H.S’nin 2024’te Samsun’a tayini çıkınca karısından da tayin talebinde bulunmasını istedi ancak H.S, kocasına çalıştığı kurum tarafından tayin talebinin kabul edilmediğini belirtti.
Bir süre Samsun’da görev yapan H.S’nin tayini bu kez de Diyarbakır’a çıktı.
Bu süreçte de H.S. kocasına tayin talebinde bulunduğunu ancak kurumu tarafından bu talebinin karşılanmadığını söyledi.
9 yıl boyunca ayrı şehirlerde yaşayan çiftin arasında “tayin” gerekçesiyle sorunlar yaşanmaya başladı.
H.S. şüphe üzerine yaptığı araştırma sonucu karısının çalıştığı kurumdan hiç tayin talebinde bulunmadığını tespit etti.
REKLAM
Bunun üzerine koca H.S, avukatı Gülben Elhakan aracılığıyla, “evlilik birliğinin temelden sarsılmasını” gerekçe göstererek, Diyarbakır 2. Aile Mahkemesine dava açtı.
Avukat Elhakan, müvekkili için mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde şu ifadelere yer verdi:
“Müvekkilim 2013’te H.S. ile evlenmiş ve bu evlilikten bir çocukları bulunmaktadır. Müvekkilim ve eşi kamu personeli olarak çalışmaktadır. Taraflar evlendikten sonra davalı kadının davacı kocasının bulunduğu yere hiç gelmediği, evliliğinin 3-4 ayından sonra ailesiyle yaşamaya devam ettiği ve adresini bile değiştirmediği belirlenmiştir. Müvekkilimin tayini Samsun ve Diyarbakır’a çıktıktan sonra davalı kadın birkaç hafta sonu yabancı gibi gelip gitmiştir. Müvekkilim davalının Diyarbakır’a yerleşmesi için tayin istemesi konusunda ikna etmeye çalışmış fakat başarılı olamamıştır. Tarafların evliliklerinin kağıt üzerinde olduğu, fiilen bir arada yaşamadıkları ve davalının kusurlu davranışları ile evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle müvekkilim boşanmayı talep ve dava etmiştir.”
REKLAM“GELİNİM 9 YILDIR TAYİN İSTİYORUM AMA VERMİYORLAR DİYEREK BİZİ KANDIRDI”
Diyarbakır 2. Aile Mahkemesi’nde görülen duruşmada tanık olarak dinlenen K.S. de davacının oğlu olduğunu, oğlunun ve gelininin 9 yıldır ayrı şehirlerde yaşadığını belirterek, “Gelinim ‘9 yıldır tayin istiyorum ama vermiyorlar’ diyerek bizi kandırdı. Gelinim Ankara’da ailesiyle yaşıyor.” dedi.
Kadının çalıştığı kurumdan da talep üzerine mahkemeye gönderilen yazıda, H.S. tarafından kuruma herhangi bir tayin talebinde bulunulmadığı belirtildi.
Usulüne uygun şekilde tebligat yapılmasına rağmen davalı kadın veya avukatının 2 haftalık cevap süresi geçtikten yaklaşık 1 yıl sonra mazeret bildirmesini mahkeme, “mazeretin davayı uzatmaya yönelik olduğu” şeklinde değerlendirerek reddetti.
Mahkeme, çiftin boşanmasına karar verdi.
“EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILDIĞI ANLAŞILMIŞTIR”
Mahkemenin kararında şu değerlendirmede bulunuldu:
“Çalışma hakkı her insan için özellikle de kadınların kendi ayakları üzerinde durması, aile birliğine katkı sunması için vazgeçemeyecekleri önemli bir haktır. Ancak evlilik birliğinin devamı için eşlerin bir arada yaşamaları gerekir. Aksinin kabulü mümkün değildir ve birlikte yaşamaktan imtina anlamına gelir. Davalı kadın memur olan eşinin işini bilerek evlenmiştir. Davalı kadının çalıştığı kurumun yurdun her yerinde şubesi bulunmaktadır. Talep edilmesi halinde tayin mümkündür. Davalı Ankara’dan ayrılmak istemediği için tayin talebinde bulunmamış ve davacı dava dilekçesindeki bu iddiasını ispatlamıştır.
REKLAM
Dinlenen tanık anlatımlarıyla sabit olduğu üzere davalı kadının davacı ve ailesini küçümsediği, tayin talebinde bulunduğunu söylediği halde tayin talebinde bulunmadığı anlaşılmıştır. Kadının davacının yaşadığı yere kısa süreli gittiği dönemlerde eşiyle tartışıp evden ayrıldığı, boşanmaya neden olan olaylarda davacıya ilişkin bir kusur bulunmadığı, davalının davranışları nedeniyle tam kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve evlilik birliğinin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, tarafların evliliklerinde korunmaya değer herhangi bir hukuki yarar kalmadığı, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı anlaşıldığından davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.”
“KARAR BENZER DOSYALAR İÇİN EMSAL TEŞKİL EDECEKTİR”
Kararı değerlendiren avukat Gülben Elhakan, AA muhabirine, evlilik birliğinin kurulmasında temel gayenin tarafların müşterek bir hayatı beraber kurması ve bu birlikteliği devam ettirmesi olduğunu dile getirdi.
Taraflardan birinin bu iradeyi göstermemesinin Medeni Kanun’da boşanma nedeni olarak sayıldığını aktaran Elhakan, şunları kaydetti:
“Bu doğrultuda davalı kadın tam kusurlu kabul edilerek, davamız kabul edildi. Taraflardan birisi ortak yaşama olgusundan kaçınıyorsa açılması muhtemel boşanma davalarında bu tam kusurlu sayılmasına sebebiyet verecektir. Mahkemece davalı kadın tarafından ‘tayin istememe’ olgusu tam kusur olarak kabul edilmiştir. Bu karar, benzer dosyalar için emsal teşkil edecektir.”
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuzlar sanık Ogün Samast ve Ersin Yolcu, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in de aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar da tutuklu bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı.
Dink ailesinin avukatı ve sanık avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada ayrılan dava kapsamındaki ilk savunmasını yapan sanık Samast, iddianameye konu eylemleri daha önceki yargılandığı davada anlattığını, olayın üzerinden yaklaşık 19 sene geçmesi nedeniyle cinayete ilişkin sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal arasında geçen konuşmaları hatırlamadığını iddia etti.
“Arkamız sağlam’ konuşmalarını duydum”
Erhan Tuncel’in evine 2-3 kez gittiğini, burada Tuncel ve Yasin Hayal arasında “arkamız sağlam” konuşmalarını duyduğunu aktaran Samast, şu savunmayı yaptı:
“Ben bu olayı Erhan’ın bildiğini bilmiyordum. Biz Erhan’ın evine sohbet için gidiyorduk. Bir taraftan Yasin de beni tehdit ediyordu. ‘İşten vazgeçersen sen de bedel ödersin.’ diyordu. Bu olayı yapmamın en büyük sebebi Yasin’in beni tehdit etmesi. Yasin sıradan vatandaş değil. Bir sürü eylemi var. Hiç istemediğim olaya Yasin yüzünden dahil oldum.”
Mahkeme heyeti başkanının, “Yasin Hayal seni askerden, jandarmadan, polisten herhangi biriyle tanıştırdı mı, herhangi bir kuruma gittiniz mi?” sorusunu yanıtlayan Samast, “Hayır tanıştırmadı ve gitmedik.” dedi.
“Karman çorman bir dava oldu bu”
Erhan Tuncel’in evinde geçen konuşmaları net hatırlamadığını da öne süren Samast, “Olaydan sonra panik havası oldu. Ben de, ‘Trabzon’a gideyim ne olacaksa olsun.’ dedim. Karman çorman bir dava oldu bu. Biz örgütten de ceza aldık.” diye konuştu.
Sanık Samast, Ramazan Akyürek’in avukatının “Ramazan Akyürek’le daha önce tanıştınız mı ve Hrant Dink’i öldürmeniz için doğrudan talimat aldınız mı?” sorusuna karşılık da, tanışmadıkları ve talimat almadığı yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen diğer sanıklar ise bir diyeceklerinin olmadığını beyan etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyanın, mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine ve sanık Samast hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağı yönündeki adli kontrol tedbirinin devamına karar verdi.
Tanık Ali Fuat Akdağ hakkında zorla getirme emri düzenlenmesini kararlaştıran heyet, sanıklar Tuncel ve Hayal’in avukatlarının olay yerinde keşif yapma talebini ise reddetti.
Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
Davanın geçmişi
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Dink cinayetine ilişkin kararını 26 Mart 2021’de açıklamıştı.
Bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası veren heyet, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyasını ayırmış, ölen sanık Şeref Ateş hakkındaki davanın ise düşmesine karar vermişti.
Heyet, kararda bazı sanıklar hakkında başkaca suçlardan işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına hükmetmişti.
Mahkemenin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın önceden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulundukları, cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamayıp FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları anlatılıyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü sanık Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı sanık Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, sanıklar Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri isteniyor.
Samast hakkındaki yeni dava 11 sanıklı dosyayla birleşti
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede de Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan “müşteki” olarak yer alırken, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusunda bulunduğu kaydediliyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları ifade edilen iddianamede, Samast hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
İddianamede, Samast hakkında ele geçirilen bir kısım delillerin örgütün yönetici ve üyeleriyle belli bir irtibatının olduğunu, bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak yer aldığı iddianamede, Samast’ın FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.
Samast 15 Kasım’da tahliye edilmişti
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım’da tahliye edilmişti.
]]>İstanbul Okmeydanı’nda bir yakınının cenaze törenine katılmak için gittiği cemevinin avlusunda, polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava yeniden görüldü. Yeniden yargılanan S. K. isimli polis memuru, 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
2014 yılında cemevi avlusunda polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava, Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının ardından yeniden görüldü.
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, daha önce 12 bin 100 lira para cezasına çarptırılan polis S. K., Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, maktul Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ve taraf avukatları geldiler. Duruşmayı CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de takip etti.
“ADALET İSTİYORUM”: Duruşmada söz verilen Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Öncelikle suçsuz bir insana polisin silahı ile rastgele ateş ederek, eşim Uğur Kurt’un ölümüne sebep olduğu için, Uğur Kurt için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayamayarak kanser olan ve hayatını kaybeden kayınvalidem ve kayınpederim için adalet istiyorum. Babasını bir daha göremeyecek olan oğlum ve ben kendim için adalet istiyorum. Sokaktaki insanların can güvenliği için adalet istiyorum” dedi.
“AMİRLERİNİN ‘SIKMA’ UYARISINA RAĞMEN ATEŞ ETTİ”: Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, sanık polis memurunun olayın meydana geldiği tarihte deneyimli, terörle mücadele şube müdürlüğünde görev yapan, polis memuru olduğuna dikkat çekerek, bulunduğu yerden cemevindeki kalabalığı görebildiğini, amirlerinin “sıkma” diye uyarmasına rağmen ateş ettiğini söyledi. Avukat Turgut Kazan, sanık polis memurunun kullanmaması gerektiği şekilde silahını kullanarak ölüme sebebiyet verdiğini, böyle bir dikkatsizliğin ve özensizliğin kabulü mümkün olmadığını belirtti.
“KALABALIĞI GÖRÜYOR”: Kurt ailesinin avukatlarından Aslı Kazan ise “Yaşam hakkı ihlal edilen Uğur Kurt, 30 yaşında bir insandı. 2 yaşında bir çocuğun babasıydı. Bugün o çocuk babasını hiç tanımadan 12 yaşına geldi. O sokak dar bir sokak. Sanık, sokağın tepesinde durmuş, kaçmakta olan bir hedefe silahını doğrultmuş. 5 yıllık polis, 3 aydır orada görev yapıyor. Cemevinin nerede olduğunu biliyor. Orada 30 kişilik kalabalık var görüyor. Uğur’un vurulduğunu görüyor, çünkü, ‘adam vuruldu’ diyor. Sonrasında Kağıthane Emniyet Müdürlüğü’nde görevli babası olduğunu sonradan öğrendiğimiz kişi ile kamera görüntülerini inceliyor. Delilleri karartmaya çalışıyor” diye konuştu.
“TAKDİR MAHKEMENİN”: Son savunması ve son sözü sorulan polis memuru S.K., “Takdiri mahkemeye bırakıyorum. Başka da bir şey söylemek istemiyorum” dedi.
“ÖDEDİĞİMİZ PARA CEZASININ İADE EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”: Polis memuru Sezgin K.’nın avukatı Tolga Yurdakul ise şunları söyledi:
“Benim müvekkilim de orada olmak istemezdi. Bu olayda, ani bir olay gerçekleşiyor ve araçtan yanarak iniyorlar. Bundan kimse bahsetmiyor. Atılan molotof araçtan içeri giriyor. Müvekkilim ve araçtaki meslektaşları yanıyor. Müvekkil o panikle iniyor. Araca doğru bir molotof daha atılıyor. Araç ateş topuna dönüyor. Görüş açısı mümkün değil. Silahı ile bir kez şahsa doğru, diğerlerini havaya doğru ateş ediyor. Müvekkilin panik halinde olduğu sabittir. Biz aynı kararın verilmesini talep ediyoruz. AYM’nin yetki gaspı yaptığını ve karışamayacağını düşünüyoruz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ediyoruz. Müvekkilimiz daha önce verilen kararda para cezasını ödemiştir. Eğer hapis cezası verilirse daha önceki karar doğrultusunda ödediğimiz para cezasının iadesini talep ediyoruz.”
ESKİ HÜKÜM İPTAL EDİLDİ: Mahkeme heyeti, AYM’nin kararı doğrultusunda sanık polis memuru S. K. hakkında daha önce “taksirle ölüme neden olma” suçundan kurulan hükmün iptaline karar verdi.
2,5 YIL HAPİS CEZASI “Suçun vasfına göre karar verme” görevinin AYM’ye ait olmadığı dikkat çeken ve bu yönde hak ihlali kararı verilmediğini belirten mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan S.K.’yı takdir indirimi uygulayarak 2,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hapis cezasını para cezasına çevirmedi.
“BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”
“Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı” diyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, şöyle konuştu:
“Ama her davaya geldiğimizde üzülerek çıkıyoruz. Ne yazık ki adalet için adaleti arıyoruz. O noktadayız şu anda. Sevgili Uğur’u öldürenler mahkum edilmedi. Bir kez daha biz mahkum edildik. Bu şayet bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum ama bir cemevi avlusunda bir vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kendi cenazesine geldiğinde vurularak öldürülüyor. Arkasında adaleti bekliyoruz. Adalet adaletsizlikten bize tekrar yeniden ceza veriyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı. Kendi evinde, oturan toplumsal eylemlere katılan veya ibadethanesine giden herkesi ilgilendiren bir davaydı. Yani ne kadar çok tehlikede olduğumuzu, ne kadar çok sıkıntı olduğumuzu gösteren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzluktan baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Ama biz her şeye rağmen bu adaletsizliğe rağmen Türkiye’de birlikte yaşamayı, Türkiye’nin çeşitliliğini korumayı hep birlikte devam edeceğiz. Ta ki adaleti bulunana kadar ta ki adaletin herkese lazım olduğunu herkesin gördüğü noktaya kadar. Burada sevgili Uğur’un ailesi de yanımızda şu anda. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir. Bu dava Türkiye’de herkesin davası olduğunu herkesin artık görmesini istiyorum”.
“ASLA BU SONUCU KABUL ETMİYORUM HUKUKA GÖRE HAREKET EDEN HAKİMLERE DENK GELMEDEN DE BU DAVAYI BIRAKMAYACAĞIM”
“Bu sonucu kabul etmiyorum” diyen Narin Kurt, ise şunları söyledi:
“10 yıldır biz bu mücadeleyi veriyoruz. Sokaktaki herhangi bir insanın bu şekilde bizim canımızı, güvenliğimizi sağlaması gereken kişilerin aksine canımızı alması ve bunun hukuk karşısında hiçbir cezasının olmamasıyla savaşıyoruz biz. 10 yıl oldu. ve ben bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Bir insanın masum bir insanın hayatının bir çocuğun babasız bırakılmanın, bir annenin, babanın kanser olup ölmesine sebep olmasının bir eşin, eşinin elinden alınmasının ve bir daha onu hiç kimse, hiçbir ailesi göremeyecek olmasının karşılığı bilhassa yani bir insanın masum bir insanın hayatının elinden alınmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Yani hepimiz tehlikedeyiz. Bence vicdanını rahatsız eden bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa. Herkes bu davayı üstlensin. Çünkü sokakta yürürken hangimizin başına kolluk kuvveti tarafından ne geleceği ve sonrasında ne yaşayacağını gerçekten bilemiyoruz. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Yani bu belki daha uzun sürer, kaç yıl sürer? Ne olur bilmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve Adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
AYM, “YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ”: Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt eşinin polis tarafından öldürüldüğü olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle “yaşam hakkının ihlal edildiği” iddiasıyla AYM’ye başvurmuştu. Narin Kurt’un başvurusunu kabul eden AYM “yaşam hakkının ihlal edildiği”ne karar vermişti.
]]>Kocasının görüntülü sohbet sitelerinde kadın kılığına girerek para kazandığını iddia etti
KOCAELİ – İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri 2 çocuk sahibi evli çiftin arasını bozdu. U.A. isimli şahsın para kazanmak amacıyla karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye zorladığı, eşinin bunu kabul etmemesi üzerine “kadın” gibi davranarak kendisinin başkalarıyla görüştüğü ve karşılığında bu kişilerden para istediği iddia edildi. Eşinin baskılarına dayanamadığı için boşanma davası açtığını söyleyen F.A., “Külotlu çorap giyiyordu. Yüzünü göstermiyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu” dedi.
Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı.
(FK-HFV-BA-Y)
]]>Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. (31) ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>Değirmenci Göleti’nde yarım asırlık kamulaştırma zaferi
Kamulaştırma bedellerini almak torunlarına nasip oldu
EDİRNE – Edirne’de yarım asır önce DSİ tarafından köylünün tarım arazisi üzerine yapılan “Değirmenci Göleti” davasında dedelerinden kalan kamulaştırma bedelleri torunlara nasip oldu.
Edirne’nin Uzunköprü ilçesine bağlı Yeniköy, Hamitli ve Değirmenci köyleri sınırları içinde yer alan “Değirmenci Göleti ve Sulaması” projesi çerçevesinde yapılan barajla birçok köylünün arazisi 1977 yılında sular altında kaldı.
Proje alanında bulunan tarlaların sular altında kalması birçok köylüyü geçim kaynaklarından etti. Ancak köylülerin mağduriyetleri bununla sınırlı kalmadı. Kamulaştırma bedelleri de Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından köylülere ödenmedi. Köylülerin yıllarca idareye yaptığı yasal başvurular ise sonuçsuz kaldı.
Üzerinden geçen yıllar, torunları hak arayışından vazgeçirmedi. Hak sahiplerinden Turna ailesi, DSİ 11. Bölge Müdürlüğüne yazılı olarak başvurdu ve kamulaştırma bedellerini talep etti. Dedeleri gibi olumsuz cevap alan aile soluğu mahkemede aldı. Aynı mağduriyeti tarlalarından yüksek gerilim hattı geçmesi nedeniyle de yaşayan köylüler dava açtılar.
Uzunköprü Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davalarda kamulaştırma bedellerinin hak sahiplerinin mirasçılarına ödenmesine karar verildi. Emsal karar bütün köylülere umut oldu.
İstanbul Barosuna kayıtlı avukat İbrahim Çınar, yaptığı açıklamada, adaletin geç de olsa tecelli ettiğini vurguladı.
Yarım asırlık mücadele
Avukat İbrahim Çınar, “Değirmenci Göleti ve sulama projesi çerçevesinde birçok köylünün arazisi sular altında kalmıştır. O tarihte kamulaştırma kararı alınmış olmasına rağmen kamulaştırma işlemleri günümüze kadar tamamlanmamıştır. Yaklaşık yarım asır sonra müvekkillerim mirasçılar olarak hak arayışını sürdürmüşlerdir. Uzunköprü Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından açtığımız kamulaştırmasız el atma kaynaklı tazminat davasının kabulüne, kamulaştırma bedelinin müvekkililer miras payı oranında ödenmesine karar verilmiştir” dedi.
“Adalet er geç yerini buluyor”
Müvekkillerinin mağduriyetlerini dile getiren Çınar, “Öncelikle hak sahibi olan ve davalarını kazanan müvekkillerimizi pes etmeyerek haklarını aradıkları için tebrik ediyorum. Bizlere güvendiler ve haklarını alacaklarına her zaman inandılar. Müvekkillerimizin hakları olan kamulaştırma bedellerini idareden tahsil ettik. Gönül isterdi ki 50 yıl önce dedeleri haklarını alsın ancak, kamulaştırma bedelleri bugünkü kuşağa nasip oldu. Adalet er geç yerini buluyor” ifadelerini kullandı.
“Mülkiyet hakkı anayasal bir haktır”
Müvekkillerinin başına gelen bu durumun münferit bir olay olmadığını da vurgulayan Avukat Çınar, “İlkemizde kamulaştırma kararı alınmasına rağmen kamulaştırma bedelleri ödenmeyen ya da kamulaştırma kararı olmaksızın idareler tarafından fiili ve hukuki el atılan birçok taşınmaz bulunmaktadır. Bu durum mülkiyet hakkının ihlalidir. Mülkiyet hakkı anayasal bir haktır. Mülkiyet hakkına ilişkin olan kamulaştırma davaları zamanaşımına tabi değildir. Sahipleri kamulaştırma bedelinin tahsili için her zaman dava açabilirler” diye konuştu.
“Vatandaşlarımız büyük bir mağduriyet yaşamıştır”
Edirne’nin Uzunköprü ilçesine bağlı Yeniköy Mahalle Muhtarı Onur Erkan, “Gölet yapıldıktan sonra DSİ’den parasını alamayan bir çok vatandaşımız olmuştur. Bu nedenle vatandaşlarımız büyük bir mağduriyet yaşamıştır. Şimdi istimlak parasını alan arkadaşlarımız oldu. Daha önce başvuranlara ret geliyordu ama şimdi toplu olarak hak talebi için başvurulduğunda birkaç kişi parasını almış. Su altında kalan tarlalar dedelerinden şimdiki torunlarına geçtiğinden dolayı bu torunlar haklarını aramak için hak talebi için mahkemeye başvuruyor” dedi.
“Hak sahibi hakkından vazgeçmez”
Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde Yeniköy köyünde çiftçilik ile uğraştığını ifade eden vatandaşlardan Erdoğan Bayraktar, “Yaklaşık 50 yol önce burada baraj yapımına başlandı. Bu alan tamamen ağaçlıktı. Buradaki ağaçlar kesilerek baraj yapıldı. Tabii o zamanlar ilkokul çağlarındaydık. Bu tarlaların bir kısmı hiç bedeli ödenmeden imza atıldığı söylendi. Devlet Su İşleri bu işe pek sıcak bakmadı. İnsanlar burada parasını alsın diye olumlu yaklaşmadı. Yeni nesil kişiler, bu işlere biraz daha vakıf olduğundan dolayı biz ila paramızı alacağız deyip avukatlar aracılığıyla istimlak bedellerini aldılar. Hak sahibi hakkından vazgeçmez” ifadelerini kullandı.
]]>“GAZZE’DE KATLİAM DEVAM EDİYOR”
7 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistin’e karşı yaptığı soykırımın sona ermesi için Hür Dava Partisi – HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ve parti yöneticileri hazırlamış oldukları Gazze Beyannamesini basın mensuplarına tanıttı.
Yapıcıoğlu, “Gerçekten 146 gündür, Aksa Tufanının başladığı 7 Ekim’den bu yana ilk günlerde neredeyse bütün dünyanın gündemi tüm televizyonların canlı yayınların Mescid-i Aksa ismiyle tufan sonrası Siyonist işgal güçlerinin yapmış oldukları katliamlar, ortay koydukları vahşetler konuşulup durdu. Fakat Gazze’de değişen bir şey yok. Orada katliam aynen devam ediyor. Hatta her gün biraz daha gerçekten kelime bulmaktan zorlanıyorum her gün ortaya konulan vahşetler katlanarak devam ediyor. Bu daha çok zorlaşıyor. Siyonist işgal çetelerinin çiğnemediği hiçbir kırmızıçizgi, çiğnemediği hiçbir kanun kuralı kalmadı” dedi.
“FİLİSTİN DAVASI İÇİN BAŞKA NELER YAPILABİLİR”İ KONUŞTUK
11 maddelik beyannamenin içeriğini anlatan Yapıcıoğlu, “Biz bu süreçte arkadaşlarımızla birlikte 32 ilde siyasetçi, kanaat önderi ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan yüzlerce kişi ile görüştük. Yüz yüze yaptığımız görüşmeler ve kararlar sonucunda Gazze’deki mevcut durum ve Filistin – Kudüs Davası için başka neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Görüştüğümüz kişilerle, yapılacak olan şeylerle ilgili listeyi 11 başlık halinde topladık. 250 kişiyle yüz yüze yapılan görüşmeler sonrasında ortaya çıkan beyannamenin başlıkları: sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerimizin üzerine düşen görevler vardır” şeklinde konuştu.
“ALİMLERİMİZ SİYONİST İŞGALCİLERE KARŞI BOYKOT FETVASI VERMELİ”
11 maddenin birincisi olan alimlerin üzerine düşen görevleri yapmaları gerektiğini söyleyen Yapıcıoğlu, “Alimlerimiz, kanaat önderlerimiz, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerimiz ile bütün kurumlarımız Kudüs’ün ortak paydamız, ortak sorumluluğumuzun şuurunda olmak. Gazze’deki işgal ve soykırım sona erene kadar bütün kurumlar arasında bir dayanışma olmalı ve sivil toplum meclisi adıyla bir ortak platform oluşturulmalıdır. Buradaki istişareler sonrasında kısa vadede, orta plan ortaya çıkarılmalı ve acilen trafiğe geçilmelidir. Alimlerimiz halkın içinde olmalı ve bu konuda mücadele etmelidir. Siyonist işgalcilere destek veren markalara karşı boykot fetvası vermeli, bunun uygulanmasını takip etmelidir. Bu vahşeti unutturmamak için etkinlikler yapılmalıdır. Mümkün olan en geniş katılımla havadan ve karadan, denizden Gazze’ye insani yardım ulaştırılmalıdır. Boykot bir tercih değil dünyevi ve uhrevi bir görev ile sorumluluktur” ifadelerini kullandı.
“HÜKÜMET İSRAİLLİ FİRMALARA TEŞVİK VE DESTEĞİ KESMELİ”
Yapıcıoğlu boykot kapsamında “Hükümet Siyonist işgalci İsrail’e destekte bulunan firmalara verilen destek ve teşvikleri kesmelidir. Resmi kurum ve kuruluşlar ile özel sektörün boykota destek vermesi sağlanmalıdır. Belediyeler, KYK yurtları, THY, okul, üniversite, hastane kantinleri, yemek fabrikaları, düğün salonları, ulusal ve yerel zincir marketler ve ilgili tüm resmi ve sivil kuruluşların boykot ürünlerine alternatif ürünleri halka arz etmeleri sağlanmalıdır.” dedi.
Yaşanan dram karşısında Müslümanların bir araya gelmesi gerektiğini ifade eden Yapıcıoğlu, “Bir diğer başlığımız eğitim ve bilinçlendirme: bize göre Aksa Tufanı ile küreselleşen gündem ile oluşan Kudüs Davasının özellikle çocuklarımıza ve gençlerimize kavratılması için bir fırsat olduğu görülmektedir.
Medyaya düşen görevler vardır. Siyonist işgalci İsrail’in Gazze’de gündemin önüne geçmesi, sosyal medya platformları üzerinden baskı kurması, medya ofis ve bürolarını bombalaması ve şu ana kadar 130’un üzerinde gazeteciyi şehit etmesi medyayı susturarak yaptığı soykırım ve vahşetin üstünü örtme çabasından kaynaklanmaktadır. Meclise ve milletvekillerine de düşen görevler var. Milletvekilleri meclisi, mecliste hükümeti harekete geçirmeye çalışmalıdır. Hükümete ve devlete de düşen görevler var. İslam ülkelerine düşen çok ciddi sorumluklar var. Ümmetin birliği esastır, fitne haramdır. Çözüm ise İttihat- ı İslam’dır. Müslümanların bir araya gelmesidir” açıklamasında bulundu.
MAVİ MARMARA BENZERİ GEMİYLE GAZZE’YE İNSANİ YARDIM
Beyannamede, Kudüs davası konusundaki etkinlikleri ve boykotları itibarsızlaştırma çabalarına karşın, Filistin direnişine ciddi katkı sağladığı bilinciyle etkinliklerin dozu ve çeşitliliğinin artırılarak devam ettirilmesi gerektiği vurgulandı. Beyannamede, bu etkinliklerle Filistin davası ve siyonizmin tehlikelerinin anlatılması, kamuoyunun bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiği de aktarıldı.
Mümkün olan en geniş katılım ile Mavi Marmara benzeri bir uluslararası gemi filosu ile Gazze’ye insani yardım ulaştırılması, siyonist kaynaklı dezenformasyonun önüne geçebilmek ve gerçekleri dünyaya duyurabilmek için İslam ülkelerinin desteği ile ortak bir medya bilgi havuzu kurulması önerisinin yer aldığı beyannamede, Mecliste gerekli duyarlılığın oluşturulması, Türkiye’de Hamas’ın resmi büro açabilmesi için gerekli yasal zemin oluşturulması, Filistin direnişinin resmi olarak tanınması ve desteklenmesi taleplerine yer verildi.
Beyannamede, İslam ülkelerini diplomatik, ekonomik ve stratejik konularda bir araya getirmenin yollarının aranması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile kabinesinin ve soykırım suçunu işleyen işgal kuvvetlerinin yargılanmaları için gerekli hukuki girişimlerde bulunulması gerektiği de vurgulandı.
Yapıcıoğlu’nun bu açıklamalarıyla ortaya çıkan 11 maddelik beyanname şu başlıklarla duyuruldu:
– Sivil toplum ve siyasi partilerin üzerine düşen görevler
– Alimler
– Etkinlikler
– İnsani yardım
– Boykot
– Eğitim ve bilinçlendirme
– Medya
– TBMM ve Milletvekilleri
– Hükümet ve Devlet
– İslam ülkeleri
– Uluslararası hukuk
]]>Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince Halk Eğitim Merkezi Salonu’nda görülen davanın 19. duruşmasına tutuksuz sanıklar Çerkezköy Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Köprüler Şefi Çetin Yıldırım, Demir Yolu Bakım Müdürü Turgut Kurt, hat bakım onarım memuru Celaleddin Çabuk, TCDD Üst Yapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Levent Kaytan, Altyapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Nizamettin Aras, yol kontrolörü Burhan Ortancıl, Bakım Servis Müdürü Mümin Karasu, Bakım Servis Alanlarından Sorumlu Müdür Yardımcısı Levent Meriçli, dönemin TCDD 1. Bölge Müdürü Nihat Aslan, mühendisler Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya, kazada ölenlerin yakınları ve yaralananlar ile tarafların avukatları katıldı.
Duruşma, mahkemeye sunulan belgelerin okunmasıyla başladı. Mahkeme heyetindeki bir hakimin mazeret izninde olması nedeniyle duruşma, 25 Nisan’a ertelendi.
Tren kazasında hayatını kaybedenlerin yakınları, bunun üzerine mahkeme heyetine tepki göstererek bir süre salondan çıkmadı.
CHP Genel Başkanı Özel, duruşmayı izledi
Bu arada, kazada yakınlarını kaybedenlerden oluşan grup, duruşma öncesinde Bulvar Yolu Santral Işıklar mevkisinde toplandı. Grup, ellerindeki dövizlerle slogan atarak Çorlu Halk Eğitim Merkezi önüne geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de gruba eşlik etti.
Kazada kızı, kardeşi ve yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin, gazetecilere, davada artık sonuç beklediklerini söyledi.
Kazada oğlu ve eşini kaybeden Mısra Öz de davada kararın açıklanmasını beklediklerini ifade etti.
Duruşmayı izleyen CHP Genel Başkanı Özel, duruşma sonrası basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kazada yakınlarını kaybeden annelerin dimdik ayakta adalet aradıklarını söyledi.
Özel, “Buradaki aileler 3 yaşında kolu kopan çocuğunun kolunu geri getirebileceği için gelmiyorlar buraya. ‘Benzer bir faciaya engel olayım da ben yandım başkaları yanmasın, başka canlar toprağa düşmesin’ diye geliyor. Bundan sonra ‘hiçbir ana ağlamasın’ diye burada duruyorlar.” dedi.
Bu celsede karar çıkmasını beklediklerini ancak duruşmanın ertelenmesine anlam veremediklerini ifade eden Özel, şunları kaydetti:
“Duruşma salonu ağzına kadar doluydu. Normalde bugün karar vermeyecek olsa bunu avukatlara söylerler. ‘Şöyle bir engelim var, 2 ay sonraya duruşmayı erteleyeceğim’ der. Bu insanlara bu kadar zulüm etmez. Köylerinden evlerinden kalkıp, yaşlı gözleriyle, acılarıyla, bastonlarıyla buraya gelen bu insanlara yoklamayı alıp ‘2 ay sonraya erteledim’ demeyin. Vicdansızlıktır, korkaklıktır.”
Özel, sözlerine şöyle devam etti:
“25 Nisan günü buradan size söz olsun burada 100 kişiysek 1000 kişi olacağız, 1000 kişiysek 10 bin kişi olacağız. Bu kalabalıktan korkup kaçanlar şunu bilsinler, 25 Nisan günü ben yine buradayım. Çok daha kalabalık bir şekilde ailelerin yanında, adalet arayışında olacağız. Bu adaleti bu rayların altında bırakmayacağız.”
CHP Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 25 Nisan’a ertelenen duruşmaya davet etti.
Özel, açıklamasının ardından Tekirdağ’dan ayrıldı.
Tekirdağ’daki tren kazası
Uzunköprü- İstanbul seferini yapan yolcu treninin 8 Temmuz 2018’de Çorlu yakınlarında vagonlarından bazılarının devrilmesi sonucu 25 kişi yaşamını yitirmiş, 340 kişi yaralanmıştı.
Davanın iddianamesinde “kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu” bulundukları gerekçesiyle sanıklar Turgut Kurt, Özkan Polat, Çetin Yıldırım ve Celaleddin Çabuk’un “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporları ve değerlendirme neticesinde 9 Eylül 2022’de soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiş, bu kapsamda aynı suçtan Nihat Aslan, Levent Meriçli, Mümin Karasu, Levent Kaytan, Nizamettin Aras, Burhan Ortancıl, Tevfik Baran Önder, Deniz Parlak ve Kubilay Başkaya hakkında Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı.
Dava kapsamında TCDD 1. Bölge Müdürlüğünde Bakım Servis Müdürü olan Mümin Karasu 10 Ekim 2022’de tutuklanmış, tutukluluğuna yapılan itiraz üzerine Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesince 25 Kasım 2022’de hakkında yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliye edilmişti.
Davanın 17’nci duruşmasında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki son görüşünde, tutuksuz 13 sanığın tamamının “birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan cezalandırılmasını, Karasu, Kurt ve Polat’ın üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, üzerlerine atılı suç için öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacak olmasından tutuklanmalarını istemişti.
]]>Kaç belediye başkanı geldi geçti, bu arazi bir türlü çözüme kavuşamadı
Aziz Kocaoğlu: “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi”
Burhan Özfatura: “İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı”
Esnaf Ahmet Üzüm: “Utanç duvarını kaldırın”
Basmane Çukuru tonlarca molozla artık dümdüz
İZMİR – İzmir’in Konak ilçesinde, 40 yılı aşkın bir süredir kentin göbeğinde davalık olan, bir türlü çözüme kavuşturulamayan ve “Basmane Çukuru” olarak anılan arazinin hikayesi, filmlere bile konu olacak bir karmaşa olarak tarihe geçti. Yılan hikayesine dönen araziyle ilgili yoğun mücadele veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanlarından Aziz Kocaoğlu, “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi. Ben 15 sene uğraştım” derken, Burhan Özfatura da, “İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı” yorumunu yaptı.
Konak’ta, 40 yılı aşkın sürekli davalık olan, şehrin en önemli noktasında atıl vaziyette bekleyen ve “Basmane Çukuru” olarak anılan arazi, bugüne kadar ne yapıldıysa bir türlü çözüme kavuşamadı. Sayısız belediye başkanının canlandırmak için girişimde bulunduğu, mimari projelerin çizildiği; fakat yargıya takılan arazinin hikayesi, adeta filmlere bile konu olacak cinsten.
Kentin merkezinde tam bir yılan hikayesi
Kentte zaman zaman “utanç çukuru” olarak da anılan 20 bin metrekareyi aşkın büyüklüğündeki alan, 1980’li yılların sonuna kadar otobüs garajı olarak hizmet verdi. İsmet Kaptan Mahallesi’ndeki arazi, şehirlerarası garajın taşınması, bölgede hareketliliğin ve ticaretin azalmasıyla yılan hikayesine dönüştü ve süreç böyle başladı.
Meşhur Basmane Meydanı’nın hemen karşısında bulunan ve bu nedenle Basmane Çukuru olarak anılan arazi, kentin en işlek bölgesinde yer alıyor. Zamanla hisseleri devredilen ve şuan itibariyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun yüzde 70, İzmir Büyükşehir Belediyesinin yüzde 30 hissesinin bulunduğu arazi, artık çözüm bekliyor.
Alanda hareketlilik: Tonlarca molozla dolduruldu, artık dümdüz
“İzmir’in bir sorunu” haline gelen arazi, kısa bir süre öncesine kadar ise kent merkezinde mini göleti andırıyordu. Çeşitli dönemlerde atılan temellerin üzerine yağmur sularının dolduğu arazide ise şu sıralarda hummalı bir çalışma var.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, aylar süren çalışmayla kamyonlar vasıtayla tonlarca molozla araziyi doldururken, 20 bin metrekarelik alan son aşamada dümdüz oldu.
Aziz Kocaoğlu: “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi”
2004 ve 2019 yılları arasında görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Aziz Kocaoğlu da, 15 yıllık görev süresince arazinin çözümü için uğraştıklarını belirtti. Kendi döneminde yüzde 12’lik hisseyi yüzde 30’a çıkardıklarını anlatan Kocaoğlu, arazi için, “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi. Ben 15 sene uğraştım. İyi niyetle ve samimiyetle tarafları birleştirdim; ama bir yere kadar aşabiliyorsunuz” dedi.
Yaşanan süreci anlatan Aziz Kocaoğlu, “Burhan Özfatura’nın ikinci döneminde, EGS Holding ve Güç Birliği Holding, bu iki şirket, Basmane Çukuru dediğimiz, eski garaj yerinde bir proje yapmak istiyorlar. Burhan Bey’de bu konuya; kentin kalkınması, gelişmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması için olur veriyor. Bir mukavele yapılıyor, burada bu sözleşmeden sonra dava süreçleri başlıyor. Dava süreçlerinin iki tarafı var; birinci tarafı belediye, diğer tarafı da 1989-1994 yılları arasında Büyükşehir Belediye Başkanlığını yapan Yüksel Çakmur Beyefendi ve meslek odaları. Biz göreve geliyoruz. Bu problemin, sorunun çözülmesi için girişimlerde bulunduk. Önce odalarla topladık. Odalar, buraya; bir alışveriş merkezi, ticaret merkezi yapılmasına karşılar; ama aynı zamanda, daha çok kamu hakkının yendiğine, kamu vicdanının bu yüzde 12 orandan rahatsız olduğu konusunda kamu davası ağırlıklı olarak açıyorlar. Yüksel Bey’de plana karşı ve buranın bu amaçla kullanılmamasını istiyor. ‘İzmir Büyükşehir Belediyesi hissesini yüzde 30’a çıkartabilir miyiz?’ diye bizim başlattığımız bir çalışma oldu. Bu çalışma, odalar tarafından da genel kabul gördü. Yüksel Çakmur Beyefendiden randevu aldım, görüştüm. ‘Yüzde 30’a çıkartırsam, dava açmazsanız bu problem çözülür, hallolur şeklinde düşünüyorum’ dedim. ‘Yüz 30 çıkar, sonra görüşelim’ dedi. Biz de şirketlerle görüştük ve 30’a çıkarttık” şeklinde konuştu.
“Yüzde 30 hisseyi çıkarınca meslek odaları sözünce durdu, Yüksel Bey dava açtı”
Şirketlerin daha sonra borçlarından dolayı TMSF’ye devrildiğini, davaların açılmasıyla sürecin kilitlendiği ifade eden Kocaoğlu, şöyle devam etti:
“Odalar, meslek odaları sözlerinde durdular ve dava açmadılar; ama Yüksel Bey’e tekrar gittim, ‘Yüzde 30 çıkartıyorum, kamu zararı telafi ediliyor. Siz de dava açmayın’ dedim. ‘Hepsini almazsanız dava açacağım’ dedi, davayı sürdürdü. İşler tıkırında gitseydi, yürüseydi, dava açılmasaydı ve Güç Birliği Holding ve EGS Holding’in durumu bozulmasa, bugün bir ticaret merkezi ortaya çıkacaktı; ama bozulunca, kamunun hissesi İzmir kamuoyunda tasvip görmeyince bu noktaya geldi.”
Çözüm yolu hakkında önerilerde bulunan ve belediyenin yüzde 30 hissesinin bulunduğu yere İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binası yapılması gerektiğini ifade eden Aziz Kocaoğlu, “Bunun karşılıklı anlaşmayla çözülmesi gerekiyor. TMSF’nin tavizde bulunması gerekiyor. Çözülmeyecek diye bir şey yok. Yeter ki iyi niyetle, samimiyetle çalışılsın; kıymetli bir mülk” ifadelerine yer verdi.
Burhan Özfatura anlattı: ” Türkiye’de yargı, istemezükçülere daha fazla prim tanıyor”
1984 ve 1999 yılları arasında görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Burhan Özfatura da, arazinin İzmir ekonomisine, turizmine katkısının olabileceğini belirtti.
“İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı” diyen Özfatura, “Fuarla beraberce oraya bir canlılık kazandırılması lazım. Türkiye’de yargı, maalesef istemezükçülere daha fazla prim tanıyor ve yapılan icraatlerin de engellenmesine imkan sağlıyorlar. Binlerce insan, orada iş imkanı bulacaktı. İzmir ekonomisine, fuarla bağlantılı olarak, fuarda da yeni bir takım aktiviteler geliştirerek çok güzel bir eser kazandırılabilirdi. Buranın sorununun çözülmemesi için hiçbir gerekçe yok” diye konuştu.
Özfatura, kendi döneminde yapılan satışa ilişkin de bilgi vererek, “Biz ilk başkanlık döneminde, orada 5 yıldızlı bir otel ve ona bağlı birtakım mekanların yapılması için yaptığımız ihaleyi Asil Nadir kazanmıştı. O iş olmadı. İkinci dönem Kemal Zorlu rahmetli, bu İzmir iş adamlarının bütün birlikte yürüttükleri şirket kanalıyla orayı bizden satın aldı. Bize gerçekten çok iyi bir fiyat verdi. Daha sonra, birtakım bizim hizmetlerimizi engellemek isteyen muhalefet mensubu politikacılar, devamı olarak orayı dava konusu yaptılar. Orası böyle sürüncemede kaldı. Bütün ihale mevzuatına hepsi açık ve net. İzmir’in çıkarları açısından en küçük bir problem yoktu” dedi.
Bölge esnafı da durumdan şikayetçi: “Utanç duvarını buradan kaldırsınlar”
Etrafı çevrili Basmane Çukuru çevresindeki esnaflarda, durumdan şikayetini dile getirdi. 39 yıldır esnaflık yapan Ahmet Üzüm (64), “Ben 39 yıldır burada esnafım. Benden eski esnaf çarşıda yok. 23 yıl önce buraya bir temel atıldı. Bu utanç duvarı böyle hanımızın, iş yerlerimizin önüne örüldü. Bütün pisliğini, bütün mikrobunu biz çekiyoruz. Hangi partiden olursa olsun, ricamız; bunu ilk birinci madde olarak gündemlerine alsınlar. Şu utanç duvarını, şu İzmir’in utancını buradan kaldırsınlar” diyerek isyan etti.
Bir başka esnaf Gökçe Özdayı da, şöyle konuştu:
“İzmir’in tam göbeğinde olan bir yer burası ve artık bir çözüme ulaşması gerekiyor. 23-24 yıldır atıl vaziyette duruyor. Yazık. Çok leş bir görüntüsü var. Su varken ayrı bir pislik, şimdi doldurdular. Tozuyla, toprağıyla uğraşmak da çok zor oluyor.
]]>BOLU – Bolu’nun önemli turizm merkezlerinden Gölcük Tabiat Parkı’nda 2018 yılında yapılan ve mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı sebebiyle 6 yıldır atıl halde kalan 25 bungalov için Danıştay onay verdi.
Kente 13 kilometre uzaklıkta olan ve her yıl yaklaşık 1 milyon kişinin ziyaret ettiği Gölcük Tabiat Parkı’na 19 odalı dağ köşkü ile 25 bungalov yapımı ve göl gazinosunun özel işletmeye verilmesi için 19 Aralık 2017’de Bolu Belediyesi Meclis Salonu’nda ihale yapıldı. Yapılan ihale daha sonra Bolu Belediyesi Encümeni tarafından iptal edilerek, projenin belediye tarafından gerçekleştirilmesine karar verildi. Kararın ardından projenin içerisinde bulunan 25 bungalov evin gölden 500 metre uzaklıkta belirlenen bir alanda yapımına başlandı. Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Bolu İdare Mahkemesi’nin verdiği iptal kararına itiraz ederek davayı Ankara Bölge İdare Mahkemesine taşıdı. Ankara Bölge İdare Mahkemesi geçtiğimiz yıl mart ayında konuya ilişkin kararını açıkladı. Kararda, “Ankara Bölge İdare Mahkemesi dava konusu işlemin kısmen iptali, kısmen davanın reddi, kısmen davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda Bolu İdare Mahkemesi’nce verilen kararın istinafa başvurulan kısmı usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, istinaf başvurusunun reddine karar vermiş ve 30 gün içinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 11 Mart 2020 tarihinde oy çokluğu ile karar vermiştir” denildi.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin kararının ardından Tarım ve Orman Bakanlığı Hukuk Müşavirliği tarafından dosya temyize taşınarak Danıştay’a itiraz edildi.
Gölcük Tabiat Parkında doğanın katledilmemesi için 6 yıldır süren davada Danıştay, 2016 yılı onaylı Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı Revizyon Planını onayladı. Kararda, davanın 2013 yılı onaylı “Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı” yönünden karar verilmesine yer olmadığının belirlendiği ifade edilerek, “2016 yılı onaylı Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı Revizyonunun alanın çitle çevrilmesini öngören kısmının iptaline, planın kır evleri (bungalov) kamp alanı ile idare-konuk evi kullanım kararları dışında kalan kısımları ile kır lokantası, teleferik, dağ kızağı öngörülen kullanım kararları yönünden davanın reddine dair mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava kararının oybirliğiyle onanmasına” denildi.
“Aykırılık bulunmadı”
Kararda, bungalov kamp alanı ile idare-konuk evinin iptali yolunda verilen mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmına da değinilerek, “Plan kararlarında yapılarda doğal malzemenin kullanılacağı, doğayla bütünlesen yerel mimariyi bozmayan malzeme seçiminin zorunlu olduğu, ağaç dokusu ve doğal bitki örtüsünün hiçbir amaç için tahrip edilemeyeceğinin belirtildiği, bilirkişi raporuna göre kır evlerinin plan kararlarına uygun olarak tek katlı projelendirildiği ve tek katlı olarak, örme tastan ayaklar üzerinde yerden yükseltilerek inşa edildiği, yine dosyada bulunan kamp alanı görüntülerinden de anlaşıldığı üzere çatı saçaklarında ve merdiven sahanlıklarında ağaçların olduğu yerde dişler oluşturularak ağaçların korunduğu, ayrıca kır evlerinin ağaç kesilmeden inşa edildiği, alana yönelik yıllar itibarıyla sürekli ve beklenenin üzerinde artan ziyaretçi sayısıyla kendini gösteren talep durumu da dikkate alındığında, alanda kır evleri (bungalov) kamp alanı yapılmasını öngören plan kararında, sürdürülebilir yasam ilkeleri açısından doğal dengenin korunarak alanın kontrollü kullanımının sağlanmasına yönelik plan amaçlarına aykırılık bulunmadığı” ifadeleri kullanıldı.
Danıştay 6 yıl sonra kararı bozdu
İdare ve konuk evi plan projesinde danışma birimi, broşür, kitap, hediyelik eşya ile yöresel ürün satış birimi, çok amaçlı salon, bilgilendirme panoları, herbaryum, tahnit ile fotoğraf sergi alanı, idari birim ve ilk yardım ünitesi alanlarının bulunacağının vurgulandığı kararda, “Bu haliyle alanın korunarak kullanılmasına yönelik temel amacın gerçekleştirilmesine idari, sosyal ve ekonomik katkı sağlanacağı, hatta alanda verilmesi zorunlu hizmetler ile mahallinde sunumu halinde etkili ve verimli olabilecek hizmet unsurlarını da ihtiva eder tarzda uygulamanın sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde alanın tümüne hizmet verecek idare ve konuk evinin alanda yer almasının, Gelişme Planının temel amacını oluşturan sürdürülebilir koruma işlevinin, idari ve ekonomik yönlerden gerçekleşmesini sağlayacağı sonucuna ulaşıldığından, davanın oy çokluğuyla bozulmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine kesin olarak, karar verildi” denildi.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi de Danıştay’ın bozma kararına uyarak, Bolu İdare Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair kararın kaldırılarak, davanın reddine dair karar verdi. Açıklanan kararda, “Danıştay 6. Dairesinin bozma kararına uyularak davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile 2016 yılı onaylı Gölcük Tabiat Parkı Gelişme Planı Revizyonunun kır evleri (bungalov) kamp alanı ile idare-konuk evi kullanım kararlarına ilişkin olarak dava konusu işlemin iptali yolunda Bolu İdare Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına, esastan incelenen davanın reddine” ifadeleri kullanıldı.
Kararın ardından 6 yıldır atıl şekilde bulunan 25 bungalovun bakım ve onarımları yapılarak, projenin geri kalan kısımları da tamamlanıp, tatilcilerin hizmetine sunulması bekleniyor.
]]>Cumartesi Anneleri’nin 950’nci hafta eylemi nedeniyle 20 kayıp yakını 3 yıla kadar hapis cezası talebiyle hakim karşısına çıktı. Çok sayıda diplomat, insan hakları kuruluşu ve gözlemcinin izlediği duruşmada Maside Ocak savunmasında, “En azından bir mezarı olması ve adalet talebimiz hep karşılıksız bırakıldı. Kalkanlı polisler tarafından etrafımızın sarılarak çembere alınmamız, kelepçelenerek gözaltına alınmamız, bütün bunlar sadece 5 dakika içinde oldu” dedi.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 950’nci hafta eylemi nedeniyle 20 kayıp yakını hakkında, “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla 1 yıl 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.
Davanın ilk duruşması, İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşmaya bazı sanıklar ve avukatları katılırken, ABD, Almanya, Çekya, Fransa, Hollanda ve İsveç konsoloslukları, AB Türkiye Delegasyonu, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), İşkenceye Karşı Dünya Örgütü (OMCT), Paris Barosu, Tehlikedeki Avukatlar için Gözlemevi (OIAD), Uluslararası Af Örgütü, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hakikat, Hafıza ve Adalet Merkezi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı da takip etti.
EREN: “KORİDOR AÇILMADI, DERHAL GÖZALTINA ALINDIK”
İlk olarak savunma yapan İkbal Eren Yarıcı, “Dağılmamız için koridor açılmadı, derhal gözaltına alındık” dedi ve şöyle devam etti:
“AYM bizim davamızla ilgili hak ihlali kararı verdi. Sonrasında biz tekrar Cumartesi Meydanı’na çıktık. Ancak çevremiz polislerle sarıldı. Dağılmamız için bir uyarı yapılmadan gözaltına alındık. Gözaltına alınırken, darp edildik, havasız ortamda bekletildik. 29 hafta her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na yakın nerede olursa görüldüğümüz yerde gözaltına alındık. AYM kararını göstersek de suç işlediklerini söylesek de hiçbir direnç göstermediğimiz halde gözaltına alındık. Dağılmamız için koridor açılmıyor ve derhal gözaltına alınıyorduk.”
ALİ OCAK: “SUÇ YOKTU, BİZ SUÇ İŞLEMEDİK”
Ali Ocak ise yaptıklarının suç olmadığını belirterek şu ifadelere yer verdi:
“700. hafta eylemimize polis saldırdı. Engellendi. Toplanma hakkımız engellendi. AYM bunun hak ihlali kararı olduğuna karar verdi. AYM bu kararı yetkililere de gönderdi. Bizler de AYM ile güvence altına alınan demokratik hakkımızı kullanmak için girişimlerde bulunduk. Her girişimimiz engellendi. Gözaltına alındık. Bu uygulama 29 hafta sürdü. Her hafta hakkımızda dava açılmak istendi fakat soruşturmalar düştü, suç yoktu. Biz suç işlemedik. Bu iddianamede söz konusu olan iddialara gelecek olursak hakkımızda açılan davada iddianame gerçeklerle bağdaşmıyor. Bir, kanuna aykırı bir yürüyüş yapmadık aksine demokratik hakkımızı kullandık. İkinci olarak zorla kelepçelendik. Üçüncü olarak güvenlik güçlerince dağılmamız engellendi. Bu gerçeklere o günkü kamera kayıtlarından ulaşmak mümkün. Bu iddiaları kabul etmiyorum beraatimi istiyorum.”
ALİ TOSUN: “ADALETSİZLİĞE KARŞI MÜCADELE EDERKEN ADALETSİZLİKLERE MARUZ KALMAK TRAJİKOMİK”
Ali Tosun da mahkemedeki savumasında şunlara değindi:
“Slogan olmadı açıklamamızı yaptık oradan ayrıldık. Sonra yasaklar başlayınca şiddet oldu. Adaletsizliğe karşı mücadele ederken bu adaletsizliklere maruz kalmak tirajikomik. Bu suçlamayı kabul etmiyorum.”
HANİFE YILDIZ: “BEN DAVALI DEĞİLİM DAVACIYIM”
Hanife Yıldız, mahkemedeki savunmasında davalı değil davacı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Devlete güveneceksin, adalete güveneceksin oğlunu vereceksin, sonra oğlunu vermeyecekler. Ben bunu nasıl kabul edeyim? Ben hem anneyim, ben davacıyım bunlardan. Ben davalı değilim davacıyım.”
MASİDE OCAK: “EN AZINDAN BİR MEZARI OLSUN TALEBİMİZ KARŞILIKSIZ BIRAKILDI”
Maside Ocak kayıplarının mezarları olsun yönündeki taleplerinin karşılıksız bırakıldığını söyleyerek savunmasında şunlara değindi:
“27 Mayıs 1995 günü Galatasaray Meydanında oturmaya başladık. On yıllardır biz kayıp yakınlarının sevdiklerimizle ilgili hakikate ulaşma, onların en azından bir mezarı olması ve adalet talebimiz hep karşılıksız bırakıldı.
AYM kararları herkesi bağlar ve AYM kararlarına uyularak Galatasaray Meydanı’nın açılması gerektiğini hatırlatmak için 10.06.2023 tarihinde meydana gitmek istedim. Elimde sadece kayıplarımız için Galatasaray’a bırakmak üzere karanfil vardı. Kalkanlı polisler tarafından etrafımızın sarılarak çembere alınmamız, kelepçelenerek gözaltına alınmamız, bütün bunlar sadece 5 dakika içinde oldu.
Polis memurunun elindeki yasak kararını okumamıza dahi izin verilmedi. Dağılın anonsu yapılırken polis çemberi içindeydik ve dağılmamız için koridor açılmadı. Sadece gözaltı aracına binmemiz için koridor açıldı. Araç içinde en azından yaşı 70-80’i aşmış annelerimize, kardeşlerimize takılan kelepçelerin çıkarılmasını istedik ama çıkarılmadı. Yaklaşık 5 saat gözaltında kaldık. 29 yıldır yan yana olduğum, aile olduğumuz annelerim, kardeşlerim gibi ben de anayasal bir hakkın kullanımının suç olmadığını sizlere hatırlatarak, siz mahkeme heyetini hepimiz için ayrı ayrı derhal beraat kararı vermeye çağırıyorum.”
DURUŞMA 7 HAZİRAN’A ERTELENDİ
Duruşma savcısı eksik hususların giderilmesini talep etti. Mahkeme dosyadaki görüntülerin izlenmesine karar vererek, duruşmayı 7 Haziran’a erteledi.
]]>Olay, 22 Haziran 2021 tarihinde Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde meydana geldi. İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın Dilovası Köseler Mahallesi’nde bulunan kaçak yapıları ile bir kısmının TOKİ arazisine kurulduğu tespit edilen çiftliğinin, tahliye kararının kesinleşmesinin ardından sabah saatlerinde bölgeye gelen Dilovası Belediyesi ekipleri, çiftliğin tahliye edilmesi için verilen sürenin sonuna geldiğini çiftlik yetkililerine bildirdi. Daha sonra çiftlikte yapılan incelemelerin ardından tahliye işlemi başlatıldı. Ertesi gün sabah saatlerinde ise çiftlikte yıkım çalışmaları yapıldı.
İHA muhabiri ağır şekilde darp edildi
Devam eden yıkım çalışmalarını takip eden İHA Muhabiri Mustafa Uslu, Lütfü Türkkan’ın öz yeğeninin de aralarında bulunduğu 4 kişinin saldırısına uğradı. Şahıslar tarafından ağır şekilde darp edilen ve kanlar içinde kalan Uslu, olay yerine çağrılan sağlık ekiplerince hastaneye kaldırıldı. Saldırganlar, Uslu’nun kamerası ve ekipmanlarını da kırdı. Şahıslar olay yerinde jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı. Yüzüne dikiş atılan Uslu, kendisini darp eden şahıslardan şikayetçi oldu.
Hasırcı kısa sürede serbest bırakılmıştı
Olaya ilişkin Lütfü Türkkan’ın yeğeni İbrahim Hasırcı, şoförü Çağhan Çileli, çiftliğin sorumlusu Ahmet Yılmaz ile Lütfü Türkkan’ın oğlunun arkadaşı olan ve olaya karışan Yusufcan Çapraz hakkında dava açıldı. Olaya ilişkin İbrahim Hasarcı tutuklanmış ve kısa sürede serbest bırakılmış, diğer 3 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı.
“İbrahim Hasırcı bu çiftliğin yüzde 100 sahibi ve ortağı olur”
Olaya ilişkin duruşma Gebze Adliyesi’nde görülmeye devam etti. Duruşmaya taraf avukatları katıldı. Sanık avukatların gelecek celse tanık dinlenmesini talep etmesi üzerine mahkeme heyeti talebi kabul ederek duruşmayı erteledi. Önceki celselerde ifade veren tanık Recep Bora Dinç’nin ifadesine de ulaşıldı. Olaya ilişkin dinlenen tanık, “Ben yıkıma konu olan Nezirağa Ententegre Çiftliğinde vekaleten imza yetkilisiyim. Yıkım olayı 21 Haziran 2021 tarihinde başladı. ilk gün çiftlikteki hayvanlar barınaklarından çıkartıldı. Yıkım görevlisi olarak zabıta, belediye ve jandarma oradaydı. Olayın gerçekleştiği gün hayvanları başka çiftliğe yerleştirmek için gitmiştim. Davalılardan İbrahim Hasırcı bu çiftliğin yüzde 100 sahibi ve ortağı olur. Çağhan Çileli, Milletvekili Lütfü Türkkan’ın şoförü olur. Yusufcan Çapraz, Lütfü Türkkan’ın oğlu Mehmet’in arkadaşı olur. Davalılardan Ahmet Yılmaz da çiftliğimizin sorumlusudur. İbrahim Hasırcı olayın gerçekleştiği 22 Haziran 2021 tarihinde tutulan tutanakları imzalamak için oradaydı” diye konuştu.
10 dakika uçma kapasitesi olan dron için, “Bir saat havada kalmış” dedi
Konuşmayı sürdüren Recep Bora Dinç, “Çağhan da Lütfü Türkkan’ın oğlu Mehmet ve arkadaşı Yusufcan ile birlikte yine çiftlikte bulunan konutun önünde oturuyorlarmış. Ahmet Yılmaz da yıkım işleri ile ilgileniyordu. Olaydan bir gün önce yıkım ekibi bize yıkım sırasındaki çekimi sadece belediyenin yapacağını söyledi. Belediyenin dışında yapılan çekimin yasak olduğunu söyledi. 22 Haziran 2021 tarihinde davacı taraf çiftliğin üzerinde 1 saat kadar dron uçurmuş. Sonrasında dron bahçeye düşmüş. İbrahim Hasırcı, dronu almak için gelen Mustafa Uslu’ya hava aygıtının uçurmasının yasak olduğunu söylemiş. Bir yandan da jandarmaya haber vermişler. Ancak bu esnada İbrahim Hasırcı ile Mustafa Uslu ile aralarında itişme kakışma olmuş. Duyduğum kadarıyla dronun kırılması gibi bir olay yoktur. Dron bahçeye düşmüş ve hali ile davacı şirketin görevlisine teslim edilmiş. 2 gün boyunca davalıların hepsi orada mecburen bulunuyorlardı. Bildiğim kadarıyla davalılardan hiç birisi bu davacı şirketin çalışanının kamerasını da kırmadı” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda 19 Şubat’ta başlayan davada, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız bugün Türkiye’nin görüşlerini dile getirecek.
Yaklaşık 30 dakika sürecek sunumda Büyükelçi Yıldız, 1967 yılından bu yana İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü hukuksuz uygulamalara ilişkin Ankara’nın görüşlerini aktaracak.
Duruşmaların son gününde Türkiye’nin yanı sıra, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği de sözlü beyanlarını açıklayacak.
Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulduğu 1945 yılından bu yana en çok katılımcının yer aldığı davada, 52 ülke ve üç kurum, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerine ilişkin görüşlerini aktarmış olacak.
Bu dava, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin soykırım suçlamasıyla İsrail hakkında açtığı ve 26 Ocak’ta kabul edilen davadan farklı.
Dava nasıl gündeme geldi?
Davanın açılmasına, 2021 – 2022 yılları arasında Filistin topraklarındaki durumu kapsamlı bir şekilde inceleyen BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı rapor kaynak teşkil etti.
Raporda, İsrail’in politikalarının insan haklarını ve savaş yasalarını ihlal ettiği vurgulandı.
Bunun üzerine BM Genel Kurulu, “İsrail’in Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına” ilişkin bir kararı kabul etti.
Ardından Birleşmiş Milletler yönetimi, 2022 yılı sonunda, tavsiye amacıyla Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşünü talep etti.
BM Genel Kurulu’ndaki oylamada Rusya Çin ve Arap ülkeleri, bu talep lehine oy kullanırken İsrail, ABD, Almanya’nın da aralarında olduğu 27 ülke karşı çıktı.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre BM’nin başvurusu, Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemleri konusunda resmi ve kapsamlı bir karar almasını öngörüyor.
BM, 1967 yılından bu yana gündemde olan İsrail işgalinin niteliği ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı konusunda mahkemenin vereceği kararı bunun ve uluslararası toplum açısından yaratacağı hukuki sonuçları görmek istiyor.
Dava neden önem taşıyor?
Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye değerlendirmelerde bulunan Londra’daki Queen Mary Üniversitesi uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, mahkeme, İsrail işgalinin yasa dışı olduğuna karar verirse, işgalin derhal sona erdirilmesi gerekiyor.
Van Den Meersche’ye göre, böyle bir karar yalnızca İsrail’e değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in tüm üye devletlerine de sorumluluk yükleyecek.
Belçika’daki Leuven Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters da, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, diğer BM üye ülkeleri açısından bağlayıcı olmasa da, güçlü bir etkiye sahip olacağının altını çiziyor.
Wouters, VRT’ye yaptığı açıklamada, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, üye ülkeleri harekete geçirmek ve İsrail üzerinde baskı oluşturmak için kullanılacağına işaret etti.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararın ne gibi bir etkisi olacak?
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, Lahey’deki mahkemenin kararı bir tavsiye niteliğinde ve alınacak kararının hukuki bağlayıcılığı bulunmuyor.
İsrail ve ona destek veren ülkelerin, Uluslararası Adalet Divanı kararını görmezden gelme olasılığı oldukça yüksek.
Ancak, siyasal ahlak açısından güçlü bir etkiye sahip olan bu tür kararlar, İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı arttırması ve Filistin topraklarındaki uygulamalarının daha yakından izlenmesi açısından büyük önem taşıyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın neleri içermesi bekleniyor?
Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, BM, öncelikle Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerinin ve işgalin yasal olup olmadığını belirlemesini istiyor.
Mahkemenin alacağı karar, eğer bu işgal Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal ediyorsa, bunun ne gibi hukuki sonuçlar doğurduğunu da ortaya koyacak.
Mahkeme kararı doğrultusunda İsrail işgalinin uzun vadeli etkisi, yerleşimler, demografik değişimler, ilhaklar, işgal altındaki topraklardaki ayrımcı mevzuat ve bazı insani unsurlar gibi sonuçları da mercek altına alınacak.
Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre işgal edilen bölgelerdeki nüfusun zorla yer değiştirmesinin yasaklandığına işaret eden Van Den Meerssche, uluslararası hukuka göre, işgalin geçici olması ve işgal edilen bölgenin demografik yapısının değiştirilemeyeceğini vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters da, Filistin sorunu konusunda 57 yıldır “savunulamaz bir durumda olduğunu” düşünen BM’nin, bu dava ile işgal altındaki toprakların durumunu uluslararası hukuk açışından yorumlamak istediğini söylüyor.
İsrail yönetiminin davaya tepkisi ne?
İsrail, bunun, Uluslararası Adalet Divanı’nın karar vermesi gereken bir konu olmadığını savunuyor. Bu nedenle duruşmalara katılmama ve Lahey’e heyet göndermeme kararı aldı.
İsrail tarafı, barış sürecinin hukuki değil, diplomatik kanallardan sürdürülmesi gereken siyasi bir süreç olduğunu öne sürüyor.
İsrail, Filistin topraklarındaki eylemlerinin de işgal olmadığını iddia ediyor.
İsrail, 1967’den önce Filistin devleti bulunmadığı için işgal altındaki yerleri, “tartışmalı bölgeler” olarak tanımlıyor.
Prof. Dr. Van Den Meerssche, “tartışmalı bölgeler” iddiasının İsrail tarafından onlarca yıldır kullanıldığını ancak yasal olarak ciddiye alınmadığını vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters de İsrail’in, 2004’te olduğu gibi, uluslararası mahkemenin tavsiyesini görmezden gelme ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor.
Uluslararası mahkeme, 2004 yılında aldığı tavsiye kararında, İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği duvarın Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesini ihlal ettiğini bildirmişti.
İsrail yönetimi, bu kararı görmezden geldi.
]]>Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında, iktidarı hedef aldı. Çayır, “Sayın Cumhurbaşkanı masal kahramanı olmaktan vazgeç. Masal kahramanları bu ülkeyi nereye götürdü. 22 yıl sonra dönüp bana milletimizin gözünün içine baka baka ‘Ben enflasyonu indireceğim, hayat pahalılığını sona erdireceğim adalet sağlayacağım’ dersen ben de derim ki bizimle dalga geçme aklımızla oynama artık, yeter. Türkiye’nin iktidar ve muhalefet problemi vardır” dedi.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, Ankara’da belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında konuştu. Çayır, şunları söyledi:
“Biz hiç kimseden sakınmayız, hesabı Allah’a vermişiz kuldan korksaydık ortaya çıkmazdık. Dediler ki ‘yarın bir gün sizi ezerler’ Kim ezermiş yahu gelsinler, hapishaneler zaten bizim ikinci yurdumuz. Sıkıntı yok onlar düşünsünler. Şehit olmayı göze almış, şehitliği en büyük kazanç sayan inancın temsilcisiyiz. Kim ki bize karşı gelsin. Üç gün önce Muhsin başkanın mahkemesindeyiz. Birileri oyun oynamaya devam ediyor. Yüce Türk milleti duysun Kahramanmaraş’ta görülen davanın hiçbir zaman suikast davası olmadığını esasa ilişkin bir dava olmadığını milletimiz duysun. Görülen dava hırsızlık davası. Koskoca helikopteri düşürmüşler sonra da çıkmışlar davayı hırsızlıktan açmışlar. Helikopterden alet, edevat çalanları hırsızlık iddiası ile mahkemeye çıkarıyorlar. Böyle bir davada olay yerinde bir şey alındığında delil karartmaktır. Örgütlü üstünü örtmektir. İşte o hırsızlıktan savcıya bu hafta suç duyurusunda bulunup mahkemeye vereceğiz.
Birileri partiyi kazanç haline getirip oradan kendisine kazanç kapısı da açmış olabilir… Bunu değiştirecek olanlar kim var? Hesabı olmayan, Muhsin başkanın arkadaşları değiştirebilir… Bir hırsızlık davası 15 yıl devam eder mi? Ey dava arkadaşlarım ey yüce Türk milleti bir hırsızlık davası 15 yıl devam ediyor hala sonuç Yok. Muhsin Yazıcıoğlu öldürülüyor hiç kimse kılını kıpırdatmıyor. Sayın Cumhurbaşkanı ‘kaza’ diyor. Nasıl kaza olduğunu çık anlat. Çık anlat da göreyim bakayım.
“CUMHURBAŞKANI, MASAL KAHRAMANI OLMAKTAN VAZGEÇ”
Sayın Cumhurbaşkanı masal kahramanı olmaktan vazgeç. Masal kahramanları bu ülkeyi nereye götürdü. 22 yıl sonra dönüp bana milletimizin gözünün içine baka baka ‘Ben enflasyonu indireceğim, hayat pahalılığını sona erdireceğim adalet sağlayacağım’ dersen ben de derim ki bizimle dalga geçme aklımızla oynama artık, yeter. Türkiye’nin iktidar ve muhalefet problemi vardır…
“YÜCE ALLAH’I SUÇLUYORLAR”
Bizim belediyecilik anlayışımızda şu an cari olan hiçbir şey yer almayacaktır. Depremden ötürü etkilenmiş bir insanız. Birçok il harap oldu. Orada 20 güne yakın arabada yatarak kardeşlerimize, akrabalarımıza yardımcı olmak istedim. İlk üç gün hiç kimse yoktu. Kızı ve iki torunu enkazın altında olan yeğenim bana dedi ki ‘Amca devlet bu kadar mı uzaktı bize. Hiç olmazsa çocuğumun biri kalsaydı’ dedi. Bu feryadı duymayan yerel yönetimlerin topluma vereceği ne olabilir? 23 imzadan geçtikten sonra insanlara ruhsat veriyorlar, ‘gidin evinize oturun’ diye. Bu kadar ev yıkıldı 23 imzanın sahibi ortada yok. İmar affını çıkaranların hiçbiri ortada yok. Kim sorumlu takdir, kader… Yüce Allah’ı suçluyorlar, Kendilerini suçlamıyorlar.
Türkiye’de ilk Milli Yol Partisi belediyeleri bünyesinde ‘ayna meclisleri’ kuruyor. Şehrin, ilçenin veya kasabanın muhalifleri kimse ilçe başkanları veya il başkanlarını karşımıza alacağız ‘kardeşim buyur bizi eleştir, biz sizden nemalanmak istiyoruz, eksiğimizi düzeltelim, bizi eleştir’ diyeceğiz… Türkiye’de ilk kez bir şey daha yapıyoruz. Elektriğini ve suyunu, suyu da yağmur suyundan elde eden şehirler ve siteler kuracağız. Artık köylerde büyükşehir yasasını kaldıracağız köylere iade edeceğiz.”
]]>
Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan bazıları katıldı. Farklı davalar nedeniyle cezaevinde bulunan sanık Mustafa Atalar ile FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanına suikast timinde yer aldığı gerekçesiyle mahkum edilen ve bu dosyanın da sanıkları arasında yer alan Davut Uçum, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Duruşmada, merhum Yazıcıoğlu’nun oğlu Fatih Furkan Yazıcıoğlu, ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu ile yakınları, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır ve taraf avukatları hazır bulundu.
Sanık Davut Uçum, savunmasında, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, kayıp cihazlar ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için çalışma yaptığını ve bir sonraki duruşmada söz konusu belgeleri paylaşacağını söyledi.
Söz konusu çalışmayla ilgili bazı bilirkişi raporu, tanık beyanlarına ilişkin delilleri ibraz ettiğini savunan Uçum, “Kaza Soruşturma Kurulu (KSK) heyeti arasında bir anlaşmazlık vardır, bu hususta soruşturma açılmazsa çok geç kalınabilir, Feridun Seren beyanında 29 Mart 2019 tarihinde helikoptere hiç çıkmadığını beyan etmiştir, diğer beyanlarında helikoptere çıktığına dair beyanları vardır. KSK heyetinin ‘cihazlar kayıp değil kartlar kayıp’ şeklinde söylemleri olmuştur, Yargıtayın 81 sayfalık mütalaasında 26. sayfadaki değinilen hususun dikkate alınmasını talep ediyorum. Bazı deliller mahkemeden gizlenmektedir, jandarma tutanağında KSK heyetinin herhangi bir cihaz kayıp demediklerine dair husus vardır, gösterge panelinde dört cihazın yerinde olmadığı görülmektedir.” ifadelerini kullandı.
Sanık Mustafa Atalar da üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek beraatini talep etti.
Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz, bu davanın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden “ana soruşturma”yla birleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Helikopterdeki söz konusu kayıp cihazların söküldüğüne dair Göksun’da görülen davanın dosyalarının bir kısmının geldiğini, olayın açığa kavuşturulabilmesi için dosyaların tamamının gelmesi gerektiğinin altını çizen Yavuz, şunları kaydetti:
“Davut Uçum’un beyanlarında geçen kaza kırım ekibi ile ilgili hususa katılıyorum, kaza kırım ekibinde yer alan kişiler GPS cihazlarının yok edilmesinde sorumludurlar, bunu biz olaydan hemen sonra dile getirmiştik. Burada kaza kırım ekibinin GPS cihazları ile ilgili yargıdan gizledikleri önemli bir süre vardır, belirli bir süre GPS cihazının olmadığını savcılıktan gizlemişlerdir. Şıh Mehmet Sevdim, Feridun Seren ile tapelere yansıyan bir tartışma vardır. Bu GPS cihazların olmadığı ile ilgili tutanak tuttukları, bu tutanağı Kerem Mumcuoğlu’nun imzalamadığı ortaya çıktı, bu durum tapelerde de vardır. Tanık olması gerekenler sanık, sanık olarak yargılanması gereken kişilerin tanık olarak yargılaması devam etmektedir. Davut Uçum, konunun uzmanıdır, bir şey açıklayacağını beyan etmişti, teknik bilirkişi olması nedeniyle eğer bu konuda bir hazırlığı varsa bu hususu katılan taraf olarak dinlemek isteriz, orada Kenan Köksal da vardır, birçok usulsüzlüklerin içinde yanlışlar olmuştur, biz bu dosyada maddi gerçeğin dışında başka bir şey istemiyoruz.”
Yavuz, olayın olduğu gün helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar geldiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“80 kilometre kolaltı uçuş olmuş ve 12 kilometre kala anında helikopterin bulunduğu yerde ses hızından yüksek bir hızla uçulmuştur. Helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar vardır, radar kayıtlarında da bu durum görülmektedir, askeri kayıtlar üzerinde keşif yapılmasını talep ettik. NATO yazılımı olduğuna dair belgeleri bize vermediler, bu yazılım alınmadan bu dosyada ilerleme olmaz, bu bölgedeki radar kayıtlarının celbi gerekmektedir. Şarkışla’daki radar kaydı bir ay sonra kapatılmış, kayıtlar da taşınma esnasında kayıp olmuş. Askeri disiplinde böyle bir şey olmaz.”
Sanık Ebubekir Semih Yüksekkaya’nın avukatı Zafer Tınazcı da helikopterin enkazının başına binlerce kişinin gittiği halde sadece orada bulunan 4 askeri personelin suçlandığını öne sürdü.
Müvekkilinin beraat etmesi gerektiğini savunan Tınazcı, “Göksun Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada Argus cihazının olup olmadığına dair ABD’ye yazı yazılmış ancak Argus’un olduğuna dair bir husus yoktur. Skymap cihazının kayıp olduğu belirtilmektedir, Devlet Denetleme Kurulunda bulunan resimde var olan bu cihazın saati 10.30 civarıdır, GPS cihazı küçük bir cihazdır, karların üstünde bu cihazın resmi çekilmiş ve sonrasında kaybolmuştur. Her şeyi toplamakla görevlendirilen bilirkişi heyeti görevini yapmamış ve en iyi ihtimalle görevi suiistimal suçunu oluşturmuştur.” dedi.
Tınazcı, bilirkişi heyetince enkazın başına ilk ulaştıkları zamanın öğleden sonra olarak raporlandığını ancak bazı fotoğrafların tarih ve saatlerinin detaylı incelendiğinde enkaz alanına öğleden önce ulaşıldığının anlaşıldığını sözlerine ekledi.
Duruşma savcısı, kamu adına eksik hususların giderilmesini talep etti.
Mahkeme Başkanı, katılan vekillerin talepleri üzerine duruşmayı 5 Haziran 2024’e erteledi.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, duruşma sonrasında gazetecilere, yıllardır süren davanın bir an önce sonuçlanmasının gerektiğini dile getirdi.
-Dava süreci
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca, BBP’nin kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya FETÖ’nün talimatıyla müdahale ettikleri iddiasıyla 17 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame 25 Aralık 2020’de kabul edilerek, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.
Bu dosya ile Göksun Asliye Ceza Mahkemesindeki helikopterden GPS cihazının sökülmesine ilişkin 10 sanığın yargılandığı dava, sanık ve eylem yönünden bütünlük oluştuğu gerekçesiyle 6 Ocak’ta birleştirilmiş, sanıklardan 7’si her iki dosyada da yer aldığı için 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada sanık sayısı 20’ye çıkmıştı.
Sanıklardan Muharrem Tunç’un vefatı nedeniyle yargılanan sanık sayısı 19 olmuştu.
]]>İstanbul’un Eyüpsultan ilçesinde ilçesinde, kedilere kezzap ve asit döktüğü iddiasıyla yargılanan Murat Özdemir’in 10 buçuk aydan 7 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Murat Özdemir’in İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi avukatları, Halkın Kurtuluş Partisi vekilleri de katıldı.
Hayvan Hakları avukatlarından Umut Yıldız mahkemede söz alarak, “Hayvan Haklarının gündemde olduğu bu dönemde sanığın vahşice, 40’a yakın hayvana zarar verdiği sunduğumuz veteriner hekimce düzenlenen raporda anlaşılıyor. Sanık hakkında caydırıcı ceza verilmesini ve sanığın eylemlerinin birden fazla kez devam ettiği de dikkate alınarak tasarlayarak gerçekleştirdiği sebebiyle üst sınırdan cezalandırılmasını talep ederiz” dedi.
7 YILA KADAR HAPSİ TALEP EDİLDİ
Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan duruşma savcısı sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, ‘Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme’ suçundan 10 buçuk aydan 7 yıla kadar hapsini talep etti.
Mahkeme sanığın ek savunmasını yapması için hakkında zorla getirilmesine karar vererek uruşmayı 8 Mart’a erteledi.
“HAYVANLARA UZANAN O KANLI ELLER YARIN HEPİMİZE YÖNELECEK OLAN ŞİDDETİN HABERCİSİDİR”
Duruşma sonrasında adliye önünde açıklama yapan Hayvan Haklarını Koruma Federasyonu Başkanı Nihal Kasa şunları söyledi:
“Bugün burada birçok yaşam hakkı savunucusu ve toplumun vicdanlı insanlarıyla birlikte Eyüp’te aylarca gözleri oyularak, derisi yüzülerek iç organları parçalanarak bir cani şahıs tarafından kezzap gibi maddelerle canice işkence gören bir kısmı ölen, ölmeyenler de hala acılar içinde kıvranan o zavallı hayvanlar için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bugün bu şahsın en ağır biçimde cezalandırılması umuduyla bu davaya geldik. Şu anda biz toplumun vicdanına sesleniyoruz zaten kamu vicdanı yaralanmıştır. Bu hayvanların acısını, o acı çeken hayvanların yani bazı görsellerde haykırışlarını görüyoruz, hepimizin vicdanını derinden yaraladı. Bugün bu dava ertelendi. Bugün masum hayvanlara uzanan kanlı eller biliniz ki yarın insana, hepimize yönelecek olan şiddetin ön habercisidir.
Ve ben bu şahsın basına verdiği açıklamasından bir cümleyi tekrar etmek istiyorum, ‘Ben o kedileri sevmiyordum. Böyle yaptım. Onları besleyenleri de sevmiyorum. ‘Yani bu açıkça kediyi sevmiyordum, kezzap attım öldürdüm, onları besleyenleri de aynı mantıkla sevmiyorum. Bu işin çok tarafı var. Tabii ki ağır bir cezanın yanı sıra şiddet eylemini de önlenmesi gereklidir.
“HER SERİ KATİLİN GEÇMİŞİNDE BİR HAYVAN DÜŞMANLIĞI VARDIR”
Halkın Kurtuluş Partisi İl Başkanı Pınar Akbina Karaman ise şöyle konuştu:
“Eyüp’te kezzapla katledilen canlarımızın davasıydı. Daha geçen hafta canice katledilen Eros gündemdeydi. Yargımız da iktidarın hukuk bürolarına dönüşmüş durumda. Ama biz mücadele edeceğiz. Ne yazık ki bu tür davalarda kamuoyu baskısı etkisiyle verilirse bir karar veriliyor. Dolayısıyla bizler bu davanın da sonuna kadar takipçisi olacağız. ve yasal düzenlemeler yeterli değil. Bakın bilim insanları ne diyor? Davada da söyledik. Profesör Doktor Sevil Atasoy diyor ki, ‘Her seri katilin geçmişinde bir hayvan düşmanlığı, bir hayvan katliamı vardır. İşte bu davalarda gereken cezalar verilmezse, katiller dolaşacak aramızda. Dolaşıyor da. Yeterli cezayı almadıkları için.”
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bir dizi ziyaretler için Zonguldak’ın Alaplı ilçesine gitti. Burada açıklamalarda bulunan Bakan Tunç, olağanüstü hal çerçevesinde 2016 yılından itibaren 4006 hakim ve savcının meslekten ihraç edildiğini hatırlatarak, “Bunlardan dava açanlardan 387’sinin mesleğe iadesine karar verdi Danıştay. Bu karar gereğince de mesleklerine geri dönmüş oldular. Tabii burada özellikle temyiz süreci, Danıştay İdari Dava Dairelerinde devam eden dosyalar da söz konusu. İlk derece olarak Danıştay’da devam eden ilgili dairede devam eden de 64 dosya var. Bin 286’sının da temyizi devam ediyor. Dava açılan dosyalarla alakalı olarak Hakimler ve Savcılar Kurulu özellikle iadesine karar verilmiş olan 387 davayla ilgili olarak da itirazları o zaman içerisinde yapılmış, temyiz süreçleri sağlanmıştı. Temyizde devam eden kesinleşmeyen dosyalarda söz konusu. Şimdi tabii bu 387 iade kararı sonrasında da yani yaklaşık 2021, 2022 ve 2023 yıllarını kapsayan dönemlerde bu kararlar verilmişti. Şimdi bu kararın neticesinde mesleklerine geri dönen 387 isimle alakalı olarak Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) olarak biz yeniden bir inceleme başlattık ve bu inceleme neticesinde de yeniden bu dosyalar incelenecek. Bir hatalı karar olmamasına özen gösteriliyor” dedi.
FETÖ ile mücadeledeki kararlılıktan hiçbir zaman taviz verilmeyeceğini ifade eden Tunç, “Çünkü bu bizim kırmızı çizgimiz. Tüm terör örgütleriyle mücadelemizi sürdürdüğümüz gibi özellikle FETÖ’nün devlet kurumlarından özellikle yargı, emniyet gibi bu noktalarda özellikle bu hassasiyetin korunmasını istiyoruz. Cumhurbaşkanımız da sorular üzerine Danıştay kararıyla ilgili olarak gerekli açıklamaları yapmıştı ve Hakimler ve Savcılar Kurulumuz da bu dosyalarla ilgili olarak yeniden inceleme başlattı . Bu inceleme neticesinde eğer bir soruşturmaya dönüşecek olan dosyalar varsa yine bunun kararını verecek olan tabii ki Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kuruludur ve ilgili dairesidir. Teftiş kurulunun incelemeleri neticesinde bu süreci hep beraber takip ediyoruz” diye konuştu.
“Temennimiz bir an önce o canlara ulaşılması”
Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen maden kazası ile ilgili değerlendirmede bulunan Tunç, şunları söyledi: “Erzincan’daki maden kazası hepimizi derinden sarstı. Şuanda 9 canımızı enkaz altından kurtarma çalışmaları devletimizin ilgili kurum ve kuruluşları tarafından devam ediyor. Temennimiz bir an önce o canlara ulaşılması. Tabii kazada kimin kusuru var, bu kazanın nedenleri nedir, hemen bir adli soruşturma başlatmıştık. Çalışma Bakanlığımız ve diğer Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız kendi idari soruşturmalarını başlattıkları gibi özellikle bu kazaya neden olan sebepler ve kimlerin bunda kusuru varsa ortaya çıkarılması anlamında adli soruşturma Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda İliç Cumhuriyet Başsavcılığımızca görevlendirilen 4 savcımız soruşturmayı başlatmışlardı ve 8 bilirkişi görevlendirildi.”
“Kimlerin sorumluluğu varsa yargı huzurunda hesabını vereceklerdir”
Bilirkişinin hazırladığı rapor neticesinde 8 gözaltının yapıldığını hatırlatan Tunç, “Şirketin yabancı firmanın başkan yardımcısı olarak görev yapan şahsın da aralarında bulunduğu, orada saha sorumlusu ve oradaki operasyonlardan görevli iş güvenliğinden sorumlu şirket firma yetkilileriyle ilgili olarak da 8 gözaltı vardı. Bu 8 kişi ön kusur durum raporuna göre savcılığa ve ardından sorguya sevk edildiler. 6’sı hakkında tutuklama kararı verildi. İkisi hakkında da adli kontrol kararı verildi. Burada tabii süreci hep beraber takip ediyoruz. Bu kaza hepimizi derinden üzdü. Erzincanlı hemşerilerimizi derinden sarstı. Bu tür kazaların bir daha meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınması noktasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Meclis Araştırma Komisyonu da kuruldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama olarak bir taraftan onlar araştıracak diğer taraftan yargımız soruşturmayı titizlikle takip ediyoruz. Bilirkişiler de incelemelerine devam ediyorlar ve bu süreç içerisinde kimlerin sorumluluğu varsa bu faciayı kim sebep olmuşsa tabii ki elbette ki yargı huzurunda hesabını vereceklerdir. Tabii ki temennimiz 9 canımızın bir an önce toprak altından çıkarılması. Bütün dileğimiz onların kavuşmak” şeklinde konuştu.
Yargı paketi hakkında da bilgi veren Tunç, “Adalet Bakanlığı olarak yargının hızlandırılması, vatandaşlarımızın yargı hizmetlerinden daha etkin bir şekilde yararlanabilmesi anlamında gerek bu uygulamayla ilgili olarak gerekse de mevzuatla ilgili olarak iyileştirmelerimizi yapmaya devam ediyoruz. Daha önce yargı reformu strateji belgesi kapsamında 7 tane yargı paketi önceki yasama döneminde hayata geçirilmişti. Bu da onun devamı. Sekizinci yargı paketi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. Önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşmelerine başlanacak. Burada yargıyı hızlandıracak, yargı hizmetlerinin etkinliğini arttıracak, hak arama hürriyetini daha da güçlendirecek. Kişisel verilerin ve özel hayatın korunmasına yönelik önemli düzenlemeler var. Yaklaşık 70 maddeden oluşan bir pakettir. İçerisinde önemli hususlar var. Özellikle yargıyla ilgilendiren önemli hususlar var” ifadelerini kullandı.
“Biliyorsunuz kanun yollarında belli süreler vardır” diyen Bakan Tunç, “İşte her davada süre farklıdır. Bazı davalarda temyiz süresi 8, bazı davalarda 7, bazılarında 15 gündür. Dolayısıyla bu da bir karışıklığa neden oluyor. Yani özellikle hem avukatların takibi açısından hem vatandaşlarımızın takibi açısından temyiz sürelerini itiraz sürelerini kaçırmaları acaba o davada kaç gündü tartışmalarını o karışıklıkları sona erdirecek bir madde düzenlememiz var. Bütün davalarda temyiz itiraz ve istinaf süreçlerinde kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde itiraz ya da temyiz yoluna başvurulabilecek. Bu ortadaki karışıklığı, hak kayıplarının önüne geçilecek bir düzenleme. Bunun yanı sıra tabii kişisel verilerin korunmasıyla ilgili özel hayatın korunmasıyla ilgili bir düzenleme var. Biliyorsunuz küresel şirketler artık tabii müşterilerinin kimlik bilgilerini alarak işlemler yapıyorlar. Bunlar tabii yurt dışı kaynaklı şirketler de olabiliyor. Burada vatandaşlarımızın özellikle kişisel verilerinin korunması anlamında birtakım güvencelere ihtiyaç duyuluyordu. Bu güvenceleri ortaya koyan, kişi özel nitelikteki kişisel verilerin korunmasını daha etkin sağlayabilecek madde düzenlemeleri var. Yine Anayasa Mahkemesi’nin süreç içerisinde İptal ettiği hususlar var. Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işleyen kişilerin cezalandırılmasına yönelik maddede Anayasa Mahkemesi kanunilik ilkesi açısından maddeyi iptal etmişti. Burada tabii ki bizim terörle mücadeledeki kararlılığımızdan taviz vermemiz mümkün değil. Hem Anayasa Mahkemesi kararının gerekçelerini dikkate alarak hem de terör örgütü üyesi olmamakla beraber terör örgütü adına suç işleyen kişilerin cezasız kalmaması anlamında onların özellikle ceza kanununda belli bir ceza terör örgütü üyeliğinin cezasını sağlayacak şekilde bir düzenleme yapıyoruz. Bu da terörle mücadeledeki kararlılığımızı ortaya koyan önemli bir düzenleme” ifadelerine yer verdi.
Uzun yargılamalardan dolayı Anayasa Mahkemesi’nin önüne giden çok sayıda dosyanın bulunduğunu aktaran Tunç, “Tabii bizim hedefimiz uzun yargılamaları ortadan kaldırmak, özellikle vatandaşlarımızın adil yargılanma hakkı bakımından yargıyı daha da hızlandıracak, daha etkinliğini artıracak düzenlemeleri de hayata geçiriyoruz. Vatandaşlarımızın uzun yargılamalardan dolayı Anayasa Mahkemesi’ne başvurması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurmadan önce bir ara mekanizma dediğimiz Adalet Bakanlığı bünyesinde Tazminat Komisyonuna başvurup, hakkını orada öncelikle arayabilmesi anlamında. Tabi o karara karşı da eğer tatmin olmuyorsa Anayasa Mahkemesi yolu yine açık. Yine Ağır Ceza Mahkemelerimizin vermiş olduğu kararlar vardı. Özellikle soruşturmadaki koruma tedbirleri bakımından hak ihlalinde bulunduğunu iddia edenler Ağır Ceza Mahkemesine başvuruyorlardı. Maddi manevi tazminat için. Burada da yine Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonuna başvurma imkanını getiriyoruz. Burada hükmün açıklanmasının geri bırakılması diye bir müessese var ceza hukukumuzda. Anayasa Mahkemesi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili olarak bir itiraz yolunun olmaması, bir kanun yolunun olmaması nedeniyle bir İptal kararı vermişti. Bununla ilgili de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının istinaf kanun yolunu açarak burada da hak arama yolunu genişletme noktasındaki düzenlemeler içeriyor bu pakette” dedi. – ZONGULDAK
]]>5 yıl önce sevgiyi büyütmek için yola çıktığını, çekişmeden ve kavgadan uzak kaldıklarını belirten Başkan Güler, ‘Düşünen Üreten Yarışan Ordu’ ilkesi ile yoğun bir çalışma sergilediklerini ve özellikle 2 bin 150 km yol ve 1800 km su yatırımlarında Cumhuriyet tarihinin tüm rekorlarını kırdıklarını kaydetti. Başkan Güler, bu başarıya 250 yeni iş makinesi aldıklarını, kendi asfalt plent tesisi ve beton santralleri ile taş ocakları kurarak ulaştıklarını ifade etti. Güler ayrıca yıllardır gündem olan çöp sorununu çözdüklerini hatta çöpten enerji üretecek seviyeye geldiklerini vurguladı.
“Tarımsız kalkınma olmaz”
AK Parti’nin 2024 Yerel Seçim Beyannamesi’ndeki 8 konu başlığının Ordu’da 5 yıldır uygulanan projelerle aynı olduğuna dikkat çeken Başkan Güler, “Biz o 8 maddeyi zaten kendiliğimizden yapmıştık. Bizimki yenilikçi, vizyoner bir belediyecilik. Bizim belediyeciliğimiz 5 yıl önce başlamadı. 1994 yılından beri Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber çalıştık. Yaptığımız şeylerde bazen anlaşılmakta zorluk çekiliyor. Tavuk şu bu deniliyor ama tarımsız kalkınma olmaz. Yaptığımız çalışmalarla en küçük büyükşehir olmamıza rağmen en büyük büyükşehirle mukayese ediliyoruz. Bu hoş bir karşılaştırma” diye konuştu.
Borç tartışmalarına noktayı koydu
Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin borcu ile ilgili tartışmalara nokta koyan Başkan Güler, geçtiğimiz günlerde yapılan meclis toplantısında plan bütçe komisyonunun borç miktarlarını açıkladığını ve konunun kapandığını vurguladı. Başkan Güler, “Bakın biz kimseyle yarışmıyoruz, kendimiz ile yarışıyoruz. Biz boş işlerle uğramıyoruz. Yanlış çoktur, doğru birdir. Tek bir doğru varken niye yanlışların doğru olduğunu ispat edelim.700’den fazla iş yaptık. Bütçe meydanda. Ben bu tür iddialara mecbur kaldıkça cevap veriyorum, yoksa onun dışında cevap vermiyorum. Boş işlerle uğraşmanın alemi yok. Tartışmayla vakit geçirecek zamanımız yok. Meclisin hem kendi denetimi var hem de Sayıştay tarafından denetliyoruz. Dolayısıyla her şey açık ortada. Plan bütçe komisyonumuzun başkanı gerek açıklamaları yaptı. Biz borç ödüyoruz, aynı zamanda borçlarımızı azalttık ve varlıklarımızı da ortaya koyduğumuz zaman 1,5 milyarlık kazancımız var” ifadelerini kullandı.
“Belde Evler’i yıkmasaydık emsal oluşturacaktı”
Altınordu Kirazlimanı Mahallesi’nde denizin kara ile birleştiği noktada daha önce yıkımı gerçekleştirilen ve yerine halkın yararlandığı sosyal tesisler inşa edilen Belde Evler alanıyla ilgili açıklamada bulunan Başkan Güler, “Benden önceki dönemi bahsetmek istemiyorum. Belde Evleri yıkmasaydık, 110 km sahili olan Ordu’da buna göz yumsaydım Altınordu’da emsal oluşturulurdu. Bütün sahili yüksek binalarla kapatacaktık. Şimdi Kirazlimanı’nda bütün Ordu’ya örneği olmayan bir tesis kazandırıyoruz” açıklamasında bulundu.
“Maliyetin altında su satışı yapıyoruz”
Su fiyatlarıyla ilgili bilgilendirmede bulunan Başkan Güler, “Su fiyatları konusunda 30 büyükşehir arasında 17. sıradayız. Bir metreküpün maliyeti bize 41 liraya mal olmasına rağmen Ordu il genelinde 772 mahallede 492 yerleşim ünitesine mesken abonelerine yüzde 80 indirimli su satışı yapılıyor. Sahilde bulunan 5 ilçemizdeki mesken abonelerine yüzde 47 indirimli, diğer 14 ilçemizdeki abonelerimize ise yüzde 60 indirimli su satışı yapılıyor. Yani maliyetinin çok altında satıyoruz. Su temel bir sorun. Keşke mümkün olsa da parasız yapsak. Ama maliyeti var. Biz göreve geldiğimizde suyun yüzde 56’sını kaybediyorduk. Biz bunu 35’e düşürdük. Sadece 1800 km su hattı yaptık” şeklinde konuştu.
“Bizim davamız pazara kadar değil, mezara kadar”
AK Parti’den aday gösterilmeyenlerin istifasını da değerlendiren Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, şöyle konuştu:
“Bu bir dava. Davanın dünü bugün makamı, koltuğu asla olmaz. Herhangi bir karşılığı asla olmaz. Hayatın sizi nereye atacağı belli olmaz. Bazen bir duvarın dibine de atabilir bazen de duvarın üstüne çıkartabilir. Biz dava bilinci ile hareket ediyoruz. Biz bu davanın en başından en sonuna kadar yer aldık. Baktığınız zaman herkes bir şey olmaya çalışıyor. Ama doğrusu bir şey yapmaktır. Zaten onu yaptığınız zaman, doğal olarak olmuş oluyorsunuz. Bunun bilincinde olmayanlar sabun köpüğü gibi değişebilir. Dediğiniz olmazsa başka bir yere geçersiniz. Yani dava bilinci çok köklü bir şeydir. Herkes bu bilince sahip olmaz”
“Bizim hedefe kitlendik”
Ordu’da 31 Mart Yerel Seçimlerinde hedefe kitlendiklerinin altını çizen Başkan Hilmi Güler, açıklamasında şunları söyledi:
“Bizim bütün amacımız daima sonuca kitlenmek. Onun için tüm ekip arkadaşlarımız ile hedefe kilitlendik. Yaptığımız çalışmaları inançla, dava ruhu ile gönüllere girerek yapıyoruz. Zaten yapmış olduğumuz bu çalışmaları ve üretilen projeleri vatandaşlarımız gördüğü için dün olduğu gibi bugünde tercihi değişmiyor. Biz eserlerimiz ile gereken cevabı zaten veriyoruz. Onun için halkımız da bunu bildiği için 20 yıldır tercihi değişmedi.”
“Biz hızımızı muhalefetin hızına göre yükseltiyoruz”
31 Mart Yerel Seçimlerinde Ordu’da Cumhur İttifakı olarak sahada çalışmalar yaptıklarının altını da çizen Başkan Güler, “Biz hızımızı muhalefetin hızına göre ayarlıyoruz” dedi.
Başkan Hilmi Güler, açıklamalarında şu bilgilere yer verdi:
“Bir Kızılderili atasözü derki; ‘Tanrım, düşmanımı güçlü kıl ki, zaferlerden şeref duyayım’. Bizim için muhalefet güçlü olursa, ondan memnun oluruz. Çünkü ona göre biz vitesimizi daha da yukarıya çıkartırız. Zaten kendimiz ile yarışıyoruz. Şu ana kadar zaten Ordu’da büyük bir hızla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Muhalefetin biraz dişli olması bizim çalışmalarımızın daha heyecanlı olmasını sağlar. Ordu’da biz Cumhur İttifakı olarak gayet verimli ve iş birliği içerisinde çalışmalarımızı yürütüyoruz.”
“Türkiye’de beka sorunu önemli”
15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası oluşan Cumhur İttifakı birlikteliği gelecek adına önemli bir birliktelik, olduğunun altını çizen Başkan Güler, şöyle devam etti:
“Türkiye’de beka sorunu önemli. Bakınız 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ortaya çıkan bu birliktelik ile Türkiye daha güçlü bir yapıya kavuştu. Bu hem ülkemiz için hem de yarınlarımız için çok önemli bir birlikteliktir. Burada seçimin A ya da B’nin kazanması değil, Beka sorunu çok önemlidir. Bunun içinde bizim çok güçlü olmamız gereklidir. Enerji, gıda, teknoloji ve yazılımda hep öne çıkacak hamlelerimiz olması gerekir. Bakınız biz göreve başladıktan sonra kurduğumuz şirketlerle aslında bunun yerel yansımasını yaptık. Bu bakımdan Ordu yerelde aslında çok güçlü bir şehirdir. Baktığınız zaman Ordu aslında Türkiye’nin yerele yansımasıdır. Bizim aslında şuan ki neslimiz Z kuşağı nesli değil. Bizim neslimiz, TEKNOFEST kuşağıdır.”
“Yeni yüzyıl Ordu’nun yüzyılı olacak”
Dolu dolu geçen canlı yayında Fatma Meltem Naz’ın sorularını içtenlikle cevaplayan Başkan Güler, “Yeni yüzyıl Ordu’nun yüzyılı olacak. Daha önce karanlık içerisinde olan ilçeler şimdi aydınlık içerisinde birçok ilçemizde sokaklar karanlık ve kötü durumdaydı. Biz göreve geldikten sonra bu ilçelerimizde çalışmalara başladık. Önce alt sonra da üstyapı çalışmalarını tamamladık. İlçelerimiz ışıl ışıl oldu. Şimdi bu ilçelerimize doğalgazı getireceğiz. Belediyecilik budur. Bunları kendi imkanlarımız ile yapıyoruz. Paramız da var. Çok zengin de bir belediyeyeyiz. Bunlar haricinde yeni kaynaklar da oluşturduk. Yeni arsalar üretiyoruz. Teknolojide üretiyoruz. Önemli çalışmalar yapıyoruz. Ürettiğimiz bu teknolojiyi de il dışına satıyoruz” dedi.
“Ordu’yu bölge bölge ayırdık”
Yeni dönemde Ordu’ya yapılacak çalışmalardan da bahseden Başkan Güler, “Yeni dönemde Ordu adeta üretim noktası olacak. Ordu’nun yüksek ilçelerine organize sanayi bölgeleri kuracağız. Mesudiye ilçemizde Hayvan Organize Sanayi Bölgesi kurulacak. Akkuş ilçemizde Ahşap Organize Sanayi Bölgesi olacak. Aybastı ilçemiz Peynir ve Süt Ürünleri Bölgesi olacak. Alt ilçeler zaten teknoloji ağırlıklı olacak” diye konuştu.
“Altınordu rıhtım uzatılacak”
Altınordu ilçesinde bulunan rıhtımın yeni dönemde uzatılarak kruvaziyer turizmi için hazırlanacağının altını çizen başkan Güler, “Rıhtımda çalışmalarımız tamamlandı. Yeni dönemde burada hızlı bir çalışma yaparak limanı büyütüp kruvaziyer turizmi için gerekli olan tüm çalışmayı yapacağız. Şuan Ünye Limanı’nda bu çalışmaları yaptık. Ordu’daki limanda da bunları yapacağız. Bu hem şehrimiz için hem de gelecek için önemli bir yatırım olacak” şeklinde konuştu.
“Otopark meselesine el atıyoruz”
Yeni dönemde otopark sorununu mutlaka halledeceklerini kaydeden Güler, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Otoparkta rahatlık sağlayacak şekilde özel çalışmalarımız var. Örneğin millet bahçesinin altına 2000 araçlık otopark yapacağız. Daha önceki projede 416 araçlıktı. Bunu durdurarak 2000’e çıkarttık. Burası aynı zamanda sığınak olacak. Diğer taraftan Millet Düzü dediğimiz Çarşamba Pazarı altına yine otopark yapılacak. En önemli sürpriz proje ise Altınordu sahil yoluna battı çıktı yapacağız. Oradaki deniz manzaralı otoparkı Çarşamba Pazarı’nın altına alacağız. O alan müthiş bir meydan olacak. Projesi bitti. Seçimden sonra hemen çalışmalara başlıyoruz.” – ORDU
]]>Madımak Oteli’ndeki olaylarda hayatını kaybedenlerin yakınları, 2014’te Yüksek Mahkemeye bireysel başvuruda bulunarak, Sivas’ta yaşanan olaylar üzerine başlatılan yargısal sürecin etkili bir biçimde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ve toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının ihlal edildiğini öne sürdü.
Başvuruda, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması istendi.
Başvuruyu bugünkü Genel Kurul gündeminde ele alan Anayasa Mahkemesi heyeti, “zamanaşımına” karşı yapılan itirazlarla ilgili ek rapor alınmasına karar verdi.
Başvuru, ek rapor hazırlandıktan sonra Yüksek Mahkemece yeniden gündeme alınacak.
Sivas olayları davası
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen şenlikler sırasında Madımak Oteli’nin yakılması nedeniyle aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi, 2 otel çalışanı ve 2 gösterici öldü.
Olaydan sonra 124 kişi hakkında “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla açılan davalar, güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı.
Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak olayda yazar Aziz Nesin’in tahriki gerekçe gösterilerek cezalar 15 yıla indirildi.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise olayların, “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.
DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti.
Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu.
Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.
Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu.
Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.
Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava, ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.
Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.
Sivas ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı zamanaşımından düşürdü.
2014’teki bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurul’da 15 Şubat’ta görüşülmesini kararlaştırmıştı.
]]>Mahmut Asmalı, Genç MÜSİAD tarafından “Global Harmony” temasıyla düzenlenen 8. Uluslararası Genç İş Adamları Kongresi’nde (UGiK) yaptığı konuşmada, iki yılda bir düzenlenen kongrenin, 2008’den bu yana çok istikrarlı bir şekilde gerçekleştirildiğini kaydederek, kongrenin Türkiye’nin en önemli etkinliklerinin başında geldiğini söyledi.
Yerli ve yabancı akademisyenler ile çok değerli iş insanlarının tecrübelerini paylaştığı kongrenin; gençlere, üniversite öğrencilerine, aile şirketlerinin yeni nesil üyelerine ve iş dünyasında yola yeni çıkmış girişimcilere de rehberlik etmeyi amaçladığını anlatan Asmalı, üzerinden 1 yıl geçen Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenleri ve yakınlarını andı.
Asmalı, “2023 yılı, böylesine büyük bir acıyla boynumuzu büktü. Yıl boyu kederliydik, hüzünlüydük ama hiç durmadan çalışmaya, gayret etmeye ve depremzede insanlarımızın ihtiyaçlarına gücümüz nispetinde yardımcı olmaya çabaladık. Bu çabalardan birisi de dün Kızılay ile birlikte gerçekleştirdiğimiz kütüphane ve mescit açılışlarımızdı. Aynı şekilde, bölgede bir sağlık ocağının temelini atıp, onu da inşallah çok kısa zamanda bölge insanının hizmetine sunmuş olacağız.” diye konuştu.
“Yahudi iş adamları ile yapılan ticareti etik bulmuyoruz”
Mahmut Asmalı, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarından bahsederek, kısa süre önce MÜSİAD ve Kızılay işbirliğiyle İsrail terörüne karşı direnen Filistinliler için Gıda Kolisi Yardım Kampanyası düzenlediklerini, zulüm gören Müslümanlara biraz da olsa destek olmanın herkesin boynunun borcu olduğunu ifade etti.
MÜSİAD olarak, Türkiye’de ve Filistin başta olmak üzere Müslüman dünyasında imkanları ölçüsünde çeşitli yardım faaliyetleri gerçekleştirdiklerini dile getiren Asmalı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fakat son zamanlarda görüyoruz ki yaptığımız tüm yardımları veya kampanyaları karalama yönünde birtakım çabalar var. Dolayısıyla, MÜSİAD ve üyelerini töhmet altında bırakan çeşitli söylemler ortaya çıkıyor. ‘Üyelerimizin İsrail devletiyle 7 Ekim’den bu yana ticaretini artırdıklarına ve orada bu zulüm yaşanırken para peşinde koştuklarına’ dair iddialar var. Filistin’de 10 milyona yakın, Yahudi işgali altında yaşayan Filistinli kardeşlerimiz var, dolayısıyla oradaki bütün yardım gemileri, ihtiyaçlar tamamen Filistin’in kontrolünde bölgeye giriyor, Filistinli tüccarlar orada iş yapmaya, oradaki halkın ihtiyaçlarını gidermeye devam ediyor. Oraya yapılan her ihracat Yahudi iş adamları ile yapılıyor anlamına gelmez. Bunun yanında bizler MÜSİAD olarak Yahudi iş adamları ile yapılan ticareti etik bulmadığımızı, bunu yapan iş adamlarımız varsa bunlara katılmadığımızı bir kez daha ifade ediyorum. Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin davası bizim kırmızı çizgimizdir, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ülkemizdeki samimi ve iyi niyetli gençleri Filistin davasına sahip çıkmaya teşvik ediyor, bu yolda destekliyoruz. “
“Genç MÜSİAD, aynı zamanda MÜSİAD’ımızın geleceğinin de teminatıdır”
Genel Başkan Asmalı, MÜSİAD’ın geleceğinin teminatı olan Genç MÜSİAD’ın, kurulduğu 2002 yılından bugüne dek yaptığı çalışmalarla, düzenlediği etkinliklerle ve kapsamlı faaliyetlerle her zaman vizyoner bir bakışa sahip olduğunu anlattı.
Bugün 8’incisi yapılan Uluslararası Genç İş İnsanları Kongresi’nin de bu öncü ve vizyoner adımların en güçlülerinden olduğunu dile getiren Asmalı, şunları kaydetti:
“Bu yıl, ‘Küresel Uyum’ temasıyla iş insanlarını, girişimcileri ve karar vericileri bir araya getiren kongremiz, inşallah ilerleyen dönemlerdeki iş yapış biçimlerimizi de etkileyecek ve bizleri işbirliği, uyum ve istişare zemininde bir araya getirecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde hazırlanan ‘Türkiye Yüzyılı’ başlıklı yol haritamız, eğitimden ticarete, bilimden spora kadar her alanda, manevi değerlerine bağlı, ne istediğini bilen, azimli ve çalışkan gençlerimize de yol gösterecektir. ve ben inanıyorum ki Genç MÜSİAD’ımız, bu vizyonla son derece uyumlu, etki değeri yüksek, öncü çalışmalar yapmaya devam edecektir. Genç MÜSİAD’ın bu dönem başlattığı Ticari Diplomasi Atölyesi de takdire şayan bir proje olarak dikkatimizi çekiyor. Adeta bir girişimcilik merkezi gibi çalışan Genç MÜSİAD’ımız sektöre yeni ticari diplomasi uzmanları katmak için beşeri sermayeye katkıda bulunacak kaliteli çalışmalar yapıyor.”
Mahmut Asmalı, bu vizyonla düzenlenen UGİK’in “Türkiye Yüzyılı” vizyonu için görev alacak gençleri şimdiden hazırlamayı hedeflediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“MÜSİAD, ana kadememiz ve gençlerimizle birlikte, bu büyük Türkiye yürüyüşü için, büyük dava yürüyüşümüz için şimdiden kollarını sıvıyor ve kendi yolunu açıyor. Çünkü bildiğiniz gibi, bizim davamız, ülkemizi ve milletimizi ihya etme davası. Bizim davamız, ülkemiz için bir olma, birlik olma ve beraber olma davası. Bizim davamız, kutlu bir davadır ve Hakkın rızasını kazanmaktır tek gayemiz. Bu davaya omuz veren, destek olan her bir MÜSİAD sevdalısı, aynı zamanda ülkemizin ve ümmetimizin kalkınmasına ve gelişmesine de büyük destek vermektedir. MÜSİAD bugünlere inançla, dava aşkıyla ve sabırla geldi. Allah’ın izniyle geleceği de çok çalışarak, azimle ve kararlılıkla birlikte şekillendireceğiz. Bir ve birlikte olarak kardan aydınlık gelecekler için çalışacağız.”
]]>Alpu Belediyesi’nde çalışan Süreyya Naldemir, kendisi gibi belediyede çalışan babasına uygulanan mobbing ve iş yerinin değiştirme kararına itiraz etti. 2023 yılının Temmuz ayında emekli olan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabii ve engelli olduğunu iddia ettiği babasının yeri değiştirilerek ilçeden uzak bir mahallede belediyeye ait bir koyun çiftliğinin bekçisi tayin edildiği için duruma itiraz eden Süreyya Naldemir, yine iddiasına göre kendisinin ödenmemiş geçmiş dönem maaşlarını da icra yoluyla almaya çalıştı. İcra yolunu kullanması üzerine Naldemir, iddiasına göre Alpu Belediye Başkanı’nın özel kalemi, kendisini işten çıkarmak ile tehdit etti. Bir süre sonra ise işten çıkarılan Süreyya Naldemir, belediyeye dava açtı. Mahkeme tarafından işe dönmesine hükmedilen Naldemir, karara rağmen işine geri dönemediğini belirtti.
“Beni işten çıkarttılar, babamı farklı yerlere sürdüler”
Babasına uygulanan mobbing ve belediyeden alacaklarını alma yöntemi hakkında Süreyya Naldemir, “Babama, mobbing uygulamalarından ve farklı yerlere sürdüklerinden dolayı babam hakkını savunamadığı için, ben babamı savundum. Bunun sonrasında beni işten çıkarmakla tehdit ettiler. Daha sonrasında geçmiş dönemde maaş alacaklarım varken, ben bunu haciz işlemine koyduğum için Alpu Belediye Başkanı’nın özel kalemi tarafından, ‘neden haciz işlemine koydun’ diye tehdit edildim. Sonrasında icra çekmediğimden dolayı beni işten sorgusuz sualsiz çıkardılar. Alpu Belediye Başkanı Gürbüz Güller, beni işten çıkardı. Arabuluculuk devreye girdiği zaman da ‘Ne biz onu işe alırız ne de haklarını veririz’ gibi ithamda bulunuldu. Ben de dava açmak zorunda kaldım. Dava açtıktan sonra bir buçuk yıl gibi bir süre oldu. Sonunda davayı kazandım. Ama hala işe geri alınmadım. Babam hiçbir sorun yaşamadı, emeklilik süresi dolduğu için yaşından dolayı çalışma hakkı vardı. Bizde babam durumunu hep arz ettiğinde işte farklı yerlere gitmemesi gerektiğinde babam Bu arada devlet memuru engelli olduğu için ben babamı savunduğumdan dolayı böyle oldu babam gibi diğer 9 insanın hakkında bir şey yapmadılar sırf babamla uğraştılar. Beni işten çıkarttılar, babamı farklı yerlere sürdüler. Bu farklı sürüldüğü yerlerde çoban bekçiliği farklı farklı işlere görevlendirildi. Babam devlet memuru 657’ye tabiydi ama şu an babam zaten temmuz ayından itibaren 2023 yılı temmuz ayından itibaren emekli oldu. Bunların Fevziye Mahallesi’nde koyunların olduğu bir çiftlik var. Büyükşehir Belediyesi’ne ait yere gece bekçisi olarak görevlendirdiler. Taşeron işçi olarak çalışıyordum. Farklı farklı işlere zaten beni de oralara sürüyorlardı, mobbing uyguluyorlardı” dedi.
“Mahkemeyi kazandım hala beni işe almıyorlar”
Süreyya Naldemir konuşmasına şöyle devam etti:
“Ben en son olayda babamı Bozan Mahallesi’ne gündüz bekçisi olarak görevlendirdiler. Babam en son savunmaya girdiğim zaman özel kalem tarafından, ‘fazla uzatma işte başkan böyle uygun görüyor. Babanı Han gibi bir yerlere sürgün göndeririz’ gibi laflar etmişlerdi. Bu yüzden, ben de eski alacaklarımdan dolayı, haciz işlemi başlattığımdan dolayı, ‘Sen haciz işlemini geri almazsan seni işten çıkarırız’ gibi ithamlarda bulundular. Ben de onlara ‘Beni çıkarmanızda bir gerekçe yok. Ne gösterip de beni işten çıkaracaksınız’ dediğim zaman, ‘Bize çalışan adama gerek yok’ diye ithamda bulundular ve beni o zaman çıkarttılar. İşten çıkarılmamla alakalı dava açtım. Dava sonucunda mahkemeyi kazandım. 25 Ocak tarihinde en son ihtar sürecim vardı. İhtar sürecim dolduktan sonra hala beni işe almıyorlar. Ben görevime geri dönmek istiyorum.” – ESKİŞEHİR
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkında açılan davayı eleştirerek, “ Dünya tersine döndü. Soykırıma karşı mücadele eden İsrail soykırımla suçlanıyor” dedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından 29 Aralık’ta açılan davanın ilk duruşması dün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı.
Duruşmanın ilk gününde, İsrail’i, Gazze’deki Filistin halkına soykırım yapmakla suçlayan Güney Afrika, bu konudaki iddialarını sözlü olarak mahkemeye sundu.
Güney Afrika öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarını derhal durdurması için, uluslararası mahkemenin ihtiyati tedbir kararı almasını talep etti.
Lahey’deki Adalet Sarayı’nda bugün ikincisi yapılacak duruşmada İsrail, soykırım iddialarına yanıt verecek.
Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak başkanlığındaki İsrail heyeti, soykırım suçlamasına karşı tezlerini sunarak, mahkeme heyetini ikna etmeye çalışacak.
İsrail Başbakanı Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkındaki iddiaları reddetti, İsrail’in Hamas’a karşı kendini savunma hakkını elinde tutacağını söyledi.
“Teröristlerle ve yalanlarla savaştıklarını” savunan Netanyahu, Hamas’ı “insanlığa karşı suç işleyen cani teröristler” olarak tanımladı.
İsrail Başbakanı, Güney Afrika’yı da “ikiyüzlülükle” suçladı.
Netanyahu’ya göre, Suriye ve Yemen’de milyonlarca insan Hamas’ın ortakları tarafından öldürülürken ya da yerlerinden edilirken Güney Afrika bunu görmezden geldi.
Bugün mahkemeden hangi kararlar çıkabilir?
İsrail’in bugün yapacağı savunmanın ardından Uluslararası Adalet Divanı, Tel Aviv yönetiminin Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmasına dair taleple ilgili karar verecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki tüm askerleri faaliyetlerinin durdurulması için ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor.
Uluslararası Adalet Divanı, aynı zamanda Güney Afrika’nın soykırım iddiaları ile ilgili davanın esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine de karar verecek.
Bu İsrail açısından büyük önem taşıyan bir karar. Çünkü, soykırım ya da diğer suçlamalar konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na yalnızca bir kez başvuru yapılabiliyor.
Eğer Güney Afrika, Gazze’de soykırım yapıldığına ilişkin yeterince kanıt sunmazsa, İsrail bir daha soykırımla suçlanamayacak.
Dava İsrail’i nasıl etkileyecek?
Mahkeme, Güney Afrika’nın iddialarını yeterli bularak davayı esastan görüşmeyi kabul ederse, bu İsrail açısından uluslararası arenada büyük bir prestij kaybı olacak.
Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nden Soykırım Hukuku uzmanı Prof. Dr. Larissa van den Herik’e göre, İsrail’in uluslararası itibarı tehlikede.
Van den Herik, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, mahkemenin vereceği mahkumiyet kararının, İsrail’i daha da yalnızlaştıracağını söyledi.
Güney Afrika’nın açtığı davayı, İsrail için çok büyük bir başarısızlık olarak değerlendiren Hollandalı profesör, bu nedenle İsrail’in zararı sınırlamak için elinden geleni yapacağını söyledi.
İsrail’in bugünkü duruşmada, “kendi halkını Hamas’ın saldırılarına karşı koruma yükümlülüğüne” vurgu yapması bekleniyor.
Ancak Prof. Dr. van den Herik, bunun, her türlü şiddet için bir gerekçe olamayacağına dikkati çekerek, “Meşru müdafaa hakkı sınırsız değil. Bu her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor” dedi.
Güney Afrika’ya ikiyüzlülük’ suçlaması
Amsterdam Üniversitesi’nden uluslararası hukuk siyaseti profesörü Geert-Jan Knoops ise, Güney Afrika’nın iddialarının, hukuki olarak soykırımı kanıtlamak için yeterli olmadığını savunuyor.
Soykırım suçlamasının daha güçlü kanıtlar gerektirdiğini söyleyen Knoops, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Askeri eylemlerin, milliyetlerinden dolayı Filistin halkını bir bütün olarak yok etmeyi hedeflediğinin ortaya konması gerekir. Bu çok zor. Güney Afrika’nın sunduğu belgelere dayanarak böyle bir sonuca varamazsınız.”
Hollandalı profesör, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni “ikiyüzlülükle” suçlayarak, eski Sudan diktatörü Ömer El Beşir konusunda aynı hassasiyeti göstermediğini savundu.
Knoops, 2015 yılında, dönemin Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, uluslararası bir kongre için bu ülkeyi ziyaret ettiğinde, Güney Afrika’nın, elindeki kanıtlara rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararını uygulamadığını söyledi.
Knoops’a göre, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan’da belirli bir nüfus grubuna yönelik soykırım suçlamalarıyla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin eski Sudan Devlet Başkanı hakkında verdiği tutuklama emrini görmezden geldi.
Güney Afrika neden Filistin’i destekliyor?
İsrail hakkındaki soykırım suçlamasına ilişkin davanın neden Güney Afrika tarafından açıldığı, en çok merak edilen konuların başında geliyor.
Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında hazırladığı “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”, Türkiye de dahil 140 ülke tarafından imzalandı.
Sözleşme, taraflara “soykırım suçunu önleme ve cezalandırma” yükümlülüğü veriyor.
Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, dünkü duruşmada ülkesinin, “insanlığın bir parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığı” için dava açtıklarını söyledi.
Güney Afrika ile Filistinliler arasındaki bağlar, çok eskiye dayanıyor. Her ikisi de bir kurtuluş hareketi olan Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında oldukça köklü ilişkiler bulunuyor.
Her iki örgüt de “ortak bir kader deneyimine” sahip. Bu nedenle Güney Afrika, Filistin’in dünyadaki en önemli destekçilerinden biri.
Belçika da davaya dahil olmak istiyor
Belçika’da iktidar ortağı Yeşil Sol ve Hristiyan Demokratlar, hükümetten, Gazze’deki durumla ilgili uluslararası bir soruşturma talep etmesini istedi.
Yeşil Sol Partili Başbakan Yardımcısı Petra De Sutter, “Belçika Gazze’de olanları izlemeye devam edemez. Yaşananlar giderek soykırıma benzemeye başladı. Bu yüzden Güney Afrika gibi ülkemizin de Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini istiyorum” görüşünü dile getirdi.
Hristiyan Demokrat Parti de, De Sutter’in bu önerisine destek verdi.
Ancak muhalefetteki milliyetçi Yeni Flaman İttifakı Partisi (N – VA), bu öneriye karşı çıkıyor. Sağ görüşlü parti, bölgede çözüm için İsrail’in desteklemesi gerektiğini savunuyor.
Lahey’de yerel saatle 10:00’da başlayacak kamuya açık duruşma, Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden de canlı olarak yayınlanacak.
]]>İsrail, Gazze’deki Filistin halkına soykırım uyguluyor mu? Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtığını duyurdu.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise, ülkesinin Gazze’de benzersiz bir “ahlakla” hareket ettiğini söyledi ve bir İsrail hükümet sozcüsü, Güney Afrika’nın açtığı davayı “kan iftirası” diye tanımladı.
Bu ifade, Yahudilerin dini ayinlerinde kanlarını kullanmak için Hristiyanları öldürdüğüne dair tarihteki yanlış iddiaları tanımlarken dile getiriliyor.
Güney Afrika’nın başvurusunda ne var?
Güney Afrika’nın 84 sayfalık başvurusunda İsrail’in yaptıklarının “soykırım özellikleri taşıdığı, çünkü niyetin Gazze’deki Filistinlilerin önemli bir kısmını yok etmek olduğu” söyleniyor.
Başvuruda, bu soykırım fiillerinin arasında Filistinlilerin öldürülmesi, ağır psikolojik ve fiziksel hasara neden olmak ve “bir grup olarak fiziksel açıdan yok olmalarını” sağlamak için kasten gereken koşullara maruz bırakmak olduğu kaydediliyor.
Güney Avustralya Üniversitesi’nden hukuk hocası Juliette McIntyre, Güney Afrika’nın başvurusunun “çok kapsamlı” olduğunu ve “çok dikkatli bir şekilde kaleme alındığını” söylüyor.
BBC’ye konuşan McIntyre “İsrail’in tüm potansiyel argümanlarına yanıt vermeyi amaçlıyor ve mahkemenin yetkisi olmadığına dair olası iddialara da değiniyor” dedi.
“Güney Afrika, başvuruyu yapmadan önce İsrail ile konuyu birçok farklı platformda ele aldığını söylüyor.”
İsrail’in tepkisi ne oldu?
İsrailli Hükümet Sözcüsü Eylon Levy, İsrail’in mahkemede iddialarla mücadele edeceğini söyledi. Levy ayrıca, başlattığı savaşın tüm ahlaki sorumluluğunun Hamas’ta olduğunu belirtti.
Soykırım nedir?
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine göre soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal ya da dini grubun kısmen ya da tamamen yok edilmesi amacıyla girişilen fiiller. Bu fiiller arasında şunlar bulunuyor
Soykırım, kanıtlaması en zor uluslararası suçlardan biri.
Kim soykırımla suçlanabilir?
Bir devlet ya da birey soykırımla suçlanabiliyor.
Dublin’deki Trinity College’tan hukukçu Michael Becker, bir devletin Soykırım Sözleşmesini ihlal ettiğinin tespit edilmesiyle, bir bireyin soykırımdan suçlu bulunması arasında bir ayrım oldunu söylüyor.
Becker “Bu ayrım karmaşık ve kafa karışıklığına yol açabiliyor” diyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü ne?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), BM’nin devletler arasındaki ihtilaflarda hüküm veren en üst düzey mahkemesi.
BM Genel Kuurulu ve Güvenlik Konseyi’nin dokuz yıllık görev süreleri için seçtiği 15 yargıçtan oluşan ICJ’ye devletler başvuru yapabiliyor.
Mahkemenin yetkilerinden biri 1948 Soykırım Sözleşmesi’nden doğan ihtilaflarda hüküm vermek.
1939-1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da altı milyon Yahudi Naziler tarafından öldürüldü. Daha sonra dünya liderleri böyle bir olayın tekrarını önlemek amacıyla bu sözleşmeyi kabul etti.
İsrail, Güney Afrika, Myanmar, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı onaylayan 153 ülke arasında.
Peki, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne?
2002’de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de Lahey’de. Ülkelerin içindeki mahkemeler harekete geçmediğinde, devreye giren bir son çare mahkemesi. ABD, Rusya ve İsrail bu mahkemeye üye değil.
ICC ceza davalarını yargılıyor ve savaş suçları, insanlığa karşı suç ve soykırımdan bir kişi hakkında hüküm verebiliyor. Her birinin yasadaki tanımları farklı. Davaları ICC savcısının açması gerekiyor.
Kimler soykırımdan hüküm giydi?
Soykırım suçundan hüküm giyen ilk kişi, 1994’te 800 bin Tutsi’nin öldürüldüğü katliamdaki rolü nedeniyle, 1998’de BM destekli Uluslararası Ruanda Ceza Mahkemesi’nde (ICTR) yargılanan Ruandalı Hutu Jean-Paul Akayesu oldu.
2017’de Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi (ICTY) eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç’i, emrindeki askerlerin 1995’te 8 bin Müslüman erkek ve erkek çocuğunu öldürdüğü Srebrenitza katliamı nedeniyle soykırımdan suçlu buldu.
Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Bosna’nın yaptığı başvuruda Sırbistan ya da Eski Yugoslavya’nın Srebrenitza’da doğrudan soykırım yaptığı iddiasını reddetti.
Mahkeme bunun yerine Sırbistan’ı soykırımı önlememekten ve üst düzey bir generali teslim etmemekten suçlu buldu.
Daha önce ICJ’de raportör olarak çalışan Becker, mahkemenin bir devletin “soykırım niyetini” tespit etmek adına çıtayı çok yükseğe koyduğunu söylüyor.
İsrail – Gazze savaşı nedir?
Çatışma, 7 Ekim 2023’te Hamas militanlarının Gazze’den çıkıp, 1200 İsrailli’yi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi de rehin almasıyla başladı.
O günden bu yana İsrail hava saldırıları düzenledi, kara saldırısı başlattı ve Filistinlilere Gazze Şeridi’nin güneyine geçmeleri talimatı verdi. Yakıt ve gıda teslimatlarını da kısıtladı.
Hamas yönetiminin Sağlık Bakanlığı şu ana dek çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.
İsrail, İngiltere, ABD ve diğer Batılı güçler Hamas’ı bir “terör örgütü” diye tanımlıyor.
11 ve 12 Ocak’ta ne olacak?
Güney Afrika aynı zamanda ICJ’ye ara önlemler alınması başvurusu yaptı. Mahkemenin İsrail’e Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini sona erdirmesi talimatı vermesini istiyorlar. Bu acil bir süreç ve ilk olarak bu başvuru ele alınacak.
McIntyre “Bu süreç bu aşamada soykırım bulgusu yapılmasına gitmeyecek. Kanıt standartları çok düşük. Burada sorulacak soru geri döndürülemez bir hasar verilmesi şansı var mı?” diyor.
McIntyre, Güney Afrika’nın zamanın kaybedecek zamanın olmadığı “makul bir soykırım yaşanması riski” bulunduğunu savunacağını söylüyor.
Ukrayna da 24 Şubat’ta Rusya’nın işgaline uğramasından sonra benzer bir başvuru yapmış, ICJ de birkaç hafta sonra Rusya’ya askeri harekatını durdurma talimatı vermişti. Rusya ise bu talimatı görmezden geldi.
McIntyre, ICJ’nin bu konudaki ara kararını Ocak sonunda vermesini bekliyor ve “Böyle bir karar İsrail üzerinde baskı yaratır” diyor. Ancak kararın nihai olmayacağını ve ICJ’nin uygulanmasını sağlama gücü olmadığını da ekliyor.
McIntyre ayrıca “Mahkeme sonra davanın esasına ve dayanaklarına baktığında, soykırım olmadığına karar verebilir.” diyor.
Becker de, ICJ’nin Rusya’ya karşı verdiği ara kararın, Rusya’ya askeri faaliyetlerini durdurma talimatı verecek kadar ileri gittiği için “çarpıcı” olduğnu söylüyor.
Becker “Mahkemenin İsrail’e durma talimatı vereceği konusunda biraz daha şüpheliyim” derken, ICJ’nin İsrail’den askeri faaliyetlerini “kısıtlamasını” isteyebileceğini vurguluyor.
“Bu da İsrail’in zaten bağlı olduğu uluslararası hükümlere uyması gerektiği anlamına gelir” diye de ekliyor.
ICJ’nin önündeki diğer soykırım davalarında ne oldu?
McIntyre en geçerli kıyaslamanın, Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı soykırım davasıyla yapılabileceğini söylüyor.
Gazze’deki Filistinliler ve Myanmar’daki Arakan Müslümanları, ulus devlet olmadıkları için ICJ’ye erişemiyor ve davaları onlar adına başka ülkeler açıyor.
Gambiya, 2017’de bir milyon Arakan Müslümanı Bangladeş’e kaçmaya zorlandıktan sonra, Müslüman ülkeler adına Myanmar’ı soykırımda bulunmakla suçladı.
2023 sonlarında da İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya ve Hollanda, Kanada’yla birlikte davaya müdahil olma başvuru yaptı.
McIntyre “Bu, dünyaya ve mahkemeye yapılan başvuruyu destekledikleri sinyali veriyor” diyor.
Batılı ülkeler, ICJ’deki Ukrayna davasında da benzer bir hamle yapmıştı.
Ancak McIntyre, Batı’nın bu kez müdahil olmayacağını düşünüyor ve “Batılı ülkelerin Güney Afrika’ya destek için müdahale edeceğini görmeyeceğiz. Buradaki soru, Arap ülkelerinden bir müdahele görüp görmeyeceğimiz” diyor.
Nihai karar ne zaman çıkabilir?
Gambiya başvurusunu Kasım 2019’da yaptı, ancak henüz davanın esasına dair bir duruşma yapılmadı. Nihai bir karar alınması yıllar sürebiliyor.
McIntyre, ICJ İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı hükmüne varırsa, bunun daha sonra ICC’deki herhangi bir bireysel ceza soruşturmasında kanıt olarak kullanılabileceğini söylüyor.
İki hukuk uzmanı da, İsrail’e karşı böyle bir kararın alınması halinde, bunun diğer ülkelere, özellikle de İsrail’e destek verenlere, Tel Aviv ile ilişkilerini gözden geçirme baskısı yaratacağını söylüyor.
Ancak ABD yönetimi, daha şimdiden Güney Afrika’nın davasına güçlü bir şekilde karşı çıktığını gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı davanın “dayanaksız” ve “aslında tamamen temelsiz” olduğunu söyledi.
]]>KONYA’da Esma K., kolundaki 8 adet bileziği zorla alarak, kripto para borsasında yatırım yapıp kaybettiğini ileri sürdüğü eşi Davut K.’dan boşanmak için dava açtı. Mahkeme, Davut K.’nin eşinin bileziklerini zorla alarak, kripto para borsasında harcaması nedeniyle kusurlu olduğuna hükmederek çiftin boşanmasına karar verdi.
Davut K., pandemi döneminde eşi Esma K.’nin kolundaki 8 bileceği zorla alarak, kripto para borsasında yatırım yaptı. Esma K., bilezikleri bozdurup, parayı kripto para borsasında kaybeden eşi D.K.’dan boşanmak için dava açtı. Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada hakim, davalı Davut K.’nın, davacı Esma K.’nin bileziklerini kolundan zorla alıp, kripto para borsasında harcadığının birbiriyle uyumlu tanık beyanlarıyla ispatlandığını belirtti. Mahkeme, Davut K.’nin evliliğinin ilk yıllarında düzenli bir işinin olmadığını, daha sonra gazinoda çalışmaya başladığını, pandemi döneminde kripto para borsasına girdiğini, pandemi döneminde eşinin kolundaki bilezikleri zorla alarak borsada harcaması nedeniyle kusurlu olduğunu belirtti. Esma K.’nın da evlilik birliği içinde eşine yönelik hakaretlerde bulunması nedeniyle kusurlu bulunduğu belirtilerek, çiftin boşanmasına karar verildi.
‘PARAYI KAYBEDİNCE BİZE ZARAR VERMEYE KALKTI’
Esma K., Davut K. bilezikleri zorla alırken kolunda çizikler oluştuğunu belirterek, “Gecenin 03.00’ünde geldi. ‘Ben bunaldım, sıkıldım’ dedi. ‘Bilezikleri ver bana’ dedi. Ben ‘vermek istemiyorum’ dedim. Gecenin 03.00’ünde kollarımı çizip bilezikleri aldı. 03.30’da evi terk etti, çocukla ikimizi bırakıp gitti. Telefonu kapattı, aramadı sormadı bizi. 8 tane 35 gramlık bilezik aldı, hepsini kaybetti. Onlar bitene kadar bir hafta eve gelmedi. Sonra geldiğinde telefonda borsayı takip ettiğini gördüm. Kaybedince telefonu yere attı, bize zarar vermeye kalktı” dedi.
‘ORTAK KARAR VERMELERİ GEREKİR’
Esma K.’nin avukatı Taha Burak Özkan, kararın kesinleştiğini belirterek, “Burada önemli olan husus eşlerin birinin dahi rızasının olmadan ortak tasarrufta bulunulan mallar üzerinde bireysel tasarrufta bulunulması. Yani bilezikler kadının yahut erkeğin de olsa iki tarafın evlilik birliği içerisinde bunun tasarrufuna ortak karar vermeleri gerekir. Burada davalı erkek zorla bilezikleri almış, yaklaşık 35 gramdan 8 adet bileziği almış, bu esnada da eşinin yaralanmasına sebebiyet vermiş, ağır kusurlu sayılmıştır. Mahkeme boşanma kararını verdi. Mağdur olan eşe nafaka bağladı. Ortak çocuğun velayetini anne üzerine tesis etti. ve bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmetti. Burada eşin zorla aldığı altınlarla ilgili ise ayrıca hukuksal davalar sürmektedir” dedi.
‘EMSAL BİR KARAR’
Avukat Özkan, verilen kararın emsal nitelikte olduğunu belirterek, “Kararın farklı noktalarda, farklı davalarda emsal gösterilmesi şüphesiz ki mümkündür. Gerekçesi açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. Kusur oranı ve dosyadaki delil değerlendirilmesi doğru bir şekilde yapılmıştır. Dolayısıyla kendileri şu an benzer durumlara maruz kalan tarafların ve kişilerin de bu tür durumlarda bu kararı göstererek mahkemeye başvurması durumunda davayı kazanması şüphesiz gerçek olacaktır. Eşlerin birbirinden gizli biriktirdiği para veya yatırım yine aynı şekilde bir boşanma sebebi sayılabilecektir. Zira kişisel mallar ve edinilmiş mallar zaten kanunda ayrılmıştır. Bu hususlar belliyken eşlerin birbirinden para saklaması kanuna aykırılık teşkil edecektir ve bir boşanma sebebi olacaktır. Güven sarsıcı davranış olarak atfedilecektir. Eşlerin bütün birikimlerini, mutluluklarını, mutsuzluklarını, huzurlarını, evlenme memurunun dediği gibi iyi günde ve kötü günde beraber tasarruf etmeleri, beraber değerlendirmeleri gerekmektedir” diye konuştu.
]]>KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, 6 Şubat depremlerinde çoğunluğu KKTC’den gelen sporculardan oluşan 72 kişinin hayatını kaybettiği İsias Oteli’nin yıkımıyla ilgili açılan ve kamuoyunda ‘Şampiyon Melekler’ davası olarak adlandırılan duruşmaya katılmak üzere Şanlıurfa’ya geldi. Burada açıklama yapan Üstel, yarın ilk duruşmanın görüleceği davayı takip etmek üzere Adıyaman’a hareket etti.
Adıyaman’da, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerde yıkılan, 35’i KKTC’li sporcu ve öğretmenlerden oluşan ‘Şampiyon Melekler’ kafilesinin yanı sıra toplam 72 kişinin hayatını kaybettiği İsias Otel’i ile ilgili 11 sanığın ‘bilinçli taksir’ suçundan yargılanacağı davayı takip etmek üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, beraberindeki kalabalık bir heyetle Şanlıurfa’ya geldi. GAP Havaalanına inen Üstel’i, Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül ile ilgili kurum kent protokolü tarafından karşılandı.
ŞAMPİYON MELEKLER DAVASI 3- 5 OCAK TARİHLERİNDE GÖRÜLECEK
İsias Otel’in yıkılmasıyla ilgili sürdürülen soruşturma sonucu savcılar tarafından hazırlanan, 5’i tutuklu 11 sanık hakkında ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 2 yıl 8 ile 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası ile ilgili iddianame, 2 Aralık 2023’te kabul edildi. Kamuoyunda ‘Şampiyon Melekler’ davası olarak adlandırılan duruşma Adıyaman 3’ünc Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3-5 Ocak tarihlerinde görülecek.
ÜSTEL: SEMBOL DAVA
Şanlıurfa GAP Havaalanı’nda açıklama yapan KKTC Başbakanı Ünal Üstel, kalabalık bir heyetle Şampiyon Meleklerin adaleti için Adıyaman’a geçeceklerini belirterek, İsias Otel davasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan herkesin ortak davası olduğunu söyledi. İsias Otel davasının binlerce davadan sadece bir tanesi olmasına rağmen, bunların arasındaki en sembol davalardan biri olduğunu vurgulayan Başbakan Üstel, “Biz Yüce Türk adaletine güveniyoruz” dedi.
’50 BİN HAYAT NE ACIDIR Kİ, DAKİKALAR İÇERİSİNDE SON BULDU’
KKTC Başbakanı Üstel, 2023 yılının 6 Şubat tarihinde gerçekleşen Asrın Felaketinin üzerinden yaklaşık 1 yıl geçmesine rağmen acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Milletimizin yaklaşık 50 bin ferdinin yaşamını yitirdiği, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının, şampiyon meleklerimizin de içinde bulunduğu 50 bin hayat, ne acıdır ki dakikalar içinde son buldu. Bu ve benzeri şiddette depremler dünyanın pek çok ülkesinde az da olsa yaşanmaktadır. Ancak bizim kayıplarımıza bakarsanız, aradaki uçurum farkı görebilirsiniz.O yüzden, gündelik çıkarlara bakmadan, gerekli yasal tedbirleri tam ve eksiksiz uygulayarak, bunlara uymayanları da en ağır şekilde cezalandırarak bu acılardan kurtulabiliriz.”
Şampiyon Meleklere mezar olan davayı yakından takip etmek ve adaletin tecelli etmesini sağlamak için duruşmayı takip ettiğini sözlerine ekleyen Başbakan Üstel, “Çünkü adalet mülkün temelidir. Buradaki mülk devlettir. Adalet yoksa devlet de olamaz. Dolayısıyla adil bir yargılanmanın ardından, sorumluluğu olan herkesin kanunların öngördüğü şekilde hak ettiği cezayı alacağına inanıyorum” dedi.
Suçluların hak ettikleri en ağır cezaları almasının, gelecekte bu suçlara yeltenenlere önemli bir ders olacağına dikkat çeken Başbakan Üstel, “Bir kez daha, Adıyaman’a ve deprem felaketi yaşan tüm illere geçmiş olsun diyor, aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum” diye konuştu.
‘BİZ ET VE TIRNAK GİBİ, TEK BİR MİLLETİN AYRILMAZ İKİ PARÇASIYIZ’
Başbakan Üstel, “Biz et ve tırnak gibi, tek bir milletin ayrılmaz iki parçasıyız. Dünümüz, yarınımız, geçmişimiz, geleceğimiz hep bir olmuştur, olmaya da devam edeceğiz. Her kötü günümüzde yanımızda duran Anavatan Türkiye’ye o günlerde değil de ne zaman destek olacaktık” ifadesini kullandı.
KKTC vatandaşlarının deprem dönemi, Kıbrıs Türk tarihinin savaş yıllarından sonra belki de en büyük acıyı yaşadığını ve yaşamaya devam ettiğini dile getiren Başbakan Üstel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Acı o kadar büyük ki, hiç bir bina yıkımı olmamasına karşın koskoca kentimiz Gazimağusa ve ülkemiz hala kendine gelemedi. Şampiyon meleklerimizi kaybettik. Yaşları 10-15 arasında bulunan geleceğimizi şekillendirecek evlatlarımızı kaybettik, hocalarımızı kaybettik, vatandaşlarımızı kaybettik. Şimdi yaşanan bu kötü olayların hukuki süreci başlıyor. İlk davaları görülüyor. Bu ekip, ülke olarak bu konuya ne kadar hassasiyetle yaklaştığımızın somut bir göstergesidir.” dedi.
Yaklaşık 100 kişilik bir heyetle bu davaları izlemek için Adıyaman’da bulunduklarını belirten Başbakan Üstel, “Başbakan olarak ben buradayım. Hükümetimizi temsilen 3 bakanımız yanımızda. Bu bakanlarımız aynı zamanda, deprem süresince günlerce burada kalıp arama kurtarma çalışmalarını koordine eden bakanlarımız ve ekibimiz. Ana muhalefet partisi başkanı burada. Meclisimizin deprem konuları ile ilgili kurulan izleme komitesi ve onun çok kıymetli milletvekilli üyeleri de burada. Başbakanlıkta deprem sürecini yöneten özel kriz ekibimiz burada. Barolar birliğimiz burada. Yaşamlarını yitiren şampiyon meleklerimizin ailelerinin temsilcileri burada. Sanıyorum bu ekip, ülke olarak bu konuya ne kadar hassasiyetle yaklaştığımızın somut bir göstergesidir.”
Basın açıklamasının ardından KKTC Başbakanı ve beraberindeki heyet, karayoluyla Adıyaman’a hareket etti.
]]>