Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında TRT World Sunucusu Alican Ayanlar’ın moderatörlüğündeki “ADFLeadersTalks” paneline konuşmacı olarak katıldı.
Bakan Lavrov, Türk makamlarına Foruma davetleri için teşekkür ederek, “2 yıl önce buradaydım. Geçen sene maalesef gelemedim çünkü geçen sene Türkiye’de büyük bir afet vardı. Çok yıkıcı bir deprem oldu. Rusya hemen arama kurtarma ekiplerini gönderdi, insani yardım gönderdi.” dedi.
Çok kutupluluğun halihazırda bir gerçeklik olduğunu belirten Lavrov, Çin ve Hindistan’ın ekonomilerinin rekor düzeyde büyümekte olduğuna ve modern teknolojileri kullandıklarına dikkati çekti.
Lavrov, Çin’in ABD’nin rakibi olarak görüldüğünü vurgulayarak, “Dünya Ticaret Örgütü’nün faaliyetlerini frenlemeye başladılar. Şikayetler gelmeye başladı. Çin de haklı olarak dünyada adil bir rekabet yok demeye başladı.” şeklinde konuştu.
Bakan Lavrov, BM Tüzüğü’nün “muhteşem bir belge” olduğunun ancak Batı’nın buna riayet etmediğinin altını çizerek, Batı’nın Rusya’yı “saygı gösterilecek” bir ülke olarak görmediğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e saldırılarına ilişkin, Filistin ile ilgili olan kararları ABD’nin “sabote ettiğini” dile getiren Lavrov, “Filistinlilerin özerklik kazanamayacağı bir yapıya gidilmeye başlandı.” diye konuştu.
Bakan Lavrov, “Filistin’in BM üyesi yapılması konuşuluyor. Çok güzel görünüyor dışarıdan bakınca ama mevcut durum değişmiyor.” ifadesini kullandı.
Lavrov, ABD’nin Tayvan konusunda da “Biz tek bir Çin’i tanırız.” dediğini ancak mevcut durumda Tayvan’la ilişkilerini bağımsız bir ülke gibi yürüttüğünü anlattı.
Bakan Lavrov, “Dolayısıyla BM’nin temelinde bir sorun yok. Batı ülkeleri BM kararlarına riayet etmemektedirler. Sorun buradan kaynaklanıyor.” dedi.
Lavrov, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeye ilişkin açıklamasına yönelik, “Böylece buraya asker gönderilmesi itiraf edilmiş oldu.” diye konuştu.
Rusya’nın ABD başkanlık seçimlerine bakışı
Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ülkesine yönelik bir linç olduğunu kaydeden Lavrov, geçmişteki olayların çok hızlı şekilde unutulduğunu ve kimsenin bunları dile getirmediğini ifade etti.
ABD başkanlık seçimlerine değinen Lavrov, ABD halkının kimi seçerse Rusya’nın onunla birlikte eşit haklar ve dürüstlük temeline dayalı olarak çalışmaya hazır olduğunu, ABD’nin her şeyi almak istediğini ancak karşılığında hiçbir şey vermek istemediğini vurguladı.
Lavrov, Rusya olarak herhangi bir şeyin değişmesini beklemediklerini kaydederek, “Seçim sonuçları ne olursa olsun çok bir şeyin değişeceğini de düşünmüyoruz. Başkan Trump zaten başkandı geçmişte ve o dönemde de bizim üzerimizde çok büyük müeyyideler, ambargolar uygulamışlar ama bunu da Obama başlatmıştı dürüst olmak gerekirse. 3 hafta içerisinde Obama toplamda 120 kişi olmak üzere bizim diplomatlarımız ve ailelerini tam yeni yıl arifesinde sınır dışı etmişti. Obama onları doğrudan uçuş olmayan bir günde sınır dışı etti.” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Gazze’de ateşkes desteği
Rusya’nın Gazze konusunda nasıl eylemler alabileceğine ilişkin Lavrov, uzun yıllardır bu konuları konuştuklarına değinerek, her zaman tarafları yapıcı bir şeyler yapmaya teşvik ettiklerini dile getirdi.
Lavrov, Batı kıyılarında tamamen İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin olduğunu gördüklerini, ABD dahil yasa dışı yerleşimleri kimsenin kabul etmediğini vurguladı.
Batı Şeria’ya da aynı şekilde yerleşimcilerin gelmeye başladığını ve Gazze’de de bunun olduğunu aktaran Lavrov, İsrailli yetkilileri esnek olmamakla eleştirdiklerini ve Filistin meselesinin bu şekilde çözülemeyeceğinin altını çizdi.
Lavrov, İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin bu savaşı başlattığını anımsatarak, “Şunu söylediler: ‘Filistinliler hayvandır, insan değildir’. Diğer taraftan da Rusların insan olmadığını, yaratık olduğunu söyleyenler de oldu.” ifadelerini kullandı.
Gazze’nin büyük kısmında sivillerin öldürüldüğüne dikkati çeken Lavrov, ateşkes olması gerektiğini dile getirdiklerini ancak ABD’nin bunu BM Güvenlik Konseyinde veto ettiğini söyledi.
Lavrov, ABD’nin Filistinlileri ve Arap halklarını mevcut durum üzerinden bir barışa zorlamaya ve bunu, Filistinlilerin ekstra bir toprağı olmayacak şekilde sağlamaya çalıştığını ifade etti.
Filistinlilerle bir araya geldikleri zaman birlik içinde ve tek ses olmaları gerektiğini söylediklerini anlatan Lavrov, “Filistin’in Özgürleştirilmesi Platformunun” resmi bir hal alması gerektiğini söyledi.
Transdinyester bölgesi
Lavrov, Moldova’nın içinde bulunan ve tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı Transdinyester bölgesinin Moldova yönetiminin “baskılarına” karşı Rusya’dan koruma talep etme kararına ilişkin, “Kiev rejiminin yaptıklarını yapıyorlar, Rusçayı dışlıyorlar. Ukraynalılarla birlikte aynı zamanda ciddi ekonomik baskılar yapıyorlar.” dedi.
Oradaki insanların uzun yıllardır, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana kuşatma altında olduklarını savunan Lavrov, bölgedeki yaklaşık 200 bin kişinin Rusya pasaportuna sahip olduğunu dile getirdi.
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federal Meclis’te bugün Ukrayna’daki savaş, Batılı ülkelerle yaşanılan sorunlar ve birçok konuda açıklamalarda bulundu. Rus ordusunun modern silahlar üretme konusunda başlattığı adımların sonuçlarının günümüzde alındığını vurgulayan Putin, “2018 yılındaki konuşmamda bahsettiğim silahlanma alanındaki çalışmaların hepsi tamamlandı ya da tamamlanmak üzere. Bu operasyonla birlikte (Ukrayna’daki çatışmalar), Rus Silahlı Kuvvetleri’nin savaş kabiliyeti katbekat artmıştır. Tüm yönlerde birlikler güvenle ilerlemekte ve toprakları özgürleştirmektedir. Kinjal ve Zircon hipersonik füze sistemleri halihazırda savaşta aktif olarak kullanılmaktadır. Avangard kıtalararası balistik füze birimleri ve diğer tüm yeni ve teknolojik silahlarımız savaş görevindedir. Güvenilirliği teyit edilen bu silahlarla birlikte stratejik nükleer kuvvetler de hazır durumdadır” dedi.
“Dünyayı korkuttukları her iddia nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor”
Silahlanma anlamında büyük bir aşama kaydettiklerini ve ellerinde Batılı ülkeleri vurabilecek silahların bulunduğunu söyleyen Putin, “Yabancı ülkeler vurulması gereken ‘hedefleri’ kendileri seçiyor ve Ukrayna’ya asker göndermekten de bahsetmeye başladılar. Müdahalede bulunan ülkelerin karşılaşacakları sonuçlar çok trajik olacak. Onların topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlara sahibiz. Batı, Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağını söylüyor. Rusya, Avrupa’ya saldırmayacak. Bu bir saçmalık. Bayağı yalan söylüyorlar” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerin Rusya’nın kendilerine saldıracağına yönelik sözlerini provokatif bulan Putin, “Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı gibi icat ettikleri ve tüm dünyayı korkuttukları her iddia gerçekten de nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor. Ancak bu medeniyetin yok olması anlamına gelir” diye konuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme fikrini destekleyen sözlerine de karşılık veren Putin, “Topraklarımıza asker gönderenlerin akıbetini hatırlıyoruz. Artık müdahaleciler açısından sonuçları çok daha trajik olacak” dedi.
“Uzaya nükleer silahlar yerleştireceğimiz iddiası asılsızdır”
Batılı ülkelerin Rusya’nın uzaya nükleer silah yerleştireceği iddialarına da karşılık veren Putin, “Son günlerde uzaya nükleer silah yerleştireceğimize dair asılsız iddialar daha fazla söyleniyor. Bu tür suçlamalar asılsızdır. Bu bizi müzakerelere zorlama oyunudur. Bu yalnızca ABD’nin çıkarınadır” şeklinde konuştu.
Buna karşı kendilerinin uzayda silahlanmaya karşı bir anlaşma taslağı sunduklarını ancak ABD’nin bu anlaşmayı reddettiğini hatırlatan Putin, “Aynı zamanda 15 yılı aşkındır masalarında bizim bir önerimiz var. 2008 yılında hazırladığımız uzaya silah konuşlandırılmasının önüne geçen taslak anlaşmayı da engelliyorlar. Neden bahsettikleri bile belirsiz” ifadelerini kullandı.
“İsveç ve Finlandiya’ya karşı Batı istikametindeki Rus birliklerini güçlendirmeliyiz”
İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımından sonra Rusya’nın Batı sınırlarında kendi güvenliğini arttırması gerektiğini söyleyen Putin, “NATO’nun şu anki doğuya genişleme hamlesi ve İsveç ile Finlandiya’nın İttifak’a dahil olması nedeniyle oluşan tehditleri etkisiz hale getirmek için stratejik batı istikametindeki gruplarımızı ciddi şekilde güçlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“Rus ekonomisi 2023’te küresel ekonomiden daha hızlı büyüdü”
Konuşmasında Batı ile yaşadıkları ekonomik savaşa da parantez açan Putin, Rus ekonomisinin güçlü olduğu vurgusunu yaparak, “Geçen yıl Rusya ekonomisi küresel ekonomiden daha hızlı bir tempoyla büyüdü. Bu göstergeye göre sadece AB’nin önde gelen ülkelerini değil, sözde G7’nin tüm ülkelerini de geride bıraktık. Batı, para birimlerini ve bankacılık sistemini kendisi itibarsızlaştırıyor, bindiği dalı kesiyor. Bu çerçevede satın alma gücü paritesine göre BRICS’in (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) dünya ekonomisindeki payı 2028 yılında yüzde 36,6’ya çıkacak, G7’nin payı ise yüzde 27’8’e düşecek” dedi.
Putin ayrıca Rus iş dünyasına ülke dışına sermayelerini taşımama çağrısında bulunurken, küresel tahıl pazarında Rusya’nın lider konuma yükseldiğini de sözlerine ekledi.
“Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris’te düzenlenen Ukrayna’ya destek konferansının ardından yaptığı konuşmada, Batılı ülkeler arasında Ukrayna’ya asker gönderilmesi konusunda fikir birliği olmadığını, ancak hiçbir şeyin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Macron, “Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız. Amacımıza ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız. Geleceğimizin ne olacağına karar vermek için ABD seçimlerinin sonucunu bekleyemeyiz. Tehlikede olan Avrupa’nın geleceğidir, dolayısıyla karar vermek Avrupalılara kalmıştır” ifadelerini kullanmıştı.
Slovakya Başbakanı Robert Fico ise, “Ukrayna’ya kendi birliklerini göndermeye hazırlanan ülkeler olduğunu doğrulayabilirim, asla diyen ülkeler var, Slovakya da bunların arasında yer alıyor. ve bu teklifin dikkate alınması gerektiğini söyleyen ülkeler de var” demişti. – MOSKOVA
]]>Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı (İBTAV) tarafından yayımlanan, “Arap-İslam Bilimler Tarihi” adlı 17 ciltlik eserin tanıtımı ve “100. Doğum Yılında Prof. Dr. Fuat Sezgin’e Vefa” programı, Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirildi.
Almancadan Türkçeye çevrilen ve Müslümanların 8. ila 16. yüzyıllar arasında bilim dünyasına öncülük ettiği döneme dair temel başvuru kaynağı niteliği taşıyan eserlerin tanıtımının ardından, “100. Doğum Yılında Prof. Dr. Fuat Sezgin’e Vefa” programı kapsamında panel düzenlendi.
Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersan Aslan yönetimindeki panelde, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı (İBTAV) Mütevelli Heyeti Üyesi Bilal Erdoğan, YÖK üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak ve Prof. Dr. Mahmut Karakuş konuşma yaptı.
Panelde konuşan Bilal Erdoğan, Fuat Sezgin Hoca’nın aslında Cumhuriyet tarihinin önemli travmalarının adeta bir mağduru ve sembolü denilebilecek biri olduğunu söyledi.
İslam medeniyetinin bilimler tarihindeki yerinin hakkıyla bilinmesinin ciddi politik ve ideolojik bir yönünün olduğunu dile getiren Erdoğan, “Medeniyetler savaşının öngörüldüğü bir atmosferde yaşıyoruz. Böyle bir ortamda tabii ki ciddi bir aşağılık kompleksi yaşayan koca bir İslam medeniyetinin bakiyesi olan 2 milyara yakın insanın bir hesaplaşma öngörüsünün de olduğunu zaten Batılı bilim insanları, oryantalistler yazmış.” değerlendirmesinde bulundu.
Erdoğan, Prof. Dr. Fuat Sezgin’in kitabında yazan “Arap” kelimesinin bütün Müslümanları kastettiğine vurgu yaparak, “Dolayısıyla buradaki Arap tepkisini gördüğünüz zaman sadece Arap bilim insanlarının tarihi anlatılıyor diye düşünmeyin. Burada Türk de var, Fars da var. Yani bilimler tarihinde iz bırakan bütün önemli Müslüman bilim insanları var.” diye konuştu.
Fuat Sezgin’in hamasetle iş yapmadığını, “Batı şöyle bizi görmedi, Batı böyle bizi görmedi” şeklinde yaklaşımlarının olmadığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hocamızın ortaya koymaya çalıştığı, bunu biz yapabildiysek tekrar yapabiliriz. Müslüman bilim insanlarının bilimlere yaptığı yüzyıllar süren katkının olduğunu tespit etmek ve ondan sonra da Batı’nın bıraktığı bayrağı alıp bu bilimler mirasını daha ileriye taşımak ve bunda bir Müslüman medeniyeti olarak öncü olmak. Yani hocamız bunu yapabileceğimizi bu kadar çalışarak ortaya koyuyordu. Onun için bu buluşmalarımızda hocamızın çalışkanlığına ciddi anlamda vurguyu yapıyoruz.”
Erdoğan, Fuat Sezgin’in eserlerine ilişkin enstitü, kütüphane ve müze kurduklarına dikkati çekerek, sonraki süreçte bu eserlerin yaygın erişimini sağlamak için dijitalleştireceklerini, Almanca ve Türkçenin yanı sıra İngilizce ve Arapçaya da çevirisini yapacaklarını kaydetti.
Söz konusu eserlerin önemli bir kaynakça olduğunu belirten Erdoğan, bilimler tarihi alanında çalışma yapacak insanların bundan sonra yazacakları eserlere kaynak olabileceğini vurguladı.
Bilal Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, bilim tarihi lisans programlarından mezun olanların bu dersleri verebilmesine ilişkin duyurusunun kendileri için çok hayati önem taşıdığını ifade etti.
Üniversite bünyesindeki enstitünün güçlenmesi, buraya gelen öğrencilerin rağbetinin artmasının önemine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bütün bunları tamamladığımız zaman artık yeni nesillerin kendi medeniyetimizle ilgili bir özgüveni olacak. ‘Türkiye Yüzyılı’ dediğimiz zaman bu elbette ki bir kızıl elma, bir ideal. Dolayısıyla bunun altını doldurmamız için bilimsel sahada yapılacak çalışmalar var. Tabii ki teknolojide rekabet edeceğiz. Batı’nın bıraktığı yerde geçeceğiz. Çünkü Batı’nın teknolojik önderliğinin başat durumunun sürdürülebilir olmadığını görüyoruz.”
Çeviri ekibine sertifika verildi
Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Mecit Çetinkaya da konuşmasında, vakfın kurulmasında ve eserlerin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
Programda, Bilal Erdoğan, Arap-İslam Bilimleri Tarihi’nin çeviri ekibine sertifikalarını takdim etti.
Eserlerin birer cildi ayrıca Çetinkaya tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır’a, Erdoğan tarafından da Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e hediye edildi.
]]>Oylamada 6 parlamenter de hayır oyu kullandı.
NATO üyesi ülkeler arasında Macaristan’ın da “kabul” kararını aldığı bugünkü oylama, İsveç’in NATO üyeliği için başvurusunun ardından 649 ve Macar hükümetinin de İsveç’in ve Finlandiya’nın katılımını onaylama önerisini parlamentoya sunmasının ardından 592 gün geçtikten sonra gerçekleşti.
Böylece NATO üyesi ülkeler arasında son ülke olarak Macaristan’ın da onay vermesiyle, Finlandiya’nın ardından İsveç de Kuzey Atlantik İttifakı’na kabul edilmiş oldu.
Macaristan İsveç’in üyeliğini neden engelledi?
İki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılma girişimi, Türkiye ve Macaristan tarafından uzun bir süre engellenmişti.
Türkiye’nin gerekçeleri, katılım için başvuran iki ülkenin, ama özellikle de İsveç’in, Türkiye ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen PKK ve bağlantılı bazı kurumların faaliyetine ülkede göz yumması iddiasına dayanıyordu.
Macaristan ise, bu ülkelerin Macaristan’a yönelik olarak, hukuk devleti eksikliklerini gerekçe göstererek gündeme getirdikleri eleştirileriyle Macaristan’ın içişlerine müdahale ettiklerini öne sürüyor, itirazlarında bunu öne çıkarıyordu. Ancak bu müdahalelerin ne olduğuna dair tatmin edici yanıtlar verilemiyordu.
Daha sonraki süreç içinde Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın “İsveç Türkiye’yi ikna etsin, biz bu süreçte onay veren son ülke olmayacağız” demecinden de anlaşıldığı gibi, Macaristan’ın üyelikleri engelleme faaliyetinde aslında göz önünde bulundurduğu husus Türkiye ile olan sıkı ilişkileriydi.
Son yıllarda Budapeşte ve Ankara arasında son derece sıkı ve üst düzey bir ilişkiler ağı yaratılmıştı ve Macaristan, Türkiye ile olan bu işbirliğine sadık kalma niyetinde görünüyordu.
Ancak Ocak 2023’de, Washington’la F-16 pazarlıklarının aniden olumlu bir şekilde sonuçlanmasının ardından Ankara İsveç’in üyeliğine sürpriz bir hızla onay verince Macaristan da kendini hiç arzu etmediği bir pozisyonda buldu: İsveç’in üyeliğini son onaylayan ülke olacaktı.
Finlandiya’nın üyeliği her iki ülke tarafından da daha önce onaylanmıştı.
Türkiye’nin onayı Macaristan’ı neden zor duruma düşürdü?
Aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan Batı ittifakının ana merkezleri olan Washington ve Brüksel ile ilişkilerinde sorunlar yaşıyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaş ile ilgili gelişmelerde aldığı tavır, Batı ve Rusya arasında izlemeye çalıştığı orta yolcu çizgi, Rusya’ya karşı Batılı ülkeler tarafından gündeme getirilen ambargoları hafifletmeye yönelik çabaları, hatta AB içinde bu tür yaptırım kararlarını zaman zaman veto ile etkisizleştirmesi nedeniyle Macaristan Batılı müttefikleri tarafından ciddi bir şekilde eleştiriliyor.
Batılı müttefikleri Macaristan’ı Rusya’yı kayırmak istemekle, bir yandan Batı ittifaklarının üyesi olurken, diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini, Batının uyarılarına karşı gündemde tutmak istemekle itham ediyorlar.
Macaristan ise bütün bu eleştirileri Macaristan’ın egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendirip karşı çıkıyor. Budapeşte yönetimi Macaristan’ın Batının kopmaz bir parçası olarak kalacağını, eleştirilerinin Batının temel değerlerine değil, Batılı ülkelerin uyguladıkları uluslararası politikaya karşı olduğunu vurguluyor.
İşte bu hassas dengeler içinde Macaristan Batı ile olan ilişkilerini koparmadan, ama kendi politikasından taviz de vermeden gidebileceği son noktaya kadar gitmek isterken, İsveç’in NATO üyeliğinin kabulüne evet diyen son ülke konumunda kaldığı için tedirginlik yaşadı.
Macaristan prestij kaybetmeden nasıl ‘evet’ dedi?
Türkiye’nin onayından sonra Macaristan’ın da İsveç’in üyeliğini onaylayacağı artık belliydi. Ancak bunun için Budapeşte bu adımı haklı gösterecek gerekçeler de bulmalıydı.
Ankara’dan kabul haberinin gelmesinin ardından Macaristan da hemen üyeliğe yeşil ışık yaktı, ama ilk açıklamada, NATO üyeliği konusunun görüşülmesi için İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un Budapeşte’ye davet edildiği de yer alıyordu.
İsveç hükümetinin “bu konuda görüşülecek yeni bir husus yok” gerekçesiyle daveti nazik bir şekilde reddetmesinin ve İsveç başbakanının “elbette Budapeşte’yi ziyaret etmekten memnunluk duyarım, ama önce üyeliğimiz kabul edilsin” mealindeki açıklamasının ardından Budapeşte B planını devreye soktu.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, bir haftalık suskunluğun ardından Parlamento dışişleri komisyonundan geçen İsveç’in NATO üyeliğinin Parlamentoya onay için sevk edildiğini, bu arada İsveç başbakanı ile defalarca görüştüklerini, iki ülkenin savunma sanayisi ile ilgili önemli bir sözleşme imzalama hazırlıkları yapıldığını ve önümüzdeki günlerde Kristersson’un Budapeşte’ye geleceğini duyurdu.
Gerçekten de geçtiğimiz haftanın ortalarında Kristersson Budapeşte’ye geldi, henüz ne olduğu tam olarak bilinmeyen, ama İsveç tarafından üretilen üç Grippen savaş uçağının Macaristan’a satılmasını da içeren bir savunma sanayi anlaşması imzalandı.
İşte bu ziyaret, Macaristan’ın onaylamak için 592 gündür sürüncemede bıraktığı İsveç’in üyeliği sürecine nokta konulmasına olanak sağladı.
Şimdi bu karar Macaristan Devlet Başkanı tarafından imzalanacak ve yürürlüğe girecek.
Ancak Macaristan’ın yeni devlet başkanı da İsveç’in NATO üyeliğinin onaylandığı Parlamentonun bugünkü oturumunda seçilecek. Eski devlet başkanı Katalin Novak, pedofil bir suçluya yardım etmekle suçlanan bir mahkûm için çıkardığı af nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.
İktidar partisi FIDESZ Macaristan Anayasa Mahkemesi başkanı Tamas Sulyok’u cumhurbaşkanlığına aday gösterdi.
İsveç’in NATO üyeliği oylanırken parlamento yeni cumhurbaşkanını henüz seçmemişti.
]]>Çevirisi ve baskısı Ahmet Yesevi Üniversitesi (AYÜ) Avrasya Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan kitabın tanıtım töreninde Türkiye’nin Astana Büyükelçisi Mustafa Kapucu, Kazakistan Parlamentosu Kazakistan-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Nurtöre Jüsip, AYÜ Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Muhittin Şimşek, Avrasya Araştırma Enstitüsü Direktörü Suat Beylur’un yanı sıra büyükelçiler, Kazakistan Senato ve Meclis milletvekilleri, akademisyenler ve çok sayıda davetli yer aldı.
“Umarım değerli Kazak okuyucuları bu kitaptan istifade ederler”
MİT Başkanı Prof. Dr. Kalın, etkinlikte paylaşılan video mesajında, eserin tercümesinde ve yayımlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
Eserde İslam ve Batı medeniyetlerinin neredeyse 1300 yıllık uzun tarihi üzerinden “ben” ile “öteki” arasındaki ilişkinin değişik dönemlerini, boyutlarını ve yönlerini ele aldığını anlatan Kalın, şöyle konuştu:
“Tarih boyunca İslam’ı sadece bir siyasi ve askeri rakip olarak değil ama aynı zamanda kültürel, teolojik dini bir rakip olarak gören Batı medeniyetinin İslam algısının hatta İslam takıntısının nasıl şekillendiğini, İslam’ı bir öteki olarak kurgulamasının nelere mal olduğunu izah etmeye çalıştım. Aynı şekilde İslam dünyasında özellikle 17-18. yüzyıldan sonra Batı’nın ötekileştirilerek İslam dünyasının ötekisi olarak kurgulanmasının ürettiği zihni sorunları, maliyetleri biraz açmaya çalıştım. ‘Bugün İslam ve Batı medeniyetleri, yeni bir yol haritası belirleyeceklerse bunu ancak kendileri kalarak ama ötekini düşmanlaştırmadan, şeytanlaştırmadan, gayriinsanileştirmeden yapabilecekler.’ diyorum. Bu da kitabın ana tezi.”
Kalın, kitapta İslam ve Batı medeniyetlerinin yüzlerce yıl boyunca devam eden etkileşimleri, alışverişleri, ziyaretleri, karşılıklı geliş-gidişleri ve diğer konuları da ele aldığını belirterek, “Umarım değerli Kazak okuyucuları, dost ve kardeş Kazakistan aydınları, akademisyenleri, politika yapıcıları, kanaat önderleri, öğrenci arkadaşlarım da bu kitaptan istifade ederler.” dedi.
“Kazak dili daha yaygın hale geliyor”
Büyükelçi Kapucu, katılımcılara teşekkür ederek, “Prof. Dr. İbrahim Kalın, malumunuz olduğu üzere en üst düzey görevlerde bulunmuş bir bürokrat olmasının yanı sıra değerli bir akademisyen ve bir entelektüeldir. Kendisi, bu görevleri yerine getirdiği dönemlerde de akademik çalışmalarına ara vermemiş, okumayı, yazmayı ve üretmeyi sürdürmüş bir kişi.” diye konuştu.
Kitabın ilk baskısının 2016’da çıktığını dile getiren Kapucu, medeniyetler tarihi, Avrupa-İslam ilişkilerine felsefi ve kültürel perspektiften ışık tutan bu eserin Kazakça basılmasının önemli olduğuna dikkati çekti.
“Kazakistan’da Kazak dili hem devlet kurumlarında hem de toplum nezdinde daha yaygın hale geliyor.” diyen Kapucu, şunları dile getirdi:
“Bir milletin öz benliğini ve kimliğini tanımlayabilmesine imkan sağlayan ana dilde yayınlar yapılması, eserlerin gelecek nesillere aktarılması, tabiatıyla çok önemlidir. 2021 yılında Kazakçanın Latin alfabesine uyarlanmış versiyonu kamuoyuna sunuldu. Önümüzdeki yıllarda, öngörüldüğü gibi Kazak dili Latin alfabesiyle kullanıldığı takdirde, aynı dil ailesine mensup akraba diller olan Türkçe ve Kazakça arasındaki bağlar daha da sıkılaşacaktır. Bu vesileyle Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Avrasya Araştırma Enstitüsünü bu çalışmalarından ötürü kutluyor, özellikle Türkçe ve Kazakça dillerinde gelecekte yapacakları çalışmalarda da başarılar diliyorum.”
Kazak Senatör Darhan Kıdırali de eserde Doğu ile Batı arasındaki ilişkilerin kronolojisiyle ele alınmasının değerli olduğunu kaydederek, “Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya 5’ten büyük’ tezinde biz bunun aksettirmesini görüyoruz. Dünyanın içerisinde Doğu da İslam ülkeleri de vardır. İslamofobi’nin yersiz olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Kıdırali, eserde üzerinde durulan konuların sadece Türkiye açısından değil kendileri açısından da önemli olduğunu vurguladı.
]]>Erdoğan, “Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla Antalya’da gerçekleştirdikleri 6. Etnospor Forumu kapsamında, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Sporun birleştirici gücüne inanmak istediklerini belirten Erdoğan, bir yandan Ukrayna’daki savaş bir yandan Filistin’deki İsrail soykırımının olduğunu dile getirdi.
Çifte standardın ortasında kaldıklarını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
“Rus sporcular uluslararası etkinliklere kabul edilmiyorlar. Batı otoriteleri Rusya’yı cezalandıracağım diye genç sporcuları cezalandırıyor. İsrail apaçık soykırıma imza atarken İsrailli sporcularla ilgili benzer bir tavrı Batı ve uluslararası spor otoritelerinden göremiyoruz. Bu etkinliğimiz davetler itibarıyla maalesef bu tür gelmeler, gelmemeler noktasında bizi de etkiledi. Sporu bu tür tartışmaların dışında tutacağız herkesin birbiriyle konuşabildiği bir araya gelebildiği gençlerin fiziksel etkinlikleri için kötü alışkanlıklardan uzak durmak için korunduğu, korunaklı bir alan olduğunu düşüneceğiz. Eğer sporu siyasi bir araç haline getirecekse Batı, o zaman bunda uyguladığı çifte standartları biz dünyaya haykırmak zorundayız. Bugün eğer bir soykırımdan dolayı sporcular cezalandırılacaksa İsrailli sporcuların ülkelerinde çıkamaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu da Batı’nın çifte standartlarının bir göstergesi. Biz yine de davet edebildiğimiz kadar çok ülkeden bakan davet ediyoruz. İrtibata geçebildiğimiz kadar çok üniversiteyle geleneksel spor federasyonuyla irtibat kurmaya çalışıyoruz.”
Erdoğan, dünyanın kültürel zenginliğini korumak için mücadele verdiklerini vurgulayarak, toplumların kendi kültürlerini öz güvenle yaşayıp, yaşatabilmelerini, toplumlararası karşılıklı saygının oluşması için olmazsa olmaz bir koşul olduğunu düşünerek bunu yaptıklarını aktardı.
Mücadeleye devam edeceklerini bildiren Erdoğan, “Umuyorum bu kültürel bilinçlenme öz güvene katkı sağlayacaktır. Dünyanın küçük ülkelerinin bile kendilerine has kültürleri, özellikleri var. Bunları yaşatabilirlerse saygı görebileceklerini düşünüyorum. Yani illa dünyadaki saygı görmek bir yere gelmek için Batı’ya yaranmak, Batı gibi olmak, Batı’ya benzemek gerekmediğini artık tüm dünyanın öğrenmesi gerektiğinin zamanın geldiğini düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
Katılımcı bakanlarla iyi niyet belgesi imzalanması
Her forumda katılan bakanlar iyi niyet belgesi imzaladıklarına değinen Erdoğan, imza atan bakan sayısının her geçen yıl arttığına dikkati çekti.
Erdoğan, diğer yandan forumda 60 federasyonla Dünya Etnospor Konfederasyonunun branşlarındaki uluslararası müsabaka kurallarının belirleyicisi olacağına dair belge imzalayacaklarını kaydetti.
Dolayısıyla uluslararası etkinlik yapıldığında Dünya Etnospor Konfederasyonundaki kural setinin kullanılacağına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu konfederasyonumuzun dünya geleneksel sporlarına başka bir katkısı olacaktır. Bunu yaparken de branşın bütün federasyonlarını bir araya getiriyoruz. Kural setinde olması gereken konularda hepsinin söyleyeceklerini alıyoruz. Üzerinde anlaştıklarını kayda geçiriyoruz. Üzerinde anlaşamadıklarını da anlaştırma konusunda elimizden geleni yapıyoruz. Hatta bunun da ötesinde belki bugüne kadar düşünülmemiş yönlerini de yani hakem eğitiminden antrenör eğitimine varıncaya kadar standardizasyonda neler eksikse bunları da kapatmaya, boşlukları doldurmaya çalışacağız. Bu da geleneksel sporların dünyada kurumsallaşması, seyir zevkinin artması, kişi ve canlı sağlığına daha saygı içerisinde gerçekleşmesini teminat altına alacaktır.”
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları
İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlara spor üzerinden çağrı yaparak, buradaki değerlerin, saygı, barış, dayanışma ve gelenek olduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz geleneği yaşatarak karşılıklı saygının ve dayanışmanın oluşabileceğini ve bunun da dünya barışına katkı sağlayacağının mesajını vermeye çalışıyoruz. Ama bugün Gazze’de, Filistin’de, Batı Şeria’daki katliamları es geçmemek gerekiyor. Tüm dünya sisteminin barışa yönelik teminatların ayaklar altına alındığını görüyoruz. Hatta sporun barışa hizmet etmesine yönelik hayallerin suya düştüğünü görüyoruz. Bir taraftan Ukrayna Savaşı’nda Rus sporculara yapılanlar bir tarafta İsrailli sporculara yapılmayanlar. Eğer yapılacaksa İsrailli sporculara da yapılması gerektiğini, bu çifte standartların Batı’nın tüm saygınlığını değer verdiklerini söyledikleri tüm değerlerin aslında onlar için kullanışlı birer araç olduğunu göstermiş oluyor. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz.”
]]>