Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 6 Şubat depremlerinden etkilenen afetzedeleri bir yandan yeni yuvalarına kavuştururken bir yandan da bayramlarda yanlarında oluyor. Bakanlık tarafından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında çocuklar ve ailelere yönelik Adıyaman ve Hatay’ın İskenderun ilçesinde kurulan özel etkinlik alanlarında Cumhuriyet Panayırı düzenlendi.
Çeşitli etkinliklerin yapıldığı Cumhuriyet Panayırında çocuklar doyasıya eğlenirken aileler ise çocukların bu eğlencesine ortak oluyor. Çeşitli ikramlar ve hediyelerin de verildiği panayıra katılan çocuklar ve aileleri bu tür etkinliklerin daha fazla yapılması gerektiğini ve oldukça güzel zaman geçirdiklerini söyledi.
Oldukça eğlendiklerini söyleyen çocuklardan Selvi Erdil, “Çok güzel burası çok güzel ilgileniyorlar. Etkinlikler çok güzel, boyalar çok güzel. Ablalar da çok güzel ilgileniyor. Taş boyadım, balon yaptım, çanta boyadım, böyle güzel etkinlikler yaptım” dedi.
Velilerden Buse Özkan ise konuşmasında, “Adıyaman’da böyle etkinliklerin olması sayılarının artması çocuklar için aktivite çeşitliliğinin olması bizleri mutlu ediyor” diye konuştu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Kurum, İzmir Körfezi’nde yaşanan toplu balık ölümleri, kötü koku ve kirliliğin sebeplerinin araştırılması ve önlenmesi amacıyla oluşturulan “İzmir Körfezi Bilim Kurulu Heyeti” üyeleriyle körfezde yapılan incelemeye katıldı.
Bilim insanlarıyla TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi’ne binerek denize açılan Kurum, yaptığı konuşmada dünyanın göz bebeği, tabiat harikası İzmir Körfezi’nin aynı zamanda Kurtuluş Savaşı’nda düşmanın denize döküldüğü Mavi Vatan’ın en anlamlı noktası olduğuna işaret etti.
Körfezin güzel adaları, tuzlaları, dalyanlarıyla, kuş cenneti ve lagünleriyle tam bir cennet parçası olduğunu dile getiren Kurum, “Maalesef bugün, sıraladığım tüm bu güzellikler tehlike altındadır, İzmir Körfezi adeta can çekişmektedir. İzmir Körfezi’miz, karadan gelen kirlilik nedeniyle artık nefes alamamaktadır. Balıklarımız toplu ölümler yaşamaktadır.” diye konuştu.
Bakanlık olarak kirliliğin sebeplerini incelemek için harekete geçtiklerini ve körfezin farklı noktalarından deniz suyu numuneleri aldıklarını belirten Kurum, şunları kaydetti:
“Üzülerek söylüyorum; denizdeki atık su kaynaklı amonyak miktarı, olması gerekenden tam 50 kat daha fazladır. Yani bu ne demek? Evsel ve endüstriyel atıklar suya arıtılmadan karıştırılıyor demek. Bu da beraberinde koku problemini getirmekte hem denizdeki canlıları hem de insan sağlığını tehdit etmektedir. Denizdeki oksijene baktığımızda da benzer bir manzarayla karşılaşıyoruz. İzmir Körfezi’ndeki oksijen seviyesi 6 miligram/litre olması gerekirken balıklar, canlılar için olması gereken alt sınır 4-4,5 miligram/litre iken ölçtüğümüz oksijen seviyesi 1,8’e, yer yer sıfıra kadar düşmüştür. Yani denizde oksijen kalmamıştır.”
“Körfezimizin bazı bölgelerinde yaşam kalmamıştır”
Kurum, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan inceleme sonuçlarında da kirlilik parametrelerinin özellikle 2020 yılından sonra ciddi miktarda arttığının görüldüğünü söyledi.
Bakan Kurum, körfezdeki su hareketliliği ve sirkülasyonun artık durma noktasına geldiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İç körfezde toplam fosfor, klorofil-a ve amonyum azot gibi zararlı maddeler, sınır değerlerinden tam 2 kat daha fazladır. Maalesef iç körfezimizde denizdeki su hareketliliği ve sirkülasyonu artık durma noktasına gelmiştir. Altını çizerek ifade etmek gerekirse şu anda körfezimizin bazı bölgelerinde yaşam kalmamıştır. Balıklarımız, oksijensiz kaldıkları için ölmüştür. Körfezimize dökülen 7’si aktif 25 derenin durumuna baktığımızda da sonucun içler acısı olduğunu görüyoruz. Bugün derelerdeki su, organik kirlilik açısından tarihin en kötü durumundadır.”
Kurum, geçmiş yıllarda İzmir Körfezi’ni temizlemek için Büyük Kanal Projesi yapıldığını hatırlatarak “Bu projenin yağmur suyu ve kanalizasyon şebekesinin birleştirilmiş olması nedeniyle tam 5,5 kat daha fazla kirli ve katı madde denize akmaktadır. Bu denizimiz için hakikaten hayati bir sorundur.” dedi.
“Katı atık, orta körfeze arıtılmadan dökülüyor”
Kurum, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin bir nedeninin de Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi’nin verimli işletilememesi olduğunu söyledi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, İzmir Büyükşehir Belediyesini bu konuda defalarca uyardığını dile getiren Kurum, son 5 yılda belediyeye 6 milyon liradan fazla, 13 ayrı ceza uygulandığını, cezaların sebebinin tesisin düzgün çalıştırılmaması olduğunu bildirdi.
Kurum, 23 Ağustos’ta Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi’nden numune alındığını, yapılan analiz sonucu tesisteki katı madde değerinin olması gereken limitin 4 kat üzerinde çıktığını aktardı.
Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi’nin günlük su arıtma kapasitesinin 605 bin metreküp olduğunu bildiren Kurum, şunları kaydetti:
“Ancak tesise gelen atık su miktarı günlük 700 bin metreküpü aşmaktadır. Tesise gelen fazla atık su tesiste arıtılmıyor, çok yüksek miktarda katı atık, orta körfeze arıtılmadan doğrudan dökülüyor. İzmir Körfezi’nin dibine birikiyor, dip çamurunu arttırıyor, canlı yaşamını derinden etkiliyor.
İzmir Körfez’inde yaşanan, tam anlamıyla büyük bir çevre felaketidir. İzmir Körfezi’nin ekosistemi artık durma noktasına gelmiştir, körfezimiz ölmektedir. Denizin bu hale gelmesinin sorumluları seçim meydanlarında ‘körfezi temizleyip burada yüzeceğiz’ diyen ama görevdeyken tek bir adım atmayanlardır. Sorumlular şimdi suçlarını gizlemek için ‘bu balıklar bize ait değil, bunlar gemilerle getirildi’ diyen ve kendilerini gülünç duruma düşürenlerdir. Bu kirliliğin sorumlusu, yağmur suyu ve kanalizasyon kanallarını bile birbirinden ayıramayan, kurulu atık su tesislerini bile çalıştıramayan, derelerini dahi ıslah etmekten aciz olan yerel yönetimlerdir, belediyelerdir.”
Yol haritası hazırlanacak
Bakan Kurum, sorumluları izleme ve denetim görevine kararlılıkla devam edeceklerini, bilim kurulunu oluşturduklarını, koordinasyon toplantısında da bilim insanlarıyla, STK temsilcileriyle ve kamu kurumlarıyla neler yapılacağını konuşacaklarını, kurulun bundan böyle yerel yönetimlere yol göstereceğini aktardı.
Bilim insanlarının İzmir’deki yerel yöneticiler için kirlilikle mücadeleye dair yol haritaları çıkaracağını, ev ödevleri vereceğini dile getiren Kurum, “Biz de bakanlık olarak belediyeler ev ödevlerini yapıyor mu yapmıyor mu, anlık olarak takip edeceğiz. Eksiklikleri varsa söyleyeceğiz. Yönetim zafiyeti söz konusuysa uyaracağız. Atılması gereken adımlar atılmıyorsa harekete geçmeleri için zorlayacağız.” diye konuştu.
Bakan Kurum, bir gazetecinin sorusu üzerine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da toplantıya davet edildiğini belirterek, “Ama maalesef yurt dışında olmayı tercih etmiş. Anlaşılan o ki İzmir’den daha önemli meseleleri var.” ifadelerini kullandı.
Konuşmanın ardından Kurum ve beraberindekiler kirliliğin yoğunlaştığı Bayraklı açıklarında inceleme yaptı.
İncelemeye İzmir Valisi Süleyman Elban, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı ve İzmir MilletvekiliEyüp Kadir İnan, AK Parti İzmir milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı, Yaşar Kırkpınar, Mahmut Atilla Kaya, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Halit Ergin, AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı ve MHP İl Başkanı Veysel Şahin de katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hem 1994’teki BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi hem de bu sözleşme kapsamında iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı hakkında 2015’te imzalanan ve 2016’da yürürlüğe giren Paris Anlaşması’nın maddelerinin hayata geçirilmesi hususunda kararların alındığı bir süreç olan COP’u, BM’nin oluşturduğu sekreterlik yürütüyor. Bu müzakerelere her yıl bir ülke ev sahipliği yapıyor. Bu yıl, müzakerelerin koordinasyonu ve COP’a başkanlık için Azerbaycan seçildi.
Azerbaycan’ın devlet kurumları, şirketleri ve sivil toplum kuruluşları, ülkenin 11-22 Kasım’da ev sahipliği yapacağı COP 29’un başarılı şekilde hayata geçirilmesi için koordineli çalışma yürütüyor.
COP 29’da toplamda 80 bin civarında, bir günde ise yaklaşık 40 bin misafir ağırlamaya hazırlanan Azerbaycan, bir zamanlar çatışma içerisinde bulunduğu Ermenistan dahil tüm ülkelere davet gönderdi. 50’den fazla devlet ve hükümet başkanı COP 29’a katılacağını teyit ederken sayının artacağı öngörülüyor.
Azerbaycan Enerji Bakan Yardımcısı ve COP 29 CEO’su Elnur Soltanov, konferansta müzakere edilecek konuları ve beklentilerini AA muhabirine anlattı.
Soltanov, COP 29’da ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde konuların görüşüleceğini, başlıca konunun iklim finansmanı olacağını söyledi.
Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere daha fazla yardım sağlamasının COP 29’un başlıca gündemlerinden biri olacağını belirten Soltanov, “Gelişmiş ülkeler atmosfere daha fazla sera gazı atarak gelişti. Bu ülkeler şimdi de daha fazla sera gazı emisyonunda bulunuyor. Dünyadaki sera gazı emisyonunun yaklaşık yüzde 4’ü Afrika kıtasından yapılıyor. Fakat iklim değişikliklerinden en fazla etkilenen kıta da Afrika’dır. Küçük ada devletlerinin de sera gazı emisyonu yüzde 1 oranındadır. Fakat bu ülkeler su altında kalarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Paris Anlaşması’na göre gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere sera gazı emisyonunun azaltılması ve iklim değişikliklerinin etkilerini azaltmak için yapılan mücadelede finansal destek sağlamalıdır. Şimdi 100 milyar dolar civarındaki ilkim finansmanının artırılması için ciddi müzakereler yürütülüyor. COP 29’da bu yönde karar alınmasını umuyoruz.” dedi.
“COP 29’da tüm dünyada ateşkes çağrısında bulunacağız”
Soltanov, Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kapsamında karbon ticaretindeki engellerin ortadan kaldırılması hususunun da COP 29’da müzakere edilecek önemli konulardan olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“COP sürecinde tüm başlıca kararların oybirliği ile kabul edilmesi gerekiyor. Ama oy birliği şartı olmayan fakat iklim alanında bizi ileri götürecek öneriler de görüşecek. Azerbaycan da bu hususta 14 öneri sundu. Bu önerilerin hayata geçirilmesi için oy birliği gerekmiyor. Bunları bazı ülkelerle ya da şirketlerle hayata geçirebiliriz. Azerbaycan’ın önerisi ile görüşülecek konular içerisinde iklim finansmanı, enerji, tarım, su kaynakları, turizm, dijitalleşme, yeşil kentler ve insan kaynakları hususunda konular bulunuyor. İklim ve barış ilişkisi de Azerbaycan’ın önerileri sırasında bulunuyor. COP 29’da olimpiyatlarda olduğu gibi tüm dünyada ateşkes çağrısında bulunacağız.”
Ermenistan da davet edildi
COP 29’da genel olarak yaklaşık 80 bin misafir ağırlayacaklarını, farklı günlerde farklı sayıda misafirin Azerbaycan’a geleceğini ve gideceğini ifade eden Soltanov, şunları söyledi:
“Bir günde yaklaşık 40 bin misafiri ağırlayacak altyapımız var. Dünyanın tüm devlet başkanlarına davet gönderildi. 50’den fazla devlet ve hükümet başkanı katılacağını teyit etti. Bu rakamın artacağını bekliyoruz. Ermenistan da davet edildi.
COP 29, Azerbaycan’ın bugüne kadar ev sahipliği yaptığı herhangi uluslararası etkinlikle kıyaslanamayacak düzeyde bir etkinlik olacak. İklim müzakerelerine liderlik edeceğiz ve ülke olarak bu husustaki faaliyetlerimizi ortaya koyacağız. Azerbaycan’ın misafirperverliğini göstereceğiz. Devlet kurumları, şirketler ve sivil toplum kuruluşlarının koordineli faaliyeti ile kaliteli organizasyon hayata geçireceğiz. COP 29’un başarılı olamama ihtimali yok.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, gazeteci Andrea Sanke tarafından yönetilen panele, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Madagaskar Dışişleri Bakanı Rafaravavitafika Rasata ve Gambiya Dışişleri Bakanı Mamadou Tangara katıldı.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Bozay, konuşmasında, Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı’nın (NDC) yüzde 41 olduğunu ve net sıfır emisyon hedefine 2053’te ulaşmayı planladığını belirterek, iklim değişikliğiyle mücadelede birçok enstitüyle işbirliği içinde olduklarını söyledi.
Bozay, an itibarıyla taslağı oluşturulan iklim yasasının bu yıl yürürlüğe girmesini umduğunu belirterek, gelecek nesillerin bu dönemi nasıl hatırlayacağının önemine dikkati çekti.
Yapılan anketler ve araştırmalar sonucu genç neslin bu dönemi “belirsizlik” kelimesiyle tanımladığına değinen Bozay, bu belirsizliğin iklim değişikliğinde alınan eylemlerde de görüldüğünün altını çizdi.
Bozay, iklim değişikliği ile mücadelenin “yarışa” dönüştürülmemesinin önemini vurgulayarak, ülkelerin yenilenebilir enerji kullanımı gibi planlarda gerçekçi hedefleri olmasının yanı sıra bu konuda atılacak adımların bir standarda oturtulması gerektiğini dile getirdi.
Küresel ısınma ve olumsuz etkileriyle mücadelede bireylerin rolüne değinen Bozay, ülkelerin bu konuda halkına ulaşmasının ne kadar önemli olduğunu, “Evlere etki etmek için yerel yönetimle işbirliği içinde olmalıyız.” sözüyle ifade etti.
Bozay, gelecek nesillerin iklim konusunda bilinçlenmesinin önemli olduğunu belirterek, “genç neslin zihnini ve kalbini kazanmak”, gelecek nesillerin iklim değişikliği ile savaşmasını bir gelenek haline getirmek için özellikle eğitim müfredatında yapılan değişiklikler olmak üzere günlük yaşamda birçok değişiklik yapıldığını söyledi.
Teknolojik gelişmelerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki önemine işaret eden Bozay, “Ancak güneş panelleri ve rüzgar değirmenleri, başkaları tarafından üretilip bu teknolojiler ihtiyacı olanlarla paylaşılmazsa gelecek nesillere faydası olmayan sorunlu bir sistem bırakmış olacağız.” dedi.
“İklim değişikliği sorunuyla hiçbir ülke yalnız başa çıkamaz”
Gambiya Dışişleri Bakanı Tangara ise ülkesinin, iklim değişikliğiyle mücadeledeki kararlılığını vurgulayarak, konferanslarda verilen sözler ve hedeflerin gerçek hayata geçirilmesindeki aksaklıklara dikkati çekti.
Tangara, “Bağışçı yorgunluğundan bahsediyoruz ama yemin yorgunluğundan bahsetmiyoruz.” ifadesiyle konferansların oluşturduğu motivasyon ortamından etkilenip gerçek hayata geçirilmeyecek sözler verilmemesi gerektiğini söyledi.
Ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede kendi politikalarının ve projelerinin oluşturmasının önemine işaret eden Tangara, “Başkalarının gelişim modellerini takip edersen her zaman geride kalırsın çünkü birini takip eden, hep onun arkasında kalır. Sürücü koltuğuna oturup, kendi çabalarınla ilerlemelisin.” diye konuştu.
Tangara, konuşmasını, “İklim değişikliği sorunuyla hiçbir ülke yalnız başa çıkamaz.” ifadesiyle sonlandırdı.
“Daha az kirletiyoruz ama ödediğimiz bedel daha fazla”
Madagaskar Dışişleri Bakanı Rasata da ülkesinin iklim değişikliği sebebiyle risk yaşayan ulusların başında yer aldığını aktardı.
Küresel ekosistemin yüzde 5’ini oluşturan Madagaskar’ın, koruma altına alınması gereken bir “hazine” olduğunu kaydeden Rasata, dört bir yanı denizlerle çevrili bu ülkenin iklim değişikliği ile savaşması için özel önlemler alınması gerektiğinin altını çizdi.
Rasata, Madagaskar’ın her yıl ilkim değişikliği ile mücadele kapsamında 400 milyon dolar kaybettiğini ifade ederek, ülkesinin bu mücadelede uluslararası ortaklarla işbirliği yapmasının önemine değindi.
Madagaskar’ın, küresel ısınmaya ve çevre kirliliğine katkısının, iklim değişikliğinden etkilenmesinden çok daha az olduğunu savunan Rasata, “Daha az kirletiyoruz ama ödediğimiz bedel daha fazla.” dedi.
Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir alan bırakmak için gereken önlemlerin alınmasının önemini vurgulayan Rasata, “Ofislerimizde belge imzalamaktan fazlasını yapmalıyız.” ifadesini kullandı.
Rasata konuşmasını, “Gambiyalı mevkidaşımın dediği gibi (iklim değişikliği ile mücadelede) birlik olmalıyız.” ifadesiyle sonlandırdı.
]]>Bankadan yapılan açıklamaya göre, Türkiye’nin kapsayıcı ve nitelikli kalkınması için kalıcı değer yaratma misyonuyla çalışan TSKB, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye ve bu alanda yenilikçi adımlar atmaya devam ediyor.
Türk bankacılık sektöründe ilk olan ve 2021’de yayımlanan “İklim Riskleri Raporu” ile iklim değişikliğinin etkilerini Task Force on Climate-related Financial Disclosures (TCFD) perspektifinde değerlendiren TSKB, ikinci raporunu “2023 TSKB İklim Raporu” adıyla yayımladı.
Banka, bu kapsamda hazırlanan raporda iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik kararlılığını, güncel çalışmalarını ve gelişim alanlarını ortaya koyarken gelecek perspektifini de paylaşıyor.
“Yeşil dönüşüm alanında ölçeklenebilir çözümlere ihtiyaç var”
Açıklamada görüşlerine yer verilen, TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç, Bankanın iklim değişikliğini ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlarının ötesinde temel stratejisi ve başarı kriteri olarak ele aldığını, Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine dayalı bir sanayiye geçişine katkıda bulunmayı önceliklendirdiklerini belirtti.
Ortak gelecek için yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve iklim finansmanı, emisyon ölçümü ve azaltımı, adaptasyon ve döngüsel ekonomi yatırımları gibi konuları barındıran yeşil dönüşüm alanında ölçeklenebilir çözümlere ihtiyaç bulunduğunu kaydeden Bilgiç, şu ifadeleri kullandı:
“TSKB olarak iklim risklerini ölçerek kredilendirme süreçlerimize entegre ediyoruz. İklim risklerinin azaltımına yönelik dönüşüm yatırımları, gezegenimizin geleceğinde oldukça önemli bir yer tutuyor. Türkiye’de iklim konusunu gündemine alan ilk kurumlardan biri olarak, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ve ülkemizin kalkınma hedefine doğrudan katkı sağlayan yatırım temalarını önceliklendiriyoruz.”
Kömür finansmanından çıkma hedefi
Murat bilgiç, SKA bağlantılı kredilerinin oranının yüzde 90 olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
“Sadece iklim ve çevre ile ilgili SKA bağlantılı kredi oranı hedefimiz ve 2023 yıl sonu gerçekleşmesi de yüzde 62 seviyesinde. Sürdürülebilir bankacılık anlayışımızın yanı sıra uzun yıllara dayanan danışmanlık tecrübemizden kazandığımız deneyimi, 2011’de kurduğumuz sürdürülebilirlik danışmanlığı alanındaki iştirakimiz Escarus aracılığıyla farklı sektörlerle paylaşarak bu alandaki etkimizi büyütüyoruz. Sunduğumuz akıllı finansman olanakları, çok yönlü danışmanlık kapasitemiz ve iş ortaklarımızla sinerji içinde somut başarılara imza atıyoruz.”
Bilgiç, kömür yakıtlı termik santral ve elektrik üretim amaçlı kömür madenciliği yatırımlarını finanse etmeme taahhütlerinin arkasında durduklarını anımsatarak, bu hedeflerini kapasite artış yatırımlarını da kapsayacak şekilde ve 2035’in sonuna kadar kömür finansmanından tamamen çıkmak üzere güncellediklerini anlattı.
Murat Bilgiç, “2023 TSKB İklim Raporumuz ile iklim değişikliği konusunda bankacılık faaliyetlerimize entegre olarak gerçekleştirdiğimiz çalışmaları sunarken, paydaşlarımıza örnek oluşturmasını amaçladığımız kıymetli bir ekip çalışması gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönemde de iklim risklerinin en aza indirilmesi ve bu mücadelede başarı kazanılması yönünde nitelikli uzman kadrolarımız ve iş ortaklarımızla hep birlikte kalıcı değer üretmeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
“2030 sonuna kadar 4 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı planlıyoruz”
TSKB Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Lideri Meral Murathan da, TSKB kredi portföyünün ağırlıklı olarak SKA bağlantılı kredilerden oluştuğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“2021-2030 yılları arasında 10 milyar ABD doları tutarında SKA bağlantılı finansman sağlamayı hedefliyoruz. Bunun yanı sıra 2030 sonuna kadar 4 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı planlıyoruz. Hedeflerimize emin adımlarla ilerlerken eş zamanlı pek çok çalışmaya imza atıyoruz. 2022 yılının ekim ayında, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) tarafından kurulan Net-Sıfır Bankacılık Birliği’nin imzacısı olduk. Bu imzayla kredi portföyümüzü 2050 yılına kadar Paris İklim Anlaşması doğrultusunda net sıfır emisyon hedefleriyle uyumlu hale getirmeyi taahhüt ediyoruz. 2023 yılında 2027 ve 2035 yıllarına yönelik yakın dönem bilim temelli hedeflerimizi onaylatarak kamuoyuna duyurduk.”
“Bankamızın emisyon azaltım hedefleri, SBTi tarafından onaylandı”
Meral Murathan, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda önemli yönlendirmeleri bulunan Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın iklim değişikliği ile mücadele ve adaptasyon kapsamında öne çıkan amaçlarını yakından takip etmeye devam edeceklerini belirtti.
Bankanın Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi: Science Based Targets initiatives) kılavuzlarına uyumlu olarak hesapladığı emisyon azaltım hedeflerinin SBTi tarafından onaylandığını anımsatan Murathan, “Bütün bu çalışmalarımızın yanında yeni bir yapılanmaya giderek, Banka içinde farklı çalışma grupları altında uzun yıllardır devam eden sürdürülebilirlik faaliyetlerimizi daha da derinleştirmek için kapasite geliştirmemize de fayda sağlayacak şekilde TSKB İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Yönetimi Müdürlüğü’nü kurduk.” açıklamasında bulundu.
]]>Uygulamaya başladıkları projeler ile yerel yönetimlere model olmaya devam ettiklerini söyleyen Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu, “Avrupa Birliği Erasmus + Yetişkin Eğitimi Programı kapsamında finans desteği alan projede Melikgazi Belediyesi ile Litvanya Druskininkai Belediyesi ortak çalışmalar gerçekleştirecek. Projede belediyelerin iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik dijital hizmetlerinin artırılması ve bu hizmetlerin toplum tarafından aktif olarak kullanılmasının sağlanmasına yönelik eğitim modüllerinin geliştirilmesi hedeflendi. Her geçen gün etkilerini daha fazla hissettiğimiz iklim değişikliği, sera etkisinin artmasına ve buna bağlı olarak çevre ve iklim odaklı sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sera etkisini oluşturan kirletici gazlar, özellikle fosil yakıt kullanan araçlardan atmosfere salınmaktadır. Araç kullanımlarının azaltılması, bisiklet ve toplu taşıma araçlarının daha fazla tercih edilmesi dünya atmosferinin kirletici gazlardan kurtulmasında önemli rol oynamaktadır. Ulaşım için doğa dostu yöntemlerin seçilmesi ile her yıl tüm dünyadan atmosfere salınan 5 milyar ton miktarındaki kirletici gazın önemli bir kısmının önüne geçilebilmektedir” dedi.
İklim değişikliği ile mücadeleye katkı sağlayacak projenin, dijital belediye hizmetlerinin sayı ve niteliğinin arttırılması ve bu hizmetlerin kullanım oranının yükseltilmesi ile insan hareketliliğinin ve buna bağlı araç kullanımının azaltılmasını sağlayacağını söyleyen Başkan Palancıoğlu, “Projenin hedeflerine ulaşması adına Melikgazi Belediyesi ve Druskininkai Belediyesi ortaklığında her iki belediye için dijital hizmetlerinin arttırılmasına yönelik çalıştaylar planlandı. İlk Çalıştay, 5-11 Şubat tarihlerinde Litvanya Druskininkai Belediyesi’nde gerçekleştirildi. Melikgazi Belediyesi’nden Çalıştay’a katılan heyet ile Druskininkai Belediyesi heyeti 5 farklı başlıkta sorun analizi ve çözümlere yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Çalıştay’da belediyelerin hangi hizmetlerinin online olabileceği, bu hizmetlerin insanlara nasıl duyurulabileceği ve özellikle online hizmetlerin kullanımının nasıl yapılacağı münazara edilerek çözüm yolları ortaya kondu. Projenin 2. Çalıştayı ise Melikgazi ilçemizde 3-9 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Litvanya Druskininkai Belediyesi’nden ilçemize gelecek heyet ile birlikte ortak çalışmalar yapılacak. Ayrıca belediyemizden giden heyetimiz Litvanya Büyükelçisi Sayın Görkem Barış Tantekin’i de ziyaret ederek çalışma hakkında da kendilerine bilgiler verdi” diye konuştu.
İklim değişikliği için belediyeler olarak gereken her türlü önlemi almak ve yapılabilecek her türlü çalışmayı başlatmak zorunda olduklarını da ifade eden Başkan Palancıoğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Belediye olarak hali hazırda birçok belediyecilik hizmetini vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Bu hizmetlerle vatandaşlarımız evlerinden çıkmadan telefon, bilgisayar gibi araçlarla belediyeye ait işlemlerini uzaktan gerçekleştirebiliyor. Gerçekleştirdiğimiz proje ile daha fazla belediye hizmetini dijital ortama aktararak insan hareketliliğini azaltmayı ve doğaya salınan egzoz gazlarını azaltmayı hedefliyoruz. İklim değişikliği ile mücadele kapsamında hazırladığımız projenin ilçemize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.” – KAYSERİ
]]>İller Bankası’nca (İLBANK) Ankara’daki bir otelde ‘Çevresel ve Sosyal Yönetim Sistemi (ÇSYS) Toplantısı’ düzenlendi. Dünya Bankası iş birliğinde düzenlenen toplantıya, Bakan Özhaseki ile İLBANK Genel Müdürü Recep Türk, Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Sürdürülebilir Kalkınma Bölge Direktörü Sameh Wahba ve çok sayıda davetli katıldı.
‘DEPREM TEHDİDİNDEN DOLAYI GECE GÜNDÜZ ÇALIŞIYORUZ’
Özhaseki, bugün İLBANK’ın yeni bir dönem başlattığını belirterek, bu konuda İLBANK ile beraber hareket eden Dünya Bankası’na teşekkürlerini iletti. Özhaseki, bakanlığın isminden de anlaşılacağı üzere epeyce yoğun bir iş yüküne sahip olduklarını işaret ederek, “Çevre konusunda mücadelemiz hızla sürüyor. Bir taraftan şehircilik var, dünyanın en eski şehirlerine sahibiz; onların altyapısı, üstyapısı gerek finansal gerek altyapı konusunda destekte bulunan İLBANK ile birlikte yürüttüğümüz müthiş bir faaliyet zinciri var. Bir de elbetteki iklim değişikliği konusu var. İklim değişikliğinin getirdiği her türlü sıkıntıdan, beladan, musibetten kurtulmak için mücadele veriyoruz. Ancak son dönemde bakanlığımızı biraz daha meşgul eden, tüm dikkatimizi o bölgeye toplamamıza sebebiyet veren 2 gelişme var. Birincisi 6 Şubat depremleri, ikincisi de yaklaşan ve bütün bilim adamlarının gelmekte olduğunu söylediği, umarım, dua edelim ki gelmez, gelirse de düşük bir şiddette olur ama; Marmara’da olabilecek olan büyük bir kırılma, deprem tehdidi. Bundan dolayı da işlerimizi bu konuda yoğunlaştırıyoruz, bu konuda daha sorumlu hissediyoruz ve gece gündüz çalışıyoruz” dedi.
‘DEPREM ZARARININ EN AZA DÜŞÜRÜLEBİLMESİ AMACIYLA ÇALIŞIYORUZ’
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde 680 bin konut ve 170 bin civarında iş yerinin yıkıldığını ve bunları gidermek için 1 senedir gece gündüz demeden bakanlık ve tüm koordineli birimlerle çalıştıklarını aktaran Özhaseki, hak sahiplerine verilecek 390 bin konut bulunduğunu ve 307 binin ihalesinin yapıldığını söyledi. Ayrıca köylerde 50 bin çelik ev yapıldığını bildiren Özhaseki, “46 bin konutu teslim ettik. 1,2 aya 30 bin konut daha teslim edeceğiz. Marmara Denizi ve çevresi bizim için önemli; tam 7 şehir, 20 milyon insan yaşıyor, Türkiye’nin gayrisafi milli hasılasının yüzde 47’sini o bölge oluşturuyor. Böyle bir bölgede depremin oluşturabileceği zararın en aza düşürülebilmesi amacıyla çalışma yürütüyoruz. Depreme karşı dirençli şehirler oluşturmanın bir yolu var; o da kentsel dönüşüm. 2012’de yasa çıkardık; bugüne kadar 2 milyon 250 bin konutu değiştirdik, dönüştürdük. Şu an 425 bin civarında konutun da inşaatları devam ediyor; değişecek, dönüşecek. İnşallah bütün hızımızla buna devam ettiğimizde İstanbul’umuzu da Marmara bölgesindeki şehirlerimizi de depreme karşı dirençli hale getiririz diye düşünüyoruz” diye konuştu.
‘İKLİM KRİZİ YÜZÜNDEN 216 MİLYON İNSAN GÖÇEBİLİR’
İklim değişikliğinin Türkiye üzerinde oluşturabileceği negatif etkiler için de her sektörde yeşil dönüşümü desteklediklerine vurgulayan Özhaseki, bilim insanlarına göre dünyanın son 100 yıl içinde 1.1 derece ısındığını ve eğer bu derece 2 olursa gıda krizlerinin başlayacağını, 3 derece olursa dünyanın yaşanmayacak bir yer olacağını söyledi. Özhaseki, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre 2050 yılına kadar bu şekilde giderse iklim değişikliğinden kaynaklı olarak 216 milyon insanın yer değiştirebileceğini belirtti. Özhaseki, korunan alanları, çevreye duyarlı iklim dostlu konutları, katı atık depolama tesislerini, kirli su artıma tesislerini, yeşil alanları çoğalttıklarını ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda Sıfır Atık kampanyasının dünyada artık öncü bir hareket olduğunu söyledi.
]]>BARTIN – Bartın Üniversitesi’nin Avrupa Birliği IPA II Çerçeve Anlaşması çerçevesinde hazırladığı projeyle Bartın’da taşkın ve su kıtlığı risklerinin en aza indirilmesi hedefleniyor.
Bartın Üniversitesinin Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen Avrupa Birliği IPA II Çerçeve Anlaşması kapsamında hazırladığı “İklim Değişikliğine Uyum Stratejileri: Bartın’da Taşkın ve Su Kıtlığı Risklerinin Azaltılması” Projesinin açılış toplantısı yapıldı. Proje ile iklim değişikliğine bağlı olarak taşkın ve su kıtlığı problemlerini aynı anda yaşayan ve son iki yılda üst üste afet bölgesi ilan edilen Bartın’da, küresel olarak etkisini giderek daha fazla hissettiğimiz iklim değişikliği etkilerinin en aza indirilmesi yönünde çalışmalar yürütülecek. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı uhdesinde Bartın Valiliği İl Özel İdaresi ve Bartın Belediyesinin de ortakları arasında yer aldığı proje kapsamındaki çalışmalar 18 ay sürecek.
Proje ile insanlar çok daha önceden taşkınlara karşı uyarılabilecek
Projenin açılış toplantısında konuşan Bartın Valisi Dr. Nurtaç Arslan, iklim değişikliğine bağlı olarak sel ve su kıtlığı problemlerini aynı anda yaşayan Bartın için projenin önemini vurguladı. Su taşkınlarına karşı direnç oluşturacak proje ile insanların çok daha önceden uyarılabileceğini belirten Vali Arslan, “Yaklaşık 2 yıldır Bartın’dayım Özellikle 2 yaz döneminde yağışlardan kaynaklı taşkınlar yaşıyoruz maalesef. Bu işin şakası olmadığını görüyoruz. Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğini bilimsel olarak rektör hocam anlattı. Biz de bizzat yaşayarak, bu durumu tecrübe ediyoruz. Tabii ki bu tecrübeler hepimizi derinden üzüyor ama önlem de almamız gerekiyor. Hep birlikte görüyoruz. Bunun için çaba sarf ediyoruz. Taşkın erken uyarı, taşkınların önceden vatandaşlara duyurulması ve önlem alınması noktasında bizlere katkı sağlayacak bir proje. Biz daha çok meteorolojik veriler doğrultusunda uyarıyoruz, gerekli önlemleri almaya çalışıyoruz. Ama bunlar çok kısa vadede gerçekleşen hususlar. Belki bu sistemle çok daha önceden uyarma şansımız olacak. Tabii sistem uyarısının dışında bizim yapmamız gereken bir çok iş var. Biz de üzerimize düşen görevleri yerine getirerek, gerekli faaliyetleri ve yatırımları gerçekleştiriyoruz Özellikle 27 Haziran 2022 selinden sonra da bu faaliyet ve çalışmalarımız daha da hız kazandı” dedi
Susuzluk uyarısı
Arslan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan ve 2 gün süren valiler toplantısında Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın da su kıtlığı konusuna dikkat çektiğini ifade etti. Su kıtlığı konusunda uyarılarda da bulunan Vali Arslan, Bartın Üniversitesi’nin geliştirdiği projenin dünyaya ve Türkiye’ye örnek olacağını ifade ederek, “İklim değişikliği ve taşkınlar ayrı bir şey ama su kıtlığı da ülkemizi ve hatta tüm dünyayı bekleyen büyük bir tehlike. Bunu bizzat bakanımızdan duymuş olduk. Tabii bu üzücü bir durum. Bizler de, mesela ben de, Bartın’da yaşayan bir insan olarak, çok yağış alıyor, sanki suyumuz çokmuş gibi düşünüyoruz. Ama öyle bir şey söz konusu değil, Sayın bakanımızın da orada söylediği, ‘Su zengini ülkeler var, su stresi altındaki ülkeler var, su kıtlığı yaşayan ülkeler var.’ Eğer biz suyu doğru kullanmazsak, bir süre sonra su kıtlığı yaşayan ülkeler arasına gireceğiz. Ama su zengini ülke asla değiliz. Bu noktada Tarım ve Orman Bakanlığımız ciddi çalışmalar yürütüyor. Bizi hem taşkın hem de su kıtlığı anlamında bu proje çok yakından ilgilendiriyor. İnşallah bu proje ve ülkemiz için bir ilk olur. Hem Türkiye’ye, hem de dünyaya örnek bir proje olur” ifadelerini kullandı.
Proje riskleri en aza indirecek
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren BARÜ Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun ise Bartın ili özelinde bölgenin ve ülkenin iklim değişikliği ile mücadele stratejilerine yeni bir soluk getirecek önemli bir projenin açılış toplantısında proje ortaklarıyla bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Proje ile Bartın’da yaşanan taşkın ve su kıtlığı risklerinin en aza indirilmesini hedeflendiğini hatırlatan Rektör Uzun, “Küresel iklim büyük ölçüde insani faaliyetlerden kaynaklanan sebeplerle giderek bozulmaktadır. Türkiye’de bu iklim değişikliğinden etkilenerek yakın gelecekte daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacaktır. Biz de bu durumu göz önünde bulundurup üniversite olarak olumsuz etkileri azaltacak çalışmalar yürütüyoruz. Bartın Valiliği İl Özel İdaresi ile Bartın Belediyesinin proje ortağı olarak yer aldığı disiplinlerarası bir konsorsiyumla oluşabilecek doğal afet risklerini en aza indirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.
Elde edilen kazanımları geleceğe aktarma konusunda kurulan birlikteliğin önemine değinen Rektör Uzun, “İş birliği ve güç birliği yaptığımız çalışmalarımızda kazanımlarımızı yarınlara aktarmak en temel önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu noktada şehrimizdeki kurum/kuruluşların birlikte hareket etmesiyle çalışmalarımıza yön veriyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendinin himayelerinde devam eden ‘Sıfır Atık Projesi’ ve ‘Su Verimliliği Seferberliği’ çalışmalarına da uyum içerisinde stratejilerimizi hayata geçiriyoruz” şeklinde konuştu.
Proje sonuçlarının, ülkede bu alanda çok değerli çalışmalar yapan kurumlara da katkı sağlayacağına inandığını da ifade eden Rektör Uzun, projeye destek ve emek veren tüm kurum, kuruluşların temsilcileri ile akademisyenlere teşekkür etti.
Taşkın ve su kıtlığını en aza indirecek çalışmanın yol haritasını anlattı.
BARÜ Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Ercan Gemici tarafından BİRUS Projesinin sunumu gerçekleştirildi. İklim değişikliğinin özellikle Batı Karadeniz özelinde taşkınlar ve su kıtlığı olarak meydana geldiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Gemici, “Son yıllarda Bartın’da yaz döneminde taşkınlar yaşanırken köylerimizde ise su kıtlığı yaşanıyor. Geliştirdiğimiz projeyle ‘Taşkın Erken Uyarı Sistemi’ kurarak erkenden önlem alma fırsatı sunacağız. Bununla beraber akıllı sistemleri de projemize adapte etmiş olacağız. Gelen veriler anlık olarak ana bilgisayarda işlenebilecektir. Böylece taşkının zararlarını önlerken, suyu geçici olarak depolayabilecek ve gerektiğinde başka alanlarına çevirebileceğimiz çeşitli uygulamaları hayata geçireceğiz. Okullarımız, köylerimiz ve şehir merkezinde düzenleyeceğimiz bilgilendirme toplantılarıyla halkımızı iklim değişikliğinin etkilerine karşı farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz” ifadelerine yer verdi.
Gemici, BARÜ’nün “Akıllı Lojistik ve Bütünleşik Bölge Uygulamaları” ihtisaslaşma alanını da kapsayan haritalama, mobil gözlem platformu, erken uyarı sistemi, yağmur suyu hasadı, yeşil çatı çözümleri gibi uygulamaların hayata geçirileceği projenin 484 bin 832 Euro bütçeye sahip olacağını da sözlerine ekledi.
]]>