine sunmak, İstanbul Ticaret Odası’nın yaşayacağı bir onur olacaktır” diye konuştu.
Avdagiç, İstanbul Fuar Merkezi’nde 2023 yılında 89 fuar organize edildiğini, bu fuar sayısının metrekare karşılığının ise 2 milyon 428 bin 750 metrekare olduğu bilgisini verdi.
“İlk aşamada 40 bin metrekarelik yeni fuar salonu”
Fuar alanını büyütme projesi çerçevesinde ilk aşamada mevcutta otopark alanında 40 bin metrekarelik fuar salonu inşaatı planladıklarını kaydeden Avdagiç, şöyle devam etti: “Ardından ikinci aşamada 35 bin metrekarelik bir fuar salonu, onu takiben de üçüncü aşamada Ticaret Bakanlığı desteğiyle İDTM arazisine bitişik parselde büyümeyi planlıyoruz. Hedefimiz, bunu 21. Dönem İTO Meclisi’nin bir icraatı olarak tarihimize altın harflerle yazmaktır.”
İTO’nun Türk şirketlerinin dünyanın dört bir yanında önemli uluslararası fuarlara katılımlarını organize ettiğini hatırlatan Avdagiç, “2023 yılında Almanya’dan Çin’e, Amerika’dan Rusya’ya, Arnavutluk’tan Endonezya’ya, Fransa’dan Azerbaycan’a, İngiltere’den Singapur’a kadar 16 ülkede 24 şehirde 20 farklı ihtisas sektörünü içeren 38 uluslararası fuara bin 250 firmamızın katılımını sağladık. 2022’nin rakamlarıyla 2023 yılını mukayese edince, katılımcı firma sayısında yüzde 48’lik, metrekare kategorisinde yüzde 37’lik bir artış yakaladık” bilgisini verdi.
“2024’te 17 ülkede 46 fuara Türk firmalarının katılımını sağlayacağız”
2024 yılında da 17 ülkede 46 fuara Türk firmalarının katılımını organize edeceklerini kaydeden Avdagiç, “Her fuara katılım demek, daha fazla rekabetçi olmak, daha fazla ihracat imkanı yakalamak, daha fazla üretim ve istihdama ulaşmak demektir” dedi.
İhracata İlk Adım Programı’nın 2023 yılında 15. etabını başarıyla tamamladıklarını belirten Avdagiç, “Hiç ihracat yapmayan ya da ihracat yapmış ama sürekli hale getirememiş işletmelerimizden 16 firmamızla birlikte bugüne kadar programdan faydalanan firma sayımız 326’ya yükseldi. İhracata İlk Adım Programımızın 16. etabını Ocak ayı itibariyle başlatıyoruz. Programımız tüm hızıyla ve kesintisiz şekilde devam edecek” dedi.
Avdagiç, Uçtan Uca E-İhracat Merkezi Projesi’ni bu kez İSTKA güdümlü proje desteği ile hayata geçirecek adımları attıklarını kaydetti. SoftITo Yazılım-Bilişim Akademisi Projesi’nde 2’nci dönem eğitimlerinin 2023 yılı içerisinde başladığını hatırlatan Avdagiç, “İnşallah 2024 içerisinde mezun olacaklar. SoftITo ile iş dünyasının ihtiyacı olan yazılımcıları yetiştirmekte büyük bir başarıya imza atıyoruz. Tıkır tıkır işliyor, Türkiye yetenekli yazılımcılarla tanışıyor” dedi.
“Türk tüccarı neredeyse İTO oradadır”
Avdagiç, uluslararası ilişkilerde ve ticari diplomaside Türkiye’ye yeni hedefler kazandıracak çalışmalar içinde olduklarını vurguladı. Şekib Avdagiç, “34 ülkenin 9’u bakan ve büyükelçi seviyesinde olmak üzere misyon şefleriyle bir araya geldik. 20’yi aşkın ülkeden ticaret odası başkanı ve iş heyetlerini ağırlayıp yatırım ve iş görüşmeleri gerçekleştirdik. Ortadoğu ve Körfez ülkelerinden Balkan ülkelerine, AB ülkelerinden Afrika, özellikle Kuzey Afrika ülkelerine, Kuzey Amerika ve Latin Amerika’dan Orta Asya ve Uzak Doğu ülkelerine kadar geniş bir coğrafyada faaliyet gösterdik. Bu tablo şunu gösteriyor. Türk tüccarı neredeyse İTO oradadır, İTO o ülkedeki Türk tüccarının yanındadır” dedi.
İTO olarak mesleki eğitimi, varlık sebebi olarak gördüklerine işaret eden Avdagiç, 2019 yılından itibaren Milli Eğitim ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkları ve diğer paydaşlarla Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü, yani Hamilik Projesi yürüttüklerini hatırlattı. Avdagiç, 2023 yılı sonu itibariyle hamilikleri İTO tarafından yürütülmekte olan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi sayısının 55’e ulaştığını, bu sayıyı artıracaklarını kaydetti. – İSTANBUL
]]>Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in 2 yıldır süregelen enflasyon mücadelesinin sonuna yaklaşıldığına işaret edilirken, dün ülkede açıklanan veriler de söz konusu fiyatlamaları destekledi.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, 23 Aralık ile biten haftada 218 bine yükselerek, piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
İşsizlik maaşı başvurularındaki artış iş gücü piyasasındaki yumuşamaya işaret ederken analistler, söz konusu verinin Fed’in 2024’ün ilk çeyreğinde faiz indirimlerine başlayacağına dair artan beklentilerle uyumlu olduğunu aktardı.
ABD’de bekleyen konut satışları endeksi de kasımda artış beklentilerinin aksine değişim göstermedi. Ülkede Freddie Mac olarak bilinen Federal Konut Kredisi Mortgage Şirketi verilerine göre, 30 yıl vadeli mortgage (konut kredisi) için ortalama faiz oranı 28 Aralık itibarıyla yüzde 6,61’e geriledi. Söz konusu faiz oranı düşüşünü 9’uncu haftaya taşırken mayıs ayından bu yana en düşük seviyesini kaydetti.
Dün tahvil piyasalarında satış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, dolar endeksi de yeniden 101 seviyesinin üzerine tırmandı.
Brent petrolün varil fiyatı Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılar sonucu oluşan güvenlik kaygıları ile tedarik zinciri aksamalarına ilişkin endişelerin hafiflemesiyle yüzde 3’e yakın düştü.
Yılın son işlem gününde Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,4 artışla 77,6 dolardan, altının onsu da yüzde 0,2 yükselişle 2.071 dolardan işlem görüyor.
New York borsasında dün Nasdaq endeksi yüzde 0,03 gerilerken, S&P 500 endeksi yüzde 0,04 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,14 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne yükselişle başladı.
Avrupa borsalarında dün satış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, bölge genelinde tatil havası devam ediyor.
Dün İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,30, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,24, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,48 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise yükselişle başladı.
Asya tarafında Fed’in gelecek yıl faiz indirimlerine başlayacağına yönelik beklentiler pay piyasalarında risk iştahını desteklerken, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) son makroekonomik verilerin ardından negatif faiz politikasını terk etme sürecini hızlandırabileceğinden endişe ediliyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,6 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,2 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,6 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 yükseldi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,87 değer kazancıyla 7.396,34 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün, önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 29,4494’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,5080 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, gece açıklanan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bülteninde enflasyon muhasebesine ilişkin duyuruya yer verildi. Buna göre, Kurulun finansal raporlama düzenlemelerine tabi ihraççılar ile sermaye piyasası kurumlarının 31 Aralık itibarıyla sona eren hesap dönemlerine ait yıllık finansal raporlarından başlamak üzere Türkiye Muhasebe Standardı 29 hükümlerini uygulamak suretiyle enflasyon muhasebesi uygulamasına karar verildi.
Analistler, bugün yurt içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Para ve Kur Politikası Metni ile dış ticaret dengesi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.490 ve 7.590 puanın direnç, 7.300 ve 7.080 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, kasım ayı dış ticaret dengesi
10.00 Türkiye, TCMB Para ve Kur Politikası Metni
10.00 İngiltere, aralık ayı konut fiyat endeksi
]]>