Laiklik Meclisi, “hilafetin ve Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırıldığı, Tevhidi Tedrisat Kanunu”nun çıkarıldığı 3 Mart’ı yüzüncü yılında Laiklik Günü olarak kutladı. Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen sempozyuma akademisyenler, Öğrenci- Veli Derneği, Barolar Birliği’nden uzmanlar katıldı.
Açılışının ardından program, salondan gelen uyarılar üzerine durdurularak İstiklal Marşı okundu. Meclis Sözcülerinin, İstiklal Marşı okunmadan açılış yaptıkları için özür dilemesi sonrası programa devam edildi.
Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen sempozyuma eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı ve Laiklik Meclisi Sözcüleri’nden Ömer Faruk Eminalioğlu, akademisyenler, Öğrenci- Veli Derneği, Barolar Birliği’nden uzmanlar katıldı.
CHP Gaziantep Milletvekili Avukat Hasan Ötürkmen: 3 Mart Devrim Yasaları’nın kabul edildiği günün, ‘Laiklik Günü’ olmasına yönelik TBMM Başkanlığına Kanun Teklifi vermişti. Öztrükmen burada yaptığı konuşmada, “Hizbullah’ı parlamentoya taşıyan bu iktidar çoğunluğunun böyle bir yasayı kabul etmesi düşünülemez. Ancak biz kendimize verilen görevi yerine getirmeli, toplumsal duyarlılığı yaratmalıyız diye düşünüyorum. Bugün Cumhurbaşkanı İstanbul Belediye Başkanı olduğunda ‘Demokrasi benim için bir araçtır. İstediğim istasyonda biner istediğim istasyonda inerim demişti. Şimdi istasyondan inme zamanı geldi. AKP iktidara geldiğinde şeriat isteyenlerin oranı yüzde 6,8 iken bugün şeriat isteyenlerin oranı 16, 8’e yükselmiştir” dedi.
Necatibey Eğitim Enstitüsü çıkışlı öğretmen, yazar Mustafa Gazalcı: “Diyanet Akademisi’nin açılmasında, adliye koridorlarında şeriat istemlerini arttırdıklarını gördük. Milli Eğitim’e olup bitenleri hepimizi biliyoruz. Özellikle eski müsteşar Yusuf Tekin’in bir dakika bile çocuklarımızı zehirlenmemesi gerekir. Bütçe konuşmasında tarikatlarla protokol imzalamaya devam edeceğim dedi. ÇEDES saçmalığı akıl almaz biçimde sürüyor. Okul cami birbirine karıştırılıyor. Ülkemizin aydınlık geleceği laiklik ve öğretim birliği içinde verilen laik, bilimsel eğitimdedir.” ifadelerini kullandı.
Türkiye Barolar Birliği İnsan hakları Merkezi Koordinatörü avukat Ercan Demir: “Bir insanın tarihinde 10 yıl uzun bir zaman olabilir ama toplumun tarihinde 100 yıl uzun bir zaman değil. Cumhuriyetimizin 100 yıllık tarihi boyunca özellikle halkın egemenliğinin de temel argümanı olan laikliğe karşı örgütlenmeler ve laiklik ilkesinin ortadan kaldırılmasına ilişkin girişimler hep olmuştur”
Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu: “Aradan geçen bu yüzyıla rağmen köklü bir demokrasi anlayışımızın olmayışının nedenleriyle maruz kaldığımız cumhuriyetin en temel değerlerine saldırıldığına şahit olduğumuz bir dönemi yaşadığımız için buradayız. Üstelik bu saldırının en yoğun şekilde görünen halini bir kelime ile ifade etmek istiyorum, dini ve siyasi taassup deniyor buna. Evet din bir gerçekliktir… Din hürriyeti olarak ifade edilmeye çalışılan şeyin yegane düşmanı ne yazık ki bir kimsenin kendi inancından ve kendince hakikat olarak kabul ettiği görüş ve kanaatten başka olan inanç görüş ve kanaatlere ve bunları taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi onları boğup susturmaya kalkışması yani taassuptur.”
ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Sedat Durna: “Yüz yıl önce, bugün, Cumhuriyet kurulalı dört ay olmuş genç Cumhuriyette çok önemli devrimci kararlar alınmıştır. Hilafet kaldırılmış, Genç Cumhuriyet’in üzerindeki dini vesayete son verilmiş ve devletin teokratik görünümü ortadan kaldırılmıştır. Fetva makamı görevi gören şeriye ve efkaf vekaleti kaldırılmıştır. Öğretim ve bilgi yasası ile eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış, eğitimde program ve hedef birliği sağlanmış, kültür ve ulus birliği güvence altına alınmıştır. Yüz yıl önce kaldırılan din ve hilafet vesayeti ile bugün ne yazık ki tekrar karşı karşıyayız. Okullarda tarikat ve cemaatlerin yol gezmesi, anayasanın ikinci maddesinde düzenlenen laik devlet hükmünü ve 42. maddesinde düzenlenen çocuklarımızın layık ve bilimsel eğitim alma hakkının iddialıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES protokolü, yüz yıl önce bugün kaldırılan din vesayetinin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla geri getirilmesidir. Bu projeyle bütün Milli Eğitim Sistemi ve bütün Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vesayeti altına alınmış durumdadır. Bu manzara karşısında bizlere sadece karşı çıkmak düşmüyor. Atatürk Cumhuriyeti ve kazanımları doğrultusunda örgütlenmeli ve örgütlü yapılara da destek vermeliyiz.”
]]>UĞUR İSTANBULLU
Cumhuriyet Halk Partisi eski Artvin İl Başkanı Ahmet Biber, ” Türkiye’de kurallar işlemiyor, hukuk işlemiyor ve ne yazık ki yargı öyle bir noktaya geldi ki çok haklı insanlar haksız durumuna düşebiliyor. Gerçekleri yazan ve söyleyenler yargılanıyorlar, hapislere atılıp baskı görüyorlar. Türkiye büyük bir karartma altında ve bir taraftan hem iç hem de dış sömürü had safhada. Bunların üzerini din ile örtüyorlar. Şeriat artık adliye koridorlarında seslendiriliyor. Bugünkü kanunlarımıza göre ‘şeriat istiyoruz’ demek suçtur. Ama Cumhuriyet’i savunanlar, laik Cumhuriyet’i savunanlar suçlu hale geliyor” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi eski Artvin İl Başkanı Ahmet Biber, yerel seçimler öncesinde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Biber şu değerlendirmeleri yaptı:
“TÜRKİYE’NİN GİDİŞİNE BAKTIĞIMIZDA BU SEÇİMLERİN NE KADAR ÖNEM ARZ ETTİĞİNİ İFADE ETMEK İSTİYORUM”
“Önümüzde çok önemli bir dönüm noktası olabilecek bir seçim var. Yerel seçimler olsa da, Türkiye’nin gidişine baktığımızda bu seçimlerin ne kadar önem arz ettiğini ifade etmek istiyorum. Bugün genelden bakmak istiyorum ve genelden baktığımızda da pahalılık bir tarafa, ekonomi almış başını gidiyor. Bir üretim fazlalığı ya da bir döviz fazlalığı var. Türkiye’de refah artıyor anlamında değil bu. Ekonomi ters yönde gidiyor. Geçen basına da yansıyan açılan işletmelerin en az üç katı kapanmış. İşsizlik sürekli artmış ve emekliler çöplerden sebze ve meyve toplamaya başlamış. Benliğini kaybetmiş bir toplumla karşı karşıyayız.
“ŞERİAT ARTIK ADLİYE KORİDORLARINDA SESLENDİRİLİYOR”
Türkiye’de kurallar işlemiyor, hukuk işlemiyor ve ne yazık ki yargı öyle bir noktaya geldi ki çok haklı insanlar haksız durumuna düşebiliyor. Gerçekleri yazan ve söyleyenler yargılanıyorlar, hapislere atılıp baskı görüyorlar. Türkiye büyük bir karartma altında ve hem iç hem de dış sömürü had safhada. Bunların üzerini din ile örtüyorlar. Şeriat artık adliye koridorlarında seslendiriliyor. Bugünkü kanunlarımıza göre ‘şeriat istiyoruz’ demek suçtur. Ama Cumhuriyet’i savunanlar, laik Cumhuriyet’i savunanlar suçlu hale geliyor ve işte böyle bir durumdayız. Tam da bu noktada insanlar konuşmakta zorlanıyor. Ama ne pahasına olursa olsun bende Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski Artvin İl Başkanı olarak bu gerçekleri söylemek istiyorum. Önümüzdeki seçimlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha söylemek istiyorum.
“TÜRKİYE BUGÜN DIŞARDAN PARA DİLENİYOR VE BİZ BUNLARA KATLANMAK ZORUNDA DEĞİLİZ”
Türkiye bugün dışardan para dileniyor ve biz bunlara katlanmak zorunda değiliz. Önümüzdeki seçimlere vurgu yapmak istiyorum. Türkiye’de o parti gelir bu parti gider diyoruz ama işin aslı öyle değil. Türkiye hızla bir tarafa doğru kaydırılıyor, açıkçası gericiliğe doğru kaydırılıyor ve Türkiye laik bir cumhuriyetten uzaklaştırılıyor. Cumhuriyet adı altında dikta rejimlerini görüyoruz ve dikta rejimlerin halkını nasıl ezdiğini görüyoruz. Bakın Filistin’i görüyoruz bakın dünyada bir sürü Müslüman ülkeler var. Neden Filistin’e sahip çıkamıyoruz? Toplumu eğitmezsek ve toplum kendi kendini koruma bilincine sahip olmaz ise kendimizi savunamayız. Bakın gelişmiş ve kapitalist ülkelerin İsrail’i nasıl koruduğunu görebiliyoruz. Türkiye’yi Afganistan ve Pakistan gibi ülkelere benzetmek istiyorlar ama bizler buna asla izin vermeyeceğiz. Burası Atatürk’ün kurduğu laik demokratik bir Cumhuriyet’tir ve asla başka cumhuriyetlere döndürülmesine bizler var oldukça izin vermeyeceğiz.”
]]>CHP Beylikdüzü Vefa Ödülleri Töreni’nde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Ulusal çapta gelişmiş ülkelerdeki en önemli vefanın, o ülkenin kurucu kadrolarına duyulan vefa olduğunu vurguladı, “Maalesef bugün ülkenin yönetim kademesinde olanlar, bazen ağız ucu ile bazen ‘Cumhuriyetimizin banisi’ diyerek geçerek, bazen Atatürk dememek için Gazi diyerek ama esasen Cumhuriyetin bir bütün olarak kurucu kadrolarına minnet ve vefa duymak yerine özellikle bazı isimler üzerinden aslında Cumhuriyetin kuruluş hikayesine husumet duyduklarını da gizleyemiyorlar. O yüzden Cumhuriyetin kurucu kadrolarına, Cumhuriyetin kuruluşuna ve aydınlanma devrimlerine sahip çıkanların bu ülkede bu vefayı göstereceği günlerin yakın olduğunun altını çizmek isterim” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen 6’ncı CHP Beylikdüzü Vefa Ödülleri Törenine katıldı. Genel Başkan Özel, eski CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve eski bakan Erol Tuncer’e ödülünü verdi. Özel, burada yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
“VEFA KELİMESİNİN BİZİM GİBİ KURUMLAR İÇİN İKİ TANE ANLAMI VAR”
“Vefa kelimesinin aslında bizim gibi kurumlar için iki tane anlamı var. Bunlardan bir tanesi manevi anlamı, bir tanesi maddi anlamı. Manevi anlamı vefa duyulan açısından son derece onur verici, hakkının teslim edilmesi, hatırlanması, emeklerinin boşa gitmemesi, söylediği sözün uçup gitmediğinin, yazdığı yazının silinmediğinin görülmesi açısından son derece kıymetli. Vefayı gösterenler açısından hem kendilerini bu noktada, bir borcu ödemenin mutluluğunu, huzurunu duymaları açısından kıymetli, hem de bundan sonraki sürece bir gelenek devrediyor olmanın gururunu yaşatan, onurunu yaşatan bir durum. Ama işin bir de maddi tarafı var. O da kurumsal hafızanın önemine yapılan vurgu.
“DEMEK Kİ HİÇBİR BAŞARI BOŞUNA GELMİYOR”
Kurumsal hafıza ki bundan sonraki süreçte o kurumda yapılacak tüm iş ve işlemler, hele ki bu kurum bir ülkenin ana muhalefet partisiyse bundan sonra yürütülecek tüm siyasi yürüyüş, tüm yürünecek yol ve menzile yönelik olarak da son derece önemli, kıymetli bir adım. Biz CHP’nin bir vefa gecesindeyiz ancak bu vefa gecesi 81 ilden, 1 ilin, o ilin de 39 ilçesinden 1 tanesinin düzenlediği bir gece. Şimdi burada bir ayrışma var. Olumlu yönde, pozitif ayrışma var. Bir ilçe başkanlığı bir vefa gecesi yapıyor, bu önce ilçe sınırında, sonra il sınırında, sonra tüm ülkeye yönelik olarak gerçekleşiyor. Siyasi parti bunu kurumsal olarak ve genel merkez düzeyinde de sahipleniyor, benimsiyor. Daha önce de Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu katıldı. Bu gece ben de buradayım ve bu partimiz adına yapılan bir etkinliğe, önemli bir boşluğu dolduran çok doğru bir etkinliğe dönüşmüş durumda. Demek ki hiçbir başarı boşuna gelmiyor.
“ÖRGÜTÜ SAHİPLENMENİN BAŞARISI”
6 yıl önce bu vefa gecesini yani 6’ncısı olan ve 8 yıl önce yapılmış olan ilki, bu vefa gecesini düzenleyen ilçe başkanı sonra ilçe belediye başkanı oluyor, sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oluyor. Ülkenin en umutsuz zamanlarında bugün İstanbul’un sokaklarında Türkiye’nin her tarafında gördüğümüz gibi bir umutsuzluğu yırtıp atan, bir umudun adı oluyor. O günün ilçe belediye başkanı olduğu dönemde, o günün ilçe yöneticisi, sonra ilçe başkanı olan Taşkın Özer, milletvekili oluyor, CHP’nin YDK Başkanı oluyor. O günkü belediyede, ilçe belediyesinde yok ama demek ki akılda ileride büyükşehri yönetmek var, o günkü belediye başkanının genel sekreter yetkileri ile donattığı danışmanı bugün bu belediyenin bugünkü belediye başkanı oluyor, Beylikdüzü’nde ve bu gecenin ev sahibi oluyor. Buraya çıkıp otururken de bir yanına ilçe başkanını, bir yanına kadın kolları başkanını, bir yanına da gençlik kolları başkanını oturtuyor. Örnek alınacaksa, bu işin örnek alınması, ders alınacaksa bundan ders alınması lazım. Öyle vefa gösteriyoruz diye vefa gösterilmeyen, kurumsal kimliğin sahiplenildiği, bugünlere birbiri ile itişe kakışa değil, birbirinin eksiğini bulanların değil birbirine çelme takanların değil ta o günden bugüne dayanışarak gelenlerin, kol kola girenlerin, birbirine kol kanat gerenlerin, örgütü tüm kademeleri ile dışlamak değil sahiplenmenin başarısıdır bu. Ekrem Başkanın şahsında bu organizasyonu o günden bugüne getiren herkesi yürekten alkışlıyorum.
“KURULUŞ HİKAYESİNE HUSUMET DUYUYORLAR”
Tabi bir yandan da vefa ulusal çapta nasıl olacak? Ulusal çapta gelişmiş ülkelerdeki en önemli vefa, o ülkenin kurucu kadrolarına duyulan vefadır. Maalesef bugün ülkenin yönetim kademesinde olanlar, bazen ağız ucu ile bazen ‘Cumhuriyetimizin banisi’ diye geçerek, bazen Atatürk dememek için Gazi diyerek ama esasen Cumhuriyetin bir bütün olarak kurucu kadrolarına minnet ve vefa duymak yerine özellikle bazı isimler üzerinden aslında Cumhuriyetin kuruluş hikayesine husumet duyduklarını da gizleyemiyorlar. O yüzden Cumhuriyetin kurucu kadrolarına, Cumhuriyetin kuruluşuna ve aydınlanma devrimlerine sahip çıkanların bu ülkede bu vefayı göstereceği günlerin yakın olduğunun altını çizmek isterim. Bundan sonraki süreçte elbette esas vefanın ne olduğu ile ilgili bir tanımlama yapacağım ama bir de günün tarihsel bir önemi var. O da bugün 1 Mart. 21 yıl önce TBMM’de bugün çok tarihi bir oylama yapıldı. Bugün ülkeyi yöneten kişi o günlerde ABD’ye gitmiş, BOP eş başkanı olmanın vaadi, motivasyonuyla Türkiye Cumhuriyeti topraklarına 1,5 milyon ABD askeri sokmayı taahhüt etmişti. Bütün havaalanlarımız Irak operasyonunda kullanılacak, limanlarımız açılacak ve gelecek malzemeler, silahlara hiçbir bekleme süresi, incelemeye tabi olmadan ABD toprağı gibi kullanılarak Irak işgal edilecekti. O tezkere Meclis’e geldi, o günkü Genel Başkanımız rahmetli Deniz Baykal kapalı oturumda 1,5 saatten fazla süren bir konuşma yaptı, o gün 22’nci dönemdeki CHP grubu tarihi bir direniş, tarihi bir mücadele gösterdiler. Müzakerelerin sonucunda 99 iktidar partisi milletvekilini de yanlarına alarak, o ABD postalının belki de çıkmamak üzere Türk topraklarına gelmesine, yerleşmelerine ve daha sonra Irak’ta dökülecek o kanın tamamına TBMM’nin ortak olmasına engel oldular. Bu tarihi günü 21 yıl sonra Deniz Baykal’a o gün Meclis’te görev yapan ve şimdi hayatta olmayanlara rahmetle, hayatta olanlara minnetle vefamızı ifade etmek isterim.
“VEFA, PARTİYİ İKTİDAR YAPARAK GÖSTERİLİR”
Bülent Ecevit’i Kıbrıs Barış Harekatı ile Türkiye’ye sosyal demokrasiyi, ortanın solunu, emekçi haklarını getirmekle, yaptığı birçok hizmetle anabiliriz. İsmet Paşa’yı Serv’i yırtıp atması ile mi Lozan Anlaşması ile mi garp cephesi kumandanlığı ile mi anmalı? ya da biraz önce ifade edildiği gibi, ‘Benim en büyük yenilgim’ dediği 14 Mayıs 1950 gecesi çok partili rejiminin önünü açmayı, rejimin üzerinde olası bir askeri vesayeti aklından dahi geçirmemesi ile mi anmalı? Deniz Baykal’ı biraz önce andık. Bugün burada olan genel başkanlarım, olmayan Hikmet Çetin’in Türk dış politikasına, devletimize, partimize yaptıklarını hepsi ayrı ayrı sayılabilir. Ama ismini anmadığım, Genel Başkanımız, ülkenin kurucusu, kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Hepsine birden CHP’liler bir vefa göstereceklerse nasıl gösterecekler? Onu ifade edip, onun sözünü vererek sözlerimi sonlandırayım. İster hayatta olsunlar, ister olmasınlar, ister sonuncusu olsun, ister birincisi olsun CHP’nin bir genel başkanına, tüm genel başkanlarına vefa göstereceksek, bunu partilerini iktidar yaparak göstereceğiz arkadaşlar. Partilerini iktidar yaparak. Bu inanç, özgüven, bu enerji ile her birinize olan inancımla, güvencimle bu güzel gece için bir kez daha emeği geçenlere, bugünlere getirenlere, ilk gün akıl edenlere teşekkürlerimi sunuyorum.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Cumhuriyet’in kurucu değerlerine ithafen düzenlediği “100. Yılın Öyküsü, Şiiri” adlı ulusal öykü ve şiir yarışması sonuçlandı. Tarihi Asansör Ceneviz Salonu’nda yapılan seçici kurul toplantısını İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Murat Aydın ve Genel Sekreter Yardımcısı Ertuğrul Tugay da ziyaret ederek katılımlarından ötürü seçici kurul üyelerine teşekkür etti.
Barış İnce, Bekir Yurdakul, Handan Gökçek, Hülya Soyşekerci ve Nalan Barbarosoğlu’ndan oluşan öykü seçici kurulu “Karne Günü” adlı eseriyle İstanbul’dan yarışmaya katılan Başak Baysallı’yı oy birliği ile birincilik ödülüne değer gördü. “Mektuplar ve Yıllıklar” adlı öyküsü ile yarışmaya Ankara’dan katılan Kumru Alpaydın ikinci, “Hüzzam Taksim ve İki Kuşaktan Şarkılar” adlı öyküsü ile yarışmaya İzmir’den katılan Sema İşisağ Üçüncü ise üçüncü oldu. Ayşe Burhan Aytekin, İlkay Yılmaz ve Anıl Çetinel Örselli ise mansiyon ödülüne değer görüldü.
ŞİİR ÖDÜLLERİ DE SAHİPLERİNİ BULDU
Betül Dünder, Bilsen Başaran, Duygu Kankaytsın, Haydar Ergülen ve Tuğrul Keskin’den oluşan şiir seçici kurulu ise “Sıradaki Cumhuriyet İşçilere Gelsin” isimli şiiriyle yarışmaya Eskişehir’den katılan Birtürk Özkavak’ı birinciliğe layık gördü. “Yorgun Kıraç” isimli şiiriyle yarışmaya Erzurum’dan katılan Yaşar Bayar ikinciliğe, “Kırıkları Utangaç Gururu Mermer” isimli şiiriyle Samsun’dan katılan Dolunay Ünal ise üçüncülüğe hak kazandı. Merve Evren, Nevzat Konşer ve Figen Savi ise mansiyon ödüllerinin sahipleri oldu.
ÖDÜL TÖRENİNE İLİŞKİN DETAYLAR AÇIKLANACAK
Öykü kategorisinde “Cumhuriyet ve Kadın”, şiir kategorisinde ise “Cumhuriyet ve Özgürlük” temasıyla düzenlenen ulusal katılımlı yarışmaya 57 kentten 412 katılımcı 438 eser ile başvurdu. Her iki kategoride de birincilik ödülünün 20.000 TL, ikincilik ödülünün 15.000 TL, üçüncülük ödülünün ise 10.000 TL olarak açıklandığı yarışmada, mansiyon ödülüne hak kazanan 3’er yarışmacıya 10 ciltten oluşan “Geçmişten Günümüze Kurtuluşun 100. Yılında İzmir Kitap Dizisi” armağan edilecek.
Ödüle hak kazanan ve seçici kurulun belirlediği eserleri Cumhuriyet’in 100’üncü yılı anısına özel hazırlayacağı kitapta toplayacak İzmir Büyükşehir Belediyesi, ödül törenine ilişkin detayları ise önümüzdeki günlerde duyuracak.
ÖYKÜ KATEGORİSİ
Birincilik Ödülü: Başak BAYSALLI (İstanbul) – Karne Günü
İkincilik Ödülü: Kumru ALPAYDIN (Ankara) – Mektuplar ve Yıllıklar
Üçüncülük Ödülü: Sema İŞİSAĞ ÜÇÜNCÜ (İzmir) – Hüzzam Taksim ve İki Kuşaktan Şarkılar
Mansiyon Ödülleri
Ayşe BURHAN AYTEKİN (İstanbul) – Muhtarlı
İlkay YILMAZ (İzmir) – Eşlikçiler
Anıl ÇETİNEL ÖRSELLİ (Ankara) – Omuz Omuza
Yayımlanmaya Hak Kazanan Eserler
Hakan YAŞAR (İstanbul) – Yüzyılın Postası
Mehmet Murat MIHÇIOĞLU (Kayseri) – Ata Kızı
Murat ÇAĞLAR (Antalya) – İzmirli
Namık BUDAK (Bursa) – Gitmek mi Zor
Sevil YILMAZ (İstanbul) – Önemli Bir Gün
Utku ERİŞİK (İzmir) – İnan
ŞİİR KATEGORİSİ
Birincilik Ödülü: Birtürk ÖZKAVAK (Eskişehir) – Sıradaki Cumhuriyet İşçilere Gelsin
İkincilik Ödülü: Yaşar BAYAR (Erzurum) – Yorgun Kıraç
Üçüncülük Ödülü: Dolunay ÜNAL (Samsun) – Kırıkları Utangaç Gururu Mermer
Mansiyon Ödülleri
Merve EVREN (İzmir) – Söz Benim
Nevzat KONŞER (Bursa) – Bir Buket Taze Gül Gibi
Figen SAVİ (İstanbul) – Bir Güz İhtişamı
Yayımlanmaya Hak Kazanan Eserler
Aysel KAYMAZ (Adana) – Benim Adım Cumhuriyet
Çidem ÇİÇEK (Ankara) – Küçük Kadın
İbrahim ŞAŞMA (Karaman) – Kanat Seslerinde Cumhuriyet
Murat ÇALIK (Kocaeli) – Monark’ın Ölümü
Murat KOÇAK (Konya) – Çoban Mehmet’in Rüyası
]]>AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Refah Partisi (RP) ve Doğru Yol Partisi’nce (DYP) kurulan 54. Hükümet, 28 Haziran 1996’da ülke yönetimine geçti.
Merhum Necmettin Erbakan’ın Başbakan, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in ise Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldığı hükümet, “rejimi tehdit ettiği” iddiasıyla tartışmaların odağı oldu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erbakan’ın, 24 Ocak 1997’de Kayseri’ye yaptığı gezi sırasında, tek tip elbise giyip bere takan il örgütü görevlileriyle ilgili partiye uyarıda bulundu. Söz konusu durumun “Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu” belirten başsavcılık, RP Kayseri İl Yönetim Kurulunun 30 gün içinde görevden el çektirilmesini istedi.
Başsavcılık, “fesih işleminin yapılmaması halinde, RP hakkında kapatma istemiyle dava açılacağını” da partiye bildirdi.
RP’li Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın 31 Ocak 1997’de düzenlediği “Kudüs Gecesi”nde İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri’nin de katılarak bir konuşma yapması ve sergilenen gösteriler, “rejim tartışmalarının” daha da alevlenmesine neden oldu.
Başbakan Erbakan, 1 Şubat 1997’de itirazlara ve DYP’li bazı bakanların “imza atmayız” tepkisine rağmen “üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan” kararnameyi, Bakanlar Kurulunda imzaya açtı.
“Kudüs Gecesi”ne soruşturma
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı, tepkilere yol açan “Kudüs Gecesi”ni düzenleyen RP’li Belediye Başkanı Yıldız hakkında 2 Şubat 1997’de ayrı ayrı soruşturma başlattı.
Bu gecede konuşan İran’ın Ankara Büyükelçisi Bagheri, 3 Şubat 1997’de Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi.
Bu arada, 28 Şubat sürecinde hafızalara kazanan “Sincan’dan tankların geçmesi” olayı yaşandı.
Sincan’da 4 Şubat 1997’de 15 tank ve 20 kariyer, ilçeden geçerek Yenikent’teki tatbikat alanına gitti.
“Askerin uyarısı” olarak değerlendirilen bu gelişme, Sincanlılar tarafından “darbe oluyor” şeklinde algılanarak, şaşkınlığa yol açtı.
“Koalisyon ortakları arasında sorun”
Yaşanan gelişmeler üzerine harekete geçen dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Sincan’dan tankların geçtiği gün Belediye Başkanı Yıldız’ı görevden uzaklaştırdı.
Ankara DGM’deki sorgusunun ardından Terörle Mücadele Şubesince gözaltına alınan Yıldız, beraberindeki 9 kişiyle “yasa dışı silahlı çeteye yardım, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklandı.
Yaşananlar, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de dahil olduğu ciddi siyasi tartışmalara neden oldu.
Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’in yaşanan süreçten duyduğu rahatsızlığı Başbakan Erbakan’a iletmesi ve sonrasındaki gelişmeler, koalisyon ortakları arasında sorunlara yol açtı.
“Demokrasiye balans ayarı…”
Siyasiler arasında yaşanan gerginlik, kamuoyuna da yansıdı. Bu kapsamda, sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri tarafından Ankara’da geniş katılımlı bir miting düzenlendi.
İran Büyükelçisi Bagheri ise Kudüs Gecesi’ndeki konuşmalarının ardından artan tepkiler üzerine ülkesine gitmek zorunda kaldı.
Kudüs Gecesi’nden 4 gün sonra İçişleri Bakanlığına bir yazı gönderen dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, “belediyelerdeki köktendinci kadrolaşmanın derhal incelenmesini” istedi. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, valiliklere gönderdiği yazıda “Cumhurbaşkanı’na bilgi verilmek üzere” konunun araştırılması talimatını verdi.
Başbakan Erbakan, 21 Şubat 1997’de, Cumhurbaşkanı Demirel ile yaptığı görüşme sonrasında “Türkiye’nin rejim meselesi yok.” açıklaması yaptı.
Aynı gün, Washington’da Türk-ABD Konseyi kapanış balosunda konuşan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, yıllarca zihinlerden silinmeyecek “Sincan’da demokrasiye balans ayarı yaptık.” ifadesini kullandı.
“MGK toplantısı 8 saat 45 dakika sürdü”
Tartışmaların en yoğun döneminde, Cumhurbaşkanı Demirel’in, 26 Şubat’ta Başbakan Erbakan’a “rejim konusunda endişelerini dile getiren bir mektup gönderdiği” ortaya çıktı.
Yaşanan tüm bu gelişmelerin ışığında, 28 Şubat 1997’de MGK, Cumhurbaşkanı Demirel’in başkanlığında toplandı.
MGK tarihinin en uzun toplantılarından biri olan, Türkiye’ye siyasal ve sosyal anlamda yeni bir istikamet çizen bu toplantı, 8 saat 45 dakika sürdü. Çankaya Köşkü’nde saat 15.10’da başlayan toplantı, saat 23.55’te sona erdi.
MGK toplantısına Başbakan Necmettin Erbakan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç da katıldı.
Toplantıda, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ile MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur da hazır bulundu.
Bildiride “taviz verilemez” vurgusu
Toplantı sonrasında yayımlanan 4 maddelik MGK bildirisinde özetle “Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların, laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendiklerinin müşahede edildiği” belirtilerek, “Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmeyeceği” vurgulandı.
Bildirinin en dikkati çeken ifadeleri ise şunlar oldu:
“Toplantıda bilhassa Anayasa ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı çağ dışı bir kisve altında zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faaliyetler de gözden geçirilmiş; Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği; Anayasa’nın tanımladığı Cumhuriyet’in demokratik, laik ve sosyal hukuk devlet ilkelerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine imkan sağlayacak güvenlik, huzur ve toplumsal barışın önem ve öncelik taşıdığı; Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri; Türkiye’de laikliğin sadece rejimin değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplumun huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu; devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilemeyeceği, yasalarla belirlenmiş kuralların göz ardı edilerek yapılan çağ dışı uygulamaların da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağı; Türkiye’nin 1997 yılı içinde AB’ye tam üye olacak ülkeler listesine girmeyi öncelikli bir hedef alarak sürdürdüğü, böyle bir dönemde resmi ve sivil kurum ve kuruluşların bu sürece katkıda bulunmasının gerekli olduğu, bu sebeple, demokrasimiz hakkında kuşkulara yol açacak, Türkiye’nin yurt dışındaki imajını ve itibarını zedeleyecek her türlü spekülasyona son vermek gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olduğu yolundaki temel ilkelerinin Anayasamızın ve devletimizin teminatı altında olduğu; rejimin, kendisine ve geleceğine yönelik tartışmaların, içinde bulunduğumuz ortamda Türkiye’ye yarardan çok zarar verdiği; açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginliklere ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş, bu konularda alınacak ve alınması gereken tedbirlerin Bakanlar Kuruluna bildirilmesine karar verilmiştir.”
“Çiller, Erbakan’ı iknaya çalıştı”
MGK bildirisinin yayımlanmasının ardından, 1 Mart 1997’de askerlerin MGK toplantısına getirerek, hükümetten yapılmasını istediği 20 madde ortaya çıktı. Bu taleplerin arasında, “Temel eğitimin 8 yıla çıkması, imam hatip okullarının meslek okullarına dönüştürülmesi, irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK’daki görevlerine son verilen askerlerin belediyelerde istihdam edilmesinin önüne geçilmesi” de vardı.
Erbakan, bu 20 maddedeki bazı ifadeleri kabul etmeyerek, kararları imzalamadı. 3 Mart’ta DYP’nin bazı önde gelen isimleri, hükümetten çekilme çağrısında bulundu.
Çiller, Başbakanlık’ta bir araya geldiği Erbakan’ı “MGK kararlarını imzalaması” konusunda iknaya çalıştı.
Bu süreçte bir basın toplantısı düzenleyen Erbakan, yeni hükümet arayışlarına tepki göstererek, “Hükümet TBMM’de kurulur, MGK’da kurulmaz” dedi.
Bazı sivil toplum kuruluşları da açıklamalar yaparak, MGK kararlarına tam destek verdiklerini ifade etti.
“Tartışmalar yol ayrımını hızlandırdı”
Çiller, Erbakan’dan Temmuz 1997’de Başbakanlık görevini kendisine devretmesini istedi. Bu isteği reddeden Erbakan, 5 Mart 1997’de MGK kararlarını imzaladı. Çiller, Başkanlık Divanı toplantısında MGK kararları ve uygulanması konusunda TBMM’de genel görüşme açılması için Erbakan ile anlaştıklarını, genel görüşme önergesini hafta başında Meclise sunacaklarını açıkladı. Ancak diğer partilerin sert tepki göstermesi üzerine, bu plan uygulanamadı.
Cumhurbaşkanı Demirel, MGK’nın anayasal ve kendine özgü bir kuruluş olduğunu vurgulayarak, “MGK kararlarının uygulanmaması halinde devletin yürümeyeceğini, uygulamayanların sorumlu olacağını” kaydetti.
Bunun üzerine Erbakan, MGK kararları için RP’li bakanlar Fehim Adak ve Şevket Kazan ile DYP’li Nevzat Ercan’dan oluşan bir “uygulama komitesi” kurdu.
Bundan sonraki süreçte, başta 8 yıllık kesintisiz eğitim olmak üzere MGK kararlarının uygulanmasında ortaya çıkan tartışmalar, DYP ve RP arasındaki yol ayrımını hızlandırdı.
RP’ye kapatma istemiyle dava
Başbakan Yardımcısı Çiller, DYP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, MGK kararlarına direnilmemesini istedi. Bundan sonra DYP’de “hükümetten çekilelim” sesleri yükselmeye başladı.
Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıl dönümünde konuşan Cumhurbaşkanı Demirel, “Kimse laik Cumhuriyet’e alternatif aramaya kalkışmasın” sözlerini sarf etti. Demirel, 22 Nisan’daki bir başka konuşmasında ise Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu “seçim” olarak gösterdi.
MGK, 26 Nisan’da toplandı ve 28 Şubat’ta alınan kararların ne kadar uygulandığını belirleyebilmek için “İzleme Komitesi” kurulmasını kararlaştırdı. Bu komite, her ay MGK’ya bir de rapor sunacaktı.
Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 21 Mayıs 1997’de, “Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği açıklıkla anlaşıldığı” gerekçesiyle, RP’nin sürekli kapatılması istemiyle dava açtı.
“Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu
Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde 11 Haziran’da irticaya karşı “Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu.
Haziranın 18’inde Başbakan Necmettin Erbakan ile yardımcısı Tansu Çiller, “giderek artan toplumsal gerginlik nedeniyle hükümetin nasıl devam edeceği” konusundaki görüşmelerinde uzlaştılar. Başbakanlığı Çiller devralacak, BBP hükümete girecek ve erken seçim yapılacaktı. Bu anlaşmadan sonra Erbakan aynı gün hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Demirel’e sundu.
Erbakan, Demirel ile görüşmesinde RP, DYP ve BBP’nin anlaştığını, Bakanlar Kurulu ve hükümet programının hazır olduğunu bildirdi ve hükümeti kurma görevinin Çiller’e verilmesini istedi.
Cumhurbaşkanı Demirel ertesi gün muhalefet lideri Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal ve Hüsamettin Cindoruk ile görüştü, ardından da hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Yılmaz’a verdi. Yılmaz’ın görevlendirilmesine RP, DYP ve BBP liderleri tepki göstererek, Demirel’i eleştirdi.
“RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi”
Demirel başkanlığında 25 Haziran’da gerçekleşen MGK toplantısı, Erbakan’ın katıldığı son MGK toplantısı oldu. 30 Haziran’da 55. Cumhuriyet Hükümeti, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında kuruldu.
ANAP-DSP ve DTP ortaklığıyla kurulan hükümette DSP lideri Bülent Ecevit Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.
MGK kararlarından en çok tartışılan 8 yıllık kesintisiz eğitim ile ilgili yasa tasarısı, 16 Ağustos 1997’de, TBMM’de 242’ye karşı 277 oyla kabul edildi. 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması, 1997-1998 eğitim-öğretim yılının açıldığı 15 Eylül’den itibaren uygulanmaya başlandı.
Bu arada, Anayasa Mahkemesi, RP’yi, 16 Ocak 1998’de “demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve millet egemenliği ilkelerini çiğnediği ve irticai faaliyetlerin odağı olduğu” gerekçesiyle kapattı. Genel Başkan Necmettin Erbakan ile Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, İbrahim Halil Çelik’in milletvekillikleri düşürüldü ve 5 yıl siyaset yasağı konuldu.
Kararın, 22 Şubat 1998’de, Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi.
]]>BURSA – Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Bursa Olgunlaşma Enstitüsü işbirliğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı programları çerçevesinde düzenlenen ‘Beylikten Cumhuriyete Anadolu Giysileri’ defilesi ve ‘100.Yıl Sergisi’nde, beylik döneminden Selçuklu dönemine, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine kadar Türk kadınının giyim kuşamdaki estetik ve zarafeti gözler önüne serildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı programları çerçevesinde Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Olgunlaşma Enstitüsü işbirliğinde düzenlenen ‘Beylikten Cumhuriyete Anadolu Giysileri’ defilesi ve ‘100.Yıl Sergisi’ Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde yapıldı. Bursa Milletvekili Emel Gözükara Durmaz ve Emine Yavuz Gözgeç, İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ahmet Alireisoğlu, Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Halide Serpil Şahin, Bursa Valisi Mahmut Demirtaş’ın eşi Beyhan Demirtaş ve sanatseverler katıldı. Defilede Beylik döneminde Hayme Hatun, Selcan Hatun, Malhun Hatunların giydiği giysi tasarımları, Selçuklu döneminde Anadolu Bacıları (Bacıyan-ı Rum) Terken Hatun, Seferiye Hatun, Siddi Hatunları temsil eden desenlerle tasarımlar gözler önüne serildi. Osmanlı döneminde Devlet Hatun, Mahi Devran Sultan, Valide Sultanların giydiği kaftan tasarımlar, iğne oyalarında gizli Anadolu kadını hikayelerinde elleri hep kınalı fikirleri iğne oyalı kadınlarımızın giydiği tasarımların yer aldığı defile, izleyenleri zaman yolculuğuna çıkardı. Kurtuluş Savaşı’ndaki Anadolu kadınları Kara Fatma, Nene Hatun, Ayşe Bacı, Gördesli Makbule, Halide Edip Adıvar’ın giydiği giysi tasarımları, Cumhuriyet dönemi kadınlarının giydiği orijinal giysi tasarımları, Atatürk üniformalarından oluşan kadın giysi tasarımlarının sergilendiği defile, izleyenlere unutulmaz bir akşam yaşattı.
“100.Yıl Sergisi”nde ise dönemin anlam ve önemini belirten çalışmalar yer aldı. Cumhuriyetin kadınlarını temsil eden tuval üzerine kolaj ve akrilik boyama tekniği kullanılarak oluşturulmuş tablo, suluboya, guaj boyama, kalemişi, minyatür sanatı ve noktalama tekniği ile ebru sanatının birleştiği tasarım çalışmalar sergide yer alırken, el yapımı kağıt üzerine şukufe tekniği ve sulu boya tekniğinin bir arada kullanılması ile tasarlanan eserlerde sergilendi. Ayrıca sergide seramik ve vitray çalışmalar, dokuma panolar, TBMM maket çalışması ve Cumhuriyet döneminde giyilen kadın giysi tasarımları da yer aldı.
Programda konuşan Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Halide Serpil Şahin, katılanlara görsel şölen yaşatan programda emeği geçenlere teşekkür etti.
Bursa Milletvekili Emel Gözükara Durmaz, 3 kıta ve 7 iklime hükmetmiş bir imparatorluğun başkenti Bursa’da bu tür bir programın düzenlenmesinin çok anlamlı olduğunu ifade etti. Anadolu topraklarının binlerce senedir ev sahipliği yaptığı kültürleri katman katman biriktirdiğini anlatan Durmaz, sahip olunan zengin kültürü tekrar gün yüzüne çıkarmak adına önemli çalışmalara da imza atıldığını dile getirdi.
İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ahmet Alireisoğlu, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Olgunlaşma Enstitüsü tarafından hazırlanan programın medeniyetimizin ve kültürümüzün zenginliğin bir kez daha gözler önüne serdiğini belirterek programda emeği geçenlere teşekkür etti.
Programın sonunda protokol üyeleri ve enstitü öğretmenleri sahneye çıkarak hep birlikte İstiklal Marşı’nı okuyarak coşkuya ortak oldular.
]]>Ataman, AA muhabirleri ve foto muhabirlerinin yurt içi ve dışında 2023 yılı boyunca çektiği, 5 kategoride oylamaya sunulan 147 fotoğrafı inceleyerek, “Haber”, “Çevre-Yaşam”, “Spor” ile bu yıla özel eklenen ” Deprem: Umut” ve ” Gazze: Kanıt” kategorilerinde seçim yaptı.
İlk oyunu, Eren Bozkurt’un objektifine yansıyan, Artistik Jimnastik Dünya Challenge Kupası’ndan “Olimpik burgu” isimli kareden yana kullanan Ataman, fotoğrafın durumu çok estetik olarak yansıttığını aktardı.
Öte yandan, Ataman, FIBA 2023 Avrupa Şampiyonası çeyrek finalinde Sırbistan ve Belçika Milli Takımları’nın Slovenya’nın başkenti Ljubljana’daki karşılaşmanın yer aldığı, Ales Beno’ya ait “Elle müdahale” isimli fotoğrafı seçerek, “Basketbol hocası olduğum için o fotoğrafı beğendim.” dedi.
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde İskoçya temsilcisi Celtic ile İspanya ekibi Atletico Madrid arasındaki maçta Celtic taraftarının, İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye saldırıları nedeniyle Filistin bayrağı açtığı, David Alvaro’ya ait “Gazze’ye destek” isimli kareyi oylayan Ataman, seçimi şu sözlerle açıkladı:
“Celtic maçındaki görüntüyü beğendim, atmosferi beğendim. Bütün bir stadyumun barış için bayrak açmasını beğendim.”
Ataman, Galatasaray geçmişine de atıfta bulunarak, Galatasaray’ın 2022-2023 sezonu şampiyonluk sevincini yansıtan ve Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk’un omuzlardayken Evrim Aydın’a ait “Taraftarın gözbebeği” isimli kareyi de “spor” kategorisinde seçtiklerine eklerken, “Okan Hoca’nın şampiyonluk fotoğrafı çok güzel. Bir Galatasaraylı olarak o fotoğrafı görünce mutlu oldum, onu hemen beğendiğimi söyleyebilirim.” diye konuştu.
Milli Kadın Voleybol Takımı’nın 2023 CEV Avrupa Şampiyonası’nın finalinde Sırbistan’ı 3-2 yenerek tarihinde ilk kez şampiyon olduğu anların sevincini yansıtan ve Dursun Aydemir’a ait “Dünyanın Sultanları” isimli kare için de oy kullanan Ataman, bu fotoğrafın gurur verici olduğunu vurguladı.
Ataman’ın İstanbul ve Cumhuriyet sevgisi seçimlere yansıdı
İstanbul’a olan sevgisini sık sık dile getiren Ataman, “Haber” kategorisinde, Cumhuriyet’in 100. yılında Türk donanmasının İstanbul Boğazı’ndan 100 gemi ile gerçekleştirdiği geçidi yansıtan Muhammed Enes Yıldırım’a ait “Boğazda bir dev” isimli kareyi seçti.
Ataman, “Fotoğraf hem İstanbul’un güzelliğini hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü gösteriyor. Bende bu duyguyu uyandırıyor.” dedi.
Haber kategorisinde Ataman’ın seçtiği diğer fotoğraf ise, Cumhuriyet’in 100. yıl dönümü dolayısıyla İstanbul Boğazı’nda düzenlenen havai fişek, ışık ve dron gösterilerini yansıtan, Aytuğ Can Sencar’a ait “Türkiye yüzyılı” isimli kare oldu.
Ataman, bu kare için “Cumhuriyet ve 100. yıl benim için çok önemli. İstanbul da benim için dünyanın en güzel şehri. Çok güzel bir fotoğraf olarak görüyorum onu.” diye konuştu.
“Çevre ve yaşam” kategorisinde, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyet’in ilanının 100. yıl dönümünde Anıtkabir’e akın eden vatandaşların görüldüğü Emin Sansar’a ait, “Ata’nın huzurunda” karesini seçen Ataman, “Binlerce insanın 29 Ekim’de ve 100. yılda Ata’mızı anması benim için çok önemli.” dedi.
İstanbul’da Mevlit Kandili dolayısıyla Sultanahmet Camisi’nde düzenlenen programın havadan İstanbul manzarasıyla birlikte görüldüğü Ali Atmaca’ya ait “Sen aydınlatırsın geceyi” isimli kareyi de seçtiklerine ekleyen Ataman şöyle konuştu:
“Fotoğraf müthiş. İstanbul’un akşam güzelliğini, hem Sultanahmet, hem arkada İstanbul ve Boğaziçi Köprüsü’nü gösteriyor. İstanbul’un büyüleyici atmosferini aktarıyor.”
“Yıkım” ve “Depremin Umudu” da seçilenler arasında yer aldı
Ataman, “Gazze: Kanıt” kategorisinde, savaşın boyutlarını ve bir şehrin yok edilişini geniş açıdan gözler önüne seren İsrail’in başlattığı yoğun bombardıman sonucu Gazze Şeridi’nde moloz yığınına dönüşen çok sayıdaki binanın yer aldığı, Shadi Al Tabatibi’ye ait “Yıkım” isimli fotoğrafı seçti.
“Deprem: Umut” kategorisinde geçen yıl 6 Şubat depremlerinde yıkılan binanın enkazından 29 saat sonra sağ çıkarılan 6 aylık bebek Ayşe Vera Yılmaz’ın yer aldığı Aytuğ Can Sencar’a ait “Depremin umudu” isimli fotoğrafı seçen Ataman, “Çok büyük bir acı sonucu kenetlenen bir kurtarma ekibinin tüm Türkiye’nin kenetlenmesi ve kurtarma ekiplerinin yaptığı büyük mücadele sonucu kurtarılan bir bebeğimizin fotoğrafı. Büyük acının tesellisi diyeceğim buna.” diye konuştu.???????
]]>HABER: YAĞMUR BERİL VAROL – KAMERA: KERİM UĞUR
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de gerçekleştirilen aday tanıtım töreninin ardından Karabağlar’da halkla buluştu. Genel Başkan Özel, “Cumhuriyetin ilk yüzyılının son 25 yılında CHP yoktu. Bir değişim sloganı ile yola çıktık ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk 25 yılına yeniden Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin, öyle sözde değil gerçek Atatürk milliyetçilerinin, devletini, milletini, halkını, Cumhuriyetini sevenlerin damgasını vurmak için yola çıktık” dedi. Özel ayrıca, bugüne kadar 6 kadın belediye başkanının olduğu İzmir’de, bu kez seçilebilecek 9 yerde kadın adaylarının varlığına işaret etti.
CHP Genel başkanı Özgür Özel, aday tanıtımın ardından bugün Karabağlar Uğur Mumcu Parkı’nda yurttaşlarla buluştu. Buluşmada Özel’e, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Karabağlar Belediye Başkan Adayı Helil İnay Kınay, CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, CHP Karabağlar İlçe Başkanı Bülent Sözüpek ile ilçe yönetim kurulu üyeleri eşlik etti.
Partililere seslenen Özel, “Güzel, canım, yetişip büyüdüğüm, ekmeği ile büyüdüğüm İzmir’in kalbinde vatan, millet, bayrak ve Atatürk’e sevgisi olan güzel insanlar, hepiniz hoş geldiniz, saygı ile selamlıyorum. Öncelikle Karabağlar’dayız. Karabağlar’da 2009-2014 yılları arasında belediye başkanlığımızı yapmış rahmetli Kasım Sıtkı Kürüm’ü rahmet ve minnetle anarak sözlerime başlamak isterim” dedi.
“Bugün Karabağlar’da sizlerden almış olduğu emaneti tertemiz bir belediyecilikle, çalışkanlığı ile gayreti ile efendiliği ile emanetinizi taşıyan ve bugüne kadar getiren sevgili Muhittin Selvitopu’na kocaman bir alkış istiyorum” diyen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün İzmir adaylarımızı tanıttık, törende olanlarınız vardı, televizyonlardan izleyenleriniz vardı. Bugün buraya koşup geldiniz, şimdi biraz önce Karabağlar’daki genç adayımız, çevre mühendisi, 43 yaşında Helil Kınay sizlere seslendi. Bugün tanıttığımız 30 adayın 9’u kadın aday. Bugüne kadar İzmir’de toplam 6 kadın belediye başkanımız olmuştu. Bugün öyle kenarda köşede değil, tam 9 seçilecek yerde, öyle küçük ilçelerde de değil, nüfusu 600-700-800 bin olan İzmir’in en büyük ilçelerinde, yaş ortalaması bütün adaylarımızın 45 ve 9’u kadın aday. Mesleklerinde başarılı. Kent suçlarında mücadelede başarılı. Ranta ve talana direnen, sizinle birlikte mücadele eden ve bundan sonra da sizin aranızda hareketli, koşarak, her sabah başka bir mahallede kahvaltı edip her akşam bir başka taksi durağında günü sonlandıracak olan gencecik adayımız Helil Kınay’ı sizlere emanet etmeye geldik.”
“CUMHURİYET’İN ÖNEMİNİ BİLEN SEÇMEN”
İzmir seçmeninin ne istediğini bildiklerini vurgulayan Özel, şunları söyledi:
“Bir bütün olarak adaylarımız son derece inançlı, kararlı, iyi eğitimli, motivasyonları yüksek. Biz bu adaylarla bir şeye niyet ettik. İzmir’de yaptırdığımız tüm ölçümlerde, beklenti anketlerinde, tüm profil çalışmalarında İzmir seçmeni bizden daha çok kadın aday istedi. Daha çok genç aday istedi. Kadınlar için ve gençler için Cumhuriyetin önemini bilen İzmir seçmenine kadın adaylarımızı, genç adaylarımızı emanet etmeye geldim. Bu işin şakası yok. Bir tarafta 18 bakan belirliyor beyefendi, 17’si erkek ve bir tanesi kadın. O da Aile Bakanı. Elbette önemli bakanlık ama kafanın arkasında bir şey var. O şu, diyor ki ‘Sen kadınsın, yerin evdir, ailedir. Sen ekonomi bilmezsin, dış politikaya karışma, içişleri erkek işi, kültür sanata bile biz bakarız, sen sadece çocuk bakarsın. Sen aile işlerinden anlarsın.’ Bu anlayışa karşı Cumhuriyeti korumak ve bu büyük kadın devrimini Cumhuriyetin kalesi, Cumhuriyetin sancak gemisi İzmir’den başlatmaya geldim, İzmir’den. Bir yanda başka tartışmalar var. ‘Kız çocuklarla erkek çocuklar ayrı okusun’ diyen bir anlayış var. İttifak kurdukları parti, kadınları sahiplendirmekten bahsediyor. Kadınların oy kullanmasına dahi itiraz eden bir anlayış var. O Cumhuriyet ki o Cumhuriyetin kurucusu ki dünyanın en gelişmiş ülkelerinden yıllar yıllar önce seçme ve seçilme hakkını kadına vermiştir. Cumhuriyet kadının seçmesine, seçilmesine, eşit yurttaş olmasına yol açmıştır. Şimdi bu saldırılara karşı İzmir’den bir meydan okuma zamanıdır. O yüzden siyasetteki kadın devrimini sizlere emanet etmeye geldim.” dedi.
Özel, ‘mesleğinde başarılı’, ‘önemli görevleri yapmış’, ‘yöneticilik vasıfları yüksek’ sıfatlarıyla tanımladığı Helil Kınay’ı ‘kentin sorunlarını gören ve çözüm önerilerini söyleyen bir adayımız var’ diyerek tanıttı. Özel, sözlerine şöyle devam etti:
“BU BÜYÜK YÜRÜYÜŞÜ HEP BERABER BAŞLATIYORUZ”
“Bugüne kadar söyledi, bugünden sonra bunları yapacak, sizden aldığı destekle Karabağlar’ın yüzünü güldürecek Helil Kınay. Gençler Helil Başkandan heyecanlanmış. Karabağlar bu heyecana ortak oluyor mu? Bir alkış alayım başkana. Karabağlar, İzmir duysun. Bu büyük yürüyüşü hep beraber başlatıyoruz. Adaylarımız bugün açıklandı, çok güzel, iyi eğitimli, hepsi yabancı dil biliyor, alanlarında bir ve bazen 3 yüksek lisans yapmış, konunun uzmanı arkadaşlar. Bunlar İzmir’e de iyi gelecek. 15-20 yıl sonra da Türkiye’deki en önemli görevlerde hep onları ve onların kadrolarını, siz yol arkadaşlarını hep beraber göreceğiz. Cumhuriyetin yüzüncü yılının ilk 25 yılına biz damgamızı vurduk. Yokluğu, açlığı bitirdik. Ardından salgın hastalıkları yendik. Bir imparatorluk bakiyesinden bir Cumhuriyet inşa ettik. Toplu iğnesi olmayan bir ülkeye uçak fabrikası, motor fabrikası yapar ve üretir hale getirdik. Şimdi bir üzüntüyü hep birlikte yaşıyoruz. Cumhuriyetin ilk yüzyılının son 25 yılında CHP yoktu. Bir değişim sloganı ile yola çıktık ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk 25 yılına yeniden Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin, öyle sözde değil gerçek Atatürk milliyetçilerinin, devletini, milletini, halkını, Cumhuriyetini sevenlerin damgasını vurmak için yola çıktık. Bu yürüyüşte var mısınız? İşte o yürüyüşe, o yola çıktığımızda bu partiyi iktidar yapacağız diye yola çıktığımızda, bu partinin önceki genel başkanlarına vefa borcu ile yüklüyüz. Bir partinin önceki genel başkanına vefa nasıl gösterilir? Benim bildiğim bir şey var. Partisini iktidar yaparak gösterilir. Hem sevgili Kemal Kılıçdaroğlu’na, hem rahmetli genel başkanlarımız Deniz Baykal, Bülent Ecevit, İsmet Paşa’ya ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vefamızı Cumhuriyetin ikinci yüzyılında partilerini iktidar yaparak, ilkelerini iktidar yaparak göstereceğiz. Bu yürüyüşte bizimle birlikte İzmir’den başlayarak kararlılıkla yürümeye var mısınız?”
“BU PARTİNİN YÜRÜYÜŞÜ CUMHURİYET YÜRÜYÜŞÜDÜR”
Mevcut İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e de teşekkür eden CHP Lideri Özel, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
“İşte bu yola çıktığımda, bu yoldaki ilk adımlarıma eşlik eden biri vardı. Kim, o kişi? Kararlı, inançlı, cesur, ‘Makamımı ve mevkiimi kaybedersem’ endişesi ile doğru bildiğinden şaşmayan, doğru neyse onun arkasında duran, heyecanı çok ama kararlı ve son derece duyarlı bir siyasetçi. Yol arkadaşım, sizlerin de çok yakından tanıdığı, bütün iftiralara rağmen üzerine hiçbir çamurun yapışmadığı, sütte leke var, onda yok. Cemil Tugay başkanımızı İzmir Büyükşehir adayı yaptık. Önceki dönem ve halen görevde olan sevgili Tunç Soyer. Kendisi ile önceden ve sonrasında konuştum. Onun İzmir’in bir değeri, partinin bir değeri olduğunu, bu partiye ve sosyal demokrasiye yapacak katkıları olduğunu ve bununla ilgili fikirlerimiz olduğunu karşılıklı konuştuk. Tüm emekleri için sizlerden Tunç Başkana da bir teşekkür alkışı rica ediyorum. Bu partinin yürüyüşü Cumhuriyet yürüyüşüdür, demokrasi yürüyüşüdür, kalkınma yürüyüşüdür. Bu ülkede bu kadar büyük yoksulluğun, bu kadar büyük sıkıntıların olduğu bir süreçte biz her zaman için CHP olarak iktidar olmak, bu kentte iktidar kalmak ve bu kentteki iktidarımızı ülkedeki iktidara taşımak durumundayız. Bunun için hep birlikte bu iktidar yürüyüşünü gerçekleştirmeye var mısınız? Ben adayımız Helin arkadaşımızı, Helil Başkanımızı, Helil Kınay’ı ve büyükşehir adayımız Cemil Tugay’ı sizlere emanet ediyorum. Kuvvetli alkışlarınızla birlikte her ikisinin elini hep birlikte havaya kaldırıyoruz ve yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun, Karabağlar’a ve İzmir’e hayırlı, uğurlu olsun.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün İzmir Belediye Başkan Adayları Tanıtım Töreni’ne katıldı, CHP’nin seçim filmini izletti. Programda konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, şunları söyledi:
“İZMİR CUMHURİYET TARİHİ BOYUNCA CUMHURİYETÇİ VE SOSYAL DEMOKRAT BELEDİYE BAŞKANLARIYLA GELİŞMİŞ VE KALKINMIŞTIR”
“İzmir bize geçmişin görkemli medeniyetlerinden mirastır.Bize bırakılan en değerli miras ise çağdaş bir cumhuriyet şehri olma kimliğidir. İzmir’imiz bilindiği üzere Kurtuluş Savaşı yıllarında ülkemizin işgale karşı mücadelesinde direnişin, kurtuluşun ve kuruluşun simge şehri olmuştur. 9 Eylül 1922’den beri özgürlüğün adıdır İzmir. Savaşın yıkımına uğramış, ekonomik bakımdan çökmüş olan Anadolu, siyasi bağımsızlığını, ekonomik bağımsızlıkla tamamlama felsefesiyle yola çıktığı günlerde yapılan İktisat Kongresinin de İzmir’de toplanmış olması İzmir’e biçilmiş bir başka rolün göstergesidir. İzmir cumhuriyet tarihi boyunca Cumhuriyetçi ve sosyal demokrat belediye başkanlarıyla gelişmiş ve kalkınmıştır. İzmir’i yanmış yıkılmış halinden modern bir kente dönüştüren, şehri planlayan, İzmir Fuarı’nın da kurucusu Dr. Behçet Uz, Cumhuriyet döneminin aydınlanma neferlerindendi. Kendisi bir Mustafa Kemal Atatürk fedaisiydi.
İhsan Alyanak, dürüst olduğu kadar cesurdu. Bireye değil topluma hizmete öncelik verdi. Rahmetli Bülent Ecevit kendisine ‘Halkçı Alyanak’ lakabını boşuna vermedi. Yüksel Çakmur Başkanımız, bu kentin geleceğine sahip çıktı. Halk için ucuz marketleri kentin dört bir yanına yaydı. Rahmetli Ahmet Piriştina, Büyük Kanal Projesi, Kordonboyu, İzmir Metrosu gibi büyük projelerin yanı sıra Eşrefpaşa Hastanesi’ni dar gelirlilere açtı. Aziz Kocaoğlu Başkanımız, 15 yıl örnek bir belediyecilik ortaya koydu. İzmir modelini tarifledi. Kente ve İzmirliye dokunan süt kuzusu, tarımsal kalkınma kooperatifleri gibi örnek projeleri hayata geçirdi.
Tunç Soyer başkanımız, görevi süresince sadece İzmir’e hizmet vermedi. 11 ilde yıkıma neden olan 6 Şubat Maraş depremlerinden etkilenen kentlere gitti, İzmir’in dayanışmasına öncülük etti ve oralarda İzmir’i hep var etti. Hepsine ayrı ayrı minnet duyuyor ve teşekkür ediyorum. Onların yaptıklarının üzerine yeni şeyler koyarken, miraslarını başımızın üzerinde taşıyacağımıza, bu anlayışın sürdürüleceğine, bu kentin değerlerinin korunacağına söz veriyorum. Bu aynı zamanda bizim tarihe olan borcumuz. Biz İzmir’in tarihsel kimliğine her zaman sahip çıktık ve koruduk. Bu dönemde üzerine yeni roller ekleyerek yola devam edeceğiz. Aslında İzmir’in zaten var olan potansiyelini, gücünü ortaya çıkaracağız. Sağlam sosyokültürel dokusunun yanında, çok değerli akademisyenleri, güçlü iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarıyla bu kenti mutluluk ekonomisinin başkenti yapacağız.
“ARKADAŞLARIMLA KENTİMİZİN PARLAK GELECEĞİNİ BİRLİKTE YAZMAK İÇİN HAZIRIZ”
Kıymetli yol arkadaşlarım, 2010 yılında CHP üyesi oldum. Geçen yıllarda partimizde pek çok görev üstlendim. Bir Tıp doktoru, uzman bir cerrah iken neden siyasete girdiğim hep soruldu. Cevabım hep aynı oldu; Ülkemiz böyle sıkıntılı zamanlar yaşıyorken sadece kendimi düşünüyor olamazdım. Elimden geleni yapmalı, bana düşen bir görev olursa yerine getirmeliydim. Parti üyeliğim boyunca yaşadıklarım, bana iyi ki siyasete girmişim dedirtti. Yerel yönetimde her insana el uzatan siyasetin nasıl iyileştirici ve birleştirici olduğunu yaşayarak öğrendim.
Bugün Atatürk’ümüzün emaneti Cumhuriyet Halk Partimizin İzmir Büyükşehir belediye başkan adayı olarak huzurlarınızdayım. Yaşamımla ait olduğum, sokaklarında büyüdüğüm ve yönetmeye talip olduğum bu mükemmel şehir için çalışacak olmanın kıvancını yaşıyorum. Bu şehrin geleceğe yolculuğunda imzam olacağını düşünmek bile çok heyecan verici, büyük bir onur. Beni bu onurlu temsiliyete layık gören Saygıdeğer Genel Başkanım Özgür Özel başta olmak üzere Merkez Yönetim Kurulu ve Parti Meclisi’mizin her üyesine, tüm partili yoldaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Bugün burada İzmir’e hizmet etmek için heyecan ve heves dolu, birbirinden yetenekli, pırıl pırıl 30 arkadaşımla bir yola çıkıyoruz. Bu yolda, onlarla birlikte olmaktan büyük bir gurur ve mutluluk duyuyorum. Burada gördüğünüz tablo, İzmir’in geleceğidir sevgili yoldaşlarım. Arkadaşlarımla kentimizin parlak geleceğini birlikte yazmak için hazırız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerinin izinde, İzmir’i hak ettiği yere birlikte çıkaracağız. Bayrağı bizlere devredecek olan görevdeki tüm belediye başkanlarımıza, zor şartlarda vermiş oldukları başarılı hizmetler için huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum. Şimdi hepinizden onlar için kuvvetli bir alkış rica ediyorum. Herkesin şunu bilmesini istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi köklerine ve kuruluş ilkelerine bağlılığından ödün vermez. Ancak gerektiğinde halkının beklentilerini karşılamak için kendini yenilemeyi, değiştirmeyi bilir. İzmir için Türkiye için partimiz değişir ama hiçbirimiz İzmir’i hiçbir şeye değişmeyiz.
“ARTIK ANLAMALARI LAZIM Kİ İZMİR’İ HİÇBİR ZAMAN ALAMAYACAKLAR”
Bugün İzmir’in çıkarlarını, İzmir’in önceliklerini, vatandaşlarımızın haklarını, adaleti korumak için mücadele etmenin zamanıdır. Gerek seçim dönemi boyunca, gerekse seçimden sonra örgütümüzle hep beraber çalışacağız ve hep beraber başaracağız. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte 30 ilçe belediyesini, Cumhuriyetimizin 100. yılından yeni çıkmış ülkemize, bir umut ışığı olarak armağan edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi, İzmir’de, modern, özgür, birbirine saygı ve sevgi dolu bir yaşam tarzının, demokrasinin, eşitliğin, adaletin teminatıdır. İzmir, nefret dilinden, parmak sallayan siyasetten her zaman uzak durmuştur. Şunu kimse unutmasın; İzmir’i siyasi dillerinde küçümseyen, ayrıştıran, bölen, öfkeli dile İzmirli’nin tertemiz oyları gitmez. İzmirliler, kendilerine şirin gözükmek için kılıktan kılığa girmeye çalışanları da çok kolay tanır. Özünde rant ve yağma olan, gerçekçi olmayan projelerle insanlarımızın ağzına bir parça bal çalmaya çalışanlara da gerekli cevabı her zaman vermiştir, yine verir. Artık anlamaları lazım ki İzmir’i hiçbir zaman alamayacaklar.
“GELİN, BU HİKAYEYİ BİRLİKTE YAZALIM”
Göreve geldiğimizde sevgiyi, güveni, aklı egemen kılacağız. Hesap vereceğiz, şeffaf olacağız. Kimseyi ayrıştırmadan, ‘önce insan’ diyerek kentin her mahallesinde hizmet üreteceğiz. Bitmeyecek bir hizmet aşkıyla tüm hemşehrilerimizin her sorununa ve her ihtiyacına koşacağız. Birlik, beraberlik, dostluk, kardeşlik tohumlarını daha çok ekip, daha bol sulayacağız. İzmir’i durdurmaya, istismar etmeye çalışanlara karşı, mutluluğun, özgürlüğün, kardeşliğin başkenti olacağız. Bu partinin her kademesinde alın teri döken, emek harcayan değerli yoldaşlarım! Biz, akla ve bilime dayalı, yenilikçi yöntemlerle, liyakate dayalı görevlendirmelerle, tüm sosyal demokrat değerleri sahiplenerek, aynı zamanda çevreci ve kalkınmacı belediyecilik anlayışlarımızı uygulamaya koyarak İzmir’de yeni bir hikaye yazmak istiyoruz. Sizlere şu çağrıyı yapmak istiyorum; Gelin, bu hikayeyi birlikte yazalım. Omuz omuza, kol kola, yürek yüreğe bir beş yıl yaşayalım. Daha güçlü, daha huzurlu, daha üretken, daha dirençli, daha özgür, daha mutlu bir İzmir’i birlikte kuralım.”
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Dr. Cemil Tugay ve Bornova Belediye Başkan Adayı Ömer Eşki, Bornova Çamdibi’nde düzenlenen mitingde vatandaşlarla buluştu. Tugay, “Bizler, kendi çıkarlarımız için değil, rant için değil, cebimizi doldurmak için değil, yandaşları beslemek için değil; biz bu ülkeye sevdalı olduğumuz için, biz Cumhuriyet’e aşık olduğumuz için, biz Atatürk’e yürekten bağlı olduğumuz için bu görevi istiyoruz” dedi.
CHP’nin 31 Mart 2024 yapılacak yerel seçimlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterdiği Dr. Cemil Tugay ve Bornova Belediye Başkan Adayı Ömer Eşki, bu akşam Bornova’daki Çamdibi Kapalı Pazar Yeri önünde düzenlenen mitingde vatandaşlara seslendi. Mitinge, eski CHP Genel Sekreteri Kamil Okyay Sındır, eski Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, CHP İzmir Gençlik Kolları Başkanı Burak Kotan, CHP Gençlik Kolları MYK üyeleri de katıldı.
Seçim startını Bornova Çamdibi’nden veren Ömer Eşki, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bizler, birbirimizle yarışırız, birbirimizle çekişiriz, yeri gelir birbirimizi kızdırırız ama söz konusu Cumhuriyet ise, söz konusu Mustafa Kemal Atatürk ise, söz konusu CHP iktidarı ise biz aynı cephede omuz omuza ölmeye razıyız. Bu kaleyi asla Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz. Seçimlere 50 gün kala seçim startı vermek istedik. Şöyle İzmir’e bir coşku gelsin istedik. Birileri sahte anketler, sahte anket şirketlerinde sahte raporlar yayınlıyorlar. İzmir’i, rozetini takamadıkları partiye kazandırabileceklerini düşünüyorlar.
“GERÇEK BELEDİYECİLİK NASIL YAPILDI, GÖRÜYORLAR”
Diyorlar ki İzmir’e yeniden bir belediyecilik getireceklermiş. Yıllardır aynı yalanı söyleyip durdular. İstanbul’la Ankara’yı aldık. Gerçek belediyecilik nasıl yapıldı, görüyorlar. Aylarca aradılar, Ekrem Başkan’ın karşısına bir aday bulamadılar. En sonunda kimle kaybedeceklerine karar verdiler. İmar affının katili, Türkiye’de on binlerce insanın ölümüne sebebiyet vermiş bir eski Çevre Şehircilik Bakanı getirdiler. İzmir’de yepyeni genç bir kadro var. O kadronun çok önemli bir teknik direktörü var. Sevgili Cemil Başkan’ımız.
“BU YOLUN SONUNDA ÇOCUKLARIMIZA BİR BORCUMUZ VAR”
Bornova’ya hizmet etmiş yerel yönetim uzmanlarından bir bayrak teslim aldığını söyleyen Eşki, “Sizlerden de bu sorumluluğu alacağım. Omuzlarımdaki yük çok ağır. Umarım mahcup olmam. Umarım onların getirdiği bayrağı daha da ileriye dikeriz. Çok başarılı bir belediyecilik yapmak için yola çıktık. Bu genç yaşta nasip olan bu görevi, umarım sizlerin de desteğiyle başarılı yerlere taşırız. Cemil Başkan’ımızla ve İzmir’in her noktasında tüm belediye başkanlarımızla bir arada yol yürüyeceğiz. Sizlere layık olmaya çalışacağız. Çünkü bu yolun sonunda bizim, çocuklarımıza bir borcumuz var. Buraları CHP iktidarında aldıysak yarın ben de bir CHP iktidarındaki bir kardeşime teslim etmek istiyorum. O yüzden hep beraber yol yürüyeceğiz. Hep beraber zorlukları aşacağız. Hep beraber kazanacağız. Bornova’da da 2028’de Türkiye’de de CHP iktidarını yeniden inşa edeceğiz.”
“BİZLER, RANT İÇİN DEĞİL, CUMHURİYET’E AŞIK OLDUĞUMUZ İÇİN BU GÖREVİ İSTİYORUZ”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Dr. Cemil Tugay ise şöyle konuştu:
“Bazı insanlar CHP’nin hangi ideolojide, hangi idealde birleştiğini anlamakta zorluk çekiyor olabilirler. Bizler, kendi çıkarlarımız için değil, rant için değil, cebimizi doldurmak için değil, yandaşları beslemek için değil; biz bu ülkeye sevdalı olduğumuz için, biz Cumhuriyet’e aşık olduğumuz için, biz Atatürk’e yürekten bağlı olduğumuz için bu görevi istiyoruz. 2019’da bana Karşıyaka Belediye Başkanlığı şerefi verildi. Geçen beş yıl içerisinde alnımın akıyla, en ufacık bir leke sürdürmeden kendime görevimi yaptım, buna emin olabilirsiniz. Bundan sonraki beş yılda da eğer sizler layık görürseniz aynı şekilde tertemiz, o kararlı mücadeleye devam edeceğiz.
“ATATÜRK’ÜN ŞEHRİNİN PARLAYAN BİR YILDIZ OLMASINI SAĞLAYACAĞIZ”
Hep beraber, Atatürk’ün şehrinin bu ülkeye parlayan bir yıldız olmasını sağlayacağız. Cumhuriyet’in şehrinin, Cumhuriyet’in insanlarının bu şehirde çok mutlu olduğunu herkese göstereceğiz. Yapılamayacak hiçbir şey yok. Baş edilemeyecek hiçbir sorun yok. Yüreğimizde o inanç var, o sevgi var. Onunla birlikte, bir aile olarak hep beraber çalışacağız.
“İZMİR, CUMHURİYET’İN GURUR ŞEHRİDİR”
Lütfen yanımızda olun. Lütfen birilerinin kurduğu o hayallerin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini kendilerine gösterin. Onlara deyin ki İzmir, Cumhuriyet’in gurur şehridir. Değerli kardeşlerim; ben, size namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum. Mahcup olmayacağız. Mahcup etmeyeceğiz kendimizi. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağım.”
]]>DP, bugün Ankara’da, Celal Bayar Köşkü’nde düzenlenen programla Çankaya Belediye Başkan Adayını tanıttı. Genel Başkan Gültekin Uysal, DP İzmir Milletvekilleri Haydar Altıntaş ve Salih Uzun’un da katıldığı programda DP Genel Başkan Yardımcısı İrem Taşpınar, Çankaya Belediye Başkan Adayı olarak gösterildi. Programda konuşan Uysal, şunları söyledi:
“ÇANKAYA BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA DEĞERLİ MÜCADELE ARKADAŞIMIZ İREM TAŞPINAR’I İLAN ETMEKTEN BÜYÜK MUTLULUK DUYUYORUM”
“Bu güzel günde, bu tarihi mekandayız. Çankaya’nın göbeğinde, Çankaya ile özdeş, cumhuriyetle özdeş Celal Bayar Köşkü’müzde bir tarihi adım atıyoruz. Çankaya Belediye Başkanlığı’na değerli bir mücadele arkadaşımızı, Genel Başkan Yardımcımız Sayın İrem Taşpınar’ı ilan etmekten ben de büyük mutluluk duyuyorum. Geride Türk demokrasisinin belki de en zor sınavı diye tabir ettiğimiz bir seçimi, mayıs ayında gerçekleştirdik. Ülkemizin derinden bir nefes alabilmesi adına verdiğimiz mücadele elbette orada kalacak değil. Önümüzdeki yerel seçimler, uzun bir dönem seçim olmayacağı anlayışı içerisinde ortaya çıkaracağı siyasal ve toplumsal iklim uzun süre milletimizin, vatandaşlarımızın içinde nefes alıp vereceği toplumsal siyasi iklimi de oluşturacaktır. Bu açıdan da yerel seçimler çok kıymetli. DP olarak her parti gibi kendi mücadelemizi vermek adına kendi fikrimizi, zihniyetimizi, anlayışımızı, dünden bugüne taşıdığımız bir büyük geleneğin değerlerini yarınlara taşımak adına da mücadele veriyoruz.
“UZUN SÜREDİR SİYAHLA BEYAZ ARASINA SIKIŞMIŞ TÜRKİYE İKLİMİNDE HEP BERABER EMEK KOYACAĞIZ”
Ankara’mız önemli. Ankara’mız gibi tüm yurt sathında yayılmış teşkilatlarımızla beraber bu mücadelede varız. Ama Çankaya’da özellikle bugün ODTÜ’lü kimliğiyle, kadın kimliğiyle, parti genel merkezimizle, kadın politikalarından sorumlu genel başkan yardımcımız olarak Sayın İrem Taşpınar’ın adaylığıyla beraber uzun süredir siyahla beyaz arasına sıkışmış Türkiye ikliminde, Ankara’da da, Çankaya’da da bir derin nefes almaya imkan verecek bir süreci, bir mücadeleyi inşallah İrem Hanım’ın şahsında tüm teşkilatlarımız onunla beraber belediye meclis üyeleri, Çankaya teşkilatımız, il teşkilatımız hepimiz bu mücadelede emek koyacağız. O açıdan ben de mutluyum. Siyasetin önümüzdeki süreçte kurum ve aktörleriyle beraber vatandaşlarımızın hissiyatına, vatandaşlarımızın taleplerine karşı esnekliğini kaybetmiş siyasetin yeniden vatandaşımızın taleplerini, ihtiyaçlarına yeri geldiğinde itirazlarına esnek hale geldiği, onlara hassas hale geldiği bir süreci Türkiye’de de başlatmak istiyorum. O açıdan tekrar Sayın İrem Taşpınar’ın adaylığını ben hayırlı olsun dileğimle bütün arkadaşlarımızla beraber paylaşıyoruz. Bugün burada milletvekillerimiz var Sayın Salih Uzun, Sayın Haydar Altıntaş. ‘Söz milletindir’ diyerek çıktığımız bu süreçte bu seçim döneminde de ‘Söz yeniden milletin. Söz yeniden Çankaya’nın. Söz yeniden kadınlarımızın’ diyoruz.”
“HERKESİN CUMHURİYETE BORCU VAR AMA EN ÇOK EĞİTİMLİ KADINLARIN CUMHURİYETE BORCU VAR. BU GÖREVDE CUMHURİYETE OLAN BORCUMUZU ÖDEMEYE TALİBİZ”
DP Çanka Belediye Başkan Adayı İrem Taşpınar, şunları söyledi:
“Çok heyecanlıyım. Heyecanımı da paylaşmaktan bir sakınca görmüyorum açıkçası. Çünkü ihtiyaç duyduğumuz şeylerden bir tanesi samimiyetle hislerimizi paylaşmak. Benim için ve inanıyorum ki Çankaya’nın tarihi için de mihenk taşı olacak bugünde, burada bulunan her birimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ama bir kadın olarak kürsüde yaptığım her konuşmada ayrıca bir teşekkür ederim. Teşekkürü cumhuriyet tarihine ederim ve asla anmadan geçemem, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, bu uğurda şehit olmuş, Cumhuriyet’in bu kadar uzun süre yaşamasını sağlamış tüm demokrasi şehitlerine de teşekkürün üstünde minnetlerimi bir kadın olarak sunuyorum. Niye minnet noktasındayım? Çünkü cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir. Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in dediği gibi, ‘Bir köylü çocuğunun cumhurbaşkanı olabilmesi cumhuriyettir.’ ya da benim gibi cumhuriyetin imkanlarıyla ODTÜ’yü bitirip, iş insanı olup, siyasetçi olup bugün burada kürsüde konuşabiliyor olmak cumhuriyettir. ya da bu kadar köklü bir siyasi, tarihi, hafızaya sahip bir partiyle beraber yol yürüyebilmek cumhuriyettir. En önemlisi Türkiye’nin en genç genel başkanıyla beraber, Türkiye’nin en önemli ilçesinde kadın bir belediye başkan adayı çıkarmak cumhuriyettir. ve ben inanıyorum ki hepimizin aslında cumhuriyete borcu var. O yüzden de seçimlerin arka tarafında inanarak yürüyeceğimiz bu yolda inanç, inandığımız fikrimiz şu: Herkesin cumhuriyete borcu var ama en çok eğitimli kadınların cumhuriyete borcu var. O yüzden aslında bu görevde cumhuriyete olan borcumuzu ödemeye talibiz. ve kadına seçme seçilme hakkının dünyadan daha önce verildiği bir dönemde, cumhuriyet tarihimizde Çankaya Belediyesi’nin ilk kadın belediye başkanı olacağım. Daha önce de ‘Söz milletin’ dedik. Şimdi diyoruz ki ‘Söz yeniden milletin, söz yeniden Çankaya’nın, söz yeniden demokratların.”
]]>
Cumhuriyetin 100’üncü yılında İlknur Güntürkün Kalıpçı yönetiminde hayat hikayeleri tüm zamanlara öncülük edecek “Zamansız Kadınlar” Tiyatral Gösterisi sanatseverlerle buluştu. Büyükçekmece Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen gösteriye Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, 24. Dönem İstanbul Milletvekili Başkan Danışmanı Süleyman Çelebi, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Sinem Gülenç, katıldı.
“Türk kadının ortaya koymuş olduğu başarıların hikayesini izledik”
Cumhuriyet tarihinin ilklerine imza atan, yaşadıkları çağın ötesindeki kadınların hayat hikayelerinin anlatıldığı “Zamansız Kadınlar” Tiyatral Gösterisi’ne katılan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün Türk kadınının gösterdiği başarıların ve ilklerin hikayesini izlerken gururlandığını belirterek şöyle konuştu: “İlknur Güntürkün Kalıpçı Hocanın tiyatral anlamda ortaya koymuş olduğu bir Cumhuriyet tarihi izledik. Muhteşemdi. Kadınlarımızın neler oluşturduğunu, 1919’lu yıllardan itibaren Türk kadınının nelere imza attığını bir kez daha burada çok veciz şekilde ortaya koydular. Cumhuriyetin 100’üncü yılına yakışan tiyatral bir tarih dersiydi. Dolayısıyla Atatürk’ün ortaya koymuş olduğu fikirler, onun Türk kadını ile ilgili söylemleri ve Türk kadınının ortaya koymuş olduğu muhteşem ilkleri izledik. Türk kadının tarihteki rolü ve tarihin altın sayfalarında yerinin hatırlanması adına çok güzel bir geceydi. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Güzel bir geceydi. Türk kadının ortaya koymuş olduğu başarıların hikayesini izledik. Bu muhteşemdi, takdire şayandı. Atatürk’ün Türk kadını ile ilgili söyledikleri takdire şayandı. Hepsine teşekkür ediyorum.”
“Tarihi yazmış kadınların haklarını nasıl elde ettiğine tanıklık ettik”
Ünlü olmayı, fark edilmeyi, göze girmeyi hiç düşünmeden isimsiz kahramanlar olmayı göze alarak fark oluşturmayı tercih etmiş kadınların hikayesinin yer aldığı tiyatral gösteri sanatseverler tarafından yoğun ilgi gördü. Gösteriye katılan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü 100 yıl öncesi bu topraklarda canını siper ederek mücadele etmiş, cephede ve cephe gerisinde ülke kurtuluşuna katkı koymuş kadınların hikayelerine tanıklık ettiğini belirterek gösteri hakkında şunları söyledi: “Bu akşam Büyükçekmece Belediyesi’nin iş ortaklığında Lionslar ile beraber hakikaten bu tarihi yazmış kadınların haklarını nasıl elde ettiğine tanıklık ettik bir kez daha. Asıl önemlisi bu tanıklığı gerçek hayatta yasal mevzuata çeviren Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğini ve Cumhuriyetin 100’üncü yılını bir kez daha doğru anlamda kutlamadığımızın farkına vardık. Çünkü biz 100 yıl öncesi bu topraklarda canını siper ederek mücadele etmiş, cephede ve cephe gerisinde ülke kurtuluşuna katkı koymuş kadınların Cumhuriyet kurulduğu andan itibaren yasal mevzuat ile eşit birey olmasına imkan sağlamış Mustafa Kemal Atatürk ile beraber Cumhuriyeti beslemiş kadınların aslında 100’üncü yılında ne kadar eksiklik kaldığını fark ediyoruz. Bunun ile beraber gençliğin beyninde ve zihninde olması gereken bu bilgilerin yeterli oranda olmadığını hatta o Cumhuriyet kazanımları dediğimiz kadını birey sayan, anayasamızda var olan eşitlik duygusunun artık uzaklaştırılarak dün itibariyle hatta gazetelere yansıdı. Kadının çalışmasına bile erkeğinin izin vermesi gibi safsataları gündeme taşıyan bir idare noktasındayız. Bu anlamıyla bu geceyi düzenleyen, hayata geçiren, katkı sunan, emek veren herkese teşekkür ediyorum. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalması adına tüm kadınların ve tüm vatandaşların aslında birey olarak sorumluluklarının farkında olması, sadece bireylerin değil yerel yönetimlerde, kurumların başlarındaki yetkililerin de buna destek olmasını arzu ediyorum. ” – İSTANBUL
]]>“SÜPER KUPA FİNALİNİN TÜRKİYE’DE OYNANMASI GEREKİRDİ”
Cumhuriyet Halk Partisi’nden yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde; “Fenerbahçe ve Galatasaray Cumhuriyet’in ilanından önce kurulmuş iki güzide kulübümüzdür. Bu kulüplerimizin Cumhuriyetin 100. yılında oynayacağı Süper Kupa finalinin Türkiye’de oynanması gerekirdi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak böylesine önemli bir karşılaşmanın Atatürk’e husumet duyan bir ülkeye götürülmesini doğru bulmadık ve başından beri bu yanlışa itiraz ettik. Bugün de final maçını Suudi Arabistan’a götürenlerle birlikte bir bildiri açıklamayı doğru bulmuyoruz. Atatürk’e ve milli değerlerimize yapılan saygısızlıklara sebep olan pazarlıkların tarafı olanlarla aynı bildirilere imza atmayacağız. Cumhuriyet Halk Partisi sorumluları aklayacak işlerin içinde olmayacak kendi özgün tavrını ve tepkisini göstermeye devam edecektir. Aşağıda paylaştığımız bildirimizi kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
“FİNANSAL İMKANLAR UĞRUNA BÖYLE BİR KARAR ALINDI”
Basına ve Kamuoyuna, 29 Aralık 2023 günü Türk spor ve diplomasi tarihinin en acı olaylarından birini yaşadık. Cumhuriyetimizin 100. yılında Süper Kupa finali Suudi Arabistan makamlarının saygısız tutumları nedeniyle oynanamadı. Bu saygısızlık İstiklal Marşımızı, Ay-Yıldızlı Bayrağımızı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’ü hedef alıyordu. Ancak sporcularımız ve kulüplerimiz Cumhuriyet’in 100. yılında böyle bir saygısızlığa taviz vermediler. Hem sporcularımızı hem de kulüplerimizi yürekten kutluyoruz. Bunun yanında Ay-Yıldızlı Bayrağımıza, Büyük Atatürk’e ve İstiklal Marşımıza tahammül gösteremeyen, sorunlar çıkartan Suudi Arabistan yönetimi ve makamlarını esefle kınıyoruz. Süper Kupa finalinin Riyad’da oynanması kararının alınmasından itibaren CHP olarak bu kararın yanlış olduğunu defalarca belirttik ve bu karardan dönülmesini talep ettik. Bu talebimiz Cumhuriyetimizin 100. yılının kutlandığı bir ortamda böylesine önemli bir spor müsabakasının Türkiye’de bir şehirde oynanması düşüncesine dayanıyordu. Ancak iktidar tarafından bu tercih edilmedi ve birtakım finansal imkanlar uğruna böyle bir karar alındı.
“CEMAL KAŞIKÇI DOSYASININ SUUDİLERE VERİLMESİ İLKESİZ TUTUMA ÖRNEKTİ”
Suudi Arabistan konusunda iktidarın ilkesiz tutumunun ne yazık ki bu ilk örneği değildi. İstanbul’da vahşi bir şekilde katledilen Cemal Kaşıkçı dosyasının Suudi makamlarına devredilmesi, bu olayların içinde adı geçen Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Türkiye’de en üst düzeyde ağırlanması, şerefine sazlı-sözlü yemekler tertip edilmesi, uçağın kapısında karşılanıp – kapısına kadar uğurlanması, 90 yaşında Suudi kral öldüğünde yas ilan edip 12 Mehmetçiğimiz şehit olduğunda yas ilan edilmemesi iktidarın bu konudaki ilkesiz tutumunu gösteriyordu. Bilinmesi gerekir ki Büyük Atatürk, İstiklal Marşımız ve Ay-Yıldızlı Bayrağımız Türkiye’de ya da dünyanın hiçbir yerinde bir siyasal simge değildir. Böyle bir değerlendirilme kabul edilemez. Biz nasıl ki başka ülkelerin tarihine ve kültürüne saygı gösteriyorsak ulusumuzu birleştiren büyük kurucumuz Atatürk’ün, Ay-Yıldızlı Bayrağımızın ve İstiklal Marşımızın da aynı saygıyı görmesini bekleriz. Bütün bunların ötesinde Büyük Atatürk’ün “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim” özdeyişini de hatırlatarak sporcularımızın ve kulüplerimizin bu ahlaklı tutumunu takdir ettiğimizi belirtmek istiyoruz. Ancak ülkemizin en temel değerlerini bir tartışma ve pazarlık konusu yapan yöneticilerin ve iktidar mensuplarının ise bu ahlak anlayışından nasibini almadığını üzülerek görmüş bulunuyoruz.
“MİLLETİMİZ EL BİRLİĞİYLE BU OYUNU BOŞA ÇIKARTMIŞTIR”
Cumhuriyetimizin 100. yılında kirli pazarlıklarla milletimizin tertemiz alnına kara bir leke çalınmaya çalışılmıştır. Ancak milletimiz el birliği ile bu oyunu boşa çıkartmış, Atasına ve Bayrağına sonuna kadar sahip çıktığını göstermiştir. Milletimizin gerçeklerin farkında olduğunu ve bu olayın sorumlularını çok iyi bildiğini gözlemliyoruz. Erdoğan iktidarı döneminde yapanın yanına kar kalır düşüncesi hakimdir. Ancak emin olunuz ki Türkiye’nin yarınlarında bu saygısızlıkları yapanların, bu kirli pazarlıkta olanların yaptıkları yanlarına kar kalmayacaktır. Saygılarımızla.”
]]>