Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Doğu Afrika ülkesi Cibuti’ye geldi. Türkiye-Afrika Ortaklığı Üçüncü Bakanlar Gözden Geçirme Konferansı’na katılmak üzere ülkeyi ziyaret eden Fidan, Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mahmud Ali Yusuf ile bir araya geldi. – CİBUTİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, Cibuti’de düzenlenen Türkiye- Afrika Ortaklığı Üçüncü Bakanlar Gözden Geçirme Konferansı kapsamında Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İş birliği Bakanı Mahmud Ali Yusuf ile bir araya geldi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’na katılmak üzere geldiği Fildişi Sahili’nde temaslarına devam ediyor. Kurtulmuş, Abdijan şehrinde, Fildişi Sahili Senato Başkanı Kandia Kamissoko Camara ile bir araya geldi.
Camara, Fildişi Sahili Senatosu Konutu’nda Kurtulmuş’u resmi törenle karşıladı. İki ülke milli marşlarının okunmasının ardından askerleri selamlayan Kurtulmuş, daha sonra Camara ile baş başa görüşme gerçekleştirdi. Kurtulmuş ve Camara heyetler arası toplantıya da başkanlık yaparak işbirliği konularını ele aldı. Kurtulmuş ve Camara, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Kurtulmuş, heyetler arası görüşmede yaptığı konuşmada, ev sahipliği ve gösterilen yakın ilgiden dolayı teşekkür etti. İSİPAB üyesi parlamento başkanları ve heyetlerini ağırlamalarından dolayı da Camara’ya teşekkürlerini ileten Kurtulmuş, Afrika Uluslar Kupası’nda şampiyonluğa ulaşan Fildişi Sahili’ni tebrik etti. Kurtulmuş, Fildişi Sahili’nin ilk kadın Senato Başkanı olması dolayısıyla Camara’ya da başarılar diledi.
Türkiye’nin son yıllardaki Afrika açılımının dış politikanın önemli ayaklarından birini oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Türk yöneticilerin Afrika ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 51 kez Afrika ziyareti yaptığını anlatan Kurtulmuş, bu ziyaretlerin Türkiye-Afrika yakınlaşması gayretinin göstergesi olduğunu belirtti.
Türkiye’nin çeşitli kurumlar vasıtasıyla Afrikalı kardeşlerinin yanında olmaya gayret gösterdiğini bildiren Kurtulmuş, Türk sivil toplum kuruluşlarının da Afrika’daki birçok ülkede destek amacıyla işbirliğini sürdürdüğünü söyledi.
“Beyaz adam geldi. Acaba neyimizi alıp götürecek, neyimizi çalacak?”
Afrika Kıtası’nda acı hatıralar, zihinlerden kaybolmayan sömürü dönemi yaşandığını hatırlatarak, Afrikalıların yaşadıklarından dolayı “Beyaz adam geldi. Acaba neyimizi alıp götürecek, neyimizi çalacak?” diye düşündüğünü ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye olarak biz elimizi uzatıyoruz. ‘El sıkışalım ve buyurun hep beraber kurtulalım, hep beraber güçlenelim, hep beraber kazanalım’ diyoruz. Bunun için de özellikle kazan kazan prensibi içerisinde Afrikalı dostlarımızla, kardeşlerimizle yakın işbirliğini önemsiyoruz” dedi.
Türkiye ve Fildişi Sahili arasında yeni bir dönemin başladığını belirten Kurtulmuş, ticaret, kültür, eğitim alanında, modern dünyanın gerektirdiği bütün alanlarda işbirliği yapmaya Türkiye’nin hazır olduğunu söyledi. Kurtulmuş, her iki ülkenin potansiyelinin de iyi olduğunu vurgulayarak, “Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği değil, iki tarafın da kazandığı, hatta çok taraflı olarak kazandığımız bir anlayış içerisinde sonuç almamız mümkündür” ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, işbirliği içinde, katma değeri yüksek ürünler üreterek ve Türk iş adamlarına yatırım imkanları da sağlanarak çok daha güçlü bir Fildişi Sahili’nin mümkün olacağına inandığını kaydetti.
Türkiye’nin önem verdiği en önemli hususlardan birinin Afrika Kıtası’nda güven ve istikrarın sağlanması olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Afrika’yı her türlü istikrarsızlıktan korumak ve Afrika halkları arasında karşılıklı güveni tesis edecek çabalarının içerisinde olmak herhalde hep beraber vazifemizdir diye düşünüyorum” dedi.
Kurtulmuş, ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, ise gösterilen ev sahipliğinden dolayı teşekkür etti ve Fildişi Sahili’ni ziyaret eden ilk TBMM Başkanı olarak, ziyaretin bundan sonraki ilişkilere pozitif katkısı olmasını temenni ettiğini kaydetti. TBMM ve Fildişi Sahili’nin her alanda işbirliğini artırabileceğini vurgulayan Kurtulmuş, bundan sonrasının parlamentoların üyelerinin vazifesi olduğunu dile getirdi.
Görüşmede, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı. – ABİDJAN
]]>Kurtulmuş, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’na katılmak ve resmi ziyarette bulunmak üzere bulunduğu Fildişi Sahili’nin Abdijan şehrinde, Fildişi Sahili Senato Başkanı Kandia Kamissoko Camara ile bir araya geldi.
Camara, Fildişi Sahili Senatosu Konutu’nda Kurtulmuş’u resmi törenle karşıladı. İki ülke milli marşlarının okunmasının ardından askerleri selamlayan Kurtulmuş, daha sonra Camara ile baş başa görüşme gerçekleştirdi.
Kurtulmuş ve Camara heyetler arası toplantıya da başkanlık yaparak işbirliği konularını ele aldı.
Kurtulmuş, heyetler arası görüşmede yaptığı konuşmada, ev sahipliği ve gösterilen yakın ilgiden dolayı teşekkür etti.
İSİPAB üyesi parlamento başkanları ve heyetlerini ağırlamalarından dolayı da Camara’ya teşekkürlerini ileten Kurtulmuş, Afrika Uluslar Kupası’nda şampiyonluğa ulaşan Fildişi Sahili’ni tebrik etti.
Kurtulmuş, Fildişi Sahili’nin ilk kadın Senato Başkanı olması dolayısıyla Camara’ya da başarılar diledi.
Türkiye’nin son yıllardaki Afrika açılımının, dış politikanın önemli ayaklarından birini oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Türk yöneticilerin Afrika ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 51 kez Afrika ziyareti yaptığını anlatan Kurtulmuş, bu ziyaretlerin Türkiye-Afrika yakınlaşması gayretinin göstergesi olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin çeşitli kurumlar vasıtasıyla Afrikalı kardeşlerinin yanında olmaya gayret gösterdiğini bildiren Kurtulmuş, Türk sivil toplum kuruluşlarının da Afrika’daki birçok ülkede destek amacıyla işbirliğini sürdürdüğünü söyledi.
Afrika Kıtası’nda acı hatıralar, zihinlerden kaybolmayan sömürü dönemi yaşandığını anımsatarak Afrikalıların yaşadıklarından dolayı “Beyaz adam geldi. Acaba neyimizi alıp götürecek, neyimizi çalacak?” diye düşündüğünü ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye olarak biz elimizi uzatıyoruz. ‘El sıkışalım ve buyurun hep beraber kurtulalım, hep beraber güçlenelim, hep beraber kazanalım’ diyoruz. Bunun için de özellikle kazan-kazan prensibi içerisinde Afrikalı dostlarımızla, kardeşlerimizle yakın işbirliğini önemsiyoruz.” diye konuştu.
Türkiye ve Fildişi Sahili arasında yeni bir dönemin başladığını belirten Kurtulmuş, ticaret, kültür, eğitim alanında, modern dünyanın gerektirdiği bütün alanlarda işbirliği yapmaya Türkiye’nin hazır olduğunu söyledi. Kurtulmuş, her iki ülkenin potansiyelinin de iyi olduğunu vurgulayarak “Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği değil, iki tarafın da kazandığı hatta çok taraflı olarak kazandığımız bir anlayış içerisinde sonuç almamız mümkündür.” diye konuştu.
Kurtulmuş, işbirliği içinde, katma değeri yüksek ürünler üreterek ve Türk iş adamlarına yatırım imkanları da sağlanarak çok daha güçlü bir Fildişi Sahili’nin mümkün olacağına inandığını kaydetti.
Türkiye’nin önem verdiği hususlardan birinin Afrika Kıtası’nda güven ve istikrarın sağlanması olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Afrika’yı her türlü istikrarsızlıktan korumak ve Afrika halkları arasında karşılıklı güveni tesis edecek çabalarının içerisinde olmak herhalde hep beraber vazifemizdir diye düşünüyorum.” dedi.
Kurtulmuş ve Camara, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Numan Kurtulmuş, gösterilen ev sahipliğinden dolayı teşekkür etti ve Fildişi Sahili’ni ziyaret eden ilk TBMM Başkanı olarak, ziyaretin bundan sonraki ilişkilere pozitif katkısı olmasını temenni ettiğini belirtti.
TBMM ve Fildişi Sahili’nin her alanda işbirliğini artırabileceğine işaret eden Kurtulmuş, bundan sonrasının parlamentoların üyelerinin vazifesi olduğunu dile getirdi.
Görüşmede, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve Türkiye’nin Abidjan Büyükelçisi Deniz Erdoğan Barım da yer aldı.
]]>Londra’daki Kraliçe 2. Elizabeth Konferans Merkezi’nde düzenlenen zirve kapsamında yapılan oturuma, Erbay’ın yanı sıra Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dorji Dhradhul ile Brand Afrika Genel Müdürü Thebe Ikalafeng konuşmacı olarak katıldı.
Erbay, konuşmasında, turizmin Türkiye’nin yumuşak gücünün “aydınlık yüzü” olduğuna işaret ederek, “Dünyanın en çok ziyaret edilen 4’üncü ülkesiyiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin 2023’te 50 milyonun üzerinde turist ağırladığının altını çizen Erbay, “yumuşak güç” ifadesinin Türkiye için anlamına değinerek, Türkiye’nin kolektif barışı ilerletmek ve yapıcı diplomasi yaklaşımından söz etti.
Erbay, Türkiye’nin ağırladığı Suriyelilerden küresel ve bölgesel barışa verdiği katkılara kadar birçok alanda atılan adımlardan örnek vererek, “Dünyada barışı sağlamak ve krizleri çözmek Türkiye için tek seferlik ya da spontane gelişen bir eylem değildir.” dedi.
Türkiye’nin Kovid-19 pandemisi döneminde 160 ülkeye tıbbi yardım malzemesi gönderdiğini hatırlatan Erbay, “Yardım eli uzatmak, bir hükümet projesi ya da uluslararası bir yasal yükümlülük değil, kalpten gelen bir durumdur. Eğer yumuşak güç kalpleri kazanmaksa biz sadece kalbimizden gelen fedakarlıkla kalpleri kazanıyoruz.” diye konuştu.
Erbay, Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle milyonlarca ton tahılın Karadeniz’den çıkmasının sağlandığına da işaret ederek işbirliğinin önemine de vurgu yaptı.
“Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor”
“Turizmde yenilenme” kavramıyla ilgili halkta güven oluşturulması gerektiğini söyleyen Erbay, Kapadokya örneğini vererek, “Yerel halkta güven inşa ederseniz, onlar da yatırımlarını kendilerine ve eğitimin yanı sıra yenilenme hedeflerine ulaşmak için temel gerekliliklere yaparlar.” ifadelerini kullandı.
Bu konuda ve beklenmedik sınamalar karşısında uyumlu çalışmanın önemine vurgu yapan Erbay, Türkiye’de geçen sene yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ülkenin gastronomi turizmi merkezlerinin de bulunduğu 11 ili etkilediğini hatırlattı.
Erbay, yenileme ve hayatı yeniden canlandırma çabaları sürerken bu kentlerde turizmin afet öncesi seviyelerine çıktığını belirtti.
Konuşmasında sürdürülebilirlik konusuna da yer veren Erbay, “Sürdürülebilir turist yeni bir kavramken biz bunun ötesine geçtik. Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor. Çünkü Kovid-19, insanları Türk sağlık sisteminden faydalanmak isteyecek hale getirdi.” dedi.
Türk sağlık sisteminin yalnızca vatandaşlarına değil tüm dünyaya hizmet verdiğinin altını çizen Erbay, Türkiye’nin turizm dışında da birçok şey vadettiğine dikkati çekti.
Erbay, Türkiye’nin enerji alanında attığı sürdürülebilir yatırımlara da konuşmasında yer verdi.
“Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var”
Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dhradhul da konuşmasında Bhutan’ın mutlu turistler kadar “önemseyen” turistlere de önem verdiğini söyledi.
Ülkelerinin doğası, yerel yaşamı ve kültürünü korumayı öncelediklerini kaydeden Dhradhul, Bhutan’ın güneyindeki Gelephu bölgesinde yeni bir şehir kuracaklarını ve burada doğaya, yaşama ve kültüre önem verenlerin yaşayabileceği huzurlu kent oluşturacaklarını ifade etti.
Dhradhul, Gelephu’nun dünyanın her yerinden turiste ve yerleşmek isteyene de açık olacağını söyledi.
Brand Afrika Genel Müdürü Ikalafeng ise konuşmasında Afrikalı gençlerin ülkelerine turizm, kültür ve sanat alanında katkılarından söz etti.
Dünyanın birçok ülkesinden Afrika kökenlilerin ülkesine döndüğünü, diasporaların ise Afrika ülkelerine kalkınma konusunda önemli destekler verdiğini anlatan Ikalafeng, “Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var.” sözleriyle kıtanın geleceğinin aydınlık olduğuna vurgu yaptı.
Türkiye, yumuşak gücünü artırmak için bilinçli çaba gösteriyor
Brand Finance’ın düzenlediği “Küresel Yumuşak Güç Zirvesi 2024″ün sona ermesinin ardından “Küresel Yumuşak Güç Endeksi 2024” başlıklı temel bulguların yer aldığı rapor açıklandı.
Raporda, ABD ve İngiltere’nin daha hızlı “yumuşak güç” büyümesi gösterdiğine işaret edilerek, bu iki ülkenin “üst üste üçüncü kez 1. ve 2. sırayı koruduğu” belirtildi.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunularak, Türkiye’nin daha güçlü “Benzerlik ve Kültür ve Miras” bağlamında aralarında BAE, Suudi Arabistan, ve Katar’ın olduğu Orta Doğu ülkelerinden biraz daha farklı bir profile sahip olduğu kaydedildi ancak Türkiye’nin de aralarında olduğu bu ülkelerin tamamını karakterize eden şeyin, ulus markalaşma projeleri, diplomatik girişimler ve önemli etkinliklere ev sahipliği yaparak yumuşak güçlerini artırmak için bilinçli çaba gösterdiklerine vurgu yapıldı.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunulan bir diğer bölümde ise yumuşak güç potansiyellerini gerçekleştirmekte zorlanan Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya’nın, Türkiye örneğinde olduğu gibi “Uluslararası İlişkiler ve Kültür ve Miras” gibi alanlara daha odaklı yatırım yaparak yumuşak güçte olumlu etki elde edebilecekleri bildirildi.
İsrail, Gazze’yi işgal ederek uluslararası algısı büyük darbe aldı
Raporda, sert gücün yumuşak gücü zayıflattığına işaret edilerek, silahlı çatışmaya giren ülkelerde yumuşak güçte düşüşler görüldüğüne dikkati çekildi.
Bu bağlamda, İsrail’in, Gazze’yi işgalinin ardından yumuşak güç indeksinde 5 basamak gerileyerek tüm zamanların en düşük 32. seviyesine indiğinin altı çizildi.
Raporda, “İsrail’in, Hamas’ın saldırılarının hemen ardından yaygın uluslararası destek aldığı” ancak İsrail’in misilleme olarak Gazze’yi işgal etmesiyle “uluslararası algısının büyük darbe aldığı” ortaya kondu.
Raporda, “(İsrail’in) İtibarı -0,3 düşerek, 18 sıra gerilemiş ve 79. sıraya düşmüştür. 35 özellikten 34’ünde kaydedilen puan düşüşleri ile ulus markasının geneli üzerinde de olumsuz zincirleme etki söz konusudur.” ifadesine yer verildi.
]]>İSTANBUL – İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici İstanbul’da buluştu.
İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var.
]]>İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var. – İSTANBUL
]]>Afrikalı akademisyen, diplomat, öğrenci ve iş insanları ile kıtaya ilgi duyan ve bu alanda farklı çalışmalar yürüten kişilerin katıldığı forumda, Afrika diasporasının sorunları konuşuldu.
Bizim Afrika Platformu Genel Koordinatörü Faruk Mintoiba, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afrika dışında yaşayan Afrikalılar olarak ilk kez Türkiye’de bir araya gelerek bu forumu düzenlediklerini belirtti.
Mintoiba, “Foruma, Afrikalı yazar, müzisyen, entelektüel olmak üzere farklı kesimlerden kişiler katılıyor. Burada diasporadaki Afrikalıların sorunlarını ve çözüm yollarını konuşmak istiyoruz.” dedi.
Forumda Türkiye-Afrika ilişkilerinin güçlendirilmesinde diasporanın yeri, Afrikalıların Türkiye’deki geleceği ve kültürler arası ilişkiler gibi başlıklarda paneller düzenlendiğini ifade eden Mintoiba, Türkiye’de Afrika diasporasının birlik ve beraberliği, ileriye yönelik daha yapıcı adımların atılması için çalışmalarının devam edeceğini söyledi.
Bizim Afrika Platformunun 2022’de faaliyete geçtiğine değinen Mintoiba, Türkiye’de zaman zaman yabancılarla ilgili yaşanan sorunların çözümü için Afrikalılar olarak her zaman yapıcı katkı sunmayı amaçladıklarını belirtti.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler öğrencisi ve Bizim Afrika Genel Sekreteri Madagaskarlı Harena Rilamasinavalona Rabiarison ise Türkiye’deki Afrika diasporasının sayısının her geçen gün arttığını kaydederek, “Türkiye’de Afrika’nın farklı ülkelerinden öğrenciler bulunuyor. Bizim de amacımız bu öğrenciler arasındaki ilişkileri güçlendirmek.” şeklinde konuştu.
Rabiarison, “Bu platformla tecrübelerimizi paylaşıyoruz, sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu sorunları hem Afrikalılar olarak hem de Türkiye’deki resmi makamlarla işbirliği içinde azaltmayı hedefliyoruz.” ifadesini kullandı.
Binlerce Afrikalı genç Türkiye’de eğitim alıyor
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) İstanbul Koordinatörü Emre Oruç da forumda yaptığı konuşmada, YTB olarak tüm dünyada olduğu gibi Afrika’da da çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.
Türkiye’deki Afrika diasporasının deneyimleri ve karşılaşılan zorlukları ele almak üzere bir araya geldiklerini belirten Oruç, “Bu toplantının ele alacağı konuların konuşulması, tartışılması ve farklı bölgelerdeki tecrübelerin paylaşılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.” dedi.
2012’den bu yana yaklaşık 12 bin Afrikalı öğrenciye burs verildiğini anlatan Oruç, 2023’te bu kıtadan 35 binin üzerinde başvuru alındığını ve 941 öğrenciye burs desteği sağlandığını bildirdi.
Oruç, “Türkçe öğrenmek ve Türkiye’yi yakından tanımak isteyen kamu görevlileri, akademisyenler ve araştırmacılara yönelik tasarlanan KATİP programı kapsamında, 2014 yılından itibaren 82 farklı ülkeden 178 katılımcı ülkemizde 8 ay süreyle misafir edilmiştir. Bu katılımcılardan 74’ü Afrika’nın 29 ülkesini temsilen programa katılmıştır. Afrika Medya Temsilcileri Eğitim Programı’na (AFMED) ise 23 Afrika ülkesinden 56 Afrikalı medya temsilcisi katılmıştır.” diye konuştu.
Emre Oruç, YTB ile Afrika Birliği (AfB) arasında, diaspora, yükseköğrenim bursları, bilimsel ve akademik araştırma programları, dil öğrenimi ve kısa dönem eğitim programlarına ilişkin ortak çalışmaların artırılması hedefiyle 2021’de işbirliği protokolü imzalandığını ifade etti.
Forumda, Afrika’nın kültürel zenginliğini tanıtan etkinlikler ve müzik dinletileri yapıldı.
]]>Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>Dr. Kahveci, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince, Mısır’ın başkenti Kahire’deki bir otelde düzenlenen 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine konuşmacı olarak katıldı.
Eyüp Kahveci, sunumunda Türkiye’deki organ bağışı ve nakil sistemini anlattı, Türkiye’nin bu alandaki deneyimini meslektaşlarıyla paylaştı. Türkiye’nin organ naklinde önde gelen ülkelerden biri olduğunu söyleyen Dr. Kahveci, organ bağışı ve nakliyle ilgili yürüttükleri uluslararası işbirliği programları hakkında bilgi verdi.
Batı Afrika’nın nakillerini Senegal’de başlattık
Kongrenin ardından AA muhabirine açıklama yapan Dr. Kahveci, 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine Türkiye’den 3 uzman doktorun davet edildiğini, 20 Türk doktorun da katılımcı olarak kongrede bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin organ naklinde bölgede lider ülke konumunda olduğunu, bazı uygulamalarda ise dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını ifade eden Dr. Kahveci, “Burada Türkiye’nin organ nakli alanındaki deneyimlerini paylaşma fırsatı bulduk. Kongreye Orta Doğu ve Afrika ülkelerinin bir çoğundan katılım oldu. Kongrede hem Mısır hem de diğer ülkelerle işbirliği fırsatlarını görüşme, tartışma imkanı bulduk.” diye konuştu.
Afrika ülkeleriyle yürüttükleri işbirliğine değinen Kahveci, “Senegal’de yürüttüğümüz teknik yardım ve işbirliği programı çerçevesinde 2 ay önce Batı Afrika’nın ilk organ nakillerini Senegal’de başlattık.” dedi.
Senegal’deki nakillerin uluslararası medyaya yansımasıyla birlikte diğer Afrika ülkelerinden de talepler geldiğini bildiren Dr. Kahveci, “Bir çok Afrika ülkesi organ nakli programlarını başlatmak için bizden teknik yardım istedi. Şu anda Burkina Faso, Çad, Nijer, Mali ve Moritanya ile görüşmelerimiz devam ediyor. Türk ekipleri olarak bu ülkelerde kapasite geliştirme programları yürüteceğiz.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlardan organ bağışı konusunda daha duyarlı olmasını da isteyen Dr. Kahveci, şunları söyledi:
“Sağlık Bakanlığı verilerine göre 30 bin civarında hastanın hayata dönmek için organ beklediğini görmekteyiz. Hiçbir canlı vericisi olmayan bu hastalar bekleme listesinde. Ancak ölen insanların bağışlanacak organlarıyla hayata tutunmak için bekleyen hastalar bunlar. Bu noktada toplumsal dayanışma önemli. Daha fazla desteğe ihtiyaç var. Vatandaşlarımızın organ bağışı konusunda daha duyarlı davranmasını, bekleme listelerinde bulunan çocuklara, gençlere, yetişkinlere hayata tutunma fırsatı sağlamasını istiyoruz. Biz ancak bu şekilde bir organa erişebilirsek organ nakli bekleyen hastalara çare üretebiliyoruz.”
“Afrika’ya önemli katkılarımız oldu”
Avrupa Transplantasyon Derneği Böbrek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Barış Akin ise böbrek nakli sonrası hemodiyaliz amaçlı açılan damar yollarıyla ilgili değerlendirmede bulundu.
Prof. Dr. Akin, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince düzenlenen kongrede, hem Türkiye’yi hem de böbrek kurulu başkanlığını yürüttüğü Avrupa Transplantasyon Derneğini temsilen bulunduğunu söyledi.
Organ nakli konusunda Türkiye’nin Afrika ülkelerine önemli destek sağladığını ifade eden Prof. Dr. Akin, “Özellikle eğitim konusunda yaptığımız çalışmalar sayesinde tüm Afrika’nın bir araya gelmesine, hatta Afrika Transplantasyon Derneğinin oluşup ileri gitmesine önemli katkımız oldu.” dedi.
Türkiye’nin böbrek ve karaciğer naklinde Avrupa’da öncü ülkelerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Akin, şunları söyledi:
“Biz canlıdan nakil, yani yakınlarına böbrek veren kişilerden organların alınıp nakledilmesinde Avrupa’da öncü ülkelerden biriyiz. Bu konuda Orta Doğu ve Afrika’nın da aralarında olduğu pek çok bölgeye eğitim ve alt yapı desteği sağlıyoruz. Bu sayede Türkiye’nin tüm dünyaya organ nakli konusunda önemli bilimsel katkısı oluyor. Türkiye, organ naklindeki başarısını eğitim ve alt yapı desteğiyle tüm Afrika’ya ulaştırmış durumda. Pek çok ülkede önemli adımlar atılıyor. Geçtiğimiz dönemde Senegal’de ilk böbrek nakli yine Türkiye’nin eğitimi ve desteği sayesinde sağlandı. Bunların hepsi Türkiye’nin Afrika üzerindeki itibarına oldukça önemli katkı sağlıyor. Biz bu alandaki birikimimizi dünyayla paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu da kongredeki sunumunda, böbrek yetmezliğinin son aşamasında bulunan hastalar için tedavi yöntemi olan periton diyalizindeki güncel uygulamalar hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Kazancıoğlu, sunumun ikinci bölümünde, kronik böbrek hastalarının tedavi süreçleri konusunda sağlık çalışanlarıyla iletişim halinde olmalarının ve güncel tedaviler konusunda bilgilendirilmelerinin önemini vurguladı. Kazancıoğlu kongrede, Türkiye’nin organ nakli konusundaki deneyimlerini Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden gelen doktorlara aktarma fırsatı bulduklarını dile getirdi.
]]>O gün de diğerleri gibi başladı. Steve sabah saatlerinde Nairobi’deki evinden çıktı ve hayvanlarını almak için tarlaya gitti.
“Onları göremedim. Bütün gün, bütün gece ve ertesi gün onları aradım.”
Üç gün sonra bir arkadaşı arayıp hayvanların iskeletlerini bulduğunu söyledi.
Steve, “Öldürülmüşlerdi, kesilmişlerdi, derileri alınmıştı” diye anlatıyor.
Bu tür eşek hırsızlıkları Afrika’nın pek çok bölgesinde ve dünyada eşek nüfusunun yüksek olduğu yerlerde giderek yaygınlaşıyor.
Steve ve eşekleri, küresel eşek derisi ticaretinden etkilenenler arasında.
Çin’deki ilaca talep yüksek
Eşek derisi ticaretinin kökeni, Kenya’daki o tarladan binlerce kilometre uzakta, Çin’e uzanıyor.
Çin’de eşek derisindeki jelatin ile yapılan, Ejiao adlı geleneksel bir ilaca talep çok yüksek.
Bu ilacın sağlığı geliştirici ve gençliği koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.
Eşek derileri kaynatılarak jelatin elde ediliyor ve bu jelatin toz, hap veya sıvı haline getiriliyor veya yiyeceklere ekleniyor.
Eşek derisi ticaretine karşı kampanya yürütenler, Steve gibi insanlar ve eşeklerinin, Ejiao’ya olan olağanüstü talebin kurbanı olduklarını söylüyor.
2017’den bu yana kampanya yürüten Donkey Sanctuary (Eşek Barınağı) adlı kuruluş, yeni bir raporda dünyada her yıl en az 5,9 milyon eşeğin Ejiao yapımı için katledildiğini tahmin ediyor.
BBC bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı, ancak yardım kuruluşu talebin giderek arttığını söylüyor.
Ejiao endüstrisi için tam olarak kaç eşeğin öldürüldüğünü anlamak pek kolay değil.
Zirvede görüşülecek
Dünyadaki yaklaşık 53 milyon eşeğin üçte ikisinin Afrika’da yaşadığı düşünülüyor.
Afrika’da endüstriye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyor.
Eşek derisi ihracatı bazı yasa dışı bir suç olarak sayılıyor.
Ancak talebin ve eşek derisi fiyatlarının yüksek olmasıyla eşek hırsızlığının körüklendiği söyleniyor.
Eşek Barınağı, eşeklerin kaçırılarak ticaretin yasal olduğu yerlere götürüldüğünü söylüyor.
Ancak, Afrika ülkeleri ve Brezilya hükümetinin, azalan eşek nüfusuna tepki olarak eşeklerin kesilmesini ve ihraç edilmesini yasaklamaya hazırlanmasıyla yakında bir dönüm noktası yaşanabilir.
Afrika genelinde endüstriyi yasaklamayı öngören yeni bir yasa tasarısı, 17 ve 18 Şubat tarihlerinde tüm devlet liderlerinin bir araya geldiği Afrika Birliği Zirvesi’nde gündemde olacak.
Eşek Barınağı için çalışan ve Nairobi’de bulunan Solomon Onyango, “2016 ile 2019 yılları arasında Kenya’daki eşeklerin yaklaşık yarısının [deri ticareti için] katledildiğini tahmin ediyoruz” diyor.
Afrika ve Brezilya’daki yasaklar ticareti başka yerlere kaydırabilir mi?
Ejiao üreticileri eskiden Çin’den temin edilen eşek derilerini kullanıyordu.
Ancak Çin’deki Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na göre ülkedeki eşek sayısı 1990’da 11 milyon iken 2021’de iki milyonun altına düştü.
Aynı zamanda, Ejiao niş bir lüks olmaktan çıkıp popüler, yaygın olarak bulunabilen bir ürün haline geldi.
Çinli şirketler deriyi başka ülkelerde aramaya başladı. Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde eşek mezbahaları kuruldu.
Afrika’da bu durum, ticaret üzerinden acımasız bir çekişmeye yol açtı.
Eşek eti tüketiminin tabu olduğu Etiyopya’da bulunan iki eşek mezbahasından biri 2017 yılında halkın protestoları ve sosyal medyada insanların tepkisi üzerine kapatıldı.
Tanzanya ve Fildişi Sahili gibi ülkeler 2022 yılında eşek derisi kesimini ve ihracatını yasakladı, ancak Çin’in komşusu Pakistan bu ticarete kucak açtı.
Geçen yılın sonunda Pakistan basınında yer alan haberlerde, “en iyi cinslerden bazılarını” yetiştirmek üzere ilk “resmi eşek yetiştirme çiftliğinin” kurulduğu duyuruldu.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston’a göre bu oldukça kârlı bir işe dönüştü.
Johnston, Çin’de 2013 yılında yaklaşık 3,2 milyar dolar değerindeki Ejiao pazarının 2020 yılında yaklaşık 7,8 milyar dolara yükseldiğini söylüyor.
Bu durum halk sağlığı yetkilileri, hayvan refahı kampanyacıları ve uluslararası suç araştırmacıları için bir endişe kaynağı haline geldi.
Oxford Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı bir göre eşek derisiyle birlikte çeşitli diğer yasa dışı yaban hayatı ürünlerinin ticareti de yapılıyor.
Pek çok kişi, ulusal yasakların bu ticareti daha da yeraltına iteceğinden endişe ediyor.
Ülkeler için temel bir soru da şu: Gelişmekte olan bir ekonomi için eşeklerin ölüsü mü yoksa dirisi mi daha değerli?
Eşek Barınağı’nda veteriner olan Faith Burden, eşeklerin dünyanın pek çok yerinde kırsal yaşamın “kesinlikle ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylüyor.
Eşeklerin güçlü ve uyum sağlayabilen hayvanlar olduğunu söyleyen Burden, “Bir eşek belki de 24 saat boyunca su içmeden durabilir ve herhangi bir sorun yaşamadan çok hızlı bir şekilde yeniden sıvı alabilir” diyor.
Ancak tüm bu özelliklerine rağmen eşekler kolay ya da hızlı bir şekilde üremiyor.
Bu yüzden de kampanyacılar, ticaretin kısıtlanmaması halinde eşek nüfusunun azalmaya devam edeceğinden ve daha fazla yoksul insanı bir yaşam çizgisinden ve bir arkadaştan mahrum bırakacağından korkuyor.
Ejiao’nun tarihi
Ejiao, kanı güçlendirmekten uykuya yardımcı olmaya ve doğurganlığı artırmaya kadar sayısız faydası olduğuna inanılan binlerce yıllık bir ilaç.
Ancak 2011 yılında Çin’de yayınlanan ve bir imparatorluk sarayını anlatan bir televizyon TV programında popülaritesi artmaya başladı.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston, “Zekice bir ürün yerleştirmeydi. Dizideki kadınlar güzel ve sağlıklı olabilmek için her gün Ejiao kullanıyordu. Bu elit kadınlığın bir ürünü haline geldi. İronik bir şekilde, bu artık birçok Afrikalı kadının hayatını mahvediyor” diyor.
]]>Profesyonellerin katıldığı organize video oyunu yarışmalarını niteleyen espor, Afrika kıtasında da her geçen gün adından daha çok söz ettiriyor.
Genç ve giderek artan nüfusunun yanı sıra Kovid-19 salgınıyla hızlanan dijitalleşmenin, Afrika’yı küresel olarak en umut verici oyun pazarlarından biri haline getirebileceği tahmin ediliyor.
Kıtada nüfusun ancak yüzde 40’ı internet erişimine sahip olsa da kişi bazlı değerlendirildiğinde Afrika’da, Latin ve Kuzey Amerika ile Orta Doğu’ya göre daha fazla kişi internete ulaşabiliyor.
“The Council on Foreign Relations (CFR)” isimli düşünce kuruluşunun 2019 raporuna göre, Afrika kıtasında 525 milyon kişi internet kullanırken, bu rakam Latin Amerika’da 447 milyon, Kuzey Amerika’da 328 milyon ve Orta Doğu’da 174 milyon olarak kayda geçti.
Afrika, espor alanında gelecek vaat ediyor
Öte yandan Güney Afrika, espor alanında kıtanın lider ülkesi olurken, onu Mısır, Fas, Tunus, Kenya ve Senegal izliyor.
Yaklaşık 59 milyon nüfusa sahip ve 24 milyon kişinin video oyunu oynadığı Güney Afrika aynı zamanda kıtada en fazla video oyunu oynanan ülke konumunda bulunuyor.
Oyun endüstrisi hakkında analiz ve raporlar paylaşan, dünyada oyun endüstrisinin lideri olarak bilinen “Newzoo” şirketi ile Afrika merkezli video oyun şirketi “Carry1st”in ortak hazırladığı 2021 tarihli raporda, esporun Afrika’da hızla büyüdüğüne dikkati çekildi.
Rapora göre, Sahra Altı Afrika’da 2015’te 77 milyon olan video oyunu oyuncu sayısı, 2021’de 186 milyona çıktı. Afrika’daki oyuncuların yüzde 95’i konsol veya bilgisayarın yerine akıllı telefon ve tabletleri tercih ediyor.
Raporda görüşlerine yer verilen Carry1st’in kurucularından Cordel Robbin-Coker da Afrika’nın oyun dünyasının geleceği olacağını belirterek, kıtada video ve mobil oyun patlaması yaşandığını vurguladı.
Afrika’nın ilk espor stadyumu Senegal’de inşa ediliyor
Dünya Bankası 2021 verilerine göre, nüfusun yüzde 58’inin bireysel internet kullanıcısı olduğu Senegal, espor alanında Batı Afrika’da önemli bir yer elde etmek istiyor.
2026 Gençlik Olimpiyatları’nın düzenleneceği Senegal, kıtanın ilk espor stadyumuna da ev sahipliği yapacak.
Gençlik Olimpiyatları’nda yarışacak disiplinlerden birisi olması beklenen espor müsabakaları başkent Dakar’da inşası devam eden stadyumda oynanacak.
Toplam maliyetinin yaklaşık 5 milyon dolar olacağı tahmin edilen stadyumun, 2026 Gençlik Olimpiyatları’ndan önce tamamlanması bekleniyor.
Hali hazırda Spor Bakanlığı bünyesinde 2021’de kurulan “Esporun Geliştirilmesi Ulusal Komitesi (CONAPES) de ülkede esporun geliştirilmesi için faaliyetlerde bulunuyor.
Bu kapsamda Senegal’in 15 kişilik espor milli takımı “Street Fighter 6” ve “NBA 2K” disiplinlerinde yarışıyor.
Dakar’da dev ekranda “Street Fighter 6” gecesi
Senegal, Batı Afrika’da espor alanında liderlik hedeflerken, bölgenin dev ekranda düzenlenen ilk espor turnuvası 27 Aralık’ta Dakar’da bir sinemada yapıldı.
Turnuvada esporcular, konsol oyunu “Street Fighter 6” ile mobil oyun “Mobile Legends: Bang Bang”de hünerlerini sergiledi.
Her 2 kategorinin kazananları kişi başı 500 bin CFA (yaklaşık 850 dolar) para ödülü aldı.
Turnuvanın organizatörlerinden Kofi Sika Latzoo, böyle organizasyonlarla yeni yetenekler keşfetmek istediklerini söyledi.
Latzoo, “Afrika’da video oyunlarını izleme kültürü çok yaygın değil. Bu tarz seyircili organizasyonlarla hem izleyici çekiyoruz hem de daha çok kişiye ulaşıyoruz.” dedi.
Senegal’in espor stadyumu sayesinde bu alanda çok büyük fark yaratacağının altını çizen Latzoo, “Bu stadyum sayesinde hem kıtadan hem dünyadan birçok esporcu Dakar’a gelecek, bu da beraberinde birçok fırsatı getirecek, rekabet ortamı yaratacak. Kıtanın ilk espor stadyumunun Senegal’de olması, ülkeyi bu alanda eşsiz bir noktaya taşıyacak.” ifadelerini kullandı.
]]>