Birkaç yıl önce Almanya’da bulunan bir VHS kopyadan restore edilen filmin İstanbul’daki ilk gösterimi, Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Gösterimin ardından düzenlenen söyleşiye katılan yönetmen ve yapımcı Nazif Tunç, 55 yıl önce çekilen filmin önemine işaret ederek, bu yapımın ardından Çakmaklı’nın “Birleşen Yollar”, “Oğlum Osman”, “Kızım Ayşe”, “Çile”, “Zehra”, “Küçük Ağa” ve “Minyeli Abdullah” filmlerine imza attığını dile getirdi.
Filmin ortaya çıkış sürecine de değinen Tunç, şunları kaydetti:
“22 yaşında bir genç, filmin yapımcısı Ali Osman Emirosmanoğlu, Mahmutpaşa’da bir manifaturacı ailenin oğlu. Sürekli kamera elde ya da omuzda. Negatif 16 mm. Çok başarılı. Tek kamerayla bu kadar görüntünün toplanması ve iyi açılardan meselenin yansıtılması anlamında hakikaten o üçlüden bir sacayağı oluşmuş. Yapımcı Emirosmanoğlu, yönetmen Yücel Çakmaklı. Ali Yaver de görüntü yönetmeni olarak gitti. Müzikler ayrı önemde. Cüneyd Orhon oldukça başarılı. Belgeseli Kartal Tibet’inden, Yılmaz Güney’ine bütün o eski filmlerin jönlerini, starlarını konuşan baba ses, Abdurrahman Palay seslendiriyor.”
Nazif Tunç, belgeselin Anadolu’da bir hasreti karşıladığını belirterek, “1926’dan 1946 yılına kadar Türkiye’den hacca gidecek hiç kimseye pasaport verilmemiş. 20 sene Anadolu’dan hacca gitmek yasaklanmış neredeyse. 20 yıl sonra o birikmiş olan Hac ibadetinin hasretini karşılayan filmlerden biridir. Bu yolculuk biraz bize manevi hac rehberini de göstermiş oldu.” diye konuştu.
“Yücel Çakmaklı ile 1967’de tanıştık”
Türkiye’nin ilk çizgi film yapımcılarından, yönetmen ve senarist Ali Osman Emirosmanoğlu ise 1966’da sinema hayatının başladığını söyleyerek, “Ben ilahiyat birinci sınıfa giden bir talebeyim. O yaşlarda da her halde biraz faalmişim ki, Mahmutpaşa’da babamın manifatura dükkanının altında bir dükkan açmak nasip oldu. Türkiye’de perakende satış yapan hiç perdeci yoktu, hep manifaturacılar vardı. Babama bir perdeci dükkanı açacağımı söyledim. 20’li yaşlarımdayım. ‘Manifaturacılar perde satıyor sen niye açacaksın’ dedi. İhtisaslaşma olacak dedim ve orada belki de ilk perdeci dükkanını açtım. Tül imalatçılarından tül aldım. Perdelere asılan patiskadan başlayarak, diğer kumaşlarla, sırf perdeci olarak açtım.” dedi.
Emirosmanoğlu, sinemaya ilgisinin o yıllarda başladığına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Bir taraftan da sinema merakımdan dolayı Türkiye’de ne kadar sinema kitabı varsa aldım okudum. Dergilere abone oluyordum. İki kuruluş var o zamanlar. Yücel Çakmaklı da oraya geliyormuş. Türk Sinematek Derneği ve Türk Film Arşivi, onlara da devam ediyorum. Orada Yücel’i görüyorum ama tabii tanışmıyoruz. İlahiyatta, onun hemşerisi bir arkadaş, ‘Benim sinemaya meraklı bir arkadaşım var. Senin de ilgin va. Sizi tanıştırayım.’ dedi ve Yücel’le 1967’de tanıştık. Buralarda toplanıyoruz, yönetmenleri seçerek filmlere gidiyoruz.”
Daha sonra Çakmaklı’ya film şirketi kurma teklifinde bulunduğunu vurgulayan Emirosmanoğlu, “Çakmaklı, ‘Niye olmasın.’ dedi. Benim iş üçe çıktı. Bir tarafta perdeci dükkanı, bir tarafta ilahiyatta okuyorum, bir tarafta da ‘Taksim’de bir yer tutalım. Büro açalım.’ dedim. Taksim Han vardı, onun üst katlarında iki oda tuttuk. Orada başladık. Ankara’ya film siparişi alabilir miyiz diye gittik bir şey çıkmadı. 1968 yılında dedim ki, ‘Yücel madem bir şey yapamıyoruz, benim biraz birikimim var, biraz da borç alayım tanıdıklarımdan ve bir Hac filmi çekelim.’ Belki o teklif etti, tam hatırlamıyorum. Beraber karar vermişiz. Onun yakın arkadaşı Tarık Buğra’ya güzel bir senaryo yazdırdık. Buğra ile Çakmaklı İstanbul gazetesinde yazıyorlar. Ben de o dönemlerde Tohum ve İslam Medeniyeti dergilerinde sinema yazıları yazıyordum.” ifadelerini kullandı.
“Paramızın üçte biri Kuveyt’te bitti”
Daha sonra film için büyük bir macerayla Mekke’ye gittiklerini söyleyen Emirosmanoğlu, şöyle devam etti:
“Buradan bir arkadaş, ‘Kuveyt’te benim bir tanıdık var. O bu işlere çok meraklı. Size de mutlaka destek olur. Oraya gidin, bütün işlerinizi halleder.’ dedi. Biz de güvendik. Gençlik var. Hac iznimiz yok. Buradan vize almamışız. Kalktık Kuveyt’e gittik. Hiçbir şeyimiz yok. Oradan yardım alacağız da daha rahat çekim yapacağız . Kuveyt’te bir hafta kaldık. Hac yaklaşıyor, bize bir şey yok. Geliyor, gidiyor adamlar ama hiçbir netice yok. Birisi acıdı bize, ‘Size bir şey gelmez. Paralarınızı burada harcıyorsunuz. Ben size yardımcı olayım, hac vizesi alayım. Gidin de bari filminizi çekin.’ dedi. Vizemizi aldı sağ olsun. Biletimiz aktarmalıydı Kuveyt’ten ve Mekke’ye gittik. Paramızın üçte biri de Kuveyt’te gitti. Belki fark ettiniz, o yüzden Medine sahnelerini çekemedik. Gidemedik, paramız bitti çünkü. Yücel de 30 yaşında filan yani çok genç. Ali Yaver biraz tecrübeli, tanınmış kameramanlardan. Macera böyle oldu, orda çektik. Geldikten sonra da burada tamamladık.”
Ali Osman Emirosmanoğlu, İstanbul’a döndükten sonra çekimlere göre Tarık Buğra’nın senaryoyu yazdığını işaret ederek, “Türkiye’den sahneler ilave edeceğiz, dedik. Ona göre yazdı ve öyle çektik onları. 2 bin 400 metre film, 8 kutu kullanmışız. Getirdiklerimizi Film Kontrol komisyonuna verdik. Filme güzellik katan müzikler, ilahiler oldu. Hala bu müzikler için tekrar tekrar seyrediyorum. Mustafa Cahit Atasoy diye Yücel’in çok samimi bir arkadaşı vardı. Müzik alanında belli kariyeri olmuş bir isim. Dini tarafı çok kuvvetli. O zaman da sadece TRT Radyo var müzikle uğraşan, yayın yapan. Televizyon filan zaten yok. Cahit Bey’e rica etti. O da kabul etti. Cüneyd Orhon’la Cahit Atasoy, o sıralarda radyodan dinlediğiniz ne kadar ünlü icracı, sanatkar varsa hepsini koro halinde muhteşem bir şekilde bir araya getirdi, sesler alındı. Bu filmin sesleri, müzikleri daha net olsa dinlemeye doyum olmaz. Hafız Necati Özer okudu. Selim Söyler, ilahiyattan, sinemaya meraklı, dini metinleri, tercümeleri okudu, sesi fena değil. Abdurrahman Palay’ı anlatmaya gerek yok. Türkiye’nin en güzel seslendirmecisi.” dedi.
“Birleşen Yolları 800 liraya çektik”
Filmin 16 mm kopyasını bastırdıklarını sözlerine ekleyen Emirosmanoğlu, “İşletmecilere de vermiştik ama özel bir ekip kurduk. O ekip Anadolu’yu dolaşıyordu. Kayseri’den başladık. Belediyeler ve kuruluşlar yardımcı oldu. Salonlar temin edip, ilan ettiler. El ilanları bastırıldı. Dışarıya kadar insanlar taştı. Çok büyük alaka gördü. Hasılat yaptıktan sonra emanet aldığım borçları ödeyince esnaf şaşırmış, ‘Biz para gelmez diyorduk ama siz iade ettiniz.’ diye. Birleşen Yollar’ın çekilmesine vesile, bu filmdir. Reklam paraları aldık, sermaye oluştu. Elif Film kuruldu. Birleşen Yolları’ı 800 liraya çekmiştik.” ifadelerini kullandı.
Yapımcı Emirosmanoğlu, filmin VHS kopyasını Fatih Ketancı’nın bulduğunun altını çizerek, “Bir ara İlim Yayma Cemiyeti galiba, Eyüp’te bize bir pozitif bir kopyasını gösterdi. O da bir yara oldu bende. 15 sene evvel Yücel Çakmaklı dostumla beraber gittik. ‘Bir film gösterilecek. Siz çekmişsiniz. Gelin.’ dediler. Seyrettirdiler. Adam 16 milimetrelik makinesini getirdi, kopyasını seyrettirdi. ‘Ya hacı, sen bunu bize ver. Sana senet verelim, bir günlüğüne, telesine yaptırıp sana verelim, sen git istediğin yerde oynat. Kopyayı biz bulamıyoruz dedik. Adam inat etti vermedi. Onda hala duruyordur herhalde. Mutlaka duruyordur.” diye konuştu.
Belgeselin negatiflerinin bozulduğunu, pozitiflerinin de oynaya oynaya yıprandığını aktaran Emirosmanoğlu, “Renkli ve renksiz 15 dakikalık kısımlarını o dönem Oğlum Osman filminin içinde seyirciyle buluşturduk.” değerlendirmesinde bulundu
]]>Küçük yaşta geçirdiği talihsiz kazadan sonra bir bacağını kaybeden Telli’nin hikayesini beyaz perdeye yansıtacak filmde rol alan Taner Ölmez, Bülent İnal, Nazan Kesal ve Sinan Tuzcu, filmin hikayesini ve canlandırdıkları karakterleri AA muhabirine anlattı.
Yapımda Barış’ı canlandıracak Taner Ölmez, Telli’ye benzediği için filme dahil olmuş olabileceğini belirterek, “İyi ki uğraşmışlar, iyi ki bana gelmiş bu film. Sonuç güzel oldu. Benim için ayrı bir macera, yeni bir aşama oldu. Ben bir projeye önceden hazırlanmayı, farklı bir şey yapmayı çok severim. Bayılırım böyle şeylere. Eve ödev götüreceğim bir proje oldu.” dedi.
Ölmez, hazırlık aşamasının çok zor olduğunun altını çizerek, şu bilgileri verdi:
“Barış ve milli takımdaki arkadaşlarının arasına girdikten sonra açıkçası rahatladım biraz. Beni oyuna hemen dahil ettiler ve çok zaman geçirdik. Bir yerden sonra ben onlardan, onlar da benden biri oldu. Fiziksel zorluğu hala aşamıyorum. Ellerimde hala o günkü nasırlar duruyor, geçmedi. Kanedyenler üstünde dengede kalabilmek inanılmaz zorken, benim o kanedyenlerle top peşinde koşmam, mücadele etmem gerekiyordu. Ben Ampute Milli Takımı kaptanını oynuyordum. O yüzden mücadeleyi iyi, estetik bir şekilde yapmam gerekiyordu. Çoğu zaman açıkçası umutsuzluğa kapıldım. ‘Bunu bir daha yapamayacağım’ ya da ‘Ben bu işin altından kalkamayacağım’ dediğim çok oldu. İlk defa kanedyeni aldığımda bir hafta ellerimi sıkamadım. Bunu denemeden bilemezsin. Çok zordu. Farklı farklı yerlerim ağırdı. Ellerimin ağrısı geçti, omzum ağrıdı. Fiziksel olarak beni acayip derecede zorladı. Birçok yerde umutsuzluğa kapıldım. Beni o umutsuzluktan da Barış Telli ve yönetmenimiz çıkardı.”
İzleyicinin filmi izledikten sonra umutla sinemadan ayrılacağını aktaran genç oyuncu. “Tabii ki hüzünlenecek, ağlayacaklar ama filmden mutlu bir şekilde çıkacaklarına inanıyorum. Barış’ın hikayesi öyle. Barış’ta ben negatif bir hal hiç görmedim. Barış’ın eski fotoğraflarına bakınca, bazen bir fotoğraf anlatır ya her şeyi, o umudu onun gözlerinde görüyorsun. Acayip bir şekilde, kanedyenlerle objektife bakan muazzam bir enerji var. O enerji hiç solmamış, tükenmemiş, bugün buralara kadar getirmiş, muazzam şeyler başarmış. ” diye konuştu.
“Çocukların ufkunu aydınlatan öğretmenler çok önemli”
Başarılı oyuncu Bülent İnal, filmde Barış Telli’nin ilham veren hayat hikayesinin ele alındığına dikkati çekerek, “Barış’ı, yaptığı mucizeleri daha önce duymuştum. Film geldiği zaman hiç düşünmeden ‘evet’ dedim. Gerçekten böyle ilham veren bir filmde olmak benim için de mutluluk verici. Çünkü Türkiye’de ya da dünyada kendini eksik hisseden, eve kapanmış, mutsuz birçok insan var. Onlara ilham olacağını düşünüyorum. Bu çorbada bizim de tuzumuz olsun istedik. Ben de bu filme dahil oldum.” ifadelerini kullandı.
Telli’nin öğretmenini filmde canlandırdığını kaydeden İnal, şu bilgileri verdi:
“Aslında Yılmaz öğretmen, filmde ya da Barış’ın hayatında birkaç öğretmenin birleşiminden oluşuyor. Farklı zamanlarda ona destek olmuş öğretmenleri Yılmaz öğretmen karakterinde birleştirmişler. Biraz da böyle bir eğitimciyi oynamak istedim. Çünkü ülkemizde eğitimin, daha doğrusu böyle öğretmenlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biz çocukluğumuzda bu tür öğretmenlere denk gelemedik maalesef. Böyle bir öğretmen görünce de oynamak istedim. Çocukların özellikle ilkokulda hayatlarına yön veren, onların elinden tutan yol açan, ufkunu aydınlatan öğretmenler çok önemli. Keyifli de bir film oldu.”
İnal, setin çok keyifli geçtiğinin altını çizerek, “İyi oyuncular, sevdiğim oyuncu arkadaşlarım, dostlarım vardı. Güzel bir çalışma oldu. Umarım seyirciler beğenir. Sadece engelli ya da mutsuz hissedenlere değil bütün insanlara ilham olacağını düşünüyorum bu filmin. Küçücük mutsuzluklardan depresyona giren insanların, bu filmi izlediklerinde neler hissedeceğini ben de merak ediyorum. Çok mutlu olacaklarını, onlara huzur vereceğini düşünüyorum” dedi.
Sinema izleyicisinin filme ilgi göstermesini beklediğini dile getiren İnal, “İnsanlar evlerinden çıkıyor, sosyalleşiyor ve hayata karışıyorlar. Sinema bunun için önemli bir unsur. Hiçbir zaman yok olacağını düşünmüyorum. Dijital platformlarla biraz güç kaybedeceği söylense de ben sinemanın hiçbir zaman yok olacağını düşünmüyorum. Daha da artarak devam edecek. İyi filmler oldukça insanlara mutluluk, huzur veren filmler oldukça sinema salonları dolacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Bülent İnal, herkese filmi izlemesi tavsiyesinde bulunarak, “Barış’ı ilk defa sette gördüm. 5 dakika sohbet ettik. Bu kadar dünya iyisi, tatlı bir adam olması, gerçekten beni çok mutlu etti. Onun filminde olduğum için de çok mutluyum. İnsanların da bu pozitif filmi izlemelerini tavsiye ediyorum.” dedi.
“Büyük bir başarı hikayesi bana göre”
Oyuncu Nazan Kesal da senaryoyu ilk okuduğunda çok etkilendiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Benim futbolla çok alakam yok. Sonra Barış’ın hikayesini okudum. Tekrar senaryoya döndüm. Barış’ın annesi Aysel Hanım’ı oynamam teklif edildi bana. Çok ilginç. Annenin öyküsü de çok enteresan geldi. Barış’ın öyküsü ayrı güzel. O yüzden de kabul ettim. Ben de bir anne olarak, yaşadığımız bu hayatta özrün, engelin ne olduğunu deneyimlemiş bir insanım. Bu filmin içindeki duyguyu çok önemsedim. Biricik bir hayat var, hepimizin bir defa geldiği ve bir daha gelme şansının olmadığı. Süreli bir ömrümüz var ve öleceğini bilen tek varlık olarak o sürede zaaflarımız, engellerimiz, eksikliklerimiz neyse, onu bir biçimiyle onore eden tamir eden bir yapısı var hikayenin. Yaşama değer katan bir film olduğunu düşünerek ben de bu filmde bir parça olmak istedim. İyi ki de olmuşum.”
Yaşamın cesaret gerektirdiğini kaydeden Kesal, “Hayatın ne kadar önemli, değerli bir şey olduğunu, engellerimize rağmen hayatın yaşanacak kadar coşkulu ve değerli bir şey olduğunu hatırlatan ve alttan sürekli bu mesajı veren bir film. Duygusu çok büyük. Hikaye zaten çok enteresan. Büyük bir başarı hikayesi bana göre. Çünkü günlük hayatımıza dönüp baktığımız zaman hiçbir engeli olmayan insanların bu hayata değer katmadığını görünce, bu filmin kapladığı alanın daha büyük olduğunu hissettim. Umarım seyirci de aynı duyguyu hissedecektir. Cesaret veren bir film. Bu çok önemli. Şimdiki zamanda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey cesaret. O yüzden Hayatla Barış seyirciye bu mottoyu sinema diliyle çok güzel aktaracak bir film.” ifadelerini kullandı.
“Nerede durmamamız gerektiğini gösteren bir film”
Oyuncu Sinan Tuzcu ise Telli’nin gerçek ve umut aşılayan hikayesinin filmde işlendiğini dile getirerek, “Ben de bu hikayenin içinde, onunla karşılaşmış ve ona futbol eğitimi vermiş, daha sonra Milli Takım’da da hocalığını yapmış bir antrenörü oynuyorum. Bize aslında nerede durmamamız gerektiğini gösteren bir film. İnsanın her zaman umutsuzluğa kapıldığı, yarına karşı kendini kötü hissettiği, üzüldüğü, yorulduğu, geride ve eksik kaldığını düşündüğü anlarda akla gelmesi gereken bir film olacak Hayatla Barış. Uzun bir emek aslında. Bir şeyi doğru bir şekilde anlatmak, dramatik aksiyon yaratmak zor. Çünkü bu bir belgesel değil.” diye konuştu.
Filmde keyifle çalıştığının altını çizen Tuzcu, “Bütün dünyanın yorulduğu, savaşlardan vb. bıktığımız bir dönemdeyiz. Umutlu işlere, güzel hikayelere ihtiyacımız var, bizi mutlu etsin, bizi biraz daha yükseltsin diye. Çocuklarımızla beraber izleyeceğimiz güzel bir hikaye olduğu için izleyicide de karşılık bulacağı düşüncesindeyim. Bir de çok iyi oyuncular var. Bülent’i, Nazan’ı, Gürkan’ı izlemek lazım.” dedi.
Filmde Taner Ölmez, Nazan Kesal, Bülent İnal, Gürkan Uygun, Biran Damla Yılmaz, Sinan Tuzcu, Erkan Üçüncü, Arben Akış, Alara Turan, Mekin Sezer, Gurur Çiçekoğlu ve Devrim Kabacaoğlu yer alıyor.
Yapımcılığını Hünkar Doğan/Four Story Prodüksiyon’un üstlendiği, yönetmenliğini Ekin Pandır’ın yaptığı ve Caner Erzincan ile Koray Yeltekin’in kaleme aldığı filmin çekimleri İstanbul’da gerçekleştirildi.
]]>Fenerbahçe Başkanı Ali Koç:
“Zaferin Rengi, Türk milletinin yaşadıklarını ilmek ilmek anlatan bir kilometre taşıdır”
“Fenerbahçe FETÖ terör örgütüne karşı direnişin ateşini yakmıştır”
” Osmanlı’mıza da Cumhuriyetimize de sahip çıkmalıyız”
İSTANBUL – Zaferin Rengi filmi galasında konuşan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Fenerbahçe, tarihi boyunca yaşayacağı haksızlıklardaki duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti neyle mücadele ediyorsa, Fenerbahçe bu mücadelelerde hep ön safhalarda olmuştur” dedi.
1918-1923 yılları arasında yaşanmış gerçek olaylara dayanan, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Anadolu’da başlatılan milli mücadele ve General Harington Kupası’nı anlatan ‘Zaferin Rengi’ filminin galası Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. Gala gecesine Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, yönetim kurulu üyeleri, filmin yönetmeni Abdullah Oğuz, filmin oyuncuları, Fenerbahçe’nin birçok branşından sporcular ve davetliler katıldı. Film öncesi sahneye çıkarak konuşma yapan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, kulübün kuruluş yıllarında verilen mücadeleleri anlatarak, “İnanıyorum ki bu film bittiğinde, filmin her dakikasında iyi ki bu milletin evlatlarıyız, iyi ki bu vatanın emrindeyiz diye düşüneceğinizi umut ediyorum. Biz Fenerbahçeliler olarak bir kez daha en yoğun şekilde, Fenerbahçe’ye gönül vermekten gurur duyacağız, iftihar edeceğiz. Zaferin Rengi filmi, Türk milletinin İstanbul’un işgali sırasında, Türk halkının psikolojisinin yerle bir olduğu dönemde vatanı için mücadele ederken yaşadıklarını ilmek ilmek anlatan bir kilometre taşıdır. İşgal güçleri bu kulübün faaliyetlerini durdurmasıyla 1902 yılında Kadıköy Futbol Kulübü olarak devam ediyoruz. Yine engellerle karşılaşıyoruz; bazı oyuncularımız hapse atılıyor, bazıları sürgüne mahkum ediliyor. Ancak biz hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmiyoruz. 1907 yılında Fenerbahçe olarak yolumuza devam ediyoruz. Diğer kulüpler bizden önce kurulmasına rağmen 1908 yılında Cemiyetler Kanunu’na göre Türkiye’nin ilk resmi tescil olan kulübü Fenerbahçe oluyor. Atatürk kulübümüzü ziyaret ediyor ve bizlerin omzuna büyük bir sorumluluk yüklüyor” ifadelerini kullandı.
“Fenerbahçe FETÖ terör örgütüne karşı direnişin ateşini yakmıştır”
3 Temmuz 2011’de FETÖ terör örgütüne karşı camia olarak dik bir duruş sergilediklerini vurgulayan Koç, “Tarih boyunca milli duyguları hiçe sayanlar ve milli değerlerimize saldıranlarla mücadele eden kulübümüz defalarca kez faaliyetleri durdurulmakla karşı karşıya kalmıştır. O gün milli bir duruş sergileyen Fenerbahçe Spor Kulübü sadece o yıllarda değil yakın geçmişte de ağır saldırılara maruz kalmıştır. 2011 yılında varlığını, benliğini ve milliliğini hedef alan FETÖ terör örgütüne karşı başkanıyla, yöneticileriyle, sporcularıyla, çalışanlarıyla ve milyonlarca taraftarıyla dimdik durmuştur. Fenerbahçe Spor Kulübü, devletimizi de hedefine koyan bu örgüte karşı direnişin ateşini yakmıştır” diye konuştu.
“Türkiye Cumhuriyeti neyle mücadele ediyorsa, Fenerbahçe hep ön safhalarda olmuştur”
Zaferin Rengi filminde emeği geçenlere teşekkür eden Başkan Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fenerbahçe, tarihi boyunca yaşayacağı haksızlıklardaki duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti neyle mücadele ediyorsa, Fenerbahçe bu mücadelelerde hep ön safhalarda olmuştur. Aslında bu filmi daha evvel çekmek isteyip 3 Temmuz’dan dolayı ertelemek zorunda kalan büyük Fenerbahçeli Abdullah Oğuz başta olmak üzere birbirinden kıymetli tüm oyunculara, kamera önü ve arkasında emeği olan herkese camiamız adına sonsuz teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Fenerbahçe olarak sadece zaferlerimiz değil, hürriyete bağlılığımız ve ilkelerimizle gönüllere girdik. Unutmayın; “Fenerbahçe onu kuran bizlerin değil, artık milletin Fenerbahçe’sidir.” Bu gurur dolu sözler Türk spor tarihine altın harflerle kazınan, bu ülke için ne anlama geldiğini, böylesine yalın anlatan başkanımız Sabri Toprak başta olmak üzere kurucu üyemiz, cephede mücadele veren, gazi olan efsane kaptanımız Galip Kulasızoğlu’nu, takım kaptanımız Zeki Rıza Sporel’i ve Fenerbahçe’yi kurmuş ona hizmet etmiş, onu bizlere armağan etmiş Nurizade Ziya Songülen, Ayetullah Bey ve Necip Okaner’i saygı ile anıyoruz.”
Ali Koç, filmin konusuyla ilgili de katılımcılara kısa bir anlatımda bulundu.
“Osmanlı’mıza da Cumhuriyetimize de sahip çıkmalıyız”
Kuruluşundan itibaren Fenerbahçe’nin bugün aynı duruşta olduğunu söyleyen Başkan Koç, “Milli değerlerine, geçmişlerine sahip çıkmayan milletlerin geleceği de risk altındadır. Bunu söylerken bazıları değişik yerlere çekiyorlar. Osmanlı’mıza da Cumhuriyetimize de sahip çıkmalıyız. Çünkü yakın coğrafyamızda parçalanan ülkeleri hep beraber gördük. Cumhuriyetimizi çok zor kurduk, kıymetini bilelim. Bugün kuruluşunun üzerinden geçen 117 yılda cumhuriyetimizin ikinci yüzyılın ilk yılında Fenerbahçe Spor Kulübü aynı duruştadır. Milli değerleri benliğinde hisseden, Türk bayrağını uluslararası alanda gururla taşıyan kimlikte, bizler de attığımız her adımda, ülkesine spor alanında bu değeri korumak, yüceltmek için çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz. İlelebet yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet yaşasın Fenerbahçe’miz” diyerek sözlerini noktaladı.
]]>Gösterime Bülent Eczacıbaşı, Gülse Birsel, İrem Sak, Salih Bademci, Can Bonomo, Öykü Karayel, Caner Cindoruk, Engin Günaydın ve Onur Buldu’nun da aralarında yer aldığı çok sayıda ünlü isim katıldı.
Filmin yönetmeni ve senaristi Haki Biçici gösterim öncesi basın mensuplarına yaptığı açıklamada, müthiş bir ekibin filmde bir araya geldiğini söyledi.
Bir aile hikayesi çektiklerini belirten Biçici, şöyle konuştu:
“Aslında hepimizin birbirine ne kadar benzediğini anladım senaryoyu yazıp herkesle paylaşınca. Şunu da gördüm, kendi ailem gibi düşündüğüm ya da biraz kurmaca yaptığım aile, aslında herkesin ailesiymiş. Ben bu ailenin çocuğuyum. Bütün ailemiz kültürlerimiz birbirine çok benziyor. Bu benzerlik üzerinden ironik bir mizah yakalamaya çalıştık. Çok mutluyuz. Filmimiz, oyuncu olarak içinde yer almak istediğimiz, iyi bir gişe komedi filmi oldu. Arzu Film ekolü benim için çok iyi. Kemal Sunal’lar, Şener Şen’ler ile büyüdük ve şu an böyle bir ekibe dönüştü İyi Bir Aile Değiliz ekibi. İlk yönetmenliğim, çok mutluyum.”
“Murat” karakterini canlandıran Kaan Yıldırım ise çok heyecanlandığı, sevdiği, severek okuyup kabul ettiği bir projede yer aldığını dile getirerek, “Bence hepimiz için öyle. Hepimizin içine sinen bir senaryo okuduk ve onu hayata geçirmek için Haki ile beraber bir yola çıktık. Haki’nin yönetmenliğinde, kaptanlığında biz de elimizden geleni yaptık. Bizim çok içimize sinen bir iş oldu. Umarız izleyenler de sever.” diye konuştu.
“Okuduğumda çok heyecanlandım”
Oyuncu Şinasi Yurtsever ise iyi bir ekip bir araya geldiği için güzel bir iş çıktığını ifade ederek, “Hem eğlenceli hem toplumsal ve sosyolojik çözümlemeleri olan bir film oldu. İstanbul’a göç ve insanların orada yaşadığı hayatı anlatan, aynı zamanda eğlenceli bir film.” diye konuştu.
Oyuncu Nergis Çorakçı da çağdaş yeni bir masalcı geldiğini aktararak, “Okuduğumda çok heyecanlandım. Kayıtsız, ‘Evet, orada olmalıyım’ dedim. Mutluyum, keyifliyim, çünkü herkesin hikayesi.” ifadelerini kullandı.
“Hızır karakterini oynayan Erkan Kolçak Köstendil ise galaya gelenlere teşekkür ederek, şunları söyledi:
“Bizim için en önemli olan kısmı, sinema salonlarına bu sezon dönüş başladı. Ne güzel ki dönüp dolaşıp geleceğimiz yer burası, çok şükür. Çünkü sinema salonları bizim mabedimiz. Asıl işimizi gösterdiğimiz er meydanı. İnsanların bilet alıp, sizi seyretmek için riske girdiği yerler. O yüzden sinemalardaki bu hareketlilik bizi çok sevindiriyor. Onun bir parçası olduğumuz için de çok mutluyuz. Umarım bizim de bir katkımız dokunur.”
Oyuncu Derya Karadaş da eşi Haki Biçici’ye, şahane bir hikayeyi yazıp oyuncu arkadaşlarını bir araya getirdiği için teşekkür ederek, “Yıllardır hayranı olduğum oyuncu arkadaşlarımla bu projede buluştuğum için çok mutluyum. Filmi hep beraber şimdi izleyeceğiz. Bu kadroyu ve hikayeyi çok seviyoruz. Umarım herkes de sevecek. Bu tatlı hikayenin çok izlenmesini çok isterim.” dedi.
Sinan karakterini canlandıran Sarp Apak ise yönetmen Biçici ile çok eski arkadaş olduklarını dile getirerek, “Haki hayallerini gerçekleştirirken yanında bulunduğum için çok mutluyum. 9 Şubat’ta sinemadayız. Erkan’ın dediğine katılıyorum, sinema bizim için bir mabet ve en kıymetli yerlerden birisi. O yüzden sinemanın bir parçası bu hareketin içinde olmak benim için büyük bir gurur.” değerlendirmesinde bulundu.
Yapımını Olympos, yapımcılığını Mustafa Sönmez, ortak yapımcılığını ise Dilek Aydın, Sinan Eczacıbaşı ve Alihan Yalçındağ’ın üstlendiği filmin konusu kısaca şöyle:
“Murat, babasını kaybetmenin üzüntüsü içindeyken, bir de bu hengamede cenaze kaybolur. Artık Murat’ın gözünde tüm aile üyeleri şüpheli durumdadır. İlaçlarını içse aslında iyi çocuk olan kuzen Hızır, rahatsız edici şekilde yardımsever diğer kuzen Sinan, ailenin ayaklı gazetesi Çiçek, işbirlikçi kapıcı ve tüm diğer garip aile üyeleri, 24 saat süren bu hengamede Murat’ı giderek çileden çıkartır.”
Filmde Asiye Dinçsoy, Melisa Doğu, Tarhan Karagöz, Nergis Çorakçı, Yakup Turgut ve Vedat Erincin de rol aldı.
]]>