Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele konusunda kamuoyu farkındalığını artırmak, toplumsal bilinci yükseltmek amacıyla ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon, İzleme ve Değerlendirme Toplantısı ve Çocuk Koordinasyon Kurulu Toplantısı’ Salihli Öğretmenevi Toplantı Salonunda yapıldı. Kaymakam Ali Güldoğan Başkanlığında yapılan toplantıda konuyla ilgili farkındalık faaliyetlerinin artırılması için paydaş kurumlar ile iş birliği içerisinde yapılan çalışmaların devam etmesine, yayımlanan genelge ve talimatlar doğrultusunda yürütülen çalışmalar gözden geçirilerek kurumların iş birliği ve koordinasyon içinde çalışması için atılacak olan adımlar görüşüldü. – MANİSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Niğde ve Bor Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğü, Bor Ömer HalisdemirGençlik Merkezi ve Niğde Çocuk Hakları Komitesi işbirliği ile düzenlenen etkinlikte çocukların zihinsel gelişimi, akıl yürütme, psikomotor becerilerin gelişimi ve el-göz koordinasyonunun geliştirilmesine yönelik oyunlar oynandı. 120 çocuğun katıldığı etkinlikte “Dijital Bağımlılık” ve “Mahremiyet” konularında farkındalık kazandırmak amacıyla eğitim verildi, çocuk hakları hakkında bilgilendirme yapıldı.
Çocukların dijitalden uzaklaşarak oyunlar oynaması, arkadaşlıklar edinmesi ve geleneksel oyunların yaşatılmasının da hedeflendiği etkinlikte birbirinden farklı oyunlar oynayan çocuklar eğlenceli vakit geçirdi. – NİĞDE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Müdürlükten yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürlüğünce Kahramanmaraş’ta bir otelde 18 çocuk için sünnet töreni yapıldı.
Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürü Erdoğan Tunç, törende, böylesi etkinliklerle hem vakfiye şartlarını yerine getirmenin ve gelenekleri yaşatmanın huzurunu hem de hayır ve bereketi paylaşmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.
Sultan 2. Beyazıd Vakfı’nın vakfiyesinde, “ülke çapında aileler belirlenip, çocuklarının sünnet cemiyetinin yapılması” hayır şartının yer aldığını belirten Tunç, şunları aktardı:
“Böylesi yardımlaşmaları hayır şartı haline getiren binlerce vakfımız var. Ne mutlu ki, yardım konusunda her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen ve bunu nezaketle gerçekleştiren bir ecdadımız olmuş. İşte biz de bugün burada, ecdadımızın iyilik mirasını paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Vakıflar, ‘iyilik ve takvada yarışınız’ ilahi emrinin tecessüm etmiş halidir. Çok şükür ki Vakıflar Genel Müdürlüğümüz bu doğrultuda, ihtiyaç duyulan her an, vakıf kültürünün ve geleneğinin gerektirdiği şekilde çalışmaktadır. Genel Müdürlüğümüz bu iyilik yarışında tüm vakıflarımızın en güçlü destekçisidir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu tür etkinliklerle geleneklerimizi yaşatmaya vesile olacak, hep birlikte dayanışmayı, yardımlaşmayı artıracağız.”
Gönülden gelen bir samimiyet ve gayretle ortaya konulacak çalışmaların bereketinin çoğaltacağını ve millet olarak bağların güçlendireceğini kaydeden Tunç, bu paha biçilemez birlikteliğe güç vermeye, destek olmaya davet edeceklerini ekledi.
Çocuklara yönelik çeşitli etkinliklerin düzenlendiği programda, ayrıca çocuklara bisiklet ve takı hediye edildi.
Programa Kahramanmaraş Vali Yardımcısı Muhammed Akın, İl Kültür Müdürü Ayten Şenel, Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Ayşe Taşkıran, çocuklar ve aileleri katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Anchieta Tren İstasyonu’nda çekilen görüntülerde, trenin üstünde yatan çocuğun ilk elektrik çarpmasından sonra hareketsiz kaldığı görülüyor. Platformdaki yolcular panik içinde yardım çağırırken, cesur bir genç çocuğu kurtarmak için harekete geçti.
Kurtarma girişimi sırasında yaşanan ikinci elektrik çarpması, büyük bir patlamaya neden oldu. İsmi açıklanmayan çocuk, sonunda kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Salı sabahı yapılan açıklamada durumunun ciddi olduğu belirtildi.
Brezilyalı tren işletmesi Supervia, son dönemde özellikle gençler arasında yaygınlaşan tren sörfünün son derece tehlikeli olduğunu vurguladı. New York’ta bu yıl aynı nedenden 6 kişinin hayatını kaybettiği hatırlatıldı.
Uzmanlar, sosyal medyada popüler olan bu akımın önüne geçilmesi için aileleri uyardı. New York toplu taşıma kurumu MTA, “İçeride Sür, Hayatta Kal” kampanyasıyla gençleri bilinçlendirmeye çalışıyor ve sosyal medya platformlarından bu tür videoların kaldırılmasını talep ediyor.



Rio De JaneiroSosyal MedyaBrezilyaEğitimMedyaÇocukYaşamDünyaRio
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TRABZON – Trabzon Atık Dünyası Çocuk Defilesi’ne ev sahipliği yaptı.
İlkokul öğrencilerinin atık malzemelerden hazırlanan elbiselerle yaptığı defile, ayakta alkışlandı. Kirlilik ve iklim krizine dikkat çekmek amacıyla Ortahisar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu öğrencilerinin yer aldığı Atık Dünyası Çocuk Defilesi, belediyeye ait Çok Amaçlı Salonunda yapıldı. Defilede atıklardan ve geri dönüştürülebilen malzemelerden hazırlanmış 34 kıyafet sergilendi.
Defileye Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Ortahisar Kaymakamı Gürkan Demirkale, CHP Ortahisar İlçe Başkanı Haluk Batmaz, Ortahisar Belediyesi Başkan Yardımcıları Mustafa Özerİskender ve Alpaslan Özdemir, birim müdürleri, Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu Müdürü Abdulkadir Uzun, öğretmenler, öğrenci velileri ve çok sayıda vatandaş yer aldı.
Defilenin açılış konuşmasını yapan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, bu tür etkinliklerin çevre bilincine ciddi katkı sağlayacağını söyledi.
“Bütün kirliliklerin, kötü manzaraların kaynağı biziz, yani bilinçli olmayan insanoğlu” diyen Başkan Kaya, “Bu anlamda bir bilincin, bir farkındalığın oluşmasına katkı veren bu etkinliği çok değerli buluyorum. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Dünyanın kaynakları kısıtlı, özellikle temiz su, gıda ve sürdürülebilir enerji kaynakları konusunda bugüne kadarki en kötüye gidiş sürecini, tersine çevirmek zorundayız. Bunu sadece bilim insanları ya da teknik insanların değil aslında bütün insanların yapması gerekiyor. Şu anda insanoğlu doğayla bir savaş halinde. Bu savaşı eğer insanoğlu kazanırsa insanlık kaybedecek. Bu meseleye bilinçle bakmamız lazım. Mesela bazen sakın çiğneriz ve o sakızı yere atarız, kuşlar yere atılan o sakızları yiyecek zannediyor, ağzına alıyor, yutmaya çalışırken ölüyor. Küçücük bir kuş ölüyor. Kendi yaşam hakkımıza duyulmasını istediğimiz saygıyı börtünün böceğin, karıncanın yaşamına da duymayı öğrenmek zorundayız” dedi.
“Son zamanlarda Trabzon’da ve Türkiye’de görmediğimiz şeyleri, son 15 yıl görmeye başladık”
Başkan Kaya’nın konuşan Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak ise kamu kurumlarının çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalarını artırması gerektiğini belirterek, “Son zamanlarda Trabzon’da ve Türkiye’de görmediğimiz şeyleri, son 15 yıl görmeye başladık. Benim yaşım 45. Ben Antalya’da, Zonguldak’ta ve herhangi farklı bir ilimizde hiç hortum görmezdim. Bir bilim adamı dedi ki; ‘Bundan on yıl sonra Türkiye’de bu iklim değişikliğinin sonuçlarını hepimiz yaşayacağız.’ Şu an bölgemizde iklim değişikliğinin en felaket sonuçları yaşanıyor. Yani heyelanlar, seller, büyük afetler yaşıyoruz. Bu noktadan ötürü bu tür çalışmalara çok değer veriyorum. Çevre kirliliği insanlar için çok önemli ve sürekli akılda kalması gereken bir konu. Buna göre yaşamalı, buna göre üretmeli ve tüketmeliyiz. Bölgemiz turizm bölgesi ve insanlar da çevreci kentlerde yaşamak istiyor, bizim bu güzellikleri de artırmamız lazım bu anlamda öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizin bu defilesini çok önemsiyorum. Ayrıca Ortahisar Belediyemiz bünyesinde kurulan Sıfır Atık ve İklim Değişikliği Müdürlüğümüzü de tebrik ediyorum. Belediyelerimizin, kamu yönetimlerinin bundan sonra yapması gereken ilk iş, çevre kirliliğini engellemeye yönelik adımları artırmak olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu 4. sınıf öğrencilerinden oluşan 34 çocuk, atık malzemelerden üretilen kıyafetleri sergiledi ve çevre kirliliğiyle ilgili anlamlı mesajlar verdi. Davetliler, öğrencileri defile sırasında ayakta alkışladı. Defilenin sonunda Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Ortahisar Kaymakamı Gürkan Demirkale ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya tarafından çocuklara madalya takıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA – Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi’nde kaygı, öfke, özgüven eksikliği, travma gibi duygusal ve davranışsal problemleri bulunan çocuklar, kum terapisi ile tedavi ediliyor. Çocukların kelimelerle ifade etmeye çekindikleri duygu ve düşüncelerini kum tepsisi yoluyla ortaya koyan yöntem, birçok sorunun çözümünde kolaylık sağlıyor.
Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde görevli Çocuk Gelişim Uzmanı Ümmügül Anıl, kum terapisi ile ilgili önemli bilgiler verdi. Kum terapisinin çocukların duygularını ve düşüncelerini daha kolay bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olan etkili bir terapi yöntemi olduğunu dile getiren Anıl, “Bu terapi sırasında danışanlar kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilecekleri bir kum tepsisinde çeşitli figürler ve nesnelerle bir dünya kurarlar. Bu terapi sürecinde kum ve figürlerin etkileşimi sayesinde bilinç dışı duygu ve düşünceler dışa vurulur. Bu da terapi için yol gösterici olur” dedi.
Kum terapisinin daha çok travma, kaygı, depresyon sosyal uyum sorunları, özgüven eksikliği, öfke gibi duygusal ve davranışsal problemlerde etkili bir araç olduğunu dile getiren Anıl, “Çocuklar kadar yetişkinler için de oldukça faydalıdır. Çünkü herkes sözel olarak ifade edemediği duygularını, kum ve figürler aracılığı ile daha kolay bir şekilde dışa vurabilir. Bu terapi yönteminde kullanılan kum ve figürler kişinin kendi iç dünyasını yansıtmasını sağlar. Bu süreç müdahale etmeden gözlemlenir ya da terapist, danışanın oluşturduğu sahneye bakarak onun içsel dünyasını anlamaya çalışır. Gerektiğinde yönlendirici sorularla bu süreci destekler. Böylece çocuk kendisini daha iyi anlar ve sorunlarına yeni bir bakış açısı geliştirmek için deneme fırsatı bulur” şeklinde konuştu.
Doğrudan başvurulabiliyor
Öğretmenlerin okulda gözlemlediği özgüven eksikliği, içe kapanma, uyum problemi, ders başarısı ya da dikkat becerilerinde düşüklüğü bulunan öğrencileri kum terapisi için doğrudan yönlendirdiğine dikkat çeken Anıl, “Çünkü bizim rehber öğretmenlerle yaptığımız bir çalışma dahilinde onların direk bize yönlendirmeleri mümkün. Bunun dışında aile hekimleri MHRS’den doğrudan randevu alabiliyorlar. Ayrıca danışanlar kendileri bireysel olarak randevu alabiliyorlar” ifadelerini kullandı.
Terapi seanslarının vakanın ciddiyetine göre değişebildiğini ifade eden Anıl, son olarak bazı vakaların iki, üç haftada çözümlenebildiğini ancak çok olumsuz ya da ağır travmatik olguların iki yıla kadar devam edebildiğini sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), güvenlik güçlerine teslim olan çocuk yaştaki PKK/ YPG’li teröristlerin ifadelerini paylaştı.
Bakanlığın sosyal medya hesabında yer alan paylaşımda, “İzleyeceğiniz görüntüler; terör örgütü PKK/YPG tarafından yalan, tehdit, şantaj ve işkence gibi ahlak dışı yollarla kaçırılan ve zorla örgüt faaliyetlerinde kullanılan çocuk yaştaki teröristlerin ifadelerinden oluşuyor. BM İnsan Hakları Komisyonu’nun 2022’de yayımladığı raporlarda binlerce çocuğun terör örgütü tarafından zorla kaçırıldığını, terörist faaliyetler için alıkonulduğunu ve hatta örgütün lider kadrosu tarafından istismar edildiğini ortaya koyuyor. Teslim olan çocuk yaştaki teröristlerin açıklamaları; terör örgütü PKK/YPG’nin dünyanın en aşağılık terör örgütlerinden biri olduğunu, kendileri gibi birçok teröristin de kaçarak Türkiye Cumhuriyeti devletine sığınmak istediğini gözler önüne seriyor. Bölgemizdeki çocukların terör örgütleri tarafından kaçırılmadığı günlere ulaşıncaya kadar PKK/PYD/YPG/SDG başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek. Bu nedenle; yalanlarla terör örgütlerinin eline düşmüş olanlara ‘Teslim olun’ diyerek tek kurtuluşlarının adalete sığınmak olduğunu hatırlatıyoruz” denildi.
Haber: ANKARA,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dün, Esenyurt Akçaburgaz Mahallesi’nde 34 LS 0371 plakalı kargo firması şoförü Enes Ali Ç., sokakta annesi ile birlikte oyun oynayan 3 yaşındaki Ö.K. isimli çocuğa çapıp ölümüne neden olduktan sonra kendini araca kilitleyip hayatına son vermişti. Olay anına ait güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
Anne kriz, şoför şok geçirdi
Meydana gelen olayın güvenlik kamerasında yer alan görüntülerde, annesiyle sokakta dolaşan minik Ö.K, araç çevresinde dolaşırken Enes Ali Çakmak, bir eve kargo bırakıp araca geçiyor. Çakmak, aracı çalıştırıp hareket ettiği esnada Minik Ö.K, aracın çalıştığını fark etmeyip aracın önünden geçiyor. 3 yaşındaki çocuğu görmeyip altına alan Çakmak, olayı fark edip arabadan iniyor. Durumu gören anne kendini yere atıp kriz geçirdiği, şoförün ise büyük bir şokla zıpladığı görülüyor. Ö.K hastaneye kaldırılırken tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Şoför Enes Ali Çakmak ise kendini kargo aracına kilitleyip hayatına son verdi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Annesiyle sokakta oynayan çocuğa çarparak ölümüne neden olan sürücü, intihar etti
İSTANBUL – Esenyurt’ta annesi ile sokakta oynayan çocuğa çarparak ölümüne neden olan sürücü, kendisini araç içerisine kilitleyerek intihar etmişti. Olayın güvenlik kamera görüntüsü ortaya çıktı.
Dün, Esenyurt Akçaburgaz Mahallesi’nde 34 LS 0371 plakalı kargo firması şoförü Enes Ali Ç., sokakta annesi ile birlikte oyun oynayan 3 yaşındaki Ö.K. isimli çocuğa çapıp ölümüne neden olduktan sonra kendini araca kilitleyip hayatına son vermişti. Olay anına ait güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
Anne kriz, şoför şok geçirdi
Meydana gelen olayın güvenlik kamerasında yer alan görüntülerde, annesiyle sokakta dolaşan minik Ö.K, araç çevresinde dolaşırken Enes Ali Çakmak, bir eve kargo bırakıp araca geçiyor. Çakmak, aracı çalıştırıp hareket ettiği esnada Minik Ö.K, aracın çalıştığını fark etmeyip aracın önünden geçiyor. 3 yaşındaki çocuğu görmeyip altına alan Çakmak, olayı fark edip arabadan iniyor. Durumu gören anne kendini yere atıp kriz geçirdiği, şoförün ise büyük bir şokla zıpladığı görülüyor. Ö.K hastaneye kaldırılırken tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Şoför Enes Ali Çakmak ise kendini kargo aracına kilitleyip hayatına son verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Alanya’da 758 çocuktan cumhuriyet kareografisi
ANTALYA – Antalya’nın Alanya ilçesinde ortaokul öğrencisi 758 çocuk, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını yaptıkları koreografi ile kutladılar.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları tüm yurtta olduğu gibi Alanya ilçesinde de coşkuyla kutlanmaya başladı. Barbaros Azakoğlu Ortaokulu öğrencileri Cumhuriyetin 101’inci yılına özel hazırladıkları koreografiyi 758 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirdi. Öğrenciler cumhuriyetin 101.yılını esas alarak evlerinde 1 ay boyunca yetiştirdikleri 101 tane çiçek ile gösteriye katıldı.
Barbaros Azakoğlu Ortaokulu Müdürü Murat Ergin Gözütok yaptığı açıklamada,” Bu yıl Cumhuriyetimizin 101. Yılını kutlamak için hazırlandık. 758 kişilik dev bir kadro ile hazırlandık. Bakanlığımızın yürüttüğü değerli eğitim projesi kapsamında Eylül ayında 101 öğrencimize yetiştirilebilir çiçek verdik ve bir ay boyunca evlerinde o çiçekleri yetiştirmelerini istedik. Çiçeklerini yetiştirdiler ve tüm okulun katıldığı 101. Yıl ve ay yıldızlı koreografi hazırlayarak 101 çiçeğimizi bu çalışmanın içerisinde kullandık. Çok coşkulu ve verimli bir çalışma oldu. Velilerimiz, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz ile beraber 101. Yılımızı coşkuyla kutladık.” İfadelerini kullandı.
Kutlamaya katılan 758 tane ortaokul öğrencisi kareografi bitiminde yanlarında getirdikleri balonları gökyüzüne bıraktılar.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 6 Şubat depremlerinden etkilenen afetzedeleri bir yandan yeni yuvalarına kavuştururken bir yandan da bayramlarda yanlarında oluyor. Bakanlık tarafından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında çocuklar ve ailelere yönelik Adıyaman ve Hatay’ın İskenderun ilçesinde kurulan özel etkinlik alanlarında Cumhuriyet Panayırı düzenlendi.
Çeşitli etkinliklerin yapıldığı Cumhuriyet Panayırında çocuklar doyasıya eğlenirken aileler ise çocukların bu eğlencesine ortak oluyor. Çeşitli ikramlar ve hediyelerin de verildiği panayıra katılan çocuklar ve aileleri bu tür etkinliklerin daha fazla yapılması gerektiğini ve oldukça güzel zaman geçirdiklerini söyledi.
Oldukça eğlendiklerini söyleyen çocuklardan Selvi Erdil, “Çok güzel burası çok güzel ilgileniyorlar. Etkinlikler çok güzel, boyalar çok güzel. Ablalar da çok güzel ilgileniyor. Taş boyadım, balon yaptım, çanta boyadım, böyle güzel etkinlikler yaptım” dedi.
Velilerden Buse Özkan ise konuşmasında, “Adıyaman’da böyle etkinliklerin olması sayılarının artması çocuklar için aktivite çeşitliliğinin olması bizleri mutlu ediyor” diye konuştu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ALEVLER KISA SÜREDE TÜM EVİ SARDI
Olay, akşam saatlerinde Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki 6 katlı bir apartmanda meydana geldi. İddiaya göre, binanın 3’üncü katında elektrik kontağından kaynaklanan yangın çıktı. Kısa sürede tüm evi saran alevler, bir genç kız ve çocuğun balkonda mahsur kalmasına neden oldu. Vatandaşların ihbarıyla olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi.
VATANDAŞLARIN AÇTIĞI BATTANİYEYE ATLADILAR
Ancak itfaiye ekipleri gelmeden önce dumandan etkilenen ismi öğrenilemeyen genç kız ve çocuk, vatandaşların açtığı battaniyeye atlayarak kurtuldu. Genç kız ve çocuğun yangından kaçmak için balkondan atlayışları çevredeki vatandaşların cep telefonu kameralarına yansıdı. Yangın, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle söndürülürken, kurtarılan iki kişinin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi. Yangınla ilgili inceleme başlatıldı.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Resim hayalini gerçekleştirmek için 50 yaşında üniversiteye başladı
Edirne’de gıda sektöründe işletmecilik yapan Sema Göy (50), oğlunun ısrarıyla girdiği YKS sınavının ardından, iki aşamalı yetenek sınavını da kazanarak, Trakya Üniversitesi Resim Bölümü’nde okumaya başladı. Çocukluk hayalini gerçekleştirmek için üniversite eğitimine başladığını belirten Göy, “Bedenim 50 yaşında ama ruhum 17 yaşında olarak tasvir ediyorum. sınavı kazanıp okula girdiğimde en büyük endişem okuldaki yaşı küçük olanlara ayak uydurabilmekti. Fakat onlar da bana ben de onlara çok güzel adapte olduk. Gençlere tavsiyem okumak çok güzel bir şey okusunlar benden geçti geç oldu artık demeden okumaya devam etsinler” dedi.
Edirne’de yaşayan evli ve 1 çocuk annesi Sema Göy, oğlunun ısrarıyla Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) girdi. Sınavı kazanan Göy, ardından Trakya Üniversitesi Resim Bölümü’nde açılan iki aşamalı yetenek sınavını da geçerek burada okumaya hak kazandı. Resmin ertelenmiş hayali olduğunu söyleyen Göy, buna kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Göy, gençlere de çok okumaları yönünde tavsiyede bulunup, hayallerinin peşinde koşmaları gerektiğini belirtti. Anaokulundan beri resim çizdiğini kaydeden Göy, “Resim benim ertelenmiş hayalimdi. Ertelenmiş hayalime bu sene kavuştum. Oğlumun ısrarıyla sınava girdim. YKS sınavından geçtikten sonra iki aşamalı yetenek sınavına geçip okulda öğrenci olmaya hak kazandım. Anaokulundan beri resim çiziyorum. Girdiğim yarışmalarda dereceler alıyordum. Resim bölümüne hiç girmeyi düşünmemiştim daha çok klas meslekler düşünüyorduk. Şimdi resim bölümü öğrencisiyim mutluyum” dedi.
‘BEDENİM 50 YAŞINDA AMA RUHUM 17’
Okula ilk girdiğinde en büyük endişesinin, genç öğrencilere ayak uydurabilmek olduğunu dile getiren Göy, “Ben kendimi şöyle tasvir ediyorum. Bedenim 50 yaşında ama ruhum 17 yaşında olarak tasvir ediyorum. Derslere girmek çok zevkli çok eğlenceli kitabın kapağını kapattığınız zaman haliyle unutuyoruz. Öğrencilere ayak uydurmaya çalışıyorum. Heyecanlıyım, öğrenmekten zevk alıyorum. Okumak hoşuma gidiyor. Aslında sınavı kazanıp okula girdiğimde en büyük endişem okuldaki yaşı küçük olanlara ayak uydurabilmekti. Fakat onlarda bana ben de onlara çok güzel adapte olduk” diye konuştu.
‘ÖRNEK OLDUĞUMU DÜŞÜNÜYORUM’
Daha önce resimle ilgili hiçbir eğitim almadığını ifade eden Göy, “Aslında herkes bir şeyler çizebilir, çizim zor değil yeter ki istesinler kalemi elinize aldığınız kelam elinizde akıp gidiyor. Çok çizmek zorundayız. Özellikle ben çok çizmek zorundayım. Gençlere yetişmek zorundayım. Çünkü ben kurs veya eğitim almadım. Lise eğitimim ile buradayım. O yüzden onlara uyum sağlamak için daha çok çalışmam gerekiyor. Kalemi elimden düşürmemem gerekiyor. Arkadaşlarım destek oluyor. Eşim ve oğlum çok büyük destek oluyorlar. Çevreye örnek olduğumu düşünüyorum. Çünkü ben aynı zamanda bir işverenim, işyerime gelip de üniversite okuduğumu duyan öğrenciler veya KPSS’den artık benden olmaz diyenler oluyor. Beni görünce hem şaşırıyorlar hem seviniyorlar hem de umutlanıyorlar” şeklinde konuştu.
‘GENÇLER GEÇ OLDU DEMEDEN OKUMAYA DEVAM ETSİNLER’
Gençlere, çok okumaları tavsiyesinde bulunan Göy, “Gençlere tavsiyem okumak çok güzel bir şey okusunlar benden geçti geç oldu artık demeden okumaya devam etsinler. Biliyorsunuz çağımızın hastalığı Alzheimer var. Doktorlar hep diyor ters köşe yapın diye, sağ beyinlerini çalıştırıyorlarsa ters köşe yapıp sol beynini çalıştırsınlar. Ben kendimi şuan öyle düşünüyorum. İlerleyen yaşlarda da Alzheimer’ı engelleyeceğimi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Haber – Kamera: Olgay GÜLER – Umut IŞIK/ EDİRNE,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, geçtiğimiz hafta Kepez ilçesinde bulunan bir parkta meydana geldi. İddiaya göre, Şerife ve Ramazan Okudan çiftinin 12 yaşındaki ortaokula giden kızı Meltem Deniz Okudan, basketbol oynarken top bir anda saha dışına çıktı. Topu aldıktan sonra saha içerisine tekrar girmek isteyen küçük kız, parkın girişinde bulunan tellere takıldı. Kıyafetinin takıldığını düşünen Meltem, bir anlık refleksle kendisini çekince sağ kolu yırtıldı. Arkadaşları hemen durumu fark ederek Okudan’ı bir banka oturtup su içirmeye çalıştılar. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, küçük kızı ambulansla hastaneye kaldırdı.
“Bu olaydan kim sorumluysa şikayetçiyim”
Olayın ardından parkta güvenlik önlemlerinin artırılması gerektiği vurgulayan anne Şerife Okudan, gözyaşlarına hakim olmayarak olayı şu şekilde anlattı: “Geçtiğimiz Pazartesi günü akşam saat 18.45 sıralarında kızımı parka göndermiştim. Parkta gördüğüm manzara sonrası şok oldum. Kızım top oynamak için sahanın içerisine giriyor daha sonra top sahanın dışına çıkıyor, topu alıp içeri girmek isterken kapı girişindeki çıkıntı tele kolu takılıyor ama kıyafetinin takıldığını zannediyor ve sert bir şekilde çekmek isterken kolunun bir kısmı yırtılıyor. Sonra bakıyor kazakta hiç bir şey yok. Ardından biz babasıyla buraya geldik ve olayı gördüğümüzde şok olduk. Bugün benim çocuğuma olduysa yarın başka birisinin çocuğuna da olabilir. Küçük çocuklarımız da bu sahaya giriyor. Şu sahanın içerisine bakarsak zaten tamamen ihmalkarlık burası. Ben bu olayda kim sorumluysa şikayetçiyim.”
“Bu şekilde bir saha istemiyoruz”
Çocuğunun kolunda 24 tane dikiş atıldığını ve yarasının derin olduğunu ifade eden anne Okudan, “Bu tel yüzüne de gelebilirdi, yüzünde de bir yara oluşabilirdi, iki gün sonra aynaya baktığı zaman psikolojisi daha da ok bozulabilirdi. Bütün arkadaşlarından utanacaktı. Bu şekilde bir saha istemiyorum. Zaten hepsinden şikayetçi oldum. Çocuk şube de geldi buraya, fotoğraflarımızı çekti. Şuan hala kapıdaki telde kızımın et parçası duruyor. Kızım 15 gün sonra plastik cerrahi bölümüne gidecek, umarım büyük bir şey diye her gün dua ediyorum. Bu ihmalkarlık bir an önce düzeltilsin ve başka anne babalar ağlamasın. Bu olay kızımda travma haline geldi. Bir gün hastanede kaldık. Oradaki hemşireler bizlerle çok ilgilendi, şimdi her iki güne bir pansumanını yaptırıyoruz ve on gün sonra da plastik cerrahiye gideceğiz” dedi.
Küçük kız yaşadığı anları anlattı
Meltem Deniz Okudan, kazanın nasıl gerçekleştiğini şöyle ifade etti: “Sahanın içinde top oynuyorduk, top dışarı kaçtı. Dışarı çıkıp topu almak istedim ama kapı girişindeki tele takıldım. Kıyafetim takıldı zannettim. O an acı hissetmedim ama kanama oldu. Arkadaşlarım hemen yardım etti.”
Okudan ailesi, olay sonrası durumu ilgili mercilere bildirdi. Antalya İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı çocuk şube ekipleri olay yerinde incelemelerde bulunarak, kazanın oluştuğu alanın fotoğraflarını çekti. Aile, ayrıca parkta güvenlik önlemlerinin artırılmasını ve tehlikeli alanların daha dikkatli bir şekilde düzenlenmesini talep etti. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Hareketlilik Haftası, Bursa’da etkinliklerle kutlandı. Sabah yürüyüşlerinden güvenli bisiklet ve e-skuter sürüş eğitimlerine, spor etkinliklerinden sanatsal programlara kadar birçok aktivitenin yapıldığı hafta, Heykel Atatürk Caddesi’ndeki ‘Arabasız Gün Etkinliği’ ile sona erdi. Saat 10.00 ile 12.00 saatleri arasında araç trafiğine kapatılan Atatürk Caddesi, sadece bisiklet ve yaya ulaşımına açıldı. Ulucami ile Valilik Binası arasında yapılan programda, bisiklet ve e-skuter sürüş eğitimlerinin yanı sıra 4 farklı alanda gazoz kapağı, cilli, yılan, ip atlama, yakar top, don ateş, istop, kuyruk kapmaca, mendil kapmaca, yağ satarım bal satarım, kutu kutu pense, körebe, davul zurna gibi sokak oyunları oynandı. Araba sesleri ile değil, çocuk gülüşleri ile dolan Heykel’de Bursalılar eğlence dolu bir gün geçirdi.
Bin sporcu, sağlıklı ulaşım için pedal çevirdi
Etkinlikler, Tophane Rotary Kulübü tarafından bu yıl 16’ncısı gerçekleştirilen ‘Yeşil Pedalla Yeniden Yeşile’ bisiklet turu ile başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Yıldız’ın başlattığı etkinlikte, yaklaşık bin bisiklet sporcusu Tophane-Nilüfer- Mudanya rotasında sağlıklı ulaşımın önemine vurgu yaptı. Bisikleti ulaşım aracı olarak kullananları tebrik eden Başkan Mustafa Bozbey, artık havayı temiz solumak istediklerini, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak zorunda olduklarını dile getirdi. Güvenli bisiklet yollarıyla ilgili çalışmaları hızlandırdıklarını anlatan Başkan Bozbey, yakın zamanda birçok bölgede birbiriyle entegre halde bisiklet yollarının kullanıma hazır olacağını dile getirdi.
Başkan Mustafa Bozbey ve beraberindekiler, daha sonra Atatürk Caddesi’ne geçerek oyun alanlarında neşe dolu vakit geçiren çocuklara katıldı. Oyun alanlarını gezerek çocuklara eşlik eden Başkan Bozbey, mini golf, okçuluk ve denge oyunlarını oynayarak miniklerin gülümsemesine ortak oldu. Çocuklarla birlikte voleybol da oynayan Başkan Bozbey, daha sonra miniklerle pickleball sporunu deneyimledi.
“Önce çocukları gülümseteceğiz”
Şehri yaya öncelikli bir kent haline getirmek istediklerini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, pazar günleri belirli saatlerde bazı caddelerin yayalara bırakılmasını arzuladıklarını belirtti. Çocuklarıyla birlikte Atatürk Caddesi’ne gelerek etkinliklere katılan ailelere teşekkür eden Başkan Bozbey, “Hem eski oyunları oynama fırsatı buldular hem de çocukların televizyon veya telefon başında geçirdiği zamanı aza indirmiş olduk. Çocuklarımız bugün son derece mutlu oldular. Çocukluğumuzda, gençliğimizde oynadığımız oyunları da hatırladık. Çocuklarımızın gülümsemesi bizim en büyük arzumuz. Önce çocukları gülümseteceğiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Valimiz ve Emniyet Müdürümüz ile görüşeceğiz. Amacımız, 3 merkez ilçemizde birer caddemizi, Pazar günleri yayaların kullanımına sunmak. Bunu samimiyetle istiyoruz. Halkımızın sağlıklı bir yaşam sürmesi için havamızın, çevremizin temiz olması lazım. Bir taraftan da yürüyüşü bırakmamalıyız. Bisiklet kullanmalıyız” diye konuştu.
CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan programın çocukları ve ailelerini gülümsettiğini belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti.
Konuşmaların ardından Başkan Mustafa Bozbey, Kahoot yarışmasında dereceye giren çocuklara bisiklet, paten ve kaykay hediye etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Altınözü Belediyesi tarafından Altınözü Kardeşlik Çarşısı’nda düzenlenen etkinliğe çocuklar ve aileleri katıldı.
Şişme oyun grupları, yüz boyama stantlarının yer aldığı şenlikte, çeşitli yarışmalar yapıldı.
Çeşitli ikramlarının da bulunulduğu etkinlikte çocuklar keyifli zaman geçirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Aslan, Türkiye’de yasa dışı bahis ve kumar alışkanlığının gençler ve çocuklar arasında giderek yaygınlaştığını vurgulayarak, aileleri uyardı. Aslan, şunları kaydetti:
“En riskli yaş grubu 12-15 yaş”
“Birçok araştırma, kumar bağımlılığı için en riskli yaş grubunun 12-15 yaş olduğunu gösteriyor. 2023 yılında Türkiye’de 160 bin yasa dışı kumar sitesi kapatıldı, bu sayı bir önceki yılın altı katı. Çocuklarımız, basit bir oyun reklamıyla sanal kumarın batağına çekiliyor. Anne babalar da çocuklarının bu şekilde güvende olduklarını düşünüyor ister istemez. Çocukları gözleri önünde oyun oynuyor. Çünkü sokaklar güvensiz, her gün kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin saldırısına uğrayan çocuklarımızın acı haberleri yüreğimizi kanatıyor, çocuklarımıza, ailelerine, ülkemizin geldiği hale üzülüyoruz.”
Sanal kumar bağımlılığının uyuşturucu madde bağımlılığı kadar tehlikeli olduğunu belirten Aslan, söz konusu yolla kara para aklandığına da işaret ederek, şöyle konuştu:
“Terör finanse ediliyor”
“Geçtiğimiz yıl yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle Türkiye’de kapatılan internet sitesi tam tamına 160 bin. Önceki sene, yani 2022’de bu sayı altıda biriydi. Yani bir yılda yayın yapan site sayısı 6 kat artmış durumda. Üstelik çocuklarımızın bu tür sitelere erişimi için hiçbir engel yok. Ebeveynler olarak bizim dikkatimizi bile çekmeyecek basit bir çocuk oyununda arada çıkan bir reklamla yapılan yönlendirme, çocuklarımızın sanal kumar batağına düşmesi için yeterli oluyor. ‘Başlangıç hediyesi veriyoruz’ denilerek tuzağa çekilen çocuklarımız, günlük harçlıklarının beş katı, on katı hediye edildiğini düşünerek bu tuzağa güle oynaya düşürülüyor. Dahası bu yolla dev kara paralar aklandığı ve terör örgütlerine ciddi bir finansman sağlandığı da artık inkar edilemez bir gerçek.”
Ebeveynlere çağrıda bulunan Aslan sözlerini, şöyle tamamladı:
“Ebeveynler olarak kendimizi dijital okur yazar hale getirmeliyiz”
“Elbette işteyken, yan yana değilken çocuğumuzla iletişim kurmak için, onların güvenliğini sağlamak adına cep telefonu veriyoruz, vermek zorunda hissediyoruz kendimizi. Ancak daha 10 yaşında bir çocuğun kumar veya şiddet bağımlısı olmasının önüne geçmek için yapmamız gereken onca şey var. Bu imkanlara sahibiz. Yaklaşan toplumsal felakete dur demeliyiz. İşe önce ebeveynler olarak kendimizi dijital okur yazar hale getirerek başlamalıyız. Dijital okur yazar hale gelelim ki, çocuklarımızın nelerle ilgilendiğini anlayalım, önlem alınması gereken noktada doğru tarafından önlemimizi alalım. Şiarlarından biri ‘bilim’ olan Zafer Partisi olarak elbette teknolojiyi, teknolojik gelişmeleri kulak ardı edecek değiliz. Ama birincisi teknolojiyi doğru kullanmak, ikincisi çocuklarımıza ve gençlerimize doğru kullandırmak yükümlülüğündeyiz. Doğru önlemleri alalım ki, daha 18 yaşına gelmemiş her 10 çocuğumuzun sekizinin en az bir kere düştüğü bu bataklıkta yarın bebeklikten yeni çıkmış çocuklarımızı bulmayalım. 10’da 8 gibi bir oran hiç yabana atılacak bir oran değil. Yarının felaketi bugün evlerimizde şekilleniyor olabilir, çocuklarımızın minik ellerine teslim ettiğimiz o kutular, milletimize bir pranga, dahası bir bomba olarak dönmesin.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ERZURUM, Atatürk Üniversitesi’nden Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Türk devletlerinde kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçların cezalarının çok ağır ve oldukça caydırıcı olduğunu söyledi. Özellikle çocuklara karşı işlenen suçlara karşı verilen ölüm cezalarının kalabalık halk kitleleri önünde uygulandığını belirten Doç. Dr. Eğilmez, “Günümüzde de ne yazık ki bu tür suçlar işleniyor. Son olarak Narin kızımızın başına gelenler bütün ülkeyi üzmüş, vicdanları rahatsız etmiş durumda. Hukuk sistemimiz yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmalı. Özellikle çocuklara ve kadınlara karşı işlenen bu ağır suçlar idamla cezalandırılmalıdır diye düşünüyoruz” dedi.
Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Türk devletlerinde çocuk ve kadınlara yönelik suçlarda verilen cezalara yönelik değerlendirmelerde bulundu. Türk tarihi boyunca kurulan bütün devletlerde hukuk sistemine ‘töre’ denildiğini ifade eden Doç. Dr. Eğilmez, şunları söyledi:
“Türk devlet geleneğinin temel unsurlarından biri hukuktur. Türk tarihi boyunca kurulan bütün devletlerde, töre diye isimlendirilen hukuk sistemine sıkı bir bağlılık görülür. Halk, ülke, istiklal ile birlikte hukuk, Türk Devletinin dört temel unsurundan biridir. Türklere göre devleti kuran ve işleten mekanizma hukuk idi. Türk töresi, en eski Türk topluluklarından itibaren sosyal kontrolü ve toplumsal bütünleşmeyi sağlayan en önemli unsurlardan biri olmuştur. Türklerde cezayı gerektiren fiiller ve bunlara karşı uygulanacak cezalar töre ile belirlenmişti. Vatana ihanet, savaştan kaçmak, kutsala küfür, kasıtlı ve planlı bir şekilde (özellikle kadın ve çocuklara karşı) ölüme sebebiyet verme ve tecavüz suçları; ölüm, işkenceli ölüm, organ kesimi gibi ağır cezalarla karşılık bulurdu. Türk devletlerinde kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçların cezaları, çok ağır ve oldukça caydırıcı olmuştur. Bu eylem Türk toplumu tarafından her dönemde kınanmış ve bu suçları işleyenlere diğer suçlara göre çok daha büyük tepki gösterilmiştir. Türklerde özellikle çocuklara karşı işlenen suçlara karşı verilen ölüm cezaları, kılıçla boynunu vurma, yakılma, taşlayarak öldürme, iki hayvan arasına bağlanıp parçalanma ve iple boynundan asma şekillerinde infaz edilirdi. Eğer çocuk öldürülmemiş ama ağır şekilde darbedilmişse ölüm cezasından başka cezalar da uygulanmıştır. Örneğin suçu sabit görülen kişi; kızgın küplere konulma, alnın ya da yüzün kızgın demirle dağlanması, saçından asma, dar sandıklara kilitleme, el kesme, gözünü çıkarma, cinsel organını ve kulağını kesme gibi uygulamalarla cezalandırılmıştır. Hatta bu tür suçların idamla cezalandırılması yetersiz olarak görülmüş, suçlular genelde acı çektirilerek öldürülmüştür. Cezalandırma işlemi ölümden sorunda devam etmiştir. Bu tip cezalandırmalarda amaç ölünün bedenine zarar vermekten ziyade, topluma verilmeye çalışılan ibret mesajının pekiştirilmeye çalışılmasıdır.”
Toplum tarafından büyük tepki gösterilen böyle insanların cezaları ve sonuçlarının ibretlik ve caydırıcı olması için kalabalık halk kitleleri önünde sergilenmesine özellikle dikkat edildiğini belirten Doç. Dr. Eğilmez, “Mesela 1150’li yılların Malatya’sında bir Ermeni papaz kiliseye çeşitli oyunlarla çektiği bir kız çocuğuna tecavüz ediyor. Daha sonra bu olayın duyurulabileceğini düşünerek o çocuğu öldürüyor. Yapılan tahkikat sonucunda papazın suçlu olduğu ortaya çıkınca oradaki siyasi otorite, derisi yüzülerek öldürülme cezası veriyor. Artı öldükten sonra da cesedinin toplum önünde yakılma cezası veriliyor. Bunun temel amacı ibret olmasıdır. Türkler, tarih boyunca adaletin tecellisi, yaptırımın caydırıcılığı ve zarar görenin tesellisi denklemine büyük önem veriyor” diye konuştu.
İDAMLA CEZALANDIRILMALI
Diyarbakır’da 8 yaşındaki Narin’in başına gelenlerin bütün ülkeyi üzdüğünü, vicdanları rahatsız ettiğini kaydeden Eğilmez, “Bu olay Büyük Selçuklu Devletinde ya da ondan önce Göktürkler ya da Hunlarda yaşanmış olsaydı nasıl bir çözüm ortaya konmuştu? Bir kere şimdiye kadar o töre sistemi içerisinde katiller bulunmuştu ve bir şekilde idam edilmişti. Katillere yardımcı olanlar büyük cezalara çarptırılmıştı. Bunlarının ne tür insanlar olduğu bilinsin, diye alınları kızgın demirle dağlanmıştı. Bahsettiğimiz köydeki herkesin malına el konulmuş ve o köyde yaşayan herkes sürülmüştü. Bu cezayla bütün vicdanlar huzur bulduğu ve ibretlik bir durum ortaya çıktığı için kimse huzursuz olmuyordu. O nedenle bugün bizim hukuk sistemimiz yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmalı. Özellikle çocuklara ve kadınlara karşı işlenen bu ağır suçlar bir şekilde idamla cezalandırılmalıdır diye düşünüyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
KESİN ÖLÜM NEDENİ OTOPSİ SONUCUNDA BELİRLENECEK
Çocuğun cenazesi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla otopsi için Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Olay gece yarısı Büyükbölcek Mahallesi Mehmet Ali Demir Caddesi’nde yaşandı. Edinilen bilgiye göre, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde bekçilerle birlikte uygulama yapan İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş ve Trafik Tescil ve Denetleme Şubesi ekipleri şüphe üzerine Büyükbölcek Caddesi istikametine seyreden 68 AAP 030 plakalı minibüsü durdurdu. Ehliyet ve ruhsat kontrolünden geçirilen sürücünün ehliyetiz ve 14 yaşında çocuk olduğu tespit edildi. Polis ekipleri çocuğa kimlik bilgilerini sorarken, çocuk ne ismini söyledi, ne de kimlik bilgilerini bilmiyorum diyerek vermedi. Telefonla babasından yardım isteyen çocuk babasını olay yerine çağırdı. Babası gelene kadar polis memurlarına talimatlar veren çocuk, “Yapmayın, işlem yapmayın” dedi. Polis Merkezi Amirinin “Birine çarpsan öldürsen ne yapacağız?” demesi üzerine çocuk “Ya niye çarpayım ben adam akıllı gidiyorum” derken, amirin “Ehliyetin yok” demesi üzerine ise çocuk “Ehliyet mi sürüyor arabayı ya” diye cevap verdi. Bir süre sonra çocuğun kimliği tespit edilirken, çocuğun 14 yaşındaki Y.C.Ö. olduğu belirlendi. Bir süre sonra olay yerine gelen babası K.Ö. ise Polis Merkezi Amiri ile görüştü. Görevli amir çocuğun babasına çocuğa araç vermemesi konusunda bilgiler verirken, gülerek amiri dinleyen baba konuşmanın ardından oğlunun boynunu sıvazlayıp, “Canın sağ olsun paşam, hiç şey yapma. Canın sağ olsun koçum” dedi. Ardından olayı görüntüleyen basın mensubuna yaklaşan baba K.Ö., “Çekiyorsan da çek bu erkek evladı, hiçbir şey yapmaz, çek. Bu erkek evladı. Ben Kadir Özkanlı’yım. Beni tanıyorsun sen, bende seni tanıyorum” diyerek tehditvari sözler sarf etti. Çocuk sürücüye ehliyetsiz araç kullanmaktan 12 bin 900 TL, araç sahibi babasına da 12 bin 900 TL olmak üzere toplam 25 bin 800 TL para cezası kesildi. – AKSARAY
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AKSARAY – Aksaray’da 14 yaşında minibüs kullanırken polise yakalanan çocuk sürücünün savunması ve olay yerine gelen babanın çocuğuna teselli sözleri herkesi şoke etti. Çocuk sürücü önce polise “İşlem yapmayın” talimatı verip, “Ehliyet mi sürüyor arabayı” diye polise tepki gösterirken, olay yerine gelen baba ise “Erkek evladı bu” deyip oğlunun boynunu sıvazlayıp, “Canın sağ olsun koçum” dedi.
Olay gece yarısı Büyükbölcek Mahallesi Mehmet Ali Demir Caddesi’nde yaşandı. Edinilen bilgiye göre, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde bekçilerle birlikte uygulama yapan İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş ve Trafik Tescil ve Denetleme Şubesi ekipleri şüphe üzerine Büyükbölcek Caddesi istikametine seyreden 68 AAP 030 plakalı minibüsü durdurdu. Ehliyet ve ruhsat kontrolünden geçirilen sürücünün ehliyetiz ve 14 yaşında çocuk olduğu tespit edildi. Polis ekipleri çocuğa kimlik bilgilerini sorarken, çocuk ne ismini söyledi, ne de kimlik bilgilerini bilmiyorum diyerek vermedi. Telefonla babasından yardım isteyen çocuk babasını olay yerine çağırdı. Babası gelene kadar polis memurlarına talimatlar veren çocuk, “Yapmayın, işlem yapmayın” dedi. Polis Merkezi Amirinin “Birine çarpsan öldürsen ne yapacağız?” demesi üzerine çocuk “Ya niye çarpayım ben adam akıllı gidiyorum” derken, amirin “Ehliyetin yok” demesi üzerine ise çocuk “Ehliyet mi sürüyor arabayı ya” diye cevap verdi. Bir süre sonra çocuğun kimliği tespit edilirken, çocuğun 14 yaşındaki Y.C.Ö. olduğu belirlendi. Bir süre sonra olay yerine gelen babası K.Ö. ise Polis Merkezi Amiri ile görüştü. Görevli amir çocuğun babasına çocuğa araç vermemesi konusunda bilgiler verirken, gülerek amiri dinleyen baba konuşmanın ardından oğlunun boynunu sıvazlayıp, “Canın sağ olsun paşam, hiç şey yapma. Canın sağ olsun koçum” dedi. Ardından olayı görüntüleyen basın mensubuna yaklaşan baba K.Ö., “Çekiyorsan da çek bu erkek evladı, hiçbir şey yapmaz, çek. Bu erkek evladı. Ben Kadir Özkanlı’yım. Beni tanıyorsun sen, bende seni tanıyorum” diyerek tehditvari sözler sarf etti. Çocuk sürücüye ehliyetsiz araç kullanmaktan 12 bin 900 TL, araç sahibi babasına da 12 bin 900 TL olmak üzere toplam 25 bin 800 TL para cezası kesildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haberlere göre, iki çocuk zamanında uygun tedavi alamadıkları için ateşe yenik düşmüştü. Çift, çocuklarının cesetlerini Gadçiroli bölgesindeki bir hastaneden 15 km uzaklıktaki köylerine kadar taşıdı.
Olay, Kongre Partisi lideri Vijay Wadettiwar tarafından gündeme getirildi. X adlı mikroblog sitesinde çiftin videosunu paylaşan Maharaştra Meclisi Muhalefet Lideri şunları söyledi: “Çift, Gadçiroli bölgesinin Aheri ilçesinden. Her iki kardeşin ‘cansız bedenlerini’ omuzlarında taşıyarak çamurlu yoldan geçiş arıyorlar. İki kardeş ateşten muzdaripti ancak zamanında tedavi göremediler. Birkaç saat içinde durumları kötüleşti ve bir saat içinde iki çocuk hayatını kaybetti.”
“İki küçük çocuğun cesetlerini köyleri Pattigaon’a taşımak için bile ambulans yoktu ve ebeveynler yağmurdan ıslanmış çamurlu yoldan 15 km yürümek zorunda kaldı. Gadçiroli’nin sağlık sisteminin acı gerçeği bugün yine gün yüzüne çıktı,” diye ekledi.
Wadettiwar, Maharaştra Başbakan Yardımcısı Devendra Fadnavis’in Gadçiroli’nin Koruyucu Bakanı olduğunu, NCP’den Dharmarao Baba Atram’ın ise Aheri koltuğundan milletvekili ve Başbakan Eknath Shinde’nin hükümetinde FDA Bakanı olduğuna dikkat çekti.
“Her ikisi de Maharaştra genelinde etkinlikler düzenleyerek eyaletin nasıl gelişebileceğine dair iddialarda bulunuyor. Gadçiroli’de insanların nasıl yaşadığını ve oradaki ölüm oranlarını görmek için sahaya inmeliler,” diye ekledi Wadettiwar.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Özdemir, maymun çiçeği virüsünün direkt temasla bulaşan bir hastalık olduğunu söyleyerek, çocuklar için de risk taşıdığını belirtti. Prof. Dr. Özdemir, “Kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilirler” dedi.
Prof. Dr. Halil Özdemir, dünya genelinde maymun çiçeği hastalığında son 2,5 yılda 100 binin üzerinde vaka tespit edildiğini ve 200’ün üzerinde de ölüm görüldüğünü söyledi. Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’de şu ana kadar bilinen bir maymun çiçeği hastalığına denk gelinmediğini ifade ederek, “Aslında 2 ila 4 hafta arasında kendi kendini sınırlayan ve iyileşen bir hastalık. Bağışıklık sistemi bozulmuş, bağışıklık sistemini bozan ilaç alan kişilerde ve çocuklarda bir miktar ağır seyretmekte. 2022 Kasım’ından itibaren görülen salgında ülkemizde de çeşitli vakalar görüldü. Ancak 2024 yılında ülkemizde doğrulanmış henüz bir vaka bildirimine sahip değiliz. Bizim de kliniğimizde şu ana kadar şüphelendiğimiz 3 vaka oldu. Ancak yapılan tetkiklerinde virüs saptanmadı. 3 hastamız da çocuktu ve 3 yaş ila 6 yaş arasındalardı. Ancak saptanmadı. Henüz biz de vaka yok. Şu ana kadar da Türkiye’de bilinen bir vaka tespiti yok” diye konuştu.
Prof. Dr. Özdemir, hastalığın Covid-19’daki gibi solunum yoluyla bulaşmadığına dikkat çekerek, şöyle dedi:
“Maymun çiçeği hastalığı direkt temasla bulaşan bir hastalık. Bu açıdan şanslıyız. Hatta çok enfekte bireylerle yakın temas halinde, cinsel temas durumlarında, ortaya çıkan bir tablo, bulaş şekli var. Çocuklarda şöyle bir risk söz konusu; kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilir. Çünkü oyuncaklarla oynuyorlar, birtakım şeyler de yapıyorlar, bu durumdan dolayı temasları fazla olduğu için de bir miktar artış olabilir. Ama esas olarak cinsel yolla bulaştığı için çok da artmış bir risk söz konusu değil çocuklar açısından. Hastalık esas insandan insana bulaş şeklinde oluşmaktadır. Başka bir bulaş şekli yok. Hastalık şüphesi olan kişilerle yakın temastan kaçınmak gerekiyor. Temas kurallarına uymamız gerekiyor. Ellerimizi sürekli sabunlu suyla yıkamak gerekiyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’nin güneyindeki Han Yunus kentinde Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) işbirliğiyle 12 Eylül’e kadar devam edecek çocuk felci aşı kampanyası başlatıldı.
İsrail ise Gazze’deki hükümetin, sağlık ekiplerinin çalışmalarını yürütebilmesi ve çocuklar ile ailelerinin aşıya giderken tehlikeye maruz kalmaması için aşı kampanyası süresince ateşkes yapılması çağrısına kulak asmayıp saldırılarını sürdürdü.
Gazze’deki Sivil Savunma Müdürlüğü Sözcüsü Mahmud Basal yaptığı yazılı açıklamada, dün kampanyanın başlamasından kısa süre sonra El-Ehli Baptist Hastanesi laboratuvar bölümünün bitişiğindeki araziyi hedef alan saldırıda 3 Filistinlinin öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ifade etti.
Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada ise İsrail’in El-Ehli Baptist Hastanesi çevresine düzenlediği saldırının, faşistliğinin ve uluslararası toplumun mutlak sessizliğini fırsat bilerek hastaneler ile sivil kurumları hedef alma konusundaki ısrarının teyidi olduğu belirtildi.
Açıklamada, uluslararası topluma bu suçlara engel olma ve aşırılık yanlısı hükümetin (İsrail) uluslararası kanunları ihlal etmesine izin vermeme çağrısı yapıldı.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde dün 10 yaş altı çocuklar için çocuk felci aşısı kampanyası başlatılmıştı.
Aşı Kampanyası Teknik Komite Başkanı Mecdi Zuheyr, düzenlediği basın toplantısında, “Çocuk felcine karşı aşı kampanyasına başladık. Kampanyayla kuzeyden güneye Gazze Şeridi’nin tüm kentlerindeki çocukların yüzde 90’ından fazlasına ulaşmayı hedefliyoruz.” diye konuşmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre olay, Batman’ın Gercüş lçesine bağlı Kesiksu köyünde meydana geldi. 5 yaşındaki Z.T. isimli kız çocuğu, 2. katta bulunan evin damında oyun oynarken dengesini kaybederek yere düştü. Z.T. kaldırıldığı Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı. – BATMAN
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TEL AVİV – İsrail ordusuna bağlı Filistin Topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi (COGAT), Kerem Şalom Sınır Kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne 25 bin 100 şişe çocuk felci aşısının giriş yaptığını açıkladı.
İsrail saldırılarının devam ettiği Gazze Şeridi’nde 25 yıl sonra ilk çocuk felci vakasının tespit edilmesinin ardından İsrail ordusuna bağlı Filistin Topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi (COGAT), Kerem Şalom Sınır Kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne 25 bin 100 şişe çocuk felci aşısının giriş yaptığını açıkladı.
COGAT, söz konusu miktarın Gazze Şeridi’ndeki nüfusun yarısından biraz fazlasını aşılamak için yeterli olacağını belirtti. Aşıların Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu ile koordinasyon halinde Gazze Şeridi’ne giriş yaptığı ifade eden COGAT, aşıların önümüzdeki günlerde Gazze Şeridi’nin çeşitli yerlerinde henüz aşı olmamış çocuklara vurulacağını belirtti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ’de 1927 yılında Boğazköprü mevkisinde bulunan Doğu Roma Dönemi’ne ait olduğu değerlendirilen 2 çocuk mumyası, Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde ilk günkü gibi korunuyor.
Kocasinan ilçesi Boğazköprü mevkisinde 1927 yılında yapılan Kayseri- Ankara kara yolu çalışmaları sırasında 1’i kız, 2 çocuk mumyası bulundu. Mumyalar gerekli incelemeler yapıldıktan sonra Kayseri Lisesi’ne getirildi. Uzun yıllar lisenin laboratuvarında saklanan mumyalar, 1982 yılında eski müze binasına gönderildi. Bu yılın mayıs ayında da 2021 yılında yapımı tamamlanan ve yaklaşık 1940 esere ev sahipliği yapan Kayseri Arkeoloji Müzesi’ne getirilen mumyalar, burada sergilenmeye başlandı.
KAVŞAK NOKTASINDA BULUNMUŞ
Mumyalarla ilgili bilgi veren Müze Müdürü Gökhan Yıldız, “Doğu Roma Salonu’nda sergilemekte olduğumuz 2 adet çocuk mumyamız, arşiv kayıtlarımıza göre 1927 yılında Boğazköprü mevki olarak bilinen, şehrimizin batısında bulunan kara yollarının kavşak noktasındaki bir alanda bulunduğuna dair kayıtlar bulunmaktadır. Bu 2 mumyamız bulunduktan sonra 1982 yılına kadar Kayseri Lisesi’nde muhafaza edildiğini bilmekteyiz. Sonrasında müzemize nakliyle birlikte eski müze binalarımızda mumyalarımız sergilenmiştir. İçerisinde bulunduğumuz yeni hizmet binamız tamamlanmasıyla birlikte 2024 yılının mayıs ayından itibaren bu iki eserimizi tekrardan Doğu Roma Salonu’nda ziyaretçilerimizin kullanımına sunduk” diye konuştu.
‘BİR CİSİMLE BOĞULDUĞUNU VÜCUDUNDAKİ İZLERDEN ANLAMAKTAYIZ’
Çocuk mumyaların vücut bütünlüklerinin korunduğunu aktaran Yıldız, “Mumyalarımız 1 kız ve 1 erkek mumyasından oluşmakta. Her ikisinin de vücut bütünlükleri büyük oranda korunur durumdadır. Büyük olan kızın yaklaşık 94 santimetre uzunluğunda bir vücut bütünlüğü şeklinde korunmuş olup, muhtemelen zincir tarzında bir cisimle boğulduğunu vücudundaki izlerden anlamaktayız. Her ikisinin de Hristiyanlık dinine mensup olduklarını, kollarının göğüs kafesi üzerinde üst üste getirilmesiyle anlamaktayız. 64 santimetre olan erkek çocuğumuz ise muhtemelen ateşli bir hastalık sonucunda öldükten sonra mumyalandığını bilim adamlarımızın yaptığı araştırmalarla anlamaktayız. Araştırmacılarımızın ortaya koyduğu gibi mumyaların hazırlanış biçimleri ve beden bütünlüklerini de ortaya koyarak M.S. 8-13’üncü yüzyıl Doğu Roma Dönemi ile bu iki örneğimizi tahlil etmekteyiz. Şu ana kadar herhangi bir şekilde ziyaret esnasında vatandaşlarımızca bize olumsuz durumlar aktarılmadığı için eser kondisyonlarını gözlemekle birlikte bu serginin devam ettirilmesini düşünmekteyiz” dedi.
‘150-200 YILLIK BİR DÖNEMDE BU TÜR ÖRNEKLERİ GÖREBİLMEKTEYİZ’
Anadolu’da bulunan mumya örneklerinin çeşitli dönemlerde yaygın olduğunu ifade eden Yıldız, “Mumyalarla ilgili olarak Anadolu’muzda, Doğu Roma Dönemi’nde sınırlı örnekler. Beylikler döneminde de bir dönem bunun Selçuklu’da ve değişik, kısa süreli hüküm süren Anadolu’daki beyliklerin özellikle hanedana ait bireylerin mumyalanması şeklinde yaklaşık 150-200 yıllık bir dönemde bu tür örnekleri görebilmekteyiz. Osmanlı Dönemi’nde ise buna dair bir kayıt veya böyle bir geleneğin olduğunu görmemekteyiz. Mumyaları ziyaret eden vatandaşlarımızla sohbetlerimiz esnasında bu örnekler uzun süredir bizim sergimizde bulunmadığı için dikkat çekti. Daha sonrasında da müzemize gelen her ziyaretçi, çok fazla görünen bir örnek olmaması nedeniyle bu iki mumyamıza ziyaretler esnasında özellikle dikkat etmekte. Tabii ki ilerleyen dönemde bunu kalıcı hale getirmek için belli yaş gruplarına sınırlamak şeklinde bir düşünceyle kalıcı müze alanında 2 mumyanın sergisini sağlamayı planlamaktayız” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Erzurum’da düzenlenen ‘Kültür Yolu Festivali’ kapsamında çocuklara yönelik ‘Kültür koruyucuları eğitim etkinlik atölyesi’ gerçekleştirildi. Çeşitli yaş grubundan 30’a yakın çocuk, eğitim kapsamında önce arkeologlar nezaretinde Erzurum Müzesi’ni gezdi. Müzede yer alan eserler hakkında bilgi verilen çocuklar, daha sonra oluşturulan sınıflarda tarihi eserleri tanıma, kültür varlıkları ve kaçakçılıkla mücadele konusunda bilgilendirildi. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı’nda görevli Arkeolog Meral Özdemir ile Erzurum Müzesi arkeologlarından Doç. Dr. Gülşah Altunkaynak, çocuklara kültür kaçakçılığıyla mücadeleyi ve önemini anlattı. Eğitimler sonunda çocuklara ‘Kültür Koruyucuları’ rozeti takıldı.
‘ÇOCUKLAR ÖNCELİKLİ HEDEF KİTLEMİZ’
Ülkede yaşanan kültür varlıkları kaçakçılığı, kültür varlığı tahribatı ve kültür varlığı bulmak için yapılan kaçak kazıların önüne geçebilmek amacıyla çok yönlü çalışmalar yürütüldüğünü belirten Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı’nda görevli Arkeolog Meral Özdemir, “Kaçakçılıkla mücadele çalışmaları kapsamında eğitim çalışmalarına çok önem veriyoruz. Ülkemiz genelinde eğitim ihtiyaçları belirlenerek hedef kitleye uygun içerikler ve materyalleri hazırlamaktayız. Çocuklar, yetişkinler, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadele alanında görev yapan personel gibi farklı birçok hedef kitle için çalışmalar yürütmekteyiz. ‘Ağaç yaşken eğilir’ atasözünden hareketle çocuklar öncelikli hedef kitlemiz. Bu kapsamda da ‘kültür koruyucuları’ projesini yürütmekteyiz. Projeyle, çocukların kültürel mirasına sahip çıkan, kültür varlıklarını tanıyan koruyan bilinçli bir birey olarak kültür koruyucusu olmalarını hedeflemekteyiz. Bu kapsamda yaptığımız çalışmalarda, eğitim çalışmalarında, müzik etkinlikleri, yaratıcı drama etkinlikleri ve atölye çalışmaları yapıyoruz. Bu çalışmaların hedef kitleye uygunluğu açısından çalışmanın akademisyenler, pedagoglar ve tiyatro sanatçılarımızdan destek alıyoruz” diye konuştu.
ÇOCUKLARA YÖNELİK ÇALIŞMALARI ANLATTI
Konuyla ilgili ‘Kültür Koruyucuları’ web sitesini kurduklarının bilgisini veren Özdemir, “Yine kültürel varlıklarımızın korunmasına yönelik olarak bilgilendirici hikaye kitabımız var. Bu hikaye kitabımızı, müzelerimiz kanalıyla okullarımıza, çocuklarımıza ulaştırdık. Kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesi temasını içeren somut olmayan kültürel miraslarımızdan ‘Karagöz Kültürel Miras Yüzsüz Deli Hırsız’ gölge oyununu hazırladık. Proje kapsamında kültürel mirasımızın korunmasının önemini vurgularken kaçak kazıların ve kültür varlığı kaçakçılığının suç boyutunu da ele alan özel bir oyun metni hazırlanarak özgün müzikler bestelendi. Kültür varlıklarının korunması ve kaçakçılığın önlenmesine yönelik olarak 15-25 yaş arası gençlerde farkındalığı artırmak amacıyla dijital olarak hazırlanmış yurt dışında bulunan bir eserimizin iade sürecini ve bu süreçte neler yaşandığını anlatan ‘Artemis’in Yolculuğu’ adlı çizgi romanı yayınladık. Başka bir çalışmamız, 2021 yılında hayata geçirilen hedef kitlesini kaçak kazıların yoğunlaştığı alanlarda yaşayan halkın oluşturduğu ‘Köy sohbetleri’. Bu projeyle köyler ziyaret edilerek köy sakinlerine kültür varlıklarının korunmasının önemi, kaçak kazıların verdiği zararın boyutları anlatılmaktadır” dedi.
‘ÇOCUKLARIMIZA ESERLERİMİZİ TANITIYORUZ’
Erzurum Müzesi’ne gelen çocuklara eşlik ederek bilgilendiren Arkeolog Doç. Dr. Gülşah Altunkaynak, “Kültür Yolu Festivali kapsamında çocuklarımıza müze gezisi yaptırıyoruz. Müze gezisinin ardından atölyemizde çocuklarımıza eserlerimizi tanıtıyoruz. Böylece o eserlere daha bir yakınlaşmalarını, daha bir tanımalarını, daha bir özümsemelerini sağlamak istiyoruz. Ardından çeşitli oyunlarımız ve izletilerimiz olacak, müziklerimiz olacak. Böylelikle bugün hem sabah hem öğleden sonra bu programları gerçekleştirerek çocuklarımızı kültür koruyucusu olarak hazırlayıp, onlara rozetlerimizi takıp uğurlamayı planlıyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜGVA’nın çocuklara yönelik kentte düzenlediği yaz kurslarında yaklaşık 3 bin öğrenci, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Filistin’e yönelik düzenlediği saldırılara dikkati çekmek için anlamlı etkinliklere katılıyor.
İsrail ürünlerini boykot edip Filistin’deki akranlarına mektuplar gönderen çocuklar, çizdikleri resimlerle de işgal altında bulunan Gazze’deki yaşıtlarının yanında yer alıyor.
Sınıflardan sokaklara minik kalpleri Filistin’deki akranlarıyla atan ve kentte düzenlenen Filistin’e destek yürüyüşlerine de aileleriyle katılan çocuklar, farkındalıklarıyla takdir topluyor.
Çocuklar Gazzeli akranlarına yardım da yapıyor
TÜGVA Erzurum İl Temsilcisi Muhammet Faruk Kömeç, AA muhabirine, kentteki 45 okulda öğrencilerle Filistin için çeşitli etkinlikler düzenlediklerini söyledi.
Öğrencilerin etkinliklerde duygu dolu anlar yaşadığını belirten Kömeç, şöyle konuştu:
“Filistin konusunu gündemde tutmak için şiir ve resim yarışmaları yaptık. Filistin’in ‘Türkiye ve Müslümanların davası’ demek olduğunu öğrencilerimizin bilinçlerine kaydedelim istedik. Öğrencilerimizin Filistin’deki yaşıtlarına gönderdiği mektuplar vardı. Vicdanını kaybetmemiş insanın gerçekten muazzam cümlelerle muazzam tespitler yapabildiğini gördük. Mektupları okurken hep birlikte ağladık. Mektupların okunması ve en iyilerin seçilmesi için bir ekip oluşturduk, ekip en iyisini seçmekte çok zorlandı. Bir mektupta öğrencimizin ‘Ben bu kağıdı süslemeyeceğim çünkü katliamın süsü olmaz’ şeklinde ifadesini okuduk.”
Kömeç, çocukların Gazzeli akranları için yaptığı yardımlardan da bahsederek, “Okullarımızda Gazze kolileri oluşturduk, her sınıfa tebessüm kutusu başlığında koliler bıraktık. Öğrencilerimize Gazze’deki arkadaşlarınıza ne göndermek istersiniz bu kutunun içerisine koyun ulaştıralım dedik. Kolilerden gofret, kalem kutusu, oyuncaklar çıktı.” dedi.
Etkinliklere katılan 5. sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Sena Özdemir, Filistin’de binlerce masum çocuğun hayatını kaybettiğini televizyondan öğrendiğini anlattı.
Özdemir, Filistin’de yaşananlar için elinden geleni yaptığını belirterek, “Savaş altındaki akranlarıma çok üzülüyorum. Filistin için resim yapıyoruz, mektup ve şiir yazıyoruz. Filistin’de savaş altındaki yaşıtlarımız için farkındalık oluşturuyoruz. Karpuz, Hanzala, Filistin haritası, Mescidi Aksa, zeytin figürleri üzerine boyama yapıyoruz.” diye konuştu.
“Seni ve toprağını korumak istediğim için boykot mallarını kullanmıyorum”
Filistin’deki akranları için mektup yazan Özdemir, kaleme aldığı cümleleri şöyle okudu:
“Masum olan ama bunu gösteremeyen çocuk, seni çok iyi anlıyorum. Biliyorum ki sen de benim gibi özgür olmak istiyorsun ama toprağından ayrılmak istemiyorsun. Seni ve toprağını korumak istediğim için boykot mallarını kullanmıyorum. Çünkü o zalim İsrail’e mermi vermek istemiyorum. Tüm Filistin’i kurtarmak ve kollarımın altına almak istiyorum. Gazze’deki Mescidi Aksa’yı ve oradaki tüm Müslümanları korumak istiyorum. Hiç üzülme çünkü tüm Türkiye, Filistin’in yanında, sakın unutma zafer Allah’ındır.”
Çocuklardan Ahmet Emin Toraman, Filistin’deki yaşıtları için oyun alanı kalmadığı için üzüldüğünü söyleyerek, “Hasta ve yaralı çocuklar için resim yapıyoruz. Çocuklar orada hastalanıyor, yaralanıyor ve açlıktan ölüyor.” dedi.
Elif Sahra Kotan ise “Filistin’e yardımcı olmak için etkinlikler düzenliyoruz. Oradaki yaşıtlarım için üzülüyorum çünkü bombalanıyor, aç kalıyor. Yaptığımız etkinliklerle oradaki çocuklara farkındalık oluşturup dikkat çekmek istiyoruz. Her çocuk yaşamak için doğar, yaşamalı, ölmemeli.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYARBAKIR’da 4 çocuk annesi terzi Zeynep Karadeniz (50), kızının kendisinden habersiz başvurusunu yaptığı Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) aldığı 247 puanla, Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Bölümünü kazandı. Karadeniz, “Hedefim kendimi dikişte, tekstilde daha iyi ve üst seviyeye çekmek. Allah nasip ederse bölümümü birincilikle bitirmek istiyorum” dedi.
Yenişehir ilçesinde yaşayan ve 4 çocuğunun geçimini evde terzilik yaparak sağlayan Zeynep Karadeniz, ilkokuldan mezun olduktan sonra ortaokula gönderilmedi. Karadeniz, evlendikten sonra çocuklarının da desteğiyle ortaokulu ve liseyi açık öğretimde okuyarak mezun oldu. Karadeniz, kızının kendisinden habersiz başvurusunu yaptığı YKS sınavına girdi. YKS sonucuna göre 247 puan alan Karadeniz, Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi bölümünü kazandı. Yakın zamanda kaydını yaptıracak olan Karadeniz, yarım kalan üniversite hayalini geç de olsa tamamlayacağını söyledi.
‘2 YIL BOYUNCA ‘NEDEN OKULA GİDEMİYORUM’ DİYE AĞLAMIŞTIM’
Üniversite mezunu 2 kızı olduğunu ve 2 oğlunun liseyi okuduğunu belirten Karadeniz, “4 çocuk annesiyim. Eşim 6 yıl önce vefat etti. Terziliği dikiş kursuna giderek ve sosyal medyada videoları izleyerek öğrendim. Kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Çünkü biraz eksikliklerim var. Geçimimizi terzilikle ve eşimin emekli maaşıyla sürdürüyorum. Ben ilkokul mezunuyum, ortaokula başlamadan bırakmak zorunda kaldım ve çok üzülmüştüm. 2 yıl boyunca ‘Neden okula gidemiyorum?’ diye ağlamıştım. Ondan sonra açık öğretimden okula başvurdum ve diplomayı aldım. Daha sonra kızımın desteğiyle lise diplomasını aldım. Hiç haberim yokken bir gün kızım beni aradı ve benim adıma üniversite sınavına başvurduğunu söyledi. Ben de sınava girdim. Bildiğim soruları yaptım. Umut etmiştim ve Allah umudumu boşa çıkarmadı” diye konuştu.
‘TERZİLİK, EV İŞLERİ VE DERS ÇALIŞMAYI BİR ARADA YÜRÜTTÜM’
Kazandığı bölümü birincilikle bitirmek istediğini belirten Karadeniz, “Sınava çalışmak için pek zamanım yoktu. Arada çocuklarımın desteğiyle ve zaman buldukça kitapları açıyordum. Terzilik, ev işleri, alışveriş ve ders çalışmayı bir arada yürüttüm. Allah’a çok şükür başardım da. Çok da mutluyum. 247 puan aldım ve Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Bölümünü kazandım. Ben okumak istiyorum. Yaşıtlarım fazla olmaz ama diğer öğrenciler de benim evlatlarım gibi. Hedefim kendimi dikişte, tekstilde daha iyi ve üst seviyeye çekmek. Allah nasip ederse bölümümü birincilikle bitirmek istiyorum. Hayallerim yarıda kalmıştı inşallah tamamlayacağım. Üniversiteye giderken işi bırakmayacağım. Çünkü benim sevdiğim bir iş ve gelir kaynağımdır. Sonuçta üniversiteyi okuyunca para da lazım oluyor. Mümkünse kendim ve çocuklarım için burs talep ediyorum” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) tarafından ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ dolayısıyla Ankara Ticaret Odası (ATO) Congresium Kongre ve Sergi Merkezi’nde “Filistinli Kadınlarla Uluslararası Dayanışma Konferansı” düzenlendi. Konferansa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, HAK-İŞ Kadın Komitesi Başkanı Fatma Zengin, 37 ülkeden 60 sendikacı ile KKTC ve Türkiye’nin 81 ilinden 5 bine yakın HAK-İŞ üyesi kadın katıldı. Bakan Göktaş, yaptığı konuşmada mübarek Ramazan ayına sayılı günler kaldığını hatırlatarak, “Bu dualar, Filistin başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulüm altında yaşayan tüm mağdur ve mazlum halkların kurtuluşuna vesile olsun” ifadesini kullandı.
“Filistinliler, İsrail tarafından yol edilmeye çalışılıyor”
Asırlardır barışın ve huzurun temsilcisi olan Filistin topraklarının bugün bir ateş çemberi altında olduğunu belirten Bakan Göktaş, “Asırlardır bu topraklara hayat veren, yurt bilen Filistinliler kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden İsrail tarafından yok edilmeye çalışılıyor. Filistin, bütün dünyanın gözü önünde yağmalanıyor, Filistinli kardeşlerimiz soykırıma uğruyor” diye konuştu.
“Güvenli olduğu söylenen bölgeler sürekli bombalanıyor”
75 yıldır işgal altında yaşayan Filistinlilerin Mescid-i Aksa’yı korumak için canlarını siper ettiğine dikkati çeken Bakan Göktaş, “7 Ekim’den beri süren saldırıların şiddeti her geçen gün artarak devam ediyor. Hastaneler, okullar, mabetler, güvenli olduğu söylenen bölgeler sürekli bombalanıyor. Filistin’de anne olan bir kadın, çocuğunun doğduğu an ölümle karşı karşıya kalabileceğini biliyor” ifadelerini kullandı.
“Açlık ve susuzluğa maruz bırakılıyor”
Gazze’de binlerce çocuğun her yeni güne bomba sesleriyle uyandığını dile getiren Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Binlerce çocuk evlerini, oyuncaklarını, kitaplarını, kıyafetlerini kaybediyor. Annelerini, babalarını, kardeşlerini kaybediyor. Açlık ve susuzluğa maruz bırakılıyor. Acılar içinde tedavi edilmeyi bekliyor. Tüm hakları ellerinden alınmış, yaşam alanları kullanılamaz hale gelmiş Gazzeli çocuklar en güzel yıllarını hapishanelerde geçiriyor.”
“Filistinli kadınlar unutulmaz yaralar alıyor”
Çocukların anne ve babalarının şefkatli kollarından koparılarak yetim kaldığına işaret eden Bakan Göktaş, “Bugün Gazzeli çocuklar, hiç büyüyemeden, çocukluklarını yaşayamadan, acılarını, haykırışlarını, gözyaşlarını kimseye duyuramadan bu dünyadan ayrılıyor. Akıl almaz zulümlere maruz kalan, her gün hayatla ölüm arasında yaşayan Filistinli kadınlar unutulmaz yaralar alıyor” dedi.
“Filistinli kadınlar insanüstü bir çaba sarf ediyor”
İsrail yönetiminin Filistin halkına gerçekleştirdiği zulümlerin kabul edilemez olduğunu aktaran Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Tüm dünyada direnişin sembolü olan Filistinli kadınlar, çocuklarını yaşatmak, vatanlarını korumak için insanüstü bir çaba sarf ediyor. Her ne olursa olsun cesaretleriyle verdikleri mücadeleden asla ödün vermiyorlar. Sergiledikleri bu dik duruşla dünyada milyonlarca insanı adalet ve özgürlük için ayağa kaldırıyor. Buradan kalplerin uyanışına vesile olan güçlü Filistin kadınlarını selamlıyorum.”
“Filistin, ölesiye bir özgürlük destanı yazıyor”
Filistin’in sadece son teknolojik silahlara karşı mücadele vermediğine dikkati çeken Bakan Göktaş, “Filistin’de bugün yalana, dezenformasyona, zulme karşı da mücadele veriliyor. Her türlü insani değer, ahlak, vicdan ve hukuk yoksunluğuna karşı direnişin sembolü Filistin, ölesiye bir özgürlük destanı yazıyor. Bu vahşetten en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin dünyanın her yerinde kadınların ve çocukların haklarını savunmada önemli bir role sahip olduğunu belirten Bakan Göktaş, şu ifadelere yer verdi:
“Kadınların ve çocukların geleceklerini şekillendirmede aktif rol alacakları bir hayata sahip olmalarını savunuyoruz. Güvenli ve sağlıklı bir ortamda yaşamaları için dünyadaki bütün mazlum kadınların sesi olmaya devam edeceğiz. 11 Mart’ta başlayacak Birleşmiş Milletler 68. Kadının Statüsü Komisyonu toplantılarında da bu duygu ve düşüncemizi her fırsatta dile getireceğiz.”
Gazze’nin Filistinliler için son sığınak olduğunu dile getiren Bakan Göktaş, “Onların bu sığınaklarını korumak için biz de var gücümüzle Filistinli kardeşlerimizin yanında olacağız. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi ‘Gazze için kıyamdayız.’ Adalet ve barış için sözümüzü yükseltmeye devam edeceğiz” dedi.
“Filistin davası bizim davamızdır diye yola çıktık”
HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ise, Filistinli ve Gazzeli kadınların yanında olduklarını söyledi. Arslan, İsrail’in bütün baskı ve katliamlarına rağmen teslim olmayan Gazzeli kadınlara selam göndererek, “Filistin davası bizim davamızdır diye yola çıktık. İlk kez Türkiye-Filistin Parlamentoları Arası Dostluk Grubu’nu bir HAK-İŞ’çi kuruyor. İlkleri gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla HAK-İŞ, Filistin davasının başlangıcından itibaren özellikle katliamlara ve zulümlere direnme konusunda öncülük yapmıştır. Kimsenin sesinin çıkmadığı Gazze ablukasına karşı direniş ortaya koyan Mavi Marmara gemisinde HAK-İŞ’li kardeşlerimizi şehit verdik. HAK-İŞ, Mavi Marmara’da da vardı. Aynı zamanda Gazze’ye kimsenin giremediği günlerde yetimhane yaptırıp, Gazze’de rehabilitasyon merkezi açan HAK-İŞ’tir. 7 Ekim öncesinde de HAK-İŞ özellikle Filistin davasını ulusal ve uluslararası alanda temsil etmek için mücadele etmiştir” diye konuştu. – ANKARA
]]>Bu hafta; Tartuffe, Hamlet, Uçurtmanın Kuyruğu, Fosforlu Cevriye, Yaftalı Tabut, Komik Para, Godot Geldi, Çingene Boksör, Zehir, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Masal, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekan ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 10 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
Bu Haftanın Programı (6-10 Mart 2024)
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz.
Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
UÇURTMANIN KUYRUĞU
Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur.
Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikayesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
KOMİK PARA
Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
GODOT GELDİ
“Godot Geldi”, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı yapıtının ardından ve ona bir “gönderme” olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatovic’in kaleme aldığı bir oyundur… “Olay” bir bataklıkta geçer. Becket’in oyununda; Godot beklenilir… Bulatovic’in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatovic, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekanın yapısını değişime uğratarak, daha çok “simge”lere yönelmiştir…
Beckett’te de, Bulatovic’te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir “gelen”in, kesinlikle tanımlanmış bir “giden”e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz “Godot Geldi” için…
Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahküm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 9 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
MASAL (5+Yaş) (Sözsüz Oyun)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgarın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları” gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 10 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Çorum İl Jandarma Komutanlığı, halkın huzur ve güvenliğinin sağlanmasının yanı sıra, başta madde bağımlılığı olmak üzere aile içi şiddet ve çevre sorunlarıyla ilgili etkin bir mücadele yürütüyor. İl Jandarma Komutanlığı bünyesinde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü, Aile içi Şiddetle Mücadele Kısım Amirliği, HAYDİ ve Trafik Şube Müdürlüğü ekipleri il genelinde düzenledikleri eğitim programlarında öğrenci ve velileri madde bağımlılığı, kadına yönelik şiddet, çevre sorunları ve trafik konularında bilgilendiriyor.
Uyuşturucu ile mücadeleye anne desteği
Çocukların ve gençlerin uyuşturucu kullanımının önüne geçerek anne duyarlılığından faydalanmak amacıyla İçişleri Bakanlığının hayata geçirdiği “En İyi Narkotik Polisi: Anne Projesi” çerçevesinde Jandarma ekipleri, madde bağımlılığının önlenmesi için izlenmesi gereken yollar hakkında annelere sunum yapıyor. Eğitimlerde madde bağımlığı, bağımlılık yapıcı maddeler, bağımlı kişinin özellikleri, uyuşturucu ile mücadelede hayata geçirilen ihbar mekanizmaları ve çözüm merkezleri konusunda bilgilendirme yapan Jandarma ekipleri, katılımcılara “UYUMA” projesi hakkında da bilgilendirme yapıyor.
Anne ve anne adayları bilinçlendiriliyor
Anne ve anne adaylarına uyuşturucu kullanımında erken tespit ve müdahalenin önemini vurgulayan jandarma personeli, anneler ile sağlanacak işbirliği sayesinde küresel bir sorun olan uyuşturucu ile madde bağımlılığıyla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini vurguladılar. Ailenin temel taşının anne oluğuna dikkat çeken ekipler, annelerin desteğiyle uyuşturucu ile mücadele de daha etkin çalışma yapılacağına dikkat çektiler. Bu çerçevede, 2023 yılında tarafından 386, bu yıl ise 98 anneye eğitim verildi.
Çocuk dedektifler yetiştiriliyor
Trafik Dedektifleri çerçevesindeyse İl Jandarma Komutanlığı Jandarma Trafik Timleri, çocuk dedektif yetiştiriyor. Seminerlerde öğrencilere trafik işaret ve levhaları, emniyet kemeri, yaya geçidi, üst ve alt geçit kullanımı, güvenli bisiklet kullanımı, yaya güvenliği, görünürlük, araçta güvenli yolculuk, karşıdan karşıya geçme ve güvenli oyun alanları konularında bilgi veriliyor. Proje ile trafik kuralları konusunda farkındalık oluşturularak, mevcut algının değiştirilmesi, böylelikle Türkiye’nin gelecekte trafiği güvenli, ulaşımı konforlu bir ülkeye dönüşmesi amaçlanıyor. Trafik Dedektifleri projesinde, geleceğin sürücü adaylarını, trafik kurallarını tam anlamıyla bilen ve bu konuda sorumluluk alan bireylere dönüştürmeyi hedefleniyor. Trafik bilinci aşılamayı hedefleyen projede, eğitime katılan çocuklara ‘Trafik dedektifi’ unvanı verilerek trafik konusunda bilinçli bir davranış modeli geliştirmeleri bekleniyor.
Trafik timlerince bugüne kadar 9 bin 350 öğrenci çocuk müfettişi olurken, geçen yıl 3 bin 500 öğrenciye trafik eğitimi verildi.
Jandarma ekipleri, sorumluluk bölgesinde “Çevre, Doğa ve Hayvanların Korunmasına” yönelik çalışmalarını da aralıksız olarak sürdürüyor. Çorum İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından sorumluluk bölgesinde bulunan ilk ve ortaokul öğrencilerine “temel çevre bilinci, hayvan sevgisi ve hayvanların korunması” konularında eğitim verilerek, çevrenin, doğal hayatın ve hayvanların korunması bilincinin geliştirilmesine katkı sağlanıyor.
Kadınlar KADES hakkında bilgilendiriliyor
İl Jandarma Komutanlığı Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Çocuk Kısım Amirliği ekipleri, paydaş kurumlarla ilçeler ve kırsalda Kadın Destek Uygulaması KADES hakkında bilgi vererek kadın ve çocuklara, acil bir durum ile karşı karşıya kalmaları durumunda, neler yapmaları gerektiği konusunda bilgilendirildi. – ÇORUM
]]>Depremlerin etkilediği 11 il arasında yer alan Diyarbakır’da yıkılan binaların enkazında arama kurtarma çalışmalarına katılan AFAD, UMKE, Kızılay, Sağlık Bakanlığı, jandarma ve Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kurum ve kuruluşlarda görevli kadın çalışanlar, günler süren mücadele ile çok sayıda depremzedenin yaşama tutunmasını sağladı.
Arama kurtarma çalışmalarının yanı sıra ilk yardımdan beslenmeye, psiko-sosyal destekten yaşam alanlarının kurulmasına kadar pek çok alanda görev alan kadınlar, ailelerinden ayrı günler süren mesailerinde yaşadıkları duyguları AA muhabiri ile paylaştı.
“Kurtardığım her insan halen aklımda”
Diyarbakır AFAD’da arama kurtarma teknisyeni olarak görev yapan Gizem Doğan, deprem anında büyük korku ve panik yaşadığını, sarsıntı geçtikten sonra ailesini güvenli bir alana alıp, görevinin başına koştuğunu söyledi.
Depremde çöken Serin-2 Apartmanı’nın enkazında görev yaptığını anlatan Doğan, 12 gün boyunca orada çalışma yürüttüğünü belirtti.
Doğan, “Tek amacımız insanları kurtarmak olduğu için canla başla çalışmaya başladık. Sesleri duydukça insanları kurtarmak için elimden geleni yaptım. Kurtardığım her insan halen aklımda. Aklıma geldikçe duygulanıyorum. Umarım bir daha böyle bir afet yaşamayız.” dedi.
“Orada ‘İyi ki sağlıkçıyım’ dedim”
UMKE ekibinden Sevgi Yıldız ise depreme çocukluk arkadaşıyla yakalandıklarını belirterek, ilk korkuyu atlattıktan sonra çalışmalara katılmak için hazırlığını yapıp kendi imkanlarıyla Serin-2 Apartmanı’nın enkazına ulaştığını anlattı.
Acıyı bir kenara bırakıp, insanları kurtarmak için çaba gösterdiğini dile getiren Yıldız, şunları söyledi:
“O gün orada ‘İyi ki sağlıkçıyım’ dedim. Serin-2 Apartmanı’nın enkazında bir sağlıkçı vardı ve ona ulaştık, damar yolu açtık. Çok dar bir alandı ama hiç canımızı düşünmedik. Kıza ulaştığımızda, elimizi tuttuğunda, ‘Beni bırakmayın’ dedi. Bu çok farklı bir duyguydu. Bir canlıya ulaşabilmek, dokunmak… O eli bırakmadık ve saatlerce o kişiyle temas halindeydik.”
Yıldız, ikinci depremi enkaz başındayken yaşadığını fakat ilk sarsıntı gibi korku ve panik hissetmediğini dile getirerek, kurtarılması gereken canlar olduğunu bilmenin kendilerini motive ettiğini aktardı.
Bir tarafta çocukların diğer tarafta görevin”
Hemşire ve UMKE gönüllüsü 2 çocuk annesi Nalan Uzun ilk depremi atlatıp, eşi ve çocuklarının güvende olduğunu gördükten sonra görevinin başına gitmek istediğini söyledi.
Uzun, o an yaşadığı duyguları şöyle ifade etti:
“Bir bölünmüşlük yaşıyorsun. Bir tarafta eşin ve çocukların diğer tarafta görevin. Ama diğer taraf daha ağır basıyor. İkinci depremi Galeria Sitesinin enkazı başında yaşadık. Diğer binanın yıkılışı, üzerimize doğru gelişinden saniyelerle kurtulduk. Çocuklarınız size bir kahraman gözüyle bakıyor.”
112 Acil Sağlık ekibinde acil tıp teknikeri Demet Zerrin, depremin ilk anından kurtarma çalışmalarının son gününe kadar sahada görev yaptığını anlattı.
Zerrin, depremden 17 saat sonra 10 yaşındaki çocuk ve ardından babasının kurtarıldığını anlatarak, “Çocuk ambulansa alındıktan sonra elimi sımsıkı tuttu ve ‘Elimi bırakma abla yüzümü sil, arkadaşlarım benimle alay eder. Ayaklarım yerinde mi?’ dedi. Yüzünü sildim, ve ayaklarını görmesini sağladım. Ama o elimi hiç bırakmadı.” dedi.
“15 gün boyunca eve gidemedik”
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında çalışan Tuba Utli ise depremin ilk anında panikle babasına koştuğunu, sarsıntının durmasının ardından da görevinin başına geçtiğini ifade etti.
Serin-2 Apartmanı’nın enkazında görev yaptığını anlatan Utli, şöyle dedi:
“Enkaza ilk gittiğimde korku, üzüntü hepsi vardı. Ama ilk canlıyı görünce o sevinç çığlıklarıyla sakinleşmeye başladık. Görevimiz gereği de o korkuyu bastırmak zorundaydık. 15 gün boyunca orada çalıştık ve hiçbir şekilde eve gidemedik. Sadece biraz dinlenme ile vardiyalı çalıştık.”
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde psikososyal destek ekibinde görevli psikolog Rüveyda Efe, öncelikli çalışma guruplarının çocuklar olduğunu, depremin izlerini silmenin zor bir iş olduğunu anlattı.
Çocukların gözlerindeki korkuyu anlayabildiklerini dile getiren Efe, deprem geçmesine rağmen yaşanan travmanın etkilerinin sürdüğünü ifade etti.
Efe, konteyner kentte buna yönelik çalışmalar yürüttüklerine işaret ederek, bireysel görüşmelerin halen devam ettiğini belirtti.
“Günlerce çocuklarımı göremedim”
Kızılay Toplumsal Güçlendirme Uzmanı Aysel Yaşar da çocuklarını güvenli bir yere bıraktıktan sonra aşevi koordinasyonunu yürüttüğünü ve deprem çalışmaları süresince binlerce kişiye sıcak yemek sağladıklarını kaydetti.
Yaşar, “Günlerce çocuklarımı görmedim. Çalışmalarımı görünce çok mutlu oluyorlardı. Onlar benim gururum ben de onların gururu oldum. Çok mutlu oluyorlardı. Bir anne ve bir kadın olarak yardım gönüllüsü olmak çok güzel bir duygu.” diye konuştu.
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’na katılmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde temaslarına devam ediyor. Kurtulmuş, resmi ziyarette bulunmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde, Grand Bassam şehrindeki Grand Bassam Kız Yetimhanesi’ni ziyaret ederek, TİKA tarafından yaptırılan okul öncesi sınıfın açılışını gerçekleştirdi. Kurtulmuş, açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye ve Fildişi Sahili’nin özellikle son yıllarda çok yakın ilişkisi bulunan ve bu ilişkilerini geliştirmeye devam eden iki dost ve kardeş ülke olduğunu belirtti. İki ülkenin devlet başkanlarının karşılıklı ziyaretleriyle Türkiye ve Fildişi Sahili arasındaki ilişkilerinin çok daha hızlı bir şekilde gelişmeye başladığını dile getiren Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan’ın yetimhanenin renovasyonu sonrasındaki açılış törenine katılmasıyla da Grand Bassam Kız Yetimhanesi’nde dostluğun ete kemiğe büründüğünü ifade etti.
“Afrika halkları uzun kolonyalizmden çok çekmiştir”
Bugün de yetimhanenin anaokulu sınıfının açılışının gerçekleştirileceğini aktaran Kurtulmuş, açılışta emeği geçen TİKA çalışanlarına teşekkür etti. Türkiye’nin son yıllarda Afrika kıtasıyla ilişkisinin geliştiğini belirten Kurtulmuş, “Bizim ‘Afrika açılımı’ adını verdiğimiz program çerçevesinde Türkiye, Afrika’daki dost ve kardeş ülkelere elini uzatarak, ‘Buyurun hep beraber el ele verelim ve Afrika’nın uyanışını hep birlikte sağlayalım’ diye fikirlerini ortaya koymakta, işbirliği ve yardımlaşma imkanlarını desteklemektedir. Çünkü Afrika halkları uzun kolonyalizmden çok çekmiştir. Emperyalist ülkelerin bu bölgenin yerel halklarına karşı tepeden bakan, kibirli tavırlarından çok çekmiştir. Onun için biz, ülkelerle ve halklarla ilişki kurarken resmi bir ilişki kurmanın çok ötesinde kalpten kalbe ilişkileri kurmak, kalpten kalbe köprüleri geliştirmeyi öncelik olarak görüyoruz” dedi.
Açılış ile Fildişi Sahili halkıyla Türk milleti arasında bir gönül köprüsünün inşa edilmekte olduğunu aktaran Kurtulmuş, “Biz Afrika halklarına kazan kazan prensibi çerçevesinde, yaratılışta eşit insanlar olarak işbirliği, yardımlaşma, dostluk ve kardeşlik ilkeleri içerisinde hep birlikte daha güzel günleri kurabiliriz fikriyle yaklaşıyoruz. Bu çerçevede bugün buradaki programın çok anlamlı olduğunu ifade etmek isterim” dedi.
“Toplumların vicdanı yetimlere olan yaklaşımlarıdır”
“Toplumların geleceği çocuklardır, gençlerdir. Toplumların vicdanı ise yetimlere olan yaklaşımlarıdır” diyen Kurtulmuş, bu anlamda buradaki çocuklara sahip çıkmanın insanlık adına ortak vazife olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, “Bu çocuklarımızın, evlatlarımızın arasından güzel eğitimler alarak, belki dünya çapında mühendislerin, doktorların, bilim insanlarının, siyasetçilerin, askeri personelin, velhasıl dünyaya faydalı olabilecek çok sayıda okumuş insanın çıkacağına yürekten inanıyoruz. Bu gençlerimizin içerisinden çok sayıda toplum liderinin de çıkacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Yetimlere sahip çıkmanın toplumların vicdanının göstergesi olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bizim kültür ve medeniyetimizde yetimin ayrı bir yeri vardır. Yetimin kalbini kıran dünyayı yıkar; yetimin kalbini yapansa dünyayı yapar” dedi.
Kur’an-ı Kerim’deki 23 yerde yetimlerle ilgili uyarıların yer aldığını belirten Kurtulmuş, Peygamber Efendimizin de bir yetim olduğunun unutulmamasını istedi. Kurtulmuş, “Bu çerçeveden baktığımız zaman bu yetimhanedeki faaliyetlerimiz, kültür ve medeniyetimizin bize yüklediği önemli sorumluluklardan birisidir” dedi.
“İsrail’in saldırılarında hayattan koparılanların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır”
Grand Bassam’da yetimlerle ilgili bu faaliyette bulunurken ne yazık ki dünyanın başka bir ülkesinde, Filistin’in Gazze topraklarında İsrail’in saldırılarıyla çok sayıda çocuğu yetim ve öksüz hale getirdiğini ifade eden Kurtulmuş, “İsrail’in saldırılarında beş ay içerisinde 30 bin insan hayattan koparılmıştır. Bunların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır. Gazze’de hayattan koparılan bütün masum insanların hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Yetim bırakılan bütün evlatlarımıza sahip çıkmanın bir insanlık borcu olduğunu Grand Bassam’dan ifade etmek istiyorum. İnşallah çocukların yetim bırakılmadığı, kadınların ailelerinden koparılmadığı, yaşlı insanların suçsuz yere öldürülmediği, yeryüzünde hakkaniyetin, adaletin, insafın ve vicdanın hakim olduğu bir dünyayı kurmak hepimize nasip olur” dedi.
Açılış töreninde TBMM Başkanı Kurtulmuş’un eşi Sevgi Kurtulmuş, Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanı Nasseneba Toure, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) Türkiye Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdürrahim Dusak, İSİPAB Türkiye Delegasyonu Üyesi ve AK Parti Adana Milletvekili Ahmet Zenbilci, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan kız yetimhanesinin açılışını yapmıştı
1972 yılında kız ve erkek öğrenciler için kurulan yetimhane, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan ve Fildişi Sahili Devlet Başkanı’nın eşi Dominique Claudine Ouattara tarafından kız yetimhanesi olarak açıldı. Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığına bağlı olan yetimhanede 5-21 yaş arasında 133 kız eğitim görüyor. Yetimhanede çocuklar için kültürel, fiziksel ve sosyal faaliyetlerin yanı sıra el işi becerilerini geliştirmek amacıyla kurslar veriliyor. Kütüphane, yemekhane, sağlık ocağı, bilgisayar odası, oyun alanı ve atölyelerden müteşekkil bir kampüsten oluşan yetimhanede, TBMM Başkanı Kurtulmuş ve eşi Sevgi Kurtulmuş’un ziyareti dolayısıyla da TİKA tarafından yaptırılan anaokulu sınıfının açılışı gerçekleştirildi. – ABİDJAN
]]>Kurtulmuş, resmi ziyarette bulunmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde, Grand Bassam şehrindeki Grand Bassam Kız Yetimhanesi’ni ziyaret ederek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yaptırılan okul öncesi sınıfın açılışını gerçekleştirdi.
Kurtulmuş, açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye ve Fildişi Sahili’nin özellikle son yıllarda çok yakın ilişkisi bulunan ve bu ilişkilerini geliştirmeye devam eden iki dost ve kardeş ülke olduğunu belirtti.
İki ülkenin devlet başkanlarının karşılıklı ziyaretleriyle Türkiye ve Fildişi Sahili arasındaki ilişkilerinin çok daha hızlı bir şekilde gelişmeye başladığını dile getiren Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan’ın, yetimhanenin renovasyonu sonrasındaki açılış törenine katılmasıyla da Grand Bassam Kız Yetimhanesi’nde dostluğun ete kemiğe büründüğünü ifade etti.
Bugün de yetimhanenin anaokulu sınıfının açılışının gerçekleştirileceğini aktaran Kurtulmuş, açılışta emeği geçen TİKA çalışanlarına teşekkür etti.
Türkiye’nin son yıllarda Afrika kıtasıyla ilişkisinin geliştiğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bizim ‘Afrika açılımı’ adını verdiğimiz program çerçevesinde Türkiye, Afrika’daki dost ve kardeş ülkelere elini uzatarak, ‘Buyurun hep beraber, el ele verelim ve Afrika’nın uyanışını hep birlikte sağlayalım.’ diye fikirlerini ortaya koymakta, işbirliği ve yardımlaşma imkanlarını desteklemektedir. Çünkü Afrika halkları uzun kolonyalizmden çok çekmiştir. Emperyalist ülkelerin bu bölgenin yerel halklarına karşı tepeden bakan, kibirli tavırlarından çok çekmiştir. Onun için biz, ülkelerle ve halklarla ilişki kurarken, resmi bir ilişki kurmanın çok ötesinde kalpten kalbe ilişkileri kurmak, kalpten kalbe köprüleri geliştirmeyi öncelik olarak görüyoruz.
Bugün burada ortaya konulan bu güzel merasimle birlikte yine Fildişi Sahili halkıyla Türk milleti arasında bir gönül köprüsünün inşa edilmekte olduğunu görüyoruz. Biz Afrika halklarına kazan kazan prensibi çerçevesinde, yaratılışta eşit insanlar olarak; işbirliği, yardımlaşma, dostluk ve kardeşlik ilkeleri içerisinde hep birlikte daha güzel günleri kurabiliriz fikriyle yaklaşıyoruz. Bu çerçevede bugün buradaki programın çok anlamlı olduğunu ifade etmek isterim.”
“Toplumların vicdanı yetimlere olan yaklaşımlarıdır”
“Toplumların geleceği çocuklardır, gençlerdir. Toplumların vicdanı ise yetimlere olan yaklaşımlarıdır.” diyen Kurtulmuş, bu anlamda buradaki çocuklara sahip çıkmanın insanlık adına ortak vazife olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, “Bu çocuklarımızın, evlatlarımızın arasından güzel eğitimler alarak, belki dünya çapında mühendislerin, doktorların, bilim insanlarının, siyasetçilerin, askeri personelin velhasıl dünyaya faydalı olabilecek çok sayıda okumuş insanın çıkacağına yürekten inanıyoruz. Bu gençlerimizin içerisinden çok sayıda toplum liderinin de çıkacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yetimlere sahip çıkmanın toplumların vicdanının göstergesi olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bizim kültür ve medeniyetimizde yetimin ayrı bir yeri vardır. Yetimin kalbini kıran, dünyayı yıkar; yetimin kalbini yapansa dünyayı yapar.” şeklinde konuştu.
Kur’an-ı Kerim’deki 23 yerde yetimlerle ilgili uyarıların yer aldığını belirten Kurtulmuş, Hazreti Muhammed’in de bir yetim olduğunun unutulmamasını istedi.
Kurtulmuş, “Bu çerçeveden baktığımız zaman bu yetimhanedeki faaliyetlerimiz, kültür ve medeniyetimizin bize yüklediği önemli sorumluluklardan birisidir.” dedi.
“İsrail’in saldırılarında, hayattan koparılanların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır”
Grand Bassam’da yetimlerle ilgili bu faaliyette bulunurken ne yazık ki dünyanın başka bir ülkesinde, Filistin’in Gazze topraklarında, İsrail’in saldırılarıyla çok sayıda çocuğu yetim ve öksüz hale getirdiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“İsrail’in saldırılarında, beş ay içerisinde 30 bin insan hayattan koparılmıştır; bunların yüzde 75’i ise kadın, yaşlı ve çocuklardır. Gazze’de hayattan koparılan bütün masum insanların hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Yetim bırakılan bütün evlatlarımıza sahip çıkmanın bir insanlık borcu olduğunu Grand Bassam’dan ifade etmek istiyorum. İnşallah çocukların yetim bırakılmadığı, kadınların ailelerinden koparılmadığı, yaşlı insanların suçsuz yere öldürülmediği, yeryüzünde hakkaniyetin, adaletin, insafın ve vicdanın hakim olduğu bir dünyayı kurmak hepimize nasip olur.”
Açılış töreninde, TBMM Başkanı Kurtulmuş’un eşi Sevgi Kurtulmuş, Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanı Nasseneba Toure, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) Türkiye Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdürrahim Dusak, İSİPAB Türkiye Delegasyonu Üyesi ve AK Parti Adana Milletvekili Ahmet Zenbilci, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan kız yetimhanesinin açılışını yapmıştı
1972 yılında kız ve erkek öğrenciler için kurulan yetimhane, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2016’da Fildişi Sahili’ne gerçekleştirdiği ziyaretinde eşi Emine Erdoğan ve Fildişi Sahili Cumhurbaşkanının eşi Dominique Claudine Ouattara tarafından kız yetimhanesi olarak açıldı.
Fildişi Sahili Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığına bağlı olan yetimhanede, 5-21 yaş arasında 133 kız eğitim görüyor.
Yetimhanede çocuklar için kültürel, fiziksel ve sosyal faaliyetlerin yanı sıra el işi becerilerini
geliştirmek amacıyla kurslar veriliyor.
Kütüphane, yemekhane, sağlık ocağı, bilgisayar odası, oyun alanı ve atölyelerden müteşekkil bir kampüsten oluşan yetimhanede, TBMM Başkanı Kurtulmuş ve eşi Sevgi Kurtulmuş’un ziyareti dolayısıyla da TİKA tarafından yaptırılan anaokulu sınıfının açılışı gerçekleştirildi.
]]>İlçeye yeni parklar ve yaşam alanları kazandırmak için çalışmalarını sürdüren Beylikdüzü Belediyesi, “12 Günde 32 Proje” sloganıyla başlatılan açılışlar serisine Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı ve 20 parkın açılışı ile başladı.
Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nda gerçekleşen açılış programına Başkan Çalık, CHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri ve birim müdürleri ve ilçe protokolü katıldı.
5 yılda toplamda 252 projeyi hayata geçirdiklerini belirten Başkan Çalık, Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ise yıllardır atıl ve metruk durumda olduğunun altını çizerek, böyle bir alanı yaşam alanına dönüştürüp ilçeye kazandırmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi. İlçe halkının da yoğun katılım gösterdiği açılış öncesi alanda yürüyüş yapan Başkan Çalık vatandaşlarla sohbet etti.
20 gün boyunca Beylikdüzü’nde yeni açılışlar yaparak, ilçeye yeni tesisler kazandırılacağını duyuran Başkan Çalık, şunları kaydetti:
“DÜNYAMIZI VE ÇEVREMİZİ KORUMAK DA BİZLERİN SORUMLULUĞUNDA”
“Buranın bendeki yeri çok başka. O yüzden açılış törenlerine buradan başlamayı özellikle istedim. Dünyamız zaman içerisinde maalesef çok ciddi krizlerle karşı karşıya bırakıldı. Nasıl ki yeni projeler, kültür merkezleri, spor salonları, bilim ve sanat merkezleri, inovasyon merkezleri, kreşler hayata geçiriyorsak, dünyamızı ve çevremizi korumak, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek, biyoçeşitliliği korumak da bizlerin görevi ve sorumluluğunda. Çocuklarımızın ve onların değerli ailelerinin nefes alabilecekleri yeni yeşil alanlar, parklar ve yaşam alanları kazandırmak da bizlerin sorumluluğunda. Ben bu kenti 95 santimden bakarak, yani 3 yaşındaki bir çocuğun boyundan bakarak deneyimliyorum, ona göre tasarlıyorum. Bana göre çocuklar yalnızca geleceğimiz değil, çocuklar geleceğin bugünüdür.”
Gürpınar 100 Yıl Kent Ormanı olarak tasarlanan alanın kendi haline terk edilmiş bir yer olduğunu hatırlatan Başkan Çalık, şöyle devam etti:
“HİÇBİR ZAMAN ‘BU KADAR YEŞİL YETER’ DEMEDİK”
“Eminim eski halini bilenleriniz vardır. Bu ormanlık alan metruk bir vaziyette, kaderine terk edilmiş bir şekilde duruyordu. Şimdi 26 bin metrekarelik bu alanı biz; içerisinde tematik parklar, sosyal tesis, piknik ve oturma alanları, çocuk oyun alanları, açık spor alanları, tenis kortu, seyir terası, sanat merdiveni ve yürüyüş yollarının olduğu yemyeşil bir yaşam alanına dönüştürdük. Biz hiçbir zaman ‘Bu kadar yeşil bize yeter’ demedik. Uygun bulduğumuz her alanı, yeşil alan olarak Beylikdüzü’ne kazandırmak için var gücümüzle çalıştık. Geçtiğimiz 5 yılda tam 1 milyon metrekare yeni yeşil alan kazandırdık. 15 bin 500 yetişkin ağaç diktik. Biz bu yeşil alanları çocuklarımız oynasın, emeklimiz rahatça vakit geçirsin, ailelerimiz evlerine sıkışıp kalmasın diye yapıyoruz. Biz bu yeşil alanları insanlar rahat nefes alsın diye yapıyoruz. Kimse betona, karanlığa, mutsuzluğa mahkum değil. Bu millet şehirlerinde mutlu yaşamayı hak ediyor. Biz bu millete hakkını vermek için mücadele ediyoruz.
“BU KENT İÇİN ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Parkların insanların psikolojisine nasıl iyi geldiğini çok iyi bilen bir kişiyim. Ben hep şunu söyledim ‘Beylikdüzü’nde antidepresan kullananların oranını azaltacağım’ dedim. Her yaptığımız parkla Beylikdüzü’nde antidepresan kullanım oranı azalıyor. Beylikdüzü’ndeki yaptığımız alanları insanlar kullandıkça içerisine huzur dolacak ve o karamsar duygudan çok güzel duygulara geçecekler. Dolayısıyla biz bu kent için çalışmaya, bu kent için üretmeye devam edeceğiz.”
Alanın yapımında emeği olan çalışma arkadaşlarına da teşekkür eden Çalık, konuşmasına şöyle son verdi:
“ATATÜRK’ÜN AÇTIĞI YOLDA, GÖSTERDİĞİ HEDEFE YORULMADAN KOŞACAĞIZ”
“5 yıl daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe hep birlikte, durmadan ve yorulmadan koşacağız. Çünkü sizin enerjiniz, gülen yüzünüz, Beylikdüzü’nün aklı, ışığı bu memleketin umudu. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ve 20 yeni parkımızın Beylikdüzü’ne ve tüm komşularımıza hayırlı olmasını diliyorum.”
Başkan Çalık’ın konuşmasının ardından protokolün katılımıyla açılış kurdelesi kesildi. Etkinliğe gelenlere teşekkür eden Çalık, aileleri çocuklar için hazırlanan oyun alanlarında zaman geçirmeye davet etti.
]]>Tekin, Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda kentteki eğitim yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Her ayın ilk cumartesi günü yaptıkları “Öğretmenler Odası Buluşmaları”nı bugün Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğretmenle İzmir’de gerçekleştirdiklerini söyleyen Tekin, AK Parti hükümetlerinin eğitim alanında çok ciddi yatırımlar yaptığını, 2002-2003 eğitim-öğretim yılına göre derslik sayısı, öğretmen sayısı ve benzeri sayısal göstergelerin minimum iki katına çıkartıldığını söyledi.
Bakan Tekin, bu ay sonunda gerçekleşecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Milli Eğitim Bakanlığını çok yakından ilgilendirdiğini belirterek, yerel yöneticilerin kendilerine destek verdiği yerlerde eğitim yatırımlarının çok rahat bir şekilde yürüdüğüne dikkati çekti.
İzmir’de yatırım programına alınan, ihale veya inşaat sürecinde olan 90 projenin bulunduğunu bildiren Tekin, “Bu projelerin bir kısmı devam ediyor, bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış, imar ve inşaatla, ruhsatla ilgili problemlerin çözülmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlandığında toplamda İzmir’deki derslik sayısına 1907 derslik ilave edilmiş olacak.” diye konuştu.
Tekin, 90 projenin bedelinin yaklaşık 6 milyar 800 milyon lira olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024’te İzmir için 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini yatırım programımıza aldık. İzmir halkına, İzmir’deki eğitim öğretim sürecini sabırsızlıkla bekleyen, takip eden eğitim camiasına hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ayrıca deprem kapsamında toplam 17 okulumuzda 2023 yılı içerisinde deprem güçlendirme çalışmaları başlamış, bu da 329 dersliğe tekabül ediyor. Onları da tamamlayacağız. Deprem güçlendirmesi yapılması gereken 48 okulumuzu da güçlendirme sürecine alıyoruz. Onların da derslik karşılığı 683.”
Bunların tamamlanmasıyla İzmir’deki derslik sayısının yaklaşık 33 binin üzerine çıkacağını kaydeden Tekin, Ankara’da hayata geçirecekleri müzik ilkokulu-ortaokulu ve lisesi projesini İzmir’de de planlayacaklarını söyledi.
İzmir’e de gastronomi lisesi projesi
Tekin, bakanlık olarak mesleki eğitimdeki ara eleman problemini çözmek için ciddi tedbirler aldıklarını, Türkiye genelinde oluşturmayı planladıkları gastronomi liselerinin ilkini 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul’da başlatacaklarını ifade etti.
Uygun bir lokasyon temin edilmesi halinde bunun ikinci örneğini İzmir’de planlamak istediklerini kaydeden Tekin, “Bir hayırseverimiz yapımını üstlendi. Bizim yatırım programımızın dışında inşallah dediğimiz koşullara uygun bir lokasyon üretilebilirse onu da hayata geçirmiş olacağız.” dedi.
Tekin, Konak Öğretmenevi’ni yatırım programına aldıklarını, mevcut yerinde 2 yıl içinde tekrar hizmete açılacağını, Foça’da atıl durumda bulunan Hizmetiçi Eğitim Merkezi’ni de Öğretmen Akademileri’nin İzmir şubesi olarak hayata geçireceklerini sözlerine ekledi.
İzmir’e 100 yeni kreş ve Çocuk Gelişim Akademisi
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da seçimi kazanmaları halinde eğitim alanında çocuklara ve velilere yönelik bazı projeleri hayata geçireceklerini, İzmir’e 100 yeni kreş ile Çocuk Gelişim Akademisi’ni kazandıracaklarını, çocuk üniversiteleri kuracaklarını aktardı.
Çocukların eğitim-öğretim hayatlarının her anında yanlarında olacaklarını kaydeden Dağ, “Güçlü, huzurlu ve müreffeh bir İzmir, sadece bizim değil, gelecek nesillerimizin de hakkı. İzmir’imizin aydınlık yarınları için, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe mücadele edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın vizyonu olan ‘Hayata hazır, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi’ için İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak gelecek 5 yıla ‘biz hazırız’ diyorum.” dedi.???????
]]>Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarda sık görülen solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin bilgileri paylaştı.
Kovid-19 salgınında virüsün baskınlığı, maske, mesafe gibi önlemlerin etkisiyle diğer solunum yolu enfeksiyonlarının görülmediğini anımsatan Çiftçi, “Kovid-19 salgını sonrası, önlemlerin kaldırıldığı ilk yıl, çok ağır enfeksiyonlarla karşılaştığımız bir kış mevsimi geçirdik. Bunun temel sebebi, çocukların pek çok hastalığı uzun süre geçirmemiş olmasıydı.” ifadesini kullandı.
Salgında, her kış beklenen influenza ve RSV’nin bile neredeyse görülmediğine işaret eden Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Salgın sonrası ilk kış, önlemler ortadan kaldırılınca hastalıkları hiç geçirmemiş olan büyük bir nüfus birikmişti ve bu nedenle hastalıklar ağır seyretti. Sadece ülkemiz değil, dünya genelinde çok ciddi enfeksiyonlar, ağır zatürreler gördük ve maalesef kayıplar oldu. Fakat sonrasında hastalıklara karşı bir bağışıklık oluştuğu için bu yılın biraz daha hafif geçmesini bekliyorduk. Gerçekten bu yıl önceki yıla göre biraz daha iyi bir yıldı. Büyük olasılıkla önümüzdeki yıl Kovid-19 öncesi dönemde gördüğümüze benzer bir sıklıkta enfeksiyon görmeye başlayacağız.”
“Beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük”
Solunum yolu enfeksiyonlarının azalmasının korunma yöntemlerinin önemini ortadan kaldırmadığını vurgulayan Çiftçi, hasta olan kişilerin maske takması, kalabalık, kapalı ortamlarda maske kullanımı ve sık el yıkamanın her zaman önem taşıdığını dile getirdi.
Prof. Dr. Çiftçi, “Bu kış mevsimi ise aslında bir önceki yıla göre daha hafif seyrediyor ama bir yandan da mevsimsel etkiyle beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük. İnfluenza salgınını, RSV virüsünü, boğmaca bakterisi ile beta yani Strep-A bakterisine bağlı vakaları görmekteyiz. Bu geçtiğimiz haftalarda oldukça yoğundu ama son birkaç haftadır vaka sayısında azalma olduğunu gözlemliyoruz.” diye konuştu.
Bunun beklenen bir süreç olduğunun altını çizen Çiftçi, “Yine de bu hastalıkların şu an tamamen ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Çoğunlukla mart sonuna kadar bu tip enfeksiyonlar sürer, mevsim bittikten sonra da arada az da olsa vakalar görmeye devam ederiz. Fakat sonuçta önceki aylara göre bundan sonra çok ciddi bir artış beklemiyoruz.” açıklamasında bulundu.
“Bağışıklık sistemi sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem”
Prof. Dr. Çiftçi, çocukluk çağı aşılarının ve grip aşılarının yaptırılmasının da önemine dikkati çekti.
Dengeli beslenme, sıvı tüketimi ve düzenli egzersizin bağışıklık sisteminin önemli koruyucularından olduğunu belirten Çiftçi, “Bağışıklık sisteminin eğitilmesi gerekiyor. Bir mikroorganizmayla, mikropla karşılaştığında ona karşı bağışıklık sisteminde tepki gelişiyor. Bu savunma bizi sonraki hastalıklardan da koruyor. Yani bu aslında sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem. Bunu yapay zekaya da benzetebiliriz. Ancak bütünüyle mükemmel olmadığı için desteklemek, fazla yormamak önemli.” dedi.
“Gıda takviyesi” uyarısı
Çiftçi, çocuklarda sık gıda takviyesi kullanımının da doğru olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Çocuklarını hastalıklara karşı korumak düşüncesiyle ailelerin yaygın şekilde çeşitli gıda takviyelerine başvurduğunu görüyoruz. Bunlar akılcı kullanılmadığında olumsuz sonuçları da beraberinde getirebilir. Sadece bazı çocuklar, bireysel durumları çerçevesinde doktorlarının önerisiyle bazı gıda takviyelerinden fayda görebilir. Bütün çocuklar için uygulanabilecek bir gıda takviyesi önerisinde bulunmak doğru olmaz.”
]]>Uzm. Dr. Bahtiyar; “Aileler, sorunun çözümü noktasında çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuramıyor ise bir uzmandan destek almalı”
DENİZLİ – Çocuk ve gençlerde artan sosyal medya ve oyun bağımlılığına karşı ebeveynlere uyarılarda bulunan Denizli Özel Tekden Hastanesi Psikoloğu Uzm. Dr. Gökhan Bahtiyar, “Edişe verice verici boyuta ulaşan bağlılık sorunu eğer aile içinde normal bir iletişim kanalıyla çözemiyorlarsa bir uzmandan destek alınmalı” dedi.
Son dönemlerde psikologlara başvurulan konuların başında akran zorbalığı, dikkat eksikliği ve hiperaktif bozukluklarının geldiğine işaret eden Uzm. Dr. Gökhan Bahtiyar, özellikle okullarda bu zorlukların yaşanmasının okul reddi gibi durumlara yol açtığına işaret etti. Bu tarz vakalara karşı detaylı bir değerlendirme yaparak çözüm ürettiklerini belirten Uzm. Dr. Bahtiyar, nedeni anladıktan sonra tedaviyi başlatarak hızlı çözüme ulaştırdıklarını söyledi. Süreçte ailelere de tavsiyelerde bulunduklarının altını çizen Bahtiyar, “Dikkat eksikliği yönünde bir problemimiz varsa gerek medikal ilaç tedavileri ya da ilaç psikoterapi yöntemleri uygulamaktayız. Ailelerle ilgili de onların tutum ve davranışlarına bağlı olarak gelişmekte olan başka sorunlar varsa, onlarında farkına varıp, onlarla da ayrı görüşmeler sürdürüp gerekli ise onlara da tedaviler uygulamaktayız. Kaygı hayatımızın önemli bir parçası. Çoğu zaman bu hastalıklı bir durum ya da kaçınılması gereken bir durum gibi adlandırılıyor ama aslında bunu yaşamın parçası olarak kabul edebilmek ve onu yönetebilmek önemli. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Genellikle bunun sürecin bir parçası olduğunu ama kaygı yükseldiğinde yaşanabilecek sorunları da yönetebilmesi konusunda bir rehberlik ve danışmanlık vermek istiyoruz. Bu konuda gerekliyse ilaç tedavisi, değilse de uygun psikoterapi yöntemleri ile hem danışanlarımıza hem de ailelerine danışmanlık vermeye çalışıyoruz” dedi.
“Ailelerden çözüm odaklı olabilmelerini istiyoruz”
Çocuklar ve gençlerde sosyal medya ve oyun bağımlılığının tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladığına dikkat çeken Uzman Psikolog Bahtiyar, çocukların ebeveynleriyle sağlıklı iletişim kuramaması halinde kendilerine zarar verebilecek duruma gelebildiklerini kaydetti. Sosyal medya ve oyun bağımlılığının gençlerin sosyal becerilerinin gelişimine engel olarak sanal bir dünyada yaşamalarına sebep olduğunu vurgulayan Bahtiyar, şu uyarılarda bulundu:
“Aile içi bağların giderek zayıflamasının yanı sıra sosyal ilişki kuramaz hale gelen gençler, aile içerisinde engellemelerle karşılaştığı durumlarda anormal ve büyük tepkiler verebiliyor. Bazen kendine zarar verme davranışlarına kadar gidebilen ya da bazen de çevreye zarar veren davranışlar oluşabiliyor. Sosyal medya ve internet hayatımızın önemli bir parçası, bunu da yok sayamayız. Bu bir denge halinde olmalı. Sadece bir yöne kayarsa, bu denge tamamen bozulacaktır. Sosyal medya ve oyunlar belli bir düzeyde kaldığında, bir problem arz etmeyecektir ama bu denge sadece o yönü kaydında bu sefer sosyal hayattan bizi koparan ve hastalıklı boyuta ulaşan bir bağımlılık gibi hayatımızı olumsuz etkileyebilir. Böyle sorunlar yaşayan aileler, çocuklarına genellikle tepkisel yaklaşmakta ama tepkisellik bazen olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilmekte. O yüzden bu konuya eğer aile içinde normal bir iletişim kanalıyla çözemiyorlar ise uzman bir psikiyatriste veya psikoloğa başvurmalarını şiddete tavsiye ediyoruz. Burada objektif bir değerlendirme ile hem sorun yaşayan gencimize veya çocuğa destek olabilmekte hem de aileye bir bilgilendirme yapabilmekteyiz.
]]>Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi, Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Betül Karaatmaca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, primer immün yetmezliğin ağırlıklı olarak bebekler ve çocuklarda görülen nadir hastalıklar arasında yer aldığını söyledi.
Hastalığın bazen çocuklarda ilerleyen yaşlarda veya yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabildiğini anlatan Karaatmaca, “Medyada da bilinen ismiyle ‘balon çocuk’ hastalığı, primer immün yetmezliğin en ağır formu olan, ilk 1 yaşta bulgu veren ağır kombine immün yetmezliktir. Hastalıkta özellikle 1 yaş altında tekrarlayan ağır, fırsatçı enfeksiyonlar, büyüme, gelişme gerilikleri ile karşılaşıyoruz.” ifadesini kullandı.
Doç. Dr. Karaatmaca, kalıtsal bağışıklık sistemi yetersizliğine neden olan en önemli risklere ilişkin, “Akraba evliliği ya da ailede immün yetmezlik nedeniyle kaybedilen bebek, çocuk ölümü olması bize bu hastalığı düşündüren, uyaran en önemli bulgular.” bilgisini paylaştı.
“Enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyorlar”
Rahatsızlığın geçmişte ABD’de ağır kombine immün yetmezlik yaşayan, doğumunun 2’nci dakikasında özel steril ortama alınıp büyütülen bir bebeğin durumundan hareketle “balon çocuk” hastalığı olarak anıldığını dile getiren Karaatmaca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu rahatsızlıkla doğan bir bebek, başlangıçta sağlıklı görünümde olabiliyor. Anneden geçen bazı antikorlar bebeği bir miktar koruyor ancak takip eden aylarda bebeğin bağışıklık hücreleri azalıyor ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyor. En ufak bir durumdan hızlıca enfeksiyon kapabiliyor, ağızda geçmeyen pamukçuklar olabiliyor. Bu bebekler iyi beslenemediği, sık enfeksiyon geçirdiği, kronik ishal durumları yaşadığı için büyüme ve gelişme geriliği ortaya çıkıyor.”
“Erken tanı ve tedavi olmadığında 1 yaş civarında kaybediliyorlar”
Hastalarda erken tanı ve tedavinin önemine vurgu yapan Karaatmaca, “Bebeklerin erken tanıyla, etkin tedavisine başlanamazsa maalesef 1 yaş civarında kaybediliyorlar. Bu noktada hekimlerimizin hastalıkla ilgili farkındalığını artırmak çok önemli. Çünkü bu bebekler öncelikli ilk basamak sağlık kuruluşlarında görülüyorlar ve bazen immünoloji merkezlerine yönlendirilmeleri zaman alabiliyor.” diye konuştu.
Doç. Dr. Betül Karaatmaca, kemik iliği nakliyle hastalığın kesin tedavisinin mümkün olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Eğer kemik iliği erken dönemde yapılırsa hastalığın tedavisinde yüzde 95’lere varan başarı oranı sağlıyor. Bu sayede hastalarımız, tamamen sağlıklı bir yaşam imkanına kavuşuyor. Bu genetik geçişli bir hastalık olduğu için tekrarlama riski de bulunuyor. O yüzden aileleri bilgilendirmemiz, uyarmamız, farkındalık çalışmalarıyla akraba evliliği oranlarının azaltılması önemli.”
“Ülkemizde 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu”
Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Kliniğinin referans bir merkez olduğunu, Türkiye’nin dört bir yanından hastalara tedavi imkanının sunulduğunu vurgulayan Karaatmaca, bebeklerinde hastalık belirtileri gören, akraba evliliği bulunan ve bu hastalıktan daha önce bebeklerini kaybeden ailelerin mutlaka çocuk immünoloji kliniklerine başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.
Karaatmaca, hastalığın görülme sıklığına ilişkin de şunları kaydetti:
“Primer immün yetmezlik, ABD’deki verilere göre 100 binde 1 oranda görülüyor. Ancak orada başlatılan yenidoğan taramalarıyla beraber, akraba evliliği yaygın olmamasına karşın, 50 binde 1 sıklığa kadar olduğu görüldü. Ülkemizde kesin veri olmamakla birlikte pilot yenidoğan çalışmalarının verisine göre, 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu. Ülkemizde akraba evliliğinin daha fazla olması, hastalığın daha sık görülme riskini de artırıyor.”
“Akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek için çok büyük bir adım”
Çocuk Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Namık Yaşar Özbek de nadir hastalıkların giderek önem kazanan bir konu olduğuna dikkati çekerek, dünyada sık görülen hastalıkların tedavisinin büyük oranda çözüldüğünü ancak nadir hastalıklar için henüz bu durumun söz konusu olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Özbek, “Nadir hastalıklar ülkemiz açısından çok önemli bir konu. Türkiye nüfusunun yaklaşık 25 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Akraba evliliğinin sık olması, göç gibi durumların etkisiyle çocuklarımızda nadir hastalıkları da daha sık görüyoruz.” dedi.
Bilkent Şehir Hastanesinde Nadir Hastalıklar Günü kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik uzmanların katılımıyla bilgilendirme toplantısı düzenlediklerini ve bu yılki temalarının primer immün yetmezlikler olarak belirlendiğini aktaran Özbek, şunları ifade etti:
“Türkiye’de yenidoğan taramaları kapsamında araştırılan nadir hastalıklar var ancak yüzlerce nadir hastalık olduğunu dikkate aldığımızda bunların her birini taramak mümkün değil. Bu nedenle akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek yönünden çok büyük bir adım olacaktır.”
]]>Uzmanından uyarı: Çocuğunuzda kas ağrısı varsa böbrek tıkanmasına neden olabilir
İSTANBUL – Bahar aylarında ‘B’ tipi influenza hastaları oranında artış yaşanacağını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, çocuklu aileleri uyardı. İnfluenzanın genellikle hafif seyretmesine rağmen bazı durumlarda ağır atlatılabileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Arpaözü, “Çocuğunuzda kas ağrısı var ve yürümesinde aksaklık varsa mutlaka doktora başvurun. Çünkü kas iltihaplanması tedavi edilmezse sonucu böbrek tıkanmasına kadar gidebilir. Bu da ‘çocuğunuzun diyalize girmek zorunda kalması’ demektir” dedi.
İnfluenza(Grip) A ve B tipi olarak 2 farklı grupta görülmektedir. Bunların salgın zamanları ise değişmektedir. Kış döneminde özellikle A tipi görülürken bahar başlangıcında B tipini görmeye başlarız. Şuanda hastaneye başvuran hastalarının yaklaşık yüzde 20-30’unda influenza tespit ettiklerini belirten Çakmak Erdem Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, “Ama bu oran zannediyorum ki önümüzdeki birkaç hafta içinde artacaktır. ‘B’ patlaması yaşayacağız. Hasta sayımız normalinden kat kat fazla olacaktır. Bu yüzden ailelerin böyle olmadan bu konuda uyanık olup önlem alması oldukça önemli” açıklamasını yaptı.
“Bol su içilip istirahat edilirse kas hasarı iyileşir”
İnfluenzanın kendini öksürük, yüksek ateş, kusma, genel durumda bozukluk olması gibi belirtilerle gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Arpaözü şunları söyledi:
“Çocukların çoğu influenzayı ayakta atlatır. Bazı çocuklarda ise çok ağır seyredebilir. Buna bağlı zatürreler görülebilir. Bazen beslenme bozuklukları nedeniyle serum tedavisi alması için yatırdığımız hastalar da olur. Aileler influenza dönemlerinde sıklıkla korku içinde ‘çocuğum yürüyemiyor’ diyerek bizlere başvurur. En sık bacak ağrıları olur. Uyluk ve baldırdaki kaslar tutulur. İnfluenza bu kaslarda yoğun şekilde iltihaplanma yapar. Çocukların kaslarında harabiyete sebep olur. Çoğunlukla iyi seyirlidir. Bu durum 1-5 gün içinde atlatılabilir. Ailelerin bu konuda dikkat etmesi gereken şey çocukların bol sıvı almasıdır. Kas hasarı olduğunda ortaya çıkan zehirli maddeler, kandan böbrek yoluyla atılır. Bu çok fazla olursa böbreklerde tıkanmaya sebep olur. Bu tıkanmanın olmaması için istirahat yani kasları kullanmaması ve bol sıvı alması çok önemlidir.”
“Böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz”
Tedavi yöntemlerini anlatan Uzm. Dr. Arpaözü, “Hastaya ağrı kesici ve ateş düşürücü veriyoruz. Gerekli çocuklarda böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz. Bazen influenzaya bağlı beslenme bozuklukları da olabilir. Çocuklarda da yatarak serum tedavisi uyguluyoruz. Böbrek hasarı olmaması için olabildiğince erken dönemde çocuğun böyle bir hastalığı olduğunu tespit edip o yönde tedavisinin başlanması lazım. Böbrek hasarı gördüğümüz çocuklar genellikle doktora geç başvuranlardan çıkıyor” açıklaması yaptı.
“Lütfen çocuğunuzu ıhlamur ve bitki çayı ile tedavi etmeye çalışmayın”
Uzm. Dr. Arpaözü, “Ailelerden özellikle istediğim bir şey var; çocuklarıyla ilgili bir rahatsızlık varsa evde kendileri bunu tedavi etme yönüne gitmesinler. Çok ağır gribal enfeksiyonlar geçiren çocuklar, sadece ıhlamur, bitki çaylarıyla evde tedavi edilmeye çalışıldığı için kötü durumlar yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla ailelerin çocuklarıyla ilgili bir şikayetleri varsa doktora başvurunlar” şeklinde konuştu.
“En iyi PCR testiyle saptanıyor”
İnfluenzayı yapılan iki ayrı test ile tespit edebildiklerini belirten Uzm. Dr. Arpaözü, “Bunlardan birisi hızlı testtir. Bunun sonuçları bir saat içinde çıkar. Ancak güvenilirliği biraz daha düşüktür. Diğeri ise PCR testidir. PCR testinin sonuçlanması biraz daha uzun sürer. 6-12 saatte kesin tanıyı koyar” dedi.
]]>Kastamonu’dan yaz tatili için Adana’ya gelen Hüda ve Gazi Demir çiftinin oğulları 9 yaşındaki Doğukan Demir’in şikayetlerinin artması üzerine başvurdukları hastanede, küçük çocuğa lösemi teşhisi konuldu. 2006 yılında Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen’in kontrolünde tedaviye başlandı.
2009 yılında Acıbadem Adana Hastanesi’nin açılması ve Bülent Antmen’in hastanede çalışmaya başlamasıyla Doğukan Demir, tedaviye bu hastanede devam etti. Yaklaşık 5 yıl tedavi gören Doğukan, zorlu tedavi sürecinin ardından kemik iliği nakline gerek kalmadan lösemiye karşı verdiği savaşı kazandı.
Kontrolleri devam etti
Lösemiye karşı verdiği mücadeleyi kazanan Doğukan, 3 ayda bir yine doktorunun yanına gelip kontrollerini yaptırdı. Bu sırada Doğukan, önce liseyi ardından da üniversitede sosyal hizmetler bölümünü başarıyla tamamladı.
Lösemili çocuklara umut oldu
Hem lise hem de üniversite döneminde Doğukan Demir, Acıbadem Adana Hastanesi’ndeki gönül bağını hiç koparmadan ve doktorların izin verdiği ölçüde lösemili çocuklarla moral etkinliklerine katıldı. Kendisi gibi hastanede tedavi gören kardeşlerini yalnız bırakmayan Doğukan, onların gönüllü ağabeyi oldu.
Lösemiyi yendiği hastanede işe başladı
Üniversiteyi tamamlayan Doğukan, lösemi savaşını kazandığı hastaneye iş başvurusunda bulundu. Gerekli yetkinliklere sahip olduğu tespit edilen Doğukan işe alındı ve hastanenin tıbbi arşiv bölümünde çalışmaya başladı. Şimdi hastanede kendisi gibi tedavi gören lösemili çocuk hastaların dosyalarının ona geldiğini, bu dosyaların onu ayrıca duygulandırdığını söyleyen Doğukan, aynı süreci yaşamış biri olarak neler yaşadıklarını çok iyi bildiğini belirtti.
“Zorlu tedaviyi atlattı”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan ve Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın kendisi için çok özel olduğunu söyledi. Antmen, “Doğukan ile 2006 yılında tanıştık. Tetkiklerimizden sonra Doğukan’a lösemi teşhisi koyduk. Çok yoğun tedaviye başladık. Onun ilk 1 yılı Doğukan hastanede kaldı ve çok ciddi tedaviler gördü. Toplam 6 kürü 10-11 ayda aldı. Bu kürlerden sonra oral tedavi süreci sürdü ve o süreyi de Doğukan başarıyla bitirdi. Tedavisiz olduğu dönemde de kontroller devam etti. Doğukan tedaviden sonra okuluna döndü ve üniversiteden sonra karşımıza bir delikanlı olarak çıktı. Doğukan, hastanemizde işe başladı. Onun sağlıklı büyüdüğünü görmek güzel, ama Doğukan aynı zamanda tüm çocuk hastalarımız için bir umut. Kanseri yenip, iyileşebileceklerine dair canlı örnek ve çok büyük bir umut oldu” ifadelerini kullandı.
Hastalarının büyüyüp yetişkin olduklarını görmenin, aynı hastanede çalışmanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın hastanede işe girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti.
“Bülent hocam benim ikinci babam”
Doğukan Demir ise yaşadığı zorlu sürecin ardından lösemiyi kazandığı hastanede işe girdiği için mutlu olduğunu belirterek, “İlk 4 sene çok ağır olmak üzere toplamda 5 sene tedavi gördüm. Ağır kemoterapiler uygulandı. Bu süreçte çok zorluklar çektim çünkü çocuktum. 9 yaşındaki bir çocuk için gerçekten zor günlerdi. Ağır kemoterapiler alıyordum. Bazı yiyecekler kısıtlanıyordu, çorbayı bile pipetle içtiğim günler yaşadım. Dışarı çıkmak istiyordum, top oynamak istiyordum ama bana yasaktı. O zaman Bülent hocama biraz kızıyordum. Büyüdükçe anladım tabii; Bülent hocama o kadar büyük saygı ve sevgi duydum ki anlatamam. Şu anda beni hayata bağlayan doktorumla aynı hastanede çalıştığım için çok mutluyum. O benim ikinci babam. Kendisine minnettarım. Beni tedavi eden doktorumla aynı hastanede çalışmak çok güzel bir duygu. Bülent hocam benim ikinci babam, o da beni oğlu gibi görüyor, onunla aynı hastanede çalışmak çok ayrı, çok güzel bir duygu” diye konuştu. – ADANA
]]>Sosyal yardım ve destek projeleri ile tüm kent sakinlerini kucaklayan Kuşadası Belediyesi, yaşama geçirilen çalışmalarla küçük ilçelilerin de yüzünü güldürüyor.
SÜT DESTEĞİ SÜRÜYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından geçen mart ayında ihtiyaç sahibi ailelerin 2-5 yaş aralığındaki çocukları için başlatılan süt desteği projesi sürüyor. Çocukların kemik gelişimlerine ve sağlıklı büyümelerine katkıda bulunmak amacıyla uygulanan proje kapsamında her çocuk için haftada 2, ayda 8 litre süt ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından Süt Dağıtım Araçları ile ihtiyaç sahibi ailelerin adreslerine teslim edilen sütler, Tire Süt Kooperatifi’nden temin ediliyor. Ayda 1626 çocuğun yararlandığı süt desteği projesi kapsamında 11 ayda 85 bin litre süt evlere ulaştırıldı.
BESLENME ÇANTALARINI KUŞADASI BELEDİYESİ DOLDURUYOR
Kuşadası Belediyesi, süt desteğinin yanı sıra geçen eğitim-öğretim yılında yaşama geçirdiği beslenme çantası desteğine bu yıl da devam ediyor. İhtiyaç sahibi ailelerin çocukları için hazırlanan ve çiğ kuruyemiş, mevsim meyveleri, meyve suyu, su, süt ve sandviç ekmeğinin yer aldığı beslenme çantaları, her hafta düzenli olarak ailelere teslm ediliyor. Veliler, belirlenen noktalara gelerek beslenme çantalarını Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü görevlilerinden alıyor. Proje kapsamında her ay 3082 öğrenciye 193 bin 500 beslenme paketi sağlanıyor.
İLK EĞİTİMLERİNİ ANNE BABA ÇOCUK MERKEZİ’NDE ALIYORLAR
Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde bulunan Cafer Kotan Yaşam Parkı’ndaki Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde kente kazandırılan Anne Baba Çocuk Merkezi, ebeveynler kadar çocukların da çok yönlü gelişimine katkı sunuyor. Ebeveynlerin çocuk gelişimi konusunda bilgi edinmeleri amacıyla çeşitli eğitim ve etkinliklere ev sahipliği yapan Kuşadası Belediyesi Anne Baba Çocuk Merkezi, 3-6 yaş arası çocuklar için düzenlediği okul öncesi eğitim, etkinlik ve atölye çalışmaları ile de çocukların gelişimine katkı sunuyor.
KUŞADALI ÇOCUKLAR BİLGİYE RAHATÇA ULAŞIYOR
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel tarafından çocuklar için yaşama geçirilen bir diğer proje olan ve Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisleri bünyesinde bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe ise küçük ziyaretçilerine ders çalışıp kitap okumak için ortam sunuyor. 1 yılda üye sayısını 1120’ye, sahip olduğu kitap sayısını da bağışlarla birlikte 5 bin 47’ye yükselten Kuşadası Belediyesi Kütüphane ve Kitap Kafe, 8 adet internet erişimli bilgisayarı ve yazıcıları ile öğrencilerin ödev ve araştırmalarını rahatlıkla yapabilmelerini sağlıyor. İhtiyaç sahibi öğrenciler için askıda kitap uygulamasıyla dayanışma kültürüne de katkıda bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe’nin sunduğu hizmetlerden bugüne kadar 1931’i yetişkin, 8 bin 518’i çocuk olmak üzere toplam 10 bin 449 kişi yararlandı.
SEYAKMER İLE BİNLERCE KİTAP “BİR TIK” UZAKLIKTA
Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı (KEGEV) iş birliğinde 2020 yılının Ağustos ayında açılan Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi (SEYAKMER) Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, çocuklar için düzenlediği eğitici ve eğlenceli etkinliklerle ön plana çıkarken ziyaretçi, üye ve kitap sayısını da her geçen gün artırıyor. 3 yıl boyunca binlerce çocuğu ağırlayan ve çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan SEYAKMER Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, sunduğu sessiz ve konforlu ortamla ders çalışmak isteyen öğrencilerin de uğrak noktası olmayı sürdürüyor. SEYAKMER 10 binin üzerinde basılı, 25 binin üzerinde dijital kitaba ulaşma olanağı sunuyor.
İSTASYON KUŞADASI ÇOCUKLARIN UFKUNU AÇIYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından Habitat Derneği ve META iş birliğinde ileri teknoloji ve girişimcilik eğitimleri vermek amacıyla açılan İstasyon Kuşadası Topluluk Merkezi’nde düzenlenen eğitim ve atölye çalışmaları, çocukların dijital gelişimlerine önemli bir katkı sunuyor. Kent sakinlerinin internet dünyası ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mesleklere kolay uyum sağlayabilmesi amacıyla halka açık ve ücretsiz sunulan ileri teknoloji eğitimleri ve atölyeleri çocukların ufkunu açıyor.
]]>Enstitü’nün 100. kuruluş yılı kapsamında yapılan söyleşi öncesi Khemir’in “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filmi gösterildi.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Melek Paşalı’nın yönettiği söyleşide ünlü yönetmen, film ve kariyerine dair soruları yanıtladı.
Filmlerindeki dili oluştururken Endülüslü büyük annesi ve Tunus’u Fransızlardan kurtarmak için hayatını adayan babasından etkilendiğini belirten Khemir, filmlerinde özgünlüğü yakalamak için minyatürlerden istifade ettiğini söyledi.
Khemir, İbn Hazm’ın “Güvercin Gerdanlığı” kitabından hareketle çektiği “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filminin dolaylı yoldan dönemin ve bugünün Arap dünyasına siyasi göndermeler içerdiğini dile getirdi.
Filmlerinde aşka odaklanan Khemir, toplumların en güçsüzleri olan çocukları filmlerinde önemli karakterler olarak barındırmaktan hoşlandığını ve bu tutkusunun sonucu olarak çocuk kitabı yazmaya başladığını “Artık film çekmek istemiyorum, kendilerini tanısınlar diye çocuklara kitap yazmak istiyorum. Bunu yapmak daha faydalı ve daha zor.” sözleriyle ifade etti.
Khemir, çocuklar için yazma isteğini şu sözlerle açıkladı:
“Benim kaderim başkasının elinde değil, bana aittir. Bab’Aziz’den sonra film çekecek param kalmadı. Küçük bir kamera aldım ve hala filmler yapıyorum. İnsanın özgürlüğü, karşısındaki makineden çok daha güçlüdür. Kazanacağız anlamına gelmiyor ama alevi canlı tutmaya gayret etmek gerekiyor. Artık film yapmak istemiyorum açıkçası. Daha çok çocuklar için kitap yazmak istiyorum. En derinlerinde olanı sevmeyi öğrenebilmeleri için. Emin olabilirsiniz ki, bunu yapmak film çekmekten çok daha zordur, daha ucuz olmasına rağmen. Neden? Çünkü herkes para kazanmak istiyor. ve zengin olanlar, dernekleri, vakıfları olanlar çok daha fazla kazanacaktır. Gelecek jenerasyona umut verecek işler yapmak gerekiyor. Ama artık hiç kimse Yunus Emre gibi kumları süpürmek istemiyor. Çünkü çocuklarla çalışmak, kumları süpürmek gibi.”
Fransa’dayken yabancı olduğu için kendi kültürünü daha çok sevmeye başladığı ve onu daha çok anlamaya çalıştığı bilgisini paylaşan Khemir, sinemadan hiç para kazanmadığını ve hayatını idame ettirmek için tüm Avrupa’da 1001 Gece Masallarını içeren anlatılar düzenlediğini söyledi.
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım”
Filmlerindeki aşk anlatısında bahsederken Arapçada aşkı tanımlamak için kullanılan 60 kelime olduğunu, bunun üzerine bir kitap yazdığını belirten Khemir, “Aşk, zulme karşı gelen tek şeydir. Diğer her şey yok olur. ve bütün büyük şairlerin kaynağı aşktır. Genellikle şiir de zaten aşkın bir parçasıdır. Sizin de Mevlana, Yunus Emre gibi şairleriniz var. Aşkın nesnesi önemli değildir. Kadın ya da başka bir şey olabilir. Aşk bir yoldur ve bizi ilahi olana götürür, kuşların yolculuğu gibidir. Peygamberimizin şöyle bir sözü var: ‘Allah güzeldir ve güzelliği sever.’ Güzelliğin olduğu yerde aşk vardır. Bu yüzden benim için film yapmak, yapılabilenin en güzelini yapmak demektir. Kaynağı açığa çıkarmak için üzerindeki kumları temizlemek gibidir. Sanatın amacı bana göre zaten odur. Suyun kaynağından tekrar akabilmesi için kumları temizlemek gerekir.” şeklinde konuştu.
Filmlerinin bu kadar büyük kitlelere ulaşmasında kullandığı edebi dilin de etkisi olduğunu söyleyen Khemir, “İnsanların filmlerimi edebi Arapça öğrenmek için izlediğini gördüm ama ben bu filmlerimi bunun için yapmadım.” dedi.
Khemir, resim sanatıyla da uğraştığı bilgisini paylaştı ve Tunus’ta açtığı bir serginin yakın zamanda sona erdiğini dile getirdi.
Çektiği son film hakkında bilgi veren usta yönetmen, Nazım Hikmet’in “Sevdalı Bulut Masalı”ndan etkilendiğini kaydederek, şu bilgileri paylaştı:
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım. Aşık bulut, Ayşe isminde bir kıza aşık. Kötüler gelip Ayşe’nin bahçesini yok ediyor. Bulut çiçekleri kurtarmak için yağmaya başlıyor ve yok olup ölüyor. Ayşe bu durum karşısında gözyaşlarını tutamıyor. Güvercin ona, yere bak diyor, ‘Yerdeki buharlar göğe yükselerek bulut oluyor ve tekrardan oluşuyor.’ Güvercinin dediği şey şu, Sevenler asla ölmez. Yaptığım filmlerde olan şeyler yok olmuş olsa da izleyenlerin kalplerinde tekrardan doğacaklardır ve önemli olan budur.”
]]>Yemek yerken kadınlardan bir tanesi telefonunda “Dikkat edin. Bizim gibi soyunuzun tükenmesine izin vermeyin” diyen bir dinozorun görselini gösteriyor.
Kadınlar gülüyor.
Televizyon yapımcısı olan 30 yaşındaki Yejin, “Bu hem komik hem de çok trajik. Yok oluşumuza yol açabileceğimizin farkındayız” diyor.
Ne kendisi ne de arkadaşlarından herhangi biri çocuk sahibi olmayı planlamıyor.
Onlar çocuksuz yaşamı seçen, giderek büyüyen bir kadın topluluğunun parçası.
Güney Kore, dünyadaki en düşük doğum oranına sahip ve her yıl kendi rekorunu kırmaya devam ediyor.
Son nüfus verilerinde doğum oranının 2023 yılında yüzde 8 daha düşerek 0,7’ye gerilediği görüldü.
Bu veri bir kadının yaşamı boyunca sahip olması beklenen çocuk sayısı.
Nüfusun sabit kalması için bu sayının 2,1 olması gerekiyor.
Eğer bu şekilde devam ederse Güney Kore nüfusunun 2100 yılına kadar yarıya düşmesi bekleniyor.
‘Ulusal acil durum’
Dünyadaki birçok gelişmiş ülkede doğum oranları düşüyor.
Ancak hiçbirindeki düşüş Güney Kore kadar hızlı değil.
50 yıl içinde ülkede çalışma çağındaki insanların sayısının yarıya düşmesi, zorunlu askerlik hizmetine katılmaya uygun kişi sayısının yüzde 58 oranında azalması ve nüfusun neredeyse yarısının 65 yaşın üzerinde olması bekleniyor.
Bu durum ülkenin ekonomisi, emeklilik fonları ve güvenliği için o kadar kötü ki siyasetçiler ‘ulusal acil durum’ ilan etti.
Birbirini izleyen hükümetler yaklaşık 20 yıl boyunca sorunu harcama yaparak çözmeye çalıştı.
Şimdiye kadar yaklaşık 379,8 trilyon KRW (286 milyar dolar) değerinde yatırım yapıldı.
Çocuk sahibi olan çiftlere aylık ödemeler, sübvanse edilmiş konutlar ve ücretsiz ulaşım gibi yardımlar yapılıyor.
Hükümet çocuk yapmak isteyen evli çiftlerin hastane masraflarını ve tüp bebek tedavilerini bile karşılıyor.
Ancak bu tür teşviklerin işe yaramaması nedeniyle siyasetçiler daha yaratıcı çözümler bulmaya yöneliyor.
Örneğin Güneydoğu Asya’dan çocuk bakıcıları getiriliyor ve asgari ücretin altında çalıştırılıyor veya 30 yaşından önce üç çocuk sahibi olan erkekler askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.
Ancak gençler ve özellikle de kadınlar, siyasetçilerin kendilerine kulak vermediğini söylüyor.
BBC, geçen yıl ülkeyi dolaşarak çocuk sahibi olmamaya karar veren kadınlarla konuştu ve bu kararın arkasındaki sebepleri anlamaya çalıştı.
Yejin henüz 20’li yaşlarındayken tek başına yaşamaya karar verdiğinde sosyal normlara meydan okudu.
Güney Kore’de yalnız yaşamak büyük ölçüde kişinin hayatında geçici bir aşama olarak görülüyor.
Yejin beş yıl önce de evlenmemeye ve çocuk yapmamaya karar verdi.
Yejin, “Kore’de ev işlerini ve çocuk bakımını paylaşacak bir erkek bulmak zor. Tek başına çocuk sahibi olan kadınlar hakkında da kötü düşünülüyor” diyor.
2022 yılında Güney Kore’deki doğumların yalnızca yüzde 2’si evliliklerin dışında gerçekleşti.
‘Sürekli bir çalışma döngüsü’
Kariyerine odaklanmayı tercih ettiğini söyleyen Yejin, televizyon yapımcısı olarak çalıştığı işinin ona çocuk sahibi olma fırsatı vermediğini belirtiyor.
Güney Kore’de çalışma saatleri oldukça uzun.
“İşimi çok seviyorum ve beni tatmin ediyor” diyen Yejin, “Ama Kore’de çalışmak zor. Sürekli bir çalışma döngüsü içindesiniz” diye devam ediyor.
Yejin, işinde daha iyi olmak için boş zamanlarında ders çalışması yönünde de baskı olduğunu söylüyor:
“Koreliler, sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmazlarsa geride kalacaklarını ve başarısız olacaklarını düşünüyorlar. Bu korku bizi iki kat daha fazla çalışmaya itiyor.”
“Hafta sonu geldiğinde, Pazartesi günü işe dönecek enerjiyi toplamak için bazen serum taktırdığını” söyleyen Yejin, aynı zamanda çocuk sahibi olmak için izin alması durumunda işine geri dönemeyeceğinden endişeleniyor.
Bu Kore’de oldukça yaygın bir korku.
Ücret eşitliği, işsizlik ve ev fiyatları
İnsan kaynakları alanında çalışan 28 yaşındaki bir başka kadın, doğum iznine ayrıldıktan sonra işten ayrılmak zorunda kalan ya da promosyon alamayan insanlar gördüğünü ve bu durumun kendisini asla bebek sahibi olmamaya ikna etmeye yettiğini söylüyor.
Güney Kore’de hem erkekler hem de kadınlar, çocuklarının ilk sekiz yılında bir yıllık izin hakkına sahip.
Ancak 2022 yılında, yeni babaların sadece yüzde 7’si izinlerinin bir kısmını kullanırken, bu oran yeni annelerde yüzde 70’ti.
Çalışma, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) göstergelerine göre dünyada en yüksek eğitim seviyesine sahip kadınlar Güney Kore’de yaşıyor.
Buna rağmen Güney Kore, ücret eşitliği ve işsiz kadın oranında en kötü ülkeler arasında.
Araştırmacılara göre kadınlar kariyer yapmak ya da aile kurmak arasında bir seçim yapmaya zorlanıyor.
Giderek daha fazla kadın ise kariyerini seçiyor.
5 yaşındaki çocuklara İngilizce öğreten Stella Shin 39 yaşında ve kendi çocuğu yok.
Stella bunun kendi tercihi olmadığını söylüyor.
6 yıldır evli ve çocuk istemesine rağmen çalışmak ve hayatını yaşamakla meşgul olduğunu söyleyen Stella, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığını ve artık yaşam tarzının çocuk yapmayı “imkansız” hale getirdiğini anlatıyor.
“Annelerin ilk iki yıl boyunca çocuklarına bakmak için işi bırakması gerekiyor, bu da beni çok mutsuz eder” diyen Stella, “Kariyerimi ve kendime bakmayı çok seviyorum” diye devam ediyor.
Çocuk sahibi olunca işten 2-3 yıl izin alma beklentisi kadınlar arasında yaygın.
Çocuk bakımını erkeklerle paylaşmak ise çok sık görülen bir şey değil.
İşinden vazgeçmek istese veya bir şekilde idare etmeye çalışsa bile Stella, ev fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle bunu göze alamayacağını belirtiyor.
Seul’da doğum oranı yüzde 0,59
Güney Kore nüfusunun yarısından fazlası başkent Seul’da ve çevresinde yaşıyor.
Bu da konut talebi ve diğer hizmetler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.
Seul’de doğum oranı 0,59’a düşerek ülkedeki en düşük oran oldu.
Barınmanın yanı sıra özel eğitim maliyetleri de kadınların çocuk yapmama tercihinde önemli bir etken.
Çocuklar 4 yaşından itibaren matematik, İngilizce, müzik ve tekvando gibi bir dizi pahalı, müfredat dışı kursa gönderiliyor.
Bu o kadar yaygın bir alışkanlık ki, vazgeçmek çocuğunuzu başarısızlığa sürüklemek olarak görülüyor.
Bu da aşırı rekabetçi bir ülke olan Güney Kore’de akıl almaz bir düşünce.
Güney Kore bu yüzden çocuk yetiştirmek için dünyanın en pahalı ülkesi haline geldi.
2022’de yapılan bir çalışmaya göre ülkedeki ailelerin yüzde 94’ü özel eğitimin ekonomik bir yük olduğunu, ancak sadece yüzde 2’sinin özel eğitimi tercih etmediğini tespit etti.
‘Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil’
Minji (gerçek ismi değil) de hikayesini paylaşmak istiyor ama ailesine çocuk sahibi olmayacağını henüz söylemedi.
Kocasıyla birlikte sahil kenti Busan’da yaşayan Minji, “Çok şaşıracaklar ve hayal kırıklığına uğrayacaklar” diyor.
Minji 20’li yaşlarının zor geçtiğini ve sanatçı olmak istemesine rağmen hayatını ders çalışarak geçirdiğini söylüyor:
“Hayallerime ulaşmak için değil, sadece vasat bir hayat yaşamak için durmadan rekabet etmek zorunda kaldım. Bu çok yorucuydu.”
Şimdi 32 yaşında olan Minji, sonunda kendisini özgür hissettiğini ve hayatın tadını çıkarabildiğini anlatıyor.
Çocuğunu kendisine benzer, rekabetçi bir mutsuzluğun içine sürüklemek istemeyen Minji, “Kore, çocukların mutlu yaşayabileceği bir yer değil” diyor.
İç karartıcı bir sosyal olgu
Daejeon şehrinde yaşayan Jungyeon Chun, kendi deyimiyle “tek ebeveynli bir evlilik” sürdürüyor.
7 yaşındaki kızını ve 4 yaşındaki oğlunu okuldan aldıktan sonra yakındaki oyun parklarını geziyor ve kocası işten dönene kadar vakit geçiriyor.
Jungyeon, “Çocuk sahibi olurken çok büyük bir tercih yaptığımı düşünmüyordum, oldukça hızlı bir şekilde işime dönebileceğimi sandım” diyor.
Ancak Jungyeon kısa süre sonra sosyal ve ekonomik baskıların devreye girdiğini ve kendini tek başına ebeveynlik yaparken bulduğunu söylüyor.
Son 50 yılda Kore ekonomisi baş döndürücü bir hızla gelişerek kadınları yüksek öğrenime ve iş gücüne itti.
Ancak eş ve anne rolleri aynı hızda gelişmedi.
Hayal kırıklığına uğrayan Jungyeon, diğer anneleri gözlemlemeye başladı:
“Çocuk yetiştiren arkadaşım da depresyonda, karşı sokakta oturan arkadaşım da depresyonda. Bu bir sosyal olgu.”
Jungyeon, kadınların içinde bulundukları “trajik durum” nedeniyle annelik mucizesinden mahrum bırakıldığı için üzüldüğünü söylüyor.
‘Elimde olsa 10 çocuk yapardım’
Yejin’in evine dönelim. Öğle yemeğinden sonra arkadaşları kitapları ve diğer eşyalarını karıştırıyor ve onunla pazarlık yapıyor.
Kore’deki yaşamından sıkılan Yejin, Yeni Zelanda’ya taşınmaya karar verdi.
Bir sabah uyandığında kimsenin onu burada yaşamaya zorlamadığını fark ettiğini söylüyor.
Yejin hangi ülkelerin cinsiyet eşitliği konusunda üst sıralarda yer aldığını araştırdı ve Yeni Zelanda’nın açık arayla birinci sırada olduğunu gördü.
Yejin ve arkadaşlarına fikirlerini değiştirmeleri için onları ikna edebilecek bir şey olup olmadığını soruyorum.
Minsung’un cevabı beni şaşırtıyor:
“Çocuk sahibi olmayı çok isterim. Elimde olsa 10 çocuk yapardım.”
Onu durduran ne diye sorduğumda 27 yaşındaki kadın bana biseksüel olduğunu ve aynı cinsiyetten bir partneri olduğunu söylüyor.
Güney Kore’de eşcinsel evlilik yasal değil ve evli olmayan kadınların hamile kalmak için sperm donörlerini kullanmalarına genellikle izin verilmiyor.
Minsung, “Umarım bu bir gün değişir ve ben sevdiğim kişiyle evlenip çocuk sahibi olabilirim” diyor.
Minsung’un arkadaşları, Güney Kore’deki duruma bakıldığında anne olmak isteyen bazı kişilere izin verilmemesinin ironik olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak görünen o ki siyasetçiler krizin derinliğini ve karmaşıklığını yavaş yavaş kabulleniyor.
Bu ay Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, şimdiye kadar yapılanların “işe yaramadığını” ve Güney Kore’nin “aşırı ve gereksiz düzeyde rekabetçi” bir ülke olduğunu kabul etti.
Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, hükümetinin artık düşük doğum oranını “yapısal bir sorun” olarak ele alacağını söyledi.
Ancak bunun ülkenin politikalarına nasıl yansıyacağı henüz belli değil.
Geçtiğimiz haftalarda Yeni Zelanda’da üç aydır yaşayan Yejin ile tekrar görüştüm.
Yeni hayatı, arkadaşları ve bir barın mutfağında çalıştığı işi hakkında çok heyecanlıydı:
“İş-yaşam dengem çok daha iyi. Hafta içinde arkadaşlarımla buluşabiliyorum. İş yerinde çok daha fazla saygı gördüğümü hissediyorum ve insanlar önyargılı değil. Bu da eve dönmek istemememe neden oluyor.”
Bu haber, Leehyun Choi ve Hosu Lee’in katkılarıyla hazırlandı.
]]>Usta sanatçı, bir çocuğun dilinden Gazze’de yaşanan acıyı ele aldığı esere ilişkin görüşlerini ve eserin ortaya çıkış hikayesini AA muhabirine anlattı.
Böyle bir eseri yapmayı istemediğini dile getiren Demirci, “Keşke orada insanlar, çocuklar, bebekler katledilmeseydi de böyle bir eseri yapmak zorunda kalmasaydım. Yaşadığımız yüzyılda çok büyük felaketler oldu ve olmaya da devam ediyor. Bana göre Gazze’de yaşananlar yaşadığımız yüzyılın en büyük felaketlerinden bir tanesi. Çünkü masumiyetin katledilmesi söz konusu.” dedi.
Mustafa Demirci, çocuk ve bebeklerin, saflığı ve ilahi duyguları temsil ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çocukların bütün dünyanın gözü önünde açıkça katledilmesi katlanılır bir durum değil. Bu dışarıdan izleyen açısından bir başka utanç vesilesi ama içeride bizzat yaşayan Filistinli kardeşlerimiz için tarif edilemez bir acı. Beni en çok yaralayan görüntülerden bir tanesi, bir babanın yavrusunun parçalanmış bedenini torbalara doldurarak elinde tutmasıydı. Bunu bir insan nasıl kabullenebilir? Ben bu acıyı hissettiğim için böyle bir şiir yazmak istedim. İnsani duyarlılık her şeyin ötesindedir. Sanatçı olmasam da bir insan olarak bunu kabullenmem mümkün değil. Maalesef bu hikaye çok geçmişte başladı ve gitgide kötüleşerek devam ediyor.”
“Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür”
Usta sanatçı, masumiyete karşı, aleni ve pervasızca işlenen bu suikastı kabullenmenin mümkün olmadığının altını çizerek, Gazze’de öldürülen masum çocukların da “Suçum neydi benim?” diye soracağını ifade etti.
Gazze’de son 5 ayda, 13 bine yakın çocuğun öldürüldüğüne vurgu yapan Demirci, “Bu bir soykırımdır. Bu gerçekten tarihte eşi benzeri görülmemiş planlı bir çocuk katliamıdır. Benim bunları söylerken içim titriyor. O kafa nasıl çalışıyor acaba? Dünyada böyle bir katliamın Batıda yapıldığını düşünsek acaba ne olurdu? Bu çocukların suçu Müslüman bir ailenin çocuğu olmaları mı? Her canlının yaşama hakkı var. Kaldı ki bir insandan bahsediyoruz.” diye konuştu.
Mustafa Demirci, sanatın yaşanmışların yansıması olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanatçının eseri, tasavvuru, hayali ve estetik birtakım düşünceleri etrafında şekillenir. Hissetlerini sahip olduğu yetenekler çerçevesinde ortaya koyar. Ben hem kendi vicdanım ve duygularım çerçevesinde hem de toplumun hassasiyet gösterdiği konularda her zaman çalışmalarımı devam ettirmek istiyorum. Çalıştığım Türk dini musikisi alanında da güncel kaygı ve yaklaşımlardan uzak kalmadım. Filistin gibi kanayan bir yaramıza da uzak kalmam söz konusu olmamalıydı. Bu eseri de sadece bunun için yaptım. Çocuklardı tek düşüncem.”
“12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edildi”
Eserin adını ilk önce “Ben Gazzeli Bir Bebeğim” olarak planladığını fakat müzik platformlarında “Gazze” kelimesinin geçmesinin eserin yayılmasına engel olacağını düşünerek vazgeçtiğini aktaran Demirci, “Filistin’de bir alışılmışlık oluşturdular. Lokma lokma Filistin’i yedikleri için, son lokma Gazze kalmıştı. Burayı da yemek istiyorlardı. Olayın oluş şekli önemli değil. Demek ki 12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edilebiliyormuş. Bunu bir sene önce söyleselerdi inanmazdık. Bunu bile kanıksattılar insanlığa.” değerlendirmesinde bulundu.
Usta sanatçı, Gazze’de yaşanan hadiselerin herkesin başına gelebileceğine dikkati çekerek, “Herkes bu tehdidin altındadır. O yüzden duyarlı olmak zorundayız. Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür. Yaşananlara baktığımızda eğer amelleri buysa niyetlerini tahayyül etmek bile istemiyorum. Allah bu acıları bir daha yaşatmasın.” dedi.
Mustafa Demirci’nin “Suçum Neydi Benim” adlı eserinin sözleri şöyle:
“Ben Gazzeli bir bebeğim,
Ben Gazze’de bir meleğim,
Ben Gazzeli bir bebeğim,
Suçum neydi, neydi benim?
Evim, yurdum bombalanmış,
Paramparçadır bedenim.
Büyüyemem, yürüyemem,
‘Anne acıktım’ diyemem,
Hislerimi söylemem,
Hayat hakkım yoktur benim.
Ben gülemem, oynayamam,
Ninnilerle uyuyamam,
Uykularım bombalanmış,
Bir masalım yoktur benim.
Ben Gazzeli bir çocuğum,
Yaşanmadı çocukluğum,
Ne varlığım ne yokluğum,
Kimse bilmez adım benim.”
]]>Tepebaşı Belediyesi tarafından hayata geçirilen Yeşiltepe Yaşam Merkezi, düzenlenen tören ile kent halkının hizmetine sunuldu. Tepebaşı Davet Salonu’nda düzenlenen toplu açılış törenine Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP’nin Eskişehir Büyükşehir Belediyesi (EBB) Başkan Adayı Ayşe Ünlüce, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, Tepebaşı meclis üyeleri ve çok sayıda Belde Evi kursiyeri katıldı.
Törende konuşan Başkan Ataç, şunları söyledi:
“20 yıldır yan yana çok güzel işler yaptık. Birçok hizmet yeri açtık. Tepebaşı bölgemiz gelişerek büyüyor. Tabii şehirleri, sanat, kültür, bilim, ilim bunlar geliştirir. Bunlara dikkat ederek 20 yılda çok mesafe kat ettik. Belde Evlerimizin ilkini 2001 yılında açtık. O zaman Belde Evi diye bir düşünce yoktu Türkiye’de. Belde Evleri projesine Fevzi Çakmak Mahallesiyle başladık. Şu anda yaklaşık 26 tane Belde Evimiz, 10 tane deneyimli kafemizle sizlere hizmet veriyoruz. Tepebaşı Belediyesi her zaman tasarrufla parasını harcar. Belediyemize ait 4 birimimizi buraya taşıdık. Burada inanılmaz güzel şeyler oldu. İçerisinde Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi ile İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası’nın yer aldığı bu merkez, yaşam merkezi olarak sizlere hizmet verecek. Belde Evleri’ni mülkiyetimizdeki yerlere taşıyarak tasarruf ettik. Şimdi sıfır maliyetle Belde Evleri’miz oldu. Tasarruf ile kalan paraları da yine sizin için harcayacağız. Tasarrufu sizin için yapacağız.”
EBB Başkan Adayı Ayşe Ünlüce de şunları dile getirdi:
“Ahmet Başkan, 1999 seçimlerini kazanıp 1-2 yıl sonra Belde Evleri projesini ilk ortaya attığında bizler de şehirdeki genç kadınlar olarak çok büyük heyecan duymuştuk. O dönemde kadın dayanışma merkezi yoktu ama Belde EvleriWmiz bu alanda birçok çalışmaya imza attılar. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi de ‘Eğitimde fırsat eşitliği sunan şehir’ sloganıyla yola çıkarak bugüne kadar Eskişehir’de birçok kadınımıza hizmet etti. ESMEK kurslarımızdan son 10 yılda 250 bin kadınımız, gencimiz ve çocuklarımız yararlandı. Kent merkezinin yanı sıra ilçelere de açtığımız ESMEK kursları sayesinde ilçeler canlandı, kadınlar ev hayatından sosyal hayata adım atmış oldu. Ayrıca Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’mizden ise son 10 yılda 40 bin kadın yararlandı. Burada şiddete maruz kalan, psikolojik destek isteyen kadınlarımıza merkezimizde destek verdik.”
CHP İl Başkanı Yalaz ise “Bugün burada açacağımız Belde Evi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası gibi tesisler, sosyal belediyeciliğin birer örneği. Belde evleri sayesinde siz değerli kadınlarımız hem toplanmak için fiziki bir imkana kavuşuyor hem de kendilerini geliştirmek için çeşitli eğitimler yapıyor. Bu anlamda Belde Evleri Tepebaşı’nda yer bölgeye yayılmış ve sosyal belediyeciliği en iyi örnekleyen oluşum olmuştur” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Yeşiltepe Yaşam Merkezi’nin açılışı yapıldı. Açılışı sonrası Başkan Ataç, EBB Adayı Ünlüce, İl Başkanı Talat Yalaz ve kadın kursiyerler merkezin birimlerini gezdi.
Yeşiltepe Yaşam Merkezi içerisinde; kadınların sosyalleşmesini sağlayan Belde Evi, 4-18 yaş grubu çocuklara psikolojik danışmanlık, diş sağlığı eğitimi ve acil müdahale ve tedavi işlemlerinin ücretsiz gerçekleştirildiği Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği ve İki Elin Sesi Var Çocuk Senfoni Orkestrası Eğitim ve Çalışma Merkezi ile iki buçuk yaş itibarıyla çocuk, ergen, yetişkin ve ihtiyaç duyan herkesin faydalanabileceği Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi yer alıyor.
]]>Sultandere 75. Yıl Mahallesi’ndeki vatandaşlar bölgede yaşanan asayiş sorunlarından şikayetçi. 13 Şubat’ta 17 yaşındaki Rahman Efe O. ile husumetli olduğu H.C.T. arasında çıkan tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüşmesi sonucunda Rahman Efe O.’nun bıçaklanarak hayatını kaybettiği ve H.C.T.’nin tutuklanarak cezaevine gönderildiği olayın meydana geldiği mahalledeki vatandaşlar, kendi mahallelerinde diğer mahallelere göre daha sık yaşandığı iddia edilen asayiş olaylarından endişe duyuyor. Mahallede cinayet, adam kaçırma, uyuşturucu ticareti, tehdit, taciz ve kavga gibi pek çok olayın meydana geldiğini öne süren vatandaşlar, henüz sorunlarının çözülmediğini söyledi. Mahalle nüfusunun 20 binin altında olması nedeniyle karakol yapılamadığını ancak bir olay olduğu zaman polisin çok geç geldiğini belirten ve güvenlik amacıyla mahallede bir polis noktası oluşturulmasını isteyen vatandaşlar, çocuklarını rahatça dışarıya çıkartamadıklarını dile getirerek yetkililerden yardım istedi.
“Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor”
Mahalle sakinlerinden Özlem Değirmenci, bölgede çok ciddi asayiş sorunları yaşadıklarını ifade ederek, “En son birkaç gün önce çocuğun birini bıçakladılar, çocuk öldü. Bir diğeri hapse girdi. Akşam saatlerinde yine bir olay oldu. Kaçırma olayı diye söylendi. Yani o kadar çok fazla olay oluyor ki biz artık mahallemizde bir nokta istiyoruz. Biz polis noktası istiyoruz. Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor. Ama biz istiyoruz ki, mahallemizde bir nokta ve güvenlik kameralarımız olsun. Yani bizim çocuklarımız da güvenle dışarıya çıkabilsinler” dedi.
“Mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz”
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen cinayet olayına değinen Ahmet Koyuncu, “2 genç arasında daha önceden kendi aralarında bir tartışmadan husumetler olmuş. Cinayeti işleyen çocuk daha önce ölen kişi tarafından bıçaklanıyor, daha sonra arkadaş cinayeti işliyor. Maalesef 2 gencimizden biri cezaevinde, biri de defnedildi. Yani mahallemiz adına üzücü bir haber. Mahallemize bu tarz güvenlik sorunları günden güne artmakta. Biz bununla ilgili ne yapabiliriz diye çalıştık. Mevzuat gereği nüfusumuz 20 binin altında olduğundan dolayı karakol kurulamıyor ama mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz. Belediye başkanımızla görüştük. Burada karakola uygun bir noktamız var. Eski muhtarlık binamız şu an boş vaziyette bekliyor. Sadece hafta sonları bir kısmını zabıta arkadaşlar halk pazarı için kullanılır ama eski muhtarlık binamız boş. Yer olarak mahallede hükmeden bir noktada. Başkanımıza burayı sorduk, rica ettik. ‘Eğer emniyette dilekçeyle başvuru yapılırsa verebiliriz’ diye söylediler kendileri. Bu konuyla ilgili emniyet müdürümüzden de randevu talep edeceğiz, bu noktayla ilgili polislerin gelmesi için bizzat müracaatımızı yapacağız” şeklinde konuştu.
“Polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor”
Derya Mandalı ise, bir anne olarak mahalledeki çocukların can ve mal güvenliğinden endişelendiğini dile getirerek şunları söyledi:
“Çocuklarımızı güvenerek hiçbir yere gönderemiyoruz. Tek başına göndermek gerçekten çok sakıncalı. Hani biz nereye kadar gideceğiz? Bir birey olarak izleriz ama çocuklar büyüdükleri zaman kendilerine özgüveni olmayacak sonuçta. Mahalleli olarak biz karakol için, polis noktası için imza topladık ama hiçbir sonuç alınmadı. Biz bu konuda çok rahatsızız, Sultandere için hiçbir ilgilenen yok. Hani bunu gerçekten isteyerek dile getirmek, görülmek istiyoruz artık. Yani çocuklarımızla parkta oturamıyoruz, hiçbir şekilde hiçbir etkinlik yapamıyoruz. Bu çok üzücü bir şey. Çocuk kaçırma ve madde dağıtma olayları var. Mesela okulların çıkışlarında farklı farklı arabalar, farklı farklı insanlar görüyoruz. Ben Nazlı Apartman’da oturuyorum, orada yoldan değişik değişik arabalar geçiyor. Hız yapıyorlar, çocuklara laf atıyorlar. Tanımadığımız arabalar, tanımadığımız plakalar okullarımızın önünden çok hızlı bir şekilde geçip rahatsız ediyorlar. Zaten polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor. Hiçbir şekilde müdahale edilemiyor, hiçbir bir şekilde de hakkımızı savunamıyoruz. Bir delil gösteremiyoruz. Yani bu konuda haklı haksız duruma düşüyor, haksız da haklı duruma düşüyor.” – ESKİŞEHİR
]]>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Ofisi, geçen ay, Ocak-Ekim 2023 arasında bölgedeki 53 üye devletin 40’ında, 30 binden fazla kızamık vakasının bildirildiğini, bunun 2022’nin tamamında bildirilen 941 vakayla karşılaştırıldığında, 30 kattan fazla bir artışı temsil ettiğini açıkladı.
DSÖ’nün kızamık konusunda teknik danışmanı Natasha Crowcroft da önceki gün basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kızamık kaynaklı ölümlerin 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 43 arttığını, 2023 verilerinde de artış beklendiğini ifade etti. Crowcroft, vaka artışının endişe verici olduğunu vurguladı.
Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Çiftçi, “DSÖ’nün de belirttiği gibi dünyada kızamık vakalarında artış söz konusu. Ülkemizde de kızamık vakalarının son dönemde bir miktar arttığını görüyoruz. Çok uzun aradan sonra yeniden kızamık vakaları görmeye başladık. Bu açıdan dikkatli olunması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanlığının bu konuda talimatlarının bulunduğuna, döküntüyle, ateşle sağlık kuruluşlarına başvuran çocuklara doğrudan kızamık testlerinin yapıldığına dikkati çeken Çiftçi, vaka sayılarındaki artışın “salgın” boyutunda nitelendirilemeyeceğinin altını çizdi.
“Artışın temel nedeni aşı reddi ve kararsızlığı”
Kızamıktaki artışın çeşitli nedenlerinin bulunduğunu anlatan Çiftçi, “Vaka sayılarındaki artışın en temel nedeni, son dönemlerde yükselmeye başlayan aşı kararsızlığı, aşı reddi, aşı karşıtlığı.” dedi.
Savaşlar, nüfus hareketleri, Kovid-19 salgını gibi etkenlerin de çocuklarda aşılama faaliyetlerini aksattığını dile getiren Çiftçi, “Aşı reddi kaynaklı çocuklarını aşılatmayan bir kesim var. Böyle oldukça kızamık hastalığını sürekli görmeye devam edeceğiz. Aşılanmayan bir çocuk, eninde sonunda kızamık geçirecektir. Çocuğun büyümesi de kızamıktan kurtulduğu anlamına gelmiyor. Kızamık, her yaşta ölümcül olabilecek bir hastalık.” diye konuştu.
“İki doz aşılanan çocukların kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz”
Prof. Dr. Çiftçi, kızamık aşısının oldukça etkili bir aşı olduğunu, tam koruyuculuk için iki doz uygulanmasının gerektiğini belirterek, “İki doz aşı yapılan çocukların çok nadir durumlar dışında kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz. Bu nedenle kızamığa karşı en önemli koruyucu, aşılama.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de gelişmiş bir aşılama programı ve sisteminin uygulandığına, çocukların yüzde 96 gibi bir oranla kızamığa karşı aşılandığına işaret eden Çiftçi, yine de bazı çocukların aşılanmamasının hastalık riski oluşturduğunu söyledi.
Çiftçi, Türkiye Ulusal Aşı Takviminde, iki doz kızamık aşısı uygulamasına, 9-12 ay arasındaki bebekler için önlem amaçlı ek bir doz daha eklendiğini anımsattı.
“Küçük çocuklarda son derece tehlikeli”
Aşısız çocuklarda kızamığın hayati risk oluşturduğunu aktaran Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kızamık oldukça bulaşıcı, öldürücü olabilen bir hastalık, geçmişte bunun çok acı örnekleri yaşandı, kızamık nedeniyle çok sayıda çocuk kaybedildi. Aşılama sayesinde kızamığı uzun zamandır neredeyse görmüyorduk, çok nadir karşılaşılıyordu. Ancak ne yazık ki tekrar görmeye başladık.
Özellikle altta yatan hastalığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ile küçük çocuklar ve beslenmesi zayıf çocuklar açısından son derece tehlikeli. Akciğer enfeksiyonu, zatürre gibi tablolarla ölümlere yol açabiliyor. Birçok hastalık için antibiyotik, antiviral ilaçlarımız var ama maalesef kızamık virüsüne karşı etkili bir ilaç yok, sadece destekleyici tedaviler verebiliyoruz.”
“Çocukluk çağı aşılarının eksiksiz yaptırılması gerekiyor”
Vücudun var olan savunma sisteminin kızamığa karşı yeterli olmadığını anlatan Çiftçi, “Kızamığın farklı bir yönü daha var. Hastalık geçirildikten sonra virüs beyinde sessiz halde kalıp, çok uzun süre sonra beyin hasarına, subakut sklerozan panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin iltihabına yol açabiliyor. Bu nadir ancak tedavisi olmayan bir durum.” bilgisini paylaştı.
Prof. Dr. Çiftçi, ailelere, “Kızamık aşısı dahil tüm çocukluk çağı aşılarının mutlaka eksiksiz yaptırılması gerekiyor. Ülkemizdeki aşılar son derece güvenli, kontrol altında olan aşılar.” çağrısında bulundu.
]]>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporunu yayımladı. Son 10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçinin hayatını kaybettiği belirtilen raporda en çok ölümün yüzde 28’lik oran ile trafik servis kazalarında yaşandığı belirtildi. Ocak 2024 iş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği açıklandı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan ‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporu ve Ocak 2024 iş cinayetleri raporu olmak üzere iki rapor yayımladı.
SON 10 YILDA 671 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ
‘Çocuk İş Cinayetleri’ raporuna göre son10 yılda 14 yaş ve altı 234, 15-17 yaş arası ise 437 çocuk olmak üzere toplamda 671 çocuk işçi hayatını kaybetti.
ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMLERİNİN EN ÇOK YAŞANDIĞI İŞ KOLU, TARIM-ORMAN
İş kollarına göre ölümler en çok yüzde 57’lik oranla Tarım, orman iş kolunda yaşanırken, çocuk işçi ölümlerinin işkollarına göre dağılımı şu şekilde açıklandı:
Tarım, Orman işkolunda 380 çocuk (250 işçi ve 130 çiftçi); İnşaat, Yol işkolunda 71 çocuk; Metal işkolunda 46 çocuk; Konaklama, Eğlence işkolunda 45 çocuk; Gıda işkolunda 23 çocuk; Ticaret işkolunda 21 çocuk; Genel İşler işkolunda 20 çocuk; Tekstil, Deri işkolunda 17 çocuk; Taşımacılık işkolunda 14 çocuk; Ağaç, Kağıt işkolunda 11 çocuk; Kimya, Lastik işkolunda 7 çocuk; Enerji işkolunda 4 çocuk; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 çocuk; Madencilik işkolunda 1 çocuk; İletişim işkolunda 1 çocuk; Sağlık işkolunda 1 çocuk; eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirlenemeyen 6 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
TRAFİK, SERVİS KAZALARINDA 186 ÇOCUK İŞÇİ ÖLDÜ
Rapora göre 2013-2023 yıllarında çocuk işçi ölümlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 186 çocuk; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 112 çocuk; Ezilme, Göçük nedeniyle 92 çocuk; Yüksekten Düşme nedeniyle 61 çocuk; Şiddet nedeniyle 56 çocuk; Elektrik Çarpması nedeniyle 44 çocuk; Yıldırım Düşmesi nedeniyle 41 çocuk; Patlama, Yanma nedeniyle 25 çocuk; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 14 çocuk; Kesilme, Kopma nedeniyle 13 çocuk; İntihar nedeniyle 9 çocuk; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 8 çocuk; Diğer nedenlerden dolayı 10 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
EN ÇOK ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMÜ ŞANLIURFA’DA YAŞANDI
Son 10 yılda Türkiye’nin 77 şehrinde çocuk işçi ölümlerinin gerçekleştiğinin belirtildiği raporda en çok ölüm yaşanan ilk 5 şehir ise şu şekilde: Şanlıurfa 49 ölüm, Gaziantep 40 ölüm, Adana ve İstanbul’da 33’er ölüm, Konya’da ise 25 ölüm.
OCAK AYINDA 158 İŞÇİ İŞ KAZALARINDA HAYATINI KAYBETTİ
Ocak 2024 İş cinayetleri raporuna göre ise ocak ayında en az 158 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Rapora göre ölümlerin yüzde 18’i ezilme ve göçük, yüzde 17’si trafik servis kazaları, yüzde 16’sı yüksekten düşme olduğu belirtildi.
İş kollarına göre ölümlerin, yüzde 28’i inşaat/yol, yüzde 14’ü taşımacılık, yüzde 10’u tarım/orman, yüzde 7’si ticaret/büro, yüzde 6’sı metal iş kollarında gerçekleşti.
Raporda iş cinayetlerinde ölen 158 kişiden 5’inin kadın, 153’ünün ise erkek olduğu belirtildi.
EN ÇOK ÖLÜM İSTANBUL’DA
Ocak ayında en çok ölümlerin yaşandığı 6 şehir ise şöyle:
İstanbul 24 kişi, İzmir 17 kişi, Şanlıurfa 11 kişi, Gaziantep 10 kişi, Konya 8 kişi, Mersin 7 kişi
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkesi, bugün açıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, çocuklara “Biz bugünün yöneticileri, bu hakları, bu söz hakkını sizlere tanımak zorundayız. Üzerimize düşen bu büyük görevi sizleri yılda bir gün makam koltuklarında ağırlayarak yerine getiremeyiz. Ne mutlu ki bana Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu.Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip, ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu” diye seslendi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından ilki Seferihisar’da başlatılan Çocuk Belediyesi uygulaması yaygınlaşıyor. Katılımcı demokrasiyi geliştirmek, çocukların düşüncelerini açıkça söyleyebilmelerini, çözüm üretebilmelerini, karar alma mekanizmalarına aktif katılımlarını destekleyen, çocuk haklarını gözeten ve çocukların yönetime doğrudan katıldığı, çocuk odaklı sistem Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkesi, bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıldı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer’in açılış konuşmasından önce Gürçeşme Çocuk Faaliyet Merkezi korosu ve Gürçeşme Masal Evi Çocuk Korosu sahne aldı.
Çocukların gözlerindeki pırıltıyı gördüğünü, herkesin tüm gücünü bu pırıltıdan aldığını söyleyen Soyer, “Sevgili İzmirliler, şehrimizin her köşesini sokakları, caddeleri evlerimizi ve parklarımızı bir şehri şehir yapan ne varsa tümünü çocuklarımızla paylaşıyoruz. Şu hayatta ne yapıyorsak aslında çocuklarımız için yapıyoruz. Dahası çocuklarımızın kendi geleceklerini tarif ederken söz haklarının olması gerektiğini biliyoruz. 2011 yılında bu eksikliği görerek Seferihisar Belediye Başkanlığı görevimi yaparken bir çocuk belediyesi kurulmasına öncülük ettim. Böylelikle Türkiye’nin ilk çocuk belediyesi Seferihisar’da kuruldu. Çocuk belediyesi bir belediye başkanı olarak bana eşsiz imkan sundu. Dünyayı bir çocuğun gözünden görebilmeyi bir park mı yapılacak? Yoksa bir okul, bir pazar yeri mi? Elbette uzmanların karar verecekleri düşünceleri çok önemli. Ama bir tesisi orayı kullanacak çocukların gözünden görmek en az meselenin teknik özellikleri kadar önemli. Çünkü o park, o okul, o yaşam alanı çocuklara ait. Seferihisar Çocuk Belediyesi’nde sadece çocuklar için değil, aynı zamanda çocuklarla birlikte icraat yapmanın anahtarını bulduk” dedi.
Hayata geçirilen yerleşkede çocuk belediyesinin yanında Gürçeşme Masal Evi, çocuk faaliyet merkezi, erken çocukluk birimi ve meslek fabrikasının da da hizmet vereceğini anlatan Soyer, “Daima iyilikten, daima güzellikten yana, herkes için adil ve eşit bir yaşamı çocuklarımızın katılımıyla gerçekleştirebiliriz. Onun için bu demokrasi ağını genişletmeye kararlıyız. Sevgili İzmirliler beş yılda elimizden geldiğince İzmir’i çocukların en az yetişkinler kadar söz sahibi olduğu örnek bir kent çalıştım. Çocuklarımızın yerel yönetimde söz sahibi olduğu çocuk belediyemizin kapısı dileyen tüm çocuklarımıza açık. Bugün çocuklarımızın tertemiz yüreklerinden, ışıl ışıl gözlerinden aldığımız ilhamlar şehrimize yepyeni bir meydan kazandırıyoruz. Gürçeşme Çocuk Belediyesi Yerleşkemiz tam donanımlı bir sosyal yaşam kampüsü olarak faaliyet gösterecek. Özellikle dezavantajlı mahallelerde yaşayan çocuklarımızın fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimleri için belediyemizin bütün imkanlarını seferber edeceğiz. Çünkü biz en büyük eserini çocuklara ve gençlere emanet eden ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izindeyiz” ifadelerini kullandı.
“HENÜZ OY HAKKINIZ OLMASA DA SÖZ HAKKINIZ VAR”
Çocuklara “Henüz oy hakkınız olmasa da söz hakkınız var, haklarınız var” diye seslenen Soyer şunları söyledi:
“Biz bugünün yöneticileri, bu hakları, bu söz hakkını sizlere tanımak zorundayız. Üzerimize düşen bu büyük görevi sizleri yılda bir gün makam koltuklarında ağırlayarak yerine getiremeyiz. Merak ederek, sorarak, oynayarak, çalışarak, araştırarak, tasarlayarak, geleceğimizi inşa etmek için şimdiden harekete geçebilirsiniz. Ne mutlu ki bana Türkiye’nin çocuk belediyesine sahip, ilk çocukları İzmir’in çocukları oldu. Bugün hep birlikte açtığımız yerleşke size ait. Burası sizin. Burada iklim krizi, yoksulluk, demokrasi, adalet, bütün bunları öğreneceksiniz, konuşacaksınız. Huzurunuzda bir kez daha söz veriyorum Sizlerle birlikte bu ülkeyi daha ileriye taşımak için canla başla çalışmaya devam edeceğim. Hep beraber dünyamızı daha adil, daha huzurlu, barış ve mutluluk dolu bir gezegen yapacağız. Ben daima yanınızda olacağım.”
]]>
Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Çocuk Evleri’nde özel çocuklara gündüzlü bakım hizmeti kesintisiz devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi Beyazşehir Engelsiz Çocuk Evi ve Yüksel Ateş Engelsiz Çocuk Evi’nde 4-12 yaş arasındaki zihinsel engelli çocuklara yönelik sıcacık bir ortamda gündüzlü bakım hizmeti sunuluyor.
“Özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nde Çocuk Gelişimci olarak görev yapan Fatma İzmitli, burada hem çocuklara, hem de ailelere destek verdiklerini ifade etti. İzmitli, özel çocukların burada gün içinde hizmet alırken, ailelerinde gönül rahatlığıyla, güven içerisinde çocukları bırakabildiklerini kaydetti. İzmitli, yapılan hizmetler hakkında şu bilgileri verdi:
“4-12 yaş, zihinsel engelli, fiziksel yetersizliği bulunan çocuklarımıza hizmet vermekteyiz. Hafta içi saat sabah 9.00, akşam 16.00 saatleri arasında, saatlik ya da günlük bakım veren bakım merkeziyiz. Engelli gruplar içerisinde sosyal hizmetlere ve psikolojik desteğe en çok ihtiyaç duyan engel grubu zihinsel engelliler ve aileleridir. Çocuklarımız gün içerisinde gelip burada hizmet alırken, ailelerimizde onları güvenli bir yere emanet ediyorlar. Burada özel çocukların haklarının neler olduğunu da öğreniyorlar. Ana kucağı kadar sıcak, baba kucağı kadar güvenli engelsiz çocuk evlerimizde özel çocuklarımızı ve ailelerimizi bekliyoruz. Bu kurumlara emek veren Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç’a ayrıca teşekkür ediyoruz.”
“Başkanımız özel çocuklarımıza emek veriyor, onun emeği çok önemli”
11 yaşında otizmli oğlu olan Zuhal Türkoğlu ise Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin bir güven ortamında olduğunu ve özel çocukların burada çok iyi hizmet gördüğünü ifade etti. Türkoğlu, Başkan Büyükkılıç’ın her zaman özel çocukların yanında olduğunu, asla onları ayırmadığını ve bu durumun kendisini çok mutlu ettiğini dile getirerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Otizmli oğlum var, 11 yaşında. Yaklaşık 4 yıldır buraya geliyoruz. Her şeyden önce belediyemizin bu desteği çok önemli. Öncelikle emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Burası her şeyden önce bize güven veriyor. Güvenimiz olunca huzurumuz da oluyor. 3, 4 saat bırakıp, kendimize zaman ayırıyoruz. El becerileri artıyor, zihinsel olarak burası çok fazla destek veriyor. Emeği geçen öğretmenlerimizden, belediyemizden, Büyükşehir Belediye Başkanımızdan herkesten biz çok memnunuz. Buranın bir sloganı var. ‘Ana kucağından sıcak, baba ocağından güvende’ diye. Gerçekten öyle hatta daha fazla. Evlerde bu kadar imkanımız yok. Çok daha rahat, çok daha konforlu. Büyükşehir Belediye Başkanımızın bize destek olması çok önemli. Çocuklarımızı seçmiyor, ayırmıyor, dışlamıyor. O emeği bizim için çok önemli. Çocuklar burada çok mutlular.”
“Burası çok büyük bir nimet”
Büyükşehir Belediyesi’nin Engelsiz Çocuk Evleri’nin çok büyük bir nimet olduğunu kaydeden Gamze Karakaş da çok mutlu olduklarını ifade ederek, Başkan Büyükkılıç’a teşekkürlerini iletti. ‘İyi ki varlar’ diyen Karakaş, “İlk açıldığından beri buradayız. Oğlum burayı çok seviyor. Çok mutluyuz. Çok güvenerek bırakıyorum oğlumu buraya. Temiz, güvenilir ve kamera kayıtları altında. En başta öğretmenlerimiz çok ilgileniyorlar. Her tanıdığıma söylüyorum. Gönül rahatlığıyla getirsinler çocuklarını. Çocuklarımızın o an neye ihtiyacı varsa, onu yaptırıyorlar. Sürekli iletişim halindeler. Buradan çok memnunuz. Sürekli teşekkür etmek istiyoruz. Öğrencilerini çok seviyorlar. Bu tesisin karşılığını aldığımı çok iyi biliyorum. İlk geldiğimiz gibi değiliz. Çok verimli günlerimiz oldu. Burası çok büyük bir nimet. Özel çocuklar hepsi. Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Burada gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun”
Engelsiz Çocuk Evleri’nde gördükleri değeri, saygıyı hiçbir yerde göremediklerini ifade eden Nazife Güngördü ise “Ben de özel bir çocuğun annesiyim. Otizmli. Çocuğum burasının ilk öğrencilerinden. Buraya hizmet verenlerden, açanlardan Rabbim kat kat razı olsun. Çok güvenilir bir yer. Buralar bulunmadık bir nimet. Buradaki gördüğümüz sevgiyi, saygıyı, hiçbir yerde göremiyorsun. Memduh Başkanım çok sağ olun. Biz sizlerden dağlar kadar memnunuz” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>İZMİR – İzmir’de, evlerinde çıkan yangında kızını kaybeden 54 yaşındaki Fatma Bülbül, engelli maaşıyla aralarında bir epilepsi hastalığı bulunan 2 kızına ve 4 torununa bakıyor. Bülbül, hijyenik olmayan şartlarda adeta yaşam mücadelesi veriyor.
Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinası, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu.
]]>Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (İZMİRTUMED) Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinesi, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu. – İZMİR
]]>İSTANBUL – Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Bin adet bisikletin teslim edildiği törene Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe de katıldı.
Kağıthane’de ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı proje hayata geçti. Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Her pazar günü ilçenin farklı camilerinde düzenlenen buluşma programıyla çocuk ve gençlerin camilere özendirilmesi ve dini pratiklerini yerine getirerek bilgi edinmesi amaçlandı. Projenin sonunda en az 10 kez camiye gelen çocuk ve gençlere bisikletleri, düzenlenen törenle hediye edildi. Törende bin adet bisiklet dağıtıldı. Yahya Kemal Spor Kompleksi’nde düzenlenen törene Bakan Osman Aşkın Bak, AK Parti İstanbul Milletvekili Büşra Paker, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ve çok sayıda aile katılırken programın ev sahipliğini Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin yaptı.
“Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da, Kağıthaneli çocukların bisiklet sevincine ortak oldu. Törende Bakan Bak, spor yapmanın önemini vurgulayarak, çocukların spor yapmalarını teşvik etti. Törende bin çocuğa bisiklet dağıtıldı ve Bakan Bak, kendisine armağan edilen bisikleti bir kız çocuğuna hediye etti. Bakan Bak, törende yaptığı konuşmada, spor yapmanın önemini belirterek, “Bu çocuklarımız her şeyi hak ediyor. Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele. Aileler, çocuklarını alarak spor tesislerine gelmeli. Hem vücut sağlıklarının hem de geleceklerinin güzel ve iyi olması için onların spor yapmalarını sağlamalıyız. Bütün tesisler ücretsiz emrinizde” ifadelerini kullandı.
“18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan çocuklarımıza teşekkür ediyorum”
AK Parti İstanbul İl Başkanı Kabaktepe ise törende, “Değerli Belediye Başkanımıza çocuklarımızın benliklerin, kişiliklerinin oluşması anlamında bu teşvik edici kampanyasından dolayı teşekkür ediyorum. 18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan siz çocuklarımıza da teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum. Programımızın hayırlara vesile olmasını talep ediyorum” diye konuştu.
“Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık”
Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de törende bir konuşma yaparak spor alanındaki mevcut çalışmaları değerlendirdi. Başkan Öztekin, “Camilerimizin manevi iklimini zenginleştiren çocuk ve gençlerimizi ödüllendiriyoruz. Sevgili çocuklarımız, önümüzdeki bahar ve yaz aylarında hepinizi bisikletlerinizle Yeşil Vadi’ye bekliyorum. Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık. Kağıthane’de 6 kilometre boyunca özgürce bisiklet kullanabileceğiniz bir yolunuz var artık. Yaşınız daha çok genç. Sizleri okulda, spor sahalarında, camilerde, bilim atölyelerinde, sanat merkezlerinde görmek istiyoruz” dedi.
“Bisikleti çok istiyordum”
18 hafta boyunca sabah namazına katılarak bisikleti alan Ali Yahya Çimen, “Kağıthane Belediyesi’nin yapmış olduğu etkinlikte 15 camiye gittim sadece Nurpete Camii’ne gidemedim ama 10 camiden fazla gittiğim için bu bisikleti almaya hak kazandım. Bisikleti çok istiyordum. Çok büyük bir maceraydı çok eğlendik. Çok iyi arkadaşlar da edindim Mevlüt Başkanımıza da çok teşekkür ederim” diye konuştu.
“Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı”
Ali Yahya’nın babası Yahya Çimen ise süreci, “Uygulamayı belediyemizin sitesinden gördük ve çocuğumuza anlattık. Ali Yahya zaten namaza yatkın bir çocuk. Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı. Sadece bir hafta fire verdik. Başta Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Bey olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarına da teşekkür ediyoruz” şeklinde anlattı.
“Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım”
Bisiklet almaya hak kazanan Mehmet Emin Yılmaz’ın babası Ahmet Yılmaz ise, “Öncelikle Kağıthane Belediyesi’ne bu imkanı sunduğu için teşekkür ederim. Sabah namazlarına gittik. Çocukların heyecanını ben gördüm. Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım. Bu tepkiler çok güzeldi. Aynı zamanda teşvik amacıyla bisiklet hediye edilmesi de çok güzeldi. Herkese çok teşekkür ederim” diye konuştu.
]]>Kağıthane’de ‘Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor’ adlı proje hayata geçti. Kağıthane Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşları ortaklığında düzenlenen projeyle camiye giden çocuk ve gençler bisikletle ödüllendirdi. Her pazar günü ilçenin farklı camilerinde düzenlenen buluşma programıyla çocuk ve gençlerin camilere özendirilmesi ve dini pratiklerini yerine getirerek bilgi edinmesi amaçlandı. Projenin sonunda en az 10 kez camiye gelen çocuk ve gençlere bisikletleri, düzenlenen törenle hediye edildi. Törende bin adet bisiklet dağıtıldı. Yahya Kemal Spor Kompleksi’nde düzenlenen törene Bakan Osman Aşkın Bak, AK Parti İstanbul Milletvekili Büşra Paker, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ve çok sayıda aile katılırken programın ev sahipliğini Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin yaptı.
“Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da, Kağıthaneli çocukların bisiklet sevincine ortak oldu. Törende Bakan Bak, spor yapmanın önemini vurgulayarak, çocukların spor yapmalarını teşvik etti. Törende bin çocuğa bisiklet dağıtıldı ve Bakan Bak, kendisine armağan edilen bisikleti bir kız çocuğuna hediye etti. Bakan Bak, törende yaptığı konuşmada, spor yapmanın önemini belirterek, “Bu çocuklarımız her şeyi hak ediyor. Amaçlarımızdan biri de bağımlılıkla mücadele. Aileler, çocuklarını alarak spor tesislerine gelmeli. Hem vücut sağlıklarının hem de geleceklerinin güzel ve iyi olması için onların spor yapmalarını sağlamalıyız. Bütün tesisler ücretsiz emrinizde” ifadelerini kullandı.
“18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan çocuklarımıza teşekkür ediyorum”
AK Parti İstanbul İl Başkanı Kabaktepe ise törende, “Değerli Belediye Başkanımıza çocuklarımızın benliklerin, kişiliklerinin oluşması anlamında bu teşvik edici kampanyasından dolayı teşekkür ediyorum. 18 hafta boyunca bir eylemi ara vermeden yapan siz çocuklarımıza da teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum. Programımızın hayırlara vesile olmasını talep ediyorum” diye konuştu.
“Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık”
Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de törende bir konuşma yaparak spor alanındaki mevcut çalışmaları değerlendirdi. Başkan Öztekin, “Camilerimizin manevi iklimini zenginleştiren çocuk ve gençlerimizi ödüllendiriyoruz. Sevgili çocuklarımız, önümüzdeki bahar ve yaz aylarında hepinizi bisikletlerinizle Yeşil Vadi’ye bekliyorum. Sizlere bisiklet hediye etmekle kalmayıp yolunu da yaptık. Kağıthane’de 6 kilometre boyunca özgürce bisiklet kullanabileceğiniz bir yolunuz var artık. Yaşınız daha çok genç. Sizleri okulda, spor sahalarında, camilerde, bilim atölyelerinde, sanat merkezlerinde görmek istiyoruz” dedi.
“Bisikleti çok istiyordum”
18 hafta boyunca sabah namazına katılarak bisikleti alan Ali Yahya Çimen, “Kağıthane Belediyesi’nin yapmış olduğu etkinlikte 15 camiye gittim sadece Nurpete Camii’ne gidemedim ama 10 camiden fazla gittiğim için bu bisikleti almaya hak kazandım. Bisikleti çok istiyordum. Çok büyük bir maceraydı çok eğlendik. Çok iyi arkadaşlar da edindim Mevlüt Başkanımıza da çok teşekkür ederim” diye konuştu.
“Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı”
Ali Yahya’nın babası Yahya Çimen ise süreci, “Uygulamayı belediyemizin sitesinden gördük ve çocuğumuza anlattık. Ali Yahya zaten namaza yatkın bir çocuk. Bisiklet hayali aslında o gün başlamıştı. Sadece bir hafta fire verdik. Başta Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Bey olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarına da teşekkür ediyoruz” şeklinde anlattı.
“Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım”
Bisiklet almaya hak kazanan Mehmet Emin Yılmaz’ın babası Ahmet Yılmaz ise, “Öncelikle Kağıthane Belediyesi’ne bu imkanı sunduğu için teşekkür ederim. Sabah namazlarına gittik. Çocukların heyecanını ben gördüm. Akşamdan ‘Baba erken kalkalım, namaza geç kalmayalım’ şeklinde tepkiler aldım. Bu tepkiler çok güzeldi. Aynı zamanda teşvik amacıyla bisiklet hediye edilmesi de çok güzeldi. Herkese çok teşekkür ederim” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Göktaş, İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremler sonrası kaybolan çocuklara ilişkin yazılı soru önergesini yanıtladı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, çocukların korunmasını, haklarının güvence altına alınmasını amaçladığını bildiren Göktaş, çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde tüm risklere karşı bilinçli ve duyarlı nesiller yetiştirmek üzere koruyucu, önleyici ve destekleyici çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.
Çocuklara yönelik tüm hizmetlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde gerçekleştirildiğini aktaran Göktaş, deprem bölgesinde enkaz altında çıkarılmış ve yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen, refakatçisi olmayan ya da yakını vefat ettiği tespit edilen çocuklara ilişkin güncel bilgilerin deprem sürecinde kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına Bakanlığın resmi sosyal medya hesaplarından şeffaf bir şekilde düzenli olarak paylaşıldığını hatırlattı.
Deprem felaketi nedeniyle ailesinden ayrı düşmüş veya refakatçisi olmayan 1912 çocuğun Aile Bilgi Sistemi Afet Yönetim Çocuk Modülünde kayıt altına alındığını dile getiren Göktaş, deprem bölgesinde, enkaz altından çıkarılmış, yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen hastanelerde tedavisi devam eden çocukların yakından takip edildiğini, tedavisi tamamlanan çocukların Bakanlığın çocuk bakım kuruluşlarında korunma ve bakım altına alındığını bildirdi.
Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Kuruluşlarımıza alınan çocuklarımızın öncelikle ailesi ve yakınlarına ulaşılmasına yönelik çalışmalarımız titizlikle yürütülerek çocuklar ailelerine teslim edilmiştir. Bakanlığımız ile TÜBİTAK arasında yapılan işbirliği neticesinde TÜBİTAK tarafından geliştirilen “DerinGÖRÜ” yüz tanıma programı kullanılmıştır. Yapılan DNA eşleşmeleri ve kimlik kontrolü, kimliklendirme ve mesleki çalışmalar sonucunda 1874 çocuk ailesine/aile yakınlarına teslim edilmiştir. Halen hastanede tedavisi devam eden 1 çocuğumuz yakından takip edilmektedir. 6 çocuğumuz da aile odaklı hizmetlerden faydalandırılmıştır. 15 çocuğumuz bakım ve koruma altındadır. Çocuklar, yaş ve cinsiyet durumlarına uygun Bakanlığımıza bağlı çocuk bakım kuruluşlarında bakılmakta ve korunmaktadır. Kayıtlarımızda olan 16 çocuğumuz vefat etmiştir. Kimliği belirlenemeyen çocuğumuz bulunmamaktadır.”
Çocuk Koruma Kanunu kapsamında olduğu tespit edilen çocukların Bakanlık tarafından korunma ve bakım altına alınarak kuruluş bakımı hizmeti veya yakın evre/akraba koruyucu aile hizmetinden faydalandırıldığını belirten Göktaş, Bakanlığın hizmet modellerinden faydalandırılan çocukların izleme ve takiplerinin ilgili mevzuat çerçevesinde yapıldığını aktardı. Göktaş, “Yakınlarına ulaşılamayan kimliksiz veya kendini ifade edemeyen çocuklar hiçbir şekilde üçüncü şahıs, kurum, dernek, vakıf gibi yerlere yerleştirilmemektedir.” ifadesini kullandı.
Depremden etkilenen çocukların risk ve ihtiyaçlarının belirlenmesi için Çocuklar Güvende Ekipleri ile öksüz ve yetim hizmet birimleri aracılığıyla izleme ve takip çalışmalarının yapıldığını ifade eden Göktaş, depremden etkilenen çocuklara yönelik hane ziyaretleri gerçekleştirildiğini ve ihtiyaçları doğrultusunda gerekli sosyal hizmet müdahalelerinde bulunulduğunu kaydetti.
]]>“Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde gerçekleştirilen 6. Etnospor Forumu’nda Bakanlar Paneli gerçekleştirildi.
Panelin moderetörlüğünü yapan Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, geleneksel sporlara hükümetlerin yanı sıra belediyelerin, yerel yönetimlerin de destek sunması gerektiğini söyledi.
Türkiye olarak geleneksel sporlara destek olmayı çok önemli bulduklarını ifade eden Erdoğan, “Yerel yönetimlerin ve belediyelerin bu desteği vermesi, aslında geleneksel sporları canlı tutacak olan şeydir. Kişilerin katılımının yanı sıra sponsor bulmak gibi meseleler de istediğimiz seviyelerde değil. Dolayısıyla altyapıların oluşturulması ve geleneksel sporların icra edilebileceği mekanların kurulması noktasında bunlar son derece önemli.” diye konuştu.
Erdoğan, forumun açılışında bakanlarla mutabakat anlaşması imzaladıklarını anımsatarak, UNESCO anlaşmalarının pek çoğunda geleneksel sporların, kültürlerin ve kültürel mirasların korunması gibi maddelerin yer aldığını kaydetti.
“İnsan, doğanın bir parçasıdır”
Rusya Spor Bakanı Oleg Matytsin, ülkesinin aktif bir şekilde bu platformda işbirliğini geliştirme rolünü sürdüreceğini söyledi.
Dünyanın şu anda çok karışık bir dönemden geçtiğini ifade eden Matytsin, şöyle konuştu:
“Her bir kurumunun ilk önce dostluğunu, karşılıklı anlayışını güçlendirmesi gerekir. Bunun için sporu da kullanabiliyoruz. Bu bir yarış, madalya peşinde koşmak değil. Aynı zamanda kültürler ve uluslararası ilişkilerin güçlendirilmesi yöntemidir. Bu şekilde spor üzerinde herhangi bir ayrımcılık yapmadan, sporu siyasileştirmeden faaliyet gösteriyoruz. Etnospor’un temelinde de bu prensipler yatıyor. Önümüzdeki hedeflerde geleneksel değerlere geri dönüyoruz. İnsan, doğanın bir parçasıdır. Sadece toplumun bir parçası değildir. Toplumlaşmaya çalışıyoruz fakat ne kadar aktif şekilde toplumlaşırsak o kadar da doğallıktan uzaklaşabiliyoruz. Her bir çocuk ata dokunmalıdır. Çocukluktan, doğayla ilişkisin kurması gerekiyor. Bence geleneksel spor türleri tam da bunun için en uygun spor türleridir. Geleneklerine, doğaya ve kültürüne bağlı spor türleridir. Halkın en temel değerlerini bu spor türlerinde görebiliyorsunuz.”
“Fiziksel olarak sağlıklı olma yöntemi”
Namibya Cumhuriyeti Spor, Gençlik ve Ulusal Hizmet Bakanı Agnes Basilia Tjongarero, ülke olarak yakın zamanda kaybettikleri başkanlarının yasını tuttuklarını belirterek, bu ayın 25’ine kadar ulusal yaslarının devam edeceğini söyledi.
Geleneksel oyun ve müsabakaların ülkelerinde bağ kurma, sosyalleşme, işbirliği yapmak ile biraz da eğlence için kullanıldığını belirtti.
Tjongarero, geleneksel sporların kişilerin zihinsel olarak faal kalmasını sağladığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Öğrenciler için de güzel bir kafa dağıtma yöntemi. Fiziksel olarak sağlıklı olma yöntemi. Aktivite olarak baktığınız zaman çocukların yetişkinlerle bağ kurma yöntemi. Bu arada çocukları da sokaklardan uzak tutmanın bir yöntemi. Çünkü bir toplum olarak bunu düşünmek zorundayız. Çocuklarımızın arkadaşlarıyla sosyalleşmelerini sağlamak ve yeni arkadaşlar bulmaları için kullanabiliriz. Müsabakalar açısında da kazanmanın da ötesinde adlarının duyulmasını sağlayacak ve koordinasyonlarını kuvvetlendirecek noktalarda önemli beceriler kazanıyorlar. Bir aradayken sadece rekabet için değil, aynı zamanda bir arada olmak için bunu yapıyorlar. Beraber ritim yakalıyorlar. Beraber alkış tutup, beraber zıplıyorlar.”
Özbekistan Gençlik Politikaları ve Spor Bakanı Adham İkramov da geleneksel sporlarla ilgili yaptıkları etkinliklere öğrencilerin aktif olarak katılım gösterdiğini belirtti.
Spor disiplinini yeni nesillere aktarmak için 10 yıldır yoğun bir şekilde çalışma yürüttüklerini ifade eden İkramov, “Özbekistan’da çalışmalara ‘Genç nesillere geleneklerimizi nasıl aktarabiliriz?’ diye sorarak başladık. Bizim için öğrenmenin ve öğretmenin ötesinde, değerlerimizi gelecek nesillere taşımak önemli.” dedi.
İkramov, Özbekistan olarak Dünya Etnospor Federasyonun çalışmalarının içinde ve yanında olacaklarını kaydetti.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nde eğitim gören çocuklar, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü aileleriyle kutladı. Öğretmenleriyle birlikte bir süredir özel güne hazırlık yapan çocuklar, annelerine hazırlamış olduğu gösterileri sundu. Etkinlikte ailelerin mutluluğuna, Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Meral Seçer de ortak oldu.
Etkinlikte, öğretmenleriyle birlikte sevgi duvarı oluşturarak annelerine söylemek istediklerini mektuba yazıp duvara asan çocuklar, annelerine duygu dolu anlar yaşattı. Mandala yaparak keyifli zaman geçiren ve ikramlıklar eşliğinde bol bol sohbet eden aileler, kucaklaşmanın ve paylaşmanın tadını çıkardıkları sevgi dolu bir gün geçirdi.
Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nden faydalanan annelerle bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğunu belirten Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Seçer, Büyükşehir’in Çocuk Gelişim Merkezleri’nin oldukça güvenli bir ortamı olduğunu söyledi. Seçer, şöyle konuştu:
“Öğretmenler burada çocuklarımıza gereken özeni ve önemi gösteriyorlar. Çocukların özgüveni gelişiyor, paylaşmayı ve birlikte hareket etmeyi öğreniyorlar. Bunun da eğitmenler eşliğinde olması çok avantajlı. Ergenliklerinde ve yetişkinliklerinde bunun etkisi ortaya çıkıyor, altyapısı buralarda oluşuyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hanım’a ve tüm eğitmenlerimize çok teşekkür ediyorum. Hepinizin Sevgi Günü kutlu olsun.”
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Çocuk Gelişim Merkezleri Eğitim Koordinatörü Özlem Tanışık da 14 Şubat Sevgililer Günü’nde kapsamında Halkkent ve Adile Teyze Çocuk Gelişim Merkezleri’nde eş zamanlı etkinlikler düzenlediklerini kaydetti Tanışık, şu bilgileri verdi:
“Ebeveynlerimizle birlikte bir paylaşım çemberi oluşturduk. Onlarla birlikte boyamalar yaptık. Sevgiye dair sohbet ettik. Öz şefkat çalışması yaptık. Sevginin en başta merkezde, kendi içimizden başlayıp diğer kimliklerimize uzandığından bahsettik. Çocuklarımız bu süreçte ebeveynlerine kartlar hazırladılar ve onlara mektuplar yazdılar. Sevgi kavramının onlarda uyandırdığı etki ve duyguyu ifade eden ve ebeveynleri ve sevgi denince akıllarına ne geldiklerine dair notlarını yazıp, mektuplarıyla birlikte ebeveynlerine ilettiler.”
Çocuğu Halkkent Çocuk Gelişim Merkezi’nde eğitim gören Özlem Karağan, etkinliği çok beğendiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Mandala etkinliği yaptık. İlk defa yaptım ama çok keyif aldım. Evde de kızımla birlikte yapmayı planlıyorum. Çalıştığım için ayrı kalıyoruz ve kızım bu aralar sürekli sarılmak istiyor ve sevgisini o şekilde gösteriyor. Notta da ‘Sarıl bana’ yazıyordu. Çok mutlu oldum, çok da duygulandım. Burası Belediye’nin kreşi değil de özel bir yer gibi. Hiç bu kadarını beklemiyordum, çok hoşuma gitti.”
Etkinliği çok eğlenceli bulduğunu söyleyen anne Sümeyye Yeter de “Etkinlik kalbime dokundu. Evladımdan sevgi kartı almak beni çok memnun etti. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Etkinliğe ilk defa katılan annelerden Büşra Karakuyu, “Çok güzeldi ve gayet memnun kaldık. Kızım burada çok mutlu ve huzurlu. O burada mutlu ve huzurlu olunca biz daha çok heyecanlanıyoruz. Kızımı buraya göndermeden önce başka kreşlerle de görüşmüştüm. Kızım bana çok düşkün. Herkes ‘Kızın seni asla bırakamaz’ diyordu ama biz bir hafta gibi kısa bir sürede, öğretmenlerim sayesinde bunu hallettik” dedi.
]]>6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin birinci yıl dönümüne sayılı günler kaldı. Diyarbakır’da 100 kişiye mezar olan, ikiz çocuklarını ve eşini kaybeden Hediye Aslan (43), enkaz altından 56 saat sonra çıkartılmıştı.
Hediye Aslan, bir yıl sonra İHA muhabirine enkaz altında yaşadıklarını anlatarak, 17 yaşında ikizleri ve eşi olduğunu, deprem sırasında çocuklarının kendisini kaldırdığını söyledi.
“Bir mezar gibi yerin altındaydık”
Kalktığında çok sallandıklarını, ne yapacağını bilemediğini belirten Aslan, şöyle konuştu:
“6’ncı kattayız, atlasak olmuyor. Kalktım, kapıyı açarken duvar üzerime geldi. Yıkıldı, ben orada kaldım, çocuklarım da içeride kaldı. Birbirimizi göremedik, hiçbir ses gelmedi. Çok saat geçti, hep karanlıktı, bir mezar gibi yerin altındaydık. Çalışma yapanların sesi bana geliyordu, benim sesim bir türlü onlara gitmiyordu. En son itfaiyeci bir dayı Kürtçe konuşuyordu, sesi geldi. Yan tarafımda epeyce çalıştı, sesimi ona duyurmak istedim. Sesim ona gitti ve üstüme çalıştılar. İtfaiyeciler beni buldu.”
“Kendimi bıraktım çocuklarımı düşünüyordum”
“O acıyla niye sesimi duymuyordunuz diyemedim” diyen Aslan, “Çocuklarımı hep soruyordum. Dediler sağdır. Hastaneye gidinceye kadar hep sağ dediler. Daha sonra söylediler. Hep çocuklarımı düşünüyordum. Kendimi bırakmıştım. Taşların içinde küçük bir parça kilim vardı. Mezar gibiydi, zorla dönerek sırayla yan tarafımı ısıtıyordum. Çok üşüyordum. Çocuklarım çok başarılıydı, hedefleri vardı, avukat olacaktı, olamadı” dedi.
Yerin altındayken çocuklarının kanepenin yanında olup kurtulacakları umuduyla beklediğini aktaran Aslan, kendisinin boş bir yerdeyken kurtulduğunu, pencerenin yanında olan çocuklarının da kendisine hep bir umut olduğunu kaydetti.
“Çıkarttıklarında da doktora götürdüklerinde kan değerlerimi ölçtüklerinde hepsi standarttı”
Yattığı sırada sanki 5 dakikalık bir uykuda olduğunu belirten Aslan, “Korkuyordum ve günler geçiyormuş. Avukat olmak isteyen oğlum Abdullah’ın 5’inci sınıftaki din kültürü öğretmeni rüyamda bana yiyecek getiriyordu. ‘Kan değerlerin düşmesin’ diyordu. Bana su getiriyordu. Gözümü kapattığım zaman bana kek ve su getiriyordu. Sanki melekler bana getiriyordu. Din kültürü öğretmeni bayandı. Uyandığım zaman sanki gerçekten yemiş gibiydim. Susama, acıkma hiçbir şey hissetmiyordum. Çıkarttıklarında da doktora götürdüklerinde kan değerlerimi ölçtüklerinde hepsi standarttı. Sofradan sanki yeni kalktığımı söylüyorlardı. Orada ne yediğimi sordular. Hiçbir şey yemediğimi söyledim. Rüyalarımdan da bahsetmedim. Çocuklarımı kaybetmenin şoku vardı, kendime sakladım” diye konuştu.
“Çocuk korkuyordu, sonra sesi yavaş yavaş kesilmeye başladı”
Yerin altında çocuklarına seslenirken kendi çocuğu yaşında olan Muhammed’in cevap verdiğini dile getiren Aslan, “Çocuklarım Abdullah ve Şiyar diye seslenirken bir çocuktan ses geldi. Şiyar’ı zannettim. O çocukta ‘ay, ay’ diye inliyordu. ‘Şiyar sen misin’ diye seslendim. ‘Yok, ben Muhammed’ dedi. Onu teselli etmeye çalıştım. Bak hepimiz bu duruma düşmüşüz, sakin ol. ‘Abla bu neydi başımıza gelen’ diye cevap verdi. ‘Ne durumdasın’ dediğimde, ‘yerin altındayım, sadece kafam gözüküyor’ dedi. Ben sustukça o, ‘abla susma’ diyordu. Çocuk korkuyordu. Sonra sesler yavaş yavaş kesilmeye başladı” ifadelerine yer verdi.
Öte yandan, geçtiğimiz günlerde görülen duruşmada mahkeme, Hisami Apartmanı’nın yıkılmasıyla ilgili tutuklu sanık müteahhit Mehmet Ali Korkut’un tutukluluk halinin devamına, Mehmet Meşe ile Ahmet Özcan’ın tutuklanmasına, tutuksuz sanık Nurettin Özcan hakkında da tutuklanmaya yönelik yakalama kararı vererek, duruşmayı 14 Mart’a ertelemişti. – DİYARBAKIR
]]>AİLE ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, koruyucu aile sisteminde son 20 yılda önemli bir mesafe katettiklerini belirterek, “2002 yılında 515 çocuğumuza bakan 500 koruyucu ailemiz varken, 2024 yılı itibarıyla 8 bin 164 koruyucu aile yanında 9 bin 806 çocuğumuz himaye ediliyor” dedi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) iş birliğinde, Avrupa Birliği desteğiyle hayata geçirilen ‘Türkiye’de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi’ kapsamında, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesindeki bir otelde, ‘Türkiye’de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi 2’nci Koruyucu Aile Temelli Çocuk Koruma Sistemi Çalıştayı’ gerçekleştirildi. Çalıştaya, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile birlikte çok sayıda davetli katıldı. Burada konuşan Göktaş, 12 Ocak’ta terör örgütü PKK tarafından yapılan saldırıda şehit olan askerleri anarak, yaralanan askerlere acil şifalar diledi. Bakan Göktaş, terörün Türkiye’nin birlik ve beraberliğini bozamayacağını söyleyerek, PKK ile mücadelede kararlılık mesajı verdi.
‘KORUYUCU ANNE VE BABALAR ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KAHRAMANDIR’
Aile olmak için bazen kan bağı gerekmediğini, can bağıyla da aile olunabileceğini söyleyen Bakan Göktaş, daha hayatının başında zorluklarla yüzleşen çocuklara koruyucu aile hizmetiyle birlikte güvenli bir liman sunduklarını kaydetti. Çocukların gözünde yetişkinlerin yerinin çok önemli olduğunu işaret eden Göktaş, “Çocukluk yıllarından kalan hatıralar, insan hayatının geri kalanında hep hatırlanır. Her koruyucu annemiz, koruyucu babamız bu anlamda çocuklarımız için gerçek birer kahramandır. Sizlerin fedakarlıkları, çocuklarımıza sağladığınız imkanlar, onlara güvenli bir gelecek sunmak için gösterdiğiniz çabalar oldukça kıymetli. Çocuklarımızın maddi ve manevi ihtiyaçlarını gideriyor, onları hayata ve topluma hazırlamaya çalışıyorsunuz. Bu yolculukta yalnız değilsiniz. Sizlerin yanında olmak ve sizlere destek vermek bizim asli görevimiz” diye konuştu.
‘ZAMAN İÇİNDE BU UYGULAMAMIZI SİSTEMATİKLEŞTİRDİK’
Koruyucu aile hizmetinin aslında milletin kadim bir değeri olduğuna dikkat çeken Göktaş, “Bu anlamda koruyucu aile hizmetinin tarihimizde önemli bir yeri var. Uyguladığımız koruyucu aile hizmetimizin yasal temelleri 1926 Türk Medeni Kanunu’na dayanıyor. İlk uygulama örnekleri 1961 yılında başlıyor. Zaman içinde bu uygulamamızı sistematikleştirdik. Farkındalık çalışmalarımızla ülke çapında yaygınlık kazandırdık” ifadelerini kullandı.
Bakan Göktaş, koruyucu aile sisteminde son 20 yılda önemli bir mesafe katettiklerini söyleyerek, “2002 yılında 515 çocuğumuza bakan 500 koruyucu ailemiz varken, 2024 yılı itibarıyla 8 bin 164 koruyucu aile yanında 9 bin 806 çocuğumuz himaye ediliyor. Koruyucu aileliğin tanınmasında, 2012 yılından itibaren Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde gerçekleştirilen ‘Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesi’nin katkısı çok büyüktür. Bu vesileyle desteğini hiçbir zaman esirgemeyen saygıdeğer hanımefendiye hem çocuklarımız hem de milletimiz adına bir kez daha şükranlarımızı sunuyorum” dedi.
‘KORUYUCU AİLE HİZMETİNİN GELİŞMESİNE İLİŞKİN STRATEJİMİZİ BELİRLEYECEĞİZ’
Koruyucu aile hizmetine yönelik iyileştirmelerin hayati önem taşıdığını aktaran Göktaş, gerçekleştirilen çalıştayların bu anlamda çok önemli olduğunu bildirerek, “Bu çalıştayımızın sonuçlarıyla da koruyucu aile hizmetinin gelişmesine ilişkin stratejimizi belirleyecek ve eylem planımızı hazırlayacağız. Çalıştay kapsamında koruyucu aile birim yapılanmaları ve standartlaşma, koruyucu aile modelleri ve profesyonelleşme, çocuklara ve ailelere sunulan destekler, dijital dönüşüm ve yeni medya gibi başlıkları bütüncül bir bakış açısıyla ele alacağız” diye konuştu.
Bakan Göktaş, çalıştaya destek veren UNICEF’e, AB Delegasyonuna, akademisyenlere, koruyucu ailelere ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerine teşekkür ederek sözlerini tamamladı. Çalıştay, 17 Ocak’ta sona erecek.
]]>İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile Ortahisar Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde hazırlanan “Sporla Gülümse Geleceğine Projesi” kapsamında 10 pilot okuldan 2 bin 943 öğrenci, spor branşlarını öğrenmek için ders saatlerinde spor tesislerine geliyor.
Hafta içi 10.00-14.00 saatleri arasında servisle okullarından spor kompleksine gelen öğrenciler, yüzmeden tekvandoya, bokstan atıcılığa kadar 12 branşta eğitim alıyor.
Ortahisar Gençlik ve Spor Müdürü Ecvet Kurt, AA muhabirine, proje ile öğrencilerin sporla tanışmasını amaçladıklarını söyledi.
Kurt, Ortahisar Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önderliğinde güzel bir birliktelik yaptıklarını belirtti.
Proje kapsamında 10 okuldan 2 bin 943 öğrencinin haftanın 5 günü spor kompleksine geldiğini ifade eden Kurt, “Bu ciddi bir sayı. Bizim için de çok sevindirici, iki ayda bir de branşlarda dönüşüm yaptırıyoruz çocuklara. Bir dönemde 4 branşın altyapısını tanımış oluyorlar.” dedi.
Kurt, antrenörlerin çocuklara sadece egzersiz ya da oyun değil, branşın altyapısını, temel tekniklerini öğrettiklerine dikkati çekerek, “Çok da güzel dönüşler alıyoruz. Şu anda 10 okulumuzla projeyi yürütüyoruz.” diye konuştu.
Projenin çok önemli olduğunu vurgulayan Kurt, şu değerlendirmede bulundu:
“Aynı anda tesiste bazı günler 750 ila bin çocuk oluyor. Antrenörler karşılıyor, ders bittiği zaman yine servislerle okullarına dönüyorlar, diğer gruplar başlıyor. Çocuklarımıza branşlarımızı tanıtıyoruz. Spor yapma imkanı olmayan çocuklarımız oluyor, ulaşamayanlar var. Böyle bir imkan olduğu zaman günde yaklaşık 3 bin çocuk, bu tesislerden faydalanıyor. Judo, karate, tekvando, güreş, masa tenisi, satranç, eskrim, badminton, okçuluk, yüzme, atıcılık ve tenis branşlarımız var. Çok talep var, önümüzdeki yıl projeyi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.”
Cemil Karakaş: “Çocuklar alanında uzman antrenörlerle etkinlik yapıyor”
Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, amaçlarının çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimlerine katkı sağlamak olduğunu söyledi.
Karakaş, Milli Eğitim Bakanlığının da bu tür faaliyetlere önem verdiğine işaret ederek, “Sayın Bakanımız özellikle okullarda sabah etkinliklerinde fiziksel hareketlerle öğrencilerin okula başlamaları noktasında bizleri yönlendiriyorlar. Bu anlamda yapılan çalışma ilkokul düzeyinde olduğu için çok önemli.” dedi.
Çocukların, alanında uzman antrenörlerle etkinlik yaptığını belirten Karakaş, “Çocuklarımıza dokunuyorlar, bu anlamda günümüzün en büyük sıkıntısı dijital bağımlılıktan spor etkinlikleri sayesinde uzaklaşıyorlar. Gerçekten faydalı bir etkinlik olacak.” ifadesini kullandı.
Velilerden Selda Akat ise projenin çocuklar için faydalı olduğunu belirterek, “Belki çocukların saklı kalmış bir yeteneği varsa, o yeteneği değerlendirilir. Mutlu ve keyifli bir şekilde gidip geliyor. Proje bizim için de çocuklar için de çok güzel oldu.” diye konuştu.
Öğrencilerden Kerem Asaf Kapucu da tenisi çok sevdiğini dile getirerek, “El ve kol kaslarım gelişiyor. Burada spor yapmayı daha çok seviyorum çünkü burası daha güvenilir ve uygun bir alan. Hocalar da iyi eğitiyor bizi. Gelecekte bir sporcu olmayı planlıyorum. Yetenekli bir sporcu olacağıma inanıyorum.” diye konuştu.
]]>Unutulmaya yüz tutan masal geleneğini yaşatmaya çalışan üniversite öğrencileri anaokulu öğrencilerine derste masal anlatıyor
ERZİNCAN – Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesinde oluşturulan ve Türkiye’de çok fazla eşi bulunmayan Masal Atölyesi Sınıfında Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünü okuyan ve seçmeli ders olarak alan üniversite öğrencileri, anaokulu öğrencilerine unutulmaya yüz tutan masal geleneğini yaşatmak için masal anlatıp, kurulan oyuncak stantların da miniklerle keyifli zaman geçiriyorlar.
Türkiye’de eşine az rastlanan sınıf Erzincan’da yoğun ilgi görüyor. Kentteki çeşitli anaokulundan öğrenciler Masal Atölyesi Sınıfına gelerek üniversiteli ağabey ve ablalarından masal dinliyorlar. Hem ders görüp hem de minikleri sevindiren üniversite öğrencileri ise bu durumdan bir hayli mutlu oluyorlar.
Masal dinleyen minikler çok güzel olduğunu ifade ederek büyüklerinden masal dinlemenin hoşlarına gittiğini belirttiler.
Masal Atölyesi Sınıfından çıkan anaokulu öğrencileri daha sonra EBYÜ Çocuk ve Oyun Kulübü öğrencilerinin koridorda kurduğu oyun stantlarında bolca neşeli vakit geçiriyorlar.
EBYÜ Çocuk ve Oyun Kulübü kadıköy sex shop Başkanı Ayşenur Çiydem, temel eğitim öğrencileri olarak çocuklarla buluşmak, onlarla etkinlik yapmak ve güzel anılar bırakmak istediklerini ifade etti.
Çocuk ve Oyun Kulübü Akademik Danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Fulya Ezmeci’de, “Okul Öncesi Anabilim Dalı olarak Çocuk ve Oyun Kulübünü kurduk. Neden çocuk oyunu? Çünkü çocuk oyunla büyür. İnsan oyunla çocuk kalır kadıköy erotik shop . İnsan doğumundan ölümüne kadar hep oyun oynar. Ama bu çocuklukta biraz daha farklı. Çocuğu geliştirir, eğlendirir, geleceğe hazırlar. O yüzden Çocuk ve Oyun Kulübünü kurduk.” dedi.
EBYÜ Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümünden Doç. Dr. Serap Uzuner Yurt da, “Ben çocuk edebiyatı alanında çalışmalar yapıyorum. Derslerde bizim öğrencilerimiz 2000 ve 2000 sonrası doğumlu öğrenciler. seks shop Hep sorarım masal dinleyip büyüyen var mı içerinizde? Maalesef çok az parmak kalkıyor sınıfta. Bir, iki, bazen hiç. Masal geleneğinin devam etmesini bizde düşünüyoruz. Hem kendilerinin gelişimi açısından hem de öğrencilerine bilinçsel, dilsel, konuşma becerisi açısından çok büyük katkısı olduğunu ve bizim değer aktarımını sağlayan önemli ürünler bunlar. Buradan hareketle seçmeli bir ders açtık. 3 dönemdir devam ediyor. Kendi öğrencilerimizin çok ilgisi var. Keyifle katılıyorlar. Beraberinde tabi bunlar ekran çocukları. erotik shop İnteraktif masal anlatıcılığı yapıyoruz birazda. Farklı olarak çocukları da, dinleyenleri de işe dahil ediyoruz. Sonrasında ilimizden de anaokulundaki öğrenciler buraya gelip bizlerden masal dinlemek istediklerini belirttiler. Böyle de bir katkımız var şehrimize. Öğretmen adayları da burada birebir öğrendiklerini uygulama fırsatı buluyorlar. Bu şekilde süreç ilerliyor. Erzincan dışından da masal dinleme talepleri gelmeye başladı. Şanlıurfa Viranşehir’den bir okulumuza online bağlanıp masal anlattık. Haftaya da Hatay’dan deprem bölgesinden bir okulumuz bizden rica etti. Onlara da online masal anlatacağız. Bu da yeni başladı. Geri çevirmek istemiyoruz. Oradaki miniklerimiz de. Bu şekilde devam ediyoruz” diye konuştu.
]]>Birleşmiş Milletler, 18 yaş altı her bireyi çocuk olarak tanımlar. Hukukta ise çocuk kavramı, özel korunmaya alınan kendisine özel haklar ve ayrıcalıklar tanınan yetişkin olmayan insan olarak tanımlanır. Yani çocuk hukuku, çocukların hayatlarının en kırılgan oldukları dönemde onlara hak ettikleri gibi yaşamalarını sağlamayı hedefler. Bu çerçevede çocuk hakları, kanunen ve ahlaken, dil, din, ırk, mezhep gibi hiçbir ayrımcılık gözetilmeden dünya üzerindeki bütün çocukların doğuştan; yaşama, eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik ve cinsel sömürüye karşı korunmasını hedefleyen evrensel bir kavramdır.
Çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının korunmasını sağlamak için ortaya çıkan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilgili İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, özellikle savaş bölgesindeki çocuklar için mevcut sözleşmenin koruyucu olmadığını ve dünya üzerindeki bütün çocukların haklarını korumak adına tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“Savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır”
Sözleşme ile dünya üzerindeki bütün çocukların her türlü ihmal, istismar ve kötü muamelelere karşı korunmasının hedeflendiğini Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, “Bu amaçla ülkelerin sorumluluklarını belirleyerek bütün dünyayı kapsayacak standartlar belirlenmiştir” dedi. Şu anda ise savaş bölgesindeki çocuk sayılarına bakıldığında ciddi ve acil bir durum ile karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Zeynep Deniz Seven, “Günümüz 21. yüzyıl dünyasında savaşların durumuna baktığımız zaman, modern dönemde gerçekleşen bu savaşların şekli değişerek “belli coğrafyalarda” ve “vekalet savaşları” şeklinde olduğu görülmektedir. Bu durum savaşta belli bir cephe olmamasını ve milyonlarca sivilin çatışmalarının ortasında kalarak hedef alınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla sivillerle birlikte çocuklar da en ağır şekilde yaşanan çatışma ortamında kalmaktadır. Save the Childiren 2021 raporuna göre tüm çatışma bölgelerinde 450 milyon çocuk yaşamaktadır. Bunların 230 milyonu ise en ölümcül çatışma alanlarında kalmaktadır. Avrupa’da yaşayan tahmini çocuk sayısının 120 ile 150 milyon olduğunu düşünecek olursak durumun ciddiyeti hakkında daha net fikir sahibi olabiliriz. İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren sadece 85 günde 10 binin üzerinde çocuk ölümü, bir o kadarının sakat ve yetim kalması ve 1 milyona yakınının ise temel barınma, beslenme haklarının ellerinden alınmasına, şiddet ve istismara uğramasına sebep olmuştur. Sayısal verilere bakıldığında, savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır. Bu durum Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğini bir kez daha tartışmaya açmıştır. Ne yazık ki BM tarafından azınlıkta kalan bazı ülkelere veto etme hakkı tanınması sonucu sözleşmenin dünya üzerinde en çok üye ülke tarafından onaylanmış olmasına rağmen uygulanamaması sonucunu ortaya çıkarmıştır” dedi.
Seven sözleşmenin daha önce de düzenlendiğini hatırlatarak, “Çocuk hakları ihlalleri daha önce dünya üzerinde 3 kez düzenleme ihtiyacı doğurmuştu. Bugün yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı acilen 4. bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır. Bu düzenleme hepimiz adına geleceğimizin teminatı olacaktır. Zira bu günkü şartlarda insanların geleceğe karşı umutsuz bakışı artarak devam emektedir” şeklinde konuştu.
Bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur
Seven sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Daha sürdürülebilir bir dünya ancak bugünün çocuklarının öncelikli olarak yaşama ve gelişme haklarının en iyi şekilde korunması için daha gerçekçi çözüme gidilmesi ile gerçekleşebilir. Geleceğimiz olan çocuklarımızın korunması için acil çözüm yollarına gidilmesi bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur ve bu sorumluluk ancak daha kapsayıcı ve eşitlikçi çözüm ile gerçekleşecektir.” – İSTANBUL
]]>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde normal doğumla üçüncü bebeğini dünyaya getiren anne Aslı Deveci’yi ziyaret eden Göktaş, 3 kilo 650 gram doğan kız bebek Beril Ece’nin ömrünün uzun, bahtının güzel olması, sağlıkla büyümesi temennisinde bulundu.
Anne Deveci’nin sağlık durumuna ilişkin bilgi alan Göktaş, Beril Ece bebeği kucağına alarak yakından ilgilendi.
Ailenin diğer çocuklarıyla ilgili de bilgi alan Göktaş, “Kardeşleri şimdi heyecanlı bekliyorlardır.” dedi.
Bakan Göktaş, ardından normal doğumla 3 kilo 350 gram olarak dünyaya gözlerini açan kız bebek Hatice Kübra’nın annesi Zeynep Cömert’i ziyaret etti.
Anne ve eşinin de aynı hastanede sağlık personeli olarak çalıştığını öğrenen Göktaş, “Bebekler bizim için çok kıymetli. Onlar bizim umudumuz, geleceğimiz.” diye konuştu.
Ziyaretlerinin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Göktaş, yeni yılın ilk bebeklerini ziyaret ettikleri için çok mutlu olduğunu dile getirdi.
Hem bebeklerin hem de annelerin gayet sağlıklı olduğunu belirten Göktaş, “Her doğan bebek bizim için çok kıymetli. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlanan bir nüfus var. Her doğan çocuk ülkemizin geleceği için oldukça kıymetli. Bakanlık olarak hem aile hem çocuk odaklı politikalar üretiyoruz, üretmeye de devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
2024’ün sağlık ve esenlik getirmesini dileyen Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
” Filistin’de bu gece dahi bombalar altında yeni yılı geçiren kadınlar ve çocuklar var. İnşallah ateşkes en kısa sürede sağlanır ve oradaki kadınlar ve çocuklar da sağlık ve huzura ererler. Bizler de Cumhurbaşkanı’mız önderliğinde din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın hiç kimseyi geride bırakmıyoruz. Her türlü çocukların, kadınların, ailelerin yanında oluyor, olmaya da devam ediyoruz. Dün Filistinli, Ukraynalı çocukları ziyaret ettik. Onlar da zor süreçlerden geçti. Sayın Emine Erdoğan’ın da destekleriyle Filistinli çocukları ülkemize getirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bir an önce ateşkes sağlanır. Bizler de mazlum coğrafyalardaki çocuklarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
Bebeklerini kucağına almanın sevincini yaşayan anne Aslı ve Adem Deveci çifti, 2024 yılının ilk bebeği olması nedeniyle mutlu olduğunu söyledi.
Doğumun çok kolay geçtiğini, ebelerin kendisine çok yardımcı olduğunu dile getiren anne Deveci, “Bir kızım, bir oğlum vardı, bu çocuğum da kız oldu. Kardeşler merakla aşağıda bekliyor.” dedi.
“Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek”
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin de hastanenin “gebe ve bebek dostu” olduğunu belirtti.
Hastanenin açıldığı günden bugüne normal doğumu desteklediği söyleyen Tekin, “Amacımız doğumları normalleştirip güzelleştirmek. Sağlıklı nesilleri topluma kazandırabilmek.” dedi.
Hastanede gebe okulunun da bulunduğunu bildiren Tekin, “Gebelerimiz ilk başvurularından itibaren eşleriyle gebe okullarına kaydını yaptırıp ücretsiz faydalanabiliyor. Özellikle emzirme, anne sütünün ve doğum şeklinin önemine dair pek çok konudan bahsediliyor. Profesyonel ekipten yardım alıyorlar.” diye konuştu.
]]>
