Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi Play-off Turu ikinci maçında Young Boys’a evinde 1-0 yenilmişti.
İlk maçı da deplasmanda 3-2 kaybeden sarı-kırmızılılar Devler Ligi’ne veda etmişti.
3 MAÇ CEZA VERİLDİ
Bu müsabakanın son dakikalarında kırmızı kart gören Fernando Muslera’ya ceza verildi.
UEFA Disiplin Kurulu, Muslera’ya 3 maç ceza verdiğini duyurdu.
Tecrübeli eldiven; PAOK, RFS ve Elfsborg maçlarında forma giyemeyecek.
NELER OLMUŞTU?
Karşılaşmanın 87. dakikasında konuk ekip, Alan Virginius’un attığı golle öne geçmişti.
Virginius, gol sevincine koşarken Galatasaray’ın Uruguaylı file bekçisi Fernando Muslera’nın çelme taktığı gerekçesiyle Norveçli hakem Espen Eskas kırmızı kartına başvurmuştu.
88. dakikada Muslera, kırmızı kartla oyun dışında kalmıştı. Karşılaşmaya 10 kişi devam eden Galatasaray’da Kerem Aktürkoğlu’nun yerine Günay Güvenç oyuna girerek kaleye geçmişti.


Emre Çalışkan
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ADANA – Adana’da alkollü araç kullanarak trafiği tehlikeye düşüren sürücülere yönelik yapılan uygulamada ceza yağdı. Alkollü araç kullananların yanı sıra trafik kurallarını tanımayan sürücülere toplamda 2 milyon 145 bin TL para cezası uygulandı.
Adana Emniyet Müdürlüğü Trafik ve Denetleme Şube Müdürlüğü ekipleri, kent genelinde kural tanımayan sürücülere yönelik uygulamalarına hız kesmeden devam ediyor. Yapılan uygulamalar çerçevesinde 2 bin 621 araç kontrol edildi. Alkollü araç kullanarak trafiği tehlikeye düşüren 15 sürücünün ehliyetine el konuldu. Araçlarında abart egzoz bulunduran 9 sürücüye, ehliyetsiz trafiğe çıkan 44, kırmızı ışık ihlali yapan 39, kask ihlalinden 87, seyir halinde cep telefonuyla konuşan 46 sürücüye cezai işlem uygulandı.
Kural tanımayan sürücülere toplamda 2 milyon 145 bin TL para cezası uygulandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuzlar sanık Ogün Samast ve Ersin Yolcu, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in de aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar da tutuklu bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı.
Dink ailesinin avukatı ve sanık avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada ayrılan dava kapsamındaki ilk savunmasını yapan sanık Samast, iddianameye konu eylemleri daha önceki yargılandığı davada anlattığını, olayın üzerinden yaklaşık 19 sene geçmesi nedeniyle cinayete ilişkin sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal arasında geçen konuşmaları hatırlamadığını iddia etti.
“Arkamız sağlam’ konuşmalarını duydum”
Erhan Tuncel’in evine 2-3 kez gittiğini, burada Tuncel ve Yasin Hayal arasında “arkamız sağlam” konuşmalarını duyduğunu aktaran Samast, şu savunmayı yaptı:
“Ben bu olayı Erhan’ın bildiğini bilmiyordum. Biz Erhan’ın evine sohbet için gidiyorduk. Bir taraftan Yasin de beni tehdit ediyordu. ‘İşten vazgeçersen sen de bedel ödersin.’ diyordu. Bu olayı yapmamın en büyük sebebi Yasin’in beni tehdit etmesi. Yasin sıradan vatandaş değil. Bir sürü eylemi var. Hiç istemediğim olaya Yasin yüzünden dahil oldum.”
Mahkeme heyeti başkanının, “Yasin Hayal seni askerden, jandarmadan, polisten herhangi biriyle tanıştırdı mı, herhangi bir kuruma gittiniz mi?” sorusunu yanıtlayan Samast, “Hayır tanıştırmadı ve gitmedik.” dedi.
“Karman çorman bir dava oldu bu”
Erhan Tuncel’in evinde geçen konuşmaları net hatırlamadığını da öne süren Samast, “Olaydan sonra panik havası oldu. Ben de, ‘Trabzon’a gideyim ne olacaksa olsun.’ dedim. Karman çorman bir dava oldu bu. Biz örgütten de ceza aldık.” diye konuştu.
Sanık Samast, Ramazan Akyürek’in avukatının “Ramazan Akyürek’le daha önce tanıştınız mı ve Hrant Dink’i öldürmeniz için doğrudan talimat aldınız mı?” sorusuna karşılık da, tanışmadıkları ve talimat almadığı yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen diğer sanıklar ise bir diyeceklerinin olmadığını beyan etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyanın, mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine ve sanık Samast hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağı yönündeki adli kontrol tedbirinin devamına karar verdi.
Tanık Ali Fuat Akdağ hakkında zorla getirme emri düzenlenmesini kararlaştıran heyet, sanıklar Tuncel ve Hayal’in avukatlarının olay yerinde keşif yapma talebini ise reddetti.
Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
Davanın geçmişi
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Dink cinayetine ilişkin kararını 26 Mart 2021’de açıklamıştı.
Bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası veren heyet, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyasını ayırmış, ölen sanık Şeref Ateş hakkındaki davanın ise düşmesine karar vermişti.
Heyet, kararda bazı sanıklar hakkında başkaca suçlardan işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına hükmetmişti.
Mahkemenin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın önceden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulundukları, cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamayıp FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları anlatılıyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü sanık Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı sanık Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, sanıklar Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri isteniyor.
Samast hakkındaki yeni dava 11 sanıklı dosyayla birleşti
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede de Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan “müşteki” olarak yer alırken, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusunda bulunduğu kaydediliyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları ifade edilen iddianamede, Samast hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
İddianamede, Samast hakkında ele geçirilen bir kısım delillerin örgütün yönetici ve üyeleriyle belli bir irtibatının olduğunu, bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak yer aldığı iddianamede, Samast’ın FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.
Samast 15 Kasım’da tahliye edilmişti
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım’da tahliye edilmişti.
]]>Malta’nın Gzira kentinde 18 Ocak 2023’te arkadaşlarıyla doğum gününü kutladıktan sonra kaldırımda yürüdüğü sırada Fransa-Malta vatandaşı Camilleri’nin kullandığı aracın ezmesi neticesinde hayatını kaybeden Pelin Kaya’nın ölümüne ilişkin Malta’da açılan dava bugün sonuçlandı ve Camilleri suçlu bulunarak 40 yıl hapse mahkum edildi.
Valetta Adliyesi’ndeki karar duruşmasında aile üyeleriyle beraber hazır bulunan ve en başından beri hukuk mücadelesini sürdüren Pelin Kaya’nın ablası Derya Kaya, kararın açıklanmasının ardından AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Duruşmanın Maltaca yapıldığını bu nedenle çok fazla bir şey anlamalarının mümkün olmadığını belirten Kaya, duruşmayı Türkiye’nin Valetta Büyükelçiliğinin sağladığı tercüman vasıtasıyla takip ettiklerini anlattı.
Derya Kaya, “Kadın yargıçtı. Yargıcın yüzünden, ses tonundan anlayabildiğimiz şey bayağı öfkeli olduğuydu. Bütün süreci Maltaca okudu. Sonra da kendi yorumunu ekledi. Yargıç şunu söylemiş; ‘Bana kalsa bu davada verilecek ceza, ömür boyu hapistir. İtiraf ettiğin için yasalar, 40 yıl ceza vermeme izin veriyor. Dolayısıyla ben yapılan 37 yıllık anlaşmayı feshedip, 40 yıl ceza veriyorum.’ Üzerine de etrafa verdiği zarardan yaraladığı insanlardan vesaire cezaları da paraya çevirip, yanılmıyorsam 27 bin avro civarında tazminat çıkardı. Bunu ödeyemediği her süre için de hapis cezasına ilave yapılacağını söyledi.” ifadelerini kullandı.
Kaya, bu noktada hakimin itiraf anlaşmasına dayanarak savcılığın istediği 37 yılın üzerinde ceza vermesi sebebiyle savunma tarafının 2 haftalık bir itiraz süresinin olduğunu, itiraz edilirse davanın jürili aşamaya geçeceği bilgisini verdi.
Derya Kaya, avukatlarının da kendisinin de savunma tarafından bu karara bir itiraz geleceğini düşünmediğini söyledi.
Kararı nasıl karşıladıkları sorulan Derya Kaya, “İlk süreç tamamlandı. Adım adım ilerleyeceğiz.” dedi.
Kaya, bu dava için annesi, kız kardeşi, teyzeleri ve amcası da olmak üzere kalabalık geldiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Ben ilk süreci bu kadar hızlı kapattığım için, şu an doğru karar verdiğimi düşünüyorum. Çünkü bir kez daha yıkıldıklarını, başa döndüklerini gördüm. Annem, kardeşim, diğer aile üyeleri yıkıldı. O katili görmek kolay bir psikoloji değil. Herkesin kaldırabileceği bir durum değil. Çelik gibi sinirlere sahip olmak lazım. Bir kayıp yaşayan aile de ne yazık ki o kadar güçlü sinirlere sahip olamıyor. Ben bu süreci, bu anlaşmayı böyle sürükleyerek kapattığım için doğru karar verdiğime inanıyorum. Bir de alabileceği maksimum ceza 40 yıldı. Onu da aldık, itiraf ettirerek aldık en azından. Attığımız adımların doğru olduğunu düşünüyorum. Şimdi ikinci aşamaya geçeceğiz.”
İkinci aşamada atacakları adımların ne olduğu sorusuna da Derya Kaya, “İkinci aşama da tazminat aşaması. İtirafa ve bu karara dayanarak ayrı bir dava olacak. Bizim avukatlarımız açacak.” cevabını verdi.
Derya Kaya, aile üyeleri olarak dün Pelin’in hayatını kaybettiği noktayı ziyaret ettikleri bilgisini de paylaştı.
Pelin Kaya’nın hayatını kaybettiği olay
Malta’nın Gzira kentinde Testeferrata Caddesi’nde 18 Ocak 2023’te saat 01.00 sularında Jeremie Camilleri’nin kullandığı araç, bir restoranın önünde yürüyen Pelin Kaya’ya çarpmıştı.
Görgü tanıkları, Camilleri’nin, aracından inerek Kaya’ya taş attığını, yardım etmek isteyenlere de engel olduğunu aktarmıştı.
Malta polisi, saldırgan tavırlar sergileyen Camilleri’yi elektroşok tabancası yardımıyla gözaltına almıştı. Camilleri, çıkarıldığı mahkemede, “kasten öldürme” suçundan tutuklanmıştı.
Pelin Kaya’nın cenazesi 22 Ocak 2023’te İstanbul’da toprağa verilmişti.
Olay gününden beri tutuklu yargılanan ve suçunu hep inkar eden Jeremie Camilleri, bu yıl 5 Şubat’ta ifade değiştirerek Kaya’yı öldürdüğünü itiraf etmiş, hakkındaki tüm suçlamaları kabul etmişti. Bunun üzerine, savcılık ve savunma tarafı itiraf anlaşması üzerinde mutabık kalmış, Kaya ailesi de yargılamanın daha fazla uzamaması ve katilin bir an önce ceza alması için itiraz etmeyerek buna rıza göstermişti.
Abla Derya Kaya, Instagram’dan bu konuya dair yaptığı paylaşımda, “Kaya ailesinin bu trajedinin kaybedeni olduğunu ve Pelin’in bir daha geri dönmeyeceğini, acının hiçbir zaman dinmeyeceğini bilmenizi isterim. Katilin en ağır cezayı hak ettiğini düşünsek de adaleti bir an evvel sağlamak adına, sürecin zor ve yorucu doğasını göz önünde bulundurarak daha hızlı bir şekilde sonuca varılması için savcılık ofisi tarafından yapılan görüşmelerde tarafımıza danışıldığını ve bu görüşmelerde yer aldığımızı, itiraf anlaşmasının şartları konusunda anlaştığımızı teyit edebiliriz.” ifadelerini kullanmıştı.
Pelin Kaya’nın katili Camilleri, 5 Mart’taki davada 40 yıl hapse mahkum edilmişti.
]]>Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü birimleri son bir haftada gerçekleştirdikleri asayiş denetimleri ve operasyonlarla Balıkesir’de huzur ve güvenliği sağlamaya devam ediyor. Yapılan asayiş denetimleri de 150 aranan şahıs yakalanırken, 16 şahıs tutuklanarak ceza evine gönderildi. Trafik birimlerince yapılan denetimlerde ise 5 bin 34 araca toplamda 11 bin 910 TL para cezası kesildi. Asayiş birimleri ve KOM ve Narkotik ekipleri tarafından yapılan çalışmalarda çok sayıda silah, kaçak alkol ve uyuşturucu ele geçirildi.
150 aranan şahıs yakalandı
Balıkesir Asayiş Şube Müdürlüğü ve İlçe Emniyet Müdürlükleri kişilere karşı meydana gelen 287 olayın 280’ini aydınlattı. 7 faili meçhul olayın şüphelilerinin tespiti çalışmaları devam ederken, 412 şüpheli şahıs hakkında adli işlem yapıldı. Malvarlığına karşı meydana gelen 128 olayın ise, 67’sini aydınlatırken, 61 faili meçhul olayın şüphelisinin tespiti çalışmaları devam ediyor. Ekipler ayrıca 78 şüpheli şahıs hakkında adli işlem gerçekleştirdi. Asayiş şube ekipleri gerçekleştirdikleri 87 bin 39 şahıs sorgusunda 150 aranan şahsı yakaladı. Yapılan uygulamalar sonucunda ele geçirilen malzemeler ise şu şekilde; 20 ruhsatsız tabanca ve 182 adet fişek, 13 ruhsatsız av tüfeği ve 35 adet kartuş, 5 kuru sıkı tabanca ve 14 adet kuru sıkı tabanca fişeği, 3 tabanca şarjörü, 358 adet kesici delici alet ele geçirildi.
Kaçak alkole darbe; 4 tutuklama
Balıkesir KOM Şube Müdürlüğü; 12 kaçakçılık olayına müdahale etti ve 30 şüpheli şahsa işlem yaptı. Yapılan işlemler sonucunda 4 şüpheli şahıs tutuklandı. Müdahale edilen olaylarda; 5 litre alkollü içki, 12 şişe alkollü içki, 2bin 450 litre karışımlı akaryakıt, 8 muhtelif emtia ele geçirildi.
Çok sayıda uyuşturucu ele geçirildi; 11 şahıs tutuklandı
Balıkesir Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri il genelinde 58 olaya müdahale ederek 80 şüpheli şahsa işlem yaptı. İşlem yapılan şahıslardan 11’i tutuklandı. Narkotik ekipleri tarafından ele geçirilen malzemeler ise şu şekilde; bin 679 adet sentetik ecza hapı, 734 gram bonzai maddesi, 159 adet extacy hap, 36 gram esrar maddesi, 33 gram metamfetamin maddesi, 2 gram skunk maddesi, 54 bin 945 TL.
FETÖ/PDY üyesi bir kişi tutuklandı
Balıkesir TEM Şube Müdürlüğü tarafından FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün faaliyet ve deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalar kapsamında; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Üyesi olma suçundan yargılanması yapılan ve hakkında 6 yıl 3 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan bir şahıs adliyedeki işlemlerin ardından Kepsut Cezaevine teslim edildi.
132 göçmen geri gönderme merkezine teslim edildi
Balıkesir Göçmen Kaçakçılığı ile Mücadele ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü, Göçmen kaçakçılığı ile mücadele kapsamında Balıkesir merkezinde 3, Ayvalık ilçesinde 129 olmak üzere toplam 132 düzensiz göçmen yakalandı. Yakalanan 132 yabancı uyruklu şahıs Balıkesir Bandırma Geri Gönderme Merkezine teslim edildi.
Sürücülere 11 milyon 910 bin TL ceza; 96 kişinin ehliyetine el koyuldu
Balıkesir’de son bir haftada bir ölümlü kaza meydana gelmiş ve bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Meydana gelen 74 yaralanmalı kazada ise 92 vatandaş yaralandı. Balıkesir Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü, Balıkesir genelinde 171 okul servisi, 2 bin 189 motosiklet, 3 bin 964 alkol/ uyuşturucu ve uyarıcı, 6 bin 937 kış lastiği ve 27 bin 999 araç denetimi gerçekleştirdi. Yapılan denetimlerde 5bin 34 araç ve sürücüye 11 milyon 910 bin 762 TL tutarında para cezası uygulandı. Ekipler ayrıca alkol denetiminde 96 kişinin ehliyetini iptal ederken, 356 araç trafikten men edildi. – BALIKESİR
]]>Tunç, Burdur Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Adalet Bakanlığı İşyurtları Atölye ve Tesislerinin açılışında yaptığı konuşmada, hukuk devletinin temel amacının, adaletin tecellisi olduğunu anımsatarak, bunun önemli boyutunu ise ceza adaleti sisteminin oluşturduğunu belirtti.
Ceza adaleti sisteminin ilk aşamasının ceza soruşturma, ikinci aşamasının ceza kovuşturma ve üçüncü aşamasının da bu cezanın infazı olduğunu ifade eden Tunç, soruşturma ve kovuşturma sonrasında gerçekleşecek olan cezanın infazı ile ilgili aşamanın, ceza adaleti açısından önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Bakan Tunç, suçlunun hem bir yaptırımla karşı karşıya kalmasının hem de onun yeniden topluma kazandırılmasının, ceza adaletinin temelini oluşturduğunu dile getirerek, ceza infaz sisteminin amacının yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, aynı zamanda suçluları yeniden topluma kazandırmak ve toplumu suçtan korumak olduğunu vurguladı.
Ceza infaz kurumlarının aynı zamanda birer eğitim kurumları olduğunu aktaran Tunç, kurumlarda 893 öğretmen görev yaparken, 63 bin 888 hükümlü ve tutuklunun da eğitim gördüğünü anlattı.
Tunç, Adalet Bakanlığı ile Kültür Turizm Bakanlığı arasında imzalanan işbirliği protokolü kapsamında, hükümlü ve tutukluların 6 ilde faaliyet gösteren 8 adalet halk kütüphanesindeki 23 milyon kitaptan yararlanabildiğini dile getirdi.
İşyurtları sistemi milli ekonomiye katkı sağlıyor
Hükümlülerin infaz sonrası yaşamlarında topluma kazandırılmaları ve meslek edinmeleri amacıyla işyurtları kurumunun önemli faaliyetler yürüttüğünün altını çizen Tunç, şöyle konuştu:
“İşyurtlarımız sayesinde cezaevlerimiz sadece suçluların ıslah edildiği yerler olmayıp aynı zamanda işbaşı mesleki eğitim veren büyük bir teşkilat yapısına da sahiptir. Bu konuda hedef koyarken, batı infaz sistemlerinin ötesinde, içerisinden çıktığımız medeniyetin gereklerine uygun olarak, insanlarımızı kazanmayı ve yüksek değerler ile donatarak topluma geri dönmelerini amaçlıyoruz. Bu kapsamda, işyurtlarımız üretimin hiç durmadığı bir fabrika gibi çalışmalarına devam ediyor. Türkiye genelinde 403 Ceza ve İnfaz Kurumumuzda toplam 367 işyurdu müdürlüğünde bin 700 atölye ve tesisimiz bulunuyor. Bu işyurdu atölyelerinde, gıdadan tarım ve hayvancılığa, mobilyadan el sanatlarına, tekstilden hazır giyime, metal işlerinden inşaat ve onarım işlerine kadar 200’den fazla meslek dalında işbaşı meslek eğitimi veriyoruz. Bu tesislerde her yıl ortalama 58 bin 500 hükümlü ve tutuklu çalışıyor. Başta tarım ve hayvancılık sektörlerinin yanı sıra endüstriyel üretimde de öne çıkarak yerli ve milli üretimi destekleyen işyurtları sistemimiz, milli ekonomimize katkı sağlarken, buradan elde edilen gelir adalet hizmetlerine harcanıyor.”
Tesislerde 104 hükümlü çalışacak
Yılmaz Tunç, açılışını gerçekleştirdikleri Burdur İşyurtları Atölye ve Tesislerinin 698 bin metrekare büyüklüğündeki Burtrak arazisi üzerine kurulu olduğunu ifade etti.
Yerleşkede işyurdu müdürlüğüne bağlı işkollarında 52 personel ve 104 hükümlünün çalışacağını belirten Tunç, bin 200 metrekare kapalı ve bin 200 metrekare açık alana sahip, restoran, dinlenme tesisi ve halka açık satış mağazasının, 600 metrekare kapalı alana sahip, keçi sütünden peynir ve dondurma üretimi yapacak süt işleme tesisinin ve 3 bin 600 küçükbaş hayvan kapasiteli 4 keçi ağılının bulunduğunu kaydetti.
Konuşmanın ardından Bakan Tunç, Burdur Valisi Türker Öksüz ve protokol üyeleri tarafından tesisin açılış kurdelesi kesildi.
Açılış sonrasında Tunç ve beraberindekiler tesisleri gezdi.
]]>Kurul, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesince görülen ve 25 Nisan 2019’da karara bağlanan davaya ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
Buna göre, kozmik odada arama yaptıran eski savcı Mustafa Bilgili’ye Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 11 yıl 3 ay ve “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 5 yıl 10 ay hapis cezaları onandı.
Bilgili hakkında, devlet sırrına ilişkin bilgileri aynı suçtan başka davada yargılanan eski TÜBİTAK çalışanı Ünal Tatar’a vermek suretiyle “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk amacıyla açıklamak” suçundan açılan kamu davasının ayrılması kararı da uygun bulundu.
Kozmik odaya ilişkin soruşturma kapsamında bazı kararlar veren eski hakim Halil İbrahim Kütük’e “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 8 yıl 9 ay hapis cezası ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 3 yıl 4 ay hapis cezası onandı.
Eski hakim Nihal Uslu’ya “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 9 yıl ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 5 yıl hapis cezası da onandı.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kozmik odadaki aramalara katılan eski hakim Kadir Kayan’ın da aralarında olduğu firari sanıklar hakkında verilen dosyaların ayrılması yönündeki kararları uygun buldu.
Kurul tarafından oy birliğiyle verilen kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.
“Devlet sırrı” niteliğindeki belgeler ele geçirilmişti
Genelkurmay Başkanlığının tüm itirazlarına rağmen Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının “kozmik oda” olarak bilinen kısımlarında 20 gün boyunca yapılan aramaların ayrıntıları, çeşitli kurumların raporlarıyla ortaya çıkmıştı.
Yargıtay 16. Ceza Dairesindeki yargılamalar sırasında verilen ara karar gereği Genelkurmay Adli Müşavirliğince gönderilen raporla, aramalarda TSK’nın “devlet sırrı” niteliğindeki belgelerinin ele geçirildiği tescillenmişti.
Raporda, davaya konu belgelerden, incelenen 374 dijital veri ve 7 fiziki belgenin dördünün oluşturulduğu tarihten itibaren devlet sırrı niteliği taşımadığı, bunlar dışında kalan diğer tüm belgelerin başlangıcından itibaren devlet sırrı olduğu ve bu özelliklerini halen koruduğu belirtilmişti.
Raporda, “Devlet sırrı olduğu belirtilen bir kısım belgelerin, düşman ülkeye savaş hazırlıklarımızı, savaş etkinliğimizi ve çalışma prensiplerimizi ortaya koyabilecek nitelikte bilgiler içerdiği anlaşılmıştır.” tespiti yer almıştı.
“Kozmik oda”da ne olmuştu?
Bülent Arınç’a “suikast” düzenleneceği yönündeki telefon ihbarı sonucu konuyla ilgili soruşturma başlatan dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı 11 ve 16 numaralı odalarda 25 Aralık 2009’da arama yapmak istedi.
Genelkurmay Seferberlik Tetkik Dairesi Başkanlığı ise 11 ve 16 numaralı çift kilitli çelik kapılarla muhafaza edilen odalardaki bilgi, belge ve arşiv kayıtlarının devlet sırrı niteliğinde, devletin güvenliğiyle ilgili olduğundan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 125. maddesi gereği cumhuriyet savcılığına bu odalara giriş izni verilemeyeceğini yazıyla belirtmişti.
Bunun üzerine, Bilgili yerine dönemin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Kadir Kayan, 26 Aralık 2009’da 11 ve 16 numaralı odalarda arama yapmaya başladı.
Kayan’ın 20 gün süren araması sonucu CD, dosya ve harddisklerden oluşan “gizli belgeler” dışarı çıkarılarak, bugün FETÖ ile bağlantılı oldukları tespit edilen TÜBİTAK uzmanı bilirkişilere çözümletildi.
Genelkurmay Başkanlığının o günlerde tuttuğu tutanaklarda, odalardaki belge ve arşiv kayıtlarının, devlet sırrı niteliğinde olduğunun belirtilmesine rağmen arandığı ifade edilerek, “Hakim Kadir Kayan tarafından bugüne kadar yapılan incelemelerde 1970’li yıllardan günümüze kadar yüklenen suçla ilgisi olmayan devlet sırrı niteliğindeki tüm bilgilere nüfuz edilmiştir.” denilmişti.
Bu aramanın ardından Yargıtay üyesi yapılan Kadir Kayan, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana firari durumda bulunuyor.
]]>İçerisinde emekli bayram ikramiyelerine artışı da düzenleyen ve kamuoyunda 8. Yargı Paketi olarak anılan Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. 298 milletvekili oy kullandı; 237’si kabul, 61’i ise red oyu verdi.
İlgili kanun teklifi geçen hafta Adalet Komisyon’undaki 2 günlük görüşmenin ardından Genel Kurul’a sevk edilmişti. Genel Kurul’da bu hafta gündeme alınan 42 maddelik teklifin görüşmeleri 3 gün sürdü.
TMSF’NİN KAYYUM OLARAK ATANMASI DÜZENLEMESİ TEKLİFTEN ÇIKARILDI
Görüşmelerde, Genel Kurulda kabul edilen değişiklik önergesiyle 22. maddedeki, “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, silahlı örgüte silah sağlama, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde yargı mercilerince kayyum atanmasına karar verildiği takdirde, bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanabilmesini” içeren düzenleme teklif metninden çıkarıldı.
Teklifin kanunlaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, Genel Kurul’un gündemindeki çalışmaları tamamladığını ifade ederek, 67. birleşimi 31 Mart’taki yerel seçimler sonrasında yani 2 Nisan 2024 Salı günü toplanmak üzere kapadı.
Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, özetle şu düzenlemeleri içeriyor:
“İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak. Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor. Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemelere gidilecek.
Buna göre, TCK’de belirtilen “Devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında, sanığa yüklenen suçtan dolayı yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalacak. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edecek.”
]]>Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidiliyor. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılıyor. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.

KİŞİLİĞİN VEYA MAL VARLIĞININ KORUNMASI KRİTERİ
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getiriliyor.
Yasayla Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor. Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.

VESAYETİN SONA ERDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Yasaya göre, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.

ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEME
Yasa ile Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltiliyor. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Yasa ile Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürmünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
]]>İstanbul Okmeydanı’nda bir yakınının cenaze törenine katılmak için gittiği cemevinin avlusunda, polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava yeniden görüldü. Yeniden yargılanan S. K. isimli polis memuru, 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
2014 yılında cemevi avlusunda polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava, Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının ardından yeniden görüldü.
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, daha önce 12 bin 100 lira para cezasına çarptırılan polis S. K., Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, maktul Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ve taraf avukatları geldiler. Duruşmayı CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de takip etti.
“ADALET İSTİYORUM”: Duruşmada söz verilen Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Öncelikle suçsuz bir insana polisin silahı ile rastgele ateş ederek, eşim Uğur Kurt’un ölümüne sebep olduğu için, Uğur Kurt için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayamayarak kanser olan ve hayatını kaybeden kayınvalidem ve kayınpederim için adalet istiyorum. Babasını bir daha göremeyecek olan oğlum ve ben kendim için adalet istiyorum. Sokaktaki insanların can güvenliği için adalet istiyorum” dedi.
“AMİRLERİNİN ‘SIKMA’ UYARISINA RAĞMEN ATEŞ ETTİ”: Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, sanık polis memurunun olayın meydana geldiği tarihte deneyimli, terörle mücadele şube müdürlüğünde görev yapan, polis memuru olduğuna dikkat çekerek, bulunduğu yerden cemevindeki kalabalığı görebildiğini, amirlerinin “sıkma” diye uyarmasına rağmen ateş ettiğini söyledi. Avukat Turgut Kazan, sanık polis memurunun kullanmaması gerektiği şekilde silahını kullanarak ölüme sebebiyet verdiğini, böyle bir dikkatsizliğin ve özensizliğin kabulü mümkün olmadığını belirtti.
“KALABALIĞI GÖRÜYOR”: Kurt ailesinin avukatlarından Aslı Kazan ise “Yaşam hakkı ihlal edilen Uğur Kurt, 30 yaşında bir insandı. 2 yaşında bir çocuğun babasıydı. Bugün o çocuk babasını hiç tanımadan 12 yaşına geldi. O sokak dar bir sokak. Sanık, sokağın tepesinde durmuş, kaçmakta olan bir hedefe silahını doğrultmuş. 5 yıllık polis, 3 aydır orada görev yapıyor. Cemevinin nerede olduğunu biliyor. Orada 30 kişilik kalabalık var görüyor. Uğur’un vurulduğunu görüyor, çünkü, ‘adam vuruldu’ diyor. Sonrasında Kağıthane Emniyet Müdürlüğü’nde görevli babası olduğunu sonradan öğrendiğimiz kişi ile kamera görüntülerini inceliyor. Delilleri karartmaya çalışıyor” diye konuştu.
“TAKDİR MAHKEMENİN”: Son savunması ve son sözü sorulan polis memuru S.K., “Takdiri mahkemeye bırakıyorum. Başka da bir şey söylemek istemiyorum” dedi.
“ÖDEDİĞİMİZ PARA CEZASININ İADE EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”: Polis memuru Sezgin K.’nın avukatı Tolga Yurdakul ise şunları söyledi:
“Benim müvekkilim de orada olmak istemezdi. Bu olayda, ani bir olay gerçekleşiyor ve araçtan yanarak iniyorlar. Bundan kimse bahsetmiyor. Atılan molotof araçtan içeri giriyor. Müvekkilim ve araçtaki meslektaşları yanıyor. Müvekkil o panikle iniyor. Araca doğru bir molotof daha atılıyor. Araç ateş topuna dönüyor. Görüş açısı mümkün değil. Silahı ile bir kez şahsa doğru, diğerlerini havaya doğru ateş ediyor. Müvekkilin panik halinde olduğu sabittir. Biz aynı kararın verilmesini talep ediyoruz. AYM’nin yetki gaspı yaptığını ve karışamayacağını düşünüyoruz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ediyoruz. Müvekkilimiz daha önce verilen kararda para cezasını ödemiştir. Eğer hapis cezası verilirse daha önceki karar doğrultusunda ödediğimiz para cezasının iadesini talep ediyoruz.”
ESKİ HÜKÜM İPTAL EDİLDİ: Mahkeme heyeti, AYM’nin kararı doğrultusunda sanık polis memuru S. K. hakkında daha önce “taksirle ölüme neden olma” suçundan kurulan hükmün iptaline karar verdi.
2,5 YIL HAPİS CEZASI “Suçun vasfına göre karar verme” görevinin AYM’ye ait olmadığı dikkat çeken ve bu yönde hak ihlali kararı verilmediğini belirten mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan S.K.’yı takdir indirimi uygulayarak 2,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hapis cezasını para cezasına çevirmedi.
“BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”
“Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı” diyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, şöyle konuştu:
“Ama her davaya geldiğimizde üzülerek çıkıyoruz. Ne yazık ki adalet için adaleti arıyoruz. O noktadayız şu anda. Sevgili Uğur’u öldürenler mahkum edilmedi. Bir kez daha biz mahkum edildik. Bu şayet bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum ama bir cemevi avlusunda bir vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kendi cenazesine geldiğinde vurularak öldürülüyor. Arkasında adaleti bekliyoruz. Adalet adaletsizlikten bize tekrar yeniden ceza veriyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı. Kendi evinde, oturan toplumsal eylemlere katılan veya ibadethanesine giden herkesi ilgilendiren bir davaydı. Yani ne kadar çok tehlikede olduğumuzu, ne kadar çok sıkıntı olduğumuzu gösteren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzluktan baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Ama biz her şeye rağmen bu adaletsizliğe rağmen Türkiye’de birlikte yaşamayı, Türkiye’nin çeşitliliğini korumayı hep birlikte devam edeceğiz. Ta ki adaleti bulunana kadar ta ki adaletin herkese lazım olduğunu herkesin gördüğü noktaya kadar. Burada sevgili Uğur’un ailesi de yanımızda şu anda. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir. Bu dava Türkiye’de herkesin davası olduğunu herkesin artık görmesini istiyorum”.
“ASLA BU SONUCU KABUL ETMİYORUM HUKUKA GÖRE HAREKET EDEN HAKİMLERE DENK GELMEDEN DE BU DAVAYI BIRAKMAYACAĞIM”
“Bu sonucu kabul etmiyorum” diyen Narin Kurt, ise şunları söyledi:
“10 yıldır biz bu mücadeleyi veriyoruz. Sokaktaki herhangi bir insanın bu şekilde bizim canımızı, güvenliğimizi sağlaması gereken kişilerin aksine canımızı alması ve bunun hukuk karşısında hiçbir cezasının olmamasıyla savaşıyoruz biz. 10 yıl oldu. ve ben bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Bir insanın masum bir insanın hayatının bir çocuğun babasız bırakılmanın, bir annenin, babanın kanser olup ölmesine sebep olmasının bir eşin, eşinin elinden alınmasının ve bir daha onu hiç kimse, hiçbir ailesi göremeyecek olmasının karşılığı bilhassa yani bir insanın masum bir insanın hayatının elinden alınmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Yani hepimiz tehlikedeyiz. Bence vicdanını rahatsız eden bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa. Herkes bu davayı üstlensin. Çünkü sokakta yürürken hangimizin başına kolluk kuvveti tarafından ne geleceği ve sonrasında ne yaşayacağını gerçekten bilemiyoruz. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Yani bu belki daha uzun sürer, kaç yıl sürer? Ne olur bilmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve Adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
AYM, “YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ”: Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt eşinin polis tarafından öldürüldüğü olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle “yaşam hakkının ihlal edildiği” iddiasıyla AYM’ye başvurmuştu. Narin Kurt’un başvurusunu kabul eden AYM “yaşam hakkının ihlal edildiği”ne karar vermişti.
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir dizi programa katılmak için Kastamonu’yu ziyaret etti. Bakan Tunç’un ilk durağı Kastamonu Valiliği oldu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret eden Bakan Tunç, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Tunç, Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye devam eden 8’inci Yargı Paketi, ve seçim güvenliği ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz”
Terörle mücadele ve suç örgütlerinin temizlenmesi noktasındaki kararlılıklarını yasal düzenleme ve uygulama bakımından sürdürmeye kararlı olduklarını ifade eden Bakan Tunç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşmeleri devam eden 8’inci Yargı Paketinin 16 maddesi gece yarısı, milletvekillerimizin yoğun çabası ile kabul edildi. 43 maddeden oluşuyor, devam eden maddeleri var. Buradaki amaç yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, vatandaşlarımızın adalet hizmetlerinden memnuniyetinin en üst seviyeye çıkartmak, yargının hızlandırılmasına yönelik usuli düzenlemeleri hayata geçirmek. Yine Anayasa Mahkemesinin süreç içerisinde iptal ettiği usule ilişkin maddeler vardı, onların düzenlenmesine yönelik maddeler var. Suçla etkin mücadele, terörle etkin mücadele bakımından önemli gördüğümüz hususlar var. Kişisel verilerin korunması hassasiyetle korunması gerekiyor. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yurtdışına aktarılması hususunda sorumlulukları belirleyen, o şirketlere veri sorumlusu ve onların cezai mahiyelerini belirleyen önemli düzenlemeler var. Türk Ceza Kanunu’nun hem suç örgütleri bakımından hem de terör örgütleri bakımından 220 ve 314. maddeleri var. O maddelerde örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kişi örgüt üyesi gibi cezalandırılır maddesi vardı. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bunu ağır bir yaptırım olarak gördü, orantılı bir ceza değil şeklinde bir gerekçe ile iptal söz konusu oldu. Bu iptal neticesinde yasal düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyor. Terörle mücadelede bir zafiyetin olmaması gerekiyor. Şu anda milletvekillerimiz duyarlı davrandılar ve bir an önce o maddenin düzenlemesi ile ilgili teklifi genel kurulun önüne getirdiler. Genel kurulda görüşülüyor. Orada terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz” dedi.
“Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme”
Hak ihlalleri ile ilgili önemli bir maddenin de görüşüldüğünü kaydeden Tunç, “Uzun yargılamalardan dolayı hak ihlali nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurular vardı. Biz şimdi bir düzenleme yaparak bütün yargılamalardan dolayı ve koruma tedbirleri, ceza mahkemeleri çerçevesinde haksız tutuklama, haksız yakalama, beraat ettikten sonra gözaltına alınmaları talepleri nedeniyle Anayasa Mahkemesine tazminat talepleri vardı. Anayasa Mahkemesine gitmeden Adalet Bakanlığındaki Tazminat Komisyonuna başvurularını düzenleyen bir madde var. Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme” diye konuştu.
“Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz”
9. Yargı Paketi’nin yerel seçimlerden sonra gündeme getirileceğini kaydeden Bakan Tunç, “Yargılamaların uzun sürmemesi noktasındaki çalışmalarımız da devam ediyor. Yargının hızlandırılması hem bu teklifte var hem de 9. Yargı Paketi hazırlıklarını neredeyse tamamladık. Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz. Orada da yargının hızlandırılmasına yönelik, Ceza Mahkemesi Kanunundan cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya ve suçla mücadeleye yönelik önemli tekliflerimiz, düzenlememiz olacak ve milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız” şeklinde konuştu.
“Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu”
“Suçla etkin mücadele bakımından, para cezasına çevrilen suçlar bakımından, para cezasından hapis cezasına dönüşen suçlarla ilgili caydırıcılığı arttıracak yeni güncelleme yapmamız gerekiyor” ifadelerine yer veren Bakan Tunç, “Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu. Usule ilişkin birçok düzenleme var. Kanun yolları, istinaf, itiraz, temyiz yollarında süreler çok karışık. 7-8 günlük, 15 günlük süreler var. Bunda da vatandaşlarımız, avukatlarımız için bir hak kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla burada düzenleme yapıyoruz. Tüm itirazlar, istinaf, temyize başvuruda süre tebliğden itibaren 2 hafta şeklinde düzenleme yapıyoruz. Bazı davalarda tefhim yüze karşı okumayla başlıyordu, onu da kaldırıyoruz. Artık bütün kanun yollarında süreler tebliğden 2 haftadır” ifadelerini kullandı.
“İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır”
Basit yaralamalara yönelik yapılacak düzenlemeyle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Basit yargılama usulüne ilişkin Anayasa Mahkemesinin iptalleri söz konusuydu. Orada da itiraz yollarında, özellikle hak arama yolunu genişleten, hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına ilişkin itirazların İstinaf Mahkemesine yapılması ile ilgili ve diğer usul konularında da önemli düzenlemeler var. Suç örgütleri ve terör örgütleri, teröre finansman sağlayan önemli bir düzenleme var. O da TMSF’nin kayyum tayin edilmesi. Terör örgütleri açısından bu mümkün, ancak süresini uzatıyoruz. Suç örgütleri bakımından da TMSF’nin, terör örgütlerine, suç örgütlerine, çetelere, finansman sağlayan şirketler bakımından ya da mal varlığı bakımından kayyum tayin edilmesi ile ilgili önemli bir düzenlememiz var. Milletvekillerimiz seçim öncesi yorucu bir çalışma ile yargı paketi ile karşı karşıya kaldılar. Onlara da kolaylık diliyorum. İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır, TBMM’deki çalışmalar neticesinde Cumhurbaşkanımızın onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanması ile yürürlüğe girecektir” şeklinde konuştu.
“Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur”
Seçim güvenliği ile ilgili alınan tedbirlerle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Türkiye’de seçim güvenliğine ilişkin hiçbir endişe yoktur. Türkiye’de seçimler dünyaya örnek şekilde gerçekleşir. Sandıklar, ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları ve YSK vardır. Hem partilerin hem de yargının gözetim ve denetimindedir. Tarafsız ve bağımsız yargı gözetiminde gerçekleşiyor. Kimin nerede oy kullanacağı internette yayınlanır, herkes komşularının sandığında oy kullanacağını görür. Seçim tutanakları YSK’nın resmi sitelerinde yayınlanır. Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur. O nedenle Türkiye’nin seçimleri örnek seçimdir. Dolayısıyla seçim güvenliği bakımından gerek güvenlik güçlerimizin aldığı tedbirler, yargımızın, YSK’nın aldığı tedbirler vardır. Aylar öncesinde bu tedbirler alınmıştır. Hiçbir sorun olmadan bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Adaylıklarla ilgili itirazlar söz konusu. Bu itirazlarla ilgili ilçe seçim kurullarının vermiş olduğu kararlar il seçim kurulları tarafından denetlenir. Orada da bir hata varsa YSK’ya gider, onun da vereceği karar kesin olur. Hak ihlali olmadan süreç devam eder” dedi. – KASTAMONU
]]>İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya sanık S.K, maktul Uğur Kurt’un ailesi ile taraf avukatları katıldı.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile bazı partililerin de izleyici olarak takip ettiği duruşmada savunma yapan Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, basit taksir üzerinden hüküm kurulamayacağını savunarak, sanığın olay anında atış hedefinden sapma olabileceğini öngörmesi gerektiğini söyledi.
Maktulün eşi Narin Kurt ise “Suçsuz bir insana rastgele silahla ateş ederek eşimin ölümüne sebep olduğu için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayanamayıp vefat eden kayınpederim ve kayınvalidem ile bir daha babasını göremeyecek oğlum için adalet istiyorum.” dedi.
Sanık polis memuru S.K. ise takdiri mahkemeye bıraktığını, başka bir şey söylemek istemediğini belirtti.
Karar
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan daha önce kurduğu hükmü, AYM’nin “hak ihlali” kararı kapsamında iptal etti.
Suç vasfına yönelik karar verme görevinin AYM’ye ait olmadığı ve bu yönde bir “hak ihlali” kararı verilmediği vurgusu yapan heyet, “taksirle ölüme neden olma” suçunun işleniş şekli, özellikleri, sanığın kusur durumu ve AYM’nin “hak ihlali” kararının gözetildiğini belirtti.
Tüm bu hususlara göre sanığa ceza maddesindeki alt sınırdan uzaklaşarak 3 yıl hapis cezası öngören mahkeme heyeti, duruşmalardaki tutum ve davranışlarını takdiri indirim nedeni kabul ettiği sanığın cezasını 1/6 oranında indirimle 2 yıl 6 aya düşürdü.
Duruşmanın ardından basın mensuplarına açıklama yapan Narin Kurt, “Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne-babanın kanser olup ölmesine sebep olunmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa herkes bu davayı üstlensin. Ben bu davayı devam ettireceğim, sonucu kabul etmiyorum.” sözleriyle karara tepki gösterdi.
Olayın geçmişi
Uğur Kurt, Okmeydanı’nda 22 Mayıs 2014’teki olaylar esnasında, bir yakınının cenaze törenine katılmak için Okmeydanı Cemevi’nde bulunduğu sırada başına mermi isabet etmesi sonucu yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, sanık polis memuru S.K. hakkında “taksirle öldürme” suçundan 6 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.
Dosyanın gönderildiği İstanbul 85. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın “taksirle öldürme” değil, “kasten öldürme” suçundan yargılanması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, sanığın “olası kastla öldürmek” suçundan 20 ila 25 yıl arasında değişen sürelerdeki hapis cezasını öngören hükme göre yargılanmasını istemişti.
Dava dosyası, istenen cezanın ağır ceza kapsamında olması nedeniyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmişti.
Savcı 25 yıla kadar hapis istemişti
Yargılama sırasında esas hakkındaki görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın olası kastla hareket edip Uğur Kurt’un silahla ölümüne sebebiyet verme suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasını talep etmişti.
Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanığa “taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıl hapis cezası vermişti. Duruşmadaki tutum ve davranışlarını lehine takdiri indirim nedeni kabul ederek sanığın cezasını 1 yıl 8 aya indiren mahkeme, bunu da 605 gün karşılığı 12 bin 100 lira adli para cezasına çevirmişti.
Kararın ardından Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt’un başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, “maktulün yaşam hakkının ihlal edildiğine” yönelik bir karar vererek sanığın yeniden yargılanmasına hükmetmişti.
]]>Sevda SARIKAYA-İSTANBUL, (DHA)-BAYRAMPAŞA Cezaevi’nde 21 yıl önce ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nda 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin de yaralanmasına ilişkin dönemin jandarma personellerinin de aralarında bulunduğu 194 sanığın yargılandığı davada dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tanık olarak ifade verdi.
Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan ara celsede tanık olarak dinlenen dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, katılanların avukatının dosyaya sunduğu 37 sorunun bir kısmını yanıtladı.
21 yıl önce Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ ile ilgili aralarında dönemin jandarma personellerinin de yer aldığı 194 kişinin yargılandığı davada, dönemin İşişleri Bakanı Sadettin Tantan tanık olarak ifade verdi. Operasyon öncesi, Marmara bölgesindeki cezaevlerinin gezilerek tutukluların olası bir operasyona karşı çıkıp çıkmayacağına ilişkin keşif yapıldığına yönelik iddialara ilişkin Tantan, “O zamanlarda pankart asmak, duvarlara yazı yazmak gibi basit suçlarla yatan gençlerin tahliye şartı gerçekleşmiş olmasına rağmen, örgüt mensuplarınca cezaevlerinde tutuluyorlardı. Buna ilişkin aileler tarafından ve mahkemeler tarafından çokça şikayet vardı. Amaçları örgütün kontrolünü sağlayabilmek ve örgüt mensubu kişiler yetiştirebilmekti. Bunlar arşiv kayıtlarında da vardır. O zaman tam anlamıyla cezaevlerinin kontrolü devletten çıkmış, örgüt liderlerinin kontrolüne girmişti. Örgüt liderleri cezaevlerindeki örgüt mensuplarına da bu şekilde devam etmeleri yönünde talimatlar veriyordu. Aynı zamanda cezaevlerinin mimarisi örgüt mensuplarınca değiştirilmişti. Biz de o zamanlar bu duruma bizzat şahit olmuştuk. Operasyonun gerçekleşmesinin gerçek nedeni budur” dedi.
“ASIL AMAÇ KİMSENİN CANINA ZARAR GELMEDEN OPERASYONU TAMAMLAMAKTI”
Tantan, dava dosyasında bulunan “gizli” ibareli, başlığında “Cezaevleri Müdahale Harekat Emri No:1” yazan belgenin altındaki imzanın kendisine ait olduğunu ifade ederek, “Hükümet kararı icra edilmiştir. Benim tek başıma böyle bir emir düzenlemem mümkün değildir. Zaten emrin altında başka imzalar da vardır. O zaman yetkim gereği bu emre imza atmam gerekiyordu. Buradaki asıl amaç kimsenin canına zarar gelmeden operasyonu tamamlamaktı. Kesin emir bu şekildeydi” ifadelerini kullandı.
“HEP BİRLİKTE ÖN ÇALIŞMA YAPARAK BU OPERASYONUN İÇİNDE YER ALDIK”
Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un ifadesindeki, “Hayata Dönüş Operasyonu’nun yetkisi ve operasyonun planlamasını İçişleri Bakanlığı yaptı. Operasyonu da İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı yaptı, operasyonel güç de bunlardaydı” sözlerinin hatırlatılması üzerine Tantan, “Milli Güvenlik Kurulu ve hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda Adalet Bakanlığının cezaevlerinde bu operasyonu gerçekleştirmesi gerekiyordu ve bu operasyon için ilgili kurumların yardımı gerekiyordu. Bu yüzden İçişleri Bakanlığı olarak yetkili olan bizler ve yetkili cezaevi savcılığı ve jandarma komutanlıkları hep birlikte ön çalışma yaparak bu operasyonun içinde yer aldık. Operasyonu gerçekleştirirken bütün ceza infaz kurumlarının mimari planını da göz önünde bulundurarak hiçbir cana zarar gelmemesi adına hassasiyetle hareket ettik” şeklinde ifade verdi.
“CEZAEVİ SAVCISI VE JANDARMA KOMUTANLIĞI HER TÜRLÜ KARARI ALMAKTA YETKİLİYDİ”
“Kapalı alanda kullanılamayacak silahların hangi amaç ve nedenle hapishanenin içinde kullanıldığı” yönündeki soruya ise Tantan, “Bu operasyonu yürüten kolluk personelinin, çalışanların ve içeride bulunan tüm mahkûmların can güvenliğinin sağlanması için ne yapılması gerekiyorsa cezaevi savcısı ve jandarma komutanlığı her türlü kararı almakta yetkiliydi. Benim ne tür silahlar kullanıldığına dair bilgimin olması mümkün değildir. Böyle bir talimatımız da yoktur” şeklinde yanıt verdi. Dava, 1 Nisan’da görülmeye devam edecek.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2010 yılında hazırlanan iddianamede, 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen operasyonda Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin öldüğü 29 kişinin de yaralandığı anlatılıyor. İddianamede, 196 şüphelinin “Görev sınırını aşarak gayrimuayyen şekilde birden çok adamı öldürmek” ve “29 kişiyi de yaralamak” iddiasıyla çeşitli oranlarda hapis cezalarına çarptırılmaları talep ediliyor.
]]>Teklifte, TCK’nın 220. ve 314. maddelerini kapsayan ve muhalefet tarafından tepki çeken 10. ve 11. maddeleri Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini müstakil bir suç olarak düzenleniyor.
Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak. Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak. Buna göre de TCK’da belirtilen ‘devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar’ bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
“İŞ CİNAYETLERİ, KADIN CİNAYETLERİ… HİÇBİR ŞEY YOK”
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, getirilen yargı paketinin ‘hayal kırıklığı’ olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Ne iktidarın vaatleri var, ne de kamuoyunun beklentileri karşılandı. Mesela infaz düzenlemesi yok, ehliyet affı yok, çek mağdurlarına ilişkin gelişme yok, disiplin affı yok, kader mağdurlarına ilişkin af beklentisi yok, bu pakette. İş cinayetleri, kadın cinayetleri, sokak cinayetleri ve mafyalara ilişkin onların cezalandırılmasına dair bir şey yok. Anlayacağınız dağ yine fare doğurdu.
Anayasa’ya aykırı torba yasalarla yamalı bohçaya dönen kanunlarımıza bir tanesi daha eklenmiş oldu. Anayasa Komisyonu başta olmak üzere diğer komisyonlarda da görüşülmesi gereken birçok madde yine es geçildi ve yine konunun paydaşlarından görüş alınmadı. Maddelere bakınca Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği maddeleri aynı anlama gelecek halde ama ısrarla iptal gerekçelerini karşılamadan hazırlanmasını gerçekten anlayamıyoruz. ya neyin ısrarı bu? Siz Anayasa’yı, Anayasa Mahkemesi’ni tanımazsanız kimse de sizi tanımaz. Aslında devletin kurumlarının yaptığı bütün işlemlerde tanınmaz ve hepsi de yok hükmüne düşer. Kabile devletinin bile bazı kuralları vardır. Maalesef sayenizde bu koskoca ülkede hiçbir kural, hukuk, yargı hiçbir şey kalmadı. Gerçekten içler acısı durum. Bizler hukukçuyum demekten utanır hale geldik. Ama siz hukuk tanımamazlıktan utanmadınız.
Örneğin Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak değişikliğin kendilerini eleştiren herkesi terörist yaftası yapıştıran bu zihniyetle bir ceza avına dönüşeceğini, yoldan geçen herkesi terör örgütü üyesi olarak yargılatacağını görmek için gerçekten hukukçu olmaya da gerek yok siyasetçi olmaya da gerek yok.”
“BİR GÜN ŞU KÜRSÜ DE ’10 EKİM’ DEDİĞİNİZİ DUYMADIM”
Maddeler üzerine söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk şunları söyledi:
“Yargı paketinin 6. maddesinin birçok boyutu üzerine konuşuldu ama zaten paketteki genel sorunların bir tezahürünü görüyoruz burada da. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımama, arka kapıdan çıkıp ön kapıdan girme bir tür aslında herkese yönelttiğiniz yargısal aktivizm. Ben söz hakkımı başka bir noktada kullanacağım. Dün 28 Şubat’tı ve 28 Şubat üzerine söz alanlar travmalardan söz ettiler, tanklarla göz dağı verilmesinden söz ettiler. İrade gaspından söz ettiler. Her şeyden evvel 28 Şubat’ı ben de bu ülkenin tarihindeki bir utanç sayfası olarak tanımlıyorum. Bu tür modern postmodern neyse… Darbe girişimlerinin mağdurları bu ülkede her zaman sol ve sosyslistler olmuştur. Fakat şubat ayında çok şey oldu. 7 şubat 2016’dan bugüne geçen 7 yıldır tekrar eden bir 28 Şubat… Tanklar mı dediniz, travmamı dediniz elinizi vicdanınıza koyun. Bir gün ‘biz neden bu ülkenin bunca travması içinden bir tek kendi travmalarımızı seçiyoruz, neden başka hiçbir şeyden bahsetmiyoruz’ deyin. Bu ülkede Ankara’nın göbeğinde 2 kilometre ötede 10 Ekim’de 100 insan paramparça edildi. Barış istediği için bir gün şu kürsüde ’10 Ekim’ dediğinizi duymadım. Sonra gelip sizinle bir duygudaşlık kurmamızı bekliyorsunuz.”
“İSTİNAFA RAĞMEN, BASİT BİR İŞ DAVASI İKİ YIL SÜRÜYOR”
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin ise yargının en önemli sorunlarından birinin ‘liyakat’ sorunu olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:
“Liyakat sorunu yargı camiasının en önemli sorunlarından birisidir. Haksız mülakat sistemi maalesef yargı organını tıkayan uygulamalardan birisidir. Sınavlarda yüksek puan alan ancak torpil bulamayan gariban vatandaşın oğlu, kızı sınavlarda eleniyor ama sınavlarda düşük puan alan Ankara’da dayısı olan torpili olan vatandaşın çocukları maalesef haksız bir şekilde sınavları kazanabiliyorlar.
Yargılamaların uzaması yargı sisteminin önemli bir sorunu. Geciken adalet, adalet değildir. Sayın Bakan yardımcım davalar bitmiyor. Yargı sistemini hızlandırmak için İstinaf kurumu getirildi. Allah aşkına basit bir iş davası iki yıl sürüyor. İstinafa gidiyor 2-3 yıl sürüyor. Burada liyakatsiz hakimlerin de yargılamaların uzamasına sebep olmaları önümüzde duruyor. Sadece hukuki değerlendirme gerektiren konularda bile dosyalar bilirkişiye gönderiliyor.”
Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, maddelerin devamının görüşülmesi için Meclis Genel Kurulu’nu 1 Mart’ta tekrar açılmak üzere kapattı.
]]>PFDK’dan yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“1- Yılport Samsunspor Kulübü’nün, 23.02.2024 tarihinde oynanan Yılport Samsunspor-Çaykur Rizespor Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
2- Çaykur Rizespor’un, 23.02.2024 tarihinde oynanan Yılport Samsunspor-Çaykur Rizespor Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 140.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan misafir tribünü 221A blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada Çaykur Rizespor’un, taraftarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
3- Konyaspor Kulübü’nün, 24.02.2024 tarihinde oynanan Konyaspor- Hatayspor Trendyol Süper Lig müsabakasında, takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 27.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
4- Fatih Karagümrük Kulübü’nün, 25.02.2024 tarihinde oynanan Fatih Karagümrük-Corendon Alanyaspor Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 350.000-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada Fatih Karagümrük Kulübü’nün, çim saha sorumlusunun stadyum denetimi ile müsabaka organizasyon toplantısına katılmamasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle ihtar cezası ile cezalandırılmasına,
5- Beşiktaş’ın, 25.02.2024 tarihinde oynanan İstanbulspor -Beşiktaş Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 9. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 500.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan misafir tribün doğu B2 ve B3 bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada Beşiktaş’ın, taraftarlarının neden olduğu FDT’nin 53/8. maddesi kapsamındaki çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle 520.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
6- Fenerbahçe’nin, 24.02.2024 tarihinde oynanan Fenerbahçe-Kasımpaşa Trendyol Süper Lig müsabakasında, refakatçi çocuk sayısının seremoniye katılan hakem ve futbolcu sayısından fazla olmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle 112.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada Fenerbahçe’nin, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından ve 26.02.2024 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamada yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle 400.000.-TL para cezası ile cezalandırılması,
Aynı müsabakada Fenerbahçe idarecisi Selahattin Baki’nin, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından ve 26.02.2024 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamalarında yer alan sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 39.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
7- Kasımpaşa görevlisi Serkan Reçber’in, 24.02.2024 tarihinde oynanan Fenerbahçe-Kasımpaşa Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka hakemlerine yönelik hakareti nedeniyle FDT’nin 41/1-c ve 35/4. maddeleri uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 2 resmi müsabakada soyunma odasına ve yedek kulübesine giriş yasağı ve 26.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada Kasımpaşa masörü Rahman Karaağaç’ın, müsabaka hakemlerine yönelik hakareti nedeniyle 3 resmi müsabakada soyunma odasına ve yedek kulübesine giriş yasağı ve 39.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
8- Galatasaray’ın, 24.02.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle 400.000.-TL para cezası ile cezalandırılması,
Galatasaray Başkanı Dursun Aydın Özbek’in, 24.02.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle 39.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
9- Antalyaspor Kulübü Başkanı Sinan Boztepe’nin, 26.02.2024 tarihinde oynanan Galatasaray-Antalyaspor Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka sonrası basın mensuplarına yapmış olduğu beyanlarında yer alan; Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamaları nedeniyle 400.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
10- Manisa FK’nın, 25.02.2024 tarihinde oynanan Manisa Futbol Kulübü-Gençlerbirliği Trendyol 1. Lig müsabakasında, takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 18.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada Manisa FK sporcusu Sandro Cesar Cordovil de Lima’nın, rakip takım sporcusuna yönelik ciddi faulü nedeniyle 2 resmi müsabakadan men cezası ile cezalandırılmasına,
11- Eyüpspor Kulübü’nün, 25.02.2024 tarihinde oynanan Eyüpspor-Sakaryaspor. Trendyol 1. Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 4. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 100.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan batı tribün A-B-C-E-F bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
12- Sakaryaspor’un, 25.02.2024 tarihinde oynanan Eyüpspor-Sakaryaspor Trendyol 1. Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 80.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan misafir tribünde yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
13- Şanlıurfaspor Kulübü’nün, 26.02.2024 tarihinde oynanan Şanlıurfaspor-Tuzlaspor. Trendyol 1. Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 56.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına, FDT’nin 52/3. maddesi uyarınca saha olaylarına karışan taraftarların bulunduğu protokol tribün sol alt plastik koltuk blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada Şanlıurfaspor Kulübü’nün, özel güvenlik amirinin müsabaka organizasyon güvenlik ve eşgüdüm toplantısına katılmamasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle ihtar cezası ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada Şanlıurfaspor Kulübü’nün, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan maraton tribün H-B bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada Şanlıurfaspor Kulübü Başkanı Haşim İzol’un, müsabaka devre arasında akredite edilmediği alanlarda bulunmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle ihtar cezası ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada Şanlıurfaspor Kulübü teknik sorumlusu Cihat Arslan’ın, müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 resmi müsabakada soyunma odasına ve yedek kulübesine giriş yasağı ve 19.500.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
14- Tuzlaspor’un, 26.02.2024 tarihinde oynanan Şanlıurfaspor-Tuzlaspor Trendyol 1. Lig müsabakasında, takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 15.750.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
15- Ankara Keçiörengücü Kulübü’nün, 25.02.2024 tarihinde oynanan Ankara Keçiörengücü-Kocaelispor Trendyol 1. Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 40.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına,
16- Kocaelispor Kulübü’nün, 25.02.2024 tarihinde oynanan Ankara Keçiörengücü-Kocaelispor Trendyol 1. Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 20.000.-TL para cezası ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan misafir tribün misafir B blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
17- Bodrum FK idarecisi Ali Şafak Öztürk hakkında, 24.02.2024 tarihinde oynanan Çorum FK-Bodrum FK Trendyol 1. Lig müsabakasında, müsabaka sonrası sosyal medya hesabından (X) yaptığı paylaşımında yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamaları nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadığına karar verildi.” – İSTANBUL
]]>3 BÜYÜKLERE KABARIK FATURA
PFDK’dan yapılan açıklamada, Beşiktaş’a İstanbulspor maçında taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle toplamda 1 milyon 20 bin TL, Fenerbahçe’ye toplamda 512 bin TL, ve Galatasaray’a 400 bin TL ceza verildi.
BAKİ VE ÖZBEK’E DE PARA CEZASI
Öte yandan Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi Selahattin Baki’ye ve Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’e ayrı ayrı 39 bin TL ceza verildi.
Cezalar şu şekilde;
“1- YILPORT SAMSUNSPOR Kulübünün, 23.02.2024 tarihinde oynanan YILPORT SAMSUNSPOR-ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
2- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.’nin, 23.02.2024 tarihinde oynanan YILPORT SAMSUNSPOR-ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 140.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜNÜ 221A blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.’nin, taraftarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
3- TÜMOSAN KONYASPOR Kulübünün, 24.02.2024 tarihinde oynanan TÜMOSAN KONYASPOR-ATAKAŞ HATAYSPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 27.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Kulübünün, 25.02.2024 tarihinde oynanan VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK-CORENDON ALANYASPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 350.000-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Kulübünün, çim saha sorumlusunun stadyum denetimi ile müsabaka organizasyon toplantısına katılmamasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
5- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 25.02.2024 tarihinde oynanan İSTANBULSPOR A.Ş.-BEŞİKTAŞ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 9. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 500.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN DOĞU B2 ve B3 bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu FDT’nin 53/8. maddesi kapsamındaki çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle 520.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
6- FENERBAHÇE A.Ş.’nin, 24.02.2024 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-KASIMPAŞA A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, refakatçi çocuk sayısının seremoniye katılan hakem ve futbolcu sayısından fazla olmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada FENERBAHÇE A.Ş.’nin, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından ve 26.02.2024 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamada yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle 400.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılması,
Aynı müsabakada FENERBAHÇE A.Ş. idarecisi SELAHATTİN BAKİ’nin, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından ve 26.02.2024 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamalarında yer alan sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
7- KASIMPAŞA A.Ş. görevlisi SERKAN REÇBER’in, 24.02.2024 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-KASIMPAŞA A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka hakemlerine yönelik hakareti nedeniyle FDT’nin 41/1-c ve 35/4. maddeleri uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 2 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 26.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada KASIMPAŞA A.Ş. masörü RAHMAN KARAAĞAÇ’ın, müsabaka hakemlerine yönelik hakareti nedeniyle 3 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
8- GALATASARAY A.Ş.’nin, 24.02.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle 400.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılması,
GALATASARAY A.Ş. Başkanı DURSUN AYDIN ÖZBEK’in, 24.02.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
9- BİTEXEN ANTALYASPOR Kulübü Başkanı SİNAN BOZTEPE’nin, 26.02.2024 tarihinde oynanan GALATASARAY A.Ş.–BİTEXEN ANTALYASPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka sonrası basın mensuplarına yapmış olduğu beyanlarında yer alan; Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamaları nedeniyle 400.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına karar verilmiştir”
]]>Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan ara celsede tanık Sadettin Tantan, katılanların avukatının daha önceden dosyaya sunduğu dilekçedeki 37 sorudan bazılarını yanıtladı.
Dava dosyasında yer alan “Cezaevleri İnceleme Gezisi Sonuç Raporu” belgesindeki, operasyon öncesi, Marmara bölgesindeki cezaevlerinin gezilerek tutukluların olası bir operasyona karşı çıkıp çıkmayacağına ilişkin keşif yapıldığına yönelik iddialara ilişkin Tantan, şunları dile getirdi:
“Bana gösterilen raporun hazırlanmasını ben söylemedim. O zamanlarda pankart asmak, duvarlara yazı yazmak gibi basit suçlarla yatan gençlerin tahliye şartı gerçekleşmiş olmasına rağmen örgüt mensuplarınca cezaevlerinde tutuluyorlardı. Buna ilişkin aileler tarafından ve mahkemeler tarafından çokça şikayet vardı. Amaçları örgütün kontrolünü sağlayabilmek ve örgüt mensubu kişiler yetiştirebilmekti. Bunlar arşiv kayıtlarında da zaten vardır. O zaman tam anlamıyla cezaevlerinin kontrolü devletten çıkmış, örgüt liderlerinin kontrolüne girmişti. Örgüt liderleri cezaevlerindeki örgüt mensuplarına da bu şekilde devam etmeleri yönünde talimatlar veriyordu. Aynı zamanda cezaevlerinin mimarisi örgüt mensuplarınca değiştirilmişti. Biz de o zamanlar bu duruma bizzat şahit olmuştuk. Operasyonun gerçekleşmesinin gerçek nedeni budur.”
Tantan, yargılama dosyasında yer alan “gizli” ibareli, 14 Aralık 2000 tarihli ve başlığında “Cezaevleri Müdahale Harekat Emri No: 1” yazan belgenin altındaki imzanın kendisine ait olduğunu belirterek, “Hükümet kararı icra edilmiştir. Benim tek başıma böyle bir emir düzenlemem mümkün değildir. Zaten emrin altında başka imzalar da vardır. O zaman yetkim gereği bu emre imza atmam gerekiyordu. Buradaki asıl amaç kimsenin canına zarar gelmeden operasyonu tamamlamaktı. Kesin emir bu şekildeydi.” ifadelerini kullandı.
“Operasyonu cana zarar gelmemesi adına hassasiyetle yürüttük”
Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un ifadesindeki, “Hayata Dönüş Operasyonu’nun yetkisi İçişleri Bakanlığındaydı. Operasyon planını İçişleri Bakanlığı yaptı. Operasyonu İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel komutanlığı yaptı. Operasyonel güç İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığınındır.” sözlerinin hatırlatılması üzerine Tantan, şunları kaydetti:
“Milli Güvenlik Kurulu ve hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda Adalet Bakanlığının cezaevlerinde bu operasyonu gerçekleştirmesi gerekiyordu ve bu operasyon için ilgili kurumların yardımı gerekiyordu. Bu yüzden İçişleri Bakanlığı olarak yetkili olan bizler ve yetkili cezaevi savcılığı ve jandarma komutanlıkları hep birlikte ön çalışma yaparak bu operasyonun içinde yer aldık. Operasyonu gerçekleştirirken bütün ceza infaz kurumlarının mimari planını da göz önünde bulundurarak hiçbir cana zarar gelmemesi adına hassasiyetle hareket ettik.”
“MGK içerisinde hiyerarşik yapıda kim varsa operasyonu onlar planlamışlardır”
“Kapalı alanda kullanılamayacak silahların hangi amaç ve nedenle hapishanenin içinde kullanıldığı” yönündeki soruya Tantan, “Bu operasyonu yürüten kolluk personelinin, çalışanların ve içeride bulunan tüm mahkumların can güvenliğinin sağlanması için ne yapılması gerekiyorsa cezaevi savcısı ve jandarma komutanlığı her türlü kararı almakta yetkiliydi. Benim ne tür silahlar kullanıldığına dair bilgimin olması mümkün değildir, böyle bir talimatımız da yoktur.” şeklinde yanıt verdi.
Tantan, operasyon sırasında kamera kaydı olup olmadığına ilişkin bilgisinin bulunmadığını, kamera kaydı olması durumunda bunun arşivlerde bulunabileceğini dile getirdi.
Operasyonun, 19 Aralık 2000 tarihinde yapılacağını daha önceden bildiğini, bu tarihin Milli Güvenlik Kurulu’nun tavsiye kararıyla hükümete sunulduğunu, tarihe ve ne şekilde yapıldığına hükümetin karar verdiğini belirten Tantan, operasyondaki birinci sorumlunun kim olduğunu yönelik soruyu ise “Milli Güvenlik Kurulu (MGK) içerisinde hiyerarşik yapıda kim varsa operasyonu onlar hep birlikte planlamışlardır.” şeklinde yanıtladı.
Mahkeme, duruşmanın daha önceden planlandığı gibi 1 Nisan’da yapılmasına hükmetti.
Davanın geçmişi
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıkların 19 Aralık 2000’de Bayrampaşa Cezaevi’nde düzenlenen “Hayata Dönüş Operasyonu”nda görevli jandarma birliklerinde yer aldığı belirtiliyor.
Sanık olan dönemin 39 jandarma görevlisinin, görev sınırlarını aşarak aşırı güç ve silah kullanıp faili belli olmayacak şekilde 12 kişinin ölümüne sebep oldukları, 29 kişiyi de öldürmeye teşebbüs ettikleri aktarılan iddianamede, özellikle görev sınırları ve silah kullanma yetkilerinin aşılıp aşılmadığına, orantılı veya aşırı güç kullanılıp kullanılmadığına ilişkin delillerin değerlendirilmesinin mahkemeye ait olduğu ifade ediliyor.
İddianamede, suç tarihinde jandarma görevlisi olan sanıklar hakkında, ölen 12 kişi için ayrı ayrı “görevin ifası sırasında kasten öldürme” suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar, 29 mağdur için de ayrı ayrı “görevin ifası sırasında kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 9 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezası isteniyor.
Ek iddianame ile sanık sayısı 196’ya yükselmişti
Yargılama devam ederken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca olayla ilgili 157 sanık hakkında hazırlanan ek iddianamede, bu sanıkların “kasten öldürme” suçundan cezalandırılmaları talep edilmişti.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, bu iddianame ile Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın birleştirilmesine karar vermiş, bu kapsamda sanık sayısı 196’ya yükselmişti.
Yargılama sırasında ikisinin hayatını kaybetmesiyle sanık sayısı 194 olmuştu.
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın karar celsesine tutuklu sanık Hasan F. SEGBİS ile katıldı. Tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı.
“Olay kazayla meydana geldi”
Hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep edilen tutuklu sanık Hasan F., karar önce son ifadesinde öldürme kastıyla hareket etmediğini belirterek “Ben kasten hareket etmedim, silah bana ait ve ruhsatı yok. Olay kazayla meydana geldi. Bu olay sebebiyle ailesinden özür diliyorum” dedi.
İyi hal indirimi uygulandı
Mahkeme heyeti, son sözlerinin ardından sanık Hasan F.’ye ‘Kadına karşı nitelikli kasten öldürme’ suçundan ilk olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Sanık hakkında iyi hal indirimi uygulayan heyet, cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Ayrıca Hasan F. hakkında, ruhsatsız tabanca nedeniyle 10 ay hapis ve 500 lira adli para cezasına karar verildi. Hakkında cinayete yardım ettiği suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen Muhammet Ali F. ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat etti.
Mahkeme heyetinin iyi hal indirimlerini uygulamasına tepki gösteren baba Mesut Çolakoğlu, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “62’nci maddeden iyi hal indirimiyle müebbet aldı. Biz ağırlaştırılmış müebbet istiyorduk. Çünkü kızımı canice katlettiler, 4 kurşunun 4’ü de ölümcül. Yakından göğsünün üst kısmına ateş ediyor. Barbarca öldürüyor resmen. İndirim alamaz çünkü her şey ortada. Delillerin hepsi ortadayken neden böyle oldu bilmiyorum. Beklemiyorduk böyle bir şey. Benim kızım tamamen masum” dedi.
“Verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız”
Ayşenur Çolakoğlu’nun ailesinin avukat Sermin Ertem ise mahkeme kararına itiraz edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yapılan yargılama neticesinde sanık Hasan’ın ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. Takdiri indirim var denilerek uygulandı. Biz takdiri indirim maddelerinin uygulanmasını beklemiyorduk. Diğer sanık Muhammed’in ise yardım etme suçundan beraatına karar verildi. Biz verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız.” – ESKİŞEHİR
]]>Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Sarılar köyü yakınlarında 8 Temmuz 2018’de meydana gelen, 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren faciasına ilişkin yargılamanın 19’uncu duruşması, bugün Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşma öncesinde aileler, Çorlu Santral önünde bir araya gelerek duruşmanın yapılacağı Çorlu Halk Eğitim Merkezi’ne kadar yürüyüş yaptı.
Aileler, yürüyüş sırasında, faciada yaşamını yitirenlerin resimlerinin yer aldığı “Adalet istiyoruz” yazılı pankartla “Hak, hukuk, adalet; kaza değil, cinayet”, “Çorlu’nun hesabı sorulacak” ve “Gün gelecek, devran dönecek. Katiller halka hesap verecek” sloganları attı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ile Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkan adayı Candan Yüceer’in de katıldığı yürüyüşün ardından duruşmanın yapılacağı yere ulaşan aileler, katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerini okuyarak hep bir ağızdan “Adalet istiyoruz” dedi.
Faciada kızı Bihter ile kardeşlerini ve 6 aylık yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin, gerçek sorumlular yargılanmadığı sürece adalet yerini bulmayacağını ve adaletin raylar altından çıkmayacağını söyledi.
“CEZAEVİNE GÖNDERİLMELERİNİ İSTİYORUZ”
Faciada oğlu Oğuz Arda Sel’i yitiren Mısra Öz de şunları söyledi:
“Biliyorsunuz ki 4 gün önce Devlet Demiryolları Taşımacılık AŞ’de daha önce genel müdür olan, Çorlu tren katliamı olduğu sırada genel müdür olan ve görevden alınan Veysi Kurt, bir kez daha genel müdürlüğe terfi etti. Bunu yapan bu ülkenin hükümetidir. Bunu yapan bu ülkenin cumhurbaşkanıdır. Onu yargı karşısına getiremeyen bu adalet saraylarının savcıları, hakimleridir. Bugün bizim karşımızda olmalıydı. Bugün Devlet Demiryolları yöneticileri, üst düzey yöneticileri, bürokratlar bir kez olsun sorgulanmamışken bugün bu davada bizim karşımızda ceza almaları gerekliydi fakat ne yazık ki biz bugün bunu göremedik. Etimizle tırnağımızla kazıya kazıya getirdiğimiz bu davada 4 kişiden 13 kişiye çıkarttığımız sanıkların elbette ki suçları var ve onların bugün bilinçli taksirle değil, olası kastla ceza almalarını istiyoruz. Bugün buradan hiçbir şekilde evlerine değil, tutuklanarak cezaevine gönderilmelerini istiyoruz. Çünkü bu davalarda cezasızlık politikası devam ettikçe adalet, yargıya değil; hükümete, iktidara hizmet ettikçe bu toplumsal cinayetler Soma’da, Çorlu’da, İliç’te, Pamukova’da, Hendek’te hepimizin başına gelecek. Bizler ne yazık ki kanımızla, canımızla bedel ödeyeceğiz ve birileri bizim kanımızın üstünden ekmek yemeye devam edecek. Biz bu adaletsizliği kabul etmiyoruz. Bugün buradan adalet istiyoruz ve adalet bugün Türk yargısında gerçekleşti diyerek ayrılmak istiyoruz. İçeride bizi bekliyorlar. Biz de heyecanla kararı bekliyoruz. Yanımızda olan herkese çok teşekkür ediyoruz.”
Davada mahkeme heyeti, ara kararı açıkladı. Duruşma, 25 Nisan tarihine ertelendi. Geciken adalete aileler tepki gösterdi.
]]>Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: ONUR BİNGÖL
Gelecek Partisi Antalya Milletvekili Serap Yazıcı, TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunan 8. Yargı Paketi’ne ilişkin “Eğer yargı kuruluşları tarafından bir şirket, işletme terörle ilişkili görülürse, o takdirde bu şirkete kayyum atanabiliyor. Kayyumluk yetkisi TMSF’ye ait. Görevi azami beş yıl sürecek. TMSF’nin o şirket üzerinde yapacağı işlemler neticesinde hiçbir idari cezai mali hukuki sorumluluğu olmayacak. Yani bundan çıkacak sonuç, çok keyfi olarak işletmelere el konulabilir. Böylece Anayasamızın 35. maddesiyle ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile garanti edilen mülkiyet hakkı tamamen ihlal edilebilir” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nun, 8. Yargı Paketi’nin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından yerel seçim nedeniyle çalışmalarına ara vermesi bekleniyor.
“BİR REFORM DEĞİL, SIKINTILI HÜKÜMLERE YER VERİYOR”
Anayasa profesörü Gelecek Partisi Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun, paketle ilgili olarak ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. Yazıcı Özbudun, teklife “yargı paketi” denmesinin doğru olmadığını belirterek, “Çünkü bir pakete, yargı reformu dediğiniz zaman o paketin içeriğinde usul hukukuna ilişkin, ceza hukukuna ilişkin, insan hakları hukukuna ilişkin iyileştirilmelerin olduğunu düşünürsünüz. Şimdi bu paket, usul hukuku, ceza hukuku, ceza muhakemeleri hukukuna ilişkin hatta insan hakları hukukuna ilişkin birtakım hükümler içeriyor ama bunlar iyileştirme mahiyetinde değil. Aksine mevcudun daha gerisine anlamını taşıyor. Bu bakımdan bu bir reform değil maalesef Türkiye açısından gayet sıkıntılı hükümlere yer veriyor.
“SUÇU TANIMLAMA KONUSUNDA YARGIYA ÇOK GENİŞ TAKDİR YETKİSİ SUNMUŞLAR”
Yazıcı Özbudun, teklifin AYM tarafından iptal edilen “örgüt üyesi olmadan suç işleme” maddesine ilişkin şunları söyledi:
“Bu hüküm çok önemli. Çünkü bir kez yazımında suçun tanımını öylesine muğlak ifadelerle gerçekleştirmişler ki bu şu anlama geliyor, yargı organı bir fiili anayasal hürriyet niteliği taşısa dahi hürriyetin meşru alanında olsa dahi, onu bu suçun nitelemesine dahil edebilir. Böylece kişilere anayasal hürriyetlerini kullandıkları halde cezalandırabilir. Oysa bu maddeye ilişkin daha önce Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir iptal kararı var. Pakete baktığınızda diyorlar ki ‘Biz bu Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının gerekçelerine uygun bir formülasyon yaptık.’ Tam aksine… Mahkeme kararlarının gerekçelerinin kararında ne belirtilmişse o gerekçelerde belirtilen her hususu göz ardı etmişler. Suçu tanımlamak konusunda yargı kuruluşuna çok geniş bir takdir yetkisi sunmuşlar. Böylece aslında hukuk devletlerinin ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesi ihlal ediliyor. Biz bu maddeye baktığımız zaman suçu yaratacak makam yargı organı olmaktadır bu da hem hukuk devletine hem de Anayasamızın 38. maddesini ihlal ediyor.
“ANAYASAL BİR HÜRRİYET SUÇ HALİNE GELEBELİR…”
Örneğin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, kadınlar haklarının daha genişletilmesi amacıyla yürüyüş yapabilirler. Bu Anayasa’ya uygun bir fiildir. Yargı organı bu fiili anayasal hürriyet olarak nitelememiş olabilir, suç olarak nitelendirilebilir. Böylece meşru bir anayasal hürriyet suç haline gelebilir yargı kuruluşunun takdirine bağlı olarak.”
“TMSF CEZAİ, MALİ SORUMLULUĞU OLMAYACAK…MÜLKİYET HAKKI TAMAMEN İHLAL EDİLEBİLİR”
Teklife göre, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde kayyum atanmasına karar verildiğinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum olarak atanabilecek. Özbudun, bu maddeye ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:
“Teklifin 22. maddesinde yer alıyor. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na geçici 6. maddeyi ekliyor. Bu maddenin beşinci fıkrasında çok karmaşık olarak ifade edilen bir hüküm var. Bir kere böyle karmaşık hukuk metni yazılmaz. Bu Anayasamızın ikinci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkemizin belirlilik unsurunu ihlal ediyor. Bir hukuk normunu okuyan ortalama bir yurttaş o hükmün ne anlama geldiğini anlamalıdır. Bu hükmün ne anlama geldiğini anlamak için bırakın ortalama yurttaş, çok yetenekli bir hukukçu olmak da yetmiyor. Defalarca okumak ve incelemek gerekiyor. Bu hükümle mealen ifade ediyorum. Eğer yargı kuruluşları tarafından bir şirket işletme terörle ilişkili görülürse, o takdirde bu şirkete kayyum atanabiliyor. Kayyumluk yetkisi TMSF’ye ait. Görevi azami beş yıl sürecek. TMSF’nin o şirket üzerinde yapacağı işlemler neticesinde hiçbir idari cezai mali hukuki sorumluluğu olmayacak.
Yani bundan çıkacak sonuç, çok keyfi olarak işletmelere el konulabilir. Böylece Anayasamızın 35. maddesiyle ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti edilen mülkiyet hakkı tamamen ihlal edilebilir. Ama bu ihlal fiilini gerçekleştirenlerin hiçbir hukuki sorumluluğu olmayacaktır.
2010 yılında Türkiye bir anayasa değişikliği yaptı. Gene aynı iktidar çoğunluğu bunu gerçekleştirdi. Anayasamızın geçici 15. maddesinin bir ve ikinci fıkraları ilga edildi. Bu fıkralar, Milli Güvenlik Konseyi yöneticilerine, yani gençler için söyleyeyim, 12 Eylül’de Türkiye’de yönetime el koyan 5 generale ve onların emirleri altında karar veren bütün asker ve sivillere benzer bir koruma zırhı getiriyordu. Şimdi bir hukuk devletinde kimsenin suç işleme hürriyeti olamaz. Herkes eylemin ve işleminden dolayı hukuken sorumludur, cezaen sorumludur. Şimdi o zamanlar Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti bize bu yaptıkları reformu nasıl takdim ettiler? Türkiye’de hukuk devletini güçlendiriyoruz dediler. Biz de onları destekledik. Tabii ki hukuk devletini güçlendiren bir reformdu bu. Şimdi bakın aynı hüküm TMSF için getiriliyor. Ben de şu soruyu soruyorum. 14 yılda zihin alemlerinde bu kadar köklü değişikliği ne ile açıklayacaklar? Bu hukuk devletinin yok edilmesidir. Bu belli bir gruba suç işleme hürriyetinin tanınmasıdır ve bu mülkiyet hakkının açık ihlali sonucunda olacaktır.”
]]>
Kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri TBMM Genel Kurulu’nda devam ediyor. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuya ilişkin açıklama yaptı. Tanrıkulu, şunları söyledi:
“DÜZENLEME AYM’NİN İPTAL GEREKÇELERİNİ KARŞILAMIYOR”
“8. Yargı Paketi bugün parlamentoda, Genel Kurul’da görüşülecek. Geçtiğimiz hafta salı ve çarşamba günü komisyonda görüşülmüştü ve geldiği gibi geçti. Önemli düzenlemeler var, binlerce yurttaşımızın mağdur olduğu, ‘Örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt üyesi gibi cezalandırılır’ düzenlemesi de paketin içerisinde. Bugüne kadar on binlerce yurttaşımız bu maddeden ceza aldı. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği bir iptal kararı var ve o iptal kararı 8 Nisan’da yürürlüğe girecek. O nedenle parlamento, bu düzenlemeyi 8 Nisan’a kadar yapmak zorunda ve gündeme geldi. Fakat düzenleme AYM’nin iptal gerekçelerini karşılamıyor. Düzenlemeyi aynı biçimde yeniden yapmışlar. 20 yıl önce bu düzenleme TCK ile geldiği zaman karşı çıkmıştık, yanlıştır demiştik, 20 yıl sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve ardından AYM bunun yanlış olduğunu ifade etti ve bir karar verildi. Şimdi görüşülecek ve aynı yanlışı bir daha yapacaklar. Dolayısıyla tamamen hukuka aykırı olan, yurttaşlarımızın temel haklarını kökten ortadan kaldıran bu düzenlemenin geçmemesi lazım. Bir kez de buradan ifade ediyorum, yurttaşlarımızın gözünün parlamentoda olması lazım.
“BU DÜZENLEME İLERİDE YAPILACAK ÇÖKME OPERASYONLARININ GÜVENCESİ OLARAK BURAYA KONULMUŞ”
İkinci önemli konu da hayret verici bir biçimde 2016 Darbe Girişimi’nden sonra olağanüstü halin (OHAL) ilanıyla ilgili olarak görev alan personele getirilen cezasızlık halinin yeni düzenlemeyle konulmuş olmasıdır. Nedir bu? Müsadereye ilişkin hükümlerde yargıçlar kayyum atayacaklar, bu kayyumun TMSF’den olması ilkesi getiriliyor ve mal varlığını idare etmek amacıyla atanacak kayyumlara da adli, idari ve cezai konularda bağışıklık getiriliyor. Yani yargılanmayacaklar. Bu tamamen ama tamamen hukuka aykırıdır. Sonuçta herhangi bir hazırlık soruşturmasında daha mahkum olmayan bir yurttaşın, belki bir holdingin, bir şirketin mal varlığına el konulacak ve dolayısıyla bunu yönetecek olan TMSF’den memur hiçbir cezai, hukuki ve adli soruşturmaya tabi olmayacak. Bunu kabul edilemez buluyoruz. Daha önce de getirmişlerdi ama geri çekmek zorunda kalmışlardı. Şimdi çok gizli bir biçimde, bir maddenin içine bunu gizlemişler bu düzenlemeyi, ben bir kez daha buradan hükümeti uyarıyorum: Bu düzenleme ileride yapılacak çökme operasyonlarının güvencesi olarak buraya konulmuş ve bu düzenlemenin bu paketten mutlaka çıkarılması lazım.”
]]>-Savcı, 25 yıla kadar hapis cezası istedi
İSTANBUL – Pendik’te yarış yapan ve bir kişinin ölümüne neden olan iki sanığın yargılanmasına devam edildi. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dosya görevsizlikle Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Cumhuriyet savcısı mütalaasında sanıkların ‘Olası kastla ölüme neden olma’ suçundan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Tutuksuz yargılanan iki sanık yeniden tutuklandı.
Pendik Otoyolu’nda 9 Temmuz 2023 tarihinde iddiaya göre, Mehmet Yalçınve arkadaşı Doğukan Taştekin(20)’in yarışıyordu. Direksiyon hakimiyetini kaybeden Taştekin, Zeki Aktaş hakimiyetindeki ve eşi Ergül Aktaş’ında içerisinde bulunduğu araca arkadan çarparak Zeki Aktaş’ın ölümüne neden oldu. ‘Taksirle ölüme neden olma’ suçundan yargılanan iki sanığın Asliye Ceza Mahkemesi’nde 27 Ekim tarihinde görülen duruşmasında tutuksuz yargılanmasına hükmedilmişti. Yalçın, adli kontrol hükümlerine uymaması nedeniyle tutuklanırken dosya görevsizlikle 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Dün görülen duruşmaya, tutuksuz sanık Doğukan Taştekin, tutuklu sanık Mehmet Yalçın, müştekiler ve taraf avukatları katıldı.
“Direksiyon hakimiyetimi kaybettim. Gerisini hatırlamıyorum”
Duruşmada söz verilen sanık Doğukan Taştekin, “Kazadan önce kendime bira almıştım, kendi evimde içiyordum. Moralim bozuktu arkadaşım Mehmet’in yanına gittim. Çorba içmeye gittik ama kapalıydı. Eve dönerken Mehmet önümde seyir ediyordu. Dikiz aynamdan arkamdan bir araç geldiğini gördüm. Bana çok yakın geçti. Direksiyon hakimiyetimi kaybettim. Gerisini hatırlamıyorum. Mehmet’le yarışmıyorduk. Suçsuzum” dedi.
“Aynadan baktığımda ortalık duman olmuştu”
Tutuklu sanık Mehmet Yalçın ise, “Doğukan ile kazadan önce birlikteydik. Doğukan alkol kullanıyordu ancak ben içmedim. Çorba içmeye gittik ama dükkan kapalıydı. Evimize doğru ayrı araçlarla gidiyorduk. Doğukan arkamda seyir halindeydi. Bir ses duydum. Aynadan baktığımda ortalık duman olmuştu, kaza olduğunu anladım. Yardım etmek için arabamdan inip olay yerine gittim. Olaydan bir kaç gün önce esrar içmiştim. Doğukan ile yarış yapmıyorduk. Suçsuzum, beraatimi isterim” dedi.
“Bir şeylerin ters gittiğini anladım”
Müştekinin oğlu Sefa Aktaş, “Babam beni annemle havalimanına bıraktı. Uçağa bineceğim sırada ismim anons edildi. Bir şeylerin ters gittiğini anladım. Babamın vefat ettiğini söylediler. Olay yerine gittim. Annemin kafası kanıyordu. Babamın orada vefat ettiğini gördüm. Şikayetçiyim” dedi.
Savcı sanıkların 25 yıla kadar hapsini istedi
Cumhuriyet savcısı mütalaasında, mevcut delil durumuna göre sanıkların eylemlerinin ölen Zeki Aktaş’a yönelik ‘Olası kastla öldürme ‘suçunu, yaralanan Ergül Aktaş’a yönelik ‘Olası kastla yaralama’ suçunu oluşturma ihtimaline binaen sanık Mehmet Yalçın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi. Diğer sanık Doğukan Taştekin’in tutuklanmasını talep etti. Mütalaada sanıkların, ‘Olası kastla ölüme neden olma’ suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mehmet Yalçın’ın tutukluk halinin devamına, tutuksuz sanık Doğukan Taştekin’in tutuklanmasına karar verdi. Duruşma, tarafların esasa ilişkin savunma yapması için süre verilerek ertelendi.
]]>Bakan Tunç, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesince üniversitenin Kavacık Güney Kampüsü Konferans Salonu’nda düzenlenen “Uyuşturucu Madde Sempozyumu”na katıldı.
Burada konuşan Tunç, Adalet Bakanlığı olarak uyuşturucu ile mücadelede imali, ticareti ve kullanımı sonunda bu işe bulaşmış olanların cezalandırılması ve cezasının infazı hususlarını yakından takip ettiklerini söyledi.
Uyuşturucuyla mücadelede etkin işleyen önleyici bir mekanizmaya sahip olunmasının, bağımlılıkla mücadelede önemli bir aşamayı oluşturduğunu belirten Tunç, bu kapsamda ilk adımın uyuşturucunun zararları konusunda toplumun farkındalık seviyesinin arttırılarak bilinçlendirilmesi olduğunu aktardı.
Tunç, ikinci adımın bağımlıların tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması olduğunu, böylece bağımlıların hem tedavi olacaklarını hem yeniden topluma kazandırılabileceklerini ifade etti.
Üçüncü adımın ise özellikle Adalet Bakanlığı olarak kendilerine düşen uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarıyla mücadele konusu olduğunu aktaran Tunç, bu konuda Anayasa’nın 56. ve 58. maddesinin devlete önemli görevler yüklediğini vurguladı.
Uyuşturucu suçlarında denetimli serbestlik
Bakan Tunç, son 22 yılda uyuşturucuyla mücadelede ve kullanıcıların tedavisi konusunda ceza mevzuatında önemli düzenlemeleri hayata geçirdiklerini belirterek, tedavi uygulamasını infaz evresinden önce kovuşturma evresine, daha sonraki düzenlemeyle de soruşturma evresine çekerek, derhal tedaviye başlanmasını amaçladıklarını anlattı.
Denetimli serbestlik sisteminin kurulduğu 2005’ten bu yana denetimli serbestlik müdürlüklerine 1 milyon 593 bin 756 tedavi ve denetimli serbestlik kararı geldiğini kaydeden Tunç, halen 71 bin 478 kararın infazına bu şekilde devam edildiğini aktardı.
Tunç, denetimli serbestlik sisteminin kurulduğu tarihten bu yana 1 milyon 303 bin 640 kişiyle bireysel görüşme, grup çalışması, seminer gibi eğitim ve iyileştirme çalışmaları gerçekleştirildiğini ifade ederek, “Yükümlülerin bağımlılıkla mücadele sürecine ailelerinin dahil edilmeleri de gerçekleştirilen çalışmaların etkinliğini artırmada son derece önemli. Bu nedenle ailelere yönelik de bireysel görüşmeler ve aile eğitim programları düzenleniyor, ev ziyaretleri gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda sadece 2023 yılında yapılan çalışmalarda 10 bin 366 aileye ulaşıldı.” ifadelerini kullandı.
Denetimli serbestlik kapsamında yapılan faaliyetlerin sonuçlarını sürekli takip ettiklerini vurgulayan Tunç, “Bu kapsamda, denetimli serbestlik uygulanan kişilerin 5 yıl içerisinde yeniden uyuşturucu kaynaklı suç oranı 2018 yılında yüzde 33,5 iken, bu oran 2023 yılında yüzde 19,5’e düştü.” bilgisini paylaştı.
“Uyuşturucu madde bağımlılarına özgü iyileştirme tedbirlerini geliştirdik”
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 2023’te yasalaştırdıkları 7. Yargı Paketi’yle de uyuşturucu madde kullananlar hakkında uygulanacak tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri sürecinin daha etkin işletilebilmesini amaçladıklarını dile getirdi.
Bu kapsamda, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin uzatma süresini 1 yıldan 2 yıla çıkardıklarını kaydeden Tunç, şöyle konuştu:
“Cumhuriyet savcısının erteleme süresi içinde uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığını tespit etmek için şüpheliyi yılda en az 2 kez ilgili kuruma sevk etmesini zorunlu hale getirdik. Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu’na eklediğimiz 12/A maddesiyle uyuşturucu madde bağımlılarına özgü iyileştirme tedbirlerini geliştirdik. Uyuşturucu madde kullanmak suçundan hükümlü olanlarla başka bir suçtan hükümlü olup uyuşturucu madde bağımlısı olduğu tespit edilenlerin, ceza infaz kurumunda tedavi ve rehabilitasyon programlarına katılmasını da zorunlu hale getirdik.”
Tunç, ayrıca tedavi ve rehabilitasyon programlarının uygulanacağı müstakil ceza infaz kurumlarının açılabilmesini veya mevcut ceza infaz kurumlarının bir bölümünün bu amaç için tahsis edilmesini düzenlediklerini anlattı.
Bununla ilgili yasal düzenlemenin gerçekleştiğini, uygulamaya yönelik hazırlıklar olduğunu aktaran Tunç, sadece uyuşturucu suçlularının tedavi ve rehabilitasyonlarının da yapılabileceği, aldıkları cezanın infazının da gerçekleşeceği kapalı ya da açık cezaevlerinin yapımıyla ilgili proje çalışmalarının bulunduğunu bildirdi.
“Uyuşturucu bulundurmak veya satın almak suçundan 5 bin 527 hükümlü cezaevlerimizde”
Bakan Tunç, uyuşturucu ticareti suçuyla ilgili birçok düzenlemeyi de hayata geçirdiklerini belirterek, uyuşturucu madde imal ve ticareti suçlarında hapis cezalarının artırıldığını hatırlattı.
Uyuşturucu ticaretinde bazı eylemleri cezayı artırıcı veya ağırlaştırıcı hal olarak kabul ettiklerini aktaran Tunç, koşullu salıverilme için ceza infaz kurumlarında geçirilmesi gereken süreyi artırdıklarını aktardı.
Tunç, uyuşturucu madde suçlarında para cezalarının alt sınırını yükselttiklerini, 2023’te yasalaştırdıkları 7. Yargı Paketi’yle de uyuşturucu kullanma suçunun yanı sıra uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçlarına ilişkin önemli düzenlemeler yaptıklarını anlattı.
Ceza infaz kurumlarında şu anda uyuşturucu ticareti suçundan hükümlü ve tutuklu toplam 59 bin 485 kişi bulunduğunu aktaran Tunç, şunları kaydetti:
“Uyuşturucu bulundurmak veya satın almak suçundan 5 bin 527 hükümlü cezaevlerimizde bulunmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılıklarımızca, Türk Ceza Kanunu’nun 188, 190 ve 191. maddeleriyle ilgili uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanımının kolaylaştırılması, kullanmak için satın almak, bulundurmak suçlarıyla ilgili olarak 2024 yılında şu ana kadar; 77 bin 793 soruşturma açılmış, 81 bin 339 şüpheli hakkında işlem yapılmış. 121 bin 121 derdest soruşturma dosyası da devam etmektedir.”
Tunç, bu durumun “uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanımı, kullanımının kolaylaştırılması” suçlarının ne kadar fazla işlendiğini ve uyuşturucu madde bağımlılığıyla mücadelede ne kadar hassas olunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğunu vurguladı.
Vatandaşlara “Uyuşturucuyla ilgili suçları ihbar edin” çağrısı
Adalet Bakanı Tunç, uyuşturucu ve uyarıcı madde bağımlılıklarının aile bütünlüğünü ortadan kaldıran, aile hayatını ifsat eden, aile kurumunu ve toplumu derinden tehdit eden büyük bir bela olduğunu belirterek, “İnsanımızı sosyal ve ekonomik hayattan koparan, aile ilişkilerine zarar veren, çeşitli suçların işlenmesine zemin oluşturan uyuşturucuyla mücadele bizim kırmızı çizgimizdir. Uyuşturucuyla mücadelede sonuna kadar kararlıyız.” dedi.
Uyuşturucuyla mücadelede vatandaşın desteğini de önemsediklerini vurgulayan Tunç, “Vatandaşlarımız, uyuşturucunun okul çevrelerinde, mahalle aralarında, sokak aralarında yahut diğer ortamlarda satıldığını, teşvik edildiğini, yer sağlandığını görüyorsa bu durumu cumhuriyet savcılıklarına ve kolluk güçlerimize ihbar etmesi vatandaşlık görevidir. Vatandaşımız uyuşturucuyla ilgili suçlardan haberdar olur olmaz, savcılıklara ihbar ederek bizim bu mücadelemize yardımcı olmasını hassaten istiyoruz.” çağrısında bulundu.
Tunç, uyuşturucuyla mücadelede etkin ve sürdürülebilir çözümler için hem kamu hem özel sektör ile sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar arasında güçlü işbirlikleri ve ortaklıklar kurulmasının önemli olduğunu sözlerine ekledi.
]]>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan verilen 30 yıl, aynı suçlardan baba Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel’e 16 yıl 8 ay hapis cezası kararına yönelik temyiz incelemesini tamamladı.
Daire kararında, Kadir İstekli’nin 2004-2013’te çocuğun nitelikli cinsel istismarı, 2020’de ise eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçlarından 2 ayrı ceza verilmesi gerekirken, tek bir suçtan cezalandırma yapıldığı değerlendirildi.
Müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel ve babası Yusuf Ziya Gümüşel hakkında verilen hapis cezalarında ise anne ve baba olmaları nedeniyle yasa gereğince artırım yapılması gerektiği kaydedildi.
Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, dosyanın usul ve esas yönünden bozulmasına karar vererek dosyayı yerel mahkemeye iade etti.
Bozma kararının ardından sanıklar Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılanacak.
Ne olmuştu?
İstanbul’da küçük yaşta kız çocuğuna cinsel istismarda bulunulduğu iddiası üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı.
Hazırlanan iddianamede, müştekinin 14 yaşındayken hastaneye gittiğinde polislerin haber vermesi üzerine soruşturma başlatıldığı, savcılığın kemik testi istemesi üzerine müşteki yerine başka bir kızın kemik testine girdiği ve soruşturmanın bunun üzerine kapandığı aktarılmıştı.
Soruşturma sonucunda hazırlanan ve Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık Kadir İstekli’nin “nitelikli cinsel saldırı” ve “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçlarından 30 yıldan az olmamak üzere, diğer sanıklar Yusuf Ziya Gümüşel ve Fatıma Gümüşel’in de “çocuğun nitelikli cinsel istismarına iştirak” suçundan 18 yıldan az olmamak üzere hapisle cezalandırılması istenmişti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla 6 yaşındaki kız çocuğunun cinsel istismarına yönelik iddialarla ilgili 2012’de hukuka aykırı olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği iddia edilen cumhuriyet savcısı hakkında HSK’ye inceleme izni vermişti.
Bunun üzerine savcı hakkında HSK Birinci Dairesince inceleme başlatılmış ve müfettiş görevlendirilmişti.
Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Mayıs 2023 olarak belirlenen duruşma tarihinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının talebi üzerine 30 Ocak 2023’te yapılmasına karar vermişti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, müşteki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile müşteki H.K.G’nin avukatlarının sanıklarla ilgili tutuklama taleplerinin değerlendirilmesinin ardından mahkeme tarafından Kadir İstekli (47) ile Yusuf Ziya Gümüşel (59) hakkında yakalama emri çıkarılmıştı.
Bunun üzerine gözaltına alınan sanıklar, haklarındaki tutuklama kararlarının yüzlerine okunmasının ardından cezaevine gönderilmişti.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e ise aynı suçtan 20 yıl hapis cezası verilmişti.
Heyet, müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel hakkında ise aynı suçtan 16 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetmişti.
]]>Ziyaretlerde bulunmak üzere Zonguldak’a gelen Bakan Tunç, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, AYM’nin, CHP ile Can Atalay’ın avukatlarının yaptığı iki yeni başvuruya ilişkin kararına yönelik sorusu üzerine Tunç, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının henüz yayımlanmadığını, gerekçeli kararı gördükten sonra yorum yapmanın daha doğru olacağını söyledi.
Anayasanın 84. maddesinde milletvekilliğinin düşme sebeplerinin yazdığına işaret eden Tunç, şöyle devam etti:
“Kesin hüküm nedeniyle düşme durumunda Anayasanın 85. maddesine göre Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamaz. Anayasamızın açık hükmüdür bu. Can Atalay’ın milletvekilliği de kesin hüküm nedeniyle Mecliste kesin hükmün okunması nedeniyle milletvekilliği düşmüştür. Bu durumda Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesinin henüz daha gerekçeli kararını görmedik ama ‘karar verilmesine yer olmadığına’ şeklinde değil de burada yetkisizlik nedeniyle ret kararı verilmesi gerekir çünkü anayasanın açık hükmü söz konusu. Karar verilmesine yer olmadığına karar vermenin gerekçesini ancak gerekçeli kararda görebileceğiz. Anayasa Mahkemesinin bu yöndeki kararı, Mecliste okunan kesin hükmün tartışılması nedeniyle ise burada bu doğru değildir. Kesin hüküm kalkmamıştır. Kesin hüküm Mecliste okunmuştur.”
Tunç, burada Anayasa Mahkemesinin önceki içtihatlarının söz konusu olduğuna dikkati çekerek, “Önceki bu tür başvurularda ret kararı vermiştir ama burada farklı bir durum söz konusu. Gerekçeli karar ortaya çıktıktan sonra göreceğiz.” ifadesini kullandı.
Anayasanın milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 83. maddesinin açık olduğunu vurgulayan Tunç, “Seçimden önce başlayan Gezi olayları nedeniyle bir ceza soruşturması vardır. Yerel mahkeme, istinaf ve Yargıtay bu suçu değerlendirmiştir ve bir kesin hükme ulaşmıştır. Dolayısıyla bu kesin hüküm de ortadan kaldırılmış değildir.” diye konuştu.
Tunç, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru neticesinde verdiği ihlal kararıyla ilgili olarak da Yargıtayın, Anayasanın 83. ve 14. maddelerinin uygulanamaz hale getirilmesi nedeniyle AYM kararına uyulmaması yönünde karar verdiğine değinerek, “Burada iki yüksek mahkeme arasındaki görüş farkı nedeniyle bugünlere kadar gelmiş bulunuyoruz. Tabii bunun çözümü var. Bunun çözümü de yine Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak yasal ve anayasal değişikliklerdir.” değerlendirmesinde bulundu.
Anayasa değişikliğinin uzlaşma gerektirdiğini dile getiren Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yapılamıyorsa bu sorunun çözümü yine kanunlarımızda yapılacak değişikliklerledir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararları, ceza mahkemesi kanunumuza göre yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılır, Ceza Muhakemesi 311. maddeye göre. Ama Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili olarak farklı bir düzenleme vardır. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararları Anayasa Mahkemesinin kuruluş kanununun 50. maddesinde, yeniden yargılamaya karar verir ve yapılacaklara da hükmeder şeklinde bir düzenleme söz konusudur. Burada adliye mahkemelerinin görev alanı ve bir kesin hükmün ortadan kaldırılması usulü, yargılamanın yenilenmesiyle mümkün olabilecek bir husustur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun 50. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinde yapılacak değişikliklerle bu sorun ortadan kaldırılabilir. Bu takdir de Türkiye Büyük Millet Meclisinin elindedir.”
“8. Yargı Paketi önümüzdeki hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek”
Bakan Tunç, TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen “8. Yargı Paketi”ne ilişkin soru üzerine, “Burada yargı hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, yargının hızlandırılması, hak arama yollarının genişletilmesi ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili önemli düzenlemeler var.” dedi.
Paketin seçim takvimi ve Meclisin çalışma takvimi nedeniyle ikiye ayrıldığını aktaran Tunç, “Seçim sonrası da getireceğimiz düzenlemeler var. Özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya yönelik önemli çalışmalar var. Bunların da bu süreçte seçimden sonra değerlendirileceğini umut ediyoruz.” diye konuştu.
Tunç, uzun yargılamalar nedeniyle vatandaşların tazminat talebinde bulunduğuna işaret ederek, “Anayasa Mahkemesine gidiyorlardı. Anayasa Mahkemesinin buradaki dosya sayısını fazlalaştıran bir durum söz konusuydu hem uzun süren bir süreçti. Bunu da kısaltan, vatandaşlarımızın özellikle hak arama hürriyetini genişleten Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna müracaat edip hakkını öncelikle oradan arayabilmesiyle ilgili bir düzenleme var. Yine Ceza Muhakemesi Kanunundaki koruma tedbirleriyle ilgili gözaltı süresinin uzatılması ya da beraat etmiş ya da öncesinde tutuklu kalmışsa buna yönelik tazminat taleplerinin de yine Tazminat Komisyonu, yine ağır ceza mahkemesinden talep edilmesiyle ilgili düzenlemeler var.” ifadelerini kullandı.
Bakan Tunç, 2010 anayasa değişikliğiyle kişisel verilerin korunmasının anayasal güvenceye kavuştuğunu hatırlatarak, sonrasında yasal düzenlemeler yaptıklarını, bunun özellikle Avrupa Birliği veri koruma tüzüğüne uyum sağlaması bakımından da birtakım düzenlemeler yapıldığını anlattı.
Terörle mücadele açısından hassasiyetlerini korumaya devam ettiklerinin altını çizen Tunç, “Bu konuda Anayasa Mahkemesinin, Türk Ceza Kanunu 220 (madde) örgüt suçları ve 314 (madde) silahlı örgüt suçları bakımından terör örgütü üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işleyen kişinin örgüt üyesi gibi cezalandırılabileceği hükmünü, Anayasa Mahkemesi iptal etmişti. Şimdi burada bir boşluk doğmaması lazım. Örgüt üyesi değil ama örgüt adına suç işliyorsa ceza kanunundaki o boşluğu doldurarak, örgüt üyesi olmasa bile örgüt adına suç işleyen kişilerin cezasının müstakil bir suç olarak düzenlenmesini ceza kanunumuzda sağlayarak, terörle mücadele konusunda bir zafiyetin oluşmaması noktasındaki yasal düzenleme ihtiyacını meclisimizle paylaşmıştık. Milletvekillerimiz de bunu teklife dönüştürdüler ve Adalet Komisyonumuzda görüşmeleri tamamlandı.” ifadelerini kullandı.
Tunç, buna benzer usulü birtakım değişikliklerin olduğunu aktardı.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TSMF) terör örgütlerine yardım yataklık yapan şirketler bakımından kayyım tayininin mümkün olduğunu hatırlatan Tunç, “Bunun özellikle organize suç örgütlerinin işlediği suçlar bakımından da kayyım tayini imkanını getiren düzenlemeler var. Çok sayıda usulü düzenlemeler de var. Tüm bunların yasalaşması durumunda hem hak arama hürriyetinin genişletilmesi hem de yargı hizmetlerinin etkinliğinin artırılması ve kişisel verilerin korunması anlamında önemli iyileştirmeler sağlanmış olacak.” şeklinde konuştu.
Bakan Tunç, daha önceki yargı paketlerinde de önemli düzenlemeler yaptıklarını anımsatarak, seçim sonrasında Yargı Reformu Strateji Belgesi ile İnsan Hakları Eylem Planı’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuyla paylaşılacağını, belirlenen hedefler doğrultusunda da yeni düzenlemeleri hayata geçireceklerini kaydetti.
“İlk etapta 8 kişinin kusurlu olduğu belirlendi”
Erzincan’ın İliç ilçesinde maden ocağında meydana gelen toprak kaymasıyla ilgili soru sorulan Tunç, olayın herkesi derinden üzdüğünü söyledi.
Toprak altında kalan 9 kişiye bir an önce ulaşmayı temenni eden Tunç, hem olayın sebeplerinin araştırılması hem de bu tür kazaların bir daha meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınması noktasında TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulduğunu hatırlattı.
Tunç, olayın hemen ardından İliç Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma başlattığını, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda 4 cumhuriyet savcısının görevlendirildiğini kaydetti.
İnşaat, iş güvenliği, çevre, kimya ve bütün o alanı ilgilendiren konularla ilgili 8 bilirkişinin de olay yerinde incelemeler yaptığını aktaran Tunç, şöyle devam etti:
“Hazırlanan ön rapora göre kusurlu olduğu düşünülen kişiler oldu. İlk etapta 8 kişinin kusurlu olduğu belirlendi. Bunlardan 6’sı tutuklamaya sevk edildi ve tutuklandılar. 2’si de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma devam ediyor. Tabii şirketin, yabancı şirketin, yabancı temsilcisiyle ilgili de tutuklama kararı verildi. Sonrasında 6 Şubat tarihi itibarıyla şirketin Türkiye yöneticisi olarak atanan kişiyle ilgili olarak da ifadeler alındı. O da adli kontrol şartıyla şu anda soruşturma kapsamında.”
Soruşturma neticesinde kusurlu olanların, bu kazaya sebebiyet veren olayların, nedenlerin, kişilerin yargı tarafından ortaya çıkarılacağını dile getiren Tunç, şunları kaydetti:
“Tüm teknik boyutları incelenerek bu kazada kimler kusurlu bunun tespitini yargımız yapacaktır. Soruşturma şu anda tüm detaylarıyla, tüm titizlikle devam ediyor. Hep beraber biz de süreci Erzincan Cumhuriyet Başsavcımız, İliç Cumhuriyet Başsavcımız koordinasyonunda takip ediyoruz. İlgili bakanlarımız; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız, İçişleri Bakanımız konuyla ilgili gerekli açıklamaları da zaten zaman zaman yapıyorlar. Adli süreçle de ilgili biz bilgilendirme yaptık.”
Bakan Tunç, soruşturma neticesinde yargılama sürecinin başlayacağını belirterek, “Kimler sorumluysa, kimler bu kazaya sebebiyet verdiyse yargı huzurunda elbette ki hesabını verecektir.” dedi.
]]>Devrek ilçesinde açıklamalarda bulunan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Anayasa Mahkemesinin Can Atalay’ın milletvekilliğiyle ilgili kararına dair gerekçeli kararın henüz yayınlanmadığını belirtti. Anayasa Mahkemesinin “karar verilmesine yer olmadığı” yönünde bir karar verdiğini aktaran Tunç, gerekçeli kararın yayınlanmasının ardından yorum yapmanın daha doğru olacağını ifade etti.
Anayasa’nın 84. maddesine atıfta bulunan Bakan Yılmaz Tunç, “Anayasa mahkemesinin gerekçeli kararı henüz yayınlanmadı. Gerekçeli karar gördükten sonra yorum yapmak daha doğru olur. Tabii Anayasa Mahkemesi’nin yok hükmünde değil de karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğini öğrendik. Gerekçeli karar yayınlandığında da bunun hangi gerekçeyle verildiğini öğrenmiş olacağız. Burada Anayasamızın 84. Maddesi açık. 84. maddede milletvekilliğinin düşme sebepleri yazar. Orada devamsızlık nedeniyle, milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir iş yaptığında ya da kesin hüküm nedeniyle milletvekilliği düşer. İstifa ve ölüm nedeniyle düşer. Tabii bu düşme sebeplerinden kesin hüküm nedeniyle düşme durumunda Anayasanın 85. maddesine göre Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılamaz. Anayasamızın açık hükmüdür bu. Can Atalay’ın milletvekilliği de kesin hüküm nedeniyle mecliste kesin hükmün okunması nedeniyle milletvekilliği düşmüştür. Bu durumda tabii Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmıştır. Burada Anayasa Mahkemesi’nin henüz daha gerekçeli kararını görmedik ama karar verilmesine yer olmadığına şeklinde değil de burada yetkisizlik nedeniyle ret kararı verilmesi gerekir. Çünkü anayasanın açık hükmü söz konusu. Karar verilmesine, yer olmadığına karar vermenin gerekçesini ancak gerekçeli kararda görebileceğiz. Eğer Anayasa Mahkemesi’nin bu yöndeki kararı mecliste okunan kesin hükmün tartışılması nedeniyle ise burada bu doğru değildir. Kesin hüküm kalkmamıştır” dedi.
“Kesin hüküm mecliste okunmuştur”
TBMM genel kurulunca alınan bir karar olmadığı sürece kesin hükmün okunduğu ve milletvekilliğinin de kendiliğinden düştüğünü ifade eden Bakan Yılmaz Tunç şöyle devam etti:
“Kesin hüküm mecliste okunmuştur. Ama karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar eğer ilgili bu konuda Anayasa’nın 85. Maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi’ne gidemeyeceği ve ortada Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından alınan bir karar olmadığı sadece çünkü kesin hüküm okunuyor ve milletvekilliği kendiliğinden düşüyor. Milletvekilleri bir oylama yapmıyor. Dolayısıyla böyle bir işlem olmadığı için karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilse durum farklıdır. Dolayısıyla burada Anayasa Mahkemesi’nin önceki içtihatları söz konusu önceki başvurularda bu tür başvurularda ret kararı vermiştir. Ama burada farklı bir durum söz konusu. Gerekçeli karar ortaya çıktıktan sonra göreceğiz. Anayasamızın milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 83. maddesi açık. 83. maddesinde seçimden önce soruşturmasına başlanmış olan anayasal düzene ilişkin suçlar terör suçları dokunulmazlık kapsamın dışındadır. Dokunulmazlığın istisnasıdır. Burada da bir yargı süreci gerçekleştirmiştir. Seçimden önce başlayan Gezi olayları nedeniyle başlayan bir ceza soruşturması vardır. Yerel mahkeme istinaf ve Yargıtay bu suçu değerlendirmiştir. ve bir kesin hükme ulaşmıştır. Dolayısıyla bu kesin hüküm de ortadan kaldırılmış değildir. Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu bireysel başvuru neticesinde verdiği ihlal kararıyla ilgili olarak da Yargıtayımız Anayasanın 83. ve 14. maddelerinin uygulanamaz hale getirilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi kararına uyulmaması yönünde karar vermiştir.”
“İki yüksek mahkeme arasındaki görüş farkı nedeniyle bugünlere gelmiş bulunuyoruz”
İki yüksek mahkeme arasındaki görüş farkı nedeniyle sürecin bu günlere geldiğini ifade eden Bakan Yılmaz Tunç “Burada iki yüksek mahkeme arasındaki görüş farkı nedeniyle bugünlere kadar gelmiş bulunuyoruz. Tabii bunun çözümü var. Bunun çözümü de yine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak olan yasal ve anayasal değişikliklerdir. Anayasa değişikliği bir uzlaştırma, uzlaşma gerektirir. Tabii eğer bu yapılamıyorsa bu sorunun çözümü yine kanunlarımız da yapılacak değişikliklerledir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararları, Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılır. 311. Maddeye göre. Ama Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili olarak farklı bir düzenleme vardır. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararları Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş kanununun 50. maddesinde yeniden yargılamaya karar verir ve yapılacaklara da hükmeder şeklinde bir düzenleme söz konusudur. Burada tabii adliye mahkemelerinin görev alanı ve bir kesin hükmün ortadan kaldırılması usulü yargılamanın yenilenmesiyle mümkün olabilecek bir husustur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun 50. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinde yapılacak olan değişikliklerle bu sorun ortadan kaldırılabilir. Bu takdirde tabii Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin elindedir” ifadelerine yer verdi.
8. Yargı Paketi önümüzdeki hafta TBMM’de
Sekizinci Yargı Paketi’nin Adalet Komisyonu’nda görüşmelerinin tamamlandığını ve kabul edildiğini önümüzdeki hafta meclis genel kurulunda görüşmelerinin gerçekleştirileceğini ifade eden Bakan Yılmaz Tunç, yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, yargının hızlandırılması, hak arama yollarının genişletilmesi ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili önemli düzenlemelerin bu pakette yer aldığını açıkladı
Meclisin çalışma takvimi nedeniyle seçim sonrası getirilecek düzenlemelerin de olacağını ifade eden Bakan Yılmaz Tunç şöyle devam etti:
“Sekizinci Yargı Paketi adalet komisyonunda görüşmeleri tamamlandı ve kabul edildi. Önümüzdeki hafta meclis genel kurulunda görüşmeleri gerçekleştirilecek. Burada yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, yargının hızlandırılması, hak arama yollarının genişletilmesi ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili önemli düzenlemeler var. Tabii paket seçim takvimi nedeniyle meclisin çalışma takvimi nedeniyle ikiye ayrıldı. Seçim sonrası da getireceğimiz düzenlemeler var. Özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya yönelik önemli çalışmalar var. Bunların da bu süreçte seçim sonra değerlendirileceğini umut ediyoruz. Tabii şu anda Adalet Komisyonu’nda görüşmeleri tamamlanan, 41-42 maddelik kanun teklifi komisyonda görüşmeleri tamamlandı. Genel kurulda görüşmeleri yapılacak. Burada ana hatlarıyla özellikle yargıyı hızlandıracak, sadeleştirmeye yönelik önemli düzenlemeler var. İstinaf, temyiz ve itiraz sürelerinin çok farklı farklı süreler, yedi günlük, sekiz günlük, on beş günlük bir haftalık süreler var. Tüm bunları ortadan kaldırıyoruz. Artık istinaf, itiraz ve temyiz süreleri bütün dava iki hafta olarak belirliyoruz. Yüze karşı okumadan mı yoksa tebliğ edildiğinden sonra mı başlar süre? Bu tartışmaları da ortadan kaldırıyoruz. Bütün davalar bakımından itiraz, istinaf ve temyiz süreleri iki hafta olarak belirlenecek. Yine uzun yargılamalardan dolayı vatandaşlarımız tazminat talebinde bulunuyorlardı. Anayasa Mahkemesi’ne gidiyorlardı. Tabii hem Anayasa Mahkemesi’nin buradaki dosya sayısını fazlalaştıran bir durum söz konusuydu. Hem uzun süren bir süreçti. Bunu da kısaltan vatandaşlarımızın özellikle hak arama hürriyetini genişleten Adalet Bakanlığı bünyesindeki tazminat komisyonuna müracaat edip hakkını öncelikle oradan arayabilmesiyle ilgili bir düzenleme var. Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki koruma tedbirleriyle ilgili eğer gözaltı süresinin uzatılması ya da beraat etmiş ve öncesinde tutuklu kalmışsa, buna yönelik tazminat taleplerinin de yine tazminat komisyonu ve Ağır Ceza Mahkemesi’nden talep edilmesiyle ilgili düzenlemeler var. Yine kişisel verilerin korunmasıyla ilgili, özel hayatın korunmasıyla ilgili biliyorsunuz 2010 anayasa değişikliğiyle, kişisel verilerin korunması, anayasal güvenceye kavuşmuştur. Sonrasında yasal düzenlemeler yapmıştı. Tabii bu yasal düzenlemelerin özellikle Avrupa Birliği veri koruma tüzüğüne uyum sağlaması bakımından bir takım düzenlemeler yapılıyor. Burada özellikle vatandaşlarımızın kişisel verilerin işlendiği durumda bunların özellikle kişisel verilerin başka birilerinin eline geçmemesi anlamında birtakım müeyyideler getiriliyor. Veri sorumlularına yeni sorumluluklar ve cezai müeyyideler getiriliyor.”
“Küresel şirketlerden alışveriş vatandaşlarımızın kişisel verilerini korumayı amaçlayan düzenlemeler var”
Özellikle küresel şirketlerden alışveriş yapan vatandaşların kişisel verilerinin bu şirketlerce işlenebildiğine değinin Bakan Yılmaz Tunç, söz konusu yargı paketinde vatandaşların kişisel verilerini korumayı amaçlayan düzenlemelerin de olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Özellikle küresel şirketler var. Bunlardan alışveriş yapan vatandaşlarımız var. Vatandaşlarımız o şirketlerden alışveriş yaptığında kişisel verileri oralarda işlenebiliyor, bu şirketlerle yapılan sözleşmelerde. Tüm bunlarda sorumlulukları belirleyen veri sorumlularının yükümlülüklerini belirleyen bir düzenleme ve vatandaşlarımızın kişisel verilerini korumayı amaçlayan düzenlemeler var. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına itiraz müessesesi getiriyoruz. İstinaf sürecine. Yine özellikle terörle mücadele açısından hassasiyetimizi korumaya devam ediyoruz. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin Türk Ceza Kanunu 220 örgüt suçları ve 314-2 silahlı örgüt suçları bakımından terör örgütü üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işleyen örgüt üyesi gibi cezalandırılabileceği hükmünü Anayasa Mahkemesi iptal etmişti. Şimdi burada bir boşluk doğmaması lazım. Eğer örgüt üyesi değil ama örgüt adına suç işliyorsa ceza kanunundaki o boşluğu doldurarak örgüt üyesi olmasa bile örgüt adına suç işleyen kişilerin cezasının müstakil bir suç olarak düzenlenmesini Ceza Kanunu’nda sağlayarak terörle mücadele konusunda bir zafiyetin oluşmaması noktasındaki yasal düzenleme ihtiyacını meclisimizle paylaşmıştık. Sağ olsun milletvekillerimiz de bunu teklife dönüştürdüler. ve Adalet Komisyonumuzda görüşmeleri buna benzer usulü bir takım değişiklikler var. İşte vasi tayini bir yıldan fazla cezaevinde bulunan hükümlülere otomatik vasi tayin ediliyordu. Burada kişinin isteğine bırakılacak. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda bir düzenleme söz konu su oluyor. Yine tasarruf mevzuatı sigorta fonunun terör örgütlerine yardım yataklık yapan şirketler bakımından kayyum tayini mümkündü. Bunun özellikle organize suç örgütlerinin işlediği suçlar bakımından da kayyum tayini imkanını getiren düzenlemeler var. Çok sayıda usulü düzenlemeler de var. Tüm bunların yasalaşması durumunda hem hak arama hürriyetinin genişletilmesi hem de yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması ve kişisel verilerin korunması anlamında önemli iyileştirmeler sağlanmış olacak. Tabii önceki yargı paketlerinde de yine çok önemli Yapmıştık. İnşallah seçim sonrasında yargı reformu strateji belgemiz ve insan hakları eylem planımızla Cumhurbaşkanımız tarafından seçimden sonra kamuoyuyla paylaşacak. Orada ortaya konulan uygulamadan bizlere gelen, vatandaşlarımızdan bizlere gelen adaletin tecellisi ve güvenilir adaletin tesisi anlamında gerekli olan gerek yasal düzenlemeler gerek idari uygulamalarla ilgili yargı reformu strateji belgesi, seçim sonrası açıklanacak belgede de önemli hedefleri ortaya koyacağız ve o hedefler doğrultusunda da yeni düzenlemeleri inşallah hayata geçireceğiz.”
“Erzincan’daki soruşturma tüm detaylarıyla, titizlikle devam ediyor”
Erzincan İliç’te meydana gelen toprak kaymasında 9 işçinin toprak altında kaldığı olaya ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Yılmaz Tunç, hem işçilerin kurtarılması hem de yargılama sürecinin devam ettiğini söyledi. Kusurlu olduğu düşünülen kişilerin tutuklandığını ve adli sürecin de devam ettiğini belirten Bakan Tunç sözlerini şöyle tamamladı:
“Erzincan İliç’te meydana gelen toprak kayması, maden sahasındaki kaymağı hepimizi derinden üzdü. Tabii orada kaybolan dokuz madencimizin, işçimizin arama çalışmaları uzun süredir devam etti. Tabii oradaki toprak kayma tehlikesi ve arama kurtarma çalışmalarındaki risk nedeniyle de bir süre ara verildi. İnşallah temennimiz bir an önce o dokuz vatandaşımıza ulaşmak. Ailelerin acısını bir kez daha paylaşıyorum. Onlara sabır diliyorum tabii bu kazanın sebepleriyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Araştırma Komisyonu kuruldu. Bu tür kazaların bundan sonra olmaması için alınması gereken tedbirler noktasında da kurulan araştırma komisyonu önemli. Hem bu kazanın nedenlerini araştıracaklar hem de bu tür kazalar meydana gelmemesi için gerekli tedbirleri yasama üyelerimiz, milletvekillerimiz araştıracaklar. Ama diğer yandan konunun adli boyutu var tabii. Hemen olay olur olmaz. İliç Cumhuriyet Başsavcılığımız soruşturma başlattı. Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’mızın koordinasyonunda dört cumhuriyet savcımız görevlendirilmişti. Sekiz bilir kişi görevlendirdik. İnşaat, iş güvenliği, çevre, kimya ve bütün o alanı ilgilendiren konularla ilgili sekiz bilirkişi de olay yerinde incelemeler yaptılar. Bir ön rapor hazırladılar. ve bu ön rapora göre kusurlu olduğu düşünülen kişiler oldu. İlk etapta sekiz kişinin kusurlu olduğu belirlendi. Bunlardan altısı tutuklamaya sevk edildi ve tutuklandılar. İkisi de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma devam ediyor. Tabii şirketin yabancı şirketin yabancı temsilcisiyle ilgili de tutuklama kararı verildi. Sonrasında 6 Şubat tarihi itibariyle şirketin Türkiye yöneticisi olarak atanan kişiyle ilgili olarak da ifadeleri alındı. O da adli kontrol şartıyla şu anda soruşturma kapsamında ve bu soruşturma neticesinde kusurlu olan kimlerse bu kazaya sebebiyet veren olaylar, nedenler, kişiler kimse bu tabii ki yargımız tarafından bağımsız ve tarafsız yargımız tarafından ortaya çıkarılacaktır. Bunun tabii tüm teknik boyutları incelenerek bu kazada kimler kusurlu? Bunun tespitini yargımız yapacaktır. Soruşturma şu anda tüm detaylarıyla tüm titizlikle devam ediyor. Hep beraber biz de süreci Erzincan Cumhuriyet Başsavcımız ve Cumhuriyet Başsavcımız koordinasyonunda takip ediyoruz. İlgili bakanların Enerji bakanımız, Çevre Şehircilik Bakanımız, İçişleri Bakanımız konuyla ilgili gerekli açıklamaları da zaten zaman zaman yapıyorlar. Adli süreçle ilgili de biz bilgilendirme, hem Cumhuriyet Başsavcılığımız, hem bizler yaptık. Bundan sonra da inşallah temennimiz o dokuz vatandaşımıza ulaşılması ama bundan sonra bu kazaların meydana gelmemesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek ve bu kazaya neden olan kişileri de tabii yargımız ortaya çıkarıp soruşturma neticesinde yargılama süreci elbette ki başlayacak ve kimler sorumluysa, kimler bu kazaya sebebiyet verdiyse yargı huzur elbette ki hesabını verecektir.” – ZONGULDAK
]]>CHP Bolu Milletvekili ve Sanayi ve Ticaret Komisyonu Üyesi Türker Ateş, vatandaşlara kesilen para cezaları ve tahsilat oranlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Ateş, yaptığı açıklamada, cezaların tahsilat oranının düşük olduğunu vurguladı. Ekonomik kriz nedeniyle vatandaşların cezaları ödemekte güçlük çektiğine işaret eden Ateş, çıkarılan afların da cezaların ödeme oranını düşürdüğünü ifade etti.
Ateş açıklamasında şunları söyledi:
“TAHSİLAT İDARİ CEZALARDA YÜZDE 15, VERGİ CEZALARINDA YÜZDE 8,5”
“2023 yılı başında, iktidar bütçeye hedef olarak 63 milyar 963 milyon lira para cezası hedefi koymuştu. Yıl bitiminde kesilen cezalar bu rakamın yedi katından fazlaydı. 530 milyar 463 milyon lira para cezası kesilirken, bu rakamın sadece yüzde 11’i, yani 60 milyar 533 milyonu tahsil edilebildi. 2023 yılında 73 milyar lira adli, 60 milyar lira idari, 365 milyar lira da vergi cezası kesildi. Adli para cezalarının yüzde 2,7’si; idari para cezalarının yüzde 15’i; vergi cezalarının da sadece yüzde 8,5’u ödendi.
“TRAFİK PARA CEZALARINDA TAHAKKUK/TAHSİLAT ORANI YÜZDE 58’DE KALDI”
2023 yılında 30 milyar 420 milyon lira trafik cezası kesilirken, bunun da yüzde 58’i tahsil edilebildi. Vatandaşlar 2023 yılında trafik cezalarına 17 milyar ödemek zorunda kaldı. Ödeme gücü azalan yurttaş, yerel seçim sonrası yalnızca artan vergilerle değil, iktidarın bütçe açığını kapatma hırsı ile keseceği yüksek cezalar nedeniyle de bunalacak. Yerel seçim sonrası kesilecek cezaların artması kaçınılmaz. Oysa ki cezalar belirlenirken vatandaşların ödem gücü dikkate alınmalı ama iktidarın önceliği maalesef vatandaş değil, israf politikalarının faturasını vatandaşlara ödetmek”
Ateş, sürekli çıkarılan afların da cezaların tahsil oranlarını düşürdüğünü söyledi. Ateş şunları söyledi:
“TAHSİLAT İDARİ CEZALARDA YÜZDE 15, VERGİ CEZALARINDA YÜZDE 8,5”
“2023 yılı başında, iktidar bütçeye hedef olarak 63 milyar 963 milyon lira para cezası hedefi koymuştu. Yıl bitiminde kesilen cezalar bu rakamın yedi katından fazlaydı. 530 milyar 463 milyon lira para cezası kesilirken, bu rakamın sadece yüzde 11’i, yani 60 milyar 533 milyonu tahsil edilebildi. 2023 yılında 73 milyar lira adli, 60 milyar lira idari, 365 milyar lira da vergi cezası kesildi. Adli para cezalarının yüzde 2,7’si; idari para cezalarının yüzde 15’i; vergi cezalarının da sadece yüzde 8,5’u ödendi.
“TRAFİK PARA CEZALARINDA TAHAKKUK/TAHSİLAT ORANI YÜZDE 58’DE KALDI”
2023 yılında 30 milyar 420 milyon lira trafik cezası kesilirken, bunun da yüzde 58’i tahsil edilebildi. Vatandaşlar 2023 yılında trafik cezalarına 17 milyar ödemek zorunda kaldı. Ödeme gücü azalan yurttaş, yerel seçim sonrası yalnızca artan vergilerle değil, iktidarın bütçe açığını kapatma hırsı ile keseceği yüksek cezalar nedeniyle de bunalacak. Yerel seçim sonrası kesilecek cezaların artması kaçınılmaz. Oysa ki cezalar belirlenirken vatandaşların ödeme gücü dikkate alınmalı ama iktidarın önceliği maalesef vatandaş değil, israf politikalarının faturasını vatandaşlara ödetmek”
]]>GALATASARAY’A 567 BİN TL
Galatasaray, saha olayları nedeniyle 112 Bin TL, merdiven boşluklarının boş bırakılmaması nedeniyle 195 Bin TL, çirkin ve kötü tezahürat ve bu eylemin 5. kez tekrarlanması nedeniyle 260 Bin TL cezaya çarptırıldı.
FENERBAHÇE 562 BİN TL
Fenerbahçe, çirkin ve kötü tezahürat ve bu eylemin 8. kez tekrarlanması nedeniyle 440 Bin TL, saha olayları nedeniyle 112 Bin TL cezaya çarptırıldı.
İşte cezaların tamamı;
1- SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-TRABZONSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 650.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KALE ARKASI TRİBÜN B blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı 60.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
2- TRABZONSPOR A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-TRABZONSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 260.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN B blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
3- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, 18.02.2024 tarihinde oynanan MKE ANKARAGÜCÜ-GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı ve bu eylemin aynı sezon içinde 3. kez gerçekleştirilmesi nedeniyle 150.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, stadyuma usulsüz seyirci alınmasından dolayı 300.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- GALATASARAY A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan MKE ANKARAGÜCÜ-GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı ve bu eylemin aynı sezon içinde 4. kez gerçekleştirilmesi nedeniyle 195.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 260.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN 407 numaralı blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
5- KASIMPAŞA A.Ş.’nin, 16.02.2024 tarihinde oynanan KASIMPAŞA A.Ş.-VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada ilk kez gerçekleştirilmesinden dolayı İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KAPALI TRİBÜN C, KALE ARKASI KAPALI TRİBÜN E blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki evsahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada KASIMPAŞA A.Ş.’nin, akreditasyon sisteminin işletilmemesinden dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
6- GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.–YILPORT SAMSUNSPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan GÜNEY KALE ARKASI ALT TRİBÜN GÜNEY KALE ARKASI ALT E blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. sporcusu EL HADJI PAPY MISON DJILOBODJI’nin, rakip takım sporcusuna yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADAN MEN ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
7- YILPORT SAMSUNSPOR Kulübünün, 18.02.2024 tarihinde oynanan GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.–YILPORT SAMSUNSPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 140.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR ÜST TRİBÜN MİSAFİR ÜST A blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
8- YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan CORENDON ALANYASPOR–YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 4. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan ROOF LOUNGE MİSAFİR TRİBÜNÜ A ve B bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
9- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 19.02.2024 tarihinde oynanan BEŞİKTAŞ A.Ş.–TÜMOSAN KONYASPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan SPOR TOTO KUZEY ALT TRİBÜN 108, DOĞU ÜST TRİBÜN 415 ve 416 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
10- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. antrenörü ÇAĞATAY TURAN’ın, 17.02.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–FENERBAHÇE A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, rakip takım mensubuna yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
11- FENERBAHÇE A.Ş.’nin, 17.02.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–FENERBAHÇE A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 8. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 440.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜNDE yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada FENERBAHÇE A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
FENERBAHÇE A.Ş. hakkında, Kulüp resmi sosyal medya hesabından (youtube) yapılan paylaşımda yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamalar nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA,
FENERBAHÇE A.Ş. idarecisi BURAK ÇAĞLAN KIZILHAN hakkında, müsabaka sonrası basın mensuplarına yaptığı ve Kulüp resmi sosyal medya hesabından (youtube) yayınlanan beyanlarında yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamaları nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA,
12- BİTEXEN ANTALYASPOR Kulübü hakkında, 17.02.2024 tarihinde oynanan BİTEXEN ANTALYASPOR–İSTANBULSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamalar nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA,
BİTEXEN ANTALYASPOR Kulübü Başkanı SİNAN BOZTEPE hakkında, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamalar nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA, karar verilmiştir.”
]]>Teklife göre, İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Kişiliğin veya mal varlığının korunması kriteri
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getirilecek.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor. Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
Vesayetin sona erdirilmesi
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
Örgüt adına suç işleme
Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltilecek. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
(Sürecek)
]]>Ege Akersoy’un ‘kasten yaralama’ suçundan 2 bin TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildi
İSTANBUL – İstanbul’da Filistin’de yaşananları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve elinde Kelime-i Tevhid bayrağı bulunan kişiye ‘sen tam bir Arap sevicisisin’ diyerek saldırdığı iddia edilen sanık hakkında karar çıktı. Mahkeme sanık Ege Akersoy’un ‘kasten yaralama’ suçundan 2 bin TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmetti ve hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Akersoy’un ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan ise beraatine karar verildi.
Beyoğlu’nda 1 Ocak 2024’de Filistin’de yaşananları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve elinde Kelime-i Tevhid bayrağı bulunan İsmail Aydemir’e ‘sen tam bir Arap sevicisisin. Arap kültürünü savunuyor’ diyerek saldırdığı iddia edilen sanık Ege Akersoy’un yargılandığı davada karar açıklandı. İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sanık Ege Akersoy hazır bulunmazken taraf avukatları hazır bulundu.
“Sanığın cezalandırılmasını talep ediyoruz”
Duruşmada söz verilen müşteki avukatı, “Olayın nasıl yaşandığı ortadadır. Sanık, müvekkile yönelik ifadelerini kamera önünde tekrar etmiştir. Sanığın cezalandırılmasını talep ediyoruz” şeklinde beyanda bulundu.
“Burada herhangi bir halk kesimi diğer bir kesime harekete geçirilmemiştir”
Sanık avukatı ise savunmasında, “İki kişi karşı karşıya geldi. Biri diğerine ‘Arap sevicisin’ diyor. Burada bir kitle yok. İki kişi var. Birinin birisine ‘Arap sevicisin’ demesinin sen bir ‘Arap hayranısın’ demesinden ne farkı vardır ? Bu cümlede hakaret yoktur. Örneğin ben batıcı olabilirim. Biri bana batıcısın dese bu hakaret olmaz. Tahrik etmek bir kişinin iradesi üzerinde yoğun bir etkide bulunmak anlamına geliyor. Burada herhangi bir halk kesimi diğer bir kesime harekete geçirilmemiştir. Katılan her şeyin bir anda gerçekleştiğini söyledi. Biz suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını bu nedenle beraat kararı verilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Sanık avukatının savunmasının ardından kararını açıklayan hakim sanık Ege Akersoy’un ‘kasten yaralama’ suçundan 2 bin TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmetti ve hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Akersoy’un ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan ise beraatine hükmedildi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, şüpheli Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan müşteki İsmail Aydemir’e ‘sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor’ şeklinde sözler söylediği ve söylemleri ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği anlatıldı. Hazırlanan iddianamede şüpheli Ege Akersoy’un ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme’ ve ‘kasten yaralama’ suçundan toplamda 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
]]>İstanbul’un Eyüpsultan ilçesinde ilçesinde, kedilere kezzap ve asit döktüğü iddiasıyla yargılanan Murat Özdemir’in 10 buçuk aydan 7 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Murat Özdemir’in İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi avukatları, Halkın Kurtuluş Partisi vekilleri de katıldı.
Hayvan Hakları avukatlarından Umut Yıldız mahkemede söz alarak, “Hayvan Haklarının gündemde olduğu bu dönemde sanığın vahşice, 40’a yakın hayvana zarar verdiği sunduğumuz veteriner hekimce düzenlenen raporda anlaşılıyor. Sanık hakkında caydırıcı ceza verilmesini ve sanığın eylemlerinin birden fazla kez devam ettiği de dikkate alınarak tasarlayarak gerçekleştirdiği sebebiyle üst sınırdan cezalandırılmasını talep ederiz” dedi.
7 YILA KADAR HAPSİ TALEP EDİLDİ
Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan duruşma savcısı sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, ‘Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme’ suçundan 10 buçuk aydan 7 yıla kadar hapsini talep etti.
Mahkeme sanığın ek savunmasını yapması için hakkında zorla getirilmesine karar vererek uruşmayı 8 Mart’a erteledi.
“HAYVANLARA UZANAN O KANLI ELLER YARIN HEPİMİZE YÖNELECEK OLAN ŞİDDETİN HABERCİSİDİR”
Duruşma sonrasında adliye önünde açıklama yapan Hayvan Haklarını Koruma Federasyonu Başkanı Nihal Kasa şunları söyledi:
“Bugün burada birçok yaşam hakkı savunucusu ve toplumun vicdanlı insanlarıyla birlikte Eyüp’te aylarca gözleri oyularak, derisi yüzülerek iç organları parçalanarak bir cani şahıs tarafından kezzap gibi maddelerle canice işkence gören bir kısmı ölen, ölmeyenler de hala acılar içinde kıvranan o zavallı hayvanlar için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bugün bu şahsın en ağır biçimde cezalandırılması umuduyla bu davaya geldik. Şu anda biz toplumun vicdanına sesleniyoruz zaten kamu vicdanı yaralanmıştır. Bu hayvanların acısını, o acı çeken hayvanların yani bazı görsellerde haykırışlarını görüyoruz, hepimizin vicdanını derinden yaraladı. Bugün bu dava ertelendi. Bugün masum hayvanlara uzanan kanlı eller biliniz ki yarın insana, hepimize yönelecek olan şiddetin ön habercisidir.
Ve ben bu şahsın basına verdiği açıklamasından bir cümleyi tekrar etmek istiyorum, ‘Ben o kedileri sevmiyordum. Böyle yaptım. Onları besleyenleri de sevmiyorum. ‘Yani bu açıkça kediyi sevmiyordum, kezzap attım öldürdüm, onları besleyenleri de aynı mantıkla sevmiyorum. Bu işin çok tarafı var. Tabii ki ağır bir cezanın yanı sıra şiddet eylemini de önlenmesi gereklidir.
“HER SERİ KATİLİN GEÇMİŞİNDE BİR HAYVAN DÜŞMANLIĞI VARDIR”
Halkın Kurtuluş Partisi İl Başkanı Pınar Akbina Karaman ise şöyle konuştu:
“Eyüp’te kezzapla katledilen canlarımızın davasıydı. Daha geçen hafta canice katledilen Eros gündemdeydi. Yargımız da iktidarın hukuk bürolarına dönüşmüş durumda. Ama biz mücadele edeceğiz. Ne yazık ki bu tür davalarda kamuoyu baskısı etkisiyle verilirse bir karar veriliyor. Dolayısıyla bizler bu davanın da sonuna kadar takipçisi olacağız. ve yasal düzenlemeler yeterli değil. Bakın bilim insanları ne diyor? Davada da söyledik. Profesör Doktor Sevil Atasoy diyor ki, ‘Her seri katilin geçmişinde bir hayvan düşmanlığı, bir hayvan katliamı vardır. İşte bu davalarda gereken cezalar verilmezse, katiller dolaşacak aramızda. Dolaşıyor da. Yeterli cezayı almadıkları için.”
]]>Sarı-lacivertli kulübü 8 milyon 4 bin ceza verilen Beşiktaş takip etti. Siyah-beyazlıların cezası da Tahkim indirimlerinin ardından 6 milyon 804 bin liraya geriledi.
Sezon başından bu yana Süper Lig kulüplerine toplamda 48 milyon 224 bin 500 lira ceza verildi
Tahkim tarafından indirilen ceza miktarı 7 milyon 481 bin 142 lira 86 kuruş oldu. Bu meblağ düştüğünde kulüplere toplam 40 milyon 743 bin 357 lira 14 kuruşluk ceza kesildi.
Fenerbahçe’de en çok cezaya taraftarlar sebep oldu
PFDK tarafından bu sezon 8 milyon 77 bin lira ceza verilen Fenerbahçe, bu anlamda listenin ilk sırasında yer aldı. Tahkim Kurulu, sarı-lacivertli ekibe toplamda 894 bin 500 lira indirim verdi. İndirimlerin ardından kulübe kesilen toplam para cezası 7 milyon 182 bin 500 lira oldu.
Fenerbahçe Kulübüne cezanın 3 milyon 418 bin liralık bölümü; çirkin ve kötü tezahürat, merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ve taraftarlarının neden olduğu saha olayları sebebiyle verildi.
Sarı-lacivertli takımda cezanın 2 milyon 198 bin liralık kısmı ise başkan Ali Koç ve yöneticilere verildi.
Başkan Ali Koç’a 4 farklı seferde 1 milyon 120 bin lira ceza verilirken, yöneticiler Burak Çağlan Kızılhan, Selahattin Baki, Ahmet Ketenci ve Can Gebetaş ise 6 farklı dönemde toplam 1 milyon 78 bin lira ceza aldı.
Kulüp, yöneticilerinin yaptığı açıklamalar sebebiyle ayrıca 2 milyon 200 bin lira cezaya çarptırıldı.
Tahkim Kurulu, yönetim kademesi ve yapılan açıklamalar sebebiyle kulübe verilen cezalarda toplam 842 bin 500 liralık indirim yaptı.
Başkan Ali Koç 210 bin lira, Selahattin Baki 200 bin lira, Burak Çağlan Kızılhan da 19 bin 500 lira indirim alan isimler oldu. Bu indirimlerin yanı sıra yöneticilerin açıklamaları sebebiyle kulübe kesilen cezada 400 bin liralık Tahkim indirimi uygulandı.
Beşiktaş’ta başkan ve yöneticilerin sebep olduğu ceza miktarı 4 milyon lira
Fenerbahçe’nin ardından en fazla ceza alan kulüp Beşiktaş oldu. Siyah-beyazlılara toplamda 8 milyon 4 bin liralık ceza verildi.
Tahkim Kurulu tarafından cezası 1 milyon 200 bin lira indirilen siyah-beyazlılara toplamda 6 milyon 804 bin lira ceza kesildi.
Siyah-beyazlı kulübe cezanın 3 milyon 968 bin liralık bölümü; çirkin ve kötü tezahürat, taraftarlarının neden olduğu saha olayları ve merdiven boşluklarının boş bırakılmaması sebebiyle verildi.
Beşiktaş’ta bir önceki başkan Ahmet Nur Çebi’ye 3 seferde toplam 1 milyon lira ceza verilirken, eski yöneticiler Engin Baltacı ve Emre Kocadağ’a ise 3 seferde toplam 1 milyon lira ceza kesildi. Beşiktaş’ın yeni yönetim kurulu üyesi Feyyaz Uçar’a da 200 bin lira ceza verildi.
Siyah-beyazlılarda kulüp başkanı ve yöneticilere toplamda 2 milyon 200 bin liralık ceza verilirken, başkan ve yöneticilerin açıklamaları sebebiyle kulübe de toplamda 1 milyon 800 bin liralık ceza kesildi.
Eski başkan Ahmet Nur Çebi’ye 200 bin lira, eski yönetim kurulu üyesi Emre Kocadağ’a 200 bin lira, mevcut yönetim kurulu üyesi Feyyaz Uçar’a da 200 bin lira olmak üzere toplam 600 bin lira ceza indirimi uygulandı.
Yöneticilerin yaptığı açıklamalar sebebiyle kulübe kesilen 1 milyon 800 bin liralık cezada da toplamda 600 bin liralık indirime gidildi.
En çok ceza alan başkan Ertuğrul Doğan oldu
???????
En çok ceza kesilen kulüplerde Trabzonspor üçüncü sırada yer aldı.
Karadeniz ekibine PFDK tarafından toplamda 5 milyon 15 bin lira ceza verilirken, bu miktarda 527 bin 142 lira 86 kuruş indirim uygulandı.
Yapılan indirimin ardından Trabzonspor’a toplamda 4 milyon 487 bin 857 lira 14 kuruş ceza kesildi.
Başkan Ertuğrul Doğan 5 farklı seferde 1 milyon 820 bin lira ceza aldı. Doğan, aldığı ceza miktarıyla, bu sezon en fazla ceza verilen kulüp başkanı oldu.
Tahkim Kurulu, Ertuğrul Doğan’ın cezasında 327 bin 142 lira 86 kuruş indirime gitti.
Karadeniz ekibinin aldığı 5 milyon 15 bin liralık cezanın 1 milyon 444 bin liralık bölümü ise taraftarlarının sebep olduğu olaylardan kaynaklı verildi.
Bordo-mavililer ayrıca “Anons sisteminin ev sahibi takımı destekleyici şekilde kullanılması” maddesi sebebiyle bu sezon ceza yiyen tek kulüp oldu. Kulübe bu sebeple 112 bin lira para cezası verildi.
Galatasaray’a 5 milyon 284 bin ceza verildi
Galatasaray’a, bu sezon PFDK tarafından toplamda 5 milyon 284 bin lira ceza verilirken, Tahkim Kurulu bu cezada 1 milyon 343 bin lira indirim yaptı.
Sarı-kırmızılı kulüp verilen ceza anlamında ligde en çok ceza yiyen üçüncü ekip olurken, Tahkim tarafından yapılan indirimlerin ardından kesilen ceza miktarıyla dördüncü sırada yer aldı.
Yapılan indirimlerin ardından Galatasaray’a toplamda 3 milyon 941 bin lira ceza kesildi.
Başkan Dursun Özbek’e 4 farklı seferde 1 milyon 189 bin lira, Galatasaray Sportif AŞ Başkan Vekili Erden Timur’a ise 2 farklı dönemde toplam 343 bin lira ceza verildi. Sarı-kırmızılılarda Başkan ve yönetim kademesi toplamda 1 milyon 532 bin lira ceza aldı.
Dursun Özbek’e verilen 1 milyon 189 bin liralık cezada 500 bin lira, Erden Timur’a verilen 343 bin liralık cezada ise 243 bin lira indirim uygulandı.
Yöneticilerinin açıklamaları ve sosyal medya paylaşımları sebebiyle Galatasaray Kulübüne verilen 2 milyonluk cezada ise 600 bin liralık indirime gidildi.
Sarı-kırmızılılar ayrıca belgelerin haksız kullanımı nedeniyle 150 bin lira, Süper Lig ve TFF 1. Lig Yayın Talimatı’na aykırılık sebebiyle de 195 bin lira ceza aldı.
Kayserispor, “Stadyuma usulsüz seyirci alınması” maddesinden 3 kez ceza aldı
Sezon başından bu yana toplamda 1 milyon 889 bin lira cezaya çarptırılan Mondihome Kayserispor’a merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ve taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle toplamda 844 bin lira ceza kesildi.
Sarı-kırmızılı ekip 3 farklı seferde “Stadyuma usulsüz seyirci alınması” maddesinden ceza aldı. Kayserispor’a bu madde sebebiyle toplamda 840 bin lira ceza verildi.
Sarı-kırmızılı kulübün malzemecisi Muammer Kaya da müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi sebebiyle 39 bin lira cezaya çarptırılırken, sezonun geride kalan bölümünde ceza alan tek malzemeci oldu.
Bu sezon benzeri olmayan cezalardan birisi Atakaş Hatayspor’a, bir diğeri de Gaziantep FK’ye kesildi.
Hatayspor, paramedik personel ve doktor olmaması nedeniyle 112 bin lira para cezası alırken, Gaziantep FK de çim saha sorumlusunun stadyum denetimi ile müsabaka organizasyon toplantısına katılmamasından dolayı 112 bin lira ceza yedi.
Listenin en sonunda Alanyaspor yer aldı
Alanyaspor, toplamda 78 bin liralık cezayla bu sezon en az para cezasına çarptırılan kulüp oldu.
Akdeniz ekibi şu ana kadar kulüp bazında ceza almazken, verilen cezalar şahıslar üzerinden kesildi. Alanyaspor’da eski teknik direktör Ömer Erdoğan ile mevcut teknik adam Fatih Tekke’nin yardımcısı Orhan Çıkırıkçı, toplamda 78 bin lira ile cezalandırıldı.
En yüksek cezaya taraftarlar sebebiyet verdi
PFDK’nin bu sezon kulüplere verdiği 48 milyon 224 bin 500 liralık cezanın 20 milyon 855 bin liralık bölümü; çirkin ve kötü tezahürat, merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ve taraftarların sebep olduğu saha olayları sebebiyle kesildi.
Başkanlar ve yöneticiler toplamda 12 milyon 462 bin lira cezaya çarptırılırken, yönetimlerin açıklamaları ve sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar kulüplere 8 milyon 700 bin liralık faturaya mal oldu. Başkanlar, yöneticiler ve sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaların kulüplere maliyeti 21 milyon 162 bin lirayı buldu.
Sporcu ve görevlilere toplamda 1 milyon 959 bin 500 lira ceza kesilirken, çeşitli sebepler nedeniyle kulüpler toplamda 4 milyon 248 bin liralık cezaya çarptırıldı.
Süper Lig’de oynanan 26. hafta müsabakalarının ardından Kasımpaşa, Bitexen Antalyaspor, Çaykur Rizespor, Fenerbahçe, Adana Demirspor, Siltaş Yapı Pendikspor, Trabzonspor, Beşiktaş, Gaziantep FK, Yılport Samsunspor, MKE Ankaragücü ve Galatasaray, PFDK’ye sevk edildi.
Cezalar
Süper Lig’de PFDK’nin verdiği ve Tahkim Kurulunun yaptığı indirimlerin ardından kulüplere uygulanan para cezaları şöyle:
| Takım | Verilen ceza | Tahkim indirimi | Ödeyeceği ceza |
| Fenerbahçe | 8.077.000 | 894.500 | 7.182.500 |
| Beşiktaş | 8.004.000 | 1.200.000 | 6.804.000 |
| Trabzonspor | 5.015.000 | 527.142,86 | 4.487.857,14 |
| Galatasaray | 5.284.000 | 1.343.000 | 3.941.000 |
| MKE Ankaragücü | 4.814.000 | 1.550.000 | 3.264.000 |
| Adana Demirspor | 2.494.000 | 56.000 | 2.438.000 |
| Pendikspor | 1.952.000 | 0 | 1.952.000 |
| Kayserispor | 1.889.000 | 0 | 1.889.000 |
| Gaziantep FK | 1.582.000 | 0 | 1.582.000 |
| Fatih Karagümrük | 1.237.500 | 0 | 1.237.500 |
| Çaykur Rizespor | 1.498.000 | 400.000 | 1.098.000 |
| Samsunspor | 1.051.000 | 0 | 1.051.000 |
| İstanbulspor | 2.163.500 | 1.200.000 | 963.500 |
| Konyaspor | 879.000 | 0 | 879.000 |
| Başakşehir | 471.000 | 0 | 471.000 |
| Sivasspor | 713.000 | 271.500 | 441.500 |
| Hatayspor | 415.500 | 0 | 415.500 |
| Antalyaspor | 377.500 | 0 | 377.500 |
| Kasımpaşa | 229.500 | 39.000 | 190.500 |
| Alanyaspor | 78.000 | 0 | 78.000 |
| TOPLAM | 48.224.500 | 7.481.142,86 | 40.743.357,14 |
Not: Sıralama kulüplerin, Tahkim Kurulunun yaptığı indirimlerin ardından ödeyeceği ceza miktarına göre yapılmıştır.
]]>Teklifin kabul edilen maddelerine göre, İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Kişiliğin veya mal varlığının korunması kriteri
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getirilecek.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor. Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
Vesayetin sona erdirilmesi
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
Örgüt adına suç işleme
Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltilecek. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak. Buna göre de TCK’de belirtilen “devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
Konutu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etme şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkan tanınıyor.
Koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak tazminat istemlerinin kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülüyor ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı bir biçimde sonuçlandırılması amaçlanıyor. Böylelikle, yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanmış olacak. Bu hükümler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Teklifin ilk 14 maddesinin kabul edilmesinin ardından Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, teklifin diğer maddelerinin görüşülmesine bugün saat 11.00’de devam edileceğini bildirdi.
]]>KOCAELİ – Kocaeli’nin İzmit ilçesinde çocuğunu ısırdığı gerekçesiyle sokak köpeğini tüfekle vurarak öldüren ve sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Dünya ile bağlantısını kestim” ifadelerini kullanan sanığın yargılandığı davada karar açıklandı. Cumhuriyet savcısı, sanığın suçunun sabit olması sebebiyle 6 aydan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Hakim ise sanığın kusurunun bulunmaması, eylemin zorunluluk hali içinde kalması sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.
Yahya Kaptan Mahallesi’nde 27 Ağustos 2022’de meydana gelen olayda, bir köpeğin sokakta öldürüldüğünü gören mahalle sakinleri polise şikayette bulunmuş, yapılan araştırmalar neticesinde olayı gerçekleştiren kişinin Orçun Maviş olduğu tespit edilmişti.
“Köpek oğlumu ısırdığı için buna tahammül göstermem mümkün değildi”
Olaya ilişkin Orçun Maviş hakkında “Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan dava açılmış, yargılama sürecinde sanık sosyal medya hesabından, “Daha önce vukuatlı bir köpek oğlumu ısırdığı için buna tahammül göstermem mümkün değildi. Ben de o köpeğin dünya ile olan bağlantısını kestim. Sonuçta benim önceliğim çocuklarımın sağlığıdır. İnsanın sağlığı söz konusu olduğu yerde köpeklerin benim gözümde hiçbir değeri olmaz. Köpekseveler bu durumu benim aleyhime kullanabileceklerini düşünüyor. Köpekseverlerin neden bu kadar sesi çıkıyor? Çünkü köpekleri istemeyenlerden daha cesurlar, uğraşıp mücadele ediyorlar. Ama dediğim gibi benim çocuğumun sağlığı söz konusuydu” ifadelerini kullanarak paylaşım yapmıştı.
“Dünya ile bağlantısını kestim”
Kısa süre sonra başka bir binanın önünde videolu paylaşımı yapan Maviş, “Bu binada 5 ve 10 yaşında 2 yeğenim oturuyor. Eğer devletin yetkilileri ya da kendini hayvansever olarak tanıtanlardan birileri Mike’ı (köpeğin ismi) buradan almazsa Mike’ın hayatı tehlike altında. Ne demiştim öbür köpek için, ‘Dünya ile bağlantısını kestim’. Mike’de aynı sonu yaşayabilir. Hayanseverlere sesleniyorum, bu köpeği gelip buradan alın yoksa hayatı değişecek, önceden uyarıyorum” cümlelerini kullanmıştı.
Savcı cezalandırılmasını talep etti
Sanığın Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya taraf avukatları ve hayvanseverler katıldı. Cumhuriyet savcısı mütalaasında, sanığın mahkumiyetine yeterli delil elde edildiğinden “Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan 6 aydan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Hakim, sanığın kusurunun bulunmaması, eylemin zorunluluk hali hudutları içinde kalması sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.
“Yapılan suç sabit”
Duruşma sonrasında açıklama yapan Kocaeli Doğa ve Hayvanları Koruma Kolektifi Kurucu Üyesi Erman Gelici, “Yahyakaptan’da bir köpeği uykusunda gözünden silahla vurarak öldüren Orçun Maviş isimli şahsın son duruşmasına girdik. Hayvanseverler ve Doğa Hayvan Savunucuları olarak davaya katıldık. Davanın lakayıt yürütüldüğüne inanmaktayız çünkü yapılan suç sabit. Sokak hayvanı yatarken öldürülmüş, arkasından başka hayvanlarında öldürüldüğüne dair şahitler var. Hemen arkasından Orçun Maviş, kendi sosyal medya hesaplarından ‘Ben sokak hayvanlarını öldürdüm, buradaki sokak hayvanları alınmazsa bunları da öldüreceğim’ diyerek soğukkanlılıkla, kan donduran ifadelerle açıklaması üzerine toplum tarafından tepki görmüştü” dedi.
“Çocuğunun ısırıldığına dair mahkemeye sunulan ne bir delil, ne bir doktor raporu, ne de video kaydı var”
Gelici, sözlerini şöyle noktaladı:
“Sanık, sokak hayvanlarını katlettiğini itiraf etmiş, ardından da devamında öldürmeye devam edeceğini soğukkanlılıkla anlatmıştı. Ancak çocuğunun ısırıldığına dair mahkemeye sunulan ne bir delil, ne bir doktor raporu, ne de video kaydı var. Hiçbir gerekçe olmadan sanık köpeklerin katline devam etmiş ve edeceğine soğukkanlılıkla itiraf etmiştir ama bundan maalesef ceza almamıştır. Bu karar itirazda bulunacağız. Ben de yarın herhangi bir yerden geçerken, ‘Bu bana şunu yaptı’ diyerek yani sadece beyana dayanarak birine zarar verebilir ve bundan ceza almayabilirim. Bugün adalet resmen bunun yolunu göstermiş oldu. Bu davanın peşini bırakmayacağız”
]]>Burdur’da 19 Kasım 2022 tarihinde Konak Mahallesi İstasyon Caddesi’nde Osman Çelikbaş (36), iş yerine gelen Ş.A. (49) ve Şeyhmus Bakış (33) ile arasında çıkan tartışmada iki kişiyi silahla vurmuştu. Çevredekilerin 112 Acil Çağrı Merkezine ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılan yaralılar Burdur Devlet Hastanesine kaldırılmıştı. Yaralılardan Şeyhmus Bakış hastanede tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybederken, Ş.A. ise tedavisinin ardından taburcu edilmişti. Gözaltına alınan Osman Çelikbaş tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Burdur Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması görüldü. Duruşmada sanık Osman Çelikbaş, sanık yakınları ve avukatları, maktul yakınları ve avukatları hazır bulundu. Polis ekipleri adliye çevresinde ve mahkeme salonunda geniş güvenlik önlemleri aldı. Duruşmada savcılık makamı vermiş olduğu mütalaada sanık Osman Çelikbaş’ın tutukluluk halinin devamı ve ağırlaştırılmış kasten yaralama suçundan yargılanması talebinde bulundu.
Maktul Şeyhmus Bakış’ın ailesi, mütalaaya karşı aleyhte hususları kabul etmediklerini belirterek, sanığın cezalandırılmasını istedi.
Maktul avukatları ise mütalaayı kabul etmediklerini belirterek, sanığın eylemi gerçekleştirirken kasten öldürmeye yönelik ateş ettiğini ve olayda haksız eylemin (TCK 29) şekillerinin oluşmadığını belirterek, haksız tahrik indiriminin uygulanmaması gerektiğini, olay sonrası sanığın 112 Acil Çağrı Merkezine ihbarda bulunup yaralılara ilk müdahaleyi yapsa bile sanık hakkında gönüllü vazgeçme eylemlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, müteveffa hayatta olsaydı kasten yaralama hükümleriyle mahkeme kurulacağını ancak müteveffa hayatta olamadığı için bu hükümlerin mümkün olmadığını söyledi. Sanığın bugüne kadar da pişman olduğuna dair bir harekette bulunmaması ve mahkemeye yardım etmemesi nedeniyle indirim uygulanmaması talep edildi.
Tahliyesini istediler
Sanık avukatları ise duruşmada müvekkilleri hakkında meşru müdafaa hükümlerinin uygulanmasını, mahkeme heyeti aksi düşüncedeyse haksız tahrik indirimi hükümlerinin uygulanmasını, aksi halde iddia makamının mütalaasını suçun vasıflandırılması bakımından kabul ettiklerini beyan ederek, olayın öldürmeye değil yaralamaya yönelik gerçekleştirildiğini, olay günü ve öncesinde müvekkillerine karşı taciz ve tehdidin bulunduğunu, olay günü de ilk hareketin karşı taraftan geldiğini, bu yüzden sanık hakkında azami oranda indirim yapılarak tutuklulukta geçirdiği süre de göze alınarak tahliyesini, tahliye olmayacak ise adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasını talep etti.
“Mağdur benim”
Sanık Osman Çelikbaş ise esas mağdurun kendisi olduğunu belirterek, “Ben yapılan saldırıyı bertaraf ettim. Öldürmek istesem zaten öldürürdüm. Kurşunların hepsini ayağa sıktım. Üzerime atılan suçlamayı kabul etmiyorum. Saldırı üzerine hareket ettim. Mahkemenize 3 sayfadan oluşan beyan dilekçesi ve otopsi raporunu sunuyorum. Karşı tarafın ailesine başsağlığı diliyorum. Aklanana kadar temas kurmak istememiştim, yargılama bittikten sonra taziyelerimi iletecektim ancak karşı taraf pişman olmadığımı söyleyince burada söylemek zorunda kaldım. Maktulün ailesinin tüm mağduriyetlerini gidereceğimi de ifade etmek istiyorum. Son derece üzgünüm” dedi.
Duruşma sonunda mahkeme heyeti tarafından sanık Osman Çelikbaş’a kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan 15 yıl hapis cezası verildi. Ardından eylemi haksız tahrik altında işlediği anlaşıldığı belirtilerek ceza 11 yıl 3 aya, daha sonra iyi hal indirimi uygulanarak 9 yıl 4 ay 15 güne düşürüldü. Sanığa silahla kasten yaralama suçundan haksız tahrik ve iyi hal indirimleri uygulanarak, 11 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ruhsatsız silah kullanmaktan da 10 ay hapis, 25 gün adli para cezasına çarptırılmasına karar verildi.
Mahkeme sonrası konuşan maktul Şeyhmus Bakış’ın avukatı Kemal Aytekin, “Biz bu süreci sabırla yürüteceğiz. Bu şahıs hak ettiği cezayı en nihayetinde alacaktır” dedi.
Adliye koridorunda maktul Şeyhmus Bakış’ın annesi ise sanığın ailesine tepki gösterdi. – BURDUR
]]>Olay, 10 Kasım 2022 tarihinde Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda meydana geldi. Tutuklu bulunan müvekkili H.B. ile görüşen avukat Bayram O.U., görüşün ardından cezaevinden ayrıldı. Sanık ve hükümlü H.B’nin koğuşa götürülmeden önce tekrar araması yapıldı. İnfaz koruma memurları tarafından yapılan aramada H.B.’nin üzerinde bir miktar uyuşturucu ele geçirildi. Bunun üzerine Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla şüpheli avukat Bayram O.U.’nun adresinin kayıtlı olduğu ev ile iş yerinde narkotik polisleri tarafından arama yapıldı. Cumhuriyet savcısı nezaretinde yapılan aramalarda, sökülmüş kök kenevir, saksıda dikili 2 kenevir, 1,88 gram tütüne karışık esrar, 1,65 gram esrar, kuru sıkı tabanca ve 6 fişek ele geçirildi. Bayram O.U., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Daha önce görülen duruşmada sanık suçlamaları reddetmiş, evde bulunan uyuşturucunun annesine, ofisinde bulunan uyuşturucunun ise katibine ait olduğunu söylemişti. Katip ve annesi de aynı doğrultuda ifade verirken, mahkum H.B. de uyuşturucunun avukatıyla ilgisi olmadığını, paketin koğuşun bahçesine düştüğünü ve bu şekilde temin ettiğini söylemişti.
“Mahkumun kasık bölgesine dokunmadım”
Davanın duruşması Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam etti. Salonda tutuklu sanık Bayram O.U. ve avukatı hazır bulunurken, tanık infaz koruma memurları ise duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Tanık olarak dinlenen infaz koruma memuru
M.G., “H.B. görevli bulunduğum cezaevinde mahkumdur. Görüşe gitmesinden önce üzerini aradım. Üstünde bir şey yoktu” diye konuştu.
“Kağıt altından uyuşturucu verme durumu olabilir ancak ben bunu fark etmedim”
Görüşü izlediğini söyleyen memur R.Ç. ise “Avukat olduğunu olay tarihinde öğrendiğim sanık ile H.B. arasındaki görüşmeyi ben izlemiştim. Sadece aralarında kağıt kalem alışverişi oldu. Başından sonuna kadar dikkatli şekilde izledim. Bir şey verdiğini fark etmedim. Kağıt altından uyuşturucu verme durumu olabilir ancak ben bunu fark etmedim. Ben, sanık olan avukata boş kağıt verdim. Avukat kağıdı masaya koyarak H.B’ye bir şeyler anlatıyordu. Daha sonra bu kağıdı sürterek H.B’nin önüne uzattı, H.B. baktıktan sonra kağıdı aynı şekilde avukata uzattı. Kağıt alışverişinden kastım budur” şeklinde konuştu.
“Avukat olmanın cezasını yaşıyorum”
Suçlamaları kabul etmeyen sanık Avukat Bayram O.U., “H.B’ye uyuşturucu verdiğime dair delil ve şüphe yok, sadece varsayım var. Herhangi bir parmak izim çıkmamış. H.B’nin kanında zaten uyuşturucu maddeye rastlanmıştır. Uyuşturucuya sahip bir kişiye nasıl uyuşturucu veririm. Belki görüş gününde ziyaretçileri vermiştir, önceki görüş günü ne zamandı, bunlar hiç düşünülmüyor. Suçlamaları kabul etmiyorum. Şüpheden sanık yararlanır. Görüşme yaptığım için avukat olmanın cezasını yaşıyorum. 16 aydır işlemediğim suçtan dolayı tutukluyum. İşlerim yarım kaldı, ceza alacaksam bile tahliyemi istiyorum. Aleyhimde delil bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
15 yıl hapis
Mahkeme heyeti, sanığa “uyuşturucu madde ticareti” suçundan 15 yıl hapis ve 30 bin TL para cezası verdi. – KOCAELİ
]]>Başakşehir’deki bir sitede 1 Ocak’ta meydana gelen olayda, İbrahim Keloğlan, Eros isimli kediyi dakikalarca döverek ölmesine neden olmuştu. Sanık Keloğlan hakkında Küçükçekmece 16. Asliye Mahkemesi tarafından 1 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. Verilen ceza iyi hal indirimi uygulanarak 1 yıl 3 aya düşürülüp hükmün açıklanması geri bırakılmıştı. Verilen karara İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden avukat Hafize Hilal Koçak itiraz etmişti.
“Kedi kaçmaya çalışmasına rağmen sanık yaklaşık 5 dakika boyunca kediyi kovalayıp tekmeleyerek ve üzerine basıp ezerek öldürdü”
Dosyayı inceleyen Küçükçekmece 4. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık İbrahim Keloğlan’ın “evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan yapılan yargılama sonucunda Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini belirtti. Olaya ilişkin incelenen görüntülerde Keloğlan’ın site sakinleri ve müşteki tarafından beslenip bakımı yapılan kediyi asansörde görmesi üzerine saldırıp tekme vurduğu, kedi asansörden kaçtıktan sonra peşinden giderek koridora sıkıştırdığı, kapıları kapatıp kedinin kaçmasını engelleyerek defalarca tekme attığı, kedinin kaçmaya çalışmasına rağmen sanığın eylemini ısrarlı bir şekilde devam ettirip yaklaşık 5 dakika boyunca kediyi kovalayıp tekmeleyerek ve üzerine basıp ezerek öldürdüğü kaydedildi.
“Öldürme olayı acımasızca ve zalimce gerçekleştirildi”
Sanığın ısrarlı takip ederek yaklaşık beş dakika boyunca acımasızca ve zalimce gerçekleştirdiği öldürme olayında kusurunun ağırlığı, suçun işleniş biçimi, ortaya çıkan kastının yoğunluğu göz önüne alınarak temel cezanın üst hadde yakın olacak şekilde belirlenmesi gerektiği kararda kaydedildi.
“Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi bu tür fiillere eğilimi olan kişileri cesaretlendirebilir”
Kararda “İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak kalınacağı” ifadelerine yer verildi. Sanığın gerçekleştirdiği eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alındığında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, cezadan muaf tutulması sonucunu doğurabileceği belirtildi. Kararda “Ulaşılan bu sonucun bu tür olaylara karışan kişilere hoşgörü ile yaklaşıldığı izlenimi uyandıracağı ve bu tür fiillere eğilimi olan kişileri cesaretlendirebileceği gibi bireylerin bu kapsamda devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerini de zedeleyeceği açıktır” diye belirtildi.
Kararın kaldırılmasına karar verildi
Sanığın gerçekleştirdiği eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alındığında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi cezadan muaf tutulması sonucunu doğuracağından usul ve yasaya aykırı görülerek itirazın kabulüne karar verildi. Küçükçekmece 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına hükmetti. – İSTANBUL
]]>Özel, CHP TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kayması sonucu meydana gelen maden kazası nedeniyle 9 işçinin toprak altında kalmasının üzerinden bir hafta geçtiğini belirtti.
CHP’nin bölgeye heyet gönderdiğini, ön rapor hazırlandığını aktaran Özel, “Orada yaşanan bir heyelan ya da toprak kayması değildir. Orada yaşanan işlenen madenden arta kalan yığınların liç halinde üst üste konmasından oluşan yapay bir dağın çökmesi, kaymaya başlaması ve önüne kattığı her şeyi altına alarak dokuz canı ölüme sürüklemesidir.” diye konuştu.
Arama kurtarma çalışmalarını dikkatle takip ettiklerini bölgedeki çaresizliği gördüklerini kaydeden Özel, ön raporda ailelerin “Bu dağ bir gün başımıza bela olacak” ifadelerinin yer aldığını dile getirdi.
İliç’teki altın madeninde yıllardır çevre mücadelesi verildiğini söyleyen Özel, “Bundan üç yıl kadar önce orada siyanür sızıntısı oldu, göstermelik üç aylığına durdurdular madeni. O günkü durdurma kapatmaya dönüşse bu felaket oluşmayacak. O madene 16 milyon 440 bin lira ceza kestiler. İlk duyunca büyük para, caydırıcı diye düşünüyorsun. Bu ceza kesildi, aylar sonra bu Mecliste Plan Bütçe Komisyonunda bazı şirketlere vergi affı getirdiklerinde bu şirket de yararlandı. Bu şirkete kesilen ceza 16 milyon küsur, affedilen vergisi 222 milyon lira.” dedi.
Üretim izni alınan madenlerde daha sonra sahayı dört, beş kat büyütmek için başvuruda bulunulduğunu belirten Özel, İliç’de toprak kaymasının yaşandığı maden sahasına ilişkin ÇED raporunun bir örneğini kürsüden gösterdi.
Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 1978’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olduğunu anımsatan Özel, “Geçmişteki madenlerin talan edilmesi, yağmalanması, yandaş şirketlere peşkeş çekilmesine Bülent Ecevit hükümetinin bakanı Deniz Baykal ‘dur’ diyecek ve bütün madenleri kamulaştıracaktı. O gün Anayasa’ya uygun bir karar verildi.” dedi.
-“Bu sorunları sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi çözer”
CHP Genel Başkanı Özel, halkın çıkarlarını gözeterek, yaşanan maden faciasında sorumluluğu olanların ceza alması için konunun takipçisi olacaklarını vurgulayarak, “Bu sorunları sadece ve sadece 1978 gücüyle, Bülent Ecevit’in cesaretiyle, Deniz Baykal’ın kararlılığıyla Cumhuriyet Halk Partisi çözer.” ifadesini kullandı.
Rantçıların ve küçük çıkar gruplarının faydasının gözetildiği bir ekonomi düzeni içinde yaşandığını savunan Özel, dudak uçuklatan teşvikler ve ucuz kredilerle zenginleşen ayrıcalıklı bir zümre oluşturulduğunu öne sürdü.
Kur Korumalı Mevduat uygulamasını eleştiren Özel, bu uygulamadan faydalananlara ödenen paranın ülkenin bütçesinden verildiğini söyledi.
Özel, uygulanan ekonomi politikaları sonucunda vatandaşı 1 Nisan’dan sonra acı bir reçete beklediğini ifade ederek, dünya piyasalarında 1 Nisan’dan sonra Türkiye’de sıkı para politikası uygulanacağı, acı reçetenin garibana, yoksula dayatılacağı senaryolarının konuşulduğunu kaydetti.
Vatandaşa acı reçete dayatılırken, yabancı yatırımcılara da tarihi fırsatlar sunulacağını ileri süren Özel, şunları kaydetti:
“Peki böyle bir felakete doğru gidecek miyiz? Yoksa 1 Nisan meselesini 31 Mart akşamı kendi lehimize çevirecek miyiz? 31 Mart seçimlerinin hem demokrasi açısından hem de ülkenin kuvvetlerinin dengesi açısından bambaşka bir önemi var. Yoksullar için, garibanlar için, emekçiler için, emekliler için eğer bu iktidar, gücüne güç katacak olursa beklediği desteği görecek olursa ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp, ‘Ne oluyoruz ya? Vatandaş bizden desteğini çekiyor’ diye sert bir uyarıyı almazsa bu gidişata bir kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete sarı kart gösterilmezse 1 Nisan’dan sonrası felakettir.
Ancak emekçiler, emekliler, yoksullar, işsizler, kendi geleceklerine sahip çıkacaklarsa hükümetin durumu garanti değil. ‘Bizi ezerse onu oradan indiririz’ diye ilk mesajı 31 Mart’ta verirsek herkes ayağını denk alacak. Ben vatandaşlarımıza 4 yıl boyunca bir daha seçim olmaması, 4 yıl boyunca zenginin kayırılıp sizin yine sömürülmeniz, 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşına mahkum edilmenizin önünde son silahınız, son çareniz, son gücünüz ve kullanırsanız son yetkiniz 31 Mart seçimleridir. Gücünüzü bu hükümete gösterin. Sizi buna davet ediyorum.”
(Sürecek)
]]>Komisyon, AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel başkanlığında toplandı.
Yüksel, görüşmelere başlamadan önce yaptığı konuşmada, teklifin hak arama hürriyetinin daha da güçlendirilmesi, suçla etkin mücadelenin sağlanması, yargılamanın hızlandırılması, kişisel verilerin korunması konularında önemli düzenlemeler içerdiğini belirtti.
Teklifle, kanun yollarına başvuru sürelerine ilişkin düzenleme yapılacağını; adli para cezası miktarının yükseltileceğini aktaran Yüksel, Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna yeni görevler de verileceğini dile getirdi.
Cüneyt Yüksel, kanun teklifiyle, emeklilerin bayram ikramiyelerinde yüzde 50 artış yapılmasının öngörüldüğünü de hatırlattı.
Teklifin ilk imza sahiplerinden AK Parti İstanbul Milletvekili Şengül Karslı, yaptığı sunumda, kanun yoluna başvuru sürelerinin gün yerine hafta olarak düzenleneceğini; suçla daha etkin mücadele kapsamında da bir güne karşılık gelen adli para cezasının alt ve üst sınırlarında artış yapılacağını anlattı.
Şengül Karslı, temel hak ve özgürlüklerin daha etkin korunmasının, hukuki güvenliğin güçlendirilmesinin, adalete erişimin kolaylaştırılmasının, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesinin, yargıya güvenin artırılmasının ana ilke ve değer olarak kabul edildiğini vurguladı.
“Tazminat Komisyonunun görev tanımını yeniden belirliyoruz”
Teklifte, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerine ilişkin önemli düzenlemelerin yer aldığını kaydeden Karslı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinde yapılan değişiklikle, konutunu terk etmemek veya bağımlılıktan arınmak amacıyla hastanede tedavi olmaya ilişkin adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, adli kontrol işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler bakımından tazminat talep etme imkanının getirildiğini bildirdi. Karslı, şöyle devam etti:
“Adalet Bakanlığının bünyesinde bulunan Tazminat Komisyonunun görev tanımını yeniden belirliyoruz. Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan manevi tazminat talepleri Anayasa Mahkemesi yerine öncelikle Tazminat Komisyonuna yapılabilecek. Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesindeki bazı koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerinin ağır ceza mahkemeleri yerine yine Tazminat Komisyonunca karara bağlanması sağlanmaktadır. Böylelikle yargısal görev alanına ve hakimin takdirine girmeyen bazı tazminat istemlerinin idari başvuru yoluyla hızlı şekilde sonuçlandırılması amaçlanmaktadır. Yaptığımız düzenlemelerle söz konusu başvuruların süratle sonuçlandırılması sağlanacak, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay’ın iş yükü azalacaktır.”
Teklifte, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda düzenlemelerin de bulunduğuna işaret eden Karslı, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemenin müstakil suç olarak düzenleneceğini belirtti.
Karslı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvuru imkanı getirileceğini ifade etti.
Özel nitelikli kişisel verilen işlenmesi ve kişisel verilerin yurt dışına aktarımı usullerinde değişiklik yapılacağını da aktaran Şengül Karslı, Ramazan ve Kurban bayramlarında emeklilere ödenen ikramiyenin yüzde 50 artışla 2 bin liradan 3 bin liraya yükseltileceğini bildirdi.
Şengül Karslı, “Teklifle yapacağımız düzenlemelerle hak arama hürriyetinin daha da güçleneceğine, suçla etkin mücadele sağlanacağına, yargılamaların hızlanacağına, kişisel verilerin daha etkili şekilde korunacağına inanmaktayız.” dedi.
Daha sonra teklifin tümü üzerindeki görüşmelere geçildi.
]]>Yahya Kaptan Mahallesi’nde 27 Ağustos 2022’de meydana gelen olayda, bir köpeğin sokakta öldürüldüğünü gören mahalle sakinleri polise şikayette bulunmuş, yapılan araştırmalar neticesinde olayı gerçekleştiren kişinin Orçun Maviş olduğu tespit edilmişti.
“Köpek oğlumu ısırdığı için buna tahammül göstermem mümkün değildi”
Olaya ilişkin Orçun Maviş hakkında “Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan dava açılmış, yargılama sürecinde sanık sosyal medya hesabından, “Daha önce vukuatlı bir köpek oğlumu ısırdığı için buna tahammül göstermem mümkün değildi. Ben de o köpeğin dünya ile olan bağlantısını kestim. Sonuçta benim önceliğim çocuklarımın sağlığıdır. İnsanın sağlığı söz konusu olduğu yerde köpeklerin benim gözümde hiçbir değeri olmaz. Köpekseveler bu durumu benim aleyhime kullanabileceklerini düşünüyor. Köpekseverlerin neden bu kadar sesi çıkıyor? Çünkü köpekleri istemeyenlerden daha cesurlar, uğraşıp mücadele ediyorlar. Ama dediğim gibi benim çocuğumun sağlığı söz konusuydu” ifadelerini kullanarak paylaşım yapmıştı.
“Dünya ile bağlantısını kestim”
Kısa süre sonra başka bir binanın önünde videolu paylaşımı yapan Maviş, “Bu binada 5 ve 10 yaşında 2 yeğenim oturuyor. Eğer devletin yetkilileri ya da kendini hayvansever olarak tanıtanlardan birileri Mike’ı (köpeğin ismi) buradan almazsa Mike’ın hayatı tehlike altında. Ne demiştim öbür köpek için, ‘Dünya ile bağlantısını kestim’. Mike’de aynı sonu yaşayabilir. Hayanseverlere sesleniyorum, bu köpeği gelip buradan alın yoksa hayatı değişecek, önceden uyarıyorum” cümlelerini kullanmıştı.
Savcı cezalandırılmasını talep etti
Sanığın Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya taraf avukatları ve hayvanseverler katıldı. Cumhuriyet savcısı mütalaasında, sanığın mahkumiyetine yeterli delil elde edildiğinden “Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan 6 aydan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Hakim, sanığın kusurunun bulunmaması, eylemin zorunluluk hali hudutları içinde kalması sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.
“Yapılan suç sabit”
Duruşma sonrasında açıklama yapan Kocaeli Doğa ve Hayvanları Koruma Kolektifi Kurucu Üyesi Erman Gelici, “Yahyakaptan’da bir köpeği uykusunda gözünden silahla vurarak öldüren Orçun Maviş isimli şahsın son duruşmasına girdik. Hayvanseverler ve Doğa Hayvan Savunucuları olarak davaya katıldık. Davanın lakayıt yürütüldüğüne inanmaktayız çünkü yapılan suç sabit. Sokak hayvanı yatarken öldürülmüş, arkasından başka hayvanlarında öldürüldüğüne dair şahitler var. Hemen arkasından Orçun Maviş, kendi sosyal medya hesaplarından ‘Ben sokak hayvanlarını öldürdüm, buradaki sokak hayvanları alınmazsa bunları da öldüreceğim’ diyerek soğukkanlılıkla, kan donduran ifadelerle açıklaması üzerine toplum tarafından tepki görmüştü” dedi.
“Çocuğunun ısırıldığına dair mahkemeye sunulan ne bir delil, ne bir doktor raporu, ne de video kaydı var”
Gelici, sözlerini şöyle noktaladı:
“Sanık, sokak hayvanlarını katlettiğini itiraf etmiş, ardından da devamında öldürmeye devam edeceğini soğukkanlılıkla anlatmıştı. Ancak çocuğunun ısırıldığına dair mahkemeye sunulan ne bir delil, ne bir doktor raporu, ne de video kaydı var. Hiçbir gerekçe olmadan sanık köpeklerin katline devam etmiş ve edeceğine soğukkanlılıkla itiraf etmiştir ama bundan maalesef ceza almamıştır. Bu karar itirazda bulunacağız. Ben de yarın herhangi bir yerden geçerken, ‘Bu bana şunu yaptı’ diyerek yani sadece beyana dayanarak birine zarar verebilir ve bundan ceza almayabilirim. Bugün adalet resmen bunun yolunu göstermiş oldu. Bu davanın peşini bırakmayacağız” – KOCAELİ
]]>Ziyaretlerde bulunmak üzere Zonguldak’a gelen Bakan Tunç, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Tunç, Erzincan’da maden ocağındaki toprak kaymasına ilişkin soru üzerine olayın herkesi derinden sarstığını söyledi.
Bölgede 9 kişiyi toprak altından kurtarma çalışmalarının devletin ilgili kurum ve kuruluşlarınca sürdürüldüğünü belirten Tunç, temennilerinin bir an önce onlara ulaşmak olduğunu kaydetti.
Tunç, olayda kusuru olan kişilerin bulunması ve nedenlerinin ortaya çıkarılması için hemen adli soruşturma başlattıklarını hatırlatarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarının idari soruşturmalarını başlattığını, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda İliç Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen 4 savcının adli soruşturmayı başlattığını anlattı.
Soruşturma kapsamında 8 bilirkişinin görevlendirildiğini dile getiren Tunç, “Jeoloji mühendisliği, inşaat, kimya, iş güvenliği uzmanı ve diğer alanlarda 8 uzman bilirkişi bölgede incelemelerine devam ediyor. Bir ön rapor verdiler. Bu ön rapor neticesinde de 8 gözaltı yapılmıştı. Yabancı firmanın başkan yardımcısı olarak görev yapan şahsın da aralarında bulunduğu, saha sorumlusu ve oradaki operasyonlardan görevli, iş güvenliğinden sorumlu firma yetkilileriyle ilgili 8 gözaltı vardı.” diye konuştu.
Tunç, şüphelilerden 6’sı hakkında tutuklama, 2’si hakkında da adli kontrol kararı verildiğini aktararak, süreci hep beraber takip ettiklerini vurguladı.
Bu tür kazaların bir daha meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınması noktasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Meclis Araştırma Komisyonu da kurulduğuna işaret eden Tunç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama olarak bir taraftan onlar araştıracak, diğer taraftan yargımız soruşturmayı titizlikle takip ediyor. Bilirkişiler de uzman bilirkişiler de incelemelerine devam ediyor. Süreç içerisinde kimlerin sorumluluğu varsa bu faciaya kim sebep olmuşsa tabii ki yargı huzurunda hesap vereceklerdir. Temennimiz 9 canımızın bir an önce toprak altından çıkarılması, bütün dileğimiz onlara kavuşmak.” ifadelerini kullandı.
“Önemli düzenlemeler var”
Bakan Tunç, dün TBMM Başkanlığına sunulan 8. Yargı Paketi’nin getireceği yeniliklere yönelik soru üzerine, bakanlık olarak yargının hızlandırılması, vatandaşların yargı hizmetlerinden daha etkin yararlanabilmesi anlamında gerek uygulamayla gerekse de mevzuatla ilgili iyileştirmeleri yapmaya devam ettiklerini söyledi.
Daha önce Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında 7 yargı paketinin önceki yasama döneminde hayata geçirildiğini belirten Tunç, 8. Yargı Paketi’nin de bunun devamı olarak TBMM Başkanlığına sunulduğunu kaydetti.
Tunç, gelecek günlerde TBMM’de görüşmelere başlanacağını aktararak, “Burada yargıyı hızlandıracak, yargı hizmetlerinin etkinliğini artıracak, hak arama hürriyetini daha da güçlendirecek, kişisel verilerin ve özel hayatın korunmasına yönelik önemli düzenlemeler var. Yaklaşık 70 maddeden oluşan bir paketti. Meclisin çalışma takvimi, seçimin de yaklaşmış olması nedeniyle özellikle süreli olan, aciliyeti olan bazı hususlar öne alınarak milletvekillerimiz 41 madde, emekli maaşları, emekli ikramiyesi de ilave edilerek 42 madde olarak Meclise sevk edildi. İçerisinde önemli hususlar var.” şeklinde konuştu.
Kanun yollarında belli süreler olduğuna, her davada sürenin farklı olduğuna dikkati çeken Tunç, şöyle devam etti:
“Bazı davalarda 8 gündür temyiz süresi. Bazı davalarda 7 gündür, bazılarında 15 gündür, bazılarında bir haftadır. Dolayısıyla bu da bir karışıklığa neden oluyor. Yani özellikle hem avukatların takibi açısından hem vatandaşlarımızın takibi açısından temyiz sürelerini, itiraz sürelerini kaçırmaları, ‘Acaba o davada kaç gündü?’ tartışmalarını, o karışıklıkları sona erdirecek bir madde düzenlememiz var. Yani bazı davalarda tefhimden itibaren, kararın yüze karşı okunmasından itibaren süre başlar. Bazısında tebliğden başlar. Bu da karışıklığa neden oluyordu. Tüm bunları artık ortadan kaldırıyoruz. Bütün davalarda temyiz, itiraz ve istinaf süreçlerinde kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde itiraz ya da temyiz yoluna başvurulabilecek. Bu ortadaki karışıklığın, hak kayıplarının önüne geçilecek bir düzenleme.”
Tunç, bunun yanı sıra kişisel verilerin, özel hayatın korunmasıyla ilgili bir düzenleme de olduğuna değinerek, “Küresel şirketler artık müşterilerinin kimlik bilgilerini alarak işlemler yapıyorlar. Bunlar yurt dışı kaynaklı şirketler de olabiliyor. Burada vatandaşlarımızın, özellikle kişisel verilerinin korunması anlamında birtakım güvencelere ihtiyaç duyuluyordu. Bu güvenceleri ortaya koyan, özel nitelikteki kişisel verilerin korunmasını daha etkin sağlayabilecek madde düzenlemeleri var.” şeklinde konuştu.
“Hedefimiz uzun yargılamaları ortadan kaldırmak”
Anayasa Mahkemesinin, terör örgütü üyesi olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işleyen kişilerin cezalandırılmasına yönelik maddeyi kanunilik ilkesi açısından iptal ettiğini belirten Tunç, “Terörle mücadeledeki kararlılığımızdan taviz vermemiz mümkün değil. Hem Anayasa Mahkemesi kararının gerekçelerini dikkate alarak hem de terör örgütü üyesi olmamakla beraber terör örgütü adına suç işleyen kişilerin cezasız kalmaması anlamında, onların özellikle ceza kanununda belli bir ceza, terör örgütü üyeliğinin cezasını sağlayacak şekilde bir düzenleme yapıyoruz. Bu da terörle mücadeledeki kararlılığımızı ortaya koyan önemli bir düzenleme.” ifadelerini kullandı.
Tunç, uzun yargılamalar nedeniyle Anayasa Mahkemesinin önüne giden çok sayıda dosya olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hedefimiz uzun yargılamaları ortadan kaldırmak. Özellikle vatandaşlarımızın adil yargılanma hakkı bakımından yargıyı daha da hızlandıracak, etkinliğini daha da artıracak düzenlemeleri de hayata geçiriyoruz. Gerek hakim, savcı yardımcılığı sistemi gerek hukuk mesleklerine giriş sınavı, kürsüdeki hakim ve savcılarımızın adalet akademisindeki eğitimlerine varıncaya kadar özellikle yargıyı hızlandıracak, yeni mahkemelerin kurulması, istinaf dairelerinin artırılmasıyla ilgili çalışmalarımız sürerken diğer yandan da vatandaşlarımızın uzun yargılamalardan dolayı Anayasa Mahkemesine başvurması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurmadan önce bir ara mekanizma dediğimiz Adalet Bakanlığı bünyesinde tazminat komisyonuna başvurup hakkını orada öncelikle arayabilmesi, alabilmesi anlamında… Tabii o karara karşı da tatmin olmuyorsa Anayasa Mahkemesi yolu yine açık.”
Bakan Tunç, özellikle soruşturmadaki koruma tedbirleri bakımından hak ihlalinde bulunduğunu iddia edenlerin maddi manevi tazminat için ağır ceza mahkemesine başvurduğunu anlatarak, “Burada da yine Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonuna başvurma imkanını getiriyoruz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması diye bir müessese var ceza hukukumuzda. Anayasa Mahkemesi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili bir itiraz yolunun olmaması, bir kanun yolunun olmaması nedeniyle bir iptal kararı vermiştir. Bununla ilgili de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının istinaf yolunu, istinaf kanun yolunu açarak burada da hak arama yolunu genişletme noktasındaki düzenlemeler içeriyor bu paket.” şeklinde konuştu.
Özellikle toplumda “cezasızlık algısını” ortadan kaldırmaya yönelik birtakım çalışmalarının da olduğunu vurgulayan Tunç, “Milletvekillerimizle belirli bir aşamaya getirmiştik. Özellikle denetimli serbestliğin maktu 1 yıl yerine bir oran getirerek, kısa süreli hapis cezasına mahkum olanların da cezasını çekmesi anlamında ve bunun dışında ceza mevzuatıyla ilgili bazı düzenlemeler de Meclisin çalışma takvimi açısından o konular bölünerek ikinci pakete, yani Meclis seçimden sonraki çalışmalara aktarılmış oldu.” diye konuştu.
]]>AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, teklifin ilk imza sahipleri AK Parti İstanbul Milletvekili Şengül Karslı ve AK Parti Karabük Milletvekili Cem Şahin ile Meclis’te gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Kanun teklifinin “8. Yargı Paketi” olarak değerlendirilebileceğini ve 43 maddeden oluştuğunu açıklayan Zengin, amaçlarının yargı hizmetlerinin daha etkin olarak sağlanması olduğunu söyledi.
Yargılamaya dair başvuru sürelerinde karmaşık bir yapılanma olduğunu ve kişilerin haklarıyla alakalı bu süreleri takip etmesinde zorluklar yaşadığını anlatan Zengin, “Bu sebeple, bundan sonraki düzenlemelerimizi ‘hafta’ ve ‘ay’ olarak ifade etmiş olacağız.” dedi.
Bu düzenlemelerin tamamını eşitleyerek “2 hafta” olarak belirlediklerini dile getiren Zengin, sürelerin tebliğle birlikte ve standart olarak 2 haftalık uygulamayla devam edeceğini, bu uygulamanın 1 Haziran’dan itibaren yürürlükte olacağını bildirdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, “Ceza yaptırımlarının etkinliğini artırmak amacıyla adli para cezalarında alt ve üst sınırları yeniden belirliyoruz. Buna göre bir günlük adli para cezasının alt sınırını 20 TL’den 100 TL’ye, üst sınırı ise 100 TL’den 500 TL’ye çıkarılmış olacak. Ayrıca ön ödeme miktarı hesaplanırken de bir gün karşılığı olarak 30 TL’den 100 TL’ye çıkmış olacak. 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren işlenecek olan suçlar için bunlar hayata geçmiş olacak.” bilgisini verdi.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerine ilişkin önemli bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini söyleyen Zengin, konutu terk etmemek, bağımlılıklardan arınmak amacıyla hastanelerde tedavi altında bulundurmak için adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturulmaya yer olmadığına ya da beraatına karar verilenlerle ilgili olarak kendilerinin tazminat talep etme imkanı getirileceğini belirtti.
“Tazminat Komisyonuna yeni görevler vererek yeni bir tanımlamaya, yeni bir hüviyete kavuşturmuş oluyoruz.” diyen Zengin, Anayasa Mahkemesine uzun yargılamalarla ilgili olarak devam eden birçok bireysel başvuru olduğunu, buraya dair bir ara müessese olarak Adalet Bakanlığı’ndaki Tazminat Komisyonuna farklı görevler yükleneceğini dile getirdi.
Zengin, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan manevi tazminat taleplerine ilişkin başvuruların bundan sonra Anayasa Mahkemesi yerine Tazminat Komisyonuna yapılacağını açıkladı.
Ceza Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde bazı koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerinin ağır ceza mahkemeleri yerine, Komisyon tarafından karara bağlanacağını dile getiren Zengin, “Bireysel başvurulardaki yığılmalar artık olmayacak ve 5 heyet halinde Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışacak olan Tazminat Komisyonundaki hakimler bu dosyaları hızlıca eritmiş olacaklar. Hem mevcut olan Anayasa Mahkemesi’ndeki (AYM) dosyaları alarak sonuçlandıracaklar hem de yeni başvurular buraya yapılmış olacak. Bunlarla ilgili yine bireysel başvuru hakkını kullanmak mümkün olacak.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararları doğrultusunda yapılan düzenlemeler
Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararları doğrultusunda bazı düzenlemeler yaptıklarını anlatan Zengin, özgürlüğü bağlayıcı cezalar sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma halinin doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarıldığını söyledi. Zengin, ceza yaptırımı uygulanan kişiye otomatik olarak vasi atanması usulünden vazgeçildiğini söyledi.
Zengin, hekim ön raporu üzerine sağlık kuruluşuna yerleştirilen kişinin bu yerleştirme kararına karşı başvurabileceği bir itiraz mekanizması oluşturulduğunu anlatarak, “Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini dikkate almak suretiyle örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini, müstakil bir suç olarak tanımlıyoruz, cezasını belirlemiş oluyoruz.” bilgisini verdi.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da istinaf yoluna başvurulabilmesine imkan tanıdıklarını dile getiren Zengin, müsadere kararı verilmişse, müsadere kararını infaz ettiklerini söyledi. Zengin, buna dair uygulamaların da 1 Haziran’dan itibaren verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları için uygulanacağını dile getirdi.
Kişisel verilerin işlenme şartlarıyla ilgili düzenleme
Kişisel verilerin korunmasıyla alakalı kanunda bir düzenleme yaptıklarını anlatan Zengin, özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları ile kişisel verilerin yurt dışına aktarılması usulünde değişiklik yaparak bu düzenlemeyi Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ile uyumlu hale getirdiklerini söyledi.
Özlem Zengin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak atanmasına imkan veren kanuni düzenlemenin süresini uzattıklarını belirtti.
Zengin, “Telifimizdeki maddelerden biri de emeklilerin Ramazan ve Kurban bayramlarında alacakları ödemelerle alakalı. Yüzde 50 oranında bir artış yaparak emeklilerimize verdiğimiz bayram ikramiyesini 2 bin TL’den 3 bin TL’ye çıkarmış oluyoruz.” diye konuştu.
Tazminat Komisyonunda görev yapacaklar hakimlerden oluşuyor
Tazminat Komisyonuna ilişkin bir soruya Zengin, “Anayasa Mahkemesinin iptal kararını okuyacak olursanız, Anayasa Mahkemesi, bu konularda birincil başvuru mercii olmak istemediğini söylüyor ve diyor ki ‘Bir ara kurum ihdas etmeniz gerekiyor.’ ya idari ya da adli başka bir kurum oluşturmamız gerektiğini bize tavsiye ediyor. Böyle bakıldığı zaman aslında bu tekrar bir yargılama değil.” yanıtını verdi.
Yapılmak istenen şeyin bu yargılamanın uzun sürmesiyle alakalı olarak sürecin gözden geçirilmesi olduğunu kaydeden Zengin, Komisyonda görev yapacakların da hakimlerden oluştuğunu açıkladı.
Zengin, bu kararlarla ilgili olarak tekrar Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkını kullanabileceğini söyleyerek, Anayasa Mahkemesinden gelenlerle ilgili olarak 9 aylık bir süre içerisinde bu kararlar hızlıca toparlanacağını belirtti.
Tazminat Komisyonuna gelenin, makul sürede yargılanma hakkıyla alakalı bireysel başvurular olduğunu dile getiren Zengin, Komisyona AYM’den gelen başvurular için 9 ve 16 aylık iki süre belirlendiğini, yeni başvurular için bir düzenleme olmadığını söyledi.
Zengin, sorulması üzerine Anayasa Mahkemesinin görevlerinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili bir düzenleme olmadığını bildirerek, “Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinde, son yaşanan olaylardan gördüğümüz genel anlamda bir fikir ayrılığı, çatışma var. Bize düşen şey TBMM olarak bu çatışmayı ortadan kaldırmak. Bunların bizim çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Teklifte bununla alakalı bir düzenleme olmadığını, Nisan ayında gelmesi beklenen teklifin içerisinde de olmayacağını dile getiren Zengin, daha sonra TBMM’nin bir sorumluluk alarak bunu yapabileceğini ya da yeni anayasada bu görev tanımlarını daha sarih bir hale getirilebileceğini söyledi.
]]>Gaziemir ilçesinde, 31 Ocak 2024 günü meydana gelen olayda taksici Oğuz Erge (44), soğukta üşümesin diye aldığı müşterisi Delil Aysal (19) tarafından 3 kurşunla vurularak öldürülmüştü.
Cinayet anı araç içindeki kameraya yansırken, görüntüler tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu. “Bazı insanlara güvenmeyeceksin” dediği duyulan katilin, yaralı taksi şoförüne tokat atıp daha sonrada araçtan ayrıldığı anlar kameralara yansımıştı.
Katil hakim karşısında: Görüntüleri izledi, kabul etti
Katil Delil Aysal, ‘nitelikli kasten öldürme’, ‘nitelikli yağma’ ve ‘ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle 10. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıktı. Duruşmaya; tutuklu sanık Delil Aysal, taraf avukatları, taksici Oğuz Erge’nin yakınları da katıldı.
Savunma için söz verilen katil Delil Aysal, kamera görüntülerini kabul ettiğini ancak seste oynama olduğunu ileri sürerek, “Ben taksiciye ‘kimseye güvenme’ demedim. Psikolojik sıkıntılarım var. Bu nedenle hastanede de yattım. Olay gecesi uyuşturucu hap ve alkol kullanmıştım. Silahta 5 kurşun vardı; 3’ünü taksi şoföründe, 2’sini de havaya ateş ederek kullandım. Pişman oldum” dedi.
Mahkeme başkanı: “Neden sağ kapıdan binip şoförün arkasına geçtin?”
Mahkemede, olay gününe ait Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ve araç içi kamera görüntüleri de izlettirildi. Mahkeme başkanı Delil Aysal’a, olay günü taksiye sağ arka kapıdan binmesine rağmen neden şoförün kör noktasına gelen sol arka koltuk kısmına geçtiğini sordu. Sanık ise o an bu durumu fark etmediğini öne sürdü.
“Madde etkisindeydim”
Sanık savunmasında madde kullandığını ifade ederek, “Amacım zarar vermek değildi. Madde etkisindeydim. Sıkıntılarım vardı” derken, mahkeme heyeti, “Sen o sıkıntıların cezasını başkalarından mı çıkarttın? Olayın öncesinde de silahını çıkartıyorsun. Maktulü öldürmek için mi keyif almak için mi ateş ediyorsun? Uzun süre başında duruyorsun. Erge’nin öleceği kesin” deyince sanık Aysal, amacının kendisini öldürmek olduğunu söyledi.
Gasp iddialarıyla ilgili soruya yanıt veren Aysal, “Ben para almadım” dedi. Mahkeme başkanının, taksicinin telefonunu neden aldığı yönündeki soruya da, ailesini arayıp durumu haber vermek için telefonu aldığını söyledi.
“Babamın telefonundan beni aradı, yeri tarif etti”
Oğuz Erge’nin kızı N.E.’de (16) mahkemede konuştu. N.E., “Babamın telefonundan beni aradı, yeri tarif etti. Ağır yaralı olduğunu söyleyip ‘ambulans çağır’ dedi. Önce annemi, sonra amcama haber verdim, şikayetçiyim” dedi.
Oğuz Erge’nin 7 ay önce boşandığı eşi Nevra Karaman da, boşanmalarına rağmen eski eşinin çocukları için evin geçimini sağladığını, sanıktan şikayetçi olduklarını söyledi.
“Babam iyilik yaptı”
Bir suçtan dolayı cezaevinde bulunan Oğuz Erge’nin oğlu Mustafa Erge ise SEGBİS ile duruşmaya katılarak, “Sanık, intihar etmek istediğini söylüyor; ama taksiye maskeyle biniyor. İntihar edecek bir kişi alerjisini düşünür mü? Babam iyilik yaptı. Diyecek çok şeyim var; ancak mahkemede söyleyemiyorum. Şikayetçiyim” dedi.
Avukatı tutuksuz yargılama istedi
Delil Aysal’ın avukatı da, sanığın daha önce hastanede yattığını ifade ederek, cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığının kontrol edilmesini mahkemeden talep etti. Sanığın kaçma ihtimalinin bulunmadığını söyleyen avukat, Aysal’ın tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmesini istedi.
Mahkeme heyeti, sanığın tedavi gördüğünü belirttiği Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönündeki raporun mahkemeye getirilmesine, olayda bugün dinlenmesi gereken iki sanığın bir sonraki celseye zorla getirilmesine karar vererek, duruşmayı 8 Mart 2024 gününe ertelendi.
Celil Anık: “Davanın takipçisiyiz”
Duruşmanın ardından İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık, adliye önünde açıklamada bulundu. Davanın takipçisi olacaklarına vurgulayan Anık, “Gayet soğukkanlı; bazı şeyleri kabul etmiyor, gayet pişkin bir arkadaş. İnşallah bir sonraki duruşmada en ağır cezayı alır” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanık Delil Aysal, öldürülen Erge’nin ailesi, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık ile taraf avukatları katıldı.
Erge’nin oğlu Mustafa Erge de tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı. Salonda çok sayıda çevik kuvvet polisi görev yaptı.
Duruşmada, savcılık makamını İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Bekir Şahiner temsil etti.
Tutuklu sanık Aysal, fırında kasiyer olarak çalıştığını ve geçmişte psikiyatri hastanesinde yattığını söyledi. Ailesinin kendisini sevmediğini savunan Aysal, olay gecesi bunalımda olduğu için dışarı çıktığını ve alkollü olduğunu öne sürdü.
Taksideki kameraya yansıyan kayıttaki ifadeleri kullanmadığını, görüntülerle oynandığını iddia eden Aysal, silahında 5 kurşun olduğunu 2’sini havaya, 3’ünü ise maktule sıktığını belirtti.
“Kendimi öldürmekti amacım”
Duruşmada, olay anı ve öncesine ilişkin kamera görüntüleri izletildi.
Mahkeme Başkanının “Araca sağdan binmişsin, neden gittin arkasına oturdun?” sorusu üzerine sanık Aysal, “Ben de bilmiyorum, hep öyle otururum.” yanıtını verdi.
“Neden öldürdün?” sorusuna Aysal’ın “Amacım kimseye zarar vermek değildi, ailemle sıkıntılarım vardı.” şeklinde yanıt vermesi üzerine Mahkeme Başkanı, “Senin sıkıntılarının cezasını başkası mı ödeyecek?” ifadesini kullandı.
Üye hakim, sanığın olay anında kesik eldiven giydiğini anımsatarak, “O eldiven soğuktan korumaz bir şeyi daha iyi kavramak için kullanılır. Maktulü yağma için mi keyif almak için mi öldürdün?” sorusunu yöneltti. Sanık, “İkisi de değil. Kendimi öldürmekti amacım, o eldiveni normalde de giyiyorum.” dedi.
Mahkeme Başkanı, olay sonrası Oğuz Erge’nin üzerinden 2 lira çıktığını, paralarını alıp almadığını sorması üzerine sanık, taksiden para almadığını, sadece telefon ve kulaklığı aldığını savundu.
Erge’nin boşandığı eşi Nevra Karahan da çocuklarına eşinin baktığını ifade ederek, sanıktan şikayetçi olduğunu söyledi.
Oğuz Erge’nin kızı Naz, Adli Görüşme Odası’ndan (AGO) katıldığı duruşmada psikolog eşliğinde dinlenildi.
Erge, sanıktan şikayetçi olduğunu dile getirerek, “Babamın telefonundan arandım, sanık yeri tarif etti, ‘ağır yaralı, ambulans çağır, ben çağıramıyorum’ dedi. Amcam ve anneme haber verdim.” şeklinde konuştu.
Erge’nin oğlu Mustafa Erge de sanıktan şikayetçi olduğunu belirterek, “Babamın yaptığı bir iyilik. Diyecek çok şey var.” ifadesini kullandı.
Delil Aysal’ın avukatı, sanığın cezai ehliyetinin olup olmadığı yönünde rapor alınmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına, cezai sorumluluğunu etkileyecek bir akıl hastalığının olup olmadığının belirlenmesi için Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
“Sanık, gayet soğukkanlı”
Duruşma sonrası İzmir Adliyesi önünde gazetecilere açıklama yapan İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık, sanığın en ağır cezayı alması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.
Tüm taksiciler adına bu davayı yakından takip edeceklerini belirten Anık, “Sanık, gayet soğukkanlı. Bazı şeyleri kabul etmiyor. Yani çok pişkin bir arkadaş. İnşallah, önümüzdeki mahkemede en ağır cezayı alır.” şeklinde konuştu.
Olay
Taksi şoförü Oğuz Erge, 31 Ocak’ta saat 03.30 sıralarında Buca Gediz Mahallesi’nden kapüşon ve cerrahi maske takan, Gaziemir’e gideceğini belirten Delil Aysal’ı (19) aracına almıştı.
Taksi, Gaziemir Belediyesi yakınlarına vardığında Aysal’ın arka koltuktan tabancayla üç el ateş ettiği Erge ağır yaralanmış, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.
Erge’nin üzeri ve aracındaki para ile eşyayı alarak kaçan şüpheli, polisin olay yeri ve çevresindeki 70 güvenlik kamerasının kaydettiği yaklaşık 110 saatlik görüntüyü incelemesiyle Buca’da saklandığı adreste yakalanarak tutuklanmıştı.
Olay öncesi, sırası ve sonrasında yaşananları ise araç içi kamerasının kaydettiği ortaya çıkmıştı. Sanık hakkında hazırlanan iddianamede, “nitelikli adam öldürme”, “nitelikli yağma” ve “ruhsatsız silah taşıma” suçlarından ceza istenmişti.
]]>“Sanık anne: “Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum, başka biri yaptı gibi ben yapmadım sanki”
Sanık anne: “Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum”
İSTANBUL – Beylikdüzü’nde oğlu Mohammad Tahan’ı kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldüren Sarah Olabi’nin yargılandığı davada karar açıklandı. Mahkeme Olabi’nin akıl hastası olması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verirken, sanık anne duruşmadaki son savunmasında “Olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Beylikdüzü’nde 19 Şubat 2022 tarihinde meydana gelen olayda, yabancı uyruklu Sarah Olabi, oğlu Mohammad Tahan’ı kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldürmüştü. Olaya ilişkin yargılanan sanık Olabi hakkında karar açıklandı. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, sanık Sarah Olabi tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile katıldı. Duruşmada taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, sanığın suç tarihi itibariyle cezai ehliyetinin olmadığı yönünde hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunun mahkemeye ulaştığını belirtti. Davaya ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın 4 yaşındaki öz oğlunu kesici delici aletle kesmek suretiyle öldürdüğünün sabit olduğunu aktardı. Savcı, Adli Tıp Kurumu raporu ile sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edildiğinden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti. Mütalaada sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verilmesi istendi.
Mütalaaya karşı diyecekleri sorulan sanık Olabi, mahkemeye “Yani tahliye olacak mıyım?” diye sordu. Olabi savunmasının devamında ağlayarak “Ben olaya hala inanmıyorum, olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Kararını açıklayan mahkeme, Olabi’nin ‘nitelikli kasten öldürme’ suçu sabit olmakla birlikte, akıl hastası olması nedeniyle sanığa ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verdi. Öte yandan kararı duyan sanık anne, mahkemeye teşekkür etti.
İddianameden,
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Sarah Olabi’nin olay tarihinden bir hafta önce babasını ziyaret etmek için İstanbul’a geldiği ve babasının evinde kaldığı anlatılmıştı. Sarah Olabi iddianamede yer verilen savunmasında, “11 yıldır psikolojik rahatsızlığım nedeniyle ilaç kullandım. Olaydan bir hafta önce İstanbul’a annem ve bebeğimle geldik. İstanbul’da rahatsızlığım arttı. Bebeğimle beraber babamın ikamet ettiği eve gittik. Gece rüyamda kabus gördüm. Kabusta oğlumu benden alacaklarını gördüm. Almasınlar diye oğluma sarıldım ve ağzını kapattım, ağzından kan geldiğini gördüm. Yatağa bıraktım. Bebeğimi hareketsiz olarak görünce mutfağa gidip bıçak aldım ve odaya geri döndüm. Kendimi öldürmek için bileklerimi ve göğsümü kestim. Ben öldükten sonra bebeğimi almasınlar diye bebeğimi de kestim. Daha sonra kendimi kaybettim. Olanları hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde dilimin bir parçasını keserek kopan parçayı bebeğimin yanına attım. Kapının çaldığını duydum. Kimse görmesin diye kaldığım odanın kapısını açmadım. Kimseye zarar vermek istemedim. Gece gördüğüm kabustan dolayı gerçekleşti. Bebeğimi benden alacaklar diye kendimi kaybettim” ifadelerini kullanmıştı. İddianamede Sarah Olabi hakkında ‘kendisini savunamayacak çocuğu canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmişti.
]]>Beylikdüzü’nde 19 Şubat 2022 tarihinde meydana gelen olayda, yabancı uyruklu Sarah Olabi, oğlu Mohammad Tahan’ı (4) kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldürmüştü. Olaya ilişkin yargılanan sanık Olabi hakkında karar açıklandı. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, sanık Sarah Olabi tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, sanığın suç tarihi itibariyle cezai ehliyetinin olmadığı yönünde hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunun mahkemeye ulaştığını belirtti. Davaya ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın 4 yaşındaki öz oğlunu kesici delici aletle kesmek suretiyle öldürdüğünün sabit olduğunu aktardı. Savcı, Adli Tıp Kurumu raporu ile sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edildiğinden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti. Mütalaada sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verilmesi istendi.
Mütalaaya karşı diyecekleri sorulan sanık Olabi, mahkemeye “Yani tahliye olacak mıyım?” diye sordu. Olabi savunmasının devamında ağlayarak “Ben olaya hala inanmıyorum, olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Kararını açıklayan mahkeme, Olabi’nin ‘nitelikli kasten öldürme’ suçu sabit olmakla birlikte, akıl hastası olması nedeniyle sanığa ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verdi. Öte yandan kararı duyan sanık anne, mahkemeye teşekkür etti.
İddianameden,
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Sarah Olabi’nin olay tarihinden bir hafta önce babasını ziyaret etmek için İstanbul’a geldiği ve babasının evinde kaldığı anlatılmıştı. Sarah Olabi iddianamede yer verilen savunmasında, “11 yıldır psikolojik rahatsızlığım nedeniyle ilaç kullandım. Olaydan bir hafta önce İstanbul’a annem ve bebeğimle geldik. İstanbul’da rahatsızlığım arttı. Bebeğimle beraber babamın ikamet ettiği eve gittik. Gece rüyamda kabus gördüm. Kabusta oğlumu benden alacaklarını gördüm. Almasınlar diye oğluma sarıldım ve ağzını kapattım, ağzından kan geldiğini gördüm. Yatağa bıraktım. Bebeğimi hareketsiz olarak görünce mutfağa gidip bıçak aldım ve odaya geri döndüm. Kendimi öldürmek için bileklerimi ve göğsümü kestim. Ben öldükten sonra bebeğimi almasınlar diye bebeğimi de kestim. Daha sonra kendimi kaybettim. Olanları hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde dilimin bir parçasını keserek kopan parçayı bebeğimin yanına attım. Kapının çaldığını duydum. Kimse görmesin diye kaldığım odanın kapısını açmadım. Kimseye zarar vermek istemedim. Gece gördüğüm kabustan dolayı gerçekleşti. Bebeğimi benden alacaklar diye kendimi kaybettim” ifadelerini kullanmıştı. İddianamede Sarah Olabi hakkında ‘kendisini savunamayacak çocuğu canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmişti. – İSTANBUL
]]>Katil zanlısına ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşına 20 yıla kadar hapis talep edildi
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Ayşenur Çolakoğlu’nu silahla vurarak öldüren şahsın yargılandığı davada mütalaa açıklandı. Mütalaada katil zanlısı hakkında ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşı hakkında ise 20 yıla kadar hapis talep edildi.
Tepebaşı İlçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki görülen davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile duruşmaya katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları yer aldı. Cumhuriyet Savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan Fakıoğlu hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘Suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep ederken, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi. Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için duruşmayı 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık içinde bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Mahkeme sonrası açıklama yapan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak daha öncede söylemiştim. Savcımızda böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum. Canavarca. Kimse kimseyi öldüremez. Hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar ‘ Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi ‘ İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim ? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşma sonrası silahın ateşlendiğini iddia etmesi hakkında konuşan Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında da konuşan baba Mesut Çolakoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Zaten 112’yi kendi arıyor orada kendisi söylüyor ben birini öldürdüm diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahit bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız.
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. duruşmaya Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı. Cumhuriyet savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan F. hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep edererek, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi.
Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık için de bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak, daha önce de söylemiştim. Savcımız da böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum, canavarca. Kimse kimseyi öldüremez, hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar? Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi? İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşmada silahın ateş aldığını iddia etmesi hakkında Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları, çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında konuşan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Zaten 112’yi kendi arıyor, orada kendisi söylüyor, ‘Ben birini öldürdüm’ diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahide bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Madımak Oteli’ndeki olaylarda hayatını kaybedenlerin yakınları, 2014’te Yüksek Mahkemeye bireysel başvuruda bulunarak, Sivas’ta yaşanan olaylar üzerine başlatılan yargısal sürecin etkili bir biçimde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ve toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının ihlal edildiğini öne sürdü.
Başvuruda, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması istendi.
Başvuruyu bugünkü Genel Kurul gündeminde ele alan Anayasa Mahkemesi heyeti, “zamanaşımına” karşı yapılan itirazlarla ilgili ek rapor alınmasına karar verdi.
Başvuru, ek rapor hazırlandıktan sonra Yüksek Mahkemece yeniden gündeme alınacak.
Sivas olayları davası
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen şenlikler sırasında Madımak Oteli’nin yakılması nedeniyle aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi, 2 otel çalışanı ve 2 gösterici öldü.
Olaydan sonra 124 kişi hakkında “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla açılan davalar, güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı.
Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak olayda yazar Aziz Nesin’in tahriki gerekçe gösterilerek cezalar 15 yıla indirildi.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise olayların, “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.
DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti.
Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu.
Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.
Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu.
Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.
Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava, ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.
Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.
Sivas ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı zamanaşımından düşürdü.
2014’teki bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurul’da 15 Şubat’ta görüşülmesini kararlaştırmıştı.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
‘ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, ‘Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
‘BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, ‘Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a ‘Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise ‘Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
“ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, “Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
“BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, “Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
“ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, “Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
“BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, “Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>KAYSERİ’de Hasibe Soykuk’u (51) başına keserle vurarak öldüren komşusu İsmail Kocatürk hakkında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. Tutuklu olduğu cezaevinden dilekçe yazan İsmail Kocatürk, suçunu itiraf etmiş, olayın alacağı olan 1500 liranın verilmemesi yüzünden çıkan tartışmada yaşandığını söylemişti.
Olay, geçen yıl 13 Kasım saat 21.00 sıralarında Melikgazi ilçesi Gesi Güney Mahallesi Yüksel Çavuşoğlu Caddesi’ndeki 2 katlı evde meydana geldi. Seyit Ahmet Soykuk hayvanlarını otlattıktan sonra eve geldiğinde eşi Hasibe Soykuk’u kanlar içinde yerde yatarken buldu. İhbar üzerine eve jandarma ve sağlık ekipleri geldi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Hasibe Soykuk’un, kafasına sert bir cisim ile vurularak öldürüldüğü belirlendi.
GÖZALTINDAKİ EŞİ SERBEST
İl Jandarma Komutanlığı ekipleri ve Jandarma Suç Araştırma Timi’nin (JASAT) çalışması sonucu olayla bağlantısı olabileceği düşünülen, Soykuk’un eşi S.A.S., oğulları S.S. ve B.B.S. ile komşuları İsmail Kocatürk gözaltına alındı. Soykuk’un eşi S.A.S., ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakılırken, diğer 3 şüpheli ise adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden İsmail Kocatürk tutuklandı, Soykuk’un 2 oğlu ise serbest kaldı.
115 SAATLİK KAMERA GÖRÜNTÜSÜ İZLENDİ
İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı JASAT ekipleri, Hasibe Soykuk’un cinayet şüphelisini bulmak için çalışma başlattı. 115 saatlik güvenlik kamerası görüntüsü inceleyen ekipler, ölen Soykuk’un evinin arka bahçe kısmını gören kamera görüntüsünde bir kedinin hayatın olağan akışına aykırı hareketlerde bulunarak, panikle kaçtığını belirledi. Bu bölgede yapılan araştırmada, Hasibe Soykuk’un komşusu ve çocuklarının arkadaşı olan İsmail Kocatürk’ün evinin bulunduğu yerde kan izlerinin olduğu tespit edildi. Şüpheli komşu Kocatürk’ün evinde yapılan incelemede ise evin bazı bölümlerinde ve lavaboda kan izleri bulundu.
POŞETLE MALZEME GÖTÜRMÜŞ
Jandarma ekipleri, çevredeki kamera görüntülerinde yaptığı incelemede, İsmail Kocatürk’ün elinde poşet ile malzeme götürdüğünü belirledi. Kocatürk ise karakolda alınan ifadesinde söz konusu poşet içinde suça konu olan keser ile kanlı elbise ve ayakkabıyı evin uzağında bulunan boş bir alana attığını söyledi. Jandarma tarafından keşif yapılan bölgede söz konusu malzemeler de ele geçirildi. Hasibe Soykuk’un kafasına keser ile vurarak öldürdüğü iddia edilen İsmail Kocatürk’ün, ‘hırsızlık’ ve ‘dolandırıcılık’ suçlarından da 9 farklı suç kaydı olduğu ortaya çıktı.
İLK İFADESİNDE CİNAYETİ KABUL ETMEDİ
İsmail Kocatürk ilk ifadesinde cinayeti işlemediğini öne sürerek, “Ses geldi. B.B.S.’nin elinde keser vardı. Birbirimizi itekledik. B.B.S., bana ‘kimseye bir şey söyleme, aileni de çocuklarını da öldürürüm’ dedi. Korkuyla evime gittim. Kan lekelerini yıkadım. Söz konusu malzemeleri de boş bir alana götürüp attım” dedi.
CEZAEVİNDEN İTİRAFÇI OLMAK İÇİN DİLEKÇE YAZDI
Şüpheli komşu İsmail Kocatürk, tutuklu bulunduğu cezaevinden dilekçe yazarak, yeniden ifade vermek istedi. Kocatürk’ün dilekçesi sonrası savcılık tarafından yeniden alınan ifadesinde, “Hasibe Soykuk’un ailesi ile 4 gün için gübre taşıma için anlaştım. 1 günlük ücretimi verdiler. 500 lira aldım. Ama 3 günlük ücretim olan toplam 1500 TL’yi vermediler. Evlerine gittim, oğlu B.B.S.’yi sordum, ‘Esrar içmek yerine paramı versin’ dedim. Hasibe bana, ‘Sen oğlumu takip edeceğine önce karını takip et’ dedi. Tartıştık. İtişme oldu. Koltuk üzerinde keseri gördüm, alıp vurdum. Ardından Hasibe içeri doğru gitti. Arkasından gidip bir kez daha vurdum. Araç sesini duyunca kaçtım. Amacım öldürmek değildi. Pişmanım” dediği ortaya çıktı.
İDDİANAME HAZIRLANDI
Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlanarak iddianame düzenlendi. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, sanık Kocatürk hakkından ‘bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak veya yakalanmamak amacıyla kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Sanık Kocatürk, ileriki günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>Melikgazi ilçesinde kargo şirketinde çalışan, evli ve 2 çocuk babası Erkan T.’nin, maddi durumu iyi olmayan kadınları evine çağırıp, gözlerine uyku bandı takarak, ayaklarını kelepçe ve eşarp ile bağlayıp, falakaya yatırdığı iddia edildi. Erkan T.’nin, falakaya yatırdığı kadınlardan ‘güzel’ dediklerine 500 TL, ‘çirkin’ dediklerine 250 TL ödeme yaptığı öne sürüldü. Erkan T., falaka görüntülerini de kayıt altına aldı. Erkan T., başka kadınlara da çektiği videoları gönderdi. Benzer teklifte bulunduğu N.K. isimli kadının savcılığa suç duyurusu sonrası Erkan T. gözaltına alınıp, adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı.
KAMU DAVASINDAN BERAAT
Erkan T. hakkında eşi H.T.’ye eylemleri nedeniyle ‘eşe karşı eziyet çektirme’ suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar, ‘müstehcenlik’ suçundan da 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açıldı. Davanın geçen yıl nisan ayında görülen 3’üncü duruşmasına sanık Erkan T., ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı, ‘eşe karşı eziyet’ suçundan ise delil yetersizliğinden beraat etti.
İSTİNAF BOZMA KARARI VERDİ
Sanık Erkan T.’nin avukatı Ahmet Bozkurt, karara itiraz ederek, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdı. Avukat Bozkurt itiraz dilekçesinde, söz konusu delillerin hukuka aykırı olduğunu ve davanın zaman aşımına uğradığını öne sürerek, müvekkilinin anayasal haklarının zedelendiği gerekçesiyle ceza verilmemesi gerektiğini belirtti.
Dosyanın geldiği Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7’nci Ceza Dairesi, yaptığı inceleme sonrası sanığa verilen cezanın hukuka aykırı şekilde verildiğini belirterek, bozma kararı verdi. Ceza Dairesi, sanığa verilen cezada, ilgili kanun maddelerindeki alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılmasının gerektiği ve bu kapsamda alt sınırdan makul oranda uzaklaşılması yerine soyut ve yetersiz gerekçeyle ve fiil ile orantılı olmayacak biçimde fazla ceza tayin edildiğini belirtti. Ceza Dairesi, dosyayı yeniden yargılama yapılması için tekrar yerel mahkemeye gönderdi.
CEZASI 1,5 YILA İNDİ
Bozma kararı sonrası Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanan Erkan T. duruşmaya katılmazken, avukatı Bozkurt salonda hazır bulundu. Bozma kararına aleyhlerine olan hususları kabul etmediklerini belirten Avukat Bozkurt, “Suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatindeyiz. Müvekkilin bu videoları, kendi telefonunda taşıdığına dair dosyada veri yoktur. Bu nedenle bu suçtan beraatini istiyoruz” dedi. Mahkeme hakimi, Erkan T.’yi, ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi de uygulanarak 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.
‘ZORLA DEĞİL, RIZAYLA’
Söz konusu videolarda zorlama olmadığını söyleyen Erkan T., ilk duruşmada verdiği ifadesinde, “Eşimin rızası ile oldu. Bir kez de ismini H. olarak bildiğim bir kadın ile rızası dahilinde bir video çektim. Kimseye benzer bir uygulama yapmadım. Kimseyi zorlamadım. Bu videoyu bir yerde paylaşmadım. Çünkü bu tarz videonun yasak olduğunu öğrendim. Videoların daha sonra nasıl yayıldığını bilmiyorum. Bu videolar emniyet tarafından sızdırılmış olabilir. Hiçbir yerde paylaşmadım. Cep telefonumda tespit edilen videolar, bu tarz internet sitelerinden aldığım videolardır. Bu tarz videoları yüklerken kadınların çıplak ya da giyinik olduklarına bakmadım. Bu durum beni ilgilendirmiyordu. Bu videoları örnek olsun diye yükledim, ardından sildim. N. isimli kadına bu tarz videolar çekip, paylaşmak istediğimi söylemiştim. O da kendisinin de merak ettiğini söylemişti. Daha sonra N. ile bu tarz paylaşım yaparak para kazanacağımızı düşündüm” demişti.
‘FANTEZİ AMACIYLA 1 KEZ YAPTIK’
Eşinden şikayetçi olmadığını söyleyen H.K. ise şunları anlatmıştı:
“Bana karşı zorla bir eylemi olmadı. Bir video izletti ve bu şekilde video çekme teklifinde bulundu. İlk başta bu teklifi kabul etmedim. Fakat daha sonra kendi rızam ile bu teklifi kabul ettim. Değişiklik amacıyla bir kez yaptık. Amacımız fantezi yapmaktı. Falakaya yatırdı, ayaklarımı bağladı. Sadece acı çekiyor gibi yaptım. Kesinlikle acı çekmedim. Acı çeksem söylerdim. Şu anda salonda basın mensupları olduğu için rahat konuşamıyorum. Ama söylemek istemediğim cinsel arzular da vardı. Benim yanımda herhangi başka bir kadına, eşim benzer bir uygulama yapmadı. Yayınlayıp, para kazanmaktan bahsetmedi. Şikayetçi değilim.”
GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI
Mahkeme, sanık Erkan T.’ye verilen 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası kararının gerekçesini açıkladı. Mahkeme gerekçesinde, “Sanığın cep telefonunda depolanmış halde birden çok farklı tarihlerde yüklenmiş video bulunduğu, video içeriklerinde kimliği belirsiz kadınların bulunduğu, kadınların ayaklarından bağlı halde falakaya yatırılmış haldeyken bir erkek tarafından sopa ile ayaklarına vurulduğu, videoların bazılarında kadınların vücudunun tamamının ya da bir kısmının çıplak olduğu, kadınların cinsel dürtü uyandıracak şekilde sesler çıkarttığı, sanığın eşi ile çektiği videolardan birinin de cinsel fantezi amacıyla çekildiği, sanığın bu şekilde şiddet kullanılarak yapılan cinsel davranışları içeren videoları farklı tarihlerde birden çok kez telefonunda depoladığı, ayrıca benzer içerikli videoları farklı tarihlerde bizzat eşi ve H. isimli başka bir kadın ile çekmek suretiyle üreterek, ‘müstehcenlik’ suçunu birden fazla kez işlediği anlaşılmış, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayin edilmiştir. Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri de dikkate alınarak ‘iyi hal’ indirimi yapılarak, hükmün açıklanması geri bırakılmıştır” ifadelerine yer verdi.
]]>TİCARET Bakanlığı tarafından yapılan yönetmelik değişikliği ile kafe ve restoranlarda 1 Ocak itibariyle, ücretlerin yer aldığı menülerin giriş ve içeride müşterilerin rahatlıkla görebileceği noktalarda bulundurulması zorunluluğu getirildi. Zabıta ekipleri tarafından İstiklal Caddesi’nde bulunan işletmeler denetlendi. Yönetmelik gereği kurallara uymayan işletmelere ürün başına 2 bin 172 lira ceza yazılıyor.
Resmi gazetede yayınlanan yönetmelik değişikliği ile birlikte, kafe ve restoranlara ücretlerin yer aldığı menülerin işletmelerin girişinde ve içeride sergileme zorunluluğu getirildi. İstanbul’da, yerli ve yabancı turistlerin en yoğun olduğu yerlerin başında gelen İstiklal Caddesi’nde, işletmelere yönelik Beyoğlu Belediyesi Zabıta ekipleri tarafından denetim yapıldı. Ekipler, eksik ya da hatalı menü düzenlemeleri tespit edilen işletmelere uyarı ve bilgilendirme yaptı. Ticaret Bakanlığı’na bağlı ekiplerin yanı sıra İl ve İlçe Belediyelerinin zabıta ekipleri de denetimleri sıklaştırarak işletmelerin kurala uyup uymadığını kontrol ediyor. Uygulamaya uymayan işletmelere ürün başına 2 bin 172 lira cezai işlem uygulanıyor.
“İŞLETMEDE SUNULAN HER BİR ÜRÜN İÇİN 2 BİN 172 LİRA CEZAİ İŞLEM VAR”
Denetlemeyi koordine eden Beyoğlu Belediyesi Zabıta Amiri Mehmet Emin Özkan, “Girişte, kapı önünde özellikle, ışıklı olabilir veya yazı ile olabilir. Müşteri neyi yiyeceğini dışarıda bakıp, yediğinde de ne kadar ücret vereceğini bilerek kararını verip, içeride yedikten sonra kasadaki fişle veya dışarıdaki rakamın tutup tutmadığını kontrolünü yapabilecek. Biz de bunların denetimini zaman zaman yapıyoruz. Olmayan yerlere ikazlarımızı yapıyoruz. Eğer bunlara da uymadıkları takdirde tespit zaptı tanzim edip ilgili bakanlığa gönderiyoruz. Bunun cezası, işletmede sunulan her bir ürün için 2 bin 172 lira cezai işlem var. Tespit tutanağını tutuyoruz, tutanakla birlikte delillerimiz oluyor, fotoğraflarımız çekiliyor. Tespit zaptını ilgili Bakanlığa gönderiyoruz. Tutanaklara göre cezai işlemler yazılıyor” dedi.
“BİREYİN FİYATLARI DIŞARIDA GÖRMESİ İŞLETMENİN GÜVENİLİRLİĞİ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ”
İstiklal Caddesi’nde bir lokantanın işletme müdürlüğünü yapan Ethem Çakır, “Gördüğünüz gibi, bizim fiyatlarımız daha önce de bu şekilde burada vardı. Fiyat listesinin dışarıda olması güvenilirlik açısından çok önemli. Dışarıda olması daha iyi, bizim için artı bir değer. Burası yüzde 70, yüzde 80 turistlerin yoğun olduğu bir bölge, dolayısıyla bireyin fiyatları dışarıda görmesi işletmenin güvenilirliği açısından çok önemli. Bizde bunun zaten farkındaydık. Bu konuda yerli müşterinin bilinci de arttı. Biz memnunuz” diye konuştu.
“TURİSTLERİ DE BU ŞEKİLDE KANDIRIYORLARDI, ONLARA DA O FIRSAT VERİLMEYECEK”
Yemek yemek için restorana gelen Berat Denizoğlu, “Restoranlara girdiğimiz zaman oturup bazen menüye bakıyoruz, fiyatlar uymuyor ve geri çıktığımız durumlar oluyor. Restoran girişinde bu fiyatları gördüğümüz zaman, eğer bütçemize uyuyorsa değerlendiriyoruz. Bütçemize uymuyorsa başka yerlerde yemeğimizi yiyoruz. Bence gayet güzel bir uygulama, tebrik ediyorum” dedi. Bir diğer müşteri Asya Çakır ise, “Gerçekten çok güzel bir uygulama olduğunu düşünüyorum. İnsanlar menüye baktıkları zaman fiyat nedir? Ne yediğini ne yiyebileceğini daha iyi biliyorlar. Denetleme konusu da çok güzel. Çünkü göstermelik bir şey olmayacak demek ki. Turistleri de bu şekilde kandırıyorlardı, onlara da o fırsat verilmeyecek. O yüzden denetlenmeli ve denetlenmeye devam edilmeli diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.
]]>Lise müdürü Harun Avcu, iddiaya göre; geçen yıl kasım ayında son sınıfta okuyan G.A. isimli kız öğrenciyi, derslerinde başarılı olduğu için, ‘Seni Milli İstihbarat Teşkilatı’na memur olarak alacağız’ diyerek kandırıp, evli ve 3 çocuk babası Ahmet Mandal ile tanıştırdı. Mandal da G.A.’ya günlerce cinsel istismarda bulundu. G.A.’nın durumu anlatmasıyla ailesi, şikayetçi oldu. Kendisini ‘MİT mensubu’ olarak tanıtan elektrik ustası Ahmet Mandal, gözaltına alınıp, 25 Kasım 2022’de ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan tutuklandı. Aynı okulda eğitim alan K.K. adlı kız öğrenci de Mandal tarafından tacize uğradığı iddiasıyla şikayette bulundu. Soruşturmada ayrıca okul müdürü Harun Avcu ile G.A. ve Mandal’ın dini nikahının kıyıldığı okulun müdürü Asuman Sahar Koleri tutuklandı. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen idari soruşturma kapsamında 2 okul müdürü de memurluktan ihraç edildi.
37’ŞER YIL HAPİS İSTEMİ
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada Ahmet Mandal, Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri hakkında, ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’, ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçlarından 37’şer yıla kadar hapis ile olayla bağlantısı olduğu öne sürülen tutuksuz sanıklar Mandal’ın iş ortağı Ali Akkaş, Koleri’nin eşi M.K., dini nikahın kıyıldığı okuldaki kadın hizmetli H.K., asker B.K.’ye ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından hapis cezası istendi.
4 SANIĞA HAPİS, 3 SANIĞA BERAAT
9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5’inci duruşmada mahkeme heyeti, Ahmet Mandal’a G.A.’ya ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 20 yıl, K.K.’ye yönelik ise ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 2 yıl hapis cezası verip, tutukluluk halinin devamına karar verdi. Okul müdürleri Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri ile Mandal’ın ortağı Ali Akkaş, G.A.’ya yönelik ‘Çocuğun cinsel istismarına yardım etme’ suçundan 8 yıl 4’er ay hapis cezası aldı. İki okul müdürü ayrıca diğer öğrenci K.K. yönünden ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 10’ar ay hapis cezası verip, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip tahliye edildi. Diğer sanıklardan Asuman Sahar Koleri’nin eşi M.K., B.K. ve H.K. ise beraat etti.
KARARA İTİRAZ
G.A.’nın ailesinin avukatı Mehmet Onur Güleç, karara itiraz edeceklerini belirterek, İlk derece mahkemesi bir karara vardı. Verilen kararda bazı sanıklar yönünden verilen cezaları biz yeterli bulduk. Bazı sanıklar yönünden verilen cezaları ise düşük bulduk. Biz verilen karara itirazımızı yapacağız. Belli başlı yerlerde mütalaaya karşı olarak cezalar verildi. Kamuoyu verilen cezalarla yetinmez. Bu cezaların infaz olduğunu da görmek ister. Bu kapsamda en hakkaniyetli kararın ortaya çıkması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Üst mahkemenin daha doğru bir karar vereceğini umuyoruz dedi.
‘G.A., UZMAN DESTEĞİ ALIYOR’
G.A.’nın yaşadıklarının ardından şehri terk ettiğini, örgün eğitimi bıraktığını ifade eden Güleç, Müvekkilim başarılı bir öğrenciydi ve okulda birinciliği vardı. Bu olay sonrasında hem eğitim hayatı hem de sosyal hayatı ciddi sıkıntıya uğradı. Örgün eğitime ara verdi ve maalesef ailesiyle şehir değiştirmek zorunda kaldı. G.A. derin bir yara aldı ve çok iyi bir durumda değil. Hala uzman desteği alıyor diye konuştu. (DHA)
]]>3. Ağır Ceza Mahkemesince adliyenin zemin katındaki çok amaçlı konferans salonunda evvelsi gün görülmeye başlanan davanın, dün de devam eden duruşmasına sanıklar, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile bağlandı.
Duruşmada dinlenen müştekilerden KKTC’de beden eğitim öğretmeni olan ve depremde 2 çocuğunu kaybeden Osman Akın, voleybol finallerine gelmeyi planladıklarını ve otel araştırmasında “İsias Oteli’nin temiz, nezih ve özellikle de güvenli olduğunu” öğrendikleri için bu otele kayıt yaptırdıklarını belirtti.
Akın, şunları söyledi:
“Çocuklarımızı odalarına yerleştirdik. İsias’ta 39 kişiydik, ben 16 kişiyle Kahramanmaraş’taki başka otele yerleştim. 5 Şubat sabahı Kahramanmaraş’a hareket ettik, yerleşimler tamamlandı, çocukların maçı başlayacaktı. Ben Kahramanmaraş’a canımı kurtarmaya mı gittim yoksa başka bir şeye mi gittim bilmiyorum. Eğer aynı otelde kalsaydım burada olmayacaktım. Kahramanmaraş’ta öğretmenevinde kaldım. Büyük bir deprem ama yıkılmadı. İnsan hayatına önem verilen bir binada kaldım. Kimsenin burnu bile kanamadan çıktık. Adıyaman yıkıldı, benim dünyam yıkıldı. Kaos bir ortam vardı, çocukları güvenli bölgeye getirmek için 1 kilometre yürüdük. Sonra Adıyaman’a hareket ettim. Depremden sonra salı günü gelebildim. Gördüğüm manzara sadece bir kum yığınıydı. Otelden 72 can gitmiş. ‘Öldü’ lafını kullanamıyorum, duymak da istemiyorum. 11-14 yaş arasındaki çocuklarımız kum yığınının içine gömüldüler ve hep bir umut çocuklarımıza ulaşmak için çabaladık. Umutlar tükendiğinde bütün halde ulaşmak istedik. Düşünün bunun için dua ediyorsunuz. Beton sağlam bir malzemedir değil mi? Aileler çocuklarına ulaşmak için elleriyle beton kazdılar. Biz adalete güveniyoruz, onun için buradayız, sizlerin en iyi kararı vereceğine inanıyoruz. Dün duruşmada bahsedildi, maddi gerçek yarım kalan hayatlardır. Biz acımızı yaşamadan adalet diye haykırmaya başladık. Türk yargısına güveniyoruz. Bizim can parçalarımızı ahlaksızca alan zihniyet en yüksek cezayı alana kadar buradayız.”
“İsias bir kum yığınıydı”
Osman Akın’ın eşi Ayşe Akın, eşini ve 2 oğlunu mutlu bir şekilde Adıyaman’a gönderdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Hiç böyle bir şeyle karşılaşacağımızı düşünmedim. Kıbrıs’ta da depremi hissettik sadece. Evlatlarımızın bunları yaşayacağı aklımızın ucundan dahi geçmedi. Televizyonu açtığımızda Adıyaman’dan hiç bahsedilmiyordu. Maalesef haber alınmamasının sebebi bu felaketmiş. Ben de 1999 Depremi’ni İstanbul’da yaşamış bir öğretmenim, depremlerde nelerle karşılaşabileceğimi seminerlerde gördüm, çocuklarıma anlattım. Depremle ilgili sayfalara fotoğrafların bulunduğu projeler yaptılar. O fotoğrafların hiçbiri İsias’a benzemiyordu. İsias bir kum yığınıydı. Otele vardığımda aynı görüntüyle karşılaşacağımı umut ediyordum ama ne zamanki otobüsten indik gerçekle karşı karşıyaydık. Ben inancı güçlü bir anneyim, öyle bir görüntü karşısında dilim dönmedi dua edemedim. Kovalar bulduk ve aileler çatıların üzerine dizildik, tek tek taşları kovalara atıp aşağıya indirdik evlatlarımıza ulaşabilmek için. Elimdeki taş kum yığına dönüyordu, hiçbiri de ağır değildi. Adalete güvenimiz sonsuzdur. Biz aileler olarak yaşadıklarımızın sadece çok küçük bir kısmını anlatabiliyoruz.”
Çocuklarından birinin çantasını gördüğünü, saatlerce enkazın başında evladının bedenine zarar gelmesin diye uğraştığını anlatan Akın, “Çocuklarımız yataklarından kalkamamış canlarla karşılaştık. Birinci depremde 10 saniye içinde kum yığına dönmüş İsias’tan bahsediyorum. Anlatmak çok zor ama biz bunları yaşadık. Ben hiç evlatlarımdan ayrılmazdım ama uçakta onlar aşağıda Türk bayrağına sarılı ben üstte döndüm.” ifadesini kullandı.
Çocuğunu kaybeden Sefer Aydoğdu da sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
Hayatını kaybeden sporcu İmran Aydoğdu’nun kardeşi İrem Aydoğdu ise “Kardeşim kum yığınında boğulmuştu, biz artık yaşamıyoruz. Bu çocuklar Kıbrıs’ın aydınlık yüzleri, ülkelerinin gururuydu. Sadece biz değil, tüm Kıbrıs etkilendi.” dedi.
Tüm sorumlulardan şikayetçi olduklarını belirten Aydoğdu’nun “Ölenlerin kim olduklarını, isimlerini biliyor mu?” sorusu üzerine, yıkılan otelin sahibi tutuklu sanık Ahmet Bozkurt, “Aynı acıyı ben de yaşıyorum, yakınların sorularına cevap vermek istemiyorum.” diye cevap verdi.
Müştekilerden bazıları, duruşmada gözyaşlarını tutamadı.
Öğleden sonraki kısım
Duruşmanın öğleden sonraki kısmında da müştekilerin beyanları alındı.
Yaşamını yitiren Hasan Bilge’nin babası Mehmet Akif Bilge, “Çocuklarımızın ağzı, burnu, kulakları kum dolmuştu, hiçbir yaşam üçgeni yoktu, zaten savcılık raporunda da var, havasızlıktan ölmüşler. Yüce adalete güveniyoruz, bir son verilmesi lazım, tüm ilgililerden şikayetçiyiz.” sözlerini sarf etti.
Hayatını kaybeden Aykut Bulut’un babası Mehmet Bulut, “Bu bir kader değil bir cinayettir.” ifadesini kullandı.
Bulut, “Kıbrıs arama kurtarma ekibi geldi, kaldırdığımız her taş kum gibi avcumuzda dağıldı. Bütün umudumuzu kaybettik, biz de o çocuklarımız gibi o enkazda kaldık. Ahmet Bozkurt enkazın başına geldi, derdi altındaki kişiler değil, kasasıydı.” diye konuştu.
“İsias Otel bir suç aletidir”
Yaşamını yitiren Önder Cırık’ın kız kardeşi Özlem Arslan, sanıklardan ve tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu belirterek, şunları paylaştı:
“Bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği tüm duyguları yaşadık; korkuyu, umudu, açlığı, cehennemi yaşadık. Biz dün çok yalan dinledik, sanıklar doğruyu anlatmadı. Her yatak çıktığında korkuyorduk acaba kimin yakını çıkacak diye çünkü her yatak çıktığında biliyorduk bir cenaze çıkacağını. 72 cana mal olan bir suç aleti yapılmış. İsias Otel bir suç aletidir.”
Hayatını kaybeden Aras Aktuğralı’nın enkazdan yaralı çıkan babası Murat Aktuğralı, “Duruşmaya sanıkların yüzüne katil olduklarını söylemek için geldim ancak mümkün olmadı, umarım davanın devamında bu imkan yaratılır, sanıkların yüzüne bakarak soru sorabiliriz.” dedi.
Bazıları ilk kez kar heyecanı yaşamıştı
Çocukların spor aşkıyla dolu olduğunu, onların mutluluğuna ortak olmak için Adıyaman’a geldiklerini anlatan Aktuğralı, 5 Şubat Pazar günü kar yağdığını, çocukların bazılarının ilk kez kar heyecanı yaşadığını ve çok mutlu olduklarını dile getirdi.
Oğlunu en son akşam yemeği sırasında gördüğünü ve “baba” demesini hatırladığını aktaran Aktuğralı, deprem sırasında telefonunu alıp çocuklara gitmek istediğini, ancak afetin şiddetinden adım atacak durumda olmadığını vurguladı.
Olduğu yere çöktüğünü ve duvara dayanarak yalvardığını, büyük gürültüyle odanın üzerine yıkıldığını kaydeden Aktuğralı, şunları anlattı:
“Telefonun ışığını açtım, sadece toz, duman görüyordum. Hayatımın son anlarını geçirdiğimi düşündüm. 310 numaralı odada kalmıştım. Üzerimdeki yüklerden sürünerek kurtuldum ve eğilir pozisyonda oluşan boşlukta ne olduğunu anlamaya çalıştım. Birkaç adım attıktan sonra gökyüzünü gördüm. Ben 3. kattayken yapının en üzerindeydim, bina benim üzerimden kopmuştu. Enkazdan çıkan Recep’i (Recep Kılıç) gördüm önce toz içinde olduğu için tanıyamadım. Çok üşüyordu, enkazdan bir şeyler alıp üzerine verdim. Alttaki birini de yukarı çekerek çıkardık. Hiç durmadan çocuklarımıza seslendik. Aşağıdan gelen birinin yardımıyla inecek bir alan bulduk. Yıkıntının ne kadar kötü olduğunu hissediyorduk. Bastığımız yerde sağlam parça olmadığını gördüm, tuzla buzdu her şey darmadağındı, büyük parçalar yoktu. Çocuklardan hiç ses yoktu. Kıbrıs’tan gelen ekipten sadece 3 kişiydik. Sadece birkaç kişinin enkazda olduğunu duyuyorduk, sıkışmış vaziyette olduğunu gördük ama üzerindekileri kaldırma şansımız yoktu. Titriyorduk, inanılmaz soğuktu, kanımız donmuştu ve tek aklımızda olan çocukları kurtarabilmekti ama karanlıkta olduğumuza rağmen enkazın ne kadar kötü olduğunu gördük.”
Aktuğralı, 8 Şubat Çarşamba günü ilk cenazeye ulaşıldığını, 10 Şubat Cuma günü oğlunun cenazesinin bulunduğunu ifade ederek, “Teşhis için çadıra gittim, oğlum da uyur pozisyondaydı. Teşhis ettim, yıpranma vardı ama kanama yoktu, sıkıştığını anlıyorum. Bir tahribat yoktu, onun beyaz yüzünü gördüm. Gözleri maviydi, gözlerini görünce Aras’tır dedim. Biz her gün 6 Şubat’a uyanıyoruz, gözümüzü açtığımızda gözyaşı var. Benim umudumdu Aras, memleketin de umudu olabilecekti. Hepsi öyleydi çok akıllılardı.” dedi.
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık”
Otelin enkazının yakınına gelen herkesin buranın betonundan zeminine kadar hiçbir şeyin doğru yapılmadığını söylediğini belirten Aktuğralı, şöyle devam etti:
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık. 2 gün önce buraya geldiğimde binaların çoğunlukla yıkıldığını göreceğimi sandım ama ayakta kalan binalar gördüm. Bu kişiler işlerini biraz doğru yapsalardı çocuklarımız sağ kurtulabilirdi. Bilime uygun yapılan binaların ayakta olduğunu herkes gördü. Ben sanıkların buradakilerin yüzlerine bakmalarını istiyorum. Hepsi katil, her yerden çaldılar. Deprem öldürmedi bizi sanıklar öldürdü.”
Müştekilerden Mehmet Çetiner, 11 Şubat’ta çocuğunun cansız bedenine ulaştığını vurgulayarak, “Yalan konuşulmasın, bina kum yığınıydı. Bir insanın, bir anne babanın görmemesi gereken şeyi gördüm, cehennemi gördüm. Her gün aynı acıyı yaşıyoruz. Adalet yerini bulsun, bizim yaşadıklarımızı başkaları yaşamasın ders alınsın.” ifadesine yer verdi.
Anne Deniz Çetiner, tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu dile getirerek, “Benim çocuğum donarak ölmedi, raporda yazıyor karın baskısı ve iç kanamadan öldü, yatağında öldü. Keşke sanıkların başına yıkılsaydı.” diye konuştu.
Ölen Osman Çetintaş’ın babası Nebi Çetintaş, çocuğunun depremden çok korktuğunu, sanıkların ifadelerinin doğru olmadığını belirterek, “Soğuktan ölmedi, hepsi hikaye, çocuklarımızın hepsi kum yığının içindeydi.” ifadesini kullandı.
Nehir Çevik’in babası Yoksuli Çevik, inşaat ustası olduğunu anlatarak, “Otele geldiğimde resmen kum yığını gibiydi, sağlam değildi. Canımızdan can aldılar, çocuklarımızı tabuta koydular, üzerlerine kum koydular. Mezarlarını kendileri yaptı, oradan çıkarıp toprağa koyduk. Canlı çıkarma umudumuz kalmamıştı, sadece sağlam çıkarmaya çalıştık.” dedi.
Anne Safiye Çevik de 30 sene önce tutuklu sanık Ahmet Bozkurt’un un fabrikasında amcasını kaybettiğini hatırlatarak, “Bu sene de sanığın otelinde kızımı kaybettim. Çocuklarına güzel bir gelecek bırakmak için bizim yarınlarımızı aldı. Sorumlu olan insanlar katildir.” sözlerini dile getirdi.
Eşini ve 2 kızını kaybeden Ozan Dağlı, “sanıkların idam edilmesini istediğini” söyledi.
Tahsin Can Efe’nin babası Erkan Efe, tek evladını kaybettiğini, her gün mezarı ziyaret ettiklerini, eşiyle birlikte kendilerine de bir mezar yeri açtırdıklarını ve ölümü beklediklerini belirterek, “Kedimiz sürekli mezarlıkta” dedi. Efe, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
“Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi”
Müzeyyen Gökçen’in babası İsmail Gökçen, 6 Şubat’ta kendilerinin de öldüğünü ifade ederek “Dün sanıklar arasında bir tiyatro oynandı; ‘benim haberim yok’; adam bir mimar, başka bir şey oluyor; aba altından sopa gösterir gibi ‘buranın tanınan ailesiyim’ diyor. Bizim hayatımızı mahvettiler, yarınlarımız gitti, ben her sabah işe giderken ‘niye çalışıyorum’ diyorum. Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi, mezar taşına fotoğrafını ve lotus çiçeğini yaptırdık.” diye konuştu.
Anne Özlem Gökçen, kızına kavuşmak için her gün ölmeyi dilediğini belirterek, sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
Oğlunu kaybeden Meriç İçme, “Enkazın üstünde binlerce kez oğluma bağırdık. Nasıl ‘sesler duyuyorduk, soğuktan öldü’ diyebiliyorlar. Çocuklarımızı nasıl soktular oraya, çocuk katillerisiniz.” ifadesini kullandı.
Bakanlar dinlendi
Bir saat ara verilen duruşmanın ardından KKTC İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu ve Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun tanık olarak dinlendi.
KKTC İçişleri Bakanı Oğuz, 6 Şubat’taki depremlerde alarma geçtiklerini, bölgeye arama kurtarma ekibi, doktorlar ve yardım malzemelerinin gönderildiğini anlattı.
Türkiye’de ve ABD’de arama kurtarma konusunda eğitim aldığını, salonda bir siyasetçi olarak değil bir sivil savunmacı olarak bulunduğunu aktaran Oğuz, “Binaya ulaştığımızda bina değil bir moloz, kum yığını vardı. Depremde arama kurtarmacılar hep umutlu olur, ilk 72 saat çok önemlidir ancak bu enkazda öyle bir durum yoktu. Yanındaki binalarda parçalı kırık vardı, yaşam alanı yapılacak yerler vardı ama otel binası kum yığınıydı. Dün mal sahibinin yaptığı ‘bütün Adıyaman yıkıldı da otel öyle yıkıldı’ sözü doğru değildir.” dedi.
Kolonların dayanıklılığıyla ilgili bir görüntü olmadığını vurgulayan Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son cenazemizi çıkarana kadar enkazın başından gitmedik. Yaşam boşluğu yoktu, bir kişi çıktı o da mucizeydi. Fotoğraflara bakıldığında durum anlaşılacaktır. Koordinatör Bakan Adil beye ulaştık, 2 günde 4 ekip çalışmaya başladık. Bütün iş makinalarının, kepçelerin başında ehil insanlar görevliydi. Çünkü inancımız ve ailelerin hassasiyeti gereğiyle vücut bütünlüğünü korumak istedik. Enkazın savunulacak hiçbir yönü yok, bina otel olarak yapılmamış, binanın hiçbir direnç dayanımı yoktu. Enkazda farklı demirler olduğunu gördük, demirleri tutacak beton kalitesi yoktu, demirler inceydi insan saçı gibi. O binada çalışılmaz da. Bu açıkça katliamdı ve suçtur. Çünkü insanlar güven duydukları için oraya gittiler. Sanıkların ‘olası kast’tan yargılanmalarını talep ediyoruz, yüce Türk adaletine güveniyoruz, gerçekler ortada, kimse saptıramaz. Sanıkların söylediklerinin hepsi yalan, dikili bir tane kolon göstersinler. Enkazın fotoğraflarını seçtik, binanın dayanıksız bir bina olduğunu biliyoruz.”
KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, depremin olduğu saatte uyanık olduğunu ve depremi hissettiğini aktararak, “Çocuklarımızı kültürel anlamda gelişmesi için Türkiye’ye gönderiyoruz, göndermeye de devam ediyoruz. Sosyal medyadan çocuklarla ilgili bir şey olup olmadığını takip etmeye çalıştım. Sabah Cumhurbaşkanımızla toplantı yaptık, Türkiye’ye gelip çocuklarımızı alıp geri dönmeye karar verdik. Biz yıkım olduğunu hiç düşünmedik, belki yaralı olan varsa da alıp geliriz dedik. Bir depremde en son yıkılacak olan yerlerin hastane, otel ve devletin binaları olduğunu düşünüyoruz. Saat 4 buçuk civarı Adıyaman’a geldik. Sivil savunmanın araçlarıyla 100 kişi geldik ve 300 kişiye çıktı bu sayı. Ailelerin çocukları alıp gittiğini düşünürken bir anda şok olduk. Bir bina yığınıyla karşılaştık.” ifadesini kullandı.
“Kolonların dağıldığını gördük inanamadık”
Çavuşoğlu, otel sahibinin enkazın başında olduğunu söylemesinin “tam bir yalan” olduğunu, tutuklu sanığın kardeşinin Kıbrıs’ta otelinin olduğunu ve birbirlerine çok benzediklerini, enkaz alanına gelseydi tanıyacağını vurguladı.
KKTC Milli Eğitim Bakanı Çavuşoğlu, şunları aktardı:
“Arama kurtarma için çok büyük bir çırpınışa girdik. O dönemdeki bakanla da irtibat kurduk araçlar gelmeye başladı. Gün aydınlanınca daha da vahim bir durumda olduğunu gördük. Gerek hayırseverler gerekse devletin desteği gerekse Kıbrıslı hayırseverlerin desteğiyle 7 ekskavatör getirdik. Bir tane de büyük bir ekskavatör getirdik. Kolonları kırmak için kırıcı kullanmadık, ekskavatör üstüne bastırmasıyla kolonların dağıldığını gördük inanamadık. Vinçle kaldırdığımız betonlar demirden ayrılıyordu. Bu nedenle doğal afet dememiz mümkün değil, insan hatası ve hırsı tavan yapmıştı. Enkazda yaşam boşluğu yoktu, diğer enkazları gördüğümüzde plakalar duruyordu ve aralarında can alanları da vardır mutlaka ama yaşam boşluğu vardı. Burada kimse yatağından kalkamamış veya yatağının yanına düşmüş. Ailelerden özür dileyerek söylüyorum resmen boğularak ölmüşler. Çocuklarda herhangi bir taştan ya da betondan dolayı kırıklık yoktu, kum yığını üstlerine dökülmüştü. Sanıkların suçlarını kabul edip en büyük cezayı almalarını istemeleri gerekiyor. Ailelerin yaralarının sarmayacaktır ama yüreklerine bir nebze su serpmiş olacaktır.”
“Kıbrıs’ta ağıl yapılırken daha kalın demir kullanılır”
Otel enkazındaki 72’nci cesedi çıkarmak binanın yan tarafından girdiklerini anlatan Çavuşoğlu, “Komutana yandaki perde duvar kepçeyle kırılmaz dedim ama komutan ‘bir deneyelim’ dedi. Kepçeyle dokundu inanınki mukavvaya girer gibi girdi. Duygusal konuşmuyorum, sadece gördüklerimi söylüyorum. Bir yalan daha söyleniyor, 3 gün ses duyduğunu söylüyor. Oraya ilk gelen ekibin lideriydim ve son ceset çıkana kadar ayrılmadım. Eğer otel sahibi gelmiş olsaydı kesinlikle görürdüm, otel müdürü geldi konuştuk; hatta sordum sahipleri nerede, ‘ortada yok kayıp’ dedi. Oradaki ailelere hiç destek olmadılar, cezaevine bağlanıp profesyonelce verdikleri ifadeler aileleri daha da yaralamıştır. Gerçekten orada insanlık kaybı vardı. O kadar yüksek binayı bu kadar malzemeden çalarak nasıl yaptılar? Kıbrıs’ta ağıl yaparken daha kalın demir kullanılır, eminim buradaki evleri de daha kalın demirlerle yapıyorlar ama otel sahibi bu ülkeye yazık etmiş. Bunlar can almışlardır ve katillerdir.” görüşünü paylaştı.
Tutuklu sanık Halil Bağcı’nın avukatı, bu aşamada tanıkların dinlenmesinin usule aykırı olduğunu savunarak itirazda bulundu.
Mahkeme başkanı, taraf avukatları arasında başlayan konuşmayı sonlandırdı ve duruşmaya devam edildi.
Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun’un tanık olarak dinlendiği sırada sanık avukatlarının salondan ayrıldığı görüldü.
Mahkeme başkanı, duruşma düzeni sağlandıktan sonra tanık Uzun’un beyanda bulunduğu sırada sanık müdafilerinin tümünün salonu terk ettiklerini ve bir kısım müştekilerin sanık müdafilerine tepki gösterdiğinin görüldüğünü zapta geçirerek, duruşmaya 15 dakika ara verdi.
Aranın ardından devam eden duruşmada, eşini ve eşinin abisini kaybeden Zarife İsrafiloğlu, sanıkların iki çocuğunu yetim bıraktığını belirterek, cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Enver Karakaya, 1974 yılından beri KKTC’nin ilk sporcu şehitlerinin çocukları olduğunu anımsatarak, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Karakaya, “mezar” olarak inşa edilen yerde çocuklarını kaybettiklerini vurgulayarak, “Hepsi çok zeki, geleceği parlaktı. Öğretmenlerimiz çok başarılıydı, ailelerimiz çok çalışkandı. Kıbrıs’ta bir nesil yok oldu. Bozkurt ailesi bunun hesabını verecek. Biz çocuklarımızı deprem yüzünden kaybetmedik, 10 saniye içinde yıkılan bir bina. Çocuklarımız uyku pozisyonunda kumların altında nefes alamadan can verdi. 11 sanığın en ağır suçtan cezalandırılmasını istiyoruz.” ifadesini kullandı.
Aynı gün doğup aynı gün can verdiler
Karakaya, çocuğunun en yakın arkadaşıyla aynı odada kaldığını, aynı gün aynı hastanede doğduklarını, aynı gün can verdiklerini belirterek, “Bozkurt ailesi katil bina yarattınız bunun cezasını ödeyeceksiniz. Rahat uyumayın biz nefes alamıyoruz siz de nefes alamayacaksınız.” dedi.
Çocuğunu kaybeden Recep Kılıç, enkaza ilk gidenler arasında yer aldığını hatırlatarak, otel sahibinin bahsettiği üst kattaki pervoleyi kaldırmak için çok uğraştıklarını anlattı. Kılıç, talebi üzerine duruşmaya görüntülü olarak bağlanan Ahmet Bozkurt’un görüntüsünün yakınlaşmasının ardından pervole tenteyi nasıl yaptırdığını sordu.
Sanık Ahmet Bozkurt, tüm ailenin acısını yaşadığını ve cevabının bu kadar olduğunu dile getirdi.
Turist rehberi oğlunu kaybeden Mehpare Koç, uzun uğraşlar sonucu oğlunun cenazesine ulaştığını, bu davanın emsal olacağını kaydetti.
Eşini ve oğlunu kaybeden Şenay Atakan Konutlu, 8 Şubat’ta eşini tırnaklarından, 10 Şubat’ta da çocuğunu teşhis ettiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Biz enkazda çalışırken yanımıza gelenler, Bozkurt ailesinin arkasının güçlü olduğunu, bunlara bir şey olamayacağını söylediler. Ahmet Bozkurt’un ses tonunda bunu duydum. Arkadaşlarımızın çoğu ağladı, zannetmeyin ki güçsüzüz. Biz güçlüyüz, siz huzur bulmayacaksınız. Ceza alana kadar peşini bırakmayacağız. Bize anlattığınız hikayelere inanmıyoruz ki gerçek er yada geç ortaya çıkacaktır. Ben oğluma gelene kadar 50 kişiyi teşhis ettim. Kanımızı dondurdunuz. Biz çocuklarımızı gönderirken İsias’a güvendik, lütfen adalet yerini bulsun.”
Oğlunu kaybeden İhsan Nurluöz, sanıkların emsal bir kararla cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Tayyip Özberman, enkaza ilk ulaşanlardan olduğunu anlatarak, “Elimde tuttuğum beton parçalarının ufalandığını gördüm. Yumruk büyüklüğünde betonların içinde dere taşı gördüm. Yıkılan kum yığını üzerindeki yıkılmayan tek şey Ahmet Bozkurt’un kaçak inşa ettiği kattı.” sözlerini sarf etti.
Oğlunu kaybeden Mehmet Tabarlı, 30 yıldır inşaat yaptığını belirterek, şunları paylaştı:
“Ahmert Bozkurt, ‘inşaat yapılırken en iyisini dostlarıma sordum’ diyor. Akrabayla dostla inşaat yapılır mı? ‘Tabana halı serdim, ofis yaptım’ diyor, yalan. Ben de ofis yaptım altına parke fayans yaptım. Çocuk mu kandırıyorlar, cahil yok burada. ‘Her şeyi güzel yaptım’ sözü de yalandır. Ustaların fark istediği de yalandır. Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle bir şey yok. Kim uygun yaparsa ona verirsin. Demiri de betonu da gördüm. Buraya vardığımda otel tuz buz olmuş. Benim oğlumun üstüne kapı düşmüş. Kapının üzerinde kiriş yoktu. ‘Ben kaba inşaatı yaptım 8 sene durdu sonra ince işçiliğini yaptım’ gibi bir şey de olamaz. Bir elbise bile durduğu yerde eskir. Tüm sanıklardan şikayetçiyim.”
Oğlunu kaybeden Mehmet Topukçuoğlu, “Yaşadığımız acının tarifi yok. Bütün sanıkların en ağır şekilde ceza alması temennimizdir. Biz 11 aydır çocuklarımızdan ayrıyız, Ahmet beyi çocuklarının yanında görmek istemiyorum, mümkünse onların ayrı cezaevi alınmasını talep ediyoruz. Aileler olarak onların bir arada olması istemiyoruz. Biz nasıl koparıldıysak onların da koparılmasının doğru olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Eşini ve kızını kaybeden Can Ahmet Yeniçeri, “Dışımız sağlam gibi görünse de içimiz çürüdü. Gördüğüm manzara karşısında hayal kırıklığına uğradım. Sanıklara uzaktan bakıyoruz, asrın davası olacak bir davanın bu şekilde hazırlanması çok üzücü. Otel olduğu iddia edilen mezardan eşimi ve kızımı çıkardık toprağa gömdük. Ceza olası kast’tan görülmeli. O bile yetersizdir. Emsal teşkil edecekse, bir devrim olacaksa bu şekilde olacak. Türkiye’de artık depremle ilgili özel cezalar konmalı. Soruşturmayı yapan da sanıklar da bilmeli hangi cezanın uygulanacağını.” diye konuştu.
Müşteki beyanlarının tamamlandığı duruşmanın görülmesine, bugün tanıkların dinlenmesiyle devam edilecek.
]]>Son dönemlerde belirli bir ücret karşılığında banka hesaplarını kiralayanların sayısı arttı. Bazı sosyal medya platformlarında çıkan ‘belirli bir ücret karşılığında banka hesabı kiralama’ reklamlarını gören vatandaşlar, kolay para kazanmak için dolandırıcıların ağına düşmeye başladı. Aylık, haftalık, günlük ve hatta saatlik olarak banka hesaplarını kiralayan vatandaşlar kendilerini tehlikeye atarken, hiçbir şey yapmadan para kazanmanın bir zararı olmayacağını düşündü. Konuyla ilgili konuşan Ağır Ceza Avukatı Cem Duman, son yıllarda bu tarz dolandırıcılıkların çok arttığını, vatandaşların bu tuzağa düşerek hem kişisel bilgilerini kaptırdığını hem de dolaylı yoldan dolandırıcılık ve para aklama suçu işlediğini söyledi. Özellikle genç yaştaki vatandaşların bu yolu tercih ettiğini belirten Duman, “Bu yaşlarda paraya kolay ulaşmak hoşlarına gidebilir ancak bu suçların cezası 4 ila 10 yıl arasından başlıyor. Bu işlemlere alet olarak tertemiz sicillerini bozmanın yanında hayatlarının geri kalanını da etkileyebilirler” dedi.
“Bedava peynir sadece fare kapanında olur”
Kolay para kazanma diye bir kavramın insanların hayatında olmadığını belirten Ağır Ceza Avukat Cem Duman, vatandaşlar bu gibi tuzaklara düşmemesi konusunda uyardı. Son zamanlarda artan banka hesabı kiralama dolandırıcılığından çok sayıda vatandaşın mağdur olduğunu dile getiren Duman, “Bu dolandırıcılık yöntemi teknolojinin kullanımının artmasıyla ve mobil bankacılık sistemlerinin gelişmesiyle hayatımıza girdi. Vatandaşlar, sosyal medya hesaplarında gezerken belirli bir ücret karşılığında banka kartlarını kiralayabilecekleri reklamlarıyla karşılaşıyor ve kolay yoldan para kazanmak için bu yöntemi deniyor. Gerçekten de bu gibi dolandırıcılıklarda vatandaşlar kendilerine vaat edilen paraları alıyor ama sonrasında başına gelebileceklerden bir haber şekilde hayatlarına devam ediyorlar. Genellikle parayı harcadıktan sonra banka hesaplarına yeniden erişmek istediklerinde ulaşamayarak ya da kendilerine gelen tebligatlarla bir suça karıştıklarını anlıyorlar. Bu yöntem, dolandırıcılar tarafından kara para aklamada ya da dolandırılan başka vatandaşların paralarının takibini zorlaştırmak için kullanılıyor. Aylık, haftalık, günlük hatta saatlik hesap kiralama işlemi yapan vatandaşlar, ister istemez suça ortak oluyor ve kendilerini riske atıyor. Vatandaşlara tavsiyem bu gibi reklam ve taleplere kanmamalarıdır. Suça bilerek ya da bilmeyerek ortak olmak bir suçtur ve bu suçun cezası 4 yıl ile 10 yıl hapis cezası arasında değişiyor. Eskiden büyüklerimiz ‘bedava peynir sadece fare kapanında olur’ derlerdi. Hem kişisel bilgilerinizi korumak hem de yasal süreçlerle karşılaşmamak için herkesin dikkatli olması ve kolay para kazanmak istememesi gerekir” dedi.
“Hem davalı hem davacı konuma düşebilirler”
Ağır Ceza Avukatı Cem Duman, bu suça istemeden karışanların yanında bilmediğini iddia ederek karışan vatandaşların da çok sayıda olduğunu söyledi. Duman, konuşmasını söyle sürdürdü;
“Genellikle genç yaştaki vatandaşlar bu yola başvuruyor. Birkaç saatliğine hesabını kiralamaktan kötü bir sonuç çıkmayacağını ve biraz para kazanmanın bir mahsuru olmadığını düşünüyorlar. Bu tutumun yanlış olduğunu maalesef geç olsa da anlayacaklar çünkü bu ciddi bir suçtur. Bazı vatandaşların da bu durumdan bir haber davrandığı yönünde durumlarla karşılaşıyoruz ama suça bir kez karıştıklarında ancak kendilerini kandırabilirler. Mesela sıklıkla karşılaşılan bir yöntem olarak banka hesabını kiralayanlar şu şekilde davranıyor; önce belirli bir ücret karşılığında hesabını kiralıyor. Daha sonra herhangi bir sorumluluktan kaçınmak için çeşitli sosyal medya ve mesajlaşma platformlarında ‘Ben hesabımı kiraladım, bu yanlış bir şey mi? Kısa bir süreliğine verdim, bir şey olmaz değil mi?’ şeklinde yazılar paylaşıyorlar. Aslında burada vatandaşın düşündüğü şey, yarın öbür gün adli bir mesele ile karşılaşırsam, ‘bakın bilmiyordum, sormuştum’ demek ama bu gibi durumların asla kurtuluşu yoktur. Hem bu kiralama işlemi yaptıranların hem de bu suça istemeden de ortak olarak mağdur olan vatandaşların sayısı çok fazla. Bir vatandaş, kolay para kazanmak isterken hem dolandırma işlemine ortak olduğu için davalı hem de bu suça yanlışlıkla bulaştığı için davacı konumunda olabilir. Durduk yere adli süreçlerle uğraşmamak için kimsenin kendisini riske atmaması konusunda uyarıyorum.” – ANKARA
]]>