Refiğ’in anısına 2001 Collage Sergi Salonu’nda düzenlenen programda, sanatçının hayatındaki önemli anların yer aldığı fotoğraf sergisi de katılımcılarla buluştu.
Sergiyi hazırlayan iş adamı ve koleksiyoner Hilmi Nakipoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böylesi bir organizasyonun parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, “Halit Refiğ’in sanat hayatını anlatan bir sergi düzenlemek istedik. Onu, ölüm yıl dönümünde değil, doğum gününde anmak istedik. Filmlerinden kareler, yaşamındaki önemli isimlerle birlikte portrelerine yer vererek onu unutmadığımızı dile getiriyoruz. O, bu ülkenin en önemli yönetmenlerinden, sinemacılarından birisiydi.” dedi.
“Refiğ’in en büyük özelliği bu toprakların insanlarını dinlemesi, onlara kulak vermesiydi”
Programın sunuculuğunu üstlenen yönetmen ve yapımcı Nur Onur da Türk sineması deyince akla gelen ilk isimlerinden birisinin Halit Refiğ olduğuna işaret ederek, usta yönetmenle TRT için hazırladıkları “Yansımalar” adlı belgesel kapsamında tanıştıklarını aktardı.
Onur, Refiğ’in vefatına kadar hep yanında olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Burgazada’da ve Sapanca’daki evlerinde birçok ünlü isimle birlikte sohbetlerine eşlik etme bahtiyarlığına eriştim. O, hiç şüphesiz, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük entelektüellerden birisiydi. Sadece sinemayla değil, bu toprakların tarihiyle fazlasıyla ilgiliydi. Refiğ’in en büyük özelliği bu toprakların insanlarını dinlemesi, onlara kulak vermesiydi. Öyle sanıyorum ki yeni nesil yönetmenlerin ondan öğrenecekleri çok şey var.”
“Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan fikriyatın tam karşısında yer alıyordu”
Halit Refiğ’in bir dönem hayat arkadaşı olan Nilüfer Aydan, Refiğ’in sadece bir yönetmen değil, dünya görüşü olan önemli bir düşünür olduğunu vurguladı.
Refiğ’in kendisini çok iyi yetiştirmiş birisi olduğunu belirten Aydan, “O, bir eleştirmendi, yazardı, fikir ustasıydı. Bu nedenle onun filmleri Türk sinemasının en dolu yapımlarındadır. Çünkü onun filmlerinde sadece görüntüler değil, fikir ve düşünceler vardır.” değerlendirmesini yaptı.
Usta yönetmenin ikinci eşi Gülper Refiğ de şunları kaydetti:
“Halit’in sevenleri hala onu yalnız bırakmıyorlar. O, Türk sinemasının bence en önemli ismiydi. Buna rağmen mütevaziliğinden, nezaketinden hiçbir zaman vazgeçmez ve ‘ben, bir sanatçı değilim yavrum, bir öğrenciyim’ derdi. Onun derdi, bu topraklar ve bu toprakların insanıydı. Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan fikriyatın tam karşısında yer alıyordu. Çileli bir hayatı oldu, o dertli bir insandı ve belki de onu hala büyük kılan da bu dertli haliydi.”
“O, bize sorgulamayı ve eleştirmeyi öğretti”
Gazeteci yazar Ali Saydam ise düzenlenen etkinliğin Halit Refiğ’i anmak ve anlamak için çok önemli bir vesile olduğunun altını çizdi.
Saydam, “Halit Refiğ’in fikriyatında adalet var, vatan sevgisi var. O, omurgası çok sağlam bir adamdı. Her zaman milletinin yanında, vatanın bölünmez bütünlüğünün tarafı oldu.” ifadelerini kullandı.
Program, usta sanatçının, başrollerini Yıldız Kenter ve Eşref Kolçak’ın paylaştığı 1989 yapımı “Hanım” filminin gösterimiyle son buldu.
Halit Refiğ hakkında
Refiğ, ilk olarak 1954’te yedek subay olarak gittiği Kore’de çektiği 8 milimetrelik filmlerle sinemaya adım attı. İlk profesyonel sinema çalışmasına “Yaşamak Hakkımdır” filmiyle, Atıf Yılmaz’ın asistanlığını yaparak başladı.
İlk filmi “Yasak Aşk” ile 1961’de yönetmenliğe adım atan Refiğ, “ulusal sinema” düşüncesine öncülük edenlerin başında geldi.
Batılı sinema anlayışına karşı “ulusal sinema” fikrini savunan Halit Refiğ, Metin Erksan, Lütfi Akad, Duygu Sağıroğlu ve Sami Şekeroğlu ile birlikte bu fikir üzerine yazılar yazdı ve bu alanda örnek filmlere imza attı.
Türk sinemasında 1970’li yıllarda başlayan değişim nedeniyle televizyon filmleri çekmeye başlayan Refiğ, Kemal Tahir, Halit Ziya Uşaklıgil gibi isimlerin eserlerini de televizyon ekranına aktardı.
Usta yönetmene 1997’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından “Onursal Profesörlük” unvanı verildi. Çok sayıda makale ve araştırma yazısı kaleme alan usta yönetmenin “Ulusal Sinema Kavgası” çalışması başta olmak üzere pek çok kitabı yayımlandı.???????
]]>Sinema yazarı Ali Saydam’ın moderatörlüğünü üstlendiği, usta yönetmenin eşi Gülper Refiğ ile usta oyuncu Hülya Koçyiğit’in konuşma yaptığı panel, Refiğ’in en sevilen filmlerinin yer aldığı tanıtım videosunun gösterimiyle başladı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Saydam, “Uzun zamandır Halit Refiğ’i anma etkinliklerine katılmıyorum çünkü onun adını hatırladıkça çok duygulanıyorum. Halit Refiğ benim için çok büyük bir kayıptı. Benim duruşumun ve omuriliğimin oluşmasında önemli katkıları olmuştu.” dedi.
Refiğ’i 32 yaşında tanıdığını aktaran Saydam, şöyle devam etti:
“Benim büyüdüğüm yaş, Halit Refiğ ile tanıştığım yaştır. Bana çok iltifatlarda bulundu, beni adam yerine koydu. O dönemde solcu olduğum için milli lafını duyunca tüylerim diken diken oluyordu. Halit Refiğ’in fikirlerine karşıydım. Bir dergi çıkarıyordum o dönemde, dergide birine sinema yazısı yazdırmak istiyordum. Milliyet gazetesindeki arkadaşlarıma sordum, onlar da beni Halit Refiğ’e yönlendirdi. Halit Refiğ’i arayıp teklif gönderdiğimde ‘benim öyle boş vaktim yok’ diyerek telefonu kapattı. İkinciye aradım, yine telefonu yüzüme kapattı. Daha sonra evine ziyarette bulundum, yazı yazması için çok ısrar ettim ve o şekilde kabul etti. Dostluğumuz bu şekilde başladı.”
Saydam, Refiğ sayesinde analitik düşünce ve tarihsel gerçeklik kavramlarıyla tanıştığını söyleyerek, “Halit Refiğ ile sıkça yaptığımız tartışmalardan bir tanesi şuydu; ben kendisine ‘bir münevversin’ diyordum, o da ‘hayır ben sadece bir sinema yönetmeniyim hatta sanatçı bile değilim’ diyordu. Onu her ideolojiye mensup insanlar eleştirdi çünkü Halit Refiğ tutarlı bir adamdı. Şu anki toplumumuzda da ana sorunumuz, tutarsızlık ve sığlık sorunu aslında.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yanlışları hiç çekinmeden eleştiren böylesine güzel bir insandı”
Hülya Koçyiğit ise Refiğ ile aynı filmlerde yer almanın kendisi için büyük şans olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Gençliğimde hep hayal kurardım bir gün Halit Refiğ ile tanışsam, birlikte film yapabilir miyiz diye. Onun filmlerini izleyerek, yazdıklarını okuyarak onu daha yakından tanımaya çalıştım. Bir gün beni aradı ve Kemal Tahir’in bir romanını senaryolaştırdığını söyledi. Bana gönderdi, ‘oku’ dedi. Karılar Koğuşu romanından hazırlanarak oluşturulmuş bir senaryoydu. Bana Töze rolünü uygun gördü. ‘Bu rolü nasıl oynayacağım’ dedim. ‘Sen oynarsın, oyuncusun’ dedi ve bana güvendi. ‘İyi ki de bana güvendi’. Çünkü bu film bana Antalya Altın Portakal Ödülü kazandırdı. Hayatımda rol aldığım en önemli filmlerden biridir diye düşünüyorum. Halit Refiğ her şeyden önce bir insandı. İnsanı, tabiatı, hayvanı seven, ülkesini seven, ülkesinin daha iyi yerlere gelmesi için hep heyecan duyan, yanlışları hiç çekinmeden eleştiren böylesine güzel bir insandı. Onunla tanışmış ve çalışmış olmak benim için büyük bir şanstı. İçimde ve kalbimde onu hep yaşatıyorum.”
Halit Refiğ ile 27 Mayıs askeri darbesini konu alan bir film de yapmak istediklerini aktaran Koçyiğit, dönemin siyasi şartları ve maddi imkansızlık nedeniyle bu filmi gerçekleştiremedikleri bilgisini paylaştı.
“Türkiye’yi az gelişmiş olarak göstermeye çalışanlarla mücadele etti”
Gülper Refiğ ise eşini, “Ben sanatçıları ikiye ayırıyorum. Zanaatkarlar ve sanatçılar. Zanaatkarlar sipariş üzerine iş yapar ama gerçek sanatçıların yaptığı işler ülkeye mal olur. Ben eşimi üçüncü bir kategoriye ayırıyorum çünkü bana sürekli ‘ben sanatçı değilim’ derdi. Düşüncelerini toplumuyla paylaşmak için sinemayı en etkili araç olarak gördüğünü söylerdi. Bunun için sinemacı olmayı seçti.” ifadesini kullandı.
Halit Refiğ’in “Ulusal Sinema” kaygısının 19 yaşında Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nu dinledikten sonra başladığını belirten Gülper Refiğ, şöyle devam etti:
“Türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi gibi göstermek isteyenlere karşı ‘burası büyük bir medeniyet, burada eşsiz bir tarih ve kültür var’ diyerek Türkiye’yi az gelişmiş olarak göstermeye çalışan güçlerle sinema yoluyla mücadele etmeye koyuldu. Diğer sinemacılar gibi zanaatkarlık yapmadığı için ödüller almadı. Eleştirmenler onun filmlerini hep yerin dibine batırırdı, o da bunlara aldırış etmeden yoluna devam etti. Onun filmlerinin anlattığı bir dert vardı.”
Gülper Refiğ, eşinin filmlerinin gerçekleri anlattığının altını çizerek, Kemal Tahir ile bu yüzden büyük bir dostluğu olduğunu söyledi.
Eşinin “Yorgun Savaşçı” filminin 12 Eylül cuntası tarafından yasaklanarak yakıldığını kaydeden Gülper Refiğ, bu yasağın kendileri için bir şeref olduğunu dile getirdi.
Gülper Refiğ, “Şu an Yeşilçam dönemindeki gibi saygı duyulan, görüldüğünde ayağa kalkılan sinemacılar neden yok? Çünkü Yeşilçam zamanındaki oyuncular, yönetmenler işlerini aşkla yaptı. Benim eşim de işini aşkla yapanlardan biriydi.” dedi.
]]>