Marmara Denizi’nde daha önce 2007-2008 ve 2021 yıllarında gözlemlenen müsilaj oluşumu, deniz ekosistemini bu yıl da tehdit ediyor. Deniz salyası olarak bilinen müsilaj, Anadolu Yakası’nda bulunan Maltepe sahil şeridinde yeniden görüldü. Denizin yüzeyinde tabaka halinde yayılan ve kıyıya yakın bölgelerde etkili olan müsilaj oluşumu havadan görüntülendi.
“Bu sorunun temeli, duyarsızlık ve eğitim eksikliği”
Ercan Kumru isimli bir vatandaş, “Akıntının yoğun olduğu yerlerde deniz bir şekilde kendini temizleyebiliyor. Ama akıntının olmadığı, insanların teknelerini bağladığı ve vakit geçirdiği yerlerde kirlenme daha hızlı oluyor. Denizlerdeki yararlı bakteriler azalıyor, ekosistem bozuluyor. Bu, kendi kendini hasta eden bir deniz demek. Üzücü olan, bu hastalığın sebebinin biz insanlar olması” dedi. Çevre bilincinin toplumda yeterince oluşmadığına dikkat çeken Kumru, “Bu sorunun temeli insanlarımızın duyarsızlığı ve eğitim eksikliği. Bizde çevre eğitimi yeterince önemsenmiyor” diye konuştu. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Konya Çevre Yolu 2. Kesimi” açılış töreninde konuştu.
Göreve geldikleri günden beri eser ve hizmet siyasetiyle Konya’ya ve Konyalılara layık olmak için gece gündüz çalıştıklarını belirten Erdoğan, “Üretimin, istihdamın ve ihracatın artırılması, şehrin dengeli şekilde kalkınması için tüm imkanlarımızı seferber etmiş durumdayız.” ifadesini kullandı.
Hem Konya’ya hem de bölgeye ekonomik, ticari ve tarımsal olarak katkı yapacak projelerine, yatırımlarına ve hizmetlerine her gün bir yenisini eklediklerini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Doğu-batı ve kuzey-güney istikametindeki ulaşım ağlarının adeta kavşak noktası olan Konya’nın, kara, demir ve hava yolu ulaşımının geliştirilmesi, temel önceliklerimizden biridir. Şu rakamı özellikle dikkatinizi çekiyorum, bugüne kadar ulaştırma alanında Konya’ya güncel rakamla 146,7 milyar liralık kamu yatırımı yaptık. Şehrimizi kuzeyde Ankara ve Eskişehir’e, batıda Isparta, Afyonkarahisar ve oradan İzmir’e, doğuda Aksaray, Niğde ve oradan Kayseri’ye, güneyde ise Antalya, Karaman ve Mersin’e bölünmüş yollarla bağladık. Ülkemizin en yüksek ayaklı ve en uzun dengeli konsol köprüsü olan Eğiste-Hadimi Viyadüğü’nü inşa ederek Konya’nın Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi’ne kesintisiz, konforlu ve güvenli ulaşımını temin ettik.
Şurası da çok önemlidir, Konya’mızın 2002’de 167 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 22 yıl içinde tam 1286 kilometreye çıkardık. Bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol ağı ise 97 kilometreden 1296 kilometreye yükseldi. Yollarımızı daha güvenli, daha modern yapıya kavuşturduk. Konya-Ankara Yolu’nu, Konya-Akşehir-Afyonkarahisar Yolu’nu, Konya-Aksaray Yolu’nu, Konya-Karaman Yolu’nu, Konya-Belören-Hadim Yolu’nu şehrimizin istifadesine sunduk. Konya’yı Akdeniz’e en kestirme yoldan bağlayan 5 kilometre uzunluğundaki Demirkapı Tüneli’ni hizmete açtık.”
“Konya Çevre Yolu, şehrimize kazandırdığımız en önemli yatırımların başında geliyor”
Alacabel Tüneli ve bağlantı yolları ile Akşehir- Yunak Yolu, Taşkent- Balcılar Yolu, Ereğli-Halkapınar-İvriz Yolu ve Seydişehir- Bozkır Yolu gibi 11 ayrı kara yolu projesinin çalışmalarının da devam ettiğini bildiren Erdoğan, “İnşallah bu projeleri de yakın zamanda nihayete erdirecek ve Konyalı kardeşlerimizle birlikte bölgenin tüm şehirlerinin emrine vereceğiz.” dedi.
Konya’nın şehir içi ve şehirler arası ulaşımdaki merkezi konumunu güçlendirecek, tarım, ticaret ve sanayi birikimini çok daha üst seviyelere taşıyacak kara yolu yatırımlarını sürdürdüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlk kısmı 22, ikinci kısmı 46, üçüncü kısmı ise 54 kilometre olmak üzere 122 kilometre uzunluğundaki Konya Çevre Yolu, şehrimize kazandırdığımız en önemli yatırımların başında geliyor. Projeyle Konya’nın transit trafik yükünü çevre yoluna aktaracak, şehir içinde kalan eski çevre yolundaki trafik yoğunluğunu azaltacağız.” bilgisini paylaştı.
“Yıllık 6 milyar lira tasarruf edeceğiz”
Ülkenin turizm ve ticaret merkezlerine hızlı ve güvenli trafik akışını sağlayacak, Konya’nın ulaşım imkanlarını çeşitlendirmiş olacaklarını bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Böylelikle şehrimizin ekonomik, sosyal ve ticari gelişimine de kayda değer katkılar yapacağız. Projemizin birinci kısmını, 2020’de tamamlayarak trafiğe açmıştık. Bugün ise ikinci kısmın Afyonkarahisar ve Aksaray aksındaki 30 kilometrelik kesimini ulaşıma açıyor, hizmete sunuyoruz. 3 köprü, 3 köprülü kavşak, 1 viyadük, 18 alt geçit ve 57 menfezin yer aldığı bu kesime tam 44 bin fidan diktik. İkinci kısmın geriye kalan 16 kilometrelik bölümü yani Aksaray- Adana aksı arasındaki 16 kilometrelik kesiminde çalışmalar devam ediyor. İnşallah yakın zamanda onu da tamamlıyoruz.
Bugün hizmete verdiğimiz Afyonkarahisar-Aksaray arasındaki 30 kilometrelik kesim ile mevcut yol üzerinden 40 kilometre katedilerek sağlanan ulaşımı 10 kilometre kısaltmış oluyoruz. Aynı şekilde seyahat süresini 49 dakikadan 17 dakikaya düşürüyoruz. Böylece zamandan 4,6 milyar, akaryakıttan 1,4 milyar olmak üzere yıllık toplam 6 milyar lira tasarruf edeceğiz. Çevreye zararlı karbon emisyonunu tam 81 bin 400 ton azaltıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda çevre yolunun yapımında emeği geçenleri tebrik etti.
Notlar
Törene, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ticaret BakanıÖmer Bolat, AK Parti genel başkan yardımcıları ve milletvekilleri ile Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve diğer ilgililer katıldı.
Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir tablo hediye etti. Konya Müftüsü Ali Öge’nin yaptığı duanın ardından yolun açılış kurdelesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve protokoldekiler tarafından kesildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KABİL, 19 Aralık (Xinhua) — Kış mevsimi yaklaşırken, kömür, lastik ve diğer düşük kaliteli yakıtlardan çıkan yoğun ve tehlikeli duman, Afganistan’ın başkenti Kabil’deki milyonlarca kişinin sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MUĞLA – Muğla’nın Yatağan ilçesine bağlı Madenler Mahallesi’nde yaşayan 27 yaşındaki Onur Adıyaman, evinin garajında ürettiği el yapımı araçlarla dikkat çekiyor. Teknolojiye olan ilgisiyle çevresindekilerin takdirini kazanan genç kaşif, go-kart, pervaneli bisiklet ve el yapımı chopper gibi birbirinden farklı araçları kendi imkanlarıyla tasarlayıp hayata geçirdi.
Adıyaman, tamamen geri dönüştürülebilir malzemeler kullanarak ürettiği araçlarla çevre bilincine de katkı sağlıyor. Kendi azmi ve öğrenme isteği sayesinde bu araçları yapmayı başardığını belirten Adıyaman, “Küçük bir garajda bile büyük hayaller kurabilir ve bunları gerçekleştirebilirsiniz. Üretim sürecinde en büyük destekçim kendi merakım ve azmim oldu” ifadelerini kullandı.
Adıyaman, tasarladığı araçların yapım aşamalarını sosyal medya üzerinden paylaşarak birçok kişiye ilham vermeyi amaçlıyor. “Araç yapma amacım sadece hobi değil, aynı zamanda bilgi ve tecrübe paylaşımı” diyen genç kaşif, projeleriyle dikkat çekmeye devam ediyor.
Makinalara ve içten yanmalı motorlara olan ilgisinin 12 yaşında başladığını söyleyen Adıyaman, ilk olarak motorlu bir bisiklet tasarladığını ve bisikletine bir pervane eklediğini belirtti. “İlk makinem motorlu bir bisikletti. Daha sonra bu deneyimimi geliştirerek pervaneli bir bisiklet tasarladım. Bu, aslında uçak yapma hayalime giden yolda bir başlangıçtı. Pervane mühendisliği oldukça teknik bilgi gerektiriyor, bu nedenle bu alanda tecrübe kazanmak için bu projeyi gerçekleştirdim” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Bilim Kadınları İçin” Programı, 40 yaş altındaki genç ve yetenekli bilim kadınlarının başarılarını onurlandırarak, projelerinin küresel çapta duyulmasına olanak tanıyor. Bu yıl, ödül kazanan 4 bilim kadınının önemli çalışmalarının kamuoyu ile paylaşıldığı programda, yenilikçi projeler vurgulandı. 2024 yılı ödülleri, L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Sinem Sandıkçı Gökçen’in ev sahipliğinde ve 2017 yılında ‘L’Oréal Uluslararası Yükselen Yetenek Ödülü’ne layık görülen ODTÜ İVME-R Müdürü Prof. Dr. Bilge Demirköz’ün onur konuğu olduğu özel bir törende verildi. Gebze Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Esra Bilgin Şimşek, su kaynaklarındaki kirliliği azaltmayı hedefleyen ve atık sudaki dirençli kirleticileri arıtarak yeşil hidrojenle enerji üretmeyi amaçlayan projeyle bu yıl ödül kazanan kadın bilim insanları arasında yer aldı.
Atık suyu temizliyor, yeşil hidrojen üretiyor
Su kaynaklarındaki kirliliği ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir enerji üretimini desteklemek amacıyla yenilikçi bir sistem geliştirmeyi hedefleyen Prof. Dr. Esra Bilgin Şimşek, geliştirilen sistem ile atık sudaki dirençli kirleticileri arıtarak, aynı zamanda yeşil hidrojenden enerji üretmeyi hedefliyor. Proje, hem iki boyutlu hem de kuantum boyutundaki malzemelerin sentezlenmesiyle, hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli avantajlar sunuyor. Bor temelli sistem, muadillerine göre daha düşük maliyetle etkili bir arıtma ve enerji üretim süreci sağlarken geliştirilen ileri arıtma ve enerji üretim teknolojisinin, 1-2 yıl sürecek laboratuvar çalışmaları ve 4-5 yıl sürecek pilot ölçekli geliştirme süreçlerinin ardından ticarileştirilmesi planlanıyor. Böylece, güneş ışığı kullanılarak su kirliliği önlenirken, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynağı olarak hidrojen üretimi gerçekleştirilecek.
Prof. Dr. Esra Bilgin Şimşek projesini ve ‘Bilim Kadınları İçin’ Programı’nı şu sözlerle anlattı: “Projemizde, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla su arıtımı ve yeşil hidrojen üretimini birleştirerek, doğada bol bulunan bor, karbon ve azot temelli malzemelerle çevre dostu bir çözüm sunmayı hedefliyoruz. Bu çalışmanın hem su kirliliğiyle mücadelede hem de sürdürülebilir enerji üretiminde önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Bilimsel araştırmalarımız ile dünyayı daha iyi bir yer haline getirme potansiyeli, su ve enerji kaynaklarının giderek azalması için bulacağımız çözümler bizim en büyük motivasyon kaynağımızdır.”
Sürdürülebilirlik için önemli adım
Prof. Dr. Esra Bilgin Şimşek Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladı. Günümüzde Gebze Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Şimşek, sürdürülebilir, çevre dostu teknolojiler alanlarında yeni malzemelerin geliştirilmesi ve bu malzemelerin nasıl daha iyi hale getirebileceğiyle ilgili araştırmalar yapıyor.
İş birliği yaparak farklı bakış açılarını birleştirmek ve yenilikçi çözümler geliştirmek Şimşek’in en büyük başarılarından biri olarak öne çıkıyor. Işık enerjisinin kullanılmasıyla ilgili reaksiyonlar olarak adlandırılan fotokataliz konusundaki tutkusu ise çevre koruma ve sürdürülebilirlik üzerine yoğunlaşıyor. Özellikle toksik kirleticilerin parçalanması ve güneş ışığından enerji üretimi gibi alanlarda çözümler geliştirmeyi amaçlayan Prof. Dr. Esra Bilgin Şimşek, bu teknolojilerin verimliliğini artırarak daha geniş ölçekli uygulamalara taşımak için çalışmalarını sürdürüyor. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kayseri; Türkiye’nin toplu ulaşım sektöründeki ilk Rüzgar Enerji Santrali (RES) projesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İzmirAlsancak Limanı’ndan yola çıkan 80 araçlık dev türbin sevkiyatının parçaları peyder pey Kayseri’ye ulaşmaya devam ediyor. Türkiye’nin enerji geleceği için önemli bir adım olan bu projede, dev türbin parçaları kente getirilirken, montaj işlemleri de hızla devam ediyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, projeyle ilgili yaptığı açıklamada; “Proje çerçevesinde Nasel adı verilen jeneratör kutusu kente ulaştı. Nasel, rüzgar türbinlerinin elektrik üretiminde en önemli parçalarından biri olarak, jeneratör, şaft ve kontrol ekipmanlarını barındırıyor. Hafta sonu itibarıyla kurulan ilk türbinin montajını tamamlamayı planlıyoruz. Proje tamamlandığında, türbinlerin en büyük parçası 81,5 metre uzunluğunda ve 155 ton ağırlığında olacak. Bu parçaların montajı sonucu, türbinler toplamda 194,5 metreye kadar yükselerek, 65 katlı bir binaya eşdeğer bir yükseklik kazanacak” ifadelerini kullandı. Projenin Cumhurbaşkanlığı tarafından kamu kaynaklarının tasarruf ve verimlilik esasına göre kullanılmasına ilişkin genelge doğrultusunda yürütüldüğünü vurgulayan Başkan Büyükkılıç, “Yalnızca enerji üretimini değil, çevre dostu ulaşım sistemlerinin de Kayseri’ye kazandırılmasını sağlayacağız. Kayseri’nin yeşil enerji dönüşümüne katkı sağlamak amacıyla başlatılan bu projemizde, rüzgar enerjisinin toplu ulaşımda kullanılmasını hedefliyoruz” diye konuştu. Büyükkılıç, bu dev yatırımın, Kayseri’yi çevre dostu ve yenilenebilir enerji projeleriyle öne çıkan bir şehir yapma hedefine katkı sağlayacağını belirterek, “Kayseri olarak, çevreye duyarlı enerji çözümleri ile geleceği şekillendiriyoruz” dedi. Başkan Büyükkılıç, projenin tamamlanmasıyla Kayseri’nin ulaşım alanında enerji tüketiminde önemli bir tasarruf sağlanacağını ve çevreye duyarlı ulaşım sistemlerinin hızla yaygınlaşacağını da sözlerine ekledi.
Türkiye’nin toplu ulaşım sektöründeki ilk Rüzgar Enerji Santrali projesinin bir parçası olarak Kayseri, bu proje ile yenilenebilir enerji yatırımları ile çevre dostu bir şehir olma yolunda büyük bir adım atıyor. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçe merkezine 6 kilometre uzaklıkta yer alan Hurma köyünde 70 yaşındaki Halil Sami Eskici’nin evinin bahçesinde bulunan armut ağacı, bu sene ikinci kez meyve verdi.
Eskici, yaptığı açıklamada, armut ağacının meyvelerini temmuz ayında yediklerini, sonbaharda yeniden çiçek açtığını söyledi.
Ağaçta yumurta büyüklüğünde 7 armudun bulunduğunu belirten Eskici, “Armutları gayet güzel. Bu ağacın aralık ayında meyve vermesi şaşırtıcı. 70 yaşındayım, bu mevsimde ilk defa meyve verdiğini gördüm. Biz şaşkınız. Sanırım mevsimlerin değişmesinden ileri geliyor.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MERSİN’in Çamlıyayla ilçesinde 8 asırlık Sinap Kalesi, tarihe meydan okuyor. Definecilerin hedefi haline gelen kalenin iç kısımlarında tahribat oluşurken, Mersin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Durukan, 8 asırdır ayakta duran yapıya zarar vermek, ülkemize zarar vermekle eş anlamlıdır dedi.
Kuruluşu 12-14’üncü yüzyıla dayanan Mersin’in Çamlıyayla ilçesinde bulunan Sinap Kalesi, tarihe meydan okuyor. Orta Çağ şatosu görünümü ile dikkat çeken kalenin bazı kısımlarında tahribat oluştu. Kale, yayla turizmi kapsamında ziyaretçilerin ilgisini çekerken, define avcılarının da hedefi oldu. Mersin Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Arkeoloji Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Durukan, kalenin günümüzde en iyi korunan örneklerden biri olduğunu söyledi.
‘EN İYİ KONDİSYON SAHİP OLAN SİNAP’
Yapının şato olarak da ifade edilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Durukan, Orta Çağ’dan kalma yapıların güzel örneklerinden biridir. Sadece Çamlıyayla’da değil, benzer örneklerine başka yerlerde de rastlayabiliyoruz. Planları aynı, birbirine benzer 4-5 tane örneğini biliyoruz. Bunlardan 3 tanesi, çok iyi ayakta duruyor. En iyi kondisyona sahip olansa Çamlıyayla’daki Sinap Kalesi’dir dedi.
‘ÜLKEMİZE ZARAR VERMEKLE EŞ ANLAMLI’
Prof. Dr. Durukan, Yapının hem içinde hem dışında maalesef tahribatlar meydana gelmiş. Birçok yerde karşılaştığımız gibi defineciler, altın arayanlar bu tip yapıları çok sık ziyaret ediyor. Bunların içerisinde bir şey bulamayacaklarını söyleyelim. Yapıya zarar veriyorlar. Bu kadar zamandır, 8 asırdır ayakta duran yapıya zarar vermek, ülkemize zarar vermekle eş anlamlıdır diye konuştu.
Haber-Kamera Okan ÇALIŞKAN ÇAMLIYAYLA (Mersin), DHA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kış mevsiminin çetin geçtiği ve uzun sürdüğü illerin başında gelen Ardahan’da, kar yağışı sonrası dondurucu soğuklar etkisini sürdürüyor.
Çalıştığı kurumdan 2016 yılında emekli olduktan sonra zorlu kış koşulları nedeniyle yiyecek bulmakta güçlük çeken sahipsiz hayvanlara hayatını adayan Başdemir, kentte “İsmet amca” olarak tanınıyor.
Soğuk havada yaptığı iyilik hikayesiyle yürekleri ısıtan Başdemir, her gün emekli maaşıyla aldığı buğday ve tavuk etlerini, kış koşullarından etkilenen kedi ve kuşlar için şehrin belirli noktalarına bırakıyor.
Ayrıca yoluna çıkan kedileri besleyip seven ve güvercin sürülerinin bulunduğu alanlara da buğday serpen Başdemir, iyilik hareketiyle takdir topluyor.
“Hayvanlar bize emanettir”
Yazın da sokaktaki hayvanları unutmayan İsmet Başdemir, AA muhabirine, hayvan sevgisinin kendisinde özel bir yer tuttuğunu söyledi.
Bunun için yıllardır başta güvercinler olmak üzere sokaktaki sahipsiz hayvanları beslediğini ifade eden Başdemir, şöyle konuştu:
“Yaz-kış demeden bu işi her gün istisnasız yapıyorum. Bunu kendi alın terimle, emekli maaşımla yapıyorum. Kimseden destek almadan, gönülden, gönüllü olarak yapıyorum. Ben serhat Ardahan halkından hayvanlara karşı merhametli davranmalarını rica ediyorum. Özellikle kışın karda, hayvanlara sahip çıksınlar. Kışın dışarı bırakılan hayvanlar istemiyorum. Bu insanlığa terstir, aykırıdır. İnsanlığa, ülkemize, bize yazıktır. Bizler onlara bakmakla yükümlüyüz. Hayvanlar bize emanettir. Onlara mütevazı davranalım istiyorum.”
Başdemir, hayvanlara yaklaşık bir saatlik yem dağıtımının ardından çay molası verip bu sürede de ısındığını belirterek,”Hayvanlar doydukça bende doymuş gibi his oluyor.” dedi.
Vatandaşlarda Öztürk Nuh da Başdemir’i yıllardır tanıdığını anlatarak, her gün istisnasız sokakta hayvanları yemlemesine şahit olduğunu kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“SANAYİNİN GAZA İHTİYACI VAR”
Bayraktar, Türkiye‘nin kışa girerken arz güvenliği açısından gaza ihtiyacı olduğunu dile getirerek, “Sanayinin gaza ihtiyacı var. Dolayısıyla arz güvenliği kapsamında bizim (Rus gazı) buna ihtiyacımız var. Geçmişte bir dönem İran yaptırımları oldu. Orada doğal gazda bir muafiyet vardı. Benzer şeyi burada da Amerika’dan istiyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
“AMBARGOLARIN KONMASI 1 GECEDE, KALKMASI İSE UZUN SÜRÜYOR”
ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’a yetkiyi devretmesine yaklaşık 1,5 ay kala böyle bir kararı almasına ilişkin Bayraktar, “İşin kötü tarafı bu ambargoların konması 1 gecede, kalkması biraz uzun sürebilir.” ifadesini kullandı.
“OLAY BIDEN İLE TRUMP ARASINDA BENİ HİÇ İLGİLENDİRMİYOR”
Bakan Bayraktar, Türkiye için enerji arz güvenliğinin önemli olduğuna dikkati çekerek, “Eğer böyle bir muafiyet Türkiye’ye verilmezse, bu direkt Türkiye’yi etkiler. Burada Rusya falan hedef değil, direkt Türkiye hedef demektir.” diye konuştu.
Biden yönetiminin yönetimden çekilmeden önce Trump’a kötü bir tablo bırakmak istediği yönündeki iddiaları değerlendiren Bayraktar, “Onların kendi arasında, beni hiç ilgilendirmiyor. Benim ülkeme gaz getirmem lazım” dedi.
Alparslan BayraktarDış PolitikaPolitikaEkonomiTürkiyeEnerjiFinansÇevreRusyaİran
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İskenderun Belediyesince yaya geçitlerini kullanmadan yolun karşısına geçmeye çalışan bazı vatandaşların refüjlerdeki çimlere basarak zarar vermeleri üzerine çalışma başlatıldı.
Mete Aslan Bulvarı’ndaki refüje kurulan sensörlü sistem, çimlere basıldığında aktif olarak vatandaşları “çimlere basma” ve “lütfen yaya yolunu kullanınız” anonslarıyla uyardı.
İlçede yaşayan Hanifi Taya, AA muhabirine, sistemi gördüğünde şaşırdığını söyledi.
Yapılan uyarıyı hem vatandaşların can güvenliği hem de doğa için olumlu bulduğunu dile getiren Taya, “İnsanların çimlere bastırılmaması iyi bir şey. Böyle bir sistem beklemiyordum açıkçası. Genellikle herkes basıp geçiyordu ama böyle daha iyi oldu, insanlar da bilinçleniyor.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TRABZON – Trabzon Atık Dünyası Çocuk Defilesi’ne ev sahipliği yaptı.
İlkokul öğrencilerinin atık malzemelerden hazırlanan elbiselerle yaptığı defile, ayakta alkışlandı. Kirlilik ve iklim krizine dikkat çekmek amacıyla Ortahisar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu öğrencilerinin yer aldığı Atık Dünyası Çocuk Defilesi, belediyeye ait Çok Amaçlı Salonunda yapıldı. Defilede atıklardan ve geri dönüştürülebilen malzemelerden hazırlanmış 34 kıyafet sergilendi.
Defileye Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Ortahisar Kaymakamı Gürkan Demirkale, CHP Ortahisar İlçe Başkanı Haluk Batmaz, Ortahisar Belediyesi Başkan Yardımcıları Mustafa Özerİskender ve Alpaslan Özdemir, birim müdürleri, Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu Müdürü Abdulkadir Uzun, öğretmenler, öğrenci velileri ve çok sayıda vatandaş yer aldı.
Defilenin açılış konuşmasını yapan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, bu tür etkinliklerin çevre bilincine ciddi katkı sağlayacağını söyledi.
“Bütün kirliliklerin, kötü manzaraların kaynağı biziz, yani bilinçli olmayan insanoğlu” diyen Başkan Kaya, “Bu anlamda bir bilincin, bir farkındalığın oluşmasına katkı veren bu etkinliği çok değerli buluyorum. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Dünyanın kaynakları kısıtlı, özellikle temiz su, gıda ve sürdürülebilir enerji kaynakları konusunda bugüne kadarki en kötüye gidiş sürecini, tersine çevirmek zorundayız. Bunu sadece bilim insanları ya da teknik insanların değil aslında bütün insanların yapması gerekiyor. Şu anda insanoğlu doğayla bir savaş halinde. Bu savaşı eğer insanoğlu kazanırsa insanlık kaybedecek. Bu meseleye bilinçle bakmamız lazım. Mesela bazen sakın çiğneriz ve o sakızı yere atarız, kuşlar yere atılan o sakızları yiyecek zannediyor, ağzına alıyor, yutmaya çalışırken ölüyor. Küçücük bir kuş ölüyor. Kendi yaşam hakkımıza duyulmasını istediğimiz saygıyı börtünün böceğin, karıncanın yaşamına da duymayı öğrenmek zorundayız” dedi.
“Son zamanlarda Trabzon’da ve Türkiye’de görmediğimiz şeyleri, son 15 yıl görmeye başladık”
Başkan Kaya’nın konuşan Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak ise kamu kurumlarının çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalarını artırması gerektiğini belirterek, “Son zamanlarda Trabzon’da ve Türkiye’de görmediğimiz şeyleri, son 15 yıl görmeye başladık. Benim yaşım 45. Ben Antalya’da, Zonguldak’ta ve herhangi farklı bir ilimizde hiç hortum görmezdim. Bir bilim adamı dedi ki; ‘Bundan on yıl sonra Türkiye’de bu iklim değişikliğinin sonuçlarını hepimiz yaşayacağız.’ Şu an bölgemizde iklim değişikliğinin en felaket sonuçları yaşanıyor. Yani heyelanlar, seller, büyük afetler yaşıyoruz. Bu noktadan ötürü bu tür çalışmalara çok değer veriyorum. Çevre kirliliği insanlar için çok önemli ve sürekli akılda kalması gereken bir konu. Buna göre yaşamalı, buna göre üretmeli ve tüketmeliyiz. Bölgemiz turizm bölgesi ve insanlar da çevreci kentlerde yaşamak istiyor, bizim bu güzellikleri de artırmamız lazım bu anlamda öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizin bu defilesini çok önemsiyorum. Ayrıca Ortahisar Belediyemiz bünyesinde kurulan Sıfır Atık ve İklim Değişikliği Müdürlüğümüzü de tebrik ediyorum. Belediyelerimizin, kamu yönetimlerinin bundan sonra yapması gereken ilk iş, çevre kirliliğini engellemeye yönelik adımları artırmak olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu 4. sınıf öğrencilerinden oluşan 34 çocuk, atık malzemelerden üretilen kıyafetleri sergiledi ve çevre kirliliğiyle ilgili anlamlı mesajlar verdi. Davetliler, öğrencileri defile sırasında ayakta alkışladı. Defilenin sonunda Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Ortahisar Kaymakamı Gürkan Demirkale ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya tarafından çocuklara madalya takıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Başköy Mahallesi’nde düzenlenen toplantıda, üreticilere tarımsal üretim planlaması, yeni destekleme modeli ve kahverengi kokarca ile mücadele konularında bilgi verdi.
Kahverengi kokarcaya karşı yürütülen kışlak mücadelesine ilişkin detayların aktarıldığı toplantıda, çiftçilerin talepleri ve sorunları dinlendi.
Programda, tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar değerlendirildi.
Tarım ve Orman BakanlığıYerel YönetimÇiftçilikTekkeköysamsunEğitimGüncelÇevreTarım
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hisarcıklıoğlu, törende yaptığı konuşmada, okulun ilçeye ve eğitim camiasına hayırlı olmasını diledi.
İlçedeki eğitim altyapısının daha da güçleneceğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin her köşesinde eğitim kalitesini yükseltmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Nizip TOBB Ortaokulu, bu anlayışla inşa edildi ve gençlerimizin eğitimine katkı sağlamak için kapılarını açtı. Bu vesileyle projeye katkıda bulunan tüm oda ve borsa başkanlarımıza teşekkür ediyorum.”
Nizip Kaymakamı Osman Uğurlu da emeği geçenlere teşekkür etti.
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu ve protokol üyeleri daha sonra okulun bahçesine fidan dikti.
Türkiye Odalar Ve Borsalar BirliğiYerel HaberlerEkonomiTürkiyeEğitimÇevreYaşamBorsaNizip
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
‘DELİ MEHMET’ FAKTÖRÜ
Gökova Körfezi’nde yerel halk ve balıkçılar arasında sık kullanılan ‘Deli Mehmet’ rüzgarı yangının kontrol altına alınmasını güçleştiriyor. ‘Deli Mehmet’ rüzgarı, rüzgarın aniden yönünü ve şiddetini arttırması nedeniyle yöre halkı ve balıkçılar tarafından takılan bir isim. Yöre halkının ve balıkçıların anlattıklarına göre, 1970’li yıllarda bölgede yaşayan Mehmet isimli bir balıkçı rüzgarlı bir günde eşiyle tartışır ve denize açılır ama bir daha da geri dönemez. Teknesi günler sonra sahilde bulunsa da Mehmet’in cesedine ulaşılamaz. O günden beri bölgede esen bu rüzgara halk arasında ‘Deli Mehmet rüzgarı’ deniliyor.
GECE ÇALIŞMALARI DRON İLE GÖRÜNTÜLENDİ
Kıran Mahallesi’nin körfeze bakan sırtlarında zaman zaman parlayan alevlere gece boyunca karadan müdahale eden ekiplerin mücadelesi dron kamerasıyla görüntülendi. Bölgede orman, Muğla Büyükşehir ve Menteşe Belediyesi ekiplerinin yanında kurumlar, gönüllüler ve köylüler tarafından alevlerin önünün kesilmesi için mücadele veriliyor. Gökova Körfezi Turnalı mevkiinde başlayan orman yangınında 17’si yazlık 29 yapı zarar görmüştü. Söndürme çalışmalarına 45 arazöz 14 su tankeri 7 dozer ve 313 orman personeli karadan, gündüz saatlerinde ise 16 helikopter ve 8 uçak havadan katılıyor. Jandarma ve emniyet ekipleri de helikopter ve TOMA’larla destek veriyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi, sürdürülebilir yaşam ve geri dönüşüm konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla örnek bir projeyi hayata geçirdi. Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde düzenlenen atölyede, İleri Dönüşüm Çalışma Grubu üyeleri, daha önce çeşitli etkinliklerde kullanılan ve atıl durumda olan atık malzemeleri yeniden değerlendirdi.
Kadın Meclisi üyelerinin özverili çalışmaları sonucunda, atık malzemeler göz alıcı ve kullanışlı çantalara dönüştürüldü. Sürdürülebilir yaşama dikkat çekmek amacıyla üretilen bu çantaların özel günlerde dağıtılması planlanıyor.
Etkinlikte ayrıca, önümüzdeki bir yılda gerçekleştirilecek benzer çalışmaların takvimi de belirlendi. Nilüfer’de yaşayan tüm kadınlar, düzenlenecek atölye çalışmalarına davet edildi. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Akkuyu Nükleer A.Ş. ve Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom, bu yıl 7’ncisi düzenlenen Uluslararası Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST’e katıldı. Ziyaretçiler ile ülkenin ilk nükleer santraline ilişkin bilgileri paylaşan şirket, bu yıl ‘Nükleer güç santrali herkes için’ konseptiyle sahadaydı.
İnteraktif sunulan gösterimde ziyaretçiler, nükleer güç santralinin temel çalışma prensiplerini basit şekilde ve görsel olarak kavramanın yanı sıra çeşitli fiziksel ve kimyasal olayları da inceleme fırsatı buldular. Akkuyu NGS standı 5 gün süren TEKNOFEST boyunca 50 binden fazla kişiyi ağırladı.
‘SANTRAL TAM KAPASİTE ÇALIŞTIĞINDA 15 MİLYON KİŞİYE TEMİZ ELEKTRİK SAĞLAYACAK’
Akkuyu Nükleer A.Ş Genel Müdürü Sergei Butckikh festivale ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “TEKNOFEST, her yıl Türkiye’nin dört bir yanından milyonlarca ziyaretçiyi bir araya getiren eşsiz bir platformdur. Festivale katılım, projemizi geniş bir kitleye anlatma, nükleer enerjiyle ilgili soruları samimi bir diyalogla yanıtlayarak bilgilendirme ve Türkiye’de hızla gelişen, ülke ekonomisinin pek çok sektörüne ivme kazandıran dinamik ve yüksek teknolojili bir endüstrinin avantajlarını sade ve anlaşılır bir şekilde paylaşma fırsatı sunuyor. Akkuyu NGS, Adana’nın çok yakınında, komşu Mersin ilinde inşa edilen ülkenin ilk nükleer güç santrali olma özeliğini taşıyor. Akkuyu NGS, sanayiden eğitime, kentsel altyapıdan özel sektör ve turizme kadar birçok alanda bölgenin kalkınmasına şimdiden katkıda bulunuyor. Santral tam kapasite çalıştığında yaklaşık 15 milyon kişiye temiz elektrik sağlayacak.”
STANTTA ZİYARETÇİLERE BİRBİRİNDEN FARKLI ALANLAR SUNULDU
Akkuyu Nükleer’in bu yılki standı, Akkuyu NGS’nin tamamlandığında nasıl özelliklere sahip olacağını gözler önüne serdi. İçi tematik alanlara ayrılan stantta ziyaretçiler, nükleer enerji dünyasındaki yolculuklarına, Akkuyu NGS’ye ekipman taşıyan gemilerin yanaştığı bir tesis olarak dikkat çeken limanının interaktif bir maketinin bulunduğu su alanında başladılar. Bu bölümde, ziyaretçilerin kullanabileceği uzaktan kumandalı gemiler yer alırken, küçük ziyaretçiler için de kinetik kumdan bir oyun alanı oluşturuldu.
Konferans salonunda ise, Rusya’da eğitim almış ve Akkuyu NGS sahasında görev yapan Türk nükleer mühendisler eşliğinde, santralin inşaat sahasına bir video turu düzenlendi. Ziyaretçiler ayrıca, özel bir artırılmış gerçeklik uygulaması kullanarak Akkuyu NGS’yi keşfetme şansı yakaladılar ve bu uygulama sayesinde santralin iç yapısını, reaktör binasının detaylarını ve tesisin güvenlik sistemlerini görsel olarak inceleyebildiler. Standın farklı bölümlerinde çeşitli fiziksel ve kimyasal olaylara ayrılmış alanlar da mevcuttu. Turun sonunda ise, ziyaretçiler Türkiye’nin ilk nükleer santralini inşa eden mühendisler gibi fotoğraf çektirme imkanı buldular.
YARIŞMADA AKKUYU NÜKLEER ÇALIŞANLARI ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLDÜ
Ayrıca festival kapsamında düzenlenen ve ödüllerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği yarışmada Akkuyu Nükleer çalışanlarından oluşan bir ekip de ödüle layık görüldü. Genç Türk mühendisler Nükleer Enerji Teknolojisi kategorisinde birincilik kazandı. Birinci olan ‘6-Çarpan’ ekibi, açık bilgi kaynaklarını kullanarak, VVER-1000 reaktör teknolojilerini küçük modüler reaktörlerde kullanıma uyarlamak için bir proje geliştirdiler. Özel yazılım kullanarak nötronik ve termal hesaplamalar yapan ve sonuçlarına göre tasarlanan reaktör tesisinin düzenini ve ekipman parametrelerini hesaplayan mühendisler, yapay zeka teknolojisini kullanarak, nükleer güç santrali boru hatlarının görsel denetimini optimize etmek için yazılım kodu da geliştirdi. Ekip üyeleri İshak Burak Alper, Mahmut Yıldırım, Mustafa Baskan, Muhammet Yasin Hakan, Ubeyd Altuntaş ve Arif Nihat Yıldız, Teknofest’in ana sahnesinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan onur ödülünü aldılar. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) tarafından desteklenen projenin bilimsel danışmanlığını Hacettepe Üniversitesi Nükleer Mühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Ergün yaptı.
SEKTÖR TEMSİLCİLERİ STANDI ZİYARET ETTİ
Akkuyu NGS standı uzaya çıkan ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın yanı sıra Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rıza Bayrak başkanlığındaki Sinop Üniversitesi çalışanları ve öğrencilerinden oluşan bir heyet de ziyaret etti. Akkuyu Nükleer A.Ş. Genel Müdür Basın Sekreteri ve İletişim Direktörü Vasiliy Korelskiy heyete, Türkiye’nin ilk nükleer güç santralinin nasıl inşa edildiği ve projenin bölgenin kalkınması üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.
Akkuyu Nükleer A.Ş. İnşaat ve Üretim Organizasyon Direktörü Denis Sezemin, festival alanında Türkiye’nin önde gelen medya kuruluşlarına röportaj verdi. Sezemin, Akkuyu NGS’nin inşası, projenin güvenilirliği, Türkiye’nin ilk nükleer güç santralinin inşasında kullanılan modern ekipmanlar ve yenilikçi teknolojiler hakkındaki gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Uluslararası festivale, Türkiye’nin önde gelen teknoloji şirketleri ve üniversiteler ile kamu kurum ve kuruluşları katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>EDİRNE’nin Keşan ilçesinde çeltik hasadının ardından yasak olmasına rağmen yakılan anızlar nedeniyle kent duman altında kaldı.
Keşan’da tarlaların ikinci ürüne daha hızlı hazırlanmasını sağlamak amacıyla yasak olmasına rağmen yakılan anızlar, kenti dumana boğdu. Anız dumanı nedeniyle bazı bölgelerde görüş mesafesi düştü. Açık alanda nefes almak dahi zorlaşırken bazı apartmanların çatı ve balkonlarına kül yağdı. İlçede hava kalitesi düşerken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Sürekli İzleme Merkezi bünyesindeki Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı verilerine göre, atmosferin hava kalitesini etkileyen partikül madde oranlarında artış görüldü. Dünya Sağlık Örgütü’nün metreküp başına 50 mikrogram olarak belirlediği partikül madde sınır değeri, ilçede 56 mikrograma yükselerek ‘orta’ değerlere çıktı. Vatandaşlar yasak olmasına rağmen anız yakılmasına devam edildiğini ve yakılan anızların duman ve külleri nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını belirterek, cezaların ağırlaştırılmasını istedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zhao, Karasal ve Deniz Üstü Rüzgar Etkinliği (WindEnergy Hamburg) kapsamında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin enerji dönüşümü için gerekli kapasite artışında her yıl ortalama 1 gigavat hacim yarattığına işaret eden Zhao, “Bu dönüşümü hayata geçirmek için 1 megavatı bile hesaba katmalıyız. Kapasite artışında Avrupa’da sadece birkaç ülke Türkiye ile yarışabiliyor. Bunlar Almanya, İspanya gibi uzun yıllardır rüzgar enerjisi sektöründe olan ülkeler.” diye konuştu.
Zhao, Türkiye’nin küresel rüzgar enerjisi kurulu gücüne sağladığı kapasite artışı ve ekipman üretimi ile kattığı değerle Avrupa’da ilk 10’da bulunduğuna işaret etti. Zhao, şöyle devam etti:
“Türkiye ekipman üreten bir ülke. Daha da önemlisi tedarik zinciri güvenliği ve bu zincirin devamlılığını sağlayabilen bir ülke konumunda. Coğrafi olarak doğu ile batının birleştiği eşsiz avantajlara sahip. Bu durumda özellikle Kovid-19 salgını sonrası oluşan tedarik zinciri sıkıntılarında Türkiye’nin rolü ortaya çıktı. Çin kadar büyük kapasiteli olmasa da ekipman talebine cevap verebilen bir ülke oldu. Üretim kapasitesini belki 3’e katlayarak ve Avrupa ile rüzgarda daha fazla işbirliği yaparak sektörün gelişimi desteklenebilir. Rüzgar enerjisi ekipman tedarikinde Türkiye özellikle Avrupa için vazgeçilmez bir pazar. Ekipman üretiminde Avrupa büyük oranda Çin’e bağımlı ancak tedarik zinciri değişiminde yumuşak geçiş gerekiyor, Türkiye sahip olduğu imkan ve potansiyelle avantajlı konumda bulunuyor.”
Türkiye’de yatırımcıların ilgi duyduğu yenilenebilir enerji kaynaklı yeşil hidrojen üretimi konusunda da bilgi veren Zhao, “Yeşil hidrojen ve amonyak üretimi konusu Kovid-19 salgınından önce çıkmıştı. Bu iki konu da şu an enerji sektörünün anahtar konuları halinde geldi. Bu teknoloji hala çok yeni olsa da birkaç yıl içinde küçük ölçekli yeşil hidrojen projelerinin hayata geçeceğini öngörüyoruz. Yüksek maliyetler sebebiyle beklenenden biraz daha yavaş ilerlese de gerçekleşecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yenilenebilir enerji artışında rüzgar enerjisine büyük iş düşüyor”
GWEC Endüstri Üst Yöneticisi (CIO) Stewart Mullin de enerji dönüşümü için gerekli yenilenebilir enerji artışında rüzgar enerjisine büyük iş düştüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Rüzgar enerjisinin enerji dönüşümüne anlamlı katkısı için mevcut kapasite artışının iki katına çıkması gerekiyor. Türkiye dahil tüm ülkelerin buna katılımı oldukça önemli. Dünyada yeni rüzgar enerjisi kurulumları için yeterli ekipman var mı, yeterli elaman var mı, yeterli kapasite açılacak mı? Sektörde odaklandığımız konular bunlar.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Düzce Belediyesi’nin de faydalanıcıları arasında yer aldığı Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı (SKUP) kapsamında, 16-22 Eylül tarihleri arasında kutlanan Avrupa Hareketlilik Haftası’nda Düzce’de “Bisiklet Baharı ve Plogging Şenliği” düzenlendi. Paylaşımlı Kamusal Alanlarda Şehri Birlikte Yaşayalım teması ile kutlanan Avrupa Hareketlilik Haftası’nda çevre dostu ulaşım araçlarının kullanımını teşvik etmek ve sağlıklı yaşamı desteklemek amacıyla düzenlenen etkinliğe, Düzce Valisi Selçuk Aslan ve Düzce Belediye Başkan Yardımcısı Burak Coşkun ile her yaş grubundan vatandaşlar katıldı.
Etkinliğin başlangıç noktası Melensu Park’ta bir araya gelen bisikletliler, arabasız gün kapsamında trafiğe kapatılan İstanbul Caddesi güzergahından Anıtpark Meydanı’na kadar pedal çevirdiler. Program, koşarken veya yürürken çevredeki çöpleri toplama etkinliği olarak bilinen “Plogging Şenliği” ile devam etti. Katılımcılar, Avrupa Hareketlilik Haftası’na denk gelen “Dünya Temizlik Günü” nedeniyle Anıtpark Meydanı, Millet Bahçesi ve Valilik binası çevresinde çöp toplayarak daha yaşanabilir bir şehre kavuşmanın ancak birlikte hareket etmekle mümkün olacağı mesajını verdiler. – DÜZCE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Hareketlilik Haftası, Bursa’da etkinliklerle kutlandı. Sabah yürüyüşlerinden güvenli bisiklet ve e-skuter sürüş eğitimlerine, spor etkinliklerinden sanatsal programlara kadar birçok aktivitenin yapıldığı hafta, Heykel Atatürk Caddesi’ndeki ‘Arabasız Gün Etkinliği’ ile sona erdi. Saat 10.00 ile 12.00 saatleri arasında araç trafiğine kapatılan Atatürk Caddesi, sadece bisiklet ve yaya ulaşımına açıldı. Ulucami ile Valilik Binası arasında yapılan programda, bisiklet ve e-skuter sürüş eğitimlerinin yanı sıra 4 farklı alanda gazoz kapağı, cilli, yılan, ip atlama, yakar top, don ateş, istop, kuyruk kapmaca, mendil kapmaca, yağ satarım bal satarım, kutu kutu pense, körebe, davul zurna gibi sokak oyunları oynandı. Araba sesleri ile değil, çocuk gülüşleri ile dolan Heykel’de Bursalılar eğlence dolu bir gün geçirdi.
Bin sporcu, sağlıklı ulaşım için pedal çevirdi
Etkinlikler, Tophane Rotary Kulübü tarafından bu yıl 16’ncısı gerçekleştirilen ‘Yeşil Pedalla Yeniden Yeşile’ bisiklet turu ile başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Yıldız’ın başlattığı etkinlikte, yaklaşık bin bisiklet sporcusu Tophane-Nilüfer- Mudanya rotasında sağlıklı ulaşımın önemine vurgu yaptı. Bisikleti ulaşım aracı olarak kullananları tebrik eden Başkan Mustafa Bozbey, artık havayı temiz solumak istediklerini, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak zorunda olduklarını dile getirdi. Güvenli bisiklet yollarıyla ilgili çalışmaları hızlandırdıklarını anlatan Başkan Bozbey, yakın zamanda birçok bölgede birbiriyle entegre halde bisiklet yollarının kullanıma hazır olacağını dile getirdi.
Başkan Mustafa Bozbey ve beraberindekiler, daha sonra Atatürk Caddesi’ne geçerek oyun alanlarında neşe dolu vakit geçiren çocuklara katıldı. Oyun alanlarını gezerek çocuklara eşlik eden Başkan Bozbey, mini golf, okçuluk ve denge oyunlarını oynayarak miniklerin gülümsemesine ortak oldu. Çocuklarla birlikte voleybol da oynayan Başkan Bozbey, daha sonra miniklerle pickleball sporunu deneyimledi.
“Önce çocukları gülümseteceğiz”
Şehri yaya öncelikli bir kent haline getirmek istediklerini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, pazar günleri belirli saatlerde bazı caddelerin yayalara bırakılmasını arzuladıklarını belirtti. Çocuklarıyla birlikte Atatürk Caddesi’ne gelerek etkinliklere katılan ailelere teşekkür eden Başkan Bozbey, “Hem eski oyunları oynama fırsatı buldular hem de çocukların televizyon veya telefon başında geçirdiği zamanı aza indirmiş olduk. Çocuklarımız bugün son derece mutlu oldular. Çocukluğumuzda, gençliğimizde oynadığımız oyunları da hatırladık. Çocuklarımızın gülümsemesi bizim en büyük arzumuz. Önce çocukları gülümseteceğiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Valimiz ve Emniyet Müdürümüz ile görüşeceğiz. Amacımız, 3 merkez ilçemizde birer caddemizi, Pazar günleri yayaların kullanımına sunmak. Bunu samimiyetle istiyoruz. Halkımızın sağlıklı bir yaşam sürmesi için havamızın, çevremizin temiz olması lazım. Bir taraftan da yürüyüşü bırakmamalıyız. Bisiklet kullanmalıyız” diye konuştu.
CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan programın çocukları ve ailelerini gülümsettiğini belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti.
Konuşmaların ardından Başkan Mustafa Bozbey, Kahoot yarışmasında dereceye giren çocuklara bisiklet, paten ve kaykay hediye etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belirlenen temaya uygun kutlanan Avrupa Hareketlilik Haftası bisiklet sürüşü ile son buldu. Etkinliğe katılan İlçe Kaymakamı Osman Uğurlu ve Belediye Başkanı Ali Doğan, Belediye Meclis Üyeleri, öğrenciler ve vatandaşlar ile birlikte bisiklet sürdü.
Nizip Belediyesi önünde başlayan bisiklet sürüşü Yavuz Sultan Selim Bulvarı’nda tamamlandı.
Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında pedal çevirdiklerini belirten Kaymakam Osman Uğurlu, “Günlük mesai çalışması içerisinde hareketsiz kalan vücudun bisiklet başta olmak üzere bir spor aktivitesi ile harekete geçmesi lazım. Bu sebeple bu etkinliği düzenleyen Belediyemize teşekkür ediyor tüm vatandaşlarımızı yürüyüş yapmaya ve bisiklet kullanmaya davet ediyorum” dedi.
Belediye Başkanı Ali Doğan ise, “Sağlıklı bir yaşam ve temiz bir çevre için tüm vatandaşlarımızı sadece bu haftaya özel değil her gün bisiklet kullanmaya davet ediyor, düzenlemiş olduğumuz bu etkinliğimize katılan ilçe kaymakamımız, meclis üyelerimiz ve tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum” sözlerine yer verdi. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANCAKTEPE Belediyesi, dünya genelinde düzenlenen ’21 Eylül Dünya Temizlik Günü’ dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. Etkinlikle gönüllüler Fatih Mahallesi’nde bulunan ormanlık alanda katı atık topladı.
Katılımın yoğun olduğu etkinlikte belediye ekipleri ve çevre gönüllüleri ormanlık alandaki insandan kaynaklı atıkları temizlendi. 50 ton torba içerisinde
yaklaşık bin 250 kilogram atık toplandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gençlik Merkezi öncülüğünde yapılan etkinlikte, gönüllüler ile öğretmenler çöp topladı.
Gençlik ve Spor İlçe Müdürü İlhan Yılmaz, temiz çevreye dikkat çekmek istediklerini söyledi.
Farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını belirten Yılmaz, “Vatandaşların en çok uğradığı Mevlana ve Millet Parkını gönüllü gençler ve öğretmenlerle temizledik. Amacımız, insanların gelişigüzel çöplerini sokağa atmalarını engellemek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek. Piknik yapılan alanların temiz tutulmasını sağlamak gerekiyor. Tüm paydaş kurumlarımıza, gençlere ve gönüllülere teşekkür ederim.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BAĞCILAR Belediyesi, İsrail’in Gazze’de yok ettiği zeytin ağaçlarına dikkat çekmek amacıyla Filistin ve Doğa İçin Dayanışma Etkinliği gerçekleştirdi. Bu kapsamda ilçede eğitim gören bir grup ortaokul öğrenci, Filistin bayraklarıyla süslenen alanda ‘Zeytin Çekirdeğinden Tespih Yapım Atölyesi’nde bir araya geldi. Tespihlerin satışından elde edilecek gelir Gazze’deki Filistinlilere bağışlanacak.
Programda Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, sanatçı Turan Erdiren ve öğrenciler birlikte zeytin çekirdeklerinden tespih yaptılar. Bu tesbihlerin satışından elde edilen gelir, Filistin’deki zeytin ağaçlarının korunmasına ve tahribata uğrayan tarım alanlarından kaynaklanan gelir kaybını telafi etmeye yönelik olarak Filistinlilere bağışlanacak.
‘TESBİHLERİMİZ, ONLARIN HATIRASINI YAŞATMAK İÇİN BİRER SİMGE OLACAKTIR’
Etkinliğin sadece bir doğa koruma hareketi değil, aynı zamanda bir dayanışma olduğunu dile getiren Özdemir, “Bir yandan Filistinli kardeşlerimizin katledilmesini protesto ederken diğer yandan da katledilen doğanın, zeytin ağaçlarının durumunu tüm dünyaya ilan etmek ve bu duyarlılığı ortaya koymak maksadıyla bir aradayız. Çok kıymetli bir çalışma. Fabrikalardan alınan zeytin çekirdeklerinden tespih yapıyoruz. Tesbihlerimiz, hem bu ağaçlara olan saygımızı ifade etmek hem de onların hatırasını yaşatmak için birer simge olacaktır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİTLİS’in Adilcevaz ilçesindeki Arin Gölü flamingolarla şenlendi. 3 ay boyunca burada konaklayan flamingolar, özellikle doğa tutkunu fotoğrafçıların ilgi odağı oluyor.
Adilcevaz’a 35 kilometre uzaklıktaki, 14 kilometrekare alana sahip Arin Gölü, bu yıl da göçmen kuşların uğrak yeri oldu. İran’daki Urmiye Gölü’nden göç eden flamingolar, her yıl ağustosta Bitlis’e gelerek Arin’de konaklıyor, 3 ay sonra havaların soğuması ile Afrika ülkelerine doğru yola çıkıyor. Bu yıl geçen yıllara göre daha fazla sayıda olan flamingolar, doğa tutkunu fotoğrafçıların da ilgi odağı oluyor. Çevre il ve ilçelerden de çok sayıda doğasever flamingoları görmek için bölgeye geliyor.
Ahlat Fotoğrafçılar Derneği Başkanı Özkan Olcay, bu yıl flamingoların Arin Gölü’ne yoğun bir şekilde geldiğini, bu görsel şöleni görüntülemek için fotoğrafçıların birbirleriyle yarıştığını söyledi. Olcay, “Arin Gölü’nün renkli misafiri olan flamingoları çektik. Bölge bir kuş cenneti ve çok sayıda kuş türünü barındırıyor. Ama bunların içinde en güzel olan kuş türü ise flamingolar. Yaklaşık 3 ay burada konaklıyorlar. Ekim ayının sonuna kadar burada kalacaklar. Flamingoların bu görsel şölenini dron ile görüntüledik. Çektiğimiz bu fotoğrafları arşivimize kattık. Herkesin burayı görmesini tavsiye ediyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİTLİS’in Adilcevaz ilçesindeki Arin Gölü flamingolarla şenlendi. 3 ay boyunca burada konaklayan flamingolar, özellikle doğa tutkunu fotoğrafçıların ilgi odağı oluyor.
Adilcevaz’a 35 kilometre uzaklıktaki, 14 kilometrekare alana sahip Arin Gölü, bu yıl da göçmen kuşların uğrak yeri oldu. İran’daki Urmiye Gölü’nden göç eden flamingolar, her yıl ağustosta Bitlis’e gelerek Arin’de konaklıyor, 3 ay sonra havaların soğuması ile Afrika ülkelerine doğru yola çıkıyor. Bu yıl geçen yıllara göre daha fazla sayıda olan flamingolar, doğa tutkunu fotoğrafçıların da ilgi odağı oluyor. Çevre il ve ilçelerden de çok sayıda doğasever flamingoları görmek için bölgeye geliyor. Ahlat Fotoğrafçılar Derneği Başkanı Özkan Olcay, bu yıl flamingoların Arin Gölü’ne yoğun bir şekilde geldiğini, bu görsel şöleni görüntülemek için fotoğrafçıların birbirleriyle yarıştığını söyledi. Olcay, “Arin Gölü’nün renkli misafiri olan flamingoları çektik. Bölge bir kuş cenneti ve çok sayıda kuş türünü barındırıyor. Ama bunların içinde en güzel olan kuş türü ise flamingolar. Yaklaşık 3 ay burada konaklıyorlar. Ekim ayının sonuna kadar burada kalacaklar. Flamingoların bu görsel şölenini dron ile görüntüledik. Çektiğimiz bu fotoğrafları arşivimize kattık. Herkesin burayı görmesini tavsiye ediyoruz” dedi.
Haber: Özcan ÇİRİŞ/ BİTLİS,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
LOCAVORE KÜLTÜRÜ BENİMSENİYOR
Healin, sürdürülebilirliği desteklemek amacıyla “locavore” konseptini benimsemiş. Bu yaklaşım, restoranın 160 km’lik bir yarıçap içindeki yerel tarım ve hayvansal ürünleri tercih ederek karbon ve su ayak izini minimize etmesini sağlıyor. Çevresel etkileri azaltmak adına yerel ve mevsimsel ürünlere öncelik veriliyor. Ürünlerin uzak mesafelerden taşınması durumunda hem karbon salınımı hem de su tüketimi artmakta, bu da fiyatların yükselmesine sebep olabiliyor. Healin, doğa dostu reçetelerle misafirlerine hem lezzetli hem de çevreye duyarlı bir gastronomi sunuyor.

“COVER HITS”: SAĞLIKLI YORUMLARLA POPÜLER YEMEKLER
Healin, popüler yemekleri ve tatlıları sağlık dostu bir şekilde yeniden yorumlayarak menüsüne ekliyor. “Cover Hits” adı verilen bu yaklaşım, sağlıklı beslenme protokolüne uyan bireylerin bile bu lezzetlerden mahrum kalmamasını sağlıyor. Restoranın bu inovatif tarzı, gastronomiyi sağlıkla birleştiren özel bir deneyim sunuyor.

LEZZET: 8.000.000.000
Healin, gastronomiyi sadece tat ve lezzet üzerinden değil, aynı zamanda duyusal bir deneyim olarak ele alıyor. Lezzet, tat ile koku ve aromanın birleşimi olarak tanımlanıyor ve bu algı kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Her insanın duyusal yeteneklerinin farklı olmasından dolayı, yeryüzünde 8 milyar farklı lezzet anlayışı olduğu vurgulanıyor.

MÜZİK VE LEZZET BULUŞMASI
Restoranın bir diğer vazgeçilmezi ise müzik. Yapılan araştırmalara göre müzik, ruhsal anlamda bizi dönüştürmekle kalmıyor, aynı zamanda tüketim alışkanlıklarımızı da etkiliyor. Dinlediğimiz müziğin temposu, yemek yeme hızımızı ve yeme deneyimimizi doğrudan etkileyebiliyor. Yavaş ritimli müzikler yemekleri daha yavaş yememizi sağlarken, hızlı tempolu müzikler ise daha hızlı hareket etmemize yol açabiliyor. Aynı zamanda, müzik, tat algımızı da değiştirebiliyor. Örneğin, tiz sesler tatlının şekerli tadını daha baskın hale getirirken, sert tonlu müzikler baharatlı tatların daha güçlü hissedilmesine neden olabiliyor.
Healin restoranı, gastronomi, sağlık ve müzik üçlüsünü bir araya getirerek misafirlerine unutulmaz bir yemek deneyimi sunmaya devam ediyor.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sivrisineklerin yayılmasını önlemek amacıyla başlatılan mücadele, haşerelerin üreme alanlarına yönelik çalışmalarda gerçekleştiriliyor.
Çevre ve insan sağlığını koruyan yöntemlerle yürütülen ilaçlamalarla, şehirdeki sivrisinek gibi haşereler ve larvaların etkisini minimize edilmesi hedefleniyor.
Kentteki ilaçlama çalışmalarının düzenli olarak devam edeceği de ifade edildi. – BARTIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kentte 20 Ağustos’ta Bayraklı ilçesi Turan Sahili’ne ölü balıkların vurması ve kötü koku sorununun ortaya çıkması sonrası kirlilik kaynağının tespiti ve önüne geçilmesi için çalışmalar devam ediyor.
Bu kapsamda EÜ Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Alper Doğan koordinatörlüğündeki uzmanlar, “İzmir Körfezindeki Balık Ölümleri ve Kötü Kokunun Nedenlerinin İncelenmesi” başlıklı rapor hazırladı.
Prof. Dr. Alper Doğan, AA muhabirine, körfezde daha önce bu boyutta bir tür ve birey kaybı görmediklerini, daha çok balık ölümleri konuşulmasına rağmen deniz dibindeki canlılığın da önemli ölçüde yok olduğunu saptadıklarını aktardı.
Deniz dibinde neler olduğunu anlamak için çalışma yaptıklarını anlatan Doğan, şunları kaydetti:
“Çünkü denizel ortam sadece balıklardan ibaret değil diğer canlılar bundan nasıl etkilendi diye örnekleme yaptık. Kıyıda yaptığımız örneklemelerde ki bunlar çok dayanıklı canlılar; midyelerin tamamen öldüğünü, bir tane bile canlı birey kalmadığını tespit ettik. İç körfezde yıllardır izleme yaptığımız nokta var, tekrar örnekleme yaptık ve hızlı biçimde bunu değerlendirdik. Geçen yıl 19 türe ait 1486 birey tespit ettiğimiz örnekleme sahasında bu yıl 4 türe ait 7 birey var. Maalesef çok çarpıcı bir sonuç.”
Tek beklenti havaların soğuması
Alper Doğan, ölümlerin önüne geçmek için kısa vadede tek beklentinin havaların bir önce soğuması olduğuna dikkati çekerek, “Havalar soğudukça canlıların metabolik faaliyetleri ve dolayısıyla oksijen ihtiyaçları kısmen azalırken suyun oksijen tutma kapasitesi de artıyor. Bunun dışında iç körfezde sıkıntının yoğun olduğu bir kesimde belirlenecek en azından bir bölgenin güçlü biçimde havalandırılması ile o bölgedeki balıkların ve diğer canlıların hayatta kalmalarına katkı sağlanabilir.” diye konuştu.
Orta körfezin de çok kirli olmasının canlıların iç körfezden dış körfeze kaçmalarını önlediğini aktaran Doğan, bunun balık ölümlerinin bu kadar yüksek olmasında etkili olduğunu düşündüklerini dile getirdi.
Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önceki dönemlerde sıkıntı sadece iç körfezdeydi. Orada sıkıntıyı gören canlı, dış körfeze doğru gittikçe orta körfezden sonra rahatlıyordu. Şimdi orta körfez de kirletildiği için körfezi terk etmek isteyen balıklar muhtemelen daha da sıkıntılı bir ortamla karşılaşıyorlar ve maalesef ölümler yaşanıyor.”
Su Ürünleri Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Tolga Dinçer, balık ölümlerinin iç körfezdeki kirlenme kaynaklı olduğunu, alınan numunelerde mikrobiyolojik veya paraziter bir bulguya rastlamadıklarını, bunun da oksijen eksikliğini gösterdiğini aktardı.
Rektör Prof. Dr. Necdet Budak ise İzmir Körfezi’ndeki soruna karşı duyarlı olduklarını, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesinin yürüttüğü çalışmalara bilimsel katkı sunmaya devam edeceklerini bildirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Kurum, İzmir Körfezi’nde yaşanan toplu balık ölümleri, kötü koku ve kirliliğin sebeplerinin araştırılması ve önlenmesi amacıyla oluşturulan “İzmir Körfezi Bilim Kurulu Heyeti” üyeleriyle körfezde yapılan incelemeye katıldı.
Bilim insanlarıyla TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi’ne binerek denize açılan Kurum, yaptığı konuşmada dünyanın göz bebeği, tabiat harikası İzmir Körfezi’nin aynı zamanda Kurtuluş Savaşı’nda düşmanın denize döküldüğü Mavi Vatan’ın en anlamlı noktası olduğuna işaret etti.
Körfezin güzel adaları, tuzlaları, dalyanlarıyla, kuş cenneti ve lagünleriyle tam bir cennet parçası olduğunu dile getiren Kurum, “Maalesef bugün, sıraladığım tüm bu güzellikler tehlike altındadır, İzmir Körfezi adeta can çekişmektedir. İzmir Körfezi’miz, karadan gelen kirlilik nedeniyle artık nefes alamamaktadır. Balıklarımız toplu ölümler yaşamaktadır.” diye konuştu.
Bakanlık olarak kirliliğin sebeplerini incelemek için harekete geçtiklerini ve körfezin farklı noktalarından deniz suyu numuneleri aldıklarını belirten Kurum, şunları kaydetti:
“Üzülerek söylüyorum; denizdeki atık su kaynaklı amonyak miktarı, olması gerekenden tam 50 kat daha fazladır. Yani bu ne demek? Evsel ve endüstriyel atıklar suya arıtılmadan karıştırılıyor demek. Bu da beraberinde koku problemini getirmekte hem denizdeki canlıları hem de insan sağlığını tehdit etmektedir. Denizdeki oksijene baktığımızda da benzer bir manzarayla karşılaşıyoruz. İzmir Körfezi’ndeki oksijen seviyesi 6 miligram/litre olması gerekirken balıklar, canlılar için olması gereken alt sınır 4-4,5 miligram/litre iken ölçtüğümüz oksijen seviyesi 1,8’e, yer yer sıfıra kadar düşmüştür. Yani denizde oksijen kalmamıştır.”
“Körfezimizin bazı bölgelerinde yaşam kalmamıştır”
Kurum, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan inceleme sonuçlarında da kirlilik parametrelerinin özellikle 2020 yılından sonra ciddi miktarda arttığının görüldüğünü söyledi.
Bakan Kurum, körfezdeki su hareketliliği ve sirkülasyonun artık durma noktasına geldiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İç körfezde toplam fosfor, klorofil-a ve amonyum azot gibi zararlı maddeler, sınır değerlerinden tam 2 kat daha fazladır. Maalesef iç körfezimizde denizdeki su hareketliliği ve sirkülasyonu artık durma noktasına gelmiştir. Altını çizerek ifade etmek gerekirse şu anda körfezimizin bazı bölgelerinde yaşam kalmamıştır. Balıklarımız, oksijensiz kaldıkları için ölmüştür. Körfezimize dökülen 7’si aktif 25 derenin durumuna baktığımızda da sonucun içler acısı olduğunu görüyoruz. Bugün derelerdeki su, organik kirlilik açısından tarihin en kötü durumundadır.”
Kurum, geçmiş yıllarda İzmir Körfezi’ni temizlemek için Büyük Kanal Projesi yapıldığını hatırlatarak “Bu projenin yağmur suyu ve kanalizasyon şebekesinin birleştirilmiş olması nedeniyle tam 5,5 kat daha fazla kirli ve katı madde denize akmaktadır. Bu denizimiz için hakikaten hayati bir sorundur.” dedi.
“Katı atık, orta körfeze arıtılmadan dökülüyor”
Kurum, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin bir nedeninin de Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi’nin verimli işletilememesi olduğunu söyledi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, İzmir Büyükşehir Belediyesini bu konuda defalarca uyardığını dile getiren Kurum, son 5 yılda belediyeye 6 milyon liradan fazla, 13 ayrı ceza uygulandığını, cezaların sebebinin tesisin düzgün çalıştırılmaması olduğunu bildirdi.
Kurum, 23 Ağustos’ta Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi’nden numune alındığını, yapılan analiz sonucu tesisteki katı madde değerinin olması gereken limitin 4 kat üzerinde çıktığını aktardı.
Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi’nin günlük su arıtma kapasitesinin 605 bin metreküp olduğunu bildiren Kurum, şunları kaydetti:
“Ancak tesise gelen atık su miktarı günlük 700 bin metreküpü aşmaktadır. Tesise gelen fazla atık su tesiste arıtılmıyor, çok yüksek miktarda katı atık, orta körfeze arıtılmadan doğrudan dökülüyor. İzmir Körfezi’nin dibine birikiyor, dip çamurunu arttırıyor, canlı yaşamını derinden etkiliyor.
İzmir Körfez’inde yaşanan, tam anlamıyla büyük bir çevre felaketidir. İzmir Körfezi’nin ekosistemi artık durma noktasına gelmiştir, körfezimiz ölmektedir. Denizin bu hale gelmesinin sorumluları seçim meydanlarında ‘körfezi temizleyip burada yüzeceğiz’ diyen ama görevdeyken tek bir adım atmayanlardır. Sorumlular şimdi suçlarını gizlemek için ‘bu balıklar bize ait değil, bunlar gemilerle getirildi’ diyen ve kendilerini gülünç duruma düşürenlerdir. Bu kirliliğin sorumlusu, yağmur suyu ve kanalizasyon kanallarını bile birbirinden ayıramayan, kurulu atık su tesislerini bile çalıştıramayan, derelerini dahi ıslah etmekten aciz olan yerel yönetimlerdir, belediyelerdir.”
Yol haritası hazırlanacak
Bakan Kurum, sorumluları izleme ve denetim görevine kararlılıkla devam edeceklerini, bilim kurulunu oluşturduklarını, koordinasyon toplantısında da bilim insanlarıyla, STK temsilcileriyle ve kamu kurumlarıyla neler yapılacağını konuşacaklarını, kurulun bundan böyle yerel yönetimlere yol göstereceğini aktardı.
Bilim insanlarının İzmir’deki yerel yöneticiler için kirlilikle mücadeleye dair yol haritaları çıkaracağını, ev ödevleri vereceğini dile getiren Kurum, “Biz de bakanlık olarak belediyeler ev ödevlerini yapıyor mu yapmıyor mu, anlık olarak takip edeceğiz. Eksiklikleri varsa söyleyeceğiz. Yönetim zafiyeti söz konusuysa uyaracağız. Atılması gereken adımlar atılmıyorsa harekete geçmeleri için zorlayacağız.” diye konuştu.
Bakan Kurum, bir gazetecinin sorusu üzerine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da toplantıya davet edildiğini belirterek, “Ama maalesef yurt dışında olmayı tercih etmiş. Anlaşılan o ki İzmir’den daha önemli meseleleri var.” ifadelerini kullandı.
Konuşmanın ardından Kurum ve beraberindekiler kirliliğin yoğunlaştığı Bayraklı açıklarında inceleme yaptı.
İncelemeye İzmir Valisi Süleyman Elban, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı ve İzmir MilletvekiliEyüp Kadir İnan, AK Parti İzmir milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı, Yaşar Kırkpınar, Mahmut Atilla Kaya, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Halit Ergin, AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı ve MHP İl Başkanı Veysel Şahin de katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KÜTAHYA’nın Emet ilçesinde bir dönem halk sağlığı için büyük tehlike oluşturan şebeke suyundaki arsenik miktarı, yeni kaynaklarla yıllar içerisinde büyük oranda azaltılırken, ilçenin düşman işgalinden kurtuluşunun 102’nci yıl dönümünde, ‘sağlıklı şebeke içme suyu’ açılışı yapıldı. İlçe halkı, 12 yıllık çalışmanın ardından ‘arseniksiz’ içme suyuna kavuştu.
Sağlık Bakanlığı tarafından tehlike sınırı litrede 10 mikrogram kabul edilen arsenik miktarı, yaklaşık 22 bin kişinin yaşadığı Emet ilçesindeki şebeke suyunda geçmiş yıllarda 600 mikrograma kadar ulaştı. Emet Belediyesi, arsenikli su sorununa çözüm bulmak için 2005 yılında yaptığı çalışmalarda, ilçeye yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Köprücek mevkisindeki arsenikli su çıkan kuyuları kapatarak, yine aynı bölgede yeni kaynaklardan getirilen suyun ilçede kullanılmasını sağladı. İlçe Halk Sağlığı ekiplerince her ay yapılan biyolojik ve kimyasal ölçümlere göre, içme suyundaki arsenik miktarı mevsim şartlarına bağlı olarak 20 ila 25 mikrogram arasında değişirken, 2012 yılında Yeniceköy’deki Sorgun mevkisinde yapımına başlanan göletin yanına kurulan arıtma tesisi ile ilçe halkı, 12 yıl sonra sağlıklı içme suyuna kavuştu.
‘3 EYLÜL 2024, ARSENİKLİ SUDAN KURTULUŞ GÜNÜ OLACAK’
Emet’in düşman işgalinden kurtuluşunun 102’nci yıl dönümü kutlamaları ve ‘arsenikli su’ sorununun çözülmesi dolayısıyla, Hükümet Meydanı’nda tören düzenlendi. Törende konuşan Emet Belediye Başkanı Mustafa Koca, ilçe için büyük öneme sahip ‘arsenikli su’ sorununu çözmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirtti. Koca, ilçedeki arsenik oranı yüksek olan içme suyu sorununu çözmek için 12 yıl önce çalışma başlattıklarını dile getirerek, “12 yıl önce Emet’imize sağlıklı içme suyu kazandırmak için dağ tepe gezdik. Yüksek rakımlarda su aradık. Şu an göletimizin olduğu yerde, 957 metre rakımda ölçümler yapıldı. Gölet yapımı başlarken; ilçede içme suyu, kanalizasyon, yağmur kanalları yenilenmesi ve su depoları, isale hatları yapımı için proje ihalelerini gerçekleştirdik. Gölet yanına yapılan arıtma tesisimizde, 15 gündür test uygulamaları gerçekleştirildi. Bugün de ilçemize göletten ilk suyu akıtıyoruz. 3 Eylül 1922 Emet’imizin düşman işgalinden kurtuluşu, 3 Eylül 2024 ise Emet’imizin arsenikli sudan kurtuluş günü olacak. Belediye olarak 3 vardiya ekip kurarak, 2-3 ay içerisinde yeni hattan tüm Emet halkına, sağlıklı içme suyunu vermek için çalışacağız. Daha sağlıklı nesiller için hayırlı olsun Gazi Emet” diye konuştu. Konuşmaların ardından, gölet suyu vanası açılarak ilçeye ilk su verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bursa’nın Keles ve Mustafakemalpaşa ilçelerindeki orman yangınlarının ardından Büyükorhan Piribeyler Mahallesi’nde de orman yangını çıktı. 1 helikopter 9 araç 25 personel ile müdahale edilen yangın kontrol altına alınarak soğutma çalışmalarına başlandı. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
UZAYDAN GÖRÜNTÜLENDİ
Bu kapsamda, orman yangınlarının doğaya verdiği zarar, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Earth3bee – 3 Boyutlu Yer Modelleme Laboratuvarı bünyesinde “Sentinel-2” uydusu aracılığıyla uzaydan görüntülendi. Görüntülerde, yangınların en çok İzmir‘in Karşıyaka ve Bolu‘nun Göynük ilçelerini etkilediği belirlendi. Yangınlar, İzmir Karşıyaka’da 3 bin 298, Bolu Göynük’te 3 bin 238, Çanakkale Gelibolu Yarımadası’nda 1471, Manisa Karayakup Bölgesi’nde 2 bin 437, Aydın Bozdoğan’da 2 bin 304, Didim’de 329 ve Muğla Yatağan’da 272 hektar alana zarar verdi. Çalışmalarda, orman yangınlarının kuzeyden başlayarak güneye doğru yayıldığı tespit edildi. Yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerinde, yaklaşık 19 bin 600 futbol sahası büyüklüğündeki alanın yandığı belirlendi.

13 BİN HEKTARIN ÜZERİNDE ALAN ETKİLENDİ
Dr. Öğr. Üyesi Akay, AA muhabirine, laboratuvar bünyesinde, Türkiye’de yaşanan son yangınların doğada bıraktığı tahribatı tespit etmek için çalıştıklarını söyledi. Bu kapsamda, uydu görüntüleriyle yangından etkilenen alanların boyutunu hesapladıklarını belirten Akay, şunları kaydetti: “Çalışmalarda İzmir, Çanakkale, Aydın, Manisa, Bolu ve Muğla’da meydana gelen yangınları inceledik. Yangınların yanma şiddetlerini ve etkilenen alanların boyutunu hesapladık. Yangınlardan en çok etkilenen yerler Göynük ve Karşıyaka, en az etkilen yer ise Yatağan ilçesi oldu. Geçtiğimiz hafta orman yangınlarında ülkemizde yaklaşık 14 bin hektarlık alanın, yani yaklaşık 19 bin 600 futbol sahası büyüklüğündeki alanın etkilendiğini belirledik.”

Laboratuvar bünyesinde yangından etkilenmiş alanların envanterini oluşturmaya çalıştıklarını dile getiren Akay, bu kapsamda orman yangınlarının etkilediği arazi örtüsünü ve arazi kullanımını hesapladıklarını sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hem 1994’teki BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi hem de bu sözleşme kapsamında iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı hakkında 2015’te imzalanan ve 2016’da yürürlüğe giren Paris Anlaşması’nın maddelerinin hayata geçirilmesi hususunda kararların alındığı bir süreç olan COP’u, BM’nin oluşturduğu sekreterlik yürütüyor. Bu müzakerelere her yıl bir ülke ev sahipliği yapıyor. Bu yıl, müzakerelerin koordinasyonu ve COP’a başkanlık için Azerbaycan seçildi.
Azerbaycan’ın devlet kurumları, şirketleri ve sivil toplum kuruluşları, ülkenin 11-22 Kasım’da ev sahipliği yapacağı COP 29’un başarılı şekilde hayata geçirilmesi için koordineli çalışma yürütüyor.
COP 29’da toplamda 80 bin civarında, bir günde ise yaklaşık 40 bin misafir ağırlamaya hazırlanan Azerbaycan, bir zamanlar çatışma içerisinde bulunduğu Ermenistan dahil tüm ülkelere davet gönderdi. 50’den fazla devlet ve hükümet başkanı COP 29’a katılacağını teyit ederken sayının artacağı öngörülüyor.
Azerbaycan Enerji Bakan Yardımcısı ve COP 29 CEO’su Elnur Soltanov, konferansta müzakere edilecek konuları ve beklentilerini AA muhabirine anlattı.
Soltanov, COP 29’da ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde konuların görüşüleceğini, başlıca konunun iklim finansmanı olacağını söyledi.
Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere daha fazla yardım sağlamasının COP 29’un başlıca gündemlerinden biri olacağını belirten Soltanov, “Gelişmiş ülkeler atmosfere daha fazla sera gazı atarak gelişti. Bu ülkeler şimdi de daha fazla sera gazı emisyonunda bulunuyor. Dünyadaki sera gazı emisyonunun yaklaşık yüzde 4’ü Afrika kıtasından yapılıyor. Fakat iklim değişikliklerinden en fazla etkilenen kıta da Afrika’dır. Küçük ada devletlerinin de sera gazı emisyonu yüzde 1 oranındadır. Fakat bu ülkeler su altında kalarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Paris Anlaşması’na göre gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere sera gazı emisyonunun azaltılması ve iklim değişikliklerinin etkilerini azaltmak için yapılan mücadelede finansal destek sağlamalıdır. Şimdi 100 milyar dolar civarındaki ilkim finansmanının artırılması için ciddi müzakereler yürütülüyor. COP 29’da bu yönde karar alınmasını umuyoruz.” dedi.
“COP 29’da tüm dünyada ateşkes çağrısında bulunacağız”
Soltanov, Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kapsamında karbon ticaretindeki engellerin ortadan kaldırılması hususunun da COP 29’da müzakere edilecek önemli konulardan olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“COP sürecinde tüm başlıca kararların oybirliği ile kabul edilmesi gerekiyor. Ama oy birliği şartı olmayan fakat iklim alanında bizi ileri götürecek öneriler de görüşecek. Azerbaycan da bu hususta 14 öneri sundu. Bu önerilerin hayata geçirilmesi için oy birliği gerekmiyor. Bunları bazı ülkelerle ya da şirketlerle hayata geçirebiliriz. Azerbaycan’ın önerisi ile görüşülecek konular içerisinde iklim finansmanı, enerji, tarım, su kaynakları, turizm, dijitalleşme, yeşil kentler ve insan kaynakları hususunda konular bulunuyor. İklim ve barış ilişkisi de Azerbaycan’ın önerileri sırasında bulunuyor. COP 29’da olimpiyatlarda olduğu gibi tüm dünyada ateşkes çağrısında bulunacağız.”
Ermenistan da davet edildi
COP 29’da genel olarak yaklaşık 80 bin misafir ağırlayacaklarını, farklı günlerde farklı sayıda misafirin Azerbaycan’a geleceğini ve gideceğini ifade eden Soltanov, şunları söyledi:
“Bir günde yaklaşık 40 bin misafiri ağırlayacak altyapımız var. Dünyanın tüm devlet başkanlarına davet gönderildi. 50’den fazla devlet ve hükümet başkanı katılacağını teyit etti. Bu rakamın artacağını bekliyoruz. Ermenistan da davet edildi.
COP 29, Azerbaycan’ın bugüne kadar ev sahipliği yaptığı herhangi uluslararası etkinlikle kıyaslanamayacak düzeyde bir etkinlik olacak. İklim müzakerelerine liderlik edeceğiz ve ülke olarak bu husustaki faaliyetlerimizi ortaya koyacağız. Azerbaycan’ın misafirperverliğini göstereceğiz. Devlet kurumları, şirketler ve sivil toplum kuruluşlarının koordineli faaliyeti ile kaliteli organizasyon hayata geçireceğiz. COP 29’un başarılı olamama ihtimali yok.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bursa Büyükşehir Belediyesi büyük bir afette kullanılmak üzere Afet Yönetim Merkezi kurmayı planlıyor
BURSA – Bursa Büyükşehir Belediyesi 1999 Marmara Depremi’nin yıl dönümünde,şehrin deprem riskini konuştu. Bursa’daki muhtemel depreme karşı, binaların dirençli hale getirilmesi için yapılan projeleri anlatan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, “Bursa’nın büyük bir kısmı deprem riskine karşı savunmasız” dedi.
Bursa Büyükşehir Belediyesi 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Marmara Depremi’nin 25. Yıldönümünde, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Hüdavendigar salonunda basın açıklaması gerçekleştirdi. Yakın bir tarihte beklenen muhtemel Marmara Depremine karşı Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarını anlatan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı ile ortak yürütülen projede yapılan bina hasar risk analizlerinde doğrultusunda Bursa’nın büyük bir kısmının deprem riskine karşı savunmasız olduğunu söyledi. Bozbey konuşmasının devamında, “Plansız yapıların en aza indirilmesi, kaçak yapıların önlenmesi, ulaşım ağları ve tahliye rotalarının belirlenmesi konuları üzerine arkadaşlarımız yoğun bir şekilde çalışıyor ve bizim önceliklerimiz arasında yakın zamandaki depreme hazırlık var” diye konuştu.
Riskli mahalleler taranıyor
Bursa’nın riskli mahallelerinde ev ev taranarak yüksek riskli yapıların tespit edilmeye çalıştığını ifade eden Başkan Bozbey, “Bursa hepimizin bildiği gibi deprem açısından çok riskli bölgede yer alıyor. Bursa ve çevresinde deprem oluşturabilecek birçok aktif fayın olduğunu biliyoruz. En son daha önce Nilüfer’de başlattığımız fayların yer tespiti sonuçlarını, seçim öncesi ve sonrası paylaştık. Fay hattı stadyum ile hastanenin arasından geçiyor ve kentin içinden geçip Yenişehir’e kadar uzanıyor. 1855 depremini zaman zaman bize en büyük yıkıcı deprem diye anlatırlar. O zamanki nüfusun yüzde 5’ini kaybetmişiz. O depremin benzerinin bu günlerde olduğunu düşünün, felaketin boyutu inanılmaz olur. Göreve geldiğimiz günden bu yana Bursa’yı depreme karşı daha dirençli hale getirmek için arkadaşlarımız yoğun bir şekilde stratejik hedefler ortaya koyuyorlar. Bunun yanında toplumun da bilgilendirilmesi son derece önemli. Tabi bu çalışmaların başında Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı ile ortaklaşa yürütülen bir proje var. Bu projeyle Bursa Büyükşehir Belediyesi risk azaltma ve önleme projesi yürütülüyor. Bu projeyle birlikte Bursa’da hasar riski yüksek yapı analiz ediliyor ve çözüm önerileriyle birlikte rapor hazırlanıyor. Bu raporlardaki çözüm önerileri doğrultusunda da ilgili dairelerimiz işlemlerini hemen başlatıyor. Bu çalışmayla birlikte muhtemel depremde kritik yol ağları da belirlenerek kentsel direnç planı da ortaya çıkıyor. Devam eden bu proje çerçevesinde Bursa’nın büyük bir kısmının deprem riskine karşı oldukça savunmasız olduğunu ortaya koymuştur” şeklinde konuştu.
“Afet Yönetim Merkezi çalışmalarımız da hızla devam ediyor”
Deprem öncesi hazırlıkların süratle devam ettiğini belirten Bozbey, “Plansız yapıların en aza indirgenmesi, kaçak yapıların önlenmesi, ulaşım ağları ve tahliye rotalarının belirlenmesi konuları üzerine arkadaşlarımız yoğun bir şekilde çalışıyor ve bizim önceliklerimiz arasındadır. Ayrıca analizler doğrultusunda gerekli görülen kamu binaları, altyapı ve kritik tesislere erken uyarı sisteminin kurulması üzerine çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Erken uyarı sistemiyle kritik tesisleri kontrollü kapama sistemleri devreye alınacak ve acil durumlarda zaman kazanılacaktır. Afet Yönetim Merkezi çalışmalarımız da hızla devam ediyor. Büyükşehir belediyesi olmamıza rağmen, belediyemize ait afet yönetim merkezimiz yok. Afet ve acil durumlarda yapılacak müdahalelerin etkin ve kesintisiz olmasını sağlamalıyız. Sıvılaşma olan zeminlerde deprem katlanarak etkisini gösteriyor. Bursa’nın afete dirençli hale getirilmesi hepimizin sorumluluğundadır” dedi. Yapılan test çalışmalarının neticeleri önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanacak. Çöküntü bölgelerinde kentsel dönüşüm planlamaları gündeme gelecek. Bu arada hükümet tarafından seçim öncesinde kamuoyuna İstanbul Kanunu olarak duyurulan ve Marmara Bölgesinde İstanbul çevresindeki büyükşehirleri de kapsayacak genel düzenlemenin de yapılması bekleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bekirfakılar köyünde 15 Ağustos Perşembe günü ormanda başlayan yangının söndürme çalışmaları devam ediyor. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Abdulkadir Polat da bölgeye gelerek çalışmaları yerinde inceledi. Söndürme çalışmalarının devam edildiğini söyleyen Polat, “Hem memleketimize hem de Bolu ve Göynük halkına geçmiş olsun. Göynük’te ortaya çıkan orman yangınında 3’üncü güne girmiş bulunmaktayız. Sarp ve dik araziler, insan unsurunun dahi ulaşmasının mümkün olmadığı, sık ormanların yer aldığı arazide yangını söndürmek için büyük mücadele veriyoruz. Bahsettiğim alan çevresi 30 kilometreye yaklaşan içerisinde farklı noktalarda yerleşim, fabrikalar ve tesisler olan bir yer. Bu işimizi zorlaştıran unsurlardı ve yangının söndürme süresini uzatan sebeplerin başında geliyordu. Başlangıçta birbirinden uzak 12 farklı noktada yangın devam etmekteyken 3. gün itibariyle bu noktayı 3’e indirmiş bulunmaktayız. Diğer noktalarda yangın söndürülmüş ve oranın personeli ve araçları da henüz söndürülmemiş alanlara kaydırılmıştır. Bu sevindirici bir durum. Zaman zaman ulaşılamayan noktalarda parlamalar ve enerji artımları görülmektedir. O yüzden bugün şu saat itibariyle yangının kontrol altına alındığını teknik olarak söyleyemeyiz. Çünkü bölgenin ağaç yapısı kara çam ağırlıklı, yüksek enerjiyle yanan, sürprizler yapabilen ağaç türü. Bu vesileyle henüz yangının kontrol altına alındığını söyleyemeyiz” diye konuştu.
“Başlangıçta 11, 12, 13’lere kadar çıkan hava aracı desteğimiz 3 gün içerisinde değişik sayılarda devam etti”
Hava araçlarının su temini noktasında hiçbir sorun yaşamadıklarını söyleyen Polat, “Su kaynağımız bölgeye çok yakındır. Suyu Sünnet Göleti’nden temin ediyoruz, bu avantajdır. Başlangıçta 11, 12, 13’lere kadar çıkan hava aracı desteğimiz 3 gün içerisinde değişik sayılarda devam etti. Yangın alanının çok geniş olması, birbirini görmeyen alanlarda bulunması da diğer tarafta çalışan hava aracının bu taraftan görülmemesi sanki hava aracı eksikliği varmış gibi bir spekülasyonlar oluşturuldu. Kesinlikle bu doğru değildir. Devletimiz bütün imkanlarıyla çalışmalara devam ediyor. Türkiye’mizin farklı noktalarında ortaya çıkan yangınlarla da cansiparane mücadele ettiğimiz için bu yangının gerektirdiği sayıda hava aracını intikal ettirmiş ve çalıştırmış bulunmaktayız. Hava araçlarımız gün batımı ile birlikte çalışamayacak ama umarım yarın kontrol altına alındıktan sonra soğutma çalışmalarına da katılacaklar” şeklinde konuştu.
“Hiçbir yerleşim yerimizi yangın tehdit etmemektedir”
Yerleşim yerinin güvence altına alınmasıyla ilgili çalışmaların 3 günde devam ettiğini açıklayan Polat, “Hiçbir yerleşim yerimiz şu anda tehdit altında değildir. Her geçen gün daha da rahatlatılmıştır. Çünkü bizim amacımız ilk önce yerleşim yerinin korunması, insanların can ve mal güvenliklerinin sağlanması, özellikle ticari müesseselerimizin zarar görmemesi üzerine kurulmuştu. Sarp arazide ilk yapabileceğimiz şey buydu. Bununla da başarılı olduk. Şu anda hiçbir yerleşim yerimizi yangın tehdit etmemektedir” ifadelerini kullandı.
“Şu an itibariyle zarar gören evimiz yok”
Bolu Valisi Erkan Kılıç ise, “Bazı haber sitelerinde ‘Göynük’te evler yandı, ağır hasarlı evler var, hayvanlar zarar gördü, telef oldu’ şeklinde haberler var. Böyle bir durum kesinlikle yok. Nereden bunları öğrenmişler, nasıl açıklama yapmışlar, onu da anlamakta zorluk çekiyoruz. Şu an itibariyle zarar gören evimiz yok. Hayvanlarla ilgili herhangi bir şey yok. Tedbir anlamında tüm tedbirler alınmış. Her yerde yeterli araç gerecimiz var. Jandarma, AFAD, orman personeli her tarafı sıkı şekilde tutuyoruz. Çok şükür bu saate kadar iyi geldik. İnşallah bundan sonra da kısa sürede yangını tamamen kontrol altına alırız” dedi.
Ayrıca Bolu’da çıkan yangına ilişkin gözaltına alınan 4 kişiden 2’si tutuklandığı öğrenildi. – BOLU
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
CHP’li Barut, orman yangınlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Türkiye’nin dört bir yanında her sene tekrarlandığı gibi yine yangınların meydana geldiğini aktaran Ayhan Barut, “Maalesef ciğerlerimiz yanıyor, ormanlarımız yanıyor, geleceğimiz yangınlarla küle dönüyor. Ekiplerimiz ve yurttaşlarımız olağanüstü bir gayretle bu yangınlara müdahale ediyor. Ancak bu orman yangınları göstermiştir ki, iktidar acılardan ders çıkarmıyor. Ülkemizde yeşile dahil ne varsa çoğunlukla yanıp kül oluyor” ifadesini kullandı.
“Önlem alın, aynı acılar tekrarlanmasın”
Ege’den Karadeniz’e, Akdeniz’den Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya yurdun dört bir yanında alevlerin yükseldiğini, yurttaşların her sene olduğu gibi yine yangın söndürme uçakları ve helikopter yetersizliğinden yakındığını bildiren Barut, şunları kaydetti:
“Ülkemizde orman yangınları konusu artık tümüyle gündemden çıkmalı, geleceğimiz korunmalıdır. Eksiklikler mutlak suretle tespit edilmeli, etkin önlemler alınmalı, toplumsal bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Ülkemizde uygulanan 1 Mayıs-1 Kasım arasındaki orman yangını mücadelesini tüm sezona yaymalıyız. Yangınla mücadele alanının ve kapsamının genişletilmesi gerekmektedir. Orman Genel Müdürlüğü’nün bütçesi artırılmalı, küstürülen orman köylüsü refaha kavuşturulmalıdır. Ata yadigarımız Türk Hava Kurumu, desteklenerek orman yangınlarındaki mücadeleye aktif biçimde dahil edilmelidir. Gece görüşlü olan hava araçları kullanılmalı, 24 esasıyla çalışılmalıdır. Ülkemizin akciğeri olan ve geleceğimiz olan ormanlarımızı kurtarmak için önerilerimizi dikkate alın. Bir daha aynı acılar yaşanmasın.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(İZMİR) –İzmir’in Karşıyaka ilçesinde Perşembe günü saat 21.10’da ve Cuma günü saat 10.14’te orman alanında başlayan yangınlar, devam ediyor. Rüzgarın etkisiyle geniş bir bölgeye yayılarak çevre ilçelere de sıçrayan orman yangınını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahale sürüyor.
Yangına 5 uçak, 19 helikopter, 48 arazöz, 9 su ikmal aracı, 3 iş makinesi, 4 ilk müdahale yer ekibi ile müdahale ediliyor. Söndürme çalışmalarına katılan personel sayısı ise 20’si teknik eleman olmak üzere 400 olarak açıklandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bekirfakılar köyü mevkisindeki ormanlık alanda 2 gün önce öğle saatlerinde çıkan yangınla ilgili incelemelerde bulunmak üzere Umurlar köyüne gelen Polat, yetkililerden bilgi aldı.
Gece saatlerinde yangın alanını yüksek bir noktadan inceleyen Polat, daha sonra yangının söndürülmesinde görev alan personel ve vatandaşlarla sohbet etti.
Polat, gazetecilere, “Yeşil Vatan’ın” birçok yerinde başlayan ve bir kısmı da devam eden çok ciddi yangınlarla gün boyunca mücadele edildiğini söyledi.
Gecenin bu saatinde de yangınların söndürülmesi için çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Polat, “Burada dün itibarıyla başlayan yangının ikinci günündeyiz. Yangınla mücadelemiz kara ve hava unsurlarımızla gün boyunca devam etti. Takdir edersiniz ki, hava araçlarımız gün batımıyla birlikte çalışma prensipleri itibarıyla inmek zorunda kaldılar. Bunlar yarın sabah gün doğumuyla birlikte tekrar mücadeleye katkı vermeye devam edecekler.” ifadesini kullandı.
“Yangın yer yer örtü, yer yer tepe şeklinde kısmi olarak devam ediyor”
Polat, yangının etrafını çeviren kara unsurlarının çalışmalarına devam ettiğini aktararak, “Şu anda gecenin bu saatinde cansiperane bir şekilde yangının etrafını çeviren kara unsurlarımız Türkiye’nin dört bir yanından, Trabzon’dan, Antalya’dan, batısından, doğusundan gelen ateş kahramanlarımız yangının etrafını çevirmiş durumdadır. Burada temel amacımız şu anda yangının yayılımını durdurmak, yerleşim yerlerine sirayet etmesini önlemek, insanların can ve mal güvenliğini sağlamak. Yangın yer yer örtü, yer yer tepe şeklinde kısmi olarak devam ediyor. İnşallah yarın daha umutlu bir şekilde sabaha uyanacağız ve hava koşulları, meteoroloji koşulları uygun olduğu takdirde yarın çok daha olumlu sonuç alacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.
Yangınla mücadele için Türkiye’nin dört bir yanından çok sayıda insanın Göynük’e geldiğini dile getiren Polat, bölgeye gelen görevlilerin, 10-15 saat yangınla mücadele eden yeşil vatan bekçilerinden görevi devralarak çalışmalara devam ettiğini belirtti.
Polat’a incelemelerinde Bolu Valisi Erkan Kılıç, Bolu Orman Bölge Müdürü Mahmut Şentürk ve Orman Genel Müdürlüğü yetkilileri de eşlik etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ahşap malzemeyle yapılan Olimpiyat Köyü klima yerine rüzgarla serinletilecek. Sporcuların idrarı geri dönüştürülerek gübre olarak kullanılacak.
Ancak olimpiyat köyünün sürdürülebilirlik iddiasına rağmen, çevreciler birkaç farklı açıdan Olimpiyat Komitesi’ni eleştiriyor.
Seine Nehri’nin kirliliği: Macron’da yüzme sözü
Olimpiyatların suyla ilgili bazı yarışlarının çoğu zaman kirli olan Seine Nehri’nde gerçekleştirilecek olması eleştiri konularından birisi.
Geçen Ağustos ayındaki birçok su sporu, nehir suyunun çok kirli olması nedeniyle iptal edilmişti.
Özellikle ciddi bir dışkı kirliliğiyle karşı karşıya olan nehrin sularının, sporcular açısından ciddi sağlık sorunları yaratacağı öne sürülüyor.
Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, çevrecilerin tepkisine karşılık, olimpiyatlar başlamadan Seine Nehri’nin yüzülebilir hale getirileceğini savunuyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da 29 Şubat’ta Olimpiyat köyünün açılışında yaptığı açıklamada, Seine Nehri’nin nasıl temizlendiğinin bir ispatı olarak nehirde yüzeceği yönünde bir söz verdi.
AFP’nin aktardığına göre Macron, “Yüzeceğim ama şimdiden bir tarih vermiyorum” dedi.
Hidalgo da Oyunlar öncesinde nehre girme sözü verdi. Belediye, Olimpiyatlardan sonra Seine’de üç halka açık yüzme alanı oluşturmayı ve 1923’te yasaklanmasından bu yana ilk kez nehirde yüzmeyi yasal hale getirmeyi planlıyor.
Tahiti eleştirileri
Fransa’nın denizaşırı bölgelerini Olimpiyat Oyunları’na dahil etmek amacıyla Paris’ten 15 bin kilometre uzaklıktaki Pasifik adası Tahiti’yi tarihteki ikinci olimpiyat sörf yarışması için seçmesi çevrecilerin tepkisine neden oldu.
Özellikle sörf yarışmaları için tasarlanan alüminyum hakem kulesi yoğun bir şekilde tartışılıyor..
İşlevsiz olduğu için ahşap kulenin alüminyumla değiştirilmesine yönelik protestolar düzenlendi.
Yeni kule ve ek tesis inşaatı nedeniyle bölgedeki mercanların zarar görmesi nedeniyle çevreciler ve yerel halk tepki gösterdi.
Tahiti’deki Teahupo’o plajındaki kule çalışmaları, işçiler tarafından kullanılan bir dubanın bölgedeki mercanlara zarar vermesi üzerine Aralık ayında askıya alınmıştı.
Yaklaşık 200 bin kişi inşaatın durdurulması için bir imza kampanyası da düzenlemişti. Ancak projeye 11 Mart’ta kulenin inşasıyla yeniden başlanacak.
Çalışmaya karşı çıkan derneklerden biri olan Vai Ara o Teahupoo’nun başkanı Cindy Otcenasek, AFP’ye yaptığı açıklamada, “yasanın sınırları dahilinde mümkün olan her şeyi” yaptıklarını söyleyerek “Artık havlu attık” dedi.
Olimpik sörf etkinliğinin 27-30 Temmuz tarihleri arasında yapılması, dalgaların gecikmesi halinde 5 Ağustos’a kadar uzatılması planlanıyor.
Mimarına göre, Olimpiyat Köyü’nün sporcuların kalacağı alanlar en sürdürülebilir ve çevre dostu olarak tanımlanıyor.
Paris’te Belçikalı mimar ve şehir plancısı Anne Mie Depuydt liderliğindeki beş mimarlık şirketi tarafından tasarlanan 6 bin evin bulunduğu olimpiyat köyü 2,5 yılda tamamlandı.
Anne Mie Depuydt, Perşembe günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından açılışı yapılan ve sürdürülebilir olarak tasarlanan tesisin özelliklerini Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye anlattı.
Depuydt’un verdiği bilgiye göre, 14 bin olimpik ve 9 bin paralimpik sporcuya ve onların çevresindekilere ev sahipliği yapacak olan köy, 52 hektarlık eski bir sanayi tesisi üzerinde inşa edildi.
Olimpiyatlar sonrası paralimpik oyunlar içinde kullanılması için binalar, engelli sporculara uygun olacak biçimde tasarlandı. Örneğin tüm koridorlar normalden daha geniş yapıldı, banyolar özel yüzeylerle kaplandı.
Toplam 6 bin binanın bulunduğu olimpiyat köyündeki evlerin tamamı ahşap malzemeyle inşa edildi.
Yaz dönemi Paris’te havanın sıcak olmasına rağmen, olimpiyat köyündeki hiçbir tesiste klima bulunmuyor.
Sürdürülebilirlik amacıyla klima yerine Seine Nehri’nden esen rüzgar kullanılacak. Doğal havalandırma sağlamak için rüzgarın yönü hesaplanarak, bütün binalar Seine Nehri’ne dik olarak inşa edildi.
Özellikle klima bulunmaması nedeniyle eleştirildiklerini belirten Belçikalı mimar, “Ama böylesi daha iyi” diyor.
Sporcuların kalacağı binalar ile ofis bölümleri jeotermal enerji ile ısıtılacak.
Paris’teki sıcaklık artışının 2050 yılına kadar aşırı artacağı yönündeki tahminler dikkate alınarak, binalar buna uygun düzenlendi. Her binada, güneşlikler ve ısıyı önleyici sistemler bulunuyor.
Olimpiyat köyünde, sporcuların idrarı gübreye dönüştürülecek. Köyde, gübre yapmak için idrarın geri kazanıldığı bir tesis oluşturuldu.
Sürdürülebilirlik açısından en önemli çalışmalardan biri de su yönetimi oldu.
Tesisteki yükseklik farkları nedeniyle suyu yerçekimine göre emmesi gereken 220 ağaçtan oluşan bir orman oluşturuldu.
Olimpiyat köyündeki binaların çatıları kuş göçüne uygun şekilde uyarlandı. Kuşlar için yuvalar yapıldı ve evlerin cephesine kondu.
Olimpiyat köyünün, bölge sakinlerine yönelik bir proje olduğunu belirten Debuydt, etkinlik alanından yerleşim alanına dönüşüm projesi olarak inşa edilen tesisin, olimpiyatlardan sonra da hizmet vereceğini söyledi.
]]>“EN BÜYÜK YATIRIMIMIZI İNSANA YAPTIK”
Recep Tayyip Erdoğan Kongre Merkezi’nde gerçekleşen Proje Lansman Toplantısında özellikle sürdürülebilir çevreye dair projeler ve eğitim projeleri büyük beğeni topladı.
Eğitimde fark yaratan projeleri ile Sancaktepe’nin son 5 yılına damga vuran Cumhur İttifakı Sancaktepe Belediye Başkanı ve Belediye Başkan Adayı Şeyma Döğücü, tanıttığı vizyon projeleriyle Sancaktepeli’lerden tam not aldı. Döğücü, “En büyük yatırımımızı insana yaptık. Sancaktepe sizlerin desteğiyle yine emin ellerde olacak.” dedi.

“SANCAKTEPE EMİN ELLERDE”
“Sancaktepe Emin Ellerde” mottosuyla projelerini tanıtan Cumhur İttifakı Sancaktepe Belediye Başkan Adayı Şeyma Döğücü, “Şehri yönetirken merkeze insanı aldık. Merkezde her zaman insan var, insanla şehir arasındaki bağın sağlıklı olmasını şehrin sağlıklı olmasıyla eş değer gördük. Yaptığımız her projenin insanın mutluluğuna, geleceğine, zamanına birikimine duygu ve düşünce dünyasına dönük olsun istedik. En büyük yatırımımızı insana yaptık.” sözleriyle vizyonunu ortaya koydu.
7/24 Belediyecilik anlayışıyla geçtiğimiz 5 yılda 268 projeyi tamamladıklarını anlatan Döğücü, nitelikli eğitim, donanımlı okullar noktasında büyük mesafe kat ettiklerinin ve bu sayede öğrencilerin başarı ortalamasını arttırdıklarının altını özellikle çizdi.Kültür- sanat, çevre, sosyal alanlar, spor alanları dahil birçok hizmeti vatandaşa sunmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Döğücü, pandemi döneminde ve 11 şehrimizi etkileyen deprem felaketi sonrası afet bölgelerinde de vatandaşın yardımına koştuklarını hatırlattı.

“KAZANIMLARIMIZIN ÜZERİNE YENİLERİNİ EKLEME ZAMANI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Belediyecilik diğerlerinin nazarında bir rant kapısı olabilir ama bizim nazarımızda sadece millete hizmet kapısıdır diyoruz” sözüne atıf yapan Döğücü, 5 yıllık yeni dönemin heyecanını yaşadıklarını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim vizyonumuz teknoloji ile bütünleşirken kaynaklarını koruyan çevreci bir Sancaktepe… Bizim vizyonumuz kimliğini koruyarak geleceğini kuran bir Sancaktepe… Nitelikli eğitim, erişilebilir sağlık hizmeti bir yaşam tarzı olarak benimsenen spor alışkanlığı, sosyal ve kültürel imkanlarda çeşitliliğin artmasıyla Sancaktepe yaşayan dinamik bir şehre dönüşürken ihtiyaçlarınız ve beklentilerinizin de en üst seviyede karşılanması bizim bu şehir için önceliklerimiz… Burada yaşarken içiniz rahat olsun istiyoruz. Sizi sizden daha çok düşünen birilerinin olduğunu bilmenizi istiyoruz. Şimdi bu anlamlı noktayı sağlamlaştırma ve kalıcı hale getirme zamanı… Şimdi yeri geldiğinde nezaket ve şefkat, yeri geldiğinde cesaret ve irade ile Sancaktepe’deki kazanımlarımızı koruma ve onun üzerine de yenilerini ekleme zamanı.”

SANCAKTEPE’YE MİLLET BAHÇESİ VE ŞEHİR HASTANESİ AÇILIYOR
Konuşması sık sık alkış ve coşkulu tezahüratlarla kesilen Döğücü, yeni dönemde Sancaktepe Millet Bahçesi ve Şehir Hastanesinin açılacağı müjdesini verdi. Döğücü hayata geçirilecek söz konusu projelerle ilgili şunları söyledi:
“Çevrenin insanın ve hayatın parçası olduğu gerçeğinden hareket ediyoruz. Çevre ile ilgili güçlü bir değişimi de zaten başlatmıştık. Şimdi bu değişimi bir adım daha öne alıyoruz. Daha öteye taşıyoruz. 75 bin metrekare içerisinde aromatik bitki bahçeleri, tema parkında olduğu Sancaktepe Millet Bahçemizi önümüzdeki dönem açarak Sancaktepe’nin kişi başına düşen yeşil alan miktarını da artırıyoruz. Ülkemizin sağlık alanındaki yüz akı olan uluslararası ölçekteki milli markamız şehir hastanelerinden birini yine Sancaktepe’de açacağız. Sancaktepe’de 2 bin 100 yataklı olarak bu ilk etabı olacak şekilde Şehir Hastanemiz İstanbul’umuzun en büyük ikinci sağlık kompleksi olacak, inşallah hastane yatak kapasitemiz de bu vesileyle 3 katına çıkıyor. İddia ediyorum bu sağlık standartlarına sahip olan ilçelerin tüm Türkiye’de eğer sayarsanız sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Sancaktepe’de ‘sağlığı koruma’ önceliğiyle attığımız bu adımlarla öncelikle yaşlı ve çocuklarımız için güvence oluyoruz.”
Döğücü, maddi imkanları yetersiz vatandaşlara nitelikli sağlık ve konaklama imkanı sunacak İlhan Varank Şifahanesi’ni de yeni dönemde Sancaktepe’ye kazandıracaklarını da sözlerine ekledi.

“ÇEVRE PROJELERİYLE FARK YARATACAĞIZ”
Sürdürülebilir çevre ve kaynakların tasarruflu kullanılması için yeşil kalkınmayı önemsediklerini ifade eden Şeyma Döğücü, çevre projelerindeki iddiasını ortaya koyarken, özellikle genç nesil için bu yatırımları önemsediklerini vurguladı.
Döğücü, güneş enerjili ücretsiz araç şarj istasyonları, Paşa Köy Yenilenebilir Enerji ve Doğa Park Projesi ile Sancaktepe’nin havasını ve suyunu koruyacaklarını, çevre konusunda farkındalık yaratırken Emine Erdoğan’ın sıfır atık projesine de destek olacaklarını belirtti.
ŞEHRE DİNAMİZM GELECEK
Çocuklar ve gençlerin zamanını nitelikli geçirmesi, fikirlerini özgürce hayata geçirmeleri ve kişisel gelişimlerinin desteklenmesi noktasındaki projelerini de açıklayan Döğücü, özellikle Sancaktepe Kültür ve Sanat Kampüsü’nün şehre dinamizm getireceğini söyledi.
Döğücü, kampüsün içerisinde sanat, galerileri, performans alanları, tiyatro salonu, konser salonu, eğitim ve atölye alanları, mimari tasarım atölyeleri, kütüphane ve araştırma merkezi, teknoloji ve inovasyon atölyeleri, çok amaçlı salonlar ve sosyal ve rekreasyon alanları olacağını dile getirirken, geçmişle gelecek arasında köprü kuracak Damatris Kültür Yolu projesini gençlerin çizdiğine de ayrı bir parantez açtı.

“EĞİTİM HER ZAMAN BİRİNCİ ÖNCELİĞİM”
Yeni dönemde eğitim projelerinin ilk sırada olacağını vurgulayan Şeyma Döğücü, eğitime verdiği önemi şu sözlerle sıraladı:
“Sancaktepe’de büyük eğitim atılımını devam ettireceğiz, başlattık, devam ettireceğiz. Bir kere benim her şeyden önce kendime bir sözüm var. Çocuklarımız bize emanet ve Sancaktepe’de çocuklarımızı şehrin en iyi, en iyi okul eğitimini alabilecekleri okullara kavuşturmak zorundayız. Ben bunu kendime bir söz ve bir görev olarak belirledim. Yeni hizmet dönemimizin en önemli başlıklarından birisi eğitim olacak. Çünkü Sancaktepe’de yaşarken evlatlarınızın aldığı eğitimden gözü kapalı emin olabilmeniz için eğitime desteğimizi her zaman sürdüreceğiz. Ben bir anne olarak evlatlarımın en iyi okullarda okumasını nasıl istiyorsam bütün anneleri de çok iyi anlıyorum ve annelerin bunu yaşayabilmesi de benim en büyük vazifem… Gece yastığa başımı koyduğumda ben bu işi halletmemiş olursam, rahat uyuyamam, gece rahat uyuyabilmem için ‘eğitim, eğitim, eğitim’ diyeceğiz ve Sancaktepe de okullarımızı, kalitesini ve her koşulunu artırmak için çalışacağız.”
7’DEN 70’E HER KESİME YÖNELİK PROJELER
Sancaktepe’de mahalleliler arasında bağları güçlendirecek Mahalle Konakları, şehri engelsiz hale getirecek engellilere özel projeleri olan Sancaktepe Otizm İletişim ve Etkileşim Merkezi, Engelsiz Yaşam Merkezi, evlenecek gençler için evlilik destek paketi, Sancaktepe Bilimbüsü, Tarımpark Hobi Bahçeleri de Döğücü’nün dikkat çeken diğer projeleri arasındaydı.
ENGELLENEN METRO HATTI MURAT KURUM İLE İNŞA EDİLECEK
Cumhur İttifakı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un ulaşım projelerine de değinen Döğücü, bu sayede Sancaktepe’nin engellenen metro çalışmasının da tekrar başlayacağını ve birlikte Sancaktepe’yi de depreme hazırlayacaklarını ifade ederek Kurum’a destek istedi.
Programa katılan eski Başbakan Binali Yıldırım da programda yaptığı konuşmasında “Sancaktepe sadece emin ellerde değil, hanım ellerde” ifadesini kullanırken, “Şeyma Başkan çevre duyarlılığı olan bir başkan, tüm canlıların geleceğine yatırım yapan, yeşil alan miktarını arttıracak bir Başkan” sözleriyle de desteğini ifade etti.
Lansman programı hep birlikte sahnede Türk bayrakları ile söylenen şarkı ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
]]>Başkan Böcek, ANSTOP yönetimi ve üyeleriyle bir araya geldi. ANSTOP Kurucu Üyesi ve Sözcüsü Reşat Güney, Kurucu Üyeler Ekonomi İş Geliştirme Derneği Başkanı İzzet Ünlü, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Okan Hançer, Peyzaj Mimarları Odası Antalya Şube Başkanı Gülsüm Kıldan, Antalya Şehir Plancıları Odası Şube Başkanı Funda Yörük, Türkiye Spor Yazarları Derneği Antalya Şube Başkanı Şifa Çiçek, Seyahat Acenteleri Yöneticileri Derneği Başkanı Mehmet Gem’in katılımı ile gerçekleştirilen toplantıda, Antalya’nın sorunları konuşuldu, talep ve öneriler dile getirildi.
Ulaşımdan altyapıya, turizmden kültür ve çevreye pek çok konunun görüşüldüğü toplantıda, yapılacak projeler ile ilgili birlik ve beraberlik içinde hareket edileceği vurgusu yapıldı. Böcek toplantıda hizmet ve projeleri, şöyle anlattı:
“GAZİPAŞA’DAN KAŞ’A KADAR YARIM KALAN PROJELERİ TAMAMLADIK”
“Gazipaşa’dan Kaş’a kadar yarım kalan projeleri tamamladık. Ranta dönük değil halka dönük olan bütün projelerimizi bitirdik. Benim en büyük rakibim, kendim. Sen ben yok, biz birlikte yaparız anlayışı içerisinde borç edebiyatı yapmadık. Bütçesine göre en borçlu belediyeyi aldık ve yürüdük. 30 Büyükşehir Belediyesi içerisinde çalışanlara en yüksek zammı yaptık. Hiçbir kurum kuruluşa günü geçmiş borcumuz yoktur. Antalya turizm kenti yerli nüfusu ile birlikte sayı 26 milyonu buluyor ve tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte 26 milyona ev sahipliği yapıyoruz. Bize 2 milyon 686 bin nüfusa göre para geliyor. Ama buna rağmen hizmet ediyoruz.
“DEPREM MASTER PLANI’NI BAŞLATTIK”
İmar yönetmeliğini değiştirdik. Deprem Master Planı’nı 22 Mayıs 2022 başlattık. Türkiye’de 30 büyükşehir içerisinde en ucuz suyu Antalya’da yaptık. Sur Yapı’da 3 bin 500 daireyi sahiplerine teslim ettik. 570’i de hazır olmak üzere. Güneş Mahallesi’nde kentsel dönüşüm gerçekleştirdik. 545 dairenin kura çekimini yaptık yakında teslim edeceğiz. Oraya cami de yapıyoruz. Korkuteli’nde 110 milyon liraya mal olan kurutma tesisi tamamlandı. Şimdi 250 kişiyi istihdam edeceğiz. Yazları bu sayı 500’e çıkacak.
“ÇEVRECİ ALTYAPI PROJELERİNDE KULLANMAK ÜZERE FİNANSMAN ANLAŞMASI İMZALADIK”
Fransız Kalkınma Ajansı ile Antalya’nın geleceğini kurtaracak çevreci altyapı projelerinde kullanılmak üzere ortak finansman anlaşması imzaladık. Hazine garantisiz 59 milyon 850 bin euro bütçeli krediyle öncelikli olarak Hurma’da atıksu arıtma çamuru yakma ve enerji geri kazanma tesisini yapacağız. Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ne konu geldiğinde AK Parti grubu ret verdi. ASAT tarafından yıllık 500 milyon lira çamur bertarafına gidiyor. Şimdi çamur yapma tesisini kuruyoruz. Lara arıtmasının kapasitesine de iki kat artıracağız.”
Böcek, kentteki nüfus artışının yanı sıra araç sayısında da ciddi artış yaşandığını kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“‘ALTIN ÇAĞ’ DİYORLAR, İNSANLAR KURU SOĞANA MUHTAÇ OLDU”
“Pandemi öncesi toplu taşımada 386 bin kişiyi taşıyordu pandemi sonrası 40 bine düştü. Ulaşımla ilgili 2019 yılından itibaren merkezde 186 bin nüfus artışı oldu. 381 bin araç trafiğe girdi. Rus-Ukrayna Savaşı’ndan gelenler, depremden gelen vatandaşlarımız var bunları saymıyorum. 127 tane akıllı kavşak yaptık. Cırnık Köprüsü’nü 4-5 şerite çıkardık yollar genişledi. Batı Çevre Yolu’yla ilgili 5.2 kilometre sorunu çözen bir kardeşinizim. Batı Çevre Yolu’nun mimarı biziz. İktidar olalı 22 yıl olacak, çevre yollarını yapmadığınız sürece trafiği çözemezsiniz. Alanya’ya gittim 71 trafik lambasından geçtim. Altın çağ diyorlar, insanlar kuru soğana muhtaç oldu. Bu altın çağları biz çok gördük.”
BÖCEK’E TEŞEKKÜR
ANSTOP Kurucu Üyesi ve Sözcüsü Reşat Güney, düzenlenen toplantı dolayısıyla Muhittin Böcek’e teşekkür ederek, “Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antstop olarak projeler üretmek ve çözümün bir parçası olma yolunda da görev almak isteriz. Kentin turizminden, şehir planından, iş hayatından, engelli gençlerimizden oluşan ciddi bir kompakt bir sivil toplum yapısı olarak kentimizde sorunları çözüme kavuşturmak istiyoruz” diye konuştu.
]]>Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde kurulması planlanan jeotermal elektrik santraline Alamut Köylüleri karşı çıkıyor. Tarım arazileri ile incir bahçelerinin yanı başında inşa edilmesi hedeflenen santrale karşı köylüler mücadele etme kararı aldı.
Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde tarım arazileri yakınına Zorlu Holding tarafından jeotermal elektrik santrali kurulması (JES) planlanıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Zorlu Holding bünyesinde yer alan Zorlu Jeotermal Enerji Elektrik Üretimi Şirketi’nin Nazilli Diracık (50 MWm/50 MWe) JES Projesi ile ilgili ‘çevresel etki değerlendirme’ süreci başlattığını duyurdu.?Proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilere göre; şirket 948 milyonluk yatırımla yılda 160 milyon kWh elektrik üretmeyi planlıyor. Proje kapsamında Bozdoğan’ın Alamut Köyü sınırlarındaki 148 Ada 14- 15-16 nolu parseller ve 149 Ada 4-5 nolu parsellerde, 10 adeti üretim, 9 adet reenjeksiyon kuyusu ve 1 adet alternatif olmak üzere 20 adet kuyu açılması planlanıyor.
Zeytinlikler, incir bahçeleri ve tarımsal üretime zarar verdiği gerekçesiyle Alamut Köylüleri kurulması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı çıkıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ÇED süreci başlatılan proje için endişelenen köylüler projeye karşı mücadele başlatıyor.?
“MENDERES OVASININ RİSKE ATILMASINI DOĞRU BULMUYORUZ”
jeotermal Enerji Santralinin çevreye ve topraklarına zarar vereceğini ifade eden Aydın Yenipazar Belediye Başkanı Mehmet Yüsran Erden,
“Türkiye’nin enerji tüketiminde yüzde bir payı olmayan bir enerji yatırımı için bu koca büyük menderes ovasın riske atılmasını doğru bulmuyoruz. Dağımızın üstü dağın altından daha değerli diyoruz. Onun için bu mücadeleyi başından beri omuz veriyorum, destek veriyorum. Sonuna kadar da bu konuda mücadele etmeye gayret edeceğiz. Yani biz aynı zamanda yerel yöneticiler, hane halkı gelirlerinin artmasına ve zenginleşmeye de sebep olmak zorundayız. Dolayısıyla belediye yasaları aynı zamanda bize bulunduğumuz bölgede ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi için görevler de yüklemiş. Ama eğer ekilebilir arazideki bitkilerimiz, ekinlerimiz, ağaçlarımız yok olacak olursa, zarar görecek olursa zenginleşme değil, fakirleşme olgusu öne çıkacak. O yüzden bu jeotermal yatırımlarının fakirleşmeye sebep olacağını ve topraklarımızı kirleteceğini ifade ediyorum” dedi.
KÖYLÜLERDEN JES’E TEPKİ
Çevre köylerle birlik olup mücadeleyi yükselttiklerini belirten Alamut Köyü sakini Birtan Kulakoğlu “Burada yaşamak istiyoruz ama yaşamamıza müsaade edecekler mi? Edecekler, ettireceğiz biz buna kararlıyız. Geçmiş tecrübelerden yola çıkarsak bunlar çok güzel, çok şaşalı böyle projeler hazırlıyorlar. Bizimki de bunlardan birisi. Sanki çevreye bu kadar duyarlı, bu kadar önem veren bir proje gibi çalışıyorlar. Biz bunların daha önceki projelerinden, Akbelen’den, Kaz Dağları’ndan, Kastamonu’dan, Giresun’dan, Cerattepe’den ve en son da Erzincan İliç’ten çevreye ne kadar zarar verdiğini gördük, biliyoruz. Bunun için bizim buradaki jeotermale müsaade etmeyeceğiz. Çevre köylerimizle beraber birlik olduk. Mücadeleyi yükseltiyoruz” dedi.
Bozdoğan’a yapılacak Jeotermal Elektrik Santralinin insan yaşamına zarar vereceğine dikkat çeken Alamut Köylüsü “Bizim ölmemizi mi istiyorlar? Köy dediğimiz zaman bizim aklımıza doğal yaşamak gelirdi. Nedir bu JES? Nedir bu kıyım? Nedir bu insanlara yapılan zulüm. İşkencedir bu. Yavaş yavaş ölümdür bu. Biz buna karşıyız istemiyoruz değil mi? Evet JES’e hayır diyoruz” dedi.
Jeotermal Elektrik Santralinin Alamut Köyü’ne zarar vereceğini söyleyen Ayşe Türkmen, “Köyümüzde yaşamak istiyoruz. Köyümüzü vermek istemiyoruz. Çoluğumuz çocuğumuz var, torunlarımız var. Kimseyi köyümüze sokmak istemiyoruz. Köyümüze zarar verecek şeyi istemiyoruz” şeklinde konuştu.
“ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
“Çocuklarımıza ileride güzel bir yeşil alan bırakmak için mücadele edeceğiz” ifadelerini kullanan Alamut Köyü sakini Derman Süslüoğlu, “Doğayı, canlıları, insanlarımızı, çocuklarımızı her şeyi seven köy. Bizim köyümüz, çocuklarımızın sağlığı, geleceği için mücadele edecek. Bunun için sonuna kadar mücadele edeceğiz. JES’e hayır diyoruz. Bizim köyümüz çiftçilikle, zeytinlerle, darıyla, buğdayla, ekmeğini kazanan köydür” dedi.
66 Yaşındaki Meryem Er ise “Torunlarımız var. Köyümüzün temiz havasından memnunuz biz. Biz bu jeotermali istemiyoruz. Zehirlenmek istemiyoruz. Biz incirimiz, zeytinimizi, yoncamızı, mısırımızı temiz, zehirsiz istiyoruz. Hayvanlarımız, yoncamızı yiyor, mısırı yiyor. Buğdayımız, arpamız temiz olsun istiyoruz. Biz jeotermale karşıyız” ifadelerini kullandı.
“BU OVAYA BUNU YAPMAK VATANA İHANETTİR”
Zorlu Holding’in Bozdoğan Jeotermal Elektrik Santrali projesinin yalnızca Alamut Köyünü etkilemeyeceğini dile getiren 23 yaşındaki Mehmet Melih Pehlivan “Türkiye’nin en verimli topraklarından birinde yaşıyoruz. Yani jeotermal demek buranın bitmesi demek, tarımın bitmesi demek. Bütün Türkiye’yi besleyecek bir ovamız var, Menderes Ovası olarak. Bu ovaya bunu yapmak vatana ihanettir. Bu ovanın dağlarından yağ, ovalarından bal akıyor. Yani sadece bizim köyü etkileyen bir şey değil bu. Tüm tarımı bitirecek. Asit yağmurları olarak bütün çevremize zarar verecek” diye konuştu.
“BEN BURADA YAŞAMI GÖRDÜM”
Azerbaycan’dan gelen Aydın’da yaşamını sürdüren Gönül yürek “Ben Azerbaycan’dan geldim, dağları aşıp geldim. Ben böyle bir ne toprak, ne temiz hava, ne yaşam görmedim. Ben burada yaşam gördüm. Temiz havayı gördüm ben buraya zehir bırakmamalarını, zeytinliğimize, ağaçlarımıza, tabiatımıza, ormanımıza, sağlığımıza, sahibiz hala evimizde elimizden almalarını istemiyoruz. Ben çocuklarımın zehir yutmasını istemiyorum” dedi.
Geçimini tarlalarından sürdürdüklerini ifade eden iki çocuk annesi Aysel Uyar “Bizim bir tek tarlamız var. O da elimizden giderse biz ne yiyeceğiz? Biz bu jeotermali istemiyoruz. Bizim köyümüz kendi arazisiyle, karnını doyurmaya uğraşıyor. Herkes çabalıyor. Bizim köye değmesinler, bizim köy hiçbir şey istemiyor kimseden. Biz burada hep birlikte mutlu geçiniyoruz. Herkesin üçer beşer tarlası var. Onunla geçim kaynağı yapıyoruz. Biz onlarla doyuyoruz. Bizim bu elimizden giderse benim iki tane çocuğum var. Ben bu bir tarlam da elimden giderse ben çocuklara neyi emanet vereceğim” diye konuştu.
]]>Yıllardır İsrail ablukası altında olan ve 4 ayı aşkın süredir de hava, kara ve denizden saldırılara sahne olan Gazze’de, açlık krizi derinleşirken, belediye hizmetlerinin sağlanamaması sonucu çevrede çöp ve çeşitli atıkların neden olduğu kirlilik de artıyor.
Gazze Şehri’nin batısında Filistinli mültecilerin kaldığı Sahil Kampı’nda yaşayan gençlerden Bilal Abdullatif, AA muhabirine yaptığı açıklamada karşılaştıkları sorunları anlattı.
“Acımasız saldırıların devam etmesi belediyenin çalışmalarını sekteye uğrattı ve sokaklarda ve mahallelerde dayanılmaz atık birikmesine neden oldu.” diyen Abdullatif, Gazze şehrinin merkezindeki el-Vahde Caddesi’ndeki geçici Yermuk çöplüğünün yanından olabildiğince çabuk geçmek için aceleyle yürüdüğünü dile getirdi.
Çöp depolama alanının yanından geçerken, büyük miktarlarda katı atığın birikmesi sonucu çevreye yayılan kötü kokular sebebiyle baş ağrısı ve dönmesi hissettiğini aktaran Abdullatif, “Atık her yere yayıldı ve kokusu havaya yayılıyor. Sadece bu da değil, böceklerin, kemirgenlerin ve bulaşıcı hastalıkların da yayılmasına neden oldu.” dedi.
Abdullatif, Gazze Şehri’ndeki çevre ve sağlık felaketinin genişlemesiyle birlikte insani koşulların ve yaşam koşullarının daha da kötüleşmesinden endişe ettiğini vurguladı.
Atıklar Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor
Gazze’nin doğusundaki eş- Şucaiyye Mahallesinde yerinden edilen 45 yaşındaki Siham el-Kıta, yaşananların büyük bir sağlık ve çevre felaketinin habercisi olduğunu ifade ederek, “Saldırılardan önce toplanan, taşınan ve ayrıştırılan atıklar, şimdi Filistinliler arasında birikerek çeşitli hastalıklarla sağlıklarını tehdit ediyor. Atıklar, fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarına ve birçok hastalığa neden oluyor.” diye konuştu.
Gazze’de ilaç yokluğu ve okulların çevresinde atıkların birikmesi nedeniyle küçük çocukların birçok bağırsak ve cilt hastalığına yakalandığına dikkati çeken Kıta, yaşanan atık krizine acil bir çözüm bulunması çağrısında bulundu.
“80 bin ton çöp ve atık birikti”
Gazze Belediyesi Sözcüsü Hüsni Muhenna, belediye ekiplerinin katı atıkları, Cuhr ed-Dik depolama sahasına aktaramaması nedeniyle Yermuk depolama sahası ve çevresinin artık herhangi bir ilave katı atık miktarını alamayacağını belirtti.
Gazze kentindeki koşulları “felaket” olarak niteleyen Muhenna, İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana şehrin doğu sınırında bulunan ana atık depolama alanına taşıma işleminin durdurulması nedeniyle yaklaşık 80 bin ton çöp ve atık biriktiğini kaydetti.
Bölgedeki atık krizinin, İsrail’in yoğun saldırıları sebebiyle güvenlik koşulları, atıkları toplamak için kullanılan araç ve kamyonlar için gereken yakıtın tükenmesi ve bu araçların saldırılarda yok edilmesinden kaynaklandığı vurgulayan Muhenna, yıkıcı İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun, Gazze belediyesine ait çeşitli sektörlerde hizmet veren 90 aracı imha ettiğini aktararak, bu durumun temel hizmetlerin neredeyse tamamen aksamasına neden olduğunu vurguladı.
Belediye yetkilisi Muhenna, İsrail’in yıkıcı saldırılarını durdurarak, vatandaşlara temel hizmetleri sunmaya devam etmek için makine, teçhizat ve yakıt sağlanması için uluslararası kurum ve kuruluşlara, acil müdahale çağrısında bulundu.
]]>CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye, “Bakanlığınız tarafından ülkemizde hangi su havzalarında ‘Ekolojik Risk Değerlendirmesi’ yapılmıştır? Eğer yapıldıysa Ekolojik Risk Değerlendirme raporları nerede yayınlanmıştır? Erzincan İliç’teki altın madeni faciası sonrasında yer üstü ve yer altı suları ile toprak ve çökeltilerdeki kirliliği izlemek için bölgede hangi tarihlerde, hangi noktalardan hangi analizler yapılmıştır? Analiz hangi laboratuvarlarda yapılmış, analiz raporları nerede yayınlanmıştır? Bakanlığınızın siyanürle altın çıkartılan madencilik faaliyetlerinin çalışan sağlığına, halk sağlığına, çevreye ve ekolojik sisteme etkilerini izlemek için yürürlüğe koymaya karar vermiş olduğu herhangi bir eylem planı var mıdır” diye sordu.
CHP Bursa Milletvekili ve Halk Sağlığı Profesörü Dr. Kayıhan Pala, Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan toprak kaymasının ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’a soru önergesi verdi. Kaya, akarsu sistemlerindeki kimyasalların ekolojik risk değerlendirmesinin çevrenin korunması açısından hayati öneme sahip olduğunu belirttiği önergesinde Bakan Özhaseki’ye şu soruları yöneltti:
“BAKANLIĞINIZ TARAFINDAN ÜLKEMİZDE HANGİ SU HAVZALARINDA ‘EKOLOJİK RİSK DEĞERLENDİRMESİ’ YAPILMIŞTIR”
“Bakanlığınız tarafından ülkemizde hangi su havzalarında ‘Ekolojik Risk Değerlendirmesi’ yapılmıştır? Eğer yapıldıysa Ekolojik Risk Değerlendirme raporları nerede yayınlanmıştır? Bakanlığınız tarafından ‘Olasılıksal Ekolojik Risk Değerlendirmesi’ yapılan herhangi bir su havzası ve/veya akarsu sistemi var mıdır? Ülkemizdeki su havzaları için herhangi bir ‘Maruziyet Değerlendirmesi’ yapılmış mıdır? Ülkemizdeki su havzaları için herhangi bir ‘Etki Değerlendirmesi’ yapılmış mıdır? Ülkemizdeki su havzaları için herhangi bir ‘Risk Değerlendirmesi’ yapılmış mıdır’Bakanlığınız tarafından su havzaları ve akarsulara ilişkin, kirlenme olasılığı bulunan su sistemi üzerinde yaşayan türlerin potansiyel olarak etkilenen kısım açısından riskini değerlendirmek amacıyla hem maruz kalma hem de etki bilgilerini analiz etmek ve entegre etmek için kullanılan herhangi bir karar destek sistemi var mıdır?
“ÜLKEMİZDEKİ SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARTILAN 20 MADENİN ETKİLEDİĞİ SU KAYNAKLARINDA ÇEVRESEL SİYANÜR KONSANTRASYONLARI ÖLÇÜLMEKTE MİDİR”
Ülkemizdeki mevcut siyanürle altın çıkartılan 20 madenin etkilediği su kaynaklarında çevresel siyanür konsantrasyonları ölçülmekte midir? Eğer ölçülüyorsa, söz konusu madenlerin faaliyete geçtiği tarihten itibaren siyanür konsantrasyonları ölçüm sonuçları aylara ve yıllara göre nedir? Söz konusu 20 altın madeninin çevresindeki yer üstü ve yer altı sularının, toprağın veya çökeltilerin kirliliğini izlemek amacıyla ve arzu edilen çevresel kalite hedeflerine ulaşmak için kullanılan herhangi bir ekotoksikolojik izleme/değerlendirme prosedürü var mıdır? Erzincan İliç’teki altın madeni faciası sonrasında yer üstü ve yer altı suları ile toprak ve çökeltilerdeki kirliliği izlemek için bölgede hangi tarihlerde, hangi noktalardan hangi analizler yapılmıştır? Analiz hangi laboratuvarlarda yapılmış, analiz raporları nerede yayınlanmıştır? Bakanlığınızın siyanürle altın çıkartılan madencilik faaliyetlerinin çalışan sağlığına, halk sağlığına, çevreye ve ekolojik sisteme etkilerini izlemek için yürürlüğe koymaya karar vermiş olduğu herhangi bir eylem planı var mıdır?”
]]>
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sultangazi Cebeci Yatırımları tanıtımı ve halk buluşmasında konuştu. İmamoğlu: “Hükümet, belediye, şu, bu fark etmez yeter ki sorunları hızlı çözmek adına aklın, kanunun, yasanın öngördüğü ne varsa işbirliği içerisinde, hızlı ve çözümleri birlikte tasarlayalım. Ama bunun için illa herkes aynı partiden olacak, herkes şu olacak, herkes bu olacak diye bir kaide yok. Bu memleketin, bu milletin gündemine böyle lüzumsuz işleri taşıyanlar gerçekten bu milletin kalitesinin farkında değil. Milletimiz 86 milyon insanımız 16 milyon hemşerimiz bu süreçleri en nizami şekliyle anlayıp işlerin yapılma biçimine bakıp yeter ki hizmet alalım bakışıyla hareket ettiğinin hepimiz farkındayız. Ne gerekir açıkçası milletçe bütün kurumlarda partizanlığı bırakmak, partizanlıktan arınmak ve herkesin işine odaklanması gerekir” dedi.
İmamoğlu, Sultangazi Cebeci Yatırımları tanıtımı ve halk buluşmasında konuştu. Cebeci köyünde gerçekleştirilen yatırımlar hakkında vatandaşlara bilgi veren İmamoğlu şunları söyledi:
“İSTANBUL’UN DÖRT BİR YANINDA ÇOK ÖZENLİ İŞLER YAPTIK: Bugün havayı güzel görünce bizim arkadaşlarımız bizi otobüsün üstüne çıkartmaya karar vermiş. Tabi esas olan bu güzel çevrede, bu güzel ortamda tarihi Cebeci Köyü’nde güzel köyümüzün güzel insanlarıyla ve Sultangazi’nin kıymetli bireyleriyle birlikte elbette sizleri selamlamak ve gerçekten buraya yapılan güçlü yatırımları sizinle paylaşmak. İstanbul’un dört bir yanında çok özenli işler yaptık. Bu özenli işlerden bir tanesi de burada. Ama bu işe inanın kelimeler yetmez. Burada yaptığımız işin parayla ölçülecek tarafı yok. Yani bu sadece Cebeci Köyü meselesi değil. Cebeci’deki bu büyük taş ocaklarının çevresinin, ortamının, köylerinin düzeltilmesi meselesi. Burada insanca yaşamı sağlarken bir yandan da burada oluşan çevre kirliliği, çevreyle ilgili sıkıntılar, derenin ıslahından tutun, atık sudan, temiz suya varıncaya kadar, doğal gaz yatırımlarından tutun, birçok konuya varıncaya kadar bu sürecin derlenip, toparlanıp insanca yaşam koşullarının buraya sağlanması meselesi. O bakımdan buradaki buluşmayı çok ama çok önemsiyorum. Ben buraya bu yaklaşık dört buçuk yıl içerisinde en az 20-25 kez geldim. Bu köye iki üç defa geldim ama çevreyi 20 – 25 kez dolaştım. Neredeyse İstanbul’un her yönünde temeller atıyoruz veya çalışmalar yapıyoruz ama burayı da ayrı önemsiyoruz.
HİÇBİR AYRIM YAPMADAN HERKESİN SORUNUNU ÇÖZMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ: Bu manada her gün yeni bir temel atmanın, yeni bir açılış yapmanın gururunu yaşıyorum elbette ve hiçbir ayrım yapmadan herkesin sorununu çözmek için çalışıyoruz. Burada bu konuda özellikle az önce bahsettiğim sorunlarla boğuşan bu alanda maden bölgesindeki plansızlık, denetimsizlik yüzünden 40 yılı aşkındır, çözümsüz hale gelmiş sorunlar olduğunu tespit ettik. Tabi bu madenin çalışmaları belli sebeplerle bakanlık tarafından durdurulmuştu. Ama çözüm içinde bir yolculuk net olarak tariflenmemişti. İki şeyi aynı anda yapmamız gerekiyordu. Hem bu madenin çevreyi olumsuz etkilerini gidermek hem de bu madenden çıkartılan kaliteli kalker madenini de İstanbul’a sağlıklı bir şekilde eriştirmek. Biz bunu başardık. Buradaki ocaklardan çıkarılacak kalker madenini İstanbul için de önemini biliyorduk. Bu manada kalker, metro tünelleri, otoyol tünelleri, köprüler, kamu binaları gibi çok kritik yerlerde kullanılan kaliteli beton üretimi için olmazsa olmaz bir maden. ve bu kalitede buradaki ocağın dışında çıktığı bir başka yerde yok. İstanbul için konuşuyorum. Bu manada ulaşımdan depreme hazırlık kadar pek çok açıdan hayati bir ham madde olduğunun farkındaydık. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi doğaya saygılı, çevreye uyumlu bir madencilik faaliyetini sağlamak üzere arkadaşlarımla harekete geçtik. Çevre ve Altyapı Projesi kapsamında otoyol ile maden bölgesi bağlantısı. Sağlayan bin 800 metre uzunluğundaki kavşak bölgesi bağlantı yolunu tamamladık. Sultangazi ilçesindeki kamyon trafiğini de ortadan kaldırmak açısından ilçeye ulaşımı rahatlatarak bu trafik ulaşımını tümden iç ulaşım yollarından arındırdık. A-1 bağlantı yolunu yani Habipler Mezarlık yolunda bitirerek Habipler Mahallesi trafiğinin yoğunluğunu da rahatlatmış olduk. Cebeci Köyü ve Gazi Mahallesi’ni birleştiren yolu tamamlayıp mahallenin yolu ile maden sahası yolunu tümden birbirinden ayırmış olduk. Böylece maden yolu trafiğini, mahallenin dışına taşıyarak insanlarımızın sağlığını, can güvenliğini ve mal güvenliğini sağlamış olduk.
40 HEKTARLIK ALANA PEYZAJ ÇALIŞMASI YAPTIK: Bölgede yolları yaparken sadece yolları, altyapısını dere ıslahını ve diğer hususları tamamlamakla yetinmedik yeşillendirmeyi de ihmal etmedik. Yolların çevresine 14 bin 500 adet ağaç ve fidan diktik. Ayrıca 40 hektarlık bir peyzaj çalışması yaptık. Aynı zamanda mahallenin ve diğer köylerin yağmur suyu ve atık su sorunlarını da İSKİ marifetiyle çözüme kavuşturduk. Mahallenin içinden geçen derenin ıslahını tamamlayarak burada oluşabilecek taşkın riskini de bertaraf ettik. Köyün içindeki bir kısım metruk yapıları yıkarak mahalle içerisindeki yeşil alanlar ve parklar ile mahallemizi hak ettiği yere taşıdık. Bu bölgede ve yakın çevresinde az önce ifade ettiği gibi 17 yıldır doğalgaz olmasına rağmen bu mahallemizde doğalgaz hattı yoktu. Tam beş bin 600 metre doğal gaz boru hattı çekerek mahalleyi 17 yıl sonra doğalgaza kavuşturduk. Şu an mahallede 160 hane doğalgaz kullanıyor. Bundan sonrasında maden sahasıyla ilgili süreçleri elbette bırakmıyoruz. Hem düzgün işletilmesi hem nitelikli işletilmesi hem de şeffaflığıyla birlikte kurumumuzun burayla ilişkili kurumlarının da sürecin içerisinde en güçlü şekilde var olduğu bir şekiliyle bu bölgeyi nizami bir biçimde sürdürülebilir bir maden işletmesine dönüştürmenin de gururunu yaşayacağız.
BU BÖLGEDE YAŞAYAN YURTTAŞLARIMIZI MUTLU EDECEK ÇÖZÜMÜ HEP BİRLİKTE HAYATA GEÇİRECEĞİZ: Bu anlamda maden sahası içerisinde entegre tesisler oluşturarak özellikle şehir içine dağılmış beton santrallerini, asfalt, plent üreticilerini bu entegre tesislerinde çevreci yatırımlarla aynı bölgede buluşturup toplu halde kamyonların şehir içerisinde taş ocaklarından taşları taşıyacak bir biçimde çevre kirliliğini ve özellikle yolların bozulmasını insanların can güvenliğini tehdit edecek bir süreci ortadan kaldıracağız. Ayrıca buradaki işletmeler denetimli maden alanının içerisinde çevreye uyumlu şekliyle çalışacaklar. Böylece hem işletmecileri hem de bu bölgede yaşayan yurttaşlarımızı mutlu edecek çözümü hep birlikte hayata geçireceğiz. Burada üretilecek kaliteli kalkerle de İstanbul’un kentsel dönüşümünü daha da güvenli bir biçimde gerçekleştirebileceğiz. Bir sorun nasıl topyekün ele alınır, nasıl herkesin katkısı ve işbirliği ile kalıcı biçimde çözülür burada inanın bu işin en güzel örneklerinden birisini hep birlikte sergiledik. Bu önemli projeye destekleri olan ve katkıları olan, emeği geçen bakın tüm kamu kurumları ve kuruluşları Sultangazi’den belediyesinden bakanlığa, valilikten diğer kurum kuruluşlara da hepinizin huzurunda yetki, belge, izin vesaire hususlarında birlikte çalıştığımız emniyet güçleri dahil herkese yürekten teşekkür ediyorum.
NE GEREKİR, AÇIKÇASI MİLLETÇE BÜTÜN KURUMLARDA PARTİZANLIĞI BIRAKMAK: Bu örnek şunu gösteriyor. Hükümet, belediye, şu, bu fark etmez yeter ki sorunları hızlı çözmek adına aklın, kanunun, yasanın öngördüğü ne varsa iş birliği içerisinde, hızlı ve çözümleri birlikte tasarlayalım. Ama bunun için illa herkes aynı partiden olacak, herkes şu olacak, herkes bu olacak diye bir kaide yok. Bu memleketin, bu milletin gündemine böyle lüzumsuz işleri taşıyanlar gerçekten bu milletin kalitesinin farkında değil. Milletimiz 86 milyon insanımız 16 milyon hemşerimiz bu süreçleri en nizami şekliyle anlayıp işlerin yapılma biçimine bakıp yeter ki hizmet alalım bakışıyla hareket ettiğinin hepimiz farkındayız. Ne gerekir açıkçası milletçe bütün kurumlarda partizanlığı bırakmak, partizanlıktan arınmak ve herkesin işine odaklanması gerekir. Bu anlamda tam da bu bahsettiğim işim prensipleri ve biz yaklaşık beş yıldır sadece çözüme, icraate, hizmete odaklanmış bir belediyecilik yapıyoruz. Bu sayede yıllarca ihmal edilmiş içinden çıkılmaz hale gelmiş sorunları çözüyoruz. Bundan sonra da yolumuza aynı şekliyle devam edeceğiz. Halkımızdan alacağımız destekle sizlerin oylarıyla daha da hızlanarak daha da güçlü işleri bütün şehrimizde harekete geçireceğiz. İstanbul’umuzun dört bir yanına hizmet ve yatırım götürmeye devam edeceğiz.
GÜÇLÜ BİR MİLLET İTTİFAKINI KURACAĞIMIZDAN KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN: Sultangazi’de, Cebeci’de yaptığımız birçok çalışma altyapıdan üstyapıya, kreşten sosyal yardımlara, sosyal tesisler hizmetlerinden parklara ve burada yaptığımız bütün işlerin daha iyilerini yapmak için yolculuğumuza en güçlü şekliyle devam etmek istiyoruz. Bu kapsamda özellikle yola çıktığım değerli yol arkadaşım Ferhat Epözdemir Belediye Başkan adayımıza da hem Sultangazi’de hem de bütün İstanbul yolculuğundaki bütün belediye başkan adayı arkadaşlarıma yürekten başarılar diliyorum. Tabi bu iş örgütlü mücadele hem ilçe başkanımla beraber buradaki Cumhuriyet Halk Partililer ama daha da ötesi biz milletin ittifakını temsil eden, milletiyle birlikte düşünen, konuşan insanlar olarak bu şehirde bulunan herkesin bizimle bu yönetimde var olduğunu, birlikte düşündüğümüzü, birlikte yol yürüdüğümüzü hissettiği güçlü bir millet ittifakını kuracağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Biz bu şehirde yaşayan herkesle konuştuk bizim sözümüz, bizim yüreğimiz, bizim gözümüz, bizim yüzümüz inanın iyiliğin dışında güzel duygunun dışında milletimizin çıkarının dışında hiçbir konuyu muhatap almayacak. Bizim tek yolumuz var milletimize hizmet. Milletimize hizmet o bağlamda yolumuz açık olsun. Hepinize katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
]]>“135 KEZ DENETLEMİŞİZ VE BU İLETMEYİ DE KAPATMIŞIZ”
Murat Kurum, Neler Oluyor Hayatta programında açıklamalarda bulundu. İliç’teki maden faciası sonrası kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt veren Kurum, şunları söyledi; “İliç’teki kaza sonrasında dönemin çevre bakanı ÇED raporu verdi, bundan oldu diyorlar. Çevre bakanlığı çevre faaliyetini, çevreye olan etkisi var mı yok mu buna bakar. Her şey kuralına göre olur bozan varsa da gereği yapılır. Bakanlık bu işletmenin sorunu var mı yok mu buna bakar. Faaliyet izni veremez. 135 kez denetlemişiz, ve bu iletmeyi de kapatmışız 3 ay.
“HALKALI’DA SEL BASTI, SEN ÖLDÜRDÜN MÜ DİYECEĞİZ?”
2008’den beri ÇED’i var buranın. Birim artırmak istiyorum demiş, sorun olup olmadığının bildirilmesini istemiş. 21 kuruldan görüş aldık ve şu tedbirleri alırsanız çevresel açıdan sorunu yoktur demişiz. İlgili bakanlıktan da faaliyet izni almış. Şimdi oraya siz ÇED verdiğiniz için burası kaydı diyorlar ÇED raporu ile toprak kaymasının ne ilgisi var? Metrobüsler bozuluyor, otobüsler yanıyor neden görevinizi yapmıyorsunuz diye sormak lazım o zaman. Halkalı’da sel bastı, Başakşehir’de sel oldu. Sen öldürdün mü diyeceğiz, böyle bir şey olabilir mi?”
“TAKSİ SORUNUNDA BİR İRADE ORTAYA KONULMUŞ DEĞİL”
İstanbul’daki taksi sorunu ile ilgili de konuşan Kurum, “Bir irade ortaya konulmuş değil” dedi. Göreve gelmesi durumunda bazı düzenlemeler hayata geçireceklerini söyleyen Kurum, şu ifadeleri kullandı; “Taksi sorununda da bir irade ortaya konulmuş değil. Merkezi taksi sistemini hayata geçirelim istiyoruz. Durakların bile uygulaması var. Tek çatı altında toplamalıyız. Hangi taksiyi istediğimiz, arabanın durumuna kadar dijitalden bunu çağırabileceksiniz. İstanbul taksisi marka haline gelecek. Yurt dışına gittiğinizde şehrin turizm elçileridir taksiler. Önce merkezi taksi uygulamasında hepsini birleştireceğiz. Bilimsel verilerle nerede nasıl ihtiyaç var taksi plakası ihalesine çıkacağız. Plaka sayısını artıracağız. Vatandaşın beklentisi hizmet. Taksicinin de güvenliği söz konusu.
“MEVCUT YÖNETİM KENDİSİ TAKSİCİLİK YAPMAK İSTİYOR”
İnsanları karşı karşıya getirmeye gerek yok. Sonuçta masanın etrafında doğruyu ortaya koyacağız. Mevcut yönetim kendisi taksicilik yapmak istiyor. Kanun diyor ki yönetim taksicilik yapamaz diyor. 8+1’ler de rahatsız şimdi. Tek bir doğruyu uygulayacak süreci işleteceğiz. Önüne gelen de taksici olamayacak. Taksi durakları İstanbul ruhuna uygun yenilenecek. Havalimanına 18 milyon turist geliyor, bu kişiler taksiye biniyor. Taksici ile iletişim kursa, 1 gün daha fazla kalsa şehrin istihdamı ve ekonomisi hareketlenir. Denetim ve ödül yöntemi getireceğiz. Yanlış bir şey olduğunda hemen yazacak vatandaş. Trafikten mene kadar ceza olacak. Taksicilerimizin can güvenliği için taleplerine yönelik adımları atacağız.”
“650 BİN KONUTUN DÖNÜŞÜMÜNÜ HEDEFLİYORUZ”
Kurum, ayrıca 10 başlıkta projeler hazırladıklarını söyledi. Olası İstanbul depremi ile ilgili de konuşan Kurum, 650 bin konutun dönüşümünü hedeflediklerini söyledi.
]]>Özhaseki, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile maden ocağı sahasında açıklamalarda bulundu.
Olayın olduğu andan itibaren bakanlığın ilgili birimlerinin, 10 bilim insanı ve bakanlık uzmanlarının donanımlı mobil cihazlarla bölgeye gittiğini bildiren Özhaseki, olayları yakından takip ettiklerini vurguladı.
Bölgeye geldikten sonra heyelan alanında uçan, biriken toprağın nehir ile buluşmasını kesmek için menfez kapaklarının kapatıldığını aktaran Özhaseki, sonrasında bu toprağın güvenli bir yere nakli için gerekli arama çalışmaların yapıldığını söyledi.
Özhaseki, şöyle devam etti:
“Bu toprağın herhangi bir şekilde insan sağlığına çevreye zararı var mı, havada, suda, toprakta tehlikeli atıklar oluştu mu gibi bir soruya cevap bulabilmek amacıyla da arkadaşlarımız her gün 9 noktadan numune alıyorlar. Sonra bunu gerek kendi mobil cihazımızda gerekse üç ayrı dışarıdaki yetkin laboratuvarlarda incelettiriyorlar. Şu ana kadar çok şükür tehlike oluşturacak bir zehirli atığa rastlanmadı. Bundan sonra da bu titizliği devam ettireceğiz, sonuna kadar sürdüreceğiz. Herhangi bir tehlikenin oluşmaması için elimizde ne geliyorsa onu yapacağız.”
Özhaseki, toprağın taşınması aşamasında taşınabilecek yerlerin tespiti dahil üzerlerine düşeni yapacaklarını vurgulayarak, “Çok şükür burada bir tehlikenin oluşmaması bizim için son derece önemliydi, bundan sonra da inşallah olmaz diye ümit ediyorum. Ama bu hiçbir zaman bizim yapacağımız çalışmalara mani değil, burada biz bu çalışmaları titizlikle sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Her gün topraktan numune alınıp, havadaki ölçümleri yapacaklarını bildiren Özahseki, “Ayrıca yer altındaki suların nehre ulaşma konusundaki tehdidini de göz önünde bulundurarak, ne yapılması icap ediyorsa bilim adamlarımızın tavsiyeleriyle, uzmanlarımızın bu konudaki görüşleriyle istişareyle bakanlıklar arasındaki bir koordinasyonla üzerimize düşen de yapmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Özhaseki, bölgeye geç gitmesine yönelik tepkiler olduğunun belirtilmesi üzerine, “Özellikle kendi özelimle ilgili bir şey söylemek istemezdim ancak bir ay kadar önce 8 saat süren bir operasyon geçirdim ve buradaki hadisenin vuku bulduğu gün de devamında 2 saatlik bir operasyon daha geçirdim. Hastanede kalıp doktorların nezaretinde uzunca bir süre tedavi oldum.” dedi.
Olayın olduğu ilk andan itibaren narkozun etkisinden kurtulmasıyla, çevreden sorumlu Bakan Yardımcısı, ÇED Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü ve bilim insanlarından oluşan ekipten anbean olayları takip ettiğini anlatan Özhaseki, “Buradaki olayların hepsinden de sonuna kadar tabii ki haberim var. Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri, o yüzden eğer özür dilemem gerekiyorsa bütün kamuoyundan özür dilerim.” ifadelerini kullandı.
“Bugüne kadar tutanaklara yansıyan tam 135 denetim yapılmış”
Özhaseki, bölgedeki denetimlere ilişkin soruyu yanıtlarken, ÇED raporlarının Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından alındığını anımsattı.
Kirleticilik vasfı bulunan herhangi bir işletmeyi açacak olan her kim varsa Bakanlığa müracaat ettiğini anlatan Özhaseki, şöyle konuştu:
“Kirleticilik vasfı yüksekse Bakanlık yetkilidir bu konuda, değilse biraz düşük oranda ise onda valiliklerimiz, çevre il müdürlükleri yetkili. Buradaki hadise ÇED çıkmadan önce başlamış ama 2008’de ilk raporu alınmış. Yani neredeyse tam 16 sene kadar önce bu rapor alınmış, aradan geçen zaman ve süre içerisinde 2-3 bazen 4 yıl gibi aralıklarla ya genişletme ya alandaki değişik proseslerin uygulanması ile ilgili de bir takım ÇED raporundaki yenilenmeler söz konusu olmuş, arkadaşlarımız titizlikle tabii bu işi takip ediyorlar.”
Özhaseki, bir ÇED raporu için müracaat edildiğinde 2 yılı bulabilen uzun bir süreç yaşandığını belirterek, oradaki birçok bakanlık, kamu kuruluşu, yereldeki idarelerle yazışmalar yapıldığını bildirdi.
Rapor verildikten sonra belli aralıklarla tüm bakanlıkların kendi alanına düşen denetimleri yaptığını aktaran Özhaseki, “Arkadaşlarımız bugüne kadar burayla ilgili tutanaklara yansıyan tam 135 tane denetim yapmışlar. En çok denetim 2022 yılı ortalarında meydana gelen bir borunun patlaması üzerine olmuş. Burada kapatma kararı vermişler, en ağır para cezasını vermişler, ayrıca da savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlar. Daha sonra ilgili firma bunları giderdiğini ispat ederek, yeniden müracaat ettiğinde de tabii ki çalışmasına izin vermişler.” diye konuştu.
Özhaseki, denetimlerin büyük çoğunluğunun 2022 ortasından itibaren başladığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Burada çevreye bir zarar veriliyor mu, verilmiyor mu? Nihayetinde oradaki madende üretim şartlarından dolayı tabii olarak bir tehlike oluştuğu için bunun çevreye etkisi noktasında arkadaşlarımız ölçümler yapmaya da devam etmişler. Şu ana kadar bizim raporlarımızda söylüyorum bu konuda tehlike oluşturacak bir şey olmadığı hususunda da bilgiler var. Yığının ne kadar olduğu, kaç metre yükseklikte olduğu, bunların ÇED raporlarına nasıl yansıdığı, sınırların aşılıp aşılmadığı bunların hepsi hem idari hem adli hem de hukuki boyutlarıyla inceleniyor.”
Bütün bakanlıkların kendi müfettişlerini gönderip, kendi bakanlıkları açısından ilgili genel müdürlüklerin bir kusuru olup olmadığını incelediklerini dile getiren Özhaseki, “Bizim de baş müfettişlerimiz buradalar, ilgili birimlerimize düşen tarafta bir kusur var mı yok mu, biz de onu inceliyoruz. Varsa zaten gereğini yaparız. Öbür taraftan da adli olarak da savcılarımız burada serbestçe çalışıyorlar. Nihayetinde kusur kimde niye böyle bir olay meydana geldi, bu da ortaya çıkacaktır, diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki İSTAÇ, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük kapasiteli bir arıtma sızıntı suyu tesisini, 11 ay gibi rekor bir sürede tamamladı. Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi açılışında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İnsana, doğaya değer vermeyen, uzmanların uyarılarını dikkate almayan yönetim anlayışı ölüm getiriyor, felaket getiriyor. Doğayı, sadece kendilerine ait bir kazanç kapısı gibi görenler, sadece gösterişli projelerle, özellikle de rant getiren projelerle ilgileniyorlar. Sadece seçim sonrası süreçleri hesaba katıyorlar. ‘Seçimi kazanalım. Seçimi kazandıktan sonra biz işimize bakalım’ diyenler ne yapıyorlar? Aslında geleceğimizi yok ediyorlar” dedi.
İSTAÇ, kapasite fazlası çöp sızıntı suyunun, yaklaşık 25 yıldır kara tankerleri ile Şile’deki tesisten diğer arıtma tesislerine taşınması uygulamasına son verdi. Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin kapasitesi, 2.000 m3/günden 4.000 m3/güne çıkarıldı. 11 ay gibi rekor bir sürede tamamlanan Şile Karakiraz Mahallesi’ndeki Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin açılışı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Şile Belediye Başkan adayı Özgür Kabadayı’nın katılımlarıyla gerçekleştirildi. Açılış töreninde, İmamoğlu ve İSTAÇ Genel Müdürü Ziya Gökmen Togay birer konuşma yaptı. Konuşmasında, tesisin yapılış sürecinin detaylarını paylaşan İmamoğlu, şunları söyledi:
“ASLINDA GÖREVİ İHMAL ANLAŞIYIDIR: Buradaki çöp sızıntı suyu meselesi, önemli bir mesele. Etkisi sadece burada değil, buranın yakın çevresinde değil, -ne ilgisi var, diyeceksiniz- ta Tuzla’ya kadar uzayan bir çevre etkisi söz konusu. ve bu çöp sızıntı suyu meselesinin hem Silivri’de hem burada çözüme kavuşmasında, bizim dönemde atılan adımlarla sonuçlanması, gerçekten düşünmeye değer bir konudur. Yani bu kadar önemli bir çevre etkisi olan çöp sızıntı suyu meselesini düşünmeyen ya da buna dönük hızlı bir adım atmayan yönetim anlayışı, aslında görevini ihmal anlayışıdır.
ÇEVRE FACİALARINDAN SONRA YÖNETİCİ BULAMADIĞIMIZI GÖRÜYORUZ: Çevre duyarlılığını yitirmiş yönetimlerin nesiller boyu sürecek çok acı kayıplara yol açıyor. Bu vesileyle, bunu ülkemizin dört bir yanında gördüğümüzü ve çevre facialarından sonra ne yazık ki, mercekle arasak, sorumlu yönetici bulamadığımızı da görüyoruz. Çok acı bir durum. Özellikle insana, doğaya değer vermeyen, uzmanların uyarılarını dikkate almayan yönetim anlayışı ölüm getiriyor, felaket getiriyor. Doğayı, sadece kendilerine ait bir kazanç kapısı gibi görenler, sadece gösterişli projelerle, özellikle de rant getiren projelerle ilgileniyorlar. Sadece seçim sonrası süreçleri hesaba katıyorlar. ‘Seçimi kazanalım. Seçimi kazandıktan sonra biz işimize bakalım’ diyenler ne yapıyorlar? Aslında geleceğimizi yok ediyorlar. Ben, son günlerde sahada gözü yaşlı insanların, Erzincan İliç’teki meseleyi benimle paylaşmalarının duygusallığı içerisindeyim. Bizim insanımız o kadar değerli ki; bazen tahmin edemeyeceğiniz noktada, tahmin edemeyeceğiniz duyarlılıkta insanlarla karşılaşıyorsunuz. Örneğin; dün Esenler’de, semt pazarında 4-5 teyzemizin gözü nemli nemli İliç’i sormasından bunu anlıyorum. ya da birkaç gün önce Bağcılar’da ya da Beykoz’da, farklı coğrafyaların insanları.
HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANANLAR VE BUNUN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMEYENLER: Geleceğin sıkıntısını, korkusunu, endişesini ilk hissedenler; kadınlar, anneler. Onların o gözü yaşlı halleriyle bunu dile getirmeleri, benim içimi bir yönetici olarak, çok derinden burkmuştur. Hiçbir şey olmamış gibi davrananlar ve bunun sorumluluğunu üstlenmeyenler, bu sürece dair açık ve net konuşmayıp ortadan kaybolanlar, sadece seçim sürecine dair seçmeni tehdit edenler, o gözü yaşlı, gözü nemli annelerimizin hakkı, hukuku adına, bu sandıkta milletimizden hak ettiği cevabı alacak, dersi alacaktır diye düşünüyorum. 31 Mart’ı, milletimizin bu anlamda iple çektiğini düşünüyorum. Buradan şunu ifade etmek isterim: Biz, asla onlardan olmadık, onlardan değiliz ve olmayacağız. İstanbul, 2019’dan bu yana, çok yüksek bir çevreci hassasiyetle yönetiliyor. Çevre yatırımlarına, tam 945 milyon dolar bütçe ayırarak, İstanbul’u çevre felaketlerine karşı güçlendirdik; güçlendirmeye devam ediyoruz. Avrupa’nın en büyük atık yakma ve enerji üretim tesisini açtık. ve özellikle yeni açtığımız 4 tesisle birlikte, İstanbul’un çöpten elektrik üretim kapasitesini tam 3 katına çıkardık sadece 4,5 yılda.
BİZİ DİNLEYEN VATANDAŞLARIMIZIN ŞAŞIRMAYACAĞI GİBİ: Avrupa yakasında açmış olduğumuz atık yakma tesisinin aynı kapasitede olanını ve yine yılda 1 milyon ton çöp yakacak olan, 85 megavat elektrik üretecek kapasiteye sahip, 1,5 milyon ton karbon emisyonu azaltımı olacak olan böylesi faydalı bir tesisin her aşamasını bitirdik. Özellikle bizi dinleyen vatandaşlarımızın şaşırmayacağı gibi, ülkemizin yatırım planına alınmasını bekleyen bu projemiz, 2024 yatırım planına alınmadı. Yani İstanbul’da çöp yığını oluşmasını değil, çöpten enerji üretme tesisini hızlıca başlatıp bitirme hedefinde olduğumuz, kredisini hazırladığımız, ihaleye hazır olan bir tesisin yatırım planına alınmaması, yine görüyorsunuz ki, az önce çevre felaketi oluştuğunda ortadan kayboldukları gibi, Ekrem İmamoğlu’ndan ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminden faydalı bir iş geldiğinde, yine ortadan kayboluyorlar. Az önce o söylediğim sandık dersi, onları öyle bir silkeleyip kendine getirecek ki, milleti için takır tukur bunları imzalamak zorunda kalacaklar. Hem tehdidin karşılığındaki cevabı alacaklar hem de kalan sürelerinde millet ve memleket lehine, hükümet olarak yapması gerekenleri yapmak zorunda kalacaklar. Onun için herkesin oyu çok değerli.
BAZILARI ÇOKÇA SORUYOR, ‘İMAMOĞLU NE YAPTI Kİ’ DİYE: Bu dönemde kazandırdığımız birkaç çevre projesini sizlere hatırlatmak isterim. Seymen Çöp Suyu Arıtma Tesisi. Haliç’teki Dip Çamuru Tarama ve Susuzlaştırma Tesisi. Kaynağında ayrı toplanan organik atıklardan enerji ve kompost üreten Biyometanizasyon Tesisi. Yenikapı Biyolojik Arıtma Tesisi. Beykoz Riva İleri Biyolojik Arıtma Su Arıtma Tesisi. Baltalimanı Biyolojik Arıtma Tesisi. Başakşehir Katı Atık Aktarma İstasyonu. Eyüpsultan Hasdal Katı Atık Aktarma İstasyonu. ve bugün de Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin sizlerle birlikte açılışını yapıyoruz. Hani bazıları çokça soruyor, ‘İmamoğlu ne yaptı ki’ diye. Yaptıklarımızı yok saymaya kalkıyorlar. Onlara tavsiyem; sadece hayata geçirdiğimiz projelerimizi bile oturup saysalar, göreceksiniz kendileri bile, -eğer vicdanları var ise- bu tarz iddiaları ortaya koyanların kendileri bile üzülecekler söylediklerine. Bunlara baksınlar, öyle çıksınlar karşımıza. Biz, İstanbul’un tarihinde hiç görülmediği kadar, bu kadar kısa zamanda, çok büyük işler yaptık. Bizim özellikle 5 yıla yakın zaman dilimi içinde yaptıklarımızı, geçtiğimiz 20-25 yıllarıyla kıyaslamalarını da açıkçası önemli bir veri olarak kabul ediyorum.
ÇEVREYE ZARAR VERECEK HİÇBİR YATIRIMI YAPMADIK: Tabi bizim yaptığımız kadar, yapmadıklarımızın da önemli olduğunu ifade etmek isterim. Çünkü biz, 5 yıla yakın bu sürede, çevreye zarar verecek hiçbir yatırımı yapmadık. Bilim insanlarının, uzmanların, halkın onay vermediği hiçbir işe imza atmadık. Bizim çevreyi korumak için yaptıklarımız, gerçekten saymakla bitmez. Aramızdaki fark; insana, doğaya, şehre, vatanına değer verenle, paradan başka hiçbir şeye değer tanımayanlar arasındaki farktır. Bizim icraat hızımızla yarışamayacaklarını anlayanlar, yaptıklarımızı küçültmek için, ‘İmamoğlu bizim başlattığımız projeleri tamamlıyor’ diyerek, sözüm ona projelerimizi küçük görmeye gayret ediyorlar. Tabii ki tamamladığımız projeler vardır. Tamamlayacağız da. Bunda hiçbir tuhaflık yok. Ama acaba başlattıkları projeleri, biz ne safhada aldık? veya nasıl o projeleri bitirdik? Hangi aşamada, projeler niçin durdu? İşin bu boyutuyla ilgili hiç sesleri çıkmıyor. Örneğin; geçen sene açılışını yaptığımız Silivri Seymen Çöp Sızıntı Arıtma Suyu Tesisi projesi, bizden önceki dönemde başlatılmış bir projeydi. Sözleşmeye göre, 32 ay içerisinde bitirilmesi gereken bir projeydi. Fakat biz göreve geldiğimizde, sözleşme süresinin yarısı bitmiş olmasına rağmen, ne kadar yapılmıştı işin biliyor musunuz? Yüzde 1’i yapılmıştı.
HIZLI HIZLI, SORGUSUZ, SUALSİZ, BAZEN USULSÜZ, BAZEN EKSİKLERİYLE, BOLCA İHALE YAPTILAR: İktidar kanadının “Biz başlattık” dediği birçok projeyi, çok düşük ilerleme yüzdeleriyle aldık. ‘Yüzde 3’ü, 4’ü ben yaptım’ demek, oraya bir konteyner koymak ya da şantiyeyi kurmak anlamına geliyor. Evet, şunu yaptılar: Hızlı hızlı, sorgusuz, sualsiz, bazen usulsüz, bazen eksikleriyle, bolca ihale yaptılar. Bu doğru. Ama biz öyle yapmadık. Biz bu süreçte ihaleleri de öyle yapmıyoruz. Sadece sürenin yüzde 50’si geçmiş, yüzde 1’i yapılmış bir işin, bizden önceki devraldığımız dönemden bize bırakılan projelerde tamamıyla gördüğümüz bir durum olduğunu ifade etmek isterim. İnanın metroda da böyle, altyapı yatırımlarında da böyle. Niye biliyor musunuz? Çünkü onlar için projenin uzaması, iyidir. Uzadıkça, birilerine yeni ve bir kısım kazançlar sağlanır. Bunlar, işlerine böyle bakıyorlar. ve ne yazık ki her işe bu şekilde baktıkları için, biraz daha ranta, paraya duyarlı bir halleri var. Bizim ise, insanımıza ve çevreye duyarlı bir halimiz var. Aramızdaki fark bu. Onlar sadece bir kişiye saygı duymakla her şeyi yeterli görüyorlar; biz ise, kocaman milletimize saygı duyma konusunda duyarlı davranıyoruz. Bugün hizmete açtığımız Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi, insana ve çevreye duyarlılığımızın değerli bir sonucudur.
NE O BİR KİŞİ NE DE DİĞERLERİ, PAZARLARA GİDEMEZLER, AMA BİZ, PAZARDAN ÇIKMAYIZ: Seçime kısa bir süre kala hem şantiye ziyaretleri hem açılışlar gerçekleştiriyoruz ve vatandaşlarımızla buluşuyoruz. Ne o bir kişi ne de diğerleri, pazarlara gidemezler, ama biz, pazardan çıkmayız. Vatandaşımızla buluşur, hesap da veririz. Önerilerini de dinleriz. Şeffaflığımızın gösterisi olarak, onlarla yürekli buluşmalarımızı yaparız. Ama en güzeli ne biliyor musunuz? Her gün şantiyeleri ziyaret ediyorum. Görünen, görünmeyen birkaç şantiyeyi gururla geziyorum. Hemen hemen her gün de bir açılış yapıyoruz; katıldığım ya da katılamadığım. ve seçime doğru giderken. Bu, müthiş bir şey. ve biz, daha dün, bu şehrin 3 aylık, 6 aylık, 1 yıllık, 5 yıllık bütçesini konuştuk. Bütçesi üzerinden tasarımlarımızı, yatırımlarımızı konuştuk. Biz ise, 2019 seçimlerinde, 23 Haziran seçimlerine giderken, 15 gün öncesinde hesaba parayı yatırıp, o ay sonu gelmesi gereken parayı, 15 gün önce hesaba yatırıp, seçimi kaybedeceğiz korkusundan ‘Parayı istediklerimize bir an önce dağıtalım’ endişesine düşen bir yönetimden süreci devraldık. Biz, kamu kurumuyuz. Kamucuyuz, halkçı belediyeyiz. Halkını düşünen ve halkının kurumunu yönettiğini bilen kişileriz. Bu ahlaktan da asla vazgeçmeyeceğiz.
EKİP ARKADAŞLARINA, ‘BUYRUĞUMU YERİNE GETİRİN’ DİYEN DEĞİL: Her günümüz seçim heyecanıyla geçmeli. Her arkadaşımdan, bizi seven her insanımızdan, sürece en doğruyu, en iyiyi, en dürüstü, en şeffafı, en başarılıyı, en becerikliyi, en çalışkanı, ekibiyle birlikte seçmelerini tavsiye ediyorum. Milletine had bildiren değil, milletine talimat veren değil, ekip arkadaşlarına, ‘Buyruğumu yerine getirin’ diyen değil… Ekip arkadaşlarıyla, ortak akılla bir arada çalışmayı bilen kişileri seçin. Bir kişiye değil, milletine sorumlu olduğunu bilen insanları seçmenizi çok önemli bulduğumu ifade etmek isterim. Bu bağlamda biz, İstanbul İttifakı’nın, bu şehirde yaşayan her insanın temsilcisi olarak, göreve talibiz. ve bu manada, sadece siyasi parti olarak, partimin bireylerini, fertlerini göreve çağırmıyorum. Onlarla elbette koşacağız. Ama ben, bütün İstanbul halkını bu sürecin bir gönüllüsü olmaya, birlikte iş üretmeye, birlikte çalışmaya davet ediyorum. Hep birlikte başaracağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü biz, bu şehrin çocuklarını, gençlerini, kadınlarını, geleceğini düşünüyoruz. Biz, bu şehrin çevresini, doğasını, denizini, havasını, suyunu düşünüyoruz. Biz, bu şehrin tarihini, mirasını geleceğe emanet edilmesi gereken değerlerini; biz bu şehrin maneviyatını; biz bu şehrin inançlarını; biz bu şehrin her insanını, her etnik kökenini düşünüyoruz. Bu bakımdan güçlü bir yolculuk yürüdüğümüzü bilmenizi isterim. Elbette ki, halkımızın da takdiriyle, İstanbul’u güzel ve mutlu bir geleceğe daha hızlı ve daha güçlü adımlarla taşıyacağız. Hedefleri büyüterek, hepimiz için, hep birlikte yürüyeceğiz. Birliğimizi bozmadan, ‘Tam yol ileri’ diyerek yürüyeceğiz. Yolumuz açık olsun.
TOGAY: “TÜRKİYE’NİN VE AVRUPA’NIN EN BÜYÜK KAPASİTELİ, DÜNYANIN İSE İKİNCİ BÜYÜK KAPASİTELİ BİR ARITMA SIZINTI SUYU TESİSİNİ, 11 AY GİBİ REKOR BİR SÜREDE TAMAMLAMANIN GURURUNU YAŞIYORUZ”
İSTAÇ Genel Müdürü Togay da özetle şu bilgileri paylaştı:
“Bugün burada, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük kapasiteli, dünyanın ise ikinci büyük kapasiteli bir arıtma sızıntı suyu tesisini, 11 ay gibi rekor bir sürede tamamlamanın gururunu yaşıyoruz. Atık bertarafından oluşan çöp sızıntı suyu, normal evsel atık suya oranla, 55 kat daha zehirli bir içerik arz ediyor. O yüzden, bu suyun zamanında ve yerinde çevreye zarar vermeden arıtılması, çok büyük önem taşıyor. 2019 yılında, İstanbul’un fiili çöp sızıntı suyu arıtma kapasitesi, 4.000 bin metreküptü. Bugün hizmete aldığımız tesisimizle beraber, bu rakam 3 katına çıkarak, 12 bin metre küpe ulaşıyor. Bu kapasite, İstanbul’un 2050 yılına kadar bu konudaki ihtiyacını karşılayacaktır. Bugün İstanbul’da, günde 18 bin ton evsel atık ortaya çıkıyor. ve bunun 5.500 tonunu, katma değeri yüksek teknolojilerle geri dönüştürüyoruz ve elektriğe, enerjiye dönüştürüyoruz. Geri kalan kısmını ise, Avrupa ve Asya’da bulunan iki depolama alanımızda, çevreye zarar vermeyecek şekilde bertaraf ediyoruz.” Konuşmaların ardından kesilen kurdele ile tesis resmen İstanbul’un hizmetine girmiş oldu. İmamoğlu ve beraberindeki heyet, açılış sonrasında tesiste incelemelerde bulundu.
“TUZLA’NIN KOKU SORUNUNU ŞİLE GİDERECEK”
İBB iştiraki İSTAÇ A.Ş., Şile Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi’nin temelini 29 Mart 2023’te attı. Tuzla’da kronik hale gelen koku sorununu da ortadan kaldıracak 31 metrekarelik alan üzerine kurulu tesis, 11 ayda tamamlandı. Membran Biyo Reaktör (MBR) + Nano Filtrasyon (NF) prosesi ile çalışan tesis; evsel atıkların depolanması sonucu oluşan, kirlilik yükü oldukça yüksek çöp sızıntı suyunu arıtacak. İstanbul’da, 7 bini Anadolu yakasında, 12 bin tonu da Avrupa yakasında olmak üzere, günde toplam 18 bin ton evsel atık oluştuğu hesaplandı. Mevcut arıtma tesisi, 2009 yılında 1.200 m3/gün kapasite ile devreye alınmıştı. 2012 ve 2019 yılında kapasite artışı yapılarak, tesis kapasitesi 1.700 ve 2.000 m3/güne çıkarılmıştı. 11 ay gibi rekor bir sürede devreye alınan yeni tesis ile birlikte, günlük arıtma kapasitesi, 4.000 m3/güne çıkarılmış oldu.
“KAPASİTE FAZLASI ÇÖP SIZINTI SUYU, 25 YILDIR KARA TANKERLERİ İLE DİĞER TESİSLERE TAŞINIYORDU”
Tesiste, “İleri Seviye Membran Teknolojisi” kullanılarak, “Alıcı Ortam” deşarj standartlarına uygun arıtım yapılacak. Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi, Silivri’deki Seymen Sızıntısuyu Arıtma Tesisi ile birlikte, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük çöp sızıntı suyu arıtma tesisi olarak hizmet verecek. Mevcut durumda, sahada oluşan kapasite fazlası sızıntı suyu, herhangi bir çevresel riske sebebiyet vermemesi adına, yaklaşık 25 yıldır kara tankerleri ile diğer arıtma tesislerine taşınmaktaydı. Bu tesis ile ekonomik tasarruf yanında, yerinde çözüm de sağlanmış olacak.
]]>ESMA TURAN
Muğla’nın Ula ilçesinde yaşayan vatandaşlar, beton santraline karşı eylem yaptı. Eyleme destek veren Ulalı Yönetmen Yüksel Aksu, “Ben bir yönetmen olarak Dondurmam Gaymak’tan İftarlık Gazoz’a kadar, buralarda beton santrali, kireç santrali yapsınlar diye değil, burada kültür turizminin, belde turizminin altyapısını nasıl oluşturabilirim, diye uğraşırken 10 kişilik istihdam için bu görsellik reva mıdır” dedi. AKP’li Ula Belediye Başkanı Özay Türkler ise “Burada bizim sıkıntımız, bu tesis yeni olmamasına karşın yıllardan beri bizim de içinde olduğumuz bir mücadelenin karşısında belediye tarafından mühürlü olmasına rağmen Muğla Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından ruhsat verilmesinde saklıdır” dedi.
Ula ilçesine bağlı Demirtaş Mahallesi Bakla Gediği mevkisinde Ayfa Beton’a ait beton santraline karşı çıkan vatandaşlar, geçen günlerde “Ula’da beton santrali istemiyoruz” başlıklı imza kampanyası başlattı. Dün ise bölgede AKP’li Ula Belediye Başkanı Özay Türkler, Ula Bağımsız Belediye Başkan Adayı Yunusemre Arapoğlu, yönetmen Yüksel Aksu, eski AKP Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu, çevre dernekleri ve bölge sakinleri beton santraline karşı eylem yaptı.
“ULA’YI VE ULALIYI KANSER EDECEK”
Kampanyaya ilişkin yapılan açıklamada, “Bu santralin faaliyete geçmesi halinde, Ula Ovası’nın tarım ürünleri, özellikle de coğrafi işaretli olan Ula sarımsağı, Ula kirazı ve Memecik zeytinleri gibi yerel ürünler büyük zarar görecektir. Ayrıca, biliyoruz ki santralin çevreye zarar vermesi ve sağlık sorunlarına yol açması aşikar. Suyumuza, havamıza zehir salacak, tarımı imkansız kılacak, ormanı ve dağı içindeki on binlerce can ile beraber yok edecek bu girişim, Ula’yı ve Ulalıyı kanser edecek. Toprağımızı değersizleştirecek, çocuklarımızı içinde yaşadığımız cennetten mahrum bırakacaktır” ifadeleri kullanıldı.
“TOPRAĞINI SAVUNMAYAN, HİÇBİR ŞEYİNİ SAVUNAMAZ”
İnşaat bölgesi karşısında çiftlik evi bulunan Yönetmen Yüksel Aksu, şunları söyledi:
“Bu bir su, toprak, yurt, oksijen savunması. Topraktan kutsal ne var ki bu hayatta? Ben bir yönetmen olarak Dondurmam Gaymak’tan İftarlık Gazoz’a kadar, buralarda beton santrali, kireç santrali yapsınlar diye değil, burada kültür turizmini, belde turizmini nasıl alt yapısını oluşturabilirim, nasıl beldemi Türkiye ve dünyada tanıtırım diye uğraşırken 10 kişilik istihdam için bu görsellik reva mıdır? Arkadaki bina benim, tarla da benim. Bütün sektörüm Bodrum’da, yazlıklarda yaşarken, eğlence sektörlerinde biriktirdiğim parayla bir çiftlik evi yaptım ve çiftçilik yapmak için hayal kurdum. Bir yaz geldik eşimle karşımda bir beton santrali. Sen, benim uyanıp sabah kalktığım yere şu ucubeyi yap, ondan sonrada ‘Yüksel Aksu’nun orada kaçak inşaatı var.’ Yok kaçak inşaatı, plaza o. Ali Ağaoğlu’yla ortak girdik, bu havzada büyük bir site düşünüyorduk, kısmet olmadı betona döndü. Hamasete ve acitasyona ihtiyaç duymuyorum ama sinirleniyorum. Toprağını savunmayan, hiçbir şeyini savunamaz.”
“MÜHÜRLÜ OLMASINA RAĞMEN RUHSAT VERİLMİŞ”
AK Partili Ula Belediye Başkanı Özay Türkler ise, “Burada bizim sıkıntımız, bu tesis yeni olmamasına karşın yıllardan beri bizim de içinde olduğumuz bir mücadelenin karşısında belediye tarafından mühürlü olmasına rağmen Muğla Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından ruhsat verilmesinde saklıdır. Bu konuda giden Orhan Valimiz, bu tesisin açılması ile ilgili söz vermese de Valimizin bilgisi dahilinde ya da haricinde buna ruhsat verildiğini görmekteyiz. Vali yerine de Menteşe Kaymakamı Mehmet Eriş, Vali Vekili olarak imza atmış bulunmakta. Bilmiyorum bunun sonucunda valilik bu ruhsatı geri alabilir mi? Ama biz mutlaka takipçisiyiz” ifadelerini kullandı.
“HALKIN SAĞLIĞINI CİDDİ ANLAMDA TEHDİT ETMEKTEDİR”
Ula Bağımsız Belediye Başkan Adayı Yunusemre Arapoğlu ise tesisin yerinin yanlış olduğunu söyledi. Arapoğlu, “Burada bizim karşı durduğumuz beton santrali yapılması değil burada yapılması meselesidir. Burası hem tarım arazisinde zeytinliklerin, ormanın ortasında. Ula merkeze çok yakın mesafede bulunmasından dolayı, halkın sağlığını ciddi anlamda tehdit etmektedir. Sadece tarımı, endemik hayvanları ve bitkileri değil aynı zamanda da suyu, havayı ne kadar kirleteceği, kanser riskini ne kadar artıracağı bağımsız akademik çalışmalar ile belgelenmiştir. Bunun yanı sıra da beton santrali buraya geldikten sonra da Ula’ya emlak endeksinde çok ciddi zararlar olacaktır. Hiç kimsenin ne turistik olarak ne yatırım olarak, ne ev olarak bir daha beton santralinin dibini değerlendirmeyeceği için Ula halkına hiçbir faydası olmayacak. Bir kuruşu geçmeyecek bir iştir. Burada yapılmasının asıl sebebi anladığımız kadarıyla tepenin arka yamacında Kızılağaç’ta taş ocağı var. Santralin burada olması sahibi beyefendiye lojistik karlılık dışında hiçbir fayda da sağlamıyor” diye konuştu.
“ÇEVREDE BİZ EMANETÇİYİZ”
Eski AKP Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu da “Çevrede biz emanetçiyiz, 100 yıl 1000 yıl sonrasını düşünmek mecburiyetindeyiz. Sonra çocuklarımız, biz onlara temiz çevre bırakmazsak onlar bize ihanet ettiklerimizi hatırlatır ve beddua okurlar” dedi.
Ulalı emekli öğretmen “Buradaki topluluğa ve görevlilere bir şey soracağım, bu kadar devletin bakanların, milletvekilleri, valileri, kaymakamları bunun çevreye zararını bilmiyorlar mı? Bilmiyorlarsa ayrı bir şey. Bilerek yapıyorlarsa yine ayrı bir şey” diye konuştu.
“BURASI TAMAMEN KANUNİ AMA MAALESEF ETİK DEĞİL”
Emekli öğretmenin konuşması üzerine söz alan Belediye Başkanı Özay Türkler, “Her kanuni şey etik olmayabilir. Burası tamamen kanuni ama maalesef etik değil. Yani yeri burası değil. Gerekirse valiyi buraya çağırıp, attığı imzanın neresi olduğunu gösterip başka bir yere taşımasını sağlayacağız. Ben belediye başkanı olarak söz veriyorum, neye mal olursa olsun. Bu tesis burada işlemeyecek” dedi.
]]>
TTD, 13 Şubat’ta Erzincan İliç’te Anagol Madencilik’e ait Çöpler Maden Ocağı’nda meydana gelen zehirli liç kayması sonucu yaşanan faciaya ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. TTD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Aykaç ve TTD Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Sebahat Genç’in ortak yaptığı çıklamada şunlar ifade edildi:
“OLUŞAN GÖÇÜK NEDENİYLE SİYANÜR VE KURŞUN, CİVA GİBİ SAĞLIĞA ZARARLI AĞIR METALLER İÇEREN ATIKLARIN NEHRE ULAŞMA TEHLİKESİ VAR”
“3 Şubat 2024 Salı günü öğleden sonra yine bir facia haberiyle sarsıldık. Haziran 2022’de Fırat Nehri’ne sızıntı nedeniyle gündeme gelen Anagold Madenciliğe ait Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni yine acı bir olayla gündemde. Madende siyanür ve ağır metallerin bulunduğu toprağın istiflendiği yığında göçük olduğunu, 9 madencinin göçük altında kaldığını üzülerek öğrendik. Maalesef felaket yine geliyorum dedi. Şirketin olması gerekenden daha fazla yığın yapmasının göçük oluşmasına zemin hazırladığı haberler arasında yer alıyor. Türkiye’nin ikinci büyük madeni olan Çöpler Madeni, Fırat Nehri’ne 350 metre mesafede ve fay hattı üzerindedir. Uzmanların uyarılarına, açtıkları davalara rağmen maden yıllardır çalışmaya, kapasite artırmaya devam ediyor. Oluşan göçük nedeniyle siyanür ve kurşun, bakır, çinko, civa ve kadmiyum gibi sağlığa zararlı ağır metaller içeren atıkların (liç) nehre ulaşma tehlikesi vardır. Nehre ulaşmasa bile yağmurlarla havaya, toprağa-yeraltı sularına karışabilir ve tüm canlıların sağlığına zarar verebilir.
“MADENDE KULLANILACAK KİMYASALLARIN HEMEN HEPSİ İNSAN SAĞLIĞI VE ÇEVRE İÇİN ZARARLI”
2017’de Çöpler Kompleks Madeni Kapasite Artışı Projesi Nihai ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Raporu ile ilgili olarak, raporda yer alan kimyasallar ve olası sağlık etkileri konusunda derneğimize yapılan başvuruya istinaden hazırlanan görüş raporunda, madende kullanılacak kimyasalların (başta sülfürik asit ve siyanür olmak üzere) hemen hepsinin insan sağlığı ve ekoloji için zararlı olduğu konusunda uyarı yapılmış ve kaza/afet durumunda oluşabilecek olumsuz etkilerin, nehir havzasındaki tüm coğrafyayı ve ekosistemi etkileyebileceği belirtilmiştir.
Madencilikte açığa çıkabilecek atıkların kontrolünü sağlamak üzere 15.07.2015 tarihli Resmi Gazete’de ‘Maden Atıkları Yönetmeliği’ yayınlanmış, Madde-5 Genel Hükümler başlığı altında, maden atıklarının tanımı, miktarı, bertaraf yöntemleri ve gerekli bütün hükümler açıkça belirtilmiştir. Kullanılan siyanürün ve işlemler sırasında açığa çıkan ağır metallerin bu işletmelerdeki patlatma, deprem, yağmur ve diğer etkilerle sızma veya taşma yoluyla etrafa dağılması doğal ortam için ciddi bir potansiyel tehdittir. 2000 yılında Romanya’da meydana gelen maden kazası sonucunda nehirlere karışan baraj atıkları su canlılarının ölümüne neden olmuş, Çernobil nükleer kazasından sonraki en yıkıcı endüstriyel kazalardan biri olarak kayıtlara geçmiştir. Ülkemizde de daha önce Kütahya (2011) ve Giresun Şebinkarahisar’da (2021) benzer kazalar yaşanmıştır.
“ATIK SUYUNUN EVAPORATÖRLERLE HAVAYA VERİLMESİ DE HAVADAKİ HİDROJEN SİYANÜR MİKTARINI ARTIRARAK SOLUNUM YOLUYLA ZEHİRLENMELERE YOL AÇABİLİR”
Daha önce toprak yapısının geçirgenliği, gerekli kontrollerin eksikliğiyle atık barajları çevresinde çeşitli sızıntılar yaşanmıştır. Ayrıca açık havuzlardaki siyanürün hidrojen siyanür olarak havaya salınımı da belirli derişimlerde ciddi tehdit oluşturarak hem işletmede çalışanlar hem de atık barajlarına yakın yaşayan her canlı için ciddi bir tehdit oluşturmasına rağmen, baraj etrafında ve belirli yerleşim yerlerinde serbest hidrojen siyanürü izleyen herhangi bir ölçüm ve değerlendirme yönteminin olmayışı, bu etkinin göz ardı edildiğini göstermektedir. Atık suyunun evaporatörlerle havaya verilmesi de havadaki hidrojen siyanür miktarını artırarak solunum yoluyla zehirlenmelere yol açabilir.
“BÖLGEDE AKUT SİYANÜR ZEHİRLENMESİNE KARŞI UYARILARDA BULUNULMASI GEREKMEKTEDİR”
Bölgede akut siyanür zehirlenmesine karşı uyarılarda bulunulması gerekmektedir. Siyanür solunum ya da ağız yoluyla vücuda girer ve belli değerlerin üzerinde zehirlenme etkileri ortaya çıkar. Akut zehirlenmede solunum zorluğu, hızlı ve derin solunum, sara nöbetleri, bilinç kaybı, öksürük, burunda tıkanıklık, kanama, deride hassasiyet, ağrı, çarpıntı, bulantı-kusma, koma ve ölüm görülebilirken, uzun süreli maruziyete bağlı tiroid hormon bozuklukları, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çınlaması, davranış bozuklukları, hafıza kaybı, görme bozuklukları, bayılma, kollarda-bacaklarda uyuşma gibi şikayetler ortaya çıkabilir.
“SİYANÜRÜN UZUN ETKİLERİ İÇİN BÖLGEDEN ÖRNEKLER ALINARAK DÜZEY BELİRLENMELİ, TÜM CANLILARIN MARUZİYETİ İÇİN EYLEM PLANI OLUŞTURULMALI”
Bölgede hava, su ve toprakta siyanür ölçümlerine ek olarak kurşun, bakır, civa gibi diğer ağır metallerle ilgili gerekli ölçümler de yapılmalı ve halka bilgi verilmelidir. Siyanürün uzun etkileri için bölgeden örnekler alınmalı düzey belirlenmeli tüm canlıların maruziyeti için eylem planı oluşturulmalı ve önlem alınmalıdır. Ayrıca siyanür yarılanma ömrü 1-3 yıla kadar uzayabildiği için uzun dönem ölçümleri ve sağlık kontrolleri de yapılmalıdır.
“ÜLKEMİZDE BİLİMSEL, HALKI, EKOLOJİYİ VE ÇEVREYİ ÖNCELEYEN ÇED RAPORLARI HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Eski Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un onayladığı ÇED raporunda, proje alanında toprak kayması riski bulunmadığı belirtilmiş olması ve ardından bu felaketin ortaya çıkması dikkat çekicidir. Bu durum ÇED raporlarının bilimsel ve kamu yararına alınmadığının bir göstergesi olduğunu düşündürmektedir. Ülkemizde bilimsel, halkı, ekolojiyi ve çevreyi önceleyen ÇED raporları hayata geçirilmeli ve ÇED yanında Sağlık Etki Değerlendirme (SED) mutlaka yürürlüğe konulmalıdır.
Türk Toraks Derneği, sürdürebilir gelecek ve yaşamı temel hedefe koymaktadır. Kalkınma öncelikli ve çevreyi, doğayı, ekosistemi öncelemeyen yatırımların karşısındadır. Göçük altında kalan işçilerimizden iyi haberler almak yüreğimizi biraz olsun ferahlatacaktır. İnsan hayatına rağmen bir ekonomik faaliyet yapılamaz.”
]]>ERZİNCAN – Erzincan’ın İliç ilçesinde bir maden ocağında meydana gelen toprak kayması olayının ardından bölgede sağlıkçılar incelemede bulundu. Prof. Dr. Onur Erdem, “Verilere baktığımızda siyanür açısından şu anki değerlerin risk teşkil etmediğini gördük” dedi.
Olayın yaşandığı sahada incelemelerde bulunduktan sonra Doç. Dr. Sermet Sezigen ile birlikte gazetecilere açıklamada bulunan Prof. Dr. Onur Erdem, “Bilim alanımız anlamında bizim kendi alanımıza baktığınızda ve insanların şu anda en çok sorusunu ya da cevabını merak ettiği siyanürle ilgili tartışmaları tabii burada yerinde görme imkanımız oldu. Araziye gittik bugün. Oraya da 2 sefer çıktık. Siyanürle ilgili yoğunlaşan tartışmalar elbette ki normal. Ancak şu anda sahada gerek Çevre Bakanlığımız gerekse diğer bakanlıkların ölçüm cihazları AFAD’ın özellikle yaptığı sahada ölçümler var. ve biz bunları tek tek kontrol ettik. Daha da devam ediyor. Şu anda da sürüyor bu ölçümler. Bu ölçümlerden aldığımız verilere baktığımızda aslında siyanür açısından şu anki değerlerin çok da risk teşkil etmediğini gördük. Tabii ki bu burada kalmayacak. Ölçümler devam noktasal ve bölgesel anlamda farklı yerlerde tabii koruyucu tedbirler gerekiyor. Buradaki sağlık personeli ve arama kurtarma ekipleri açısından. Onları da biraz gözlemledik. Aynı zamanda bu konudaki bilgi gerekliliklerini tamamlamaya çalıştık. Malzeme eksiği yok şu anda. Onu da gördük. İşin insan ve çevre sağlığı boyutuna bakarsanız özetle tabii çok büyük bir olay. Bu konudaki önerilerimizi de devletimizin yetkililerine sunduk. Zaten bu konuda bizi buraya çağırma nedenleri de budur. Gerekli desteği de vermeye devam edeceğiz, biraz sabırlı olmak lazım. Şu anda çevre sağlığı açısından da, insan sağlığı açısından da benim gördüğüm tablo verilere bakarak şu an çok acil bir risk oluşturmadı. Ama tabii izlemeye devam etmekte fayda var. Bunu da zaten yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Doç. Dr. Sermet Sezigen ise, “Bizim önceliğimiz olayın sağlık boyutu açısından bir ilk müdahalecinin güvenliğini korumak. İkincisi de yakın çevrede halkın sağlığını koruyacak tedbir almak. Bu noktada öncelikle mevcut gönül noktasında bir risk olup olmadığını tespit etmek için AFAD’ın bölgede müdahale görevli personelinin detektörleri var. Bunun dışında kurumda görev yapan şirket personeli kendi taşıdıkları kişisel ölçüm cihazları var. Çevre Bakanlığı’nın düzenli olarak her gün periyodik olarak su ve toprak örneklerinde ölçüm yapıyor. Bir de ilave olarak bu şirketin baştan beri Çevre Bakanlığına bildirdiği bir istasyonu var. Yerleşim yerine yakın. O da diğer kilitçilerle birlikte ölçüm yapıyor. AFAD’daki arkadaşlarımızın da sabit olarak bölgedeki belirli noktalardan günlük olarak yaptıkları dedektörlerle yaptıkları ölçümlerde olağan dışı bir değer tespit edilmedi. Bununla birlikte hani şu an için biz burada değeri tespit etmemekle birlikte müdahalecilerimizin olası bir arzu ettiğinde sıkıntı yaşamaması için kişisel koruyucu, donanım, solunum cihazları da dahil olmak üzere görevlerine devam ediyorlar. Bunun dışında il sağlık müdürlüğümüzle olası bir marufiyet olursa diye buradan Erzincan’daki referans saatine kadar her türlü tanı tedavi ve tahliye tedbirlerini aldı. Bununla birlikte olası bir maruziyeti olursa da tıbbi olarak buna müdahale etmek için gerekli ekipmanlar ve personel burada mevcut. Burada pek çok farklı deistinden bilim insanı bir arada çalışıyor. Yaşam sağlık bilimleri olmak üzere. Bu noktada amacımız bu olayın en iyi şekilde müdahale edilerek sonlandırılması. İlk müdahaleciler başta olmak üzere hiçbirimizin burnu kanamadan bu olayın yönetilmesi” şeklinde konuştu.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyünde liç yığını kayması meydana gelen maden ocağı sahasında incelemelerde bulunan bilim insanları, siyanür ölçümleriyle ilgili açıklama yaptı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Farmasötik Toksiloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Erdem, “Çok büyük bir kütle hareketi var. Farklı farklı riskler de var. Sadece siyanür değil. Fakat bu risklerin hem siyanür hem de ağır metaller düzeyinde çevre ve insan sağlığı boyuntunda hem toprak hem hava hem suda bir takım analizlerle izlendiğini gördük” dedi.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Farmasötik Toksiloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Erdem, şunları söyledi:
“İnsanların şu anda en çok cevabını merak etiği siyanürle ilgili tartışmaları yerinde görme imkanımız oldu. Araziye de gittik bugün iki sefer çıktık. Siyanürle ilgili yoğunlaşan tartışmalar normal elbette ki. Şu an sahada AFAD’ın, Sağlık Bakanlığı’nın ölçüm cihazları var. Şu anda da sürüyor bu ölçümler. Bu ölçümlerden aldığımız verilere baktığımızda aslında siyanür açısından şu an değerlerin çok da risk teşkil etmediğini gördük. Bu ölçümler işin insan sağlığı ve çevre boyutuna bakarsanız çok büyük bir olay. Çok büyük bir kütle hareketi var. Farklı farklı riskler de var. Sadece siyanür değil. Fakat bu risklerin hem siyanür hem de ağır metaller düzeyinde çevre ve insan sağlığı boyuntunda hem toprak hem hava hem suda bir takım analizlerle izlendiğini gördük. Bu konudaki önerilerimizi de devletimizin yetkilerine sunduk zaten. Bu konuda bizi buraya çağırma nedenleri de budur. Şu anda çevre ve insan sağlığı açısından da benim gördüğüm verilere bakaraz şu an çok acil bir risk oluşturmadığı…”
Bölgedeki zehirli gazlara ilişkin maske takmayı gerektiren bir durum olmadığını söyleyen Erdem, “Aldığımız veriler uluslararası limitlerin oldukça altında. Şu anda öyle bir risk görülmüyor. Şu anda kütlenin hareketlerinden hava değerleri gayet iyi gidiyor hava ölçümleri anlamında” dedi.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eczacılık Fakültesi Kimyasal Biyolojik Radyolojik Nükleer Tehditler (KBRN) Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sermet Sezigen ise “İnsan sağlığını tehdit edecek bir siyanür miktarı ölçülmedi” dedi.
Sahada çalışan personelin olası siyanüre maruz kalmamaları için gerekli tedbirlerin alındığını vurgulayan Sezigen, şunları kaydetti:
“Siyanür noktasında bir risk olup olmadığını tespit etmek için AFAD’ın bölgede görevli personelinin dedektörleri var. Bunun dışında, kurumda görev yapan şirket personelinin kendi taşıdıkları kişisel ölçüm cihazları var. Sonrasında, Çevre Bakanlığı düzenli olarak her gün, su ve toprak örneklerinde ölçüm yapıyor. Bir de ilave olarak, bu şirketin baştan beri Çevre Bakanlığı’na bildirdiği bir istasyonu var yerleşim yerine yakın. Şu ana kadar, Çevre Bakanlığı’na kurduğumuz koordinasyon neticesinde, insan sağlık edilecek düzeyde bir siyoner tespit edilmedi. AFAD’taki arkadaşlarımızın da sabit olarak bölgedeki belirli noktalardan günlük olarak yaptıkları, dedektörlerle yaptıkları ölçümlerde olağan dışı bir değer tespit edilmedi. Bununla birlikte, şu an için biz burada bir değeri tespit etmemekle birlikte, ilk müdahalecilerimizin olası bir siyanür maruziyetinde sıkıntı yaşamaması için, kişisel koruyucu, donanım, solunum cihazları dahil olmak üzere görevlerine devam ediyorlar.
“BİZ DE MASKE OLMADAN GÖREVİMİZİ YAPIYORUZ”
“Ama şu aşamada özellikle siz de görüyorsunuz biz de kişisel koruyucu donanımı maskesi olmadan görevimizi yapıyoruz. Ama sahadaki arkadaşlarımız kesinlikle kişisel koruyucu donanımı kullanarak işlerini yapıyorlar. Olay sahasındaki arkadaşlarımızda tüm koruyucu donanımlar mevcut. Onlar zaten öyle çalışıyorlar. Çünkü risk var. Biz de bugün sahanın yakınında bulunduk. Onlarda her türlü donanım var zaten. Fakat orada da aslında siyanur düzeyi anlamında korkutucu bir seviyenin olmadığını biliyoruz ama… Onların takması gerekiyor.”
]]>AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Sarıyer’de bulunan Karadeniz Vakfı’nı ziyaret etti. Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan maden ocağında yaşanan toprak kayması ile ilgili konuştu. Kurum, ‘Şunların altını çizerek söylemek istiyorum. Bakanlığım döneminde, söz konusu bu işletmeye verilen ÇED raporunu dile getiriyorlar. Çevre Bakanlığı sadece çevresel etkileri denetler. İşletme; çevreye, doğaya zarar veriyor mu Vermiyor mu Buna bakar. Bakanlığımız döneminde, bu işletmenin çevresel etki denetimleri çok sıkı bir şekilde yapıldı. Bu işletmenin çevre mevzuatına uygun iş yapıp yapmadığı, tam 135 kez denetlendi. 21 Haziran 2022’de, işletmeye Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan idari para cezası verildi. İşletmenin faaliyetinde çevre mevzuatı kapsamında görülen eksiklikler nedeniyle; işletme men edildi. 3 ay kapısına mühür vuruldu. Bununla da kalınmayıp, işletmenin çevreyi kirletmesi nedeniyle; Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Özet olarak; biz, kanunda öngörülen bütün cezai süreçleri hiçbir müsamaha göstermeksizin kararlılıkla uyguladık. İşletmenin, tüm tedbirleri aldığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilince faaliyetine tekrar başladı diye konuştu.
‘ÇEVRE BAKANLIĞI İŞLETME ÇEVREYE, DOĞAYA ZARAR VERİYOR MU VERMİYOR MU BUNA BAKAR
İşletmenin kapasite artırmasına yönelik kararın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan alınmasının mümkün olmadığını belirten Kurum, ‘Bir de bizi işletmenin kapasitesini artırmakla suçluyorlar. Bize iftira atanlar şunu da bilir ki; Çevre Bakanlığı işletmenin kapasite artışı kararını vermez, veremez, çünkü böyle bir yetkisi yoktur. Sadece ve sadece kapasite artışının çevreye etkisini ölçer, onaylar ya da onaylamaz. Yine, ÇED raporlarına ilişkin buradaki kararlarda birçok farklı kurum ve kuruluşun bilimsel görüş ve raporlarına bakılır. İşte bugün dillerine doladıkları ÇED kararı da; 21 kurum ve kuruluştan oluşan komisyon üyeleri tarafından onaylıdır ifadelerini kullandı.
‘HANGİ VİCDANLA, HANGİ DUYGUYLA BU KONUYU İSTANBUL’A VE İSTANBUL SEÇİMLERİNE GETİRDİNİZ
Kurum, ‘İşte bu gerçekler tüm açıklığıyla ortadayken dün geceden itibaren tek merkezden yönetilen, nereden geldiği hepimizce bilinen, sistematik ve bilinçli bir algı operasyonu ve kara propaganda başlatıldı. Milletimizi yasa boğan böylesi bir hadisede bu konu, siyasi bir istismara dönüştürüldü. Masa başında üretilmiş pek çok yalan haber ve tezvirat sağa sola her yere servis edildi. Milletimiz bu kötü niyeti çok iyi biliyor, çok iyi de tanıyor. Bu kötü niyetli arkadaşlara soruyoruz. Biz vicdan sahibi herkese soruyoruz. Siz hangi vicdanla Hangi duyguyla Bu konuyu İstanbul’a ve İstanbul seçimlerine getirdiniz. Vatandaşlarımızın daha toprağın altında olduğu bir yerde, 85 milyonun gözünün, aklının, kalbinin burada olduğu bir aşamada bu olayı siyasete alet etmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır. Hangi insani duyguya, hangi insani erdeme uygundur şeklinde konuştu.
BU MİLLET AFFETMEYECEKTİR
Kurum, ‘İnsanımızın canları üzerinden siyasi ikbal peşine düşenleri, milletimizi aldatmaya çalışanları bu millet affetmeyecektir. Bu millet, bu siyaset simsarlarını, bu algı operasyonlarını boşa çıkaracak, unutmayacak, onları derin vicdanıyla ve ferasetiyle cezalandıracaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şu anda bizim tek bir gayemiz var. O da canlarımızın bir an önce kurtulmasıdır. Ben tekrar ailelerimize, Erzincan’ımıza, milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum dedi.
]]>Kurum, Sarıyer’deki Karadeniz Vakfı’nı ziyaretinde yaptığı konuşmada, dün Erzincan İliç’teki maden ocağında toprak kayması yaşandığını, devletin olayın ilk dakikalarından itibaren seferber olduğunu ve kurtarma faaliyetlerinin sürdüğünü anlattı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yaptığı dönemde söz konusu işletmeye verilen ÇED raporunun dile getirildiğini belirten Kurum, “Çevre Bakanlığı sadece çevresel etkileri denetler. İşletme, çevreye, doğaya zarar veriyor mu, vermiyor mu buna bakar. Bakanlığımız döneminde bu işletmenin çevresel etki denetimleri çok sıkı şekilde yapıldı. Bu işletmenin çevre mevzuatına uygun iş yapıp yapmadığı tam 135 kez denetlendi. 21 Haziran 2022’de işletmeye Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan idari para cezası verildi. İşletmenin faaliyetinde çevre mevzuatı kapsamında görülen eksiklikler nedeniyle 3 ay kapısına mühür vuruldu.” diye konuştu.
Kurum, bununla da kalınmayıp, işletmenin çevreyi kirletmesi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunun altını çizerek, “Biz, kanunda öngörülen bütün cezai süreçleri hiçbir müsamaha göstermeksizin kararlılıkla uyguladık. İşletmenin tüm tedbirleri aldığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilince faaliyetine tekrar başladı. Bir de bizi işletmenin kapasitesini artırmakla suçluyorlar. Bize iftira atanlar şunu da bilir ki Çevre Bakanlığı işletmenin kapasite artışı kararını vermez, veremez çünkü böyle bir yetkisi yoktur. Sadece kapasite artışının çevreye etkisini ölçer, onaylar ya da onaylamaz.” ifadelerini kullandı.
ÇED raporlarına ilişkin kararlarda birçok farklı kurum ve kuruluşun bilimsel görüş ve raporlarına bakıldığını vurgulayan Kurum, şöyle devam etti:
“İşte bugün dillerine doladıkları ÇED kararı da 21 kurum ve kuruluştan oluşan komisyon üyeleri tarafından onaylıdır. Bu gerçekler tüm açıklığıyla ortadayken dün geceden itibaren tek merkezden yönetilen, nereden geldiği hepimizce bilinen, sistematik ve bilinçli bir algı operasyonu ve kara propaganda başlatıldı. Milletimizi yasa boğan böylesi bir hadisede bu konu siyasi bir istismara dönüştürüldü. Masa başında üretilmiş pek çok yalan haber ve tezvirat sağa sola, her yere servis edildi.
Milletimiz bu kötü niyeti çok iyi biliyor, tanıyor. Bu kötü niyetli arkadaşlarımıza vicdan sahibi herkese soruyoruz? Siz hangi vicdanla, hangi duyguyla bu konuyu İstanbul’a ve İstanbul seçimlerine getirdiniz? Vatandaşlarımızın daha toprağın altında olduğu bir yerde, 85 milyonun gözünün, aklının, kalbinin burada olduğu bir aşamada, bu olayı siyasete alet etmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır. Hangi insani duyguya, hangi insani erdeme uygundur? İnsanımızın canları üzerinden siyasi ikbal peşine düşenleri, milletimizi aldatmaya çalışanları bu millet affetmeyecektir. Bu millet, bu siyaset simsarlarını, bu algı operasyonlarını her zaman olduğu gibi yine boşa çıkaracak, unutmayacak, onları derin vicdanlarıyla ve ferasetiyle cezalandıracaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şu anda bizim tek bir gayemiz var, o da canlarımızın bir an önce kurtulmasıdır.”
“‘Biz 85 milyonu kucaklıyoruz’ deyip Alevi, Kürt kardeşlerimizi ötekileştirdiler”
İstanbul’un CHP’li Büyükşehir Belediyesi tarafından kaderine terk edildiğini kaydeden Kurum, söz verilen 10 projeden 9’unun yerine getirilmediğini söyledi.
“İstanbul’u bir basamak olarak görüp, İstanbul üzerinden ikbal peşinde koştular, hala koşmaya devam ediyorlar” diyen Kurum, “Bugün baktığınızda birbirlerine düşmüş durumdalar. Bir taraftan Sarıyer’de problemleri, sıkıntıları görüyorsunuz. Burada hizmet etmiş, ‘başarılı’ diye addettikleri kendi adlarına belediye başkanlarını şimdi saf dışı bıraktılar. Öbür tarafta yıllardır yol yürüdükleri ‘mesai arkadaşımız’ dedikleri arkadaşlarını kapı dışarı bıraktılar. ‘Biz 85 milyonu kucaklıyoruz.’ deyip Alevi, Kürt kardeşlerimizi ötekileştirdiler. Bunların anlayışı net bir şekilde ortaya düştü. Şimdi tutuştular. Ne yapacaklarını bilmeyerek sağa sola saldırıyorlar. Bunların hizmet diye bir anlayışı yok.” değerlendirmesinde bulundu.
“Asrın Felaketi”nde kendilerinin gece gündüz milletle el ele, gönül gönüle koştuklarını vurgulayan Kurum, şunları kaydetti:
“3 ayda 180 bin konutun inşaatını başlattık. Ey Büyükşehir Belediyesi, sen İstanbul gibi büyük, kadim bir şehrin belediyesisin. Ne olurdu sen de gidip Maraş’a, Adıyaman’a, Hatay’a, Gaziantep’e, Kilis’e, Osmaniye’ye, Adana’ya depremzede kardeşlerimiz için bin konut yapsaydın. Hani seçim zamanı ağzınız dolu dolu konuşuyordunuz ya, bir sürü vaatler verdiniz. Niye gerçekleştirmediniz, elinizden tutan mı vardı? Sorsanız, ‘Engellediler, yaptırmadılar…'”
“Çayırbaşı-Ayazağa-Levazım-Dolmabahçe etabını yine biz başlatacağız”
Sarıyer’de hiçbir şekilde imar ve mülkiyet problemi kalmayacağının altını çizen Kurum, göreve geldiklerinde Sarıyer’in her mahallesinde, İBB mülkiyetindeki her bir vatandaşın mülkiyet sorununu, tapu sorununu tamamen çözeceklerini aktardı.
Kurum, Maslak Ayazağa Hadımkoru kavşak projesiyle sıkışan trafiğe nefes aldıracaklarını belirterek, “Beşiktaş-Sarıyer ve İstinye-İTÜ-Ayazağa arasındaki raylı sistem hattını 2,5 yılda tamamlayıp armağan edeceğiz. Yine yapmadıkları, bir tarafta hafriyat doldurdukları, bir tarafta inşaatını durdurdukları işlerden bir tanesi olan Çayırbaşı-Ayazağa-Levazım-Dolmabahçe etabını yine biz başlatacağız ve hem Büyükdere Caddesi hem de Boğaz Sahil Yolu trafiğini azaltmış olacağız.” şeklinde konuştu.
Toplantıya, Vakıf Genel Başkanı Yusuf Cevahir ve çok sayıda kişi katıldı.
]]>AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Sarıyer’de bulunan Karadeniz Vakfı’nı ziyaret etti. Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan maden ocağında yaşanan toprak kayması ile ilgili konuştu. Kurum, “Şunların altını çizerek söylemek istiyorum. Bakanlığım döneminde, söz konusu bu işletmeye verilen ÇED raporunu dile getiriyorlar. Çevre Bakanlığı sadece çevresel etkileri denetler. İşletme; çevreye, doğaya zarar veriyor mu? Vermiyor mu? Buna bakar. Bakanlığımız döneminde, bu işletmenin çevresel etki denetimleri çok sıkı bir şekilde yapıldı. Bu işletmenin çevre mevzuatına uygun iş yapıp yapmadığı, tam 135 kez denetlendi. 21 Haziran 2022’de, işletmeye Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan idari para cezası verildi. İşletmenin faaliyetinde çevre mevzuatı kapsamında görülen eksiklikler nedeniyle; işletme men edildi. 3 ay kapısına mühür vuruldu. Bununla da kalınmayıp, işletmenin çevreyi kirletmesi nedeniyle; Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Özet olarak; biz, kanunda öngörülen bütün cezai süreçleri hiçbir müsamaha göstermeksizin kararlılıkla uyguladık. İşletmenin, tüm tedbirleri aldığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilince faaliyetine tekrar başladı” diye konuştu.
“ÇEVRE BAKANLIĞI İŞLETME ÇEVREYE, DOĞAYA ZARAR VERİYOR MU? VERMİYOR MU? BUNA BAKAR”
İşletmenin kapasite artırmasına yönelik kararın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan alınmasının mümkün olmadığını belirten Kurum, “Bir de bizi işletmenin kapasitesini artırmakla suçluyorlar. Bize iftira atanlar şunu da bilir ki; Çevre Bakanlığı işletmenin kapasite artışı kararını vermez, veremez, çünkü böyle bir yetkisi yoktur. Sadece ve sadece kapasite artışının çevreye etkisini ölçer, onaylar ya da onaylamaz. Yine, ÇED raporlarına ilişkin buradaki kararlarda birçok farklı kurum ve kuruluşun bilimsel görüş ve raporlarına bakılır. İşte bugün dillerine doladıkları ÇED kararı da; 21 kurum ve kuruluştan oluşan komisyon üyeleri tarafından onaylıdır” ifadelerini kullandı.
“HANGİ VİCDANLA, HANGİ DUYGUYLA BU KONUYU İSTANBUL’A VE İSTANBUL SEÇİMLERİNE GETİRDİNİZ?”
Kurum, “İşte bu gerçekler tüm açıklığıyla ortadayken dün geceden itibaren tek merkezden yönetilen, nereden geldiği hepimizce bilinen, sistematik ve bilinçli bir algı operasyonu ve kara propaganda başlatıldı. Milletimizi yasa boğan böylesi bir hadisede bu konu, siyasi bir istismara dönüştürüldü. Masa başında üretilmiş pek çok yalan haber ve tezvirat sağa sola her yere servis edildi. Milletimiz bu kötü niyeti çok iyi biliyor, çok iyi de tanıyor. Bu kötü niyetli arkadaşlara soruyoruz. Biz vicdan sahibi herkese soruyoruz. Siz hangi vicdanla? Hangi duyguyla? Bu konuyu İstanbul’a ve İstanbul seçimlerine getirdiniz. Vatandaşlarımızın daha toprağın altında olduğu bir yerde, 85 milyonun gözünün, aklının, kalbinin burada olduğu bir aşamada bu olayı siyasete alet etmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır. Hangi insani duyguya, hangi insani erdeme uygundur?” şeklinde konuştu.
“BU MİLLET AFFETMEYECEKTİR”
Kurum, “İnsanımızın canları üzerinden siyasi ikbal peşine düşenleri, milletimizi aldatmaya çalışanları bu millet affetmeyecektir. Bu millet, bu siyaset simsarlarını, bu algı operasyonlarını boşa çıkaracak, unutmayacak, onları derin vicdanıyla ve ferasetiyle cezalandıracaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şu anda bizim tek bir gayemiz var. O da canlarımızın bir an önce kurtulmasıdır. Ben tekrar ailelerimize, Erzincan’ımıza, milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” dedi.
]]>
MELTEM KARAKAŞ
Erzincan’da meydana gelen maden faciası ile ilgili açıklama yapan Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, “Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır” dedi.
Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) tarafından Erzincan İliç’teki altın madeninde yaşanan facia ile ilgili basın açıklaması yapıldı. Eskişehir’in Sarıcakaya-Mihalgazi ilçelerine yapılmak istenen altın gümüş maden ocağını örnek gösteren Filiz Fatma Özkoç, “Erzincan İliç’te yaşanan olay; Kaymaz ve Atalan’da yaşanmayacağını kim garanti edecek?” dedi.
“EYLÜL 2022’DE TEKRAR ÜRETİM İZNİ ALDI”
ESÇEVDER Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, açıklamasında şunları söyledi:
“Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği olarak Erzincan İliç Çöpler Altın Madeninde yaşanan siyanürlü pasa dağında çökme meydana geldiğini, işçilerin toprak altında kaldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Siyanürlü toprağın altında kalanların bir an önce kurtarılmasını umuyoruz. Aynı işletmede 21 Haziran 2022 yılında siyanür çözeltisi taşıyan boru patlamış ve 210 metreküp siyanür çözeltisi toprağa karışmıştı. Daha sonra eylül 2022’de tekrar üretim izni aldı. Çevre Aktivisti Sedat Cezayirlioğlu uluslararası ceza mahkemesine (UCM) başvurmuş idi. Ayrıca Türk Mimar Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) biri kapasite arttırımı ile ikincisi ÇED gerekli değildir ile ilgili olarak 06 Aralık 2023’te iki adet dava açılmıştı. Ayrıca Anayasa Mahkemesine işletilen altın madeninin özel yaşamı ve sağlığı tehdit ettiği iddiası ile yapılan başvuruda yurttaşı haklı bularak ihlal ve yeniden yargılanması kararı vermişti.
“İLİÇ’TE OLAN BİR KAZA DEĞİL ÇEVRE VE YAŞAM KATLİAMIDIR”
Çöpler Altın Maden İşletmesi Anagold ve Çalık Holdingin ortaklarından olup, Anagold’un 7,2 milyon dolar vergi borcunun silindiği hafızalardadır. Son yıllarda Türkiye’nin hemen her yerinde olduğu gibi, Eskişehir’imiz de kar etmek dışında hiçbir amacı olmayan madencilik şirketlerinin hedefindedir. Bu şirketler, bitmek bilmez kar hırslarıyla milyonlarca insanımızın yaşam alanını, suyunu, toprağını, doğasını ve nihayet yaşamlarını hiçe saymaktadırlar. İliç’te olan bir kaza değil çevre ve yaşam katliamıdır.
“ATALAN, ALPAGUT, TEKECİLER’DE AYNI KATLİAM ER YA DA GEÇ YAŞANACAKTIR”
Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır. Yine Cengiz Holding tarafından 713 hektarlık yani 941 futbol sahası büyüklüğünde, 180 milyon ton kazı yaparak, patlatmalı ve açık alan işletmeciliği, siyanürlü yığın liç yöntemi ile altın-gümüş çıkartacak olan Atalan, Alpagut, Tekeciler’de aynı katliam er ya da geç yaşanacaktır. Kaldı ki siyanürlü pasa, dik yamaçlı araziye sahip olan Sarıcakaya ve çevresi ile Sakarya Nehrini siyanürlü toprak ile er ya da geç zehirleyecektir. Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği özel kişilerin karlarına tahsis edilmediği ve kamusal ihtiyaçlar dışında bir amaca hizmet etmediği müddetçe maden çıkartılmasına karşı olmayıp, maden sahalarının ülkemize ve şehrimize vereceği zararlar göz önüne alınırsa bir avuç kişinin çıkarlarının ülke çıkarlarının önüne geçmemesi için mücadelemize devam edeceğimizi kamuoyuna gururla açıklıyoruz.”
]]>Erbaa mevcut Belediye Başkanı ve ve MHP’den Erbaa Belediye Başkan Adayı Ertuğrul Karagöl, 5 yıllık görev sürecine dair İhlas Haber Ajansı’na özel açıklamalarda bulundu. Altyapısından, üstyapısına, yolundan, yenilemeye, çevre düzenlemesinden, çevre sağlığına, enerjiden, rekreasyon alanlarına, kültür sanattan, etkinliklere kadar birçok alanda ilklere imza attıklarının altını çizen Başkan Karagöl, aday olduğu yeni dönemde de aynı başarılı profille çalışacaklarının sözünü verdi.
“Erbaa’ya çevre bilinciyle birçok hizmeti kazandırdık”
Yenilenen altyapı çalışmalarıyla göreve hızlı bir şekilde başladıklarını ifade eden Erbaa Belediye Başkanı Ertuğrul Karagöl, “Altyapısından, üstyapısına, yolundan, yenilemeye, çevre düzenlemesinden, çevre sağlığına, enerjiden, rekreasyon alanlarına, kültür sanattan, etkinliklere, biz şehrimizdeki eksik ve devamını istediğimiz konuların hepsini bu beş yılda sürdürmeyi amaçlamıştık. Özellikle ciddi anlamda altyapı çalışması yaptık. 110 kilometreye yakın bir altyapı çalışması yaptık. Yaklaşık 350 bin metrekareye yakın asfalt çalışması yaptık. Yaklaşık 250 bin metrekare yine ciddi anlamda parke yol çalışması yaptık. Tabii bunlar insanların günübirlik ihtiyaçları ama biz özellikle bu dönemde enerjiyi de düşünerek bölgedeki en büyük güneş enerji santralini kurduk. Bir megavatlık enerji santrali kurarak belediyemize ciddi anlamda bir kaynak sağlamış olduk. Çevre bilinciyle hareket ettik. Bölgedeki en büyük, en modern 2 bin metrekare kapalı alanda modern kesimhane Erbaa’nın hizmetine sunduk. Bölgeye hizmet eder hale geldik. Teknolojik aletleriyle, hijyenik ortamıyla çok güzel bir kesimhane edindirdik” dedi.
“Yaşam alanlarını geliştirmeyi amaçlıyoruz”
Erbaa’nın hızlı bir şekilde büyüdüğüne vurgu yapan Karagöl, şehrin merkezin dışındaki alanlarda dönüşümü sağlayarak yaşam alanlarını geliştirmeyi amaçladıklarını ve bu sayede şehrin her bölgesini daha işlevsel hale getirmeyi hedeflediklerini dile getirdi. Karagöl, “Ben göreve geldiğimde organize sanayi bölgemizde 3 bin 200 çalışanımız vardı. Bugün baktığımda 6 bin 500’ü geçen sayıdan bahsediyoruz ve yeni yaptığımız tahsisleriyle beraber bu sayı büyük ihtimal yakın zamanda 10 bin rakamını bulacak. Bu da demek oluyor ki şehir büyüyor. Şehrin ticari hayatı büyüyor. Şehrin merkezdeki yoğunluğu, hareketi büyüyor, artıyor. Yeni yaşam alanları ve şehirlerin merkezin dışında kalan alanlarının dönüşümü gerekiyor. Biz merkezin dışındaki bu alanlarda bu dönüşümü yaparak nedir? Altyapısını, yolunu aydınlatmasını, parkını düzenleyerek insanların bulunduğu alanlarda dönüşüme girerek, yeni yerleşim alanlarının, yeni evlerin yapıldığı ve herkesin kendi mahallesinde yaşamak istediği bir süreç olsun istiyoruz gelecekte. Mesela düzenlediğimiz bir alanla alakalı bir bölgeyle alakalı bir teyzemiz şöyle bir şey söyledi. Onu da böyle anlatmak istiyorum. Bir düzenlediğimiz alanla alakalı. ya bir orası çarşı gibi oldu dedi. Tamam mı? Şimdi biz o teyzeyi alıp çarşıda oturtturamayız belki. Çarşıda yaşatamayız. Ama biz onun yaşadığı yeri çarşı gibi yaparız onun deyimiyle. Biz bunu amaçlamıştık. Bu amacımızın da karşılığını, bu teyzemizin bu sözünü duyunca ha dedik ki biz doğru yapmışız ve yaptığımız işin de anlaşılabilir ve anlaşıldığını görmüş olduk. O yüzden mutluyuz. Şehrimizin her bölgesini merkez haline, şehrimizin her bölgesini teyzemizin deyimiyle çarşı gibi yapmaya çalışıyoruz. İnşallah bu süreci hiçbir kuytuda köşede nahoş görüntüsü olan bölgemiz kalmayacak şekilde hizmetlerimize devam edeceğiz. İnsanlarımızın bugün mutlu, yarına da umutlu bir şekilde bakması için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz” ifadelerini kullandı. – TOKAT
]]>