Gazeteci – Iğdır Haber https://www.igdirhaber.com.tr Sun, 31 Mar 2024 21:39:43 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 AA’nın “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” paneli (2) https://www.igdirhaber.com.tr/aanin-gazzede-soykirim-yeni-kanitlar-paneli-2/ https://www.igdirhaber.com.tr/aanin-gazzede-soykirim-yeni-kanitlar-paneli-2/#respond Sun, 31 Mar 2024 21:39:43 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=5780 Anadolu Ajansı (AA) tarafından düzenlenen “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” adlı panelde, Gazze’de yaşanan zorluklar ve Batı medyasının tutumu ele alındı.

AA Genel Müdürlüğündeki AAtölye’de düzenlenen ve moderatörlüğünü AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Çağlayan Yurdakul’un yaptığı panele, gazeteci Mehmet Akif Ersoy, AA Orta Doğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Erkiner ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şuay Nilhan Açıkalın konuşmacı olarak katıldı.

Boyraz, Slovakyalı bir gazeteciyle yaşadığı diyaloğu aktararak, Slovakyalı gazetecinin kendisine “İsrailli gazetecilerin, yabancı gazetecileri belirli yerlere yönlendirdiğini ve belirli yerlerin üzerini örtmek istediğini” söylediğini kaydetti.

Gazze’de yaşananlar için “Bu bir soykırımdır.” diyen İsrailli milletvekili Ofer Cassif’e basının durumunu sorduğunu aktaran Boyraz, Cassif’in “İsrail basınının yüzde 99’u otosansür uyguluyor.” dediğini belirtti.

Boyraz, İsrail basınının uyguladığı otosansürün uluslararası basına da yansıdığını ifade ederek, İsrail’in gazetecilerin Gazze’ye girişine izin vermediğini hatırlattı ve uluslararası basının bunu sorgulaması gerektiğini söyledi.

“Uluslararası kanallar Gazze meselesinde iyi sınav vermedi”

Uluslararası kanalların Gazze meselesinde iyi sınav vermediğini belirten Boyraz, izleyicilerin kanalların önünde gösteri düzenleyerek onları politikalarını değiştirme noktasında zorladıklarını dile getirdi.

Boyraz, Holokost’un bir daha yaşanmaması için hala filmler ve dizilerin çekildiğine işaret ederek, bu endüstri sayesinde yaşananların unutulmadığına dikkati çekti.

Gazze’de öldürülenlerin sayıya indirgenmemesi ve yaşananların normalleşmemesi için “bir daha asla” bilincinin oluşturulması gerektiğini vurgulayan Boyraz, yaşananların kayıt altına alınması, belgeselleştirilmesi, kitaplaştırılması ve sorumlulardan hukuk önünde hesap sorulması gerektiğini vurguladı.

Boyraz, medyanın durumu konusunda pesimist düşünceye sahip olmadığını belirterek, AA gibi kuruluşların yaptığı yayınların görünürlük kazandığını ve uluslararası medyanın Gazze’de olanları yansıtmaya zorlandığını kaydetti.

Bazı İsraillilerin “medeniyet getirdiği” düşüncesine kapıldığını söyleyen Boyraz, “19. ve 20. yüzyılda kaldığını düşündüğümüz o ilkel, kolonyal söylemi, İsrail toplumu hala muhafaza ediyor.” dedi.

“Gazetecilik yapmamızı isteyenler gazetecilik yapmıyorlar”

Gazeteci Mehmet Akif Ersoy, “küresel düzeyde İsrail’in yaptığı her şeyi meşru gören aktörlerin” İsrail’i kurtardığını belirterek, Batı ülkelerinin İsrail-Filistin meselesini 7 Ekim 2023’te başlattığına ve tarihi arka planına hiç değinmediğine dikkati çekti.

Bölgede çalışırken İsraillilerin Türk medyasıyla çok fazla iletişim kurmaya çalıştığını ve “Siz gazeteci değil misiniz? Bizim görüşümüzü de anlatmalısınız.” şeklinde konuştuğunu söyleyen Ersoy, birkaç istisna dışında Batı medyasının Filistinlilerin ya da Filistinli yetkililerin görüşlerini hiçbir şekilde haber yapmadığını anımsattı.

Ersoy, “Hiç kimse şu anda küresel düzeyde İsrail’e ‘İşgal altındaki Filistin topraklarında ne işiniz var?’ demiyor. 7 Ekim’de başlatıyor hikayeyi. Girmiş, her şeyi yapmış orada, dünyaya ‘Bunlar bize saldırdılar.’ diyor.” ifadelerini kullandı.

Batı medyasında yer alan bazı haberlerin dezenformasyona yol açtığına dikkati çeken Ersoy, “Batılı olun, Amerikalı olun, Türk olun, ne olursanız olun yani bir yerde baktığınızda ‘Ne yaşıyoruz biz?’ diye sormuyor kimse. Gazetecilik yapmamızı isteyenler gazetecilik yapmıyorlar.” diye konuştu.

?Somut kanıtların önemine vurgu

Doç. Dr. Erkiner, bir halkın belirli bir bölgeye “sürülmesi” durumunda uluslararası hukuk açısından birçok olanağa dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, bunun geçmişte, Nürnberg’deki mahkeme sürecinde Naziler aleyhinde kullanıldığını hatırlattı.

Bu açıdan kanıtların toplamasına devam edilmesi gerektiğini vurgulayan Erkiner, koşulların sağlanamaması halinde uluslararası yargı ve devletin sorumluluğu açısından kasıt oluşacağını söyledi.

Erkiner, AA’nın topladığı kanıtların ilerleyen süreçlerde de önemli olacağının altını çizerek, davalarda somut kanıtların sunulmasının “hayati” olduğunu vurguladı.

Bu durumun AA için “olağanüstü bir uluslararası tecrübe” ve “başarı” olduğunu kaydeden Erkiner, devletler için uluslararası hukukun önemine de işaret etti.

Erkiner, dünyada, İsrail’e karşı olan yaklaşımlara da değinerek, İsrail’e yönelik mevcut yaklaşımlarda Güney Afrika’nın tutumunun da etkili olduğunu belirtti.

Ukrayna’daki olaylara yönelik tepkilerle Filistin’i karşılaştıran Erkiner, Filistin konusunda hukuksal alanda halen “soyut” konuşmaların yapıldığını aktardı.

Erkiner, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun kararlarını aktararak, devletlerin uluslararası sorumluluk hukuku açısından tedbirler alabileceğini anlattı.

Öğretim Üyesi Erkiner ayrıca, uluslararası barış ve güvenlik hukuku ve Uluslararası Adalet Divanının yargılamalarının “çare olmasa”, İsrail aleyhine hemen sonuçlanmazsa veya hiç sonuçlanmazsa bile artık devletlerin tekil olarak İsrail’in sorumluluğunu ileri sürebilme yetkilerinin temel bulduğunu aktardı.

AA’nın perspektifi düzeltici öz güvenli bir faaliyet icra ettiğini vurgulayan Erkiner, “Dünya, Batı’nın kültürel emperyalizmden de ibaret değil ve entelektüel olarak bir sefalet aşamasındalar ve uygarlıklar önce entelektüel olarak geriler, sonraki ahlaki olarak ve en nihayet maddi üstünlük bakımından da geriler.” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye’nin ortaya koyduğu büyük bir insani çaba var”

Öğretim Üyesi Açıkalın da İsrail’in Refah kentine saldırılarının Batı ülkelerin de bile büyük tartışma meselesi haline geldiğini ifade ederek, “Kuzey Gazze’den buraya göçe zorlanmış Gazzelilerin bu bölgede sıkıştığını bilmemiz lazım.” dedi.

Bölgeye 7 Ekim’de ilk insani yardım uçağı indiren ülkenin Türkiye olduğunu anımsatan Açıkalın, “Türkiye’nin ortaya koyduğu büyük bir insani çaba var.” diye konuştu.

Açıkalın, Türkiye’nin insani yardım konusunda dış politikası olduğunu belirterek, “Hem Sayın Cumhurbaşkanı’nın (Recep Tayyip Erdoğan) hem de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yürüttüğü bir diplomasi ayağı var. Yani bu üçü Türkiye’nin pozisyonunu anlatırken birbirinden bağımsız düşünülemeyecek 3 sac ayağı aslında.” ifadesini kullandı.

Bölgede çok boyutlu insani kriz yaşandığına dikkati çeken Açıkalın, zorunlu göç, gıda ve temel ihtiyaçlarda yoksunluk, elektrik ve yakıt sorunu, barınma ve salgın hastalıklar gibi Filistinlilerin yaşadığı problemlere işaret etti.

“İnsani krize yetecek mali gücün sadece UNRWA’dan çıkması mümkün değil”

Açıkalın, “Belki 21. yüzyıl içerisinde farklı bölgelerde birçok insani krize maalesef gözlerimiz tanıklık etti ama buradakinde akla gelmeyecek süreçlerin olduğunu söylemek mümkün. Bu bağlamda tam da dile getirdiğimiz gibi bu çok boyutlu insani krizi tek bir ülkenin çözmesi mümkün değil.” diye konuştu.

Türkiye’nin süreç içinde birçok çözüm önerisi sunduğunu dile getiren Açıkalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sunduğu “insani koridor oluşturma meselesini” anımsattı.

Açıkalın, Türkiye’nin bu konularda deneyimli bir ülke olduğuna vurgu yaparak, “Hem sahadaki faaliyetler konusunda hem de diplomasi açısından bunun en yakın örneğini de Rusya-Ukrayna Savaşı’nda gördük. Ancak maalesef burada belki sadece İsrail’in tutumunun ötesinde, zaman zaman da farklı ülkelerin bu noktadaki isteksizliği insani koridor noktasını şu anda hala bir sonuca erdirememe neticesini gösteriyor.” ifadesini kullandı.

İsrail’i destekleyen Batılı ülkelerin Gazze’ye yapılan yardımları askıya aldıklarını hatırlatan Açıkalın, “İspanya gibi ülkeler bütçe artırımına gitti ama ortadaki çok boyutlu insani krize yetecek bir mali gücün sadece UNRWA’dan (BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı) çıkması mümkün değil.” diye konuştu.

Açıkalın, İsrail’in “rasyonel devlet anlayışından çıkmış bir devlet” olduğunu belirterek, Refah kentine kara saldırısı düzenlemesi konusunda “Geldiğimiz noktada ne yazık ki keşke İsrail yapmayabilir diyebilseydim. Ama İsrail devlet aklını yitirmiş, şu anda orada hepimizin ortak ifade ettiği gibi sadece Filistinlileri değil yaşamı, Filistin’e, Gazze’ye, İslam’a dair her şeyi silmeye çalışan bir İsrail var. Bunun için de insanları insan dışılaştırmayı temel alarak tüm eylemleri kendine meşru görüyor.” dedi.

Doç. Dr. Açıkalın ayrıca şunları kaydetti:

“İsrail’in izlediği sistematik bazı adımlar var. Kamu diplomasisi için izlediği adımların sonucunda en başa dönüyor ve kendi istediğini yapıyor. Bunu da bir şekilde dünya kamuoyuna kendi söylemiyle kabul ettirmeye çalışıyor. Normal devletten bahsetmediğimiz için yapar veya yapamaz demek çok zor.”

AA Akademi ve Yayın Koordinatörü Yahya Bostan, panelin sonunda, konuşmacılara “Kanıt” kitabını hediye etti.

(Bitti)

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/aanin-gazzede-soykirim-yeni-kanitlar-paneli-2/feed/ 0
İsrail Gazetecileri Öldürerek Basının Sesini Kısıyor https://www.igdirhaber.com.tr/israil-gazetecileri-oldurerek-basinin-sesini-kisiyor/ https://www.igdirhaber.com.tr/israil-gazetecileri-oldurerek-basinin-sesini-kisiyor/#respond Tue, 12 Mar 2024 21:00:41 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=4961 İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ailesini kaybeden Al Jazeera Gazze Büro Şefi Vail ed-Dahduh, “İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor.” dedi.

İsrail ordusunun 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyine düzenlediği saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlediği saldırıda da kendisi gibi gazeteci oğlu Hamza’yı kaybeden Al Jazeera muhabiri Dahduh, her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Filistinli gazetecilerden biri olarak Gazze’deki direnişin sembol isimlerinden biri haline geldi.

Dahduh, tedavi için getirildiği Katar’ın başkenti Doha’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

“Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim”

Ailesinin ölümünden hemen sonra sahada haber yapmaya geri dönen Dahduh, mesleği bırakmayı düşünmediğini belirtti.

Dahduh, “Biz burada (Gazze’de) kalmaya devam edeceğiz ve bu bölgeden asla çıkmayacağız. Bu, üyesi olduğumuz tüm Arap ve Müslüman halklara haykırdığımız asil bir çağrıdır. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin halkının özgürlük davasını omuzlarımızda hissediyoruz. Biz bu sorumluluğu yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz. Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim. Bu Müslümanların davasıdır, bu insanlığın davasıdır.”

“İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor”

Dahduh, İsrail’in, Gazze’de gerçekleştirmiş olduğu soykırımın duyulmaması için gazetecileri de öldürdüğünü söyledi.

İsrail’in Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde işlediği katliama dikkati çeken Dahduh, şöyle konuştu:

“İsrail, gözünü kırpmadan sivilleri hedef alıp çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürüyor. Hedef ayırt etmeksizin yaptığı saldırılarda gazeteciler de hedef haline geliyor. İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor. Savaşın başından bu yana 123 gazeteci öldürüldü. Bu, gerçekten çok büyük bir sayı. Bu, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir hakikat.”

” Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı”

Dahduh, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulması konusunda Türkiye’nin oynadığı rolü de değerlendirdi.

Türkiye’nin Gazze’deki savaşın bir an önce sona ermesi için elinden gelen tüm diplomatik ve insani çabayı ortaya koyduğunu vurgulayan Dahduh, “Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı.” dedi.

“AA’nın hazırladığı ‘Kanıt’ kitabı İsrail’in savaş suçlarını gözler önüne seriyor”

Anadolu Ajansının (AA) İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabını inceleyen Dahduh, şu ifadeleri kullandı:

“Anadolu Ajansının büyük bir gayretle ortaya koyduğu bu eser, Gazze’de kurban edilen çocukları, kadınları, tüm sivilleri ve özellikle İsrail’in Gazze’de işlemiş olduğu savaş suçlarını gözler önüne seriyor. Ümit ediyorum ki uluslararası mahkemelere sunulacak olan bu fotoğraflar ve kanıtlar Filistin’in özgürlüğü yolunda atılan adımlar olacak.”

Küresel boykot ve protestolar çok önemli

Gazze Şeridi’nde 29 bine yakın Filistinliyi öldüren ve bölgede derin bir insani felaketin yaşanmasına neden olan İsrail’e karşı dünya genelinde yapılan boykot ve protestoların oldukça etkili olduğunu belirten Dahduh, şunları kaydetti:

“Dünyada İsrail’e destek veren firmaların ürünlerine yapılacak boykot hiç şüphesiz İsrail’e karşı atılacak en önemli adımlardandır. Bazıları bunu yapmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünebilir oysa bu İsrail’e karşı atılacak en etkili adımlardan biridir. Aynı şekilde dünyada İsrail zulmüne karşı küresel protestoların devam etmesi, Gazze halkının sesinin duyurulması açısından çok önemli.”

Dahduh, Gazze’de sembol isimlerden biri oldu

İsrail’in saldırılarında her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Gazzeli gazetecilerden biri olan ve sembol haline gelen Al Jazeera muhabiri Dahduh, ilk olarak 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyindeki saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi kaybetti.

Eşi ve çocuklarının öldürüldüğü saldırının üzerinden saatler geçmesine rağmen Dahduh, görevine devam ederek bölgedeki saldırıları aktarmayı sürdürdü.

Dahduh, 15 Aralık’ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta düzenlenen saldırıda elinden ve karnından yaralandı, kameramanı Samir Ebu Dakka ise yaşamını yitirdi.

Yaralı olmasına rağmen görevine devam eden Dahduh, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlenen saldırıda kendisi gibi gazeteci olan oğlu Hamza ed-Dahduh’u kaybetti.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/israil-gazetecileri-oldurerek-basinin-sesini-kisiyor/feed/ 0
Tolga Şardan, Çgd’nin “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” Panelinde: “Çok Ciddi Bir Baskı Sarmalı Altında Mesleği İdame Ettiriyoruz” https://www.igdirhaber.com.tr/tolga-sardan-cgdnin-gazetecilik-denince-adalet-demokrasi-laiklik-panelinde-cok-ciddi-bir-baski-sarmali-altinda-meslegi-idame-ettiriyoruz/ https://www.igdirhaber.com.tr/tolga-sardan-cgdnin-gazetecilik-denince-adalet-demokrasi-laiklik-panelinde-cok-ciddi-bir-baski-sarmali-altinda-meslegi-idame-ettiriyoruz/#respond Fri, 26 Jan 2024 09:06:28 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=2501 Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD), “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” panelinde konuşan gazeteci Tolga Şardan, “Kaynakları korumakta eskisine göre daha çok zorlandığımı görüyorum. Kaynağı koruduk cezaevine girdim. Kaynağı korumasaydım belki cezaevine girmeyecektim ama bu da bize meslekte öğretilen bir şey, kaynağı korumak önemli. Çok ciddi bir baskı sarmalı altında mesleği idame ettiriyoruz. Bu iş nasıl çözülür, belki siyasi iktidar geçen seneki seçimlerde değişmiş olsaydı biraz nefes alabilirdik” dedi.

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD), bugün 31. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında düzenlediği “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” paneli, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Panelde konuşmacı olarak; gazeteci Tolga Şardan, akademisyen Çağrı Kaderoğlu Bulut ve gazeteci Mustafa Mert Bildircin yer alırken panelin kolaylaştırıcılığını ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El yaptı.

Tolga Şardan panelde şunları kaydetti:

“Ben buraya biraz da konumum itibarıyla geldim, TCK 217’deki dezanformasyon yasasının yürürlüğe girmesinden sonra, haberciliğe ve gazeteciliğe yönelik mevcut iktidarın en önemli aparatlarından biri olan dezanformasyon yasası çerçevesinde benden önce de meslektaşlarımız adli soruşturmaya uğramışlardı. Kovuşturmalar da yürütülüyordu haklarında yani yargılamalar da devam ediyordu. Ancak ilk tutuklanan gazeteci ben oldum. Dolayısıyla sanki benim ayrı da bir konumum oldu, onun için bu akşam sizinle beraberiz.

Ben mesleğe başladığımda, tek parti hükümetinin sonlarıydı. Mesleki kariyerimin en önemli süreçlerini koalisyon hükümetleri döneminde geçirdim. Meslek büyüklerimiz daha önce tek parti hükümetlerinde gazetecilik yaptılar ama koalisyonlarda ben gazetecilik yaptığım için biraz zorlandığımı düşünmüştüm. Çünkü koalisyonda siyasi partiler birbirlerine zarar vermemek için, bilgiye ulaşımı çok daha zordu. Özellikle benim çalıştığım alanda, ben güvenlik üzerine çalışıyorum. Polis adliye muhabirliği yaptım, hala da onu devam ettiriyorum. Bilgiye ulaşmak kolaydı, fakat bilgiyi kullanmak zordu. Ben çok iyi niyetli olarak düşündüm ki belki tek parti iktidarında gazetecilik daha rahat olur, bürokratlar daha sağlam yere sırtlarını dayadıklarında daha rahat olabilirler, bilgiye ulaşmamız ve bilgiyi kullanmamız işlememiz daha kolay olabilir diye düşünmüştüm. Ben çok pembe düşünmüşüm. Dolayısıyla hele ki son dönemki 2010 yılında itibaren, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişten itibaren bunun maalesef çok kötü örneklerini yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz.

“ÇOK CİDDİ BİR BASKI SARMALI ALTINDA MESLEĞİ İDAME ETTİRİYORUZ.”

Son dönemde, bilgiye ulaşmada çok fazla sıkıntımız yok. Bilgiyi işleyip, haber haline getirip, üretime verdikten sonra okura iletim aşamasında çok büyük sıkıntılar var. Kimi mecralarda, içerik itibarıyla sıkıntı oluyor, kimi haberlerde kaynağı korumak çok önemli hale geliyor. Çünkü maalesef şu anki sistemde bilginin doğru mu yanlış mı ondan ziyade bu habere konu olan bilgilerin nereden çıktığı şeklinde geriye dönük yapılan araştırmalar, ister istemez haber kaynaklarında da endişeye neden oluyor. Kaynakları korumakta eskisine göre daha çok zorlandığımı görüyorum. Kaynağı koruduk cezaevine girdim. Kaynağı korumasaydım belki cezaevine girmeyecektim ama bu da bize meslekte öğretilen bir şey, kaynağı korumak önemli. Çok ciddi bir baskı sarmalı altında mesleği idame ettiriyoruz. Bu iş nasıl çözülür, belki siyasi iktidar geçen seneki seçimlerde değişmiş olsaydı biraz nefes alabilirdik.

MUHALİF MEDYA, İKTİDAR MEDYASI DİYE BİR KAVRAM OLUŞTU. KENDİ MESLEKTAŞLARIMIZ ARASINDA DA BU KAVRAM YAVAŞ YAVAŞ BİR KUTUPLAŞMAYA DOĞRU GİDİYOR.”

Muhalif medya, iktidar medyası diye bir kavram oluştu. Kendi meslektaşlarımız arasında da bu kavram yavaş yavaş bir kutuplaşmaya doğru gidiyor. Daha önceki yıllarda özellikle bu kutuplaşmanın olmadığı yıllarda; arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, hangi yayın organında, hayata hangi açıdan bakan yayın organı olursa olsun, en azından bir birliktelik sergiliyorlardı. Sergiliyorduk. Haber kaynaklarıyla ya da habere erişim konusunda bir sıkıntı olduğu zaman birlikte bir direnç gösterebiliyorduk. Maalesef şimdi öyle bir şey kalmadı. Sahiplik ve idare anlamında muhalif medya ya da iktidar yakın medya çerçevesine biz kendi meslektaşlarımız da sokmuş durumdayız. Bu mesleğimiz için en önemli erozyonlardan bir tanesi.

Bugün gelinen noktada, iktidarın alternatif medya diye tanımladığı haber mecraları neredeyse artık ana akım haline geldi. Eskiden ana akım içinde yer alan yayın organlarının büyük bölümünün artık saf dışı olduğunu veya çok dikkate alınmadığını, eskisi kadar itibarlı olmadıklarını görüyoruz. Bu durum muhalif medya anlamına gelen meslektaşlarımızın önünü açmak için bir fırsat olabilir ama biz muhalif ya da iktidar yandaşı gibi görünmekten ziyade gazeteciler olarak bir arada durmak gerektiğini düşünüyorum. Mesleği erozyonunu anca bu şekilde önleyebileceğiz.

Haberde adalet ya da adaletli haber bu artık bir çelişki haline dönüştü. Daha önceki yıllarda habere ulaştığımızda, bilgiye ulaştığımızda mutlaka bunu gazeteciliğin kuralı olarak en az iki kaynaktan ya da üç kaynaktan teyit ettirmek gibi zorunluluk olmasa da bir meslek teamülü vardı. Fakat şimdi ulaşılan bilgiler çok kritik ya da kaynaklara ulaşamıyorsunuz. Bazen onun riskini de haberci olarak üzerimize alıyoruz. Evet bu işin doğasında var ama bilgiye ulaştıktan sonra bunu teyidini almak açısından da kamu kurumlarıyla olan ilişkilerde ya da oradan geri dönüşlerde yeterli sağlıklı cevabın da alındığını düşünmüyorum. Bu da bizim için bir handikap, haberde adalet şu an artık en konuşulmaması gereken noktaya geldi çünkü ne adaletli haber var ne de haberde adalet unsurunu biz doğrudan yansıtabiliyoruz. Kamuoyunu bilgilendirmekten ziyade algı sistemi üzerine hareket edilmesi, bu şekilde habercilik tarzının uygulanması, bizim haberlerimizde de ne kadar adil olduğumuzu tartışmaya açıyor ki bence bu da çok doğru bir durum.

Bu noktada akademinin desteği gerekiyor, bizim meslek kurumlarımızın kuruluşlarımızın bu noktada biraz daha çalışması gerekiyor. Biraz daha bu etik ya da habercilik içindeki bu adalet sistemi üzerinde biraz kafa yormamız gerekiyor, çünkü bu mesleğin devamını sağlayacak genç kardeşlerimiz var. Genç kardeşlerimize de bir zemin oluşturmak açısından, çalışma alanı açmak açısından bizim bunu yapmamız gerekiyor.”

Gazeteci Mustafa Mert Bildircin:

“2023 YILINDA TAM 479 LAİKLİK İHLALİ YAŞANMIŞ TÜRKİYE’DE”

“2023 yılında tam 479 laiklik ihlali yaşanmış Türkiye’de, bizzat iktidar ve kamu kurumları tarafından. Bugün de en az 1 kere iktidar tarafından laikliğin hedef alındığını gösteriyor. Alan körlüğü diye bir tanım var. Bir süre sonra bunları yazarken belki bir şey ifade etmiyor, yazıp geçiyoruz ancak hafızalarda taze bir örnek var: ÇEDES Projesi. ÇEDES Projesi’nin üzerinde yeterince durulmadığını düşünüyorum. Aslında ilk imzalandığında Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet ve Aile Bakanlığı arasında bir taslak program gönderdiler gazetecilere ve aslında açık kaynaklardan da bakılabilir bir programdı bu. Programa göre 120 madde vardı ÇEDES Projesi kapsamında uygulanması planlanan. Bir çevre projesi olarak lanse edildi ancak bu 120 maddenin 100’ü şöyleydi: Çocukların camiye götürülmesi, imamların çocukların ev ödevlerine yardım etmesi, çocukların hafta sonları Kur-an kurslarına taşınması gibi.

“GAZETECİ HABERİ YAZDIKTAN SONRA KAMUOYUNDAN TEPKİ BEKLİYOR”

Bunu benimle birlikte birçok meslektaşım haberleştirdi. Ancak kamuoyu yeterince tepki göstermemiş olacak ki bugün yeni bir uygulamaya daha imza atılabildi bu proje kapsamında. Diyanet görevlileri velilerin talep etmesi durumunda evlere giderek çocuklarla birlikte oyun oynayıp, çocukların ödevini yapacak. Buradan bakınca çok anlamsız bir proje, bununla ne amaçlanıyor olabilir, bunu net şekilde ortaya koyamıyorlar. Sorduğunuz zaman size cevap vermedikleri gibi bir de sizi din düşmanı ilan ediyorlar. Bu haberler kamuoyu yararı için yazılıyor. Haliyle bir gazeteci de bu haberi yazdıktan sonra kamuoyundan tepki bekliyor.

“EĞİTİMDE TEK BİR TAŞ YERİNDEN OYNATILSA DAHİ BİR DOMİNO ETKİSİYLE BİR NESİL BUNDAN ETKİLENİYOR”

Laiklik ihlalleriyle ilgili yapılan 479 haberin ne yazık ki büyük bir bölümü eğitim alanındaki laiklik ihlalleri. Elbette yargıda ya da toplumdaki en temel alanlarda laiklik ihlal ediliyor, cumhuriyet hedef alınıyor bizzat iktidar ve kullandığı aparatlar tarafından ancak eğitimin bu anlamda en önemli alan olduğunu düşünüyorum çünkü eğitimde tek bir taş yerinden oynatılsa dahi bir domino etkisiyle bir nesil bundan etkileniyor. Dolayısıyla bu haberler yapılırken okuyup geçiyoruz, belki oturduğumuz yerden tepki veriyoruz ancak daha ciddi bir tepki verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Çağrı Kaderoğlu Bulut ise şöyle konuştu:

“Gazetecilerle ilgili tabii ki çok faza sorun ama üç önemli kategori bulmak mümkün bununla ilgili, ilki gazetecilerin çalışma koşulları. Çalışma koşullarıyla ilgili duruma baktığımızda; çok şaşırtıcı olmayacak bir şekilde oldukça düşük ücretlerde çalışıyorlar. Fakat asıl şaşırıcı kısmı şu, ortalamanın altında ücretlerle çalışıyor gazetecilerin çok büyük bir kesimi ama yüzde 70’inden fazlası asgari ücret düzeyinde ya da asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalışıyor. Bu bence en çarpıcı olan şey çünkü bu kadar düşük ücretlerle çalışan, bu kadar da güvencesizleşmiş bir alanda çalışan gazetecilerin, fikir ve ifade özgürlükleri konusunda, kırılgan olmamaları, iradelerini, yeri geldiğinde dirençlerini gösterebilmeleri konusunda bu zaten en büyük nesnel engellerden birisi maalesef karşımıza çıkıyor.

HER 10 GAZETECİDEN SADECE 4’Ü KENDİ İŞ SİGORTASINDAN SİGORTALANABİLİYOR.”

Bir diğeri bu kadar düşük ücretlere paralel olarak inanılmaz uzun saatlerde çalıştırılıyorlar. Şu anda yaklaşık 9-12 saat arasındaki çalışma süreleri gazetecilikte yerleşmiş durumda. Normalde 8 saatle sınırlı yasal çalışma süresi ama gazeteciler artık 9-12 saatler arasında çalışıyorlar. Çok önemli bir bölümü sigortasız çalışıyor. Önemli bir bölümü de basın iş sigortası kapsamının dışında çalışıyor. 212 ile çalışanlar yalnızca gazetecilerin yüzde 40’ı 42’si gibi bir oran. Her 10 gazeteciden sadece 4’ü kendi iş sigortasından sigortalanabiliyor.

Eskiden gazetecilik daha kurumsal formlarla icra edilirdi. Belirli gazetecilik kurumlarında yapılırdı. Geldiğimiz noktada hem bu siyasal iktidarın merkez medyayı dağıtması hem de bu teknolojilerin yeni kanallar açmasıyla birlikte, gazeteciler bugün artık kurumlardan çok daha fazla şekilde yeni medya mecralarından haber yapıyorlar. Fakat bundan da daha ilerisi var gazeteciler kendi portallarını kurmaya başlıyorlar. Bir adım daha ilerisi var gazeteciler tek başlarına sosyal medyada habercilik yapmaya çalışıyorlar. Bu süreç hem mesleğin kodlarının, kurallarının, dayanıklılığının korunması için oldukça yıpratıcı, hem de bir gazetecilik kültürünün yeniden üretilmesi ve aktarılabilmesi için oldukça pürüzlü, üzerine çok düşünülmesi gereken bir alan.

İKTİDARIN ARTIK MEDYAYA NÜFUZ ETME AŞAMALARI GÜN GEÇTİKÇE DERİNLEŞİYOR.”

Şu anda iktidar yalnızca medyanın içeriğini dönüştürmüyor. Medyanın kurumsal yapısını da dönüştürmekle kalmıyor, medyanın doğrudan bürolarını dönüştürüyor. Örneğin bugün havuz medyası olarak bildiğimiz kurumlarda, eskiden kurum ne kadar havuz medyası olursa olsun orada çalışan emekçi, mesleğine inançlı gazeteciler bulmak mümkündü. Ama özellikle son yıllarda taşradan getirdikleri elemanlarla bürolarda yeni yeni gazeteciler ektiklerini görmek mümkün. Gelenlerin çoğu tahmin edebileceğiniz gibi gazeteci değil. Yerel taşra ağlarıyla, yerel teşkilat bağlarıyla gelip yaygın bir havuz medyasının Ankara bürosuna gazeteci olarak kondurulabiliyorlar. Dolayısıyla iktidarın artık medyaya nüfuz etme aşamaları gün geçtikçe derinleşiyor.

GAZETECİLER ‘YAPACAĞIM HABER ZATEN SANSÜRE UĞRAR’ DÜŞÜNCESİYLE HABERİ YAPMAKTAN VAZGEÇTİĞİNİ SÖYLÜYOR.”

Bu kadar baskıya, bu kadar sistematik bir dönüştürme stratejisine bağlı olarak; sansür ve otosansür mekanizmalarının oldukça artmış olması. Sansür zaten özellikle bizimki gibi bir ülkede çok yadırgayacağımız bir şey maalesef değildi. Ama bugün hiç olmadığı kadar artmış durumda, kaynaklara ulaşmaktan, kaynaklarınızın size bilgi vermesinden, o bilgiye teyit etmenizden, onları yayınlamanıza kadar hemen her aşamada doğrudan ya da dolaylı açık ya da örtük sansür ve otosansür süreci maalesef işliyor. Her 4 gazeteciden 3’ü mesleğini özgürce yapamadığını söylüyor, yarısından daha fazlası da ‘yapacağım haber zaten sansüre uğrar’ düşüncesiyle haberi yapmaktan vazgeçtiğini söylüyor. Gazeteciler için oldukça yıpratıcı bir süreç. Mesleki deformasyonu mesleki saygınlığı zedeleyen bir süreç olarak yaşanıyor. Dezanformasyon yasası gibi formal hukuki süreçler gazetecilerin sınırlarını kısıtlamakta ve sıkmakta çok kullanılıyor.

Mesleğin değersizleşmesini getiren bir diğer unsur; medyanın çoğunda haber yok. Gazeteci mesleğini yapamadıkça, gazetecilik faaliyeti yalnızca bir aktarım işine dönüşüyor. O aktarımın dahi gazeteci tarafından üretilmesine izin verilmeyen bir çağda yaşıyoruz. Bakanlıkların, İletişim Başkanlığı’nın, haber toplamak istediğiniz bütün siyasal kurumların, basın birimlerinden çoğunlukla size gönderilen ve dışına çıktığınızda çoğu zamanda ‘hayırdır, bu neden böyle oldu’ diye sorgulanan bir süreci yaşıyoruz.

Gündelik hayatları da oldukça sıkışık, önemli bir kısmı memleketin tümü gibi borçlular. Çok düşük ücretlerle çok ağır koşullarda çalıştıklarını düşünürsek borçlanma şaşırtıcı değil. Ama bu borçlanmanın ve bu sıkışık koşullarda yaşamanın şöyle bir mesleki etkisi oluyor. Gazetecilerin kendilerini yeniden üretmeleri için, kendilerini geliştirebilmeleri için, mesleğin gerektirdiği entelektüel, politik, toplumsal donanımı yeniden edinebilmeleri için yaptıkları işi yeniden anlamlı kılabilmek için gereken zamanları da yok, paraları da yok, imkanları da yok, politik olarak destekleri de yok.

Yine de gazetecilerin çoğu imkanları olsa bu mesleği yapmaya devam edeceklerini söylediler. Örgütlülüğün olmadığı yerde gazeteciler ya bireysel kahramanlara dönüşebiliyorlar ve çok büyük bedeller ödüyorlar. ya da çok kırılgan her şeye boyun eğmek zorunda kalan dolayısıyla ne kendine, ne mesleğine, ne toplumuna saygısı kalan meslektaşlara maalesef dönüşüyorlar. İkisine de düşmeden kurtuluş yok tek başına şiyarını yeniden hatırlayarak, şöyle bitirmek istiyorum. Cumhuriyet’in 100. yılındayız, Cumhuriyet olmadan laiklik olmaz, laiklik olmadan cumhuriyet olmaz. Bu mekanizmayı sağlayacak laiklik ve cumhuriyet arasındaki yurttaşlık mekanizmasını kuracak şey gazeteciliğin kendisi.”

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/tolga-sardan-cgdnin-gazetecilik-denince-adalet-demokrasi-laiklik-panelinde-cok-ciddi-bir-baski-sarmali-altinda-meslegi-idame-ettiriyoruz/feed/ 0
Soykırımın şahidi gazeteciler İsrail’in hedefinde https://www.igdirhaber.com.tr/soykirimin-sahidi-gazeteciler-israilin-hedefinde/ https://www.igdirhaber.com.tr/soykirimin-sahidi-gazeteciler-israilin-hedefinde/#respond Tue, 23 Jan 2024 21:18:23 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=2376 Sosyolog İsmail Mansur Özdemir, İsrail’in gazetecilere yönelik katliamını ve İsrail’in bu suçla yargılanması için atılabilecek adımları, AA Analiz için kaleme aldı.

***

Filistin toprakları kadim yıllardan itibaren bir şiddet ve işgal sarmalının içinde oldu. Bu sürecin modern dünya tarihine karşılık gelen boyutu da 1948’den itibaren bu topraklardaki sistematik İsrail terörü ve işgalidir. Her geçen yıl artan bu işgal süreci, Filistin topraklarının demografik yapısının yanı sıra bölgesel istikrarı da tümüyle yok eden bir duruma doğru evrildi. Bölgede bulunan Filistin halkı topraklarından sürüldü. Topraklarında kalarak direnenler de şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor. Filistin halkının işgalci terör devletinin topraklarından çıkartılması için verdikleri mücadele ise tüm insanlığın gözü önünde gerçekleşiyor.

İsrail işgal rejimi, 7 Ekim 2023 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerden aldığı destekle kontrolsüz ve ölçüsüz bir saldırganlık içine girdi. Bugün işgal ve saldırının geldiği nokta korkunç bir haldedir. İnsanlığın modern dönemlerde ürettiği tüm vicdani ve normatif değerlerin ayaklar altına alındığı, savaş hukuku prensiplerinin devre dışı bırakıldığı bu saldırı tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşiyor. Tüm bu saldırılar ve katliamlar arasında en cüretkarı da gazetecilere ve medya mensuplarına yönelik olanlardır.

İsrail neden bu kadar açık bir katliama yöneldi?

İsrail, 7 Ekim sonrasında içine düştüğü travmatik korku halinin etkisiyle saldırı ve vahşetini korkunç düzeylere ulaştırdı. Savaşın başından itibaren Gazze’deki gazeteciler ve bazı uluslararası medya kuruluşları olağanüstü gayretleriyle bu vahşeti dünyaya duyurmak için muazzam bir çaba ortaya koydu. Neredeyse yaşanan her türlü ihlal ve savaş suçu tüm insanlığa gazeteciler eliyle servis edildi.

İsrail’in yalan üzerine kurulan propaganda makinesi de gazetecilerin muazzam gayretiyle püskürtüldüğü için İsrail “savaşı” propaganda boyutunda da kaybetti. Yani İsrail, propaganda gücünü ve dolayısıyla meşruiyetini tamamen kaybetmesinden gazetecileri sorumlu tutuyor. Bu sebeple de kendince gazetecilere bu sürecin diyetini ödetiyor. Tüm dünya Gazze’de yaşanan süreci fedakar gazetecilerin gayretleriyle tüm şeffaflığıyla izliyor. Ancak tüm normatif değerler gibi basın özgürlüğü ve gazetecinin emek ve yaşam hakkı da İsrail eliyle yok ediliyor.

Gazetecilik mesleği ve gazeteci emeği uluslararası teamüller ve yasal uygulamalar temelinde özel bir anlama ve korunmaya sahiptir. Basın özgürlüğü temelinde ele alınabilecek pek çok küresel ilke ve uygulamadan bahsedilirken bugün 121 gazeteci Gazze’de ve civar sınır bölgelerde bizzat İsrail güvenlik birimlerince katledildi. Görevini yaparken katledilen gazeteciler arasında farklı ülke vatandaşları yanında Filistin vatandaşları da bulunuyor.

İnsanlık tarihinin milatlarından biri olarak görülecek İsrail’in Gazze’ye saldırılarında, İsrail tarafından 121 gazeteci öldürülmesine rağmen uluslararası kuruluşlardan hatırı sayılır bir yaklaşım, tutum ve tavır hala çıkmadı. Sadece ülkemizde Ankara Filistin Dayanışma Platformu ve bünyesinde oluşturulan Diplomasi ve Basın Komisyonu, tarihin hiçbir döneminde bu kadar cüretkar bir hal almayan gazeteci katliamına odaklanarak bir yol haritası çıkardı ve bazı çalışmalar ortaya koydu. Ulusal ve uluslararası düzeyde basın ve medya konusunun tüm taraflarına açık çağrı yapan Ankara Filistin Dayanışma Platformu gazeteci katliamlarına karşı etkin mücadeleye odaklı ve 2 temel hedefle çalışıyor.

Platform, ulus ötesi etkileşimi temin edecek tematik eylemlerde bulunmaya odaklanarak İsrail vahşetinin etkisini ortadan kaldırmaya ve İsrail’in hukuk ve diplomasi nezdinde haksızlığının ifşasına ve yargılanmasına yönelik çalışmalar hedefliyor.

Gazze’deki gazeteci katliamıyla mücadele

Bir stratejik yol haritasıyla hareket eden komisyon devlet ve devlet dışı tüm organizasyonları da bu sürece destek vermeye çağırdı ve ulusal kuruluşlar yanında uluslararası kuruluşların da katkı verdiği çalışmalarda şu ana kadar çok etkili eylemler gerçekleştirdi. Bu eylemlerden ilki 24 Aralık’ta Ankara’da gerçekleşen Büyük Gazze Yürüyüşü’ndeki Gazeteci Korteji oldu. Yüzlerce yerli ve yabancı gazetecinin katıldığı bu devasa yürüyüşte on binler İsrail’in gazetecilere yönelik katliamına “hayır” dedi. Pek çok mülakat ve görüşmeyle ülkemizde bulunan küresel ölçekli kuruluşlarla beraber Gazze’de yaşanan süreç ve özellikle gazeteci katliamı değerlendirildi. Görüşmeler sonucunda geniş bir uzlaşma ve ortak hareket zemini sağlandı. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında, çalışırken katledilen gazeteciler güçlü ve uluslararası bir anma programıyla gündemde tutulmaya çalışıldı. Uluslararası gazetecilere verilen röportaj ve mülakatlarla konunun geniş bir evrende algılanmasına yönelik çalışmalar yapıldı.

Vicdan ve ahlakın iki kahramanı: Anadolu Ajansı ve Al Jazeera

Gazze’de yaşanan süreçte iki önemli yayın kuruluşu Anadolu Ajansının (AA) ve Al Jazeera’nın da tarihi bir misyon üstlendiği görülüyor. Bu iki kuruluş sahada oynadığı etkin tarihi rol sebebiyle İsrail’in saldırılarına uğruyor ve şu ana kadar şehit verdikleri gazetecilerle de aslında tarihi bir sürecin tarafı oldular.

İki kuruluşla yapılan görüşmeler neticesinde ortak iki önemli faaliyet gerçekleştirildi. AA muhabirlerinin sahadaki etkin faaliyetleri sebebiyle neredeyse tüm dünya Gazze’yi AA kadrajından görüyor. AA tarafından çekilen fotoğraflar, tüm dünya medyası tarafından kullanılıyor. AA, İsrail’in yalan makinesini çökertti ve işin bu boyutuyla milletimizin yüz akı konumundadır. Bu sebeple, AA tarafından çekilen ve başta Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) soykırım belgeleri olarak sunulan fotoğraflar olmak üzere “Gazze’de Şahitlik” isimli fotoğraf sergisi düzenleniyor. Bu sergi, gazetecilerin sahada yaşadıkları olağanüstü zorluğun anlatıldığı bir tematik sergi olarak önemli anlamlar taşıyor.

Nasıl katledilen gazetecilerin sesi oluruz?

Açılış programında bizzat fotoğrafların sahiplerinin orada hazır bulunduğu buluşmanın aynı gününde yapılan Uluslararası Gazze’ye Özgürlük Konferansı’nda ise gazeteci katliamı ve İsrail’in basın özgürlüğüne yönelik ihlalleri konuşuldu. Pek çok uluslararası kuruluşun canlı verdiği bu etkinlikler, gazeteci katliamlarını gündemde tutmak açısından çok büyük bir anlam taşıyor.

Fakat bu çalışmalar devam eden gazeteci katliamlarını durdurmaya yetmiyor. Bu sebeple tamamlayıcı diğer çalışmaların da devam etmesi gerekiyor. Bu çerçevede hazırlanan yol haritasında yapılması gereken birçok önemli çalışma bulunuyor. Örneğin, uluslararası katılımlı konferansların “İsrail tarafından katledilen gazeteciler” başlığı ile Avrupa başkentlerine taşınması gerekiyor. Avrupa’da kaybolan ve İsrail’in tekeline giren devlet aklının bizzat Avrupalı gazetecilerle birlikte Avrupa başkentlerinde sorgulanması gerekiyor. Bizzat Avrupalı gazeteci konseylerinin bu sürecin etkin tarafı olarak baskılanması gerekiyor.

Bu konuda artık zaman kaybetmeden İletişim Başkanlığı koordinesinde ve etkin bir biçimde, TRT ve AA marifetiyle nitelikli kamu diplomasisi içerikleri oluşturulmalıdır. Yani belgeseller ve infografiklerle basın şehitlerinin biyografik içerikleri üretilmeli ve bunlar çok dilli bir şekilde uluslararası toplantılara taşınmalıdır. Kısacası güçlü bir kamu diplomasisi hamlesi yapılmalıdır. Ayrıca, “İsrail tarafından katledilen basın mensupları” konusunda davalara mesnet oluşturacak nitelikte, katledilen gazetecilerin biyografileri ve katledilme anlarına yönelik bilgilerin ve görsellerin olduğu raporların ve kitapların kaleme alınması gerekiyor.

Ülkemizin yanı sıra yurt dışında da şehirlerin merkezi noktalarında sivil partnerler eliyle katledilen gazeteciler konusunda anma programları gerçekleştirilmesi ve katledilen gazetecilerin aileleriyle etkileşime geçilerek yaygın etki oluşturulması gerekiyor. Ayrıca, Avrupa ülkelerindeki basın konseyleri ülkemizden ve yurt dışından gazeteciler vasıtasıyla ziyaret edilerek tutumlarına göre birlikte ya da ayrı basın açıklamaları yapılmalıdır. Son olarak, İsrail’in bu açık suç sebebiyle uluslararası mahkemelere şikayet edilmesi ve “Gazeteci Katili ve Basın Özgürlüğü Düşmanı” sıfatının uluslararası mahkemeler yoluyla tescilli hale getirilmesinin sağlanması gibi alanlarda da çalışmalar yapılmalıdır.

İsrail’in gazetecilere yönelik katliamı savaş suçudur

İsyanımızı yükselttiğimiz ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru adımını atacağımız günlerde Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün (RSF) bu konuyu uluslararası gündeme taşımasını olumlu fakat ihtiyatla karşıladık. RSF dahil herhangi bir örgütün bu konuyu uluslararası mahkemelere yüksek bir inanç, iyi delil, nitelikli izleme ve sonuçlandırma ilkeleriyle yapmasını arzu ediyoruz. Bu sürecin takipçisi olacak ve günü kurtarma ya da başkalarını oyunda düşürme adımı olarak kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bu konudaki en temel tedirginliğimiz RSF’nin her yıl çıkardığı Basın Özgürlüğü Endeksi’nde İsrail ve ABD’yi kapsam dışı tutmasıdır. Bir Fransız kuruluşu olarak İsrail gibi bir vahşi rejimi bu konuda kapsam dışı bırakması, endeks dışı tutması RSF’ye güven konusunda bizi tedirgin ediyor. Tüm bunlara rağmen iyi niyet perspektifi temelinde RSF’nin İsrail’in gazeteci katliamı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptığı başvuru talebini değerli buluyoruz.

İsrail Gazze’de insanlık tarihinde şu ana kadar görülmemiş bir kontrolsüzlük içinde soykırım yapıyor. Güney Afrika Cumhuriyeti, bu konuyu Lahey’deki UAD’ye taşıdı. İsrail’in bu sefil saldırganlığına karşı mücadele etmeyi bir insani ödev olarak sayıyoruz.

Ankara Filistin Dayanışma Platformu olarak bileşenlerimizle bu süreci gücümüz yettiğince; çok uluslu, çok dilli bir şekilde devam ettirmeye gayret edeceğiz. Kamuoyu önünde gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerimiz ve haykırdığımız isyanımızla bu sürecin arkasındayız. Kim yaparsa yapsın, niyet sorgusu yapmadan destek verecek ve nihayetinde İsrail’in bir gazeteci katili olduğunu tescil ettirmeye ve hüküm giymesine gayret edeceğiz.

[Sosyolog İsmail Mansur Özdemir, Türk dış politikası ve kamu/kültür diplomasisi üzerine yazılar kaleme almaktadır.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

]]>
https://www.igdirhaber.com.tr/soykirimin-sahidi-gazeteciler-israilin-hedefinde/feed/ 0
Uğur Mumcu ve Katledilen Aydınlar Anısına Düzenlenecek 31. Adalet ve Demokrasi Haftası’nın Teması “Adalet, Demokrasi, Laiklik” Olarak Belirlendi https://www.igdirhaber.com.tr/ugur-mumcu-ve-katledilen-aydinlar-anisina-duzenlenecek-31-adalet-ve-demokrasi-haftasinin-temasi-adalet-demokrasi-laiklik-olarak-belirlendi/ https://www.igdirhaber.com.tr/ugur-mumcu-ve-katledilen-aydinlar-anisina-duzenlenecek-31-adalet-ve-demokrasi-haftasinin-temasi-adalet-demokrasi-laiklik-olarak-belirlendi/#respond Tue, 23 Jan 2024 09:21:34 +0000 https://www.igdirhaber.com.tr/?p=2355

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um: ag), 24-31 Ocak günleri arasında düzenlenecek 31. Adalet ve Demokrasi Haftası’nın temasını “Adalet, Demokrasi, Laiklik” olarak belirledi. 31. Adalet ve Demokrasi Haftası, 24 Ocak günü saat 10.00’da Batıkent Metro’dan Uğur Mumcu Parkı’na yürüyüş ile başlayacak. Aynı gün saat 11.00’de Uğur Mumcu Anıtı’nda anma töreni düzenlenecek. Ailesi, dostları ve sevenleri, saat 12.15’te Mumcu’yu 30 yıl önce katledildiği yerde karanfiller ve mumlar ile anacak, 14.30’da ise Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki anıtmezarı ziyaret edilecek. Hafta, 31 Ocak’ta 34 yıl önce öldürülen siyasetçi ve hukukçu Muammer Aksoy’un anması ile sona erecek.

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um: ag) öncülüğünde gazeteci yazar Uğur Mumcu ve katledilen aydınlar anısına 24-31 Ocak günleri arasında düzenlenen Adalet ve Demokrasi Haftası’nın 31’incisinin teması “Adalet, Demokrasi, Laiklik” olacak. Adalet ve Demokrasi Haftası, 24 Ocak’ta 31 yıl önce katledilen araştırmacı-gazeteci Uğur Mumcu anması ile başlayıp 31 Ocak’ta 34 yıl önce öldürülen siyasetçi ve hukukçu Muammer Aksoy’un anması ile son bulacak. um: ag’ın açıkladığı takvime göre bir hafta boyunca çeşitli katılımcılar ile birçok etkinlik düzenlenecek.

Gazeteci yazar Uğur Mumcu’yu anmak için 24 Ocak günü saat 10.00’da Batıkent Metro’dan Uğur Mumcu Parkı’na yürüyüş yapılacak. Aynı gün saat 11.00’de Uğur Mumcu Anıtı’nda anma töreni düzenlenecek. Ailesi, dostları ve sevenleri, saat 12.15’te Mumcu’yu 30 yıl önce katledildiği yer olan evinin önünde karanfiller ve mumlar ile anacak, 14.30’da ise Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki anıtmezarı ziyaret edilecek.

um: ag Vakfı Yürütme Kurulu, Mumcu’nun katledilişinin 31. yılında Mumcu’nun Cumhuriyet gazetesinde 18 Kasım 1975’te kaleme aldığı “Özgürlüğün Bedeli” yazısından 31. Adalet ve Demokrasi Haftası için şu alıntıyı seçti:

“Düşüncelerinden dolayı binlerce insandan hesap soran rejim, milyonlarca lira yolsuzlukları için bir tek gün soru sormazsa, düşünce suçu adı altında kimleri neden yargılamak istediği, neden bu amaçla yasalar hazırlattığı da belli olmaz mı?”

Adalet ve Demokrasi Haftasının programı ise şöyle:

24 OCAK 2024 ÇARŞAMBA

Saat 10.00: Batıkent Metrodan (GİMSA önü) Uğur Mumcu Parkı’na Yürüyüş

Saat 11.00: Uğur Mumcu Anıtı’na Çelenk Bırakma ve Anma Töreni

Düzenleyenler: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Yenimahalle Belediyesi, Siyasi Partiler, Demokratik Kitle Örgütleri

Saat 12.15: “Uğur Mumcu Sesleniyor, Karanfil ve Mumlarımızla Uğur Mumcu’nun Sokağındayız”

Türkü Dinletisi: “Uğur Mumcu için söylüyoruz” Cem Erdost İleri

Düzenleyenler: Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um: ag) ve Çankaya Belediyesi

Saat 14.30: Anıtmezar Ziyareti, Cebeci Asri Mezarlığı

25 OCAK 2024 PERŞEMBE

Panel: “Eğitimde Dönüşüm ve Ne Yapmalı?”

Kolaylaştırıcı: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı

Konuşmacılar: Eğitimci, yazar Dr. Nejla Doğan, 22. Dönem CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı

Saat, Yer: 14.00: Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı

Söyleşi: “Medya ve Adalet, Demokrasi ve Laiklik Mücadelesi”

Konuşmacı: Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Sertaç Eş

Saat, Yer: 16.00 Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Eğitim İş

Panel: “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik”

Kolaylaştırıcı: Gazeteci, ÇGD Başkanı Kıvanç El

Konuşmacılar: “Adalet ile Adil Olmak Arasında Gazeteci” Gazeteci Tolga Şardan

“Demokrasinin Gizli Yaraları: Güvencesizlik, Mesleki Çözülme ve Gazeteciler” Akademisyen Çağrı Kaderoğlu Bulut

“Laiklik’in Haber Değeri (var mı?)” Gazeteci Mustafa Mert Bildircin

Saat, Yer: 18.00 Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Çağdaş Gazeteciler Derneği

Dinleti: “Türküler ve Dünya Şarkıları”

Sanatçılar: Bağlama, Vokal: Ankara Devlet Operası Solist Tuncer Tercan

Gitar, Vokal: Görkem Aytimur

Klarinet: E. Ali Tercan

Keman: Mustafa Fındık

Violensel, Bas Gitar: M. Ulaş Tercan

Saat, Yer: 20.30 Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um: ag)

26 OCAK 2024 CUMA

Panel: “Demokrasi ve Laiklik”

Açılış Konuşması: TÜKD Genel Başkanı Meral Güler

Kolaylaştırıcı: Prof. Dr. Nejla Kurul,  Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu

Saat, Yer: 12.00 Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyenler: Türk Üniversiteli Kadınlar Birliği (TÜKD), Türk Kadınlar Birliği (TKB)

Panel: “100. Yılda Ülkemiz”

Konuşmacılar: “Sağlıkta Dönüşüm” Recep Akdur,

“Cumhuriyet ve Laiklik” Seçil Karal Akgün

“Kemalizm ve Sosyal Demokrasi” Yıldırım Koç

“Laik Eğitim” Suay Karaman

Saat, Yer: 14.00 Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD)

Panel: “Yargı Bağımsızlığı Sorunu Bağlamında Tutukluluk, Hükümlülük,Tutsaklık”

Açılış Konuşması: Yargıçlar Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Beyhan Güler

Kolaylaştırıcı: Yargıçlar Sendikası Önceki Başkanı Avukat Mustafa Karadağ

Konuşmacılar: İstanbul Barosu Önceki Başkanı Avukat Turgut Kazan, Kamu Hukuku Akademisyen Dr. Kasım Akbaş, Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri Tarık Özdirek, Yargıçlar Sendikası Üyesi Nuh Hüseyin Köse

Saat, Yer: 16.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Yargıçlar Sendikası

Panel: “2024 Türkiyesi’nde Laiklik”

Konuşmacılar: CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Gazeteci, yazar Barış Terkoğlu

Saat, Yer: 16.30 Polatlı Belediyesi Kültür Merkezi

Düzenleyenler: Sosyal Demokrasi Derneği, CHP Polatlı İlçe Başkanlığı

Söyleşi: “Türkiye’de Kontr-Gerilla Cinayetleri”

Konuşmacı: Prof. Dr. Ahmet Saltık

Saat, Yer: 17.00, Yüksek Tic. Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F Mezunları Derneği Ankara Şube Konferans Salonu

Düzenleyenler: ADD Çankaya Şubesi, Yüksek Ticaret Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F Mezunları Derneği Ankara Şubes

Söyleşi: “Sesini Kaybetmeyenler: Gençliğin Gözünden Adalet”

Konuşmacılar: Çağdaş Gençlik Ankara

Saat, Yer: 18.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesi

27 OCAK 2024 CUMARTESİ

Panel: “Kamusal Mekanda: Adalet, Demokrasi ve Laiklik”

Kolaylaştırıcı: Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Muteber Osmanpaşaoğlu

Konuşmacılar: Avukat Turgut Kazan

Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bülent Batuman

Mimarlar Odası Ankara Şubesi 47.Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Karakuş Candan

Saat, Yer: 12.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi

Söyleşi: “Cumhuriyetin Kuruluş Felsefesi”

Konuşmacı: Prof. Dr. Devrim Güngör

Saat, Yer: 14.00, Cumhuriyet Gazetesi, Cumhuriyet Kültür Merkezi

Düzenleyen: Ankara CUMOK

Panel: “Laiklik Neden Yaşamsaldır?”

Kolaylaştırıcı: Laiklik Meclisi Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık

Konuşmacılar: Laiklik Meclisi Üyesi Prof. Dr. Bilsay Kuruç, Laiklik Meclisi Üyesi Prof. Dr. Erendiz Atasü

Saat, Yer: 14.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Laiklik Meclisi

Söyleşi: “Laiklik ve Cumhuriyet”

Kolaylaştırıcı: Ankara Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Şahin

Konuşmacı: Laiklik Meclisi Sözcüsü Avukat Ömer Faruk Eminağaoğlu

Türkü Dinletisi: Ozan Mustafa Türkel

Saat, Yer: 14.30, Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi

Düzenleyen: Ankara Dayanışma Derneği

Panel: “Türkiye’de Adalet ve Hukuk”

Yöneten: ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Gülşah Gülen Çiftçi

Konuşmacılar: Hukukçu Şenal Sarıhan, Hukukçu İlhan Cihaner

Saat, Yer: 15: 00, ODTÜ Mezunları Derneği, Vişnelik Tesisleri

Düzenleyen: ODTÜ Mezunları Derneği

Panel: “Laiklik ve Ekonomi”

Yöneten: Pir Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Meltem Demir

Konuşmacılar: CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe, Ekonomist Prof. Dr. Gülen Elmas Arslan

Saat, Yer: 16: 00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı

Panel: “Türkiye’de Laiklik ve Laik Eğitim Mücadelesi”

Açılış Konuşması: TİHAK Başkanı Oğuz Gemalmaz

Yöneten: Akademisyen, Hukukçu Aynur Demirli

Konuşmacılar: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı, TİHAK Yönetim Kurulu Üyesi, Siyaset Bilimci Mahmut Aslan

Saat, Yer: 16.00, Cumhuriyet Gazetesi, Cumhuriyet Kültür Merkezi

Düzenleyen: Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı (TİHAK)

Panel: “Bitmeyen Mücadele: Adalet, Demokrasi, Laiklik”

Kolaylaştırıcı: Avukat Mustafa Gökhan Tekşen

Konuşmacılar: Gazeteci Sedat Bozkurt, Avukat Selin Nakıpoğlu, Gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu

Saat, Yer: 17.30, Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi

Düzenleyen: Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği (SODAD)

Panel: “Adalet, Demokrasi ve Laiklikte 2024 Yılında Türkiye?”

Kolaylaştırıcı: Genç Düşünce Enstitüsü Genel Başkanı Muratcan Işıldak

Konuşmacı: Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu Yöneticisi Hakan Altınay

Saat, Yer: 18.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Genç Düşünce Enstitüsü

Dinleti: “Devrim ve Demokrasi Türküleri” Atatürkçü Düşünce Derneği Batıkent Şubesi Türk Halk Müziği Korosu

Saat, Yer: 19.00, ADD Batıkent Ahmet Taner Kışlalı Kültür Merkezi

Düzenleyen: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)

Tiyatro Gösterisi

Dram: “Etik Nedir?”

Yazan ve Yöneten: Gökhan Erarslan

Oyuncu: Ahmet Akın Canalioğlu

Sahne Düzeni: Serkan Kavurt

Müzik Danışmanı: Zeynep Eröksüz

Saat, Yer: 19.30, Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi

Düzenleyen: Çankaya Belediyesi

28 OCAK 2024 PAZAR

Söyleşi: “Kadın ve Laik Yaşam”

Konuşmacı: CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka

Fotoğraf Gösterisi: “Sönmeyen Işık Uğur Mumcu” Gürsel Gökçe

Dinleti: Grup Akasya

Gitar, Vokal: Ali Yılmaz

Gitar, Vokal: Ayşegül Şahin

Bağlama: Baki Tekyurt

Saat, Yer: 14.00, Keçiören Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi

Düzenleyenler: ADD Keçiören Şubesi, Ankara CUMOK, Dil Derneği

Söyleşi: “Ontolojik ve Epistemolojik Temelleri Işığında Laiklik”

Konuşmacı: 19 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Aydın

Saat, Yer: 14.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Eğitim İş Ankara 3 No’lu Şube

Panel: “Yolsuzluklarla Mücadele Penceresinden Kentsel Dönüşüm Yasası”

Kolaylaştırıcı: Hakim Leyla Köksal

Konuşmacılar: Emekli Hakim Önder Tekin

Mimarlar Odası Ankara Şubesi 47.Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Karakuş Candan

Saat, Yer: 16.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Türk Hukuk Kurumu

Panel: “2024 Türkiyesi’nde Adalet”

Konuşmacılar: CHP Genel Başkan Yardımcısı Avukat M. Gül Çiftçi Binici, Gazeteci, Yazar Mustafa Balbay

Saat, Yer: 16.00, Akyurt Belediyesi Kültür Merkezi

Düzenleyen: CHP Akyurt İlçe Başkanlığı, Sosyal Demokrasi Derneği

Söyleşi: “Adalet, Demokrasi ve Laiklikte Neredeyiz? Gazeteciler İstediğini Yazabiliyor mu? Basında Sansür, Otosansür”

Konuşmacı: Gazeteci Tolga Şardan

Dinleti: Uğur Mumcu “Yürekli Kalem”

Sanatçı: Pınar Ayhan

Türkü Dinletisi: Uğur Mumcu ve Basın Şehitleri İçin Türküler

Koro: Kızılırmak Korosu

Saat, Yer: 16.00, Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi

Düzenleyen: Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu

Panel: “Yoksulluk ve Sağlık”

Kolaylaştırıcı: Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Asuman Doğan

Konuşmacı: Ankara Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu Üyesi Dr. Ebru Basa, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir

Saat, Yer: 18.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Ankara Tabip Odası

29 OCAK 2024 PAZARTESİ

Söyleşi: “Türkiye’de Eğitimde Devrim ve Karşı Devrim”

Konuşmacı: Tarihçi, Yazar Sinan Meydan

Saat, Yer: 14.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Eğitim İş Ankara 3 Nolu Şube

Söyleşi ve Dinleti: “Laiklik ve Adalet”

Yöneten: Operatör Dr. Sabri Dokuzoğuz

Konuşmacılar: Yazar, Gazeteci Murat Sururi Özbülbül, Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi Dr. Barış Mutluay

Dinleti: Tuncer Tercan (Ankara Devlet Operası Solist)

Saat, Yer: 16.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Bahçelievler Deneme Lisesi Mezunları Derneği

Panel: “Yolsuzluklar Halkı Nasıl Yoksullaştırıyor? Yoksulluk ve Kadınlar”

Yöneten: Kadın ve Mücadele Derneği Genel Başkanı Avukat Melek Neslihan Özfidan

Konuşmacılar: 24. Dönem CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Oğuz Oyan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Memiş

Saat, Yer: 18.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Kadın ve Mücadele Derneği

30 OCAK 2024 SALI

Panel: “Laiklik Demokrasinin Temelidir Adil Bir Toplum İçin Laiklik Vazgeçilmezdir.”

Kolaylaştırıcı: Gülen Temur (Eğit-Der)

Konuşmacılar: Laiklik Meclisi Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Avukat Şenal Sarıhan, Eğitimci Özgür Bozdoğan

Müzik, Slayt Fotoğraf Gösterisi: “Sönmeyen Işık Uğur Mumcu” Gürsel Gökçe

Saat, Yer: 14.00, İTÜ Evi

Düzenleyenler: 29 Ekim Kadınları Derneği, Ankara CUMOK, Eğit-Der, İTÜ Birliği Derneği

Söyleşi: “Sınıfsal Saldırı Projesi Olarak AKP Rejimi Sürecinin Anlamı”

Konuşmacı: Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü Ali Rıza Aydın

Saat, Yer: 16.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSED)

Söyleşi: “Büyük Hedef; Gerçek İnsanlık Tarihinin Başlamasına Katkıda Bulunmak…”

Konuşmacı: Rıza Sümer (Şiddetsiz Toplum Derneği Bşk.)

Saat, Yer: 18.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Şiddetsiz Toplum Derneği

Müzik Dinletisi: “Umuda Ezgiler”

Müzik Grubu: Eğitim İş Cumhuriyet Öğretmenleri

Saat, Yer: 20.00, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyen: Eğitim İş

31 OCAK 2024 ÇARŞAMBA

Muammer Aksoy’u Anma – Anıtmezar Ziyareti

Saat, Yer: 13.00, Cebeci Asri Mezarlığı

Düzenleyenler: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Türk Hukuk Kurumu, Ankara Barosu

Söyleşi: “100. Yılda Yeniden Atatürk Cumhuriyeti”

Konuşmacılar: ADD Genel Başkanı M. Hüsnü Bozkurt, Ankara Barosu Başkanı Avukat Mustafa Köroğlu, THK Başkanı Avukat Nail Gürman

Saat, Yer: 14.30, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi

Düzenleyenler: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Ankara Barosu, Türk Hukuk Kurumu

Söyleşi: “Muammer Aksoy’a Saygıyla”

Konuşmacı: Mahmut Aslan (TİHAK Yönetim Kurulu Üyesi/ Siyaset Bilimci)

Saat, Yer: 17.00, Cumhuriyet Gazetesi, Cumhuriyet Kültür Merkezi

Düzenleyenler: Cumhuriyet Kitapları, Ankara CUMOK

Panel: “2024 Türkiyesi’nde Adalet”

Konuşmacılar: CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Gazeteci, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Sertaç Eş

Saat, Yer: 18.00, Gölbaşı Belediyesi, Mehmet Akif Ersoy Kong.ve Kül.Merkezi

Düzenleyenler: CHP Gölbaşı İlçe Başkanlığı, Sosyal Demokrasi Derneği

Haftanın Kapanış Konseri

Sunan: Şebnem Gürsoy

Kapanış Konuşması: ÇYDD Ankara Gençlik Birimi

Sanatçılar: Grup Gündoğarken

Saat, Yer: 20.00, Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi

Düzenleyenler: Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um: ag), Çankaya Belediyesi ve Katılımcı Kuruluşlar

]]> https://www.igdirhaber.com.tr/ugur-mumcu-ve-katledilen-aydinlar-anisina-duzenlenecek-31-adalet-ve-demokrasi-haftasinin-temasi-adalet-demokrasi-laiklik-olarak-belirlendi/feed/ 0