Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, kendilerine bağlı televizyon kanalına yaptığı açıklamada, İsrail’in Yafa kentindeki bir askeri noktayı hedef aldıklarını belirtti. Söz konusu hedefin “Filistin 2” adlı ses hızını aşan süpersonik bir füzeyle vurulduğunu aktaran Seri, operasyonun başarılı olduğunu ifade etti.
İSRAİL SESSİZLİĞİNİ KORUYOR
Filistin direnişine destek amaçlı İsrail’e yönelik saldırılarının durmayacağını tekrarlayan Seri, Gazze’ye saldırılar duruncaya kadar ve abluka kalkana dek, bunu sürdüreceklerini kaydetti. Söz konusu saldırıya ilişkin İsrail tarafından henüz bir açıklama yapılmadı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Balıkesir’in Karesi ilçesi Kavaklı kırsal mahallesindeki mühimmat fabrikasında sabah 08.25 sıralarında patlama meydana geldi. Kapsül üretimi yapılan binadaki patlama sonrası bin dönüm alana kurulu fabrikada 11 çalışan hayatını kaybederken, 7 kişi ise yaralandı. Bölgeye çok sayıda ambulans, itfaiye ve AFAD ekibi sevk edildi. Patlamanın etkisiyle fabrikanın kompozit parçaları bahçeye yayıldı.
6 KİŞİ YARALANMIŞTI
enzer patlamanın 3 Haziran 2014 tarihinde de yaşandığı akıllara geldi. O tarihte meydana gelen patlamada 6 kişi yaralanırken, 3 gram av barutunun patlaması sonucu yaşandığı ortaya çıktı. O tarihteki patlamanın güvenlik kameralarına yansıdığı anlarda ise çalışanların patlamaya anında müdahale ettiği görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“KÜRT DÜŞMANI ARIYORSANIZ PKK’YA BAKIN”
Partisi adına söz alan AK PartiHatayMilletvekiliHüseyin Yayman ise kürsüden DEM Parti sıralarına dönerek, “Eğer bir Kürt düşmanı arıyorsanız, PKK terör örgütüne bakacaksınız” dedi.
“BU DİLİ ASLA KABUL ETMİYORUZ”
Yayman, şu ifadeleri kullandı: “AK Parti kurulduğundan beri, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bir Kürt sorunu varsa bu benim sorunum demiştir. Sizin grubunuz her defasında bu Meclis’i Kürt düşmanı olmakla suçluyor. Bu dili kınıyoruz, asla kabul etmiyoruz.
“EN AZINDAN BAHÇELİ’NİN BAŞLATTIĞI SÜRECE HÜRMETKAR TAVRINIZ OLSUN”
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne asla bunu söyleyemezsiniz. Cumhur İttifakı olarak söylüyoruz, bu ülkede dün olduğu gibi bugün de bu ülkede yaşayan herkes eşittir. Birinci sınıf vatandaştır. Bu konu istismara kapalıdır. En azından Sayın Devlet Bahçeli’nin başlattığı sürece bir hürmetkar tavrınız olsun.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Resmi IRNA haber ajansı, “WhatsApp ve Google Play yasağı, Siber Uzay Yüksek Konseyi üyelerinin oy birliğiyle kaldırıldı” açıklamasını yaptı.
İLK ADIM OLARAK DEĞERLENDİRİLDİ
IRNA’nın aktardığına göre İran Bilgi Teknolojileri ve İletişim Bakanı Sattar Hashemi, “Bugün internet sınırlamalarının kaldırılmasına yönelik ilk adım atıldı” dedi.
İRAN’DAKİ ERİŞİM ENGELİ KARARLARI
İran’da 2022 yılında ardından Instagram, WhatsApp ve Google Play’e erişim engellenmişti. Mesajlaşma uygulaması Telegram’a erişim de 2018 yılında ‘ulusal güvenlik gerekçesiyle’ engellenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
VUDU BÜYÜSÜ YAPMAKLA SUÇLANAN KURBANLARIN ÇOĞU YAŞLI BİREYLER
Birleşmiş Milletler Haiti Entegre Ofisi (BINUH) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), ‘Vudu büyüsü’ yapmakla suçlanan kurbanların çoğunun yaşlı bireyler olduğunu tespit etti. OHCHR hazırladığı raporda idamların detayları şöyle ifade edildi:
“Diğer kurbanlar, bölgeden kaçmaya çalışan yaşlı bireylerin aile üyeleri veya bu suçlarla ilgili bilgileri yerel medyaya sızdırdığından şüphelenilen kişilerdi.
CESETLERİN HEPSİNİ YAKIP PARÇALADI
Kurbanlar önce evlerinde ve ibadethanede takip edildi, ardından çetenin kalesine götürüldü ve burada vuruldular veya pala ile öldürüldüler. Cinayetlerden sonra çete, cesetleri yakarak veya parçalayarak ve ardından onları denize atarak tüm kanıtları ortadan kaldırmaya çalıştı.”
Haiti Ulusal Polisi’nin (HNP) bazı üyelerinin de olaylara karıştığına dair “güvenilir kaynaklardan” bilgi alındığının altı çizilen BM raporunda “Güvenilir kaynaklar ayrıca Haiti Ulusal Polisi’nin (HNP) uzmanlaşmış birimlerinin de dahil olduğunu belirtmektedir. Bu ihlaller ve suistimaller arasında cinayetler, çete tecavüzleri de dahil olmak üzere cinsel şiddet, kaçırma ve çocukların işe alınması ve ticareti yer almaktadır. Kamu binalarının ve özel mülklerin tahrip edilmesi de belgelenmiştir” denildi.
HAİTİ’DE 17 BİN 248 KİŞİ YA ÖLDÜRÜLDÜ YA YARALANDI
Birleşmiş Milletler, Ocak 2024 tarihinden itibaren ülkede 5 bin 358’den fazla kişi öldürüldü ve 2 bin 155 kişi yaralandı. İç karışıklığın ve çete şiddetinin arttığı 2022’den bu yana Haiti’de 17 bin 248 kişi ya öldürüldü ya da yaralandı.
Haiti’de uzun süren görüşmeler sonunda çoğunluğu Kenya’dan polis ve askerler BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2 Ekim 2023’te onayladığı Çokuluslu Güvenlik Destek (MSS) Misyonu ülkede huzuru ve güvenliği sağlamak için görev yapıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BALIKESİR – Balıkesir’in Karesi ilçesinde meydana gelen ve 11 kişinin hayatını kaybettiği mühimmat üretim fabrikası faciası, komşu köyden kaydedildi. Çıkan yangın fabrikaya yakın olan Ziyaretli kırsal mahallesindeki taş işçileri tarafından cep telefonu ile görüntülendi.
Balıkesir’in Karesi ilçesinde Kavaklı kırsal mahallesi kırsalında mühimmat üretim fabrikasındaki patlamada 11 kişi hayatını kaybetmiş, 7 kişi de yaralanmıştı. Faciasının boyutları gün yüzüne çıkarken çıkan yangın, fabrikaya yakın yer olan Ziyaretli kırsal mahallesindeki taş işçileri tarafından cep telefonu ile görüntülendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİTLİS’te uzun süredir hastanede tedavi gören ve bugün beyin ölümü gerçekleşen 44 yaşındaki epilepsi hastasının 2 böbreği, yakınlarının da rızasıyla Diyarbakır ve Ankara’da tedavi gören 2 hastaya nakledilecek.
Bitlis- Tatvan Devlet Hastanesinde tedavi gören ve bugün beyin ölümü gerçekleşen epilepsi hastasının 2 böbreği, yakınlarının da rızasıyla Diyarbakır Dicle ÜniversitesiEğitim ve Araştırma Hastanesi ile Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki 2 hastaya umut olacak. Diyarbakır Dicle Üniversitesinden gelen Prof. Dr. Mehmet Yılmaz ve hastanedeki uzman doktorlar, hayatını kaybeden kişinin 2 böbreğini ameliyatla aldı. Alınan böbrekler, yakın zamanda iki hastaya nakledilecek.
Prof. Dr. Mehmet Yılmaz, böbreklerin birinin Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki bir hastaya, diğerinin ise Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki hastaya nakledileceğini söyledi. Yılmaz, “Bitlis- Tatvan Devlet Hastanesi’nde 44 yaşında erkek hastamızın beyin ölümü teşhisi konulması sonucu, Sağlık Bakanlığına bilgi verilerek her iki böbreğini çıkarttık. Hastanedeki hekim arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Çünkü beyin ölümü teşhisi koymak, bir sağlık hastanesinde sağlık hizmetlerinin en yüksek seviyede yapıldığının göstergesidir. Organ bağışı hayat kurtarıyor. Bu yüzden organ bağışına katkıda bulunmak, insanlık adına bir borç olarak görüyoruz. Beyin ölümü gerçekleşmiş olan hastamızın her iki böbreğini Dicle Üniversitesi ve Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanelerindeki böbrek bekleyen hastalarımıza nakledilecek. Yakınlarının gösterdiği bu candan bağış, insanlar için umut oluyor” dedi.
Bitlis- Tatvan Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Gökmen Reyhanlı ise hayatını kaybeden hasta yakınlarına bu duyarlı davranışlarından ötürü teşekkür ederek, organ bağışının ne denli önemli olduğuna söyledi. Organ naklinin, sağlık durumları nedeniyle organ yetmezliği yaşayan insanların hayatını kurtarmanın en etkili yollarından biri olduğunu söyleyen Reyhanlı, “Bu işlem yalnızca tıbbi bir başarı değil, aynı zamanda insanlığın dayanışma ve yardımlaşma duygusunun somut bir ifadesidir. Bugün hastanemizde beyin ölümü gerçekleşen bir vatandaşımızın iki böbreğini, böbrek bekleyen iki hastamıza nakledilecek. Gerekli yazışmalardan sonra bakanlığımızdan da onay alarak ve yine bakanlığımızın gönderdiği bir ekip sayesinde başka insanlara umut ve sağlık olmanın gururunun yaşadık. Ülkemizde ve dünyada binlerce insan organ bağışı sayesinde ikinci bir yaşam şansı elde ediyor. Hastanemizde ilk defa bir organ nakline vesile oluyoruz. Bu duyarlı davranışları sebebi ile hayatını kaybeden vatandaşımızın ailesine şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ALIŞVERİŞ SEPETİNE EKLEDİ
Babasının telefon başındaki bir fotoğrafını paylaşan Eric Trump, telefon ekranının görüntüsünü ise değiştirdi. Telefona bakıldığında Trump’ın popüler bir çevrimiçi alışveriş platformundan Kanada, Grönland ve Panama Kanalı’nı satın aldığı görüldü.

TRUMP’IN GENİŞLEME SÖYLEMLERİ
Trump,22 Aralık’ta Panama’yı, Panama Kanalı’nın kullanımı için aşırı yüksek ücret istemekle suçladı ve kanalın düzgün şekilde yönetilmemesi durumunda ABD’ye geri verilmesini talep edeceklerini açıklamıştı.
Panama ile ilgili tartışmalar devam ederken Trump, 23 Aralık’ta bu kez de Grönland’ın ABD kontrolünde olması gerektiğine ilişkin söylemini yineleyerek, Ada’nın mülkiyeti ve kontrolüne sahip olmanın “mutlak zorunluluk” olduğunu savundu.
Trump daha önce Kanada Başbakanı Justin Trudeau’dan “Vali” diye bahsetmiş ve Kanada’nın, ABD’nin “51. eyaleti olmasını” önermişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“İYİ PARTİ’DEN AYRILDIM”
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Üçok, “Yaklaşık iki yıldır üyesi olduğum İyi Parti’den ayrıldım” dedi. Üçok ayrıca “Bugüne kadar göstermiş oldukları teveccühten dolayı İyi Parti’nin değerli seçmenlerine çok teşekkür eder saygılar sunarım” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AYDIN’ın Nazilli ilçesinde etkili olan sağanak nedeniyle cadde ve sokaklar suyla doldu. Sağanak nedeniyle bazı yollar ulaşıma kapatılırken, Nazilli ilçe Kaymakamı Huriye Küpeli Kan başkanlığındaki heyet, heyelan riskinin olan Pınarbaşı Mahallesi’nde incelemede bulundu.
Nazilli’de sağanak yağış, günlük hayatı olumsuz etkiledi. Otogar bölgesi, Karaçay, Sümer, Dumlupınar, Şirinevler, Yıldıztepe ve Sanayi Mahalleleri yağıştan etkilenen bölgeler oldu. İlçenin en işlek caddelerinden olan Albay İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi’nin Aydın- Denizli karayolu bağlantısında bulunan demiryolu altgeçidi, araç trafiğine kapatıldı. Heyelan riskinin bulunduğu Pınarbaşı Mahallesi’ndeki 118 Sokak Dereağzı yolu ise 25 Aralık akşamına kadar ulaşıma kapatıldı. Tehlikenin oluşmaması için Pınarbaşı Mahallesinde 118 Sokak Dereağzı Yolu ve ana yola çıkan tali yolların, 25 Aralık akşamına kadar araç ve yaya trafiğine tamamen kapatıldığı bölgede ASKİ, NAFAD ve polis ekipleri önlem aldı.
Heyelan riskinin bulunduğu Pınarbaşı Mahallesi’nde Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne ait ASKİ Ekipleri ve Nazilli Belediyesi’ne bağlı ekipler ve İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı trafik ekipleri önlem alarak yolu araç ve yaya trafiğine kapattı. Nazilli ilçe Kaymakamı Huriye Küpeli Kan, Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik ve İlçe Emniyet Müdürü Şafak Yıldırım ise bölgede incelemelerde bulundu. Belediye Başkanı Tetik, bölgede bulunan evleri gezerek vatandaşların bölgeyi tahliye etmesini ve konuk evlerinde kalabileceklerini belirtti.
İlçe Kaymakamı Huriye Küpeli Kan, “Bölgemizde aşırı yağışlar zaman zaman etkili oluyor. Belediye ekiplerimiz ve ASKİ Ekipleri çalışmalarını sürdürüyorlar. Heyelan riski taşıyan Pınarbaşı Mahallesinde bulunan Dereağzı yolumuzu tedbir amaçlı olarak araç ve yaya trafiğine kapattık. İlçemizde koordineli bir şekilde ekiplerimiz çalışmalarını sürdürüyor.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Boğaz açıklarında gece etkisini artıran sisin denizdeki görüş mesafesini iyice azaltmasından dolayı Çanakkale Boğazı Gemi Trafik Hizmetleri Müdürlüğünce tedbir alındı.
Kuzey ve güneyden boğaza girecek gemilerin kaptanlarına telsiz anonsu yapılarak, saat 02.05 itibarıyla boğazın çift yönlü transit gemi geçişlerine kapatıldığı duyuruldu.
Çanakkale Boğazı, sisin etkisini yitirmesiyle kuzeyden güneye transit geçişlere yeniden açıldı.
Güneyden kuzeye transit geçişlerin ise saat 15.45’ten itibaren yapılabileceği bildirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ESAD’IN DEVRİLMESİNDEN BİRKAÇ GÜN SONRA BULUNDU
ABD’li CBS News ekibi, Orta Doğu’da ve ötesinde en popüler sokak uyuşturucularından biri olan Captagon’u yapmak için gereken temel kimyasallar olan endüstriyel ölçekte hidroklorik asit ve asetik asitle kaplı bir depo bularak tesise girdi. Hayat Tahrir el Şam (HTŞ) üyesi Ahmed Ebu Yakın, bu devasa yeraltı Captagon stokunun, muhalif grubun Esad’ı devirmesinden sadece birkaç gün sonra bulduklarını söyledi.
“ESAD REJİMİ BİR NESLİ YOK EDİYORDU”
CBS News ekibinin görüntülediği haplar, sevkiyata hazır büyük ev tipi volt regülatör kitleri yığınlarına doldurulmuş halde duruyor. Genellikle “fakirin kokaini” olarak adlandırılan Captagon, son derece bağımlılık yapan bir amfetamin türü uyarıcı olarak biliniyor. Yakın, haber kanalına “Buna bağımlı olan gençler için üzülüyoruz” dedi ve ekledi: “Esad rejimi bir nesli yok ediyordu ve zerre kadar umurunda değildi. Tek umursadıkları paraydı. Captagon’un Suriye’nin geleceğinde yeri yok. Her şeyi yok edeceğiz. Uyuşturucuyla ilgili her şeyi ortadan kaldıracağız.”
YILDA 5 MİLYAR DOLAR KAZANMIŞ
Ve CBS News’a göre bu para inanılmaz ölçeklerde. TV kanalına konuşan analistler “Esad rejiminin bu ticaretten yılda 5 milyar dolar kazandığını, Suriye’nin resmi bütçesini gölgede bıraktığını ve iflas etmiş devlet için hayati bir can simidi haline getirdiğini tahmin ediyor.”
GANİMET ONLARCA MİLYON DOLAR DEĞERİNDE
Milliyet gazetesinde yer alan habere göre her hapın üretimi sadece birkaç kuruşa mal oluyor ancak tek bir tablet için 20 dolara kadar satılabiliyor. Terk edilmiş fabrikada görülen ganimet potansiyel olarak onlarca milyon dolar değerinde. Mart 2023’te ABD Hazine Bakanlığı, Esad’ın iki kuzeni de dahil olmak üzere, “tehlikeli amfetamin” ile ilgili iddia edilen katılımları nedeniyle birkaç Suriyeliye yaptırım uyguladı.
O zamanlar Hazine Bakanlığı’nın Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi müdürü olan Andrea Gacki, kanala yaptığı açıklamada “Suriye, büyük kısmı Lübnan üzerinden kaçırılan, son derece bağımlılık yaratan Captagon üretiminde küresel bir lider haline geldi” dedi ve ekledi: “Müttefiklerimizle birlikte, Beşşar Esad rejimini yasadışı uyuşturucu geliriyle ve rejimin Suriye halkına yönelik baskısını sürdürmesini sağlayan diğer finansal araçlarla destekleyenleri sorumlu tutacağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Konya’dan güzellik eğitimi için Elazığ’a gelen Ukraynalı Olivia Melnikova (35), ülkesinin Rusya ile girdiği savaşın hayatını değiştirdiğini söyledi. 15 yaşındaki oğlunun 3 yıl boyunca savaşmak zorunda kaldığını belirten Melnikova, “Tüm Ukrayna savaştı, ben de Türkiye’ye geldim. Oğlumu ancak şimdi yanıma alabildim. Önce sadece yaz ve kış tatillerinde geliyordu ya da ben Ukrayna’ya gidiyordum ama savaş başlayınca, mecburen Türkiye’ye geldik. Savaş tüm hayatımı değiştirdi. Sevdiklerimi kaybettim. Babam şeker hastası oldu, hastanede kaldı, birçok ameliyat geçirdi ama iki ay sonra kaybettim. Annemi de kalp krizinden kaybettim. Eski hayatımız, memleket, aile bir aradayken, şimdi herkes farklı ülkelere, farklı şehirlere gitmek zorunda kaldı. Bu çok zor bir şey” diye konuştu.
“Tek istediğimiz herkesin barış içerisinde yaşaması”
Savaşın sadece politik bir mesele olduğuna inandığını aktaran Olivia Menlikova, “Ruslar ve Ukraynalılar kardeştir. İnsanlar arasında bir sorun yok. Birbirimizi sevmediğimiz bir sürü haberler gösteriyorlar ama ben kesinlikle Ruslara kötü bir şey olsun istemiyorum. Çünkü uzak akrabam, arkadaşım var. Burada Kapadokya’ya gittiğimde, Ruslar, Ukraynalılar, Kazaklar, herkes vardı. Tanıştık, çok iyi insanlardı. Kesinlikle savaş istemiyorlar. Üzülüyorum, çünkü barış istiyoruz. İnşallah bu savaş bitecek. Tek istediğimiz şey herkesin barış içinde yaşaması” şeklinde konuştu. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KABİL, 19 Aralık (Xinhua) — Kış mevsimi yaklaşırken, kömür, lastik ve diğer düşük kaliteli yakıtlardan çıkan yoğun ve tehlikeli duman, Afganistan’ın başkenti Kabil’deki milyonlarca kişinin sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İç savaş sırasında Türkiye’ye sığınan Suriyeliler, 61 yıllık Baas rejiminin devrilmesi sonrasında ülkelerine dönmek için Hatay’daki üç sınır kapısını kullanıyor.
Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’na gidenler, jandarmanın düzen sağlamak üzere oluşturduğu koridorda gümrük işlemleri için sıra bekliyor.
Ülkelerine dönen Suriyelilerin yanlarında götürdükleri kıyafet ve ev eşyalarının taşınmasına, jandarma ve İl Göç İdaresi Müdürlüğü ekipleri de tekerli sepetlerle yardımcı oluyor.
Gümrük işlemleri tamamlanan Suriyeliler, ülkelerine geçiş yapıyor.
Kapıda güvenliği sağlayan jandarma ekiplerine bomba arama köpekleri de eşlik ediyor.
Türk Kızılay ve diğer yardım kuruluşları, aileler ile bölgedeki görevlilere sıcak çorba dağıtıp ikramda bulunuyor.
Sınır kapılarına konuşlandırılan Göç İdaresi Mobil Hizmet Birimi araçları da çıkış işlemlerinin hızlanmasına katkı sunuyor.
“Mutlu bir şekilde ülkemize gidiyoruz”
Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan geçerek ülkesine gitmek için bekleyen Suriyelilerden Ferhat Ramazan, gazetecilere, 12 yılın ardından memleketi Hama’ya dönmenin mutluluğunu ve heyecanını yaşadığını söyledi.
Türkiye’den çok memnun ayrıldıklarını ifade eden Ramazan, “Burada çalışarak ekmek parası kazandım. Allah razı olsun Türkiye’den ve Türk milletine çok teşekkür ederim. Esed gitti, 12 yıldır babamı, annemi hiç görmedim şu an onları göreceğim için çok mutluyum. Türkiye’ye bekar olarak gelmiştim, şu an evli ve çocuklu olarak ülkeme geri dönüyorum. Komşularımla da güzel ayrıldık, mutlu bir şekilde ülkemize gidiyoruz.” dedi.
Sefa Ebubekir de yaklaşık 8 yıl sonra ülkesine döndüğünü belirterek, “Memleketim Halep’e gidiyorum, annem ve kardeşim beni bekliyor, onları çok özledim. Esed gitti elhamdülillah şimdi Suriye’de hayat rahat.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Suriye’de halkın ülkesinin geleceğine karar vereceği bir döneme girildiğini, bu süreçte Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması için Suriye’de faaliyet gösteren PKK ve DEAŞ dahil tüm terör yapılanmalarının temizlenmesinin önemli olduğunu ifade etti.
Suriyeli sığınmacıların güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşlerinin başladığını aktaran Erdoğan, geri dönüşlerin artarak devamının Suriye’de sürdürülebilir yaşam şartlarının oluşturulmasına bağlı olduğunu belirtti.
Erdoğan, Suriye’nin yeniden imarı ve iç savaş nedeniyle çöken altyapının ayağa kaldırılması konularında uluslararası toplumun desteğinin şart olduğunu, bunun için herkesin geri dönüşler ve imar hususunda elini taşın altına koyması gerektiğini vurguladı.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, günlük basın toplantısında, Suriye’de yaşanan gelişmelerle ilgili gazetecilerin sorularını cevapladı.
Miller, Suriye’nin kuzeyindeki PKK/PYD terör örgütünün oluşturduğu tehditle ilgili, “Suriye’nin kuzeyindeki çatışmaların bu noktada artmasıyla birlikte, Türkiye’nin PKK’nın oluşturduğu terör tehdidi konusunda meşru endişelerini anlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Suriye içindeki yabancı savaşçıların varlığı konusundaki “çok meşru endişelerini” de anlayışla karşıladıklarını belirten Miller, bu yüzden ABD’nin Türk hükümetiyle bu endişeler hakkında konuştuğunu ve ileriye doğru “bir yol bulmaya çalıştığını” vurguladı.
REKLAM
Miller, “Görmek istediğimiz şeyin Suriye içindeki tüm etnik grupları kapsayan bir Suriye ulusal hükümeti kurulması olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Sürecin sonunda, ayrı bayraklar altında silah taşıyan hiçbir “alt ulusal milis grubun” olmaması gerektiğine işaret eden Miller, bu doğrultuda, Suriye’den yabancı savaşçıların sınır dışı edilmesini tartışmanın “kesinlikle uygun” olduğunu dile getirdi.
Suriye’de yeni kurulacak siyasi sistemin ne olması gerektiği konusundaki soruya Miller, “Bu ABD’nin değil Suriye halkının vereceği bir karar.” cevabını verdi.
Miller, Suriye halkının, hükümeti ve anayasalarını oluştururken, özlemlerini ve sivil toplumda gerçekleşen al ver ilişkisinde normal uzlaşmaları temsil eden çerçevede karar vermesi gerektiğini kaydetti.
ABD’nin bu süreçte ana prensipleri hatırlatma noktasında durduğunu belirten Miller, Suriye’de “şeffaf ve kapsayıcı bir anayasanın” benimsemesinin önemini belirtti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özellikle Rusya’nın Kursk bölgesinde yüzlerce Kuzey Kore askerinin boş arazide taarruza kalktığı ve sonucunda büyük kayıplar verdiği bildirildi. Kuzey Kore askerlerinin savaş alanına adaptasyonda sorun yaşadığı ifade edildi.
Geçtiğimiz ay 11 bin Kuzey Kore askeri Rusya’nın yanında savaşa dâhil olmak üzere savaş alanına gelmişti. Sıcak çatışmalara da katılmaya başlayan Kuzey Kore askerleri özellikle Rusya’nın Kursk bölgesinde savaşıyor. ABD’li yetkililere göre Kuzey Kore birlikleri yüzlerce zayiat verdi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Putin, “Batılı elitler kendilerini dünyanın tepesinde görüyor… Batı’yı yönetenler kendilerini tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görüyorlar. Oysa ki onlar tanrıya inanmıyor.” diyerek Batılı yöneticileri hedef aldı. Putin ayrıca Batılı yöneticilerin kendi hegemonyalarını sürdürmek için dünyayı tehlikeye attığını ifade etti.
Putin, Batı’nın Ukrayna’ya uzun menzilli füzeler sevk ederek geçmişte imzalanmış silahsızlanma anlaşmalarını da tehlikeye attığını ve bu anlaşmaların artık geçerli olmadığını belirtti. Asya Pasifik ve Avrupa’ya ABD tarafından uzun menzilli füzeler yerleştirilmesi durumunda misliyle mukabelede bulunulacağını ifade eden Putin “Güvenliğimizi sağlamak için elimizden geleni yapacağız.” dedi.
Putin ayrıca cephede kaydedilen başarılardan ötürü Rus askerlerine müteşekkir olduğunu söyledi. Putin, 2024 bizim için efsanevi bir yıl oldu diyerek cephede kazanılan başarıya vurgu yaptı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye halkının bir dönüm noktasında olduğuna işaret eden Yıldız, Suriye’de 8 Aralık’ın ardından yeni bir döneme geçildiğini ve yıllardır çekilen acıların barış, istikrar ve refahın sağlandığı bir geleceğe dönüştürülme imkanı doğduğunu dile getirdi.
AA’nın haberine göre; Büyükelçi Yıldız, Suriye halkının 14 yıldır çektiği korkunç acıların ardından artık özgür ve kapsayıcı bir Suriye oluşturmaya hiç olmadıkları kadar yakın olduklarını kaydetti.
“SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ HER KOŞULDA KORUNMALIDIR”
Diğer taraftan geleceğe ilişkin bazı zorlukların da aşılması gerektiğine işaret eden Yıldız, birlik içinde, kapsayıcı ve istikrarlı bir Suriye’nin tüm bölgeye katkı sağlayabileceğini söyledi.
REKLAM
Yıldız, “Güvenilir ve meşru bir geçiş süreci, Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde olmalı, bu da ulusal birlik doğrultusunda cesur, kapsayıcı ve kararlı adımlar atılmasını gerektiriyor.” diye konuştu.
“Suriye’nin toprak bütünlüğü her koşulda korunmalıdır.” diyen Yıldız, Suriye’nin parçalanmasının yalnızca ülkenin geleceğini tehlikeye atmakla kalmayacağını, aynı zamanda halihazırda kırılgan olan bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını kaydetti.
Yıldız, Suriye’nin geleceğinde “kapsayıcılığın” kilit rol oynaması gerektiğine işaret ederek, yeni Suriye hükümetinin toplumun tüm kesimlerini temsil etmesinin stratejik bir gereklilik olduğunu dile getirdi.
“SURİYE’DE İSTİKRAR, TERÖR TEHDİDİ BERTARAF ETMEDEN SAĞLANAMAZ”
Türkiye’nin on yıldan uzun süredir Suriye halkının yanında durduğunu, Suriye içinde kalan ve dışına göç etmek zorunda kalan insanlara tereddütsüz destek sunduğunu vurgulayan Yıldız, uluslararası toplumun da artık üstüne düşeni yapması gerektiğini söyledi.
Yıldız, Suriye’de yıllarca süren ihtilafın yarattığı yıkımın üstesinden halkın tek başına gelemeyeceğini ifade etti.
REKLAM
Suriye’de istikrarın terör tehdidini bertaraf etmeden sağlanamayacağını belirten Yıldız, Suriye’deki geçiş sürecinin terör grupları tarafından suistimal edilmesine izin verilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Yıldız, özellikle PKK/YPG/sözde “SDG” ve bağlantılarının, sadece Suriye’nin bütünlüğüne değil aynı zamanda Türkiye’nin ulusal güvenliğine ve bölgeye yönelik ciddi tehdit teşkil etmeye devam ettiğinin altını çizdi.
Terör örgütünün Arapların yoğun olduğu bölgelere yönelik saldırılarının bu grubun tüm Suriye halkının güvenliği için yok edilmesinin aciliyetini gösterdiğini aktaran Yıldız, Suriyeliler tarafından yönetilen geçiş sürecine bu ülkenin toprak bütünlüğü ve istikrarına zarar veren PKK/YPG/ sözde “SDG” gibi örgütlerin dahil edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Yıldız, “Türkiye, sınırlarını korumak ve bu grupların sahadaki durumu istismar etmelerini önlemek için gerekli tedbirleri almaya devam edecektir.” dedi.
“SURİYE REJİMİNİN İŞLEDİĞİ VAHŞETE GÖZ YUMULMAMALI”
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarına da değinen Yıldız, söz konusu saldırıların Suriye’de istikrar inşa etme çabalarını baltaladığını söyledi.
Yıldız, Suriye’nin yasa dışı faaliyetlerinin ve saldırılarının kabul edilemez olduğuna ve meşru güvenlik gerekçeleriyle açıklanamayacağına dikkati çekerek, “BMGK bu duruma uygun tepkiyi vermeli.” dedi.
Aynı zamanda uluslararası toplumun Sednaya Hapishanesi ve Şam bölgesinden gelen korkunç görüntülerle somutlaşan ve Suriye rejimi tarafından işlenen vahşetlere göz yummaması gerektiğinin altını çizen Yıldız, “Bu kritik dönemeçte, Suriye halkının özgür, kapsayıcı ve birlik içinde bir Suriye hedefine olan bağlılığımızı yeniden teyit edelim. Bu, tüm bölgenin istikrarı için bir dayanak noktası olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Büyükelçi Yıldız, Türkiye’nin, Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve refahına olan bağlılığını güçlü şekilde sürdüreceğini belirtti.
*Haberin fotoğrafı AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik’in babası merhum Hamit Özçelik’in kabri başında dualarla anılmasının ardından program, öğrencilerin okul bahçesinde hazırladığı renkli etkinliklerle devam etti. Öğrencilerin okul girişinde büyük ilgi göstererek, alkışlarla karşıladığı Başkan Özçelik ve Ailesi, protokol üyeleriyle birlikte Alanya’nın yöresel ürünleri ve kültürel değerleriyle oluşturulan sergiyi gezdiler. Siyah Beyaz Alanya Fotoğrafları Sergisi’nin de bulunduğu etkinlik alanında öğrenciler, halk oyunları gösterisi gerçekleştirirken, ney dinletisi de katılımcılar tarafından ayakta alkışlandı.
“Babam eğitime ve Cumhuriyete çok önem verirdi”
Öğretmenlerle bir araya gelen Başkan Özçelik, “Bu okulun yapılış sürecinde buradaydık. Şöyle bir bakıyorum ki tamirat bile görmemiş. O zaman buranın işçiliğini yapanlara da bir teşekkür edelim isterim. Buraya okul yapacağımız zaman ‘burası uzak, öğrenciler gelmez’ dediler. Şimdi burada bine yakın öğrencinin olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Babamız Hamit Özçelik bir Atatürk milliyetçisiydi. Eğitime ve Cumhuriyet’e çok önem verirdi. Benim de sizlerden tek isteğim bu. Babam, sağlık sorunları nedeniyle ilkokulu zor bitirmiş. Ne okursa okusun, geniş bir bakış perspektifi vardı ve biz de babamızı örnek aldık. Allah rahmet eylesin bu okulu da yaptırdı ve burada çocuklarımız eğitim görüyorlar. Belediye Başkanı olduktan sonra particiliği bir kenara koydum ve oy veren, vermeyen ayrımı yapmadan Alanya’ya hizmet etmeye gayret ediyorum. Bu memleket hepimizin ve biz, birlik beraberlik içerisinde olduğumuz sürece her şeyi başarırız. Bizim her şeyden önce eğitime ihtiyacımız var. Yetiştirdiğimiz çocuklarımız aydın fikirli olsun. Hak yemesinler, hukuk çiğnemesinler, hile yapmasınlar. Hepiniz kendi çocuklarınızdan bunları istersiniz. Buradaki çocukları da kendi çocuklarınız gibi gördüğünüzden eminim. Benim sizden naçizane isteğim budur” dedi.
Öğretmenler ve veliler de Başkan Özçelik ile ailesine destekleri için teşekkür ettiler.
Alanya’da eğitime kaktı sağlayan hayırseverlerin anıldığı Vefa Projesi, Hamit Özçelik İlk ve Orta Okulu ile devam etti. Proje kapsamında düzenlenen programa, Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Yılmaz, Okul Müdürü Muharrem Uğurlu, Özçelik Ailesi, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURBAŞKANI MESUD PEZEŞKİYAN KOMBİ ÇAĞRISINDA BULUNMUŞTU
Elektrik ve gaz tedariki sıkıntısı çekilen İran’da, başta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan olmak üzere hükümet yetkilileri vatandaşlara seslenerek kombilerini 2 derece daha düşük modda çalıştırmaları çağrısında bulunmuştu. Hem gaz tüketiminin düşürülmesi hem de yüksek tüketim nedeniyle oluşan gaz basıncı sorununun çözülmesi hedeflenen çağrılar üzerine bugün İran Dışişleri Bakanlığında gerçekleştirilen haftalık basın toplantısında da kombiler kısıldı.
OKULLAR TATİL EDİLDİ
Enerji sorunu ve soğuk havalar nedeniyle Erdebil, Batı Azerbaycan, Simnan, Gülistan, Kuzey Horasan, Rezevi Horasan, Mazenderan, Zencan, Kürdistan ve Kirmanşah eyaletlerinde tüm eğitim kademeleri için okullar tatil edildi. Kum eyaletinde ilk, orta ve lise düzeyi eğitim kurumları, Fars eyaletinde ise ilkokullar tatil edildi. Bazı eyaletlerde eğitime çevrim içi devam edilecekken bazı eyaletlerde ise okullar tamamen tatil edildi. Birçok eyalette ise ilgili kurumların yaptıkları toplantıların ardından eğitime ara verilip verilmeyeceği konusundaki kararları açıklanacak.
TERMİK SANTRALLERDE DİZEL YAKIT TÜKETİLMESİNİN YASAKLANDI
Daha çok yaz aylarında karşılaşılan elektrik kesintileri bu yıl kış aylarına da yansıdı. Ülkenin birçok kentinde yaşanan hava kirliliği nedeniyle termik santrallerde dizel yakıt tüketilmesinin yasaklanması ile ihtiyaç duyulan elektrik miktarında artış oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Her yıl aralık ayının ikinci haftası gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında öğrenciler keçe, kağıt gibi doğal ve dönüştürülebilir malzemelerden tasarladıkları ürünleri defileyle sergiledi.
Yerli malı ürünlerden ilham alınarak tasarlanan kıyafetler izleyiciler tarafından ilgiyle karşılandı.
Ayrıca veli ve öğrencilerin kendi imkanlarıyla temin ettikleri geleneksel ürünler de sergide yerini aldı.
Etkinlikte, TUSAŞ ve BAYKAR’ın hediye ettiği üç boyutlu maketler atölyelerde öğrenciler tarafından yapılarak sergilendi.
Okul Müdürü Yunus Emre Aytaç, bu yıl daha farklı bir konseptte gerçekleştirilen etkinliğe katılanlara teşekkür etti.
Programa, Çatalca Kaymakamı Erdoğan Turan Ermiş, İlçe Milli Eğitim Müdürü Süleyman Ceylan ve daire amirleri katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kafkas ÜniversitesiAhmet Arslan Kongre Merkezindeki panel, saygı duruşu, İstiklal Marşı ve Kur’an-ı Kerim’in okunmasıyla başladı.
Kafkas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Kapu, yaptığı konuşmada, emeği geçenlere teşekkür ederek, etkinliğin Kars için önemli olduğunu söyledi.
“Böyle bir şehirde, böyle bir manevi zatın huzurunda ve gölgesinde olduğumuz için kendimizi çok şanslı buluyorum.” diyen Kapu, “Gerçekten bizim manevi koruyucumuz ve bu zatlar sayesindedir ki bu topraklar bin yıldan beridir İslam yurdu olarak tescil edildi ve ebediyete kadar inşallah böyle devam edecek.” ifadelerini kullandı.
Ebu’l Hasan Harakani Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Muhammed Alparslan Kartal da Anadolu’yu bir Türk İslam yurdu haline getiren büyük komutanların olduğunu anlattı.
Buraları manen fethe hazır hale getirenlerden birinin de Ebu-l Hasan Harakani olduğunu belirten Kartal, “Fakat bir de unutulan veya daha az hatırlanan Anadolu’yu İslam mayasıyla mayalandıran büyük hak dostları vardır. Mana Sultanları vardır. Çok şükür ki onlardan bir tanesi ve en önemlisi şu anda bizim yaşadığımız şehirde yaşıyor, Ebu-l Hasan Harakani Hazretleri. Anadolu’nun daha bir Türk İslam yurdu haline gelmesinden 30-40 yıl önce buraya bir vesileyle gelip burada dergahını kurup, burada bütün insanlara açık sofralar kurup, onlara İslam’ın hoşgörüsünü anlatmış. Buraları Sultan Alparslan’ın fethinden önce manen fethe hazır hale getirmiştir. İşte o Mana Sultanı’nın çok etkilediği bir zat daha var ki o da Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri.” diye konuştu.
Mevlana’nın hayatı hakkındaki video gösterimi ve ney dinletisinin sunulduğu panele, Kars Vali Yardımcısı Hayrettin Buğra Güzel, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkent Trablus’ta düzenlenen forumda çok sayıda uluslararası medya kuruluşundan idareci, uzman, gazeteci, ve eğitimci atölye çalışmaları, seminer ve tartışma oturumlarında Libyalı medya mensupları, gazeteci adayı öğrencilerle tecrübe paylaşımında bulundu.
Forumdaki atölye çalışmalarında, AA Haber Akademisi Müdürü Zeynep Bayramoğlu Öztürk, AA Teyit Hattı Müdürü Ömer Faruk Görçin, AA Siber Güvenlik Müdürü Murathan Ok ve AA Ankara Haberleri Müdür Yardımcısı Mehmet Yılmaz Güldaş uzmanlık alanlarında ders verdi.
Haberciliğin Temel İlkeleri Atölyesi
AA Haber Akademisi Müdürü Öztürk, Haberciliğin Temel İlkeleri temalı atölye çalışmasında gazeteciliğin temel ilkelerinden “doğruluk” ilkesini ele aldı.
Bayramoğlu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında İsrail haber kaynakları tarafından ileri sürülen “İsrail ordusunun kafası kesilmiş 40 bebek bulduğu” iddiasını hatırlattı.
Bu haberlerin yalan haber olduğunu AA’nın İsrail tarafından teyit ettiğini kaydeden Bayramoğlu, “Çıkan haberler üzerine AA, İsrail ordusu (IDF) ile görüştü ve IDF, Hamas’ın bebeklerin başlarını kestiği yönündeki iddiaları teyit edecek bir bilgi bulunmadığını söyledi.” dedi.
Dijital Çağda Dezenformasyondan Korunma Yöntemleri Atölyesi
AA Teyit Hattı Müdürü Görçin, “Dijital Çağda Dezenformasyondan Korunma Yöntemleri” temalı atölye çalışmasında, “geleneksel medya araçlarının etkisinin kırılarak sosyal medyanın öne çıktığı günümüzde gazetecilik ilkelerinin nasıl olması gerektiğini” ele aldı.
Yanıltıcı haberlerin bireysel ve toplumsal ölçekte oluşturabileceği zararları anlatan Görçin, dezenformasyonla mücadelede alınabilecek önlemlere dair uluslararası çalışmaları aktardı.
Bireyler için Siber Güvenlik Atölyesi
AA Siber Güvenlik Müdürü Ok, “Bireyler için Siber Güvenlik” başlıklı atölye çalışmasında siber güvenliğin tanımı ve bireylerin siber saldırılardan korunma yöntemlerini değerlendirdi.
Siber saldırıların hangi yöntemlerle gerçekleştiğini anlatan Ok, “Siber güvenlik, dijital dünyada bireylerin ve kurumların verilerini koruma konusunda hayati bir rol oynuyor. Ancak artan teknoloji kullanımıyla birlikte siber saldırılar da giderek yaygınlaşıyor ve bireyler için ciddi riskler oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Özel Habercilik Atölyesi
AA Ankara Haberleri Müdür Yardımcısı Güldaş, “Özel Habercilik” temalı atölye çalışmasında özel haber üretimi konusunu anlattı.
Güldaş, katılımcılara AA’nın özel haber hazırlama ve yayımlama süreci hakkında örnekler verdi.
Etkinliğe, AA Global Haberler Direktörü Faruk Tokat da katıldı.
Libya İletişim ve Siyasal İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Velid el-Lafi ve çok sayıda Libyalı yetkili, AA’nın atölye çalışmalarını yaptığı standı ziyaret ederek, AA’nın çalışmaları hakkında bilgi aldı.
Etkinliğin sonunda AA yöneticileri, atölye çalışmalarına katılan Libyalı medya mensubu ve iletişim fakültesi öğrencilerine sertifikalarını takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlık sözcüsü, Berlin’in HTŞ’yi El Kaide ideolojisindeki kökleri ışığında yakından izlediğini yineleyerek “Şam’da diplomatik varlık gösterme olanakları da araştırılıyor” dedi.
Sözcü, yıllar süren savaşın ardından Esad’ın devrilmesine öncülük eden grup için “Söylenebileceği kadarıyla şu ana kadar ihtiyatlı davrandılar” diye ekledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlık sözcüsü, Berlin’in HTŞ’yi El Kaide ideolojisindeki kökleri ışığında yakından izlediğini yineleyerek “Şam’da diplomatik varlık gösterme olanakları da araştırılıyor” dedi.
Sözcü, yıllar süren savaşın ardından Esad’ın devrilmesine öncülük eden grup için “Söylenebileceği kadarıyla şu ana kadar ihtiyatlı davrandılar” diye ekledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kirby, bir basın mensubunun, “Seçilmiş Başkan (Donald) Trump’ın, Suriye’nin anahtarının Türkiye’nin elinde olduğu yönündeki” ifadelerini hatırlatarak, yönetimin bu konudaki yaklaşımının ne olduğu sorusuna cevap verdi.
ABD’li danışman, “Son 14 yıldır olduğu gibi, Suriye’de sonuç ne olursa olsun Türklerin burada önemli bir oyuncu olduğuna şüphe yok.” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın tam da bu sebeple Türkiye’ye gittiğini ve burada Suriye ile ilgili tüm konuları ele aldığını belirten Kirby, Suriye’deki PKK/YPG tehdidine ilişkin, “Geçmişte de söylediğim gibi, (Türkiye’nin) teröristlerle ilgili meşru endişeleri var. Suriye sınırında bir terör tehdidi var ve Türk vatandaşları oradaki terörist faaliyetlerin kurbanı oldular, bu tehditten endişe duydukları için Türkleri suçlayamazsınız.” değerlendirmesini yaptı.
REKLAM
ABD’nin de Suriye’de DEAŞ’ın yeniden canlanmaması konusunda önceliği olduğunu ve bu konuda SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG ile ilişkilerinin bulunduğunu anlatan Kirby, hem kendilerinin hem de SDG’nin odağının DEAŞ olarak kalması gerektiğini ve bu konudaki anlaşmazlık noktaları konusunda da Türkiye ile görüşmeye devam ettiklerini kaydetti.
ABD DIŞİŞLERİ: PKK/YPG’YE İLİŞKİN TÜRKİYE İLE GÖRÜŞÜYORUZ
ABD Dışişleri Bakanlığı da Türkiye ile görüşmelerindeki en büyük başlıklardan birinin, “oldukça zor ve hassas” bir konu olan Suriye’de terör örgütü PKK/YPG meselesi olduğunu belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, günlük basın brifinginde, Anadolu Ajansı’nın terör örgütü PKK/YPG konusundaki sorularını yanıtladı.
Miller, ABD’nin Suriye’de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG’ye olan desteğinin iki ülke arasındaki temel anlaşmazlık noktalarından biri olduğu ve bu konudaki sürecin nasıl ilerlediği sorusuna, Suriye’deki hassas geçiş sürecine atıfta bulunarak cevap verdi.
ABD’li sözcü, Suriye’deki PKK/YPG varlığına ilişkin, “Bu konu, Türk muhataplarımızla üzerinde çalışmaya devam ettiğimiz son derece hassas ve oldukça zor bir konu. Bu başlık, (Dışişleri) Bakan (Antony) Blinken ile Türk muhatapları arasındaki görüşmelerin büyük bir bölümünü oluşturdu.” dedi.
REKLAM
Miller, Türkiye’nin PKK ile mücadelesinin Suriye’deki PKK/YPG’yi de kapsadığı yönündeki soruya yanıt verirken “Türkiye’nin, ABD’nin de terör örgütü olarak tanımladığı bir terör örgütüne, yani PKK’ya, karşı meşru harekete geçme hakkını tanıyoruz.” ifadesini kullandı ancak PKK/YPG konusunda daha fazla yorum yapmadı.
Terör örgütü PKK/YPG’nin durumunun Suriye’deki bu hassas süreçte nasıl konumlandırılacağına ilişkin detaylara girmeyen Miller, “Bu konuda NATO müttefikimizle görüşmeler yapıyoruz ve en iyi yolun ne olacağına karar vermeye çalışıyoruz.” diye konuştu.
“TÜM TARAFLARA, İSRAİL HÜKÜMETİ DE DAHİL, DURUMU DAHA DA KÖTÜLEŞTİRECEK EYLEMLER GÖRMEK İSTEMEDİĞİMİZİ BELİRTTİK”
Suriye’de etnik veya mezhepsel çatışmalara girmeden sağlıklı geçiş sürecinin yürütülmesini arzu ettiklerini belirten Miller, bölgede infial yaratacak ve tansiyonu artıracak her türlü eylemden tüm aktörlerin kaçınması gerektiğini vurguladı.
Miller, “Bu değerlendirmeniz İsrail’i de kapsıyor mu?” şeklindeki soruya, “Tüm taraflara, İsrail hükümeti de dahil, istikrarı artıracak eylemler görmek istediğimizi, durumu daha da kötüleştirecek eylemler görmek istemediğimizi açıkça belirttik.” yanıtını verdi.
ABD’li Sözcü, İsrail’in Suriye’de tampon bölgeyi işgal etmesine yönelik ise İsrail’in bu adımının “geçici” olduğunu ve oluşan güç boşluğunda olası terör tehlikesini bertaraf etmek amacıyla atıldığını savundu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkent Moskova’da Rusya Savunma Bakanlığı Yönetim Kurulu toplantısı düzenlendi. Toplantıya Putin’in yanı sıra Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, askeri ve siyasi yetkililer katıldı.
Toplantıda konuşan Putin, dünyada askeri siyasi durumun istikrarsız olduğunu söyleyerek, “Orta Doğu’da kan dökülmeye devam ediyor. Dünyanın diğer birçok bölgesinde de çatışma potansiyeli yüksek.” dedi.
Batı’nın dünya üzerindeki egemenliğini korumaya, kendi kurallarını ülkelere dayatmaya çalıştığını, Rusya’yı engelleme ve stratejik yenilgiye uğratma yönünde siyaset izlediğini belirten Putin, ABD’nin Ukrayna’ya maddi ve askeri destek sağlamaya devam ettiğini anlattı. Putin, “ABD, Ukrayna’da çatışmanın devam etmesini teşvik ediyor.” ifadesini kullandı.
REKLAM
NATO’nun Rus sınırları yakınlarında askeri altyapısını güçlendirdiğine dikkati çeken Putin, Avrupa’daki ABD’li asker sayısının 100 bini aştığını kaydetti.
Putin, Batı’nın Asya Pasifik bölgesinde de varlığını güçlendirerek, askeri siyasi ittifaklar kurduğunu ve böylece “bölgedeki güvenlik mimarisini” baltaladığını vurgulayarak, “ABD’nin 5 bin 500 kilometre menzili olan yüksek hassasiyetli saldırı sistemlerini konuşlandırma yönündeki faaliyetleri de endişelendiriyor. Söz konusu füze sistemlerinin Avrupa ve Asya Pasifik bölgelerine konuşlandırılması için çalışmalar yapılıyor.” dedi.
Buna karşı gerekli önlemler aldıklarını ve Ukrayna’da savaş koşullarında “Oreşnik” balistik füze sistemini test ettiklerini dile getiren Putin, “Bu tehditlere kapsamlı şekilde yanıt vereceğiz. Bu tür füzelerin fırlatılması durumunda tespit edilmesi ve engellenmesi en önemli görevimiz. Aynı zamanda, hipersonik füzeler dahil ürettiğimiz füze sistemlerinin seri üretimine geçilmesi ve konuşlandırılması ile ilgili konuların çözülmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
REKLAM
Rusya ve müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için gerekli adımları attıklarını belirten Putin, bu sebeple Rusya Silahlı Kuvvetlerini iyileştirmeye ve askeri potansiyelini artırmaya devam edeceklerini söyledi.
Putin, daha önce Rusya’nın nükleer doktrinini güncellendiklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Elbette, stratejik nükleer kuvvetler, Rusya’nın egemenliği, toprak bütünlüğü ve istikrarının korunması için temel araçlardan biri. Bu nedenle bu kuvvetlerin potansiyelini ve dengeli gelişimini desteklemeye, yeni caydırıcı silah sistemlerini oluşturmaya devam edeceğiz. Bununla birlikte, stratejik olmayan nükleer silahı sürekli olarak savaşa hazır olması, bu silahın kullanımına dair tatbikatların sürdürülmesi önemli.”
Çeşitli robot sistemlerinin üretiminin arttırılması gerektiğini belirten Putin, müttefik ve ortak ülkelerle askeri teknik alandaki işbirliğinin genişletilmesinin önemini vurguladı.
Vladimir Putin, Rus ordusunun Ukrayna’da cephelerde ilerlediğine işaret ederek, “Bu yıl 189 yerleşim birimi kurtarıldı.” ifadesini kullandı.
REKLAM
Rus ordusuna katılan vatandaş sayısını da paylaşan Putin, “Geçen yıl 300 binden fazla vatandaşımız sözleşme imzalayarak orduya katıldı. Bu yıl ise bu sayı 430 bini aştı. Orduya katılan gönüllü sayısı artmaya devam ediyor.” dedi.
“UKRAYNA’DA BU YIL YAKLAŞIK 4 BİN 500 KİLOMETREKARE ALAN ELE GEÇİRDİK”
Rusya Savunma Bakanı Belousov da “Ukrayna ordusunun savaş kabiliyetini kaybettiğini” söyleyerek, “Bu yıl 560 binden fazla Ukraynalı asker öldürüldü ve yaralandı. Özel askeri operasyonun başlangıcından bu yana ise Ukrayna yaklaşık 1 milyon askerini kaybetti. Düşman, sadece Kursk bölgesinde 40 bini aşkın askerini kaybetti. Bu yıl düşmana ait 18 bin yabancı yapımı silah dahil 58 binden fazla çeşitli silah ve teçhizat imha edildi.” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’daki askeri unsurlara yüksek hassasiyetli silah ile saldırılar düzenlediklerine dikkati çeken Belousov, bu saldırılarda Ukrayna’nın askeri sanayi sektörü ve enerji sisteminin ciddi zarar gördüğünü, silah üretim kabiliyetini büyük ölçüde kaybettiğini savundu.
Rus ordusunun Ukrayna’da bu yıl yaklaşık 4 bin 500 kilometrekare alan üzerinde kontrol sağladığını aktaran Belousov, Luhansk bölgesinin yüzde 1’i, Donetsk, Zaporijya ve Herson bölgelerinin yüzde 25-30’unun Ukrayna ordusu kontrolünde olduğunu belirtti.
Bakan Belousov, Rus ordusunun 2025 yılındaki hedefleri konusunda ise Ukrayna’daki “özel askeri operasyonda zafer kazanılması” gerektiğini vurguladı.
Gelecek 10 yıl içinde NATO ile Avrupa’da savaş ihtimalinin olduğuna işaret eden Belousov, Rus ordusunun her duruma hazırlıklı olmasının önemli olduğunu söyledi.
Andrey Belousov, Rusya’nın Orta Asya, Afrika, Kafkasya ve Moldova sınırları içerisinde tek taraflı bağımsızlığını ilan eden “Transdinyester” bölgesinde askeri varlığını sürdürdüğüne dikkati çekti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beyt Lahiya bölgesine gündüz saatlerinde düzenlenen saldırıda 5 Filistinlinin yaşamını yitirdiği, ilerleyen saatlerde yine aynı bölgede Avde ailesine ait bir eve düzenlenen saldırıda da 2 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.
İsrail ordusu, 5 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nin kuzeyini oluşturan Cibaliya, Beyt Lahiya ve Beyt Hanun beldelerine sıkı kuşatma uyguluyor.
İsrail, aç bırakma, bölgeye insani yardımın girişini engelleme ve hastaneleri hedef alma gibi uygulamalarıyla bölge halkını göçe zorluyor.
AA’nın haberine göre; İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bin 492’si çocuk, 11 bin 979’u kadın olmak üzere 55 bin 28 Filistinli öldü, 106 bin 962 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gerçek ortaya çıktı. CNN’in haberine göre yerel halk, Esad rejiminin kurbanı olduğunu söyleyen kişinin istihbarat görevlisi olduğunu söyledi.
Temiz havaya çıktığında şaşkın görünen adam, kendisini Humus şehrinden Adel Ghurbal olarak tanıtmış, buranın tutulduğu üçüncü hapishane olduğunu söylemişti. Esad rejimi çökene kadar Suriye hava kuvvetlerinin istihbarat servisleri tarafından yönetilen bir hapishanede tutuluyordu.
REKLAM
My God.@clarissaward & her team find a prisoner still in #Assad’s Air Force Intel HQ in #Damascus, abandoned alone in a cell. 2 days after the prison was thought to have been emptied.
Watch this.
pic.twitter.com/3D1V91cGPl
— Charles Lister (@Charles_Lister) December 11, 2024
CNN’in pazartesi günü ele geçirdiği bir görüntü, adamın gerçek kimliğini ortaya koydu. Görüntüde, Esad rejiminin Hava Kuvvetleri İstihbarat Müdürlüğü’nde görevli bir teğmen olan Salama Muhammed Salama’nın olduğu belirtiliyor.
Humus’taki Bayada mahallesindeki bir sakin, CNN’e Salama’nın görev başında askeri kıyafetler giymiş bir şekilde fotoğrafını verdi. Yüz tanıma programı, CNN’in Şam hapishane hücresinde tanıştığı adamla yüzde 99’dan fazla eşleşme sağladı.
CNN, bilgi edinmeye devam ederken, Humus’un birçok sakini adamın Salama, diğer adıyla Abu Hamza olduğunu söyledi. CNN’e, şehrin Hava Kuvvetleri İstihbarat Müdürlüğü’nün kontrol noktalarını yönetmesiyle tanındığını ve hakkında gasp ve taciz suçlamalarının olduğunu söylediler.
REKLAM
Salama’nın Şam hapishanesine nasıl veya neden düştüğü belirsiz. CNN haberinde kendisiyle bir daha bağlantı kuramadığını bildirdi. Salama’nın şu anda nerede olduğu bilinmiyor.
3 aydır karanlık hücrede tutuluyordu! Haberi Görüntüle İLK SÖZLERİ “BEN SİVİLİM” OLMUŞTU
Clarissa Ward, hapishaneyi dolaşırken hücrede battaniye altında bir kişinin olabileceğinden şüphelenmişti. Ward, yetkili kişiyi çağırmış ve görevli kişinin battaniye hafifçe kaldırılmasıyla altından korku dolu gözlerle bakan bir adam çıkmıştı. Karşısındaki insanları gören ve korkuyla irkilen adam, hemen ellerini kaldırmış ve “Ben sivilim” demişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Park, savcılık kararıyla tutuklandı.
Park, sıkıyönetim ilanında Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol tarafından “sıkıyönetim komutanı” olarak atanmış ve sonrasında ülkedeki tüm siyasi faaliyetleri yasaklayan sıkıyönetim emri, Park’ın imzasıyla yayımlanmıştı.
Sıkıyönetim soruşturması kapsamında Park, 12 Aralık’ta Genel Kurmay Başkanlığı görevinden alınmıştı.
Güney Kore’de sıkıyönetim ilanı
Devlet Başkanı Yoon, 3 Aralık gecesi televizyonda yaptığı konuşmada, “muhalefetin devlet karşıtı aktivitelere karıştığı” gerekçesiyle sıkıyönetim ilan etmiş ancak parlamentonun, yaptığı oylamada kararı kaldırması ve ardından bunun Bakanlar Kurulunda onaylanmasıyla geri adım atmıştı.
REKLAM
Yoon, muhalefeti “hükümetin işlevini yerine getirmesini engellemekle” suçlayarak sıkıyönetimin “Kuzey Kore yanlısı güçleri ortadan kaldırmayı ve anayasal özgürlük düzenini korumayı amaçladığını” savunmuştu.
Sıkıyönetim ilanının ardından Savunma Bakanlığı, ordudaki komutanlara toplantı talimatı verip teyakkuzda olunması çağrısı yapmıştı. Öte yandan “sıkıyönetim birlikleri” olarak görevlendirilen askerlerin Ulusal Meclise girdiği bildirilmişti.
Ulusal Mecliste yapılan acil oturumda sıkıyönetim kararının kaldırılmasına ilişkin verilen önerge, 190 milletvekilinin oyuyla kabul edilmişti. Ulusal Meclis Başkanlığı Ofisi, sıkıyönetimin, yapılan oylamanın ardından “hükümsüz” hale geldiğini açıklamıştı.
Bunun üzerine Bakanlar Kurulunu toplayan Yoon, kabinenin onayının ardından sıkıyönetimi sona erdirdiğini duyurmuştu.
Ana muhalefetteki Demokrat Parti ve 5 küçük muhalefet partisinin, sıkıyönetim ilanının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Yoon’un azli için meclise sunduğu önerge, 7 Aralık’ta yapılan oylamada nitelikli çoğunluğa ulaşılamadığı için reddedilmişti.
Muhalefet partilerinin aynı gerekçeyle sunduğu ikinci önerge, 14 Aralık’taki oylamada bu kez nitelikli çoğunluk sağlanarak kabul edilmişti. Meclis tarafından azli istenen Yoon, Anayasa Mahkemesinin hakkında vereceği karara dek görevden geçici uzaklaştırılmış, yerine Başbakan Han Duck-soo vekaleten getirilmişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de 13 yıl süren iç savaşın ardından Esad rejiminin devrilmesiyle savaşın harabeye çevirdiği Şam’ın kırsal mahalleleri havadan görüntülendi. Enkaz yığınlarıyla dolu mahallelerde, savaşın yıkıcı izleri gözler önüne seriliyor. Tüm binaların enkaza döndüğü dikkat çekerken cami minarelerinin de yıkıldığı görülüyor. Esad’ın devrilmesinin ardından mahallelerine dönen halk, yıllar sonra yakınlarının mezarlarını ziyaret ediyor. Görüntülerde çok sayıda sivil Suriyelinin de temizlik çalışmalarına katıldığı görülüyor. – ŞAM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Savunma Bakanlığı toplantısında Ukrayna’da gelinen son durum ile ülkenin güvenliği, küresel ve bölgesel konuları değerlendirdi. Silahlı kuvvetlerin muharebe hazırlığını ve kapasitesini iyileştirmenin önemine dikkat çeken Putin, 2024 yılını Ukrayna’daki özel askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında dönüm noktası olarak nitelendirdi. Putin, “Bu yıl 189 yerleşim yeri kurtarıldı. Askerlerimizin profesyonelliği ve cesareti, savunma sanayi personelinin kahramanca çalışmaları ve ordumuz ile donanmamıza ülke çapında verilen destek sayesinde birliklerimiz stratejik hedefler üzerinde sıkı bir kontrole sahip” dedi.
Hükümetin ülkenin güvenliğini sağlama ve stratejik hedeflere ulaşma konusundaki kararlılığını yineleyen Putin, ABD’yi Ukrayna’daki çatışmaları silah, fon ve askeri danışmanlar göndererek körüklemekle suçladı. Rusya Devlet Başkanı Putin, küresel askeri-politik iklimin hem zorlu hem de istikrarsız olduğunu belirterek, birçok bölgede devam eden çatışmalara ve artan gerginliklere dikkat çekti. Putin, ” Orta Doğu’da kan dökülmeye devam ediyor ve dünyanın diğer birçok yerinde önemli çatışma riskleri var” ifadesini kullandı.
“ABD bizi kırmızı çizgiye itiyor”
NATO’nun Asya-Pasifik bölgesindeki artan varlığına ve 5 bin 500 kilometreye kadar menzile sahip füzeler konuşlandırma hazırlıkları konusunda endişelerini dile getiren Putin, bu eylemlerin küresel istikrar için önemli riskler oluşturduğunu, uluslararası güvenlik konusunda güven ve iş birliği kaybına yol açtığını söyledi. ABD’nin Rusya politikasına ilişkin konuşan Putin, “Sözde ‘Rus tehdidi’ bahanesiyle birine saldırmayı planladığımızı iddia ederek halkını korkutuyor. Taktik basit, bizi geri adım atmayacağımız kırmızı çizgiye itiyorlar ve karşılık verdiğimizde bir Rus tehdidi korkusunu tırmandırıyorlar” dedi.
Rusya’nın güncellenmiş askeri doktrininde nükleer caydırıcılık politikasının sürdüğünü vurgulayan Putin, nükleer savaş tehdidi suçlamalarını reddetti. Rusya’nın geliştirdiği Oreşnik füzelerinin üretimine ilişkin açıklamalarda bulunan Putin, “Bildiğiniz gibi, orta menzilli füze sistemi Oreşnik Rusya’nın en yeni en güçlü silahı oldu. Kasım ayında ülkemiz topraklarına yapılan saldırılara karşılık başarıyla kullanıldı. Bu tür sistemlerin seri üretiminin, Rusya ve müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için yakın zamanda başlaması bekleniyor” şeklinde konuştu. – MOSKOVA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dondurucu soğukların etkisi altındaki kentte, akşam saatlerine doğru kar yağışı başladı.
Aralıklarla etkili olan kar, cadde ve sokakları yeniden beyaz örtüyle kapladı.
Taşlıçay ilçesinde de kar yağışı sonrası tipi etkili oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE’deki Suriyelilerin Hatay’daki Cilvegözü Gümrük Kapısı’ndan ülkelerine dönüşleri devam ediyor.
Suriye’deki muhalif grupların başkent Şam’da kontrolü ele almasının ardından, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bulunan Cilvegözü Gümrük Kapısı’na, bu sabah da gelen çok sayıda Suriyeli, geri dönüş işlemlerini için sınırda yoğunluk oluşturdu. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, gümrük kapısındaki yoğunluğu hafifletmek amacıyla mobil hizmet araçlarını devreye soktu. Ayrıca Hatay Valiliği, hava sıcaklıklarının düşmesi ve yağış beklentisi nedeniyle bekleyen kişilerin mağdur olmamaları için çadır kurdu. Eşleri, çocukları ve akrabalarıyla gümrük kapısına gelen Suriyeliler, gerekli işlemler tamamlandıktan sonra ülkelerine doğru yola çıkıyor.
Haber-Kamera: Ferhat DERVİŞOĞLU/REYHANLI,(Hatay),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye Devlet Güvenlik birimi karargahının bodrum katında, ülkenin acımasız lider kadrosunu on yıllar boyunca iktidarda tutan gizli istihbarat ağının korkutucu bir kesimini bulduk.
Her birinde kalın çelik kapılar bulunan, gözaltına alınanların konulduğu, sıra sıra küçük hücreler vardı.
Buraya gelen tek ışık, duvarların üst kısımlarındaki ızgaralardan sızabilen güneş ışınlarıydı.
Gözaltındakiler, sorgulanır ve işkenceden geçirilirken bu hücrelerde aylarca tutulabiliyordu.
İstihbarat karargahının bulunduğu Şam’ın merkezindeki yoğun Kafr Sousa mahallesinde, cadde seviyesinin hemen altındalardı.
Her gün, binlerce sıradan Suriyeli, vatandaşlarının gözaltında tutulup, işkence gördüğü yerden sadece birkaç metre uzaklıkta, günlük yaşamlarını sürdürüyordu.
Bir koridorda, devrik başkanın parçalanmış resimleriyle birlikte, ülkenin istihbarat kuruluşlarının milyonlarca kişiyi gözlemlemek için kullandığı dosya yığınları vardı.
Mahkumlar burada geçici olarak tutulduktan sonra, başkentin dışındaki Saydnaya Hapishanesi gibi daha uzun dönemli gözetim merkezlerine götürülüyordu.
Bu, eski Suriye yönetiminin elindeki dev ağın sadece bir parçasıydı.
Bağımsız gözlem grubu Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) 2001’de Esad’a karşı başlayan isyandan geçen Temmuz ayına kadarki sürede ülkenin hapishanelerindeki 15.102 işkence sonucu ölümü kayıtlara geçirdi.
Kuruluşun Ağustos ayındaki tahminine göre 130 binden fazla kişi ya tutuklanmıştı ya da zorla gözaltında tutuluyordu.
Uluslararası Af Örgütü, eski Suriye hükümetinin on yıllar boyunca muhalefeti bastırmak için işkence ve zorla ortadan kaybetmeyi kullandığını söylüyor. Suriye istihbaratını da “hesap sorulamaz” diye tanımlıyor.
Devlet Güvenlik karargahından birkaç yüz metre yürüyerek, ülkenin istihbarat kuruluşlarından bir diğeri olan Genel İstihbarat Direktörlüğüne ulaşıyoruz.
Esad yönetimi karşıtları, bu kurumun insanların günlük yaşamlarının her ayrıntısı konusunda casusluk yapanlardan biri olduğunu söylüyor.
İçeride bir bilgisayar odası buluyoruz. Yerler ve duvarlar beyaz ve sıra sıra dizilmiş veri depolama cihazları sessizce çalışıyor.
Şam’ın büyük bölümünde elektrik kesik, ancak bu tesis o kadar önemli görülüyor ki, kendi elektrik kaynağı var.
Dijital sistemlere karşın, dev sayıda kağıt belge de var. Hepsi sağlam görünüyor.
Dosyalar, bir odanın duvarlarını kaplayan metal dolaplara konulmuş. Bir başka oda da yerden tavana kadar uzanan sıra sıra defterler yığılı.
Burada çalışanların, rejim çökerken kaçmadan önce herhangi bir şeyi yok etme şansları olmamış gibi görünüyor.
Kayıtlar yıllar öncesine gidiyor. Hiç bir şey yok edilmemiş. Hatta atılmış mermilerin kovanlarıyla dolu kutular bile buluyoruz.
Bir başka bölümde, havan topları ve mayınlar da dahil silahlar var.
Şam’ın kontrülünü ele geçiren militan İslamcı örgüt HTŞ’den bir savaşçı var yanımızda. Silahların neden burada olduğunu soruyorum.
Esad rejiminin Rusya’yal işbirliği sırasında “tüm devlet kuruluşlarının bir savaşmat için ve Suriye halkına baskı yapmak için bir karargaha dönüştürüldüğünü” söylüyor.
Genel İstihbarat Direktörlüğü’nde yer alan belge dağları ve bilgisayar kayıtları, gelecekte Suriye vatandaşlarının gözaltına alınıp, işkence yapılmasından sorumlu olanların soruşturulmasında önemli bir rol oynayabilir.
Ebu Muhammed el Colani diye de bilinen HTŞ lideri Ahmed el Şara, Reuters Haber Ajansı’nın yayımladığı yazlı açıklamasında, Esad yönetimi sırasında işkence ve mahkumların öldürülmesinden sorumlu olanların bulunacağını ve affın söz konusu olmadığını söyledi.
Şara Telegram’daki mesajında da “Onları Suriye’de takip edeceğiz ve adaletin yerini bulması için kaçanların da gittiği ülkelerden iadesini isteyeceğiz” dedi.
Ancak Suriye güvenlik ağının çökmesinin sonuçları, ülke sınırlarını da aşabilir.
Ürdün, Lübnan ve Irak ile de bağlantılı sayısız dosya bulduk.
Bu belgeler kamuoyuna açıklanır ve bu ülkelerdeki önemli kişilerle Esad’ın güvenlik kurumları arasındaki ilişkileri ifşa ederse, tüm bir bölge şoke olabilir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Milli Eğitim Müdürü Fahri Acar, Artvin Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Salonunda düzenlenen toplantıda, özel gereksinimli öğrencilere en iyi olanakları sunarak gelişimlerini desteklemek istediklerini belirtti.
Acar, aynı zamanda özel gereksinimli bireylerin ailelerinin de sosyal ve kültürel faaliyetlerini desteklemeyi amaçladıklarını vurguladı.
Özel eğitim öğretmeni, Vali Turan Ergün’ün eşi Hülya Ergün ise özel gereksinimli öğrenciler için kurumlararası koordinasyonu sağlayacak çalışmanın önemine işaret etti.
İlgili şube müdürleri, Ar-Ge öğretmenleri, merkez ilçe okul yöneticileri ve özel eğitim öğretmenlerinin katıldığı toplantıda, Artvin’de yürütülen özel eğitim hizmetlerinde etkinliği, kurumlararası koordinasyonu ve özel gereksinimli öğrencilerin sosyal ve kültürel faaliyetlerini artırmak amacıyla fikir alışverişinde bulunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
AİÇÜ Rektörü Prof. Dr. Abdulhalik Karabulut, ABD’deki Andrews Üniversitesi’ni ziyaret etti. Ziyarette, Prof. Dr. Abdulhalik Karabulut ile Andrews Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı ve Rektörü Prof. Dr. John Wesley Taylor V, bilimsel araştırmaları artırmayı ve güçlendirmeyi, eğitimde ve bilimde etkileşime imkan sağlayacak bir protokole imza attı.
7. Uluslararası Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi Sempozyumu’nun sponsorları arasında yer alan Andrews Üniversitesi’ni ziyaret etmekten dolayı memnun olduklarını belirten Prof. Dr. Karabulut, 2025 Yılında yapılacak 8. Uluslararası Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi Sempozyumu’nun iki üniversitenin ortaklığında düzenlenmesi amacıyla iş birliği protokolü yapıldığını söyledi.
Prof. Dr. Karabulut, Üniversitenin uluslararasılaşmasında önemli bir adım olan protokolle ortak sempozyum düzenlemenin bir başlangıç olduğunu, iki üniversite arasında sosyal alandan teknolojiye birçok alanda çalışmaların yapılacağını ifade etti.
Protokol imza töreninde, AİÇÜ Dış İlişkilerden Sorumlu Rektör Danışmanı ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Önder Şimşek ve Dış İlişkiler Genel Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Nimetullah Aldemir ile Andrews Üniversitesi’nden Akademiden Sorumlu Rektör Vekili Prof. Wagner Kuhn ile Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Randall Younker de hazır bulundu. – AĞRI
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA), dış ticaret alanındaki çalışmalarıyla bölgede uluslararası ticaretin kapılarını aralıyor. Merzifon Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü’nde başlayan Sertifikalı Dış Ticaret Eğitim Programı, dış ticaret alanında nitelikli personel yetiştirerek bu alandaki istihdamı artırmayı ve bölgenin ihracat kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor.
OKA’nın Katma Değerli Üretim ve İhracat Sonuç Odaklı Programı kapsamında düzenlenen eğitim, ihracat yapan işletme sayısını ve kilogram başına ihracat değerini artırma hedefiyle dış ticaret sektöründe ihtiyaç duyulan nitelikli personelin yetiştirilmesine odaklanıyor. Eğitim ayrıca, bölgedeki üretim sürecinde oluşturulan değerin artırılması ve üretilen ürünlerin uluslararası pazarlara açılması için önemli bir adım.
Toplam 7 iş günü sürecek olan program, dış ticaret alanında uzman eğitimciler tarafından yürütülüyor. Eğitim kapsamında katılımcılar; Dış Ticaretin Temel Kavramları, Dış Ticaret Operasyonları, İstihbarat ve Pazarlama Stratejileri, Dış Ticarette Yazışmalar gibi konularda bilgi sahibi olacaklar.
Eğitimi başarıyla tamamlayan kursiyerlere sertifika verilecek. Bu sertifika, dış ticaret sektöründe iş bulma fırsatlarını artırırken katılımcıların kariyerlerine de değer katacak.
Eğitime katılan kursiyerler, eğitime dair düşüncelerini paylaşarak, “Bölgemizde böyle bir programın düzenlenmesi büyük bir şans. Uluslararası ticaret kariyerimiz için ilk adımı burada atıyoruz” dediler. – AMASYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Turizm Sektöründe Sürdürülebilirlik ve İstihdam Zirvesi” İstanbul’da düzenlendi. Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Marmara İşletme Kulübü Danışmanı Prof. Dr. Fatma Ayanoğlu programın açılış konuşmasında, üniversite ve sanayi işbirliği çerçevesinde sektör profesyonelleri ile daha fazla işbirliği yapılmasının önemini vurguladı. Ayanoğlu, ülke ekonomisi açısından kritik öneme sahip turizm sektöründe sürdürülebilirlik gibi mühim bir konu ile ilgili çalışmaların devam edeceğini belirtti.
Zirvede, alanında uzman isimler turizm sektörünün sürdürülebilirlik ve istihdam konularındaki deneyim ve önerilerini paylaştı. Yoğun ilginin olduğu, yeni stratejilerin üzerinde derinlemesine bilgi aktarımının gerçekleştirildiği zirve, katılımcılara teşekkür belgelerinin takdimiyle tamamlandı. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Niğde ve Bor Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğü, Bor Ömer HalisdemirGençlik Merkezi ve Niğde Çocuk Hakları Komitesi işbirliği ile düzenlenen etkinlikte çocukların zihinsel gelişimi, akıl yürütme, psikomotor becerilerin gelişimi ve el-göz koordinasyonunun geliştirilmesine yönelik oyunlar oynandı. 120 çocuğun katıldığı etkinlikte “Dijital Bağımlılık” ve “Mahremiyet” konularında farkındalık kazandırmak amacıyla eğitim verildi, çocuk hakları hakkında bilgilendirme yapıldı.
Çocukların dijitalden uzaklaşarak oyunlar oynaması, arkadaşlıklar edinmesi ve geleneksel oyunların yaşatılmasının da hedeflendiği etkinlikte birbirinden farklı oyunlar oynayan çocuklar eğlenceli vakit geçirdi. – NİĞDE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>UNESCO Türkiye Milli Komisyonu ile Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü işbirliğinde düzenlenen program, Adana Olgunlaşma Enstitüsü’nde gerçekleştirildi.
Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Cengiz Mete, etkinlikte yaptığı konuşmada, kültürün bütüncül yaklaşımla ele alınması gerektiğini söyledi.
Projenin geçmişle gelecek arasında köprü kurduğunu belirten Mete, şöyle konuştu:
“Türk kültürünün yaşatılması, kuşaklara aktarılması ve dünyayla buluşturulması çok kıymetli. Bizler, bu kadim medeniyetin temsilcileri olarak bunun farkında olmak ve yaşatmakla ilgili sorumluluğumuzu yerine getirmek istiyoruz. Öğrencilerimizin okulda aldığı nitelikli eğitimin yanında bu unsurları da dikkate alarak kuşanmış ve zırhlanmış şekilde geleceğe hazırlanmalarıyla ilgili gayretimiz var.”
İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Tevke de toplumların kendi kültürlerini gençlere aktarması gerektiğini ifade etti.
Konuşmaların ardından öğrenciler, usta öğreticilerle giyim, dokuma, moda tasarım, ahşap, el sanatları ve nakış atölyelerinde uygulamalı çalışmalar yaptı.
Programa, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, Milli Eğitim Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Tuba Korkmaz ve lise öğrencileri katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAMSUN’da 3 lise öğrencisinin içine girip sigara içtiği dekor lokomotif yandı. Yangın kontrol altına alınırken, KGYS kameralarından tespit edilip yakalanan 3 öğrenci ise işlemleri için emniyete götürüldü.
Olay, İlkadım ilçesi Karadeniz Mahallesi Fuar Caddesi’ndeki Muzaffer Önder Parkı’nda meydana geldi. Samsun Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde 12’nci sınıf öğrencisi E.G. (17) ile 11’inci sınıf öğrencileri S.T. (17) ve S.Y. (17) sigara içmek için, parktaki dekor amaçlı lokomotife girdi. Öğrenciler, içtikleri sigarayı söndürmeden lokomotifin içine atıp bölgeden ayrıldı. Lokomotif, bir süre sonra alev alınca çevredekiler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. Olay yerine polis ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekipler, yangını büyümeden kontrol altına aldı.
Olayla ilgili çalışma başlatan İlkadım Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kameralarını izleyip, lokomotiften çıkan 3 liseliyi tespit etti. Öğrenciler, bölgeye yakın bir sokakta yakalanıp, Çocuk Şube ekiplerine teslim edildi.
Haber-Kamera: Emre ÖNCEL/SAMSUN,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ressam ve tasarımcı Halil Basri Uluğ öncülüğünde yapılan etkinlikte, öğrencilere resim teknikleri ve tasarım uygulamaları gösterildi.
Boyama tekniklerini öğrenen öğrenciler keyifli vakit geçirdiler.
Etkinliklerin çocuklar üzerindeki olumlu etkisi olduğunu belirten öğretmen Beyda Sülük, “Beş yaş grubu öğrencilerimizle birlikte sanat atölyemizi ziyarete geldik. Çocuklarımızı hem sanatla tanıştırdık hem de farklı nesneleri kullanarak neler yapabileceklerini ve yaratıcılıklarını geliştirdik.” dedi.
Nezahat Onbaşı Anaokulu öğrencilerini misafir ettiklerini anlatan Uluğ da amaçlarının çocukları sanatla buluşturmak olduğunu söyledi.
Bazı becerilerin ve yeteneklerin küçük yaşta kazanıldığına işaret eden Uluğ, “Çocuklarımızın el becerilerini artırmak için ahşaplarla tanıştırdık. İşlemden geçirdikleri ahşapların üzerine sulu boyaları kullanarak kendi hayal güçlerini de ekleyerek bir takım şekiller, çizimler yapmalarını öğrettik. İlk defa böyle bir etkinlik yapıyorlar. Güzel bir çalışma oldu. Atölyemiz 7-12 yaş grubu ve yetişkinler için çalışmalarına devam ediyor.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güney Kore yerel basınına göre, 31 üniversiteden öğrenci temsilcileri Seul Yeouido’da Ulusal Meclis önünde bir basın toplantısı düzenledi ve Başkan Yoon’a istifa çağrısında bulundu.
Ülkedeki birçok akademisyen de Devlet Başkanı Yoon’a tepkilerini göstererek, sosyal medyada Yoon’un ülkeyi antidemokratik bir zemine götürdüğünü ve istifa etmesi gerektiğini bildiren paylaşımlar yaptı.
Ülkede Yoon’a yönelik protestolar liselere de sıçradı.
Yoon’un mezun olduğu Seul’deki Chungam Lisesi öğrenci konseyi, Yoon’un sıkıyönetim ilanının yanlış olduğunu belirterek, istifasını isteyen bildiri yayımladı.
Hankuk Yabancı Diller Üniversitesinden Türkçe dahil 18 dilde yayımlanan açıklamada, Yoon’un, yaptığı eylemin sorumluluğunu yerine getirmesi istenerek, şu ifadelere yer verildi:
“Dünyaya duyuruyoruz, halkın iradesini terk eden birini devlet başkanı olarak kabul etmemiz imkansızdır. Devlet Başkanı Yoon, ülkeyi kaosa sürükleme ve halkı aldatma eylemlerinin sorumluluğunu alarak görevinden istifa etmelidir. İktidar partisi milletvekilleri, halkın temsilcisi olarak görevlerini yerine getirmedikleri için özür dilemeli ve halkın iradesini yansıtmalıdır.”
Güney Kore’de sıkıyönetim ilanı
Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 3 Aralık gecesi televizyon kanalında yaptığı konuşmada, “muhalefetin devlet karşıtı aktivitelere karıştığı” gerekçesiyle sıkıyönetim ilan etmiş ancak parlamentonun yaptığı oylamada kararı kaldırması ve bunun Bakanlar Kurulunda onaylanmasıyla geri adım atmıştı.
Yoon, muhalefeti “Hükümetin işlevini yerine getirmesini engellemekle” suçlayarak, sıkıyönetimin “Kuzey Kore yanlısı güçleri ortadan kaldırmayı ve anayasal özgürlük düzenini korumayı amaçladığını” savunmuştu.
Sıkıyönetim ilanının ardından Savunma Bakanlığı, ordudaki komutanlara toplantı talimatı verip teyakkuzda olunması çağrısı yapmıştı. Öte yandan, “sıkıyönetim birlikleri” olarak görevlendirilen askerlerin Ulusal Meclise girdiği bildirilmişti.
Ulusal Mecliste yapılan acil oturumda sıkıyönetim kararının kaldırılmasına ilişkin verilen önerge, 190 milletvekilinin oyuyla kabul edilmişti. Ulusal Meclis Başkanlığı Ofisi, sıkıyönetimin, yapılan oylamanın ardından “hükümsüz” hale geldiğini açıklamıştı.
Bunun üzerine Bakanlar Kurulunu toplayan Yoon, kabinenin onayının ardından sıkıyönetimi sona erdirdiğini duyurmuştu.
“Vatana ihanet” şüphesiyle yürütülen soruşturma kapsamında Devlet Başkanı Yoon için yurtdışı seyahat yasağının getirildiği bildirilmişti.
Güney Kore Ulusal Meclisi de 3 Aralık’taki sıkıyönetim ilanı nedeniyle Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un “derhal” gözaltına alınmasını içeren karar tasarısını kabul etmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye’de Esad rejiminin çöküşünün yansımaları tüm dünyada yaşanıyor.
Rejimin düşmesini olumlu karşılayan Batı dünyasından açıklamalar art arda geliyor.
Bu kapsamda ABD’den bir açıklama daha geldi.
“KİMYASAL SİLAHLARI TESPİT ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Pentagon Sözcü Yardımcısı Sabrina Singh, dün düzenlenen basın toplantısında, Suriye’nin elinde kimyasal silah stoklarının olduğuna inandıklarını ve kullanımını önlemek için ortakları aracılığıyla bunların yerini tespit etmeye çalıştıklarını belirtti.
Açıklamasında, “Kimyasal silahlar meselesine gelince; biliyorsunuz, bu bizim odaklandığımız bir konu. Sanırım Beyaz Saray’ın da bu konuda konuştuğunu duymuşsunuzdur, ancak diğer ortaklarımızın çalışmaları sayesinde bu kimyasal silahların sivillere ya da ABD kuvvetlerimize veya bölgedeki ortaklarımıza karşı kullanmak isteyecek herhangi birinin eline geçmemesini sağlamaya çalışıyoruz. Ancak bunların ülkenin neresinde olduğuna dair size verebileceğim başka bir değerlendirmem yok.” dedi.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Yusuf Balıkçı
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’de işlenen cinayet dünyanın gündeminde
New York’ta sigorta şirketi UnitedHealthcare’in Üst Yöneticisi (CEO) Brian Thompson’ın öldürülmesi ve o anlara ilişkin görüntüler, özellikle sosyal medya üzerinden tüm dünyaya yayıldı ve gündem oldu.
Katilin soğukkanlılığı, kararlılığı ve dünyanın en işlek, kameralarla donatılı Manhattan semtinde işlenen cinayetten sonra katilin uzun süre yakalanamaması, olayın gündemdeki yerini daha da genişletti.
KATİL YAKALANDI
ABD’den gelen son açıklamalara göre cinayet soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı.
Yerel polis tarafından yapılan açıklamada, 26 yaşındaki bir kişinin, Pennsylvania eyaleti Altoona şehrinde yakalandığı ifade edildi.
Söz konusu kişinin, polise yapılan bir ihbar üzerine restoranda yemek yediği sırada gözaltına alındığı, üst aramasında silah susturucusu ve sahte kimlikler bulunduğu kaydedildi.

3 SAYFALIK MANİFESTO
New York Emniyet Müdürü Jessica Tish, düzenlenen basın toplantısında, zanlının Maryland eyaleti doğumlu ve Hawai eyaletine kayıtlı 26 yaşında Luigi Mangione olduğu bilgisini verdi.
New York Polis Teşkilatı (NYPD) baş dedektifi Joseph Kenny de Mangione’nin restoran çalışanı tarafından ihbar edildiği ve üzerinden “hayalet silah” denilen 3D yazıcı ile yapılmış bir silah, susturucu ve sağlık sigorta şirketine yönelik yazılmış 3 sayfalık bir metin çıktığı bilgisini paylaştı.
Kenny, ele geçirilen yeni kanıtlar üzerinden soruşturmanın devam ettiğini belirterek, zanlının şu an saldırıyı “tek başına planladığına inandıklarını” ve New York’a getirildikten sonra hakkındaki suçlamaların açıklanacağını kaydetti.

ABD’NİN GÜNDEMİNDEKİ CİNAYET VE SONRASI
ABD’nin en büyük sağlık sigorta şirketlerinden UnitedHealthcare’in CEO’su Brian Thompson, 4 Aralık’ta New York Manhattan’da bir konferans için geldiği otele girerken uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmişti.
Son 20 yıldır UnitedHealthcare için çalışan 50 yaşındaki Thompson, 2021 yılından bu yana CEO olarak görev yapıyordu.
New York Polisi, saldırının ardından düzenlenen basın toplantısında, kanıtların Thompson’ın özellikle hedef alındığını gösterdiğini ancak saldırının hangi saikle gerçekleştirildiği konusunda ellerinde henüz bir bilgi olmadığını açıklamıştı.
Federal Soruşturma Bürosu da (FBI) saldırganı arama çalışmalarına dahil olduğunu açıklayarak, Thompson’ın katilinin yakalanması için bilgi sağlayanlara 50 bin dolara kadar ödül verileceğini duyurmuştu.


Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Yusuf Balıkçı
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“MARMARA’DA 11 İL DEPREMDEN ETKİLENECEK”
Deprem uzmanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Trakya Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen afet çalıştayı için geldiği Edirne’de gazetecilere yaptığı açıklamada, Marmara coğrafyasının 2 bin yıllık deprem tarihi olduğunu ifade etti. Bölgede bir depremin beklendiğine işaret eden Eyidoğan, “Marmara coğrafyasındaki 11 il büyük bir depremde etkilenecek. Son yaşanan 6 Şubat depremi bölge depremiydi, 7,8 ve 7,5 büyüklüğünde depremler oldu. Marmara içinde 7 ve daha büyük bir deprem beklentisi yıllardır konuşuluyor. Konuyla ilgili bilim insanları çalışmalar yapıyor. Böyle bir beklentimiz var ama tam olarak tarihi ve yeri kesin belli değil ama böyle yüksek bir tehlike var.” dedi. Eyidoğan, Marmara’daki olası depremin İstanbul kadar denize kıyısı olan diğer illeri de etkileyeceğine dikkati çekti.
“BÖLGEDE 7 VE ÜZERİNDE DEPREM OLMA OLASILIĞI YÜKSEK”
Bölgede büyük bir nüfusun yaşadığını hatırlatan Eyidoğan, şunları kaydetti: “Marmara Denizi içerisinde Kuzey Anadolu Fayı üzerinde bir deprem olması durumunda bundan yalnız İstanbul değil, Marmara’daki 11 il etkilenecek. İstanbul ne kadar etkilenecekse Tekirdağ, Kocaeli, Yalova, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale de etkilenecek. Marmara Denizi’ne kıyısı olan şehirler etkilenecek. Marmara Bölgesi 30 milyona yakın nüfusu barındırıyor bunun büyük çoğunluğu İstanbul’da. Dolayısıyla 30 milyonun yaşadığı bir coğrafyada bir bölgesel deprem çok ciddi sorunlara yol açabilir.
Çünkü Marmara Bölgesi’nin gayri safi milli hasıladaki payı yüzde 50 civarındadır. Bu aynı zamanda ülke ekonomisi için de büyük sorun teşkil eder, bir beka sorunu haline gelebilir. Bölgede 7 ve üzeri büyüklükte bir depremin gerçekleşme olasılığı yüksek.

Haluk EyidoğanMarmara DeniziYerel YönetimİstanbulKocaeliMarmaraEkonomiDepremedirneGüncelSağlıkDünyaBursa
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TRUMP: 20 OCAK’TAN ÖNCE REHİNELER SERBEST KALMAZSA ORTA DOĞU CEHENNEME DÖNER
ABD Başkanlık seçimlerinde Kamala Haris’i mağlup ederek yeniden başkan seçilen Donald Trump, Orta Doğu’ya ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Gazze’deki İsrailli esirler hakkında konuşan Trump, “Herkes insanlık dışı bir biçimde rehine tutulan İsraillilerden bahsediyor. Herkes konuşuyor ama harekete geçen yok. Size şu gerçeği bildireyim ki eğer rehineler 20 Ocak 2025’ten önce serbest bırakılmazsa Orta Doğu cehenneme döner. Bu bedeli Orta Doğu’daki herkes öder, özellikle de bu suçu işleyenler. Bu işten sorumlu olanlar Amerikan tarihinde görülmedik şekilde çok sert vurulacak. Rehineleri derhâl serbest bırakın” ifadelerini kullandı.

NETANYAHU’NUN EŞİ İLE GÖRÜŞTÜ
Trump bugün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eşi Sara Netanyahu ile Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin serbest bırakılmasını görüştü. Trump’ın söz konusu açıklamasının bu görüşmeden sonra gelmesi dikkat çekti.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bin 492’si çocuk, 11 bin 979’u kadın olmak üzere 44 bin 429 Filistinli öldü, 105 bin 250 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

2023’TE ESİRLER SERBEST BIRAKILMIŞTI
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 379’u karadan işgal sürecinde olmak üzere 806 askerinin öldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
Donald TrumpOrta DoğuGüncelDünyaGazze
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
YEMEĞİN PARASINI ÖDEMEDİ
Ekol TV’de yer alan habere göre restoranda çıktıktan sonra Omar, restoran çalışanı tarafından bir süre takip edildi. Restoran çalışanı, daha sonra Omar’a arkasından saldırdı. Omar’a saldırmak için fırsat kollayan çalışan daha sonra Omar’a arkasından saldırdı.
BAŞINDAN BIÇAKLANDI
İkili arasında yaşanan arbedede Omar başından bıçakla yaralandı. Çalışan olay yerine gelen şemsiyeli bir şahıs tarafından uzaklaştırılırken, Omar şikayetçi oldu. Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma sürüyor.

İstanbul3-sayfaAsayişDünyaIrak
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çay Kelimesinin Kökeni Ne?
Farsça çāy چاى “1. yapraklarından içecek yapılan bir bitki, camellia sinensis, 2. bu bitkiden yapılan içecek” sözcüğünden alıntı olabilir; ancak bu kesin değildir. (NOT: Farsça sözcük Rusça aynı anlama gelen çay sözcüğü ile eş kökenlidir.) Bu sözcük Çince aynı anlama gelen ça’ 茶 sözcüğünden alıntıdır.
Çay Hangi Dilden Geçmiştir?
Çay kelimesi, Türkçeye Çince’den geçmiştir. Çin’de, çay bitkisi ve ondan yapılan içecek oldukça eski bir geçmişe sahiptir. Çay kelimesinin Çincedeki kökeni ise “cha” (茶) kelimesine dayanır. Türkçeye bu kelime, Batı üzerinden gelen ticaret yolları aracılığıyla geçmiştir. Çayın Türkler tarafından tanınmaya başlanması, Osmanlı dönemine kadar uzanır.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusunun bölgede “Hizbullah faaliyeti tespit ettiğini” ileri süren Adraee, İsrail güçlerinin “ateşkes anlaşmasının ihlalini önlemek için Lübnan’ın güneyinde konuşlandırıldığını” öne sürdü.

LÜBNAN’IN GÜNEYİNDE SEYAHAT YASAĞI
Ordu Sözcüsü Adraee ayrıca, bugün yerel saatle 17.00’dan yarın sabah saat 07.00’a kadar Lübnan’ın güneyinde seyahatin yasaklandığını duyurdu.
Açıklamada, Litani Nehri’nin güneyinde yaşayanların yerlerinden ayrılmamaları istendi.
Ordu Sözcüsü Adraee, bu sabah saat 06.00’da Lübnan’ın güneyinde 10 belde ve köye yaklaşılmaması tehdidinde bulunmuştu.

ATEŞKES SONRASI LÜBNAN’A İSRAİL SALDIRILARINDA 2 KİŞİ YARALANMIŞTI
Lübnan haber ajansı NNA’ya göre, İsrail ordusu, gece saatlerinde Lübnan’ın güneyindeki Ayta eş-Şaab beldesini topçu atışlarıyla hedef almıştı.
İsrail ordusuna ait topçu birlikleri, Taybe beldesinin meydanını, el-Hıyam beldesini ve Sehl Mercaiyun’u vurmuştu.
İsrail ordusuna ait tanklar da el-Vizani beldesini hedef almış ve el-Hıyam’da otomatik silah sesleri duyulmuştu.
Ayrıca İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki Mercaiyun’a bağlı Merkeba beldesinde de bir meydanı hedef alması sonucu 2 kişi yaralanmıştı.
Hasbaya beldesinde de İsrail tankları Kefr Şuba’nın çevresine 2 saldırı düzenlemişti.
Öte yandan, İsrail ordu radyosunun haberinde, İsrail ordusuna ait bir insansız hava aracının (İHA) Merkeba beldesinde “yasaklı bölgeden uzaklaştırmak için” bir aracın yakınını hedef aldığı ve olayda yaralananların olduğu belirtilmişti.


LÜBNAN-İSRAİL ATEŞKESİ
Lübnan ile İsrail arasında varılan ateşkes anlaşması, 27 Kasım Çarşamba günü yerel saatle 04.00’te (Türkiye saati ile 05.00) yürürlüğe girmişti.
Anlaşmasının ikinci maddesinde, “İsrail, Lübnan’da sivil, askeri veya devlete ait hedeflere kara, deniz veya havadan herhangi bir askeri saldırıda bulunmayacak.” ifadeleri yer almıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trump’ın Musk ve girişimci Vivek Ramaswamy’nin Hükümet Verimliliği Bakanlığını yöneteceğini açıklamasının ardından gözler, Musk’ın atacağı adımlardaydı. Musk’ın planının ilk adımı ise “yaz saati uygulaması” oldu.

TASARRUF İÇİN BÜYÜK ADIM
Musk, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda yaz-kış saati uygulamasının kaldırılması gerektiğini savundu. Konuya ilişkin bir anketi yanıtlayan Musk, “Halk şu sinir bozucu saat değişikliklerini ortadan kaldırmak istiyor gibi görünüyor!” ifadelerini kullandı. Bir başka X kullanıcısının “Siz bu uygulamayı sonlandırmak ister misiniz?” sorusuna ise “Evet” yanıtını vererek yaz saati uygulamasının kaldırılacağının sinyali verdi.

Ramaswamy ise Musk’ı destekleyerek “Yaz saati uygulaması verimsiz ve değiştirilmesi kolay” yanıtını verdi.
Trump yönetiminin yaz saati uygulamasının kaldırılması yönündeki bir değişikliği destekleyip desteklemeyeceği ise henüz belli değil.


TÜRKİYE 2016 YILINDAN BU YANA UYGULUYOR
Türkiye, yaz-kış saati uygulamasını kalıcı olarak kaldırması ve bu uygulamaydan sağladığı tasarrufla dünya çapında dikkat çekmişti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama kalıcı yaz saati uygulamasının başladığı Ekim 2016 ile Mart 2024 tarihleri arasında yaklaşık 20 milyar lira karşılığı olan 11,252 milyar kilovatsaat (kWh) enerji tasarrufu sağlandığını bildirmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ülkenin en büyük sendikası CGT, 170 ila 200 bin kişinin işini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını bildirerek, üyelerine eylem çağrısı yaptı.
Bu kapsamda sendika, işçilerden 12 Aralık’ta ülke genelinde 1 günlük iş bırakmasını ve fabrikalar önünde eylem yapmasını istedi.
CGT Genel Sekreteri Sophie Binet, işverenlerin binlerce çalışanı işsiz bırakma kararına karşı hükümeti acil bir eylem planını devreye sokmaya çağırdı.
Binet, hükümetin sanayi sektöründe faaliyet gösteren iş yerlerinin kapanmasına ve işten çıkarmalara müsaade etmemesi gerektiğini savundu.
Fransa’da demir yolu çalışanları da 11 Aralık’ta süresiz greve gidecek.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Putin, gece Ukrayna’nın askeri unsurlarına 90 füze ve 100 insansız hava aracı (İHA) ile saldırılar düzenlediklerini belirterek, “Elbette, Rusya’ya yönelik agresif eylemlere karşılık vereceğiz. Vurulacak hedefler Savunma Bakanlığı tarafından belirlenecek. Çünkü her bir hedefe uygun araç kullanılmalı.” dedi.
Rus ordusunun, geçen hafta ABD ve İngiltere menşeli uzun menzilli silahların kullanımına karşılık Ukrayna’nın askeri ve sanayi kompleksi tesislerinden birine düzenlenen saldırıda, savaş koşullarında, nükleer olmayan hipersonik ekipmanlarla donatılmış “Oreşnik” isimli balistik füzeyi test ettiğini anımsatan Putin, bu füze sistemini test etmeye ve yenilemeye devam edeceklerini dile getirdi.
Putin, “Oreşnik füzesiyle Ukrayna’da siyasi mi askeri mi karar merkezlerinin vurulacağı” yönündeki sorusuna ilişkin ise “Sovyetler Birliği döneminde hava durumu tahminiyle ilgili bir şaka vardı: Gün içinde her şey mümkün.” ifadesini kullandı.
Rusya’nın söz konusu füzeye sahip olması nedeniyle Ukrayna konusundaki yaklaşımının değişmediğini söyleyen Putin, Ukrayna ile önceden bildirdikleri şartlarda müzakerelere açık olduklarını tekrarladı.

“UKRAYNA’NIN NÜKLEER SİLAHA SAHİP OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”
Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’ya nükleer silahın teslim edilmesi ihtimalini değerlendirerek, şunları kaydetti:
“Ukrayna nükleer silaha sahip olursa, bu durumda sahip olduğumuz tüm silahları kullanacağız. Buna izin vermeyeceğiz. Eğer Ukrayna’ya nükleer silah resmen teslim edilirse, bu, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesiyle (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması) ilgili üstlenilen tüm yükümlülüklerin ihlali anlamına gelecek. Ukrayna’da buna izin vermeyeceğiz. Her adımı takip edeceğiz.”
Putin, Batılı yetkililerin nükleer silahla ilgili yaptıkları açıklamaların “sorumsuzca” olduğunun altını çizdi.
Bazı Batılı ülke yetkilileriyle etkileşimde olduklarını belirten Putin, “Söz konusu ülkelerin liderleriyle temaslarım olmadı, ancak bazılarının temas kurmak ve Ukrayna’daki durumla ilgili sorunları ele almak istediğini biliyorum.” dedi.

“TRUMP GÜVENDE DEĞİL”
ABD’nin 47. Başkanı seçilen Donald Trump’ın “zeki” ve “tecrübeli” biri olduğunu belirten Trump, “Trump’a karşı cinayet teşebbüsü dahil medeni olmayan mücadele yöntemleri kullanıldı. O şimdi de güvende değil. ABD’nin tarihinde çeşitli olaylar gerçekleşti.” değerlendirmesinde bulundu.
Vladimir Putin, ABD’deki iç siyasi mücadelede Trump ailesine yönelik baskı kurulduğuna dikkati çekerek, “Rusya’da haydutlar bile bunu yapmıyor.” ifadesini kullandı.


“ERMENİSTAN’IN KGAÖ KAPSAMINDAKİ ÇALIŞMALARA DÖNME İHTİMALİ VAR”
Ermenistan’ın Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) zirvesine katılmama kararını da değerlendiren Putin, her ülkenin kendi güvenliğini ne şekilde sağlayacağını seçme hakkına sahip olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Bu durumun, Ermenistan’daki iç siyasi süreçler tarafından belirlendiğini düşünüyorum. Elbette tüm bunlar Karabağ’daki krizin sonuçlarıyla bağlantılı. Tüm olanların KGAÖ ile hiçbir ilgisi yok. Çünkü Ermenistan’a karşı dışardan herhangi saldırı olmadı. KGAÖ ise üye ülkelerini dış saldırılardan korumak için oluşturuldu. Ermenistan, Karabağ’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyordu. Bu da Karabağ’daki olayların hukuki açıdan Ermenistan’la doğrudan alakalı olmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla KGAÖ’nun söz konusu bölgede çatışması gerektiğini söylemek tuhaf.”
Putin, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinden çekileceğine dair açıklama yapmadığına, ancak toplantılara ara verdiğini bildirdiğini hatırlatarak, “Ancak Ermenistan, bugünkü toplantıda kabul edilen tüm belgeleri destekliyor. Bu halde, Ermenistan’ın örgüt kapsamındaki çalışmalara dönmesi ihtimali var.” değerlendirmesini yaptı.

“KAZAKİSTAN GÜVENİLİR MÜTTEFİK VE ORTAĞIMIZ”
Kazakistan’ın, Rusya için güvenilir müttefik ve ortak olduğunu dile getiren Putin, Kazakistan ekonomisine yatırımlar yaptıklarını, halihazırda iki ülke arasındaki ödemelerin yüzde 80’den fazlasının ulusal para birimleri üzerinden yapıldığını bildirdi.
Putin, iki ülke arasında enerji ve uzay alanında geleneksel işbirliğinin oluştuğunu belirterek, “Enerji kaynaklarımızın Kazakistan üzerinden üçüncü ülkelere taşınması konusunda çok büyük projelerimiz olabilir.” dedi.
Kazakistan’ın ilk nükleer enerji santralinin inşasında yer alabileceklerini kaydeden Putin, “Dünyanın en büyük ham uranyum üreticisi olan Kazakistan için bu sektör yeni değil. Kazakistan nükleer enerji alanındaki projelerini hayata geçirirse, o zaman elbette her müşteri gibi kendisi için en kabul edilebilir teknolojileri ve finansal planları seçme hakkına sahiptir. Nihai karar her zaman müşteriye aittir. Ama bu konuda işbirliğimizin çok mümkün olduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
“AFGANİSTAN İLE İLİŞKİLER KURABİLECEĞİMİZİ UMUYORUZ”
Rusya Devlet Başkanı Putin, Afganistan’daki duruma da değinerek, bu ülkedeki durumun KGAÖ ülkelerine tehdit oluşturduğunu söyledi.
Afganistan’da karmaşık süreçlerin yaşandığına işaret eden Putin, “Afganistan’la ilişkiler kurabileceğimizi umuyoruz. Oradaki durumun istikrara kavuşma yolunda olduğunu görüyoruz. Afganistan’ın mevcut yönetimiyle ilişkilerimiz geliştirmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Vladimir Putin, Rusya’nın KGAÖ’deki ortaklara destek vermek için gerekli potansiyele sahip olduğunu belirtti.
Rus Rublesinin son günlerde değer kaybetmesiyle ilgili soruyu da yanıtlayan Putin, bunun çeşitli faktörlerden kaynaklandığını ve durumun kontrol altında olduğunu söyledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CBS News’in haberine göre, Meta sözcüsü yaptığı açıklamada görüşmeyi doğrulayarak, Zuckerberg’in Trump’ın davetine katılmaktan ve gelecek kabine üyeleriyle tanışmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Trump’ın, politikadan sorumlu Beyaz Saray Özel Kalem Müdür Yardımcılığına getireceğini duyurduğu Stephen Miller ise görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, Zuckerberg’in diğer tüm yöneticiler gibi Trump’ın ekonomik planlarını desteklemek istediğini bildirdi.
“Zuckerberg’in kendi çıkarları ve gündemi olduğu açık.” ifadesini kullanan Miller, Zuckerberg’in Trump ile arasındaki “sorunlu” ilişkiyi düzeltmeye çalıştığını dile getirdi.
Miller, Zuckerberg’in, ABD’nin Trump liderliğindeki “ulusal yenilenme” planını desteklemek istediğini açıkça ifade ettiğini söyledi.

TRUMP’IN HESAPLARI SÜRESİZ KAPATILMIŞTI
ABD’de 6 Ocak 2021’de gerçekleşen ve 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan Kongre baskınının ertesi günü Facebook ve Instagram, Trump’ın hesaplarını “Asılsız şekilde 3 Kasım 2020 Başkanlık seçimlerine hile karıştırıldığı iddiasını yaydığı ve taraftarlarını şiddete teşvik ettiği” gerekçesiyle “süresiz olarak” kapatmıştı.
Trump, 2021’de yaptığı bir açıklamada, eski başkanlığı döneminde akşam yemeğinde Facebook Kurucusu Zuckerberg ve eşini ağırladığını anımsatarak, “Ben Beyaz Saray’a tekrar geldiğimde artık Zuckerberg ve eşi için akşam yemekleri olmayacak.” ifadesini kullanmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Sınırımızın sıfır noktasında bulunan İdlip ve mücavir bölgede sükunetin muhafazası ülkemiz açısından öncelikli bir meseledir. 2017 yılından bu yana, İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesi’yle ilgili bazı mutabakatlar tesis edilmiştir. Türkiye, taraf olduğu mutabakatların gereğini hassasiyetle yerine getirmektedir. İdlip’e yönelik son dönemdeki saldırıların, Astana mutabakatlarının ruhuna ve işleyişine zarar verecek boyuta ulaştığı ve ciddi sivil kayıplara yol açtığı konusunda gerekli uyarıları çeşitli uluslararası platformlarda yapmış ve bu saldırıların durdurulması gerektiğini kayda geçirmiştik. Nitekim, son günlerde yaşanan çatışmalar, bölgedeki gerginliğin istenmeyen şekilde artmasına sebep olmuştur. Yeni ve daha büyük istikrarsızlıklara yol açılmaması ve sivil halkın zarar görmemesi, Türkiye bakımından büyük önem teşkil etmektedir. Diğer taraftan, mevcut istikrarsızlık ortamından istifade etmeye çalışan Tel Rıfat ve Münbiç’teki terör gruplarının sivil halkı ve Türkiye’yi hedef alan saldırılarındaki artışı da dikkatle izliyoruz. Bu bölgelerdeki terörist varlığının sonlandırılması amacıyla paydaşlarla daha önce varılan mutabakatların gereğinin yerine getirilmemiş olması endişelerimizi artırmaktadır. Gelişmeleri, Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğüne atfettiğimiz önem ve terörle mücadeleye verdiğimiz öncelik çerçevesinde çok yakından takip ediyoruz.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), 20 bin öğretmen için tercih süreci bugün başlatılacak.
MEB, 20 bin sözleşmeli öğretmen alımına ilişkin sözlü sınav sonuçları ve KPSS puanının yüzde 50’si ile sözlü sınav puanının yüzde 50’si alınarak elde edilen sözlü sınav başarı puanlarını 25 Ekim’de açıklamış, ayrıca 2024 Yılı Sözleşmeli Öğretmenlik Tercih ve Atama Kılavuzu’nu da aynı tarihte yayımlamıştı.
Ardından 28 Ekim’de başlayan sözlü sınav sonuçlarına yönelik itiraz süreci 1 Kasım’da sona ermiş, 11 Kasım’a kadar da yapılan itirazlar sözlü sınav komisyonlarınca değerlendirilmişti.
TERCİH BAŞVURU SÜRECİNDE SON GÜN 20 KASIM
Bugün itibarıyla kesinleşen puanlara göre oluşacak sıralamalar, adayların tercih ekranında yer alacak.
20 bin öğretmen için tercih başvuru süreci, 20 Kasım saat 16.00’da sona erecek.

EN FAZLA 40 EĞİTİM KURUMU TERCİH EDİLEBİLECEK
Sözlü sınavda 60 ve üzerinde puan alan adaylar, en fazla 40 eğitim kurumunu elektronik ortamda tercih edebilecek.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Dilay Kaynak
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yarın 24 Kasım Öğretmenler Günü…
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bu kapsamda bir mesaj yayınladı.
“SAMİMİYETLE ÇALIŞIYORUZ”
Bakan Tekin, öğretmenlere seslendiği mesajında, “Değerli meslektaşlarım, sevgili öğretmenlerim, yeni neslin inşasına adanmış, ‘Türkiye Yüzyılı’nın aydınlık yolunu açan kıymetli çalışma arkadaşlarım; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır’ sözüne duyduğum inançla sizleri selamlıyor ve ‘Öğretmenler Günü’nüzü hürmet ve muhabbetle kutluyorum.
Atatürk’ün 24 Kasım 1928’te Millet Mekteplerinin Başöğretmenliğini kabul etmesinin 96’ncı yıl dönümündeyiz. Cumhuriyet’le elde ettiğimiz hakları, demokratik ve çağdaş Türkiye’nin gücünü sizlerle birlikte, el ele yücelteceğimize inancım tamdır. Sizin itibarınız toplumun itibarıdır, sizin güvenliğiniz toplumun güvenliğidir.
Mesleğinizi en iyi şekilde icra etmeniz için her yönüyle huzurlu bir okul ortamını, sınıflarınızda teknik donanımı tesis ve tekmil etmek, çok daha fazlasını hak ettiğiniz itibarınızı muazzez kılmak için bizler samimiyetle çalışıyoruz, müsterih olunuz” ifadelerini kullandı.
“ÖZVERİNİZ, HER TÜRLÜ TAKDİRİN ÜZERİNDEDİR”
Ekim 2024’te yürürlüğe giren ‘Öğretmenlik Mesleği Kanunu’ ile mesleğe dair düzenlemeler getirdiklerini aktaran Tekin, devamında şunları kaydetti:
“Öğretmenlerimizin meslek öncesi yetiştirilmelerinden mesleğe girişlerine, meslek içinde ilerlemelerinden mesleki gelişimlerine, hak ve sorumluluklarına dair birçok hususta iyileştirmeler yaptık. ‘7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun hepiniz için hayırlı olmasını diliyorum. Öğretmenlerimizin meslek öncesi hazırlık sürecinin daha sağlam olması ve mesleki hazır bulunuşluklarının daha kuvvetli olması için Milli Eğitim Akademisi’ni kurduk.
İnanıyorum ki Milli Eğitim Akademisi öncelikle öğretmenlik mesleğinde ve eğitim sistemimizde bir dönüşümün kapısını açacak. İlim ve irfan ordumuzun neferleri, kıymetli meslektaşlarım; sizler de öğretmenlerinizin ellerinde yetiştiniz ve bugünlere geldiniz. Öğrencisini severek, sayarak, kendine teslim edilmiş nadide bir emanet kabul ederek işini hakkıyla yapan bir öğretmenin, insan üzerindeki tesirini çok iyi biliyorsunuz.
Katlandığınız zorlukların da fedakarlıkların da farkındayım. Kimi zaman bir yol gösterici, kimi zaman bir kaşif, kimi zaman anne baba, kimi zaman bir arkadaş ve elbette çoğu zaman bunların hepsi oluyorsunuz. Yurdun dört bir yanında sabırla, sevgiyle, samimiyetle çalışıyor ve bazen bunu canınız pahasına yapıyorsunuz. Özveriniz, her türlü takdirin üzerindedir.
Bu saiklerle Cumhuriyet’in 2’nci yüzyılında yazacağınız başarı hikayesinde en büyük destekçiniz olmayı, bu vatana borcum biliyorum. Bu vesileyle başta Başöğretmen Atatürk’ü ve mukaddes görevlerini ifa sürecinde şehit düşen aziz öğretmenlerimizi saygıyla, minnetle yad ediyorum. Emekli öğretmenlerimize sağlık, görevi başındaki öğretmenlerimize muvaffakiyetler diliyorum. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.”
Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Yusuf Balıkçı
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Müzenin Kuklası” gösterisi, her hafta cuma günü ÇASAMER’de 4-10 yaş arası çocuklarla buluşuyor.
Gösterinin başrolünde, “Tarçın” adındaki kukla, 84 yaşındaki babaannesiyle yaptığı neşeli diyaloglar eşliğinde, çocuklara Çanakkale Savaşları’nın kahramanlık dolu hikayelerini anlatıyor. Eğlenceli ve öğretici bir yolculuk sunan gösteri, küçük izleyicilere tarihi bir deneyim yaşatmayı hedefliyor.
BABAANNESİNDEN KAHRAMANLIK HİKAYELERİ DİNLEYEN TORUN
Gösteri, Tarçın’ın, Tarihi Alan Başkanlığında “tarih koruyucusu” olarak çalışan babaannesini ziyarete gelmesiyle başlıyor. Her ziyaretinde, babaannesi Tarçın’a Çanakkale’nin kahramanlarının gerçek hayat hikayelerini ve savaşlarda üstlendikleri rolleri anlatıyor. Tarçın’ın meraklı tavırları ve babaannesiyle tatlı atışmaları, hikayeleri daha da eğlenceli hale getiriyor.
Tarihi kahramanlık öykülerini anlatan gösteri, Tarçın’ın annesiyle eve dönmesiyle sona eriyor; ancak bu ayrılık, çocukları bir sonraki haftanın hikayesi için heyecanlı bir şekilde beklemeye sevk ediyor.

ÇANAKKALE KAHRAMANLARINI ÇOCUKLARA KUKLALARLA ANLATIYORLAR
Nazım Öney Olcaytu, eylül ayından bu yana Çanakkale kahramanlarını konu alan kukla gösterileri düzenlediklerini belirtti. Geçmişte müzede “Karagöz” gösterileri düzenlediklerini ve bu etkinliklerin devamı için gelen taleplerin ardından, kahramanlık hikayelerinin kuklalarla anlatılması fikrinin doğduğunu ifade ederek şunları söyledi:
Her ay bir Çanakkale kahramanını tanıtmaya karar verdik ve tüm hikayeleri gerçek olaylara dayandırarak Tarçın ile babaannesi üzerinden kurguladık. Şimdiye kadar 11 farklı kahramanı tanıttık ve bu etkinliğe devam etmeyi umuyoruz
Tarçın’ı seslendiren Müzeyyen Aslan ise, çocukların gösteriye olan ilgisinin kendisini çok memnun ettiğini ifade etti:
Tarçın’a büyük bir ilgi var, çocuklar onun yaramazlıklarında kendilerini buluyor. Gösteri boyunca hem eğleniyorlar hem de Çanakkale Savaşları hakkında önemli bilgiler ediniyorlar. Tarçın ve babaannesi arasındaki diyaloglar, tarihi kahramanları çocuklara sevdirmekte oldukça etkili oluyor. Çanakkale’yi kuklalar aracılığıyla anlatan ilk ekibiz.

ÇOCUKLAR, TARÇIN İLE BABAANNESİNİ ÇOK SEVDİ
Gösteriyi izleyen 6 yaşındaki Rana Ay, Tarçın ve babaannesinin hikayelerini çok sevdiğini belirterek, “Gösteri harikaydı, tekrar gelmek istiyorum!” sözleriyle mutluluğunu dile getirdi.
Deniz Şahin Kaya, gösteri sayesinde Atatürk’ün düşmanları nasıl yendiğini öğrendiğini söylerken, Sıla Akyüz de Tarçın ile babaannesinin Çanakkale’deki tarihi olayları eğlenceli bir şekilde anlattığını ifade ederek, “Hem çok şey öğrendim hem de çok eğlendim” dedi.
Doğa Kılıçarslan, Çanakkale Savaşları’nda askerlerin cephede nasıl şartlarda yaşadıklarını ve neler yediklerini öğrendiğini paylaştı. 6 yaşındaki Aren Ayaz ise, “Gösteride Atatürk’ün cephelerde geçen hayatını öğrendim.” diyerek etkinliğin tarihi bilgilerle dolu olduğunu vurguladı.


Yavuz Yıldırım
Haber Müdürü
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Binlerce adayın uzun süredir hazırlandığı ve ter döktüğü Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) süreç tamamlandı.
KPSS kapsamında Genel Yetenek, Genel Kültür ve Eğitim Bilimleri sınavları 14 Temmuz’da, Alan Bilgisi oturumları 20-21 Temmuz’da ve ÖABT sınavı ise 4 Ağustos’ta düzenlendi.
Sınavların sona ermesinin ardından sonuçlar 23 Ağustos 2024 tarihinde açıklanmıştı.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nden (ÖSYM) 2024 Kamu Personel Seçme Sınavı (2024-KPSS Lisans) ile ilgili açıklama geldi.
4 SORU İPTAL EDİLDİ
ÖSYM’den yapılan yazılı açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
14 Temmuz 2024 tarihinde uygulanan 2024-KPSS Lisans’ın Genel Kültür-Genel Yetenek Oturumunda yer alan Genel Yetenek Testi Temel Soru Kitapçığına göre 3 ve 29 numaralı soruları ile Genel Kültür-Genel Yetenek Oturumunda yer alan Genel Kültür Testi Temel Soru Kitapçığına göre 33 ve 36 numaralı soruları, yargı kararları gereği iptal edilerek yeniden değerlendirme yapılmıştır.
Adaylar, yargı kararı gereği yapılan değerlendirme sonuçlarına 7 Kasım 2024 tarihinde saat 14.30’dan itibaren ÖSYM’nin ‘https://sonuc.osym.gov.tr’ adresinden T.C. kimlik numarası ve aday şifresiyle erişebilecektir.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Dilay Kaynak
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Zeka Geliştirici Ahşap Akıl ve Strateji Oyunları El Sanatları Sergisi” açıldı. Taşköprü Belediyesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış törenine, Taşköprü Kaymakamı Abdullah Demirdağ, Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, ilçe protokol üyeleri, AK Parti İlçe Başkanı Hüseyin Erol ve öğrenciler katıldı.
Sergi, özellikle çocukların zihinsel gelişimlerine katkı sağlamayı hedefliyor ve strateji oyunlarıyla el sanatları ürünleri, aileler ve öğrenciler tarafından yoğun ilgiyle karşılanıyor. Taşköprü Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlik, 8 Kasım Cuma gününe kadar ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.

HEM EĞLENCELİ HEM DE ÖĞRETİCİ BİR DENEYİM
Açılışta konuşan Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, serginin öğrencilere hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim sunduğunu vurguladı. Başkan Arslan,
Geçmişte başladığımız, bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz bu etkinlik, çocuklarımızın zihinsel gelişimine katkıda bulunuyor. Gençlerimizin sadece okul eğitimleriyle değil, aynı zamanda kültürel etkinliklerle de donanımlı bireyler olarak yetişmesini sağlamak için Taşköprü Belediyesi olarak bu tür organizasyonlara destek veriyoruz. Bu tarz etkinlikleri daha da çeşitlendirerek, çocuklarımızın kültürel gelişimine katkı sağlamaya devam edeceğiz
dedi.
Öğrencilerin geleceğe güvenle hazırlanabilmesi için böyle etkinliklerin önemini vurgulayan Başkan Arslan, “Tüm velilerimizi ve öğrencilerimizi bu özel sergiyi ziyaret etmeye davet ediyorum” diye ekledi.

KAYMAKAM İLE BAŞKAN, 9 TAŞ OYNADI
Taşköprü Kaymakamı Abdullah Demirdağ ise etkinliğe katılım göstererek, Taşköprü Belediyesi’ne böyle keyifli bir etkinlik sundukları için teşekkür etti ve öğrenciler için eğlenceli bir hafta diledi. Kaymakam Demirdağ, kültürel etkinliklerin artarak devam edeceğini belirterek,
Taşköprü’yü kültürel anlamda daha iyi bir noktaya taşımak için birlikte çalışıyoruz. Gelecek dönemde yazar atölyeleri düzenleyeceğiz ve öğrencilerimiz yazarlarla buluşacak. Bu tür faaliyetleri arttırarak daha da ileriye taşıyacağız
dedi.
Açılış programında, Kaymakam Demirdağ ve Başkan Arslan, birlikte 9 taş oyununu oynayarak sergiye katılan öğrencilere keyifli anlar yaşattı. Ayrıca, Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, öğrencilere ahşap oyuncaklar hediye etti.







Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Yavuz Yıldırım
Haber Müdürü
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dünyanın en prestijli okullarına ev sahipliği yapan ABD, her yıl milyonlarca yabancı öğrenci ağırlıyor.
Birçok coğrafyadan öğrencilerin bir araya geldiği ABD’de, yabancı öğrencilere ilişkin yeni bir rapor yayımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı Eğitim ve Kültür İşleri Bürosunun desteğiyle Uluslararası Eğitim Enstitüsü tarafından hazırlanan “Open Doors 2024” raporu, uluslararası öğrenci hareketliliği için özel olarak hazırlandı.
EN ÇOK HİNDİSTANLI ÖĞRENCİ BULUNUYOR
2023-2024 eğitim öğretim yılında yüksek öğrenim görmek amacıyla ABD’ye gelen Hindistanlı öğrenci sayısının 331 bin 602, Çinli öğrenci sayısının ise 277 bin 398 olduğu belirtildi.

ÇİN’İ GEÇTİ
Buna göre, 2008-2009 eğitim öğretim yılından bu yana Çin’in gerisinde kalan Hindistan, bu yıl Çin’i geçerek ABD’ye en çok öğrenci gönderen ülke oldu.
TÜRKİYE, AVRUPA SIRALAMASINDA ÜÇÜNCÜ
Yaklaşık 1 milyon 127 bin uluslararası öğrenciye ev sahipliği yapan ABD’ye en çok öğrenci gönderen 3. ülke ise 43 bin 149 ile Güney Kore oldu.
Avrupa’da ise ABD’de eğitim görmeye en fazla talebi 10 bin 473 öğrenci ile İngiltere gösterdi.
İngiltere’yi, 9 bin 230 öğrenci ile Almanya ve 9 bin 148 öğrenci ile Türkiye takip etti.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
171 bin 640 adayın katılımıyla pazar günü saat 10.15’te gerçekleştirilecek Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (2024-ALES/3), 81 ildeki 92 sınav merkezinde yapılacak.
Birçok adayın heyecanla hazırlandığı sınava ilişkin Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, açıklamada bulundu.
PUANLAR NERELERDE KULLANILACAK
Sınavla ilgili açıklamada bulunan Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, şu ifadelere yer verdi:
Yılda üç defa gerçekleştirdiğimiz Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı’nın üçüncüsünü pazar günü 81 ilde uygulayacağız. Adayların alacakları puanlar, lisansüstü eğitime girişte, yurt dışına lisansüstü eğitim için gönderilecek adayların belirlenmesinde ve teknik öğretmenler için mühendislik tamamlama programlarında kullanılacak.

“ENGELLİ ADAYLAR 30 DAKİKA İLAVE SÜRELERİNİ KULLANABİLECEK”
Sınava başvuran gaziler ile şehit ve gazilerin eş ve çocukları sınav ücretinden muaf tutuldu. Bin 240 aday bu haktan yararlandı. Ayrıca uygulamaya 651 engelli aday katılacak. Engelli adaylarımız için de gerekli düzenlemeler yapıldı, tedbirler alındı. Sınavda adaylara 50’şer sorudan oluşan sayısal ve sözel testler uygulanacak. 150 dakika sürecek sınavda ek süre verilmesi uygun bulunan engelli adaylar 30 dakika ilave sürelerini kullanabilecek. Sınav günü emniyet personeli dahil 23 bin 645 kişi görev yapacak. Sınava katılacak tüm adaylara başarılar dilerim.
İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİ SAAT 10.00’A KADAR AÇIK OLACAK
Kimlik kartını kaybeden, nüfus cüzdanı olmayan veya nüfus cüzdanında kimlik numarası ve fotoğraf bulunmayan adaylar için il ve ilçe nüfus müdürlükleri, sınav günü saat 10.00’a kadar açık bulundurulacak.
Sınav sonuçları 6 Aralık’ta açıklanacak ve sonuçlar, açıklandığı tarihten itibaren 5 yıl süreyle geçerli sayılacak. .
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) yapılan açıklamaya göre, Gine Dışişleri, Afrika Entegrasyonu ve Yurtdışında Yaşayan Gineliler Bakanı Morissanda Kouyate ve beraberindeki heyet, Yükseköğretim Kurulunu ziyaret etti.
İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI İMZALANDI
Ziyarette “Yükseköğretim Kurulu ile Gine Yükseköğretim, Bilimsel Araştırma ve İnovasyon Bakanlığı Arasında Yükseköğretimde İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptı” imzalandı.
YÖK Başkanı Erol Özvar, mutabakat zaptı imza töreninde yaptığı konuşmada, yükseköğretimin uluslararasılaşmasına yönelik işbirliklerini güçlendirmeye devam ettiklerini vurguladı.
Uluslararasılaşma ile öğrenci hareketliliğinin arttığını ve bu süreçte Türkiye’nin, bir cazibe merkezi olmayı hedeflediğini ifade eden Özvar, Gine ile yükseköğretim alanı başta olmak üzere bilim ve teknoloji sahalarında çok daha yakından, birlikte çalışmak istediklerini kaydetti.
Kouyate ise “Gine ve Türkiye arasında sadece işbirliği değil aynı zamanda bir kardeşlik söz konusudur. Her alanda işbirliklerimizi güçlendirmekten büyük bir mutluluk duyacağız.” dedi.
Konuşmaların ardından YÖK Başkanı Özvar ile Bakan Kouyate, mutabakat zaptına imza attı.

MUTABAKAT ZAPTININ KAPSAMI
Yükseköğretim ve bilimsel araştırma ile ilgili alanlarda işbirliğini kolaylaştırmayı, yükseköğretim kurumları arasında akademik ve bilimsel değişimleri organize etmeyi amaçlayan mutabakat zaptı kapsamında, iki ülke yükseköğretim kurumları arasında öğrenci, akademik personel ve araştırmacı eğitim ve staj hareketliliği teşvik edilecek.
İki ülke arasında yükseköğretim, bilimsel araştırma ve yenilikçilik kanunları, düzenlemeleri, yapıları ve sistemleri hakkında bilgi alışverişi sağlanacak, kısa dönemli araştırma programlarına katılım teşvik edilecek.
Anlaşma kapsamında, karşılıklı eğitim kursları, seminerler, sempozyumlar, çalıştaylar, konferanslar ve forumlar düzenlenecek, yükseköğretim kurumları arasında lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde ortak diploma programları oluşturulacak.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ara tatil, çocukların dinlenmesi için önemli bir fırsat sunar.
Ancak bu süreci verimli geçirerek hem eğlenmelerini hem de kendilerini geliştirmelerini sağlamak mümkündür.
İşte ara tatili çocuklar için verimli hale getirmek için bazı öneriler:
1. EĞLENCELİ VE EĞİTİCİ AKTİVİTELER PLANLAYIN
Kitap okuma alışkanlığı: Çocukların yaşlarına uygun kitaplar seçip onlara okuma saatleri ayırabilirsiniz. Ailece kitap okuma seansları da düzenleyebilirsiniz.
Eğitici oyunlar: Bilim setleri, yapbozlar, strateji oyunları gibi eğitici oyunlarla çocukların zihinsel gelişimlerini destekleyebilirsiniz.
2. SANAT VE EL BECERİLERİNİ GELİŞTİRİN
Resim veya el sanatları: Çizim yapma, boyama, kil veya hamurdan figürler yapma gibi etkinliklerle yaratıcılıklarını ortaya çıkarmalarına olanak tanıyın.
Müzik veya dans: İlgilerini çekebilecek enstrümanları veya dans türlerini deneyimlemeleri için ortam sağlayabilirsiniz.

3. DIŞARIDA AKTİVİTELER YAPIN
Doğa yürüyüşleri ve piknik: Havanın durumuna göre park, bahçe ya da orman gibi açık alanlarda yürüyüşler yaparak doğa sevgisini aşılayabilirsiniz.
Spor aktiviteleri: Bisiklet sürme, yüzme veya top oyunları gibi fiziksel aktivitelerle hem enerjilerini atmalarını hem de bedensel gelişimlerini destekleyebilirsiniz.
4. AİLE ZAMANINI ÖNCELİKLENDİRİN
Birlikte yemek yapma: Çocuğunuzla birlikte basit tarifler deneyebilir, mutfakta keyifli vakit geçirebilirsiniz. Bu hem eğlenceli hem de sorumluluk almalarını destekleyici bir aktivite olabilir.
Film veya belgesel izleme: Ailece izlenebilecek eğitici ve eğlenceli filmler veya çocuklara yönelik belgeseller seçebilirsiniz.
5. YENİ HOBİ EDİNMELERİNE YARDIMCI OLUN
Kodlama veya yabancı dil öğrenme: Yaşa uygun kodlama veya yabancı dil uygulamaları ile çocuklar eğlenceli bir şekilde yeni beceriler kazanabilirler.
Fotoğrafçılık veya origami: Farklı hobileri denemeleri için onları teşvik edebilir, bu hobilerde basit başlangıç setleri sağlayabilirsiniz.
6. ÖĞRENDİKLERİNİ PEKİŞTİRECEK AKTİVİTELER
Eğitsel uygulamalar ve kitaplar: Okulda öğrendiklerini tekrar etmeleri için eğlenceli ve interaktif eğitim uygulamaları veya kitaplardan yararlanabilirsiniz.
Günlük tutma veya resim albümü yapma: Çocuğunuzla birlikte günlük tutma veya tatil boyunca yaptıkları aktivitelerden bir fotoğraf albümü oluşturma gibi hatıra niteliğinde bir etkinlik yapabilirsiniz.

Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumartesi günü beş minibüsle düğün salonuna gelen silahlı çete üyeleri, davetlilerden Vladimir Zúñiga Calzada’yı kaçırmak istedi. Korkunç görüntülerde, gelin ve damadın sandalyede durduğu sırada, silahlı bir adamın dans pistindeki bir davetliyi kravatından tutup sürüklemeye çalıştığı görülüyor. Kamera arkasından şaşkın bir ses “Ne oluyor?” diye soruyor.
Olay, Meksika City’nin 300 kilometre doğusundaki Jalapa şehrindeki Casino del Pueblo’da meydana geldi. En az beş silahlı saldırgan, Vladimir’i kaçırmak için salona girdi. Vladimir minibüse binmeye direnince vurularak öldürüldü.
Jalapa Belediye Başkanı José Manuel Hernández Pérez, “Beşten fazla silahlı kişi şehir kumarhanesinde şiddet eylemi gerçekleştirdi. Üç kişi yaralandı, biri ağır yaralıydı ve hayatını kaybetti” açıklamasında bulundu.
Başsavcılık Yardımcısı, öldürülen Vladimir’in insan kaçakçılığı dahil yasa dışı faaliyetlerde bulunduğundan şüphelenildiğini belirtti.
Not: Bu olay, geçen hafta Meksika’nın başka bir kentinde bir bara düzenlenen silahlı saldırıda 10 kişinin öldürülmesinden sadece birkaç gün sonra yaşandı.




Güvenlik3-sayfaSonoraHukukDünyaİGA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Trump, kararın gerekçesini sınır güvenliği ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele olarak açıkladı. “Meksika ve Kanada üzerinden ülkemize giren yasadışı göçmenler ve uyuşturucu ticareti durdurulana kadar bu vergiler devam edecek” diyen Trump, özellikle fentanil ticaretinin engellenmesini hedefliyor.
Karara ilk tepki Çin’den geldi. Çin Büyükelçiliği Sözcüsü, ticaret savaşlarının kimseye fayda sağlamayacağı uyarısında bulundu.
New York Times gazetesi, bu kararın küresel tedarik zincirlerini altüst edeceğini ve dünya ticaretine ağır darbe vuracağını yazdı. Gazeteye göre, otuz yılı aşkın süredir serbest ticaret anlaşmasıyla birbirine bağlı olan Kuzey Amerika pazarında ticaret felç olabilir.
BBC ise yeni tarifelerin ABD-Meksika-Kanada Ticaret Anlaşması’nın (USMCA) şartlarını ihlal ettiğini belirterek, kararın uluslararası ticaret hukukuna aykırı olduğuna dikkat çekti.
Uzmanlar, Trump’ın bu hamlesinin yeni bir küresel ticaret savaşını başlatabileceği ve dünya ekonomisine ciddi zararlar verebileceği konusunda uyarıyor.

Çin Halk CumhuriyetiDonald TrumpPolitikaEkonomiKanadaFinansDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yürekleri dağlayan görüntülerde, bir yerel sakin merdiven uzatarak Jeniffer’ı kurtarmaya çalışıyor, ancak genç kadın azgın sulara kapılıp gidiyor. Pazar günü saat 01:00 sıralarında, yarım saatte yağan şiddetli yağmur sonrası Jeniffer ve eşi Wallison Lima, arabalarının dışında mahsur kaldı.
Bel hizasına kadar yükselen suda çift, sürüklenme korkusuyla arabayı bırakıp merdivene ulaşamadı. Çevreden bir kadının “Tehlikeli, arabaya geri dönün!” diye bağırdığı duyuluyor. Jeniffer yaklaşık 300 metre sürüklendikten sonra saat 01:25’te bulundu. Boğulma ve çoklu travma nedeniyle hayatını kaybetti.
Eşi Wallison da sele kapıldı ancak kurtulmayı başardı. Jeniffer’ı baygın halde bulan Wallison, itfaiyecilerle birlikte eşini kurtarmaya çalıştı. Instagram’dan duygusal bir paylaşım yapan Wallison, “Mesajlarınız için teşekkürler. Hepsine cevap veremiyorum. Çok zor bir dönemdeyiz. Sadece onun geri dönmesini istiyorum!” dedi.
50 binden fazla takipçisi olan Jeniffer’ın ailesi, “Bıraktığın boşluk ölçülemez olacak. Gittiğin her yere yaydığın neşeyi ve sevgiyi sonsuza dek hissedeceğiz” açıklamasında bulundu. Bir akrabası ise “O sadece bir influencer değil, bir ışık huzmesiydi” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.
14 yıldır birlikte olan ve 8 yıllık evli olan çift, sosyal medyada seyahat ve k




Sosyal MedyaBrezilya3-sayfaYaşamDünyaMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Tel Aviv’de binlerce kişiden protesto Haberi Görüntüle
Netanyahu, X hesabından paylaştığı videoda, İsrail’de Başbakanlık Ofisinden sızdırılan gizli belgeleri yayınlayan uluslararası medya kuruluşları hakkında geniş çaplı soruşturma başlatılması talebinde bulundu.
İsrail Başbakanı, sızdırılan belgeleri yayınlayan medya kuruluşlarının “İsrail’in ulusal güvenliğinin altını oyduğunu, dünya nezdindeki imajını çarpıtmaya katkıda bulunduğunu” öne sürdü.
Son sızdırılan belgelerin kabineden çıktığını hatırlatan Netanyahu, “Düşmanlarımıza çok değerli bilgiler sağladı.” dedi.
REKLAM
Netanyahu, “Kabine ve (ateşkes için) müzakere ekibinin toplantılarını etkileyen sızıntılar, Hamas’ın konumunu güçlendiren ve İsrail’in güvenliğine büyük zarar veren hassas askeri bilgileri içeriyordu.” ifadesini kullandı.
İngiltere Netanyahu’nun tutuklama kararına uyacak mı? Haberi Görüntüle
Sızdırılan son belgelerin sıradan olmadığını söyleyen Netanyahu, “şahsi itibarına zarar verme ve üzerinde siyasi baskı oluşturma amaçlı kasıtlı bir girişim” olduğunu öne sürdü.
Netanyahu, “gizli belgelerin sızdırılması” soruşturmada gözaltına alınan yardımcısı Eliezer Feldstein’i savunarak, Feldstein’in İsrail’in güvenliğine zarar vermeyecek vatansever biri olduğunu iddia etti.
İsrail’de “gizli belgelerin sızdırılması” soruşturmasında 5 kişi gözaltına alınmıştı
Söz konusu olaya ilişkin yürütülen soruşturmada aralarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yardımcılarından Eliezer Feldstein’ın da bulunduğu 5 kişi gözaltına alınmıştı.
Hamas’a ait olduğu öne sürülen, üstünde oynamalar yapılmış belgelerin kamuoyunu manipüle etmek amacıyla Başbakanlık Ofisince yabancı basına servis edildiği anlaşılmıştı.
Yabancı basına servis edilen belgeler, Alman Bild ve İngiltere merkezli The Jewish Chronicle gazetelerinde yayınlanmıştı.
Jewish Chronicle’ın belgelere dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun Gazze’de ele geçirdiği öne sürülen belgelere göre, Yahya Sinvar’ın İsrailli esirlerle Mısır üzerinden Gazze dışına kaçmayı planladığı öne sürülüyordu.
Bild gazetesindeki habere göre ise, İsrail güçlerinin Gazze’de ele geçirdiği belgelerde Hamas’ın psikolojik harp taktiği olarak esir takası ve ateşkes görüşmelerini mümkün olduğunca uzatmayı planladığı aktarılıyordu.
İsrail basınında, söz konusu olayın “İsrail güvenlik teşkilatında büyük endişe ve öfkeye yol açtığı ve bunun, Netanyahu ve yakın çalışma arkadaşları ile askeri yetkililer arasında gerginliği yükselteceğinin öngörüldüğü” yorumu yapılmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi ile Dışişleri Bakanlığından yapılan ortak açıklamada, BAE’de 21 Kasım 2024’ten bu yana kayıp olan Kogan’ın cesedine ulaşıldığını duyurdu.
Cesedin BAE istihbaratı ve güvenlik güçleri tarafından bulunduğu kaydedilen açıklamada, İsrail’in Abu Dabi Büyükelçiliği’nin Kogan’ın ailesiyle irtibat halinde olduğu kaydedildi.
Olay hakkında BAE makamları tarafından henüz bir açıklama yapılmadı.
İsrail’den vatandaşlarına BAE’ye seyahat uyarısı
Birleşik Arap Emirlikleri’nde 21 Kasım’dan bu yana kayıp olan Haham Zvi Kogan’ın ölü olarak bulunmasının ardından İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi, yaptığı açıklamada, vatandaşlarına zorunlu olmadıkça BAE’ye seyahat etmemeleri uyarısında bulundu.
Konseyden yayımlanan uyarıda, BAE’de bulunan İsrail vatandaşlarının “İsrail ve Yahudi nüfusuyla özdeşleşmiş işletmeleri, toplanma yerlerini ve eğlence mekanlarını ziyaret etmekten kaçınmaları” uyarısında bulunuldu
Uyarıda, BAE’ye seyahat eden İsrail vatandaşlarının sosyal medyada paylaşım yapmaktan kaçınmaları istendi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnan resmi haber ajansı NNA’ya göre İsrail ordusu, ülkenin güneyindeki Nebatiye kentine bağlı Kefr Şuba Hıyam beldesi, Rahibat Mahallesi, Numeyriyye ile Şarkiyye arası, Mefdun, Şukin, Haruf ve Cebel Ahmar gibi bazı bölgelere saldırılarına devam ediyor.
İsrail ordusu ayrıca gece boyunca El-Mari Köyü çevresindeki Lübnan ordusuna ait kontrol noktasının yakınını fosfor bombalarıyla vurdu.
Stratejik öneme sahip olması sebebiyle Hıyam beldesinin çevresinde İsrail güçleri ile Hizbullah mensupları arasında yoğun çatışmalar yaşandığı ifade ediliyor.
Öte yandan Hizbullah’tan yapılan yazılı açıklamada, Hıyam beldesinin doğusunda bulunan bir grup İsrail askerinin roket atışlarıyla vurulduğu aktarıldı.
İsrail ordusu, Lübnan’a saldırılara başladığı andan itibaren özellikle ülkenin güneyindeki birçok bölgede fosfor bombası kullanmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Büyükelçilikte düzenlenen programa, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Thomas Hans Ossowski, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands, bursiyerler ve birçok davetli katıldı.
Bozay, Hollanda-Türkiye dostluğunun 100. yılının kutlandığı programın açılışında konuştu.
Bakan Yardımcısı Bozay, bugünlerin “belirsizlikler” kavramıyla tanımlanabileceğini, Jean Monnet Burs Programı’nın ise bir “fenere” benzetileceğini belirterek bu programın Türkiye-AB ve Türkiye-Hollanda ilişkilerinin ne yöne gitmesi gerektiğine dair ipucu verdiğini söyledi.
Eski Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı ve eski İtalya Başbakanı Mario Draghi’nin, AB ekonomisinin küresel gelişmeler karşısında nasıl rekabetçi kalabileceği konusundaki raporuna değinen Bozay, “Draghi raporunun bence tek eksik yönü bir üye olarak Türkiye ve onun kapasitesi. Size, Türkiye ve AB kapasitelerini, üyelik sürecinde nasıl bir araya getirebileceği konusunda çalışmanızı rica edeceğim.” değerlendirmesinde bulundu.
“Ortaklığımız ve dostluğumuz oldukça güçlü”
Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Wijnands ise Jean Monnet Burs Programı’nın AB ve Türkiye arasındaki işbirliğinin en önemli sacayaklarından biri olduğunu ve iki aktör arasındaki akademik ilişkilerin gelişmesine yardımcı olan bir husus olduğunu söyledi.
Türkiye-Hollanda ilişkilerinin önemine işaret ederek bu yıl iki ülke arasındaki dostluğun 100. yıl dönümünü kutladıklarını belirten Wijnands, “Ortaklığımız ve dostluğumuz oldukça güçlü. Sadece NATO müttefiki ülkeler değiliz aynı zamanda çok önemli ticaret ortaklarıyız. Hollanda Türkiye’de birinci sıradaki yabancı olan yatırımcı.” dedi.
Wijnands, iki ülke toplumları arasında güçlü bağlantıların olduğunu vurguladı.
Büyükelçi Ossowski de Jean Monnet Burs Programı’nın çok iyi algılanan ve herkes tarafından beğenilen bir program olduğunu söyledi.
AB’nin Türkiye’de kullandığı fonların çok iyi değerlendirildiğini vurgulayan Ossowski, “(Fonların) Onların hayata geçirilmesi ve değerlendirilme süreci Türkiye’de çok iyi işliyor çünkü Türkiye’de çok iyi eğitimli bir bürokrasi var, birçok aday ülke için bunu söyleyemeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Ossowski, Türkiye’de göreve başlamasının 2 ayını geride bıraktığını ve Türkiye’nin varlığının kendileri için çok önemli olduğunu vurguladı.
Jean Monnet Burs Programı
Jean Monnet Burs Programı, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi çerçevesinde, AB alanında uzmanlaşmış insan kaynağının geliştirilmesi ve müktesebatın etkin uygulanabilmesi için gerekli idari kapasitenin oluşturulması amacıyla 1990’dan bu yana uygulanmakta olan bir program.
Bugüne kadar yaklaşık 3 bin kişinin faydalandığı programın finansmanı AB tarafından Türkiye’ye sağlanan Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı altından yapılıyor.
Program Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı tarafından Merkezi Finans ve İhale Birimi ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile işbirliği içerisinde yürütülüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Anchieta Tren İstasyonu’nda çekilen görüntülerde, trenin üstünde yatan çocuğun ilk elektrik çarpmasından sonra hareketsiz kaldığı görülüyor. Platformdaki yolcular panik içinde yardım çağırırken, cesur bir genç çocuğu kurtarmak için harekete geçti.
Kurtarma girişimi sırasında yaşanan ikinci elektrik çarpması, büyük bir patlamaya neden oldu. İsmi açıklanmayan çocuk, sonunda kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Salı sabahı yapılan açıklamada durumunun ciddi olduğu belirtildi.
Brezilyalı tren işletmesi Supervia, son dönemde özellikle gençler arasında yaygınlaşan tren sörfünün son derece tehlikeli olduğunu vurguladı. New York’ta bu yıl aynı nedenden 6 kişinin hayatını kaybettiği hatırlatıldı.
Uzmanlar, sosyal medyada popüler olan bu akımın önüne geçilmesi için aileleri uyardı. New York toplu taşıma kurumu MTA, “İçeride Sür, Hayatta Kal” kampanyasıyla gençleri bilinçlendirmeye çalışıyor ve sosyal medya platformlarından bu tür videoların kaldırılmasını talep ediyor.



Rio De JaneiroSosyal MedyaBrezilyaEğitimMedyaÇocukYaşamDünyaRio
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Poyraz, kendisinin sadece editörlük yaptığını belirterek, “Bu kitap, yalnızca Güney’in değil, tüm özel gereksinimli bireylerin potansiyellerini ortaya koyduğunu gösteriyor. Otizmi yenmeye çalışmadık, tam tersine otizmle kazandık,” dedi.
Güney Güngör’ün bu başarısı, özel gereksinimli bireylerin neler başarabileceğini gözler önüne seriyor. Bu ilham veren hikaye, yalnızca otizmli bireyler için değil, tüm çocuklar ve aileleri için güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. Güney’in öğretmeni Kazım İlkay Poyraz, bu çalışmanın otizm farkındalığını artırmak adına önemli bir örnek teşkil ettiğini vurguladı.
BergamaEğitimOtizmİzmir
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Akyaka ilçesine bağlı Çetindurak köyünde 2 yıldır öğretmenlik yapan Şimşek, çetin kış koşullarının yaşandığı, memleketi Antalya’dan kilometrelerce uzaktaki sınır köyünde, ö???????ğrencilerini en iyi şartlarda geleceğe hazırlamanın uğraşını veriyor.
Mesleğe başladığı bu köyde soba yakmayı öğrenen ve sıcak sınıfta 3 öğrencisini geleceğe hazırlayan Şimşek, zor şartlarda en iyi şekilde eğitim vermenin çabasını gösteriyor.
Öğrencileriyle ders aralarında voleybol oynayıp vakit geçiren Şimşek, eğitim sonrası kırsal köyde kış mevsiminde vahşi hayvan tehlikesine karşı çocukları tek tek evlerine kendisi bırakıyor.
“Bayrağımın dalgalandığı her yerde görev için hazırdım”
Sınıf öğretmeni Fatmanur Şimşek, AA muhabirine, geçen yıl yapılan atamayla Kars’ın Akyaka ilçesine bağlı Çetinkaya köyünde göreve başladığını söyledi.
Görev yaptığı kente 1600 kilometre uzaklıktan geldiğini ifade eden Şimşek, şöyle konuştu:
“Ben ‘her çocuk keşfedilmeyi bekleyen bir yıldızdır’ diyerek yola çıktım. Bunun için yerin, zamanın hiçbir önemi yoktu. Bayrağımın dalgalandığı her yerde görev için hazırdım. Edirne’den Kars’a, aziz vatanımız diyoruz. Bunun için ben Kars’ın en doğusunda Ermenistan sınırındaki Çetindurak köyüne geldim. Antalya’da su donması nedir, bilmezdim, burada sularımız dondu. Kömür taşıdık, getirilmesini sağladık. Sağ olsun Milli Eğitimimiz her konuda da yardımcı oldular, okulumuzun eksikliklerini tamamladık.”
Şimşek, görev yaptığı okulun daha önce 9 yıl kapalı olduğunu ve bu süreçte öğrencilerin taşımalı eğitim gördüğünü anlatarak, eğitim yuvasının uzun süre kapalı kalması nedeniyle binada birçok eksiğin bulunduğunu dile getirdi.
Bu eksikleri tamamlamanın zaman aldığını söyleyen Şimşek, “Tamamlamaya devam edeceğiz, başaracağımıza inandık. Benim için en önemli şey, çocuklarımızın şehir çocuklarından hiçbir farkı olmamasıydı, fırsat eşitliğini sağlamak istedim ve bu yüzden buradayım. Köydeyim, burada da mutluyum. Evet sınır boyunda olmanın bazı zorlukları var, hep söylüyordum işte o kadar yakınki evleri (Ermenistan köylerindeki) görüyoruz diyordum, kimse bana inanmıyordu. Bu kadar yakın bir sınırda daha önce hiç bulunmadım.” diye konuştu.
“Bazen telefon dahi çekmiyor ama mutluyum”
Köyde öğretmenlik yapmanın zorlukları kadar güzel yanlarının da olduğunu vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:
“İlçeye kendi aracımla git gel yapıyorum, yolda kurt, tilki görüyoruz. Bazen telefon dahi çekmiyor ama mutluyum. Yani çocuklarımla olduğum için mutluyum. Onların küçük bedenlerindeki büyük kalplerinde güzel bir yer edinmek istiyorum ve bu uğurda da her şeyi yapmaya hazırım. 3 öğrenciyle eğitime başladık, birebir eğitim gibi, özel eğitim gibi. Her gün gelirim, ödevlerini tek tek kontrol ederim, hatalarına tek tek bakarız, beraber kitap okuruz, sonra derse başlarız. Az öğrenci olması bizim için büyük bir avantaj çünkü hepsinin tek tek ne hata yaptığına bakabiliyorum.”
Şimşek, velilerle de sürekli irtibatlı olduğunu anlatarak, “Velilerim de okula gelip gidiyor. Okulda sabahları sobayı görevli arkadaşımız yakıyor, öğleden sonra ben yakıyorum. Antalya’da hiç soba görmedim daha önce hiç soba yakmadım ilk başlarda çok tedirgindim sürekli annemi arayıp bilgi alıyordum şimdi soba yakmayı da öğrendim.” diye konuştu.
AntalyaGüncelEğitimYaşamkars
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ANTALYA HANGİ İLÇELERDE OKULLAR TATİL EDİLDİ?
Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nden gelen turuncu kodlu sağanak yağış uyarısı üzerine AFAD İl Müdürlüğü Afet Yönetim Merkezi’nde Antalya Valisi Hulusi Şahin başkanlığında yağışlarla ilgili İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı yapıldı.

Vali Şahin, ‘Turuncu kodlu uyarı verilen Serik, Manavgat, Alanya, İbradı, Akseki ve Gündoğmuş ilçelerimizde taşımalı eğitime 22 Kasım tarihinde (1 gün) ara veriyoruz.’ dedi.
TAŞIMALI EĞİTİM NEDİR?
Taşımalı eğitim, nüfuzu az ve dağınık olan köy ve benzeri küçük yerleşim birimlerinde uygulanmaktadır. Taşımalı eğitimde zorunlu öğrenim kapsamındaki ilköğretim öğrencilerin ilçe, il gibi daha büyük yerleşim birimlerindeki merkez ilköğretim okullarına günübirlik olmak üzere taşınması ile yapılan eğitime denir.
Osman DEMİRHaberler.com – GündemHava DurumuSoğuk HaberAntalyaEğitimYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Spor Bilimleri Derneği tarafından bu yıl 22’ncisi düzenlenen Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi’nin açılışı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katılımıyla Gazi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Kongrenin açılışında konuşan Tekin, Öğretmenler Günü Haftası dolayısıyla Bakanlık olarak bazı etkinlikler planladıklarını dile getirdi. Bakanlık olarak en çok üzerinde durdukları konulardan bir tanesinin spor kültürü ve spor alışkanlıklarının kazandırılması olduğunu belirten Bakan Tekin, Platon’un beden eğitimi ve müziğin eğitimdeki yerine ilişkin sözlerini hatırlatarak, “Kendi bedenine egemen olamayan bir insanın toplumda yöneticilik yapma ihtimali yok. Dolayısıyla spor ve spor eğitimi sadece sporcuların eğitimi anlamında değil, toplumun tamamının bu anlamda hayatını yönlendirmesi açısından çok önemli. Ben bu vesileyle Milli Eğitim Bakanlığı olarak hem çocuklarımızın gündelik hayatta sportif alışkanlıklar kazanmasını hem de beden eğitimi derslerinin daha verimli, daha işlevsel hale gelmesi için ciddi değişiklikler yaptık” dedi.
“Spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız”
Bakan Tekin, 2014 yılında proje okul uygulaması başlattıklarını ve sportif eğitim veren okulları tematik hale getirmek istediklerini dile getirdi. Bunun ilk örneklerinden birinin Voleybol Federasyonu ile yürütülen Türkiye Voleybol Lisesi olduğunu kaydeden Tekin, “Türkiye’de özellikle kadın voleybolu ile ilgili yaşanan gelişmelerde MEB ile Türkiye Voleybol Federasyonu’nun ortaklaşa yürüttüğü bu projenin çok büyük bir yeri var. Benzeri şekilde Türkiye Futbol Federasyonu ile ortak Riva’da ilk örneğini verdik, Futbol Lisesi açtık. Spor liselerimizin büyük çoğunluğu 2014 itibarıyla hemen hemen tamamı genel spor liseleriydi. Dolayısıyla okula atadığımız öğretmen arkadaşlarımızın ilgilerine göre devamlı olmayan bir görünüm arz ediyor. Bunun üzerine biz proje okul formatıyla federasyonlarla bu liseleri tematik hale getirmek istedik. Bu okulların sportif anlamdaki derslerle ilgili müfredatını ilgili federasyonlarla yaptık. Akademik kısmını bakanlıktaki ilgili genel müdürlük ve Talim Terbiye Kurulu Başkanı, sportif anlamdaki müfredatını da ilgili federasyonlarla ortak yaptık. Bu bence çok önemli bir adımdı. Gelecekte spor liselerimizi bu anlamda tematik hale getirmeye devam edeceğiz. Başka bir başlangıç daha yapıyoruz. İlk örneğini güzel sanatlar liselerimizle beraber yaptık bu yıl. Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi ile birlikte bir müzik ilkokulu, ortaokulu ve lisesini test ettik. İlk yıldan itibaren tematik spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız. Daha küçük yaşlardan itibaren sportif yeteneklerini çocuklarımızın tespit edip, o yeteneklerine uygun eğitim öğretim almalarını temin edecek bir adım atacağız” dedi.
Kongre 24 Kasım tarihlerine kadar sürecek. Kongrenin açılışına Bakan Tekin’in yanı sıra, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Ünal, Spor Bilimleri Derneği Başkanı Fikret Soyer, akademisyenler, öğrenciler ve sporcular katıldı. – ANKARA
Milli Eğitim BakanıYusuf TekinPolitikaKültürEğitimankaraSpor
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ANTALYA OKULLAR TATİL Mİ?
Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nden gelen turuncu kodlu sağanak yağış uyarısı üzerine AFAD İl Müdürlüğü Afet Yönetim Merkezi’nde Antalya Valisi Hulusi Şahin başkanlığında yağışlarla ilgili İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı yapıldı.
Vali Şahin, ‘Turuncu kodlu uyarı verilen Serik, Manavgat, Alanya, İbradı, Akseki ve Gündoğmuş ilçelerimizde taşımalı eğitime 22 Kasım tarihinde (1 gün) ara veriyoruz.’ dedi.

TAŞIMALI EĞİTİM NEDİR?
Taşımalı eğitim, nüfuzu az ve dağınık olan köy ve benzeri küçük yerleşim birimlerinde uygulanmaktadır. Taşımalı eğitimde zorunlu öğrenim kapsamındaki ilköğretim öğrencilerin ilçe, il gibi daha büyük yerleşim birimlerindeki merkez ilköğretim okullarına günübirlik olmak üzere taşınması ile yapılan eğitime denir.
Osman DEMİRHaberler.com – GündemHava DurumuSoğuk HaberAntalyaEğitimYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
RESMİ GAZETE BUGÜNÜN KARARLARI NELER?
YASAMA BÖLÜMÜ
TBMM KARA RI
1437 Kadınların Her Türlü Şiddet ve Ayrımcılığa Maruz Kalmalarının Önlenerek Bu Alandaki Mevcut Düzenlemelerin Gözden Geçirilmesi ve Alınması Gereken Ek Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna Üye Seçimine Dair Karar
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
YÖNETMELİ KLER
–– Tarım Şûrası Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Türkiye Ürün İhtisas Borsasında Aracılık Faaliyetleri ile Aracıların Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
TEBLİĞ
–– Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2024/23)
YARGI BÖLÜMÜ
ANAYASA MAHKEM ESİ KARARLARI
–– Anayasa Mahkemesinin 7/3/2024 Tarihli ve E: 2022/1 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2024/1 Sayılı Kararı
–– Anayasa Mahkemesinin 7/3/2024 Tarihli ve E: 2022/8 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2024/2 Sayılı Kararı
–– Anayasa Mahkemesinin 7/3/2024 Tarihli ve E: 2022/31 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2024/3 Sayılı Kararı
–– Anayasa Mahkemesinin 7/3/2024 Tarihli ve E: 2022/33 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2024/4 Sayılı Kararı
–– Anayasa Mahkemesinin 7/3/2024 Tarihli ve E: 2022/35 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2024/5 Sayılı Kararı
–– Anayasa Mahkemesinin 7/3/2024 Tarihli ve E: 2022/37 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2024/6 Sayılı Kararı
–– Anayasa Mahkemesinin 7/3/2024 Tarihli ve E: 2022/49 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2024/7 Sayılı Kararı
İLÂN BÖLÜMÜ
a – Yargı İlânları
b – Artırma, Eksiltme ve İhale İlânları
c – Çeşitli İlânlar
– T.C. Merkez Bankasınca Belirlenen Döviz Kurları ve Devlet İç Borçlanma Senetlerinin Günlük Değerleri
TÜMÜ
Osman DEMİRHaberler.com – GündemSoğuk HaberPolitikaEğitimHukuk
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 22’nci Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi’nin açılışında erken yaşta spor eğitimi verilmesinin önemine dikkat çekerek, spor liselerinin tematik hale getirileceğini bildirdi.
Spor Bilimleri Derneği tarafından bu yıl 22’ncisi düzenlenen Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi’nin açılışı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katılımıyla Gazi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Kongrenin açılışına Bakan Tekin’in yanı sıra, Gazi Üniversitesi Rektörü Uğur Ünal, Spor Bilimleri Derneği Başkanı Fikret Soyer, akademisyenler, öğrenciler ve sporcular katıldı. Kongrenin açılışında konuşan Tekin, Öğretmenler Günü Haftası dolayısıyla Bakanlık olarak bazı etkinlikler planladıklarını dile getirdi.
“Kendi bedenine egemen olamayan bir insanın toplumda yöneticilik yapma ihtimali yok”
Bakanlık olarak en çok üzerinde durdukları konulardan bir tanesinin spor kültürü ve spor alışkanlıklarının kazandırılması olduğunu bildirdi. Platonun iki beden ve müzik eğitimini çok önemli olduğu sözlerini hatırlatan Bakan Tekin, “Kendi bedenine egemen olamayan bir insanın toplumda yöneticilik yapma ihtimali yok. Dolayısıyla spor ve spor eğitimi sadece sporcuların eğitimi anlamında değil, toplumun tamamının bu anlamda hayatını yönlendirmesi açısından çok önemli. Ben bu vesileyle Milli Eğitim Bakanlığı olarak hem çocuklarımızın gündelik hayatta sportif alışkanlıklar kazanmasını hem de Beden Eğitimi Derslerinin daha verimli daha işlevsel hale gelmesi için ciddi değişiklikler yaptık” dedi.
“Spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız”
Bakan Tekin, 2014 yılında Proje Okul uygulamasının başlatarak sportif eğitim veren okulların tematik hale getirmek istediklerini bildirdi. İlk örneklerinden bir tanesinin Voleybol Federasyonuyla yürütülen Türkiye Voleybol Lisesi olduğunu kaydeden Tekin, “Türkiye’de özellikle kadın voleybolu ile ilgili yaşanan gelişmelerde MEB ile Türkiye Voleybol Federasyonu’nun ortaklaşa yürüttüğü bu projenin çok büyük bir yeri var. Benzeri şekilde Türkiye Futbol Federasyonu ile ortak Riva’da ilk örneğini verdik Futbol Lisesi açtık. Spor liselerimizin büyük çoğunluğu 2014 itibariyle hemen hemen tamamı genel spor liseleriydi. Dolayısıyla okula atadığımız öğretmen arkadaşlarımızın ilgilerine göre devamlı olmayan bir görünüm arz ediyor. Bunun üzerine biz Proje Okul formatıyla Federasyonlarla bu liseleri tematik hale getirmek istedik. Bu okulların sportif anlamdaki derslerle ilgili müfredatını ilgili federasyonlarla yaptık. Akademik kısmını bakanlıktaki ilgili genel müdürlük ve Talim Terbiye Kurulu Başkanı da sportif anlamdaki müfredatını da ilgili federasyonlarla ortak yaptık. Bu bence çok önemli bir adımdı. Gelecekte spor liselerimizi bu anlamda tematik hale getirmeye devam edeceğiz. Başka bir başlangıç daha yapıyoruz. İlk örneğini güzel sanatlar liselerimizle beraber yaptık bu yıl. Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi ile birlikte bir müzik ilkokulu ortaokulu ve lisesini test ettik. İlk yıldan itibaren tematik spor liselerimizde de benzer bir uygulamayı başlatacağız. Daha küçük yaşlardan itibaren sportif yeteneklerini çocuklarımızın tespit edip o yeteneklerine uygun eğitim öğretim almalarını temin edecek bir adım atacağız” dedi.
Kongre 24 Kasım tarihlerine kadar sürecek.

Milli Eğitim BakanıYusuf TekinPolitikaEtkinlikKültürEğitimSpor
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BAŞVURU TARİHLERİ VE KONTENJANLAR
32. Dönem POMEM başvuruları 21 Kasım-9 Aralık 2024 tarihleri arasında yapılacak. Toplam 12 bin polis alımı gerçekleştirilecek. Kontenjanlar şu şekilde dağıtıldı:
• Lisans mezunları : 8.160 erkek, 1.440 kadın
• Önlisans mezunları: 2.040 erkek, 360 kadın
Başvuru yapacak adayların aşağıdaki şartları taşıması gerekiyor:
• T.C. vatandaşı olmak
• Eğitim durumu: Lisans veya önlisans mezunu olmak
• KPSS puanı:
? Lisans mezunları için 2023 veya 2024 KPSS P3 puan türünden en az 60
? Önlisans mezunları için 2024 KPSS P93 puan türünden en az 65
• Yaş şartı: 1 Ocak 1995 ve sonrası doğumlu olmak
• Boy ve kilo:
? Erkeklerde en az 167 cm boy
? Kadınlarda en az 162 cm boy
? Beden kitle indeksi 18-27 arası olmak
• Diğer şartlar: Silah taşımaya engel durumu olmamak, sağlık şartlarını taşımak, adli sicil kaydı temiz olmak
32. DÖNEM POMEM BAŞVURU ŞARTLARI NE, KİMLER BAŞVURABİLİR?
a)T.C. vatandaşı olmak,
b) Lisans, önlisans mezunu veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak,
c) KPSS’de Bakanlıkça belirlenecek taban puan veya üzerinde puan almış olmak, (Lisans mezunları için 2023 veya 2024 yılları içinde yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türünden (60,00), önlisans mezunları için 2024 yılı içinde yapılan KPSS önlisans puanı P93 puan türünden (65,00) taban puan veya üzerinde puan almış olmak.)
ç) Şehit veya vazife malullerinin eş veya çocukları için POMEM Giriş yönetmeliğinin 8’inci maddesinin (c) bendinde belirlenen puanın en az % 80’ini almış olmak, (Şehit veya Vazife Malulü eş ve çocuklarından lisans mezunları için 2023 veya 2024 yılları içinde yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türünden en az(48,00), önlisans mezunları için 2024 yılı içinde yapılan KPSS önlisans puanı P93 puan türünden en az (52,00) taban puan veya üzerinde puan almış olmak.)
d) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, sınavın yapıldığı yılın 01 Ocak tarihi itibariyle 30 yaşından gün almamış olmak (01 Ocak 1995 ve daha sonraki tarihlerde doğmuş olmak),
e) Kadınlar için 162 cm, erkekler için 167 cm’den kısa boylu olmamak, BMİ (beden kitle endeksi), 18 (dahil) ile 27 (dahil) arasında olmak,
f) Silah taşımaya veya silahlı görev yapmaya hukuki bir engeli bulunmamak,
g) Sağlık durumu yönünden, Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirlenen koşulları taşımak,
ğ) 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın;
1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olmamak,
2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,
h) Genelev, birleşme yeri, randevuevi, tek başına fuhuş yapılan konut ve benzeri yerlerde çalışmış veya aracılık ve bekleyicilik fiillerinde bulunmamış olmak, genel ahlak ve edebe aykırı mahiyette her türlü yazılı, sesli ve görüntülü eserleri, kaydedildiği materyale bakılmaksızın üretmek ve satmaktan veya kumar, uyuşturucu veya uyarıcı madde nedeniyle, hakkında herhangi bir adli veya idari soruşturma veya kovuşturma devam ediyor olmamak, bunlardan dolayı idari yaptırım uygulanmamak veya bu işler nedeniyle hüküm giymemiş olmak,
ı) Geçici kayıt tarihi itibarıyla herhangi bir siyasi partiye veya siyasi partilerin yan kuruluşlarına üye bulunmadığına dair yazılı beyan sunmak,
i) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak,
j) Kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılmış olmamak,
k) Sağlık Yönetmeliği hükümleri hariç, polis eğitim kurumlarından çıkarılmamış olmak,
l) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumlu olmak.
32. DÖNEM POMEM BAŞVURULARI NE ZAMAN, NASIL YAPILIR?
Adaylar, 21 Kasım – 09 Aralık 2024 tarihleri arasında https://www.pa.edu.tr adresinden e-devlet şifresi ile giriş yaparak son başvuru tarihi olan 09 Aralık 2024 Pazartesi günü saat 17.00′ ye kadar Aday Belirleme Ön Başvurularını yapabileceklerdir.
Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinde yer alan “Ön başvurusu alınan erkek ve kadın adaylar ayrı ayrı olmak üzere en yüksek puandan en düşük puana doğru sıralanır ve o dönem için alınacak erkek ve kadın öğrenci kontenjanının on katına kadar aday şahsen müracaatta bulunmak üzere çağrılır. Şehit ve vazife malulü eş veya çocukları için bu hüküm uygulanmaz.” hükmü amirdir.
Şehit ve vazife malulü eş veya çocukları bu hükme istinaden ön başvurularını yaparken sınav ücreti ödemeyecek olup; 32. Dönem POMEM Giriş Sınavı aşamalarına katılmaya hak kazanan adaylar için başvuru ücret ve hesap bilgileri Polis Akademisi Başkanlığının resmi internet sitesi (www.pa.edu.tr) adresinden duyurulacaktır.
32. DÖNEM POMEM BAŞVURU EKRANI İÇİN TIKLAYINIZ
Osman DEMİRHaberler.com – GündemSoğuk Haberİş DünyasıEğitimPolis
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzey Kore ve Rusya arasındaki askeri iş birliği farklı alanlara taşındı. Rusya Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Alexandr Kozlov, siyasi temaslarda bulunmak üzere Kuzey Kore’yi ziyaret etti.
Kuzey Kore hükümeti, Kozlov ile Kuzey Kore Dış Ekonomik İlişkiler Bakanı Yun Jong Ho arasında Ticari, Ekonomik, Bilimsel ve Teknolojik İş birliği Protokolü imzalandığını bildirdi.
Anlaşmanın içeriğine dair bilgi paylaşılmazken Rusya basını, tarafların iki ülke arasındaki tarifeli uçuşların sayısını artırma konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu.
Kuzey Kore, Rusya’ya askeri mühimmatın yanında savaşmaları üzere 10 bin asker de göndermişti.

PUTİN NADİR BULUNAN HAYVANLAR HEDİYE ETTİ
Kozlov ve beraberindeki heyetin dün gece Kuzey Kore’den ayrıldığı belirtildi.
Kuzey Kore hükümetinden yapılan ayrı bir açıklamada ise Putin’in, Kozlov ve beraberindeki heyet aracılığıyla Kim’e hediye olarak “nadir bulunan hayvanlar” gönderdiği kaydedildi.
KOZLOV VE BERABERİNDEKİ HEYET KUZEY KORE’YE GİTMİŞTİ
Rusya Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Alexandr Kozlov, 11’inci Kuzey Kore-Rusya Hükümetlerarası Ticaret, Ekonomi, Bilim ve Teknoloji İşbirliği Komitesi toplantısına katılmak üzere beraberindeki heyetle birlikte 17 Kasım’da Pyongyang’a gitmişti. Kozlov’un ziyareti sırasında ülke lideri Kim Jong ile samimi bir görüşme gerçekleştirdiği açıklanmıştı.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Abdullah Paçal
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Her yıl üniversite sınavına milyonlarca genç hazırlanıyor. Sınav sonucunda üniversitelere yerleşen gençler, istedikleri meslekler doğrultusunda eğitimler alıyor.
Bu sene de milyonlarca genci ilgilendiren Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) tarihi belli oldu.
ÖSYM Başkanı Bayram Ali Ersoy, sosyal medya hesabından milyonlarca gencin beklediği son dakika haberini verdi. Ersoy, 2025 yılında yapılacak YKS’nin tarihini açıkladı.

YKS 21-22 HAZİRAN’DA YAPILACAK
Ersoy, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
ÖSYM 2025 Yılı Sınav Takvimi belirlendi, hayırlı olsun. Sınavlara katılacak tüm adaylara başarılar diliyorum.
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) 21-22 Haziran tarihlerinde yapılacak.

ÖSYM SINAV TAKVİMİ DE BELLİ OLDU
Ayrıca ÖSYM 2025 yılı sınav takvimi de belli oldu. 2025 yılı sınav takvimine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
2025 yılı ÖSYM Sınav Takvimi
Abdullah Paçal
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Birçok adayın heyecanla beklediği ve yoğun bir tempo ile hazırlandığı sınav günü geldi…
Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2024-YDS/2), Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) bugün gerçekleştirildi.
22 Kasım’da açıklanacak sınav sonuçları, bu tarihten itibaren 5 yıl süreyle geçerli olacak.
ADAYLAR SAAT 10.00’DAN SONRA İÇERİ ALINMADI
89 sınav merkezinde, saat 10.15’te başlayan sınavda adaylar 180 dakika boyunca ter döktü.
Ayrıca, adaylar saat 10.00’dan sonra sınav binalarına alınmadı.

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİ SAAT 10.00’A KADAR AÇIK BULUNDURULDU
Emniyet personeli dahil 17 bin 721 kişinin görev yaptığı sınav için 81 ilde 399 bina ve 5 bin 26 salon kullanıldı.
Öte yandan, kimlik kartını kaybeden, nüfus cüzdanı olmayan veya nüfus cüzdanında kimlik numarası ve fotoğraf bulunmayan adaylar için il ve ilçe nüfus müdürlükleri saat 10.00’a kadar açık bulunduruldu.
TOPLAM 114 BİN 623 ADAY BAŞVURMUŞTU
2024-YDS/2’ye İngilizce’de 104 bin 363 aday, Arapça’da 6 bin 568 aday, Almanca’da 1.688 aday, Fransızca’da 1.038 aday ve Rusça dillerinde ise 966 aday olmak üzere toplam 114 bin 623 aday başvuruda bulunmuştu.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’de, Ukrayna-Rusya savaşını durdurma vaadiyle seçimi kazanan Donald Trump görevi devralmadan önce Başkan Joe Biden yönetimi, Ukrayna’ya yardımlarına hız verdi.
18. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Savunma Bakanları Toplantısı kapsamında Laos’un başkenti Viyentiyan’da bulunan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Washington’un Ukrayna’ya yönelik antipersonel kara mayınları politikasındaki değişimin Rusların değişen taktiklerini izlediğini söyledi.
MAYIN KULLANIM İZNİ VERİLECEK
Austin, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Ukrayna’nın Rusya’nın savaş alanındaki ilerlemesini yavaşlatmasına yardımcı olmak için ABD tarafından tedarik edilen antipersonel kara mayınlarını kullanmasına izin vereceğini ifade etti.
Savaş alanında Rus kara birliklerinin öncü olduğunu vurgulayan Austin, bu nedenle Ukrayna’nın “Rusların bu çabasını yavaşlatmaya yardımcı olabilecek şeylere ihtiyaç duyduğunu” dile getirdi.
Antipersonel kara mayınları, siviller için kalıcı bir tehdit oluşturdukları gerekçesiyle yardım kuruluşları ve aktivistler tarafından uzun süredir eleştiriliyor.
Austin, bu argümana karşı çıkarak, “Ukrayna’ya sağlamayı düşündüğümüz kara mayınları kalıcı olmayan kara mayınları olacak. Bilirsiniz, kendi kendilerini ne zaman aktive edeceklerini, kendi kendilerini ne zaman patlatacaklarını kontrol edebiliriz.” ifadelerini kullandı ve mayınların kullanılmasının bu şekilde daha güvenli hale geldiğini öne sürdü.
Son olarak Austin, Ukrayna’nın şu anda kendi antipersonel kara mayınlarını ürettiğini anımsattı.
Rus ordusu, Ukrayna’nın sayıca az olan ordusunu doğudaki Donetsk bölgesinde yavaş yavaş geriye doğru itiyor.
Kalıcı olmayan kara mayınları genellikle pil gerektiriyor. Bu nedenle zamanla patlayamaz hale geliyor. Bu sebeple bu antipersonel kara mayınlarının, uzun yıllar kalan diğer mayınlara göre siviller için daha güvenli olduğu savunuluyor.
Rusya’nın ele geçirdiği Ukrayna topraklarının yeniden Kiev güçlerinin hakimiyetine geçmesini engellemek için mayınladığı bilinirken, Ukrayna da Rusya’nın ilerleyişini durdurmak için cephe hattında bazı bölgelere mayın yerleştirmek istiyor.

İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİNDEN MAYIN VERME KARARINA TEPKİ
ABD ve Rusya, antipersonel kara mayınlarının konuşlandırılmasını ve transferini yasaklayan Mayın Yasağı Anlaşması olarak da bilinen Ottawa Sözleşmesi’nin tarafları arasında yer almazken insan hakları örgütleri, ABD’nin Ukrayna’ya bu mayınları verme kararına tepki göstermişti.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Kriz, Çatışma ve Silahlar Bölümü Müdür Yardımcısı Mary Wareham, ABD’nin Ukrayna’ya karşı bu adımını “şoke edici ve yıkıcı bir gelişme” olarak değerlendirmişti.
Wareham, uzun süre kalıcı olmayan mayınların bile siviller için risk taşıdığına, karmaşık temizleme çalışmaları gerektirdiğine ve her zaman güvenilir şekilde devre dışı bırakılmadığına dikkati çekmişti.
ABD’nin 2022 itibarıyla yaklaşık 3 milyon antipersonel kara mayını stokunun bulunduğu ifade ediliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Yusuf Balıkçı
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bir yılı aşkın süredir Gazze topraklarında katliam yapan İsrail’in neden olduğu acılar bitmek bilmiyor.
Can kaybı 43 bini geçerken, İsrail askerleri ise saldırılarını sürdürüyor.
Katliamcı ordu, son olarak Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Adwan Hastanesi’ne saldırdı.
HASTA VE DOKTORLARI KAÇIRDILAR
Hastane çevresinde onlarca kişiyi öldüren İsrailli askerler, hastaneyi basarak yüzlerce doktor ve hastayı kaçırdı.
İsrail basını tarafından servis edilen görüntülerde, yaralı olarak kaçırılan hasta ve sağlık çalışanlarının yarı çıplak şekilde gözleri bağlı olarak sıraya dizildiği görüldü.

NEREDE OLDUKLARI GİZLENİYOR
Kaçırılan kişilere ilişkin hiçbir bilgi verilmedi. Kaçırılan Filistinlilerin aileleri, akrabalarının can güvenliğinden endişe ediyor.
İSRAİL BASINI ÖVÜNDÜ
Hasta ve doktorların sebepsiz yere kaçırılarak işkenceye maruz bırakıldığı bu görüntüler, İsrail basını tarafından mide bulandırıcı başlıklarla sunuldu.
“İsrail askeri düşmana karşı bir başarı daha elde etti” başlığıyla görüntüleri yayınlayan bir yerel gazete, tepkilerin odağı oldu.
“MEZBAHAYA GÖTÜRÜLÜYOR GİBİ…”
Filistin destekçisi bir haber kuruluşu ise, İsrail’in kaçırdığı sivillerin paylaşılan fotoğrafları için “Sanki bir mezbahaya götürülüyorlarmış gibi.” ifadelerini kullandı.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TRABZON – Trabzon Atık Dünyası Çocuk Defilesi’ne ev sahipliği yaptı.
İlkokul öğrencilerinin atık malzemelerden hazırlanan elbiselerle yaptığı defile, ayakta alkışlandı. Kirlilik ve iklim krizine dikkat çekmek amacıyla Ortahisar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu öğrencilerinin yer aldığı Atık Dünyası Çocuk Defilesi, belediyeye ait Çok Amaçlı Salonunda yapıldı. Defilede atıklardan ve geri dönüştürülebilen malzemelerden hazırlanmış 34 kıyafet sergilendi.
Defileye Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Ortahisar Kaymakamı Gürkan Demirkale, CHP Ortahisar İlçe Başkanı Haluk Batmaz, Ortahisar Belediyesi Başkan Yardımcıları Mustafa Özerİskender ve Alpaslan Özdemir, birim müdürleri, Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu Müdürü Abdulkadir Uzun, öğretmenler, öğrenci velileri ve çok sayıda vatandaş yer aldı.
Defilenin açılış konuşmasını yapan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, bu tür etkinliklerin çevre bilincine ciddi katkı sağlayacağını söyledi.
“Bütün kirliliklerin, kötü manzaraların kaynağı biziz, yani bilinçli olmayan insanoğlu” diyen Başkan Kaya, “Bu anlamda bir bilincin, bir farkındalığın oluşmasına katkı veren bu etkinliği çok değerli buluyorum. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Dünyanın kaynakları kısıtlı, özellikle temiz su, gıda ve sürdürülebilir enerji kaynakları konusunda bugüne kadarki en kötüye gidiş sürecini, tersine çevirmek zorundayız. Bunu sadece bilim insanları ya da teknik insanların değil aslında bütün insanların yapması gerekiyor. Şu anda insanoğlu doğayla bir savaş halinde. Bu savaşı eğer insanoğlu kazanırsa insanlık kaybedecek. Bu meseleye bilinçle bakmamız lazım. Mesela bazen sakın çiğneriz ve o sakızı yere atarız, kuşlar yere atılan o sakızları yiyecek zannediyor, ağzına alıyor, yutmaya çalışırken ölüyor. Küçücük bir kuş ölüyor. Kendi yaşam hakkımıza duyulmasını istediğimiz saygıyı börtünün böceğin, karıncanın yaşamına da duymayı öğrenmek zorundayız” dedi.
“Son zamanlarda Trabzon’da ve Türkiye’de görmediğimiz şeyleri, son 15 yıl görmeye başladık”
Başkan Kaya’nın konuşan Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak ise kamu kurumlarının çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalarını artırması gerektiğini belirterek, “Son zamanlarda Trabzon’da ve Türkiye’de görmediğimiz şeyleri, son 15 yıl görmeye başladık. Benim yaşım 45. Ben Antalya’da, Zonguldak’ta ve herhangi farklı bir ilimizde hiç hortum görmezdim. Bir bilim adamı dedi ki; ‘Bundan on yıl sonra Türkiye’de bu iklim değişikliğinin sonuçlarını hepimiz yaşayacağız.’ Şu an bölgemizde iklim değişikliğinin en felaket sonuçları yaşanıyor. Yani heyelanlar, seller, büyük afetler yaşıyoruz. Bu noktadan ötürü bu tür çalışmalara çok değer veriyorum. Çevre kirliliği insanlar için çok önemli ve sürekli akılda kalması gereken bir konu. Buna göre yaşamalı, buna göre üretmeli ve tüketmeliyiz. Bölgemiz turizm bölgesi ve insanlar da çevreci kentlerde yaşamak istiyor, bizim bu güzellikleri de artırmamız lazım bu anlamda öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizin bu defilesini çok önemsiyorum. Ayrıca Ortahisar Belediyemiz bünyesinde kurulan Sıfır Atık ve İklim Değişikliği Müdürlüğümüzü de tebrik ediyorum. Belediyelerimizin, kamu yönetimlerinin bundan sonra yapması gereken ilk iş, çevre kirliliğini engellemeye yönelik adımları artırmak olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Bedri Rahmi Eyüboğlu İlkokulu 4. sınıf öğrencilerinden oluşan 34 çocuk, atık malzemelerden üretilen kıyafetleri sergiledi ve çevre kirliliğiyle ilgili anlamlı mesajlar verdi. Davetliler, öğrencileri defile sırasında ayakta alkışladı. Defilenin sonunda Trabzon Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Ortahisar Kaymakamı Gürkan Demirkale ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya tarafından çocuklara madalya takıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İtalya’da eğitim hakkı kazanan ancak vize alamadıkları için mağdur olan öğrenciler ve aileleri İtalya’nın İzmir Konsolosluğu önünde açıklama yaptı. Konsolosluğa üzerinde ret yazıları ve taleplerinin sıralandığı dileklerin asılı olduğu siyah çelenk bırakan öğrenciler, Konsolos Daniele Bianchi’ye mağduriyetlerine ilişkin mektup sundu.
İzmir İtalya Konsolosluğunun önünde bir araya gelen öğrenciler ve veliler, üstünde ret yazılarının ve taleplerinin sıralandığı dileklerin asılı olduğu siyah çelenk bırakarak, İzmir İtalya Konsolosu Daniele Bianchi’ye yaşadıkları mağduriyetle ilgili mektup sundu.
“Anne ve babalarının gelirlerinin yetersiz olduğu sebepleriyle ne yazık ki ret aldılar”
Açıklamayı okuyan Şenay Yalçıner, öğrencilerin 29 Kasım’a kadar vize alıp İtalya’ya gidememeleri durumunda üniversite kayıt haklarının ve burslarının yanacağını belirterek şunları söyledi:
” Türkiye’nin seçkin lise ve üniversitelerin bitirmiş, onur belgeli başarılı öğrenciler bir yılı aşkın süredir hazırlık yaptılar. Birçok sınava girerek dünyada geçerli olan yüksek puanlar aldılar. İtalyan üniversiteleri çocuklarımızı davet ettiler, ikna ettiler. Bu gençlerin amacı, dünya sıralamasında başarısı yüksek olan okullara girmeye hak kazanmaktı ve kazandılar. Binlerce euro ödeyerek danışmanlık tuttular, okullarına ön kayıtlarını yaptırdılar. Okulları davet mektuplarını konsolosluğa gönderdi, burslara hak kazandılar, evlerini tuttular, uçak biletlerini aldılar. Bu süreçlere 3 bin eurolara varan paralar harcadılar. Danışman yani konsolosluğun randevu hizmetlerini ve evrak kabullerini yapan kurum olan IDATA’da randevu duvarına çarptılar. IDATA’nın ve konsoloslukların sayfalarında yayımlanan evrakları hazırladılar. Bu sayfalarda belirlenen en az 6 bin 200 euroyu hesaplarında bulundurdular. Her şey doğru ve düzgün olmasına rağmen İtalya’da eğitim almak için anne ve babalarının gelirlerinin yetersiz olduğu sebepleriyle ne yazık ki ret aldılar. İtalya’nın belirtmiş olduğu bir yıllık elitim ve yaşam masrafı 6 bin 200 eurodur. Bu tutarın banka hesaplarında bulunması yerindeyken aileler 10 bin ile 50 bin euro arasında nakit, mülk ve maaş gibi gelir kaynağı gösterdiler. Madem maddi yetersizlik ret sebebi o zaman neden öğrencilerin en az bir yıllık emekleri, başarıları, zamanları, yurt-ev, uçak bileti ve danışmanlık ücretleri çöpe atılıyor?
“Bu pırıl pırıl gençlere ilticacı muamelesi yapılıyor”
İzmir Konsolosluğu, İstanbul ve Ankara Konsolosluğu’na kıyasla farklı uygulamalar yaptı. Diğer konsolosluklar, anne ve babalar dışında sponsorları kabul ederken İzmir Konsolosluğu kesinlikle bunu kabul etmedi. Ailenin maddi gelirini güçlendirmek adına abla, amca, dayı, babaanne gibi inşaların sponsor olmasının İzmir kabul etmedi. Bu şekilde başvuru yapıldığından dolayı İzmir’de yapılan başvurular zayıf kaldı. Öğrencilerimiz haksızlığa uğramış hissetmektedir. İzmir Konsolosluğu’na ulaşmak imkansız. E-maillere ya da telefonlara yanıt verilmiyor, konsolosluğa gidildiğinde kapılar öğrencilerin yüzüne kapatılıyor. Bazı öğrencilerin vizelerinde isimleri yanlış yazıldı, bazı öğrencilerin mailleri, farklı öğrencilere gönderildi. Üst üste yapılan bu hatalardan dolayı seyahat ve sponsor mektuplarının okunmadığına inanıyoruz. Tam 22 öğrenciye, maddesi yetersizlik nedeniyle İzmir Konsolosluğu tarafından ret verildi. Rezervasyon tarihleri ve okulların akademik takvimi hiç dikkate alınmayarak öğrenciler aylarca bekletildi. Bu süreçte, burslarını kaybettiler, derslerine giremediler, sınavlarını kaçırdılar ve eğitim hakları ellerinden alınmış oldu. Gençler arasında adalet sağlanamadı. Bu pırıl pırıl gençlere ilticacı muamelesi yapılıyor. Bu gençler göç etmek değil, dünya sıralamasında en iyi olan üniversitelerde okumak İtalya’yı seçti.
“Vize alamazlarsa yüzlerce çocuğumuzun okul kayıtları silinecek”
29 Kasım 2024 tarihine yani 10 gün sonrasına kadar vize alamazlarsa yüzlerce çocuğumuzun okul kayıtları silinecek. Daha fazla olumsuzluk yaşamamaları için ivedilikle dosyalarının sonuçlandırılmasında Sayın Konsolosumuzdan yardım istiyoruz. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanım ve Dışişleri Bakanımızdan da bu yaşadığımız mağduriyetin giderilmesi için gerekli görüşmelerini yapıp bize yardımcı olmalarını talep ediyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYMEK Sarıoğlan Sosyal Yaşam Merkezi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle hazırlanan serginin açılışı, Kaymakam Tugay Kalkanlı tarafından gerçekleştirildi.
Sergide, 1940-1990 yılları arasında kullanılan sıra, kitap, siyah önlük, okul fişleri ve müzik aletleri gibi birçok materyal yer alıyor.
Sergi, hafta boyunca vatandaşların ziyaretine açık olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA – Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi’nde kaygı, öfke, özgüven eksikliği, travma gibi duygusal ve davranışsal problemleri bulunan çocuklar, kum terapisi ile tedavi ediliyor. Çocukların kelimelerle ifade etmeye çekindikleri duygu ve düşüncelerini kum tepsisi yoluyla ortaya koyan yöntem, birçok sorunun çözümünde kolaylık sağlıyor.
Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde görevli Çocuk Gelişim Uzmanı Ümmügül Anıl, kum terapisi ile ilgili önemli bilgiler verdi. Kum terapisinin çocukların duygularını ve düşüncelerini daha kolay bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olan etkili bir terapi yöntemi olduğunu dile getiren Anıl, “Bu terapi sırasında danışanlar kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilecekleri bir kum tepsisinde çeşitli figürler ve nesnelerle bir dünya kurarlar. Bu terapi sürecinde kum ve figürlerin etkileşimi sayesinde bilinç dışı duygu ve düşünceler dışa vurulur. Bu da terapi için yol gösterici olur” dedi.
Kum terapisinin daha çok travma, kaygı, depresyon sosyal uyum sorunları, özgüven eksikliği, öfke gibi duygusal ve davranışsal problemlerde etkili bir araç olduğunu dile getiren Anıl, “Çocuklar kadar yetişkinler için de oldukça faydalıdır. Çünkü herkes sözel olarak ifade edemediği duygularını, kum ve figürler aracılığı ile daha kolay bir şekilde dışa vurabilir. Bu terapi yönteminde kullanılan kum ve figürler kişinin kendi iç dünyasını yansıtmasını sağlar. Bu süreç müdahale etmeden gözlemlenir ya da terapist, danışanın oluşturduğu sahneye bakarak onun içsel dünyasını anlamaya çalışır. Gerektiğinde yönlendirici sorularla bu süreci destekler. Böylece çocuk kendisini daha iyi anlar ve sorunlarına yeni bir bakış açısı geliştirmek için deneme fırsatı bulur” şeklinde konuştu.
Doğrudan başvurulabiliyor
Öğretmenlerin okulda gözlemlediği özgüven eksikliği, içe kapanma, uyum problemi, ders başarısı ya da dikkat becerilerinde düşüklüğü bulunan öğrencileri kum terapisi için doğrudan yönlendirdiğine dikkat çeken Anıl, “Çünkü bizim rehber öğretmenlerle yaptığımız bir çalışma dahilinde onların direk bize yönlendirmeleri mümkün. Bunun dışında aile hekimleri MHRS’den doğrudan randevu alabiliyorlar. Ayrıca danışanlar kendileri bireysel olarak randevu alabiliyorlar” ifadelerini kullandı.
Terapi seanslarının vakanın ciddiyetine göre değişebildiğini ifade eden Anıl, son olarak bazı vakaların iki, üç haftada çözümlenebildiğini ancak çok olumsuz ya da ağır travmatik olguların iki yıla kadar devam edebildiğini sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYARBAKIR – Diyarbakır’da 54 yıldır terzilik mesleğini sürdüren Abbas Kulaksız, hem geçimini sağladı hem de 7 çocuğunu üniversiteye göndererek okuttu.
65 yaşındaki Abbas Kulaksız, ilkokula giderken babasının kendisini merkez tarihi Sur ilçesinde bir terzinin yanına götürdüğünü ve orada başladığını söyledi. Bu çarşıda çırak olarak başladığını belirten Kulaksız, “Ondan sonra kalfalık ve askere gittim. Askerden geldikten sonra dükkan açtım ve devam ediyorum. 7 çocuk okuttum. Biri üniversite okuyor. Psikolog, öğretmen var. Kızları da okuttum hemşire var” dedi.
Terziliğin dünyanın hiçbir yerinde ölmeyeceğini düşünen Kulaksız, ” Ölen nedir? Özel sipariştir. Eskiden müşteriler gelirdi, sıraya girerdi sabaha kadar çalışırdık. O yoğunluk bitti. Ama bizim Diyarbakır’da şalvar olayı olduğu müddetçe bitmez. Bir gün bizde ölürsek, kimsede yetişmiyor, kimse çocuğunu terziye vermiyor, zanaat olarak bitiyor. Bu meslek, bize Hristiyanlardan, Ermenilerden kalmadır” ifadelerini kullandı.

Yerel HaberlerDiyarbakırGüncelEğitimYaşamBaba
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Başköy Mahallesi’nde düzenlenen toplantıda, üreticilere tarımsal üretim planlaması, yeni destekleme modeli ve kahverengi kokarca ile mücadele konularında bilgi verdi.
Kahverengi kokarcaya karşı yürütülen kışlak mücadelesine ilişkin detayların aktarıldığı toplantıda, çiftçilerin talepleri ve sorunları dinlendi.
Programda, tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar değerlendirildi.
Tarım ve Orman BakanlığıYerel YönetimÇiftçilikTekkeköysamsunEğitimGüncelÇevreTarım
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, Eskişehir İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı ekipler tarafından 14 Kasım 2024 tarihinde Han ilçesinde seminer ve bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirildi. Seminere kamu kurum personeli, STK temsilcileri ve 31 mahalle muhtarı katılım sağladı. Seminerde, ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kapsamında 5 milyon Erkeğe Farkındalık Eğitimi, KADES Uygulaması ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Siber Farkındalık, Güvenli İnternet ve Sosyal Medya Kullanımı’ ile çocuklara yönelik internet ortamında suç ve suçtan korunma yöntemleri konularında katılımcılar bilgilendirildi. Ayrıca katılımcılara görsel içerikli bilgilendirici afişler ve broşürler dağıtıldı. – ESKİŞEHİR
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TAM BURS SEÇENEĞİ YOK
Sözcü’nün haberine göre; Oxford Üniversitesi’nin internet sitesinde yer alan bilgilerde söz konusu programın ücretinin ortalama 121 bin sterlin (yaklaşık 5 milyon 324 bin TL) olduğu görüldü.
Tam burs seçeneği bulunmayan programda iki farklı burs seçeneği sunuluyor. Bunlardan birincisi “Forté Foundation” adıyla sadece kadın öğrencilere yönelik 37 bin 500 sterlin indirim uygulayan bir burs programı. Diğeri ise “Club MBA” adıyla öğrencilerin eğitim ücretlerine yüzde 30 indirim sağlıyor.

PROGRAMIN EN DÜŞÜK ÜCRETİ 2,6 MİLYON TL
Birinci burstan yararlanan öğrencilerin Türk Lirası’yla 3 milyon 674 bin TL ödemesi gerekirken diğer burstan faydalanan öğrencilerin ise Oxford Üniversitesi’ne 2 milyon 662 bin TL ödeme yapması gerekiyor.

MilletvekiliAK PartiPolitikaEğitimBurs
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hisarcıklıoğlu, törende yaptığı konuşmada, okulun ilçeye ve eğitim camiasına hayırlı olmasını diledi.
İlçedeki eğitim altyapısının daha da güçleneceğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin her köşesinde eğitim kalitesini yükseltmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Nizip TOBB Ortaokulu, bu anlayışla inşa edildi ve gençlerimizin eğitimine katkı sağlamak için kapılarını açtı. Bu vesileyle projeye katkıda bulunan tüm oda ve borsa başkanlarımıza teşekkür ediyorum.”
Nizip Kaymakamı Osman Uğurlu da emeği geçenlere teşekkür etti.
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu ve protokol üyeleri daha sonra okulun bahçesine fidan dikti.
Türkiye Odalar Ve Borsalar BirliğiYerel HaberlerEkonomiTürkiyeEğitimÇevreYaşamBorsaNizip
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Düzce Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, yurtlarda kalan öğrencilere yönelik “Odam Düzenli Yurdum Keyifli Projesi” başlattı. Proje çerçevesinde yurtlarda odalarda kalan öğrencilerin odalarını temiz ve düzenli tutması istendi. Ekim ayında Cahit Zarifoğlu yurdunda A1308 numaralı oda da erkeklere Mahpeyker Sultan Yurdu’nda A237 numaralı odada kız öğrencilere en temiz oda olmaları sebebi ile çeşitli ödüller verildi. – DÜZCE
Düzce ÜniversitesiGençlikEğitimYerelYaşamSpor
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kent merkezinde yapılan ve girişimcilerin yetişeceği İstasyon Gaziantep’in açılışında konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, merkezin hayırlı olması diledi.
Hisarcıklıoğlu, “Burada bu istasyonların harekete geçmesini sağlayanlara teşekkür ediyorum. Gaziantep girişimcilik merkezi. Türkiye’nin gurur duyduğu illerden bir tanesi Gaziantep’tir. Girişimcilerin bir araya geldiği ekosistemin olduğu bir yer. Hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
Gaziantep Valisi Kemal Çeber de İstasyon Gaziantep’te önemli işlere imza atılacağını belirtti.
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de merkezin hayırlı olmasını dileyerek katılımcılara teşekkür etti.
Konuşmaların ardından merkezin açılış kurdelesi kesildi.
Yerel HaberlergaziantepEkonomiTürkiyeEğitim
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hafızlık eğitimini tamamlayarak Diyanet İşleri Başkanlığınca uygulanan Hafızlık Tespit Sınavı’nda başarılı olan 8 öğrenci için Hafızlık İcazet Merasimi düzenlendi.
Seydişehir İlçe Müftüsü Adem Bebek, öğrencileri tebrik ederek, yetiştiren hocalarına teşekkür etti.
Bebek, hafızlığın yalnızca bir eğitim süreci olmadığını, aynı zamanda gençlerin manevi gelişimlerine katkı sağladığını, topluma önemli değerler kazandırdığını kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kadir Has Kongre ve Kültür Merkezi’nde saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı’nın okunması ve Kur’an- Kerim tilavetinin ardından başlayan törene Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri İl Müftüsü Durmuş Ayvaz, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Müsikisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Koca, protokol üyeleri, hafızlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Müsikisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Koca, katılımcılara sevilen eserlerini seslendirdi.
Programın açılış konuşmasını yapan Kayseri İl Müftüsü Durmuş Ayvaz, “Kayseri bugün bambaşka. Her zaman da başka. Dini hassasiyet, manevi değerler, milli değerler ve kültürel değerler dile geldiğinde Kayseri ülkemizde her zaman öncü olmuş, tarihin derinliklerinde, Erciyes’in gölgesinde nice yiğitler, nice alimler, nice veliler yetiştirmiştir. Yetiştirmeye de devam ediyor. Hafız, Allah’ın 99 isminden bir tanesidir. Öyle ki Rabbimiz hafız olması amacıyla Kur’an-ı Kerim’de; “O yüce kitabı ben indirdim, muhakkak ki yine onu kıyamete kadar muhafaza edecek, koruyacak olan benim” diyor. Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz’e inmeye başladığı andan itibaren peygamberimiz ve sahabeler onu ezberlemeye başladılar. Vahiy katipleri de yazdılar. Daha sonra da günümüze kadar geldi. Kur’an’ı taşıyanlar, İslam’ın bayrağını, sancağını taşıyorlar. İslam’ın sancağını taşıyan hafızlarımızı tebrik ediyorum, onlara teşekkür ediyorum. Ben çalışmalarımızda bizlerden desteklerini esirgemeyen herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek de, “Burada sizlere baktığımda muhteşem bir sahne görüyorum ve annelerinizin, babalarınızın sizlere heyecanla, gururla baktığını görüyorum. Değerli anneler ve babalar en büyük gurur sizin. Sizler emek verdiniz, uyumadınız. Bazen çocuklarınıza hasret kaldınız, bazen kıyamadığınız günler oldu ama istediniz ki Allah’ın kelamını öğrensinler. Hem bu dünyalarını, hem öteki dünyalarını kurtarsınlar. Çünkü biz Müslümanız. Biliyoruz ki bu dünyadan başka bir dünya daha var. O yüzden hepinizle gurur duyuyoruz. Sevgili hafızlarımız, dünyanın birçok yerinde dinimize ve peygamberimize bazı alçaklar hakaret ediyorlar. Fakat bilmiyorlar ki onlar ne yaparlarsa yapsınlar bu binler bu salonları doldurmaya devam edecek. Bu memleket hafızlar yetiştirmeye devam edecek. Peygamberimizin ismini anarken kalpleri titreyecek, heyecandan gözyaşı dökecek. Çünkü Kayseri de Peygamber Efendimiz’e aşık. Orada bir afiş var ” Gazze’ye selam” diye. Hepimiz buradan Gazze’deki kardeşlerimize selam gönderiyoruz. İnşallah daha binlerce yıl bizim dinimiz dünyaya adalet getirecek. Gençlerimizin heyecanına ortak olan herkesi saygıyla selamlıyor, hepinize teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından hafızlık eğitimini tamamlayan öğrencilere belgeleri ve hediyeleri takdim edildi. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Her ay belirlenen bir hafta sonu günü gönüllü berber Muhammet Kaya, Dörtyol Mahalle Muhtarlığına geliyor.
Kaya, burada ücretsiz saç kesimi yapıyor.
Muhtar Mustafa Akyıldız, projenin çok beğenildiğini belirterek, “Çocuklarımız mutlu, aileler memnun.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İran’da toplu şikayetler üzerine 9 ay önce Hemedan Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma neticesinde A.S., 200’den fazla kadına taciz ve tecavüzden suçlu bulunarak idama mahkum edilmiş, karar Yargıtay tarafından da onanmıştı.
Hemedan eyaletinde 200’den fazla kadına taciz ve tecavüzden suçlu bulunarak idama mahkum edilen A.S’nin, cezası infaz edildi.
HALKA AÇIK ALANDA İDAM EDİLDİ
Mehr Haber Ajansı’na göre, A.S hakkında verilen idam cezasının infazı, Hemedan Cennet Bahçesi Mezarlığı’nda sabah saatlerinde halka açık bir alanda yapıldı.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Abdullah Paçal
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türk savunma sanayiindeki 20 yıllık atılım, dünyanın gıpta ile baktığı yerli ve milli araçları ortaya çıkardı.
Özellikle milli firmalar tarafından üretilen İHA ve SİHA’ların dünyanın değişik yerlerinde kendini başarıyla ispat etmesiyle Türk insansız hava araçları adeta bir marka haline geldi.
Öyle ki havacılık sektörüne yönelik global yayın organı FlightGlobal adına Counterpoint Market Intelligence’ın 2023 faaliyetleri doğrultusunda sektörün en büyük 100 şirketine yönelik yaptığı derlemede, Türkiye’den iki firma kendine yer buldu.
İHA VE SİHA’DA TÜRKİYE DÜNYA MARKASI OLDU
Baykar ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), bu listede ilk 50 arasına girerek bir kez daha Türkiye’nin bu alandaki ilerleyişini gözler önüne serdi.
Bu başarıları dünyanın yakından takip ettiğini açıkça ortaya koyan bir gelişme daha yaşandı.
Mehmetçik’in sınır ötesi operasyonlarından Karabağ Savaşı’na, Libya’dan Etiyopya, Fas, Tunus, Nijer, Togo gibi Afrika ülkelerinin teröre karşı kullanımında kendini birçok alanda ispatlayan Baykar’ın en özel aracı Bayraktar TB2, alanın en bilinen ismi oldu.

ÇİNLİLER TB2’Yİ KOPYALADI
Dünya markalarını kopyalamasıyla bilinen Çin de boş durmadı.
TB2’yi koyalayan Çinli bir firma, neredeyse bir bir TB2’ye benzeyen XY-I İHA’sını görücüye çıkardı.
‘Çakma’ TB2 olan Çinli XY-I İHA, Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilendi.


Yusuf Balıkçı
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Donald Trump’ın yeniden ABD başkanı seçilmesinin ardından gözler, Melania Trump’a döndü.
Beyaz Saray’a dönmeye hazırlanan Melania Trump, şimdiden bazı radikalar kararlar almaya ve hayata geçirmeye başladı.
Trump’ın eşi Melania’nın, Jill Biden’ın düzenlediği geleneksel çay davetine katılmayacağı ancak ikna edilmeye çalışıldığı öğrenildi.
“ORTAK DAVET”
Jill Biden’ın ofisinden yapılan açıklamada, “Biden’lar tebriklerini iletti ve Trump’ları Beyaz Saray’da buluşmaya ortak davet etti.” denildi.
Ancak Melania Trump’ın; Jill Biden ile görüşmeyeceği, yarın yapılacak Beyaz Saray buluşmasında eşi Donald Trump’a katılmayacağı bildirildi.

“NİHAİ KARARI DEĞİL”
CNN International’a konuşan bazı kaynaklar ise Melania Trump’ın yakın zamanda yayınlanan, kendi adını taşıyan anı kitabıyla ilgili önceden planlanan bir etkinlik nedeniyle çakışma olduğunu, katılmama kararının henüz nihai olmadığını belirtti.

Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çin’in Nükleer Uçak Gemisi Planı: Hızla İlerleyen Bir Proje
Uydu görüntüleri ve diplomatik analizlere göre, Çin, nükleer enerjiyle çalışan bir uçak gemisi geliştirme yolunda büyük bir mesafe kat etti. Middlebury Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nün raporlarına göre, Çin karada bir prototip nükleer reaktör geliştirdi ve bu reaktörün uçak gemisi boyutunda bir yüzey gemisine entegre edilmesi planlanıyor. Bu durum, Pekin’in küresel denizlerde uzun süreli operasyonlar yapma kapasitesini artırarak hem askeri hem de stratejik gücünü genişleteceğini gösteriyor.
REKLAM
Çin’in şu anda üç uçak gemisi bulunuyor ve bunlardan biri tamamen Çin tarafından tasarlanmış olan “003 Fujian” sınıfı gemi. Ancak nükleer enerjiyle çalışacak dördüncü gemi, Çin donanmasının yalnızca bölgesel değil, küresel bir güç haline gelmesi için stratejik bir dönüm noktası olarak görülüyor. Çin’in planına göre bu gemiler, taşıma kapasitelerini artırmanın yanı sıra elektromanyetik kalkış sistemleriyle donatılacak ve küresel hareket kabiliyetlerini daha da genişletecek.
Pentagon ve ABD İstihbaratından Kritik Raporlar
ABD istihbarat birimleri, Trump’ın başkan seçilmesinin hemen ardından Çin’in nükleer uçak gemisi projeleriyle ilgili kapsamlı bir raporu Trump’ın ekibine sundu. Bu raporlar, Çin’in bu projeyle Asya-Pasifik bölgesindeki ABD üstünlüğüne meydan okuyabileceğini ve denizlerdeki güç dengelerini kendi lehine çevirmeyi hedeflediğini ortaya koyuyor. Pentagon ise bu hamleyi, “denizlerdeki küresel liderliğe doğrudan bir meydan okuma” olarak değerlendiriyor.
ABD düşünce kuruluşları da Çin’in bu projedeki hızına dikkat çekiyor. Raporlara göre, bu proje yalnızca teknolojik bir gelişme değil, aynı zamanda Çin’in denizcilik stratejisinde bir paradigma değişimini temsil ediyor. Uzmanlar, Çin’in bu hamlesinin, ABD donanmasının daha güçlü modernizasyon projelerine odaklanmasını tetikleyebileceğini belirtiyor.
REKLAM
Trump Yönetiminin Muhtemel Yanıtları
Trump yönetiminin, Çin’in bu hamlesine karşı bir dizi sert önlem alması bekleniyor. Öncelikli olarak, teknoloji transferlerinin sıkı denetim altına alınması ve Çin’in bu alandaki ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik ekonomik yaptırımlar gündeme gelebilir. Ayrıca, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Avustralya gibi müttefiklerle daha güçlü bir savunma iş birliği kurulması hedefleniyor. Bu tür adımlar, Çin’in Pasifik ve Hint Okyanusu’ndaki nüfuzunu sınırlamak adına stratejik bir denge unsuru olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Çin’in nükleer uçak gemisi geliştirme hamleleri, yalnızca ABD-Çin ilişkilerini değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de yeniden şekillendirebilir. Trump yönetiminin bu projeye karşı geliştireceği sert yanıtlar, bölgede yeni bir silahlanma yarışını tetikleme potansiyeline sahip. Öte yandan, Çin’in bu hamleye yanıt olarak Pasifik’teki müttefiklere baskısını artırabileceği ve bölgesel gerilimlerin daha da tırmanabileceği ifade ediliyor.
ABD’li diplomatik kaynaklara göre, Trump yönetimi, bu meydan okumaya karşı hızlı ve kapsamlı bir strateji geliştirmek zorunda kalacak. Çin’in nükleer enerjiyle çalışan gemi projeleri, yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda Pekin’in küresel denizlerdeki hâkimiyet arayışının bir sembolü olarak görülüyor. Trump’ın bu meydan okumaya vereceği yanıt, ABD’nin küresel liderliğini ve bölgesel güvenlik dengelerini uzun yıllar boyunca şekillendirebilir.
Çin’in nükleer uçak gemisi projesi, ABD için yalnızca askeri bir tehdit değil, aynı zamanda stratejik ve diplomatik bir sınav haline gelmiştir. Trump’ın bu gelişmeye karşı atacağı adımlar, hem Pasifik bölgesinde hem de küresel ölçekte güç dengelerini yeniden tanımlayabilir. Bu mücadele, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda gelecekteki küresel düzeni de derinden etkileyecektir.
Haberin görseli: The Associated Press tarafından servis edilmiştir
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlayabileceği görüşünü “boş bir hayal” olarak nitelendiren Duda, “Avrupa, ABD’nin yardımı olmadan Rusya’nın emperyal hırslarına karşı kendi güvenliğini sağlayamaz.” dedi.
Duda, Avrupa’daki kaynakların, cephede sadece birkaç gün savaşmaya yeteceğinin kısa süre önce anlaşıldığını belirterek, politikacıların Rusya-Ukrayna Savaşı’nda “bu acımasız gerçekle” karşılaştığını kaydetti.
Hatalardan sonuçlar çıkardıklarını dile getiren Duda, diğer ulusların egemenliğine saygı duyduklarını ve aynı şekilde saygı gösterilmesini istediklerini vurguladı.
REKLAM
Polonya’nın Ulusal Bağımsızlık Günü her yıl 11 Kasım’da kutlanıyor. Ülkede her yıl Polonya’nın 1918’de Alman, Avusturya-Macaristan ve Rus imparatorluklarından egemenliğini geri almasının yıl dönümü olarak yürüyüşler, konserler ve çeşitli etkinlikler düzenleniyor.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın yanı sıra “KKTC Cumhurbaşkanı” sıfatıyla Ersin Tatar’ın da Türk Devletleri Teşkilatı’nın Kırgızistan’daki zirvesine “gözlemci” olarak bulunmasına Avrupa Birliği’nden (AB) eleştiri geldi.
“MEŞRULAŞTIRMAYA YÖNELİK GİRİŞİMLERİ REDDEDİYORUZ”
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bu daveti “Kıbrıslı Türk ayrılıkçı oluşumunu meşrulaştırma girişimi” olarak değerlendirdi.
Borrell, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Avrupa Birliği, OTS’nin Kıbrıslı Türk ayrılıkçı varlığını, uluslararası alanda tanınmayan sözde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, dün Bişkek’te gerçekleşen zirve de dahil olmak üzere, gözlemci statüsü vererek meşrulaştırmaya yönelik tekrarlanan girişimlerini reddediyor.”
Bu girişimlerin “üzücü” ve “Birleşmiş Milletler (BM) şartında yer alan Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü ilkesine aykırı” olduğunu söyleyen Borrell, AB’nin sadece Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıdığını yineledi.

AB, ORBAN’IN KATILIMINDAN DA RAHATSIZ
AB yönetimi, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın da Türk liderlerinin zirvesine katılmasından rahatsız. Brüksel yönetimine göre, AB üyesi ülkelerin “bağımsız diplomatik girişimleri” birliğin tutarlı dış politikası ile çelişiyor. Bu nedenle, Orban’ın Macaristan ve AB dış politikaları arasındaki ayrımın farkına varması isteniyor.
Borrell, 5-6 Temmuz günlerinde Şuşa’da yapılan OTS Zirvesi’ne katılması üzerine Orban’ın, AB adına dış temsil yetkisi bulunmadığını belirtmişti. Macaristan Başbakanı’nın toplantıya ülkesini temsilen katıldığını açıklamıştı. Borrel, AB Komisyonu’nun OTS ile ilişkilerini ilerletmek için Orban’a herhangi bir yetki vermediğini altını çizmişti.

Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen AB gayriresmi zirvesinin ardından basın toplantısı düzenleyen Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Türk-Yunan ilişkilerine dair soruları yanıtladı.
“İSTİKRARLI ORTAM, HER İKİ HALKIN DA YARARINA OLUR”
Budapeşte’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği gayriresmi görüşmeye değinen Miçotakis, iki ülke arasındaki ilişkilerde “normalleşme” hedefinin esas olması gerektiğini ifade etti.
Atina’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis arasında yapılan görüşmeye de değinen Miçotakis, görüşmenin olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini ancak temel konularda hala bir uzlaşma zemini bulunmadığını belirtti.
Miçotakis, “Türkiye ile ilişkilerimizde istikrarlı bir ortamın korunması her iki halkın da yararına olacaktır.” dedi.

ABD-YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ
ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin Avrupa için önemi üzerinde duran Miçotakis, Avrupa ülkelerinin ve Yunanistan’ın ABD ile ilişkilerde daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini vurguladı.
Yunanistan-ABD ilişkilerinin de yeni dönemde sağlam bir zeminde ilerlediğini kaydeden Miçotakis, bu ilişkinin stratejik bir derinliğe sahip olduğunu kaydetti.
Miçotakis ayrıca, bu ilişkinin ABD ile Yunanistan arasında imzalanan ve beş yıllık süreyi kapsayan savunma anlaşması ile güvence altına alındığını ifade etti.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ile Hizbullah arasında çatışmalar sürüyor…
Son saldırıya ilişkin açıklama ise İran destekli Husilerin silahlı kanadının sözcüsü Yahya Saree’den geldi.
Husiler yaptıkları açıklamada İsrail’in güneyindeki Nevatim Askeri Hava Üssü’ne saldırı düzenlendiğini bildirdi.
“GELİŞMİŞ FÜZE SALVOSUYLA HEDEF ALDIK”
Ayrıca, Saree grubun Yemen’in batısı üzerinde bir ABD insansız hava aracını (İHA) durdurduğunu bildirdi.
Öte yandan, Hizbullah tarafından yapılan açıklamada ise, “Tel Aviv’in güneyindeki Tel Nof hava üssünü gelişmiş füze salvosuyla hedef aldık” ifadelerine yer verildi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Öznur Kaya
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SCHOLZ, KOALİSYON ORTAĞINI GÖREVDEN ALDI
Alman Haber Ajansı DPA’nın hükümet sözcüsü Steffen Hebestreit’a dayandırdığı haberinde, bir süredir hükümet içinde yaşanan anlaşmazlıkların ardından Başbakan Scholz’un FDP liderini bakanlıktan aldığı ifade edildi. Hebestreit, Başbakan Scholz’un koalisyon ortağı FDP’nin lideri Maliye Bakanı Lindner’i görevden aldığını doğruladı.
ERKEN SEÇİM ÖNERİSİNİ REDDETTİ
Ülke medyasında yer alan haberlerde, koalisyon hükümetini oluşturan Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile Yeşiller ve FDP yetkililerinin aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için Başbakanlıkta bir araya geldiği belirtildi. FDP lideri Lindner’in Şansölye Scholz’a bu görüşmede erken seçim önerisinde bulunduğu aktarılan haberlerde, ancak Scholz’un bunu reddettiği bildirildi. Haberlerde, Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier’in de yaşanan hükümet krizi nedeniyle devreye girdiği ve parti liderleriyle görüşmesinin beklendiği kaydedildi.
NE OLMUŞTU?
Koalisyon hükümeti, 2025 bütçesi, ikinci emeklilik paketi ve “Büyüme Girişimi-Almanya için Yeni Ekonomik Dinamikler” adı verilen bir büyüme paketi konusunda zorluk yaşıyor. Özellikle FDP’nin mali açıdan şahin tutumu 2025 için hazırlanacak bütçe konusunda ortakları anlaşmazlığa düşürdü ve ülkede hükümet krizi havası oluşturdu. Maliye Bakanı Christian Lindner ve Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck ekonominin canlandırılması için farklı ve birbirlerinden bağımsız olarak öneriler sundu. Partiler arasında koordineli bir şekilde yapılmayan bu öneriler koalisyonda derin bir ayrışma olduğunu gösterdi. Koalisyon ortakları, bütçe komisyonu toplanıp bütçeye son şeklini verene kadar kapatılması gereken milyarlarca avroluk açık ile ekonomik krizden çıkış için izlenecek yol konusunda sıkıntılar yaşıyor.
MUHTEMEL 4 SENARYO
Koalisyonda yer alan bir tarafın ayrılması durumunda, Başbakan Scholz, 4 yıllığına seçildiği için mecliste başka çoğunluk oluşturabilir. Bu durumda Scholz, hükümetten ayrılan tarafın bakanlarının görevine son verir ve bunların yerine yeni bakanlar atar. Ancak bu senaryo gerçekçi bulunmuyor. Çünkü kamuoyu yoklamalarında, yüzde 32-34 bandında bulunan ve erken seçime gidilmesini talep eden ana muhalefetteki Hristiyan Birlik partilerinin (CDU-CSU) buna yanaşmayacağı ifade ediliyor. Bir başka senaryoya göre, Başbakan Scholz azınlık hükümeti kurabilir. Bunun gerçekleşmesi durumunda, Scholz hükümetinin her bir yasa için mecliste çoğunluk bulması gerekecek. Bunun için de muhalefetin desteğine ihtiyaç duyacak ve muhtemelen yasaların çıkması zorlaşacak. Bir başka seçenek de milletvekillerinin başbakana karşı bir güven oylamasına gitmesi. Mevcut başbakan güven oylamasını kaybeder ve milletvekillerinin gösterdiği bir başbakan adayı meclisten çoğunluğu alırsa, yeni başbakan olarak görev yapabilir. Ancak bunun için aşırı sağcı parti AFD milletvekillerinin desteğine ihtiyaç duyulacak. Meclisteki diğer tüm partiler AFD ile her türlü işbirliğine karşı çıktığı için bu seçeneğin gerçekleşmesi zor görünüyor. Bir diğer ve en gerçekçi seçenek ise Başbakan Scholz’un meclisten güvenoyu istemesi olarak görülüyor. Başbakan meclis çoğunluğunu arkasında toplaması ve güvenoyu alması durumunda hükümet devam eder, aksi durumda ise Başbakan, Cumhurbaşkanından erken seçime gidilmesini isteyebilir. Cumhurbaşkanı 21 gün içinde bu kararı alır, ardından 60 gün içinde erken seçim yapılması gerekir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’de 5 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerini kaybeden Harris, Washington’daki Howard Üniversitesi kampüsünde destekçilerine bir konuşma yaptı.
Başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçi rakibi Trump’a kaybettiklerini kabul eden Harris, “Bu seçimlerin sonuçlarını kabul etmemiz gerekiyor. Seçilmiş Başkan Trump ile konuşup zaferi dolayısıyla kendisini tebrik ettim. Ayrıca kendisine ve ekibine, bu yetki devir sürecinin barışçıl bir şekilde gerçekleşmesi konusunda yardımcı olacağımızı da söyledim.” şeklinde konuştu.
Bağlılıklarının Trump’a değil Anayasa’ya olduğunu kaydeden Harris, “Bu seçimleri kaybettiğimi kabul ediyorum ancak bu kampanyayı ateşleyen mücadelemizden vazgeçmiyorum.” vurgusunu yaptı.
Seçim kampanyası boyunca başarılı bir iş çıkardıklarını savunan Harris, kendisine destek olan herkese teşekkür etti ve inandıkları değerler uğrunda çalışmaya devam etmelerini istedi.
ABD’de 5 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Trump 270 delegeyi geçerek ülkenin 47. başkanı olmaya hak kazanmıştı.
Trump, 20 Ocak 2025 günü yemin ederek resmen görevine başlayacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’de 5 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerini kaybeden Harris, Washington’daki Howard Üniversitesi kampüsünde destekçilerine bir konuşma yaptı. Başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçi rakibi Trump’a kaybettiklerini kabul eden Harris, “Bu seçimlerin sonuçlarını kabul etmemiz gerekiyor. Seçilmiş Başkan Trump ile konuşup zaferi dolayısıyla kendisini tebrik ettim. Ayrıca kendisine ve ekibine, bu yetki devir sürecinin barışçıl bir şekilde gerçekleşmesi konusunda yardımcı olacağımızı da söyledim.” şeklinde konuştu. Kamala Harris, “Önemli olan şey pes etmemek, denemeyi bırakmamak, savaşmaya devam edeceğiz” dedi.
“PES ETMEK YOK, SAVAŞMAYA DEVAM”
Kamala Harris, seçim mağlubiyetini kabul ettiği konuşmasında açıklamalarına şöyle devam etti:
Amerikalıların bir prensibi olarak, bu sonuçlara saygı duyuyoruz. Bu olmazsa demokrasi sahibi olduğumuzu söyleyemeyiz. Burada sadece oradaki başkana değil kendi ülkemize bu saygıyı göstermemiz gerek. Bu yüzden ben buradaki seçimin sonucunu kabul ederken buradaki savaşı sürdüreceğimizi söylemek istiyorum. Özgürlük için verdiğimiz savaş, tüm Amerikalılar için verdiğimiz bir savaştır. Bu savaşı hiçbir zaman bırakmayacağım. Buradaki Amerikalıların geleceğini korumak için bu savaşı sürdüreceğim. Hiçbir zaman bu savaşı bırakmayacağım. Sokaklarımızı silah şiddetine karşı korumaktan pes etmeyeceğim. Hukukun üstünlüğü savaşımı hiçbir zaman bırakmayacağım. Buradaki temel haklardan herkesin faydalandığından emin olacağız. Önemli olan şey pes etmemek, denemeyi bırakmamak, savaşmaya devam edeceğiz. Lütfen kedere kapılmayın. Şu anda kolları sıvama, organize olma vakti. Buradaki özgürlüğümüzü ve adaleti korumak için. Birlikte olduğumuzu bilin. Kariyerim boyunca acı çeken insanlar gördüm, hikayelerini dinledim. Kalplerindeki güç ve cesaret beni canlı tuttu. Onların adil bir hukuk sürecinden geçmeleri için savaştım. Onların bu cesaretini destekledim. Burada çok ciddi bir adalet tarihine bakıyorum. Burada sadece yeteri kadar karanlıksa ışığı görmek daha kolay olur. Karanlık zamanlara girdiğimizi söyleyebilirsiniz. Ama umuyorum ki böyle değildir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Orta Doğu’daki katliamlarına yenileri eklendi. Lübnan’daki Baalbek-Hermel bölgesinin valisi Beşir Hodr, İsrail’in düzenlediği yaklaşık 40 saldırıda en az 38 kişinin öldüğünü, 54 kişinin yaralandığı açıkladı. Baalbek-Hermel bölgesinin yanı sıra Beyrut’un güney banliyölerine yeni saldırılar düzenlendiğini aktaran Hodr, enkaz altında kalan yaralıları kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.
İsrail Beyrut banliyölerini hedef almıştı
Dün, başkent Beyrut’un güney banliyölerindeki birçok bölge için tahliye emirleri yayınlayan İsrail, en az 4 bölgeyi hedef almıştı. Yaşanan can kayıpları ya da saldırıların hedefi konusunda İsrail veya Lübnan’dan resmi açıklama yapılmamıştı. – BEYRUT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Musk seçim gecesini Trump’ın Florida’nun Mar-a-Lago bölgesindeki evinde izledi.
Trump’ın seçim galibiyeti netleşmeye başlarken, sahibi olduğu X’teki hesabından,”Amerikan halkı, bu gece Donald Trump’a değişim için çok açık bir yetki verdi” diye yazdı.
Donald Trump da Palm Beach Kongre Merkezi’ndeki zafer konuşmasının bir bölümünü Musk’ı övmeye ayırdı. Yeni başkan, SpaceX tarafından üretilen inişini anlattı.
Temmuz ayında Pennsylvania’da bir seçim mitingindeki suikast girişimi sonrası açıktan Trump’a destek vermeye başladı.
Donald Trump’a bağış sağlama amacıyla kurulan bir siyasi örgütlenmenin en önemli destekçileri arasındaydı. Toplam 119 milyon dolardan fazla bağışta bulundu.
Ülke seçime geri sayarken, çekişmeli eyaletlerde seçmen kaydı yaptırılmasını teşvik etmek için bizzat çalıştı. Seçmen kaydı yaptıracaklara, çekilişle bir milyon dolar ödül vadetmesi çok tartışıldı.
Bu çekiliş mahkemeye de taşındı ve bir hakim yasal sorun olmadığına hükmetti.
Trump’a, ününü, parasını ve sahibi olduğu X platformunu kullanarak destek veren Musk’ın, bu zaferden kazanacağı çok şey olabilir.
Seçilmiş başkan Donald Trump, ikinci döneminde israfı ortadan kaldırmak için Musk’a yönetiminde görev vereceğini söyledi.
Musk söz konusu girişime, DOGE kısaltması üzerinden ” Hükümet Verimliliği Bakanlığı” adını verdi. DOGE aynı zamanda milyarder iş insanının popülerleştirdiği bir meme ile kripto para biriminin de adı.
Uzay araştırmalarını nasıl etkiler?
Trump’ın başkanlığı, şu anda hükümet uydularını uzaya gönderen SpaceX’e ek faydalar getirebilir.
Musk, uzay araştırmaları alanında yapılan, rakibi Boeing’inki de dahil, kamu sözleşmelerini yapısı nedeniyle eleştiriyordu. Bu sözleşmelerin, bütçeyi korumayı ve teslim zamanına bağlı kalmayı teşvik etmediğini savunuyordu.
SpaceX ayrıca, Pentagon ve ABD’nin istihbarat kurumları, casus uydu yatırımı için milyarlarca dolar bütçe ayırmışken, bu alanda çalışmalar yapmaya başladı.
Trump ayrıca, elektrikli araç piyasasına yönelik düzenlemeleri en aza indirme planını açıklamıştı. Bu da Musk’ın sahibi olduğu Tesla şirketine yarar sağlayabilir.
Geçtiğimiz ay ABD’de yol güvenliğini denetlemek ve düzenlemekle sorumlu kurum, Tesla’nın otonom sürüş yazılım sistemini incelediğini duyurmuştu.
Musk ayrıca, Tesla çalışanlarının sendikalaşmasını engellemeye çalıştığı iddiasıyla da eleştiriliyor.
Birleşik Otomobil İşçileri, Trump ve Musk arasında X’te geçen bir konuşma sonrası haksız işçi çıkarma uygulaması nedeniyle şikayette bulundu. Söz konusu sohbette Musk, Trump’a grevdeki çalışanları işten çıkardığını söylüyordu.
Trump ayrıca, kurumlar vergisini ve zenginlere uygulanan vergileri düşürme sözü verdi.
Bu da Musk’ın muhtemelen yerine getirilmesini umduğu bir diğer sözdü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
HARRİS KONUŞMA YAPACAK
Amerikan CNN kanalının Harris’e yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Harris, bugün yerel saatle 16.00’da (TSİ 24.00) kameralar karşısına geçecek. ABD’de resmi olmayan sonuçlara göre başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçi rakibi Donald Trump’a karşı kaybeden Harris’in, konuşmasında “mağlubiyeti kabul ettiğini” ifade etmesi bekleniyor.
TEBRİK ETTİ
Öte yandan ABD seçimlerinde kaybeden aday Kamala Harris, Donald Trump’ı arayarak seçim sonucu nedeniyle tebriklerini iletti. Trump, 20 Ocak 2025 günü yemin ederek resmen görevine başlayacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Almanya’da haftalardır süren siyasi çekişmelerin ardından Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti’den (FDP) oluşan üçlü koalisyon hükümeti dağılma noktasına geldi. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Maliye Bakanı Christian Lindner’i görevden aldı. Alman basınında yer alan haberlerde, Lindner’in bütçe çıkmazına bir çözüm olarak erken seçim önerdiğini ve Scholz’un bu öneriyi reddettiği bildirilmişti.
Lindner’in görevden alınmasının FDP’nin koalisyondan ayrılmasına yol açıp açmayacağı henüz bilinmiyor. FDP olmadan Scholz, Sosyal Demokratlarla tek başına ya da ikinci büyük parti olan Yeşillerle birlikte, geçici parlamento çoğunluklarına dayanarak bir azınlık hükümetine başkanlık etmeye devam edebilir. – BERLİN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trump’ın kazanma ihtimalinin artmasıyla Meksika’dan binlerce göçmen ABD sınırına doğru yola çıktı.
ABD’deki başkanlık seçimleri nedeniyle Meksika’dan yaklaşık 2 bin 500 kişilik yeni bir göçmen konvoyunun yola çıktığı bildirildi.
Meksika basınına göre, ülkenin güneyindeki Chiapas eyaletine bağlı Tapachula’dan yürüyüşe geçen binlerce göçmen, ABD’nin yeni başkanı göreve başlamadan sınırı geçmek istiyor.
Göçmenlerin çoğunluğunun Çin, Peru, Ekvador, Venezuela, Kolombiya, Honduras, El Salvador, Guatemala ve Haiti uyruklu olduğu kaydedildi.
Trump, seçim kampanyası boyunca düzensiz göçmenleri sınır dışı edeceğini sıkça dile getirmiş, Meksika sınırına duvar öreceğini vurgulamıştı.
Ayrıca Trump, ABD tarihinin düzensiz göçmenlere yönelik en büyük sınır dışı etme operasyonunu başlatacağını söylemişti.
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
ABD’nin yeni başkanı kim olacak? Haberi Görüntüle
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İKTA SİSTEMİ NEDİR?
İkta kelimesinin sözlük anlamı kesmek ve ayırmaktır. İkta sistemi Hz. Ebu Bekir zamanında kullanılmaya başlamıştır. Türk İslam Devletleri’nde görülmektedir. Bilinen kadarı ile ikta sistemi ilk olarak Büyük Selçuklu Devleti’nde uygulanmıştır. Peki ikta sistemi nedir?
İkta sistemi miri topraklardan, yani devlete ait topraklardan elde edilen vergi gelirlerinin devlet görevlilerine maaş karşılığında verilmesidir. İkta sisteminde kullanılan toprak devlete aittir, ikta sahibi toprağın sahibi değildir, yani toprağın mülkiyet hakkı devlete aittir. İkta sisteminde, devlet çalışanlarına veya askerlere, devlet adına yaptıkları hizmetin bir karşılığı olarak şehir merkezinden uzak birer toprak parçası verilmektedir. Verilen bu toprak parçaları ise bir süre karşılığında o kişinin kullanımına bırakılmaktadır, süre dolduğunda devlet bu araziyi o kişiden geri almaktadır. Devlet tarafından bu kişilere verilen toprakların vergi gelirleri de ikta sahiplerine ait olmaktadır. Yani o toprak üzerinden elde edilen gelir devlete değil, o kişiye aittir. İkta sistemi ile toprak sahibi olan kişinin ise devlet adına asker yetiştirme yükümlülüğü bulunmaktadır.
İKTA SİSTEMİ TARIMSAL ÜRETİMİN GELİŞMESİNE NE GİBİ KATKILAR SAĞLAMIŞTIR?
İkta sisteminin tarımsal üretimin gelişmesine önemli katkıları olmuştur. Zira ikta sistemi ile bu topraklar üzerinden elde edilen gelir, ikta verilen kişiye ait olduğundan, bu topraklarda gecikmeksizin tarım üretimi başlamıştır. İkta sistemi ile şehir merkezinden uzak, bakir topraklar sahiplendirilmiş ve bu topraklarda üretim hızla artmıştır. Sahipsiz, bakir topraklarda tarımın yapılması ile de ülkenin ekonomisi gelişmiştir.
SELÇUKLULARDA İKTA SİSTEMİ
Diğer Türk İslam Devletleri’nde olduğu gibi, Selçuklu Devleti’nde de ikta sistemi uygulanmıştır. Selçuklularda ikta sistemi birtakım kurallara bağlanmıştır. Bu kurallara uymayanlardan da ikta toprakları geri alınmıştır. Selçuklularda ikta sistemi kurallarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
İKTA VE TIMAR SİSTEMİ ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
İkta sisteminin ne olduğu yukarıda anlatılmıştır. İkta ve tımar sistemi arasındaki farklılıkları açıklamadan önce, tımar sisteminin ne olduğunu açıklamakta fayda vardır.
Tımar sistemi Osmanlı Devleti’nin uyguladığı bir uygulamadır. Tımar sistemi, Osmanlı Devleti’nde savaşlarda önemli başarılar kazanmış komutanlara veya önemli işler yapmış olan devlet adamlarına, yaptıkları hizmetin karşılığı olarak toprak verilmesidir. Tımar sisteminde verilen topraklar, şehir merkezinden uzak, bakir, ekilmemiş topraklardır. Osmanlı Devleti’nin tımar sistemi kapsamında verdiği toprakların sahiplerinden bazı beklentileri bulunmaktadır ve toprak sahipleri bu beklentileri karşılayamadığında, bu topraklar geri alınmaktadır. Osmanlı Devleti’nin tımar sahibinden beklentileri şu şekilde sıralanabilmektedir:
İkta ve tımar sistemi dış görünüş olarak birbirlerine oldukça benzemektedir. Lakin iki uygulama arasında birtakım farklılıklar bulunmaktadır. İkta ve tımar sistemi arasındaki farklılıkların başında; ikta sisteminin Selçuklu Devleti’nde, tımar sisteminin ise Osmanlı Devleti’nde uygulanmasıdır. İkinci ve asıl farklılık ise; ikta sisteminde elde edilen gelirin devlet adamlarına, tımar sisteminde ise elde edilen gelirin askerlere verilmesidir.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>-Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul Marif Arşivi Rehberi
-Türk Maarifinin Tarihi Kaynakları 1: İlk Mektepler, Köy Mektepleri ve Köy Muallimi Mektebi Müfredat Programları (1924-1926)
-Türk Maarifinin Tarihi Kaynakları 2: Lise Birinci ve İkinci Derece Mektepleri, İmam ve Hatip Mektebleri
-Cumhuriyet mekteplerinde müdüriyet teftişi: kandilli kız lisesi tatbikatı (1924-1926)

100 YIL SONRA BİR İLK
Eserde Cumhuriyet Dönemi’nde 1924-1925 ders yılından itibaren tatbik edilmeye başlanan ilk, orta ve lise kademesindeki tüm okulların müfredat programları, gerekçeleri ve tadilatlarıyla beraber 100 yıl sonra ilk kez toplu ve tıpkıbasım olarak bir arada neşrediliyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eserin sunuş yazısında, ”Böylece şimdiye kadar eski Türkçe olduğundan üzerinde akademik çalışma yapılamayan ya da sadece ders cetvelleri verilerek maalesef hak ettiği değeri görmeyen müfredatlar gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu eser, Türk eğitim tarihi açısından büyük bir boşluğu dolduran, ana kaynak niteliğinde önemli bir referans olacaktır” diye yazdı.

KÖKLÜ GEÇMİŞ GÜÇLÜ GELECEK
Bakan Tekin, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne de atıfta bulunarak ”Köklü geçmiş, güçlü gelecek anlayışıyla eğitimde zamanın ruhunu yakalayarak çocuklarımızı zihni açık, ufku geniş, millî ve manevi değerlerle donanmış, bilgiye ve çağın gerektirdiği becerilere sahip, erdemli ve yetkin bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
EŞSİZ BİR KAYNAK
Eser, Cumhuriyet Dönemi’nde dersler, müfredatlar, programlar ve öğretmenlerin durumu gibi pek çok konuda Türk eğitim literatürüne yeni bilgiler sunarak, dönemsel karşılaştırmalar için de önemli bir model oluşturacak. 1924 müfredatları, Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim ve kültür alanında gerçekleştirdiği ilke ve inkılapların en somut örneklerini gösterdiği gibi Türk maarif tarihi araştırmaları açısından da değerli bir kaynak niteliği oluşturuyor.

TEFTİŞ DEFTERLERİ GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR
Bakan Tekin sunuş yazısında ”Cumhuriyetin ilanını müteakip yıllarda yayımlanan tamim gereğince Müdüriyet Teftişi adıyla 5 Ocak 1924 tarihinden itibaren tüm okul müdürleri tarafından tutulması zorunlu olan “Müdürlere Mahsus Teftiş Defteri” uygulaması, Türk Eğitim Tarihi alanında şu ana kadar pek bilinmeyen bir uygulamadır. 31 Mart 1926’ya kadar devam eden bu teftişle hem yeni müfredatın tatbiki değerlendirilmiş hem de öğretmenlerin ders ve mesleki bilgisi yanında yeterlilikleriyle ilgili önemli bilgi ve belgeye yer verilmiştir” bilgisini de verdi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atatürk Lisesi’ni ziyaret ederek öğrencilerle buluşan mezunlar, onlara kariyerleri açısından önerilerde bulundu.
Aralarında diplomat, bürokrat ve üst düzey yönetici gibi birçok meslekten kişinin bulunduğu mezunlar grubu, başarı hikayelerini öğrencilerle paylaştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kaza, 28 Ekim günü gece saatlerinde Yeni Mahalle, Antalya Caddesi üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Öğretmenevinden Orman kavşağı istikametine seyir halinde olan Ömer Kara’nın (21) kullandığı 64 ABV 480 plakalı otomobil, aynı yönde seyir halinde olan H.K. idaresindeki 42 H 4400 plakalı aracı sollamak isterken aynasına ve kapısına çarptıktan sonra kontrolünü yitirip refüje çıkarak bir ağaca çarptı ve hurdaya döndü. Kazada Selçuk Üniversitesi Beyşehir Ali Akkanat Meslek Yüksekokulu ikinci sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Ömer Kara hayatını kaybederken, yanında yolcu olarak bulunan Ali Akkanat Turizm Fakültesi öğrencisi Tankut Faruk Kocabaşa (20) ise ağır yaralandı. Kazanın ardından kaldırıldığı Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavisi devam eden Kocabaşa, kurtarılamayarak hayatını kaybetti. – KONYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kırklareli’nde jandarma ekipleri sorumlu oldukları bölgelerde okul servis araçlarına denetim yaptı.
Ekipler personel ve öğrencilerin emniyet kemeri takıp takmadığı kontrol edilirken, personel ve öğrencilere emniyet kemeri takmanın faydaları ile araca nasıl binileceği ve inileceği konularında bilgilendirme yapıldı. – KIRKLARELİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 2024 yılı faaliyet programında yer alan Kamu Spor Oyunları Türkiye finalleri başkent Ankara’da gerçekleştirildi. Kamu çalışanlarının birbirleriyle kaynaşmalarını sağlamak, kurumlararası iş birliğini artırmak, insanların beden ve ruhen sağlıklı olmalarını sağlamak ve spor yapma alışkanlığı kazandırmak amacıyla bu yıl ikincisi düzenlenen Kamu Spor Oyunları Bölge 3×3 Basketbol Türkiye finalinde Mersin’i Milli Eğitim Müdürlüğü temsil etti.
Turnuvada Türkiye ikincisi olan Milli Eğitim Müdürlüğü Basketbol Takımı, gümüş madalyayı müzesine götürdü. – MERSİN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>VALENSİYA, 2 Kasım (Xinhua) — İspanya’nın doğu ve güneydoğusundaki Valensiya, Castilla-La Mancha ve Endülüs bölgelerinde yıkıma yol açan ve 205 kişinin ölümüne neden olan sel felaketi ülkeyi derinden sarsmaya devam ediyor. Cuma günü itibariyle pek çok kişiden hala haber alınamıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), güvenlik güçlerine teslim olan çocuk yaştaki PKK/ YPG’li teröristlerin ifadelerini paylaştı.
Bakanlığın sosyal medya hesabında yer alan paylaşımda, “İzleyeceğiniz görüntüler; terör örgütü PKK/YPG tarafından yalan, tehdit, şantaj ve işkence gibi ahlak dışı yollarla kaçırılan ve zorla örgüt faaliyetlerinde kullanılan çocuk yaştaki teröristlerin ifadelerinden oluşuyor. BM İnsan Hakları Komisyonu’nun 2022’de yayımladığı raporlarda binlerce çocuğun terör örgütü tarafından zorla kaçırıldığını, terörist faaliyetler için alıkonulduğunu ve hatta örgütün lider kadrosu tarafından istismar edildiğini ortaya koyuyor. Teslim olan çocuk yaştaki teröristlerin açıklamaları; terör örgütü PKK/YPG’nin dünyanın en aşağılık terör örgütlerinden biri olduğunu, kendileri gibi birçok teröristin de kaçarak Türkiye Cumhuriyeti devletine sığınmak istediğini gözler önüne seriyor. Bölgemizdeki çocukların terör örgütleri tarafından kaçırılmadığı günlere ulaşıncaya kadar PKK/PYD/YPG/SDG başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek. Bu nedenle; yalanlarla terör örgütlerinin eline düşmüş olanlara ‘Teslim olun’ diyerek tek kurtuluşlarının adalete sığınmak olduğunu hatırlatıyoruz” denildi.
Haber: ANKARA,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bozcaada açıklarında, içinde düzensiz göçmenlerin olduğu fiber teknenin motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine Sahil Güvenlik Botları “TCSG-908” ve “TCSG-23” bölgeye sevk edildi.
Fiber tekne içindeki 2’si çocuk 19 düzensiz göçmen, Sahil Güvenlik ekiplerince kurtarıldı.
Afganistan uyruklu düzensiz göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi, bu kişilerin yurt dışına kaçışlarını organize ettiği iddiasıyla 1 zanlı gözaltına alındı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belçika, daha önce Telegram’ı organize suç soruşturması kapsamına alan Fransa ile birlikte bir “ortak soruşturma ekibi” (JIT) oluşturdu.
Belçika yargısına göre, Telegram, dünya çapında suçlular tarafından hiçbir kısıtlama olmadan rahatlıkla kullanılıyor.
Fransa yargısı, Ağustos ayında Telegram’ın kurucusu ve CEO’su Pavel Durov’u, organize suç örgütü soruşturmasında gözaltına almıştı.
Durov’un 5 milyon euro kefalet ve Fransa’dan ayrılmaması koşuluyla serbest bırakılmasının ardından, Telegram’la ilgili bir başka soruşturma da Belçika da başlatıldı.
Belçika makamları, De Standaard gazetesi tarafından duyurulan soruşturma haberini doğruladı.
Federal savcılık, 2020 yılından bu yana yakından izlenen Telegram uygulaması ile ilgili olarak resmi soruşturma yürütüldüğünü açıkladı.
Belçika savcılığı, Telegram ile ilgili iddiaları ele almak amacıyla Fransa yargısı ile birlikte bir “ortak soruşturma ekibi” kurulduğunu da vurguladı.
Bu özel ekip, Belçika ve Fransa’daki araştırmalarda Telegram hakkında elde edilen bilgi ve belgeleri anında birbirleriyle paylaşıyor. Özel ekip, Telegram hakkında sınır ötesi ülkelerde gerçekleştirilen operasyonlarda da işbirliği yapacak.
Belçika makamları, Telegram’ın dünya çapındaki suçlular arasında hiçbir kısıtlama olmadan rahatça kullanıldığına işaret ediyor. Federal savcılık sözcüsü Eric Vandersypt’e göre, örneğin silah kaçakçılığına ilişkin hemen hemen her soruşturmada, zanlıların Telegram üzerinden iletişim sağladığı ortaya çıktı.
Telegram’ın adı, son olarak bu hafta başında Belçika, Hollanda ve ABD’de ortaklaşa gerçekleştirilen, internet üzerinden veri hırsızlığı operasyonunda gündeme geldi.
İnternet kullanıcılarının şifre ve banka bilgileri gibi kişisel verilerini ele geçiren uluslararası siber suç ağının, elde ettikleri verileri Telegram üzerinden satışa sundukları belirlendi.
Suçluların, müşterilerine Telegram üzerinden “kötü amaçlı yazılım” desteği sağladığı da ortaya çıkarıldı. Belçika savcılığı tarafından yürütülen operasyonda 2 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin kullandığı 4 Telegram kanalı kapatıldı.
Telegram CEO’su Durov hakkındaki yasal süreç
Telegram’ın kurucusu ve CEO’su Pavel Durov, Ağustos ayı sonunda Fransa’nın başkenti Paris yakınlarındaki Le Bourget Havalimanı’nda gözaltına alınmıştı.
Fransa makamları, şu an 40 yaşında olan Rusya doğumlu Fransız vatandaşı Durov’un, organize suç örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alındığını açıklamıştı.
Durov, “organize suç örgütlerinin yasa dışı transferlerine olanak tanıma, çocuk pornosu, sahtecilik ve yetkililere bilgi vermeme” gibi suçlamalar nedeniyle sorgulanmıştı.
Pavel Durov, 29 Ağustos’ta, 5 milyon euro kefalet ve Fransa’dan ayrılmaması koşuluyla serbest bırakılmıştı.
Bu olayın ardından Telegram’ın daha uzlaşmacı bir görünüm sergilediği belirtiliyor. Durov, kişisel Telegram hesabı aracılığıyla, gizlilik politikasını güncellediklerini ve kuralları ihlal edenlerin bilgilerinin ilgili makamlarla paylaşılacağı bu bildirmişti.
Durov, “yapay zeka kullanan özel bir moderatör ekibinin Telegram’ın arama işlevini çok daha güvenli hale getirdiğini” belirterek, “Tanımladığımız sorunlu içerikler artık mevcut değil” demişti.
Telegram; Facebook, YouTube, WhatsApp, Instagram, TikTok ve Wechat ile birlikte dünyanın en büyük sosyal medya platformları arasında yer alıyor.
Telegram, 2013 yılında Pavel Durov ve kardeşi Nikolai tarafından Rusya’da kuruldu.
Vladimir Putin yönetiminin muhalif toplulukların engellenmesi yönündeki taleplerine uymayı reddetmesi nedeniyle Durov 2014’te Rusya’dan ayrıldı.
Durov kardeşler, Telegram’ın merkezini Dubai’ye taşıdı. Dubai’de yaşayan Pavel Durov’un Birleşik Arap Emirlikleri ve Fransa vatandaşlığı da bulunuyor .
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Doğu Afrika ülkesi Cibuti’ye geldi. Türkiye-Afrika Ortaklığı Üçüncü Bakanlar Gözden Geçirme Konferansı’na katılmak üzere ülkeyi ziyaret eden Fidan, Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mahmud Ali Yusuf ile bir araya geldi. – CİBUTİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kalabalık bir grup, şehrin merkezinde Atatürk Parkı’nda bir araya gelerek İsrail’in saldırgan politikalarına tepki gösterdi, Filistin halkının yanında olduklarını ifade etti.
Açıklamada, İsrail’in Filistin topraklarında uzun yıllardır sürdürdüğü işgal ve zulme dikkat çekilerek, bu operasyonun bir savunma hakkı olarak değerlendirildiği vurgulandı. Sivil toplum kuruluşları adına konuşan temsilciler, İsrail’in Mescid-i Aksa ve Filistin’deki Müslüman halka yönelik saldırılarının durdurulması gerektiğini belirtti.
Basın açıklamasının sonunda Filistin’e destek sloganları atıldı ve Batman’daki STK’lar olarak Filistin halkının özgürlük mücadelesini her platformda desteklemeye devam edeceklerini belirttiler. – BATMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bryson, evlat edindirme için seyahat etmeye hazır olduğunu belirtti. Bebeğin uyuşturucu testinin pozitif çıkacağını söyleyerek, çocuğun koruyucu aileye verilmesi yerine bir aile üyesine verilmesini istedi.
Paylaşımında “Doğum sırasında yanında birine ve bebeği eve götürecek birine ihtiyacı var. Bebeğin koruyucu aileye verilmesini istemiyor” yazıyordu. Ancak daha sonra Bryson para talep etti: “Sadece bir apartman dairesine taşınıp iş bulabilmem ve kızımı geri alabilmem için, ya da ucuz bir peşinat veya DoorDash yapabilmem için bir araba. Çılgınca bir şey değil.”
En az yedi kişiyle iletişime geçen Bryson’ın görüştüğü kişiler arasında eşcinsel çiftler ve hamile kalamayan aileler vardı. Louisiana’dan bir çift 480 kilometre yol geldi, ancak yolun yarısında Bryson onlardan para istedi. Önce yemek için 25 dolar, ardından 150 dolar daha talep etti. Çift reddedince “Bebek onlar için 200 dolar bile etmiyorsa, boş verin” diyerek çifti engelledi.
Houston’da yaşayan Wendy Williams adlı kadın, Bryson’la iletişime geçti ve doğum sırasında ona Uber göndererek hastaneye gitmesini sağladı. Williams, sekiz saatlik doğum sürecinde Bryson’ın yanında kaldı, bebeğin ismini seçti ve üç gün boyunca hastanede bekledi.
Bebek doğumdan sonra uyuşturucu testinde pozitif çıktı. Williams, Bryson’ın hastanede yoksunluk belirtileri gösterdiğine şahit oldu. Ancak Facebook’taki satış paylaşımları ortaya çıkınca durum değişti. İnsanlar Williams’ı da “bebek satın almakla” suçladı.
Williams durumu Çocuk Koruma Servisi’ne bildirdi. Bryson tutuklandı ve bebeğin velayetini geri çekti. Şu anda bebek Bryson’ın bir arkadaşının yanında bulunuyor, ancak Bryson velayeti geri almayı umuyor.
Teksas Aile ve Koruyucu Hizmetler Departmanı sözcüsü, “Devlet korumasına giren her çocuk için öncelikle aile üyeleri veya arkadaşlar değerlendirilir. Sonuçta çocuğun nereye yerleştirileceğine mahkeme karar verir” açıklamasını yaptı.



Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Odenplan bölgesinde toplanan göstericiler, İsveç Parlamentosu’na doğru yürüyüşe geçti.
Ellerinde Gazze’de öldürülen çocukları temsilen bebek maketleri taşıyan protestocular, “özgür Filistin”, “özgür Gazze”, “soykırımı durdurun” sloganları attarak, Gazze ve Lübnan’da acil ateşkesin sağlanması çağrısında bulundu.
Eylemciler, İsrail’in saldırılarına destek verdiği için İsveç ve ABD’yi de kınadı.
Gösteriye destek veren İsveçli aktivist Sofia Johansson, AA muhabirine Gazze özgürleşene kadar onlara destek vermeye devam edeceklerini kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Protestolara katılmayan herkese de şunu söylemek isterim ki bu sadece Filistin ile ilgili değil, Siyonist rejim topraklarını genişletmek ve örneğin İran’a karşı ABD ve Avrupa Birliği’ni (AB) savaşına dahil etmek istiyor. Arap dünyasındaki ve AB’deki liderlerin neler yaptıklarını biliyoruz, bu yaptıklarını unutmayacağız ve bunları kayıt altına alarak Lahey’de yargılanmalarını sağlayacağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSPANYA’da meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 211’e yükseldi.
İspanya’nın doğusunda ve güneyinde etkili olan şiddetli fırtınanın yol açtığı sel felaketinde can kaybı artmaya devam ediyor. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, 211 kişinin ölümüne neden olan sel felaketi ile ilgili 5 bin askerin daha etkilenen bölgelerde çalışmalara katılacağını duyurdu. Başbakan Sanchez, bazı bölgelere hala erişim sağlanmadığını, onlarca insanın kayıp durumda olduğunu belirtti. Yerel medyada yer alan haberlere göre, selden en çok etkilenen Valencia bölgesinde 4 bin 500 işletme zarar gördü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, Cibuti’de düzenlenen Türkiye- Afrika Ortaklığı Üçüncü Bakanlar Gözden Geçirme Konferansı kapsamında Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İş birliği Bakanı Mahmud Ali Yusuf ile bir araya geldi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hastane Afet Planı Başkanı ve Başhekimi Prof. Dr. Kamuran Karaman ile Hastaneler Başmüdürü Sefer Kuşan’ın katılımıyla toplantı salonunda “Afet Yönetim Merkezi” oluşturulduktan sonra tatbikata geçildi.
Senaryo gereği tıp merkezinin zemin katındaki kazan dairesinde çıkan yangına, ilk olarak sağlık personeli yangın tüpüyle müdahale etti.
Haber verilmesi üzerine gelen AFAD, UMKE ve bazı sivil toplum kuruluşlarının arama kurtarma ekipleri ile 112 Acil Sağlık ve itfaiye ekipleri, binadaki sağlık personelini, hasta ve hasta yakınlarını tahliye ederek yangını söndürdü.
Bahçede kurulan sahra hastanesinde de ekiplerin getirdiği hastalar tedavi altına alındı, durumu ağır olanlar çevredeki hastanelere sevk edildi.
Panik halde binadan kaçan vatandaşlar ile hasta yakınlarına psiko-sosyal destek verilmesiyle sona eren tatbikat, gerçeğini aratmayan görüntülere sahne oldu.
Başhekim Karaman, gazetecilere, hastane personelinin acil durumlara karşı bilgi ve becerilerinin artırılması, hastane içindeki güvenlik önlemlerinin test edilmesi amacıyla yangın tatbikatı düzenlendiklerini söyledi.
Afet ve acil durumlara karşı her zaman hazırlıklı olunması gerektiğini belirten Karaman, şunları kaydetti:
“Tatbikatlarımızı her yıl yapıyoruz. Personelimizin deprem, yangın gibi afet ve acil durumlara karşı hazırlıklı olmaları gerektiğinin bilincindeyiz. Sağlık çalışanları her zaman en ön safta mücadele ediyor. Buna yakın tarihte şahitlik ettik. Sağlık çalışanlarının Kovid-19 salgını ve Kahramanmaraş merkezli depremlerde de hayat kurtarmak için gösterdiği özverili çalışmayı herkes gördü. Tatbikatları da çok önemsiyor, gerekli hassasiyeti gösteriyoruz. Bugün gerçeği aratmayan tatbikatımızı başarıyla tamamladık. Destek veren UMKE, AFAD, 112 Acil Sağlık, itfaiye ve sivil toplum kuruluşlarının ekipleri ile personelimize teşekkür ederim.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Öğrencilerle sohbet eden Dallı, şehrin kadim tarihiyle Anadolu’nun köklü medeniyetlerine ev sahipliği yaptığına dikkati çekti.
Proje ile Kastamonu’nun tüm zenginliklerini gençlere anlatmayı hedeflediklerini anlatan Dallı, “Kastamonu, binlerce yıllık tarihiyle birçok medeniyetin izlerini barındıran bir şehir. Şehrin tarihi dokusu, kaleleri, camileri, külliyeleri, müzeleri, hanları, konakları ve tarihi alanları da ziyaretçilerine tarihin derinliklerine uzanan bir yolculuk sunmaktadır. Okulum Kastamonu Projesi ile Kastamonu’nun zengin tarih ve kültür mirasını siz gençlerimize tanıtmayı, sizlere tarih ve kültür şuurunu geliştirmeyi, şehrimizin tarihi ve kültürel dokusunu korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın önemini sevgili gençlerimize anlatıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Dallı, günün anısına öğrencilere hediye vererek, eğitim öğretim hayatlarında başarı dileğinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Alanya’da 758 çocuktan cumhuriyet kareografisi
ANTALYA – Antalya’nın Alanya ilçesinde ortaokul öğrencisi 758 çocuk, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını yaptıkları koreografi ile kutladılar.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları tüm yurtta olduğu gibi Alanya ilçesinde de coşkuyla kutlanmaya başladı. Barbaros Azakoğlu Ortaokulu öğrencileri Cumhuriyetin 101’inci yılına özel hazırladıkları koreografiyi 758 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirdi. Öğrenciler cumhuriyetin 101.yılını esas alarak evlerinde 1 ay boyunca yetiştirdikleri 101 tane çiçek ile gösteriye katıldı.
Barbaros Azakoğlu Ortaokulu Müdürü Murat Ergin Gözütok yaptığı açıklamada,” Bu yıl Cumhuriyetimizin 101. Yılını kutlamak için hazırlandık. 758 kişilik dev bir kadro ile hazırlandık. Bakanlığımızın yürüttüğü değerli eğitim projesi kapsamında Eylül ayında 101 öğrencimize yetiştirilebilir çiçek verdik ve bir ay boyunca evlerinde o çiçekleri yetiştirmelerini istedik. Çiçeklerini yetiştirdiler ve tüm okulun katıldığı 101. Yıl ve ay yıldızlı koreografi hazırlayarak 101 çiçeğimizi bu çalışmanın içerisinde kullandık. Çok coşkulu ve verimli bir çalışma oldu. Velilerimiz, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz ile beraber 101. Yılımızı coşkuyla kutladık.” İfadelerini kullandı.
Kutlamaya katılan 758 tane ortaokul öğrencisi kareografi bitiminde yanlarında getirdikleri balonları gökyüzüne bıraktılar.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>VAN’da Cumhuriyetin 101’inci yıl dönümü etkinlikleri kapsamında TEV-İfakat Yavuz Ortaokulu öğrencilerinin oluşturduğu 500 kişilik dev koronun söylediği şarkılar, yoğun ilgi gördü.
Van’da 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında merkez İpekyolu ilçesindeki TEV-İfakat Yavuz Ortaokulu’nda etkinlik düzenlendi. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan etkinlikte, öğrenciler tarafından günün anlam ve önemini belirten şiirler okundu. Daha sonra Cumhuriyetin 101’inci yılı nedeniyle yaklaşık 500 öğrencinin yer aldığı koro, hep bir ağızdan Cumhuriyet şarkılarını okudu. Ellerinde Türk bayraklarıyla şarkılar söyleyen öğrencilerin bu etkinliği büyük beğeni topladı.
‘YÜZLERİNDEKİ SEVİNÇ, COŞKU HER ŞEYE DEĞER’
Okul Müdürü Muhammet Vasfi Mirahmetoğlu, Cumhuriyetin 101’inci yılını çocuklarla birlikte coşkuyla kutladıklarını söyledi.
Bir ay boyunca bu etkinlik için çalışmalar yaptıklarını belirten Müzik Öğretmeni Arzu Zorer Üzan ise, “Okulumuzda 5 ve 6’ncı sınıfların oluşturduğu, 12 sınıf ve yaklaşık 500 öğrenciyle dev bir koro oluşturmak istedim. Cumhuriyet ile ilgili güzel şarkı ve marşlarımızı söyleyip çocuklarımızın sayesinde bugünü coşkuyla kutladık. Yüzlerindeki sevinç, coşku her şeye değer. Bir kez daha iyi ki öğretmenim dedim. Ders saatlerinde bir aylık bir çalışmayla emek verdik ve çok güzel görüntüler ortaya çıktı. Şarkılar hep bir ağızdan söylendi. Cumhuriyetin coşkusunu sevincini yaşatma gururunu yaşatma sevinci içerisindeyim” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kocasinan ilçesine bağlı Beyazşehir Mahallesinde bulunan Ahmetpaşa İlk ve Ortaokulu öğrencileri anlamlı bir etkinlik düzenledi. Ellerindeki bayraklar ile Cumhuriyet yürüyüşü gerçekleştiren öğrenciler, coşku dolu anlar yaşadı. Terörü de lanetleyen öğrenciler, ‘ne mutlu Türküm diyene’ ve ‘vatan sana canım feda’ sloganları attı.
Öğretmenler ve veliler de öğrencilere eşlik etti. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Bosna Hersek İslam Birliği Vakıflar Müdürlüğü ve İbn Haldun Üniversitesince ortaklaşa düzenlenen uluslararası konferans, Bosna Hersek ve Türkiye’den uzmanları bir araya getirirken, iki ülkenin vakıflara yönelik uygulamaları ele alındı.
Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Amila Svraka Imamovic, Bosna Hersek’te karmaşık bir düzen olduğunu ifade ederek, hukuki durumun düzeltilmesine ilişkin yapılacak en önemli maddenin Bosna Hersek’te en kısa sürede iade kanununun çıkartılması olduğunu söyledi.
Dini topluluklara ait olanın geri verilmesi gerektiğini belirten Svraka Imamovic, “Böyle bir şeyin gerçekleşmesi durumunda tüm dini toplulukların güveni de kazanılır. Örneğin Saraybosna’daki Başçarşı’nın tamamı vakıf mülküdür.” dedi.
Bosna Hersek İslam Birliği Vakıflar Müdürü Senaid Zaimovic de iade kanununun önemine değinerek, Bosna Hersek’te birçok vakıf mülkünün yerel yönetimlerin elinde olduğunu aktardı.
İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Afra Aksoy ise akademik olarak iki ülkenin geçirdiği tarihsel kırılmaları takip etmek ve benzer noktalarını görmek istediklerini ifade ederek, “Çünkü Bosna Hersek ve Türkiye, Osmanlı vakıf hukuku bakımından ortak bir mirasa sahip. Osmanlı sonrası dönemde bu nasıl devam etti, nasıl bir dönüşüm geçirdi, hangi kırılmaları yaşadı, vakıf mallarının şu anki durumu nedir ve Batı kanunları ne seviyede uygulanıyor görebilmek için ortak bir çalışma yaptık.” diye konuştu.
Bosna Hersek’in uzun bir birikime sahip olduğunu belirten Aksoy, “Bu sadece bir mal varlığı meselesi değil bu aynı zamanda bir kültür havzası, bir etkileşim ve ortak kültür meselesi. Vakıfların ihyası ve etkin şekilde işleyebilmesini sağlamak önemli. Vakıflar için yapılan her çalışmanın mutlaka bir dönüşü oluyor.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Eğitim Bakanlığının genelgesi doğrultusunda, Cumhuriyet Haftası kapsamında tüm okullarda, ilk derste “Cumhuriyet’e Doğru” tiyatro oyunundan çekilen görüntülerin sinematografik kurgusundan oluşan “Dersimiz Cumhuriyet’e Doğru” filmi gösterildi.
Amasya Valisi Önder Bakan da öğrencilerle birlikte filmi izledi.
Vatanını ve milletini seven insanın, ülkesine katkı sunmak için çok çalışması gerektiğini söyleyen Vali Bakan, öğrencilere hitaben, “Çalışın. İlginiz, yeteneğiniz hangi alandaysa kendinizi geliştirin ve ülkemizin, devletimizin, milletimizin geleceği için hizmete koşun.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 6 Şubat depremlerinden etkilenen afetzedeleri bir yandan yeni yuvalarına kavuştururken bir yandan da bayramlarda yanlarında oluyor. Bakanlık tarafından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında çocuklar ve ailelere yönelik Adıyaman ve Hatay’ın İskenderun ilçesinde kurulan özel etkinlik alanlarında Cumhuriyet Panayırı düzenlendi.
Çeşitli etkinliklerin yapıldığı Cumhuriyet Panayırında çocuklar doyasıya eğlenirken aileler ise çocukların bu eğlencesine ortak oluyor. Çeşitli ikramlar ve hediyelerin de verildiği panayıra katılan çocuklar ve aileleri bu tür etkinliklerin daha fazla yapılması gerektiğini ve oldukça güzel zaman geçirdiklerini söyledi.
Oldukça eğlendiklerini söyleyen çocuklardan Selvi Erdil, “Çok güzel burası çok güzel ilgileniyorlar. Etkinlikler çok güzel, boyalar çok güzel. Ablalar da çok güzel ilgileniyor. Taş boyadım, balon yaptım, çanta boyadım, böyle güzel etkinlikler yaptım” dedi.
Velilerden Buse Özkan ise konuşmasında, “Adıyaman’da böyle etkinliklerin olması sayılarının artması çocuklar için aktivite çeşitliliğinin olması bizleri mutlu ediyor” diye konuştu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Okulun konferans salonunda düzenlenen etkinliğe Doğa Koleji Kurucu Müdürü Orhan Ekinci, birim müdürleri, çok sayıda öğrenci ve okul yönetimi katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda günün anlam ve önemine binaen konuşmalar yapıldı. Konuşmaların ardından sahneye çıkan öğrenciler tarafından Cumhuriyetimin 101.yıl dönümü coşkuyla kutlandı.
Öğrenciler tarafından okunan şiirler ve yapılan gösteriler salondaki herkesin büyük beğenisini aldı. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ORDU – Ordu’nun Ünye ilçesinde 101 öğrenci, öğretmenlerinin eşliğinde Cumhuriyet’in 101’inci yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde “29 Ekim” koreografisi oluşturdu.
Ünye Mehmet Refik Güven Anadolu Lisesi 9’uncu sınıf öğrencileri Beden Eğitimi Öğretmenleri İlker Demir, Ali Arslan, İbrahim Çetin ve Levent Çiloğlu’nun öncülüğünde Cumhuriyet’in 101’inci yılı nedeniyle özel bir koreografi hazırladı. Öğrenciler, okulun bahçesinde toplanarak 29 Ekim koreografisi oluşturdu. Cumhuriyet’in 101’inci yılına özel 101 öğrencinin görev aldığı koreografi havadan görüntülendi.
Düzenlenen koreografi ile ilgili teşekkürlerini ileten Ünye Mehmet Refik Güven Anadolu Lisesi Müdürü Fatih Yıldız, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 101’inci yıl kutlamalarını okulda başlattıklarını belirterek, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Belediyeler Birliği (TBB), “Sürdürülebilir Güçlü Gelecek” teması ile düzenlenecek olan ‘6. Uluslararası Afet ve Dirençlilik Kongresi’nin, 16-18 Aralık tarihlerinde Ankara’da yapılacağını duyurdu. Kongrede dirençlilik konusunda farklı disiplinlerden çalışmalar tartışılacak. Kongre’ye katılmak isteyen belediye personeli, bildiri özetlerini 01 Kasım 2024 tarihine kadar TBB tarafından https://kongresistemi.com/idrc2024/ adresine iletebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
1– BRAWL STARS: Çocuklar arasındaki en popüler oyunlardan biri. Ancak aşırı derecede bağımlılık yapan oyun yüksek dozda şiddet içeriyor. Günlük ödül verdiği için her gün oynamaya teşvik ediyor. Para harcamaya teşvik ediyor. Oyun içindeki bazı seviyelere daha hızlı ilerlemek için ya da bazı karakterlere daha çabuk sahip olabilmek için para istiyor. Ücret telefon faturasına yansıtılıyor. Ebeveynler bu oyunda 6-7 yaşlarındaki çocukların tek tuşla 5 bin TL’ye varan harcamalar yaptığını söylüyor. Oyundaki “city smash” denen şehir yıkma modu yüksek dozda şiddet içeriyor.

UYKU PROBLEMLERİ YARATIYOR
2– PUBG: Çevrimiçi bir savaş oyunu. Bu nedenle kötü niyetli kişilerle karşılaşma riski çok yüksek. Oyunun amacı oyuna giren 100 kişi arasında rakiplerinizi yok ederek birinci olmak. Aşırı şiddet içeriyor. Bağımlılık yapıyor. Oyun içinde kredi kartıyla bir alışveriş yaptığınız zaman, oyun sistemi kredi kartınızı otomatik olarak kaydedebiliyor. Yani çocuğunuz oyun içinde bir şey satın aldığında, diğer satın alma işlemlerini çok kolay bir şekilde gerçekleştirebilir. Yaş sınırı 17 olsa da çocuklar arasında en popüler oyunların başında geliyor.
3– FORTNİTE: Oyunun yazılımında küfür ve aşırı şiddet unsurları olmadığı için masum görünüyor. Ancak çevirimiçi oynandığı için kötü niyetli kişilerle karşılaşma riski yüksek. Aşırı derecede bağımlılık yapan bir oyun. Çoğu veli, çocuğunun okuldan gelir gelmez daha üzerini bile değiştirmeden oyunun başına geçtiğini, uyku düzeninin bozulduğunu ve sabah kalkmakta zorlandığı için okula geç kaldıklarını söylüyor. Oyun birçok ülkede ebeveynler tarafından dava edildi.

SOSYAL BECERİLER GERİLİYOR
4– CLASH OF CLANS: Dünyadaki en popüler oyunlardan biri. Oyun vahşete özendirdiği için İran’da yasaklandı. Hızlı bir şekilde bağımlılık yapıyor. Kanlı sahneler yer almıyor, ama savaşlar sırasında rengârenk patlamalar ekranı kaplıyor. Sosyal becerilerde oldukça gerileme yaratan bir oyun.
5– LEAGUE OF LEGENDS: Kısaca LOL olarak bilinen oyun çocuklar kadar yetişkinler arasında da oldukça popüler. Ciddi derecede bağımlılık yapıyor. Küfürlü konuşmalar yaygın. Zamanla asosyallik yaratıyor. Hatta konuşma bozukluklarına bile neden olabiliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Attıkları tüm adımları öğretmenlerin görüş ve önerileri doğrultusunda belirlediklerini kaydeden Tekin, “Öğretmenlerimizle yaptığımız bu görüşmelerde, birçok meslektaşımızdan gelen yoğun talep üzerine, 11-15 Kasım arasında gerçekleştirilecek olan ara tatil seminerlerini çevrim içi yapma kararı aldık. Eğitim ailemize hayırlı olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YABANCI DİL İKİNCİ SIRADA
Yabancı dil dersleri arasında en çok tercih edilen dil hala İngilizce. Hem okul desteği sağlamak hem de konuşma pratiğini geliştirmek amacıyla, özellikle başlangıç seviyesindeki öğrenciler için tercih edilen İngilizce derslerine olan talep, yeni eğitim döneminde yüzde 52 oranında arttı.
İngilizce’den sonra en çok talep gören yabancı dil dersi İtalyanca oldu. Online olarak tercih edilen İtalyanca özel derslerine olan talep, geçen aya kıyasla yüzde 47 arttı.
İlkokul seviyesindeki öğrenciler tarafından daha fazla tercih edilen Fransızca derslerinde yeni dönemde yüzde 44’lük bir artış yaşandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Emziren Kedi Ne Kadar Mama Yemeli?
Emziren kedilerin, yavrularını beslerken artan enerji ve besin ihtiyaçları, özellikle doğumdan sonraki haftalarda önemli ölçüde yükselmektedir. Bu dönemde anne kedi, yavrularını sağlıklı şekilde besleyebilmek ve süt üretimini sürdürebilmek için normalin 2-3 katı kadar mama tükettiği gözlemlenmektedir. Bu sebeple kedinin ulaşabileceği yerlere mama ve yeteri miktarda su bırakmak oldukça önemlidir.
Anne Kediye Süt Yapması İçin Ne Verilir?
Anne kediye, bağışıklık sisteminin güçlü kalması için yüksek miktarda protein içeren yiyecekler verilmelidir. Tavuk, balık ve et gibi yüksek protein miktarı içeren besinleri tercih edebilirsiniz. Tavuk ve balığı haşlayarak tüketmesine yardımcı olabilirsiniz. Veterinere danışarak kediniz için özel vitamin ve mineral takviyeleri de kullanabilirsiniz. Kullandığınız mamaların ise yeteri miktarda yağ ve kalori içermesine dikkat etmelisiniz. Bunun yanı sıra temiz ve bol miktarda su tüketimi için kedinin yanından suyu da ihmal etmemelisiniz.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>EYLÜL AYINDA YAPILDI: Geçen eylül ayında avukatlık mesleğine giriş için ilk kez Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) ile İdari Yargı Ön Sınavı (İYÖS) gerçekleştirildi. Sınav, bundan sonra 6 aylık aralıklarla ÖSYM tarafından yapılacak. Sınavı geçemeyen hukuk mesleklerinden birini yapamayacak.
YÜZDE 42,67 BAŞARI: HMGS’ye toplam 9 bin 142 aday katıldı. Bunlardan yüzde 42,67’si (3 bin 901 kişi) başarı sağlayarak 70 baraj puanını geçti. İYÖS’e katılan toplam bin 228 adayın ise kendi alanlarından (iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunları katılıyor) sorular çıkmasına karşın yalnızca yüzde 1,2’sinin başarılı olduğu görüldü.
EN YÜKSEK PUANLAR: HMGS’de en yüksek puan 99, en düşük puan ise 9 oldu. İYÖS’te en yüksek puan 83, en düşük 6 oldu.
NE İÇİN YAPILIYOR?
Adalet Bakanlığınca hazırlanan Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı Yönetmeliği kapsamında, adli ile idari yargıda hakim ve savcı yardımcılığı sınavlarına girmek, avukatlık stajı ve noterlik stajına başlamak için Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı’nda başarılı olma şartı getirilmişti.
FAKÜLTE MEZUNLARI
Türkiye’de 90’dan fazla hukuk fakültesi var ve 180 civarında da iktisadi ve idari bilimler fakültesi bulunuyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
GÜVENLİK NEDENİYLE DEĞİŞTİRİLDİ
Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in imzasıyla 81 ilin valiliğine bir genelge gönderilmişti. Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla bütün yurtta uygulanan mevcut ileri saat uygulamasının sürdürülmesinin kararlaştırıldığı hatırlatılan genelgede derslerin başlangıç ve bitiş saatlerinin eğitim ve öğretimi aksatmayacak şekilde düzenlenmesi ve öğrencilerin herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamaları istendi.

İlk uygulama İstanbul’da hayata geçirildi. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre kış mevsimine doğru gün süresinin kısalması, derslere başlama saatinin çok erken, ders çıkış saatinin ise geç olması ve buna bağlı öğrencilerin hava karardığında okula gidip gelmelerinin başta güvenlik sorunu olmak üzere birtakım olumsuzluklara yol açabileceği dikkate alınarak ders saatleri 35 dakikaya düşürüldü.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

GEÇİCİ UYGULAMA
Yeni ders saatleri kış mevsimi boyunca geçerli olacak. 21 Ekim Pazartesi günü itibariyle başlayacak yeni ders saati uygulamasının Mart 2025’e kadar devam ettirilmesi planlanıyor. Günler uzadıktan sonra ders saatleri yeniden 40 dakikaya çıkarılacak.

HANGİ İLÇELERDE YENİ SAAT UYGULANACAK?
1-ARNAVUTKOY
2 – ATAŞEHİR
3 – AVCILAR
4- BAĞCILAR
5 – BAHÇELİEVLER
6 – BAŞAKŞEHİR
7 – BAYRAMPAŞA
8 – BEŞİKTAŞ
9 – BEYKOZ

10 – BEYLİKDÜZÜ
11 – BÜYÜKÇEKMECE
12 – BEYOĞLU
13 – ÇATALCA
14 – ÇEKMEKOY
15 – ESENLER
16 – ESENYURT
17 – EYÜPSULTAN
18 – FATİH
19 – GAZIOSMANPAŞA
20 – GÜNGÖREN
21 – KADIKOY
22 – KAĞITHANE
23 – KARTAL
24 – KÜÇÜKCEKMECE
25 – MALTEPE
26 – PENDİK
27 – SANCAKTEPE
28 – SARIYER
29 – SİLİVRİ
30 – SULTANBEYLI
31 – SULTANGAZI
32 – ÜMRANİYE
33 – ÜSKÜDAR
34 – ZEYTINBURNU
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]> NELER OLACAK?
MEBİ’nin dijital kaynakları ve interaktif materyalleri, öğrencilerin derslerini pekiştirmelerine, konu tekrarlarını istedikleri zaman yapabilmelerine ve öğrenme sürecine aktif katılımlarına imkân sağlayacak.
MEBİ’de öğrenciler için geniş bir video havuzu ve soru bankası, konu özetleri, rehberlik videoları, interaktif testler yer alacak. Platformda 1036 ders anlatım videosu, 17 bin 97 dakikadan oluşan videolu içerik olacak.
Yapay zekânın etkin kullanılacağı platformda, sistem öğrencilerin öğrenme izlerini takip ederek süreç içinde öğrenciye geri dönüşlerde bulunarak çalışma planını yeniden şekillendirmelerine yardımda bulunacak.
Tam öğrenme yaklaşımıyla öğrenciler tekrar edilmesi veya eksik öğrendiği konular hakkında bilgi sahibi olarak uygulama tarafından yapılan geri bildirimlerle ya bir sonraki konuya geçiş yapacak ya da önceki konuya dair eksikliklerini tamamlayacak.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kedi Çipi Taktırmak Zorunlu Mu?
Kedi çipi takmanın Türkiye’de zorunlu olduğu hem yasal düzenlemeler hem de hayvan sağlığı açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu uygulama, kaybolan hayvanların bulunmasını kolaylaştırmanın yanı sıra, evcil hayvan sahiplerinin sorumluluklarını yerine getirmelerine de yardımcı olur. Türkiye’de çeşitli belediyeler ve hayvan koruma dernekleri, kedi sahiplerine çip taktırmalarını önermekte ve bazı durumlarda bu uygulamayı zorunlu hale getirmektedir.
Kedi çipi, kedinin kimlik bilgilerini içeren küçük bir cihazdır ve veteriner hekimler tarafından yerleştirilir. Bu sayede, kaybolan bir kedi bulunduğunda, çip tarayıcı ile okunarak sahibine ulaşılması mümkün hale gelir. Kedi sahipleri, çip taktırarak, hayvanlarının güvenliğini artırabilir ve kaybolma durumunda hızlı bir şekilde geri dönüş yapabilirler.
Kedilere Çip Nasıl ve Ne Zaman Takılır?
Kedilere çip takma işlemi, veteriner hekimler tarafından gerçekleştirilir. Çip, kedinin omuzlarının arasındaki cilt altına, lokal anesteziye gerek kalmadan, iğneyle yerleştirilir. Bu işlem oldukça basit ve hızlıdır; genellikle birkaç dakika içinde tamamlanır. Çip takıldıktan sonra, veteriner hekim, çipin kayıt işlemini yaparak kedinin bilgilerini sisteme kaydeder. Bu aşamada, sahibinin iletişim bilgileri de eklenir.
Çip takma işlemi, kedinin ne zaman alındığına bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Yeni sahiplenen bir kedi için, çip takılması en kısa sürede gerçekleştirilmelidir. Genellikle, kedinin ilk aşılarının yapıldığı dönemde çip taktırılması önerilir. Eğer kedi sokaktan alınmışsa veya daha büyükse, çip takma işlemi herhangi bir sağlık kontrolüyle birlikte yapılabilir. Bu, hem kedinin sağlık durumu hakkında bilgi almak hem de çipin kaydedilmesi açısından faydalı olacaktır.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rize- Artvin Havalimanı ile Yusufeli Barajı’nın da aralarında bulunduğu 40 önemli yapının sağlamlığı, hassas sensörlerle anlık takip ediliyor.
KTÜ Deprem ve Yapı Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık, AA muhabirine, merkezin Türkiye’nin yapı sağlığı izleme alanında ilk, bölgenin ise deprem alanındaki ilk merkezi olduğunu söyledi.
Yaklaşık 20 yıllık çalışma altyapısını 30 kişilik ekiple birleştirerek merkezi 1 yıl önce kurduklarını belirten Altunışık, “Şu an burada tamamı kendi imkanlarımızla olmak üzere birçok mühendislik yapısını 7 gün 24 saat izlemekteyiz.” dedi.
“Bir nevi yapının kalp grafiğini çekiyoruz”
Altunışık, yapı sağlığı izlemi anlamında yapılara özel sensörler yerleştirdiklerini anlatarak, şu değerlendirmede bulundu:
“Yerleştirdiğimiz sensörler yapıda bizim hissedemeyeceğimiz ama yapıda var olan titreşimleri algılıyor. Bir nevi yapının kalp grafiğini çekiyoruz. Bu kalp grafiklerini daha sonra inşaat mühendisliği alanındaki özel yöntemlerle işleyerek yapının dayanımını, rijitliğini yani bir nevi sağlamlığını ortaya koyan ve dinamik karakteristikler olarak adlandırdığımız frekanslar, mod şekilleri ve sönüm oranlarını elde ediyoruz. Olası bir depremden sonra yapının davranışındaki değişiklikleri izleyerek, yapıda oluşmuş bir hasar var mı yok mu? Oluşmuşsa hangi düzeyde, hangi bölgelerde, nerelere dikkat etmemiz gerektiğinin karar mekanizmasını oluşturuyoruz.”
Türkiye’de bu tür çalışmaların genellikle yurt dışından alınan ölçüm sistemleriyle yapıldığını ifade eden Altunışık, “2015 yılında başvurduk ve TÜBİTAK bizi destekledi. Yapı sağlığı izleme alanında yerli ve milli yazılımları üreterek, anlık olarak izlediğimiz birçok yapıyı ekranda görebiliyorsunuz.” diye konuştu.
Prof. Dr. Altunışık, Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Deprem olması her yerde muhtemel. İstanbul’da da kamu binalarına bu yerleşimleri yapmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızla bir çalışmayı sonlandırmak üzereyiz. Bu çalışma başarılı şekilde tamamlanırsa İstanbul’un pilot bölge olarak değerlendirdiğimiz bazı ilçelerindeki kamu binalarına sensörleri yerleştirip, deprem olduktan çok kısa bir süre sonra durumlarını ortaya koyabileceğiz.”
Bölgede çok sayıda yapıyı izlediklerine dikkati çeken Altunışık, “Bölgemizin en önemli yapıları arasında bulunan Yusufeli Barajı, Deriner Barajı, yine aynı Artvin bölgesinde bulunan çok yüksek ayaklı tek kale viyadüğü, Rize-Artvin Havalimanı ki bunlar dolgu üzerine oturan ve devamlı izlenmesi gerek yapılar. Yine Trabzon’da çok yüksek katlı Yomra’daki binalarımız, aynı şekilde Moloz’da bulunan ve dolgu üzerine oturan camimiz. Bunun haricinde birçok tarihi eseri, birçok fabrikayı, yaklaşık 40’a yakın yapıyı kendi imkanlarımızla izliyoruz.” diye konuştu.
Altunışık, hangi yapının hangi bölgesine sensörlerin yerleştirileceğinin teknik ekibin detaylı çalışmalarıyla belirlendiğini vurgulayarak, “Amacımız çalışmalarımızı biraz daha ilerletmek, farkındalığı oluşturmak ve burayı Türkiye’nin en önemli izleme merkezlerinden biri haline getirmektir.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Resim hayalini gerçekleştirmek için 50 yaşında üniversiteye başladı
Edirne’de gıda sektöründe işletmecilik yapan Sema Göy (50), oğlunun ısrarıyla girdiği YKS sınavının ardından, iki aşamalı yetenek sınavını da kazanarak, Trakya Üniversitesi Resim Bölümü’nde okumaya başladı. Çocukluk hayalini gerçekleştirmek için üniversite eğitimine başladığını belirten Göy, “Bedenim 50 yaşında ama ruhum 17 yaşında olarak tasvir ediyorum. sınavı kazanıp okula girdiğimde en büyük endişem okuldaki yaşı küçük olanlara ayak uydurabilmekti. Fakat onlar da bana ben de onlara çok güzel adapte olduk. Gençlere tavsiyem okumak çok güzel bir şey okusunlar benden geçti geç oldu artık demeden okumaya devam etsinler” dedi.
Edirne’de yaşayan evli ve 1 çocuk annesi Sema Göy, oğlunun ısrarıyla Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) girdi. Sınavı kazanan Göy, ardından Trakya Üniversitesi Resim Bölümü’nde açılan iki aşamalı yetenek sınavını da geçerek burada okumaya hak kazandı. Resmin ertelenmiş hayali olduğunu söyleyen Göy, buna kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Göy, gençlere de çok okumaları yönünde tavsiyede bulunup, hayallerinin peşinde koşmaları gerektiğini belirtti. Anaokulundan beri resim çizdiğini kaydeden Göy, “Resim benim ertelenmiş hayalimdi. Ertelenmiş hayalime bu sene kavuştum. Oğlumun ısrarıyla sınava girdim. YKS sınavından geçtikten sonra iki aşamalı yetenek sınavına geçip okulda öğrenci olmaya hak kazandım. Anaokulundan beri resim çiziyorum. Girdiğim yarışmalarda dereceler alıyordum. Resim bölümüne hiç girmeyi düşünmemiştim daha çok klas meslekler düşünüyorduk. Şimdi resim bölümü öğrencisiyim mutluyum” dedi.
‘BEDENİM 50 YAŞINDA AMA RUHUM 17’
Okula ilk girdiğinde en büyük endişesinin, genç öğrencilere ayak uydurabilmek olduğunu dile getiren Göy, “Ben kendimi şöyle tasvir ediyorum. Bedenim 50 yaşında ama ruhum 17 yaşında olarak tasvir ediyorum. Derslere girmek çok zevkli çok eğlenceli kitabın kapağını kapattığınız zaman haliyle unutuyoruz. Öğrencilere ayak uydurmaya çalışıyorum. Heyecanlıyım, öğrenmekten zevk alıyorum. Okumak hoşuma gidiyor. Aslında sınavı kazanıp okula girdiğimde en büyük endişem okuldaki yaşı küçük olanlara ayak uydurabilmekti. Fakat onlarda bana ben de onlara çok güzel adapte olduk” diye konuştu.
‘ÖRNEK OLDUĞUMU DÜŞÜNÜYORUM’
Daha önce resimle ilgili hiçbir eğitim almadığını ifade eden Göy, “Aslında herkes bir şeyler çizebilir, çizim zor değil yeter ki istesinler kalemi elinize aldığınız kelam elinizde akıp gidiyor. Çok çizmek zorundayız. Özellikle ben çok çizmek zorundayım. Gençlere yetişmek zorundayım. Çünkü ben kurs veya eğitim almadım. Lise eğitimim ile buradayım. O yüzden onlara uyum sağlamak için daha çok çalışmam gerekiyor. Kalemi elimden düşürmemem gerekiyor. Arkadaşlarım destek oluyor. Eşim ve oğlum çok büyük destek oluyorlar. Çevreye örnek olduğumu düşünüyorum. Çünkü ben aynı zamanda bir işverenim, işyerime gelip de üniversite okuduğumu duyan öğrenciler veya KPSS’den artık benden olmaz diyenler oluyor. Beni görünce hem şaşırıyorlar hem seviniyorlar hem de umutlanıyorlar” şeklinde konuştu.
‘GENÇLER GEÇ OLDU DEMEDEN OKUMAYA DEVAM ETSİNLER’
Gençlere, çok okumaları tavsiyesinde bulunan Göy, “Gençlere tavsiyem okumak çok güzel bir şey okusunlar benden geçti geç oldu artık demeden okumaya devam etsinler. Biliyorsunuz çağımızın hastalığı Alzheimer var. Doktorlar hep diyor ters köşe yapın diye, sağ beyinlerini çalıştırıyorlarsa ters köşe yapıp sol beynini çalıştırsınlar. Ben kendimi şuan öyle düşünüyorum. İlerleyen yaşlarda da Alzheimer’ı engelleyeceğimi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Haber – Kamera: Olgay GÜLER – Umut IŞIK/ EDİRNE,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kars İl Emniyet Müdürlüğü’nce KYK ve ortaöğretim yurtları önünde güvenlik uygulaması yapılıyor. Yapılan uygulamalarla öğrencilerin daha huzurlu bir ortamda kalmaları hedefleniyor.
Kars’ta polis ekiplerince yapılan uygulamaların belirli periyotlarla devam edeceği ve güvenlik alanında daha fazla önlem alınacağını vurguluyor. Kars’ta öğrenim gören öğrencilerin, güvenli bir şekilde eğitimlerini sürdürebilmeleri için uygulamaların devam edeceği bildiriliyor.
Konuyla ilgili Kars Valiliği’nden yapılan paylaşımda, “Sevgili öğrencilerimizin huzur ve güvenliğini sağlamak üzere KYK öğrenci yurtları ile ortaöğretim öğrenci yurtlarının çevresinde asayiş uygulamalarımız aralıksız devam ediyor” ifadelerine yer verildi. – KARS
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2024-25 eğitim öğretim yılında öğrencilerin güvenliğinin sağlanması hedefiyle okul çevrelerindeki denetimler aralıksız sürüyor. Aydın Valiliği koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı tarafından oluşturulan ekipler, okullar ve çevrelerinde denetim gerçekleştiriyor. Konu ile ilgili Aydın Valiliği’nden yapılan açıklamada “Çocuklarımız birinci önceliğimizdir. Bu kapsamda, 2024-2025 Eğitim Öğretim döneminde, İl Emniyet Müdürlüğümüz ve İl Jandarma Komutanlığımız tarafından oluşturulan ekipler tarafından okullarımız ve çevresinde, güvenlik tedbirleri, denetimler ve kontroller tüm hızıyla devam ediyor. Çocuklarımızın güvenliği için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz” ifadeleri yer aldı. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney, eğitimde bilimsel çalışmaların önemine vurgu yaparak, Bayburt’taki okulların Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun projelerine katılımının artırılmasının hedeflendiğini belirtti. Şube Müdürü Muammer Şimşek de proje başvuru sürecinde dikkat edilmesi gereken teknik detaylar ve başvuru şartları hakkında ayrıntılı bilgi verdi. Toplantı sonunda, okul müdürleri proje süreci ile ilgili sorular yönelterek bilgi aldı ve karşılıklı fikir alışverişinde bulundular. – BAYBURT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KazAID Başkanı Arken Arıstanov, kurulma amaçlarını, faaliyetlerini ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile işbirliği hakkında AA muhabirine konuştu.
Arıstanov, Kazakistan’ın 1991’de bağımsızlığını kazandığını hatırlatarak “İlk başta ekonomik sıkıntılarımız vardı ve alıcı ülke konumundaydık. Türkiye’den de yardım aldık. Çok sayıda Türk şirketi başkent Astana’yı inşa etmede yardımcı oldu.” dedi.
Dünya Bankası sınıflandırılmasına göre 2006’dan bu yana orta gelirli ve artık donör ülke haline geldiklerini belirten Arıstanov, “Kazakistan, son 10 yılda başta Orta Asya ülkeleri olmak üzere diğer ülkelere 600 milyon dolardan fazla insani yardım sağladı.” ifadesini kullandı.
Arıstanov, 2014’te ülkede resmi kalkınma yardımlarına ilişkin kanunun kabul edildiğini, 2020 yılında ise Kazakistan Dışişleri Bakanlığı nezdinde KazAID’in resmi olarak kurulduğunu belirterek “Kovid-19 salgını nedeniyle ilk iki yıl faaliyetlerimizi aktif bir şekilde yürütemedik ancak şu anda projelerimizi hayata geçirmeye başladık.” diye konuştu.
KazAID olarak dijitalleşme, eğitim ve kamu yönetimi alanlarında faaliyetlerini yoğunlaştırdıklarını dile getiren Arıstanov, “Kazakistan’ın halihazırda ilerleme kaydettiği sektörlerde tecrübe alışverişini amaçlıyoruz. Bu yıl e-devlet yazılım ürünlerimizi Afrika ülkelerine hibe etmeye başladık.” dedi.
Arıstanov, 6 Şubat depremlerinde Türkiye’ye kardeş eli uzatan ilk ülkelerden birinin Kazakistan olduğunu ve Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi’nde deprem bölgesine bir okul armağan edilmesi konusunda öneride bulunduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:
“Bu projenin operatörü olarak şu anda Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde 960 öğrenci kapasiteli okulun inşaat projesini başlattık. Gelecek sene sonunda inşaatı tamamlayarak Türkiye Milli Eğitim Bakanlığına devretmeyi planlıyoruz.”
“TİKA’nın tecrübesini önemli buluyoruz”
Arıstanov, KazAID olarak üçlü işbirliklerini önemsediklerini ve bu kapsamda TİKA’nın tecrübesinden yararlanmak istediklerini belirtti.
TİKA’nın Kazakistan Koordinatörü Hüseyin Hikmet Özdenoğlu ile ilk kez bir ortak projeyi hayata geçirdiklerini ifade eden Arıstanov, “Kazakistan’ın KazAID’i ve Türkiye’nin TİKA’sı olarak Tacikistan ve Kırgızistan’dan tıp öğrencilerine Astana Tıp Üniversitesi’nde Türk hocalar tarafından tıpta entegre eğitim modülü üzerine seminer düzenledik. Bir haftalık eğitimi tamamlayanlara sertifikalarını takdim ettik.” dedi.
Başkan Arıstanov, “Biz daha yolun başındayız dolayısıyla TİKA’nın projeyi geliştirme, hayata geçirme ve sonraki süreci destekleme gibi alanlardaki tecrübesini önemli buluyoruz. Bu gibi ortak faaliyetlerle birbirimizi destekliyor, deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Bu yıl TİKA, Afganistan’daki çiftçilerin eğitim programını destekledi. Gelecek sene bu projeyi biz de desteklemek istiyoruz.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Selçuk Üniversitesi, sporun engelleri nasıl aşabileceğini vurgulayan anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. 2024 Paris Paralimpik Oyunlarında Kadınlar 57 kilo para tekvandoda gümüş madalya kazanan milli tekvandocu Gamze Gürdal ve erkekler +80kg son 16 turunda mücadele etme başarısı gösteren milli sporcu Mehmet Sami Saraç, Sultan Alparslan Kültür Merkezinde öğrencilerle bir araya geldi. Engelli Öğrenci Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Mustafa Güler, engelli bireyler için temel sorunun, toplum olarak oluşturulan engeller olduğunu belirtti. Güler, “Üniversitemizdeki hiçbir engelli öğrencimizi geride bırakmadan onların hedeflerine ulaşmalarına ve hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmayı hedefliyoruz” dedi.
” Spor, özgüven ve sosyalleşmeye büyük bir katkı sunuyor”
Sporun hayatındaki dönüştürücü etkisini anlatan milli tekvandocu Gamze Gürdal, sporla tanışmasının ardından yaşadığı toplumsal mücadelesini paylaştı. Her zaman insanlara ilham vermeye çalıştığını belirten Gürdal, “Okulda kendimi bir elçi gibi hissediyorum, çünkü gittiğim her yerde bir farkındalık oluşturuyorum. Çok fazla okudum, kendimi geliştirdim. Çok sayıda insanla iletişim kurdum. Sadece spor değil; sanat, resim, müzik gibi birçok alanda da bir şeyler yapabiliriz. Ama neden yapamayacağımızı düşünüyoruz?” şeklinde konuştu.
Sporun kendisine kazandırdığı en büyük değerlerden birinin yalnız olmadığını fark etmek olduğunu söyleyen Gürdal, Türkiye Şampiyonası’nda diğer engelli sporcularla tanıştığında bu duyguyu derinden hissettiğini belirtti. Gürdal, “Benim gibi olan başka insanlarla tanışmak bana büyük bir özgüven kazandırdı. Artık kendimi saklamıyorum, çünkü bu benim normalim ve hayatımı bu şekilde devam ettiriyorum” diye konuştu.
Gamze Gürdal, sporun özgüven ve sosyalleşme açısından büyük bir katkı sunduğunu belirterek gençlere de sporla tanışmaları tavsiyesinde bulundu.
“Toplumsal hayatta daha aktif bir rol üstlendik”
5 yaşında geçirdiği kaza sonrası babasının desteğiyle sosyal hayata katılmaya başladığını belirten başarılı milli sporcu Mehmet Sami Saraç, elde ettiği başarıların temelinde ailesinin özverisinin yattığını ifade etti. Spor kariyerinde kazandığı derecelerle birlikte devletin davet ettiği çeşitli organizasyonlara katıldığını söyleyen Saraç, “Takım kamplarında yaşadığımız hatıralarımız, motivasyonumuzu arttırıyor. Kendi aramızda şakalaşarak gördüğümüz zorluklar karşısında daha çok şükretmeye başladık” dedi.
Engelli Öğrenci Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Mustafa Güler tarafından milli tekvandocu Gamze Gürdal’a ve milli sporcu Mehmet Sami Saraç’a teşekkür belgesi verildi. – KONYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ankara’da Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ. (TUSAŞ) tesislerine düzenlenen terör saldırısının ardından dünyanın dört bir yanında Türkiye’ye taziye mesajları gelmeye devam ediyor.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, terör saldırısı sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a taziye mesajı gönderdi.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TAZİYE MESAJI
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Aliyev’in, TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a taziye mektubu yolladığı belirtildi.
“ŞİDDETLE KINIYORUM, KARDEŞ TÜRKİYE HALKINA EN DERİN BAŞSAĞLIĞI DİLEKLERİMİ SUNUYORUM”
Mektupta, saldırıda hayatını kaybeden ve yaralananların olmasının onları derinden üzdüğünü belirten Aliyev, “Bu hain terör eylemini şiddetle kınıyor, sizlere, mağdurların ailelerine ve yakınlarına, kardeş Türkiye halkına şahsım ve Azerbaycan halkı adına en derin başsağlığı dileklerimi sunuyor, yaralananlara şifalar diliyorum. Allah rahmet eylesin”ifadeleri yer aldı.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Dilay Kaynak
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bu yıl 9. sınıf öğrencilerinin muhatap oldukları Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin böyle bir çabanın ürünü olduğunu dile getiren Tekin, eğitimde dünyada ve televizyonlarda örnek gösterilenleri yaptıklarını ifade etti.
Şu anda tüm okulların fiziki yapı itibarıyla dört dörtlük hale dönüştüğünü söyleyen Tekin, “Ama bunları da yeterli bulmadık. Teknolojik altyapımızı geliştiriyoruz. Şu anda en ücra köşedeki okullarımız dahil internet altyapısına kavuşmuş durumda” diye konuştu.
REKLAM
İnternet altyapısına kavuşturdukları okullara internet erişimi de sunduklarını aktaran Tekin, sınıfların tamamına etkileşimli tahtalar koyduklarını, dünyada bütün sınıflarda akıllı tahta bulunan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirtti.
EBA platformuyla istenilen bütün bilgilere ulaşılabildiğini vurgulayan Tekin, bazen okul dışında paylaşılanın yanında yardımcı kaynaklara müracaat edildiğini gördüklerini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu yardımcı kaynaklar bizim açımızdan sıkıntılı. Altını çizerek söylüyorum bu yardımcı kaynaklar yani Bakanlığın bastıkları dışında hiçbirisi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmış değildir. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığımız bunların hiçbirisini görmemiştir. Siz şöyle zannediyorsunuz, ‘O kitaplar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından incelenmiş, dolayısıyla bizim sınava hazırlık sürecimizde bize katkı verecekler’ zannediyorsunuz, onların hiçbirisini biz onaylamadık. Sizi süreç içerisinde yanlış yönlendirebilir o kitaplar. Bizim okullarımızdaki öğretmenler, sizin derslerinize giren öğretmenler, dışarıda gidip merdiven altında kurs aldığınız diğer öğretmenlerle asla kıyaslanacak kişiler değillerdir. Size bu konuda en doğru bilgi verecek bizim okullarımızdaki öğretmenlerimiz.”
REKLAM“YAPAY ZEKA UYGULAMASIYLA GELİŞTİRİLMİŞ BİR MODEL”
Liselere geçiş sınavını Bakanlığın, üniversiteye geçiş sınavını ise ÖSYM’nin yaptığını anımsatan Tekin, sınavlarda sorulacak soruların tamamının müfredatta yer aldığını bildirdi.
Yaklaşık 1,5 yıldır eğitim teknolojilerindeki yeni gelişmelerin sisteme adapte edildiği bir uygulama için çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Tekin, “Tanıtımını yaptığımız şey aslında yapay zeka uygulamasıyla geliştirilmiş bir model. İnanıyorum ki size gerçekten çok faydası olacak. 10, 11 ve 12. sınıftaki öğrencilerimizin YKS sınavlarına yönelik yoğun bir biçimde kullanacağını tahmin ediyorum” dedi.
Bakan Tekin, bütün bu çalışmaları yaparken eğitimde fırsat eşitliliğini maksimum düzeye çıkarmak istediklerini, öğrencilere-velilere ilave külfet oluşturmadan hizmetleri bu site içinde vereceklerini belirtti.
Uygulamayı sürekli geliştireceklerini vurgulayan Tekin, şu anda uygulamada 250 öğretmenin yer aldığını ve Bakanlık bünyesinde gönüllülük esasıyla yürüyen projeye katılmak isteyen öğretmenleri de sürece dahil etmeyi beklediklerini söyledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ayı Ne İle Beslenir?
Ayılar, hepçil hayvanlar olarak bilinir. Yani hem ot hem de et ile beslenirler. Ayıların beslemesinde balık, et ve meyveler önemli bir yer tutar. Yine de bu durum türden türe değişiklik gösterebilir. Örnek vermek gerekirse kutup ayıları etobur canlılar olarak bilinir ve sıklıkla fokları yer. Gözlüklü ayılar ise büyük ölçüde otçul olarak bilinir ve çeşitli bitkilerle beslenmeyi tercih eder.
Ayılar Ne Yer?
Ayılar hepçil olduğu için bitki ve et türlerini de tercih ederler. Ayrıca pek çok ayının baldan hoşlandığı da bilinir. Bunun yanı sıra balık yemeyi de oldukça severler. Dünya üzerinde meyve yemeyi seven nadir canlılar arasında yer aldığı da bilinir. Çok fazla ayı çeşidi olduğu için her birinin beslenme tarzı farklıdır.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
BAĞIMLILIK HIZLI GELİŞEBİLİR
Ailelerin, çocukların dijital mecradaki davranışlarını kontrol etmemesi durumunda, bağımlılığın çok hızlı bir şekilde gelişebileceğini, ailenin ve kişinin kontrolünden çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Onur Noyan, “Burada bir davranışın beyinde bağımlılığa yol açması için dopamin dediğimiz bir hormon devreye giriyor. Oyunlarda kazanılan ya da oyunların tetiklediği, salgılanmasına sebep olduğu dopamin, o bireyin tekrar tekrar oyun oynamasına, orada zaman geçirmesine sebep olabiliyor. Artık biz fark ettiğimizde bu davranış bir bağımlılık haline gelmiş olabiliyor” diye konuştu.

EBEVEYNLER NELER YAPABİLİR?
Çocukların ekran sürelerini izlemek ve belirli sınırlar koymak önemli. Ebeveyn bu sınırları koyup devam ettirdiğinde çocuk da uyum sağlayacaktır. Ancak ebeveyn biraz esnek davranıyorsa çocuk da bu sınırların aşıldığını bilip ona göre davranacaktır.
Eğer çocukların ne oynadığını, onlara ne mesaj geldiğini, ne gibi davranışlara maruz kaldığını bilmiyorsak çocuklar gerçekten çok büyük risk altındadır diyebiliriz. Bu konuda mutlaka ve mutlaka ailelerin bildiği oyunları oynamalarına izin vermek gerekir.
Ebeveyn içerik denetim programlarını kullanmak da çok önemli. Çünkü çocuklar, ailelerinin gözetimi dışında riskli alanlara girebilir. Bu ihtimali de göz önünde bulundurarak çocuğun yaş grubuna göre denetim programları seçilmeli ve takip edilmeli.
Çocuklarla sürekli ebeveynlerin oynaması çok mümkün olmayabilir. Çocukların dışarıda oyun oynayacak alanlarının olması, belirli bir spor alanına kanalize edilip bu alanda kendilerini geliştirmelerinin sağlanması önemli.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Florida eyaletinin kuzeybatı kıyılarını yaklaşık 225 kilometre hızla vuran Helene Kasırgası’nın ülkedeki etkileri sürüyor.
Yetkililer, kasırganın sebep olduğu şiddetli rüzgar ve yağışların etkili olduğu North Carolina, South Carolina, Georgia, Florida ve Virginia eyaletlerinde en az 64 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti.
Büyük hasara yol açan kasırganın neden olduğu elektrik kesintilerinden milyonlarca kişinin etkilenmeye devam ettiği bildirildi.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, ABD Başkanı Joe Biden, Florida ve North Carolina’da “afet durumu” ilan ederek kasırgadan olumsuz etkilenenler için “federal yardım” talimatı verdi.
ABD Ulusal Kasırga Merkezi, kasırganın etkilerinin hafta sonu boyunca devam edebileceği açıklamasını yapmıştı.
Uzmanlar, Helene Kasırgası’nın ABD’nin güneydoğusunda neden olduğu hasarın 15 ila 26 milyar dolar olabileceğini açıklamıştı.
Helene Kasırgası
ABD Ulusal Kasırga Merkezi, Helene Kasırgası’nın Florida eyaletinin kuzeybatı kıyılarını yaklaşık 225 kilometre hızla vurduğunu açıklamıştı.
Kasırga kısa sürede Georgia, South Carolina, North Carolina ve Tennessee’yi de etkisi altına almıştı.
Kasırganın ilk vurduğu yer olan Florida’da 1,2 milyonu aşkın, Georgia’da 1 milyon, South Carolina’da 1,3 milyon ve North Carolina’da da 600 bin ev ve iş yerinde elektrik kesintisi olmuştu.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tahran’daki Filistin Meydanı’nda yoğun yağmur altında toplanan binlerce kişi, İsrail’in Lübnan’da Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve İranlı general Tuğgeneral Abbas Nilfuruşan’ın da hayatını kaybettiği saldırılarını protesto etti.
Gösterilerde Lübnan ve Filistin bayrakları, Hizbullah flamaları ile Nasrallah’ın posterlerini taşıyan göstericiler, İsrail ve ABD aleyhine sloganlar attı.
İran’da, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın İsrail saldırısında ölümü dolayısıyla, 5 gün ulusal yas ilan edildi.
İran lideri Ali Hamaney, Nasrallah’ın öldürülmesi nedeniyle dün yaptığı yazılı açıklamada, “direniş cephesi” ve Hizbullah’ın önemli bir ismi ve liderini kaybettiğini belirtti, “Nasrallah’ın Lübnan’da kurduğu yapının onun ölümüyle daha da güçleneceğini” savundu.
“Direniş cephesinin çökmekte olan Siyonist varlığın gövdesine indirdiği darbeler daha da ezici olacak.” ifadelerini kullanan Hamaney, Nasrallah’ın “kanının yerde kalmayacağını” vurguladı.
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail: Nasrallah öldürüldü Haberi Görüntüle
İsrail önce Lübnan’da Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazlarını sonra da telsizleri patlattı. Gerilimin zirveye çıkmasının ardından iki taraf arasında hava saldırıları başladı ve bu saldırılar günlerdir sürüyor.

İsrail, Lübnan’daki saldırılarında çoğunlukla Hizbullah komutanlarını hedef aldığını açıkladı, ancak yüzlerce sivil öldü. Son olarak İsrail, Cuma akşamı Beyrut’a yoğun hava saldırısı başlattı ve hedefinde Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın olduğunu bildirdi. Nasrallah’ın ölümünü dün ilk olarak İsrail duyurdu, saatler sonra da Hizbullah doğruladı.
REKLAM
Bu gelişmelerin ardından bölgede neler yaşanacağını belirsiz, ancak gözler Hizbullah’a çevrildi. Nasrallah, 30’lu yaşlarındayken 1992’de Hizbullah’ın genel sekreteri oldu ve o günden bu yana Hizbullah lideri olarak görev yaptı. Bundan sonra nasıl adımlar atacağı bilinmezken, Nasrallah’ın yerine geçecek iki isimden bahsediliyor.
Haşim Safieddin

Hizbullah’ın yürütme kurulu başkanı ve Nasrallah’ın kuzeni olan Safieddin’in, Hizbullah’ın yeni lideri olacağı düşünülüyor.
1964’te Sur yakınlarındaki Deir Qanoun en-Nahr’ın güney köyünde doğan Safieddin, Irak’ın Necef ve İran’ın Kum kentinde Nasrallah ile birlikte teoloji okudu. İkisi de Hizbullah’a kuruluşunun ilk günlerinde katıldı.
Safieddin’in İran ile yakın bağları var, kardeşi Abdullah, Hizbullah’ın İran temsilcisi olarak görev yapıyor. Oğlu Redha, 2020’de ABD’nin düzenlediği saldırıda öldürülen İran Devrim Muhafazları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin kızıyla evli.
Hizbullah’ın yürütme kurulu başkanı olarak grubun siyasi işlerini denetleyen Safieddin, ayrıca grubun askeri operasyonlarını yöneten Cihat Konseyi’nde de yer alıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2017 yılında terörist ilan edilen Safieddin, kamuoyuna yaptığı açıklamalarla çoğunlukla askeri duruşunu ve Filistin davasına olan bağlılığını yansıtıyor.
REKLAM
Naim Qassem

Konuşulan bir diğer isim ise Hizbullah’ın genel sekreter yardımcısı 71 yaşındaki Naim Qassem.
Qassem, Güney Lübnan’da, özellikle geçen Ekim ayından bu yana birçok İsrail saldırısına maruz kalan Nebatiye şehrinin Kfar Kila köyünde doğdu.
Qassem’in Şii siyasi aktivizminde uzun bir geçmişi var. 1970’lerde Lübnan’daki bir Şii grubu olan Amal Hareketi’nin bir parçası oldu. Daha sonra Amal’den ayrıldı ve 1980’lerin başında Hizbullah’ın kuruluşuna yardımcı oldu ve grubun temel din bilginlerinden biri oldu.
Qassem’in dini akıl hocalarından biri, geniş çapta saygı duyulan Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlallah’tı ve Qassem’in kendisi de onlarca yıldır Beyrut’ta dini dersler veriyordu.
Hizbullah’ın eğitim ağının bir bölümünü denetledi ve ayrıca grubun parlamento faaliyetlerini denetlemekle de ilgilendi.
REKLAM
Qassem, 1991’de, İsrail tarafından suikasta uğrayan o zamanki Genel Sekreter Abbas el-Musawi’nin yönetimi altında genel sekreter yardımcısı seçildi.
Yıllar boyunca Hizbullah’ta önemli bir kamusal rol oynadı ve aynı zamanda grubun Şura Konseyi’nin bir üyesi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Gazze’deki bu barbarca savaşı Batı Şeria, Lübnan ve ötesine yayılmadan önce durdurmak için aklıselim galip gelebilirdi” diyen Fidan, bazı uluslararası aktörlerin kasıtlı olarak hareketsiz kalmaya karar vermeleri ve sonuç alıcı adımlar atmak için hiçbir refleks göstermemelerinin “çok şaşırtıcı” olduğunu vurguladı.
REKLAM“ACİL VE KALICI BİR ATEŞKES SAĞLANMALI”
Fidan, “Yapmamız gereken şey çok açık. BM Güvenlik Konseyi’nin itiraz esaslarını belirleyen bir kararı var. Acil ve kalıcı bir ateşkes sağlanmalı. Rehine ve mahkum takası gerçekleşmeli. İsrail, Gazze’den çekilmelidir. Hayatta kalmak için ciddi ihtiyaç içinde olan Filistinlilere insani yardım engelsiz bir şekilde ulaştırılmalı” diye konuştu.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun böyle bir anlaşmanın gerçekleşmesini sürekli olarak engellediğinin farkında olduklarını belirten Fidan, “(Netanyahu) Kendisine tanınan cezasızlıktan da cesaret alarak, başta Güvenlik Konseyi olmak üzere uluslararası toplum İsrail’e durması için gerçek bir baskı uygulayana kadar soykırım eylemlerine devam edecek” dedi.
Fidan, Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasındaki birincil sorumluluğunun altını çizerek, “Ne yazık ki Konsey şu ana kadar aldığı kararları İsrail’in uygulamasını sağlamakta başarısız olmuştur. Silah ambargosu yok, zorlayıcı tedbirler yok.” ifadelerini kullandı.
“İsrail’in sınır tanımayan saldırganlığı ve Lübnan’ın hedefte olması” nedeniyle şu anda tehlikeli bir yöne doğru gittiklerini aktaran Fidan, uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun tüm önlemlerinin bir kenara itildiğini, gözlerinin bağlandığını belirtti.
“GELİN HEP BİRLİKTE ADİL VE KALICI BİR BARIŞ İÇİN ÇALIŞALIM”
Fidan, yoğun bombardımanın, sivil ve askeri hedef ayrımı yapılmaksızın hız kesmeden devam ettiğini belirterek Güvenlik Konseyi’ni, asli görevini yerine getirmeye, herkesi bu savaşı ve İsrail saldırganlığını durdurmaya çağırdı.
İsrail’in güvenliğini yalnızca barışın sağlayabileceğini ve barışın da ancak iki devletli çözümle geleceğini vurgulayan Fidan, “Netanyahu ve onun köktendinci ortaklarının siyasi veya bireysel çıkarları bölgesel istikrarı ve uluslararası düzeni tehlikeye atmamalıdır.” dedi.
Bakan Fidan, başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırlarına dayalı bağımsız ve egemen bir Filistin devletiyle iki devletli çözümün önünü açma çağrısı yaparak, konuşmasını “Gelin hep birlikte adil ve kalıcı bir barış için çalışalım. Güvenlik Konseyi’ne çağrımız budur.” ifadeleriyle sonlandırdı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ile Lübnan arasındaki artan çatışmaların sona ermesi ve diplomatik çözümlerin önünün açılması amacıyla 21 günlük acil ateşkes talep edildi.
ABD VE FRANSA ÖNCÜLÜK ETTİ
Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada, ABD ile Fransa’nın, İsrail-Lübnan sınırında bir ateşkes çağrısı konusunda mutabık kaldığı ve bu yöndeki ortak açıklamaya AB, Avustralya, Kanada, Almanya, İtalya, Japonya, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de (BAE) katıldığı bildirildi.
Ortak açıklamada, “Lübnan ile İsrail arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana devam eden durum tolere edilemez ve kabul edilemez daha büyük bir bölgesel gerilim riski teşkil ediyor. Bu durum kimsenin çıkarına değildir, ne İsrail ne de Lübnan halkının.” ifadesine yer verildi.
İLGİLİ HABERİsrail ordusu, Lübnan’a kara saldırısına hazırlanıyor
“21 GÜNLÜK ACİL ATEŞKES ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ”
Sınırın her iki tarafındaki sivillerin kendi evlerine dönebilmelerini mümkün kılacak diplomatik bir anlaşmanın zamanının geldiği kaydedilen açıklamada, “Diplomasi, bu çatışmada tansiyon yüksekken başarılı olamaz. Bu sebeple, diplomasiye alan açmak için İsrail-Lübnan sınırında 21 günlük acil bir ateşkes çağrısında bulunuyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
İsrail ve Lübnan yönetimlerine, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararıyla uyumlu bir şekilde, bu geçici ateşkes önerisine destek vermeleri çağrısında bulunulan açıklamada, bölgede şu anda diplomasiye ihtiyaç olduğu kaydedildi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’nin saygın yayın organlarından The National Interest, Türkiye’nin savunma sanayiindeki ilerlemelerini dikkatle izlemeye devam ediyor.
Son olarak ‘Altay’ tankını değerlendirerek “Sınıfının en iyilerinden” ifadesini kullanan medya kuruluşu, şimdi de Türkiye’deki tank sayısını mercek altına aldı.
OSMANLI MİRASINI YENİDEN CANLANDIRMA HEDEFİ
The National Interest, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye’nin Balkanlar, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da Osmanlı dönemi etkisini yeniden canlandırma arzusunda olduğunu belirtti.
Bu hedef doğrultusunda Türkiye’nin, ordusuna önemli yatırımlar yaparak, ABD ve Almanya ile yaşanan gerilimlerin ardından yerli savunma sanayisini güçlendirdiği vurgulandı.
“TÜRKİYE’NİN 700 MODERN, 1500 MODERNİZE EDİLMİŞ TANKI VAR”
The National Interest, “Türkiye’nin Neden Bu Kadar Çok Tankı Var?” başlıklı yazısında “Türkiye, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yönetimindeki önemli jeopolitik hedeflerini yansıtan, yaklaşık 700 modern tank ve 1.500 adet eski, geliştirilmiş tanktan oluşan geniş bir tank filosuna sahiptir.” ifadelerine yer verdi.

“TÜRKİYE; YUNANİSTAN, İNGİLTERE VE FRANSA’NIN TOPLAMINDAN FAZLA TANKA SAHİP”
Türkiye’nin Yunanistan, İngiltere ve Fransa’nın toplamından daha fazla tanka sahip olduğu belirtilen haberde, Türk ordusunda yaklaşık 330 Leopard 2, 350 Leopard 1, 160 M60 Sabra, 650 M60 Patton ve 750 M48 Patton bulunduğu belirtildi.
ABD’nin Yunanistan ile Türkiye’ye dengeli savunma sanayi satışı yapıldığına ve Türkiye’nin yaşananların ardından yerli savunma sanayine kenetlendiğine dikkat çekilirken, “Tank alanında, Türk ordusu Altay ana muharebe tankına büyük yatırımlar yapıyor.” denildi.

ALTAY TANKINA ÖVGÜLER DİZMİŞTİ
Türkiye’nin tank sayılarını incelemeye alan The National Interest, daha önce yaptığı haberlerde ise Türkiye’nin yerli üretim tankı Altay’ı incelemeye alarak övgüler dizmişti.
Altay için “Sınıfının en iyilerinden” denen haberde “Türkiye, Altay Ana Muharebe Tankı ile büyük bir tank gücü olacak. Türkiye’de ana savaş tankı sınıfında tüm dünyada en iyilerden birisi olarak kabul edilen Altay tankının seri üretimi için imzalar atıldı. İmzanın tahmin edilen süreden bir yıl önce atılması ise savunma dünyasını şaşırttı” ifadelerine yer verilmişti.

Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Güvenlik Konseyi üyeleri ile nükleer caydırıcılık konusu üzerine toplantı yaptı.
Toplantıya Vladimir Putin’in yanı sıra Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Rusya Başbakan Yardımcısı Denis Menturov, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkanı Aleksandr Bortnikov, Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkan Yardımcısı Raşid Nurgaliev, Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos) başkanı Yuri Borisov ve Rusya Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) Başkanı Aleksey Lihaçov katıldı.
RUSYA’NIN NÜKLEER STRATEJİSİ
Toplantının düzenlenme amacıyla ilgili açılış konuşmasını yapan Vladimir Putin şunları söyledi:
“Bugünün gündeminde, nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının temellerinin güncellenmesiyle ilgili konu var. Bu, askeri doktrinin yanı sıra, Rusya’nın nükleer stratejisinin resmi olarak tanımlandığı ve detaylandırıldığı bir belge. Belgenin güncellenmiş versiyonunda (Nükleer Caydırıcılık Alanında Devlet Politikasının Temelleri), nükleer olmayan herhangi bir devletin, nükleer bir devletin katılımı veya desteğiyle Rusya’ya yönelik saldırısının, Rusya Federasyonu’na karşı ortak saldırı olarak değerlendiriyor”

“RUSYA OLASI HAVA SALDIRISINDA NÜKLEER SİLAH KULLANMAYI ELE ALACAK”
Konuşmasının devamında hasımlarının kendilerine yönelik olası bir hava ve uzay saldırısına karşı nükleer silahlar kullanmayı da değerlendirebileceklerini ifade eden Putin şöyle dedi:
“Belgenin son haline göre nükleer silahları olmayan ülke, nükleer silahları olan başka bir ülkenin desteğiyle Rusya’ya karşı ortak saldırısını ele alıyor. Belgede, Rusya’nın nükleer silah kullanımına geçişinin koşulları da açıkça belirtiliyor. Hava ve uzay saldırı silahlarının büyük çaplı fırlatılması ve devlet sınırımızı geçtiğine ilişkin güvenilir bilgiler aldıktan sonra bu olasılığı değerlendireceğiz. Stratejik veya taktik uçakları, seyir füzeleri, insansız hava araçları, hipersonik ve diğer hava araçlarını kastediyorum”
Putin bu sözlerinin ardından, kendilerine karşı olası hava saldırılarına karşı nükleer silahlarla karşılık verecekleri uyarısında bulundu.

“NÜKLEER SİLAH KULLANMA HAKKIMIZI SAKLI TUTUYORUZ”
Konuşmasının devamında “Birlik devletler” olarak Belarus’a yapılacak olası bir saldırıda da nükleer silahlarla karşılık verebileceklerini belirten Putin, “Birlik Devleti’nin bir üyesi olarak Rusya ve Beyaz Rusya’ya karşı saldırı durumunda nükleer silah kullanma hakkımızı saklı tutuyoruz. Bütün bu konular Belarus tarafıyla, Belarus Devlet Başkanı (Aleksandr Lukaşenko) ile mutabakata varıldı. Konvansiyonel silahlar kullanan düşmanın egemenliğimiz için kritik bir tehdit oluşturması da buna dahildir” ifadelerini kullandı.
Rusya Federasyonu’nun nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerine dahil edildiğini de hatırlatan Putin, “Nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerinde, nükleer caydırıcılığın uygulandığı devletler ve askeri ittifaklar kategorisi genişletildi. Ayrıca askeri tehditler listesi eklendi” şeklinde konuştu.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı bölgesinde 2 PKK/ YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde 1 PKK’lı teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Gücünü asil milletimizden alan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, terörist temizliğine ara vermeden devam ediyor. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı bölgesinde belirlediği 2 PKK/YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde tespit ettiği 1 PKK’lı teröristi etkisiz hale getirdi. Mehmetçik, kahramanca ve fedakarca mücadeleye devam edecek” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vali Yavuz, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “İlimizde orta hasarlıyken güçlendirme müracaatı yapılmayan binaların yıkımı hızla devam ediyor. Bugün itibarıyla yıkılması gereken orta hasarlı binaların yüzde 40’ını yıktık. Devletimizin desteğiyle şehrimizin yapı stokunu yeniliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Rezerv alanlardaki çalışmaları da inceleyen Yavuz, “Kaynarca Mahallesi Merkez 1. Etap’ta temel kazısı ve zemin etüdü çalışmaları başladı. Yıkım çalışmaları da devam ediyor. Niyazi Mısrı Mahallesi’nde inşaat çalışmaları başlıyor. Şehrimize hayırlı olsun.” açıklamasında bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD, ulusal güvenlik endişeleri nedeniyle Çin menşeli yazılımların araçlarda kullanımını yasaklamayı planlıyor. Yetkililer kararın, özellikle otomotiv sektöründeki güvenlik risklerini azaltmayı hedeflediğini ifade etti.
ABD hükümeti, güvenlik endişeleri nedeniyle Çin menşeli yazılımların otomobillerde kullanılmasını yasaklamayı planladığını duyurdu. Yetkililer, ‘Çin’in teknolojik araçlarını kullanmanın potansiyel risklerini’ vurgulayarak, otomotiv sektöründe bağımsızlık sağlamak amacıyla bu düzenlemeyi hayata geçirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Açıklamada, kararın ABD içindeki otomobil üreticilerini etkileyecek ve ülkenin teknoloji politikalarındaki değişimlerin bir parçası olarak görüldüğü belirtildi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian konu ile ilgili yaptığı açıklamada, “Çin’in ABD’nin ulusal güvenlik kavramını aşırı esnetmesine ve ilgili Çin şirketlerine ve ürünlerine karşı ayrımcı önlemler almasına karşı olduğunu söyleyeyim. ABD’yi piyasa ekonomisi ilkelerine saygı göstermeye ve Çinli şirketler için açık, adil, şeffaf ve ayrımcı olmayan bir iş ortamı sağlamaya çağırıyoruz. Çin, yasal haklarını ve çıkarlarını kararlılıkla savunacaktır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusu, pazartesi günü Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine hava saldırıları düzenlediğini açıkladı. Lübnanlı yetkililer saldırılarda en az 492 kişinin öldüğünü, binin üzerinde vatandaşın yaralandığını ve on binlerce kişinin güvenli bölgelere kaçmak üzere yer değiştirmek zorunda kaldığını bildirdi. Saldırının İsrail’in 2006’dan bu yana Hizbullah’a karşı gerçekleştirdiği en ölümcül saldırı niteliğinde olduğu belirtildi.
İsrail’in Hizbullah’a yönelik gerçekleştirdiği hava saldırısı geçen hafta Hizbullah üyelerinin telsiz ve çağrı cihazlarının patlatıldığı ve binlerce kişi yaralayıp en az 37 kişiyi öldüren gizli operasyonların ardından gerçekleşti.
İsrail ordusu, hava kuvvetlerinin dün Lübnan’da yaklaşık 1600 Hizbullah hedefini vurduğunu ve saldırılarına Hizbullah, İsrail-Lübnan sınırından çekilene dek devam edeceğini ifade etti. Hizbullah da dün İsrail’e yönelik karşı bir saldırı başlattı, bunların çoğu İsrail’in füze savunma sistemi tarafından engellendi. Hizbullah yetkilileri, İsrail ve Hamas, Gazze’de ateşkes konusunda uzlaşana dek saldırılarına devam edeceklerini belirtiyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, resmi ziyaret gerçekleştirmek üzere gittiği Rusya’nın başkenti Moskova’da Kremlin Meçhul Asker Anıtına çelenk bıraktı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş yaptığı açıklamada, “Resmi temaslarımız dolayısıyla bulunduğumuz Moskova’da, parlamento heyetimizle birlikte Kremlin Meçhul Asker Anıtına çelenk bıraktık” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzeydeki Cibaliya Mülteci Kampı sakinlerinden Muhammed, İsrail’in saldırıları nedeniyle annesi ve kız kardeşiyle birlikte Nusayrat Mülteci Kampı’nda Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı okullardan birine sığındı.
Babası kuzeyde kaldığı için ailesinin su ve yiyecek ihtiyacını temin etme görevini üstlenen Muhammed, Temmuz 2014’te Nusayrat Mülteci Kampı’ndaki Sirac Okulunun hedef alındığı saldırıda şarapnel isabet etmesi sonucu elini kaybetti.
Saldırı öncesinde okulda ud eğitimi alan Muhammed, sağ elini kaybettiği için udu bırakmak zorunda kaldı ancak yılmadı ve zoru başararak keman çalmaya başladı.
Kemanla yeniden hayata tutunan Muhammed, şimdilerde protez ele kavuşmak, Gazze dışına çıkmak ve okumak istiyor.
Muhammed’in elini kaybetmesi son değil başlangıç oldu
Edward Said Enstitüsünde müzik eğitmenliği yapan, keman çalan ve şarkı söyleyen 16 yaşındaki Sema Rami Necm, Muhammed’in keman çalmaya başlamasında en büyük etken oldu.
Kendisi de 2 milyon Gazzeli gibi evini terk ederek güneye göç eden Necm, göç sırasında geri dönecekleri umuduyla kemanını yanına aldı ancak dönemedi.
Kemanın çadırda bir süre hiç kullanılmadan durduğunu söyleyen Sema, “Bir gün neden keman çalmadığımı ve çocuklara bunu öğretmediğimi düşündüm. Sonrasında çadır kentlere ve sığınma merkezlerine gidip çocuklara eğitim vermeye başladım. Bu çocuklardan biri de Muhammed Ebu Iyda’ydı.” dedi.
Muhammed’in başlangıçta ud eğitimi aldığını ancak okulun vurulmasından sonra eğitiminin yarıda kaldığını kaydeden Sema, şöyle devam etti:
“Umudumuzu yitirmemek adına Muhammed’in yeniden bir müzik aleti çalmasını istedim. Muhammed’in elinin ampüte edilmesi her şeyin sonu değil bilakis başlangıcıydı. Kemanın arşesini Muhammed’in ampüte edilmiş eline bağlamayı düşündüm. Ud için iki ele de ihtiyaç var ancak kemanda böyle bir yöntem kullanarak başarabileceğimizi düşündüm.”
Uzuvlarını kaybetmiş nice önemli şahsiyeti örnek aldılar
Muhammed başlangıçta çok zorlandığını ve eli yeni ampüte olduğu için çok acı çektiğini ifade eden Sema, daha sonra aleti sevdiğini ve kemanla arasında bir dil oluştuğunu ve şimdilerde kemancı olmak istediğini aktardı.
Çocuklara ilk defa eğitim verdiği için biraz zorlandığını anlatan Sema, “Muhammed’e elinin ampüte edilmesinin dünyanın sonu olmadığını göstermek ve ona umut aşılamak istedim. Bu şekilde uzuvları ampüte edilmiş ancak önemli yerlere gelmiş bilim adamları ve şahsiyetler olduğunu söyledim.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BM LİDERLİK SERGİLEYEMİYOR
Hem uluslararası toplumun, hem de Birleşmiş Milletlerin tarihi bir sınavdan geçtiği dönemdeyiz. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşirken, krizlere ve çatışmalara çözüm üretme kabiliyetimiz giderek azalmaktadır.Küresel eşitsizlik ve adaletsizlik aşırıcılığa zemin hazırlamaktadır.İslam ve yabancı düşmanlığı ise bu mümbit zeminde güç kazanmaktadır. Dünyada, tabiatta, ekonomide, gelir dağılımında, sosyal ve siyasal alanda denge kaybolmakta, dengesizlikler giderek büyümektedir.İnsanlığa yönelik giderek artan tehditler karşısında Birleşmiş Milletler, olması gereken liderliği maalesef sergileyemiyor.

ADİL, KAPSAYICI MODEL
Bugün, küresel sorunlarımıza ortak çözümler üretecek, çaresizliğin yerine umudu, yoksulluğun yerine refahı, haksızlığın yerine adaleti, şiddetin yerine barışı hâkim kılacak etkin bir yapıya çok ciddi ihtiyacımız var.Daha adil, kapsayıcı ve etkili bir çok taraflı modele ihtiyaç duyduğumuzu çok net biçimde görüyoruz.Güvenlik Konseyi başta olmak üzere Birleşmiş Milletler’de kapsamlı bir reforma gidilmesi gerektiği aşikardır. Dünya Beşten Büyüktür.
KARAR ALMA SÜRECİ DEMOKRATİKLEŞMELİ
Genel Kurul’da ezici çoğunlukla kabul edilen kararlar, Güvenlik Konseyi nedeniyle hayata geçirilememektedir. Uluslararası barış ve güvenlik sınırlı sayıda ülkeden müteşekkil “imtiyazlı bir zümrenin” keyfine bırakılmamalıdır.Bu durum, BM’deki karar alma sürecini demokratikleştirmemiz gerektiğini açıkça göstermektedir.

FİNANS MİMARİSİ YENİLENMELİ
Artan kutuplaşma karşısında diyaloğu güçlendirmek için etkili araçlar ve mekanizmalara da ihtiyacımız var. Uluslararası finans mimarisinin yenilenmesi de bir zaruriyettir.
Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasının tek yolu budur. Bu hedefler için her platformda çalışmaya, konuşmaya devam edeceğiz.
YENİ TEKNOLOJİLERE UYUM
Tüm bunları yaparken, dijitalleşme ve yapay zekâ başta olmak üzere yeni teknolojilere de uyum sağlamanın yollarını arıyoruz. “Gelecek Paktı”nın temel unsurlarından olan “Küresel Dijital Mutabakat”ın kabulüne bu minvalde büyük ehemmiyet veriyoruz.


Gelişmiş ülkelerle En Az Gelişmiş Ülkeler arasındaki dijital uçurumun kapatılmasında kritik bir görev üstlenen, ev sahipliğini yaptığımız Birleşmiş Milletler Teknoloji Bankası’na uluslararası toplumun desteğini artırmasını bekliyoruz. Bugün bu zirvenin başarısı, çok taraflı sistemde güvenin yeniden inşasındaki kararlılığımız bakımından bir sınav niteliğindedir.”Gelecek Paktı” ise bu yolda bize rehberlik edecek, dünya vizyonumuza dair ortak taahhütlerimizi şekillendirecektir.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erdoğan ayrıca Kuveyt Veliaht Prensi Şeyh Sabah Khaled Al- Hamad Al-Sabah, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Apple Başkan Yardımcısı Nick Ammann’ı kabul etti. Başkan Erdoğan dün 15. Türkiye Yatırım Konferansı çerçevesinde Amerikalı ve Türk İşadamları İle Yuvarlak Masa Toplantısına başkanlık etti.

BARIŞ İÇİN KRİTİK TEMAS
Erdoğan’ın bu yıl BM Genel Kurulu hitabında Gazze’deki katliam noktasında uluslararası topluma çağrı yapması beklenirken Netanyahu’nun tutuklanmasını isteyen ICC başsavcısı Karim Ahmad Khan ile görüşmesi dikkat çekti. Khan’ı Türkevi’nin önünde AK Parti İstanbul milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel karşıladı. Görüşme yaklaşık bir saat sürdü.
Erdoğan geçen yıl 20 Eylül’de Ortadoğu’da barış ve huzurun teminine katkı sunmak için Netanyahu’yu kabul ederek Netanyahu’ya Filistin meselesinin çözümü noktasında telkinlerde bulundu. Görüşmede Erdoğan, barışın egemen olduğu bir dünya için hep birlikte çalışılması gerektiğini vurguladı. Bir yıl içinde, İsrail’in barış ve huzurdan yana olmadığı ortaya çıktı. Gazze’de vahşi bir soykırıma imza atan Netanyahu hükümeti çözümden taraf durmadığını tüm dünyaya gösterdi. Bu konuda en net duruşu sergileyen de Türkiye ve Başkan Erdoğan oldu.

Filistin’deki katliam Türkiye’nin uluslararası mecralarda mücadele ettiği öncelikli konu oldu. Ankara, İsrail’in bu saldırganlığa son vermesi gerektiğini ve bunun için uluslararası toplumun baskı yapması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, Uluslararası Adalet Divanında İsrail’e karşı açılan soykırım davasına müdahil olmak için resmî başvuru sundu ve diğer ülkeleri de bu davaya müdahil olmaya çağırdı.
“İSRAİL ER YA DA GEÇ HESAP VERECEK”
Erdoğan, Kuveyt Veliaht Prensi Şeyh Sabah Khaled al Hamad al Sabah’ı kabul etti. Görüşmede Türkiye ile Kuveyt ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel meseleler değerlendirildi.


Erdoğan görüşmede, Türkiye ile Kuveyt’in ekonomiden savunma sanayiine kadar birçok alanda gelişim gösteren ilişkilerini ilerletmek için gayretlerin artarak süreceğini belirtti.
Erdoğan, İsrail’in Filistin ve Lübnan’daki saldırılarının bölge için bir tehdit teşkil ettiğini, İsrail’in uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerinin sona erdirilmesi için İslam dünyası başta olmak üzere tüm insanlığın gayretlerini artırmasının son derece önemli olduğunu, İsrail’in er ya da geç işlediği suçların hesabını hukuk önünde vereceğini söyledi.
BAŞKAN ERDOĞAN, İRAN CUMHURBAŞKANI PEZEŞKİYAN İLE GÖRÜŞTÜ
Birleşmiş Milletler (BM) 79. Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’ta bulunan Erdoğan, Türkevi’nde temaslarını sürdürüyor.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Erdoğan’la görüşmek üzere Türkevi’ne geldi. Pezeşkiyan’ı girişte MİT Müsteşarı İbrahim Kalın karşıladı.
Başkan Erdoğan görüşmede, Türkiye ve İran arasındaki tarihi ve kültürel bağların iki ülke ilişkilerine her zaman olumlu yansıdığını, yeni dönemde de iki ülkenin çıkarlarına uygun iş birliği fırsatlarının değerlendirileceğini, ilişkilerin her alanda geliştirilerek ilerletileceğine inandığını ifade etti.
Başkan Erdoğan, İsrail’in bölgede huzuru ve istikrarını tehdit eden saldırganlığına karşı barışa hizmet eden adımlar atılmasının önemli olduğunu, İsrail’in Filistin ve Lübnan topraklarında uyguladığı şiddetin bir an önce sona erdirilmesi için uluslararası hukuk, diplomasi ve insan hakları temelinde uluslararası toplumun sesini daha fazla yükseltmesinin gerektiğini, Gazze başta olmak üzere İsrail katliamlarının yaşandığı Filistin topraklarındaki sivillere insani yardım ulaştırmak için Türkiye’nin gayretlerini artırarak sürdürdüğünü belirtti.

OLAF SCHOLZ’U KABUL ETTİ
Öte yandan gelen son dakika haberine göre Başka Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’u kabul etti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“İsrail’in Lübnan’ı hedef alan saldırıları, İsrail’in tüm bölgeyi kaosa sürükleme çabasının yeni bir aşamasıdır.
İsrail’e kayıtsız şartsız destek veren ülkeler, Netanyahu’nun siyasi çıkarları uğruna kan dökmesine yardım etmektedirler.
Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere, uluslararası barış ve güvenliği korumakla sorumlu kurumların ve uluslararası toplumun gerekli tedbirleri gecikmeksizin alması şarttır.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK) projesi kapsamında, kök hücre bağışçı adaylarının kazanımını sağlama ve eşleşme/nakil süreçlerinin takibi görevlerini yürütüyor. Proje kapsamında kök hücre tedavisine ihtiyaç duyan hastalar için bağışçı adayı olan kişi sayısı (aktif kök hücre bağışçı adayı) 1 milyon 166 kişiye ulaştı.
“Kök hücre bağışçılarımız da hayat kurtarmaya gönüllü olan sessiz kahramanlarımız”
21 EylülDünya Kemik İliği Bağışçıları Günü vesilesiyle 1 milyonu aşkın kök hücre bağışçı adayına teşekkür eden Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, “Tıpkı kan bağışçılarımız gibi, kök hücre bağışçılarımız da hayat kurtarmaya gönüllü olan sessiz kahramanlarımız. Kök hücre bağışı, bazen lösemi hastası bir çocuğumuz bazen kalıtsal hastalığı olan bir gencimiz için tek yaşam umudu. Bu yüzden Türk Kızılay olarak sağlıklı her vatandaşımızı kök hücre bağışı için kan örneği vermeye ve iyiliğin en güzel haline ortak olmaya davet ediyoruz” dedi.
Halk arasında kemik iliği nakli olarak da ifade edilen kök hücre nakline, kemik iliği kanserleri, lenfomalar, organ kanserleri, kemik iliğinin yetersiz çalıştığı veya çalışmadığı durumlar ile immün yetersizlikler ve kalıtsal metabolik hastalıkların tedavisinde ihtiyaç duyarken, kök hücre nakline ihtiyaç duyan hastalar ve bağışçı farkındalığı oluşturmak üzere her yıl eylül ayının üçüncü cumartesi günü, Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü olarak kutlanıyor.
Nasıl bağışçı adayı olunur
Kök hücre bağışçısı olmak isteyenler, Kızılay kan bağış noktalarına giderek TÜRKÖK Bilgilendirme ve Onam Formu’nu dolduruyor. Bağışçı adaylarından alınan üç tüp kan, gerekli testlerden geçtikten sonra sonuçlar TÜRKÖK Kemik İliği Bankası (KİB) veri tabanına aktarılıyor ve kişi bağışçı adayı olarak sisteme dahil ediliyor. Sağlık Bakanlığı, veri tabanında bir hasta ile eşleşme tespit ettiğinde Kızılay, bağışçı adayına ulaşarak detaylı testler yapıyor ve bağışçının uygun bulunması halinde tedavi süreci başlıyor. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Altınözü Belediyesi tarafından Altınözü Kardeşlik Çarşısı’nda düzenlenen etkinliğe çocuklar ve aileleri katıldı.
Şişme oyun grupları, yüz boyama stantlarının yer aldığı şenlikte, çeşitli yarışmalar yapıldı.
Çeşitli ikramlarının da bulunulduğu etkinlikte çocuklar keyifli zaman geçirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Talas Belediyesi tarafından verilen ilanda şu ifadelere yer verildi:
“Mülkiyeti Talas Belediyesi’nin iştiraki Talas İmar İletişim Eğitim Kültür Sanat Sağlık Spor Gıda Tem. Bak. Onar. Kiralama Özel Güv. San. Tic. A.Ş.’ye ait taşınmazın 2886 sayılı kanunun 37’inci maddesi uyarınca kapalı teklif usulüyle satışı yapılacaktır. İhale, Yenidoğan Mahallesi Pazar Caddesi No: 10 Talas Kayseri adresinde yer alan Talas Belediyesi Ana Hizmet Binası’nda bulunan toplantı salonunda encümen huzurunda gerçekleştirilecek olup, 02.10.2024 Çarşamba günü saat 15.00’de başlayacak ve ilandaki sırayla devam edecektir.” – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Karataş’ın vefat eden annesi Elif Karataş’ın naaşı sevenleri tarafından 100. Yıl Mahallesi’nde bulunan Yeni Camii’ne getirilirken, Mustafa Karataş burada taziyeleri kabul etti.
Öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı sonrası Karataş’ın cenazesi Karabük köyü mezarlığına defnedildi.
Cenazeye; Karabük Valisi Mustafa Yavuz, eski TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, Karabük İl Emniyet Müdürü Mehmet Ali Hasan Köse, Karabük İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay İsmail Gökçek, KARDEMİR Enerji AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ceylan ve sevenleri katıldı. – KARABÜK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL, Gazze’nin güneyinde yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı bir okulu vurdu. Saldırıda 22 kişi hayatını kaybetti, 30 kişi yaralandı. Filistin Kızılayı (PRCS) ölü ve yaralıları hastaneye naklettiği görüntüleri paylaştı.
Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İsrail’in bugün Gazze’nin güneyinde bulunan yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı bir okulu vurduğu ifade edildi. Saldırı sonucunda 22 kişi hayatını kaybetti, 30 kişi yaralandı. Bakanlık sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, bakanlık çalışanlarının bulunduğu depolara da saldırı düzenlendiği ve 5 çalışanın hayatını kaybettiğini açıkladı. PRCS, ölü ve yaralıları bölgedeki hastaneye naklettiği görüntüleri paylaşarak, “Filistin Kızılayı ekipleri, Gazze şehrinin El-Zaytun mahallesindeki El-Falah Okulu’nu hedef alan saldırının ardından 5 ölü ve 15 yaralıyı nakletti” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA’da, Afganistan uyruklu çoban E.S. (23), arkadaşının kazayla ateşlediği iddia edilen tabancadan çıkan kurşunla hayatını kaybetti.
Olay, gece saatlerinde Mamak ilçesi Gökçeyurt Mahallesi’nde meydana geldi. Afganistan uyruklu çoban iki arkadaştan H.H’nin (23) iddiaya göre kazara ateşlediği tabancadan çıkan kurşun E.S.’ye isabet etti. İhbar üzerine jandarma ve sağlık ekipleri olay yerine sevk edildi. Sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde E.S.’nin hayatını kaybettiği belirlendi. E.S.’nin cesedi yapılan incelemeden sonra Ankara Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. H.H. ise jandarma tarafından gözaltına alındı.
Haber-Kamera Gizem ÇORLU-Muhammet BAYRAM ANKARA,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarında ölenlerin arasında Hizbullah’ın üst düzey bir komutanı olduğunu açıklamasından sonra Hizbullah İbrahim Akil’in öldüğünü doğrulamıştı. Hizbullah, ayrıca saldırılar sonucunda örgütün bir diğer üst yetkilisi Ahmed Vehbi’nin de öldüğünü bildirdi.
Beyrut’a saldıran İsrail’e, Hizbullah’tan misilleme geldi. Hizbullah, İsrali’in kuzeyindeki askeri bölgeye son bir saat içerisinde 45 füze attı. Askeri bölgede yangın çıktı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANCAKTEPE Belediyesi, dünya genelinde düzenlenen ’21 Eylül Dünya Temizlik Günü’ dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. Etkinlikle gönüllüler Fatih Mahallesi’nde bulunan ormanlık alanda katı atık topladı.
Katılımın yoğun olduğu etkinlikte belediye ekipleri ve çevre gönüllüleri ormanlık alandaki insandan kaynaklı atıkları temizlendi. 50 ton torba içerisinde
yaklaşık bin 250 kilogram atık toplandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gençlik Merkezi öncülüğünde yapılan etkinlikte, gönüllüler ile öğretmenler çöp topladı.
Gençlik ve Spor İlçe Müdürü İlhan Yılmaz, temiz çevreye dikkat çekmek istediklerini söyledi.
Farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını belirten Yılmaz, “Vatandaşların en çok uğradığı Mevlana ve Millet Parkını gönüllü gençler ve öğretmenlerle temizledik. Amacımız, insanların gelişigüzel çöplerini sokağa atmalarını engellemek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek. Piknik yapılan alanların temiz tutulmasını sağlamak gerekiyor. Tüm paydaş kurumlarımıza, gençlere ve gönüllülere teşekkür ederim.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamada, ASELSAN’ın, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ana yürütücülüğünde 02-06 Ekim’de gerçekleşecek TEKNOFEST Adana kapsamında 4 ayrı kategoride düzenlenen yarışmalara öncülük ettiği bildirildi.
Genç beyinlerin büyük ilgi gösterdiği yarışmaların Antalya durağının 05-08 Eylül’de ANFA Fuar Merkezi’nde gerçekleştirildiğinin aktarıldığı açıklamada, “Final heyecanının yaşandığı Antalya’daki Hava Savunma Sistemleri ve Ulaşımda Yapay Zeka Yarışması’nın ardından Mersin’deki yarışmalarda da gençler arasında kıyasıya rekabet yaşandı. ASELSAN’ın yürütücüsü olduğu İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması 17-20 Eylül’de Mersin Olimpik Yüzme Havuzu’nda, İnsansız Deniz Aracı Yarışması da 19-22 Eylül’de Mersin Erdemli balıkçı barınaklarında gerçekleştirildi.” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, İnsansız Deniz Aracı Yarışması’na başvuran 124 takımdan, “engelden sakınma” ile “limana yanaşma” görevlerini manuel ve otonom şekilde başarıyla gerçekleştirenlerin finale çıktığı belirtilerek, İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması’na başvuran 1110 takımın da “torpido fırlatma”, “su altı kablolarının tespiti”, “renk algılama sistemleriyle kapıdan geçme” gibi senaryoları başarıyla tamamlamak için yarıştığı bildirildi.
“Gençler yeteneklerini ve inovatif fikirlerini ortaya koydu”
Açıklamada görüşlerine yer verilen ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, ülke geleceğinde söz sahibi olacak gençlerin, fikirleriyle Milli Teknoloji Hamlesi’nin tohumlarını bugünden ektiğini belirtti.
Akyol, geleceğin mühendisleri, pilotları ve uzay bilimcilerinin yarışmalarda sergilediği performansın kendilerini gururlandırdığına işaret ederek, “İnsansız Su Altı Sistemleri ile ilk kez düzenlenen İnsansız Deniz Aracı yarışmalarımızla gençlerimiz, yeteneklerini ve inovatif fikirlerini ortaya koydu.” ifadesini kullandı.
ASELSAN’ın, bugüne kadar elde ettiği teknolojik birikim ve yeteneklerini kullanarak Türkiye’nin ilk yerli ve milli ufuk ötesi denizaltı savunma harbi sonarı DÜFAS’ı tamamen özgün teknolojiyle Mavi Vatan’a kazandırdığını aktaran Akyol, şu değerlendirmede bulundu:
“Yüksek seviye otonomi kabiliyetine sahip, merkezi bir kontrolden bağımsız sürü formasyonunda seyir ve görev icra edebilen insansız deniz aracı sürüsü sistemi (ALBATROS-S) ile su üstü harbi ve elektronik harp görevlerini icra etmek üzere geliştirilmiş insansız deniz aracı MARLİN 100 EW de ASELSAN tarafından geliştirildi.”
Akyol, son dönemde insansız sistemler, robotlar ve otonom sistemlerin kullanımının yaygınlaştığına işaret ederek, ASELSAN’ın da geleceğin savaş sahasında yaygın şekilde kullanılacak, uzaktan kontrol edilebilen, kendi başına karar verme yeteneklerine sahip platformlar üzerinde çalıştığını bildirdi.
DÜFAS, MARLİN ve ALBATROS İnsansız Deniz Araçları, FERSAH Karinaya Monteli Sonarı ve Otonom Sualtı Aracı DERİNGÖZ gibi çözümlerle önemli birikime ulaştıklarını aktaran Akyol, şunları kaydetti:
“TEKNOFEST yarışmalarıyla ASELSAN’ın geçmişten gelen bu kabiliyetlerini gençlerin parlak fikirleriyle birleştiriyoruz. Mavi Vatan’ın korunmasının kritik olduğu günümüzde gençlerimizin bu alanda önemli projelere imza atacağına inanıyorum, gençlerin akıllarıyla değer kattığı projeler sayesinde geleceğin insansız sistemlerini birlikte geliştireceğiz. Bu vesileyle akıl ve azimleriyle kıyasıya yarışan tüm TEKNOFEST gençliğini tebrik ediyorum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankara’nın Keçiören ilçesinde yaşayan ve bugüne kadar siyasilerden sanatçılara kadar çok sayıda kişinin tıraşını yapan Alpakan, yaşının ilerlemesi dolayısıyla mesleği bırakma kararı aldı.
Alpakan’ın 46 yaşındaki oğlu Ata Alpakan da kendisine de bu işi öğreten babası için bir şeyler yapmak istedi. Babasının bugüne kadar iş yerinde büyük bir özenle koruduğu eski malzemelerini alan Alpakan, bunları Çubuk’taki müzeye bağışladı.
Çubuk Şehir Müzesi’nde berber koltuğundan makasa, taraktan ustura ve lüks lambasına kadar Atilla Alpakan ve onun ustalarından kalan malzemeler için bir bölüm oluşturuldu.
“Bu sürprizle çok daha mutluyum”
Oğluyla gittiği müzede duygusal anlar yaşayan Alpakan, AA muhabirine, büyük bir aşkla yıllardır yaptığı mesleğinde kullandığı eşyaların sergilenmesinden gurur duyduğunu anlattı.
Oğlunun sürprizinden çok mutlu olduğunu ifade eden Alpakan, yıllardır koruduğu kimi ustalarından kalmış çok sayıda malzemenin müzede adına oluşturulan alanda sergilenmesinin kendisini duygulandırdığını söyledi.
Mesleğin inceliklerini öğreterek çok sayıda usta yetiştirdiğini belirten Alpakan, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 60 yıl önce eniştemin yanında mesleğe çırak olarak başladım. Askerden geldikten sonra da berberliğime, aşkıma sarıldım ve aşkımı, mesleğimi çok sevdim. 1982’den beri de aynı dükkanda çalışıyorum. Oğluma ve torunuma da bu mesleği öğrettim. Oğlum, hem çırağım hem oğlum hem de arkadaşım oldu. Çok şükür 75 yaşına geldim ve bu sürprizle çok daha mutluyum. Felsefem, bildiğimi öğretmektir. Sanatımın fitresini verdim. En son çırağım torunum oldu. Elimi ona verdim. Belki de Allah bana bu güzellikleri onun için nasip etti diye düşünüyorum.”
Ata Alpakan da babasından öğrendiği gibi mesleğini iyi şekilde yapmaya çalıştığını anlattı.
Babasının meslek aşkını ve isminin yaşatmak için sürprizi hazırladığını belirten Alpakan, “Yaklaşık 34 yıldır babamla birlikte çalışıyorum. Onun sayesinde bütün belgelerimi aldım. Babam sağ olsun bana bir iş yeri ve meslek bıraktı. Babamın meslekte 60’ıncı yılı. Ne yapabilirim diye düşünürken sağ olsun Çubuk’ta oturan bir abim böyle bir öneride bulundu. Ona bu şekilde sürpriz yapmak istedim. Geldik baktık, burada bir boşluk vardı. Babamın isminin ve anılarının burada yaşamasını ve herkesin görmesini istedim.” diye konuştu.
“Mesleği devam ettireceğim”
Alp Alpakan da her konuda örnek aldığı dedesi sayesinde bir yıldır berberlik yaptığını söyledi.
Dedesi gibi uzun yıllar bu işi yapmak istediğini anlatan Alpakan, “Dedemin son çırağıyım. Dedem elini bana verdi. Ben de inşallah onun gibi en iyi şekilde bu mesleği devam ettireceğim.” dedi.
Müşteri Recep Aksu da tıraşı için 40 yıldır Atilla Alpakan’a geldiğini belirterek, “Son tıraşı olmak da bana nasip oldu. Babam, kardeşim ve iki oğlum da burada tıraş oluyor. Şu anda Batıkent’te oturuyorum, Etlik’ten taşınmama rağmen çocuklar tıraş olmak için burayı istiyor. Güler yüzlü, tatlı dilli olması bizi buraya çekiyordu. Allah ona sağlık versin.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şişli Belediyesi, ekonomik kriz şartlarında eğitime destek verdiği yeni bir projeyi daha hayata geçiriyor. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın yeni üniversitelilere 15 bin lira burs desteğini duyurmasının ardından Şişli Belediyesi, bu kez de öğrencilerin üniversite yolunda ulaşımına destek sağlayacak projeyi başlattı.
Abonman ücretleri karşılanacak
Proje kapsamında, Şişli’de ikamet eden ve 17-25 yaş arasındaki öğrencilerin İstanbulkartlarına 8 ay boyunca ulaşım desteği sağlanacak. Buna göre otobüs, tramvay, metro ve vapur gibi ulaşım araçlarını ücretsiz olarak kullanabileceği aylık abonman ücretleri Şişli Belediyesi tarafından karşılanacak.
“Yerel yönetimin tüm imkanlarıyla yanlarında olacağız”
Şişli Belediye Başkanı Şahan, ulaşım desteğiyle ilgili olarak şunları söyledi:
“İktidarın yarattığı çoklu krizlerden biri de eğitim alanında oldu. Bugün Türkiye’de bir üniversite öğrencisinin asgari harcaması 40 bin liralara dayandı. En düşük emekli aylığının 12 bin 500, asgari ücretin 17 bin 2 lira olduğu bir ülkede öğrenciler eğitimlerine devam edemiyor. Birçok öğrenci ekonomik krizden dolayı İstanbul’a gelemiyor. Tüm bunlara karşı sessiz kalamazdık. Üniversite öğrencileri için başlattığımız burs kampanyasının ardından ulaşım desteğini de hayata geçiriyoruz. İktidarın patlak lastiğe çevirdiği ekonomik düzende, gençleri bir nebze de olsa rahatlatacak yamalar yapmaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki, bu ülkenin bütün ümidi ve geleceği gençlikte saklı. Her ne olursa olsun gençlerimizi yalnız bırakmayacak, yerel yönetimin tüm imkanlarıyla yanlarında olacağız.”
Başvurular 23 Eylül’de başlıyor
Projeye başvuracak öğrenciler, 23 Eylül 2024’ten itibaren Şişli Belediyesi’ndeki Başvuru Masası’na gerekli evrakları teslim edebilecek. Ayrıca üniversite öğrencilerinin konuya ilişkin Şişli Belediyesi’nin 444 3 112 numaralı Çözüm Merkezi’nden detaylı bilgiye de ulaşmaları mümkün.
Başvuru Şartları:
-Şişli’de ikamet etmek,
-İstanbul’daki üniversitelerde örgün öğretim almak (Açık öğretim üniversitesi öğrencileri yararlanamaz),
-17-25 yaş arasında olmak.
-Devlet üniversitelerinde ya da vakıf üniversitelerinde yüzde 100 burslu okuyor olmak
Gerekli evraklar:
-İkametgah,
-Öğrenci Belgesi,
-Açık Rıza Metni (İstanbulkartbilgilerini içeren).
-ÖSYM Yerleştirme sonuç belgesi
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Aslan, Türkiye’de yasa dışı bahis ve kumar alışkanlığının gençler ve çocuklar arasında giderek yaygınlaştığını vurgulayarak, aileleri uyardı. Aslan, şunları kaydetti:
“En riskli yaş grubu 12-15 yaş”
“Birçok araştırma, kumar bağımlılığı için en riskli yaş grubunun 12-15 yaş olduğunu gösteriyor. 2023 yılında Türkiye’de 160 bin yasa dışı kumar sitesi kapatıldı, bu sayı bir önceki yılın altı katı. Çocuklarımız, basit bir oyun reklamıyla sanal kumarın batağına çekiliyor. Anne babalar da çocuklarının bu şekilde güvende olduklarını düşünüyor ister istemez. Çocukları gözleri önünde oyun oynuyor. Çünkü sokaklar güvensiz, her gün kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin saldırısına uğrayan çocuklarımızın acı haberleri yüreğimizi kanatıyor, çocuklarımıza, ailelerine, ülkemizin geldiği hale üzülüyoruz.”
Sanal kumar bağımlılığının uyuşturucu madde bağımlılığı kadar tehlikeli olduğunu belirten Aslan, söz konusu yolla kara para aklandığına da işaret ederek, şöyle konuştu:
“Terör finanse ediliyor”
“Geçtiğimiz yıl yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle Türkiye’de kapatılan internet sitesi tam tamına 160 bin. Önceki sene, yani 2022’de bu sayı altıda biriydi. Yani bir yılda yayın yapan site sayısı 6 kat artmış durumda. Üstelik çocuklarımızın bu tür sitelere erişimi için hiçbir engel yok. Ebeveynler olarak bizim dikkatimizi bile çekmeyecek basit bir çocuk oyununda arada çıkan bir reklamla yapılan yönlendirme, çocuklarımızın sanal kumar batağına düşmesi için yeterli oluyor. ‘Başlangıç hediyesi veriyoruz’ denilerek tuzağa çekilen çocuklarımız, günlük harçlıklarının beş katı, on katı hediye edildiğini düşünerek bu tuzağa güle oynaya düşürülüyor. Dahası bu yolla dev kara paralar aklandığı ve terör örgütlerine ciddi bir finansman sağlandığı da artık inkar edilemez bir gerçek.”
Ebeveynlere çağrıda bulunan Aslan sözlerini, şöyle tamamladı:
“Ebeveynler olarak kendimizi dijital okur yazar hale getirmeliyiz”
“Elbette işteyken, yan yana değilken çocuğumuzla iletişim kurmak için, onların güvenliğini sağlamak adına cep telefonu veriyoruz, vermek zorunda hissediyoruz kendimizi. Ancak daha 10 yaşında bir çocuğun kumar veya şiddet bağımlısı olmasının önüne geçmek için yapmamız gereken onca şey var. Bu imkanlara sahibiz. Yaklaşan toplumsal felakete dur demeliyiz. İşe önce ebeveynler olarak kendimizi dijital okur yazar hale getirerek başlamalıyız. Dijital okur yazar hale gelelim ki, çocuklarımızın nelerle ilgilendiğini anlayalım, önlem alınması gereken noktada doğru tarafından önlemimizi alalım. Şiarlarından biri ‘bilim’ olan Zafer Partisi olarak elbette teknolojiyi, teknolojik gelişmeleri kulak ardı edecek değiliz. Ama birincisi teknolojiyi doğru kullanmak, ikincisi çocuklarımıza ve gençlerimize doğru kullandırmak yükümlülüğündeyiz. Doğru önlemleri alalım ki, daha 18 yaşına gelmemiş her 10 çocuğumuzun sekizinin en az bir kere düştüğü bu bataklıkta yarın bebeklikten yeni çıkmış çocuklarımızı bulmayalım. 10’da 8 gibi bir oran hiç yabana atılacak bir oran değil. Yarının felaketi bugün evlerimizde şekilleniyor olabilir, çocuklarımızın minik ellerine teslim ettiğimiz o kutular, milletimize bir pranga, dahası bir bomba olarak dönmesin.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hastaneden yapılan açıklamada görülerine yer verilen Dr. Orhon, televizyon, internet siteleri ve video oyunlarının çocukların dikkatini çekmek için yarıştığına işaret ederek, çocukların bilinçsizce medya karşısında şiddet ve risk alma davranışlarını örnek aldığını aktardı.
Orhon, “Çocuklar cinsel içerikli yayınlar, yasaklı madde kullanımı, siber zorbalık, yanıltıcı veya yanlış bilgiler, güvenli olmayan davranışlara yöneltebilecek akrobasi veya meydan okuma videolarına maruz kalıyor.” ifadelerini kullandı.
Çocukların ekran başında geçirdiği zamanı yönetmenin aileler için zorlayıcı olabildiğine vurgu yapan Orhon, ekran başında geçirilen süreyi çocukların doğru bir şekilde planlayamayacağının altını çizdi.
“Çocuklar 18 aylık olana kadar ekrana hiç maruz bırakılmamalıdır.” uyarısında bulunan Orhon, “18 ila 24 ay arasında günde en fazla 20 dakika, bakıcıyla birlikte eğitim programlarını izleyebilir. 24-60 ay arası çocuklar için eğitim dışı ekran süresini hafta içi 1 saat, hafta sonu 3 saat ile sınırlandırılmalıdır. 5 yaş ve üzeri çocuklar için sağlıklı alışkanlıklar teşvik edilmeli ve ekran içeren aktiviteler sınırlanmalıdır. Aşırı ekran kullanımı uyku sorunları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Ailelerin yemek yerken ve gezi sırasında tüm ekranları kapatması gerektiğini aktaran Orhon, “Ebeveyn denetimleri hakkında bilgi edinin ve bunları kullanın. Ekranları emzik, bebek bakıcısı olarak veya öfke nöbetlerini durdurmak için kullanmaktan kaçının. Yatmadan 30-60 dakika önce ekranları kapatın ve yatak odalarından çıkarın.” açıklamasını yaptı.
Çok fazla ekran başında kalmanın çeşitli sorunlara yol açacağına dikkati çeken Orhon, bu sorunları, uyku problemi, akademik başarıda düşüş, aile ve arkadaşlarla daha az zaman geçirme, açık hava etkinlikleri ve fiziksel aktivitelerden uzaklaşma kilo sorunları, duygu-durum bozuklukları, zayıf kişisel imaj ve vücut imajı sorunları olarak sıraladı.
Çocukların fikirlerini ve endişelerini paylaşmasına izin verilmesi gerektiğine değinen Orhon, şunları kaydetti:
“Çocuğunuzla ekranda gördükleri hakkında konuşun. İş birliği, arkadaşlık ve başkalarıyla ilgilenme gibi iyi davranışlara dikkat çekin. Reklamların ve reklamların seçimleri nasıl etkilediğinin farkında olun ve çocuğunuzu ekran gerektirmeyen spor, müzik, sanat, hobiler gibi diğer etkinlikleri öğrenmeye teşvik edin.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Seminer Salonu’nda yapılan sempozyumun açılışında konuşan Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Destek ve Mali Hizmetler Genel Müdürlüğü Kütüphaneler Daire Başkanı Ayhan Tuğlu, programın iki ülkenin kütüphanesi arasında gerçekleşen ikinci etkinlik olduğunu belirtti.
Tuğlu, “İlk etkinliğimizde hem Osmanlı hem de Macar tarihinde önemli yeri olan İbrahim Müteferrika’yı anmıştık. Onun, iki ülke arasındaki kültürel ve entelektüel köprü olma vasfı bugün hala edebi, kültürel işbirliğimizde sürmektedir.” diye konuştu.
Çevirinin yalnızca diller arasında bir köprü olmadığını aynı zamanda toplumlar arasında tarihi ve kültürel mirasın aktarılmasını sağlayan önemli bir araç olduğunun altını çizen Tuğlu, edebi çevirinin ise milletlerin en değerli düşünce ve duygularını birbirine sunarak ortak kültürel miras oluşturmanın etkili yollarından biri olduğunu söyledi.
Bugün gerçekleştirilen etkinlikle Macaristan ile Türkiye’nin zengin geçmişini edebi eserler aracılığıyla yeniden keşfetmeyi ve iki ülke arasındaki ilişkiyi pekiştirmek istediklerini dile getiren Tuğlu, “Eserlerin dil ve düşünce zenginliği bu çeviri çalışmalarıyla daha geniş kitlelere ulaşacak, edebiyatın evrensel değerleri bir kez daha gün yüzüne çıkarılacak.” dedi.
Programda, Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Victor Matis, Bakanlık Komisyon Üyesi Peter Hoppal ve Macar Milli Kütüphanesi Genel Müdür Yardımcısı Judit Gerencser de konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından sempozyuma geçildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Tekin, Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde üçüncüsü düzenlenen “Din Eğitimi ve Hizmetleri Çalıştayı”nda yaptığı konuşmada, eğitimdeki hedeflerine değindi.
Tekin, “Nihayetinde motto olarak ‘iyi insan’ bizim hedefimiz. İyi insandan kastım sağlıklı çevre, sağlıklı beden, sağlıklı ruh üçleminde iyi eğitim almış bireylerden bahsediyoruz. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin özünde bu var.” ifadesini kullandı.
“Bugün evrensel laiklik anlayışıyla bağdaşır bir Türkiye var”
Türkiye’nin, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla birlikte bambaşka bir noktaya geldiğini belirten Tekin, geçmişte başörtüsü taktıkları için memuriyet hakları ellerinden alınan, disiplin soruşturmalarıyla ihraç edilen kişilerin olduğunu hatırlattı.
Yusuf Tekin, şunları kaydetti:
“28 Şubat sürecinde imam hatip lisesinde çalışırken görevli olduğu pansiyondaki öğrencileri sabah namazına kaldırdığı için irticacı olduğu gerekçesiyle ilişiği kesilen öğretmenler oldu. Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Türkiye’yi dini inanç ve ibadet özgürlüğü anlamında dünya standartlarında bir ülke yapmaya çalışan tüm AK Parti camiasına ve buna katkısı olanlara bir kez daha teşekkür ediyorum. İmam hatip lisesi mezunu olmak bir problemdi. 2006 yılında doçentlik mülakatına girdiğimde Boğaziçi Üniversitesi’nde jüri üyelerinin, ‘Sen imam hatip mezunusun’ diyerek söyledikleri şeyler hala kulaklarımda çınlıyor. İmam hatibe giden çocuklarımızın yaşadıkları bir katsayı zulmünü bu ülke gördü. Bugün çok şükür evrensel laiklik anlayışıyla bağdaşır, dini inanç ve ibadet hürriyetlerinin bütün vatandaşlar için özgürce sağlandığı bir Türkiye var. Türkiye’deki azınlık okullarımızda devam eden azınlık vatandaşlarımızın çocukları LGS sınavlarında kendi dinlerinden sorularla imtihan oluyorlar. Bunlar çok önemli hususlar.”
Tekin, 2011 yılında yapılan yasal düzenlemeyle imam hatiplerin önündeki katsayı engelini yaratan kesintisiz 8 yıllık zorunlu eğitimin önüne geçildiğini vurgulayarak, 12 yıllık zorunlu eğitim ile Türkiye’nin dünyada muadillerinin üstünde bir düzeyde zorunlu eğitim başlatan ülke olduğunu dile getirdi.
Bu adımların önemine işaret eden Tekin, yine aynı düzenlemeyle çocukların okullarda seçmeli olarak Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi dersleri almaya başladığını belirtti.
Din eğitiminin, kuşkusuz vatandaşların milli eğitimden, okullardan beklediği önemli başlıklardan biri olduğunu dile getiren Tekin, Bakanlık olarak isteyen çocuklara dini eğitim verdiklerini aktardı.
“Dini eğitim alanında da metodolojinin değişmesi gerektiğini görmek durumundayız”
“Diğer alanlardaki eğitim öğretim metodolojisi nasıl değişiyorsa dini eğitim alanında da metodolojinin değiştiğini veya değişmesi gerektiğini görmek durumundayız” diyen Tekin, çağın gerekliliklerine uygun, çağın araçlarını kullanan bir yöntemle bu eğitim öğretim sürecinin devam etmesi gerektiğini bildirdi.
Şu an ilahiyat fakültesi mezunu bir öğretmenin 13 farklı dersin uzmanı gibi kabul edildiğini anlatan Tekin, bunun de değişmesi gerektiğini vurguladı.
Milli Eğitim Bakanı Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlahiyat fakültelerinin bu anlamda bölümleşmesi, uzmanlaşması ve dolayısıyla bizim istihdam ettiğimiz öğretmen arkadaşlarımızın da spesifik derslerde uzman olup o derslerde, örnek olsun diye söyleyeyim, Kur’an-ı Kerim, tefsir bir grup, İslam düşüncesi, İslam felsefesi bir başka grup olabilir. Bu alanlarda uzmanlaşıp bu alanların pedagojik formasyon açısından uzmanı olan, bu alanlarda metodoloji bilgisi olan adaylar olarak yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Aynı şekilde yaş grupları itibarıyla da ilkokullarda bu dersi veren kişiyle imam hatip liselerinin son sınıfına ders veren kişinin aynı eğitimden geçmesi biraz içerisinde yaşadığımız uzmanlaşma çağında bir sorunmuş gibi görünüyor. Bu ve benzeri problemlerin tartışılacağı güzel bir çalıştay olmasını temenni ediyorum.”
Çalıştaya, Vali Numan Hatipoğlu, AK Parti milletvekilleri Erol Keleş ve Ejder Açıkkapı, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, İl Emniyet Müdürü Adnan Karayel, İl Jandarma Komutanı Albay Alpaslan Doğan, kurumlar ve siyasi partilerin temsilcileri ile akademisyenler ve vatandaşlar katıldı.
(Bitti)
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLİK MÜLAKAT SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK?Sözleşmeli Öğretmenlik mülakat sonuçlarının açıklanacağı tarihe ilişkin bir açıklama yapılmadı. Açıklama yapıldığında haberimize ekleyeceğiz.

SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLİK MÜLAKAT SONUÇLARINA NASIL BAKILIR?
Adaylar, sözlü sınav sonuçlarını Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi internet sitesi olan www.meb.gov.tr üzerinden öğrenebilecekler.
SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLİK SÖZLÜ SINAV SONUCU SORGULAMA EKRANI İÇİN TIKLAYINIZ
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYARBAKIR’da nefes borusuna yiyecek kaçan 8’inci sınıf öğrencisi S.Ö., Beden Eğitmeni Öğretmeni Tahsin Yılmaz’ın heimlich manevrası sayesinde kurtuldu. O anlar, okulun güvenlik kamerasına yansıdı.
Olay, saat 11.15 sıralarında Bağlar ilçesinde bulunan Nuri Zekiye Has Ortaokulu’nda meydana geldi. 8’inci sınıf öğrencisi S.Ö.’nün nefes borusuna yiyecek kaçtı. Olayı gören Beden Eğitimi Öğretmeni Tahsin Yılmaz, heimlich manevrası yapıp, öğrencisinin yeniden nefes almasını sağladı. Öğrencinin durumunun iyi olduğu öğrenilirken, acil durumlarda hızlı ve doğru müdahalenin hayat kurtarabildiğini söyleyen Okul Müdürü Recep Zengin, öğrencilerin güvenliği ve sağlığı için öğretmenlerin düzenli olarak Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenen ilk yardım eğitimlerine yönlendirildiğini belirtti. Öğretmenin, öğrencisi S.Ö.’ye yaptığı müdahale ise okulun güvenlik kamerasına yansıdı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKSAT Model Uydu Yarışması’nın finali, Tuz Gölü’ndeki Hisar Atış Alanı’nda başladı. 167 başvurudan 4’ü yabancı 15 takımın finale kaldığı yarışlar, akşam saatlerinde sona erip, sonuçları da yarın açıklanacak.
Türksat ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı iş birliğiyle üniversite ve yüksek lisans öğrencileri arasında düzenlenen ‘Türksat Model Uydu Yarışması’nın finali, bugün Tuz Gölü’ndeki Hisar Atış Alanı’nda gerçekleşti. Uçuş etabı ile gerçek bir uydu programından esinlenerek yapım aşamasını tamamlayan mühendisler, fırlatılış ve çift yönlü haberleşme aşamalarını da tamamlayıp birincilik için yarıştı.
Türksat Genel Müdürü Hasan Hüseyin Ertok, 167 başvurudan finale kalan 15 takımın yarıştığını belirterek, “Çeşitli aşamalardan geçtikten sonra bugün final etabıyla 15 takımla gerçekleştiriyoruz. Dün biraz endişelenmiştik ama bugün hava çok güzel. Sabah saat 08.00 gibi yarışmalara başladık. Büyük oranda uçuşlar tamamlandı. 5-6 takım kaldı ve bu senenin en önemli özelliklerinden birisi yurt dışı katılımı final etabına katılan takımların sayısının yüksek olmasıdır. Finale kalan 15 takımdan 4’ü yabancı ve bu bizim için büyük bir başarıdır. Bugün Azerbaycan’dan, Malezya’dan, Endonezya’dan ve Hindistan’dan 4 takım var. Özellikle Uzak Doğu Asya’dan Endonezya, Malezya ve Hindistan’dan gelen takımların olması bizi gerçekten çok mutlu etti. Yakın coğrafyanın dışında da buraya oldukça uzak yerlerden öğrencilerin takımlarını kurması, bunları geliştirmeleri, buraya yarışmak için gelmeleri gerçekten çok mutluluk verici” diye konuştu.
Akşam saatlerine kadar sürecek olan yarışların sonuçlarının da yarın açıklanacağı belirtildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dr. İsmet Anıl Berk: “Lenfoma, sık görülen kanser türüdür”
KIRŞEHİR – Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsmet Anıl Berk, 40 yaşından sonra en çok görülen kanser türünün lenfoma olduğunu açıklayarak ateş, kilo kaybı ve gece terlemeleri olanların erken tanı için hekime başvurmasını istedi.
Lenfoma’nın insan vücudunda yavaş ilerlediğini söyleyen Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzman Dr. Anıl Berk, “Lenfoma vücudumuzu ateşli hastalıklara karşı koruyan kan hücreli olan lenfositlerin anormal şekilde çoğalması ve büyümesiyle oluşan bir çeşit kanser türüdür” dedi.
Lenfoma’nın sıklıkla lenf bezlerinde görüldüğünü söyleyen Dr. Anıl Berk, hastalığın insan vücüdunda ağrısız şekilde ilerlediğini belirtti. Dr. Anıl Berk, “Dalak, Mide, Deri ve Kemik İliğinde sıklıkla görülebilir. Lenfoma; 2 türe sahiptir. Ağresif Lenfoma ve iyi huylu Lenfoma olarak adlandırılır. 40 Yaşından sonra artış gösteren bir kanser türü olsada Lenfoma her yaşta görülebilir” diye konuştu.
Lenfoma belirtileri gören insanların vakit kaybetmeden hastaneye başvurmaları gerektiğini ifade eden Dr. Anıl Berk, açıklamasını şöyle sürdürdü;
“Genellikle hasta hekime başvurduğunda boyun, koltuk altı ve kasıklarda ağrısız şişlik olduğunu söyler. Lenfoma belirtilerinde hekimlerin B Semptomlar dediği; Ateş, kilo kaybı ve çamaşır değiştirecek kadar terleme çok önemlidir ve kötü gidişe delalet edebilir. Lenfomaya karşı uyanık olmalı ve belirtilerden birkaçı dahi görülse erken tanı için acilen hekime başvurulması gerekir.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yenişehir Merkez Spor Salonu’nda 19 Eylül Gaziler Günü dolayısıyla “Kahramanlar Sahada Kalbimiz Onlarla” sloganıyla düzenlenen etkinlikte öğrencilerle bir araya gelen gaziler, basketbol, futbol, masa tenisi, dart ve mini golf etkinlikleriyle vakit geçirdi.
Gençlik ve Spor İl Müdürü Coşkun Güven, yaptığı konuşmada, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı işbirliğinde hayata geçirilen etkinliğin, günün anlam ve önemini vurgulamak için önemli fırsat olduğunu belirterek, “Aziz milletimizin bekası uğrunda gazi olan tüm kahramanlarımızın Gaziler Günü’nü kutluyorum.” dedi.
Türkiye Muharip Gaziler Derneği Karabük Şube Başkanı Sabahattin Çorbacı da etkinlikte emeği geçen herkese gaziler adına teşekkür ederek, Atatürk’ün komutasındaki Türk ordusunun, Sakarya Meydan Muharebesi’nde Anadolu içlerine kadar ilerleyen Yunan ordusuna Polatlı önlerinde tarihin en büyük yenilgisini yaşattığını söyledi.
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Abdurrahman Bilgiç’in de katıldığı program, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilmesine İlişkin Yönetmelik yürürlüğe girdi. Yönetmelik, mülkiyeti gerçek ve tüzel kişilere ait ve üst üste iki yıl süreyle işlenmeyen tarım arazilerinin, Bakanlıkça tarımsal amaçlı sezonluk olarak kiraya verilmesine ilişkin iş ve işlemleri kapsıyor.
Üst üste iki yıl süreyle işlenmeyen tarım arazileri, arazinin vasfının değiştirilmemesi ve kiralayan tarafından tarımsal üretimde kullanılması şartıyla Bakanlıkça sezonluk olarak kiraya verilecek.
Konuyla ilgili olarak Erzincan Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, il ve ilçedeki personellere yönelik eğitimlere başladı. Erzincan Tarım ve Orman İl Müdürü Murat Şahin’in başkanlığında yapılan eğitim toplantısına şube ve ilçe müdürleri ile konunun teknik elemanları katıldı.
Erzincan Tarım ve Orman İl Müdürü Murat Şahin, toplantıda yaptığı konuşmada, ekilmeyen arazilerin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kiraya verilmesinin amacının ülke genelinde tarımsal üretimi artırmak olduğunu kaydetti. İl Müdürü Şahin; “Kiraya verilecek arazilerin tespiti amacıyla il veya ilçe müdürlüğü bünyesinde Arazi Tespit Komisyonu oluşturulacak. ” dedi.
Toplantıda daha sonra Tarımsal Altyapı ve Arazi Değerlendirme Şube Müdürlüğü’nden Ziraat Mühendisi Tarık Kadıoğlu, sistemin nasıl işleyeceği konusunda katılımcılara bilgiler verdi.
Arazi Tespit Komisyonu, kadastro parsel verileri, uydu görüntüleri, coğrafi bilgi sistemleri, diğer kamu kurumlarından elde edilecek veriler üzerinden yapılacak çalışmalar ve yerinde gerçekleştirilecek arazi kontrolleriyle işlenmeyen tarım arazilerini tespit edecek. Tespit çalışmalarına altlık teşkil edebilecek veriler Bakanlıkça sağlanacak.
İşlenmeyen tarım arazilerinin tespitinde, içinde bulunulan yılın 1 Eylül tarihi ile bölgelere göre değişen hasat dönemi dikkate alınarak en geç takip eden yılın 31 Ağustos’a kadar olan süre dikkate alınacak. – ERZİNCAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erasmus Programı kapsamında Romanya’nın Köstence kentinde düzenlenen Black Sea Fish Festivali’ne okulun Yiyecek İçecek Hizmetleri Bölümü’nden 6 öğrenci, danışman öğretmenleri eşliğinde katıldı.
Edirneli öğrenciler, Sırbistan, Slovakya, Makedonya, İtalya, Hırvatistan, Romanya ve Türkiye’den ekiplerin katılımıyla gerçekleşen festival kapsamında düzenlenen yarışmada 4 altın, 2 gümüş madalya ve şampiyonluk kupası olmak üzere 7 ödül kazandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlk olarak Üniversite Yemekhanesi olan Karavana’da öğrencilerle birlikte yemek yiyen Rektör Nedim Sözbir, daha sonra Öğrenci Merkezi’ni ziyaret etti. Kampüste mevcut öğrenciler ve yeni öğrencilerle sohbet eden Sözbir, Atatürk Eğitim ve Kültür Merkezi’ndeki iki sınıfı da ziyaret ederek birinci sınıf öğrencilerine Düzce Üniversitesi ailesine katıldıkları için memnuniyetini iletti.
İlk eğitim gününün heyecanını ve mutluluğunu Düzce Üniversitesi 15 TemmuzDemokrasi Meydanı’nda öğrencilerle paylaşan Sözbir, “Öğrencilerimizi yeniden kampüsümüzde görmenin heyecanını ve sevincini yaşıyoruz. Hepsine hoş geldiniz diyor, onları en önemli değerimiz olarak görüyoruz. Üniversitemizin kazandıracağı bilgi ve donanımla öğrencilerimiz geleceğe güvenle yürüyecek. 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı’nın hayırlı olmasını diliyor, sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir eğitim dönemi temenni ediyorum” şeklinde konuştu. – DÜZCE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Havza TSO Başkanı Erkan Acar, TOBB desteği ile 600 aileye 250 lira değerinde toplam 150 bin liralık kırtasiye ve giyim alışveriş çeki dağıtıldığını aktardı.
Acar, her yıl eğitime destek amacıyla TOBB’dan sağlanan nakdi destek ile ihtiyaç sahibi öğrencilerin ailelere yardımında bulunulduğunu söyledi.
Yardımların özellikle eğitime destek amacı taşıdığını belirten Acar, “Bu yardımlar öğrenci ailelerine bir nebze olsun destek olmayı hedefliyor.” dedi.
Acar, eğitimin her zaman yanında olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Eğitime destek amacıyla maddi durumu iyi olmayan ailelere yönelik TOBB tarafından odamıza gönderilen maddi destek ile bir nebze olsun ihtiyaç sahibi alilerimize yardımcı olabilmenin gayreti içerisinde yardım çalışmalarımızı tamamladık. Yardımlarımız odamız üyeleri aracılığıyla yardıma muhtaç ailelere ulaştırdı. Bize bu yardımlarda destek olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne şahsım, oda meclisindeki arkadaşlarım ve tüm üyelerimiz adına teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Bundan sonrada inşallah yardımlarımıza devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>4 ülkeden, 4 eğitmen ile 12 hafta boyunca gerçekleştirilecek olan eğitime katılan bireyler Karakter Tasarımı, Animasyonda Arka Plan, Animasyonun 12 Prensibi, Çizgi Film Tarihi eğitimleri alacak.
Eğitime Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde İllerinde ikamet eden kişilerin katılabilecek. Programın temel amacı, çizgi film sanatını meslek edinmek isteyen katılımcılara gerekli bilgi ve becerileri kazandırmak. Bu sanatı meslek edinmeleri için rehberlik etmek ve onları yönlendirmek. Katılımcılar, animasyonun farklı yönlerini keşfedecek ve bu alanda profesyonel gelişim fırsatı bulacaklar.
Hamed Akrami, Fen Tsai, Isobel Stenhouse ve Fatih Küçük tarafından verilecek eğitimlerde farklı karakterlerin oluşum süreçleri ve teknikleri sahne arka planlarının çizimi ve kompozisyonu, animasyonun temel prensipleri ve uygulamaları gibi konular işlenecek.
Çizgi Film Tarihi ve Animasyon Endüstrisi: Çizgi filmin tarihi gelişimi ve endüstriyel perspektifler yer alacak.
Eğitim 2 hafta boyunca toplam 48 saa sürecektir. Dersler: Cumartesi 15: 30-18: 00 arasında, Pazar 16: 30-19: 00 arasında Zoom üzerinden gerçekleştirilecektir.
Etkili bir eğitim ve iletişim için eğitim sırasında kamera ve mikrofon kullanımı zorunlu olacak. Programı başarıyla tamamlayan ve çalışmalarında öne çıkan 3 katılımcı, 2025 yılında düzenlenecek olan Uluslararası The Cartoon Mill Çizgi Film Festivali’ne ücretsiz katılım hakkı kazanacak. Ön başvurular sonrası 29 Eylül 18: 00’da zoom üzerinden mülakat gerçekleştirilecek. Eğitim sonunda, katılımcılara Katılım Sertifikası da verilecek. – NEVŞEHİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rektör Prof. Dr. Mehmet Keleş, üniversitenin girişinde öğrencileri karşılayarak onlara karanfil takdim etti. Yeni eğitim öğretim yılına başlayan öğrenciler bu ince düşünceden ötürü memnun oldu. Öğrencilerle yakından ilgilenen Rektör Prof. Dr. Keleş hem üniversitenin sağladığı imkanlar hem de yeni eğitim dönemi ile ilgili iyi dileklerini iletti.
Rektör Keleş, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin mesajında yeni dönemin öğrencilere, akademik ve idari personel ile tüm üniversitemiz camiasına hayırlı olmasını diledi.
Rektör Keleş, “Adıyaman Üniversitesi olarak, bilimsel çalışmalarımızla topluma katkı sunmaya devam ederken, öğrencilerimizin akademik, sosyal ve kişisel gelişimlerine destek olmayı sürdüreceğiz. Yeni eğitim öğretim yılında tüm öğrencilerimizin hedeflerine ulaşma yolunda başarılı ve verimli bir dönem geçirmelerini temenni ediyorum. Birlikte daha güçlü bir üniversite ve topluma hizmet eden bireyler yetiştirme yolunda emin adımlarla ilerleyeceğiz” diye konuştu.
Rektör Keleş’e karanfil takdiminde Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selcen Yüksel Perktaş eşlik etti. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Doha’da binlerce yerli ve yabancıya ulaşan Doha Yunus Emre Enstitüsü Türk Kültür Merkezi tarafından Türkiye’nin kültürel değerlerinin geniş kitlelere tanıtıldığı çok sayıda etkinlik düzenleniyor.
Bu kapsamda yeni döneme başlayan Doha Yunus Emre Enstitüsünde 8 farklı kurs ve 14 farklı atölyenin yanı sıra düzenlenecek seminerlerle birlikte 1000’e yakın katılımcı bekleniyor.
Temsilcilikte, her yıl olduğu gibi bu yıl da yetişkinlere ve çocuklara yönelik Türkçe kurslarının yanı sıra Türkçe hikaye okuma ve turizm Türkçesi kurslarından, geleneksel Türk okçuluğu ve ebru, tezhip, minyatür gibi Türk el sanatlarının tanıtıldığı atölyelere kadar her alanda etkinlikler düzenlenecek.
Doha’daki yeni binasında faaliyetlerini sürdürecek temsilcilikte ayrıca Türk kültürünün önemli lezzetlerinden Türk kahvesi günleri de gerçekleştirilecek.
Ayrıca, kursiyerler enstitünün zengin içeriğe sahip kütüphanesinde kitap okuyarak Türkçeyi geliştirme imkanı da bulacak.
Farklı yaş ve meslek gruplarından çok sayıda yabancının ilgi gösterdiği Türkçe kursları, 2016 yılından beri aktif olarak devam ediyor.
Enstitü, ayrıca Türkçe kurs taleplerine istinaden Katar Savunma Bakanlığı personeline yönelik Türkçe kursları da düzenliyor.
Türk kültürünün tanıtılmasına yardımcı oluyor
YEE Doha Koordinatörü Prof. Dr. Ahmet Uysal, AA muhabirine yaptığı açıklamada enstitünün, iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerlemesine katkıda bulunacağını ve medeniyet, sanat ve kültür alışverişini sağlayacağını ifade etti.
Uysal, söz konusu etkinliklerle hem Türk kültürünün tanıtıldığını hem kültürler arasındaki ortak değerlerin ortaya çıktığını dile getirdi.
Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım” dizesinin, çalışmalarda kendilerinin ilham kaynağı olduğuna işaret eden Uysal, şunları kaydetti:
“Türk vatandaşlarımız kadar Doha’da yaşayan herkes, ‘Gelin tanış olalım’ çağrımızın muhatabı. Bulunduğumuz her yerde, herkese Türk kültürünün güzelliklerini anlatmak ve tanıtmak için çalışıyoruz. Katar’da Türkiye’ye yoğun bir ilgi var. Bu durumun da kurslarımıza yansıması bizi mutlu ediyor.
Katılımcılar kurs boyunca sadece Türkçe öğrenmiyor bunun yanı sıra kültürümüze ait en önemli değerleri görme şansına da sahip oluyor. Ayrıca bu yıl ilk kez açtığımız “Türkiye’de Kültür, Toplum ve Siyaset” seminerlerine de yoğun katılım bekliyoruz.”
“YEE’nin Türkçe müfredatı çok başarılı”
YEE’nin Türkçe müfredatını çok başarılı bulduğunu kaydeden Türkçe kursiyerlerden Katar Üniversitesi Ekonomi ve İslami Finans Profesörü Beşir Lütfi, “KursU başarıyla tamamladım ve artık daha iyi konuşabiliyorum. Türkçe çok güzel ve kolay bir dil.” dedi.
Türkçe iletişim kurmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Lütfi, şöyle devam etti:
“Türkçe hikaye kitapları okumayı seviyorum. Türk kültürünü ve fikir hayatını takip ediyorum. Burada hocalarımızla ve arkadaşlarımız ile Türkçe pratik yapıyorum. Türkiye’ye gitmeyi, Türk yemeklerini yemeyi ve insanlarla Türkçe konuşmayı istiyorum.”
“Yunus Emre Enstitümüz Katar’da Türkiye’nin gülümseyen yüzü”
Türkiye’nin Doha Büyükelçisi Dr. Mustafa Göksu da YEE sayesinde Katar’da çok sayıda kişinin Türk dili ve Türk kültürünü tanıdığını belirtti.
Göksu, “Yunus Emre Enstitümüz Katar’da Türkiye’nin gülümseyen yüzü, şefkatli eli ve Türk kültür ve medeniyetinin dünyaya açılan kapısı olmaya devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yunus Emre Enstitüsü
Türkiye’nin uluslararası alanda tanınırlığını artırmak ve dünya üzerinde kültürel etkileşime katkıda bulunmak amacıyla 2009 yılında kurulan Yunus Emre Enstitüsü, kültürel diplomasi, bilim diplomasisi ve Türkçe öğretimi gibi ana konularda dünya genelinde 150’den fazla irtibat noktasıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Türk kültürünün dünya çapında ilgi odağı olması ve dünya genelinde Türkçenin yaygınlaştırılmasına yönelik yüzlerce faaliyeti hayata geçiren Yunus Emre Enstitüsü, Türkçenin dünya dili olmasına yönelik çalışmalarına da devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İddiaya göre, kent merkezindeki Fatih İlkokulu’nda İngilizce öğretmeni Emine D, velilerin olduğu WhatsApp grubuna, yaramazlık yapan öğrencinin ismini yazdı.
Bu duruma sinirlenen A.Ş. isimli veli okula gelerek, koridorda Emine D. ile tartışmaya başladı. Tartışmanın büyümesi üzerine veli A.Ş, öğretmenler odasına geçen Emine D’nin yakasından tuttu.
Emine D, hastaneye giderek darp raporu aldı.
A.Ş. ise ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sakarya Büyükşehir Belediyesi, şehrin güzelliklerini keşfetme fırsatı sunan turizm ve tanıtım gezilerine ara vermeden devam ediyor. Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Turizm Tanıtım Şube Müdürlüğü, Türkiye’nin dört bir yanından gelen misafirlere şehrin en güzel köşelerini keşfetme, tanıma imkanı sunuyor. Büyükşehir’in son misafirleri ise Bilim ve Sanat Merkezi’nde (BİLSEM) görev yapan eğitimciler oldu. Akademisyenler ve öğretmenlerden oluşan 40 kişilik grup, Sapanca ve Taraklı’da keyifli bir geziye çıktı.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen eğitimciler ilk olarak İl Ormanı ve Tabiat Parkı’nın eşsiz tabiatıyla buluştu. Burada yeşilin her tonunu keşfeden ve keyifli bir orman gezisi yapan eğitimciler daha sonra Osmanlı mirası Taraklı’ya hareket etti. Tarihi II. Bayezid Köprüsü, Kuva-i Milliye Müzesi ve Sakin Şehir Taraklı’nın asırlık sokaklarını gezen heyet, tarihte yolculuğa çıktı. Büyükşehir’in rehberliğinde adım attıkları her bölgeyle ilgili bilgi sahibi olan misafirler, günü çekildikleri fotoğraflarla ölümsüzleştirdi. Misafir eğitimciler, Büyükşehir Belediyesi’ne misafirperverliği ve gezi hizmeti sebebiyle teşekkür etti. – SAKARYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özel, Gönen Belediye Başkanı İbrahim Palaz’ı ziyaretinin ardından belediye önünde vatandaşlara hitap etti.
Sandıkta kaybedilenlerin yine sandıkta bulunabileceğini belirten Özel, şöyle konuştu:
“31 Mart’ta ne dedik? ‘Türkiye ittifakı’ dedik. ‘Bütün demokratlar gelsin.’ dedik. ‘Sosyal demokratların koluna muhafazakar demokratlar, öbür koluna milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar gelsin. Yeter ki vatanını, milletini, bayrağını, Atatürk’ünü sevsin, gelsin bizimle olsun.’ dedik. Geldiler, bizimle birlikte oldular. Bu iktidara sarı kartı gösterdiler. Ondan sonra dedim ki ‘Bak, hemen seçim çağrısı yapmayacağım. Bu seçim sonucunu kendime mal edip ‘gel, erken seçim’ demeyeceğim ama milletin sesini duy. ‘Bu meydanları emekliler dolduruyor, 10 bin liraya geçim olmaz.’ dedim. Bu milletin sesini duy. ‘Bu meydanları asgari ücretliler dolduruyor, 17 bin liraya geçinemiyorlar. Kira mı ödesin? Çocuk mu okutsun, karın mı doyursun? Üstüne kıyafet lazım. Bu maaş olmaz.’ dedim.”
Türkiye’nin dört bir yanını gezdiğini, kimsenin geçinemediğini, geçim yoksa seçim olacağını dile getiren Özel, “Seneye kasımda sandığı getirecek, iktidarı değiştireceğiz. Başka çaresi yok. Başka lamı cimi yok. Bu insanların yüzünü güldüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Özel, AK Parti’nin ardından Suriyelilerin de gideceğini iddia ederek, şöyle devam etti:
“Artık millet, kim gidiyor kim kalıyor, kararını verdi. Biz, milletimizle kucaklaştık. Biz, ‘Türkiye ittifakı’ dedik. Türkiye ittifakını kurduk, el ele, omuz omuza, kol kola bu işi başardık. Bakın Ahmet Akın, Balıkesir ittifakının belediye başkanı oldu. Başka bir parti yok arkasında, Cumhuriyet Halk Partisi var ve Balıkesir’in bütün demokratları var. O yüzden bundan sonra kendine güvenen, öyle önüne gelenle ittifak yapmak için taviz veren değil, kendi öz gücüne, adaylarına, milletvekillerine, köklerine güvenen, geleceğine inanan siyasi parti olarak, söz veriyoruz; Cumhuriyet’in 2. yüzyılında nasıl yapılan ilk yerel seçimde söz verip de yaptıysak ve partimizi birinci parti yaptıysak yapılacak ilk genel seçimde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini, birinci parti yapacağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DPÜ Uygulama ve Araştırma Merkezleri Koordinatörlüğü tarafından Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’nde gerçekleştirilen panele Kütahya Valisi Musa Işın, Rektör Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Rektör yardımcıları Prof. Dr. Özer Aydın, Prof. Dr. Mustafa Arif Özgür ve Prof. Dr. Ayhan Kahraman, il protokol üyeleri, akademik ve idari personel ile davetliler katıldı.
“27 Mayıs darbesi, ülkemizin demokrasi tarihinde kara bir lekedir”
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan panelin açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “27 Mayıs darbesi, ülkemizin demokrasi tarihinde kara bir lekedir. Darbeciler, Adnan Menderes’i kendisini meclise gönderen Kütahya’da tutuklama cüreti göstermiştir. Ardından da bu ülkeye en çok hizmet eden devlet adamlarından Adnan Menderes, aziz milletimizin yüce gönlünde asla kabul görmeyecek şekilde cezalandırılmış ve idam cezasıyla hayatını kaybetmiştir. Demokrasimiz, bu üzücü olayların bir daha yaşanmaması için acı hatıralarından ders almasını bilmiş ve 15 Temmuz’daki darbe girişimi bu bilinçle engellenmiştir” dedi.
Rektör Kızıltoprak’ın konuşmasının ardından moderatörlüğünü Doç. Dr. Eray Acar’ın yaptığı panele geçildi.
İhsan Tunçoğlu, Menderes’in yakalanma sürecini anlattı
Gazeteci İhsan Tunçoğlu, 27 Mayıs darbesinin ardından Kütahya’da bulunan Adnan Menderes’in yakalanma sürecini anlattığı konuşmasında Başbakan Menderes’in Kütahya için yaptığı hizmetlere de değindi.
Panelistlerden Prof. Dr. Esra Sarıkoyuncu Değerli ise, “Menderes’in Kütahya’da Başlayan ve Biten Hayatı” başlıklı konuşmasında 1950-1960 yıllarında başbakanlık yapan Adnan Menderes’in siyasi hayatındaki dönüm noktalarını anlattı.
Prof. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu, konuşmasında 1876-1961 döneminde Türk siyasi tarihindeki idamları ele alarak, bu dönemde öldürülen siyasetçilerin yaşamlarından kesitler sundu.
Dönemin tanıklarından Adil Özkan ise Adnan Menderes’in Kütahya’ya gelişi ve tutuklanma sürecinde yaşananlarla ilgili ayrıntıları katılımcılarla paylaştı. – KÜTAHYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Mersin’de düzenlenen ‘Türkiye Buluşmaları’nda STK’lar, iş adamları ve kadın girişimcilerle bir araya geldi. Suphi Öner Öğretmenevi’ndeki toplantıda konuşan Göktaş, Türkiye’ye ulusal ve uluslararası alanda değer katan sivil toplum temsilcileriyle buluşmaktan dolayı memnun olduğunu söyledi. Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle sosyal devlet ve sivil toplum vizyonunu daha ileriye taşıyacak istişarelerde bulunmak üzere bir araya geldiklerini ifade eden Göktaş, “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2002’den bugüne kadar sosyal hizmetlerin ülkemizin dört bir yanında yaygınlaştırılmasında çok büyük adımlar atıldı. Bakanlık olarak vatandaşlarımızın hayatına dokunmak, refahını artırmak adına çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Tüm faaliyet alanlarımızı 81 ilimizdeki istek ve ihtiyaçlara göre yeniden şekillendiriyoruz. Sivil toplum kuruluşlarımız, toplumsal farkındalık oluşturan etkinlikleriyle sosyal politika hedeflerimize ulaşma sürecimizin en kıymetli paydaşlarıdır. Bu anlamda bugün burada bulunan kuruluşlarımızın kıymetli temsilcilerine değerli katkıları için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“Bu vizyon belgesinin yürüteceğimiz çalışmalar için önemli bir yol gösterici olacağına inanıyoruz”
Bakanlık olarak her daim sosyal hizmet ve sosyal yardım çalışmalarının odağında hak temelli ve arz odaklı bir sistemin yer aldığını vurgulayan Göktaş, “Sizlerin vatandaşlarımızla sıcak teması ve saha tecrübesi, sosyal politikalarımızın şekillenmesine katkı sağlıyor. Bu kapsamda, bakanlık olarak, çok yönlü faaliyetleriyle sivil toplum anlayışını güçlendiren kuruluşlarımızla geliştirdiğimiz iş birliklerine kurumsal bir nitelik kazandırdık. İş birliklerimizle oluşacak faydayı ve sunacağımız hizmetleri sürdürülebilir kıldık. 2024 yılı Ocak ayında ise 100. Yıl Sivil Toplum Vizyon Çalıştayı’nı düzenledik. Politika geliştirme, mevzuat, kapasite geliştirme, gönüllülüğün teşvik edilmesi ve dijitalleşme temalarında yeni hedeflerimiz hakkında karşılıklı görüş alışverişlerinde bulunduk. Çalıştayımızın nihai değerlendirmeleriyle hazırladığımız yeni dönem Sivil Toplum Vizyon Belgesi’ni de bu hafta içinde açıklayacağız. Bu vizyon belgesinin yürüteceğimiz çalışmalar için önemli bir yol gösterici olacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.
“İnsanların gönlüne taht kuran her STK bizim paydaşımızdır”
Mersin’de farklı çalışma alanlarına odaklanan pek çok STK’nın mevcut olduğuna işaret eden Göktaş, her birinin önemli bir boşluğu doldurduğunu ve farklı bir ihtiyacın karşılanmasını sağladığını kaydetti. STK’ların hayırseverlikleriyle sosyal denge ve barışın korunmasında da önemli sorumluluklar üstlendiğine dikkat çeken Göktaş, “Bu anlamda Mersin’de ve ülkemizin herhangi bir yerinde insanların gönlüne taht kuran her STK bizim paydaşımızdır” ifadelerini kullandı.
AK Parti Mersin milletvekilleri Ali Kıratlı ile Havva Sibel Söylemez’in de konuşma yaptığı toplantı, daha sonra basına kapalı olarak devam etti. – MERSİN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Öğrencileri tek tek tebrik eden Esen, öğrencilere üniversite yıllarını iyi değerlendirmeleri yönünde tavsiyede bulundu.
Esen, “Memleketinize, vatanınıza, toprağınıza ve bayrağınıza olan sadakati ve muhabbeti asla unutmayın. Ayağınıza taş değmesin. Güle gidin, dolu dolu gelin. Bu memleketin sizin gibi gençlere ihtiyacı olduğunu bilin.” dedi.
Başkan Esen, öğrencilerin eğitimlerine verdikleri destekten dolayı ailelerine, öğretmenlerine ve idarecilerine teşekkür etti.
Programda kısa bir konuşma yapan İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Öztürk ise Çankırı’nın üniversiteli gençlerini böylesine anlamlı bir programda bir araya getirdiği için Başkan Esen ve ekibine teşekkür ederek öğrencilere de akademik hayatlarında başarılar diledi.
Konferans ile devam eden törenin sonunda öğrencilere hediye takdim edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, Molla Bahri İmam Hatip Ortaokulu’nda yaşandı. Edinilen bilgilere göre, ders esnasında 7’nci sınıf öğrencisi Y.S.’nin nefes alamadığını fark eden öğretmeni, öğrenciyi sınıftan çıkardı. İlk yardım eğitimi aldığı öğrenilen öğretmen, Heimlich manevrası uyguladığı öğrencinin yeniden nefes almasını sağladı. Öğretmenin çocuğa müdahale anlar ise, güvenlik kamerası tarafından saniye saniye kaydedildi. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Serginin açıldığı MAJİ Art Galery’den yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Erbil, sanatın Türkiye’nin dört bir yanına yayılmasını, gençlerin daha duyarlı ve zarif olmasını hayal ettiğini belirterek, “Sanatın, ülkemizde kötü olayları önleyebilecek en önemli güç olduğuna inanıyorum. Ülkeler arası ilişkilerde ve insanlığa düşmanlıkta, sanatın zarafeti ve duyarlılığı ön planda tutarak bu olumsuzlukların üstesinden gelebileceğini düşünüyorum. Sanatın geçmişten günümüze kadar duyguları ve sevgiyi ifade ettiğini vurguladım. Bu yüzden sanatın yaygınlaştırılması gerektiğini belirttim. Öğrencilerime bu değerleri anlattım ve onlar da beni yanıltmadı. Bu misyonumu sadece kendim için değil, halk ve toplum için gerçekleştirdim. Sanatla daha anlamlı bir dünya kurmayı amaçladım.” ifadelerini kullandı.
“Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor”
Prof. Dr. Uğur Batı da kitabın hazırlık sürecindeki titiz bir çalışma yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“Türkiye’de derin bir ressamın varlığına şükretmeliyiz. Türkiye, Devrim Erbil’i desteklediği için şanslı. ‘Yatay Derinlik’ ifadesiyle tanımladığımız çeşitli üsluplarda eserleri bulunan Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor. Marküteri, batik, vitray, halı ve kilim gibi tekniklerle, yatay genişliği bu denli kapsamlı olan başka bir ressam Türkiye’de bulunmuyor. Kitabı da bu kavram etrafında oluşturduk. Göstergebilim, retorik, edebiyat ve felsefe gibi formların ortaklığında, Devrim Erbil’in özünü ve sözünü irdelediğimiz bir çalışma kaleme aldık. Güzel bir okuma deneyimi sunmasını umuyoruz.”
MAJİ Art Gallery sahibi Gaye Donay ise Erbil’in sanat dünyasında derin izler bıraktığına işaret ederek, “Devlet sanatçımız Devrim Erbil’in, Prof. Dr. Uğur Batı’nın kalemiyle hayat bulan ‘Yatay Derinlik’ kitabı, Erbil’in eserlerinin ötesinde, onun içsel dünyasına dair derin bir yolculuk sunuyor. Kitap, sadece Erbil’in sanata bakış açısını ve dönüm noktalarını değil, aynı zamanda onu insan olarak daha yakından tanımamıza da olanak tanıyor.” ifadelerine yer verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SİFONSUZ TUVALETLERDE KOKU OLMUYOR
Tuvalet kağıdının bile bulunmadığı okulda su tüketimini azaltmak ve doğayı korumak için hazırlanan ‘Sifonsuz tuvaletler’ oldukça merak uyandırıyor. Türk içerik üreticisi gezginin aktardıklarına göre tuvaletlerde hem herhangi bir koku söz konusu değil hem de sıradan sayılmayacak bir yöntemle temizleniyor.
Kurutulmuş bitki yapraklarıyla üzeri kapatılan ‘sifonsuz tuvaletler’ sıfır su tüketimiyle doğayı korumaya yardımcı oluyor. Hem turistlerin ilgi odağı oluyor hem de doğaya sürdürülebilir bir iz bırakan bambu tuvalet kabinleri, yine bambudan yapılmış el yıkama yerleriyle dizayn ediliyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “İsrail’in Afrikalı sığınmacıları, iltica başvurularını onaylama karşılığında Gazze’de savaştırmak üzere silah altına almasının İsrail’in yaşadığı derin ahlaki krizi doğruladığı” vurgulandı.
“BÜYÜK KAYIPLARI TELAFİ ETMEYE ÇALIŞIYOR”
İsrail’in sığınmacıların durumunu suistimal ederek insan haklarını ihlal ettiği belirtilen açıklamada, “İsrail, Filistin direnişi karşısında aldığı büyük kayıpları telafi etmeye çalışıyor.” ifadesi kullanıldı.
Uluslararası toplum ile insan hakları kuruluşlarına seslenilen açıklamada, İsrail’in uluslararası hukuku ve uluslararası insancıl hukuku ihlal eden uygulamalarına karşı tedbir alma çağrısı yapıldı.
REKLAM
AFRİKALI SIĞINMACILAR SAVAŞMA KARŞILIĞINDA İLTİCA BAŞVURULARI KABUL EDİLİYOR
İsrail basını, Afrikalı sığınmacıların savaşma karşılığında iltica başvurularının kabul edildiğini yazmıştı
Haaretz gazetesi, İsrail’in, Afrika’dan ülkeye iltica edenlerin başvurularını “Gazze’de savaşma” karşılığında kabul ettiğine yer vermişti.
İsimleri açıklanmayan güvenlik yetkilileri, söz konusu projenin ordunun hukuk danışmanlarının rehberliğinde organize bir şekilde yürütüldüğünü vurgulamıştı.
Afrikalı sığınmacılara yönelik söz konusu “istismara” ilişkin içeride yükselen eleştirilerin bastırıldığını belirten güvenlik yetkilileri, bunun “çok sorunlu bir konu olduğunu” aktarmıştı.
YAKLAŞIK 30 BİN AFRİKALI SIĞINMACI BULUNUYOR
İsrail’de şu an çoğu genç erkek olmak üzere yaklaşık 30 bin Afrikalı sığınmacı bulunurken, bunlardan yaklaşık 3 bin 500’ünü İsrail makamlarının iltica başvurularını işleme koymaması veya karara bağlamaması nedeniyle mahkeme tarafından geçici statü verilen Sudan vatandaşları oluşturuyor.
Çok sayıda sığınmacının 7 Ekim’den sonra tarım işlerinde ve sivil komuta merkezlerinde gönüllü olarak çalışmaya başladığı belirtilirken, “İsrail ordu yetkililerinin, söz konusu sığınmacıların ülkede kalıcı statü elde etme arzularını Gazze’de savaştırmak için bir teşvik unsuru olarak kullanabileceklerini fark ettikleri” kaydedilmişti.
İsmi açıklanmayan Afrikalı bir sığınmacı, İsrailli bir yetkilinin kendisine “Gazze’de savaşması halinde İsrail’de oturum statüsü alabileceğini”, kimliğinin fotokopisini isteyip “bu işlerle ilgileneceğini” söylediğini ifade etmişti.
*Haberin görselleri AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na çelenk bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Çiftlik İlkokulu bahçesinde devam eden törende ise öğrenciler tarafından şiir okundu, dans gösterileri yapıldı.
İlçe Milli Eğitim Müdürü Taner Şen, burada yaptığı konuşmada, yeni eğitim öğretim yılının başlamasının heyecanını ve mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Yeni eğitim öğretim yılının hayırlı olmasını dileyen Şen, “Okullarımızın koridorları ve sınıfları öğrencilerimizle dolu olması bizler için en büyük mutluluk.” dedi.
Törene, ilçe milli eğitim müdürü, siyasi parti temsilcileri, okul müdürleri ve öğretmenler katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Asrın felaketi olarak adlandırılan 6 Şubat depreminde ağır hasar alan illerin başında gelen Adıyaman’da, on binlerce insan enkaz altında hayatını kaybetmişti. Özellikle yetim, öksüz ve maddi durumu iyi olmayan yardıma muhtaç öğrencileri tespit eden İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) Adıyaman şubesi, 2024-2025 eğitim ve öğretimin başlamasıyla Adıyaman’daki, 250 öğrenciye çanta ve kırtasiye malzemesi dağıttı.
Deprem bölgesi Adıyaman’da eğitim ve öğretim gören öğrencilere daha fazla yardımların yapılması gerektiğine dikkat çeten İMH Adıyaman Şube Başkanı Şükrü Yetkin, “Adıyaman depremde çok büyük hasar aldı. İMH olarak Adıyaman’daki depremzede, yetim, öksüz ve yardıma muhtaç ailelere ulaşarak yardımlarımızı sürdürüyoruz. Adıyaman merkezde okullardan 100. Yıl İlköğretim Okulu’nda 200, Ay Yıldız İlköğretim Okulu’nda 30 ve Kulavık Köyü’nde ise 20 olmak üzere toplam 250 öğrenciye çanta ve kırtasiye yardımında bulunduk. Yardımların ulaşmasında emekleri olan bütün hayırsever iş insanlarına teşekkür ediyoruz. Allah hayırlarını kabul etsin” dedi. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kaymakam Mehmet Kamil Sağlam, Cumhuriyet İlkokulu’nda düzenlenen törendeki konuşmasında, geçen yıl 29 Ekim’de Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılını kutladıklarını hatırlattı.
Bu sürede Türkiye‘nin nereden nereye geldiğini önceki nesillerin çok daha iyi tahayyül edebildiğini vurgulayan Sağlam, “Hiçbir fabrikası olmayan, savaştan çıkmış yeni bir ülke düşünün. 100 yıl sonunda yollarıyla, hava yollarıyla, İHA’larıyla, SİHA’larıyla, denizde uçak gemileriyle yeni bir Türkiye kuruldu. Bizi buraya ulaştıran esas etmen eğitim öğretimdir. Eğitim öğretim ne kadar düzgün, verimli, insanımızı ne kadar eğitebilirse Türkiye Cumhuriyeti’ni getirdiğimiz bu aşamadan daha ileri götürürüz.” ifadelerini kullandı.
İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Bedir de Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak olan Türkiye Yüzyılı hedefi ile buluşturacak olan temel unsurun eğitim olduğunu dile getirdi.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile çağın ihtiyaçlarına göre güncellenerek eğitim sisteminin gücüne güç katılacağını anlatan Bedir, “Evlatlarımızı çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve teknoloji ile buluştururken onları milli, manevi değerlerimizle donatmalıyız. Çocuklarımızın eğitim hayatları boyunca elde edecekleri her başarı aileleri ve ülkemiz için gurur kaynağı olacaktır.” dedi.
Konuşmaların ardından program şiirlerin okunduğu, halk oyunları gösterilerinin sunulduğu program, dördüncü sınıf öğrencilerinin Türk bayrağı ve okul flamasını birinci sınıf öğrencilerine teslim etmesiyle son buldu.
Törene Belediye Başkanı Hüseyin Dündar, İlçe Emniyet Müdürü Barik Çiçek ve İlçe Müftüsü Cemal Uzun da katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çamlıca Ortaokulunda düzenlenen etkinlikte öğrenciler şiirler okudu.
İlçe Milli Eğitim Müdürü Adnan Yıldırım, törende yaptığı konuşmada, öğrencilere başarı dileklerini iletti.
Törene Laçin Kaymakam Vekili Emre Konak, Belediye Başkanı Mustafa Toydemir, daire amirleri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı.
İskilip
İskilip İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Ecer, kutlama etkinlikleri çerçevesinde Hükümet Konağı önündeki Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Ardından Atatürk İlkokulu ve Ortaokulu bahçesinde düzenlenen törende öğrenciler çeşitli gösteriler sundu.
Törene İskilip Kaymakamı Ramazan Polat, Belediye Başkanı İsmail Çizikci, Emniyet Müdürü Önder İstanbul, Jandarma Komutanı Üsteğmen Hakan Güven de katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RESMİ GAZETE BUGÜNÜN KARARLARI NELER? CUMA CUMHURBAŞKANI KARARLARI
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
YÖNETMELİKLER
–– Türk Silâhlı Kuvvetleri Astsubay Sınıflandırma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Türk Silâhlı Kuvvetleri Subay Sınıflandırma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– İlaç Etkin Maddesi Üretimi Amaçlı Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolüne Dair Yönetmelik
–– Nükleer Tesislerde Kayıt, Bildirim ve Raporlama Yönetmeliği
TEBLİĞLER
–– İhracat Sayılan Satış ve Teslimler Hakkında Tebliğ (İhracat: 2005/2)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (İhracat: 2024/3)
–– Gezi Tekneleri ve Kişisel Deniz Taşıtları Yönetmeliği Standartlar Listesine İlişkin Tebliğ
İLÂN BÖLÜMÜ
a – Yargı İlânları
b – Artırma, Eksiltme ve İhale İlânları
c – Çeşitli İlânlar
– T.C. Merkez Bankasınca Belirlenen Döviz Kurları ve Devlet İç Borçlanma Senetlerinin Günlük Değerleri
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vezirköprü Belediyesine ait Butik Otel’de düzenlenen programa Kaymakam Özgür Kaya, Belediye Başkanı Murat Gül, İlçe Milli Eğitim Müdürü Resul Özata, İlçe Gençlik Spor Müdürü Mehmet Uyar ile üniversiteyi kazanan öğrenciler katıldı.
Kaya, üniversite kazanan tüm öğrencileri kutlayarak, “Her biriniz farklı illerde bulunan üniversitelerde eğitim ve öğretim göreceksiniz. Okullarınızı başarıyla tamamladıktan sonra yine ülkemizin değişik yerlerinde ülkemize ve milletimize hizmetler edeceksiniz. Bütün öğrencilerimize şimdiden başarılar diliyorum. Yolunuz açık olsun.” ifadelerini kullandı.
Gül ise Vezirköprü’de üniversiteye gitmeye hak kazanan 425 öğrenci ve onları topluma eğitimli bireyler yetiştirmek için gece gündüz mesai harcayan ailelerini kutlayarak, “Eğitim ve öğretiminiz tamamladıktan sonra ülkemizin farklı bölgelerinde görev yaptığınızda Vezirköprü’nün gönül elçileri olacaksınız. Eğitim göreceğiniz okullarınıza güle güle gidiniz.” dedi
Özata da Vezirköprü’nün her yıl üniversiteye gönderdiği öğrenci sayısını artırarak eğitim öğretim alanında emin adımlarla ilerlediğini dile getirerek, Kaymakam Kaya ve Belediye Başkanı Gül’e desteklerinden dolayı teşekkür etti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail savaş uçakları Han Yunus’un batısında “güvenli olduğu” iddia edilen El-Mevasi bölgesinde yerinden edilenlerin çadırlarına 3 füze saldırısı düzenledi.
Saldırının şiddetiyle bölgede metrelerce derinlikte 3 çukur oluştuğu ve en az 20 çadırın yandığı ve yok olduğu, çok sayıda kişinin kumların altına gömüldüğü kaydedildi.
Sağlık kaynaklarından alınan bilgiye göre ise Han Yunus’taki Nasır Hastanesine şu ana kadar 8, sahra hastanesine ise 6 kişinin naaşı ve çok sayıda yaralı getirildi. Hastanelere getirilen cesetlerin parçalanmış olduğu bilgisi aktarıldı.
Sivil savunma ekiplerinin, bölgede elektrik olmaması, cesetlerin oluşan çukura gömülmesi ve etrafa saçılması nedeniyle ölü ve yaralılara ulaşmakta zorluk çektiği aktarıldı. Bu nedenle sayının artabileceği belirtildi.
Oluşan çukurlara gömülüp yok olan aileler var
İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana gerçekleşen en çirkin katliamlardan biriyle karşı karşıya olduklarını belirten Sivil Savunma Müdürlüğü ise saldırıda 65 kişinin öldüğü ve yaralandığını, arama ve kurtarma çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğünün Sözcüsü Mahmud Basal Al Jazeera televizyonuna yaptığı açıklamada, “Her bir çadırda en az 5 kişi olduğu düşünülürse çok büyük bir sayıyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılır. Bölgede 3 büyük çukur oluştu. Çadırlar, bu çukurlara gömüldü. Cesetleri çıkarmamız çok uzun sürebilir, bunun için ağır iş makinelerine ihtiyacımız var. Çukurlara gömülüp tamamen yok olan aileler var.” dedi.
İsrail ordusu ise saldırıyla ilgili yaptığı açıklamada, Mevasi bölgesinde Hamas komuta merkezini hedef aldığını iddia etti.
Hamas, İsrail’in iddialarını yalanladı
Hamas’tan yapılan açıklamada, hedef alınan bölgede direnişçilerin olduğu yönündeki iddiaların “düpedüz yalan” olduğu ifade edildi.
İsrail’in bu tür iddialarla, işlediği çirkin katliamları meşrulaştırmaya çalıştığı kaydedilen açıklamada, Hamas’ın daha önce pek çok kez “sivillerin olduğu yerlerde direniş unsularının bulunmadığı ya da bu yerlerin askeri amaçlarla kullanılmadığını” açıkladığı dile getirildi.
İsrail savaş uçaklarının “güvenli” olduğu iddia edilen bir bölgede gerçekleştirdiği “korkunç” katliamın, Nazist İsrail hükümetinin, uluslararası hukuku ve saldırıların durdurulması yönündeki çağrıları hiçe sayarak Filistin halkına karşı iğrenç katliamlar işlemeye ve soykırıma devam ettiğini gösterdiği vurgulandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail savaş uçakları Han Yunus’un batısındaki El-Mevasi bölgesinde yerinden edilenlerin çadırlarına 3 füze saldırısı düzenledi.
Saldırının şiddetiyle bölgede 9 metre derinliğinde çukur oluştuğu ve en az 20 çadırın yandığı, çok sayıda kişinin kumların altına gömüldüğü kaydedildi.
Sağlık kaynaklarından alınan bilgiye göre ise saldırıda ilk belirlemelere göre en az 8 Filistinli öldü, onlarca kişi de yaralandı.
Sivil savunma ekiplerinin, bölgede elektrik olmaması, cesetlerin oluşan çukura gömülmesi ve etrafa saçılması nedeniyle ölü ve yaralılara ulaşmakta zorluk çektiği aktarıldı. Bu nedenle sayının artabileceği belirtildi.
İsrail ordusu ise saldırıyla ilgili yaptığı açıklamada, Mevasi bölgesinde Hamas komuta merkezini hedef aldığını iddia etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANTALYA’da bazı anaokullarının velilerden 3-5 bin lira arasında kırtasiye parası talep ettiğini ve ihaleyle kırtasiye alımı için hazırlık yapıldığını belirten Antalya Fotoğrafçılar, Kırtasiyeciler ve Kitapçılar Odası Başkanı Mehmet Bayrak, “Toplu ihale ile kırtasiye alıp, satmak okulların görevi değildir. Okullar ihtiyaç listesini hazırlayıp velilere verecek, veli de istediği yerden alabilir” dedi.
Kentte bazı anaokullarında okul aile birliği tarafından öğrencilerin kullanacağı kırtasiye malzemeleri için toplu malzeme alımıyla ilgili ihale hazırlıkları yapıldığı öne sürüldü. Antalya Fotoğrafçılar, Kırtasiyeciler ve Kitapçılar Odası Başkanı Mehmet Bayrak, hem odanın resmi hesabından hem de kişisel hesaplarından ihale hazırlığında bulunan anaokullarına uyarıda bulundu.
‘YÖNETMELİK DIŞI TİCARETE SAVAŞ AÇTIK’
Oda Başkanı Bayrak, toplu alımla kırtasiye malzemesi almak için ihale hazırlığı yapan okul müdürlerini tek tek uyardıklarını ve bu işin takipçisi olacaklarını söyledi. Bayrak, “Anaokullarında yönetmelik dışı ticarete savaş açtık. Yıllardır bu konuyla ilgili çalışma yapıyoruz. Bazı anaokulları, okul aile birliğiyle toplu alım listesi yayımlıyor. Velilere bunu zorluyorlar. Sonrasında bunları alıp, velilere satıyorlar. Okulların ticaret yapma yetkisi yoktur” diye konuştu.
‘ÇETREFİLLİ DURUMLARIN YAŞANDIĞINI DUYUYORUZ’
İhalelerde ihale şartlarına uyulmayan durumların da olduğunu anlatan Mehmet Bayrak, “Bazı çetrefilli durumların yaşandığını da duyuyoruz. Toplu ihale ile kırtasiye alıp, satmak okulların görevi değildir. Okullar ihtiyaç listesini hazırlayıp velilere verecek, veli de istediği yerden alabilir” dedi.
Okul aile birliğinin velilerden 3-5 bin lira arası para toplayıp, daha sonra bunlarla kırtasiye malzemesi aldığını, bu durumun usulsüz olduğunu söyleyen Bayrak, okul aile birliğinin yalnızca öğretmen ve okulun kullanacağı kırtasiye malzemesini alabileceğini ifade etti.
‘SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ’
Okul aile birliğinin, öğrenciler için kırtasiye alımı yapamayacağını belirten Mehmet Bayrak, “Temizlik malzemeleri ve okulun kendi kullanacağı kırtasiye malzemeleri için ihaleyle alabilirler. Öğrencilerin kullanacağı kırtasiye ürünlerini kesinlikle alamazlar, suçtur” diye konuştu.
Başkan Bayrak, oda avukatlarının gerekli çalışmayı tamamladığını ve tüm uyarılara rağmen öğrenciler için kırtasiye alımı noktasında ihale duyurusunda bulunan okulların tespit edilmesi halinde savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarını da söyledi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hamur Kaymakamı Mehmet Nesip Mahir, İlçe Jandarma Komutanı Tufan Gündüz, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş ve Özel İdare Müdür Vekili Abdullah Genç ile birlikte Karakazan köyü Bozoçayır ve Akören mezraları ve Süleyman Kümbet Köyü Karadere, Üçevler, Aşağı Yurt ve Hanik mezralarını ziyaret etti. Buralarda yeni eğitim ve öğretim dönemine yönelik hazırlıkları yerinde inceleyen Kaymakam Mahir, köylerde vatandaşlarla bir araya geldi. Çocukların eğitimi konusunda velilerin rolünün önemini vurgulayan Kaymakam Mahir, “Çocuklarımızın geleceği için hep birlikte çalışmalıyız. Velilerimizin çocuklarına gösterdiği ilgi ve alaka, onların başarısında çok önemli bir faktördür. Bizler de idare olarak çocuklarımızın eğitim hayatlarına destek olmaya devam edeceğiz.”dedi.
Ziyaret ettiği köylerde çocukların büyük bir coşkuyla karşıladığı Kaymakam Mahir, onlarla tek tek ilgilenerek sohbet etti. Çocuklarla birlikte futbol oynayan Kaymakam Mahir, onların mutlu anlarına ortak oldu. – AĞRI
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RESMİ GAZETE BUGÜNÜN KARARLARI NELER? PAZARTESİ CUMHURBAŞKANI KARARLARI
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
YÖNETMELİKLER
–– Adıyaman Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Ön Lisans-Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Antalya Bilim Üniversitesi Sosyal, Ekonomik ve Politik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
–– Antalya Bilim Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Diller Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
–– Dicle Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
–– Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Giresun Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği
–– Kilis 7 Aralık Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
TEBLİĞLER
–– Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2016/6)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2024/21)
–– Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2024/23)
–– Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2024/24)
İLÂN BÖLÜMÜ
a – Artırma, Eksiltme ve İhale İlânları
b – Çeşitli İlânlar
– T.C. Merkez Bankasınca Belirlenen Devlet İç Borçlanma Senetlerinin Günlük Değerleri
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RESMİ GAZETE BUGÜNÜN KARARLARI NELER?YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
YÖNETMELİKLER
–– Adıyaman Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Ön Lisans-Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Antalya Bilim Üniversitesi Sosyal, Ekonomik ve Politik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
–– Antalya Bilim Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Diller Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
–– Dicle Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
–– Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
–– Giresun Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği
–– Kilis 7 Aralık Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
TEBLİĞLER
–– Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2016/6)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2024/21)
–– Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2024/23)
–– Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2024/24)
İLÂN BÖLÜMÜ
a – Artırma, Eksiltme ve İhale İlânları
b – Çeşitli İlânlar
– T.C. Merkez Bankasınca Belirlenen Devlet İç Borçlanma Senetlerinin Günlük Değerleri
TÜMÜ
Osman DEMİRHaberler.com – Gündem
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından denetimli serbestlik yükümlülerinin ücretsiz çalıştırma programı kapsamında görev almaları amacıyla Manisa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile protokol imzaladı. Protokolle okulların kapalı olduğu yaz tatilinde denetimli serbestlik yükümlüleri tarafından boya, badana ve tadilat işlemleri gerçekleştirildi. 11 okulda 2 bin saat süren çalışmayla okullar 2024-2025 eğitim öğretim yılına hazır hale getirildi. Okulların kapalı olduğu süre içerisinde yürütülen faaliyetlerde okulların boya, badana ve tadilat ihtiyaçları giderilirken, denetimli serbestlik yükümlüleri de hem topluma olan borçlarını ödedi hem de topluma faydalı görevlerde bulunarak rehabilite olmaları sağlandı.
Proje çerçevesinde okullardaki işlemlerin tamamlandığını ve okulların öğrenci ve öğretmenlerin kullanımına hazır hale getirildiğini belirten Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Kurtca Eker, “Denetimli serbestlik sisteminde hükümlüler cezaevinde cezalarını infaz ederken şartsız salıverme, yani belirli bir süre kala tahliye edilmekteler. Tahliye edildikten sonra denetimli serbestlik müdürlüğümüz koordinesinde topluma faydalı ücretsiz çalışma yükümlülükleri doğmakta. Bu çerçevede 2024-2025 öğretim yılında okulları öğretim yılına hazırlama babında il milli eğitim müdürlüğümce yaptığımız protokol çerçevesinde okulları hazır hale getirmek adına boya badana ve tadilat faaliyetlerini üstlendik. Bu manada zaten Manisa Denetimli Serbestlik Müdürlüğü olarak faaliyet alanlarımız Manisa Saruhanlı, Şehzadeler ve Yunusemre ilçelerini kapsamakta. Toplamda 11 okulda 2 bin saatlik bir süre çerçevesinde yükümlülerimiz çalışarak okulların boyasını badanasını ve tadilatını yaptılar. Söz konusu çalıştıkları okulları eğitim öğretim yılı başlamadan evvel öğrenci ve öğretmenlerimizin kullanımına hazır hale getirdiler. Bu faaliyetler yükümlülerimizin aynı zamanda topluma olan borçlarını ödeme anlamında rehabilitasyon faydası da sağlamakta. Bu faaliyetlerin dışında da eğitim ve öğretim ve okulların hazır hale getirilmesi dışında değişik dönemlerde başka kurumlara da boya badana tadilat faaliyetleri çerçevesinde yükümlülerimiz çalışmaktalar. Bunun dışında orman işletme müdürlüğüyle beraber fidan dikme faaliyetleri gibi bir çok projeler yapıyoruz. Bu işin koordinesi noktasında elimizden geldiğince Manisa’ya Manisalı vatandaşlarımıza faydalı insanlar olarak yükümlülüklerini yerine getirmelerini adına faaliyetlerini desteklemekteyiz. Bu faaliyetlerden dolayı öncelikle faaliyetin organizasyonunda görev alan denetimli serbestlik müdürümüz başta olmak üzere tüm personelimize, protokol imzalayarak bize hem lojistik hem de diğer destekleri veren ilgili kurum yöneticilerine, projede çalışan kendilerini geliştiren ücretsiz çalışma yükümlülüklerini yerine getiren yükümlülerimize çok teşekkür ediyorum. Bundan sonra da bu tür faaliyetlerimiz devam edecek” dedi.
Okulların tadilat, boya ve badana işlemlerini tamamlayarak okulları yeni eğitim öğretim yılına hazır hale getirdiklerini söyleyen denetimli serbestlik yükümlüleri, eğitim-öğretim gibi önemli bir alanda böylesi bir görevi yerine getirdikleri için kendilerini iyi hissettiklerini söyledi.
Projenin okulların ara tatile girdiği dönemde de devam edilmesi hedefleniyor. – MANİSA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bu öğrenciler Türkçenin yanı sıra ders saatleri artırılmış iki yabancı dil eğitimini de ağırlıklı olarak aldı.
Bakanlık yetkililerinden aldığı bilgiye göre, geçen yıl pilot belirlenen 32 okulun 5. sınıflarında başlatılan uygulama, bu yıl 6. sınıflarında da devam ettirilecek. Uygulama, ayrıca yeni belirlenen 5. sınıflarda da uygulanacak.
Bu kapsamda bu yıl eğitim öğretim döneminde 81 ildeki 300 okulda “Çoklu Yabancı Dil Eğitim Modeli” uygulanacak. Öğrenciler haftalık 40 ders saatinde 14 saat İngilizcenin yanı sıra 2 saat de Almanca dersi alacak.
ÖĞRETİM MATERYALLERİ ÜCRETSİZ OLACAK
Model kapsamına dahil olan öğrenciler, öğretmenler, idareciler ve veliler ile yapılan görüşme ve anket sonuçlarının ardından gelen talepler modelin 300 okula çıkarılmasında etkili olan faktörler arasında yer aldı.
Öğrencilerin hedef dile maruz kalma sürelerini etkili ve verimli hale getirerek yeni bir dil öğrenmeye karşı olumlu tutum geliştirmelerini sağlamanın ve Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (CEFR) doğrultusunda 4 temel dil becerisini kalıcı hale getirerek dili etkili bir şekilde kullanmalarının amaçlandığı model, öğretim sürecinin “iletişimsel dil öğretimi” odağında çok dilli öğretim yaklaşımlarını benimseyerek öğrencilerin sadece dil becerisi kazanmasının yanı sıra kültürel farkındalık ve etkili iletişim becerileri geliştirmelerini sağlayan bütünsel bir metodoloji doğrultusunda planlandı.
Bakanlıkça, ayrıca modele özgü eğitim-öğretim süreci planlandı. Bu doğrultuda kullanılacak özel olarak oluşturulan eğitim öğretim materyalleri öğretmenlere ve öğrencilere ücretsiz temin edilecek.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tatil bitti okul koridorlarına çocuk sesleri geri dönüyor…
2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Çalışma Takvimi doğrultusunda okullarda ilk dönem başlıyor.
Okulların tamamında 2024-2025 eğitim öğretim yılı 9 Eylül 2024 Pazartesi günü başlayacak.
Eğitimini tamamlayan öğrenciler, 17 Ocak 2025 Cuma gününe kadar sürecek birinci dönemi tamamlayacaklar.
UYUM HAFTASI YARIN BAŞLIYOR
Yeni dönem öncesinde ise okula yeni başlayacak minikler için eğitim 1 hafta başlıyor.
Uyum haftası, okula alışma sürece geçirecek öğrenciler için başlayacak.
2024-2025 eğitim öğretim yılında okul öncesi eğitim ile ilkokul 1. sınıfa başlayacak öğrenciler için 2-6 Eylül’de uyum eğitimleri gerçekleştirilecek.
Öğrencileri yarından itibaren uyum programı kapsamında okulları, öğretmenleri ve arkadaşlarıyla buluşacak.

17 OCAK KARNE TARİHİ
Yarıyıl tatili ise 20 Ocak 2025 Pazartesi başlayacak ve 31 Ocak 2025 Cuma sona erecek. İkinci dönem, 3 Şubat 2025 Pazartesi başlayacak ve 20 Haziran 2025 Cuma tamamlanacak.
İkinci dönem ara tatili ise 31 Mart 2025 Pazartesi başlayıp 4 Nisan 2025 Cuma sona erecek.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail güçleri, Batı Şeria’nın Nablus kentine bağlı Beyta beldesinde düzenlenen işgal karşıtı gösteriye gerçek mermi ile saldırmış, saldırıda ABD vatandaşlığı da bulunan Eygi, başından vurulmuştu.
AA muhabirine açıklamada bulunan Nablus’taki Rafidiye Devlet Hastanesi Müdürü Fuad Nafia, hastanelerine getirilen Eygi’yi tüm müdahalelere rağmen kurtaramadıklarını belirtmişti.

NAAŞININ AİLESİNE ULAŞTIRILMASI İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR
Türkiye, İsrail askerleri tarafından işgal altındaki Batı Şeria’da öldürülen Ayşenur Ezgi Eygi’nin naaşının ailesine teslim edilmesi ve defni için çalışmalarını sürdürüyor.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, X hesabından yaptığı paylaşımda “İsrail askerleri tarafından Batı Şeria’da öldürülen vatandaşımız Ayşenur Ezgi Eygi’nin naaşının ailesine teslim edilmesi ve defni için gerekli çalışmaları sürdürüyoruz.” ifadesini kullandı.

“ÜRDÜN ÜZERİNDEN ÜLKEMİZE NAKLİ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR”
Eygi’nin ABD’de yaşayan aile fertleri ve Türkiye’deki akrabalarıyla temas halinde olunduğunu belirten Keçeli, otopsi raporunun Filistinli yetkililer tarafından Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğuna iletilmesinin beklendiğini bildirdi.
Keçeli, “Takip eden süreçte vatandaşımızın naaşının önce İsrail tarafına getirilmesi ve bilahare Ürdün üzerinden ülkemize nakli öngörülmektedir.” bilgisini paylaştı.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, yaptığı yazılı açıklamada, Marib ili semalarında ABD ordusuna ait bir MQ-9 tipi SİHA’yı düşürdüklerini ifade etti.
Seri, ABD’ye ait SİHA’nın Marib semalarında saldırı görevi sırasında Husilere ait hava savunma sistemleri tarafından vurularak düşürüldüğü bilgisini verdi.
Sözcü Seri, bununla birlikte, düşürdükleri MQ-9 tipi SİHA sayısının 8’e yükseldiğini aktardı.
KIZILDENİZ’DEKİ DURUM
Yemen’deki İran’ın desteklediği Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten beri Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023’te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD GÜÇLERİ YEMEN’DEN ATILAN FÜZE VE KAMİKAZE DRONLARINI DÜŞÜRDÜ
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Avrupa Birliği (AB) Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliği için 19 Şubat’ta Aspides misyonunu başlatırken İtalya da 5 Mart’ta parlamento kararıyla bu misyona katılarak taktik komutayı üstlendi.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdüren İsrail, binlerce masumu öldürdü.
40 binden fazla can kaybının yaşandığı Gazze’de durmayan İsrail, bu sefer Cibaliya Mülteci Kampı’na saldırdı.
Filistin resmi ajansı WAFA’nın haberinde, İsrail ordusunun Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki El-Alemi bölgesine saldırı düzenlediği belirtildi.
AYNI AİLEDEN 4 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Saldırıda aynı aileden 4 kişinin hayatını kaybettiği aktarılan haberde, cenazelerin Kemal Advan Hastanesine kaldırıldığı ifade edildi.
WAFA’nın haberinde ayrıca İsrail ordusunun Gazze’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nın kuzey bölgelerini topçu atışıyla hedef aldığı kaydedildi.

İSRAİL’DE HALK SOKAKLARDA
İsrail’in pek çok yerinde Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gruplarla esir takası anlaşması yapılması talebiyle gösteri düzenlendi.
Başta Tel Aviv, Kudüs ve Hayfa olmak üzere pek çok kentte on binlerce İsrailli, esir takası anlaşması yapılması için sokağa indi.
Göstericiler, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinden bir an evvel Gazze’deki Filistinli gruplarla esir takası anlaşması yapmasını isteyen sloganlar attı ve dövizler taşıdı.
Tel Aviv ve Hayfa’da göstericiler bazı ana yolları trafiğe kapattı.
İsrail Kanal 12 Televizyonu, bugün düzenlenen gösterilerin 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlenen en büyük gösterilerden biri olduğu bilgisini geçti.


Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haberlere göre, iki çocuk zamanında uygun tedavi alamadıkları için ateşe yenik düşmüştü. Çift, çocuklarının cesetlerini Gadçiroli bölgesindeki bir hastaneden 15 km uzaklıktaki köylerine kadar taşıdı.
Olay, Kongre Partisi lideri Vijay Wadettiwar tarafından gündeme getirildi. X adlı mikroblog sitesinde çiftin videosunu paylaşan Maharaştra Meclisi Muhalefet Lideri şunları söyledi: “Çift, Gadçiroli bölgesinin Aheri ilçesinden. Her iki kardeşin ‘cansız bedenlerini’ omuzlarında taşıyarak çamurlu yoldan geçiş arıyorlar. İki kardeş ateşten muzdaripti ancak zamanında tedavi göremediler. Birkaç saat içinde durumları kötüleşti ve bir saat içinde iki çocuk hayatını kaybetti.”
“İki küçük çocuğun cesetlerini köyleri Pattigaon’a taşımak için bile ambulans yoktu ve ebeveynler yağmurdan ıslanmış çamurlu yoldan 15 km yürümek zorunda kaldı. Gadçiroli’nin sağlık sisteminin acı gerçeği bugün yine gün yüzüne çıktı,” diye ekledi.
Wadettiwar, Maharaştra Başbakan Yardımcısı Devendra Fadnavis’in Gadçiroli’nin Koruyucu Bakanı olduğunu, NCP’den Dharmarao Baba Atram’ın ise Aheri koltuğundan milletvekili ve Başbakan Eknath Shinde’nin hükümetinde FDA Bakanı olduğuna dikkat çekti.
“Her ikisi de Maharaştra genelinde etkinlikler düzenleyerek eyaletin nasıl gelişebileceğine dair iddialarda bulunuyor. Gadçiroli’de insanların nasıl yaşadığını ve oradaki ölüm oranlarını görmek için sahaya inmeliler,” diye ekledi Wadettiwar.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“TABİ Kİ KISKANIYORUM”
Videoda “İlk eşim tabi ki kıskançlık hissediyorum” ifadeleri kullanan kadının, kumasıyla arkadaş olduğu hatta aynı babadan olan çocuklarına bile “uyumlu” isimler verdikleri görülüyor.
Diğer kadının “Ben kumayım tabi ki kocamı onun ( ilk eşin) sayesinde buldum” ve “Ben kumayım, tabi ki de bazen kendimi fazlalık gibi hissediyorum” sözleri oldukça tepki çekerken kullanıcıların bir kısmı bu durumu “normal” olarak karşıladı.
*Kuma, çok eşli bir erkeğin ilk eşi dışındaki eşlerinden her birisine verilen addır. Çok eşlilik, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede yasa dışı sayılmaktadır.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RANGERS’IN SATIŞI İÇİN RAKAM VERDİ
Wyness, değeri yaklaşık 150 milyon sterlin olarak gösterilen Rangers’ın ABD’li yatırımcılar tarafından 100-120 milyon sterlin ve bonuslarla satın alınabileceğini söyledi.

BAZI HİSSEDARLAR SICAK BAKIYOR
Haberde Rangers’ın mevcut hissedarlarının bir kısmının satışa sıcak baktığının altı çizildi. Keith Wyness, Rangers’ın tamamen yeni inşa edilecek profesyonel bir ekibe ihtiyaç duyduğunu aktardı.
RIDVAN’IN RANGERS KARİYERİ
2022 yazından 4 milyon euro karşılığında Rangers’a transfer olan Rıdvan Yılmaz, İskoç kulübünde şu ana kadar 52 maça çıktı. Rıdvan, bu karşılaşmalarda 2 gol, 4 asistlik performans sergiledi. Milli yıldız, bu sezon ise 4 karşılaşmada forma giydi. Güncel piyasa değeri 5 milyon euro olan 23 yaşındaki sol bekin takımıyla 2027 yılına kadar sözleşmesi bulunuyor.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Priştine’de Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ile bir araya geldi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MERSİN’de tarihi eser bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı yapan 5 kişi suçüstü yakalanarak gözaltına alındı.
Mersin İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, kentte kaçak kazı yapıldığı bilgini aldı. Bunun üzerine harekete geçen ekipler, izinsiz olarak kazı yapanların kimlik ve adresini belirledi. Cumhuriyet Savcılığı koordinesinde Akdeniz ilçesindeki adrese operasyon düzenlendi. Operasyonda tarihi eser bulmak amacıyla kaçak kazı yapan 5 kişiye suçüstü yakalanarak gözaltına alındı. Kaçak kazı olaylarında kullanılan çok sayıda malzemeye Jandarma tarafından el kondu.
Yakalanan define avcıları B.G., Ş.G., M.E., B.G. ve D.G. işlemleri tamamlanmak üzere Jandarma Komutanlığına götürülürken soruşturma sürüyor.
Haber-Kamera: Mustafa ERCAN/MERSİN,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bugünse benzer bir ses, Ukrayna ordusunun eğitim amaçlı havalandırılan insansız hava aracından geliyor.
Chernihiv’de, Moskova’nın ilerleyişini durdurmak için üniforma altına yeni alınan Ukraynalıların eğitildiği gizli bir eğitim alanındayız.
Komutanların emirlerinin ve makineli tüfek ateşinin yankılandığı eğitim sahasındaki en çarpıcı görüntü, askere alınanların yaşı.
Çoğu 40’lı ve 50’li yaşlarında görünüyor.
Saçları ağarmış Rostyslav’un, Odesa’daki evinde yolunu gözleyen iki çocuğu ve eşi var.
Bir ay öncesine kadar burada şoförlük yapıyordu.
Önümüzdeki ay ise kendini, Ukrayna’nın başlattığı Kursk operasyonunda cephe hattında bulabilir.
Rostyslav, Kursk saldırısı için “Bence bu doğru bir şeydi” diyor:
“Ne kadar zamandır topraklarımızda olduklarına bakın. Uzun zamandır acı çekiyoruz, bir şeyler yapmalıyız. Topraklarınız ele geçirilirken öylece bakıp oturamazsınız. Ne yapalım? Onların kölesi mi olalım?”
Şahit olduğumuz hızlandırılmış eğitim programı, Ukrayna’nın karşı karşıya kaldığı asker takviyesi baskını gösteriyor.
İngiltere Savunma Bakanlığı, yalnızca Mayıs ve Haziran aylarında gerçekleşen Rus asker kaybını 70 bin olarak tahmin ediyor.
Eğitim alanını kavuran güneşin altında, üniforma altına alınan Ukraynalılar, Amerikan yapımı zırhlı savaş araçlarına girip çıkıyor ve belirlenen hedefleri ateş altına alıyor.
Bu eğitim alanının yerinin gizliliğinden endişe eden ordu yetkilileri, BBC’de yayınlanmadan önce görüntüleri incelemek istedi. Ancak haber kayıtları üzerinde editoryal bir kontrole sahip değillerdi.
Savaşta iki buçuk yılı geride kaldı ve Ukrayna daha fazla askere ihtiyaç duyuyor.
Erkeklerin askere alınma yaşını 27’den 25’e düşüren yeni bir yasa yürürlüğe girdi. Kadınlar için askerlik hizmeti zorunlu değil.
Eğitim alanındaki askerlerin tamamı buraya gelmeden 30 günlük temel eğitim almıştı.
Burada, savaş alanında karşılacakları yaralanmalara karşı ilk yardım gibi eğitimlerden geçiyorlar.
Ladin ağaçlarının gölgesinde canlandırılan ilk yardım senaryolarının, önümüzdeki haftalarda ve aylarda savaş alanının acımasız gerçekliğinde karşılarına çıkması olası.
Alanda bize eşlik eden bir asker, acemi erlerin, yeterli savaş eğitimi almadan cepheye gönderilmeyeceklerini söylüyor.
Sert bir şekilde “Onları ölüme göndermeyeceğiz” diyor.
Buna karşın, özellikle profesyonel askerlerden, acemi askerlerin yeterli eğitim almadan cephe hattına gönderildikleri yönünde şikayetler duyduk.
Ukrayna, özellikle Donbas’ta stratejik açıdan önemli Pokrovsk şehrini çevreleyen cephe hattında sorunlar yaşıyor.
Ancak geçen ay Rusya topraklarına başlatılan karşı saldırı moralleri yükseltti ve savaşa yeni bir boyut kattı.
Bu morale karşı Kursk, Kiev için bir cephe daha demek ve bu aynı zamanda Zelenskiy için de büyük bir kişisel kumar anlamına geliyor.
Ordu yönetiminin, yeni askerleri nereye gönderecekleri konusunda zor stratejik kararlar almaları gerekiyor.
Mesleği inşaatçılık olan 30 yaşındaki Maxim, grubun en genci gibi görünüyor.
“Eğitim, eğitim ve tekrar eğitim almamız gerekiyor. Burada ne kadar çok eğitim alırsak o kadar çok şey öğreneceğiz. Bu bize cephede yardımcı olacak.” diyor.
Ona “Nerede yardımcı olacak?” diye soruyorum.
“Toprağımızı Donetsk’te veya Kursk’ta savunmaya hazırız,” diyor gururla karışık gergin bir kahkahayla.
Ukrayna, Kursk harekatı için Rusya içine 10 bin kişilik elit askerlerin gönderildiğini kaydediyor.
Rusya Savunma Bakanlığı, Kiev’in bu saldırıda binlerce kayıp verdiğini iddia ediyor.
Ukrayna ordusunun başı General Oleksandr Syrskyi ise Rusların Kursk’u savunmak için 30 bin asker gönderdiğini duyurdu.
Tüm bu rakamları bağımsız kaynaklardan doğrulamak zor.
Ukrayna asker kayıplarını açıklamıyor.
Eğitim alanında tanıştığımız “Yapımcı” lakaplı bir askerin Rusya harekatına katılan hasarlı ve tahrip olmuş araçlarla ilgilendiği açık.
Yorgun bir şekilde, “Bu savaşın sona ermesini istiyorum” diyor:
“Çünkü bu savaşın hiçbir nedeni yok. Vladimir Putin adında bir adam ülkemize saldırdı. Peki ne yapacaktık? Evimizi savunmalıyız. Savunmalıyız, savunmalıyız, savunmalıyız. Ancak Ukrayna küçük bir ülke.”
Moskova ile Kiev arasındaki güç farkı, Zelenskiy’nin Batı’ya yönelik askeri yardım çağrılarının temelini oluşturuyor.
Zelenskiy, savaşı Rusya’ya taşıyarak halkını motive etti.
Ancak Vladimir Putin’in tepkisinden ve daha geniş bir çatışma ihtimalinden korkan bazı müttefiklerini de endişelendirdi.
Putin şu ana kadar, en azından kamuoyu önünde, savaşın ülkesine verdiği zararı görmezden geldi.
Rusya’nın aksine, Ukrayna cepheye göndermek için sınırsız sayıda asker rezervine sahip olmadığını kabul ediyor.
Zelenskiy, hava savunması için daha fazla Amerika ve Avrupa yardımının hayati olduğunu tekrarlıyor. Uzun menzilli füzelerin Rusya’ya saldırı için kullanılmasına daha fazla izin verilmesi gerektiğini savunuyor.
Eğitim alanında konuştuğumuz Rostyslav, Zelenskiy’nin kesinlikle haklı olduğuna inanıyor.
“Ruslar uzun menzilli silahlarla topraklarımızı hedef alabiliyor. Ancak bizim onların topraklarını vuracak böyle silahımız yok. Buna daha fazla dayanamayız” diyor.
Rostyslav devam ediyor:
“Bu kirli savaşı bitirmek için Moskova’yı vurmak istiyoruz. Çocuklar ve siviller acı çekiyor, herkes acı çekiyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye, dış politikada açtığı yeni dönemde Suriye ile ilişkileri de normalleştiriyor.
Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’dan gelen karşılıklı mesajlar, iki ülke arasında ilk sinyalleri verdi.
Bu kapsamda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme adımlarıyla ilgili konuştu.
“TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİNİN NORMALLEŞMESİNE YOL AÇABİLECEK KOŞULLARI GÖRÜŞTÜK”
Russia Today’e (RT) röportaj veren Lavrov; Rusya, Türkiye, Suriye ve İran’ın yakın gelecekte Ankara ve Şam arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini görüşmek üzere bir toplantı daha yapmayı planladıklarını belirtti.
Lavrov, “Geçen yıl hem savunma hem de dışişleri bakanlıkları ve özel kurumların katılımıyla toplantılar düzenlemek için büyük çaba sarf ettik. Bu toplantıları Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yol açabilecek koşulları görüşmek için kullandık. Bu toplantılara Suriye, Türkiye, Rusya ve İran’dan temsilciler katıldı.” dedi.

“TÜRKLER BUNA HAZIR”
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’nin Suriye’den askerlerini çekmeyi görüşmeye hazır olduğunu da söyledi.
Lavrov, “Türkler buna hazır ama henüz belirli parametreler üzerinde anlaşmaya varılmadı. Mültecilerin geri dönüşü, Türk birliklerinin varlığını gereksiz kılacak terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler hakkında konuşuyoruz. Tüm bunlar üzerinde çalışılıyor.” ifadelerini kullandı
Son olarak Lavrov’un, “Suriye hükümetine göre Ankara ile ilişkilerin normalleşmesi için Türk askerlerinin Suriye’den nihai olarak çekilme sürecine ilişkin net bir karar alınması gerekiyor” sözleri de dikkati çekti.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Azerbaycan sandık başına gitti.
Dün düzenlenen erken Milli Meclis seçimlerinde oy kullanma işlemi, yerel saatle 19.00’da sona erdi.
68 SANDALYE İLE YAP ÖNDE TAMAMLADI
Merkezi Seçim Komisyonu (MSK) tarafından açıklanan seçimlerin resmi olmayan sonuçlarına göre Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in genel başkanı olduğu YAP mecliste 68, bağımsızlar 44, diğer partiler 13 sandalye kazandı.
MSK Başkanı Mezahir Penahov yaptığı açıklamada, seçime katılım oranının yüzde 37.27 (2 milyon 196 bin 771 kişi) olduğunu belirtti.

990 ADAY YARIŞTI
Azerbaycan’da halk, milletvekillerini belirlemek için dün 7’nci kez sandık başına gitmişti. MSK’ya göre 6 milyon 421 bin 960 kayıtlı seçmenin bulunduğu ülkede Milli Meclis’teki 125 sandalye için 990 aday yarışmıştı.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avusturya’da bir beyin cerrahının ameliyat sırasında verdiği akılalmaz kararı konuşuyor.
Ocak ayında yaşanan olayda, Avusturya’da ormanlık bir alanda kafasından yaralanan bir kişi helikopter ambulansla ülkenin güneydoğusundaki Graz Üniversitesi Hastanesine getirildi.
KIZINA HASTANIN KAFASINDA DELİK AÇTIRDI
İddiaya göre, adı açıklanmayan beyin cerrahı olayın ardından ameliyata alınan 33 yaşındaki bir hastanın ameliyatına 13 yaşındaki kızını da aldı ve genç kızına hastanın kafatasında bir delik açmasına izin verdi.
Ameliyatın iyi geçtiği ancak hastanın tedavisinin devam ettiği kaydedilirken Graz Savcılığının olaydan isimsiz bir ihbarla Nisan ayında haberdar olduğu aktarıldı.
Avusturya basını, adı açıklanmayan hastanın yaşananları medyadan öğrendiğini ve hastanın Temmuz ayına kadar polis tarafından bilgilendirilmediğini yazdı.

“BİLİNÇSİZ BİR KOBAY”
Hastanın Avukatı Peter Freiberger konuya ilişkin açıklamasında, “Orada yatıyorsunuz. İsteksiz, bilinçsiz ve kobay oluyorsunuz. Muhtemelen bunu ifade etmenin başka bir yolu yok. Bu mümkün değil. Bunu yapamazsınız. Hiçbir iletişim, açıklama ya da özür yoktu, hiçbir şey yoktu. Bu tek kelimeyle onursuzluktur” dedi.
Freiberger’in ameliyat ekibine dava açmaya ve mağdur için tazminat almaya çalıştığı öğrenildi.
Mayıs ayında ise beyin cerrahı ve ameliyatta bulunan uzman bir doktor daha görevden alındı. Ameliyata bulunan diğer 5 kişi hakkında ise soruşturma açıldı.
Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Hamas’ın Siyasi Büro Üyesi Halil el-Hayye, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna konuştu.
Hayye, “Halihazırda gerçek anlamda müzakereler yok, ne yazık ki kaçamak ve zaman kaybı söz konusu. İki haftadır müzakereler yürütülüyor ancak hiçbir sonuç yok, Netanyahu esir takası istiyorsa bizler hazırız.” dedi.
Netanyahu’nun, Gazze Şeridi’nin kuzeyi ile güneyini ayıran Netzarim Koridoru ve Mısır-Gazze sınırındaki Philadelphi Koridoru’ndan çekilmeyecekleri ısrarını dillendirdiğini hatırlatan Hayye, “Ben de net olarak diyorum ki; Gazze Şeridi’nden tamamen çekilme olmadığı sürece anlaşma olmayacak.” ifadelerini kullandı.
“NETANYAHU BEDEL ÖDEMEK İSTEMİYOR”
Netanyahu’nun savaşı sürdürmek istediğini dile getiren Hayye, çünkü mutabakata varmanın bir bedeli olacağı ve Netanyahu’nun da bedel ödemek istemediğini belirtti.
Gazze’nin Refah kentinde ölü bulunan İsrailli 6 esir konusuna da değinen Hayye, “Söz konusu esirlerin bir anlaşmayla ailelerine kavuşmaları mümkündü ancak İsrail ordusu ve Netanyahu’nun ısrarı hem bunların ölümüne sebep oldu hem de bunlarla yaşayan ve onları koruyan onlarca kişiyi öldürdü.” diye konuştu.
İsrailli bazı esirlerin doğrudan İsrail askerlerinin kurşunuyla öldürüldüğünü anlatan Hayye, Netanyahu ve ekibinin İsrailli esirlerle ilgilenmediğini kaydetti.
Hayye, Netanyahu’nun kendini kahraman göstermeye çalıştığını ifade ederek, “Bu 6 esiri de işgalci doğrudan öldürmüş oldu, bombardımanlarıyla ölmelerine yol açtı.” dedi.
“DİĞER ESİRLERLE ÖLÜ BULUNDU”
Öldürülen 6 esir arasında ABD vatandaşı bir gencin de olduğuna ve Katar’ın talebi doğrultusunda muhtemel bir esir takasında onu çıkarmayı hedeflediklerine işaret eden Hayye, sözlerini şöyle sürdürdü:
O gencin anne babasıyla konuştuğuna dair Katarlılara bir video kaydını teslim etmiştik. Genç, videoda İsrail hükümetine de hitap etti. Kassam Tugayları, bir süre sonra o genç ve onu koruyanlarla iletişimin kesildiğini duyurdu. Bu da gösteriyor ki söz konusu genç doğrudan işgalci saldırısına maruz kaldı. O günden sonra da kendisiyle ilgili bilgi alınamadı, diğer bazı esirlerle ölü bulundu.
“MÜZAKERENİN AKSAMASINDAN ABD SORUMLUDUR”
Gazze’de ateşkes ve esir takası sürecinin aşamalarına da değinen Hayye, müzakerelerin tüm aşamalarında Netanyahu’nun anlaşmayla ilgilenmediğini gördüklerini anlattı.
Netanyahu’nun ordusuyla yüzlerce Filistinliyi öldürerek İsrailli 2 veya 3 esirin iade edilmesi girişimi yerine bir esir takasıyla onları kurtarabilme seçeneğine sahip olduğuna dikkati çeken Hayye, şunları söyledi:
Netanyahu gerçekten esir takası istiyorsa bizler bunu derhal yapmaya hazırız. Nitekim bizler, esir takası ve halkımıza yönelik savaşın durdurulması için ciddi anlamda esneklik gösterdik. Müzakerelerin aksamasından ABD sorumludur. ABD, sunduğu tekliften dahi hızlıca geri adım attı. Mart ayından beri arabulucular üzerinden müzakereler vardı. Bizler ateşkes, esir değişimi, işgalcinin geri çekilmesi ve yeniden imarın üzerinde durduk.
İlk başta her İsrailli askere karşı 500 Filistinlinin serbest kalmasını, diğer her esire karşı da 250 kişinin salıverilmesini istediklerini dile getiren Hayye, daha sonra arabulucuların müdahalesiyle her askere karşı 500 kişi yerine 50 ve diğer esirler için 250 kişi yerine 30 kişinin salıverilmesini istediklerini kaydetti.
ABD ve arabulucu ülkelerin bunu büyük bir esneklik olarak gördüklerini ancak sonuca varmak için bir şey yapmadıklarını aktaran Hayye, İsrail’in ise bu esnekliğe karşı güneydeki Refah kentine kara saldırıları başlattığını ifade etti.
NETANYAHU’NUN ŞARTLARI
Hayye, Netanyahu’nun 27 Mayıs’ta sunduğu taslağın ABD Başkanı Joe Biden ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından benimsendiğine dikkati çekerek, bir anlaşmanın olması umuduyla söz konusu teklifi kabul ettiklerini ancak buna rağmen İsrail’in yeni maceralar peşine düştüğünü anlattı.
Netanyahu’nun 2 Temmuz’dan sonra ABD ziyareti öncesinde 27 Mayıs’ta belirtilen eski şartlarına aykırı yeni koşullar öne sürdüğünü belirten Hayye, Netanyahu’nun yeni şartlarında müebbet hapis cezasına çarptırılmış hiçbir esirin serbest kalmamasının olduğuna işaret etti.
Netanyahu’nun kendi teklifindeki her maddeye yeni bir şart eklediğine vurgu yapan Hayye, Netzarim ve Philadelphi koridorlarının bunlara dahil olduğunu ifade etti.
Hamaslı yetkili Hayye, “Burada yeniden tekrar ediyorum, Filistinli esirler serbest kalmadığı, savaş durmadığı ve işgalci İsrail çekilmediği sürece anlaşma olmayacak.” dedi.
ABD’nin sunduğu teklife uyması için İsrail’e baskı kurması gerektiğini dile getiren Hayye, “Geçen hafta arabuluculara, 2 hafta boyunca neyin üzerinde mutabık kaldıklarını sorduk. İşgalciyle herhangi bir sonuca varamadıkları yanıtını aldık. Maalesef müzakereler Netanyahu’nun şartları etrafında dönüyor.” ifadelerini kullandı.
Hayye, 2 Temmuz’da sunulan öneriye bağlı kaldıklarına dair arabulucu ülkelere bilgi verdiklerini söyledi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 673’ü çocuk, 11 bin 269’u kadın olmak üzere 40 bin 738 Filistinli öldü, 94 bin 154 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa, Almanya’daki seçimde sandıktan çıkan aşırı sağı konuşuyor.
Almanya için Alternatif (AfD), Thüringen’de hafta sonu yapılan seçimlerde elde ettiği sonuçla İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Almanya’da eyalet meclisi seçimini kazanan ilk aşırı sağ parti oldu.
AfD, dün geç saatlerde yapılan tahminlere göre Saksonya’daki seçimlerde de muhafazakarların ardından ikinci sırada yer aldı.
Diğer partilerin çoğunluğu sağlamak için kendisiyle iş birliği yapmayı reddetmesi nedeniyle AfD’nin, hükümet kurması pek olası görünmüyor.
Yine de milliyetçi, göç karşıtı politikalar güden ve Rusya’yı destekleyen AfD, her iki eyalette de yargıçların veya üst düzey güvenlik yetkililerinin atanması gibi üçte iki çoğunluk gerektiren kararları engellemeye yetecek kadar sandalye kazanması durumunda daha önce benzeri görülmemiş bir güç sahibi olacak.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.
“ENDİŞE VERİCİ”
Merkez sol Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) vekili olarak konuştuğunu belirten Scholz, Reuters’a yaptığı açıklamada “Saksonya ve Thüringen’de AfD’nin aldığı sonuçlar endişe verici.” dedi.
İktidardaki üç parti de oy kaybederken, sadece SPD iki eyalet parlamentosunda kalmak için gereken yüzde 5’lik barajı rahatça aşabildi.

“ÜLKEMİZİN İTİBARINI ZEDELİYOR”
Scholz, “Ülkemiz buna alışamaz ve alışmamalı. AfD Almanya’ya zarar veriyor. Ekonomiyi zayıflatıyor, toplumu bölüyor ve ülkemizin itibarını zedeliyor.” dedi.
Almanya’da genel seçimlere bir yıl kala gerçekleşen eyalet seçimlerinde sonuçlar Scholz’un bölünmüş koalisyonunu cezalandırırken bu durum, ülkede iç çatışmaları şiddetlendirebilir.
SPD’nin ilk kez bir eyalette parlamentosunun dışında kalabileceği yönündeki daha kötü tahminlerin gerçekleşmediğini kaydeden Scholz, “Pazar günkü seçim sonuçları bizim için de acı.” dedi.
Scholz’un koalisyonunda yer alan Yeşiller ve Hür Demokratlar Thüringen parlamentosuna giremedi.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Almanya’da bugün, 2 eyalette yapılan seçimlerin sandık çıkış anketleri yayınlandı.
Thüringen ve Saksonya eyaletlerinde gerçekleşen seçimlerde göçmen karşıtı aşırı sağcı AfD (Almanya için Alternatif) Partisi bir ilke imza atmak üzere.
Yayın kuruluşu ZDF’nin sandık çıkış anketlerinde göre, Thüringen eyaletinde oyların yüzde 33,5’ini alarak ilk sırada yer alan AfD Partisi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana seçim kazanan ilk aşırı sağcı parti olma yolunda ilerliyor.
AŞIRI SAĞ, 2. DÜNYA SAVAŞI’NDAN BU YANA İLK KEZ SEÇİM KAZANABİLİR
Eyalette AfD’nin en yakın rakibi muhafazakar Demokrat Birlik (CDU) Partisi ise yüzde 24,5 ile ikinci sırada yer aldı.
Anketler, Saksonya eyaletinde ise CDU’nun yüzde 31,9 ile AfD’nin sadece yarım puan önünde olduğunu aktardı.
AfD gibi göç konusunda daha sıkı kontroller talep eden ve Ukrayna’nın silahlandırılmasının durdurulmasını isteyen sol popülist Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), önceki anketlerde önemli ölçüde düşük performans göstermesine rağmen her iki eyalette de 3. oldu.

AFD’NİN GİZLİ TOPLANTISI
Alman basınında yer alan haberlerde, geçen sene kasım ayı sonunda AfD Partisi üyeleri ve diğer bazı ırkçı grupların Potsdam’ın kuzeyindeki lüks bir otelde “Geri Dönüş” konulu konferansta bir araya geldikleri ve AfD’nin iktidar olması durumunda ülkedeki bütün yabancıları sınır dışı etme stratejisinin nasıl uygulanacağının ele alındığı belirtilmişti.
Toplantıda ayrıca Almanya vatandaşlığına geçmiş olan yabancı uyrukluların da vatandaşlığının iptal edilerek, ülkeden gönderilmesinin tartışıldığı ifade edilmişti.
Gizli toplantının ortaya çıkmasının ardından aşırı ırkçı politikaları ve anayasaya aykırı tutumları nedeniyle AfD’nin kapatılması tartışma konusu olmuş, ülkede protesto gösterileri düzenlenmişti.
Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Norveç’te 2019’da ilk kez görülen ve Rusya’ya ait olduğu tahmin edilen ünlü casus beyaz balina Hvaldimir’in öldüğü belirtildi.
Norveç kamu yayın kuruluşu tarafından yapılan açıklamada, ölen balinanın, cumartesi günü Norveç’in güneyindeki Risavika Körfezi’nde balık tutan bir baba ve oğul tarafından bulunduğu ifade edildi.
CASUS BALİNA ÖLDÜ
Ekipler tarafından vinçle sudan çıkarılan balina, uzmanlar tarafından incelenmek üzere bir limana götürüldü.
Biyolog Sebastian Strand yaptığı açıklamada, balinanın ölüm nedeninin henüz tespit edilmediği, bir yaralanma görülmediğini söyledi.

ÜZERİNDE KAMERA BULUNMUŞTU
Üzerine bir kemerle kamera bağlanmış 4.2 metre uzunluğundaki Hvaldimir adlı balina, 2019’da Norveç açıklarında ilk kez görülmesinin ardından dünyada büyük ilgi çekmişti.
Kemerin üzerindeki tokalarda St. Petersburg menşei bulunması dikkatleri Rusya’ya çevirmişti.
Uzmanlar, casus balinanın Rusya’ya ait olduğunu ve Rus donanması tarafından eğitildiğini düşündüklerini açıklamıştı.


Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Kore’de yapay zekayla oluşturulan “sahte cinsel içerikli görüntülerin” yayılması üzerine polis harekete geçti.
Konuya ilişkin açıklama yapan Ulusal Soruşturma Ofisi Başkanı Woo Jong-soo, söz konusu görüntülerin yayıldığı Telegram’a “suça yataklık etme” gerekçesiyle ön soruşturma açıldığını bildirdi.
Soruşturmadaki zorluklara da dikkati çeken Woo, “Telegram, hesap bilgileri gibi verileri devlet soruşturma organlarına kolayca sağlamıyor.” ifadesini kullandı.
Woo, polisin Telegram’ı soruşturmak için Fransız makamları ve uluslararası kurumlarla iş birliği yapmayı planladığının altını çizdi.
GÜNEY KORE’DE “DEEPFAKE” OLAYLARI
Ülkede, okul ve üniversitelerle bağlantılı bazı sohbet gruplarından, çoğunluğunu kadın ve kız çocuklarının oluşturduğu birçok mağdurun manipüle edilen ses ve görüntülerini içeren “deepfake” adı verilen yöntem aracılığıyla “cinsel içerikli görüntülerinin” yayıldığı tespit edilmişti.
Sosyal medya kullanıcılarının bazı gruplara, sınıf arkadaşları ve öğretmenleri gibi tanıdıkları kişilerin fotoğraflarını yüklemesi ve diğer kullanıcıların da bu fotoğrafları kullanarak sahte görüntüler oluşturması ülke genelinde tepkilere yol açmıştı.
Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, konuya ilişkin açıklamasında, “Mağdurlar çoğunlukla reşit değil, görüntüleri yayan kişiler ise gençlerden oluşuyor.” şeklinde konuşmuştu.
Tepkilerin ardından Seul Merkez Bölge Mahkemesi, 28 yaşındaki bir kişiyi yaklaşık 400 deepfake videosu üretmek ve bu türden 1700 civarı görüntüyü internette yaymaktan suçlu bulmuştu.
Sahte cinsel içerikli görüntülerin paylaşıldığı gruplardan birinin 133 binden fazla üyesi olduğu ve mağdurlarının çoğunun ortaokul, lise öğrencilerinin yanı sıra üniversite öğrencileri, öğretmenler ve hatta askeri personel olduğu belirtiliyor.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’nin güneyindeki Han Yunus kentinde Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) işbirliğiyle 12 Eylül’e kadar devam edecek çocuk felci aşı kampanyası başlatıldı.
İsrail ise Gazze’deki hükümetin, sağlık ekiplerinin çalışmalarını yürütebilmesi ve çocuklar ile ailelerinin aşıya giderken tehlikeye maruz kalmaması için aşı kampanyası süresince ateşkes yapılması çağrısına kulak asmayıp saldırılarını sürdürdü.
Gazze’deki Sivil Savunma Müdürlüğü Sözcüsü Mahmud Basal yaptığı yazılı açıklamada, dün kampanyanın başlamasından kısa süre sonra El-Ehli Baptist Hastanesi laboratuvar bölümünün bitişiğindeki araziyi hedef alan saldırıda 3 Filistinlinin öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ifade etti.
Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada ise İsrail’in El-Ehli Baptist Hastanesi çevresine düzenlediği saldırının, faşistliğinin ve uluslararası toplumun mutlak sessizliğini fırsat bilerek hastaneler ile sivil kurumları hedef alma konusundaki ısrarının teyidi olduğu belirtildi.
Açıklamada, uluslararası topluma bu suçlara engel olma ve aşırılık yanlısı hükümetin (İsrail) uluslararası kanunları ihlal etmesine izin vermeme çağrısı yapıldı.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde dün 10 yaş altı çocuklar için çocuk felci aşısı kampanyası başlatılmıştı.
Aşı Kampanyası Teknik Komite Başkanı Mecdi Zuheyr, düzenlediği basın toplantısında, “Çocuk felcine karşı aşı kampanyasına başladık. Kampanyayla kuzeyden güneye Gazze Şeridi’nin tüm kentlerindeki çocukların yüzde 90’ından fazlasına ulaşmayı hedefliyoruz.” diye konuşmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’li milyarder Elon Musk’ın sahibi olduğu sosyal medya platformu X’e (eski adıyla Twitter) Brezilya’da erişim yasağı geldi.
Brezilya Yüksek Mahkemesi yargıcı Alexandre de Moraes dün, dezenformasyonla mücadele için şirketin ülkeye yasal temsilci atamayı reddetmesi üzerine platformun ülkede yasaklanmasına karar verdi.
Mahkeme kararı, bugün sabah saatlerinde yürürlüğe girerken, karara göre X’e erişmek için VPN kullananlar günde 8 bin 874 dolara kadar para cezasına çarptırılacak.

ELON MUSK TEPKİ GÖSTERDİ
Brezilya’nın kararının ardından Elon Musk, sosyal medyada sert açıklamalarda bulundu. X’in Brezilya’da gerçeğin bir numaralı kaynağını olduğunu belirten Musk “Brezilya’daki baskıcı rejim, insanların gerçeği öğrenmesinden o kadar korkuyor ki bunu deneyen herkesi iflas ettirecek” ifadesini kullandı.
Paylaşımlarında Yargıç Moraes’i hedef alan Musk, Moraes’in yasaları çiğnediğini söyleyerek, “Açıkçası ABD yasalarına uyması gerekmiyor ama kendi ülkesinin yasalarına uyması gerekiyor. O bir diktatör ve sahtekar” dedi.
SANSÜR TARTIŞMASI
Elon Musk, Moraes’in şirketin eski yasal temsilcisini “sansür emirlerini” uygulamaya zorlamak için tutuklamakla tehdit ettiğini iddia ederek X’in Brezilya’daki ticari faaliyetlerini 17 Ağustos’ta durdurmuştu.
Çarşamba günü Moraes, Musk’a yeni bir temsilci bulması için 24 saat süre vermişti. Sürenin sona ermesinden kısa bir süre sonra X tarafından yapılan açıklamada, Moraes’in siyasi rakiplerini sansürleme yönündeki yasadışı emirlerine uyulmadığı için platformun ülkede engellenmesinin beklediği belirtilmişti.
Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hindistan‘dan gelen görüntüler infiale yol açtı. Ülkedeki kast sisteminde “alt kast” olarak görülen Dalitlere yönelik yapılan şiddet kameraya yansıdı.

ANNE VE OĞLUNA ÖLDÜRESİYE DAYAK
Dalit anne ve oğlu, bir polis merkezinde gözaltında iken öldüresiye şiddete maruz kaldı. Karakoldaki güvenlik kamerası görüntülerinin ortaya çıkması ülkede tartışma konusu oldu.
DALİTLER KİMDİR?
Dalitler, sistemin tümüyle dışında ve altında kabul edilen 200 milyon kadar Hint insan grubudur. “Dalit” kelimesi, Hindistan’da “dokunulmaz” anlamına gelmektedir. Dalitlere, “dokunulmazlar” denilmesinin nedeni, tuvaletlerin (elle) temizlenmesi, ölenlerin gömülme işlemi, hayvanların bakımı gibi diğer kastlarda bulunan Hinduların iğrendiği ve aşağılayıcı bulduğu işlerin yaptırılmasıdır. Bu sebepten dokunulmayacak kadar pis olarak görülürler ve sıradan bir insanmış gibi karşılanmazlar. Küçük dalit çocukları okulda eğitim alamaz ve dalitler diğer kastlardan biriyle evlenemezler.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bursa’nın Keles ve Mustafakemalpaşa ilçelerindeki orman yangınlarının ardından Büyükorhan Piribeyler Mahallesi’nde de orman yangını çıktı. 1 helikopter 9 araç 25 personel ile müdahale edilen yangın kontrol altına alınarak soğutma çalışmalarına başlandı. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazzeli masum sivillere soykırımı devam ediyor. Yaşamını yitirenlerin yanı sıra hayatta kalanlar ise yaşam mücadelesi veriyor.
Günden güne artan saldırılar bölgedeki yaşam belirtilerini günden güne yok ediyor. Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, son 24 saatte İsrail tarafından düzenlenen 4 saldırıda 58 sivilin hayatını kaybettiği, 131 sivilin ise yaralandığı bildirildi.
Gazze Şeridi’nin dört bir yanında devam eden saldırıların 327 günlük bilançosunun da yer aldığı açıklamada, can kaybının 40 bin 534’e, yaralı sayısının ise 93 bin 778’e yükseldiği aktarıldı.

4 YAŞINDAKİ HASTA ÇOCUK YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR
İsrail saldırıları nedeniyle Gazze Şeridi’ndeki elektrik altyapısı büyük hasar alırken halk, elektrik ihtiyacını akü ve jeneratörlerle sağlamaya çalışıyor.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde derme çatma bir çadırda ailesi ile yaşayan 4 yaşındaki akciğer ve kalp hastası Filistinli çocuk Seyfeddin Ebu Sitta, elektrik kesintileri nedeniyle solunum cihazını akü ile çalıştırarak yaşam mücadelesi veriyor.






Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dünya, İsrail’in saldırılarına sessiz…
Binance tarafından alınan bu karar, uluslararası toplumda büyük bir yankı uyandırdı.
FİLİSTİNLİLERİN VARLIKLARINA EL KONDU
Kripto para dünyasının önde gelen platformlarından biri olan Binance, bu skandal kararını İsrail Savunma Kuvvetleri’nin talebi doğrultusunda uygulamaya koydu ve Filistinlilerin tüm fonlarına el koydu.
RESMİ BELGE PAYLAŞILDI
Bitcoin P2P pazar yeri NoOnes’un CEO’su Ray Youssef tarafından paylaşılan resmi belgede, Terörle Mücadele Kanunu’na göre bir kişinin mal varlığına el konulması kararının olduğu görüldü.
İsrail Savunma Kuvvetleri’ne ait belgede “Savunma Bakanı’nın yetkisi doğrultusunda bu kişilerin kripto para cüzdanlarına el konulmuştur. El koyma kararının gerekçesi, söz konusu cüzdanlarda bulunan kripto paraların bir terör örgütü tarafından transfer edilmesi ve terör suçu işlemek için kullanılmasıdır. İddiaların incelenmesi sonucunda, el koyma kararının geçerli olduğu ve mal varlıklarının müsadere edileceği belirtilmiştir.” ifadelerine yer verildi.

BINANCE, İDDİALARI REDDETTİ
Uluslararası kamuoyunda büyük tepki çeken bu karar sonrası gözlerin çevrildiği Binance ise iddiaları reddederek yasa dışı fonlarla bağlantılı yalnızca az sayıda kullanıcı hesabının ticaretten menedileceğini savundu.
BOYKOT BAŞLATILDI
Tüm dünyanın gözü önünde aylardır Gazze’de masum sivilleri katleden İsrail’in yanında duran ve destek veren Binance’ın bu hamlesi büyük tepki çekti.
Sosyal medyada “Binance SOYKIRIM’ın yanında duruyor” anlamına gelen “Binance stands with GENOCIDE!” başlığıyla boykot etiketi açıldı.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin Sağlık Bakanlığı, çocuk felcine neden olan ‘poliovirüsün’ tespit edildiğini duyurdu.
Bunun üzerine Birleşmiş Milletler ve ortakları tarafından yapılan açıklamada, 10 yaşının altında 640 binden fazla çocuğun aşılanacağı ifade edildi.
AŞILAR FİLİSTİN’E ULAŞTI
Filistin Kızılayı da dün yaptığı açıklamada, “PRCS UNICEF’ten çocuk felci aşılarının bulunduğu dondurucu kutuları aldı. Teslimat, her biri aşı muhafazası için belirli gereklilikleri taşıyan 4 dondurucu kutu içeriyordu. PRCS’nin depoları, Han Yunus ve Refah kentleri için merkezi depolama görevi görüyor.
Birkaç uluslararası ve yerel kuruluşla ortaklaşa yürütülen aşılama kampanyası 31 Ağustos 2024’te başlayacak ve 7 gün boyunca devam edecek ve Gazze Şeridi’ndeki 640 bin çocuğa, yaklaşık 200 bini Han Yunus ve Refah’ta olmak üzere aşı sağlanacak.” dedi.




Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlığa çağrılan Avusturyalı diplomata, “Lübnan’ın siyasi yapısında aktif ve etkili bir aktör olan Hizbullah’ın özgürlükçü ve işgal karşıtı bir hareket” olduğu ifade edilerek, Avusturya Dışişleri Bakanlığının “şüpheli eyleminin hem bölgenin gerçeklerine hem de iki ülke arasındaki ilişkilere aykırı” olduğu belirtildi.
İran’ın Viyana Büyükelçisi Abbas Bakırpur, X hesabından Hizbullah’ı destekleyen bir mesaj paylaşmasının ardından Avusturya Dışişleri Bakanlığına çağrılmıştı. Bakırpur, daha sonra paylaşımını kaldırmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Lübnan’a düzenlenen hava saldırılarında, Hizbullah’a ait 40’tan fazla fırlatma alanının hedef alındığı, binlerce roketatar namlusunun vurulduğunu duyurdu.
IDF’ten yapılan açıklamada, saldırıda yaklaşık 100 savaş uçağının görev yaptığı ifade edilerek, “Yaklaşık 100 IAF savaş uçağı Hizbullah’ın kuzey ve orta İsrail’i hedef alan binlerce roketatar namlusunu vurarak imha etti. Hizbullah’ın 40’tan fazla fırlatma alanı vurulmuştur. Sivillerimizi ve İsrail Devletini savunmak için ne gerekiyorsa yapacağız” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail, sabaha karşı Lübnan’ın güneyine hava saldırıları düzenledi. İsrailli yetkililer, savaş uçaklarının sınır köyleri üzerinde alçaktan uçuş yaptığını ve bölgeye en az üç hava saldırısı düzenlendiğini bildirdi. İsrail’in güney Lübnan’da gerçekleştirdiği geniş çaplı saldırılarda bir kişinin yaralandığı açıklandı.
Hizbullah: “Tüm insansız hava araçlarının planlandığı gibi ‘istenen hedeflere doğru’ fırlatıldı”
Hizbullah da sabah erken saatlerde İsrail’in iç bölgelerine insansız hava araçları ve füze saldırıları düzenlediğini duyurdu.
İsrail’e yönelik Hizbullah’ın saldırıları, Hizbullah’ın insansız hava aracı ve roket saldırıları başlatmaya hazırlandığı sırada İsrail’in “engelleyici” olarak nitelendirdiği bombardıman zincirinin ardından geldi. Hizbullah, “operasyonunun tam bir başarı” olduğunu, 11 İsrail askeri noktasını vurduğunu ve çoğu yukarı Celile bölgesinde yoğunlaşan 320’den fazla roket fırlattığını” bildirdi. Hizbullah, gerçekleştirdiği saldırının, üst düzey askeri komutanı Fuad Şükür’ün yaklaşık bir ay önce Beyrut’ta öldürülmesine bir yanıt olduğunu belirtti.
Hizbullah, sosyal medyadan “sabahın erken saatlerinde İsrail’in kuzeyindeki askeri hedeflere yönelik insansız hava aracı ve roket saldırıları gerçekleştirdikten sonra askeri operasyonun tamamlandığını” açıkladı. Açıklamada, “Düşmanın gerçekleştirdiği önleyici eylem, vurduğu hedefler ve direnişin saldırısını bozduğu yönündeki iddiaları boştur” ifadeleri kullanılarak, tüm insansız hava araçlarının planlandığı gibi “istenen hedeflere doğru” fırlatıldığı belirtildi.
Ayrıca tarih belirtilmeden, Hizbullah’ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın yakında bir konuşma yapacağı da duyuruldu.
İsrail’den 48 saatlik OHAL
Öte yandan, İsrail Lübnan’ın güneyine saldırılarını sürdürürken, İsrail Devlet Başkanı Benyamin Netanyahu sabah erken saatte güvenlik kabinesini topladı.
İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, İsrail’in sahadaki gelişmelere karşılık vereceğini ancak geniş çaplı bir savaş istemediğini söylerken, Savunma Bakanı Yoav Gallant İsrail’in kendisini savunmak için ne gerekiyorsa yapacağını söyledi. Bunun üzerine Gallant, 48 saatlik olağanüstü hal ilan edildiğini ve Tel Aviv’deki Ben Gurion havaalanındaki tüm uçuşların yaklaşık 90 dakika askıya alındığını ancak havaalanları otoritesi normal operasyonların sabah 7’ye kadar devam etmesinin beklendiğini söyledi. İsrail’in Magen David Adom ambulans servisi tüm ülkede yüksek alarmda olduğunu bildirdi.
İsrail Savunma Kuvvetleri sözcüsü Daniel Hagari, sosyal medya üzerinden İsrail hava kuvvetlerine ait yaklaşık 100 savaş uçağının Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah’a ait “binlerce” fırlatma rampasına saldırarak imha ettiğini açıkladı. Ayrıca İsrail ordusunun, Hizbullah’ın 40’tan fazla fırlatma alanını vurduğunu kaydetti.
Ateşkes görüşmelerinde ilerleme kaydedilemedi
Fuad Şükür, Hizbullah’ın kurucu üyelerinden biri ve Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının ardından İsrail ile Hizbullah arasında çatışmaların başlamasından bu yana Hizbullah’ın en yüksek rütbeli üyesiydi. Şükür’e yönelik suikast, Suriye’nin Golan Tepeleri’ndeki Majdal Shams kasabasında 12 çocuğun bir füze saldırısı sonucu öldürülmesinin ardından düzenlenmişti.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Şükür’ün Beyrut’ta öldürülmesine “ciddi ve etkili” bir misilleme yapılacağını söyledi, ancak bu saldırının nerede ve nasıl yapılacağına dair bir ipucu vermedi. Şükür’ün öldürülmesinden bir gün sonra Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye’nin Tahran’da öldürülmesi İran’ın da İsrail’e karşı intikam sözü vermesine yol açtı.
ABD’li ve İsrailli yetkililer ağustos ayının başından beri Hizbullah ve İran’ın koordineli bir karşı saldırı gerçekleştirmelerinin yakın olacağı konusunda uyardı. Bunun üzerine, İran ve Hizbullah’ın beklenen saldırısını geciktirmek amacıyla 15 Ağustos’ta Kahire ve Doha’da Gazze’de acil ateşkes görüşmeleri başlatıldı ancak görüşmelerde şu ana kadar bir ilerleme kaydedilemedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hizbullah, Hizbullah’ın kurucu üyelerinden Fuad Şükür’ün öldürülmesine yanıt olarak gece saatlerinde İsrail’e saldırı başlattığını duyurdu. İsrail ise buna karşılık olarak Lübnan’ın güneyini vuruyor. İsrail, Lübnan’ın güneyine yeni saldırılar düzenledi. İsrail Savunma Kuvvetleri’nden yapılan açıklamada, “Gerçek zamanlı tehditleri engellemek için operasyonlarımız devam ediyor. İsrail Savunma Kuvvetleri savaş uçakları Lübnan’ın güneyindeki çeşitli bölgelerde Hizbullah’a ait yeni rampaları ve Lübnan’ın güneyindeki Hiyam bölgesinde bir terör hücresini vurdu” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, Ayvacık ilçesi açılarında kaçak göçmenler olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye ekipler sevk edildi. Sahil Güvenlik Gemisi ‘TCSG-84’ ve ‘KB-4304’ tarafından hareket halinde durdurulan lastik bot içinde 22 kaçak göçmen yakalandı.
Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi. – ÇANAKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) Lübnan’da düzenlediği saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, “Kim bize zarar verirse, biz de onlara zarar veririz” dedi.
İsrail Başbakanı Netanyahu, Lübnan’a yaklaşık 100 savaş uçağıyla düzenlenen hava saldırılarına yönelik açıklamasında, “Bu sabah Hizbullah’ın İsrail’e saldırmak üzere hazırlık yaptığını tespit ettik. Savunma Bakanı ve IDF Genelkurmay Başkanı ile mutabık kalarak IDF’nin tehdidi bertaraf etmek üzere harekete geçmesi talimatını verdik. O günden bu yana IDF tehditleri bertaraf etmek için güçlü adımlar atmaktadır. Kuzey İsrail’i hedef alan binlerce roketi imha etti. Diğer pek çok tehdidi de bertaraf ediyor ve hem savunma hem de saldırı anlamında çok güçlü adımlar atıyor. Ülkemizi savunmak, kuzeyde yaşayanları güvenli bir şekilde evlerine döndürmek ve basit bir kuralı uygulamaya devam etmek için her şeyi yapmaya kararlıyız. Kim bize zarar verirse biz de onlara zarar veririz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yangın, saat 14.23’te Bergama ilçesi Ayvatlar Mahallesi’nde meydana geldi. Ormanlık alanda henüz belirlenemeyen sebepten dolayı çıkan yangına, İzmir Orman Bölge Müdürlüğüne ait 4 uçak, 3 helikopter, 4 arazöz, 2 su ikmal, 1 dozer ve 1 yer ekibi sevk edildi. Ekiplerin alevlerle mücadelesi havadan ve karadan devam ediyor. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Birleşmiş Milletler’in Filistin Ajansı (UNRWA), İsrail’in Ağustos ayı boyunca 12 ayrı tahliye emri verdiğini, bu nedenle de 250 binden fazla sivilin yerinden edildiğini duyurdu.
UNRWA’dan paylaşılan raporda, “İşgal altındaki Filistin toprakları için İnsani Yardım Koordinatörü (HC), Ağustos ayında şu ana kadar İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) ortalama iki günde bir olmak üzere 12 tahliye emri yayınladığını ve 250 bin kadar insanı bir kez daha taşınmaya zorladığını vurgulayan bir açıklama yaptı” denildi.
UNRWA, nüfusu 2 milyonu aşan Gazze’deki sivillerin 7 Ekim sonrası 1.9 milyonunun yerinden edildiğini belirtti. Raporda, “BM’ye göre, Gazze Şeridi’nde 1,9 milyona yakın insan (ya da her 10 kişiden 9’u) ülke içinde yerinden edilmiş durumda; bunların arasında defalarca yerinden edilenler de var (bazıları 10 defaya kadar)” ifadeleri kullanıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir’in Bergama ilçesi Ayvatlar Mahallesi’nde sahipli fıstık çamlıklarında yangın çıktı. Saat 14.23’te çıkan yangına, İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’ne ait ekipler saat 14.38’de ilk müdahaleyi yaptı.
Yangına, İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’ne ait; 4 uçak, 3 helikopter, 4 arazöz, 2 su ikmal, 1 dozer ve 1 yer ekibi ile havadan ve karadan müdahale devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sağanak yağış dün Kırşehir, Kayseri, Samsun, Sivas, Kahramanmaraş, Konya ve Nevşehir’de etkili oldu.
Kırşehir merkeze bağlı Uzunali köyünde, akşam saatlerinde aniden bastıran şiddetli yağışın neden olduğu sele kapılan Mustafa Akar, çevredekilerin yardımıyla Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Akar, müdahalelere rağmen hastanede yaşamını yitirdi. Akar’ın köyde çobanlık yaptığı öğrenildi.
Samsun’da aşırı yağışlardan etkilenen 150 tarım işçisi tedbir amacıyla güvenli alanlara alındı. Nevşehir’de sel ve su baskınlarından etkilenen 15 kişi tahliye edildi.
Kayseri’de selde kaybolan kişinin cansız bedenine ulaşıldı
Kayseri’nin Bünyan ilçesine bağlı Güllüce Mahallesi’nde etkili olan yağışta, birçok evi su bastı. Yapılan çalışmalar sonucunda, mahsur kalan 8 araç ve 32 kişi riskli bölgelerden tahliye edildi. İlçede araçlar sele kapılırken, bir kişi de kayboldu. Bölgeye AFAD, UMKE, JAK, itfaiye ve arama kurtarma ekipleri sevk edildi. Kaybolan kişinin cansız bedenine bugün ulaşıldı.
AFAD’dan sarı ve turuncu kod uyarısı yapılan 9 ilde yaşayanlara SMS atıldı
Öte yandan AFAD, kuvvetli yerel yağış beklenen 9 ildeki vatandaşları SMS atarak ve camiler ile belediyelerden anons yaptırarak, uyardı. AFAD’dan yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
” Meteoroloji Genel Müdürlüğü’den alınan son bilgilere ve yapılan değerlendirmelere göre; 1 ilimize turuncu, 8 ilimize ise sarı kod ile yağış uyarısı yapılmıştır. Turuncu Samsun; sarı Sivas, Yozgat, Kayseri, Malatya, Tokat, Amasya, Sinop, Ordu.
Turuncu yağış uyarısı verilen Samsun ilimizde; vatandaşlarımıza AFAD tarafından SMS ile bilgilendirme yapılmıştır. Cami ve Belediye anons sistemleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma araçlarından gerekli uyarılar yapılmaktadır. An itibarıyla 72 ihbar alınmış olup, tüm ihbarlara müdahale edilmiştir. AFAD, Jandarma, Emniyet, Sağlık, İtfaiye ekipleri ve sivil toplum kuruluşları ile ortak yürütülen çalışmalar sonucunda mahsur kalan 1065 vatandaşımız kurtarılarak güvenli alanlara tahliye edilmiştir. Tüm kurumlarımız teyakkuz halinde olup, gelişmeleri takip etmektedir. Vatandaşlarımızın ani sel, su baskını, yıldırım, heyelan, yerel dolu yağışı, ani kuvvetli rüzgar, kısa süreli fırtına ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli olmasını önemle hatırlatıyoruz.”
Ankara için yağış uyarısı
Öte yandan, Ankara için 13.00-16.00 saatleri arasında gök gürültülü kuvvetli yağış beklendiği belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TOKYO – Japonya’da Haziran ve Temmuz aylarında yabancı turist rekoru kırılırken, başkent Tokyo’nun turistik bölgelerinden Harajuku ve Shibuya’daki caddelerde yabancı ziyaretçilerin yoğunluğu Ağustos ayında da devam ediyor.
Uzak Doğu ülkesi Japonya turistlerin ilgi odağı olmaya devam ediyor. Haziran ve Temmuz aylarında ardı ardına rekor sayıda turistin ziyaret ettiği Japonya’ya yabancıların ilgisi bu ay da sürdü. Tokyo’nun en gözde turistik bölgelerinden olan Harajuku ve Shibuya’da hafta sonu yabancı ziyaretçi yoğunluğu yaşandı. Caddeler turistlerle dolarken, kimi ziyaretçiler fotoğraf çekerek anılarını ölümsüzleştirdi, kimileri ise alışverişin tadını çıkardı.
Shibuya’nın en işlek caddelerinden birinde bulunan dönercide çalışan Burhan Keleş, son aylarda değer kaybeden Japon Yeni’nin de etkisiyle yabancı turist artışı yaşandığını söyledi. “Bu tabii ki bizim işlerimize de olumlu şekilde yansıdı” diyen Keleş, “Şu an ölü sezonda olmamıza rağmen, işlerimiz normal sezondan bile iyi. Normalde Japon müşteriler ağırlıktayken, aşırı derecede yabancı ziyaretçi gelmesi nedeniyle bu sene yabancı müşteriler daha çok” şeklinde konuştu.
“Yabancı ziyaretçi akınının nedeni sosyal medya”
Avustralya’nın Melbourne kentinden geldiğini söyleyen Leo Brown ise, ülkesinde kış olması nedeniyle yaz mevsimini yaşayan bir ülkeyi tercih ettiğini söyledi. Japonya’da yaşanan turist yoğunluğunu sosyal medyanın etkisine bağlayan Brown, “Sosyal medya, özellikle de TikTok Japonya ile ilgili içeriklerle ve turistik atraksiyonlarla dolu. Bunun en önemli faktör olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Japonya’da yaşayan ABD vatandaşı Michael Sean da ülkedeki turist patlamasının farklı nedenleri olduğunu söyledi. Covid-19 pandemisinin sona ermesinin önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Sean, “İnsanlar yeniden seyahat etme fırsatı elde edince, özellikle Avrupa ve ABD gibi bölgelerden birçok kişi Japonya’ya gelmeye başladı. Geçtiğimiz yıllarda uçak biletleri de çok pahalıydı” dedi. Sosyal medya kullanımı ve Japon kültürüne yönelik ilginin de yabancı ziyaretçi sayısını artırdığını kaydeden Sean, “Hal böyle olunca her zamankinden fazla sayıda ziyaretçi ülkeye geldi ve turist patlaması yaşandı” diye konuştu.
Japon vatandaşı Nana Ozawa ise, yabancıların ülkesine olan ilgisini “Öncelikle Japonya çok güvenli. Japon yemekleri çok lezzetli ve görülecek harika yerler var” sözleriyle değerlendirdi.
Ziyaretçi rekoru kırıldı
Japonya Ulusal Turizm Örgütü’nün verilerine göre, ülkeye gelen yabancı ziyaretçi sayısı Haziran’da 3,14 milyonla rekor kırarken, Temmuz ayında 3,29 milyon ziyaretçi ile rekor tazelendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tokat Belediyesi Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen eğitim, eğitim ve iletişim stratejileri uzmanı Cevdet Tellioğlu tarafından verildi. Eğitimde, personelin vatandaşlarla kuracağı iletişimde dikkat etmeleri gereken noktalar ve etkili iletişimde olması gereken temel hususlar ele alındı. Verimlilik ve etkinlik esaslı yönetim anlayışıyla Tokat’ı geleceğe taşıyacaklarını söyleyen Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, “Bugünü değil, geleceği düşünen; sorun, çözüm, planlama ve uygulama sistemleri ile verimlilik ve etkinlik esaslı yönetim anlayışımızla personellerimize yönelik düzenlediğimiz yüz yüze eğitimlerle Tokat’ımızı geleceğe taşıyoruz. Eğitim ve İletişim Stratejileri Uzmanı Cevdet Tellioğlu tarafından belediyemizde görev yapan mesai arkadaşlarımıza yönelik “Etkili İletişim Becerileri- Beden Dili ve Beşeri İlişkiler” başlıklı eğitim programımızı gerçekleştirdik. Eğitimci Cevdet Tellioğlu’na ve eğitimlerimize katılan tüm mesai arkadaşlarımıza teşekkür eder, görevlerinde kolaylıklar ve başarılar dilerim” dedi. – TOKAT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Van’da 118 anaokulu 9 Eylül’de hizmete açılıyor
VAN – Van’da 2024-2025 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda bakım, onarım, boya, temizlik ve donanım yenileme çalışmaları devam ediyor.
Van’da yeni eğitim öğretim yılında öğrencilerin daha sağlıklı, güvenli ve kaliteli bir ortamda eğitim görmeleri için il genelindeki tüm okullarda gerekli çalışmaları yürütülüyor. Okullarda devam eden çalışmaları ziyaret eden İl Milli Eğitim Müdürü Nurettin Aras, okulların fiziki şartlarını iyileştirmek için bakım ve onarım işlemlerinin devam ettiğini ifade etti. Van genelinde başlatılan bakım ve onarım çalışmalarının hızla devam ettiğini belirten Aras, “Okullarımızı gelecek eğitim öğretim sezonunda hazır hale getirmek için yoğun bir şekilde sahada çalışıyoruz. Bizlerde bu çalışmaları yakından takip ediyoruz. Birçok okulumuzda tamirat, tadilat, fiziki şartların iyileştirilmesi çalışmaları devam ediyor. İnşallah önümüzdeki hafta itibariyle çalışmalarımızı tamamlayacağız ve 9 Eylül’de hazır hale getirmek için yoğun bir şekilde çaba sarf ediyoruz” dedi.
“118 anaokulu 9 Eylül’de hizmete açılacak”
Van’da yapımı tamamlanan 118 anaokulunun 9 Eylül’de hizmete başlayacağını vurgulayan Aras, “Geçen yıl ve bir önceki yıl ilimizde yapımına başlanan 118 anaokulu ile ortaokul ve lise seviyesinde birçok okul yatırımlarımız sonlandı. Şu an 118 anaokulunu eylül ayı itibariyle Van halkının hizmetine sunuyoruz. Bu çok büyük bir hamle. Cumhuriyet tarihinden bu yana Van’da 40 anaokulu yapılmıştı. Bu yıl itibariyle 118 anaokulu, aynı anda hizmete girecek. Bunun yanında yine son 3 ay içerisinde yapımına başlanan 32 sınıflı 4 okulumuz da İpekyolu ve Tuşba ilçemizde ikili öğretimin azaltılması bakımından çok büyük katkı sağlayacaktır. 32 sınıflı devasa okullarımızın şu anda yapımları devam ediyor. İnşallah onlarda önümüzdeki eğitim öğretim yılında hizmete girmiş olacak. Yine bölgenin, hatta ülkenin en iyi spor liselerinden birinin inşaatında son aşamaya gelindi. Eylül ayı itibariyle eğitim öğretim faaliyeti orada da başlayacak. Böylece Van, tam amacına uygun bir spor lisesine kavuşmuş olacak. Bunun yanında yine denizcilik lisemizde de çalışmalarımız hızla devam ediyor. Bunun yanında yine özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklarımız için yapılan 24 sınıflı iki adet okulumuz da bu yıl itibariyle hizmete geçecek. Bütün yapılan bu fiziki yapılar ilimizde ihtiyacı büyük ölçüde gidermiş olacak. Sadece fiziki alt yapı dışında kültürel, sanatsal çalışmalar anlamında da alt yapı oluşturacak çalışmalar yürütülüyor. İlimizde son iki yılda yapılan çalışmalar bizi gururlandırıyor. Van gerek sınıf anlamında, gerek spor anlamında, gerek yüzme havuzları, çocuk kütüphaneleri ve daha ismini sayamayacağım birçok çalışma açısından altın çağını yaşıyor. Bu da bizi çok mutlu ediyor, sevindiriyor” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Koçak, Şube Müdürü Hakan Caner ile geldiği ilçenin Kapıağzı bölgesinde İlçe Milli Eğitim Müdürü Adem Uslu tarafından karşılandı.
Beraberindekilerle Çıraklık Eğitim Merkezi Müdürlüğünü ziyaret eden Koçak, merkez müdürü Mesut Doğan’dan bilgi aldı.
Koçak, daha sonra Kaymakam Vedat Yılmaz’ı, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünü de ziyaret etti.
Başağaç bölgesindeki okul alanlarında incelemelerde bulunan Koçak, il genelinde 2024-2025 eğitim-öğretim sezonunun sorunsuz geçmesi için eksiklileri gözden geçirdiklerini, bu anlamda ilçe ziyaretlerinde bulunduklarını söyledi.???????
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Merkezde, kadınların, sosyal kültürel, mesleki becerilerine, katkı sunmak amacıyla aşçılık, tekstil, okuma yazma, el sanatları ve istihdamı geliştirmeye yönelik kurslar açıldı.
İlçe Halk Eğitim Merkezi’nin 6 usta öğreticisi, 3 ay içinde 10 kurs salonunda, 120 kursiyere eğitim verdi. Bu eğitimlerde 50 kursiyer belge almaya hak kazandı.
Bafra Kaymakamı Mustafa Altınpınar ile Bafra Belediye Başkanı Hamit Kılıç, belge almaya hak kazanan kursiyerlere belgelerini takdim etti.
Bafra Aile Destek Merkezi Koordinatörü Hatice Çelik, yaptığı konuşmada, “Bafra Kaymakamlığı, Bafra Aile Destek Merkezi, Bafra Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının katkıları ile ilçe Halk Eğitim Merkezi ile işbirliği yaparak, açmış olduğumuz kurslar, aşçılık, dikiş, el sanatları, okuma yazma, hasta bakımıdır. Bu kursların yanı sıra çocukları annelerinden ayırmamak için çocuklarının da gelişimlerine katkı sunabilmek amacıyla, kurs bünyemizde oyun odamız mevcuttur. 06 yaş aralığındaki çocukların anneleri kurs görürken onlar da o oyun odasında, annelerinden ayrı kalmamaktadır.” dedi.
Açılışın ardından davetliler, el sanatları sergisini gezerek, kursiyerlerden bilgi aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>UĞUR İSTANBULLU
(ARTVİN) – Artvin’in Kemalpaşa ilçesinde yapımı devam eden okul inşaatının yanına Kemalpaşa Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü binası yapılması tepki çekti. CHP’li eski Artvin İl Genel Meclisi üyesi Şenol Çelik, “3 katlı bina yapıldığında şu binanın pencereleri kapanıyor ve çocuklar dışarıyı bile göremeyecekler. Dışarı çıkıp alanda dolaşamayacaklar ve arkadaşlarıyla beraber oynayamayacaklar, hafta başında sıra olup İstiklal Marşı’nı okuyamayacaklar” dedi.
Eski Artvin İl Genel Meclisi üyesi CHP’li Şenol Çelik, yıkılıp yeniden yapılan ilköğretim okulunun bahçesine Kemalpaşa Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü binası yapılmasına tepki gösterdi.
“Çocuklar dışarıyı bile göremeyecekler”
Şenol Çelik şunları söyledi:
“Şu karşıdaki okulu görüyorsunuz ve bu okulun yapımı bile şaibeliydi. Şurası bir ilköğretim okulu, 500- 600 öğrencisi olan bir okul burası. Burada bulunan eski okul yıkıldı ve yeniden yapımına başlandı. İhale süreci çok farklı geçti almak istemeyen müteahhide zorla verilmeye çalışıldı ve hatta verdiler. Müteahhit elindeki parayı da temeli attıktan sonrada kalp krizi geçirerek vefat etti. Okul daha henüz tamamlanmadı ve bu dönemde de yetişmeyecek. Şimdi bizim meselemiz okulun bitip bitmemesi değil ve ben isyan ediyorum bu konuda, okulun bahçesinde başka bina ve şurayı görüyorsunuz. Şu okulun bahçesinde çocukların dolaşabilecekleri eğlenecekleri ve hatta hafta başında sıralanıp İstiklal Marşı’nı okuyabilecekleri alan burası. Şimdi bu alana da Spor İl Müdürlüğü binası yapılıyor. Burada üç katlı bina yapıldığında şu binanın pencereleri kapanıyor ve çocuklar dışarıyı bile göremeyecekler. Dışarı çıkıp alanda dolaşamayacaklar ve arkadaşlarıyla beraber oynayamayacaklar hafta başında sıra olup İstiklal Marşı’nı okuyamayacaklar.
“İnanın burada doğru bir mantık yok”
Burada en azından 100 tane personel çalışacak ve personelin araçlarının girişi çıkışı ve ama orası öğrencilerin girişi ve çıkışıdır. Şu gördüğünüz yerde de 3 katlı bina yapıyorlar ve bir bina içerisinde bina yapıldığını ilk kez gördüm ve isyan ediyorum. Bu durumu kamuoyuna duyurmak istedim ve insanlarımız bilmeyebilir ve Kemalpaşa halkı ve öğrenci velileri bilse buna tepki göstermezler mi ve ben gördüğümde inanamadım. Buranın müteahhidiyle de görüştüm. Bir haftadır kimle görüştüysem doğru olmadığını söylüyorlar ama ne yazık ki doğru olmayan şeyi de buraya yapmaktalar. Benim derdim öğrencilerdir ve Kemalpaşa halkıdır. Ben Kemalpaşa halkının gelecekte daha rahat bir şekilde okula gönderebilecekleri ve arkalarına bakmadan çocuklarının okul içerisinde dolaşabilmelerinin yaratılmasına çalışıyorum. Buranın doğru olmadığını Kemalpaşa halkına ve bütün Türkiye’ye sesleniyorum burayı yaptıran Çevre Şehircilik Bakanlığının Milli Eğitim Bakanlığı’yla nasıl anlaştıklarını bilemiyorum ama eğer yaptıkları doğruysa bize gelip bir anlatsınlar. Beni ikna etsinler ve inanın burada doğru bir mantık yok ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın binasının içerisinde bir spor il müdürlüğünün binası olamaz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vali Çiftçi, Prof. Dr. Hacımüftüoğlu’nu makamında kabul ederek, yeni görevinde başarılar diledi. Ziyaret sırasında Erzurum’un geleceğine yönelik projeler, üniversite-şehir iş birliği ve bölgesel kalkınma konularında önemli değerlendirmelerde bulunuldu.
Ziyaretin ana gündem maddelerinden biri, üniversite ile şehir arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi oldu. Rektör Hacımüftüoğlu, Atatürk Üniversitesinin Erzurum’un sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimine katkı sağlayacak projeler üzerinde yoğunlaştığını belirtti. Üniversitenin bilimsel araştırmalar, toplumsal hizmetler ve yenilikçi projelerle Erzurum halkına daha fazla katkıda bulunmayı hedeflediğini ifade eden Hacımüftüoğlu, bu süreçte Valilik ile yakın ilişkiler içinde olacaklarını söyledi.
Vali Mustafa Çiftçi ise Atatürk Üniversitesinin Erzurum ve bölge için taşıdığı önemi vurguladı. Vali Çiftçi, üniversitenin kentin kalkınmasındaki rolünün büyük olduğunu belirterek, Atatürk Üniversitesinin projelerine tam destek vereceklerini ve bu projelerin hayata geçirilmesi için Valilik olarak gereken her türlü desteği sağlayacaklarını dile getirdi. Ayrıca, üniversite ile şehir arasındaki iş birliğinin sadece akademik alanda değil, kültürel ve sosyal projelerle de güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Rektör Hacımüftüoğlu: “Teknolojik Altyapımızı Erzurum’un Hizmetine Sunmaya Hazırız”
Görüşmede, Erzurum’un ve Doğu Anadolu Bölgesinin kalkınmasına yönelik projeler ele alındı. Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin sahip olduğu bilimsel ve teknolojik altyapıyı Erzurum’un hizmetine sunmaya hazır olduklarını belirterek bölgenin kalkınmasına yönelik projelerde Valilikle ortak hareket edeceklerini söyledi.
Vali Çiftçi, üniversitenin bu yöndeki girişimlerini memnuniyetle karşıladığını ifade erek, Erzurum’un kalkınmasına katkı sağlayacak her türlü projeyi destekleyeceklerini s. Ayrıca, üniversite ve yerel yönetimlerin ortak çalışmaları sayesinde Erzurum’un bölgesel misyonunun daha da güçleneceğini dile getirdi.
Ziyaret, karşılıklı iyi niyet temennileriyle sona erdi. Rektör Hacımüftüoğlu, Vali Çiftçi’ye nazik kabullerinden dolayı teşekkür ederek, üniversite ve Valilik arasındaki iş birliğinin daha da güçleneceğini ifade etti. Vali Çiftçi ise Prof. Dr. Hacımüftüoğlu’na yeni görevinde başarılar dileyerek, Erzurum’un ve bölgenin geleceği için birlikte çalışmaktan memnuniyet duyacaklarını belirtti. – ERZURUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜGVA’nın çocuklara yönelik kentte düzenlediği yaz kurslarında yaklaşık 3 bin öğrenci, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Filistin’e yönelik düzenlediği saldırılara dikkati çekmek için anlamlı etkinliklere katılıyor.
İsrail ürünlerini boykot edip Filistin’deki akranlarına mektuplar gönderen çocuklar, çizdikleri resimlerle de işgal altında bulunan Gazze’deki yaşıtlarının yanında yer alıyor.
Sınıflardan sokaklara minik kalpleri Filistin’deki akranlarıyla atan ve kentte düzenlenen Filistin’e destek yürüyüşlerine de aileleriyle katılan çocuklar, farkındalıklarıyla takdir topluyor.
Çocuklar Gazzeli akranlarına yardım da yapıyor
TÜGVA Erzurum İl Temsilcisi Muhammet Faruk Kömeç, AA muhabirine, kentteki 45 okulda öğrencilerle Filistin için çeşitli etkinlikler düzenlediklerini söyledi.
Öğrencilerin etkinliklerde duygu dolu anlar yaşadığını belirten Kömeç, şöyle konuştu:
“Filistin konusunu gündemde tutmak için şiir ve resim yarışmaları yaptık. Filistin’in ‘Türkiye ve Müslümanların davası’ demek olduğunu öğrencilerimizin bilinçlerine kaydedelim istedik. Öğrencilerimizin Filistin’deki yaşıtlarına gönderdiği mektuplar vardı. Vicdanını kaybetmemiş insanın gerçekten muazzam cümlelerle muazzam tespitler yapabildiğini gördük. Mektupları okurken hep birlikte ağladık. Mektupların okunması ve en iyilerin seçilmesi için bir ekip oluşturduk, ekip en iyisini seçmekte çok zorlandı. Bir mektupta öğrencimizin ‘Ben bu kağıdı süslemeyeceğim çünkü katliamın süsü olmaz’ şeklinde ifadesini okuduk.”
Kömeç, çocukların Gazzeli akranları için yaptığı yardımlardan da bahsederek, “Okullarımızda Gazze kolileri oluşturduk, her sınıfa tebessüm kutusu başlığında koliler bıraktık. Öğrencilerimize Gazze’deki arkadaşlarınıza ne göndermek istersiniz bu kutunun içerisine koyun ulaştıralım dedik. Kolilerden gofret, kalem kutusu, oyuncaklar çıktı.” dedi.
Etkinliklere katılan 5. sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Sena Özdemir, Filistin’de binlerce masum çocuğun hayatını kaybettiğini televizyondan öğrendiğini anlattı.
Özdemir, Filistin’de yaşananlar için elinden geleni yaptığını belirterek, “Savaş altındaki akranlarıma çok üzülüyorum. Filistin için resim yapıyoruz, mektup ve şiir yazıyoruz. Filistin’de savaş altındaki yaşıtlarımız için farkındalık oluşturuyoruz. Karpuz, Hanzala, Filistin haritası, Mescidi Aksa, zeytin figürleri üzerine boyama yapıyoruz.” diye konuştu.
“Seni ve toprağını korumak istediğim için boykot mallarını kullanmıyorum”
Filistin’deki akranları için mektup yazan Özdemir, kaleme aldığı cümleleri şöyle okudu:
“Masum olan ama bunu gösteremeyen çocuk, seni çok iyi anlıyorum. Biliyorum ki sen de benim gibi özgür olmak istiyorsun ama toprağından ayrılmak istemiyorsun. Seni ve toprağını korumak istediğim için boykot mallarını kullanmıyorum. Çünkü o zalim İsrail’e mermi vermek istemiyorum. Tüm Filistin’i kurtarmak ve kollarımın altına almak istiyorum. Gazze’deki Mescidi Aksa’yı ve oradaki tüm Müslümanları korumak istiyorum. Hiç üzülme çünkü tüm Türkiye, Filistin’in yanında, sakın unutma zafer Allah’ındır.”
Çocuklardan Ahmet Emin Toraman, Filistin’deki yaşıtları için oyun alanı kalmadığı için üzüldüğünü söyleyerek, “Hasta ve yaralı çocuklar için resim yapıyoruz. Çocuklar orada hastalanıyor, yaralanıyor ve açlıktan ölüyor.” dedi.
Elif Sahra Kotan ise “Filistin’e yardımcı olmak için etkinlikler düzenliyoruz. Oradaki yaşıtlarım için üzülüyorum çünkü bombalanıyor, aç kalıyor. Yaptığımız etkinliklerle oradaki çocuklara farkındalık oluşturup dikkat çekmek istiyoruz. Her çocuk yaşamak için doğar, yaşamalı, ölmemeli.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYARBAKIR’da 4 çocuk annesi terzi Zeynep Karadeniz (50), kızının kendisinden habersiz başvurusunu yaptığı Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) aldığı 247 puanla, Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Bölümünü kazandı. Karadeniz, “Hedefim kendimi dikişte, tekstilde daha iyi ve üst seviyeye çekmek. Allah nasip ederse bölümümü birincilikle bitirmek istiyorum” dedi.
Yenişehir ilçesinde yaşayan ve 4 çocuğunun geçimini evde terzilik yaparak sağlayan Zeynep Karadeniz, ilkokuldan mezun olduktan sonra ortaokula gönderilmedi. Karadeniz, evlendikten sonra çocuklarının da desteğiyle ortaokulu ve liseyi açık öğretimde okuyarak mezun oldu. Karadeniz, kızının kendisinden habersiz başvurusunu yaptığı YKS sınavına girdi. YKS sonucuna göre 247 puan alan Karadeniz, Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi bölümünü kazandı. Yakın zamanda kaydını yaptıracak olan Karadeniz, yarım kalan üniversite hayalini geç de olsa tamamlayacağını söyledi.
‘2 YIL BOYUNCA ‘NEDEN OKULA GİDEMİYORUM’ DİYE AĞLAMIŞTIM’
Üniversite mezunu 2 kızı olduğunu ve 2 oğlunun liseyi okuduğunu belirten Karadeniz, “4 çocuk annesiyim. Eşim 6 yıl önce vefat etti. Terziliği dikiş kursuna giderek ve sosyal medyada videoları izleyerek öğrendim. Kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Çünkü biraz eksikliklerim var. Geçimimizi terzilikle ve eşimin emekli maaşıyla sürdürüyorum. Ben ilkokul mezunuyum, ortaokula başlamadan bırakmak zorunda kaldım ve çok üzülmüştüm. 2 yıl boyunca ‘Neden okula gidemiyorum?’ diye ağlamıştım. Ondan sonra açık öğretimden okula başvurdum ve diplomayı aldım. Daha sonra kızımın desteğiyle lise diplomasını aldım. Hiç haberim yokken bir gün kızım beni aradı ve benim adıma üniversite sınavına başvurduğunu söyledi. Ben de sınava girdim. Bildiğim soruları yaptım. Umut etmiştim ve Allah umudumu boşa çıkarmadı” diye konuştu.
‘TERZİLİK, EV İŞLERİ VE DERS ÇALIŞMAYI BİR ARADA YÜRÜTTÜM’
Kazandığı bölümü birincilikle bitirmek istediğini belirten Karadeniz, “Sınava çalışmak için pek zamanım yoktu. Arada çocuklarımın desteğiyle ve zaman buldukça kitapları açıyordum. Terzilik, ev işleri, alışveriş ve ders çalışmayı bir arada yürüttüm. Allah’a çok şükür başardım da. Çok da mutluyum. 247 puan aldım ve Dicle Üniversitesi Teknik Bilimler ve Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Bölümünü kazandım. Ben okumak istiyorum. Yaşıtlarım fazla olmaz ama diğer öğrenciler de benim evlatlarım gibi. Hedefim kendimi dikişte, tekstilde daha iyi ve üst seviyeye çekmek. Allah nasip ederse bölümümü birincilikle bitirmek istiyorum. Hayallerim yarıda kalmıştı inşallah tamamlayacağım. Üniversiteye giderken işi bırakmayacağım. Çünkü benim sevdiğim bir iş ve gelir kaynağımdır. Sonuçta üniversiteyi okuyunca para da lazım oluyor. Mümkünse kendim ve çocuklarım için burs talep ediyorum” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Melikgazi Belediyesi ile hayırsever Mehmet Altun iş birliğinde Erenköy Mahallesi’ne inşa edilen ve uçak şeklindeki mimarisiyle dikkati çeken lise, 2025 yılında öğrenci alımına başlayacak.
Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu, AA muhabirine, Türkiye’nin ilk tayyare fabrikasının 1926 yılında Kayseri’de kurulduğunu ve çeşitli sebeplerden faaliyetlerini sürdüremediğini söyledi.
Fabrikanın bulunduğu alanda aynı zamanda bir çıraklık okulu olduğunu anlatan Palancıoğlu, “Bu lisesinin burada olmasının çok büyük anlamı var. Havacılık ve Uzay Bilimleri Lisesini inşa ettiğimiz yerde aslında Türkiye’nin ilk uçak fabrikası kurulmuştu. Almanlarla ortak kurulan fabrikada aynı zamanda bizim kurduğumuz lise benzeri bir çıraklık okulu vardı. Dönemin sanayicisi olan en nitelikli kişilerin yetiştiği bir okul. Şimdi biz bunu 100 yıl sonra canlandırmış oluyoruz. Kayseri’de havacılık tarihi yeniden ayağa kalkıyor.” diye konuştu.
İstihdam garantili lise
Okulun fen lisesi seviyesinde nitelikli eğitim vereceğini belirten Palancıoğlu, binada 11 atölye, büyük bir hangar, kütüphane ve kafeterya yer alacağını dile getirdi.
Öğrencilerin İngilizce hazırlık sınıfıyla eğitime başlayacağını aktaran Palancıoğlu, “Türkiye’nin ilk meslek ortaokulunu da burada kurmak istiyoruz. Şu anda Türkiye’de mevzuat gereği meslek ortaokulları kurulamıyor. Biz havacılık lisesiyle bakanlığımızdan da onay alabilirsek ilk havacılık ve uzay ortaokulunu burada kurmak istiyoruz.” dedi.
Lisenin 2. Hava Bakım Fabrika Müdürlüğüne de yakın olduğuna dikkati çeken Palancıoğlu, şöyle konuştu:
“Hemen yan tarafımız 2. Hava İkmal Bakım Merkezi (2. Hava Bakım Fabrika Müdürlüğü). Dolayısıyla lisenin pratik uygulamalarında ve derslerinde bu fabrikadaki mühendis ve komutanların da ders vermesini ortak protokol kapsamında buraya destek çıkmalarını sağlayacağız. Bu kapsamda sadece teorik bir lise değil, özellikle pratik ve uygulamaya yönelik de bir lise olacağını düşünüyoruz. Burası Türkiye’de 50-100 yıl içinde havacılık ve uzay alanında gençlerin yetişeceği bir merkez olacak. Buradan başarıyla mezun olacak gençlerimiz Türkiye’nin savunma sanayisine, havacılık ve uzay sanayisine çok büyük katkı sunacaklar diye hedefliyoruz. Aynı zamanda sağlayacağımız iş birliği kapsamında başta TAİ, TEİ, TUSAŞ, Alp Havacılık, BAYKAR başta olmak üzere birçok savunma sanayi şirketi bu lisemizin sponsoru olacak. Öğrencilerimizi burslayacaklar ve stajlarını orada yaptıktan sonra da başarılı öğrencilerimizi iş garantisiyle inşallah iş hayatına kazandırmış olacağız.”
Palancıoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı ve 2. Hava Bakım Fabrika Müdürlüğü ile savunma sanayi şirketlerinin bu lisenin paydaşları olacağını belirtti.
Lisenin bahçesinde uçak müzesi yer alacak
Kayseri’de 98 yıl önce üretilen uçaklardan birinin İstanbul Yeşilköy’deki Havacılık Müzesi’nde sergilendiğini aktaran Palancıoğlu, şöyle devam etti:
“Vatandaşlarımız, döneminde üretilen uçaklarla Kayseri’de üretilen uçakları kıyaslayabilirler. Hakikaten döneminin en nitelikli uçakları burada üretilmiş. Ama tabi çeşitli sebeplerden bu yarım kalmış. Bu yarım kalan hikayeyi inşallah Kayseri’de Havacılık ve Uzay Bilimleri Lisesi tamamlayacak.”
Palancıoğlu, lisenin bahçesinde atıl uçakların, farklı tipteki iş uçaklarının sergileneceği bir müze de yer alacağını sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kıran Mahallesi’nde yaşayan 28 yaşındaki Gültekin’in doğuştan geçirdiği beyin kanaması sonucu sol tarafı kısmi felçli kaldı.
Yaşadığı rahatsızlık nedeniyle yürüme ve konuşma güçlüğü çeken Gültekin, liseden mezun olduktan sonra eğitim hayatına devam etti.
Yaşadığı zorluklara rağmen 2018’de Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na giren Gültekin, aldığı puanla Hakkari Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı Programı’na yerleşti.
Ön lisansını başarıyla tamamlayan Gültekin, iki yıl önce azmederek hazırlandığı EKPSS’de 82 puan alarak üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine memur olarak atandı.
“Asla umudunuzu kaybetmeyin”
Düzenli kitap okuyan, eğitimdeki başarısı ve yaşama sevinciyle çevresindekilere örnek olan Gültekin, AA muhabirine, yaşadığı zorluklar karşısında hiç yılmadığını söyledi.
Rektör Prof. Dr. Ömer Pakiş ve akademisyenlerin kendisine destek çıktığını belirten Gültekin, “Öğrencisi olduğum üniversiteye memur olarak gelmek bayağı güzel bir duygu. Başta Veli ağabey olmak üzere bütün arkadaşlarımın bana karşı yaklaşımı çok iyi. İşte olsun, yemekte olsun, her konuda çok yardımcı oluyorlar.” dedi.
Yaşadığı ilde ve eğitim gördüğü üniversitede zorluk çekmediğini dile getiren Gültekin, şunları kaydetti:
“Hocalarımdan, arkadaşlarımdan bayağı destek alıyorum. Dikey Geçiş Sınavı’na girdim. Bölümü 4 yıllığa tamamlayacağım. Durmak yok, yola devam. İlkokuldayken bir öğretmenim bana kitap okumanın ne kadar güzel olduğunu anlatmıştı. Ben de okurken zevk aldım ve okumaya devam ettim. 15 yıldır düzenli kitap okuyorum. Fanatik Beşiktaşlıyım. En büyük hayalim stada gidip maç izlemek. Gençlere sesleniyorum. Asla umudunuzu kaybetmeyin. Emek vererek çalışın. Benim gibi onlarca insan var.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gölyaka’da yaz kuran kursları çeşitli etkinliklerle tamamlandı. Merkez Camide yapılan kapanış programına Gölyaka Müftüsü Ahmet Demirel, din görevlileri, aileler ve kurs öğrencileri katıldı. Bilgi yarışmasında finalde Merkez ve Yeşil Mahalle Camisi kaldı. Eşitlik bozulmaması nedeniyle her iki cami kurs öğrencileri birinci ilan edilirken ikinciliği ise Hacı Yakup Cami aldı.
İlçe Müftüsü Ahmet Demirel bu güzel organizasyona katılım sağlayan öğrencilerimizi tebrik ederek “Okumayı bırakmak yok. Yaz Kuran kurslarına gelen öğrencilerimiz sağlam ve sahih dini bilgiler; vatan, millet, ezan, bayrak sevgisi öğrendiler. Çocuklarımız bu kurslarda hem eğlendi hem de oynadı. Kursa katılan tüm çocukları tebrik ediyorum” dedi,
Program sonunda öğrencilere çeşitli hediyeler takdim edildi. – DÜZCE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BAHÇEŞEHİR Koleji Diyarbakır Hevsel Ortaokulu öğrencisi Rober Enes Tan, Londra’da düzenlenen United Kingdom Teen Eagle Global yarışmasında sözcüklerin harf harf söylendiği ‘Spelling Bee’ kategorisinde dünya birincisi, bilgi yarışması ‘Knowledge Quiz’ kategorisinde ise dünya ikincisi oldu.
Her yıl Londra’da gerçekleştirilen Teen Eagle İngilizce yarışmasına bu yıl 52 ülkeden 4 bin 600 öğrenci katıldı. 4 Haziran-23 Ağustos tarihleri arasında yapılan yarışmada, Bahçeşehir Koleji Diyarbakır Hevsel Ortaokulu öğrencisi Rober Enes Tan, Teen Eagle 1 English Competitions grubunda yarıştı. Her çocuğun hayali olan Disneyland’e gitme hevesiyle İngilizce öğrenmeye başladığını belirten Tan, “Annem bana İngilizce kitaplar alarak ve filmler izleterek bu hayalimi destekledi. Kelime dağarcığımı geliştirmek için her gün düzenli olarak hikaye okudum. Üçüncü sınıfta, uluslararası geçerliliği olan Cambridge PET sınavından B2 seviyesinde sertifika aldım” dedi.
Bu yıl düzenlenen Teen Eagle yarışmasına katılmayı çok istediğini ve bunu gerçekleştirdiğini belirten Tan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yarışma, Receptive Skills (Algılayıcı Beceriler) ve Productive Skills (Üretici Beceriler) olmak üzere iki aşamadan oluşuyor. Receptive Skills kısmında Knowledge Quiz ve Spelling Bee, Productive Skills kısmında ise Writing Challenge (Kompozisyon yarışması ve Persuasive Speaking (İkna edici konuşma) kategorisi yer alıyor. Ben Spelling Bee’de dünya birincisi, Knowledge Quiz’de ise dünya ikincisi oldum. Receptive Skills genel sıralamasında da dünya ikinciliğinde yer aldım. Bir altın madalya, bir gümüş madalya ve diğer kategorilerden de üç kupa kazandım. Çok zorlayıcı olmasına rağmen düzenli çalışmam ve geniş kelime dağarcığım sayesinde bu başarıyı elde ettim. Hem çok mutluyum hem de çok gururluyum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, akşam saatlerinde Siverek Demirciler Çarşısı’nda meydana geldi. Alınan bilgilere göre saat 22.30 sıralarında gelen henüz nedeni belirlenemeyen şiddetli bir patlama meydana geldi. Patlamanın etkisiyle çarşıda büyük bir panik meydana gelirken, olay yerine yakın olan bir kişi yaralandı, iki motosiklet de maddi hasar meydana geldi. Şiddetli patlamanın etkisiyle, çarşının tavanında delik açıldı. Yaralanan kişi, çevredeki vatandaşlar ihbarı üzerine olay yerine gelen ambulansla Siverek Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Olay yerine gelen polis ekipleri, patlamanın nedenini belirlemek için geniş çaplı araştırma başlattı. – ŞANLIURFA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YOĞUN MÜCADELE DEVAM EDİYOR
Milas’ta çıkan orman yangınına ekiplerin müdahalesi sürerken, yangın 6’ncı saatini geride bıraktı. Kara unsurları yangının büyümesini engellemek için yoğun mücadele veriyor. Ekiplerin çalışmalarına gönüllüler de destek verirken, iş makineleri ve dozerler yardımıyla yangının önünün kesilmesi için çalışmalar sürdürülüyor. Bölgedeki çiftçiler ve vatandaşlar da hortum taşıyarak ekiplere yardım destek oluyor.
‘ORAYA KOŞUYORUZ OLMUYOR, BURAYA KOŞUYORUZ OLMUYOR’
Yangına müdahale eden gönüllü Arda Gülenay, “Karşılaştığımız en zor durumlardan birisi. Farklı farklı yerlerden parlıyor. Oraya koşuyoruz olmuyor, buraya koşuyoruz olmuyor. Rüzgar müsaade ederse kontrol altına alacağız ama sabah ancak hava desteği ile hallolacak gibi” dedi.
‘YANDIK, YANDIK BİTTİ ABİ, ÇOK KÖTÜ OLDUK’
Yangın bölgesine yakın alanda zeytin ağaçları olduğunu söyleyen çiftçi Yüksel Karaca da “Vallahi ciğerimiz yandı. Yandık, yandık bitti abi, çok kötü olduk. Hele şu canlılar, dağlar yok oldu. Ben 55 yaşındayım, bildim bileli bu çamlar burada. Bir daha ne zaman gelecek bu ağaç? Burada zeytinliklerimiz var, yangın geldi yanaştı zaten” diye konuştu.
Fırat AKAY/ MİLAS (Muğla),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bekirfakılar köyü mevkisindeki ormanlık alanda 2 gün önce öğle saatlerinde çıkan yangınla ilgili incelemelerde bulunmak üzere Umurlar köyüne gelen Polat, yetkililerden bilgi aldı.
Gece saatlerinde yangın alanını yüksek bir noktadan inceleyen Polat, daha sonra yangının söndürülmesinde görev alan personel ve vatandaşlarla sohbet etti.
Polat, gazetecilere, “Yeşil Vatan’ın” birçok yerinde başlayan ve bir kısmı da devam eden çok ciddi yangınlarla gün boyunca mücadele edildiğini söyledi.
Gecenin bu saatinde de yangınların söndürülmesi için çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Polat, “Burada dün itibarıyla başlayan yangının ikinci günündeyiz. Yangınla mücadelemiz kara ve hava unsurlarımızla gün boyunca devam etti. Takdir edersiniz ki, hava araçlarımız gün batımıyla birlikte çalışma prensipleri itibarıyla inmek zorunda kaldılar. Bunlar yarın sabah gün doğumuyla birlikte tekrar mücadeleye katkı vermeye devam edecekler.” ifadesini kullandı.
“Yangın yer yer örtü, yer yer tepe şeklinde kısmi olarak devam ediyor”
Polat, yangının etrafını çeviren kara unsurlarının çalışmalarına devam ettiğini aktararak, “Şu anda gecenin bu saatinde cansiperane bir şekilde yangının etrafını çeviren kara unsurlarımız Türkiye’nin dört bir yanından, Trabzon’dan, Antalya’dan, batısından, doğusundan gelen ateş kahramanlarımız yangının etrafını çevirmiş durumdadır. Burada temel amacımız şu anda yangının yayılımını durdurmak, yerleşim yerlerine sirayet etmesini önlemek, insanların can ve mal güvenliğini sağlamak. Yangın yer yer örtü, yer yer tepe şeklinde kısmi olarak devam ediyor. İnşallah yarın daha umutlu bir şekilde sabaha uyanacağız ve hava koşulları, meteoroloji koşulları uygun olduğu takdirde yarın çok daha olumlu sonuç alacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.
Yangınla mücadele için Türkiye’nin dört bir yanından çok sayıda insanın Göynük’e geldiğini dile getiren Polat, bölgeye gelen görevlilerin, 10-15 saat yangınla mücadele eden yeşil vatan bekçilerinden görevi devralarak çalışmalara devam ettiğini belirtti.
Polat’a incelemelerinde Bolu Valisi Erkan Kılıç, Bolu Orman Bölge Müdürü Mahmut Şentürk ve Orman Genel Müdürlüğü yetkilileri de eşlik etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler, depremin 25’inci yılında merkez üssü olan Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde düzenlenen törenle anıldı. Anma töreninde konuşan AFAD Başkanı Okay Memiş, “Bu ülke, Anadolu coğrafyası her 10 yılda bir 7 büyüklüğünün üzerinde bir depremle sarsılıyor. Her 5 yılda bir 6.5 büyüklüğünde bir depremle sarsılıyoruz. Her 3 yılda bir de 6 büyüklüğünde bir depremle sarsılıyoruz. Bu depremlerin hepsi çok yıkıcı depremler. Aslında bu sarsıntılar bile tek başına farkındalığın çok üst düzeyde olması gerektiğini bize zaten hatırlatıyor” dedi.
Kocaeli’de 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki Marmara Depremi’nin üzerinden çeyrek asır geçti. 45 saniye içerisinde Marmara Bölgesi’nin tamamında yıkıma ve 17 bin 480 kişinin ölümü ile 43 bin 953 kişinin yaralanmasına neden olan depremin kurbanları, depremin 25’inci yıldönümünde anıldı. Deprem anıtının da bulunduğu Gölcük ilçesi Kavaklı sahilinde düzenlenen törene İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu, AFAD Başkanı Okay Memiş, Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, Japonya, Pakistan ve Almanya konsolosları ile protokol üyeleri ve çok sayıda depremzede katıldı.
‘COĞRAFYAMIZ BİZE DEPREMİN NE KADAR GERÇEK OLDUĞUNU HATIRLATIYOR’
Anma töreninde konuşan AFAD Başkanı Okay Memiş, “Bundan tam 25 yıl önce gece yarısı saat 03.02’de 7.4 büyüklüğünde, gerçekten çok yıkıcı ve çok büyük bir depremle sarsıldık. Merkez üssü Kocaeli Gölcük’tü ama etkisi itibariyle tabii en az 10 vilayetimizi ve yaklaşık 16 milyon insanımızı etkiledi. Aslında bütün Türkiye’yi etkiledi. Çünkü bu bölge aslında Anadolu’nun tamamından göç alan bir bölge. Ben kendim Giresunluyum, Karadenizliyim. Benim de akrabalarımdan hayatını kaybedenler oldu. Ben bu vesileyle hayatını kaybeden 17 bin 480 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaklaşık 45 bin vatandaşımız da yaralandı o büyük depremde. Bu ülke, Anadolu coğrafyası her 10 yılda bir 7 büyüklüğünün üzerinde bir depremle sarsılıyor. Her 5 yılda bir 6.5 büyüklüğünde bir depremle sarsılıyoruz. Her 10 yılda bir 7 büyüklüğünde, her 5 yılda bir 6.5 büyüklüğün üzerinde ve her 3 yılda bir de 6 büyüklüğünde bir depremle sarsılıyoruz. Bu depremlerin hepsi çok yıkıcı depremler. Bizim farkındalıkla ilgili birimimiz var. Aslında bu sarsıntılar bile tek başına farkındalığın çok üst düzeyde olması gerektiğini bize zaten hatırlatıyor. Coğrafyamız bize depremin ne kadar önemli olduğunu ne kadar gerçek olduğunu ve ne kadar etkili olduğunu da hatırlatıyor” dedi.
‘ÇOK YAKINDA DÜNYANIN NÜFUSA ORANLA EN FAZLA ARAMA- KURTARMA EKİBİNE SAHİP ÜLKESİ OLACAĞIZ’
Konuşmasında 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden de bahseden Memiş, “6 Şubat’ta asrın felaketini yaşadık. 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde ve devamında 6.5 büyüklüğünde depremlerle asrın felaketini yaşadık. Müdahale kapasitesinde size bir bilgi vereceğim. Arama- kurtarmada müdahale ederken bir ekip 25 kişiden oluşur. Bu ekipler sürekli çalışmaz, günde 8 saat çalıştığını düşünün. Bir binada 24 saat çalışmak için 75 kişilik arama- kurtarmacıya ihtiyacınız var. 6 Şubat depreminde, 39 bin bina yıkıldı. Bu 39 bin binadan 26 bininde insan yaşıyordu. Yani 26 bin binaya müdahale edeceksiniz devlet olarak, AFAD olarak. 26 bin çarpı 75 eşittir 1 milyon 950 bin arama- kurtarmacı lazım. Peki dünyada ne kadar arama- kurtarmacı var? Dünyada yapılan çalışmaya göre 750 bin arama- kurtarmacı var. Dünyadaki kapasitenin 2 katı olsa 6 Şubat’taki depremde müdahaleye yeterli olmuyordu. Biz kendi ülkemizin kapasitesi, yurt dışından gelen arama- kurtarma ekipleri ile beraber 35 bin kişiyle müdahale ettik. Ancak alanda 650 bin kamu görevlisi çalıştı. STK’larımız ayrıca çalıştı. Elimizdeki arama- kurtarma sayımız buydu. Yani dünyanın kapasitesi bile olsa yeterli olmayan bir durum var. Biz tabii ki buradan ders çıkardık ve şu anda Türk Silahlı Kuvvetlerimizi, kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi kahraman itfaiyecilerimizi, kahraman madencilerimizi ve sivil toplum kuruluşlarımızı eğitmeye başladık. Nüfusumuzla orantılandığında dünyada en fazla arama- kurtarma ekibine sahip ülkesi olacağız çok yakın bir sürede. Ama asıl yapmamız gereken, risk azaltma ile yani sağlam zemine sağlam binaları yapmak zorundayız. İyileştirme çalışması olarak da şu anda dünyanın en büyük afet sonrası iyileştirme çalışmasını yapan bir Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti var” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vali Akkoyun, İl Emniyet Müdürü Cebrail Buğday ve İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral İdris Tataroğlu ile Valilikte düzenlenen “Asayiş ve Güvenlik Değerlendirme Toplantısı”na katıldı.
Akkoyun, burada yaptığı konuşmada, emniyet ve jandarma teşkilatını özverili çalışmalarından dolayı tebrik etti.
Asayiş ve güvenlik verilerini gözden geçirerek, suç oranlarını azaltmayı ve huzur ortamını sağlayarak halkın yaşam kalitesini yükseltmeyi hedeflediklerini ifade eden Akkoyun, Mardin’i vatanın en huzurlu şehirlerinden biri yapmakta kararlı olduklarını belirtti.
Akkoyun, bu amaçla can ve mal güvenliğini tehdit eden her türlü suç ve suç örgütü ile mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüklerini, milletin birlik ve beraberliğine kasteden bölücü terör örgütlerine karşı kararlı mücadelenin sürdüğünü dile getirdi.
Bir ayda 189 terör operasyonu
“Mardin’de bu yıl şubat ayında PKK ve FETÖ başta olmak üzere terör örgütlerine yönelik 4’ü büyük çapta 189 operasyon düzenlenmiş, 1’i silah deposu olmak üzere 6 sığınak tespit edilerek imha edilmiştir.” diyen Akkoyun, bu silah deposu ve sığınaklarda yapılan detaylı aramada, tanksavar füzesi, 4 keskin nişancı tüfeği, lav silahı, 90 kilogram el yapımı patlayıcı, çok miktarda silah, mühimmat ve yaşam malzemesi ele geçirildiğini ifade etti.
Akkoyun, düzensiz göçle etkin mücadele için oluşturulan “Mobil Göç” noktalarının, İçişleri Bakanlığının yaptığı planlama çerçevesinde gerekli altyapı hazırlıklarının da tamamlanarak 30 büyükşehirde uygulanmaya başladığını belirterek, Artuklu ilçesindeki 15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Parkı mevkisinde kurulan “Mobil Göç” noktasındaki aracın düzensiz göçle mücadele faaliyetlerine devam ettiğini söyledi.
“Narkotik suçlarla mücadele çerçevesinde 150 operasyon düzenlendi”
Mardin’de bağımlılıkla mücadele konusunda yapılan operasyonlarla ilgili de bilgi veren Akkoyun, bir taraftan kolluk kuvvetlerinin ile uyuşturucu madde girişini engellediğini, diğer taraftan da uyuşturucu madde kullanımının önlenmesi için vatandaşlara yönelik bilinçlendirme faaliyetlerine devam edildiğini dile getirdi.
Akkoyun, “Narkotik suçlarla mücadele çerçevesinde ilde geçen ay toplam 150 operasyon düzenlenmiştir. Operasyonlar çerçevesinde 21 kişi gözaltına alınmış, 10 kişi tutuklanmıştır. Kaçakçılıkla mücadele çerçevesinde şubat ayı içinde 86 operasyon düzenlenmiş olup yakalanan şahıslar hakkında adli işlem gerçekleştirilmiştir. Huzur ve güven ortamı uygulamaları çerçevesinde 567 kişi yakalanmıştır.” diye konuştu.
Trafik denetimlerinin de sürdüğüne işaret eden Akkoyun, geçen ay 1460’ı okul servis aracı olmak üzere toplam 168 bin 468 aracın denetlendiğini bildirdi.
Akkoyun, şunları kaydetti:
“Bu yılın şubat ayında geçen yılın şubat ayına göre kentte trafik kazalarında maalesef kısmı bir artış görülmektedir. Hep birlikte trafik kurallarına uyarak bu artışı azaltıp daha güvenli bir trafik seyri sağlamak durumundayız. İçişleri Bakanlığı’mızın talimatlarıyla şehirlerarası otobüslerin karışmış olduğu kazalardaki can kayıplarını azaltmak için yolcuların emniyet kemeri kullanımını artırmaya yönelik 7 Şubat 2024 tarihinde ülke genelinde bilgilendirme faaliyetleri yürütülmüştür. Bizler de bu konuda toplantımızı gerçekleştirdik. Bu konudaki uyarı ve hassasiyetlerimizi tüm paydaşlarımıza ilettik. Emniyetimiz, jandarmamız ve trafik birimlerimiz şehirlerarası otobüs terminalinin yanı sıra yol kontrol noktalarında bilgilendirme çalışmalarını aralıksız sürdürmekte. Şehirlerarası ulaşımda görev yapan sürücülerimizden de araç bakımlarını ve kontrollerini düzenli yapmaları, emniyet kemeri konusunda belirlenen kurallara uymaları ve vatandaşlarımıza güvenli seyahat sunmaları konusunda hassasiyet göstermelerini bir kez daha istiyoruz.”
]]>Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından Menteşe ilçesinde yapımı tamamlanan, Menteşe Belediyesi tarafından peyzaj düzenlemeleri, meydan içerisindeki kafe ve dükkanların kiralanması yapılan Menteşe Kent Meydanı hizmete açıldı. Büyükşehir Belediyesi tarafından 48 milyon 135 bin TL yatırımla Muğla’ya kazandırılan tesisin açılış töreni gerçekleştirildi.
Menteşe ilçesinin prestij merkezi olması beklenen 24 bin 172 metrekare alan üzerine inşa edilen Kent Meydanı Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Menteşe Belediyesi işbirliği ile Muğla’ya kazandırıldı. Menteşe Kent Meydanı’nda 3 adet kafe ve 25 dükkan ziyaretçilerini ağırlayacak. 4 katlı, 593 kapasiteli yeraltı otoparkı da şehir içi trafiğindeki araç yoğunluğunu azaltacak.
“Başkaları buraya 9-10 kat yükseklikte binalar yapardı”
Kent Meydanı açılış töreninde konuşan Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş, kentin göbeğine başka zihniyetlerin 9-10 katlı binalar yapabileceklerini ancak kendilerinin buraya meydanın yakışacağını düşündüklerini ve bu hizmeti hayata geçirdiklerini söyledi. Gümüş, “Menteşemizi bu hale getiren, cazibe merkezi haline getiren Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Osman Gürün’e teşekkür ediyorum. 20 gün sonra 10 yıllık süreç doluyor. Bizler Menteşe Belediyesi olarak halka dokunan projeler hayata geçirdik. Önce insan diyen evdeki çocuğa kadına yaşlıya dokunan hizmetler yaptık. Son ziyaretlerde bunların karşılığını görmek bizlere mutlu ediyor. Burası eski garajdı. Hukuki nedenlerden dolayı 10 yıl boş kaldı. Bu süreç içimizi sızlattı. Burası Muğla’nın göbeği olduğu için meydan yakışırdı. En verimli şekilde kullanmak için çalıştık. Önce insan önce halk diyerek projeyi hayata geçirdik. Burayı başkaları 9-10 katlı binalar dikebilirdi. Projeyi sivil toplum kuruluşlarıyla defalarca tartışarak ortak akılla hizmete geçirdik” dedi.
“Biz Muğla’nın doğasına zarar verebilecek her türlü uygulamaya karşı çıktık”
Muğla’da hukuk dışı, kanun dışı ve kentin doğasına zarar verebilecek her türlü imar uygulamasına karşı olduklarını söyleyen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, kenti korumak ve hizmet etmek için mücadele verdiklerini söyledi. Gürün, “Son yıllarda sevgi azalıyor ve kutuplaşma artıyor. Adeta birbirimize düşmanmış gibi davranıyoruz. Bu çok yanlış. İnadına kol kola, birlikte olmalıyız. Biz hukuk dışı, kanun dışı ve bu güzel kente hançer vuracak olan imar uygulamalarına 202 dava açtık. Bu hizmete engel olmak değil, kentin yeşilini ve mavisini korumaktır. Bizler otopark, meydan, spor tesisleri, garajların şehir dışına taşınması, su ve kanalizasyon yatırımları, sağlık hizmetleri gibi insana dokunan yatırımlar yapmaya çalıştık. Buna rağmen bize yatırımları engellediğimiz söyleniyor. Doğru ol engellemeyelim. Kentimize zarar verme destekçiniz olalım” diye konuştu.
Başkan Gürün her projenin arkasında büyük bir hikaye olduğunu belirterek, “Biz hizmetlerin önceliğini tespit edip, finansmanını sağlayıp, izinleri alıp yatırıma geçiyoruz. Her projenin arkasında büyük bir hikaye var. Çok şükür hem Menteşe’de hem de diğer ilçelerimizde çok büyük yatırımların altına imza attık. Yapılacak olan işler yapılmış olanlardan daima daha fazladır. Ancak altyapısını yapmadığımız şeylerde üste yapılan yatırımların yok farz edileceği durumlarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Burada biz otogarı adliyenin oradaki otogara taşıdık. Ancak çağdaş kentlerde otogarlar şehirlerarası yolun üzerinde olur. Bu nedenle çevre yoluna yeni bir otogar yapıp oraya taşıdık. Sosyal demokrat bir anlayışla kente insan odaklı bakan ve insanın hayatını kolaylaştırarak zenginleştirme amacıyla bakınca bu hizmetleri kentin değerlerine katıyorsunuz. Her zaman bu bakış açısıyla hizmet ettik” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Menteşe Kent Meydanı protokol tarafından kesilen kurdele ile vatandaşın hizmetine açıldı. – MUĞLA
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Mithatpaşa Mahallesi Davutpaşa Caddesi’nde 1 Mart’ta gece 23.50’de 17 yaşındaki T.C’nin kullandığı araçla, yol kenarında arıza nedeniyle bekleyen 3 ATV aracına çarparak 1 kişinin ölümüne, 4 kişinin de yaralanmasına neden olduğu kazaya ilişkin başlatılan soruşturma sürüyor.
Kazada hayatını kaybeden Oğuz Acı’nın babası Özer Acı, Sarıyer’deki evinde gazetecilere yaptığı açıklamada, olaya şahit olan bir görgü tanığının “Oğuz biraz aşağıdaydı, ben 7-8 kişinin araca bindiğini gördüm, orada bir kadın sesi duydum ama aşağıda olduğum için göremedim.” dediğini anlattı.
Bu beyandan anlaşıldığı gibi Eylem Tok’un kazanın ardından oğlunu gelip aldığını dile getiren Acı, “Bizim çocuklarımızı orada bırakmış. Kendi kamuoyuna bir duyuru yapmış, biz yardım ettik, diye. Ama görgü tanığı arkadaş ‘Bizim yanımızda bir kadın yoktu, ilk Oğuz ağabeyimizi ambulansa bindirdik, sonra diğer yaralıları ambulanslarla sevk ettikten sonra ben olay yerinden ayrıldım.’ diyor. Eğer yardım ettiyse bu görgü tanığı olay yerinde niye görmemiş, bir feryadını, bir sızlamasını, haykırışını. Sadece yaptığı şey, oğlunu aramış, işte 112’yi oğlu aramış veya ona benzer bir şey diyor.” ifadelerini kullandı.
Bazı yaralıların cep telefonlarının kayıp olduğu iddiası
Yaralılardan bazılarının telefonlarının kayıp olduğunu ileri süren Acı, “Oğlumun telefonu kaza yerinden 15 metre ötede bulunmuş, zaten oğlum da 8 metre aşağıdaymış. Fakat iki telefon kayıp. Bu kayıp telefonlardan biri güvenliğe bırakılıyor, daha sonra gelip alınıyor.” diye konuştu.
Acı, Eylem Tok’un avukatı üzerinden yaptığı açıklamaya ilişkin de şunları kaydetti:
“Gerçek bir anne evladını kaçırarak korumaya çalışmaz. Benim evladım ölünce ‘Keşke benim de evladım ölseydi.’ demesi lazım. Ben asla ölmesini istemem ama içgüdülerle hareket etmek değil. Korku veya evladını kim döver. Adalete güvenmiyor mu? Bizim kolluk kuvvetine güvenmiyor mu? Güvensin, ben nasıl güveniyorsam o da güvensin. Onlara güvenmiyorsa koruma tutsun, korusun. Onun beyanların çoğu duygu şeyi… ‘Ben teslim olacağım.’ diyor. Yakalama kararı çıkmadan teslim olsaydı daha iyi değil miydi? O da bir yavrumuz. Yavrumuzun adalete teslim olmasını istiyorum. Buradan sesleniyorum; bir an önce gel teslim ol. Şu an anne olarak hem kendine hem eski eşine hem evladına zarar veriyor. Adaletten kaçılmaz. Muhakkak adalet tecelli edecektir.”
Ailenin avukatı Burak Erden ise kazada hayatını kaybeden Oğuz Murat Acı’nın 1,5 yaşında çocuğu olduğunu söyledi.
Kaza yerinde, bazı telefonların kaybolduğuna yönelik iddialar olduğunu belirten Erden, “Bunları Eylem hanımın alıp almadığı yargılama aşamasında belli olacak. Biz hem anne hem de çocuk hakkında da suç duyurusunda bulunduk. Annesinin delilleri karartmakla ilgili bir suçunun olduğunu düşünüyoruz. Bunun yanında yardım ve yataklık, çünkü alıyor yurt dışına kaçırıyor, üç dört saat içerisinde. Bu ileriki günlerde netleşecek.” değerlendirmesini yaptı.
Ne olmuştu?
Eyüpsultan’da 1 Mart’ta seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanmış, yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarpmıştı.
Kaza sonucu yaralanan Oğuz Murat Acı, İ.G, T.A, S.K. ve H.T. hastaneye kaldırılmıştı. Yaralılardan Oğuz Murat Acı, yapılan müdahaleye rağmen hayatını kaybetmiş, T.A’nın ise hayati tehlikesinin bulunduğu bildirilmişti.
Yapılan incelemede, kazaya neden olan 17 yaşındaki sürücü T.C’nin olay yerine gelen annesi Eylem Tok’un aracıyla buradan uzaklaşıp saat 02.00 sıralarında İstanbul Havalimanına gittikleri, 04.30 sıralarında da Mısır’a uçtukları tespit edilmişti.
]]>Vali Su, Valilikte düzenlenen basın toplantısında, beraberinde İl Emniyet Müdürü Fatih Kaya ve İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Selçuk Yıldırım ile 1 Ocak 2023 ile 29 Şubat 2024 tarihleri arasında kentte terör, asayiş, güvenlik, uyuşturucu, göçmen kaçakçılığı ve siber suçlara yönelik gerçekleştirilen çalışmalarla ilgili bilgi paylaştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ve bakanların koordinesinde kamu ve özel sektör olmak üzere ilde her sektörde çok önemli yatırım, çalışma ve hizmetlerin gerçekleştirildiğini belirten Su, ilin huzur ve güvenliği için de önemli çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Su, vatandaşların huzur ve güvenliği için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini ifade ederek, ilin huzuru ve güvenliği için bir taraftan önleyici kolluk hizmetleri yürüttüklerini, diğer taraftan da suçluların yakalanması ve olayların aydınlatılmasına yönelik savcıların talimatları doğrultusunda güvenlik kuvvetlerinin çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.
19 terör eylemi engellendi
İlde terör örgütlerine yönelik çok önemli çalışmalar yapıldığını belirten Su, şunları söyledi:
“Önleyici kolluk hizmetleri önemli. Bu konuda da yoğun bir çaba gerçekleştirdik. 19 terör eylemi yapılmadan engellenmiştir. Terör örgütlerine yönelik kırsalda 13 bin 349, merkezlerde 512 operasyon gerçekleştirdik. Bu operasyonlarda, 44 terörist etkisiz hale getirildi, 1937 şahıs gözaltına alındı, bunlardan 222’si tutuklandı, 372’si hakkında da adli kontrol kararı verildi. Güvenlik kuvvetleri terörizmin finansmanına yönelik de 2 önemli operasyon gerçekleştirdi ve 34 şüpheli gözaltına alındı. Bu şüphelilerden 9’u tutuklandı.”
Vali Su, organize suç örgütlerine yönelik de ciddi çalışmalar gerçekleştirdiklerini dile getirerek, bu kapsamda düzenlenen 111 operasyonda 313 şüphelinin gözaltına alındığını, bu şüphelilerden 102’sinin tutuklandığını, 86’sı hakkında da adli kontrol kararı verildiğini aktardı.
Uyuşturucuyla mücadele
Diyarbakır’da uyuşturucuyla ilgili hem önleyici tedbirler hem de bu işle iştigal edenlerin yakalanmasına yönelik emniyet ve jandarmanın çok önemli çalışmalar yaptığını aktaran Su, şunları kaydetti:
“İlimizde uyuşturucu madde imal edenlere, ticaretini yapanlara, kullananlara, bunlara yardım edenlere yönelik 7 bin 689 operasyon gerçekleştirdik. Şüpheli 8 bin 451 şahsı yakaladık, bunlardan 1271’i tutuklandı, 253’ü hakkında da adli kontrol kararı verildi. 58 ton 748 kilo 562 gram esrar, 103 milyon 19 bin 31 kök skunk ve kenevir bitkisi ele geçirdik. 5 kilo 412 gram eroin, 3 kilo 865 gram kokain, 90 kilo 299 gram metafetamin, 141 bin 308 ecstasy sentetik ecza gibi maddeleri ele geçirdik. Bunların imhasını gerçekleştirdik.”
Kentte asayiş olayları ve mala karşı işlenen suçlar azaldı
Su, 2023’ün ilk iki ayı ile 2024’ün ilk iki ayını karşılaştırdıklarında kişilere karşı işlenen asayiş suçlarında yüzde 1,5’luk, mal varlığına karşı işlenen suçlarda da yüzde 30 azalma olduğunu tespit ettiklerini belirtti.
Göçmen kaçakçılığıyla ilgili yürütülen çalışmalara ilişkin de bilgi veren Su, organizatör ve düzensiz göçmenlere yönelik 27 operasyonun yapıldığını söyledi.
Operasyonlarda 78 şüphelinin gözaltına alındığını, bunlardan 45’nin tutuklandığını, 16’sı hakkında da adli kontrol kararı verildiğini ifade eden Su, 1714 düzensiz göçmenin yakalandığını, bunların geri gönderme merkezlerine sevki ve sınır dışı edilme işlemlerinin yapıldığını belirtti.
Siber suçlara yönelik mücadeleye de değinen Su, “Siber suçlarla ilgili 51 operasyon gerçekleştirdik. Şüpheli 239 kişi gözaltına alındı, bunlardan 155’i tutuklandı, 37’si hakkında da adli kontrol kararı verildi.” dedi.
Vali Su, vatandaşların huzuru ve güvenliği için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
]]>Emine Erdoğan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Tarım ve Orman Bakanlığının ilgili kuruluşu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) tarafından düzenlenen “Tarımda Kadın Emeği Zirvesi”ne katıldı.
Zirve öncesinde Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Mersin’den Ordu’ya, Denizli’den Şanlıurfa’ya Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadın çiftçilerin el emeklerini sergiledikleri stantları gezen Emine Erdoğan, buradaki ürünler hakkında bilgi aldı, kadın çiftçilerle sohbet etti, hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Anadolu toprağı nasıl bereketliyse Anadolu kadını da çalışkandır”
Emine Erdoğan, zirvede yaptığı konuşmada, Avrupa kıtasının tamamında 13 bin çeşit bitki türü varken, Türkiye’de 12 bin çeşit bitki yetiştiğine dikkati çekti.
Bir ayrıcalık olan coğrafyanın bu zenginliğini korumanın herkese mühim bir sorumluluk yüklediğini ifade eden Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu sorumluluğun ağırlığını en iyi sizlerin anladığını düşünüyorum. Çünkü, kadınla toprak arasında, emeğe dayalı uzun bir geçmiş var. Tohumu, topraktan kundağına yatıran, suyunu dualarla veren, şefkat damlayan elleriyle büyüten, sizlersiniz. Toprağın alın yazısı olduğunu, sabrı öğreten kadim bir öğretmen olduğunu biliyorsunuz. Anadolu toprağı nasıl bereketliyse Anadolu kadını da çalışkandır, üretkendir.”
Emine Erdoğan, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gıda üretiminin yarıdan fazlasının kadınların ellerinde gerçekleştiğini belirtti.
“Sizler, bir yandan vatanınızı doyurarak milletimize analık yapıyor, diğer yandan henüz doğmamış evlatlarımızın hakkını gözetiyorsunuz.” diyen Emine Erdoğan, Ata Tohumu Projesi’ne başlandığında bu gerçeği çok daha iyi gördüklerini ifade etti.
“1537 çeşit ata tohumunu koruma altına aldık”
Emine Erdoğan, sandıklarda ve kilerlerde yıllarca saklanan ata tohumlarının, sahip olunan ferasetin, deneyimin ve ileri görüşlülüğün bir ispatı olduğunu dile getirdi.
2017’den bu yana 1537 çeşit ata tohumunu, gen bankalarında koruma altına aldıklarını vurgulayan Emine Erdoğan, “37 yerel çeşidi de tescil ederek kayıt altına aldık. Bildiğiniz gibi geleceğimizin güvence altına alınması için doğa temelli, sürdürülebilir üretim modelleri esastır. Böyle bir üretim de ancak bölgesel koşullara ve iklime uygun yerel tohumların kullanılmasıyla mümkün olabilir.” diye konuştu.
Yerel türlerin, bulundukları coğrafyanın hafızası olduğuna, bölgenin geçirdiği değişimleri bilerek, kendisini yeni koşullara adapte ettiğine dikkati çeken Emine Erdoğan, yerel türlerin korunmasının biyoçeşitlilik kaybına bağlı çevre krizlerinin engellenmesi için de çok önemli bir çaba olduğuna işaret etti.
Emine Erdoğan, “Tarlada, hasatta, nakliyede ve depolamada gıda kaybını önleyecek kalıcı çözümler üreteceğiniz kanaatindeyim. Bu noktada, aile çiftçiliği de hem iklim değişikliğiyle mücadelede hem de sürdürülebilir tarımda önemli bir güçtür.” şeklinde konuştu.
Tarımsal bilgi ve deneyimin hafıza merkezi olduğunu belirten Emine Erdoğan, gençlerin bu mirasa sahip çıkmaları için teşvik edilmesi çağrısında bulundu.
“Ekilmemiş tek bir karış toprağımız kalmasın”
Emine Erdoğan, tarımın en büyük zenginlik olduğu dünyada el birliğiyle, kırsalı gençler için fırsatlarla dolu bir alana dönüştürmenin önemine değinerek, şunları söyledi:
“İnanıyorum ki biz yerel ve bölgesel üretime sahip çıktıkça, hem geleceğimizi koruyacağız, hem de kırsalımızı kalkındıracağız. Doğru tarım uygulamalarıyla, tabiata ihtiyaç duyduğu şifayı vereceğiz. Peygamber Efendimiz, bir hadisişeriflerinde, ‘Kimin tarlası varsa onu eksin. Kendisi ekmezse din kardeşine ektirsin’ buyuruyor. Bir verip bin aldığımız toprağın, üzerimizde hakkı vardır. Bu hakkı, onu ekerek, koruyarak, zehirli maddelerden uzak tutarak teslim edebiliriz.
Bu hususta sizlerden çok şey beklediğimi ifade etmek istiyorum. Gelin sizler bu konuda öncü olun. Ekilmemiş tek bir karış toprağımız kalmasın. İmece kültürümüzü burada da yürürlüğe koyalım. El birliğiyle ekelim, el birliğiyle toplayalım. Toprağa yalnızca karnımızı doyuracak ürünü değil, geleceği de ektiğimizi hiç aklımızdan çıkarmayalım.”
Emine Erdoğan, kompost gübrenin toprağı zenginleştirdiğini, su tutma kapasitesini arttırdığını, üzerinde yetişen bitkiler için de şifa olduğunu, kimyasal gübreler ve zirai ilaçların ise toprağı yorduğunu, küstürdüğünü belirterek, şöyle konuştu:
“Mesela, biz Külliye’de oluşan organik atıklarımızı kompost gübreye dönüştürüyor ve park bahçe faaliyetlerimizde kullanıyoruz. Bahçede gördüğünüz bütün bitkiler kompost gübreyle beslenip serpiliyor. Böylece kimyasal gübrelerin toprakta birikmesini, derinlere sızarak yer altı sularına karışmasını ve gaz halinde havayı kirletmesini de engellemiş oluyoruz.”
Tarım uygulamaları ve toprak kalitesinin toplum sağlığını doğrudan etkilediğine dikkati çeken Emine Erdoğan, sofraya koyulan ürünlerin sağlıklı bir topraktan gelmediği takdirde nesillerin sağlığını bozduğunu söyledi. Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kimyasal ilaç ve gübrelere alternatif doğal yöntemleri kullanmazsak biyoçeşitliliğimiz de tehlike altına giriyor. Oysa bu topraklar, Yaradan’ın yeryüzüne nakşettiği muhteşem bir eserdir. Attığımız her adımda, toprağa ve tabiata muamelemizde bu gerçeği hiç unutmayalım. Topraklarımıza bir anne şefkatiyle sahip çıkan siz değerli kadın çiftçilerimizin ve tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü şimdiden tebrik ediyorum. Tüm sorunlarınızın çözümünde ve projelerinizde destekçiniz olduğumu bilmenizi istiyorum.”
Emine Erdoğan, kadın çiftçiler Munise Çetin, Buket Yıldırım, Hatem Kümbet, Zübeyde Baloğlu, Merve Atıcı’ya plaket takdim etti, aile fotoğrafı çektirdi.
Zirve sonrasında kadın muhabirlerle de hatıra fotoğrafı çektiren Emine Erdoğan, onların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.
Zirvede, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TKDK Başkanı Ahmet Antalyalı ve TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı da konuşma yaptı.
]]>Eyüpsultan’da 1 Mart 2024 günü meydana gelen trafik kazasında
arkadaşları ile ATV ile gittiği esnada arızalanması sonrası yol kenarında bekleyen Oğuz Murat Acı’ya lüks bir araç çarptı. Çarpma sonrası lüks araç sürücüsü Timur C. olay yerine gelen annesi Yazar Eylem Tok ile birlikte Mısır’a kaçmıştı. Kaza sonrası oğlunu kaybeden baba Özer Acı kazadan sonra yaşadıklarını anlattı.
Olayı duyduktan sonra hastaneye koştuğunu ifade eden acılı baba Özer Acı, ” Gece oğlumun dayısının eşi beni aradı oğlun trafik kazası geçirdi diye. Ben Oğuz’u Seyrantepe’deki hastaneye götürmüşler. Öteki 2 yaralıyı Okmeydanı’ndaki hastaneye gönderiyorlar. Ben tabi fırlayarak hastaneye gittim. Oğlumun ölü olarak geldiklerini söylediler. Sonradan görgü tanığından öğrendiğime göre Oğuz abime yardım ettim. Ambulansa ben taşıdım. 112’yi benim arkadaş aradı. Görgü tanığının aracını 500 metre geride geçtiklerini ve kaza anına ilk ulaştığını söyledi. Görgü tanığının söylemesine göre Oğuz abim biraz aşağıdaydı. Ben sadece araçta 7 ya 8 da çocuğun araca bindiğini gördüm. Orada bir bayan sesi duydum. Ama ben aşağıda olduğu için görmedim. Çocuklar 10 kişiymiş. 5’i bir arabada 5’i diğer arabada. Çocuğunu gelmiş almış oradan. Bizim çocuklarımızı orada bırakmış. Kendisi kamuoyuna bir duyuru yapmış işte biz yardım ettik ambulansı aradık şeklinde. Ama görgü tanığı arkadaş bizim yanımızda bir bayan olmadığını söyledi. İlk Oğuz abimi ambulansa koyduk. Sonra diğer yaralıları ambulanslara sevk ettik. Sonra ben olay yerinden ayrıldım. Eğer yardım etmişse bu görgü tanığı o bayanı orada neden görmemiş. Bir feryadını, sızlamasını, bir ağlayışını. Sadece oğlunu aramış. 112’yi oğlum aradı gibi bir şey kullanıyor. Oğlunun 112’yi aradığını paylaşsın. Gerçekler gün yüzüne çıksın. Bizde bilelim, kendileri de bilsin” şeklinde konuştu.
Yazar Eylem Tok’a çağrıda bulunan acılı baba Özer Acı, ” Yaralı evlatlarımızın 2 telefonu kayıp. Bir tanesinin cebindeymiş. Benim oğlumun telefonu kaza yerinden 15 metre ötede bulunmuş. Zaten oğlumda 7-8 metre aşağıdaymış. Olay yerine ben gitmedim, bilmiyorum. Bu kayıp olan 2 telefonların bir tanesi güvenliğe bırakılıyor. 3-5 dakika sonra gelip alınıyor. Çocuğun teyzesi telefonla arayıp siz kimsiniz diyor. Ben teyzesiyim deyince telefon kapanıyor ve o telefondan da başka bir haber alamıyoruz. Gerçek bir anne evladını kaçırarak korumaya çalışmaz. Benim evladım ölünce demesi lazım ki, keşke benim evladımda ölseydi. Ben asla ölmesini istemem. Ama içgüdülerle hareket etmek değil, korkuyla evladımı döverler. Kim döver. Adalete güvenmiyor mu? Bizim kolluk kuvvetlerine güvenmiyor mu, güvensin. Ben nasıl güveniyorsam o da güvensin. Onlara güvenmiyorsa koruma tutsun, korutsun. Hani zengin ya. Onun yaptığı beyanların çoğu ben teslim olacağım diyor. Bugün yakalama kararı çıktı. Bu çıkmadan teslim olsaydı daha iyi değil miydi? O da bir yavrumuz, yavrumuzu adalete teslim olmasını istiyorum. Buradan sesleniyorum. Bir an önce gel, teslim ol. Şuan anne olarak hem kendine hem eski eşine hem de evladına zarar veriyor. Adaletten kaçılmaz. Muhakkak adalet tecelli edecektir” ifadelerine yer verdi.
Şuana kadar aileye ya da bana ulaşan kimsenin olmadığını ve ilerleyen süreçte kırmızı bülten çıkacağını belirten Avukat Burak Erden, “Eylem hanım yazılı bir açıklama yapmış. İkisi hakkında da yakalama kararı çıkartıldı. Geleceklerini ümit ediyoruz. Açıklamayı da çok vicdansızca buluyoruz. Açıklamada bir anne olduğundan bahsediyor. Anne refleksi ile götürdüğünden bahsediyor. Bizim müvekkilimizin 1,5 yaşında bir çocuğu var. Götürmesinin dışında bir de telefonların alındığına dair iddialar var. Bunları Eylem hanımın alıp almadığı yargılama aşamasında belli olacak. Şuan iddianamede net değil. Şuan konu bu durumda. Hukuk süreci ile ilgili biz hem annesi hem de çocuk hakkında da suç duyurusunda bulunduk. Annesinin delilleri karartmak suçunun olduğunu düşünüyoruz. Bunun yanında yardım ve yataklık. Çünkü çocuğunu alıyor 3-4 saat içerisinde yurt dışına kaçırıyor. Bu tabi ki ileri ki günlerde belli olacak. Yakalama kararının olduğuna dair savcılık bir açıklama yaptı. İlerde kırmızı bülten göreceğiz. Aile eğer samimiyse zaten gelecek ve yargılanacak” açıklamasında bulundu. – İSTANBUL
]]>Mahalle meydanında düzenlenen törende Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, yediden yetmişe her yaştan mahallelinin sevgi gösterileriyle karşılandı. AK Parti Talas İlçe Başkanı Mustafa Kiraz ile MHP Talas İlçe Başkanı Kayhan Saraç’ın yanı sıra AK Parti ve MHP ilçe teşkilatları, meclis üyeleri ve mahalle muhtarlarının da katıldığı törenin açılış konuşmasını yapan Sosun Muhtarı Fatih Boyraz, Başkan Yalçın’a hizmetlerden dolayı teşekkür etti. Boyraz, “Sağ olsun var olsun bizi hiç kırmadı. Milyonluk yatırımla bizi rahatlattı, sosyal tesis sahibi yaptı. Allah razı olsun. Sosun’a sahip çıkıyorlar. Başkanım ‘kırsala sahip çıkmayan şehri yönetemez’ der. Başkanım kadar kırsala sahip çıkan bir başkan da görmedik” dedi.
“Başkanımızdan Allah razı olsun”
MHP Talas İlçe Başkanı Kayhan Saraç, “Muhtarımız sağ olsun bütün yapılan hizmetleri anlattı. Mustafa Yalçın başkanımın tecrübelerini söyledi. Başkanımızdan Allah razı olsun. Tesisin yapımında emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Yalçın başkana teşekkür
AK Parti Talas İlçe Başkanı Mustafa Kiraz, “Tesisin yapımında emeği geçen bütün kardeşlerimize ve başkanımıza teşekkür ediyorum. Buranın güzel günlerde kullanılmasını diliyor, hayırlı olsun diyorum” şeklinde konuştu.
“Tesislere sahip çıkılmasından keyif alıyoruz”
Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, “Kırsal mahallelerimize böyle tesis yaptığımızda vatandaşlarımızın tamamının da sahip çıktığını gördüğümüzde değmeyin keyfimize. Allah sizden razı olsun. Sizler burada toprağımıza, hayvanımıza sahip çıkıp da şehirde yaşayanların gıdasını temin etmeye canla başla çalıştığınız sürece size ne yapsak az. Bu mahallemizin farklı bir yönü var. Yarısından fazlası şehirde olmasına rağmen bir ayakları burada. Bakıyoruz ki köy şehir, şehir köy gibi. Biz ne kadar köylüysek o kadar kentliyiz. Ne kadar kentliysek o kadar köylüyüz” ifadelerini kullandı.
“Bugüne kadar korona ve deprem dışında 43 defa muhtarlarla toplantı yaptık” diyen Başkan Yalçın, şunları söyledi:
“Koronada iki yıl şehirlerde evlere kapandık. Sizin ne kadar kıymetinizi bilsek yerinizi dolduramayız. Sosun’a yaptıklarımız anlatmayla bitmez. Mobil koyun banyoluğundan taş toplama makinesi, pres makinesinden anıza direkt ekim makinesine, gübre ve tohum desteğine kadar hep yardım ettik.”
Başkan Yalçın sosyal tesisin önemli bir ihtiyacı karşıladığını belirterek, “Kızlar, gelinler, ağabeyler, hanımlar hepsi burayı bir toplantı salonu olarak düşünmeli. Dinlenmek isteyen, arkadaşıyla sohbet etmek isteyen buraya gelebilir. O nedenle buranın çok uygun bir hizmet olduğunu gördük. Bu yıl 8 tane sosyal tesis açtık. Bir taraftan da açılışlara devam ediyoruz. Önemli olan köylümüzün burada bir araya gelmesi” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Sosun Muhtarı Fatih Boyraz ve mahallenin ileri gelenleri, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın’a Arapça “Bismillahirrahmanirrahim” yazılı tablo hediye ederken, sosyal tesis dualar eşliğinde kurdelesi kesilerek hizmete girdi. Başkan Yalçın törenin sonunda sosyal tesiste mahalle sakinleriyle birlikte çay eşliğinde sohbet etti. – KAYSERİ
]]>Milli Eğitim Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları ve Fundación MAPFRE işbirliğinde, “Trafikte Sorumluluk Hareketi” kapsamında “Şehrin Akıllı Çocukları” projesi yürütülüyor.
2021’den beri sürdürülen projeyle bugüne kadar 600 okulda 91 bini aşkın öğrenci ve 12 bini aşkın öğretmene ulaşıldı.
Proje kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı Ar-Ge ve Projeler Dairesi Başkanı Sedat Abdulhakimoğulları, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdürlüğü temsilcisi Şube Müdürü Mehmet Erdem Atılgan, TÜVTÜRK yetkilileri ile MAPFRE Sigorta Kurumsal İletişim Müdürü Belma Şahin Alçıcı Çankaya Arjantin İlkokulunu ziyaret etti.???????
Çocuklarla bir araya gelerek eğitime katılan ve eğitimcilerle bilgi alışverişinde bulunan Alçıcı, proje hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Alçıcı, projenin esas amacının, öğrencilere trafikte güvenli davranış eğitimlerini aktarmak ve gelecek için akıllı şehir modellerindeki trafik düzenini oluşturabilecek yeni nesillere katkıda bulunmak olduğunu söyledi.
Projenin hedef kitlesinin 4’üncü sınıf öğrencileri olduğunu belirten Alçıcı, “Bu projeyle bizim oluşturduğumuz mekanizmayla ve uyguladığımız eğitim materyalleriyle şimdiye kadar binlerce öğretmenimizi projeye dahil ederek onların sayesinde de hem velilerimize hem de öğrencilerimize ulaşarak aslında bir ekosistem oluşturuyoruz.” diye konuştu.
Alçıcı, projenin en kilit noktasının, bir trafik bilinci oluşturarak, özgün eğitim materyalleri ve farklı etkinliklerle bunun içselleştirilmesini sağlamak olduğunu belirtti.
Projeyi uzun yıllar sürdürmeyi hedeflediklerine dikkati çeken Alçıcı, “Şimdilik 10 ilde gerçekleştiriyoruz. 2025 itibarıyla projenin bazı etaplarında farklı içerikler ve etkinlikler eklemeyi düşünüyoruz. Ama burada amaç öğretmenlerimizin desteğiyle ulaştığımız öğrenci sayısını ve ulaştığımız kitleyi biraz daha genişletmek.” diye konuştu.
“Trafik işaret ve levhalarının özel bir anlamı olduğunu bilmiyordum”
Arjantin İlkokulu 4’üncü sınıf öğrencisi Erva Karagöz, proje sayesinde trafik kurallarına ilişkin bilgi sahibi olduğunu belirterek, “Ben trafik işaret levhalarının şekillerinin ve renklerinin farklı olmasının özel bir anlamı olduğunu bilmiyordum. Hatta üzerinde çarpı işareti olmadığı için, ‘bisiklet giremez’ levhasının tam tersi olduğunu zannediyordum. Meğerse daire şeklinde olan işaretler yasaklama anlamına geliyormuş.” diye konuştu.
İnsanların gelecekte trafik güvenliği konusunda daha da bilinçleneceğini belirten Karagöz, “Teknoloji her geçen gün değişiyor ve gelişiyor. Teknoloji ve bilinçli insanlar sayesinde artık araçlar ve yollar da daha güvenli olacak, kazalar azalacak ve hepimiz daha mutlu olacağız.” dedi.
4’üncü sınıf öğrencisi Salih Kaan Dalda ise trafik güvenliğine ilişkin etkinliklerin de yer aldığı derslerin içerikleri hakkında, “Tematik kartların hepsinde oyun, bulmaca ve yarışma gibi bizlerin çok hoşuna gidecek etkinlikler var. Etkinliklerin hepsi çok eğlenceli, bu sebeple trafik güvenliği derslerimiz çok keyifli hale geldi.” değerlendirmesinde bulundu.
Proje 10 ilde 200 okulda sürüyor
Gelecek kuşaklarda trafik kuralları konusunda bilinç oluşturmayı hedefleyen proje kapsamında, her yıl 10 ilde 4. sınıf öğrencilerine eğitimler veriliyor.
Proje kapsamında gerçekleştirilen “Geleceğin Akıllı Şehirlerini Akıllı Çocuklar Kuracak” etkinlikleri çerçevesinde “Akıllı Şehir Maketi” uygulaması da çocukların yaratıcılıkları ve trafik bilincini pekiştirmeyi amaçlıyor.
Öğrencilerin aldıkları eğitimle hayal ettikleri akıllı şehirleri geliştirmelerini sağlayan maket sergisi, bugüne dek 126 okulda açıldı ve 4 bin 286 maket bu sergilerde yer aldı.
Projeyle bu yıl Ankara, Antalya, Bursa, İzmir, İstanbul, Konya, Malatya, Mersin, Samsun ve Siirt olmak üzere 10 ilde, 200 okulda, 30 bin öğrenciye ulaşılması hedefleniyor.
]]>CHP genel başkan yardımcıları Burhanettin Bulut, Gül Çiftçi ve Volkan Demir, parti genel merkezinde basın mensuplarıyla bir araya geldi.
Gazetecilerin mahalli idareler seçim sürecine ilişkin sorularını yanıtlayan Bulut, bir aylık çalışma sonucu bir reklam ajansıyla anlaştıklarını, seçim kampanyasına tüm partilerden önce başladıklarını söyledi.
Gergin bir toplum yaratan iktidara karşı bir sığınma limanı oluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Bulut, dinamik bir seçim süreci yürüttüklerini, geçmiş dönemlere göre daha fazla anket yaptıklarını, miting ve ziyaretlerin bu anketlere göre şekillendiğini anlattı.
“Bu seçimlerde geçmiş seçimlerle mukayese edildiğinde daha çok belediye alacağımızı görüyoruz. Anket sonuçlarından bu ortaya çıkıyor.” diyen Bulut, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin partileri ittifaka zorladığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer siz muhalefeti bütünleştiremezsiniz 50+1 bloğu oluşturmuş bir yapıya karşı başarılı olma şansınız yok. O zaman taban harekete geçiyor ve belki de genel seçimlerde oy verdiği partiler dışında, yerel seçimlerde bu bloğa karşı başka bir aday üzerinde uzlaşıyor. Biz isteriz ki uzlaşı CHP üzerinde olsun. Bu konuda üzerimize düşen her türlü çabayı sarf ediyoruz.”
“Önemli olan partinin kendisidir”
Bulut, partisinde aday belirleme sürecinin oldukça sorunsuz geçtiğini belirtti.
Parti içi tartışmalara ilişkin soruyu da yanıtlayan Bulut, kurultay süreçlerinden sonra bu tür tartışmaların olağan olduğunu söyledi.
CHP’nin parti içinde çok sesliliğe her zaman önem verdiğini dile getiren Bulut, şöyle devam etti:
“Belki de bu geleneği, yapısı ve özelliği, bu kadar uzun süredir partiyi ayakta tutan, dinamik tutan olgu oldu. Bugün de benzer şekilde farklı fikirler ifade edenler var. Ama dikkat edin farklı fikirler ifade edenler neredeyse trolleşmiş durumdalar. Şu anda hele hele seçim dönemine girilmiş bir süreçte bazı arkadaşlarımızın yaptığı parti içi muhalefet değil, parti içi kötülük. CHP’ye değil, aslında memlekete bu kötülüğü yapıyorlar. Yakın zamanda yine böyle birkaç isim sosyal medya üzerinden akla ziyan iftiralar attılar. Bunun iftira olduğu belli olmasına rağmen bunu devam ettirdiler. Bunun kimseye faydası yok. Bunun kendilerine de faydası yok.”
“Gayet uyumlu bir çalışmamız var”
Bulut, “partisinin bölüneceği” iddiasına ilişkin soruya, “Böyle bir şey yok, böyle bir şeyin emaresi de yok. Ekrem İmamoğlu ile ya da diğer belediye başkanlarımız ile gayet uyumlu bir çalışmamız var. Şu güne kadar da bu seçim sathında en küçük bir tartışma, fikir ayrılığı olmadı.” karşılığını verdi.
CHP’den istifa edenlerin büyük çoğunluğunun yaptığı yanlışı 1 Nisan’da fark edeceklerine inancını dile getiren Bulut, “Umarım herhangi bir ilçenin kaybına vesile olmazlar. Ama gördüğümüz, toplum onlara itibar göstermiyor. Bu arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu bulundukları konumları, itibarları bu parti üzerinden almış isimlerdir. Eğer ısrarla aday olmaya devam ederlerse yazık, finalleri kötü olacak.” dedi.
“Sandık görevlilerini doğru tespit etmeye çalıştık”
Gül Çiftçi de sandık güvenliğini sağlamak için yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Toplam 55 bin 998 seçmene hitap eden 483 seçim çevresinde seçmen kütüğüne itiraz ettiklerini belirten Çiftçi, itirazlar sonucu 7 bin 380 seçmenin adres kaydının eski yerine döndüğünü dile getirdi.
Çiftçi, 2023’teki genel seçimlerde İYİ Partinin adayını destekledikleri için seçime katılmadıkları şehirler olduğunu, bu nedenle Seçim Kanunu gereği Aksaray, Bayburt, Bitlis, Çankırı, Gümüşhane, Muş ve Yozgat’ta sandık görevlisi bulunduramayacaklarını kaydederek, “Buralarda müşahit ve avukat örgütlenmesi yoluyla süreci takip edeceğiz.” diye konuştu.
Sivil toplum kuruluşlarından ve yaklaşık 16 bin 500 avukattan sandık güvenliği konusunda destek alacaklarını bildiren Çiftçi, seçime kadar her sandık görevlisinin 2 defa eğitime, 1 defa da teste tabii tutularak belirleneceğini anlattı.
“Herhangi bir seçimde sandık görevlisi yazılıp da görevine gelmeyen kişilerin hepsini kara listeye aldık ve onların atamasına izin vermedik.” diyen Çiftçi, Yüksek Seçim Kurulu verisi, ilçe başkanlığı verisi ve bilişim verisi alınarak 3 yollu bir seçim takip sistemi kullanacaklarını ve seçim güvenliğini çok kapsamlı ele alacaklarını bildirdi.
Çiftçi, “Sandıktan alınan sonuçların kamuoyuyla paylaşılıp paylaşılmayacağı” sorusu üzerine bu konuyu MYK’de karara bağlayacaklarını söyledi.
İtiraz süreçlerine ilişkin de çalışma yaptıklarını anlatan Çiftçi, “Seçim günü CHP için çalışacak avukat meslektaşlarımıza bir örnek itiraz dilekçeleri kitapçığı hazırladık. Sandık başında itiraz edebileceği bütün konulara ilişkin ellerinde birer örnek dilekçe olacak.” bilgisini verdi.
Çiftçi, CHP’nin 2. ve 3. reklam filmlerinde Lütfü Savaş’ın yer almadığını, Hatay’da depremin ardından yaşanan hassasiyet dolayısıyla Savaş’ın coşkulu bir seçim kampanyası yürütmeyeceğini ifade etti.
İsrail ile ticaret
CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir de Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkilerde bir düşüş yaşanıp yaşanmadığına ilişkin soruyu yanıtladı.
Ticaret gemilerine ilişkin verileri takip ettiklerini dile getiren Demir, Ticaret Bakanlığının veri paylaşımında şeffaf davranmadığını öne sürdü.
Demir, Filistin’de çok büyük bir insanlık dramı yaşandığını, Türkiye’nin İsrail’e yönelik bir ambargo yaptığını düşünmediğini kaydetti.
]]>Furusawa, protesto için başkentte bazı ünlü markaların mağazaları ile ABD ve İsrail’in Tokyo Büyükelçilikleri ve Japonya Dışişleri Bakanlığı gibi binaları tercih ediyor.
Günlük mesaisi sonrası bu tanınmış binaların önüne gelen Furusawa, “Gazze soykırımını durdur” yazılı pankartı havaya kaldırırken “Ateşkes” yazılı pankartı da boynuna asıyor.
Yaya trafiğinin yoğun olduğu noktalarda sessizce yalnız başına bekleyen Furusawa, kent halkının nazarıdikkatini Gazze’deki katliama çekmek istiyor.
Protestolarını, kar yağışı dahil sert kış koşullarında bile aksatmayan Furusawa, sessiz gösterilerinden kareleri, sosyal medya hesabından yayımlıyor.
“Her gün kalbimde”
Kanagawa kökenli 48 yaşındaki Furusawa, dünyanın en kalabalık yaya geçitlerinden, Tokyo’nun Şibuya bölgesindeki gösterisinde, İsrail’in Gazze’deki işgaline yönelik “sessiz ve yalnız duruşunu”, AA muhabirine anlattı.
Tokyo’da üniversiteyi bitirdiğini ve marangozluk yaptığını belirten Furusawa, Filistin-İsrail meselesinin temellerini, eğitim döneminde öğrendiğini, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısı sonrası İsrail’in Gazze’ye başlattığı işgalle durumun daha da farkına vardığını ifade etti.
İsrail ordusunun Gazze’yi işgalinde hastanelerin ve okulların yıkıldığına, bebekler dahil birçok sivilin öldürüldüğüne ilişkin videoları, sosyal medyada görebildiğini kaydeden Furusawa, başka ülkelerde 100 bini aşkın katılımlı İsrail karşıtı gösteriler düzenlenirken, Japonya’daki gösterilerin oldukça düşük katılımlı olduğunu söyledi.
Gazze’deki sivil katliamına yönelik duygularını paylaşan Furusawa, “Her gün kalbimde hissediyorum, hiçbir şey yapamadığım için üzüntü duyuyorum. Kayıtsız ve sorumsuzca davrananlara nefret besliyorum.” dedi.
“Başka bir ülkede” ve “dini çatışmalar” şeklinde nitelendiriliyor
Çevresinde bu konuda konuşabileceği pek kimsenin bulunmadığını anlatan Furusawa, “Filistin meselesi, Japonya’daki haberlerde pek sık yayımlanmıyor ve arkadaşlarla bu konu hakkında konuştuğumda ‘konuyu anlamadıklarını’ söylüyorlar.” dedi.
Furusawa, Japon toplumunun, Filistinlilerin Gazze Şeridi’ne sıkıştırıldığını duyduğunda bunu, “başka bir ülkede” ve “dini çatışmalar” şeklinde nitelendirdiğini belirtti.
Gazze’deki sivil katliama dayanamadığını ifade eden Furusawa, “durumu sindirmekten başka seçenek olmadığı” duygusuna kapıldığını ve bu aşamada harekete geçme kararı alarak “sessiz ve yalnız protestosuna” başladığını kaydetti.
“Bazıları kulaklarını kapatıp ‘çok ses çıkardığım için’ bana bağırdı”
Beyaz bir kağıt üzerine 29 Ekim 2023’te “Gazze’deki katliamı durdurun” yazıp, yakın bir tren istasyonunda bir saate yakın susarak beklediğini anlatan Furusawa, “Bu ilkti. Kafam karışık duygular içinde. O günden sonra huzursuzluğu hissettikçe, kendimle de yüzleşirken, ayakta durmaya devam ettim.” dedi.
Protestosunu izleyenlerin, “Gazze Soykırımını Durdurun” mesajının ne anlama geldiğini merak etmesini istediğini kaydeden Furusawa, şöyle konuştu:
“Genellikle Japon halkı, ‘Bu da kim? Aniden ortaya çıktı’ diyerek beni tuhaf, yabancı, rahatsız edici olarak görüyor. Bazıları ise kulaklarını kapatıp ‘çok ses çıkardığım için’ bana bağırdı. Olur ya, eylemlerimin anlamsız olduğu da söylenebilir. (Eylemlerimle) ‘Savaşı durduramayacağımı’ yüzüme söyleyen gençler oldu. ‘Burada ne oluyor? Savaşı durdurabilir miyiz ki?’ diye gülenler oldu. Tek kelime etmeden, köşe başında durmaya devam ettim. İsrail ordusunun halen devam eden Gazze Şeridi işgalini her gün tek başıma protesto ediyorum.”
]]>Sultangazi’de yaşayan 112 Acil Sağlık Personeli görevli Emine Tunçel, 6 ay önce 700 bin liraya aldığı 2019 Opel Corsa marka otomobilini sürüş esnasında sağa – sola sarsılması üzerine tamirciye götürdü. Tunçel, aldığı otomobile 30 bin lira masraf yaptı. Aracın sorunlarının bitmemesi üzerine tekrar tamirciye giden Tuncel, hava yastığı ışıklarının yandığını fark etti. Otomobili inceleyen tamirci ustası, aracı yeniden ekspertize gönderdi. Burada yapılan detaylı incelemede aracın torpido bölmesindeki hava yastıklarının olmadığı ortaya çıktı. Tuncel, hem aracı satın aldığı kişiden hem de ilk ekspertizden şikayetçi oldu.
“6 aydan beri ben tamirciden çıkamadım”
Arabayı aldığı andan beri tamirciden çıkamadığını söyleyen Emine Tunçel, “Araba dıştan çok temiz. Aldığım yerde ekspertize götürdüm. Haliyle güvenli geldi. Sitede ne yazdıysa birebir aynısıydı. 4 tane lokal boyası var yazıyordu. Kilometresi güzel, model yüksek haliyle kadınım, temiz araba istiyorum. Ama 6 aydan beri ben tamirciden çıkamadım. İlk etapta arıza ışıkları yanmaya başladı. Araba sürekli sağa ve sola doğru çekmeye başladı. Lastikler kabak dendi, lastikleri değiştirdik. 4 defa rot balans yapıldı, bu araç sorunsuz dendi. Amortisörler değişti, akslar değişti elinden geleni yaptılar, arıza devam etti. Yan kapı sürekli kasıyor, ben bu arabada çocuk taşıyorum, arkada çocuk oturuyor, ustama gösterdim kapının vidasını contası yok” dedi.
“Şimdiki eksperim anladı o zaman ki eksperim anlamadı”
Arabayı aldığı zaman gittiği ekspertizin anlamadığını iddia eden Tunçel, “En son hava yastığı ışığı 6 ay sonra yandı. Işık yanınca hava yastığının açtığını anladık. Şimdiki eksperim anladı o zaman ki eksperim anlamadı. Hava yastıkları açılmış, direnç takılmış arabanın ağır hasarlı olduğunu anladım. Şimdiye kadar 30 bin lira masraf yaptırdım ama daha masraf yaptırmadım. Esas önemli olanları yaptırmadım. Arabanın beyni olan akünün önünde hasar varmış, o tutturulmuş, yapıştırılmış. Arabayı 700 bin liraya aldım. Kredi çektim onun da faizi var. En az 900 bin liraya geldi. İkisine de dava açacağım” şeklinde konuştu.
“Hava yastığı kısmının köpükle doldurulduğunu fark ettik”
Hava yastığının olmadığını fark eden ekspertiz ustası Ferdi Gökçe, “Aracı incelediğimizde hava yastığı kısmının köpükle doldurulduğunu fark ettik. Sonuçta insanlar bu araca hava yastığı koyulurken bizim can güvenliğimiz ön plana alınarak koyuluyor” ifadelerini kullandı.
“Ben akü yerini değiştirirken ön taraftaki ezikleri gördüm”
Aracın geldiğinde hasarlı olduğunu fark eden Mustafa Büyük, “Ben akü yerini değiştirirken ön taraftaki ezikleri gördüm. Ben arabadan şüphelendim. Arabanın kazalı ya da ağır hasarlı olduğunu düşündük. Arabayı kontrol ederken hava yastıklarının patlamış olduğunu tahmin ettim. O şekilde aracın hasarlı olduğunu anladık” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>“Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan yargılanan Ogün Samast’ın davası, eski emniyet müdürleri Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ile azmettirici Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in arasında bulunduğu 11 sanıklı “Anayasayı ihlal”, “FETÖ adına suç işleme” ve “İhmali davranışla kasten öldürme” suçlarından yargılandığı davayla birleştirilmişti. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün görülen duruşmaya, tutuksuz sanık Ogün Samast Trabzon’dan, diğer sanıklar Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Tuncay Uzundal, dönemin emniyet müdürleri Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Adem Sağlam Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Dink ailesi avukatları ve sanık avukatları da salonda hazır bulundu.

İLK KEZ SAVUNMA YAPTI
Duruşmada ilk kez savunma yapan Ogün Samast, “Benim 2015 ve 2019’da anlattıklarım üzerine iddianame düzenleniyor. 8 yıl geçtikten sonra böyle bir iddianameye dahil edilmemi anlayamadım. Söyleyecek bir şeyim yok” dedi.
“BİLGİSAYAR OYUNU OYNUYORDUM”
İddianamede, Erhan Tuncel ile Yasin Hayal arasında geçen konuşmanın sorulması üzerine Samast şöyle konuştu; “Olaydan önce 2006 yılında Erhan Tuncel’in evinde toplandık. Erhan Tuncel ile Yasin Hayal arasında mutfakta bir konuşma geçti. Ben o sırada salondaydım. Erhan’ın, Yasin’e, ‘Ramazan ve Ali Fuat müdür arkamızda rahat ol’ gibi şeyler söylediğini duydum. İkisi arasında duyduğum konuşma bundan ibaret. Erhan’ın evine en fazla iki ya da üç kez gitmişimdir. Bilgisayar oyunu oynuyordum. Kapı açıktı ben salondaydım. Mesafe 10 metre bile yoktu. Sesli konuşuyorlardı. Ben yanlarına da gidip geliyordum zaten. Erhan’ın bu olayı bildiğini bilmiyordum. Erhan üniversite öğrencisiydi. Bizim orada okuyordu, biz de onu ziyarete gidiyorduk”

“YASİN SIRADAN VATANDAŞ DEĞİLDİ”
Yasin Hayal’in kendisini tehdit ettiğini belirten Samast, “Yasin’den korkuyordum. Yasin sıradan vatandaş değildi. McDonalds’ı bombalamıştı, silahlı eylemleri vardı. ‘Sen yapacaksın bu işi, cayarsan bedelini ödersin’ diye tehdit etti. Çok baskısı vardı Yasin’in” diye konuştu. Mahkeme Başkanı, “Seni askerle, polisle tanıştırdı mı?” Sorusuna Samast, “Hayır” diye cevap verdi.
OLAY GÜNÜNÜ ANLATTI
Olay günü takip edildiğini anlayınca Yasin Hayal’i arayarak takip edildiğini söylediğini, Hayal’in kendisine, “Onlar bizden deyip demediği sorulan Samast, “Evet. Zaten ben Şişli’ye gittiğimde arabadan indiğimden beri etrafımdaydılar. Beyaz bir araba sürekli peşimdeydi. Ben 7-8 kere vazgeçtim. Bunları savcıya anlatmıştım” dedi. Erhan Tuncel ile 3 ya da 4 kez görüştüğünü söyleyen Ogün Samast, “İlk görüştüğümüzde tanıştık. İkinci gittiğimde film izledik. Sonraki gidişimde de bu olayı konuştuk” dedi.

“KENDİ KÖYÜMDE SAKLANACAKTIM”
Mahkeme Başkanının “Hrant Dink’in resimlerini Erhan Tuncel’in çıkarttığına ilişkin sorusuna Samast, “Evet. Erhan Tuncel bunu kendi söyledi.’ Resimleri çıkarttım bakkala bıraktım’ demişti” şeklinde konuştu. Olay günü Trabzon’a neden bilet aldığı sorulan Ogün Samast, “Olay basına yansıyınca bir anda çok büyüdü. Ben de panik oldum. Kendi köyüme gidip saklanacaktım. Yapacak bir şey kalmadı. Direkt eve gideyim dedim” dedi.
“O FOTOĞRAFI OLAY YERİNDE ÇEKECEKTİM”
Samsun’da yakalandığında karakolda polisler eşliğinde elinde bayrakla çekilen fotoğrafı hatırlatan Samast “Normalde ben kaçmayacaktım. Samsun’daki o meşhur fotoğrafı orada yapacaktım. Olay yerinde bayrak açacaktım ama beni orada öldürürlerdi. O yüzden kaçtım” diye konuştu.

“HELAL OLSUN SANA KORKMA KİMSE SANA BİR ŞEY YAPAMAZ”
Mahkeme başkanı, Samast’a, “Olaydan sonra poliste, jandarmada bir ayrıcalık bir destek gördün mü?” diye sordu. Samast, “Hayır. Samsun’da o konuşmalar olmuştu, ‘Rahat ol koçum, aslansın, sana kimse bir şey yapamaz’ gibi söylemlerde bulunmuşlardı. Beni konuşturmak için öyle davrandıklarını sonradan söylediler ama öyle değildi. ‘Helal olsun sana kimse bir şey yapamaz’ dediler” dedi. Mahkeme Başkanı “Sana isim verildi mi?” Sorusuna Samast, “Verildi ama oradakiler telefonla konuşuyorlardı bazı isimlerle. Samsun Emniyet’teki ham görüntü ve ifade kayıtlarında da var bunlar. 16 yaşındaydım, polis beni almış, korkuyordum. Savcılıkta ifadeler verdim. Ama üzerinden 18-19 yıl geçti” yanıtını verdi. Ramazan Akyürek’in avukatının, “Ramazan Akyürek ile tanıştınız mı, dolaylı talimat aldınız mı” sorusuna ise Samast, “Hayır. Sadece Yasin ve Erhan arasındaki konuşmada geçti adı” diye cevap verdi.
DAVA MÜTALAA İÇİN ERTELENDİ
Mahkeme heyeti, dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi. Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
]]>Göktaş, bir otelde düzenlenen “Dünya Kadınlar Günü: İlerleme için Kadınlara Yatırım” programında yaptığı konuşmada, kadınlar ve kız çocuklarının hayatın her alanında, hiçbir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmadan aktif rol almasını istediğini, bu hedef doğrultusunda yapılan her çalışmayı önemli bulduğunu belirtti.
Gazze’de hayatını kaybedenlerin yüzde 70’inin kadın ve çocuklardan oluştuğunu bildiren Göktaş, Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi (UN Women) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) tahminlerine göre 1 milyonu aşkın kadın ve kız çocuğunun yerinden edildiğini söyledi.
Emine Erdoğan’ın “İnsanlığın zulümle bükülen belini mazlumlar arası ayrım gözetmeden doğrultabiliriz.” dediğini hatırlatan Göktaş, bu anlamda kimsenin geride bırakılmadığı bir dünya, kalıcı ve sürdürülebilir barış için herkese büyük sorumluluk düştüğünü vurguladı.
Bu barışın sağlanmasında kadınların da önemli rolü olduğunu dile getiren Göktaş, şöyle konuştu:
“Şuna inanıyoruz ki kadınların barış sürecinde aktif bir şekilde yer almaları başarıyı da beraberinde getirecektir. 11 Mart’ta başlayacak Birleşmiş Milletler 68. Kadının Statüsü Komisyonu toplantılarında bu duygumuzu dile getireceğiz. Türkiye olarak, dünyanın geleceği için, kadınların ve kız çocuklarının güvenli ve sağlıklı bir hayata sahip olmaları için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğiz. Dünyanın her neresinde olursa olsun mazlumun umudu, mağdurun sesi olmayı sürdüreceğiz.”
“Son 22 yılda büyük atılımlar gerçekleştirdik”
Bakan Göktaş, aile birliğinin temeli, toplumun vazgeçilmez ve önemli parçası olan kadının, ülkelerin geleceğinde de çok etkili bir role sahip olduğunu ifade etti.
Bir ülkenin kalkınmasının, nesillerin sağlıklı ve güçlü yetiştirilmesinin, kadınların eğitim seviyesi, iş gücüne katılımı ve ekonomik özgürlükleriyle doğru orantılı olduğunu belirten Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün Türkiye’de kadınlar, ülkemizin her alanda gelişmesine katkı sunan ve bizleri her daim gururlarından başarılara imza atmaktadır. Türkiye olarak, özellikle son 22 yılda kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi ve refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik. 12. Kalkınma Planımızda, kadınların her türlü fırsat ve imkandan eşit biçimde yararlanmalarını temel amaç olarak belirledik. Bunun yanı sıra Orta Vadeli Program çerçevesinde kadınlara ve kız çocuklarına yeni beceri ve yeteneklerin kazandırılması için özel programların geliştirileceğine yer verdik. Çalışmalarımız sonucunda bugün kadın istihdamı ve iş gücüne katılımında önemli bir mesafe katettik.”
Göktaş, kadın istihdam oranındaki artışın Türkiye’nin genel istihdam oranındaki artışı geçtiğini vurguladı.
Bu oranları artırmak için çalışmalarını büyük bir kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayan Göktaş, eğitimler ve KOBİ destekleriyle kadın girişimcileri desteklediklerini, bu kapsamda 0-3 yaş arası çocuklara yönelik Mahalle Odaklı Kreş modeliyle bakım ve eğitim hizmeti veren kurumların sayısını artırmak için çalıştıklarını söyledi.
Ülke geneline yaygınlaştıracakları bu modelle kadınların ev ve iş hayatı arasında tercih yapmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi hedeflediklerini aktaran Göktaş, Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi ile 10 bin kadına danışmanlık ve eğitim hizmeti verdiklerini kaydetti.
Göktaş, Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi’ni hayata geçirdiklerini, projeyle 3 bin 97 genç kadına destek olduklarını, mühendis olmak isteyen kız öğrencilerini desteklemek amacıyla Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi’ni başlattıklarını, bugüne kadar 931 kadın mühendise destek verdiklerini ve projenin ikinci fazı için yürüttükleri çalışmaların devam ettiğini belirtti.
8 Mart’ta Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı açıklanacak
Kadınların ekonomik hayata katılımlarına destek olmak amacıyla Kadın Girişimcilerimiz ile Güçlü Yarınlara programını başlattıklarını da anımsatan Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu programla kadınların gelir getiren faaliyetlere katılımlarını kolaylaştırmayı ve istihdam olanaklarını artırarak kadınları güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca korunmaya muhtaç durumdaki çocuklar, engelliler, yaşlılar ve şiddet mağduru kadınların psikososyal refahlarını desteklemek için harekete geçtik. 8 Mart’ta açıklayacağımız Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı ile de kadınların değişen iş gücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız.”
“Dünyada eşi benzeri az bulunan hukuki düzenlemeye sahibiz”
Kadına yönelik şiddetin fiziksel, psikolojik ve ekonomik boyutları olan küresel sorun olarak ortaya çıktığına dikkati çeken Göktaş, Türkiye olarak bu sorunun tüm bu boyutlarını göz önünde bulundurarak şiddete sıfır tolerans ilkesiyle mücadelelerini büyük bir kararlılıkla sürdürdüklerini ve sürdürmeye devam edeceklerini vurguladı.
Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kanunu’nun dünyada eşi benzeri az bulunan hukuki düzenleme olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı, kararlı mücadelemizde bizler için önemli bir yol haritasıdır. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerimizle 81 ilde kadına yönelik şiddetle mücadelede bilgilendirici faaliyetler ve danışmanlık hizmetleri vermeye devam ediyoruz. Açacağımız yeni merkezlerle hem hizmetlerimizi arttıracağız hem de daha kararlı bir şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün 149 kadın konukevinde misafir ettiğimiz kadınların toplumsal ve ekonomik hayata daha güçlü bir şekilde yeniden katılımlarına destek oluyoruz.”
Kadına yönelik şiddetle mücadelenin siyaset üstü bir mesele olduğunun altını çizen Göktaş, konuya her zaman bu anlayışla yaklaştıklarını ve bu soruna asla müsamaha göstermediklerini, göstermeyeceklerini belirtti.
Göktaş, kadına yönelik şiddetle mücadelenin topyekun yürütülmesi gereken bir mücadele olduğuna dikkati çekerek, bunun herkesin sorumluluğu olduğunu söyledi.
Türkiye’nin güzel yarınlarını hep birlikte inşa edeceklerini dile getiren Göktaş, “Sevginin, şefkatin ve başarının simgesi olan güçlü kadınların yetiştirdiği güçlü nesillerle Büyük Türkiye hedeflerimize ulaşacağız. Bu anlayışla Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da belirttiği gibi Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına inancımız tamdır. Kadınların her alanda aktif olacağı ülkemizin ikinci asrında, büyük bir inanç ve azimle çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” dedi.
]]>Doğal Afet Sigortalar Kurumu (DASK) koordinasyonunda bu yıl Hasan Kalyoncu Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “7. Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması”nın maketlerin sarsıldığı final etabı yarışları yapıldı. Yarışmada takımların inşa ettikleri çok katlı bina maketleri “sarsma masası” üzerinde, üç farklı deprem etkisi altında test edildi, kazanan takımlar maket binaların yarışma kapsamında gösterdiği deprem performansına göre belirlendi.
“Kahramanmaraş depremlerinde dosya sayısı 600 bin adet, ödeme miktarı ise 35 milyar TL’dir”
Yarışmanın final etabında açıklamalarda bulunan ve Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından DASK bilançosunu açıklayan Türk Reasürans ve DASK Genel Müdürü Selva Eren, “DASK’ın teknolojik altyapısını yeniledik. DASK ana veri merkezini deprem riski düşük bir şekilde konumlandırma çalışmalarını tamamladık. Hasar yönetim sistemini güncelledik. İhbar sistemlerini günün şartlarına cevap verecek hıza ulaştırdık. Hasar tespit metodlarını kurumlar arası farklılıkları giderecek şekilde iyileştirdik. DASK’ın hasar ödeme kapasitesini 25 milyar TL’den 280 milyar TL seviyelerine çıkardık. Bu kapasite sayesinde bir yıl içinde meydana gelebilecek 2 ayrı deprem için aynı tutar 2 kez kullanılabilecek. Geçtiğimiz yıl 6 Şubat depremleri nedeniyle büyük bir yıkım ve acı ile karşı karşıya kaldık. Bu büyük yıkımın ardından vatandaşlarımızın yanında olmak ve yaşanan acıları bir nebze hafifletebilmek adına her türlü imkanları seferber ettik. DASK’ın kurulduğu günden Kahramanmaraş depremlerine kadar ödeme yaptığı toplam dosya sayısı 114 bin ve ödediği toplam rakam 1,5 milyar TL idi. Yalnızca Kahramanmaraş depreminde ise dosya sayısı 600 bin adet, ödeme miktarı ise 35 milyar TL’dir” ifadelerini kullanarak düzenlenen yarışmanın öneminden ve gerekliliğinden bahsetti.
6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen iller arasında yer alan Gaziantep’te bu yarışmanın düzenlenmesinin önemine değinen HKÜ Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli ise “Ülkemizin bir deprem coğrafyasında konumlandığı bir gerçek. Dolayısıyla bizim ülke olarak depreme hazırlık ve dayanıklı bir ülke konumunda olmamız gerekiyor. Bu net ve açık. Bu nedenle ‘sağlam binalar, güçlü yarınlar’ mottosuyla üniversitemiz ev sahipliğinde düzenlenen ‘7. DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’ Türkiye örnek olabilecek bir yarışma” diye konuştu.
İnşa edilen çok katlı bina maketleri sarsma masasında test edildi
Konuşmaların ardından takımların inşa ettiği çok katlı bina maketleri “sarsma masası” üzerinde, üç farklı deprem etkisi altında test edildi. Yarışmada kazanan takımların maket binaların yarışma kapsamında gösterdiği deprem performansına göre belirleneceği ve 7 Mart Perşembe günü düzenlenecek ödül töreni ile ödüllerinin takdim edileceği öğrenildi. – GAZİANTEP
]]>İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuzlar sanık Ogün Samast ve Ersin Yolcu, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in de aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar da tutuklu bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı.
Dink ailesinin avukatı ve sanık avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada ayrılan dava kapsamındaki ilk savunmasını yapan sanık Samast, iddianameye konu eylemleri daha önceki yargılandığı davada anlattığını, olayın üzerinden yaklaşık 19 sene geçmesi nedeniyle cinayete ilişkin sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal arasında geçen konuşmaları hatırlamadığını iddia etti.
“Arkamız sağlam’ konuşmalarını duydum”
Erhan Tuncel’in evine 2-3 kez gittiğini, burada Tuncel ve Yasin Hayal arasında “arkamız sağlam” konuşmalarını duyduğunu aktaran Samast, şu savunmayı yaptı:
“Ben bu olayı Erhan’ın bildiğini bilmiyordum. Biz Erhan’ın evine sohbet için gidiyorduk. Bir taraftan Yasin de beni tehdit ediyordu. ‘İşten vazgeçersen sen de bedel ödersin.’ diyordu. Bu olayı yapmamın en büyük sebebi Yasin’in beni tehdit etmesi. Yasin sıradan vatandaş değil. Bir sürü eylemi var. Hiç istemediğim olaya Yasin yüzünden dahil oldum.”
Mahkeme heyeti başkanının, “Yasin Hayal seni askerden, jandarmadan, polisten herhangi biriyle tanıştırdı mı, herhangi bir kuruma gittiniz mi?” sorusunu yanıtlayan Samast, “Hayır tanıştırmadı ve gitmedik.” dedi.
“Karman çorman bir dava oldu bu”
Erhan Tuncel’in evinde geçen konuşmaları net hatırlamadığını da öne süren Samast, “Olaydan sonra panik havası oldu. Ben de, ‘Trabzon’a gideyim ne olacaksa olsun.’ dedim. Karman çorman bir dava oldu bu. Biz örgütten de ceza aldık.” diye konuştu.
Sanık Samast, Ramazan Akyürek’in avukatının “Ramazan Akyürek’le daha önce tanıştınız mı ve Hrant Dink’i öldürmeniz için doğrudan talimat aldınız mı?” sorusuna karşılık da, tanışmadıkları ve talimat almadığı yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen diğer sanıklar ise bir diyeceklerinin olmadığını beyan etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyanın, mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine ve sanık Samast hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağı yönündeki adli kontrol tedbirinin devamına karar verdi.
Tanık Ali Fuat Akdağ hakkında zorla getirme emri düzenlenmesini kararlaştıran heyet, sanıklar Tuncel ve Hayal’in avukatlarının olay yerinde keşif yapma talebini ise reddetti.
Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
Davanın geçmişi
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Dink cinayetine ilişkin kararını 26 Mart 2021’de açıklamıştı.
Bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası veren heyet, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyasını ayırmış, ölen sanık Şeref Ateş hakkındaki davanın ise düşmesine karar vermişti.
Heyet, kararda bazı sanıklar hakkında başkaca suçlardan işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına hükmetmişti.
Mahkemenin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın önceden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulundukları, cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamayıp FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları anlatılıyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü sanık Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı sanık Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, sanıklar Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri isteniyor.
Samast hakkındaki yeni dava 11 sanıklı dosyayla birleşti
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede de Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan “müşteki” olarak yer alırken, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusunda bulunduğu kaydediliyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları ifade edilen iddianamede, Samast hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
İddianamede, Samast hakkında ele geçirilen bir kısım delillerin örgütün yönetici ve üyeleriyle belli bir irtibatının olduğunu, bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak yer aldığı iddianamede, Samast’ın FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.
Samast 15 Kasım’da tahliye edilmişti
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım’da tahliye edilmişti.
]]>Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Gürcistan uyruklu Padına Avcı (35) ile Fahrullah Özdemir (57), maktul Ayhan Avcı’nın (49) yakınları, tanıklar ve taraf avukatları katıldı.
Sanık Özdemir savunmasında, Ayhan Avcı ile aralarında senet meselesinden dolayı tartışma çıktığını ileri sürdü.
Tartışmanın büyüdüğünü anlatan Özdemir, “Yakamdan tuttu, küfürler etti. Canımdan etti, bıçağı boğazıma dayadı, hakaretler etti. Baktım olmayacak, traktörün çeki demirini alıp kafasına vurdum, hafif sersemledi, bir daha vurdum. Biri çeki demiri diğeri keserin arkasıyla iki kere vurdum.” diye konuştu.
Özdemir, olay yerinden ayrıldığını anlatarak, şunları dile getirdi:
“Eşi birkaç dakika sonra elinde kürekle ‘Şerefsiz, öldün kurtuldun. Bundan sonra kadın sat görelim’ diyerek ve küfür ederek çıktı. Ambulans çağırmadık. Padına, ‘bırakalım’ dedi, öyle ayrıldık. Öldüğünü bir gün sonra anladık. Olay gecesi Padına akşam beni aradı. Eve gittim, karanlıktı. Çakmak ışığı yakarak odaya gittim öyle oturdum. Padına bana ‘öldürmediğimizi söyleyelim’ dedi ama ben kabul etmedim. Padına ile aramda duygusal ilişki yoktur. Sonraki gün olay yerine gittiğimizde ambulansı aramak istedim, Padına engel oldu ama aradım.”
“Yolda içmeye başladılar”
Sanık Padına Avcı ise savunmasında, olay günü Ayhan’ın Fahrullah’ı aradığını ve onun arabasıyla tarlaya gittiklerini söyledi.
Kendi tarlalarında kahvaltı yaptıklarını aktaran Avcı, “Sigaraları bitmişti, markete sigara almaya giderken yolda bira alıp içmeye başladılar. Eşim içkiyi çok sevmezdi, Fahrullah bey çok içti, kafası güzelleşti.” dedi.
Avcı, tarlaya döndükten sonra ikisinin tartışmaya başladığını belirterek, şöyle devam etti:
“Aralarında senet ödemesi konuşuluyordu. Fahrullah bey ödemesini söyledi, eşim de sonradan hepsini ödeyeceğini söyledi. Fahrullah, ‘Fazladan para ödedim, her gün sizi götürüp getiriyorum, kölen değilim.’ dedi. Eşimin ağzı küfürlüydü. Karşılıklı küfürler ettiler. Çok kötü küfürler edilince eşim benim dışarı çıkmamı istedi. Tarlada çalışmaya gittim. Yağmur yağınca 15 dakika sonra geri geldim. Kapıyı açtığımda eşim yerde kanlı yatıyordu. Fahrullah’ın elinde kürek vardı, onun da üzeri kanlıydı.”
Fahrullah’ın kemerle ellerini geriden bağladığını, olaya müdahale edemediğini ve yaklaşık yarım saat böyle kaldığını öne süren Avcı, olay yerinden ayrıldıktan sonra kaçmaya çalıştığını, Özdemir’in engel olduğunu, kendisini dövdüğünü ve küfürler ettiğini ileri sürdü.
Avcı, polisi arayamadığını anlatarak, “Çocuğumu öldüreceğini söyleyerek tehdit etti. İlk ifademi bana ezberletti. Cezaevinde iken konsolos geldi, çocuğumun onlarda olduğunu söyleyince ben de ifademi değiştirdim. Eşim beni para karşılığı cinsel ilişkiye zorlamadı, mutlu mesut yaşıyorduk, husumetim yoktu. Fahrullah olay günü akşam eve geldi, bütün gece bizde kaldı. Evde beni ve oğlumu tuttu, telefonlarımızı aldı ve benim telefonumdan Ayhan’a mesaj attı.” diye konuştu.
Tanık G.A. ise beyanında, Ayhan Avcı’nın yakın arkadaşı olduğunu bildirerek, “Ayhan, Fahrullah’tan 26 inek ve 3 araba parası alacağını söylüyordu. Ayhan, Fahrullah’ı sevmediğini ancak arabasıyla tarlaya gitmek ve alacağını almak için yakasını bırakmadığını söyledi.” ifadelerini kullandı.
Maktul avukatı Esma Kahveci, sanıkların çelişkili ifadeleri sonucu olay yerinde beyanlarının alınmasının olayın aydınlatılmasında etkili olacağı düşüncesiyle keşif yapılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıklar Padına Avcı ile Fahrullah Özdemir’in tutukluluk hallerinin devamına ve maktul avukatının keşif talebinin yargılamaya etkisi olmayacağından reddine karar vererek, eksikliklerin tamamlanması amacıyla duruşmayı erteledi.
İddianameden
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 11 Haziran 2023’te Aziziye ilçesi Kahramanlar Mahallesi’ndeki çiftlik evinde Ayhan Avcı’nın kesici delici aletle öldürülmüş olarak bulunduğu belirtilerek, olayın yaşandığı iddia edilen evin tek odalı bir yapı olduğu, maktul Avcı’nın kafasının ön ve arka kısmında kan bulunduğu, oda içerisinde kavgaya dayalı dağınıklık gözlenmediği, Avcı’nın eşi Padına ile arkadaşı Fahrullah Özdemir’in birbirleriyle çelişecek beyanlarda ve hareketlerde bulunduklarından dolayı olayla ilişkili oldukları değerlendirildiğinden haklarında soruşturma başlatıldığı belirtiliyor.
Özdemir’in ilk ifadesinde inkar ettiği cinayeti, daha sonra Padına ile işlediklerini anlattığı belirtilen iddianamede, adli tıp raporunda Ayhan Avcı’da toplam 9 kesici-ezici vasıfta yarası olduğu, ölümünün kesici-ezici alet yaralanmasına bağlı kemiklerde kırık, travmatik beyin kanaması ve buna bağlı gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği kanaatine varıldığı aktarılıyor.
İddianamede, sanıklardan Padına Avcı’nın “Eşini kasten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Fahrullah Özdemir’in ise “Kasten öldürmek” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
]]>Vakfın Zeyrek Salonu’nda gerçekleştirilen ve yönetimini yazar Havva Yılmaz’ın üstlendiği panelde, gazeteci ve yazar Nihal Bengisu Karaca, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış ile yazar Hüseyin Etil konuşmacı olarak yer aldı.
“Türk televizyonlarındaki dizilerin kendi iç çıkmazları var”
Karaca, “Kızıl Goncalar” dizisinin dindarlara karşı bir yapım olarak lanse edildiğini fakat dizinin tarikatların bir mesele olduğunu anlattığını belirterek, “Aynı zamanda ‘bu dizi seküler hayatı, laik yaşam tarzını da çok aşındırıyor’ denildi. Buna da cevabım hayır. Aslında dizi 28 Şubat’ta Suavi Alkanlı gibi tavan arasında kalmış Kemalizm’i temsil eden bir bakış açısını da ortaya koyuyor.” dedi.
Dizinin dindar yaşama karşı bir duruşta olmadığı görüşünü paylaşan Karaca, Kur’an kursunda Feyza karakterinin attığı dayak sahnesinin gereksiz ve yanlış olduğunu, bunun dışında da dizide kendisini rahatsız eden bir şey görmediğini söyledi.
Karaca, dizinin devamına dair ise bir yorumda bulunmak istemediğini ifade ederek, “Kefil olmak da istemiyorum. Çünkü senaryo yazımı ve Türk televizyonlarındaki dizilerin kendi iç çıkmazları var. O çıkmazlardan çıkmak için meseleyi gevşetebilir, cıvıklaştırabilirler. O zaman biz de sesimizi yükseltiriz. Ama bence gerçekçilik dokunuşu açısından özel bir dizi. Mesela Birgül karakterinin idealizasyonu üzerinden bize başka bir şey söylenmeye çalışıldığını da düşündürüyor. Çok gerçekçi çizilmiş.” diye konuştu.
“Psikolojinin ve psikiyatrinin sahneye hediye ettiği dizilerden farklıymış gibi görünüyor”
Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış da “Kızıl Goncalar”ı bir anne yoksunluğu dizisi olarak gördüğünü dile getirerek, “Son 3, 4 yıldır psikolojinin ve psikiyatrinin sahneye hediye ettiği dizilerden farklıymış gibi görünüyor. Çünkü tefrişat, diyalogları çok iyi ama alt yapı annelik mitine dayanıyor ve bunun toplumsal inisiyatif açısından Kızılcık Şerbeti’ndeki dikotomik mekan gibi bilinç dışında ayrı problemleri olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Yazar Hüseyin Etil ise İslami edebiyat alanının güçlenmesiyle dizilerdeki temsillerin farklı bir noktaya taşınabileceğini söyleyerek, “Dindarların kendi hikayelerini daha fazla anlatmaları lazım. Seküler bakıştan kurtulmak istiyorlarsa, kendi hikayelerini anlatacaklar. Bence bunun başka bir yolu yok.” ifadelerini kullandı.
Sinemanın anlatısının dizilerden çok daha modern ve farklı olduğunun altını çizen Etil, “Toplumlarda sosyo ekonomik yapıdaki bir takım çözülmeler, sosyo kültürel zeminde başka temsillere sebep oluyor. Yani estetiğin teorisi de bir ölçüde bu.” görüşünü paylaştı.
Etil, Türkiye’nin çok fazla dünyaya dizi ihraç ettiğini ve bu yapımların çoğunun muhafazakar diziler olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir taraftan da böyle ilginç bir trend var. Bu aile dizileri dışında çok epik bir anlatı var. Bana göre ironinin bittiği, epiğin başladığı an ‘Leyla ile Mecnun’ TRT’de bitip, ‘Diriliş Ertuğrul’un başladığı andır. İroni dönemi kapandı, artık başka gerçek bir hikaye başladı. Diriliş Ertuğrul ile başlayan ve sonra dini figürlerle devam eden dönem. Bugün TRT Tabii’nin kültür politikasına bakın. Orada başka bir hikaye kurgulanmaya çalışılıyor. Ama bir taraftan da bunlar küresel piyasada karşılık buluyor. Yani küresel ve Türkiye’deki trendler açısından bence ters bir akıntı var. İçeriden de alternatif bir modernleşme anlatısı giderek gelişiyor. Dindar kadınlar, modernleşen kadınlar üzerinden gelişiyor.”
]]>Kars’ın Selim ilçesinde yaşayan 72 yaşındaki Kronik Obstrüktif Akciğer Hastası (KOAH) hastası Tatar’a, yaklaşık 5 ay önce iştahsızlık ve kilo kaybı nedeniyle başvurduğu hastanelerde ileri evre mide kanseri teşhisi konularak çok fazla ömrünün kalmadığı ve tedavi şansının olmadığı belirtildi.
Daha sonra Erzurum Şehir Hastanesinden cerrahi onkolog Hamdi Sakarya’ya getirilen Tatar’a yapılan tetkiklerde, kanserin kalın bağırsak ve karın boşluğuna yayıldığı, önceden geçirdiği Kovid-19 nedeniyle akciğerinde ciddi sorunlar olduğu tespit edildi.
Bir süre kemoterapi ve ardından akciğeri destekleyici tedaviler gören Tatar, 1 ay önce Sakarya ve ekibince ameliyata alındı.
Kanser tedavisi görürken verem hastası olduğu belirlendi
Ameliyatta kanserli dokuları temizlenip yoğun bakımda 3 hafta boyunca ölüm ile yaşam arasında mücadele veren Tatar’ın patoloji sonucunda verem hastalığı da ortaya çıktı.
Bunun üzerine 3 hafta verem tedavisi gören ve destekle yürüyebilen Tatar, yaklaşık bir ay süren yoğun bakım tedavisi ve kanser ameliyatıyla “amansız” hastalıklarından kurtuldu.
Dr. Sakarya, AA muhabirine, Kovid-19’a bağlı akciğerlerinde sıkıntılar tespit ettikleri hastanın ileri evre kanser olması nedeniyle multidisipliner yaklaşımla ameliyat öncesi kemoterapi uyguladıklarını söyledi.
Kemoterapiden sonra iştahsızlık ve kilo kaybını toparlamak için hastayı akciğeri destekleyici tedavilerle ameliyata hazırladıklarını anlatan Sakarya, “Bütün destek tedavilerine rağmen hastada düşkünlük hali düzeleceğine giderek arttı, bu da bizde bazı tereddütler oluşturdu ve yeniden incelemelerini yaptığımızda kandaki iltihabi hücrelerinin yükseldiğini tespit ettik.” dedi.
Sakarya, yaklaşık 1 ay önce oral yoldan yeme ve içmesi tamamen durma noktasına gelen hastayı ameliyata alıp kanserli dokuları temizlediklerini anlattı.
Ameliyattan sonra yoğun bakımda toparlanmasını bekledikleri Tatar’ın kötüye gittiğini, ölümle yaşam arasında çok aktif şekilde tedavisini sürdürdüklerini belirten Sakarya, “Hastayı yoğun bakımda hayatta tutmayı başardık, 3 haftalık yoğun bakım döneminde hastamız zaman zaman ölümle burun buruna geldi, iki kişi koltuğunun altına girip ancak hareket ettirebiliyordu. 3. haftanın sonunda ise normal servise aldığımız hasta zaman zaman yine düşkünleşti. O sırada çıkan patoloji raporunda karın içi verem tespit ettik.” diye konuştu.
Sakarya, Tatar’ın kanser ve kronik akciğer hastalıklarının yanı sıra veremle de mücadele ettiğini, bu süreçte uygulanan tedavilerin verem hastalığının alevlenmesine sebep olduğunu belirterek, böyle bir hastanın yoğun bakımda hayatta kalmasının mucize olduğunu dile getirdi.
“Ameliyat etmeseydik veremi teşhis edemeyecektik ve hastayı kaybedecektik”
Hastayı yoğun bakım tedavisiyle hayatta tutabilmenin büyük başarı örneği olduğunu vurgulayan Sakarya, şunları kaydetti:
“Ameliyatın ardından yoğun bakım sürecinden sonra 3 haftalık verem tedavisine başladık, sonucunda iki kişinin kolundan tutup yürütebildiği hasta koşar adım yürümeye başladı, günlük 2 kilometreye yakın kendi başına yürüdü, 4 kilo aldı ve sağlığına kavuştu. Kanserin ve Kovid-19’un getirdiği akciğerdeki sıkıntıların yanı sıra hem KOAH’ın getirdiği zorlukları hem kemoterapinin verdiği düşkünlüğü hem o ağır ameliyat sürecini hem de verem hastalığını atlatmayı başardık. Bu bizim için olağanüstü bir mutluluk. Ameliyat hazırlığı yapmasaydık verem teşhisi koyamayacak ve hastayı kaybedecektik. Bu hastanemizin modern yoğun bakım ünitesindeki arkadaşlarımızla multidisipliner olarak verdiğimiz çok başarılı çalışmanın mükafatı oldu.”
Sakarya, literatürde bu tarz vakaların nadir görüldüğünü, hastayı cerrahi şans vererek ve önceden bilinmeyen verem hastalığıyla mücadele ederek kurtardıkları için mutlu olduklarını ifade ederek, “Aktif tedavi protokolü uygulanmasaydı hasta 3 aya kalmaz vefat edecekti.” dedi.
Hasta Tatar da Sakarya ve ekibine teşekkür ederek, “Kanser ve hastalıklardan kurtuldum çok mutluyum, iyiyim, rahatça yürüyebiliyorum.” diye konuştu.
Hastanın oğlu Ali Tatar ise babasını tedavi için götürdükleri hastanelerden sonuç alamadıklarını ve şehir hastanesindeki tedavilerle babasının hayata tutunduğunu anlatarak, şunları anlattı:
“Babama, iç organlarına kadar yayılan mide kanserinin tedavisinin olmadığını, 3 ay kadar ömrünün kaldığını, eve götürmemizi söylediler. ‘Başka yere götürseniz de sonuç değişmez’ denildi. Uzun araştırmalar sonucu Dr. Sakarya’yı buldum ve babamı Erzurum’a getirdik. Hamdi hocam babamı ameliyat etti, ameliyat sonrası verem hastalığı da çıktı. Yoğun bakım süreci çok yıprattı ve sonunda babam hastalıklarından kurtuldu, taburcu edildi. Babamın durumu gayet iyi, Hamdi hocam ve ekibine, Sağlık Bakanlığına, hastane çalışanlarına müteşekkiriz.”
]]>Türk Patent ve Marka Kurumunca 2 yıl önce coğrafi işaretle tescillenen şal şepik kumaşı, Eruh Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde eski cezaevinde kurulan atölyede 12 usta tarafından 10 tezgahta üretiliyor.
Atölyede görevli usta öğreticilerden Leyla Çekin, Nail Gülhacı ve Yusuf Yıldırım, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Türkiye’deki geleneksel sanatları ve sanatçıları desteklemek amacıyla somut olmayan kültürel miras taşıyıcılarına verilen “sanatçı tanıtma kartı” almaya hak kazandı.
Eruh Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Seyfettin Çelik, AA muhabirine, 2014 yılında 2 ustanın çalıştığı atölyede, şu anda 12 ustanın 10 tezgahta üretim yaptığını söyledi.
Şal şepik kumaşının her geçen gün daha da ilgi gördüğünü vurgulayan Çelik, bu nedenle mevcut atölyenin ihtiyaçları karşılayamadığını ifade etti.
Usta sayısının artırılması hedefleniyor
Yeni bir yerde hizmet vermek için çalışmaların sürdüğünü anlatan Çelik, buna ilişkin GAP Bölge Kalkınma İdaresine proje sunduklarını dile getirdi.
Çelik, proje kapsamında büyük bir kök boya atölyesi kurmayı ve usta sayısını 60’a çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, “Burada kuracağımız kök boya atölyesiyle sadece Eruh’a değil, bölgeye hizmet etmeyi planlıyoruz. Bölgedeki halı, kilim iplerini kök boyayla burada boyamayı hedefliyoruz. Amacımız Eruh’umuzu bir doğal tekstil merkezi haline getirmektir.” dedi.
3 usta öğreticinin sanatçı tanıtma kartı aldığına dikkati çeken Çelik, atölyenin bu kültürel miras taşıyıcılarıyla ilerleyişini daha emin adımlarla sürdüreceğini kaydetti
Atölyede 9 yıldır görev yapan Leyla Çekin de eski ustalardan öğrendiği mesleğini, aldığı kart ile daha da severek yapacağını söyledi.
Çekin, “Devlet büyüklerimizin bu kumaşa değer vermeleri bizi ayrıca gururlandırıyor ve daha çok çalışmaya teşvik ediyor.” diye konuştu.
Tiftiğin 11 aşamadan geçtiğini ve ardından tezgahta dokunarak kumaş haline getirildiğini aktaran Çekin, bu kumaştan farklı renklerde ceket, pantolon, yelek, etek, yöresel kıyafetler ile çeşitli aksesuarlar yapıldığını anlattı.
Çekin, hak kazandığı sanatçı kimliğiyle mesleği gelecek nesillere aktarmaya çalışacağına işaret ederek şöyle konuştu:
“Şal şepik, her aşaması çok emek isteyen zor bir kumaş. Emeği çok olduğu kadar değerli bir kumaş. Severek dokuyoruz. Devlet büyüklerimizden de burayı büyütmek için destek bekliyoruz. Gençlerimiz için güzel bir istihdam alanı olur. Sanatçı tanıtma kartı almak bizi gururlandırıyor, mutlu ediyor. Bizi bu işe daha çok teşvik ediyor.”
“Mesleğimizi daha da severek yapacağız”
Nail Gülhacı da babasından öğrendiği şal şepik yapımını 9 yıldır atölyede sürdürdüğünü dile getirdi.
Kültürel miras taşıyıcısı kimliğiyle mesleğinin daha da anlam kazandığına vurgu yapan Gülhacı, “Burada sürekli şal şepik üretiyoruz. İl dışına da yurt dışına da gönderiyoruz. Gelen talepleri karşılamaya çalışıyoruz. Bu kimlik kartını aldık ve bundan sonra mesleğimizi daha da severek yapacağız. Bugüne kadar çok sayıda kursiyer yetiştirdik.” ifadelerini kullandı.
Yusuf Yıldırım ise 8 yıldır atölyede görev yaptığını belirterek, sanatçı tanıtma kartı aldığı için çok mutlu olduğunu kaydetti.
]]>Kimya Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Yeliz Toptaş ile Makine Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Murat Toptaş, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzaya gönderilmesinin ardından radyasyon ışınlarına karşı koruyucu kalkan üretmek için çalışmalara başladı.
Kentte tatlı sulardaki ölü yengeçleri toplayarak kabuklarından ürün geliştirmeyi başaran çift, alfa, beta, gama ve x ışın radyasyonlarını önemli ölçüde durdurarak koruma sağlayacak malzeme geliştirdi.
Patent başvurusu yapıldı
Akademisyen çift, elastik yapılı ve hafif olması nedeniyle de tercih edilebilecek “radyasyon kalkanı”nın patentini almak için Türk Patent ve Marka Kurumuna başvurdu.
Kimya Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Yeliz Toptaş, AA muhabirine, Türkiye’nin uzay faaliyetlerinin ardından radyasyon kalkanı konusundaki çalışmalarını hızlandırdıklarını söyledi.
Radyasyona maruz kalanlar için koruyucu bir kalkan geliştirmek istediklerini anlatan Toptaş, “Uzayda radyasyon miktarı bir insanın tolere edemeyeceği miktarda. Önümüzdeki dönemde uzaya gönderilecek astronotlarımızın kıyafetleri için ve yörüngede görev yapan uydularımızın ekipmanlarını radyasyona karşı korumak amacıyla koruyucu bir kalkan geliştirmek istedik.” dedi.
Toptaş, geliştirdikleri kalkanın radyasyonun önemli bir kısmını tuttuğunu vurgulayarak, “Giyilebilir teknolojide uzay kıyafetlerinde daha çok astronot kıyafetlerinde, uzayda kullanılan uyduların radyasyona karşı korunmasında önemli bir malzeme oldu. Mevcut astronot kıyafetleri ağır ve hareketi kısıtlayan bir yapıda. Bu malzemenin elastik özelliğinden dolayı astronotlarımızın giydiği kıyafetlerde oldukça esnek bir malzeme olarak giyilebilir teknolojide kullanılabilecek. Nükleer santrallerde çalışanlarımız için koruyucu kıyafetlerde, hastanelerde kullanılan radyasyon cihazlarına karşı koruyucu kıyafetlerde kullanılabilecek.” diye konuştu.
Gömlek ve önlük tarzında üretilebilecek
Radyasyon koruyucu kıyafetlerin kurşun ve ağır malzemelerden yapıldığı için hareketi kısıtladığını ve vücudu tam kaplamadığını belirten Toptaş, ürettikleri malzemenin esnek özelliğe sahip koruyucu kalkan, gömlek ve önlük tarzında üretilebileceğini ifade etti.
Çalışmayı yaparken canlılara zarar vermediklerini ve ölmüş yengeç kabuklarını kullandıklarını dile getiren Toptaş, şunları söyledi:
“Bu çalışmayı yaparken hiçbir canlıya zarar vermedik. Ölmüş yengeç kabukları doğada atıl durumda, hiçbir maliyeti yok. İleride seri üretime geçildiğinde yöntem değişecektir. Maliyet açısından oldukça düşük diyebiliriz. Malzeme ve üretim maliyetini de göz önüne alırsak oldukça ekonomik.”
Makine Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Murat Toptaş da geliştirdikleri malzemenin kurşundan 6,5 kat hafif olduğunu ve rahatlıkla uzaya gönderilebilir olduğunu belirtti.
Malzemenin diğer ürünlere göre daha az maliyetli olduğunu aktaran Toptaş, şu ifadeleri kullandı:
“Uzayda istasyonu, uyduları olan ülkeler, ekipmanları ve personelleri radyasyona karşı koruyacak bazı ekipmanlar geliştiriyorlar. Ülkemizde buna dair yapılmış çalışma yoktu. Üretmiş olduğumuz malzeme tatlı su yengeçleri kabuklarından yapıldı. Kurşundan 6,5 kat daha hafif aynı zamanda 1,71 gram santimetreküp yoğunluğu var. Bu yoğunlukta malzeme rahatlıkla hava araçlarında veya uydularda kullanılabilir, uzaya gönderilebilir. Çünkü oldukça hafif bu da onun uzaya gönderme maliyetlerini düşürüyor. Bugün uzaya gönderdiğimiz her bir malzeme kilogram olarak binlerce dolar fiyatla gönderiliyor. Ama yapmış olduğumuz koruyucu kalkan, oldukça hafif bir malzeme olduğu için uzaya oldukça ucuz maliyetlerle de gönderilebilir. Bu sebeple uzayda kullanılabilir.”
]]>Meteoroloji’nin ‘sarı’ ve ‘turuncu’ kod uyarısı yaptığı Antalya’da, dün saat 16.00’dan itibaren sağanak etkisini gösterdi. Yağmur nedeniyle kavşak ve ara sokaklardaki mazgalların tıkanması ile sokaklar ve alt geçitler suyla doldu. Kepez ve Konyaaltı ilçelerinde çok sayıda araç, su taşkını nedeniyle yolda kaldı. Suyla dolan alt geçitler, trafiğe kapatıldı.
SUYLA DOLAN ALT GEÇİTTE TAHLİYE
Kepez ilçesi Gazi Bulvarı üzerinde bulunan Gıyaseddin Keyhüsrev Alt Geçidi’nde, mazgalların tıkanması nedeniyle yağmur suyu birikti. 13 Şubat’taki sel felaketinde 1 kişinin hayatını kaybettiği alt geçit, polis ekipleri tarafından trafiğe kapatıldı. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ekipler, akşam saatlerinde tünelde biriken suyu tahliye çalışması başlattı. Mazgalları temizleyen ekipler, kepçe ile tünelde biriken suyu tahliye etti. Ekiplerin mesaisi sabah saatlerine kadar sürdü.
DENİZDEN GELEN HORTUMLAR
Kentte saat 17.45 sıralarında kısa aralıklarla denizde çıkıp karaya ulaşan 2 ayrı hortum, Demre, Kumluca, Finike ve Manavgat ilçelerinde büyük hasara yol açtı. Kumluca ilçe merkezi ile Göksu, Hacıveliler, Yenimahalle, Merkez ve Toptaş mahallelerinde etkili olan hortum, ağaçları yerinden söktü. Tarım alanları, seralar ve portakal bahçeleri zarar gördü, birçok iş yerinin camları patladı. Levhaları deviren, apartman çatılarındaki güneş enerji sistemlerini cadde ve sokaklara düşüren hortum, Kumluca Orman İşletme Müdürlüğü’ne ait binanın çatısını da yerinden kaldırdı. Kumluca Belediyesi kademesinde de hasara yol açan hortum nedeniyle 6 kişi yaralandı. Çatıdaki güneş panelinin düşmesi sonucu park halindeki 07 ARL 182 plakalı otomobilde sıkışan Muhammed Ali Ceylan (16), Kumluca Devlet Hastanesi’nde tedaviye alındı.
KAYMAKAMLIK: 6 VATANDAŞIMIZ YARALI
Kumluca Kaymakamlığı’ndan yapılan açıklamada “Hortumda herhangi bir can kaybı yaşanmamış olup, 6 vatandaşımız yaralanmıştır. Kumluca Devlet Hastanesi ve Özel Medikum Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralı vatandaşlarımızın sağlık durumları iyidir. 5 vatandaşımızın tedavisi ayakta tamamlanmıştır. Park halinde bulunan aracın üzerine güneş enerjisi deposu düşmesi sonucu bir vatandaşımızın da sol bacağında kırık oluşmuştur” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, ilk belirlemelere göre Ellinci Yıl, Göksu, Hacıveliler, Toptaş, Beşikçi, Karacaören, Beykonak ve Yeni Mahalle mahallelerinde 102 çiftçiye ait 300 dekar örtü altı alanın hasar gördüğü kaydedildi. 20 araç, 15 iş yeri ve evde hasar oluştuğu aktarılan açıklamada, zarar gören Kumluca Anaokulu’nda eğitim-öğretime bir gün süreyle ara verildiği belirtildi.
HORTUM KAMERALARA YANSIDI
Hortumun Kumluca Merkez Mahallesi’nden geçtiği anlar, cep telefonu ile görüntülendi. Seralardaki naylon örtüleri yırtan hortumun büyüklüğü, görüntülere yansıdı. Kumluca’da hortumun yarattığı etki, bir iş yerinin güvenlik kamerası görüntüsüne de yansıdı. Hortumun şiddetiyle iş yeri önündeki tezgah ve malzemelerin çevreye savrulduğu anlar, görüntülerde yer aldı. Hortum başladığı anda iş yerinden dışarı çıkan bir annenin, dükkanın önündeki eşyaları toplamaya yardım eden oğlunu güçlükle içeri çektiği görüldü.
BİN DÖNÜM SERA ZARAR GÖRDÜ
Havanın normale dönmesinin ardından ilçede zarar gören alanlarla ilgili hasar tespitine başlandı. Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, zarar gören çiftçiyi ziyaret ederek son durumla ilgili bilgi aldı. Üreticinin durumunun oldukça zor olduğunu anlatan Kökce, “Yaklaşık 1000 dönümlük bir alan zarar gördü. Üreticilerimizin bir kısmının sigortası vardı ama olmayanlar da var. Hortum 12 kilometre boyunca 70- 80 metrelik genişlikte zarar vererek geçti. Allah’a şükür can kaybımız yok” dedi.
‘FELAKET OLUNCA KARABORSACILAR ORTAYA ÇIKIYOR’
Kumluca Meyve Sebze Hali’ne sabah saatlerinde gittiğini ve fiyatlarda bir artışın olmadığını gördüğünü belirten Kökce, “Her felaket olunca karaborsacılar ortaya çıkıyor. Bugün itibarıyla bir kuruş artan ürünümüz yok. Artış da olmayacak. ‘Antalya’da ürün kalmadı’ diye fiyatları yükseltecekler. Tedbir alınması lazım” diye konuştu. Kökce, yıkılan seraların yeniden ayağa kaldırılmasının kısa sürede mümkün olamayacağını ve ancak yeni sezona yapılabileceğini söyledi. İlçede 45 bin dönüm tarım alanın olduğunu belirten Kökce, bir dönüm naylon seranın kurulum maliyetinin bugün itibarıyla 500 bin lira olduğunu da sözlerine ekledi. Serasının bir kısmı zarar gören domates üreticisi Mustafa Alpaslan Demirtaş, “Hiç beklemiyorduk. Burası Kumluca artık normal oldu. Sürekli geliyor” dedi.
İŞ YERİNİN ÇATISI UÇTU
Manavgat ilçesinde de dün saat 20.30 sıralarında kısa süreli hortum oluştu. Hortum nedeniyle Sorgun Bulvarı üzerinde bir mobilya mağazasının ahşap çatısı sokağa uçtu. İhbarla olay yerine itfaiye ve polis ekipleri, sevk edildi. Yol trafiğe kapatılırken, iş yeri sahiplerinin de gelmesiyle ahşap çatı Manavgat Belediyesi ekiplerince kaldırıldıktan sonra sokak trafiğe açıldı. Hortum nedeniyle bulvar üzerindeki bazı iş yerlerinin camları patladı. Bahçelievler Mahallesi’ndeki sokakta bulunan bir çöp konteyneri de park halindeki otomobillere çarparak zarar verdi. Çöp konteynerinin sokakta araçlara çarpması, güvenlik kameralarına yansıdı.
KEPEZ, ÜLKENİN EN ÇOK YAĞIŞ ALAN NOKTASI
Diğer yandan yağışın en çok etkili olduğu Kepez’e metrekareye 92,7, Muratpaşa’ya 84, Konyaaltı’na 81,8, Antalya Havalimanı’na 56,2 kilogram yağış düştü. 1 saatte 50 kilogramdan fazla yağışın düştüğü Kepez, ülkenin en çok yağış düşen noktası oldu. Hortumun vurduğu Kumluca’da rüzgarın hızı saatte 90 kilometreye, Finike’de 80 kilometreye, Kemer’de ise 120 kilometreye ulaştı.
]]>Ceyhan ilçesi merkezli 6,3 büyüklüğünde depremi 1998 yılında yaşayan Adana, geçen seneki “asrın felaketi”nden de etkilendi. Kentte, 6 Şubat depremlerinden sonra 25 Temmuz 2023’te de Kozan merkezli 5,5 büyüklüğünde sarsıntı yaşandı.
Adana’da zaman zaman artçı depremler de meydana geliyor.
Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Pampal, AA muhabirine, Adana’nın da etkilendiği 6 Şubat depremlerinden sonra kentte deprem konusunun yoğunlukla gündeme geldiğini söyledi.
Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezinin de kurucu başkanı olan Prof. Dr. Pampal, Adana’yı etkileyebilecek faylarla ilgili şu bilgileri verdi:
“Adana’yı etkileyecek, deprem üretecek faylar var. Karataş-Yumurtalık Fayı, Misis-Andırın Fayı, İskenderun Fayı, Kozan Fayı, Savrun Fayı, Saimbeyli Fayı gibi faylar var. Bir de batıda Ecemiş Fayı’nın güney uzantısı Namrun, Ovacık ve Mut Fayı, Adana’da deprem tehlikesi kaynağı olarak belirlenmiş faylar. Bu bahsettiğim faylar, 6-7 şiddeti arası deprem üretecek faylar. Kayseri civarında 1702’de, 1717’de 1845’te on binlerce insanın öldüğü depremler var. Burada Sarız Fayı, Develi Fayı, Erkilet Fayı, Yeşilhisar Fayı, Erciyes Fayı gibi Orta Anadolu’nun fay sisteminin bileşenlerini oluşturan faylar var. Bunlar hep aktif faylar. Yani o faylar üzerinde de 7-7,5 büyüklüğünde depremlere kaynaklık etmiş, Kayseri’yi yıkmış, on binlerce can kaybı olduğuna göre bu tür depremlerde Adana’yı ve çevresini özellikle kuzey ilçelerini muhakkak ki etkileyecektir.”
Pampal, Adana’nın kuzeyinde “Saimbeyli makaslama zonu” dedikleri zonu oluşturan faylar da bulunduğunu anlatarak, “Kayseri civarında çok sayıda fay var. Saimbeyli Fayı var. Bunlar Adana’nın kuzey kesimlerinde etkili olacak depremler üretebilirler, yıkıcı depremler üretebilirler. Bunları vurgulamakta yarar var. Adana deprem tehlikesinden muaf değil. Deprem tehlikesi yüksek bir yerleşim alanı. Yani bugün, yarın deprem olacak diye bir kayıt asla yok.” dedi.
Savrun Fayı ile ilgili yaptığı çalışmaları anlatan Pampal, “Savrun Fayı kırılacak, 7’den büyük deprem üretecek diye bir kayıt yok çünkü bu fayı çalıştım. Benim doktora sahamda yer alır. Bu yaz bu fayın üzerinde 2 ay süreyle çalıştım ve fayın öyle 7 şiddeti üzeri deprem üretecek bir fay olmadığını, parçalı olduğunu ve aktif olmadığını belirledim. O bakımdan ‘Savrun Fayı Adana’yı tehdit ediyor’ görüşlerine katılmadığımı belirtmek isterim.” ifadelerini kullandı.
Pampal, kentteki diğer faylarla ilgili de şöyle konuştu:
“Temmuz ayının sonlarında Minnetli civarında Kozan’da 5,5 büyüklüğünde bir deprem oldu. Hemen o depreme 5 kilometre mesafede Akçalıuşağı Fayı var. O fayı ben haritalamıştım. O fayın 5 ila 6 büyüklüğünde bir deprem üretme potansiyeli var ve ilk kırılacak fayın o olduğunu değerlendiriyorum çünkü aktif bir fay. Tarihsel dönemde depremler üretmiş. Hemen yakın çevresinde kırılmalar var. Oralarda artçı aktivitesi kaydediliyor. O bakımdan Akçalıuşağı Fayı’nın Adana civarında ilk olacak depremi üreteceğini düşünüyorum. O da Adana’nın kuzey kesimlerindeki ilçelerde Kozan başta olmak üzere Feke, Osmaniye’nin Sumbas ve Kadirli ilçelerinde etkili olabilir ama çok yıkıcı değil, 6 şiddetinden büyük olacağını düşünmüyorum.”
Prof. Dr. Çetin, aktif fay hatlarına yönelik çalışmada görevli
Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Çetin, Adana ve çevre illerde bulunan aktif fay hatlarına yönelik TÜBİTAK, AFAD ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünce (MTA) desteklenen çalışmalarda görev alıyor.
Çetin, ilgili kuruluşlardan da uzman kişilerle tüm Türkiye’de yürütülen “fay haritası” çalışmasının Adana ayağında faaliyetlere katılıyor. Konumları belirlenen faylarda bir sene içerisinde kazılar yapılacak ve bu fayların aktifliğiyle ilgili karakter çıkarma çalışmaları tamamlanacak.
Buna göre, Adana ve çevresinin depremselliği, aktif faylar ve bunların hangi büyüklükte depreme neden olabileceği üzerinden daha sağlıklı öngörüler elde edilecek.
Prof. Dr. Hasan Çetin, yörede MTA tarafından haritalanmış aktif fay hatlarının bulunduğunu ifade ederek, “Hemen doğumuzda Türkoğlu’ndan ayrılıp Amanos Dağları’nın batı tarafına geçen Doğu-Anadolu fayının bir kolu var. Bu kol, Osmaniye civarında devam ediyor ve Yumurtalık-Karataş’tan denize giriyor. Deniz içerisinde de bir miktar devam ederek Kıbrıs’ın batı ucuna kadar devam ediyor. Bu fayın denizdeki uzunluğu çalışılması gereken bir konu.” dedi.
Bu fayların yanı sıra diğer aktif fayların da bölgeyi etkileyebileceğini dile getiren Çetin, “Toprakkale Fayı, sistemin bir parçası. Batısında bulunan Savrun Fayı son yaşadığımız depremde bayağı bir ön plana çıktı. Tufanbeyli ve Saimbeyli fayları var. En batıda da Sarız Fayı ve onun hemen yakınında Ecemiş Fayı var. Bunlar bizi çevreleyen faylarımız.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Çağatay’dan “beton kalitesi” uyarısı
Çukurova Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Yapı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Çağatay da bölgedeki binalarda yaptığı incelemelerde, beton kalitesinin düşük olduğunu tespit ettiğini belirtti.
Betonun mevcut deprem yönetmeliğine göre minimum C25 sınıfında olması gerektiğini ifade eden Çağatay, “Yıkılan binalardan ya da hasar görmüş binalardan karot alındığında ya da siz kendiniz incelediğiniz zaman bazı binaların beton kalitesinin oldukça düşük olduğunu görüyorsunuz. Beton elinizde adeta parçalanıyor, ufalanıyor. Normalde iyi yapılmış bir betonu balyozla falan zor kırabilirsiniz. Dolayısıyla beton kalitesi çok kötü. Tabii binayı taşıyan kolon ve kirişler betonarme olarak yapıldıkları için beton burada önemli bir malzeme, çünkü basınç dayanımını karşılıyor.” diye konuştu.
Çağatay, sözlerini şöyle tamamladı:
“Aslında Çukurova ilçesi, Adana’da zemin açısından şehir merkezine göre daha güvenli olarak düşünülüyor çünkü Adana’nın şehir merkezi kuzey bölgelerine göre daha olumsuz bir zemine sahip fakat en büyük hasarlar bu kuzey bölgesinde oluştu. Yalnız şöyle bir durum var, yıkılan 13-14 katlı binaların hemen yanında hiç hasar görmeyen yapılar da var. Yıkılmış binalarda incelemeler yaptığımızda, beton kalitesinin çok uygun olmadığını, düşük olduğunu, demir işçiliklerinde yanlışlıklar ve eksiklikler olduğunu gördük. Mevcut deprem yönetmeliğimizde yüksek yapılarla ilgili bir bölüm var ama yüksek yapı standartlarıyla ilgili ayrı bir standart olması gerekiyor. Yine bu konuda yapacağımız bütün aşamalarda denetim ve kontrole dikkat etmemiz gerekiyor. Yapılarımızın, proje aşamasından sonra yapılırken 28 günlük beton mukavemet değerlerine bakıyoruz ama yapılarımızı 50 yıl için yapıyoruz. Dolayısıyla sadece 28 günlük yani yaklaşık 1 aylık bir beton mukavemet deneyi yaparak 50 yıl boyunca bize hizmet edecek yapının değerlendirilmesi yeterli değil.”
]]>KOÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Feyzi Gürer’in yürütücülüğünü yaptığı, “Düzce ve Çevresindeki Diri Fayların Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi” projesi, TÜBİTAK KAMAG 1007 programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) paydaşlığında çalışmalarına başlanan projeyle Hendek, Çilimli, Yığılca ve Devrek faylarının geçmişte ürettiği depremler kayıt altına alınıyor.
Yaklaşık 6 ay önce uygulamaya alınan ve 2 yıl içinde tamamlanması planlanan projede çalışmalar KOÜ, Kütahya Dumlupınar ile Niğde Ömer Halisdemir üniversitelerinden 7 kişilik ekiple yürütülüyor.
“Faylar üzerinde paleosismolojik amaçlı hendekler açacağız”
Prof. Dr. Gürer, AA muhabirine, Türkiye’de 500’e yakın aktif fayın bulunduğunu, bunların yarıya yakınının paleosismolojik çalışmalarını MTA’nın gerçekleştirdiğini söyledi.
“Türkiye Paleosismoloji Araştırmaları Projesi” kapsamında geriye kalan diri fayların, kurumlar, üniversiteler tarafından çalışılacağını aktaran Gürer, Hendek, Çilimli, Yığılca ve Devrek faylarında inceleme yaparak projeye katkı sunacaklarını kaydetti.
Gürer, daha önce Düzce bölgesinde yerel yönetimler ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kontrolündeki projeler çerçevesinde paleosismolojik (depremleri oluşturan fayların önceki deprem izlerinin araştırılması) çalışması yaptıklarını belirterek, bölgeyi bildiklerini dile getirdi.
Bu faylar üzerinde paleosismolojik amaçlı hendekler açacaklarını dile getiren Gürer, şöyle devam etti:
“Hendeklerde daha önce yeri tespit edilmiş, MTA tarafından künyesi verilmiş bu faylar üzerinde hangi tarihlerde depremler olmuş, ne kadar bir atım meydana gelmiş, bu depremlerde fayın uzunluğu, genişliği nedir bunlar saptanacak. Ayrıca faylardan tarihlendirme amaçlı örnekler alınacak. Bu örnekler başta TÜBİTAK MAM olmak üzere farklı kurumlarda tarihlendirme amaçlı çalışılacak. Daha önce belirlenen aktif fayların; deprem tehlikesi, deprem tehlike senaryoları araştırılacak. Ayrıca bu faylar üzerinde ya da yakınında bulunan yapılar için tampon bölge oluşturulması, bunun dışında özellikle yerel yönetimlerde şehirleşme planlarının yapılması düşünülmektedir. Böylece deprem anında toplumun en az zarar görmesi sağlanacak.”
Gürer, proje başladığından bu yana literatür taraması ve uzaktan algılama çalışmalarını yürüttüklerine değinerek, bu ay dronla fayların kesin yerlerinin tespiti için sahada çalışmaya başlayacaklarını kaydetti.
Fayların yerlerinin haritalarda gösterildiğini ancak bunlarda çok ufak değişikliklerin yaşanabildiğine işaret eden Gürer, bu fayların tam olarak yerini saptadıktan sonra Coğrafi Bilgi Sistemi’ne aktaracaklarını ifade etti.
Gürer, Harita Genel Müdürlüğü ile TÜBİTAK arasında sözleşme imzalandığını aktararak, “Bu bölgelerin ayrıntılı fotoğrafları da tarafımıza iletilecek. Kazı çalışmasına başlamadan önce bu fayların yerlerini kesin olarak bilmemiz gerekiyor. Açacağımız hendekler ortalama 50 metre uzunluğunda, 4-5 metre genişliğinde olacak. Her bir hendeğin çalışması yaklaşık 10 gün sürecek. Her fay üzerinde 2 hendek açacağız, toplam 8 hendek açmayı planlıyoruz. Tabii gelişmelere göre bu sayı artabilir. ” diye konuştu.
“Deprem tekrarlanma aralıklarını anlamaya çalışacağız”
Faylanmış birimlerden örneklerin alınacağını ve ayrıntılı görüntüleneceğini belirten Gürer, “Deprem tekrarlanma aralıklarını anlamaya çalışacağız. Fayın davranışını öğrenmeye çalışacağız. Böylelikle risk teşkil ediyorsa o fay ve çevresi için tampon bölge oluşturma çalışmaları sürdüreceğiz. Diri fay terimini son 11 bin yılda hareket etmiş, üzerinde hareket olan faylar için kullanıyoruz. Türkiye’de son 100 yılda 200’den fazla 6’dan büyük deprem oldu. Bunun yaklaşık üçte biri yıkıcı özellikteydi. Verileri MTA’nın kullandığı sisteme işleyeceğiz. Elde ettiğimiz bilgiler, daha sonra diri fay haritalarına aktarılacak.” ifadelerini kullandı.
Gürer, çalışmaların deprem riskini en aza indirilmesi, yerleşim yerlerinin planlanması açısından önemli olduğuna dikkati çekerek, toplumun özellikle 1999 Marmara Depremi öncesine göre daha çok bilinçlendiğini sözlerini ekledi.
]]>31 Mart 2024 Pazar günü yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri’ne katılabilecek siyasi partilerin adayları ve bağımsız adaylara ilişkin kesin listeler, il ve ilçe seçim kurullarınca 3 Mart’ta ilan edildi.
22 partili, 27 bağımsız aday yarışacak
İstanbul Adalet Sarayı’nda bulunan İl Seçim Kurulu da kesin aday listesini askıya çıkardı. Buna göre, 22 partili, 27 bağımsız olmak üzere 49 aday İBB başkanlığı için yarışacak.
AK Parti’den Murat Kurum, İYİ Partiden Buğra Kavuncu, Memleket Partisinden Emre Berk Hacıgüzeller, Anavatan Partisinden Umut Çınar, Demokratik Sol Partiden (DSP) Nesim Pakır, Yeniden Refah Partisinden Mehmet Altınöz, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisinden Meral Danış Beştaş, Türkiye Komünist Partisinden Orhan Gökdemir, Anadolu Birliği Partisinden Osman Tekin, Zafer Partisinden Azmi Karamahmutoğlu, Türkiye Komünist Hareketinden Ziya İncedere, Bağımsız Türkiye Partisinden Cihan Erdoğanyılmaz, Yeni Türkiye Partisinden Burhanettin Aktürk, CHP’den Ekrem İmamoğlu, Hak ve Özgürlükler Partisinden Mustafa Aytaş, Ocak Partisinden Osman Çelik, Adalet Birlik Partisinden Muharrem Mutlu, Millet Partisinden Hasan Hüsnü Güler, Milli Yol Partisinden Hüseyin Işık, Demokrasi ve Atılım Partisinden İdris Şahin, Saadet Partisinden Birol Aydın, Vatan Partisinden İbrahim Okan Özkan partili başkan adayları olarak kesin aday listesinde yer alıyor.
Bağımsız adaylar listesinde ise Vedat Taylan Yıldız, Yüksel Özden, Adem Bayraktar, Memet Ali Aydoğmuş, Burak Emre Çetin, Mirhat Tekin Brusk, Ahmet Soytürk, Orhan Çebi, Merve Karataş, Güven Akıcı, Ahmet Birikmen, Yaşar Polat, Habip Aksu, İshak Akbay, Hülya Kavuzlu Karaman, Vedat Öztürk, Galip Menteşe, Cemal Tarancı, Polat Erdoğan, Fatma Ragibe Kanıkuru Loğoğlu, Hüseyin Durmaz, Sena Elest Akıncı, Uğur Etlik, Atakan Bozyayla, Bilen Akpınar, Ömer Karvan ve Abdullah Arli isimleri bulunuyor.
Eski İYİ Partili “internetçi abi” de bağımsız aday
İYİ Partiden 19 Haziran 2023’te istifa eden, partinin eski İletişim ve Teknolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Taylan Yıldız da bağımsız adaylar listesinde yer buldu.
Endüstri mühendisi Yıldız, 2019-2023 tarihleri arasında İBB meclis üyeliği görevindeyken, İstanbul metrosunda ücretsiz internet hizmeti talebini dile getirmesi ve yaşanan polemik sonrası “internetçi abi” olarak anılmasıyla da biliniyor.
İBB başkanlığı için “Her kararda sen varsın” sloganıyla yola çıkan Yıldız, “Yarınını seç” uygulamasıyla kent için verilecek kararlarda İstanbullulara söz sahibi olabilmelerini vadediyor. Yıldız, deprem, gençlik, ulaşım, ekonomi, sosyal yardım ve yaşam kalitesi gibi alanlarda projeler de sunuyor.
Engelli adaydan trafik sorununa “yol üstüne yol yapma” çözümü
Kendisini “liberal demokrat” olarak tanımlayan Liberal Demokrat Parti üyesi bağımsız başkan adayı Dr. Merve Karataş, “liberal belediyecilik” anlayışıyla yarışa katılıyor. Karataş, taksi, başıboş sokak hayvanı ve çarpık kentleşme sorunlarına çözüm üretme, vergileri azaltma vaatlerinde bulunuyor.
Bir rahatsızlığından dolayı engelli olan, SIR yapım film şirketinin kurucusu bağımsız aday Güven Akıcı ise emeklilere, ihtiyaç sahiplerine, şehit ailelerine ve gaziler ile engellilere her ay para yardımı yapacağı sözünü veriyor.
Akıcı, ulaşım ve su fiyatlarında yüzde 50 indirim yapacağı, ev ve iş yerlerinden yıllık emlak vergisi almayacağı, öğrenciler için okula gidiş dönüşte ulaşım ücretini 3 lira yapacağı vaatlerinin yanı sıra, İstanbul’un trafik sorununu çözmek için “yol üstüne yol yapma” vaadiyle de dikkati çekiyor. Aday, sosyal medya platformu Youtube’a içerik üretmesi nedeniyle kendisini “Youtuber” olarak adlandırıyor.
Sahneden İBB başkanlık yarışına
Kurucularının çoğu Çerkeslerden oluşan Çoğulcu Demokrasi Partisinin desteklediği, aslen Çerkes olan Kayseri doğumlu İshak Akbay ise seçim çalışmasını, “Geleceğimiz için, tüm renklerin yaşaması, dilimiz, kültürümüz için yola koyulduk” sloganıyla yürütüyor.
Çerkesce ve Türkçe yayınlanmış profesyonel albümü bulunan, sanat hayatını aktif olarak sürdüren Akbay, yöresel kıyafetleriyle de ön plana çıkıyor.
Kadın adaylardan kimya bilimci-sistem mühendisi Hülya Kavuzlu Karaman, yola “İstanbul’a ve İstanbulluya hizmetkar olma” hedefiyle çıktığını belirterek çalışıyor.
Yerel yönetimlerin siyaset değil hizmet meydanı olduğunu vurgulayan Karaman; tarım, üretim, enerji, ulaşım, kentsel dönüşüm, deprem, sanat, altyapı, teknoloji, turizm, sosyal belediyecilik gibi alanlarda projelerini sunuyor.
Aday Karaman, 2018 yılında insanlığa sevgi, barış ve kardeşliği yaymak, ihtiyaç sahibi hanelere yardımlarda bulunmak üzere kurduğu dernekte yaptığı yardım çalışmalarıyla biliniyor.
Ekmeği 4 lira yapacağı vaadiyle meydan okuyor
Müteahhitlikle uğraşan bağımsız aday Vedat Öztürk, mevcut İBB yönetimi için kullandığı, “Buraya kadar” sloganıyla çıktığı yolda vatandaşlardan destek istiyor.
Kentliye, 8 yeni metro hattı ile 4 yeni hava ray hattı, ambulanslar için akıllı yol uygulaması, metrobüs yerine metro, Suriçi’ni yeniden orijinal haline getirme, ambulanslar için akıllı yol uygulaması, yol üzeri İSPARK’ların ücretsiz olması, inşaat projelerinde deprem izolatörü zorunluluğu gibi vaatler sunan Öztürk, ekmeği 4 lira yapacakları duyurusuyla da diğer adaylara meydan okuyor.
TFF başkanlık adaylığından, İBB başkanlık adaylığına
Daha önce Türkiye Futbol Federasyonuna (TFF) da adaylığını açıklayan Cemal Tarancı, bu kez de İBB başkan adaylığıyla seçim maratonuna katılıyor.
Aslen Sincan Uygur Özerk Bölgesi kökenli olan Tarancı, kentsel dönüşüm için verdiği vaatlerin yanı sıra Zeytinburnu’na olan tutkusuyla dikkati çekiyor.
Bağımsız aday listesine giren, serbest meslek sahibi Memet Ali Aydoğmuş’un ise 2014 yerel seçimlerinde bağımsız Kartal Belediye başkan adayı, 2019’da da bağımsız İBB başkan adayı olma geçmişi bulunuyor.
Bağımsız listenin en yaşlı kadın adayı
Kamuoyunda başından çıkarmadığı kalpağıyla “Kuvva-i Milliyeci Fatma” olarak tanınan 79 yaşındaki Fatma Rahibe Kanıkuru Loğoğlu, bağımsız aday listesinin en yaşlı İBB başkan adayı olarak dikkatleri üzerine çekiyor.
Hem milletvekilliği, hem de İBB başkanlığı için bağımsız olarak defalarca adaylığını koyan Loğoğlu, “Rüşvet almayacağım, hediye kabul etmeyeceğim.” vaatleriyle seçime hazırlanıyor.
Genç kadın adaydan “60 mega proje” vaadi
Bağımsız listede yer alan en genç adaylardan biri olarak 23 yaşındaki Sena Elest Akıncı ismi göze çarpıyor.
“Bu yarışta ben de varım” diyerek seçim yolculuğuna başlayan Akıncı, sorunlarını tespit ettiğini belirttiği İstanbul için 60 mega projeyi hayata geçirmeyi hedefliyor.
Seçim kampanyasını sosyal medya hesabından yürüten Akıncı, “afiş ve bilboardlarla halka hava atmayacağını” ifade ediyor.
Mardinli aday meydanlarda broşür dağıtarak seçime hazırlanıyor
Kazandığı hukuk fakültesini maddi imkansızlıklar nedeniyle okuyamadığı için ticarette pazarcılık dahil farklı işler yapan Mardin Midyatlı aday Bilen Akpınar, “Yaşanabilir bir İstanbul için bugün söz sende” sloganıyla destek istiyor.
Her ilçeye kampüs, topyekun kentsel dönüşüm, hakkaniyetli pay dağıtımı, sıfır işsizlik, tam istihdam, tersine göç, sıfır faizli ihtiyaç kredisiyle üreten şehir, yeşil şehir, sıfır atık ve engelsiz yaşam projelerini halka anlatan Akpınar, kentin birçok noktasında broşür dağıtarak yaptığı seçim çalışmalarıyla ilgili videoları da sosyal medya hesaplarından paylaşıyor.
Sokak röportajıyla tanınan aday
Bağımsız aday Galip Menteşe, bir sokak röportajında muhabirin “İBB başkan adayınız kim?” sorusuna, “Ben, Galip Menteşe. Bağımsız belediye başkan adayıyım.” cevabını verdiği videoyla tanınıyor.
Ekonomi alanında makaleler yazan, Cumhuriyet ve İstiklal Partisi kurucusu ve genel başkanı, Bozyayla Holding Yönetim Kurulu Başkanı Atakan Bozyayla ise 4 bildiriden oluşan seçim manifestosunda ulaşım, imar, enerji ve bütçe konularındaki taahhütlerini sıralıyor.
İş insanı Ömer Karvan, yerel enerji santralleriyle temiz ve ucuz enerji, şehir içi hızlı trenle hızlı ve alternatif ulaşım, klorsuz içilebilir musluk suyu, Boğaz’ın her adımını halka açma, sosyal statü reformu, ucuz ulaşım, önleyici hekimlik birimleri kurulması vaatleriyle ön plana çıkıyor.
Avukat, gazeteci, nörobilim uzmanı….
Adaylardan Ahmet Birikmen ve Polat Erdoğan iş insanı, Habip Aksu avukat, Hüseyin Durmaz gazeteci, Mirhat Tekin Brusk nörobilim uzmanı, Burak Emre Çetin veteriner, Orhan Çebi genel danışman olmalarıyla dikkati çekiyor.
Serbest mesleklerle uğraşan Yüksel Özden, Ahmet Soytürk, Yaşar Polat ve Cemal Tarancı ile inşaatçı Uğur Etlik’in yer aldığı aday listesinde, emekli olarak yaşamlarını sürdüren Adem Bayraktar ve Abdullah Arli de göze çarpıyor.
]]>Ortahisar Belediyesince Zağnos ve Tabakhane vadileri arasında yapılan 200 metre uzunluğunda ve 16 metre genişliğindeki Trabzon Akvaryum’u ziyarete açıldığı 19 Mayıs 2022’den itibaren 441 bin 364’ü yerli, 85 bin 779’u yabancı olmak üzere 527 bin 143 kişi gezdi.
Üç dalgıç, köpek balığı ve vatozun da aralarında bulunduğu 83 türde binlerce balığa yuva olan akvaryumun temizliğini her gün programlanan şekilde yapıyor.
Dalgıçlar, çeşitli ebatlardaki akvaryumların yanı sıra tünel şeklindeki 3,5 metre derinliğe sahip tankı da çeşitli boylarda fırça, dip süpürgesi ve bez kullanarak temizliyor.
Dalgıçların temizliği ve haftada üç gün balıkları beslemeleri çocuklar kadar yetişkinlerin de dikkatini çekiyor.
Trabzon Akvaryum Küratörü Hüseyin Derin, AA muhabirine, biri tünel, 61’i de tematik olmak üzere 62 akvaryumda binlerce tür bulunduğunu söyledi.
Derin, tünel içinde yapılan akvaryumun ziyaretçilerin ilgisini çektiğini belirterek, “Ana tank dediğimiz bölümde 28 metrelik tünel akvaryumumuz var. Dalgıçlarımız balıkların ve akvaryumun bakımını yapıyor.” dedi.
Aynı şekilde küçük akvaryumlarda da dalgıçların temizlik yaptığını anlatan Derin, “Dalgıçlarımızla belirlemiş olduğumuz bir çalışma programımız var. O program dahilinde her gün dalış yapıyorlar.” diye konuştu.
Derin, haftanın 3 günü de dalgıçların ziyaretçilerin yoğun olduğu saatlerde tanklara girerek besleme yaptığını ifade ederek, “Ziyaretçilerimiz de temizlik saatlerinde daha fazla geliyorlar. Balıklardan daha fazla dalgıçlar çocukların ilgisini çekiyor diyebilirim. ‘Abla suda’, ‘Ağabey suda’ diye tepki veriyorlar, onlara baksınlar diye camlara vuruyorlar. Onlar da el sallayınca mutlu oluyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.
“Camın arkasında görülmeyen çok farklı bir sistem var”
Baş dalgıç Hüseyin Emre Gürsoy, çok zevkli ancak yorucu bir iş yaptıklarını söyledi.
Gürsoy, işini severek yaptığını dile getirerek, “Balıkların günlük rutin bakımları var. Akvaryumların temizliğine akriliklerin silinmesiyle başlıyoruz ve doğal olmayan hiçbir şey kullanmıyoruz. O nedenle bu bakımları dalgıçlar olarak biz yapıyoruz.” dedi.
Temizlik için 45 dakikalık periyodlarda dalış yaptıklarına dikkati çeken Gürsoy, “Temizlik ziyaretçiler açısından çok önemli ama bizi ilgilendiren kısım balıkların sağlığı. Onlar için 61 tankta dip sifon ve organik maddelerin çekimi gibi rutin temizlik çalışması yapıyoruz. Detaylı temizlik için diş fırçası, mop, sifon motorları ve filtreler kullanıyoruz. Camın arkasında görülmeyen çok farklı bir sistem var. Yoğun, karışık ama bize zor gelmiyor.” ifadesini kullandı.
Dalgıç Nas Aydın ise akvaryumların kumundan dekoruna kadar her yerini temizlediklerini ve balıkların durumunu gözlemlediklerini söyledi.
Balıklarda herhangi bir sorun gördüklerinde ilgili birime bildirdiklerini vurgulayan Aydın, “Köpek balıkları beslerken acıtabiliyorlar ama çok sıkıntı yaşamıyoruz. Ziyaretçilerden çok fazla ilgi görüyoruz. Özellikle de kadın olarak ben daha çok ilgi görüyorum. İşin bir kısmı çalışmak, bir kısmı da eğlence olarak geçiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Ziyaretçiler dalgıçların balıkları beslemesini merakla izliyor
Ziyaretçilerden Sude Danışmaz, ilk defa bu kadar yakından balık, yılan ve yengeç gördüğünü belirterek, “Bazıları korkutucu ama çok eğlenceliydi. Bir dalgıcın balıkları elleriyle yedirmesini ilk defa gördüm ve çok güzeldi.” dedi.
Arkadaşlarıyla akvaryumu gezen Olgun Fukul da canlıların ve ortamın çok güzel olduğunu dile getirerek, “Özellikle dalgıçların balıkları elleriyle beslemesine hayran kaldım.” diye konuştu.
Tuğba Nur Tepe ise “Müthiş, harika ötesi bir yer. Sadece balıklar değil, akvaryumların içindeki mercanlar, süslemeler ve görseller harika bir şölen diyebilirim. Birazdan akvaryumun içine dalgıçlar girecek ve biz ilk kez göreceğiz, heyecanla bekliyoruz.” ifadesini kullandı.
Çocuklarıyla akvaryumu gezmek için Bayburt’tan gelen Musa Yazıcıoğlu da şunları kaydetti:
“Çok güzel bir atmosferi var buranın, güzel dizayn edilmiş. Çocuklar da ilgi gösteriyor akvaryuma, memnun oldular. Onlar da biz de böyle bir mekanın kazandırılmasından dolayı mutluyuz. Dalgıçların köpek balıklarını elleriyle beslemelerini bekliyoruz, güzel bir deneyim olacak.”
]]>Güngör, Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun çalışmalarına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Kurulun 25 Mayıs 2004’te Resmi Gazete’de yayımlanan kanun ile kurulduğunu dile getiren Güngör, kanun kapsamında, kamuda etiğe dayalı bir yönetim sisteminin yerleştirilmesi amacıyla, kamu görevlilerinin uymaları gereken etik davranış ilkelerini belirlemek ve kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmakla görevlendirildiğini ifade etti.
Devlete ve kurumlarına güven oluşturmak, saygınlık kazandırmak ve kamu hizmetinin layıkıyla yerine getirilmesini sağlamak için etik kamu yönetimine ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Güngör, kamu kurumlarının başarılı, uyumlu, verimli çalışmasının devlet düzeni ve gücünün olumlu bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Çalışmalarını 20 yıldır geniş bir yelpazede devam ettiren Kurul’un, özellikle sorunlu alanlara yöneldiğini, AB projelerinin de desteğiyle etik açıdan problem yaşanan alanlarda çözüm üretmek amacıyla önemli çalışmalar yürüttüğünü aktaran Güngör, bu kapsamda yerel yönetimler için belirlenen etik ilkelerin uygulamasına yönelik hazırlanan Etik Rehberi’nin ilgili yönetim birimleri ile paylaşıldığını anlattı.
400 bin kamu görevlisine etik eğitimi verildi
Güngör, 9 Temmuz 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile atamalarının yapılması üzerine Kurulda 5. dönem olarak çalışmalara başladıklarını hatırlattı.
Kurula yapılan başvurular dikkate alındığında, kamu yönetiminde etik bilincin ve kültürünün yerleşmesi ve etik farkındalığın artırılması için daha etkin ve yaygın çalışmalar yapılmasının gerekli görüldüğünü aktaran Güngör, bu çerçevede Kamu Yönetiminde Etik ve Etik Davranış İlkeleri konulu il konferansları düzenleme kararı aldıklarını bildirdi.
Güngör, ilk olarak 22 Kasım 2021’de Kocaeli’de 800 kamu görevlisine hitap edilerek başlatılan bu konferansların bugüne kadar toplam 7 ilde yapıldığını belirterek, bu kapsamda geçen yıl toplam 400 bini aşan kamu görevlisine ulaşıldığını belirtti.
Zerrin Güngör, 2004-2021 arasında etik eğitici eğitimi verilen kamu görevlisi sayısının 442 olduğunu, 2022 yılından itibaren bugüne kadar ise 720 etik eğiticisi yetiştirildiğini bildirdi.
Etik ilkeler, en az yasalar kadar önemli
Etik eğitiminin önemine ilişkin olarak Güngör, “Bazen öyle olaylarla karşılaşılır ki, yasalar ve hukuki düzenlemeler, ortaya çıkan hukuk ve ahlak dışı davranışların tanımlanmasında yetersiz kalabilir. Böylesi yasal boşlukların bulunduğu alanlarda karşılaşılan ikilemlerin çözümünde kamu görevlilerine yardımcı olacak etik ilke ve standartlar, en az yasalar kadar önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Yeni teknolojiler alanında daha etkin etik kavramlara ihtiyaç var
Zerrin Güngör, etik eğitimi toplantılarında, toplumsal temel haklar ile bilim ve yeni teknolojilerin kesiştiği mevzuat ve politikaların etik yönleri hakkında tavsiyeler verdiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Bu alanda dünyanın daha etkin etik kavramlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu yeni teknolojileri üretenlerin, görünenin dışında hangi alanda ne hedeflediklerinden haberdar ve emin olmamız için yakın takibe ve bilgi geliştirmeye ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Yapay zeka kullanımı ile yakından ilgilenen bütün ülkeler, yapay zekanın sorunsuz şekilde geliştirilmesi ve dağılımı konusunda yönergeler, koruyucu önlemler, politika süreçleri önerileri gibi altyapı çalışmaları ve komisyonlar oluşturuyor. Yapay zeka devriminin etik değerlerle yürütülmesine azami özen gösteriliyor, burada sağlam gizlilik politikaları, güven ve etik değerler önemli başlıklar olarak öne çıkıyor.”
“Hiçbir teknoloji kendini şekillendiren değerler manzumesi olmadan gelişemez”
UNESCO’nun “yapay zeka etik tavsiye kararları”na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Güngör, dijital teknolojilerin belirli düzenlemelerinin kamu kurumları üzerindeki olumsuz etkilerinin ciddi sorunlar oluşturabildiğine işaret etti.
Güngör, bu alandaki en belirgin olumsuzlukların, “dezenformasyon”, “mahremiyet anlayışının, veri gizliliğinin zedelenebilmesi”, “olayların-kurumların manipüle edilmesi”, “dışardan yabancı müdahaleler”, “ayrımcılık politikalarına hizmet” olmak üzere 5 başlıkta toplanabileceğini belirterek, şöyle devam etti:
“Bu durumda temel haklar, yasalar, etik değerler ve nihayetinde savunduğumuz hukukun üstünlüğü ve demokrasi anlayışı, zedelenme durumu ile karşı karşıya gelebilir. Etik kavramına burada da önemli şekilde ihtiyaç duyuluyor. Hiçbir teknoloji kendini şekillendiren değerler manzumesi olmadan gelişemez. Çünkü değerler ve etik, teknoloji ve yeniliği kısıtlamaz, engel oluşturmaz, tam aksine toplumsal sorumluluğu, kapsayıcılığı ve sürdürülebilirliği destekler.”
Kamu kurumlarında etik ilkelerin bilinmesine ve uygulanır olmasına, algılanmasına, etik eğitimi programlarının artırılmasına ve etik değerlerin kurumsallaştırılmasına çok önem verdiklerinin altını çizen Güngör, “2005 yılında yayımlanan 18 etik ilkenin belirlendiği bir yönetmeliğimiz var ancak o yıllardan bu yana yüksek teknolojinin de hayata girmesi, iletişim teknolojilerinin ve dijital dünyanın yepyeni kavramlar getirmiş olması ‘dijital etik’ başlığında bizi çalışmaya sevk ediyor. Bu dönemde bu başlıkları da eğitimlerimize dahil edeceğiz.” dedi.
Özgürlük-güvenlik dengesi önemli
Zerrin Güngör, kamuda sosyal medya kullanımına ilişkin etik ilkelerin Kurulca belirlendiğini ilgili kurum ve kuruluşlar ve kamuoyu ile paylaşıldığını hatırlatarak, benzer şekilde yapay zeka üzerine de bir çalışma yürüttüklerini belirtti.
Dijital teknolojinin getirdiği olumlu ya da olumsuz pek çok durumla karşılaşıldığına dikkati çeken Güngör, kamu görevlilerin dijital teknolojiler ve yapay zeka kullanımına ilişkin farkındalığını artırmak, çözüm önerileri sunmak, programlar yapmak ve ilke kararları almak üzere çalışmalara başladıklarını bildirdi.
Yapay zeka ve dijital teknolojiler alanının teknik bir alan olması nedeniyle üniversiteler ve alan uzmanları ile işbirliği yapacaklarını belirten Güngör, şöyle konuştu:
“Yüksek teknoloji artık her alanda hakim olmaya başladı. Etik değerler, inovasyon dediğimiz yenilikçi süreçlerin kritik bir yol göstericisi, pusulası gibidir. Her adımda ‘acaba etik mi’ diye düşünmeliyiz. Daha önce hiç tanışmadığımız yeni meslekler, yapay zeka, genetik çalışmalar gibi konular bugün artık kamuda ve özel sektörde iç içe geçmiştir. Kamu görevlileri de, özel sektör çalışanları da tüm bu konularda etik değerleri göz önünde bulundurmalıdırlar. Söylediğimiz her söz isabetli ve yerinde olmalı, buna dikkat etmeliyiz. Yapay zeka ve dijital alandaki etik ilkelerle, kamu görevlilerinin özgürlük ve güvenlik dengesini çok iyi korumamız, kollamamız lazım. Bu hayatın her alanında önemli. Yıllarca idari yargıda çalıştım, kararlarımızda daima hukukun üstünlüğü, hakikat ve hakkaniyet dengesine önem verdik, bu dengeyi burada da çok iyi korumamız, kollamamız lazım. Zamana ve zemine göre de yeni tedbirler üretmemiz gerekiyor.”
“Çalışmalar, hem özel alanda hem de kamu alanında olmalı”
Yapay zeka teknolojisi üreticilerinin büyük çoğunluğunun yurt dışı kaynaklı olduğuna işaret eden Güngör, şunları kaydetti:
“Bu teknolojinin getireceği imkanlar, büyük fayda da yaratacaktır. Ancak biz bunun olumlu etkilerini artırmak ve de zararlı etkileri olacaksa da onu engellemek, önlemek, tedbirli olmak adına mutlaka çalışmalar yapmalıyız. Bu çalışmalar, hem özel alanda hem de kamu alanında olmalı. Bu alanda boşluk ve zafiyet alanları oluşmasına engel olmalıyız. Bir bakıyorsunuz, yapay zeka ile kişinin görüntüsü kullanılmış, sesi değiştirilmiş. Bunlar insanı ürpertiyor. Demek ki bir koruma kalkanı oluşturacağız. Bu neyle olacak? Teknolojiyi reddetmekle değil, teknolojiyi kontrol edebilmekle olacak. Teknolojiyi nasıl kontrol ederiz? Özgürlük-güvenlik dengesine dikkat ederek. Bu teknolojiyi kullanacağız ancak kontrollü şekilde, kullanacağız. Ülkemize, toplumumuza zarar verici etkilerinden korunmamız lazım. Ağırlıklı olarak bu alanda karşılaşacağımız riskleri öngörüp önleyici tedbirler almak için yeni çalışmalar yaparak ilke ve tavsiye kararları alacağız.”
Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı Güngör, çalışmaları sonuçlandığında yapay zeka ve dijital teknolojilerle ilgili etik ilke kararlarını kamuoyuyla paylaşacaklarını belirterek, “Yapay zeka etik ilkelerinin kamu yönetiminde karar alma süreçlerinde faydalı ve etkili bir rehber olmasını temenni ediyoruz.” diye konuştu.
]]>Kuzey Makedonya’nın Başkenti Üsküp’te 2006 yılında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğü ve hayırseverlerin destekleriyle Sultan Abdülhamit Han döneminde yapılan telgrafhane binasında kurulan vakıf üniversitesi, 18 yıldır eğitim öğretim hayatını sürdürüyor.
Avrupa’da eğitim imkanı sunuyor
Makedonya, Türkiye, Karadağ, Kosova, Sırbistan, Bosna Hersek, Bulgaristan gibi birçok ülkeden gelen öğrencileri ve akademisyenleriyle hem çok kültürlü hem de çok devletli bir eğitim kurumu halini alan üniversite, uluslararası akademik kadrosu, tam donanımlı ve yeni kampüsü, 200’den fazla uluslararası anlaşmayla Avrupa’da eğitim imkanı sunuyor.
YÖK tarafından tanınırlığa sahip, ÖSYM Kılavuzunda da yer alan üniversitenin rektörü Prof. Dr. Lütfü Sunar, AA muhabirine okuldaki eğitim sistemi ve çalışmaları hakkında bilgi verdi.
Sunar, 1600’ü Türkiye’den gelen 3200’e yakın öğrencileri olduğunu, bunların 3000’e yakınının lisans eğitimi aldığını belirterek, üniversitelerinde mühendislik, diş hekimliği, hukuk, sanat tasarım gibi 7 fakülte ile ebelik ve hemşirelik bölümünden müteşekkil bir sağlık meslek yüksekokulları bulunduğunu kaydetti.
“Türkiye ile Balkan halkları arasında köprü olma amacıyla kuruldu”
Üniversitenin, Balkanlar’daki insanlara katkı yaparak oradaki eğitim ortamını geliştirmek, Türkiye’yle Balkan halkları arasındaki mevcut bağları geliştirmeye yönelik bir köprü olma amacıyla kurulduğuna dikkati çeken Sunar, “Bugün Makedonya’daki 22 üniversite arasında önemli bir yere sahip. Aynı zamanda pek çok uluslararası tanınırlığa sahip bir üniversite.” dedi.
Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin gerçek anlamda uluslararası bir üniversite olduğunu vurgulayan Sunar, “Öğrenciler, dünyanın farklı yerlerinden gelmiş insanlarla bir arada eğitim alma imkanına sahip olarak uluslararası geçerliliğe sahip bir İngilizceyle mezun oluyor. Türkiye’de ÖSYM kılavuzunda yer alan birkaç yurt dışındaki üniversiteden birisi. Bu anlamda Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin Türkiye’deki yüksek öğretim sisteminin tam bir akreditasyonu ve entegrasyonu söz konusu. Bu da ayrıca üniversitenin tercih edilmesini çok iyi bir noktaya taşıyor.” ifadelerini kullandı.
Sunar, üniversitelerinin 18’inci yılında olduğunu anımsatarak, sadece Türkiye’den değil, dünyanın farklı yerlerinden öğrencilerin rahatlıkla tercih ettikleri, kendilerini geliştirdikleri bir üniversite haline dönüştüklerini de anlattı.
“Diploma temelli değil, beceri temelli bir eğitim”
Türkiye’deki üniversitelerle kıyaslandığında öğrencilerinin, uluslararası dolaşım anlamında çok iyi bir noktada olduklarının altını çizen Sunar, Erasmus’ta her yıl 100’e yakın öğrenciyi kabul ettiklerini, bunun öğrenci nüfuslarının yüzde 7-8’ine tekabül ettiğini, diploma temelli değil, beceri temelli bir eğitim noktasında çok önemli bir değişim gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Sunar, şöyle devam etti:
“Yeni neslin, yeni çağın, yeni çalışma kültürünün gerektiği becerileri öğrencilere kazandırarak mezun etme çabası içerisindeyiz. Çift ana dal programlarını özendiriyoruz. Her bölümde verdiğimiz diplomanın yanı sıra birkaç tane uluslararası geçerliliğe sahip sertifika kazandırıyoruz öğrencilere. Öğrencilerin kampüs ortamı içerisinde yeterince sosyalleşerek geleceğin hayatına hazırlanmaları için de uygun bir ortam hazırlıyoruz. Bütün bu nitelikler Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin benzerleri arasında öne çıkarıyor.”
Üsküp Çarşısı’nda Türkçe konuşulduğu, bunun Türkiye’den gelen öğrencilerin yabancılık çekmemesini sağladığı, Makedonya hükümetlerinin üniversitelerinin Üsküp’e kattıklarının farkında oldukları ve gelen öğrencilerin her türlü işlemlerinde kolaylaştırıcı adımlar atarak kendilerini destekledikleri bilgilerini paylaşan Sunar, Makedonya’nın en büyük özel üniversitesi olan okullarının öğrenci sayısı açısından da Makedonya’da 4’üncü büyüklüğe sahip olduğunu aktardı.
Her 15 öğrenciye 1 akademik personel düşüyor
Lütfi Sunar, Türkiye’den gelen öğrenciler için tüm kayıt kabul işlemlerinin İstanbul’da kurdukları bir ofis ve acenteler üzerinden yapılabildiği, girişimcilerin açtığı yurtların herhangi bir barınma sorunu yaratmadığını, öğrencilere burs destekleri olduğunu ve okullarında denklik sorunu bulunmadığını da söyledi.
Şimdiye kadar Türkiye’den gelip üniversitelerinden mezun olan 700 civarında öğrencinin neredeyse tamamının denklik aldığına vurgu yapan Sunar, 202 akademik personeli olan okullarında 15 öğrenciye bir akademik personel düştüğünü kaydetti.
Yapay zeka mühendisliği bölümüne olan rağbet
Türkiye’den üniversitelerine yükselen bir beğeni olduğu ve yeni açtıkları yapay zeka mühendisliği bölümlerinin çok rağbet gördüğünü belirten Sunar, şu görüşlerini sundu:
“Bu alanda nitelikli insanların yetişmesi için üniversitelerin üzerinde vazife düşüyor. Biz de bunu gözeterek hızlı bir şekilde bir program oluşturduk. Güçlü bir bilgisayar mühendisliği bölümümüzün olmasının da buna çok önemli katkısı oldu. Öğrenciler geçen sene hazırlık eğitimini tamamladılar, bu sene eğitime başlayacaklar. Biz 50’ye yakın kontenjanı olan bu bölümde geleceğin teknolojilerini, gelecekte kullanılacak aletler geliştirecek mühendisliği, tasarımcıları yetiştirmeye çabalıyoruz. Yapay zeka bu anlamda bizim sonuçlarıyla muhatap olacağımız bir şey olmaktan çıkacak. Ürün çıkararak ve gelişimine katkı yaparak müdahil olacağımız bir alana dönüşecek bu bölümle birlikte.”
Lütfi Sunar, uluslararası alanda kariyer yapma arzusunda olan ve kendisini dünyadaki rekabete hazırlama çabası içerisinde olan bütün öğrencileri üniversitelerine beklediğini, okullarında yakın zamanda eczacılık bölümünün açılacağını da sözlerine ekledi.
]]>İnegöl ilçesi merkezine 25 kilometre uzaklıkta olan kaplıca alanı geçtiğimiz yıl yapılan çalışma ile görsel güzelliğe de kavuştu. Alanın kulaktan kulağa yayılmasıyla farklı illerden gelen vatandaşların uğrak yeri haline geldi. Kaplıca alanının çevresinde piknik yapan vatandaşlar hem de suya girerek şifa arıyorlar. Hafta sonraları alanda yoğunluk yaşanıyor.
Kurşunlu Mahallesi Muhtarı İbrahim Kılıç, 15 yıl önce yapılan maden suyu kazısında çıkan kaynak suyunun bazı hastalıklara iyi geldiğini belirterek, “Burada bir firma tarafından maden suyu kazısı yapıldı. Kazı yapılırken bir anda topraktan kaynak suyu fışkırdı. Sıcaklık derecesi 55. Çıkan sıcak suyun şifaları var. Mantara, egzama, cilt hastalıkları ve bir çok hastalığın şifası bu suda. 15 yıldır bu su durmadan akıyor. Halk merak edip geliyor. Sıcak suyu gören içine giriyor. Buraya bir kaplıca merkezi kazandırmak istiyoruz. Yetkililerimizin bu konuda destek vermelerini istiyoruz.” dedi.
Şifa bulanlar var
Kurşunlu mahallesinde ikamet eden Muhammed Can Kuzgun, “İnegöl Kurşunlu mahallesinde oturuyoruz. Yıllardır buralardayız. Çocukluğumuz buralarda geçti. Bu sıcak suyumuz bizim fabrikanın maden suyu çalışmalarında buluyorlar burayı. Yıllardır da böyle sonradan ilk başlarda 20-30 metre kadar ilk çıktığı yerden havaya çıkıp iniyordu. Sonradan bu şekle getirdiler burayı. Güzel de oldu insanlar açısından. İnsanlar eğleniyor, çocuklar eğleniyor. Hem şifalı. Sivilceye, her şeye iyi geliyor. Buyursunlar, gelsinler Bekleriz. Bizde gelmeye çalışıyoruz. Bizim yaz aylarında burada çilek meşhur. Hem işçilerimizi getiriyoruz, mevsimlik işçiler geliyor. Geliyoruz, eğleniyoruz. Az önce sordum Gebze’den geldim dedi, İstanbul, her yerden gelen yani, şifa bulanlar var” dedi.
Bursa’dan gelen Yaşa Bakan, “Gerçekten süper yani. Gelinmesi, görülmesi gereken bir yer yani. Süper. Ben tarif edemiyorum şu an gerçekten süper yani. Su fışkırıyor yani yer altından kaynak su bu. Yer altından gelen bir su yani. Şifa bulunur tabi. Burayı ben arkadaş çevresinden duydum. Benim rkadaşım gelmiş, o da arkadaşından duymuş. Zaten böylelikle bulunuyor böyle yerler. Arkadaşım gördü durumda, İstanbul’da. O da gelecek buraya misafirliğe. Şehir dışından, yurt dışından gelen bile vardır yani” dedi.
Yorgunluğumu alıyor
Bursa Yıldırım ilçesinden gelen Murat Eroy, “Su öncelikle çok güzel. Ücretsiz bir yer olarak çok memnunuz. Allah bunu yapanlardan razı olsun. Benim ikinci gelişim, gerçekten de işe yarıyor. Yorgunlukları alıyor. Bursa Yıldırım’dan geliyorum. Amcamın oğlundan duyup geldim” dedi.
Azerbaycan dan gelen Şamil Kafurov da, “Çok güzelmiş, şifalıymış öyle diyelim. Buraya gelene kadar nereden baksan kişi başı 700-800 dolar gitti Azerbaycan’dan buraya. Orada öyle bir yer yok. Yakın akraba ziyarete geldik. Arkadaşımız getirdi, Bursa’da oturan bir arkadaşımız. Dedi sizi böyle böyle bir yere götüreyim, olur dedim.” dedi. – BURSA
]]>Şarhöyük Mahallesi sakinleri, Anıt Park adıyla da bilinen Büyük Park ve çevrelerinde sürü halinde gezen sokak köpekleri nedeniyle endişeli. Bazı zamanlar bölgeden geçenlere saldırdığı iddia edilen hayvanlarla ilgili mahalleli yetkililere yardım çağrıları yaparken, konuyla ilgili gözle görülür hiçbir çalışma yapılmaması ve Eskişehir Şehirlerarası Otogarı yakınlarındaki Kent Park’ta evcil hayvanların bile girişine müsaade edilmemesi halk arasında ‘Çifte standart’ tartışması çıkarttı. Şarhöyük Mahallesi’ndeki vatandaşlar Büyük Park’ın, Kent Park’a göre daha kenar bir mahallede kalması nedeniyle Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin yaşadıkları sıkıntıları umursamadığını düşünerek tepki gösterdi. Kent Park yakınlarındaki hayvanseverler ise parka hayvan alınmamasını yanlış bulduklarını söyleyerek belediyenin daha duyarlı olmasını istedi.
Büyük Park yakınlarındaki hayvanseverler iddiaları kabul etmedi
Son günlerde sokak hayvanlarıyla ilgili tartışmaların yaşandığı Şarhöyük Mahallesi’ndeki hayvansever vatandaşlar, Büyük Park’ta sokak hayvanlarının vatandaşlara saldırdığıyla ilgili iddiaların doğru olmadığını ifade etti. Bu iddiaları öne sürenlerin yalan söylediğini düşünen hayvanseverler, sokak köpeklerinin insanlara saldırmasından ziyade insanların sokak köpeklerine taş, sopa ve pala gibi aletlerle zarar verdiğine dikkat çekti. Bazen dışarıdan gelen köpekler olabildiğini ancak park içerisinde yaşayan hayvanların kimseye saldırmadığını vurgulayan hayvanseverler, her gün mama ve su bırakarak onları aç bırakmamaya çalıştıklarının altını çizdi.
“Çifte standart uygulanıyor gibi geliyor bana”
Eskişehir Şehirlerarası Otogarı ve çevresindeki sokak hayvanlarının bakımını üstlenen Rahmi Yaş, “Diğer büyük parklarda köpeklerin gezmesi serbest, ama maalesef bizim Kent Park’ta köpeklerin gezmesini yasaklıyorlar. Aslında böyle bir uygulama olmaması lazım. Halkımızın duyarlı olması lazım. Belediyeler geçen sene de barınakları kapatmaya çalıştılar, ama hayvan severler engel olmaya çalıştılar. Belediyemizin duyarlı olması lazım. Hayvanların yaşam haklarını engellememesi lazım. Çifte standart uygulanıyor gibi geliyor bana. Büyük parklarda hayvanların insanlara saldırdıklarını söylediklerini duyuyoruz ama hayvanlar durup dururken de insanlara saldırmazlar. Mutlaka bir etkisi vardır. Sopalarla vuruyorlar, taş atıyorlar. Yoksa hayvanlar durup dururken insanlara saldırmazlar” dedi.
“Belediye ekipleri bunu görmüyorlar mı”
Yaklaşık 1 yıldır Şarhöyük Mahallesi’nde yaşadığını ve bir dönemler her gün koşu yaptığı Büyük Park’ta birkaç defa sokak köpekleri tarafından kovalandığını aktaran Hasan Hilmi Arı, “Çok fazla köpek var. Yaklaşık 10-15 köpek sürü şeklinde geziyorlar. Belediye ekipleri bunu görmüyorlar mı artık nasıl olduğunu bilmiyorum ama gerçekten köpek sıkıntısı çok fazla. Şu anda burada bu kadar fazlayken Kent Park’ta hiç olmaması gerçekten bana da bir çifte standart var mı diye düşündürttü. Demek ki çifte standart uyguluyorlar. Zaten Büyük Park’a gelen giden çok fazla olmuyor sanırım ama Kent Park’a biraz daha herkes gidebiliyor. O yüzden böyle yapmış olabilirler, ama yanlış bir uygulama” şeklinde konuştu.
“Saldırmıyorlar, insanlar yalan söylüyorlar”
Büyük Park içerisindeki hayvanların kimseye zararı olmadığını dile getiren Bora Erbaş, şunları söyledi:
“Hepsi buradalar işte. 10 tane falan var herhalde. Başka dışarıdan gelen köpekler oluyor. Tabii buradakilerle birbirlerine havlıyorlar ama bunlar insanlara zarar vermiyor. Görüyorsunuz, park içinde bunlardan dolayı kendi hallerinde bir sıkıntı yok. Bunları ne yapalım? Bakmayalım mı, yani açlıktan ölsünler mi? Evimizde de köpek var. Onları gezdirmek için çıktığımızda yanımıza geliyorlar, oynuyorlar. Burada mutlular yani. Tepebaşı Belediyesi buraya yuva getirdi. İnsanların çöpe attığı battaniye ve yorganları alıp üşümesinler diye onların altlarına seriyoruz. Saldırmıyorlar, insanlar yalan söylüyorlar. Artık birbiriyle anlaşamıyorlar ki. Hayvanları istemiyorlar. O hale geldiler artık. Aşağı mahalleden yürüyerek buraya geçerken özellikle çocuklar sopayla o demirlere tık tık tık vurduruyorlar, hayvanları kızdırıyorlar. Bu hayvan yani sonuçta, insan değil. İster istemez tepki gösteriyor. Benim apartmanımda adam bana diyor ki, ‘Ezan okunduğu zaman uluyor.’ ya kardeşim, böyle bir saçmalık var mı ya? Ne yapayım? Bunlarla biz çok mutluyuz.” – ESKİŞEHİR
]]>Türkiye’nin UNESCO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gülnur Aybet’in ev sahipliğinde Türkiye Cumhuriyeti’n 100. yılı ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen konsere çok sayıda ülkenin UNESCO temsilcisinin yanı sıra ünlü Türk piyanist Koptagel de katıldı.
Soprano Chimene Seymen ve “Cumhuriyetin 100. Yılında Kadın Besteciler” başlıklı albümü hazırlayan piyanist Güray Başol’un sahne aldığı etkinlikte, Yunus Emre Enstitüsü tarafından organize edilen “Kadınların Işığında” başlıklı fotoğraf sergisinin tanıtımı da yapıldı.
Küratörlüğünü Mehmet Aslan’ın üstlendiği sergide aralarında AA foto muhabirlerinin de olduğu Türk kadın fotoğrafçılarının eserleri davetlilerin beğenisini topladı.
Büyükelçi Aybet, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, “Cumhuriyetin 100. Yılında Kadın Besteciler” albümüne konu olan bestecilerden Güran’ın 1921’de Avusturya’nın başkenti Viyana’da dünyaya geldiğini ifade etti.
Güran’ın müzik eğitiminin annesi Ayşe Aliye Aral yanı sıra Şuşik Abbas ve Cemal Reşit Bey gibi profesörlerle başladığını belirten Aybet, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Güran’ın Türkiye’ye döndüğünü aktardı.
Aybet, Güran’ın Türkiye’de orkestra şefi Ernst Praetorius ile orkestrasyon ve füg dersleri aldığını ifade etti.
Büyükelçi Aybet, 1931’de İstanbul’da doğan besteci Koptagel’in 5 yaşında Rana Erksan’dan piyano dersleri almaya başladığını ardından ise İstanbul Belediye Konservatuvarı, Madrid Konservatuvarı ve Paris’te Özel Müzik okulu Schola Cantorum’da eğitim aldığını anlattı.
Aybet, Türkiye’ye 1961’de dönen Koptagel’in Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda piyanist olarak sanatını icra ettiğini ve 1955’ten sonra solo piyanist olarak birçok ülkede konser verdiğini kaydetti.
Paris’te yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında iki kadın besteci projesini başlatan piyanist Başol’un “etkileyici bir iş yaptığına” vurgu yapan Aybet, İtalya’nın Milano kentinde doğan Başol’un 15 yaşında piyano çalmaya başladığını söyledi.
Aybet, Uluslararası Claude Kahn Piyano yarışmasında bronz madalya kazanan Başol’un ilk albümünün “Doğu Ekpresi” olduğunu ifade etti.
İzmir doğumlu Chimene Seymen’in İtalya, İsviçre ve Belçika’daki birçok dünya müziği festivaline davet edildiğini kaydeden Aybet, Seymen’in Türkiye’de, İstanbul Uluslararası Müzik Festivali’nde büyük başarı elde ettiğini belirtti.
Büyükelçi, konser sonrası AA muhabirine yaptığı konuşmada, büyük ülkelerin UNESCO daimi temsilcilerinin ve Paris’teki önde gelen sanatseverlerin katıldığı konserde “Cumhuriyetin 100. Yılında Türk Kadın Besteciler” albümünü tanıttıklarını aktardı.
Aybet, bunun sanatçılar için önemli bir proje olduğuna değinerek Kadınlar Günü Haftasında bu konseri Paris’te gerçekleştirdikleri için mutluluk duyduklarını ifade etti.
Başol da bu konserin ve bu projenin Türkiye’de tam olarak tanınmayan bestecilerin tanıtılması açısından önem taşıdığını söyledi.
Aldığı geri dönüşlerden albümde ismi geçen Türk bestecilerinin kuvvetli bir müzik dili kullandıklarını ve insanların bunları çok sevdiğini gözlemlediklerini aktaran Başol, bu albümü çıkarmaktaki motivasyonunun Cumhuriyetin 100. Yılı’nda Türkiye için bir piyanist ve müzisyen olarak ortaya bir eser koymak olduğunu belirtti.
Besteci Yüksel Koptagel de eserlerinin Japonya dahil birçok ülkede çalındığını söyledi. Koptagel eserleri üzerinde ünlü besteci ve piyanist Joaquin Rodrigo’nun önemli bir etkisi olduğunu dile getirdi.
Güray Başol’un da gelecek vadeden çok başarılı bir piyanist olduğu değerlendirmesinde bulunan Koptagel, genç piyanistin onun eserlerini çok iyi çaldığını ifade etti.
]]>Refiğ’in anısına 2001 Collage Sergi Salonu’nda düzenlenen programda, sanatçının hayatındaki önemli anların yer aldığı fotoğraf sergisi de katılımcılarla buluştu.
Sergiyi hazırlayan iş adamı ve koleksiyoner Hilmi Nakipoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böylesi bir organizasyonun parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, “Halit Refiğ’in sanat hayatını anlatan bir sergi düzenlemek istedik. Onu, ölüm yıl dönümünde değil, doğum gününde anmak istedik. Filmlerinden kareler, yaşamındaki önemli isimlerle birlikte portrelerine yer vererek onu unutmadığımızı dile getiriyoruz. O, bu ülkenin en önemli yönetmenlerinden, sinemacılarından birisiydi.” dedi.
“Refiğ’in en büyük özelliği bu toprakların insanlarını dinlemesi, onlara kulak vermesiydi”
Programın sunuculuğunu üstlenen yönetmen ve yapımcı Nur Onur da Türk sineması deyince akla gelen ilk isimlerinden birisinin Halit Refiğ olduğuna işaret ederek, usta yönetmenle TRT için hazırladıkları “Yansımalar” adlı belgesel kapsamında tanıştıklarını aktardı.
Onur, Refiğ’in vefatına kadar hep yanında olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Burgazada’da ve Sapanca’daki evlerinde birçok ünlü isimle birlikte sohbetlerine eşlik etme bahtiyarlığına eriştim. O, hiç şüphesiz, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük entelektüellerden birisiydi. Sadece sinemayla değil, bu toprakların tarihiyle fazlasıyla ilgiliydi. Refiğ’in en büyük özelliği bu toprakların insanlarını dinlemesi, onlara kulak vermesiydi. Öyle sanıyorum ki yeni nesil yönetmenlerin ondan öğrenecekleri çok şey var.”
“Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan fikriyatın tam karşısında yer alıyordu”
Halit Refiğ’in bir dönem hayat arkadaşı olan Nilüfer Aydan, Refiğ’in sadece bir yönetmen değil, dünya görüşü olan önemli bir düşünür olduğunu vurguladı.
Refiğ’in kendisini çok iyi yetiştirmiş birisi olduğunu belirten Aydan, “O, bir eleştirmendi, yazardı, fikir ustasıydı. Bu nedenle onun filmleri Türk sinemasının en dolu yapımlarındadır. Çünkü onun filmlerinde sadece görüntüler değil, fikir ve düşünceler vardır.” değerlendirmesini yaptı.
Usta yönetmenin ikinci eşi Gülper Refiğ de şunları kaydetti:
“Halit’in sevenleri hala onu yalnız bırakmıyorlar. O, Türk sinemasının bence en önemli ismiydi. Buna rağmen mütevaziliğinden, nezaketinden hiçbir zaman vazgeçmez ve ‘ben, bir sanatçı değilim yavrum, bir öğrenciyim’ derdi. Onun derdi, bu topraklar ve bu toprakların insanıydı. Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan fikriyatın tam karşısında yer alıyordu. Çileli bir hayatı oldu, o dertli bir insandı ve belki de onu hala büyük kılan da bu dertli haliydi.”
“O, bize sorgulamayı ve eleştirmeyi öğretti”
Gazeteci yazar Ali Saydam ise düzenlenen etkinliğin Halit Refiğ’i anmak ve anlamak için çok önemli bir vesile olduğunun altını çizdi.
Saydam, “Halit Refiğ’in fikriyatında adalet var, vatan sevgisi var. O, omurgası çok sağlam bir adamdı. Her zaman milletinin yanında, vatanın bölünmez bütünlüğünün tarafı oldu.” ifadelerini kullandı.
Program, usta sanatçının, başrollerini Yıldız Kenter ve Eşref Kolçak’ın paylaştığı 1989 yapımı “Hanım” filminin gösterimiyle son buldu.
Halit Refiğ hakkında
Refiğ, ilk olarak 1954’te yedek subay olarak gittiği Kore’de çektiği 8 milimetrelik filmlerle sinemaya adım attı. İlk profesyonel sinema çalışmasına “Yaşamak Hakkımdır” filmiyle, Atıf Yılmaz’ın asistanlığını yaparak başladı.
İlk filmi “Yasak Aşk” ile 1961’de yönetmenliğe adım atan Refiğ, “ulusal sinema” düşüncesine öncülük edenlerin başında geldi.
Batılı sinema anlayışına karşı “ulusal sinema” fikrini savunan Halit Refiğ, Metin Erksan, Lütfi Akad, Duygu Sağıroğlu ve Sami Şekeroğlu ile birlikte bu fikir üzerine yazılar yazdı ve bu alanda örnek filmlere imza attı.
Türk sinemasında 1970’li yıllarda başlayan değişim nedeniyle televizyon filmleri çekmeye başlayan Refiğ, Kemal Tahir, Halit Ziya Uşaklıgil gibi isimlerin eserlerini de televizyon ekranına aktardı.
Usta yönetmene 1997’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından “Onursal Profesörlük” unvanı verildi. Çok sayıda makale ve araştırma yazısı kaleme alan usta yönetmenin “Ulusal Sinema Kavgası” çalışması başta olmak üzere pek çok kitabı yayımlandı.???????
]]>İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Cemil Bilsel Konferans Salonu’ndaki programda yaptığı konuşmada, İstanbul’un, tarih boyunca medeniyetlere ev sahipliği yapan, kültürlerin, inançların ve insanlığın buluştuğu bir liman olduğunu söyledi.
İstanbul Mektebi projesinin, kentin zengin mirasını gelecek nesillere aktaracak, onları sadece bilgiyle değil, aynı zamanda şehrin eşsiz ruhuyla da buluşturacak bir okul olduğunu belirten Yentür, “Sizler, İstanbul’un manevi mimarlarısınız. İstanbul Mektebi, sizin rehberliğinizde, öğrencilerimize bu eşsiz şehrin tarihini, kültürünü ve hoşgörüsünü aktaracak, onları milli ve manevi değerlere sahip bireyler olarak yetiştirecek bir ilim yuvasıdır. Bu mektepte, sizlerin bilgi ve tecrübeleriyle, öğrencilerimiz İstanbul’un ruhunu taşıyan, İstanbul’da yaşama kültürünü bilen bilinçli bireyler olarak yetişecekler.” diye konuştu.
İstanbul’daki her öğrencinin şehrin zengin mirasını geleceğe taşıyacak birer umut olduğunu vurgulayan Yentür, bu tohumların yeşermesinde öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü dile getirdi.
“Çocuklarımızın aksanı değişiyor”
Prof. Dr. İlber Ortaylı da İstanbul’u her kesimden insanın bilmesi, yalnız en başta öğretmenlerin olması gerektiğini ifade ederek, “Maalesef İstanbul’u, içinde doğup büyüyenlerin bile büyük çoğunluğu hakkıyla bilmez” dedi.
Kendi çocukluğundaki İstanbul manzaralarına değinen Ortaylı, en dikkat çekici şeylerden birinin, herkesin “İstanbul Türkçesi” konuşması olduğunu anlattı.
Prof. Dr. Ortaylı, kültür aktarımının en önemli ayağının dil olduğunu söyleyerek, “Maalesef bugünkü İstanbul artık Türkçenin ortadan kalktığı, yabancı ve sonradan gelen kültürel zenginliklerin de iyi kullanılmadığı bir bölge haline geldi. Çocuklarımızın aksanı değişiyor, anlaşılmıyor. Bu çok büyük bir problemdir.” şeklinde konuştu.
İstanbul Mektebi’ne katılan öğretmenlere seslenen Ortaylı, “Sizin sınıfınızdaki kız çocukları gibi sessiz harfleri yutarak konuşulan bir Türkçe olmaz. Bu Türkçe nereden geliyor bilmiyorum. Sizden gelmediğini biliyorum. Anadolu’dan ya da Rumeli’den de gelmiyor. Bu büyük bir tehlikedir ve bu, Türkçeyi konuşan insanların Türklükle bağının kopma tehlikesi de giderek artıyor.” ifadelerini kullandı.
Tarihte Türklerin öğrendikleri tüm dilleri anlaşılır bir aksanla konuştuğunu ancak bugün bunun kaybedildiğini belirten Ortaylı, “Yeni nesillerin artık dünyada Türkiye’yi ve Türklüğü temsil etme kapasitesi, ağızlarını açtıkları anda bitiyor. Sizi bu konuda uyarmak isterim.” dedi.
Ortaylı, İstanbul’un, milattan önce 10 binli yıllara kadar uzanan bir tarihi bünyesinde barındırdığını dile getirerek, şunları kaydetti:
“İstanbul’u öğrencilerinize anlatırken ‘Falanca alışveriş merkezinin olduğu yer’ şeklinde değil, doğrudan doğruya eski İstanbullular gibi ‘Falan caminin, filan hanın, falanca medresenin bulunduğu yer’ diyeceksiniz. Şehzadebaşı’ndan bahsederken Nevşehirli İbrahim Külliyesi diyeceksiniz. Bilmem ne otelin olduğu yer denmeyecek. Bunların üzerinde durulması gerekiyor. Kim yapacak bunu? Öğretmenler yapacak.”
İstanbul Mektebi’nin, önemli bir eksikliği gidermeye aday olduğuna işaret eden Ortaylı, projenin, “Beyoğlu Mektebi, Üsküdar Mektebi, Eyüp Mektebi, Dersaadet Mektebi” gibi okullarla genişleyerek devam etmesini umduğunu ifade etti.
Dersin ardından Prof. Dr. İlber Ortaylı, katılımcıların İstanbul’un tarihine ilişkin yönelttikleri soruları yanıtladı.
Programa, İstanbul Vali Yardımcısı Ahmet Süheyl Üçer ile İstanbul Mektebi iştirakçisi akademisyen, öğretmen ve öğrenciler katıldı.
Ayrıca programda, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki İstanbul Oda Orkestrası tarafından İstanbul şarkıları seslendirildi.
]]>Rus komutanlar, Ukrayna’daki savaşta sivil hedeflere yönelik roket saldırılarından sorumlu tutuluyor.
Uluslararası mahkeme, daha önce de Ukraynalı çocukların yasa dışı bir şekilde Rusya’ya götürülmesi nedeniyle Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanlığı Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova – Belova hakkında uluslararası yakalama kararı çıkarmıştı.
Yakalama emri çıkarılan Rus komutanlar kim ve neyle suçlanıyorlar?
Hollanda’nın Lahey kentinde savaş suçlarını araştırmak amacıyla oluşturulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, Salı günü yakalanmaları için haklarında uluslararası arama emri çıkarıldığını açıkladığı iki Rus komutan şunlar:
Kobylash ve Sokolov; 10 Ekim 2022 ile en az 9 Mart 2023 tarihleri arasında Ukrayna’da sivil hedeflere yönelik saldırılar nedeniye savaş ve insanlığa karşı suç işlemekle itham ediliyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi 2. Ön Yargılama Dairesi, Ukrayna’nın çeşitli bölgelerinde çok sayıda elektrik santrali ve trafo merkezine yönelik saldırılardan, iki Rus komutanı sorumlu tuttu.
Mahkemeye göre Kobylash ve Sokolov’un emriyle gerçekleştirilen saldırılar, sivil halka önemli ölçüde zarar verdi.
İki Rus komutanın, uluslarası savaş suçlarını düzenleyen Roma Tüzüğü’nü ihlal ettiğini belirten mahkemeye göre, Rus devlet politikası uyarınca sivil nüfusa karşı birden fazla saldırı gerçekleştirildi.
Mahkemeden yapılan açıklamada, iki Rus komutanın, “kasıtlı olarak büyük acıya; bedensel, zihinsel veya fiziksel sağlığa ciddi zarar verilmesine neden olan diğer insanlık dışı eylemlerden ve insanlığa karşı suçtan da sorumlu olduklarına inanmak için makul gerekçeler bulunduğu” belirtildi.
Rusya’ya yönelik soruşturma nasıl gündeme geldi?
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Devlet Başkanı Vlodomir Zelenskiy, ülkesindeki savaş suçlarının yargılanması amacıyla eski Yugoslavya ve Ruanda benzeri bir özel mahkeme kurulmasını önerdi.
Ancak Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya’nın veto olasılığı nedeniyle bu öneri kabul görmedi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, mahkeme yerine Ukrayna’daki savaş suçlarının araştırılması için, geçen yıl Hollanda’nın Lahey kentinde “Uluslararası Ukrayna Soruşturma Merkezi”ni açtı.
AB makamlarının yanı sıra Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi ile de işbirliği içinde çalışan merkez, Rusya’nın sivil hedeflere yönelik saldırılarına ilişkin kanıt toplamaya başladı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi de geçen Eylül ayında savaş suçlarının araştırılması için Kiev’de araştırma ofisi kurdu.
Rusya ve Ukrayna, Roma Statüsü’ne taraf devletler değil.
Ancak Ukrayna, Roma Statüsü uyarınca, kendi topraklarında meydana gelen savaş suçlarının araştırılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini kabul ettiğini iki kez açıkladı.
Kiev yönetimi, 21 Kasım 2013 ile 22 Şubat 2014 arası ve 20 Şubat 2014 sonrası Ukrayna topraklarında işlenen suçlara ilişkin uluslararası mahkemenin soruşturma yapmasını istedi.
Putin ve Lvova-Belova hakkında hangi kararlar verildi?
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ukrayna’nın yargı yetkisini tanıma kararının ardından, 17 Mart 2023’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanlığı Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova – Belova hakkında uluslararası yakalama kararı çıkardı.
Uluslararası mahkeme, Putin ve Maria Alekseyevna Lvova-Belova hakkındaki yakalama kararına gerekçe olarak, Ukraynalı çocukların yasalara aykırı biçimde Rusya’ya kaçırılmasını gösterdi.
Mahkemeye göre, Ukraynalı çocukların kanuna aykırı nakledilmesi nedeniyle savaş suçu işledikleri konusunda makul gerekçeler bulunuyor.
Ukrayna, ICC’nin kararını nasıl değerlendirdi?
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, iki Rus komutan hakkında verilen tutuklama emrini memnuniyetle karşıladığını söyledi.
Zelenskiy, “Ukraynalı sivillere ve kritik altyapıya yönelik saldırı emrini veren her Rus komutan, adaletin yerini bulacağını bilmelidir. Bu tür suçların faillerinin her birinin hesap vereceklerini bilmesi gerekiyor” dedi.
Ukrayna Başsavcısı Andriy Kostin de, kararı bir “dönüm noktası” olarak değerlendirdi.
Kostin, uluslararası mahkemeye binlerce kanıt ve bilgi sağlayan savcıların, Ukrayna müfettişlerinin ve farklı Ukrayna kurumlarının aylarca süren özverili çalışmalar yaptığını belirtti.
Rusya suçlamalara ne tepki veriyor?
Rusya Federasyonu, Ukrayna’daki sivil altyapıya kasten saldırdığını reddediyor. Moskova, askeri faaliyetlerinin tamamının Kiev’in savaşma kabiliyetini azaltmayı amaçladığını, sivil nüfusu hedef almadığını öne sürüyor.
Moskova yönetimi, uluslararası mahkemenin savaş suçu ithamını, “Batı’nın Rusya’yı itibarsızlaştırmaya yönelik taraflı kampanyasının bir parçası” olarak değerlendiriyor.
Rusya, uluslararası mahkemenin Putin hakkındaki tutuklama emrine misilleme olarak ICC Başsavcısı Karim Khan ve diğer mahkeme yetkilileri hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı.
Sanıklar Lahey’e getirilebilecek mi?
Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından haklarında tutuklama emri çıkarılan Putin ve diğer üç Rus yetkilinin Lahey’e getirilmesi şimdilik pek mümkün görünmüyor.
Çünkü uluslararası mahkemenin tutuklama emrini uygulayacak kendi kolluk kuvveti bulunmuyor.
Bu nedenle, Putin ve diğer üç zanlının Roma Tüzüğü’ne taraf olan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 123 üye ülkeden birine seyahat etmesi durumunda, haklarındaki yakalama emrinin uygulanması istenecek.
Seyahat sırasında taraf devletin yargı organlarının tutuklama kararı alması durumunda, Putin veya diğer isimlerin Lahey’e iadesi gündeme gelebilecek.
]]>Samsung, A55 ve A35 için kaç yıl Android güncellemesi sunacak?
Güney Koreli teknoloji devi, akıllı telefon piyasasında Apple’a kaybettiği liderlik koltuğunu geri almanın peşinde. Bu anlamda markanın orta ve orta üst segmentte yer alan akıllı telefonlara sunacağı Android desteği önemli. Samsung, 11 Mart’ta tanıtacağı A55 ve A35 için kaç yıl Android güncellemesi sunacağını açıkladı.
Buna göre Samsung beklentilerin aksine A55 ve A35 modelleri için 7 yıllık değil dört yıllık Android güncellemesi sunmayı planlıyor. Yine firma bu modellere 5 yıl ise güvenlik güncellemesi vermeye devam edecek.

Aslında çoğu kişi Samsung’un Apple’ın tersine amiral gemisi ve orta segmente vereceği güncelleme desteğinde ayrım olmasını bekliyordu. Bu anlamda Samsung A55 ve A35 almayı düşünenler için olumsuz gibi görünen bu haber aslında Android dünyası için büyük bir ilerleme.
Orta segmentin şampiyonu belli oldu! İşte en hızlı Android telefonlar
Bildiğiniz gibi Samsung dahil Android telefon üreticileri genel olarak iki senelik güncelleme desteği ile karşımıza çıkıyor. Eğer biraz daha popüler bir model kullanıyorsanız ve şanslıysanız belki üç seneye kadar da bu desteği almanız mümkün.
Kısacası Samsung A55 ve A35 için dört yıllık Android ve beş yıllık güvenlik güncellemesi desteği ile çıtayı biraz daha yükseltti. Samsung’un bu hamlesinden sonra Xiaomi, Oppo, Honor gibi markaların da en azından 2024 modelleri için dört yıllık destek sunma ihtimali de var.
Samsung A35 ve A55 özellikleri
Samsung A55 ve A35 özellikleri ise 11 Mart öncesi sızmaya başladı. Modelin belki de en önemli özelliği geçmiş orta üst segment A serisi modellere nazaran metal çerçeve ile geliyor olması. Buna göre A55 işlemci tarafında ise Exynos 1480 ile gelecek. Bu işlemcide dört adet 2,75 GHz işlem gücüne sahip performans çekirdeği yer alıyor. Bu çekirdeklere dört adet 2,0 GHz işlem gücüne sahip verimlilik çekirdekleri eşlik ediyor.
İşlemcide grafik birimi olarak AMD’nin RDNA2 grafik çekirdeğine sahip Xclipse 530 karşımıza çıkacak. Samsung A55 5G 8 GB RAM ile bu işlemciye destek verecek. Daha önce ortaya çıkan söylentilere göre Galaxy A55 120Hz ekran yenileme hızına sahip 6,5 inç FHD+ OLED ekran ile gelecek.

A55 kamera özellikleri de sızdı. Buna göre modelin 50 Megapiksel ana kameraya 5 Megapikel makro kamera, 8 Megapiksel geniş açılı kamera ve 12 Megapiksel selfie kamera ile gelmesi beklentiler arasında. Modelde 25W hızlı şarj desteğine sahip 5000 mAh gücünüde pil yer alacak.
Samsung Galaxy S24 serisi için mart güncellemesi! Neler geldi?
Samsung 4 yıl Android güncellemesi vereceği A35 modelinde ise Exynos 1380 işlemci karşımıza çıkıyor. Bu işlemci dört adet 2.4 GHz Cortex-A78 ve dört adet 2.0 GHz Cortex-A55 ile karşımıza çıkıyor. Telefonda Full HD+ çözünürlüklü ve 120Hz yenileme hızına sahip 6,6 inçlik bir Super AMOLED ekran yer alacak. Samsung A35 sızan özellikleri arasında 6 GB/8 GB RAM ve 128 GB/256 GB depolama seçenekleri de yer alıyor.
Galaxy A35 iddialara göre OIS ve F1.8 diyafram açıklığına sahip 50 Megapiksel ana kamera, 8 Megapiksel ultra geniş açılı kamera, 5 Megapiksel makro kamera ve 13 Megapiksel selfie kamerası ile birlikte geliyor. Smasung A35 ön ve arka kameralarla 4K 30fps video kaydı yapabiliyor. 5.000mAh bataryaya sahip ve hızlı şarj özelliğine sahip.
]]>Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Çağrı Çırak, maden ocağı sahasında gazetecilere yaptığı açıklamada, üniversitenin öğretim üyeleri olarak, maden sahasında meydana gelen toprak kaymasının çevresel etkileri ile alakalı değerlendirme ve raporlaştırma yapmak için bölgede bulunduklarını söyledi.
Bütün maden sahasını gezdiklerini anlatan Çırak, şunları kaydetti:
“Bu zamana kadar Devlet Su İşleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İl Afet Acil Durum Müdürlüğü ekiplerinin yaptıkları çalışmaları yerinde gördük. Ekiplerin yanı sıra maden sahasında yapılan tüm kimyasal analizleri ve burada elde edilen tüm ölçümleri de değerlendirdik. Bununla alakalı bazı değerlendirmeleri hocalarımla birlikte sizinle paylaşmak istedik. Biz hislerimizle değil, ölçtüklerimizle açıkça konuşabiliriz. Şu an elimizdeki deneysel veriler, örnek alınan noktaların hiçbirinde siyanüre rastlanmadığını gösteriyor. Bunun dışında bir şey varmış gibi düşünmemiz anlamsız. Bilimsel ölçümler, barajda herhangi bir siyanür miktarını ölçemedi. Diğer kısımlarda da olması gerektiği miktarın çok çok altında veriler var.”
“Tüm analizler sürekli olarak takip ediliyor”
EBYÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Hidroloji Uzmanı Doç. Dr. Yıldırım Dalkılıç ise sahadan alınan numunelerle tüm analizlerin yapıldığını ifade etti.
Bölgede iki gözlem kuyusunun açıldığını belirten Dalkılıç, “Burada su ve toprak kalitesi ölçümleri yapılıyor. ‘Olası bir risk var mıdır, birtakım değerlerde ani yükselişler söz konusu mudur, bunlar risk oluşturmakta mıdır?’ bunlarla ilgili tüm analizler sürekli olarak takip ediliyor.” dedi.
Sabırlı Deresi’nin suyunun liç alanına temas etmemesi için gerekli tüm önlemlerin alındığını vurgulayan Dalkılıç, “Heyelan önüne kaya dolgu seddi yapılmış. Bu set heyelanın dereye doğru ilerlememesi için alınan tedbirlerden bir tanesi. Asıl planlanan ise liç bölgesinden hemen önce suyu çevirerek, derenin akış yönünü değiştirerek, heyelan bölgesiyle temas etmeden direkt olarak Karasu’ya ulaşmasını sağlamak. Planlaması DSİ tarafından yapılmış, şu an çalışmalar devam ediyor.” diye konuştu.
EBYÜ Temel Bilimler Araştırma Uygulama Merkezi Müdürü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Volkan Özdokur da üniversitelerden heyetlerin belirlediği, öngördüğü bölgeler dahilinde 17 noktadan yer altı ve yer üstü sularından numuneler toplandığını aktardı.
“Yer altı ve yer üstü toprak örnekleri de inceleniyor”
Ayrıca hali hazırda madenin kullandığı havadaki hidrojen siyanür miktarını ölçen sistemlerden de veri akışının sürekli takip edildiğini söyleyen Özdokur, “Yer altı ve yer üstü toprak örneklerinden yapılan hidrojen siyanür, siyanür analizi, toplam siyanür, serbest siyanür, her biri hem burada yapılmakta hem de bakanlığımızın referans laboratuvarında bu analiz sonucu doğrulanmakta. Ayrıca özel iki laboratuvar tarafından da test edilerek kayda alınmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Özdokur, baraj suyuna siyanür karışıp karışmadığıyla ilgili bir soruya şu yanıtı verdi:
“Biz bilim insanları verilerle konuşmakla mükellefiz. Elimizde o bölgelerden alınmış su örnekleri var. Bu örneklerin siyanür sonuçları belli. Barajda siyanür, cihazın ölçebileceği düzeyde bile değil. Şu anki standart ölçüm metodumuzla barajdaki seviyeyi ölçemiyoruz bile. 14 Şubat’tan bugüne kadar Avrupa Çevre Koruma Ajansının belirlediği maksimum limite yaklaşan sızıntı, kirlilik tespit etmemiş bulunuyoruz. Elde ettiğimiz sonuçlar herhangi bir sızıntının varlığını bize göstermemektedir. Bağıştaş Barajı’ndaki örnekleme kuyularından alınan örnekler de siyanür cihazının ölçebileceği seviyenin altında görülmektedir. Herhangi bir siyanür kalıntısı ölçülmemiştir. Şu ana kadar elde ettiğimiz veriler bölgede siyanürle ilgili kalıntının olmadığını göstermektedir.”
]]>Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un batısında yer alan Hamad Mahallesini kuşatma altında tutan İsrail güçleri, bölgeye giriş-çıkışı engelliyor ve çevre bölgeleri de havadan ve karadan vuruyor.
İsrail güvenlik güçleri, Filistinli direniş grupları ile çatışmaya girdiği Hamad Mahallesinde onlarca Filistinliyi alıkoydu.
Alıkoydukları Filistinlileri açık alanda sorgulayıp darp eden İsrail askerleri, daha sonra bazı Filistinlileri araçlara bindirip bilinmeyen bir yere götürdü.
Öte yandan İsrail ordusu, Han Yunus’taki Arayişiye bölgelerini topçu atışlarıyla vurdu, sivilleri hedef aldı.
Han Yunus’ta son 24 saatte 4 konut bombalandı
İsrail ordusu, Han Yunus’un doğusundaki Fahari beldesinde El-Amur ailesine ait evi bombaladı, evin enkazından 2 kişinin cansız bedeni çıkarıldı.
Bu saldırıyla birlikte son 24 saat içinde Fahari beldesinde bombalanan konut sayısı 4 oldu.
Ayrıca İsrail ordusuna ait askeri araçlar, Han Yunus’un kuzeydoğu bölgelerindeki evleri ve evlerine ulaşmaya çalışan Filistinlileri hedef almaya devam ediyor.
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise askerlerin, Hamad Mahallesine sızma çalışmalarının devam ettiği aktarıldı.
Açıklamada, 98’nci tümenin Hamad Mahallesindeki kuşatmaya devam ettiği, Hamas’a ait alt yapıyı çökerttiği ve çok sayıda silah bulduğu öne sürüldü.
İsrail ordusu daha önce “Hamas’a ait hedeflere” yönelik onlarca bombardıman düzenlediği Han Yunus kentine 3 Mart’ta “sürpriz” bir kara saldırısı başlattığını açıklamıştı.
Ordu, dünkü açıklamasında da Han Yunus’un batı bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını, Hamad Mahallesini kuşatma altında aldığını ve baskınlar düzenlediğini duyurmuştu.
Görgü tanıkları ise bölge sakinlerinin evlerinde mahsur kaldığını aktarmıştı.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 430’u çocuk, 8 bin 900’ü kadın olmak üzere 30 bin 631 Filistinli öldürüldü, 72 bin 43 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 245’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 422 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Sultangazi’deki İBB Levazım ve Ayniyat Müdürlüğünde düzenlenen “Gazze Yardım Tırları Uğurlama” programında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, ekim ayından beri Orta Doğu coğrafyasındaki en büyük insani dramlardan birisinin Gazze’de yaşandığını söyledi.
Hiçbir gerekçenin; masum bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların ve sivillerin katledilmesinin suçunu hafifletemeyeceğini belirten İmamoğlu, “Artık orada yaşananların olağan hale gelip ne yazık ki haber değeri bile taşımadığı günleri yaşıyoruz. Bu insanlık dramının sıradanlaştırılmasına, elbette biz İstanbul halkı olarak, seyirci ve kayıtsız kalamayız, kalmadık. Hayatlarını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Gazze’de her gün her dakika bir insanlık suçu işleniyor. Bazı uzmanlara ve hukukçulara göre, İsrail’in yaptığı bu soykırım, tarihe ne yazık ki kötü bir süreç olarak geçmiştir.” diye konuştu.
İsrail’in saldırısı başlar başlamaz İBB Meclisi’nde Gazze halkına insani yardım ulaştırma kararı alındığını hatırlatan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Belediye Meclisimizde ortaya konan bu ortak hassasiyet ve irade nedeniyle, ben buradan tüm siyasi partilere, Belediye Meclisi üyelerimize hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum. Gazze’ye yardım amacıyla gıda, hijyen malzemeleri, bebek-anne seti, bebek sütü, maması ve giyim malzemesi tedarik ettik ve bugün Kızılay aracılığıyla, Gazze halkına, milletimiz adına, şehrimizin güzel insanları adına gönderiyoruz. Yardım konusu malzemeler, AFAD tarafından talep edilen standartlara uygun olarak hazırlandı. Burada gördüğünüz insani yardım malzemesi yüklü 5 tırı, Kızılay’ın Adana’daki deposuna teslim etmek üzere yolcu ediyoruz. Gazze’nin acılarını hafifletmek, Gazzelilerin hayata tutunmalarına destek olmak görevimizdir ve bundan sonra da görevimiz olacaktır.”
Konuşmaların ardından yardım tırları yola çıktı.
Yunus Emre Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin temeli atıldı
İmamoğlu, bu programın ardından Sultangazi’deki Yunus Emre Mahallesi’ndeki kentsel dönüşüm projesinin temel atma törenine katıldı.
Projenin, rezerv konut projesi olduğunu ve bu bölgede riskli yapılarda yaşayan kişiler için hayat kurtaran bir çözüm olacağını anlatan İmamoğlu, “Burayı özenli projelendirdik. Gerçekten mimarisiyle, çevresine hem değer katacak, yön verecek hem de bir kaliteyi taşıyacak. Mesela böyle bir projenin içine, mutlak nerede yapıyorsak yapalım, bir kreş koyuyoruz. Oradaki çocuklarımıza hizmet edecek. Mahalle evi, gençler, kadınlar her birisine çok özenli hizmet sunacak noktalar. Yine kapalı otoparklarıyla tam bir yaşam alanı haline getireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından İmamoğlu ve beraberindekiler, butona basarak temele ilk harcı döktü.
Projede, 488’i konut, 19’u ticarete yönelik olmak üzere 507 bağımsız birim ile 1 kreş, 1 mahalle evi ve kapalı otopark yer alıyor.
Kent Lokantası açıldı
Daha sonra ilçedeki Kent Lokantası açılışına katılan İmamoğlu, burada yaptığı konuşmada, lokantanın 60 sandalye kapasitesi olduğunu ama yeni bir düzenlemeyle kapasitenin 160 sandalyeye çıkarılacağını söyledi.
İmamoğlu, lokantada 4 çeşit yemeğin 40 liraya satıldığını kaydetti.
Bahçelievler halk buluşması
İmamoğlu, Bahçelievler’de halk buluşması programına katıldı. Şehit Yarbay Cesur Parkı’ndaki buluşmada katılımcılara otobüsün üzerinden seslenen İmamoğlu, 31 Mart Yerel Seçimleri’nde destek istedi.
]]>Sinema yazarı Ali Saydam’ın moderatörlüğünü üstlendiği, usta yönetmenin eşi Gülper Refiğ ile usta oyuncu Hülya Koçyiğit’in konuşma yaptığı panel, Refiğ’in en sevilen filmlerinin yer aldığı tanıtım videosunun gösterimiyle başladı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Saydam, “Uzun zamandır Halit Refiğ’i anma etkinliklerine katılmıyorum çünkü onun adını hatırladıkça çok duygulanıyorum. Halit Refiğ benim için çok büyük bir kayıptı. Benim duruşumun ve omuriliğimin oluşmasında önemli katkıları olmuştu.” dedi.
Refiğ’i 32 yaşında tanıdığını aktaran Saydam, şöyle devam etti:
“Benim büyüdüğüm yaş, Halit Refiğ ile tanıştığım yaştır. Bana çok iltifatlarda bulundu, beni adam yerine koydu. O dönemde solcu olduğum için milli lafını duyunca tüylerim diken diken oluyordu. Halit Refiğ’in fikirlerine karşıydım. Bir dergi çıkarıyordum o dönemde, dergide birine sinema yazısı yazdırmak istiyordum. Milliyet gazetesindeki arkadaşlarıma sordum, onlar da beni Halit Refiğ’e yönlendirdi. Halit Refiğ’i arayıp teklif gönderdiğimde ‘benim öyle boş vaktim yok’ diyerek telefonu kapattı. İkinciye aradım, yine telefonu yüzüme kapattı. Daha sonra evine ziyarette bulundum, yazı yazması için çok ısrar ettim ve o şekilde kabul etti. Dostluğumuz bu şekilde başladı.”
Saydam, Refiğ sayesinde analitik düşünce ve tarihsel gerçeklik kavramlarıyla tanıştığını söyleyerek, “Halit Refiğ ile sıkça yaptığımız tartışmalardan bir tanesi şuydu; ben kendisine ‘bir münevversin’ diyordum, o da ‘hayır ben sadece bir sinema yönetmeniyim hatta sanatçı bile değilim’ diyordu. Onu her ideolojiye mensup insanlar eleştirdi çünkü Halit Refiğ tutarlı bir adamdı. Şu anki toplumumuzda da ana sorunumuz, tutarsızlık ve sığlık sorunu aslında.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yanlışları hiç çekinmeden eleştiren böylesine güzel bir insandı”
Hülya Koçyiğit ise Refiğ ile aynı filmlerde yer almanın kendisi için büyük şans olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Gençliğimde hep hayal kurardım bir gün Halit Refiğ ile tanışsam, birlikte film yapabilir miyiz diye. Onun filmlerini izleyerek, yazdıklarını okuyarak onu daha yakından tanımaya çalıştım. Bir gün beni aradı ve Kemal Tahir’in bir romanını senaryolaştırdığını söyledi. Bana gönderdi, ‘oku’ dedi. Karılar Koğuşu romanından hazırlanarak oluşturulmuş bir senaryoydu. Bana Töze rolünü uygun gördü. ‘Bu rolü nasıl oynayacağım’ dedim. ‘Sen oynarsın, oyuncusun’ dedi ve bana güvendi. ‘İyi ki de bana güvendi’. Çünkü bu film bana Antalya Altın Portakal Ödülü kazandırdı. Hayatımda rol aldığım en önemli filmlerden biridir diye düşünüyorum. Halit Refiğ her şeyden önce bir insandı. İnsanı, tabiatı, hayvanı seven, ülkesini seven, ülkesinin daha iyi yerlere gelmesi için hep heyecan duyan, yanlışları hiç çekinmeden eleştiren böylesine güzel bir insandı. Onunla tanışmış ve çalışmış olmak benim için büyük bir şanstı. İçimde ve kalbimde onu hep yaşatıyorum.”
Halit Refiğ ile 27 Mayıs askeri darbesini konu alan bir film de yapmak istediklerini aktaran Koçyiğit, dönemin siyasi şartları ve maddi imkansızlık nedeniyle bu filmi gerçekleştiremedikleri bilgisini paylaştı.
“Türkiye’yi az gelişmiş olarak göstermeye çalışanlarla mücadele etti”
Gülper Refiğ ise eşini, “Ben sanatçıları ikiye ayırıyorum. Zanaatkarlar ve sanatçılar. Zanaatkarlar sipariş üzerine iş yapar ama gerçek sanatçıların yaptığı işler ülkeye mal olur. Ben eşimi üçüncü bir kategoriye ayırıyorum çünkü bana sürekli ‘ben sanatçı değilim’ derdi. Düşüncelerini toplumuyla paylaşmak için sinemayı en etkili araç olarak gördüğünü söylerdi. Bunun için sinemacı olmayı seçti.” ifadesini kullandı.
Halit Refiğ’in “Ulusal Sinema” kaygısının 19 yaşında Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nu dinledikten sonra başladığını belirten Gülper Refiğ, şöyle devam etti:
“Türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi gibi göstermek isteyenlere karşı ‘burası büyük bir medeniyet, burada eşsiz bir tarih ve kültür var’ diyerek Türkiye’yi az gelişmiş olarak göstermeye çalışan güçlerle sinema yoluyla mücadele etmeye koyuldu. Diğer sinemacılar gibi zanaatkarlık yapmadığı için ödüller almadı. Eleştirmenler onun filmlerini hep yerin dibine batırırdı, o da bunlara aldırış etmeden yoluna devam etti. Onun filmlerinin anlattığı bir dert vardı.”
Gülper Refiğ, eşinin filmlerinin gerçekleri anlattığının altını çizerek, Kemal Tahir ile bu yüzden büyük bir dostluğu olduğunu söyledi.
Eşinin “Yorgun Savaşçı” filminin 12 Eylül cuntası tarafından yasaklanarak yakıldığını kaydeden Gülper Refiğ, bu yasağın kendileri için bir şeref olduğunu dile getirdi.
Gülper Refiğ, “Şu an Yeşilçam dönemindeki gibi saygı duyulan, görüldüğünde ayağa kalkılan sinemacılar neden yok? Çünkü Yeşilçam zamanındaki oyuncular, yönetmenler işlerini aşkla yaptı. Benim eşim de işini aşkla yapanlardan biriydi.” dedi.
]]>AA Genel Müdürlüğü AAtölye ve AA’nın İstanbul’un Ümraniye ilçesindeki binasında düzenlenen “AA+ Oryantasyon Programı”nın ilk gününde konuşan AA Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Enis Peru, ikincisini gerçekleştirdikleri program kapsamında genç ve dinamik 30 kişiyi kadrolarına katmaktan dolayı gururlu olduklarını söyledi.
Ajansın TBMM’den önce kurulduğunu anımsatan Peru, “Bu kurum her alanda ülke tarihine şahit olmuş, onları kayda geçirmiş, arşivlemiş, ülke ve dünya hedefine sunan bir kurum. Bu açıdan bakıldığında çok kıymetli. Editöryal alandan bakıldığında haberin kaynağı, toptancısı bakış açısıyla dünyada ve Türkiye’de ne olduğuna ilk ulaşan, haberleştiren ve dünyaya duyuran bir kurum.” dedi.
Peru, Türkiye’de haberlerin yüzde 60-70’inin AA menşeili olduğuna işaret ederek, Rusya ile Ukrayna Savaşı, Gazze’de yaşanan trajedi, Azerbaycan’da yaşanan savaş ile Suriye’deki olaylar başta olmak üzere dünyadaki gelişmelerde ajansın birinci kaynak olduğunu, yaşanan gelişmeleri tüm dünyaya aktardığını dile getirdi.
Ajansın çektiği fotoğrafların da dünya basınında manşetlere taşındığına dikkati çeken Peru, dünya haber ajansları arasında en üst sıralarda olma mücadelelerine devam ettiklerini kaydetti.
AA Genel Müdür Yardımcısı Peru, ajansın işleyişi ve yürütülen çalışmalara ilişkin detaylı bilgilendirmede bulundu, eğitimde yer alanlara başarılar diledi.
“Yıllık 104 bini aşkın habere imza atıyoruz”
AA Ankara Haberleri Müdürü Hasan Ay, ajansın Türkiye Haberleri Direktörlüğünün yürüttüğü çalışmaları anlattı.
Bu direktörlüğün Ankara, İstanbul ve 79 ili kapsayan Yurt Haberleri, Parlamento Haberleri ve Kültür Sanat Haberleri şeklinde 5 müdürlükten oluştuğunu anlatan Ay, ajansın yılda yaklaşık 200 bin Türkçe haber ürettiğini kaydetti.
Üretilen haberlerin yarısından fazlasının Türkiye Haberleri tarafından yapıldığını anlatan Ay, “Yıllık 104 bini aşkın habere imza atıyoruz. Arkadaşlarımız, binlerce fotoğraf çekiyor. Bir o kadar video görüntü çekiyor ve bunları bütün dünyaya servis ediyor. Yılda 4 bini aşkın flaş haber veriyoruz.” diye konuştu.
“Dünyada ne oluyorsa AA kameramanları, foto muhabirleri üretim halinde”
Programın ikinci gününde konuşan AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Yurdakul, katılımcıların Türkiye’nin en büyük medya kuruluşunda, dünyanın ise en büyük medya şirketlerinden birinde işe başladıklarını söyledi.
Zorlu aşamalardan geçerek gelen ve karşısındaki herkesin birer haberci olduğunun altını çizen Yurdakul, haber ajanslarının çalışma prensibi hakkında bilgi vererek, “Yaptığınız işin yansıması olmazsa siz birer haberci olamazsınız. Ne iş yaparsanız yapın, yaptığınız işin çok güçlü şekilde yansıdığından, insanları etkilendiğinden, insanlara dokunduğundan, AA’da bu yaptığınız işle gelir ve görünürlük sağladığınızdan emin olun. Habercilik şiarından lütfen uzaklaşmayın.” diye konuştu.
Yurdakul, Görsel Haberler Direktörlüğünün AA’nın en büyük direktörlüklerinden biri olduğunu belirterek, her gün Time dergisinde, Guardian’da, Bild’de ve News Week’te AA’nın bir fotoğrafının ve videosunun yer aldığını, AA’nın uluslararasılaşmış ekibinin Görsel Haberler Direktörlüğü olduğunu ve bütün dünyaya, dünyadan içerik üretip dağıttığını ifade etti.
Gazze’de 52, Ukrayna’da 17 foto muhabiri ve kameramanın AA için görev yaptığını anımsatan Yurdakul, “Dünyada ne oluyorsa AA kameramanları, foto muhabirleri şu anda üretim halinde ve bunları üretiyor, merkezde işliyor. Sadece Türkiye medyasına değil bütün dünya medyasına çok güçlü şekilde aktarıyor. Bunun zaten çok kısa sürede farkına varacaksınız. Sizler de kendi çalıştığınız birimler içerisinde bu döngüye, bu işletme tekniğine katkı vermeye, onu büyütmeye konsantre olun.” tavsiyesinde bulundu.
“AA’nın arşivinde 13 milyon görsel içerik var”
Yurdakul, Görsel Haberler Direktörlüğünün altında 4 müdürlüğün bulunduğunu, Fotoğraf Haberleri Müdürlüğünün 1000 çalışanıyla AA’nın en büyük müdürlüklerinden biri olduğunu aktararak, Görüntülü Haberler Müdürlüğü’nde 750 ise çalışan olduğunu, sokaktaki foto muhabirleri ve kameramanların bu ekibin parçası ve ajansın da sahadaki büyük güçleri olduklarını kaydetti.
Grafik Haberleri Müdürlüğü ve Arşiv Haberleri Müdürlüğü adında 2 yeni müdürlüğün daha kurulduğunu belirten Yurdakul, “Arşiv konusu bizim için çok önemli. Çünkü AA’nın arşivinde 13 milyon görsel içerik var. Türkiye’nin zaten en büyüğü, dünyanın da en büyük görsel arşivlerinden biri AA’da. Bunu dünyaya daha çok göstermek, tanıtmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Grafik Haberleri Müdürlüğünün çalışmaları hakkında da bilgilendirme yapan Yurdakul, AA+’dan gelenlere çok güvendiğini, önceki dönemde gelenlerin güzel işler yaptığını ve bu dönem gelenlerden de dünyayı etkileyecek insanların çıkacağına inandıklarını ifade etti.
2 gün süren eğitimde AA’nın kurumsal yapısı tanıtıldı
Eğitim programının ilk gününde İnsan Kaynakları ve Değişim Yönetimi Direktörlüğü, İdari İşler Direktörlüğü, Satın Alma ve Envanter Yönetimi Direktörlüğü, Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörlüğü, Stratejik İletişim ve Marka Yönetimi Direktörlüğü, Finans Direktörlüğü, Global Haberler Direktörlüğü, Dijital Haberler Direktörlüğü ve Haber Merkezi direktörlüklerince sunum yapıldı.
Programın ikinci gününde ise HAS kullanımı, EBYS ve e-imza süreçleri hakkında bilgi verildi, Akademi ve Yayın Koordinatörlüğü, Hukuk ve Uyum Müşavirliği, Teknoloji ve İnovasyon Direktörlüğü, Sistem ve Siber Güvenlik Direktörlüğü, Ekonomi-Finans Haberleri Direktörlüğü, Spor Haberleri Direktörlükleri ile Yayınlar ve Prodüksiyonlar Koordinatörlüğü ve Strateji ve Yönetim Geliştirme Müdürlüğünce sunum gerçekleştirildi.
]]>Bakan Tunç, Burdur’un Bucak ilçesinde, AK Parti Bucak Belediye Başkan adayı Emrullah Ünal ile esnaf ziyaretinde bulundu.
AK Parti Bucak Seçim Bürosunda partililerle bir araya gelen Tunç, burada yaptığı konuşmada, Burdur ve Bucak’ın her zaman Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Cumhur İttifakı’na en büyük desteği veren yerlerden olduğunu söyledi.
Bakan Tunç, Türkiye’de gerçek belediyeciliği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde başlattığını, CHP yönetiminde suları akmayan, çöpleri toplanmayan, yolları çukur olan İstanbul’u 5 yılda yaşanabilir hale getirdiğini hatırlattı.
Tunç, İstanbul’daki gerçek belediyecilik başarısının AK Parti’nin kurulmasını ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkenin başına geçmesini sağladığını vurgulayarak, “Gerçek belediyecilik, AK Parti’nin iktidara gelmesiyle beraber, Türkiye genelinde, bütün Anadolu’nun il ve ilçelerinde, beldelerinde eser ve hizmet siyasetine dönüştü. 22 yıldan bu yana da milletimize, hem yerelde hem genelde hizmet etmenin şerefini Cenabıallah bahşetti. Biz de milletimizin güvenine layık olabilmek için gecemizi gündüzümüze katmaya devam ediyoruz.” dedi.
“Özgürlüklerin önünü alabildiğince açtık”
Tunç, 22 yıldan bu yana toplum olarak “güçlü olalım” diye çalıştıklarını, istikrarlı kalkınma hamleleriyle bütün vilayetleri eserlerle donattıklarını vurguladı.
Enerjide bağımsız, savunma sanayinde daha güçlü olmak, terörle daha güçlü mücadele etmek ve dışa karşı daha güçlü olmak için çalıştıklarını vurgulayan Tunç, şöyle konuştu:
“Enerjide bağımsız olmak için doğal gazıyla petrolüyle ve diğer enerji kaynaklarıyla yoğun bir çaba gösterdik. Yine göstermeye devam ediyoruz. Dünya projeleriyle ülkemizi tanıştırdık. AK Parti’den önce temel hak ve özgürlükler kısıtlanıyordu. Üniversitelerde çocuklarımızın kılık kıyafeti sorun ediliyordu. Derslerden, sınavlardan atılıyordu. Okul birincileri, kürsülerden indiriliyordu. Öyle günleri yaşadık. Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı o günlerden bugünlere geldik. ve özgürlüklerin önünü alabildiğince açtık. Demokrasimizin standardını yükselttik. Hep ne yaptık? Milletimizle beraber o milli iradenin düşmanlarına, vesayetçi ve darbeci anlayışa karşı hep mücadele ederek bugünlere geldik. 22 yıldan bu yana ülkemizi geliştirmek için kalkındırmak, büyütmek için çalışırken her türlü engellerle de karşılaştık.”
“Terörün her türlüsünün kökünü kazıyıncaya kadar bu mücadelemiz devam edecek”
Tunç, Gezi olayları, 17-25 Aralık emniyet, yargı darbesi ve 15 Temmuz darbe girişimiyle ülkenin seçilmiş hükümetini devirip, demokrasiye darbe vurulmaya çalışıldığını anımsatarak, milletin şanlı direnişi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü duruşuyla tüm bu zorlukları aşmayı başararak bugünlere geldiklerini söyledi.
Bundan sonra da yine milletle yürümeye devam edeceklerini belirten Tunç, milletin refahını, alım gücünü arttırmak için çalışacaklarını vurguladı.
Türkiye’nin güneyinde bir terör devleti kurulması çabalarına karşı yaptıkları mücadelede şehitler de verdiklerini aktaran Tunç, “Terörün her türlüsünün kökünü kazıyıncaya kadar bu mücadelemiz devam edecek. Çocuklarımızın ve gençlerimizin huzurlu bir geleceğe kavuşması için çalışacağız.” dedi.
Bakan Tunç, Anayasa’nın tamamen demokratik sivil bir hale kavuşması için yeni bir mücadele verdiklerini dile getirerek, bu dönemde parlamentoda uzlaşma sağlanırsa, millete yakışır, demokratik, şirin, katılımcı bir anayasaya kavuşulacağını kaydetti.
]]>Google’a göre yapay zekada CPU kullanımı GPU kullanımının önüne geçti
Yapay zeka teknolojisi 2023 ortalarında ChatGPT ile bir anda büyük bir sıçrama ile karşımıza çıktı. Ardı ardına gelen yapay zeka araçları ve büyük şirketlerin milyar dolarlık bütçeleri buraya ayırması tüm dengeleri alt üst etti. Yapay zekanın bu ilk çağında ise Nvidia ve HX100 GPU birimleri öne çıktı. Özellikle OpenAI ve Microsoft yapay zeka sunucularında Nvidia H100 GPU birimlerine yer verdi.
GPU birimleri bugün halen yapay zekanın öğrenim sürecinde çok daha etkili konumda. Ancak şu an yapay zeka sektöründe asıl yükü yapay zeka çıktıları almaya başladı. Bu çıktıların daha sağlıklı ve hızlı olması için ise CPU öne çıkmaya başladı. Google Cloud ürün müdürü Brandon Roya, katıldığı TechFieldDay etkinliğinde CPU’ların yapay zeka teknolojisindeki rolünü anlattı.

GPU yani grafik işlemciler genel olarak işlemcilere göre çok daha fazla çekirdek sayısına sahip. Bu da grafik kartlarının çok daha fazla işi yapabilmesine imkan veriyor. Brandon Roya, yapay zeka eğitim sürecinde bu çoklu görevi aynı anda gerçekleştirme becerisinin önemine vurgu yaptı.
Yapay zeka, Türkiye şehirlerini çizdi! Malatya bildiğimiz gibi…
Ancak iş yapay zeka çıktısı almaya gelince grafik kartları işlemcilere göre odaklanma konusunda daha zayıf. İşlemciler çoklu işlemlerde grafik kartları kadar başarılı olmasa da tek bir işleme odaklanmak konusunda çok daha yüksek bir işlem gücüne sahip.
Brandon Ray, özellikle yapay zeka çıktıları için işlem hızının ve verimin çok daha önemli olduğunu aktardı. Grafik kartları işlemin daha optimize ilerlemesini sağlasa da işlem hızında geride kalıyor. Bu anlamda da sektör, yapay zeka çıktıları için yapay zeka destekli işlemcilere yöneldi.
Yapay zeka çıktıları için işlemcilerin yükselişe geçmesinin bir diğer nedeni ise maliyet. Sunucu işlemcileri H100 gibi yapay zeka destekli sunucu GPU birimlerine göre daha ucuz ve ulaşılabilir durumda. Özellikle yapay zeka furyası sonrası Nvidia H100 ve daha üst seviye GPU birimlerine ulaşmak daha da zorlaştı.
Bu anlamda yapay zeka sunucuları daha hızlı sonuçlar almak için yapay zeka işlemcilerini tercih etmeye başladı. Bu tercihin Nvidia’yı koltuğundan edip etmeyeceği de merak konusu. Hali hazırda Intel AVX-512 işlemcileri yapay zeka sunucularında kullanılıyor. Ayrıca Meta yapay zeka işlemcisi için çoktan kollarını sıvadı ve AMD ve Microsoft’un da bu konuya büyük bir yatırım yapma hazırlığında. Ayrıca OpenAI CEO’su Sam Altman’da yapay zeka işlemcisi geliştirmek için 5 ile 7 milyar dolar gibi devasa bir yatırım toplamaya çalışıyor.
]]>Programları kapsamında Bolu Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret eden Yılmaz, kentteki çalışmalar hakkında oda başkanı Abdullah Alemdar’dan bilgi aldı. Yılmaz, burada kaptığı konuşmada, sağlık alanındaki gelişmelere ve bu yönde yapılan çalışmalara değinerek, meme kanserinin erken teşhisi konusunda devletin tarama programları başlattığını hatırlattı.
Taramaların, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi’nde (KETEM) yapıldığını anlatan Yılmaz, Türkiye’de günde taramadan geçen 3 bin 500 ila 4 bin kişinin yaklaşık yüzde 1’inin riskli grupta yer aldığını aktardı.
Yılmaz, bu taramaların okunma süresinin hizmet alımı üzerinden yapıldığına işaret ederek, “İhale ediliyor ve süre biraz uzun. 60 günün üzerinde rakamlar var. Biz 6 Şubat’tan beri bunu yapay zekayla okutturuyoruz. Bunu da ilk defa açıklıyorum. Onda bire kadar düşmüş durumda. Yani 6 günde okuyacak duruma gelmiş durumda.” diye konuştu.
İleri tetkik aşamasında da bu çalışmanın devam ettirilmesi gerektiğini belirten Yılmaz, “Bu taramayı 40-69 yaşındaki bayanlara yapıyoruz. Meme kanserinde tarama 2 ay, 2 ay da ileri tetkik süresiyle yaklaşık 5-6 ayda ancak teşhisini koyabiliyorduk. Hedefimiz bunu 20 ila 25 güne kadar düşürmek. Tüm Türkiye’de böyle bir çalışma yapılıyor.” şeklinde konuştu.
“Yaklaşık yüzde 94 oranında doğruluk yakalandı”
Yılmaz, yapay zeka kullanılmadan önce taramaların radyologdan geçtiğini, sonrasında ondan bağımsız bir gözün okuduğunu, arada fark olması halinde üçüncü bir kişiye müracaat edildiğine işaret ederek, bu döngünün süreci çok uzattığını vurguladı.
Şu anda ise taramaların birinci göz olarak yapay zekaya okutturulduğunu anlatan Yılmaz, “Çok kısa sürede yapay zeka okuyor. Yaklaşık yüzde 94 oranında doğruluk yakalamış durumda. 6 Şubat’tan beri test ediliyor. Tabii bunun biraz daha süresi var. 3-5 ay bunun üzerinde çalışma devam edecek.” ifadesini kullandı.
Yapay zekanın da kendi kendine öğrenme sürecinin bulunduğuna dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’de ilk olan çalışmanın ileri seviyelerinde raporu da yapay zekanın yazacağını ve çok daha iyi doğruluk oranlarına ulaşılacağını belirtti.
Yılmaz, şu anda sadece meme kanseriyle ilgili yapay zeka çalışmalarının tamamlandığını, üzerinde çalışılan 7-8 proje daha olduğunu bildirdi.
Sağlık Bakanlığının üzerinde çalıştığı diğer yapay zeka sistemleri hakkında da bilgi veren Yılmaz, “EKG ham verileri üzerinden kalp krizinin yapay zekayla önlenmesi, önceliklendirilmesi; BT Toraks görüntüleri üzerinden karar destek yapılması, MHRS’de sadakat oranlarının arttırılmasıyla ilgili çalışma var. Çalışan 30 kişiye yakın ekip var. Bunları da kısa sürede devreye alacağız.” ifadesini kullandı.
Yılmaz, Bolu’da 2023’te 30 binin üzerinde taramanın yapıldığını aktararak, kentte KETEM bulunduğunu, ticaret ve sanayi odasının şehre mobil tarama tırı kazandırmalarını da beklediklerini sözlerine ekledi.
Alemdar da tarama tırı konusunda her türlü desteğin verileceğini ifade etti.
Ziyarette, odanın yönetim kurulu ve meclis üyeleri ile Gerede Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ersin Kaşka ve AK Parti Belediye Başkan adayı Muhammed Emin Demirkol da hazır bulundu.
]]>Raporda, Türkiye’de insan hakları savunucuları, kadın hakları ve LGBT savunucularının giderek artan baskıyla karşılaştığını kaydedildi. Ayrıca Türk hükümeti ve mahkemelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamamasının anayasal düzeni zayıflattığı uyarısı yapıldı.
Raporu yazan Mijatovic, Türkiye’yi ziyaret talebinin Ankara tarafından kabul edilmediğini de kayda geçirdi.
Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Komiseri Mijatovic, Türkiye’deki insan hakları durumuna ilişkin genel gözlemlerini “ifade ve basın özgürlüğü, insan hakları savunucuları ve sivil toplumun mevcut durumu ve Türk yargısının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” başlıklarında raporlaştırdı.
Mijatovic, raporla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’de gazetecilerin, insan hakları savunucuları ve sivil toplumun giderek artan düşmanca bir ortamda görev yapmak durumunda kaldıklarını belirtirken, ülkedeki ifade özgürlüğünün tehlikede olduğunu vurguladı.
Raporda, Türk yetkililerinin ifade ve basın özgürlüğüne dönük negatif duruşları ve seçilmiş kişiliklere dönük meşru eleştirilere karşı tahammülsüzlük seviyesinin artmış olmasının ifade ve basın özgürlüğü konusundaki kaygıların daha derinleşmesine neden olduğunu kaydedildi. Bu olumsuz anlayışın gazetecilere ve insan hakları savunucularına karşı sistematik baskı ve yasal yolların kullanılmasıyla kendini göstermeye devam ettiği de raporda belirtildi.
İnsan Hakları Komiseri, Türkiye’de internet sansürünün giderek artmasından duyduğu kaygıyı da dile getirdi. Hükümetin Meclis’ten 2022’de geçirdiği İnternet Yasası ve Basın Yasası ile TCK’da yaptığı düzenlemelerle “yanlış ve yanıltıcı haber” yapmayı cezalandıracak unsurları gündeme getirdiğini ve böylece sosyal medyayı daha da kısıtlayıcı önlemler aldığını anımsatan Komiser, Aralık 2022 itibariyle 700 bin internet alan adı, 150 bin URL adresi ve 55 bin X mesajının bloke edildiğini kaydetti.
Komiser, ifade ve basın özgürlüğünün Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) aracılığıyla da kısıtlandığını raporunda kayda geçirdi, RTÜK’ün keyfi şekilde verdiği cezaların bir bölümünün eleştirel haberleri veren kurumları susturmak amaçlı olduğunu belirtti. Mayıs 2023 seçimleri sırasında eleştirel haber veren bazı kurumlara kesilen cezanın bu yönde atılan somut bir adım olduğu da, raporda vurgulandı.
‘Medyanın yüzde 90’ı hükümetin kontrolünde’
Komiserin raporunda, basın özgürlüğünün giderek gerilediğine işaret eden birçok raporda belirtildiği üzere Türkiye’de medyanın yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olduğu, kalan muhalif medya organlarının giderek artan bir baskı altında olduğu kaydedildi.
Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Türkiye’de basın özgürlüğünün gerilediğine ilişkin 2023 çalışmasında, gazetecilerin yaptıkları işten dolayı giderek artan şekilde taciz ve sindirme girişimine maruz kaldığının belirtildiğini kaydeden Mijatovic, Kürtçe yayın yapan medya çalışanlarının da yargısal baskı altında kaldığını belirtti.
Raporda, Avrupa Konseyi’nin Gazeteciler için Güvenlik Platformu’na göre 2023 yılında Türkiye’nin 52 tutuklama ile en çok gazeteci tutuklayan Avrupa ülkesi olduğu, Türkiye’yi 42 tutuklama ile Belarus’un ve 22 tutuklama ile Rusya’nın izlediği de kaydedildi.
‘İnsan hakları savuncularının durumu kötüleşti’
Raporda ayrıca, insan hakları savunucuları ve genel olarak sivil toplumun durumunun geçmişe oranla daha da kötüleştiği, 2016’da uygulamaya konulan olağanüstü halin 2018’de sona ermesine rağmen kısıtlayıcı önlemlerin uygulanmaya devam ettiği vurgulandı.
Osman Kavala’nın AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmamasının Türk yetkililerinin insan hakları savunucuları ve sivil topluma dönük düşmanca yaklaşımının göstergesi olduğunu belirten Komiser, iddianamede Kavala’nın Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği ile iletişimde bulunmasının suç delilleri arasında gösterilmesinden duyduğu kaygıyı da dile getirdi.
Raporda, insan hakları savunucularının karşı karşıya kaldığı en akut sorunun kendilerine karşı açılan ceza sorgulamaları olduğu, sivil toplumun susturulmasında savcıların önemli rol oynadığı belirtildi.
Kolluk güçlerinin de insan hakları savunucularına karşı fiziksel şiddet de dahil olmak üzere taciz ve sindirme davranışı içinde olduğuna ilişkin iddiaların olduğunun anlatıldığı raporda, sadece 2022’de 1143 insan hakları savunucusunun 105 farklı dava nedeniyle yargıç önüne çıkmak durumunda kaldığı kaydedildi.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin kadın ve LBGT haklarını zayıflattığını, bu alanda çalışan insan hakları savunucularının durumunu zorlaştırdığını belirten raporda, özellikle Mayıs 2023 seçimleri sürecinde kullanılan homofobik siyasi söylemin LGBT topluluklarının ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanmasına neden olduğu anımsatıldı. Raporda, bu gruplara karşı giderek artan kötüleme, iftira ve damgalama girişimlerinin kaygıları artırdığını da kayda geçirildi.
‘Anayasal düzen zayıflıyor’
2020’de hazırladığı raporda, Türk hükümetine yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması için çağrıda bulunduğunu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda yapısal değişiklik yapılması gerektiğini belirttiğini anımsatan Komiser, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) de 2023’te yargı bağımsızlığı açısından Türk yetkililere adım atmaları uyarısında bulunduğunu kaydetti.
Türk mahkemelerinin AYM içtihatlarını uygulamama konusundaki dirençlerinden kaygı duyduğu, Türkiye’de kamu yetkililerinin Yüksek Mahkeme’ye dönük sözlü saldırılarının sorunu daha da derinleştirdiğini belirten raporda, bu kararların uygulanmamasının kamusal ve anayasal düzeni zayıflattığı değerlendirmesi yer aldı.
Raporda, 2020 raporunda bahsedilen gözlemler ve çağrıların bugün de geçerliliğini koruduğu saptaması yapılırken, şu görüşlere de yer verildi:
“Sonuç olarak, anlamlı bir değişim yaratmak için Türk yetkililerin sivil toplumla yapıcı bir şekilde etkileşime geçmesi; kısıtlayıcı yasaları gözden geçirip revize etmeleri; ifade özgürlüğünü kullandığı için hapsedilen insan hakları savunucuları, gazeteciler, aktivistler ve diğer kişileri serbest bırakmaları; Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına saygı gösterip uygulamaları ve yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlamaları esastır.”
]]>Gaziantep AB Bilgi Merkezi organizasyonunda düzenlenen “Kültür & Sanatta Kadın ve Sivil Toplumun Gücü” etkinliğinde Oyuncu Ceyda Düvenci ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat’ın kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine keyifli söyleşisi ardından Devlet Opera & Balesi Caz ve Müzikal Sanatçısı Zeynep Burcu Altınel’in canlı performansı alkışlar eşliğinde takip edildi.
GTO konferans salonunda gerçekleşen ve 400’den fazla kişinin katıldığı etkinlikte salon tamamen doldu. GTO üyelerinin yoğun ilgisine sahne olan etkinlikte konuşarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünya üzerindeki her şey kadının eseridir” sözüne vurgu yapan GTO Başkanı Tuncay Yıldırım, “Kadının kendi varlığı başlı başına bir sanat eseri oluşturulmasından gelen üretkenliği, hassasiyeti, estetiği, düşünme biçimi kadını hem bir sanat eseri hem yaşamın en üretken sanatçısı hem de sanat eserlerinin en büyük ilham kaynağı yapıyor” dedi.
“Cinsiyet ayrımcılığı için gerekçe olamaz”
Konuşmasının devamında kadın ve erkeğin genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikler bakımından farklı olduğunu söyleyen fakat bunun aile, istihdam, ekonomi, hukuk, eğitim, politika, sanat ve yaşamın hiçbir anında cinsiyet ayrımcılığı yapılması için bir gerekçe olamayacağını vurgulayan Yıldırım, “Öyle güzel bir şekilde var olmuşuz ki birbirimizi tamamlar, dengeler nitelikteyiz. İşte bu dengeye, bu tamamlayıcılığa odaklanmalıyız Yani biyolojik cinsiyet özelliklerimizdeki eşitsizliği toplumsal cinsiyet noktasında fırsata çevirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
“İşe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız”
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda herkesin bireysel sorumlulukları olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sadece bir kadın meselesi olmadığını belirten Başkan Yıldırım, “Şikayet ettiğimiz durumlar için bir şey yapmamız, adım atmamız gerek. Cinsiyet eşitliğinin konuşulduğu, kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin olmadığı, kadınların pozitif ayrımcılığa ihtiyaç duymadığı bir dünya istiyorsak işe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız. Yani çocuklarımızı yetiştirme şeklimizi gözden geçirmeliyiz. İnanıyorum ki; biyolojik farklılıkları, toplumsal eşitsizlik haline getirmeyecek bir yetiştirme tarzını benimsemek en azından gelecek nesillerde bu sorunun çözümünü destekleyecektir” diye ekledi.
Yıldırım’ın konuşması ardından toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat, her alanda olduğu gibi sivil toplumda ve iş hayatında kadının varlığının önemine dikkat çekti.
İçinde bulunduğu tüm STK’lar ve şirketlerde kadın çalışan sayısının yüzde 50 üzerinde olduğunun altını çizen Fırat, “Kadının iş gücündeki varlığına göz yuman şirketler ilerleyen süreçte yaptırıma dahi maruz kalabilir” dedi.
Kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine gerçekleşen söyleşide Oyuncu Ceyda Düvenci ise manevi ve fiziksel şiddete dikkat çekerek, “Hayatınızda hiç kimsenin size manevi ya da bedensel şiddet uygulamasına izin vermeyin. Hiç kimse size kelimeleriyle de bedeniyle de zarar veremez. Önce cümlelerimizi, sonra sinirimizi kustuğumuz kelimelerimizi, sonra da gerçek sevginin içinde herhangi bir şiddet olmadığını önce kendimize sonra evlatlarımıza hatırlatırsak bir sene sonra bile farklı şeyler konuşuyor olacağız” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Erdoğan, partisinin Tarihi Kent Meydanı’nda düzenlenen Sivas mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Ramazan ayına az kaldığına işaret eden Erdoğan, pazar gecesi ilk sahurun, pazartesi günü ise ilk iftarın yapılacağını anımsattı.
Erdoğan, ramazanda tutulacak oruçların ve ibadetlerin Allah katında kabul ve karin olmasını dileyerek, “Rabbim bizlere Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramına da beraberce erişmeyi nasip etsin inşallah. Bunun için rahmet ve bereket ayı olan ramazanı gündüzüyle ve gecesiyle çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Sivaslı kardeşlerimizin bu hususta tüm Türkiye’ye örnek olacağını inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Ülkenin son 21 yılının Cumhuriyet döneminin en parlak yılı olduğunu vurgulayan Erdoğan, eser ve hizmet siyasetiyle ülkeyi büyütürken şehirlerin de çehresini değiştirecek yatırımlara imza attıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çerçevede Sivas’a da son 21 yılda toplam 197 milyar lira yatırım yaptıklarını, eğitimde 3 bin 677 adet derslik inşa ettiklerini, şehre ikinci devlet üniversitesi olarak Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesini kazandırdıklarını aktardı.
Ayrıca 17 bin kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binalarının inşa edildiğine, biri stadyum olan toplam 56 spor tesisinin yapıldığına dikkati çeken Erdoğan, “Sosyal yardımlarda ilimizdeki ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız için 4,5 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta 600 yataklı merkez hastanesi başta olmak üzere, toplam 1415 yataklı 24 hastaneyle birlikte 61 adet sağlık tesisi inşa ettik. Yapımı süren 1071 yatak kapasiteli Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanemizi en kısa sürede hizmete vereceğiz.” diye konuştu.
11 bin 619 konut hak sahiplerine teslim edildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TOKİ aracılığıyla 11 bin 619 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 740 konutun yapımına da devam ettiklerini aktararak, iktidara geldiklerinde Sivas’ta atık su arıtma tesisi olmadığını, bugün 7 adet atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 87’sine hizmet verdiklerini kaydetti.
Sivas’taki 10 millet bahçesi projesinden beşini tamamladıklarını, diğerlerinin yapımının da devam ettiğini söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ulaştırmada, 24 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 836 kilometreye çıkardık. Sivas-Malatya yolunda bulunan 1567 metre uzunluğundaki Yağdonduran Tüneli ve bağlantı yollarını tamamladık. Numune Hastanesi farklı seviyeli kavşağını ve bağlantı yollarını bu yıl bitiriyoruz. Halen inşası süren çok sayıda yol, köprü ve tünel projesini tamamladıkça hizmete vereceğiz. Kuzey çevre yolu ve 4 Eylül Sanayi Kavşağını Sivas’a kazandırmak için çalışmalarımız sürüyor.”
“TÜRASAŞ’ta milli yük vagonlarını üretiyoruz”
Son 21 yılda Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi AŞ (TÜRASAŞ) canlandırarak gücüne güç kattıklarına işaret eden Erdoğan, “Birilerinin kapatılacağı yalanını yaymaya çalıştığı TÜRASAŞ’ta mühendislerimizin tasarımı milli yük vagonlarını üretiyoruz. Bununla kalmadık. Şimdi de ilk etapta 250 kişiyle başlayıp daha sonra 500 kişiyi istihdam edecek Boji Üretim Fabrikası ile TÜRAŞAŞ’ı büyütüyoruz.” dedi.
“Bu yatırımı gereksiz bulanların da hızlı treni kullandığını görüyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, demiryollarının modernizasyonunu özellikle yapan Sivas’ın bu çalışmalardan payına düşeni aldığını vurguladı.
Bu kapsamda Samsun-Sivas Demir Yolu Hattı’nın modernizasyonunun tamamlandığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren hattımızı hizmete alarak iki şehir arasındaki seyahat süresini yaklaşık 2 saate indirdik. Daha düne kadar bu yatırımı gereksiz bulanların da hızlı treni kullandığını görüyor, açıkçası bundan da memnuniyet duyuyoruz. Hızlı tren için ‘bu hizmet değildir’ diyenler de en azından böylece hizmet neymiş, nasıl yapılırmış öğrenmiş olur.
Bilindiği gibi bu hat, Edirne’den Kars’a uzanan, doğu-batı hızlı demir yolu koridorunun önemli bir parçasıdır. Hattın, Sivas-Erzincan arasındaki kısmının yapımına başladık. Mevcut Divriği-Kars hattını elektrikli ve sinyalli hale getiriyoruz. Sivas Lojistik Merkezimizin yapımına devam ediyoruz. Yıllık 3 milyon yolcu kapasiteli Sivas Nuri Demirağ Havalimanı’na iç ve dış hatlar terminal binasını hizmete sunduk.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sivas’ta tarım ve ormanda 20 baraj, 11 içme suyu tesisi, 74 sulama tesisi, 5 arazi toplulaştırma projesi, 192 taşkın koruma tesisi, 28 gölet, 9 yer altı depolama tesisi ve 19 hidroelektrik santrali açtıklarını söyledi.
“Sivas’taki işverenlere 2,2 milyar lira prim teşviki verdik”
Geçen yıl ekim ayından itibaren uzunluğu 15 bin metreyi bulan iletim hattıyla Pusat-Özen Barajı’ndan alınan suyu, 4 Eylül Barajı’nda depolamaya başladıklarını aktaran Erdoğan, “Beydilli Barajı ile şehrimizin içme suyu ihtiyacını uzun vadede karşılamayı planlıyoruz. Bugüne kadar inşa ettiğimiz sulama projeleriyle 641 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Halen 37 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek olan 9 baraj ve göletin inşaatı devam ediyor.” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sivaslı çiftçilere 36 milyar liranın üzerinde tarımsal hibe desteği verdiklerini, Sivas ve bu şehri de içine alan bölgede, sanayi ve teknolojide yeni Organize Sanayi Bölgesi, Teknokent, 4 Ar-Ge merkezi ve bir tasarım merkezi kurduklarını anlattı.
Bu yılın yatırım programında yer alan Demirağ Organize Sanayi Bölgesi projesinin altyapı inşaatını sene sonuna kadar tamamlayacaklarını bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Sivas Merkez Organize Sanayi Bölgesi’ni 245 hektar büyüttük. İstihdamı desteklemek için, Sivas’taki işverenlere 2,2 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide, merkezin yanı sıra Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Gemerek, Gülçayır, Gürün, İmrallı, Kangal, Suşehri, Şarkışla, Ulaş, Yıldızeli ve Zara’ya doğalgaz arzını sağladık. Bu yıl Hafik ve Koyunhisar’a önümüzdeki yıl Gölova’ya, sonraki yıl Doğanhisar’a doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.”
Sivas’a yapılan hizmetlere ilişkin videoyu izleten Erdoğan, Cumhurbaşkanıyla belediye başkanlarıyla el ele vererek şehirleri çok daha iyi yerlere taşıyacaklarının altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını, “Belediye başkanlarımızı, sizlere emanet ediyorum. Sizlerin de adaylarımıza çok güçlü destek vereceğinize inanıyorum. Sivas’a inanıyorum, biliyorum ki Sivas da bize inanıyor. Bu duygularla hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum.” ifadeleriyle sonlandırdı.
Notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından, AK Parti’nin Sivas Belediye Başkanı ve yeni dönem Belediye Başkan adayı Hilmi Bilgin ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak, vatandaşları selamladı.
Erdoğan, “Özellikle İstanbul’da demografik yapıda bir numara hangi ilimiz?” diye soran Erdoğan, alandakilerin hep bir ağızdan verdiği “Sivas” yanıtının ardından, “Peki buradan Sivaslı kardeşlerimi arıyor musunuz, onlara coşku heyecan veriyor musunuz?” diye sordu. Erdoğan, “İhmal etmeyin. Bak 31 Mart akşamı inşallah Sivaslı kardeşlerim gümbür gümbür, ihmal etmiyoruz. Ben size inanıyorum.” dedi.
Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Ziya Yılmaz, eski TBMM Başkanı İsmet Yılmaz’ın da birer konuşma yaptığı mitinge, eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler, bazı AK Parti milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç da katıldı.
Miting alanında, yerli ve milli savunma sanayi ürünleriyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafının bulunduğu ve “Babalar sözünü tutar” yazılı afişler asıldı.
Erdoğan, mitinglerde kullandığı tırın içerisinde yer alan haritada, Sivas’ın üzerini raptiyeyle işaretledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı şehre gelişinde karşılayanlar arasında Sivasspor Başkanı Mecnun Otyakmaz, Teknik Direktörü Bülent Uygun ve futbolcular da yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a üzerinde ismi yazılı Sivasspor forması hediye edildi.
(Bitti)
]]>Yumaklı, AK Parti İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısı sonrasında Mevlana Çarşısı ve Fatih Çarşısı çevresinde esnaf ziyaretinde bulundu.
Bakan Yumaklı, daha sonra Konya Ticaret Odası (KTO) Teknoloji ve Eğitim Kampüsünde düzenlenen Tarım Sektörü Paydaşları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Konya’yı ziyaretlerinde tarımsal üretimin sektör temsilcileriyle buluştuğunu, Türkiye’de tarımsal üretim konusunu sektörün tüm paydaşlarıyla birlikte değerlendirme imkanı bulduğunu söyledi.
İstişarenin kendisi için çok önemli olduğunu dile getiren Yumaklı, “Bütün başarılı uygulamaların arkasında ‘Ben yaptım, oldu’ anlayışı değil, hep birlikte, omuz omuza vererek, düşünceleri paylaşarak belli bir noktaya getirdikten sonra, uygulanabilir hale getirdikten sonra bunun sahadaki yansımalarını görmek ve bu başarıyı yakalamak mümkün.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, planlı ve sistemli bir şekilde tarımsal üretimi arttırmayı hedeflediklerine işaret ederek, “Amacımız Türkiye’de sürdürülebilir, verimli, kaliteli, kayıt altında bir üretimin olmasını sağlamak ve günün sonunda elde edilecek faydadan tekrar sektörü yatırım olarak daha ileriye götürecek, geliştirecek ortamların sağlanmasına mesnet teşkil etmek. Biz Konya’ya oldukça sık geliyoruz. Burası hem tarımsal üretim açısından hem de tarımsal sanayi açısından son derece önemli bir şehir, model bir şehir. Pek çok üretimiyle Türkiye sıralamasında her zaman en üst sıralarda olmuş. Dolayısıyla biz de geçtiğimiz yıl tarımsal üretim planlamasıyla alakalı ilk saha çalışmalarından bir tanesini Konya’da yaptık.” diye konuştu.
Üretim planlaması konusunun herhangi bir proje değil, bir mecburiyet olduğunu vurgulayan Yumaklı, ülkenin her konuda hazırlıklı olmasını sağlamaya gayret ettiklerini belirtti.
Yumaklı, ülkenin kendi vatandaşının gıda güvenliğini sağlamanın yanı sıra ülkesine gelecek turistleri besleyecek bir kapasiteye sahip olması amacını taşıdıklarını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Günün sonunda geçen yıl 31 milyar dolar olan ihracatı bu yıl 35 milyar dolarlara, 40 milyar dolarlara çıkartacak potansiyeli kullanıyoruz. Bütün bunları düşündüğümüzde ‘Böyle gelmiş böyle gider’ ya da ‘Hayır. Bizi herhangi bir çerçeveye sokmayın’ anlayışı doğru değil. Çünkü en başta söyledim; bu bir çerçeveye sokmak değildir. Bu, istişare ile o ilde, o bölgede, o alanda yapılması gereken tarımsal üretimin ne olduğuna, nasıl olduğuna, ne kadar olduğuna ya da olacağına karar vermektir. Dolayısıyla tarımsal üretim kavramı sadece bitkisel üretim değil aynı zamanda hayvansal üretim için de geçerli. Bu kavramın basit bir proje olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Eğer ülke olarak bunu ıskalarsak yarın bir gün mecburiyetlerin bizi nereye götüreceğini de bilmemiz mümkün değil. Hep konuşuyoruz, iklim değişikliği, pandemi… Bu salonlarda bundan 1-2 sene önce bu şekilde oturabiliyor muyduk? Herkesin ağzında maske vardı. Şu anda hiç kimse bunu hatırlamıyor. İnsanlar annesine, babasına bayramlaşmaya gitmedi. Dünyada hangi olaylarla nasıl karşılaşacağımızı bilemeyiz. Dolayısıyla bu ileriye doğru bakışı, mutlaka sağlamamız gerekir.”
“Konya sadece tarımsal üretim değil, tarımsal sanayiyle alakalı son derece ciddi atılımlar içerisinde”
Yumaklı, Konya Tarım Fuarı’nın bugün başladığını ve hem kent hem ülke için önemli bir program olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bugün 20’ncisini açacağımız, iştirak edeceğimiz Konya Tarım Fuarı artık bir marka olmuş. 300 bin ziyaretçi beklendiği söylendi. Çok önemli bir rakam. Tarımsal üretimle alakalı biraz şüpheci yaklaşımların, aslında bu 300 bin ziyaretçi sayısıyla beraber çok da gerçekçi olmadığını söylememiz lazım. Evet, problemlerimiz yok mu? Var ama bir taraftan tarımsal üretim konusunda büyük de bir iştah var, azim de var, gayret de var. Konya sadece tarımsal üretim değil, tarımsal sanayiyle alakalı son derece ciddi atılımlar içerisinde. O yüzden nasıl ki tarım ürünlerimizde ilgili ihracat potansiyelimizden bahsediyoruz, tarımsal makinalar konusundaki özellikle son dönemde bu bünyede gerçekleşmiş yapılarla beraber burada da büyük ilerlemelerin kaydolacağını düşünüyorum. Şimdiden buna vesile olanlara canıgönülden teşekkür ediyorum.”
Yumaklı, Konya’daki halin genişletilmesiyle ilgili bir talep aldıklarına da değinerek, “Ben buradan onun ilk bölümünün Bakanlığımıza başvurularının onaylanacağı müjdesini bütün Konya’ya vermek istiyorum.” dedi.
Programda KTO Başkanı Selçuk Öztürk ve Konya Ticaret Borsası Başkanı Hüseyin Çevik de birer konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından sektör temsilcileri ve Bakan Yumaklı basına kapalı istişare toplantısı gerçekleştirdi.
Bakan Yumaklı programın ardından TÜYAP Konya Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlenen Konya Tarım Fuarı’nda açılış kurdelesini kesti. Yumaklı, fuar alanında stantları ziyaret etti, işletme sahipleri ve yetkililerden bilgi aldı.
Ardından Tarım ve Orman Bakanlığının standında kadın çiftçilerle bir araya gelen Yumaklı, kadın kooperatiflerine ilişkin bilgi aldı, kadınların sektörde yer almaları için desteklerini sürdüreceklerini belirtti.
]]>Sosyal medya da dahil olmak üzere internetin uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımındaki rolüne özel olarak odaklanılan, sentetik uyuşturucu kaçakçılığı ve tehlikesinin önlenmesine yönelik ilgili hükümetlere tavsiyelerde bulunulan rapor, dünyada açıklandı.
Raporda Türkiye ile ilgili veriler ise Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve BM Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından üniversitede dünyayla eş zamanlı duyuruldu.
“Türkiye’ye haşhaş ekim alanlarını azaltması tavsiye edildi”
Üniversitedeki toplantıda konuşan Atasoy, raporda Türkiye’nin elinde çok miktarda morfin olduğunun belirtildiğini aktararak, “Stok çok yüksek, neredeyse dünyada en fazla morfin stoku bulunduran ülke. 82 ton morfin eş değeri ham ürün stoklarımızda bulunuyor. Bu yüzden haşhaş ekim alanlarını azaltması tavsiye edilmiştir. Türkiye 45 bin 123 hektar olan 2018’deki ekim alanını giderek düşürmüş ve 26 bin 979 hektara indirmiştir, amaç elindeki morfin stoklarını eritmesidir.”
Rapordaki İran ve Türkiye’nin eroin yakalama oranlarına dikkati çeken Atasoy, “Balkan yolunun ilk bölümünde yer alan İran ve Türkiye, 2022’de önceki yıllara göre daha az eroin yakaladıklarını bildirdi. Türkiye 7,9 tonla son 5 yılın en düşük yakalamasını gerçekleştirdi. 2021 yılında bu miktar 22,2 tondu, yüzde 64 ancak yakalanabildi. Yüzde 30 kadar daha az eroin yakalaması oldu. Her iki ülke, bu azalmayı güvenlik birimlerinin denetimleri artırmasına ve Güney yolunun giderek kullanılmaya başlamasına bağlıyor.” diye konuştu.
Metamfetamin yakalanmasında rekor
Ülkede 2019’dan bu yana giderek daha fazla metamfetamin yakalandığını, 2022 yılında ise ikiye katlanan 77,7 ton ile rekor kırıldığını aktaran Atasoy, Afganistan kaynaklı metamfetaminin İran üzerinden Türkiye’ye girdiğine işaret etti.
Sevil Atasoy, şu bilgileri paylaştı:
“Türkiye genellikle kristal metamfetamin ele geçirmekle birlikte, sıvı metamfetamin de ele geçirmiş durumda. Yetkililer sıvı metamfetaminin zulalanma imkanlarının daha fazla olması nedeniyle tercih edildiğini bildirmiş. İstanbul çevresinde sıvı metamfetamini kristal şekle dönüştüren tesisler tespit ettiğimiz de raporda yer almakta. Türkiye’nin sentetik esrar yakalama sayıları da 2021 yılına oranla yüzde 53 düştü. Rapora göre, 2020 ve 2021 yıllarında Batı Asya’da en fazla esrar reçinesi ele geçiren ülkeler sırasıyla Afganistan, İran, Türkiye ve Lübnan oldu.”
Esrar yakalamaları azaldı, skunk yakalamaları arttı
Esrarın çok güçlü bir şekli olan skunkın Türkiye için ciddi bir sorun olduğu ve bunun raporda da yer aldığını vurgulayan Atasoy, önceki yıllara göre esrar yakalamalarında yüzde 28 azalma görüldüğünü ama daha etkin olan skunk yakalama miktarının yüzde 56 arttığının bildirildiğini dile getirdi.
En fazla kullanılan uyuşturucu esrar oldu
Raporda yer verilen, 2022 yılında Türkiye’de gerçekleştirilen uyuşturucu bağlantılı suç işlemiş kişilerle ilgili bir araştırmaya da değinen Atasoy, buna göre en fazla kullanılan uyuşturucunun yüzde 49,2 ile esrar, yüzde 24,9 ile metamfetamin, yüzde 6,8 ile eroin olduğu bilgisini sundu.
Sevil Atasoy, metamfetamine bağlı ölümlerin uyuşturucuya bağlı toplam ölümler içindeki payındaki artış ve alınabilecek önlemlerle ilgili de, “Eroin kullanımının azalmasının başlıca nedeni Afganistan’da haşhaş ekiminin yasaklanmasıdır. Bu yasak üzerine işsiz kalan köylüler, başka bir ürüne döndüler ve o da metamfetamin. Türkiye’de yakalanan metamfetaminin Afganistan kaynaklı olduğunu biliyoruz. Bu madde Türkiye için ciddi bir tehlikedir.” ifadelerini kullandı.
]]>Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe; Rektör Prof. Dr. Fatih Altun’un yanı sıra, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Geoteknik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Örnek, Genel Sekreter Prof. Dr. İbrahim Narin, Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Afşın Alper Cerit, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Alper Öner, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Konferansın konuşmacısı ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, 6 Şubat’ta meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diledi. Yaşanılan depremden büyük bir üzüntü duyduklarına dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Altun; “Yaşanmışlıkları unutmamak ve özellikle de acı deneyim ve tecrübeler söz konusu ise mutlaka beyinlerin onu unutması çok kolay olmuyor. Çünkü insanların acı hatıraları söz konusu” dedi. Son dönemlerde kamuoyunda sıkça yer alan izolatörler hakkında katılımcılara bilgi veren Rektör Prof. Dr. Altun, izolatörlerin kullanım sınırlamaları olduğunu belirterek; “Binanın yüksekliği arttıkça izolatör kullanımı sıkıntıya girer. Bu sefer binada devrilme meydana gelir. Ancak şu anda kullanılan sistemlere baktığımızda bizimde Erciyes Üniversitesi Deprem Araştırma Laboratuvarı’nda geliştirmiş olduğumuz bilyeli sistem izolatörler de Ar-Ge safhasını geçmiş, Ür-Ge safhasında yetkili firma tarafından bunların binalarda kullanılması için üretmiş oldukları numune üzerinde tarafsız laboratuvarda ve deneyler yapılması sonucunda gerekli onayları alınmış bir üründen bahsediyoruz. Bundan sonraki süreçlerde bu izolatörlerin yaygınlaşması da söz konusu olacaktır” diye konuştu. Konuşmasında çelik yapı kullanımının çok önemli olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Altun; “Çelik yapılarda deprem davranışı, deprem performansında çok etkili sonuç veren önemli bir yapı tipi ve malzemesidir. Ülkemizde bununda mutlaka gündeme gelmesi gerekmektedir. Bunun dışında Devletimiz faylardan uzaklaşmak sureti ile tünel kalıp sistemleri tercihlerine dönmektedir ve bunlar çok doğru tercihlerdir. ve bu binalar deprem anında dışarıya kaçmak yerine, binada durmanızı tavsiye edeceğimiz bina tipidir” şeklinde konuştu. Türkiye’de gerçekleşen depremleri Japonya’da gerçekleşen depremlerle kıyaslamanın çok yanlış olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Altun şunları kaydetti;
“Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız. 150 kilometre okyanusta 130 kilometre aşağıda olan deprem ile ayağınızın altında 5 kilometre mesafede olan deprem aynı değildir. Çünkü Türkiye’de meydana gelen deprem ayağımızın altında olmaktadır. O nedenle biz bunlara karşı gerekli önlemleri alacak ve faylardan kaçacağız. Yönetmeliklere uygun bir şekilde yapılarımızı üretmek suretiyle depreme dayanıklı yapı tasarımını gerçekleştirmiş olmak bizim en önemli detayımız olarak karşımıza çıkmaktadır.”
Depremleri unutmamalıyız diyen Rektör Prof. Dr. Altun, belirli periyotlarda sadece seminerler değil, deprem konusunda eğitimlerinde verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. İskenderun Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Örnek ise akademisyen olmanın yanında aynı zamanda bir depremzede olduğunu ve yaklaşık 393 gün geçmesine rağmen 6 Şubat’ta yaşananların halen hafızalarda ilk günkü tazeliğini koruduğunu belirterek, “6 Şubat Depremlerine Mühendislik Bakışı ve Deprem Deneyimleri” konusunda sunum gerçekleştirdi.
Konferans plaket takdiminin ardından konferans sona erdi. – KAYSERİ
]]>Bakan Ersoy, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen 55. Uluslararası Turizm Borsası (ITB) Fuarı’na katıldı.
Geçen yılın verilerine ve Türkiye’nin turizm hedeflerine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Ersoy, Türkiye’nin geçen yılı, deprem felaketi, savaşlar ve seçim süreci gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsa da rekor sayıda ziyaretçi ve turizm geliriyle kapattığını anlattı.
Bakan Ersoy, turizm konusunda 2024 hedefinin çok daha iddialı olduğunu dile getirerek, “Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi aşacağız. Erken rezervasyon ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan önemlisi Almanya pazarı. 2023’ü çok iddialı bir rekor sayıyla kapatmıştık. Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçiyle 2023’ü kapattık. İlk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok fazla olduğunu gözlemliyoruz. 2024’te Almanya bazında 7 milyon sayısını geçmeyi umuyoruz.” şeklinde konuştu.
“Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz”
Türkiye’nin özellikle Avrupa pazarında pasta payını arttırmayı hedeflediğini ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Bunun yanında da Uzak Doğu pazarlarında yeni destinasyonları hedef pazar olarak portföyümüze koymuş durumdayız. Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti arttırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçmiştik. 2017’yi kişi başı harcama olarak 65 dolarla kapatmıştık. Geçen sene de kişi başı harcamayı 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki sene 106 dolar hedefliyoruz. Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda da farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz.
Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil. Turizm Geliştirme Ajansı’nın yoğun tanıtım gücüyle hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz hem de hedeflenen destinasyon, yani bize yolcu, turist sağlayan hedef destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Başarılı da sonuçlar almaya başladık. Son dört yıldır 200’den fazla ülkede şu anda ülkemiz yoğun turizm tanıtımı yapıyor. Bütün bu ülkelerden yolcu trafiği başlattık.”
Ersoy, özellikle Türk Hava Yolları’nın 330’dan fazla şehre direkt uçuyor olmasının bu noktadaki önemine değindi.
Türkiye’nin tanıtımı amacıyla arkeolojiyi de ön plana çıkaran “Geleceğe Miras Sonsuz Efes” projesini hazırladıklarına işaret eden Ersoy, özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı hem restorasyon hem de yeniden ihya bütçelerini 15-20 kata varan oranlarda, bölgesine göre değişen noktalarda artırdıklarını söyledi.
Ersoy, şu anda 144 ayrı noktada çok yoğun kazı programları başladığını anlatarak, aşamalı olarak da şehir merkezlerinde olan veya bu noktalara yakın konumdaki arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini başlattıklarını ifade etti.
Gündüz hava sıcaklığının yüksek olduğu bölgelerde gece müzeciğiyle turistlerin rahat gezebileceği bir ortam oluşturulduğunu, o nedenle saat 00.00’a kadar belli başlı müzeleri açık tutma kararı aldıklarını belirten Ersoy, “Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene, en çok ziyaretçi alan 15 noktada inşallah yetiştirebilirsek başlıyoruz. Sonra aşamalı olarak bu sayıyı da arttırmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ersoy, arkeolojinin ürün çeşitliliği olarak yeterli olmadığını vurgulayarak, “Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da hazırladık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son birkaç yıldır yoğun çalışma içindeyiz ve buradaki Avrupa bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz. Bugün de aslında burada Alman milli takımından bir sporcunun bir etkinliği olacak.” ifadelerini kullandı.
Bakan Ersoy, bunların yanında Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu ve bunu tanıtmaya çalıştıklarını kaydetti.
Türkiye’nin 3 yıldır Michelin Rehberi’ne dahil edildiğini, aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladıklarını, geçen sene itibarıyla İzmir, Çeşme, Urla ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettiklerini dile getiren Ersoy, gastronomi konusunda da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerini ön plana çıkarmayı hedeflediklerini, bu çalışmanın da başarıyla devam ettiğini söyledi.
“2028’e kadar (turizm) geliri 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bundan sonra inanç, doğa, spor turizmi gibi yeni ürünleri sisteme dahil ederek hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de hedeflenen pazar sayısını arttırmayı hedeflediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunu da her yıl birbirini izleyen rekorlarla taçlandırmayı umuyoruz. Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. 2028’e kadar (turizm) gelirini 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Şu andaki ilk göstergeler 2024 için çok çok iyi. Daha açıklanmadı ama havalimanlarından bana şubat verileri geliyor. Geçen seneyle kıyaslandığında şubat ayında çok ciddi bir sıçrama var. Zaten nisan sonunda üç aylık veriler açıklandığında göreceğiz. Mart verileri şubattan da iyi gidiyor. İnşallah bu şekilde giderse 60 milyar dolar gelir hedefimizi aşacağımız bir yıl olur diye düşünüyorum.”
Türkiye’nin Almanya’da yaz tatil paketleri için erken rezervasyonlarda İspanya’yı geçerek birinci sıraya yerleştiğini aktarması üzerine Ersoy, şunları kaydetti:
“Tabii biz çok yoğun tanıtım yapıyoruz. Türkiye bu yoğun tanıtımın karşılığını alıyor. Türkiye ürün çeşitliliğine gitti ve artık tek ürünle çıkmıyor. Herkesin zevkine, keyfine uygun ürünleri de piyasaya sürmüş durumdayız. Aslında bunlar eskiden de vardı ama bu kadar yoğun ve detaylı şekilde tanıtılmıyordu. Bu bütün bunlar sağlandığı için Türkiye özellikle Almanya pazarında parlayan yıldız. Almanya pazarında daha çok potansiyelimiz var alabileceğimiz. Özellikle Almanya ve İngiltere pazarlarında bu güçlü büyüme ivmesini göreceğiz. Ama biz sadece Avrupa’yla sınırlı kalsın da istemiyoruz. Özellikle Amerika kıtasına çok yoğunlaştık. Kültür turlarında da Uzak Asya pazarlarına yoğunlaştık. İnşallah bu çeşitliliği Anadolu’nun her yerinde göreceğiz.”
Mehmet Nuri Ersoy, sürdürülebilirlik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu sertifikalarla Avrupa’da en iyi durumda olduğunu belirterek, bunu daha ileriye taşımak için yoğun çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekledi.
Bakan Ersoy daha sonra Türk şirketlerinin stantlarını ziyaret ederek bilgi aldı.
Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı
Kovid-19 sonrası hızlı değişim sürecinde olan seyahat endüstrisi, dünyanın en büyük ve önemli turizm fuarlarından olan Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı’nda (ITB Berlin) bir araya geliyor.
Her yıl mart ayında Almanya’nın başkenti Berlin’de gerçekleştirilen ITB Berlin, bu yıl “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla kapılarını açtı.
Alanında dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen fuarda, bu yıl 165 ülkeden yaklaşık 5 bin 500’den fazla firmanın yer alması bekleniyor. Fuar 7 Mart’a kadar devam edecek.
Pazarlama, satış, teknoloji, konaklama ve destinasyon yönetimi alanlarındaki güncel eğilimlerin yer alacağı fuarda, teknolojik ve ekolojik zorluklar, düzenlenecek etkinliklerle masaya yatırılacak.
Fuarda 17 farklı alanda düzenlenecek oturumlarla sürdürülebilirlik, iklimin korunması ve sosyal adalet için küresel turizmin neler yapabileceği değerlendirilecek, iklim değişikliği, yapay zekanın etkisi, kalifiye eleman sıkıntısının devam etmesi ve Kovid-19 sağlık krizinin turizme etkileri gibi zorluklar tartışılacak.
Popüler seyahat destinasyonları ve turizmdeki en son yeniliklere ek olarak fuarda, dünyada turizmi etkileyen ve etkileyecek krizlerle nasıl başa çıkılacağı da masaya yatırılacak.
Türk turizmciler fuarda
Fuarın bu yılki konuk ülkesi Arap Yarımadası’ndaki Umman olacak. Türkiye 2010’da ITB’de konuk ülke olmuştu.
Ummanlı sanatçılar, ülkelerinin kültür çeşitliliğini ulusal kıyafetlerle fuara gelen izleyicilere sunacak. Umman Kraliyet Senfoni Orkestrası da fuar kapsamında konser verecek.
Fuarı, geçen yıl 186 ülkeden yaklaşık 170 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl ziyaretçi sayısının daha da artması bekleniyor.
Türk turizm sektöründen temsilciler de yenilikleri ve trendleri sergilemek için fuarda yerini alacak. Turizmciler, Türkiye’nin en önemli pazarlarından olan Alman turizm pazarına ve diğer ülkelerden gelecek konuklara ülkeyi anlatacak.
Gelecek yıl ise ITB Berlin’in konuk ülkesi Arnavutluk olacak.
]]>Senarist Hilal Çelenk, 1989’dan 2014’e kadar dizi sektöründe yer aldığını, 13 yıl “Mahallenin Muhtarları” dizisinin senaryosunu yazdığını söyledi.
İmza attıkları her senaryonun onu izleyen kişilerle etkileşim halinde olduğunu belirten Çelenk, “Senaryolarda negatif karakterler oluşturuyoruz, ben de oluşturdum. Ama hiç kimse bizim negatif karakterlerimize özenmedi.” dedi.
Çelenk, dizi senaryolarında işleyişle ilgili sorunlar olduğunu, karakterlerin davranışlarının sonuçlarının da anlatılması gerektiğini dile getirdi.
Dizilerle ilgili sorunlarda genellikle senaristlerin suçlandığına işaret eden Çelenk, “Ben eskiden senaryoyu kanala sunardım. Bugün senaristlere, kanallardan ve yapımcılardan içerikler geliyor. Benim kanala bir içerik sunma lüksüm yok. İçerik modaları var maalesef.” ifadelerini kullandı.
İlgi çekicilik açısından karakterler arası çatışmaların oluşturulduğunu, fakat bunun sınırının iyi belirlenmesi gerektiğini dile getiren Çelenk, “Kadın algısı ve kadınların toplumda yansıtılma biçimi değiştirilmeli. Fakat dizi sektörü bir endüstri ve her şey birbirine bağlı.” diye konuştu.
“Ekseninden sapmayan ve beni üzmeyen çok az işim olmuştur”
Oyuncu Deniz Uğur, bugün dizilerdeki sorunun “kötünün kutsanması” olduğuna işaret ederek, sektörün “kötülük yapanların cezasını er geç bulduğu” senaryolardan “kötü karakterlere bir şey olmadığı” senaryolara evrildiğini söyledi.
Uğur, “Senaryo yazarlarının, karakterler arası dramatik çatışmayı kullanırken, bunun toplumsal reçetesini sunması gerekiyor.” dedi.
30 yıllık meslek yaşamı boyunca en çok televizyon dizilerinde oynadığını anlatan Uğur, “Oynamayı kabul ettiğim her rolü ve karakteri çok severek kabul ettim fakat ekseninden sapmayan ve beni üzmeyen çok az işim olmuştur. Kabul ettiğiniz proje, daha çok dikkat çeksin, reyting alsın diye ekseninden sapıyor.” dedi.
Uğur, çok iyi kanal yöneticileri bulunduğunu belirterek, “Ama dizi sektörü bir ticaret. İşin ucu reklam verenlere dayanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Dizilerde şiddet artınca toplumda şiddet artıyor”
KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Canan Sarı da RTÜK’ün 6’ncı maddesinin yayın hizmetlerine önceden müdahale etmeyi ve denetlemeyi içermediğini belirtti.
Diziler yayınlanmadan önce bir denetim yapılmadığını, bu nedenle yayınlandıktan sonra içeriği dolayısıyla zarar doğabildiğini belirten Sarı, “Dolayısıyla bu zararın doğmasını mı bekleyeceğiz yoksa doğmasının önüne mi geçeceğiz. Hukukçuların bunun sınırlarını belirlemesi gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Sarı, dizilerde kadına şiddetin her türünün yer aldığını, televizyondaki şiddetle toplumdaki gerçek şiddet arasında bir doğru orantı olduğunu ifade ederek, “Dizilerde şiddet artınca toplumda şiddet artıyor. Toplumdaki şiddet artınca da dizilerde şiddet artıyor. İkisi birbirini etkiliyor. Şiddet içerikli yayınların yayınlanmasıyla ile şiddetin kabul edilebilir bir şey olduğu algısı izleyiciye veriliyor.” ifadelerini kullandı.
“Meclisi göreve davet ediyorum”
Star Gazetesi yazarı Fadime Özkan da kadına ve aileye zarar veren programların dizi ve haberler kadar gündüz kuşağı kadın programlarının olduğuna işaret ederek, bunun da ele alınması gerektiğini söyledi.
Dizilerin gençlerin evliliğe bakış açısını zedelediğini belirten Özkan, “Çözüm aramak bakımından bazen geç kalıyoruz. Televizyon dizilerinde gösterilen kadın algısı, evlilik kurumunun gösterilme biçimi çok yanlış. Meclisi göreve davet ediyorum çünkü dizilerdeki kadına yönelik şiddet konusunda hukuksal bir düzenleme gerekiyor.” dedi.
Oyuncu Erdinç Gülener de dizi setlerindeki anılarını paylaştı.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen program, çok sayıda ulusal ve uluslararası yayımcıyı bir araya getirdi.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, açılışta yaptığı konuşmada İstanbul’un kültür ve sanatın başkenti olduğunu belirterek, Türkiye’nin yayıncılık açısından çok canlı ve dinamik bir ülke olduğunu söyledi.
Kitap üretimine dair veriler aktaran Genç, üretimleri üç başlıkta topladıkları bilgisini vererek, “Birincisi bandrollü dediğimiz özel sektör tarafından üretilen kitap adedi, ikincisi Milli Eğitim Bakanlığının okullar için ürettiği ders ve yardımcı kitaplarımız, üçüncü grupta da 48 sayfa altında bandrol zorunluluğu taşımayan daha ziyade çocuk kitapları.” ifadesini kullandı.
Genç, Türkiye’de 2023’te yaklaşık 750 milyon kitap üretildiğini aktararak, “İlk baskısı yapılan 58 bin yeni kitap üretildi. İkinci ve sonraki baskıları yapılmış 159 bin kitap çeşidi söz konusu. Geçtiğimiz yıl ülkemizde toplam 271 bin farklı başlık altında kitap yayımlandı.” değerlendirmesinde bulundu.
“Etkin bir telif hakları sistemi için çalışıyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdür Yardımcısı Fatoş Altunç, gelişen teknolojinin yayıncılığa etkilerine işaret ederek, “Geleneksel üretim süreçlerinin ülkelerin kalkınmasında belirleyici olmaktan çıktığı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Teknolojik gelişmelerin de etkisiyle yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu fikri üretime dayalı sektörler kültür sanatı şekillendirmekle kalmıyor, ekonomik kalkınmayı ve daha da önemlisi toplumsal adaleti sağlıyor.” dedi.
Yayıncılığın güçlenmesi ve toplumsal adaletin sağlanması açısından iyi işleyen bir fikri mülkiyet sisteminin önemli olduğunu dile getiren Altunç, şunları kaydetti:
“Telif Hakları Genel Müdürlüğü olarak, ülkemizde etkin bir telif hakları sistemi oluşturulması amacıyla, idari uygulamaların yürütülmesi, kültür sanat sektörünün güçlendirilmesi ve bu alanda ihtiyaç duyulan mevzuat düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi amacıyla ihtiyaçlara cevap veren uygulamalar için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu da etkinliğin, Türk edebiyatının ve yayımcılığının dışa açılımında, uluslararası kültürel ve ticari ilişkilerin gelişmesinde kurmaya çalıştıkları sistemin temel taşlarından biri olduğunu vurguladı.
Bu sene etkinliğin dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Beyoğlu, “Başladığı noktayı düşündüğümüzde, katılımcı sayısı ve katılım içeriği bakımından değerlendirdiğimizde büyük bir yol kat ettiğimiz hepinizin de yakından müşahede ettiği gibi çok net.” açıklamasını yaptı.
Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava, programa katılmanın her zaman çok heyecan verici olduğunu belirterek, “Gürcü bir yayıncı olarak, komşu ülke Türkiye’ye gelmek bana kendimi dostlarımın arasında hissettirdi.” diye konuştu.
Jobava, odak ülke Meksika ile diğer ülkelerden katılanlara ve organizasyona katkıda bulunanlara teşekkür etti.
“Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, oda olarak bu tip etkinliklere diğer bağlı kuruluşlarla beraber destek vermeye çalıştıklarının altını çizerek, “Bugün de burada hem İTO hem de kurumumuza bağlı Turizmi Geliştirme Vakfımızla beraber katkı veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu tip etkinliklerin daha bilinçli, eğitimli ve daha güzel bir toplum için umut verdiğini kaydeden Avdagiç, “Gerçekten en fazla umuda ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çünkü insanlık olarak çok önemli bir sınavla karşı karşıyayız. Maalesef insanlık beş aydır devam eden bir soykırımla, katliamla karşı karşıya.” değerlendirmesini yaptı.
Avdagiç, Filistin halkına büyük bir zulüm yapıldığını vurgulayarak, “Beş aydır Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil. İnsanlar orada sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar. Yaşanan bu faciayı, katliamı şahsım, kurumum ve Türk iş dünyası adına çok şiddetli bir şekilde kınıyorum.” dedi.
Meksika Yayıncılar Birliği (CANIEM) Başkanı Hugo Setzer, Meksika’yı odak ülke olarak İstanbul’da ağırlayan program ekibine teşekkür etti.
Meksikalı yayımcıların önemli bir delegasyonla programa katıldıklarını belirten Setzer, katılımcıları aralıkta Meksika’da düzenlenen etkinliğe beklediklerini kaydetti.
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum”
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala ise her gün yazıhanesinde 10 saat okuyup yazdığını, son 10 yıldır “Kaç kitaplık ömrüm kaldı? Gençlere, iyi insanlara kaç tane daha kitap bırakabilirim?” düşüncesiyle çalışmalarını sürdürdüğünü aktardı.
Yazdıklarından dolayı kendisinde bir sorumluluk hissettiğinin altını çizen Pala, şöyle devam etti:
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum. ‘Dünyada pek çok insanın benim söyleyeceklerime ihtiyacı var.’ diye hiç durmadan okuyor ve yazıyorum. 102 kitap yazdım, akademik kitaplarımı bir kenara bırakırsak herhalde 40 tanesi hiç durmadan her yıl yeniden basılıp okunuyor. Şunun için mutluyum. Sabah uyanıyorum, ofisime gidiyorum, orada bir şeyler yazıyorum. Akşam geri döndüğümde o gün en az bin kişiye benim bir kitabım ulaşmış oluyor.”
Prof. Dr. Pala, senede 365 bin kitabının okuyucuyla buluştuğunu vurgulayarak. “Her gün bin okuyucu bana belki iyi niyetlerini gönderiyor, enerjilerini hissediyorum. Dünyanın herhangi bir yerinden Sinop’tan, Azerbaycan’dan, Çin’den, Antalya’dan, Mısır’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, Hollanda’dan birisi okuyor benim kitabımı. Diyor ki, bu adam şöyle söylemiş, bak ne güzel söylemiş. Onun o taşıdığı iyi niyet, bana ağız tadı, moral, sağlık, sıhhat oluyor ve ben daha çok çalışıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Bir romanı 250 günde, 2 bin 500 saat çalışarak yazdığını aktaran Pala, şunları kaydetti:
“Ben her sene, 2 bin 500 saati sadece bir romana harcamak için misafir kabul etmiyorum, gezmeye gitmiyorum. Çocuklarıma ayırdığım zamandan alıyorum ve o 2 bin 500 saati bir araya getiriyorum. Türkiye’de benim gibi pek çok yazar böyle çalışıyor. Dünyanın her yerinde yazarlar böyle çalışıyor. Yani siz fellowship, yayımcılık gibi mesleklerle uğraşırken aslında sizin için iş gücü oluşturan insanların dünyasını anlayın diye bunları söylüyorum. Biz o kadar alın teri, emek, göz nuru, hastalık, koşturmaca, geçim sıkıntısı vesaire içerisinde bir şeyler üretmeye gayret ediyoruz. Sizlerin burada bulunmanız, benim yazdıklarımın daha fazla insana ulaşması demek. 102 kitabımın belki 365 bin değil, üç milyon kişiye de ulaşması demek. Onun için burada bulunmanızdan çok bahtiyarlık duyuyorum.”
Konuşmaların ardından İTO Başkanı Şekib Avdagiç, CANIEM Başkanı Hugo Setzer’e plaket takdim etti ve kurdele kesilerek programın açılışı yapıldı.
Etkinlik, Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcıların telif ve çeviri görüşmeleriyle devam etti.
İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi amaçlanıyor
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının iş birliğinin artırılması, İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme imkanı sunuyor.
]]>Yüzbaşı Ömer Şevki Efendi ile Fatma Hanım’ın oğlu Ömer Seyfettin, 11 Mart 1884’te Balıkesir Gönen’de dünyaya geldi.
Usta edebiyatçı, 7 yaşına kadar kaldığı Gönen’de, 4 yaşından itibaren medrese eğitimi veren mahalle mektebine gitti.
Babasının Ayancık’a atanmasının ardından sübyan mektebine başlayan yazar, verilen eğitimi beğenmeyen ailesi tarafından 1892’de İstanbul’da Mekteb-i Osmani’ye yazdırıldı.
Ömer Şevki Efendi, kendisi gibi asker olmasını istediği oğlunu, Eyüpsultan Askeri Baytar Rüştiyesine yerleştirdi. Burada tiyatroyla da tanışan ve yazmaya ilgi duyan Seyfettin, rüştiyeden arkadaşı Aka Gündüz ile Edirne Askeri İdadisinde eğitimine devam etti. Her iki okul, usta yazarın askeri kimliğinin yanı sıra edebiyata yönelmesinde önemli rol oynadı.
İlk şiiri Mecmua-i Edebiyye’de yayımlandı
İdadinin son sınıfındayken, yazdığı şiirleri çeşitli dergilere gönderen Seyfettin’in ilk şiiri, Mecmua-i Edebiyye’de okuyucuyla buluştu.
Ömer Seyfettin, 1900’de İstanbul Kara Harp Okuluna girdi. Okuldan 1903’te mezun olan yazar, kura sonucu Kuşadası Redif Taburuna atandı. Aynı yıl taburda yaşanan karışıklıklar dolayısıyla göreve Kuşadası’nda değil Rumeli’de başladı.
Selanik ve Manastır’a bağlı Pirlepe’de çeşitli görevlerde bulunan yazar, elde ettiği başarılar dolayısıyla 2 liyakat madalyasıyla ödüllendirildi. İsyanın bastırılmasının ardından 6 Eylül 1904’te bağlı bulunduğu taburla Kuşadası’na döndü.
Askeri okullardaki eğitimini başarıyla tamamlayan Seyfettin, 1907’de İzmir’de açılan Jandarma Okulunda öğretmenlik yaptı ve jandarma örgütünün İzmir’deki kuruluş çalışmalarında yer aldı. Ömer Seyfettin, burada “İzmir”, “Ahenk” ve “11 Temmuz” adlı gazete ve dergilerde yazılar kaleme aldı.
Önemli yazar ve fikir adamlarını tanıdı
Usta edebiyatçı, Baha Tevfik, Şahabettin Süleyman ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi önemli yazar ve fikir adamlarıyla tanıştı. Yazar, idadiden arkadaşı Aka Gündüz’den sonra edebi çevresini genişletmeye başladı.
Baha Tevfik’in teşvikiyle Fransızcasını ilerleten Seyfettin’in bu dilde yazdığı birkaç şiir, “Perviz” imzasıyla “Mercure de Soleil” mecmuasında yayımlandı. Aynı yıllarda “Serbest İzmir”, “Sedad” ve “Muktebes” adlı süreli yayın organlarında Seyfettin’in yazı ve şiirleri okuyucuya ulaştı.
Ömer Seyfettin, ordudaki görevinden 1911’de ayrılarak Selanik’e gitti. Askeri rüştiyede başlayan şiir yazma merakı, artık hayatı boyunca sürdürmek istediği bir uğraş haline geldi.
Selanik ve Manastır’da yayımlanan “Bahçe”, “Kadın”, “Hüsn ve Şiir”, “Tenkid” ve “Piyano” mecmualarına şiirler gönderen yazar, Fransız edebiyatından, özellikle Catulles Mendes’ten çeviriler de yaptı.
Edebiyat-ı Cedide topluluğuna uygun şiirler ya da Fransız edebiyatından çevirilerle meşgul olan usta kalem, daha önce bir iki deneme yaptığı hikayeye, bir daha vazgeçmemek üzere döndü.
Seyfettin ve arkadaşları, 1911’de “Genç Kalemler” dergisini okurla buluşturdu. Derginin ilk sayısında Seyfettin’in imzasız yazdığı “Yeni Lisan” adlı başmakale, milli edebiyatın meydana gelmesinde ilk basamağı teşkil etti. Türklerde edebiyat alanında yeni bir uyanışın gerçekleştiğine işaret eden makale ve dergi, Türk edebiyatının dönüm noktalarından biri olarak gösterildi.
Balkan Savaşları başlayınca orduya döndü
Yazar Seyfettin, Balkan Savaşları’nın başlaması üzerine, yaklaşık 1 yıllık yoğun matbuat ve edebi faaliyetten sonra yeniden orduya döndü.
Garp ordusunda önce Kosova’da Sırplara, sonra Yanya’da Yunanlılara karşı yaklaşık 5 ay savaşan Seyfettin, esir düştü ve Atina yakınlarındaki Nafliyon kasabasında 10 ay kadar esaret hayatı yaşadı. Yazar, 17 Aralık 1913’te İstanbul’a döndü.
Esaret yıllarını tefekkür dönemi olarak değerlendiren usta edebiyatçı, bir taraftan hikayeler kaleme alırken diğer taraftan dil, kültür ve hayat üzerine düşüncelerini geliştirmeye çalıştı.
Ziya Gökalp ile tanışmasının ardından memleket gerçeklerine yönelen yazar, ilk hikayesini Balkanlar’daki görevi sırasında tuttuğu günlüklerden hareketle “İrtica Haberi” adıyla Genç Kalemler’de yayımladı.
Usta edebiyatçı, 23 Şubat 1914’te askerlikten bir kez daha ayrılarak İstanbul’a döndü.
Kısa süre sonra annesini kaybeden yazar, “Türk Sözü” ile yeniden yazarlığa başladı ve bir süre de “Yeni Mecmua”nın yayın sorumluluğunu üstlendi.
Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan yazar Seyfettin, Ali Canip ile kısa süre Tetkikat-ı Lisaniye’de encümen üyeliği yaptı. Ömer Seyfettin, ders kitapları ve müfredat çalışmalarına katıldı, kaleme aldığı yazılarında ise yabancı okulların kapatılması ve bunların yerine milli okulların açılması yönünde görüşlerini dile getirdi.
Harbiye Nezaretinin kültür ve sanat adamları için 1915’te Çanakkale cephesine düzenlediği geziye katılan usta kalem, aynı yıl İttihat ve Terakki Fırkası’nın ileri gelenlerinden Besim Ethem Bey’in kızı Calibe Hanım ile evlendi. Çiftin, Hatice Fahire Güner adını verdikleri kızı, 1917’de dünyaya geldi. Seyfettin, çok uzun sürmeyen bu evliliğin ardından 1918’de yalnızlık ve bekarlık günlerine döndü.
Yeni Mecmua’da, hikayeciliği yönünden en üretken yıllarını yaşadı
Ömer Seyfettin’in Yeni Mecmua’nın başında bulunduğu dönem, hikayeciliği yönünden en üretken yıllar oldu. “Eski Kahramanlar” serisindeki hikayelerini de yazdığı 1917-1918’de, 32 hikayesi yayımlandı.
Usta hikayeci, ölümüne kadar geçen sürede bir taraftan sağlık problemleriyle uğraşırken diğer yandan kalem faaliyetlerine ve öğretmenliğe devam etti. İşgal günlerinin acı ve endişesi içinde hastalığı ilerleyen yazar, yatağa düştü.
Henüz 36 yaşındayken 6 Mart 1920’de şeker hastalığı nedeniyle vefat eden Ömer Seyfettin’in cenazesi, Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedildi. Burası tramvay garajı yapılınca Seyfettin’in kabri, 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na taşındı.
150’ye yakın hikaye kaleme aldı
Ömer Seyfettin’in 100’e yakın şiiri, ölümünden sonra bulunan el yazıları ve arkadaşlarına gönderdiği mektuplarda yer aldı.
Roman denemeleri “Ashab-ı Kehfimiz”, “Harem”, “Yalnız Efe” ve “Efruz Bey” ile 150 civarında hikayeyi kaleme alan yazar, mensur şiir, fıkra, hatırat, mektup, makale ve çeşitli türlerdeki tercümelerden oluşan geniş bir külliyata imza attı.
Modern Türk hikayeciliğinin kurulmasında öncü rol üstlenen Seyfettin, hikayelerinin konularını belirlerken sadece kişisel tecrübesiyle sınırlı kalmadı.
Seyfettin, çocukluğundan itibaren okuduğu okullar, çalıştığı, gezip gördüğü yerlerde edindiği izlenimler, duyduğu, dinlediği olaylar, okuduğu kitapların yanında, yaşadığı devirdeki sosyal ve siyasi olaylar, Türk tarihi, Türk kültür ve medeniyeti gibi konularla hikayelerinin çerçevesini oluşturdu.
]]>Şubat ayının en hızlı Apple cihazlar listesi
Kullanıcıların ne çok merak ettiği konu doğal olarak geçen sene tanıtılan iPhone 15 modellerinin nasıl bir performans göstereceği oldu. Bilindiği üzere seride standart ve Pro modellerin farklı işlemcilerden güç alması ciddi performans farklarının olduğu şeklinde soru işaretlerine neden oldu.

AnTuTu tarafından paylaşılan son listeye göre şubat ayının en hızlı Apple ürünü 2 milyon 167 bin 410 puanlı 12.9 inç iPad Pro 6. Son zamanlarda zirveye adeta demir atan tableti 1 milyon 981 bin 45 puanla kardeşi 11 inç iPad Pro 4 takip etti.
Listenin üçüncü sırasında da geçen aylara damga vuran ve uzun süre zirveden inmeyen 12.9 inç iPad Pro 5 yer alıyor. 1 milyon 859 bin 895 puan alan cihazın ardından 1 milyon 787 bin 294 puanla 11 inç iPad Pro 3 geliyor.
iPhone 15 Pro’ların an itibariyle en güç mobil işlemcilerden birisi Apple A17 Pro’dan güç aldığını belirtelim. iPhone 15 Pro altıncı, 15 Pro Max ise yedinci sırada kullanıcıların karşısına çıkıyorlar.
İşte AnTuTu verilerine göre en hızlı Apple cihazlar:
iPad Pro 6 (12.9 inç) – Apple M2 işlemci, 8 GB RAM, 256 GB depolama – 2167410 puan
iPad Pro 4 (11 inç) – Apple M2 işlemci, 8 GB RAM, 128 GB depolama – 1981045 puan
iPad Pro 5 (12.9 inç) – Apple M1 işlemci, 8 GB RAM, 256 GB depolama – 1859895 puan
iPad Air 3 (11 inç) – Apple M1 işlemci, 8 GB RAM, 128 GB depolama – 1787294 puan
iPad Air 5 – Apple M1 işlemci, 8 GB RAM, 256 GB depolama – 1709781 puan
iPhone 15 Pro – Apple A17 Pro işlemci, 8 GB RAM, 256 GB depolama – 1521961 puan
iPhone 15 Pro Max – Apple A17 Pro işlemci, 8 GB RAM, 256 GB depolama – 1503542 puan
iPhone 14 Pro – Apple A16 Bionic işlemci, 6 GB RAM, 256 GB depolama – 1434615 puan
iPhone 14 Pro Max – Apple A16 Bionic işlemci, 6 GB RAM, 256 GB depolama – 1427844 puan
iPhone 15 Plus – Apple A16 Bionic işlemci, 6 GB RAM, 256 GB depolama – 1371287 puan
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce hangi Apple cihazı kaçıncı sırada olmalıydı? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın!
]]>Malta’nın Gzira kentinde 18 Ocak 2023’te arkadaşlarıyla doğum gününü kutladıktan sonra kaldırımda yürüdüğü sırada Fransa-Malta vatandaşı Camilleri’nin kullandığı aracın ezmesi neticesinde hayatını kaybeden Pelin Kaya’nın ölümüne ilişkin Malta’da açılan dava bugün sonuçlandı ve Camilleri suçlu bulunarak 40 yıl hapse mahkum edildi.
Valetta Adliyesi’ndeki karar duruşmasında aile üyeleriyle beraber hazır bulunan ve en başından beri hukuk mücadelesini sürdüren Pelin Kaya’nın ablası Derya Kaya, kararın açıklanmasının ardından AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Duruşmanın Maltaca yapıldığını bu nedenle çok fazla bir şey anlamalarının mümkün olmadığını belirten Kaya, duruşmayı Türkiye’nin Valetta Büyükelçiliğinin sağladığı tercüman vasıtasıyla takip ettiklerini anlattı.
Derya Kaya, “Kadın yargıçtı. Yargıcın yüzünden, ses tonundan anlayabildiğimiz şey bayağı öfkeli olduğuydu. Bütün süreci Maltaca okudu. Sonra da kendi yorumunu ekledi. Yargıç şunu söylemiş; ‘Bana kalsa bu davada verilecek ceza, ömür boyu hapistir. İtiraf ettiğin için yasalar, 40 yıl ceza vermeme izin veriyor. Dolayısıyla ben yapılan 37 yıllık anlaşmayı feshedip, 40 yıl ceza veriyorum.’ Üzerine de etrafa verdiği zarardan yaraladığı insanlardan vesaire cezaları da paraya çevirip, yanılmıyorsam 27 bin avro civarında tazminat çıkardı. Bunu ödeyemediği her süre için de hapis cezasına ilave yapılacağını söyledi.” ifadelerini kullandı.
Kaya, bu noktada hakimin itiraf anlaşmasına dayanarak savcılığın istediği 37 yılın üzerinde ceza vermesi sebebiyle savunma tarafının 2 haftalık bir itiraz süresinin olduğunu, itiraz edilirse davanın jürili aşamaya geçeceği bilgisini verdi.
Derya Kaya, avukatlarının da kendisinin de savunma tarafından bu karara bir itiraz geleceğini düşünmediğini söyledi.
Kararı nasıl karşıladıkları sorulan Derya Kaya, “İlk süreç tamamlandı. Adım adım ilerleyeceğiz.” dedi.
Kaya, bu dava için annesi, kız kardeşi, teyzeleri ve amcası da olmak üzere kalabalık geldiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Ben ilk süreci bu kadar hızlı kapattığım için, şu an doğru karar verdiğimi düşünüyorum. Çünkü bir kez daha yıkıldıklarını, başa döndüklerini gördüm. Annem, kardeşim, diğer aile üyeleri yıkıldı. O katili görmek kolay bir psikoloji değil. Herkesin kaldırabileceği bir durum değil. Çelik gibi sinirlere sahip olmak lazım. Bir kayıp yaşayan aile de ne yazık ki o kadar güçlü sinirlere sahip olamıyor. Ben bu süreci, bu anlaşmayı böyle sürükleyerek kapattığım için doğru karar verdiğime inanıyorum. Bir de alabileceği maksimum ceza 40 yıldı. Onu da aldık, itiraf ettirerek aldık en azından. Attığımız adımların doğru olduğunu düşünüyorum. Şimdi ikinci aşamaya geçeceğiz.”
İkinci aşamada atacakları adımların ne olduğu sorusuna da Derya Kaya, “İkinci aşama da tazminat aşaması. İtirafa ve bu karara dayanarak ayrı bir dava olacak. Bizim avukatlarımız açacak.” cevabını verdi.
Derya Kaya, aile üyeleri olarak dün Pelin’in hayatını kaybettiği noktayı ziyaret ettikleri bilgisini de paylaştı.
Pelin Kaya’nın hayatını kaybettiği olay
Malta’nın Gzira kentinde Testeferrata Caddesi’nde 18 Ocak 2023’te saat 01.00 sularında Jeremie Camilleri’nin kullandığı araç, bir restoranın önünde yürüyen Pelin Kaya’ya çarpmıştı.
Görgü tanıkları, Camilleri’nin, aracından inerek Kaya’ya taş attığını, yardım etmek isteyenlere de engel olduğunu aktarmıştı.
Malta polisi, saldırgan tavırlar sergileyen Camilleri’yi elektroşok tabancası yardımıyla gözaltına almıştı. Camilleri, çıkarıldığı mahkemede, “kasten öldürme” suçundan tutuklanmıştı.
Pelin Kaya’nın cenazesi 22 Ocak 2023’te İstanbul’da toprağa verilmişti.
Olay gününden beri tutuklu yargılanan ve suçunu hep inkar eden Jeremie Camilleri, bu yıl 5 Şubat’ta ifade değiştirerek Kaya’yı öldürdüğünü itiraf etmiş, hakkındaki tüm suçlamaları kabul etmişti. Bunun üzerine, savcılık ve savunma tarafı itiraf anlaşması üzerinde mutabık kalmış, Kaya ailesi de yargılamanın daha fazla uzamaması ve katilin bir an önce ceza alması için itiraz etmeyerek buna rıza göstermişti.
Abla Derya Kaya, Instagram’dan bu konuya dair yaptığı paylaşımda, “Kaya ailesinin bu trajedinin kaybedeni olduğunu ve Pelin’in bir daha geri dönmeyeceğini, acının hiçbir zaman dinmeyeceğini bilmenizi isterim. Katilin en ağır cezayı hak ettiğini düşünsek de adaleti bir an evvel sağlamak adına, sürecin zor ve yorucu doğasını göz önünde bulundurarak daha hızlı bir şekilde sonuca varılması için savcılık ofisi tarafından yapılan görüşmelerde tarafımıza danışıldığını ve bu görüşmelerde yer aldığımızı, itiraf anlaşmasının şartları konusunda anlaştığımızı teyit edebiliriz.” ifadelerini kullanmıştı.
Pelin Kaya’nın katili Camilleri, 5 Mart’taki davada 40 yıl hapse mahkum edilmişti.
]]>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) koordinatörlüğünde Milli Eğitim Müdürlüğü, MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün ortak olduğu ve hibe almaya hak kazanan 7 projeden biri olan “İki Kere Özel Öğrenciler, Öğrenme Dezavantajı Olan Özel Yeteneklileri Fark Edelim” projesinin açılışı OMÜ Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı.
Yirmi dört ay sürecek ve 250 bin avro bütçeye sahip proje, en az bir alanda yetersizlik gösteren ancak üstün zekalı olan öğrencilerin özel eğitime ihtiyaçları olduğuyla ilgili farkındalık oluşturulmasını hedefliyor.
Türkiye, Polonya, Bulgaristan, İtalya ve Çekya’nın ortak olduğu proje kapsamında iki kere özel farkındalık eğitimi programıyla, sosyo-duygusal eğitim programı hazırlanması, dijital içerik geliştirilmesi ve e-öğrenme platformu kurulması planlanıyor.
OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, açılış konuşmasında, toplumda bir alanda yeterli ama bir alanda yetersiz olan bireylerin topluma kazandırılması amacıyla önemli bir proje olduğunu söyledi.
Ünal, “Özel yetenekli çocuklar aileleri tarafından da anlaşılamadığında arada kalıyorlar. Yaşadığımız dünyada toplu bir hareket gerçekleştirilecekse toplumun bütün bireylerini ayırt etmeksizin herkesi aynı derecede ilgilendirmesi gerekiyor. Bu projenin de özel yetenekli çocuklarımız ve öğrenme zorluğu çeken çocuklarımızın anlaşılabilmesi ve topluma yararlı birer birey olmaları yolunda farkındalığı arttıracağını düşünüyorum.” dedi.
Proje Danışmanı Doç. Dr. Şener Şentürk ise proje ile öğretmenler ve aileler için farkındalık eğitim programları hazırlanacağını dile getirdi.
Çocukların küçük yaşlardan itibaren mobbinge maruz kaldıklarını söyleyen Şentürk, “Bazı çocuklar akranları tarafından anlaşılamıyorlar ve bu çocuklar da akranlarını anlamıyor. Yani bir okumayı nasıl yapamadığını çocuklar ifade edemiyor. İki artı ikiyi yani basit bir matematik sorusunu bazı öğrenciler yapamazken bunların ileri düzeyde matematik çözmelerini aileler ve eğitimciler bazen anlayamıyor. Bizim özellikle çocukların gelişimine ilişkin üzerinde durduğumuz nokta sosyo-duygusal gelişimler için çalışmalar yapmaktı. Bununla birlikte çocukları ilişkilendirdiğimiz, muhatap ettiğimiz öğretmenlerimizin ve ailelerimizin özellikle farkındalığının olması gerekiyordu. Çocuklarla ilgili genel itibariyle ailelere ‘çocuğunuzun özel yetenekli, üstün zekalı olduğunu duyduğunuzda ne hissettiniz’ diye sorulduğunda, aileler kaygıdan çok büyük bir gurur hissediyor. Ama özel yetenekli öğrencilerin de özel bir eğitim almaları gerektiği bilgisine sahip aileler çok azınlıkta. Bu proje ile aile ve öğretmenlere özel yetenekli çocukların nasıl yetiştirileceği ve çocukların eğitimlerinin nasıl süreceği ile ilgili eğitimler verilecek.” dedi.
Projede, Prof. Dr. M. Serdar Köksal, “Türkiye’de Özel Yetenek ve İki Kere Özellerin Eğitimi”, Doç. Dr. Sema Tan, “Özel Yeteneklilerin Eğitiminde Güncel Yaklaşımlar”, İdil Kefeli, “Yaşama Farklı Bir Bakış: İki Kere Özel Olmak” ve Doç. Dr. Mustafa Otrar, “MEB’in Özel Yetenekliler Projeksiyonu” konulu sunumlar gerçekleştirdi.
Programa, MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Mustafa Otrar, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selim Eren, OMÜ Genel Sekreteri Prof. Dr. İdris Varıcı, Atakum İlçe Milli Eğitim Müdürü İrfan Yetik, akademisyenler, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. ?
]]>Tekin, Konya’nın Beyşehir ilçesinde Ali Akkanat Anadolu Lisesi ile Kubadabad Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğrenciler ve öğretmenlerle bir araya geldi.
Okulların ihtiyaçları konusunda idareci, öğretmen ve öğrencilerle görüşen Tekin, ilçe merkezinde esnafı ziyaret etti.
Beyşehir Öğretmenevi’nde Beyşehir Sivil Toplum Kuruluşu Temsilcileri ve Muhtarlarla Buluşma programına katılan Tekin, seçimleri Anadolu’yu dolaşmak, problemleri yerinde tespit etmek için bir araç olarak gördüklerini söyledi.
Sorunları tespit edip, yerinde çözmek amacıyla Anadolu’da ziyaretlerde bulunduklarını belirten Tekin, “Beyşehir’de de belediye başkanımızla beraber toplantılar ve okul ziyaretleri yapıyoruz. Belediyelerin okullarımız için yapacağı şeyleri konuşuyoruz. Bakanlık olarak Beyşehir’de eğitim öğretim ihtiyaçları açısından eksikleri tespit ediyoruz. Tespit ettiğimiz eksikleri gidermek için nasıl davranmamız gerektiğine dair kararlarımızı alıyoruz. Kararlarımızı yerelle istişareli olarak, yerinde görerek, daha sağlıklı olduğuna inandığımız bir süreçte almış oluyoruz.” diye konuştu.
Tekin, okul ve esnaf ziyareti sırasında karşılaştıkları muhtarların da taleplerini not ettiklerini, gerekeni yapacaklarını dile getirdi.
“Bizim sahada, bizimle beraber olan, bize destek olan gözlere ve kulaklara ihtiyacımız var”
Milli Eğitim Bakanlığının çok büyük bir aile olduğunu vurgulayan Tekin, “Sadece 20 milyona yakın öğrencimiz, 1 milyon 100 binin üzerinde öğretmenimiz var. Sokakta gördüğünüz her 71 kişiden biri öğretmen. 86 milyonluk nüfusun içinde böyle bir yapıyız. Bu kadar büyük ailenin sorunlarını tek başına Milli Eğitim Bakanlığı çözemeyebilir, yetişemeyebilir, gücümüz yetmeyebilir, gözümüzden kaçabilir.” ifadelerini kullandı.
Bu yönden bakıldığında sahada kendileriyle beraber olan, kendilerine destek veren gözlere ve kulaklara ihtiyaçları olduğunu anlatan Tekin, şöyle konuştu:
“Bizim sahada desteğe ihtiyacımız var. Sahada en büyük destekçilerimizden biri öğretmenlerimiz. Her ortamda onların fikirlerini alıp, onların fikirleri doğrultusunda bakanlık politikalarını revize etmeye çalışıyoruz. 18 milyon üzerinde, yaklaşık 20 milyona yakın öğrencimiz var ve bu öğrencilerimizin velileri var. Her birisinin bir anne babası olduğunu düşünürsek 40 milyon kişi. Bunlar bizim en büyük ikinci destekçilerimiz. Biz velilerimizden de çocuklarımızın bizim dışımızdaki alanlarda, bizimle geçirdikleri vakitlerin dışındaki vakitlerde, bir öğretmen gibi, bir eğitimci gibi, davranarak işbirliği yapmalarını istiyoruz, bize destek olmalarını istiyoruz.”
Sivil toplum kuruluşlarının da desteklerini beklediklerine değinen Tekin, en büyük destekçilerinden birinin yerel yönetimler, belediyeler olduğunu bildirdi.
“Toplumun geleceğini hep beraber inşa edeceğiz”
Tekin, 76 bin okulun her birinin temizlik, güvenlik, okul servisleri gibi birçok ihtiyacı olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Biz bu işleri yaparken belediyelerden destek almak istiyoruz, belediyelerimizin yanımızda olmasını istiyoruz. Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığının değil, belediyelerin de yerel yönetimlerin de hepimizin işi. Toplumun geleceğini hep beraber inşa edeceğiz. Hepimizin sorumlulukları var. Biz öyle sıkıntılar yaşıyoruz ki 2018’de müsteşardım. Ayrıldığım tarihte yatırım programına koyduğumuz, bütçesini ayırdığımız ama belediyelerin yarattığı problemler sebebiyle yatırım programını alamadığımız, yani yatırımını gerçekleştiremediğimiz projeler oldu. Niye? Belediye bize arsa vermemiş, belediye arsamızla ilgili, imarla ilgili sıkıntı çıkarmış, belediye istimlakle ilgili problem çıkarmış, belediye suyla ilgili problem çıkarmış. Böyle bir belediyeyle çalışmak var, bir de bu problemlerin çözümünde bize ‘Destek olmak istiyoruz, elimizden ne geliyorsa yaparız.’ diyen belediyeler var. Biz bu tür belediyelerle çalışmaktan mutluyuz.”
Bakan Tekin’e Konya Valisi Vahdettin Özkan, AK Parti Konya milletvekilleri Latif Selvi ve Selman Özboyacı ile yetkililer eşlik etti.
]]>YÖK’ten yapılan açıklamaya göre, Özvar başkanlığında, Yıldız Teknik Üniversitesi Otağ-ı Hümayun’da “Yapay Zeka, Dijitalleşme ve Büyük Veri” toplantısı düzenlendi.
Özvar, toplantıda yaptığı konuşmada, yapay zeka, yapay zekanın çözümleri, dijitalleşme ve büyük veri konularında insan kaynağı yetiştirmek üzere lisans ve ön lisans seviyesinde program açılmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Bu amaçla Yükseköğretim Kurulu bünyesinde “Yapay Zeka Temelli Programların Belirlenmesi Çalışma Grubu” kurulduğunu anımsatan Özvar, “Çalışma grubu, değişik ülkelerdeki üniversitelerin bölüm ve program yapılarını inceleyerek muhtemel program önerilerini kurulumuza sundu.” bilgisini paylaştı.
Çalışma grubunun önerilerini değerlendirdiklerini bildiren Özvar, “Yapay zeka, dijitalleşme ve büyük veri alanlarında üniversitelerde 2’si ilk kez olmak üzere 5 lisans ve tamamı yeni 12 ön lisans programı açılmasına karar verdik.” ifadesini kullandı. Özvar, program sayısının artacağını belirtti.
Halihazırda farklı devlet ve vakıf üniversitelerinde bulunan “Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri”, “Yazılım Geliştirme” ve “Bilgi Güvenliği Teknolojisi” bölümlerinin farklı üniversitelerde de açılmasını karara bağladıklarını anlatan Özvar, bunlara ilaveten 2 yeni lisans programının açılmasına karar verdiklerini belirtti.
Lisans seviyesinde açılması planlanan yeni bölümlerin “Veri Bilimi ve Analitiği” ile “Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi” olduğunu açıklayan Özvar, lisans ve ön lisans programlarının açılacağı üniversiteleri ise şöyle sıraladı:
“Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Bursa Teknik Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Harran Üniversitesi, Karabük Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Kayseri Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, Konya Teknik Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Trakya Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi.”
Ön lisans programları
Özvar, tamamı yeni açılacak 12 ön lisans programını şöyle anlattı:
“Yapay zeka operatörlüğü, büyük veri analistliği, otonom sistemler teknikerliği, dijital dönüşüm elektroniği, robotik ve yapay zeka, oyun geliştirme ve programlama, bulut bilişim operatörlüğü, imalat yürütme sistemleri, kurumsal bilişim uzmanlığı, insansız araç teknikerliği, ön-yüz yazılım geliştirme, arka-yüz yazılım geliştirme.”
“Öğrenciler, başka bir üniversite öğretim üyesinden de ders alabilecek”
Özvar, programların bir kısmında ilk kez, müfredatta yer alan ve seçilecek derslerin büyük üniversitelerin öğretim üyelerince çevrim içi ve senkron biçiminde verileceğini bildirdi.
Böylelikle programların açılacağı üniversitelerin öğrencilerinin başka bir üniversite öğretim üyesinden de ders alabileceğini bildiren Özvar, şöyle konuştu:
“Ayrıca sektör temsilcilerinin de katkı vereceği bu programlardan azami fayda sağlamak istiyoruz. Açılacak yeni programlarda kalite güvencesinin sağlanması en önemli gündem maddemizdir. Bilişim ve yapay zeka alanında uzman hocalarımız ile ilgili sektör temsilcilerinin katkıları yeni programlarımızın müfredatlarının niteliklerini yükseltecektir.”
“Ortak müfredatı belirlemiş olduk”
Erol Özvar, tüm bu programların hangi üniversitede açılmasına ilişkin karar verirken pek çok hususu göz önünde bulundurduklarını belirterek, önce bünyesinde bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği gibi lisans programları ile bilgisayar programcılığı, web tasarımı ve kodlama gibi ön lisans programları olan üniversiteleri belirlediklerini bildirdi.
Çalışma grubu marifetiyle açılmasına karar verilen 12 ön lisans programındaki derslerin belirlendiğini ifade eden Özvar, “Böylece ortak müfredatı belirlemiş olduk. Lisans bölümlerinin zaten bir kısmı hali hazırda mevcut olduğu için bir müfredatları var. Böyle de olsa lisans bölümleri için de ortak olarak ders listesinin belirlenmesini ve ortak müfredatın takip edilmesini arzu ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Özvar’ın konuşmasının ardından Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Erol Arcaklıoğlu da konuyla ilgili sunum yaptı.
Toplantıya, Özvar’ın yanı sıra yeni program ve bölümlerin açılacağı 20 üniversite rektörü ile Yükseköğretim Yürütme Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Naci Gündoğan ve Prof. Dr. Hüseyin Karaman da katıldı.
]]>Devre kartından altın elde etmek için peynir altı suyu çözümü
Ekran kartları, işlemciler, kısacası elektrik yükü taşıyan tüm devre kartları çok azda olsa altın ihtiva ediyor. Bunun sebebi ise altının dünyanın en iyi iletken maddesi olması. Yine çıkarılan bakır madeni de çok az da olsa altın içeriyor.

İşte devre kartı dönüşümü yapan firmalar için bu altını kolay elde edebilmek önemli. Yine elektronik atıklardan altın elde etme süreci, elektronik çöplerin dönüşümü anlamında da çevreye katkı sağlıyor. Bilim insanları bu dönüşümü hızlandıran çözümü çok da beklenmeyen bir yerde buldu.
Dünya nasıl oluştu? ALMA’dan büyük keşif!
Peynir altı suyu beslenme açısından çok kritik öneme sahip. Özellikle vegan beslenenler için bu suda yer alan proteinler çok hayati. Ancak protein açısından çok zengin olan bu su aynı zamanda elektronik atıklardan altın elde etmek içinde önemli hale geliyor.
Peynir altı suyunda yer alan amiloid nanofibriller üretebilen proteinler açısından zengin bir süt ürünü. Nanofibriller, yüksek yüzey/hacim oranı, modüler yüzeyi ve son derece kararlı halleriyle devreden altın elde etmek için kullanılan aerojeller olarak kullanılabiliyor.
Peynir altı suyu ile devre kartından nasıl altın elde ediliyor?
Bilim insanları peynir altı suyunu 90 derece sıcaklığa kadar ısıttı ve asit banyosuna daldırıp amiloid nanofibriller üretmeyi başardı. Bu amiloid nanofibriller daha sonra sıvı içinde dağıtıldı ve dağılım donduruldu. Araştırmacılar böylece hafif gözenekli aerojel oluşturdular.
Bilim insanları bu araştırma için 20 eski ekran kartını parçalarına ayırdı. Araştırmacılar sadece devre kalana kadar yapılan bu ayrışma sonrası bu devre kartlarını küçük parçalara ayırdı. Bu küçük parçalar soy metalleri bile çözebilen aqua regia içinde çözülmeye uğradı.
Bilim insanları elde edilen çözeltiyi elekten geçirdi ve aerojel ile bir gün boyunca etkileşime girmesini sağladı. Daha sonra araştırmacılar aerojele tutunan bu çözeltiyi 1000 derecede yaktı. Geriye ise içinde altın bulunan bir kül yığını kaldı. Araştırmacılar bu yolla 20 anakarttan 403 gram altın elde etmeyi başardı.
Devre kartından altın elde etmek bu anlamda oldukça kolay bir hale geliyor. Aerojel elde etmenin başka yolları olsa da hiçbiri peynir altı suyu kadar kolay elde edilmiyor. Peynir altı suyu, peynir yapımı sırasında ortaya çıkıyor. Buna göre peynir yapılan sütün yüzde 10 gibi bir kısmı peynir yüzde 90 gibi bir kısmı da peynir altı suyu oluyor. Bu yeni çözüm peynir altı suyunun atık olmasına da çözüm olacak.
Elektronik atıklardan altın elde edilebileceğini biliyor muydunuz? Haber hakkında yorum ve görüşlerinizi bekliyoruz.
]]>Derneğin, İçişleri Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum kuruluşları işbirliğiyle başlattığı “Girişimcilik Yolu Dönüşüm: Kadın Girişimcilerle Yeniden Başla Projesi”nin tanıtım toplantısı, bir otelde yapıldı.
Toplantının açılışında konuşan ANGİKAD Başkanı Gözde Diker, derneğin, 2007 yılından beri iş dünyasında kadınların ekonomik, hukuksal ve sosyal haklarını güçlendirme, geliştirme, eşit fırsatlar yaratma yolunda önemli bir misyon üstlendiğini söyledi.
Söz konusu projeyle önceliklerinin, kadın girişimciliği, istihdamı ve eğitimini sağlamak olduğunu anlatan Diker, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu projede, deprem bölgesindeki girişimci kadınlarımızın yeni bir başlangıç yapmaları ve yeniden güçlenmeleri amacıyla yola çıktık. Bu yıl Hatay, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de kadın girişimcilere yönelik bir destek programı yürüteceğiz. Temel amacımız, kadınların sürdürülebilir işletmeler kurmasını teşvik etmek, bu bölgelerde kadın girişimciliğinin güçlendirilmesi ve kadın istihdamının artırılması. Bu doğrultuda kadınlarımıza iş kurma süreçlerine yönelik eğitim ve mentörlük hizmetleri vereceğiz, ayrıca iş ağlarını geliştirecek destekler sağlayacağız.”
Diker, projeyle yaratılan her yeni iş fırsatının, daha hızlı iyileşmeye katkı sağlayacağına inandığını aktararak, kadınları sosyal, ekonomik, kültürel ve politik alanlarda desteklemenin önemli olduğunu söyledi.
“Bölgedeki kadın gücü artacak”
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç da söz konusu projenin, deprem bölgesindeki kadınların hayata yeniden ve çok daha güçlü başlaması bakımından kıymetli olduğunu belirtti.
Deprem bölgesinde çok sayıda insanın işlerini ve iş yerlerini kaybettiğine işaret eden Ardıç, şu ifadeleri kullandı:
“Bölgedeki hayatın normale dönmesi için buradaki sanayi tesislerimizin hızla faaliyete geçmesi, üretim, ihracat yapmaya ve istihdam sağlamaya devam etmesi gerekiyor. Hatay, Osmaniye, Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş’taki yatırımcılarımız, depremden önce hem bölge kalkınmasına hem de ülke kalkınmasına çok değerli katkıda bulundular. Bu katkıların devam etmesi için ise bu tür projelere ihtiyacımız var. Oda olarak destek olmaktan mutluluk duyduğumuz ‘Yeniden Başla Projesi’ ile bölgedeki kadın direnci ve gücü çok daha artacak. Kadınlarımız, yeni iş fikirleriyle hayata tutunacak, ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak geleceğe daha emin adımlarla yürümek için güç toplayacak.”
“2018 yılından beri 1 milyona yakın kadınımıza ulaştık”
Ankara Valisi Vasip Şahin de 6 Şubat’ta yaşanan acıların dindirilmesi ve bölgede hayatın yeniden devam ettirilmesi için ciddi çalışmaların yürütüldüğünü bildirdi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Leman Yenigün de Bakanlık olarak kadınların ürettiği orijinal projeleri hayata geçirmek için gayret sarf ettiklerine işaret ederek, “Ülkelerin sürdürülebilir kalkınma ve büyüme süreçlerinde kadının büyük bir rol aldığının farkındayız. Güçlü bir Türkiye için kadınlarımızın çok yönlü bakış açısına ihtiyacımız var.” dedi.
Kadınların iş gücüne katılım oranının 2028 yılı sonuna kadar yüzde 40’a ulaşmasını hedeflediklerini aktaran Yenigün, “Uyguladığımız teşviklerle kadın istihdamı ve kadınların iş gücüne katılımı konusunda olumlu gelişmeler yaşandı. Biz de Bakanlık olarak çeşitli projelerle desteklerimizi sürdürüyoruz. 2018 yılından beri finansal okuryazarlık ve kadınların ekonomik güçlenmesi seminerleri ile 1 milyona yakın kadınımıza ulaştık.” değerlendirmesinde bulundu.
AHBAP Derneği Başkanı Haluk Levent de toplantıya çevrim içi katılım sağladı. Deprem bölgesindeki kadınların iş hayatına kazandırılmasının önemli olduğunu belirten Levent, ANGİKAD’ın yapacağı projelere destek vermeye hazır olduğunu söyledi.
Yıl içinde 30 kadın girişimciye ulaşılacak
Öte yandan, projeyle, Hatay, Osmaniye, Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş’ta yeni iş fikirlerini hayata geçirmek isteyen kadın girişimciler ile kadın istihdam oranı en az yüzde 50 olan erkek girişimcilerin işletmelerinin desteklenmesi hedefleniyor. Bu kapsamda, yıl içinde 30 kadın girişimciye sürdürülebilir bir işletme kurabilmesi için iş modeli, finans ve pazarlama gibi alanlarda eğitimler verilecek. Bunun yanı sıra mentörlük, işbirliği ve tanıtım desteği sağlanacak.
]]>Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda 1-7 Mart Deprem Haftası etkinlikleri kapsamında “Kastamonu’nun Depremselliği ve Kuzey Anadolu Fay Hattı” konulu konferans düzenlendi.
Depremle ilgili araştırma ve çalışmalar gerçekleştiren Prof. Dr. Mahmut Bilgehan, konferansta yaptığı konuşmada, merkez üssü Marmara olan bir deprem beklediklerini söyledi.
Marmara’da olacak depremin birçok kenti etkileyeceğini anlatan Bilgehan, “Belki de Kastamonu’daki binaları yıkacaktır. Tıpkı 6 Şubat’ta yaşanan depremlerde olduğu gibi. Merkez üssü Kahramanmaraş’tı ama en çok etkilenin il Hatay oldu.” diye konuştu.
Depremin afet değil, bir doğa olayı olduğunu ifade eden Bilgehan, binaların depremi afete dönüştürdüğünü anlattı.
Kastamonu’nun deprem bölgesinde yer aldığını belirten Bilgehan, şöyle devam etti:
“Dünyanın en aktif faylarından bir tanesi olan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kastamonu’da şehir merkezimizin 35 kilometre güneyinden geçmektedir. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kastamonu için önemli bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır. Bu fay üzerinde meydana gelen 26 Kasım 1943 yılında Tosya-Ladik depremi Kastamonu’yu önemli ölçüde etkilemiştir. 1943 yılında çok büyük bir deprem olmuş. Zaman arttıkça buna benzer bir depremi yaşama olasılığımız da yükseliyor demektir. Kastamonu da Türkiye’nin birçok ilinde olduğu gibi yüksek deprem riski altındadır. Zaten artık Türkiye’de deprem riski sıfır olan hiçbir yer kalmadı. Artık her yer deprem bölgesidir. Bazı ölü faylar var, bakıyorsunuz diriliyor. Bir bakıyorsunuz bu faylar deprem üretmeye başlıyor. O yüzden Türkiye’nin her tarafı deprem riski bölgesinde yer alıyor.”
Yapılan çalışmaların yeni depremlerde can kayıplarını önleme açısından faydalı olacağını vurgulayan Bilgehan, “Dönüştürülen sadece bir bina, kurtarılan yüzlerce can demek. Yıkılma ihtimali yüksek olan binaları dönüştürdüğümüz zaman hazırlıklı olacağımızı söyleyebilirim. Yeni yapılan binaların yönetmeliğe, denetime uygun yapılması gerekiyor. Mevcut binaların ise depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Kastamonu AFAD İl Müdür Yardımcısı Dr. Suat Tüfekci ise 1943 yılında Tosya’da yaşanan depremle ilgili bilgi verdi.
Depremin 1943 yılının 26 Kasım’ı 27 Kasım’a bağlayan gece meydana geldiğini hatırlatan Tüfekci, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 2 dakika boyunca büyük bir deprem yaşadık. Bu deprem 7.2 büyüklüğündeydi. 45 bin kilometrekarelik bir alanda etkili oldu. Kastamonu, Çankırı, Çorum, Amasya, Samsun, Tokat, Sinop ve Ordu’da bilhassa ölümler ve binalarda hasarlara yol açtı. En çok Ilgaz, Tosya, Kargı, Osmancık, Merzifon, Havza, Vezirköprü ile Erbaa ilçeleri etkilendi. Tosya, Kastamonu ve Kargı’da toplamda bin 71 kişi hayatını kaybetti, bin 293 vatandaşımız da yaralandı. 1200’den fazla büyükbaş hayvanımız telef oldu. Kastamonu’nun merkezinde de bu depremi şiddetli bir şekilde hissettik. Özellikle Kastamonu Kalesi’nden yuvarlanan kayalar, etrafında bulunan Hisarardı Mahallesi’nde bulunan 7 evin yıkılmasına, 4 kişinin ölümüne ve 2 kişinin de yaralanmasına neden oldu.”
Konferansa, Vali Yardımcısı Ahmet Atılkan, Kastamonu Belediye Başkan Vekili Mehmet Yurt, İl Jandarma Komutanı Albay Zafer Özden, AFAD personeli ve az sayıda vatandaş katıldı.
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, SEKA Kağıt Fabrikası içinde yer alan tarihi Taşlı Değirmen yapısını Sanat İhtisas Merkezi’ne dönüştüren projesini tamamladı. SEKA Kültür Havzası’nın ilk eseri olan Sanat İhtisas Merkezi, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olan 8 Mart Cuma günü hizmete girecek. Kocaeli’nin en büyük sergi alanı unvanını taşıyacak merkez, tarihi dokusu içinde kentin kültür ve sanat hayatına yön verecek. Açılışta sanat merkezinin ilk sergisi sanatseverlerle buluşacak. Sergide geleneksel ebru teknikleriyle hazırlanmış eserler, ebru kağıdının üstüne birden fazla baskı yaparak desen elde edilen Akkase Ebru çalışmaları, ayet ve hadislerle hazırlanan çalışmalar yer alacak. Sanatla estetiğin uyumuyla şekillenen toplam 70 eser alanda sergilenecek.
Açılışa özel sergi ve konser
Açılışın ardından eğitim alanları gezilecek. Merkez içinde yer alan Moda Akademisi açılışa özel olarak, prova mankenlerinin üzerinde rengarenk kumaş çalışmaları, kalıp çalışmalarını sergileyecek. Sıfır Atık Festivali’nde de yer alan Dilek Hanif imzalı kostümler de sergide yer alacak. Ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı da açılış için mini konser düzenleyecek.
İhtisas merkezi 2 bölümden oluşuyor
SEKA Sanat İhtisas Merkezi olarak adlandırılan tesis, eğitim ve sergi alanı olmak üzere 2 bölümden oluşuyor. Merkez içinde Kültür ve Sosyal İşler Dairesine bağlı Konservatuvar Müdürlüğü ile Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü’ne bağlı eğitim alanlarında geleneksel eğitim metotlarının ötesinde dinamik, gelişen, çok boyutlu ileri seviye eğitimler verilecek. Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nın Geleneksel ve Güzel Sanatlar Bölümlerinin eğitimleri, merkez içindeki 7 ayrı atölyede gerçekleştirilecek. Güzel Sanatlar bölümünün resim, seramik ve çini ile geleneksel sanatlar bölümlerinin; hüsn-i hat, ebru, kat’ı, tezhip ve minyatür branş dersleri SEKA Sanat İhtisas Merkezi’nin çatısı altında verilecek. Ayrıca oluşturulan özel bir atölyede müzik provaları yapılacak.
“Moda akademisinde alanında uzman kursiyerler yetiştirilecek”
Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü ise tesiste moda akademisi ile yer alacak. Moda akademisi; dokuma, tasarım, modelistlik, dijital tasarım, drapaj ve dikiş olmak üzere 6 ayrı atölyede faaliyetlerini gerçekleştirecek. Dünya trendlerine uygun, sektörün ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte verilen eğitimlerle tasarımdan üretime ve hazır giyim sektörüne kadar alanında uzman kursiyerler yetiştirmenin amaçlandığı moda akademisinde temel karakalemden koleksiyon oluşturmaya kadar baştan sona geleneksel eğitim metotlarının ötesinde ileri seviye eğitimler verilecek.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, tarihi yapının yenileme çalışmalarını titizlikle gerçekleştirdi. 2 bin 200 metrekarelik alana sahip SEKA Sanat İhtisas Merkezi onarımı kapsamında kat planları ve cephelerde özgün formun dışına çıkılmadı. Sanat müzesi olan merkezde döşeme içine gizlenen ray sistemleri kullanıldı. – KOCAELİ
]]>Basın mensuplarına açıklamada bulunan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, Mukaddes Emanetler Dairesi’nin Topkapı Sarayı’nın yerli ve yabancı ziyaretçi açısından büyük önemi olduğunu dile getirdi.
Yıldız, eserlerin yaklaşık 500 yıldır dairede muhafaza edildiğinin altını çizerek, “Kimi zaman özenle muhafaza edilmiş, kimi zaman sadece saray ahalisi görebilmiş, özellikle Topkapı Sarayı’nın müze olmasının ardından yerli ve yabancı ziyaretçiyle buluşabilmiş olan eserler. Bu eserlerin hem bulunduğu alan hem de muhtevası çok önemli.” dedi.
“Yeni sergilenme düzeni ciddi anlamda ziyaretçilerin ilgisine mazhar oldu”
Birkaç yıldır kapalı olan Mukaddes Emanetler Dairesi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle geçen yıl yeniden ziyarete açıldığını aktaran Yıldız, şunları kaydetti:
“Aradan geçen yaklaşık bir yılda, buradaki koleksiyonun yeni sergilenme düzeninin ciddi anlamda ziyaretçilerin ilgisine mazhar olduğunu söyleyebiliriz. Mukaddes Emanetler deyince, en önemlisi tabii ki Peygamberimize ithaf edilen Hırka-i Saadet burada bulunuyor. Yine Peygamberimizin sancağı Hazreti Osman’a ithaf edilen Kur’an, ardından Peygamberimizin şahsi silahları, sakalı şerifleri, mübarek dişi gibi pek çok emanet burada bulunuyor. Bu koleksiyon esasen hepinizin de bildiği gibi Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı, Hicaz’ı fethinin ardından buraya ulaşıyor. Ancak burada çok önemli bir tarihi kahramanın da altını çizmek lazım. Medine Müdafii Fahrettin Paşa da Medine düşmeden önce Hicaz Demiryolu’nun daha faaliyetli olduğu günlerde son seferlerden bir kısmıyla bilhassa Osmanlı Sarayı’ndan mübarek topraklar için yapılmış hatıra eserleri, son tren seferleriyle İstanbul’a ulaştırıyor.”
Yasin Yıldız, dairedeki eserlerin sergilenmesinde özel bir vitrin sisteminin yapıldığına dikkati çekerek, “Buradaki eserlerin içinde birkaç bin yıllık olanlar var. Materyal olarak birbirinden çok farklı olanlar var ve tabii ki İslam dünyası için Hırka-i Saadet başta olmak üzere hem maddi hem manevi değeri çok kıymetli olan eserler var. Bunların sergilenebilmesine yönelik son derece özel bir sergileme düzeni yapıldı ve bu vitrinleme sistemimiz bizim yaklaşık iki yılımızı aldı. Ama şunu çok rahat söyleyebiliriz. Her türlü iklim şartına, her türlü doğal afete karşı burada yapılmış sergi düzeni ciddi bir müzecilik başarısını içinde barındırıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Geçen yıldan bu yana Mukaddes Emanetler Dairesi’nde sergilenen eser sayısının 60’dan 300’e yükseltildiğini sözlerine ekleyen Dr. Yıldız, “Bu yeni sergileme düzeniyle koleksiyonumuzda bulunan eserleri ziyaretçimizle buluşturmuş olduk. Mukaddes Emanetlerin her bölümüyle ayrı ayrı ilgilenen mütehassis ziyaretçilerimiz var. Onlara yönelik bir düzenleme de yapmış olduk.” diye konuştu.
Peygamberlere, halifelere ve sahabelere ait eşyaların yer aldığı “Mukaddes Emanetler Dairesi”nde Hazreti Muhammed’in Hırkası (Hırka-i Saadet), sakalı, ayak izleri, Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, mektupları ve kılıcı bulunuyor.
Müzede ayrıca Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
]]>Dündar, bir otelde düzenlediği proje tanıtım toplantısında, Bursa’yı en iyi şekilde geleceğe taşımanın kent yöneticilerinin asli vazifesi olduğunu söyledi.
AK Parti’nin hizmet belediyeciliğiyle yoluna devam ettiğini belirten Dündar, 15 yıllık tecrübe ve ilk günkü aşkla Osmangazi’de yeni bir sayfa açmaya hazırlandıklarını kaydetti.
Dündar, geçmiş dönemde yaptığı projeleri örneklerle anlatarak, şöyle devam etti:
“Soğanlı Kentsel Dönüşümü ile sağlıklı şehirleşmede, Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi ile de tarihi mirasa sahip çıkma konusunda Türkiye’ye örnek olduk. Osmangazi Meydanı Kentsel Tasarım Projesi ile kentin kalbindeki çöküntü bölgesini adeta bir cazibe merkezi haline getirdik. Her karışı derin bir tarihi birikimle yoğrulmuş Bursa’mızda bugüne kadar yaptığımız 567 restorasyonla ecdada vefa borcumuzu ödedik. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılara ev sahipliği yapan Hisar Bölgesi’ni arkeopark olarak bir açık hava müzesine dönüştürüyoruz. Tarihi sur ve kapılar, medrese, türbe ve konakları özgün kimliklerine kavuşturduk. Yaşayan Tarih Hisar İçi Projeleri kapsamında bütüncül bir planlama ile hem Tarihi İpek Yolu aksını hem de 1326’nın Bursa’sını gün yüzüne çıkarıyoruz.”
Yeşil alana önem verdiklerini dile getiren Dündar, belediyenin yürüttüğü sosyal hizmetlerle ihtiyaç sahiplerinin her zaman yanlarında olduklarını bildirdi.
Halkın karşısına boş vaatlerle değil kalıcı eserlerle çıktıklarını vurgulayan Dündar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni dönemde de ‘Yerinde yeni ve güvenli yaşam’ ilkesiyle 11 ayrı lokasyon belirledik. Vatandaş talepleri öncelikli olarak bu bölgelerde dönüşümü hızla başlatıyoruz. Yer altı otoparkı, belediye hizmet birimleri, oditoryum, konferans salonları ve cami ile Osmangazi Meydanı, Bursa’nın yeni buluşma noktası olacak. Ulaşımda, yeni yollar açarak, mevcut yolları daha sağlıklı hale getirerek ve çıkmaz sokakları açarak, trafiğe nefes aldırmaya devam edeceğiz. Yeni dönemde, Hamitler-Dereçavuş imar yolu ve Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı-Bağlarbaşı Okul Cadde imar yolunu yaparak, her iki bölgeye de önemli alternatif güzergahları kazandırmış olacağız. Bir taraftan kentimizi afetlere dirençli hale getirirken, diğer taraftan da olası afet sonrası için de hazırlıklarımızı yapıyoruz. Hisar Bölgesi’ni kentimizin yeni bir turizm rotası haline getirme hedefiyle bölgedeki sokak sağlıklaştırma çalışmalarına yeni dönemde de devam edeceğiz. Yeni döneme damga vuracak bir diğer projemiz de Romangal İpek Fabrikası restorasyonu olacak.”
Dündar, yeni döneme ilişkin Kayhan Bölgesi, yeni yeşil alanlar, oyun ve spor parkları, sıfır atık, anne çocuk merkezleri, bilgi evleri, engelsiz iş atölyeleri, aşevi, kültür sanat, kapalı pazar yerleri, sahipsiz hayvanlar doğal yaşam merkezi ve kültür merkezi gibi birçok projeyi katılımcılarla paylaştı.
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank da Dündar’ın projelerini dinlerken heyecanlandığını belirtti.
Varank, ülkede taş üstüne taş koyma derdinde olduklarını dile getirerek, “İnsanlar hizmete aç. İnsanlar belediyecilik görmek istiyor. Cumhuriyet Halk Partisinin yönettiği ilçeler kasabaya dönmüş durumda. Neden biliyor musunuz? Çünkü onların hizmet etmek gibi bir derdi yok. Milletin refahını düşünmek gibi bir derdi yok ama biz diyoruz ki Bursa’da 17’de 17 yapalım. Alinur Başkanımızla büyükşehri taçlandıralım. Farklı bir Bursa’yı hep beraber inşa edelim. Bunu yapabileceğimize inanıyoruz.” ifadesini kullandı.
Lansman toplantısına, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, AK Parti milletvekilleri, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan ile çok sayıda partili katıldı.
]]>Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü birimleri son bir haftada gerçekleştirdikleri asayiş denetimleri ve operasyonlarla Balıkesir’de huzur ve güvenliği sağlamaya devam ediyor. Yapılan asayiş denetimleri de 150 aranan şahıs yakalanırken, 16 şahıs tutuklanarak ceza evine gönderildi. Trafik birimlerince yapılan denetimlerde ise 5 bin 34 araca toplamda 11 bin 910 TL para cezası kesildi. Asayiş birimleri ve KOM ve Narkotik ekipleri tarafından yapılan çalışmalarda çok sayıda silah, kaçak alkol ve uyuşturucu ele geçirildi.
150 aranan şahıs yakalandı
Balıkesir Asayiş Şube Müdürlüğü ve İlçe Emniyet Müdürlükleri kişilere karşı meydana gelen 287 olayın 280’ini aydınlattı. 7 faili meçhul olayın şüphelilerinin tespiti çalışmaları devam ederken, 412 şüpheli şahıs hakkında adli işlem yapıldı. Malvarlığına karşı meydana gelen 128 olayın ise, 67’sini aydınlatırken, 61 faili meçhul olayın şüphelisinin tespiti çalışmaları devam ediyor. Ekipler ayrıca 78 şüpheli şahıs hakkında adli işlem gerçekleştirdi. Asayiş şube ekipleri gerçekleştirdikleri 87 bin 39 şahıs sorgusunda 150 aranan şahsı yakaladı. Yapılan uygulamalar sonucunda ele geçirilen malzemeler ise şu şekilde; 20 ruhsatsız tabanca ve 182 adet fişek, 13 ruhsatsız av tüfeği ve 35 adet kartuş, 5 kuru sıkı tabanca ve 14 adet kuru sıkı tabanca fişeği, 3 tabanca şarjörü, 358 adet kesici delici alet ele geçirildi.
Kaçak alkole darbe; 4 tutuklama
Balıkesir KOM Şube Müdürlüğü; 12 kaçakçılık olayına müdahale etti ve 30 şüpheli şahsa işlem yaptı. Yapılan işlemler sonucunda 4 şüpheli şahıs tutuklandı. Müdahale edilen olaylarda; 5 litre alkollü içki, 12 şişe alkollü içki, 2bin 450 litre karışımlı akaryakıt, 8 muhtelif emtia ele geçirildi.
Çok sayıda uyuşturucu ele geçirildi; 11 şahıs tutuklandı
Balıkesir Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri il genelinde 58 olaya müdahale ederek 80 şüpheli şahsa işlem yaptı. İşlem yapılan şahıslardan 11’i tutuklandı. Narkotik ekipleri tarafından ele geçirilen malzemeler ise şu şekilde; bin 679 adet sentetik ecza hapı, 734 gram bonzai maddesi, 159 adet extacy hap, 36 gram esrar maddesi, 33 gram metamfetamin maddesi, 2 gram skunk maddesi, 54 bin 945 TL.
FETÖ/PDY üyesi bir kişi tutuklandı
Balıkesir TEM Şube Müdürlüğü tarafından FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün faaliyet ve deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalar kapsamında; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Üyesi olma suçundan yargılanması yapılan ve hakkında 6 yıl 3 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan bir şahıs adliyedeki işlemlerin ardından Kepsut Cezaevine teslim edildi.
132 göçmen geri gönderme merkezine teslim edildi
Balıkesir Göçmen Kaçakçılığı ile Mücadele ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü, Göçmen kaçakçılığı ile mücadele kapsamında Balıkesir merkezinde 3, Ayvalık ilçesinde 129 olmak üzere toplam 132 düzensiz göçmen yakalandı. Yakalanan 132 yabancı uyruklu şahıs Balıkesir Bandırma Geri Gönderme Merkezine teslim edildi.
Sürücülere 11 milyon 910 bin TL ceza; 96 kişinin ehliyetine el koyuldu
Balıkesir’de son bir haftada bir ölümlü kaza meydana gelmiş ve bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Meydana gelen 74 yaralanmalı kazada ise 92 vatandaş yaralandı. Balıkesir Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü, Balıkesir genelinde 171 okul servisi, 2 bin 189 motosiklet, 3 bin 964 alkol/ uyuşturucu ve uyarıcı, 6 bin 937 kış lastiği ve 27 bin 999 araç denetimi gerçekleştirdi. Yapılan denetimlerde 5bin 34 araç ve sürücüye 11 milyon 910 bin 762 TL tutarında para cezası uygulandı. Ekipler ayrıca alkol denetiminde 96 kişinin ehliyetini iptal ederken, 356 araç trafikten men edildi. – BALIKESİR
]]>İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet, mobil aşevinin Ramazan ayının ilk günü itibariyle faaliyete geçeceği müjdesini verdi. Zorlu ekonomik şartlarda dar gelirli vatandaşların cebini rahatlatacak birçok hizmeti hayata geçiren Başkan Hürriyet, mobil aşevinin Ramazan ayı boyunca her gün bin kişilik yemek çıkaracağını belirtti. Anıtpark’ta konumlanacak olan mobil aşevinde ücretsiz olarak verilecek olan iftar yemeği için oturma düzeni de oluşturulacak. Konuyla ilgili olarak vatandaşları bilgilendiren Başkan Hürriyet, “Daha önce belediyemize kazandırdığımız mobil aşevinin önümüzdeki Ramazan ayında vatandaşlarımıza hizmet vermesi konusunda çalışıyoruz. Böylesine zorlu ekonomik şartlarda dar gelirli vatandaşlarımız, emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz, öğrencilerimize hitap edecek çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Malum önümüz Ramazan. Herkesin hanesine bolluk ve bereket diliyorum” diye konuştu.
“Anıtpark’ta her akşam bin kişiye yemek çıkarılacak”
Vatandaşların yeme içme ihtiyaçlarını karşılamak üzere daha önce Ayazma Mahallesi’nde aşevi kurduklarını belirten Başkan Hürriyet, “4 yıldır sürekli işleyen bir aşevimiz var. Bu aşevi sayesinde 13 binden fazla insanımıza sosyal destek veriyoruz. Sonrasında mahalle mutfaklarını başlatmıştık. Özellikle dezavantajlı mahallelere belli saatler aralığında 3 çeşit yemeği 10 TL’ye satışa sunuyoruz. Bu projeyi de 2 yıldır sürdürüyoruz. 3 çeşit yemeğin 40 TL olduğu Kent Lokantasını hayata geçirdik. Şimdi de Ramazan ayı boyunca birçok vatandaşımızın yeme içme ihtiyacını karşılayacak programlar hazırlıyoruz. Her akşam birçok mahallede iftar programları yapacağız. Dar gelirli yurttaşlarımızın evine sıcak yemek desteğini götüreceğiz. Aynı zamanda Anıtpark’ta mobil aşevimizi Ramazan ayında faaliyete alıyoruz. Anıtpark’ta her akşam bin kişiye yemek çıkarılacak. Dar gelirli vatandaşlarımız ya da evine geç kalan yurttaşlarımız için oturma düzeni kuracağız” şeklinde konuştu.
“Mahalle iftarları için yemekler hazırlanacak”
Mobil aşevini çalıştırabilmek için elektrik, su ve kanalizasyon desteğine ihtiyaçları olduğunun altını çizen Başkan Hürriyet, “Konuyla alakalı büyükşehir, İSU’ya ve SEDAŞ’a yazılar yazdık. Buralardan dönüş bekliyoruz. Bunlar da hallolduğu takdirde Ramazan ayının ilk gününden itibaren bir ay boyunca her gün bin kişiye hizmet edecek iftar sofraları kuracağız. Vatandaşlarımız bu iftar sofralarından ücretsiz şekilde faydalanabilecek. Mobil aşevi dışında diğer mahallelerimizde de her akşam iftar programları yapacağız. Mahalle iftarları için yemekler de diğer aşevimizde hazırlanacak. Biz hep kendi öz gücümüzle yapmaya çalışıyoruz, hep kendimiz üretmeye çalışıyoruz. Daha çok proje demek daha çok istihdam demek. Bu da daha çok insanın evine ekmek götürmesi demek. Aynı zamanda belediyemizin daha az parayla daha çok iş yapması demek. Öz gücümüzle hizmet etmemiz çok kıymetli” ifadelerini kullandı.
“Kendi ekmeğimiz de kendimiz üreteceğiz”
Yemeklerin gıda mühendisleri denetiminde hazırlandığını belirten Başkan Hürriyet, “Vatandaşlarımız sağlıklı, hijyenik, kaliteli yemekleri gönül rahatlığıyla ve afiyetle yiyebilir. Daha önce çorba çeşmesi hizmeti vardı. Fakat hijyen koşullarına uygun değildi ve az sayıda bölgede hizmet veriyordu. Biz şu anda 11 noktada mobil araçlarımızla çorba hizmeti veriyoruz. Aynı zamanda engelli personel istihdam ediyoruz. Özellikle işçi servislerinin olduğu noktalarda çorba arabalarımız var. Çorbalarımız her sabah aşevinde hazırlanıyor, daha sonra belirlenen noktalarda vatandaşlarımıza servis ediliyor. Biz her geçen gün dışa bağımlılığı azaltıyoruz. Olası bir afette bu tarz araçlara ihtiyaç oluyor. Bunu yakın zamanda ne yazık ki tecrübe ettik. Artık kendi ekmeğimizi de kendimiz üreteceğiz. Bu zorlu şartlarda biz vatandaşlarımıza bir nebze de katkı sunabiliyorsak ne mutlu bize. Şimdiden Ramazan ayımız mübarek olsun. Tuttuğumuz oruçlar kabul olsun” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun’un devamı olan İÜ Edebiyat Fakültesi, 20 Şubat 1870’te eğitime başladı.
Kuruluşundan itibaren Beyazıt’taki Zeynep Hanım Konağı’nın yanı sıra Sultanahmet, Çemberlitaş ve Galatasaray’da faaliyet gösteren fakülte, Türkiye’nin önemli bilim insanı ve aydınlarını yetiştiren eğitim yuvası oldu.
“İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türkiye’dir”
İÜ Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Ünver, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İÜ’nün Türkiye’nin ilk lisans eğitim kurumu olduğunu aktararak, “Edebiyat Fakültesinin Laleli’deki binaya taşınması 1908’den sonradır. Burası Zeynep Hanım Konağı. 1908’den 1943’e kadar bir dönem Darülfünun, bir dönem sadece Edebiyat, Fen Fakültesi olarak hizmet vermiş. 1943’te büyük bir yangın geçirdikten sonra yine bugün içinde bulunduğumuz bina inşa edilmiş.” dedi.
Mimar Sedad Hakkı Eldem ile Emin Onat tarafından yapılan fakülte binasının 1945’ten bugüne hizmete devam ettiğini belirten Ünver, şu bilgileri verdi:
“İÜ Edebiyat Fakültesi, Türkiye’nin eğitim, kültür, sanat, tiyatro, müzik ve bilim hayatına öncülük etmiş, yön vermiş çok önemli isimlerin yetiştiği bir mekan. Mekanın çok güçlü bir hafızası var. Aslında İÜ Edebiyat Fakültesi, Türkiye’dir. İddialı bir laf gibi gelebilir. Edebiyat Fakültesi’nin mezun olanları ile mezun olmayanlarını da birlikte düşünmek lazım. Dönemin şartlarına göre bazıları mezun olamamış, ama yolu buradan geçmiş çok güçlü isimler var.”
“Cumhuriyet’e geçişte Edebiyat Fakültesi gelişmelere sessiz kalmamış”
Ünver, İÜ Edebiyat Fakültesi’nin ilklerin fakültesi olduğunu ve sosyal bilimlerin burada doğup geliştiğini vurgulayarak, “Cumhuriyet’e geçişte de Edebiyat Fakültesi gelişmelere sessiz kalmamış, öğrencileriyle, öğretim üyeleriyle Milli Mücadele’ye çok güçlü bir destek vermiş. Bu destekleri göstermek adına da Mustafa Kemal Atatürk’e fahri müderrislik teklifinde bulunmuşlar. Kendisi de bunu uygun bulmuş. 1923’te, bu belgeyi Edebiyat Fakültesi müderrislerinden oluşan bir heyet bizzat Gazi Mustafa Kemal’e Ankara’ya giderek teslim etmiş.” diye konuştu.
Türk müziğine önemli izler bırakmış isimlerin de İÜ Edebiyat Fakültesinde eğitim aldığına işaret eden Ünver, “Şerif Muhittin Targan, Ruşen Ferit Kam’ın oğlu Ömer Ferit Kam, Tanburi Cemil Bey’in oğlu Mesut Cemil Tel, Dürrü Turan, bu fakültenin koridorlarında hocalarından beslenmiş ve müzik dünyamıza renk atmış musikişinaslardandır.” ifadesini kullandı.
“Çok önemli isimlerin feyiz aldığı, feyiz verdiği bir yer Edebiyat Fakültesi”
Edebiyat alanında mühim isimlerin İÜ Edebiyat Fakültesinden çıktığının altını çizen Ünver, “Türk dili ve edebiyatı ile Batı edebiyatı sahasında da çok önemli isimlerin feyiz aldığı, feyiz verdiği bir yer Edebiyat Fakültesi. Nihat Sami Banarlı, Cahit Külebi, Yusuf Atılgan ve Behçet Necatigil önemli isimlerdendir. Ali Nihat Tarlan da mutlaka zikredilmeli. Kendisi buradan mezun ve sonra Edebiyat Fakültesi’ne dönerek aldığı bilgi birikimini, müthiş hazineyi öğrencilerine aktarmış.” değerlendirmesinde bulundu.
Metin Ünver, usta edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın birçok eserini İÜ’deki odasında kaleme aldığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Cahit Külebi Anadolu’dan gelmiş, İÜ Edebiyat Fakültesi ona yeniden bir format vermiş ve Anadolu’da elde ettiği birikimini, burada aldığı eğitimle Türkiye’ye kazandırmış. Cumhuriyet döneminin 2 önemli isminden birisi, bürokraside önemli izler bırakmış, dil ve edebiyat sahasında çalışmalarıyla tanınmış Hasan Ali Yücel, felsefe mezunumuz. Sonra Tahsin Banguoğlu… Edebiyat Fakültesi bu anlamda Türkiye’nin ilk yüzyılının bürokrasisinde de belirleyici olmuş bir fakülte.
Halide Edip Adıvar’dan da bahsetmemek olmaz. Fakültede İngiliz edebiyatını öğrencilere aktarmış. Onun geldiği silsile çok önemli. Önemli asistanlar da yetirmiş, Mine Urgan gibi… Onlar da ciddi manada Türkiye’ye katkı sağlamış. Adıvar, Milli Mücadele’nin güçlü simalarından birisi. Milli Mücadele deyince, Falih Rıfkı Atay da burada öğrenci olmuş, buranın havasını teneffüs etmiş.”
“Kısakürek, bir dönem İstanbul Üniversitesinin zengin kültür muhitiyle bütünleşmiş bir isim”
Doç. Dr. Ünver, Necip Fazıl Kısakürek’in de İÜ Edebiyat Fakültesinin felsefe bölümünde eğitim aldığını söyleyerek, “Kısakürek, Türkiye’nin yakın tarihinde çok güçlü bir figürdür. Bir dönem İstanbul Üniversitesinin zengin, kapsayıcı, kuşatıcı kültür muhitiyle bütünleşmiş bir isim. Türkiye’nin yakın dönemiyle ilgili yazdığı eserlerle hem düşünce hem iktisat tarihimizle ilgili hem de başka alanlarda dünyada da Türkiye’nin anlaşılmasında önemli bir rolü olan Niyazi Berkes de yine bizde felsefe bölümünden mezun olmuş, sosyoloji bölümünde asistanlık yapmış. Metin Erksan da Türkiye’de sinema dünyasının kurucu 4 isminden biri. Sanat tarihi bölümünden mezun. Türkiye’de bütün renklerin, kültürlerin birleştiği Edebiyat Fakültesi’nden kendisinin çok beslendiğini biliyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Yahya Kemal ve Mehmet Akif Ersoy’un da fakültede öğrenci yetiştirdiğini sözlerine ekleyen Ünver, şair Arif Nihat Asya ve Orhan Şaik Gökyay ile popüler tarihçiliğe yön veren Ahmet Refik Altınay, Reşad Ekrem Koçu, Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Nihal Atsız, İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Fuat Sezgin’in de fakültede öğrenim gördüğünü kaydetti.
Türkiye’de Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e felsefe ve sosyolojinin yine İÜ Edebiyat Fakültesinde geliştiğini vurgulayan Ünver, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ziya Gökalp burada hocalık yaptı, Niyazi Berkes burada öğrenci oldu. Daha sonra yurt dışında doktorasını tamamladı ve halen bizim için önemini koruyan düşünce tarihi alanında eserler verdi. Devamında Hilmi Ziya Ülken, sosyoloji alanında çok önemli eserler verdi. Buradan mezun olan Arslan Kaynardağ’dan da bahsetmek lazım. İki yönü var Arslan beyin, Sahaflar Çarşısı’nın önemli bir ismi. Felsefe bölümü mezunu ve Türkiye’de felsefenin topluma yaygınlaştırılmasında, anlaşılmasında, geliştirilmesinde önemli bir isimdir.”
“Fakültemiz, ülkemizin ve dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelmeyi hedeflemektedir”
İÜ Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Aliye Erol ise, “İÜ 150 yılı aşan geçmişiyle Cumhuriyet’in en önemli tanıklarından biridir. İÜ Edebiyat Fakültesi de başlangıcından günümüze bilim, sanat, kültür, edebiyat ve eğitim alanlarına çok önemli katkılar vermiş. Gerek Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar, Arif Müfid Mansel ve Halet Çambel’in bulunduğu öncü isimlerinden oluşan akademik kadrosuyla, gerekse öğrencileriyle Türkiye’nin entelektüel birikimine çok önemli katkılarda bulunmuş.” dedi.
Fakültenin aynı zamanda 3 Milli Eğitim Bakanı da çıkarttığına işaret eden Erol, şu bilgileri verdi:
“Kuşkusuz bunlardan en önemlisi Hasan Ali Yücel’dir. Yücel, fakültenin felsefe bölümü mezunudur. Reşad Ekrem Koçu, Ahmet Kutsi Tecer, Fuat Sezgin gibi çok sayıda önemli öğrencisi olan bir fakültedir. Fakülte çok önemli edebiyatçılar da yetiştirmiştir. Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Külebi, Yusuf Atılgan gibi pek çok yazar ve şairin yolu buradan geçmiştir.”
Erol, Türkiye’de üniversiteden mezun olan ilk kadın Şükufe Nihal’in de İÜ Edebiyat Fakültesinde eğitim aldığını aktararak, “1919’da Darülfünun’un coğrafya şubesinden mezun olmuştur. Daha sonra 1923’te Nezihe Muhiddin ile Kadınlar Halk Fırkası’nda çalışmıştır. Türkiye’nin önemli toplumsal değişimler yaşadığı bir dönemde edebiyat alanında eserler vermiş bir isimdir aynı zamanda.” ifadelerini kullandı.
İÜ Edebiyat Fakültesinde 1933 üniversite reformundan sonra Türkoloji, tarih, coğrafya, felsefe, Roman filolojisi ve arkeoloji olmak üzere yeni bölümlerin sayısının arttığını belirten Erol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Fakültemiz, bugün 21 bölüm, 41 farklı diploma programıyla eğitim, öğretim faaliyetlerine devam etmektedir. 17 bine yakın öğrencisi ve 500 kadar öğretim üyesi kadrosuyla Türkiye’nin en büyük fakültelerinden biridir. Eğitim ve kültür alanındaki geleneksel öncülüğünü, İstanbul’da tarihi yarımada üzerindeki bu binada ülkemizin, insanlığın tarihini, kültürünü, dillerini, coğrafyasını araştırmaya, öğretmeye devam etmektedir. Cumhuriyet’in ilk yüzyılına çok önemli katkıları olan fakültemiz, sonraki yüzyıllarda da yaptığı projelerle, çalışmalarla ülkemizin ve dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelmeyi hedeflemektedir.”
]]>RTÜK ev sahipliğinde, Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) Ankara ve Uluslararası Medya Enformasyon Derneği (UMED) işbirliğinde, “Televizyon Dizilerinde Kadın” Paneli düzenlendi.
Panelin açılışına, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da katıldı.
Açılışta konuşan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, kadının medyada hakkıyla temsil edilmesi, özellikle dizi filmlerdeki şiddet sahnelerinin ortadan kaldırılması üzerine yoğun mesai yürüttüklerini söyledi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş’ın katılımıyla, geçen hafta dizi film yapımcılarıyla bir araya geldiklerini, fikirleri paylaştıklarını aktaran Şahin, kadına yönelik şiddet sahnelerinin, yapımcıların da çok arzu ettiği türden görüntüler olmadığını söyledi.
Şahin, şöyle konuştu:
“Ancak, kendi aralarındaki reyting rekabeti zaman zaman sınırları zorlamalarına sebep oluyor. Hepinizin yakından tanıdığı, hem oyuncu hem de yapımcı kimliğiyle İstanbul’daki toplantımıza katılan bir arkadaşımız, kadına yönelik şiddet sahnelerinin tersinden görülmesi gerektiğini söyledi. Kendilerinin bir toplumsal soruna dikkat çekmek için şiddet sahnelerini kullandıklarını ifade etti. Ancak yanıldığı bir nokta vardı. Şiddet sahneleri toplumda olağanlaşmaya, kadına yönelik insanlık dışı muamelelerin kanıksatılmasına sebep oluyor. Sanki kadına şiddet uygulamak normal bir şeymiş gibi bir algı ortaya çıkıyor. Son derece tehlikeli olan bu duruma yönelik günün sonunda yapımcılarımızın daha dikkatli olacakları yolunda izlenim edindik ve sözleri aldık.”
“Kadınlarımızı sözde değil, özde el üstünde tutalım”
RTÜK olarak şiddetin her türlüsüne karşı olduklarını, kadınlara yönelik şiddete tahammüllerinin bulunmadığını vurgulayan Bekir Şahin, “Bizim gözetimimizle düzeltebileceğimiz diziler içinde şiddet içeren yapımlar vardır. Bunları takip ediyoruz. Bu mücadele tek başına ne bakanlığımızın, ne RTÜK’ün ne de STK’larımızın işidir. Topyekun toplumsal farkındalık ve bilinçlenmeyle aşılabilecek bir sorundur.” dedi.
Şahin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, kadını el üstünde tutmak için çok yoğun faaliyetler yürüttüğünü belirtti.
UMED ve KADEM’e, konuya ilişkin verdikleri destek için teşekkür eden Şahin, “Dizi filmlerin hem olumsuz etkilerini yaşamamak hem de dizilerin yapıcı etkisinden faydalanarak oluşacak toplumsal bilinçle bu temel sorunun ortadan kalkmasını arzu ediyoruz. Gelin, baş tacımız olan kadınlarımızı sözde değil, özde el üstünde tutalım. Gelin, dizilerde kadına pozitif ayrımcılık yapalım, onları yüceltelim. Gelin dizi filmlerde başarılı, güçlü kadın örneklerini sergileyelim. Kadının gerçek anlamda değerini verileceği dizilerin olacağı ve ailelerimizle izleyebileceğimiz dizileri umut ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“Günün sonunda kötülük ve şiddet reyting yükseltiyor”
KADEM Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu da kadının birey olarak varlığını, toplumsal hayattaki konumunu sıkıntıya sokacak her türlü duruma karşı, kadına yönelik şiddetle mücadele ettiklerini söyledi.
Panelde ele alınacak televizyon dizilerinde kadın konusunun KADEM’in çalışma alanını yakından ilgilendirdiğini ifade eden Gümrükçüoğlu, “Kadının onurunu hiçe sayan kadın temsilleri, kadına şiddet örnekleri, pek çok dizinin ana temasını oluşturuyor. Çünkü televizyon dizileri, makbul kadın rollerini, kadının ailedeki rolünü ve toplumdaki rolünü belirlemede çok etkili bir güce sahip. Ne yazık ki, bu güç günümüzde büyük ölçüde kadından yana olmayan bir kadın algısına hizmet ediyor.” dedi.
Gümrükçüoğlu, çoğu zaman gerçeği yansıtmayan ama yeni gerçeklikler inşa eden bir dünyayla karşı karşıya olduklarını belirterek, dizilerde, annelik, kadınlık ve aile gibi kavramların aynı kurgu içerisinde deforme edilerek ve çok abartılarak işlendiğini aktardı.
Hemen hemen her hikayenin omurgasını oluşturan şiddet türlerinin normalleştirilerek verildiğini belirten Saliha Okur Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:
“Seyirci, maruz kaldığı şiddet sahnelerine taraf olmaya başlıyor ve birey olarak dizinin içine dahil oluyor. Son birkaç yıldır dizilerde yeni bir kadın karakteri yaratıldı. Güzel, daima bakımlı ve zengin kadın ya da hep ezilen, hep şiddete boyun eğen, zayıf bir kadın. Toplumsal kabullerden sıyırılarak, kendi ayakları üzerinde duran kadınlarsa anne olmakla, çalışma arasında denge kuramayan karakterler olarak ekrana yansıyor. Günün sonunda kötülük ve şiddet, reyting yükseltiyor. Kanallar reyting kovalıyor. Reyting, reklam ve para getiriyor. Bu döngü içerisinde asıl yarayı bizler alıyoruz. Aileyi, kadını ve toplumsal yapıyı reyting ölçümlerine feda edemeyiz. Burada bir denge gözetmek durumundayız.”
Gümrükçüoğlu, dizilerde, iyi rol modellerinin görünür olmasının, kadın ve aile için çok önemli olduğunun altını çizerek, “Kadına ve topluma zarar veren dizilerin reyting ölçüm sisteminden çıkarılması düşünebilir. Yine yapımcıya, senariste, reklam verene kadar herkesin kabul etmek zorunda olduğu ilkeler belirlenebilir. Nasıl ki alkol ve sigara gibi maddeler ekranda gösterilmiyorsa, özellikle kadına ve çocuğa şiddet sahneleri de dizilerden temizlenmeli ve bu RTÜK yaptırımı değil, ilkesel bir duruş olarak kabul edilmeli.” dedi.
]]>Fransa-Malta vatandaşı 34 yaşındaki Camilleri’nin, 18 Ocak 2023’te Pelin Kaya’yı kasten öldürmekten tutuklu yargılandığı davanın karar duruşması, bu sabah Valetta Adliyesi’nde yapıldı. Duruşmaya, Kaya ailesi de katıldı.
AA muhabirinin, Kaya ailesine hukuki danışmanlık sağlayan firma yetkililerinden edindiği bilgiye göre, karar duruşmasında Hakim Consuelo Herrera, Pelin Kaya’yı aracıyla ezen Camilleri’yi suçlu bularak 40 yıl hapse mahkum etti.
Savcılık makamı, savunma tarafının suçunu geçen ay kabul ederek itiraf anlaşmasına gitmesi sebebiyle Camilleri için 37 yıl hapis cezası talep ederken Hakim Herrera’nın ise Malta hukukuna göre bu durumlarda verebileceği en üst ceza olan 40 yıl hapis cezasına çarptırdığı öğrenildi.
Bu arada, Times of Malta gazetesinin haberine göre, Hakim Herrera’nın, sanık Camilleri’nin şiddete meyilli bir kişiliği olduğunu; daha önceki mahkumiyetlerden de ders almadığını belirterek “Sadece mağdurun üzerine aracı sürüp onu öldürmekle kalmadı, daha sonra ona taş attı. Etraftaki diğer kişilere de saldırdı. Bu toplumda bu, kabul edilemez. Bu davranışın en ağır şekilde kınanması gerekiyor. Mağdur kaldırımda yürürken öldürülmüştür.” dedi.
Haberde, duruşma sırasında hakimin, Camilleri’ye müebbet hapis cezası verme isteği de aktarıldı.
Ayrıca 5 bin avro para cezasına çarptırılan Camilleri’nin, 20 bin avro tutarındaki mahkeme masraflarını da karşılayacağı kaydedildi.
Pelin Kaya’nın hayatını kaybetmesi
Malta’nın Gzira kentinde Testeferrata Caddesi’nde 18 Ocak 2023’te saat 01.00 sularında Jeremie Camilleri’nin kullandığı araç, bir restoranın önünde yürüyen Pelin Kaya’ya çarpmıştı.
Görgü tanıkları, Camilleri’nin, aracından inerek Kaya’ya taş attığını, yardım etmek isteyenlere de engel olduğunu aktarmıştı.
Malta polisi, saldırgan tavırlar sergileyen Camilleri’yi elektro şok tabancası yardımıyla gözaltına almıştı. Camilleri, çıkarıldığı mahkemede, “kasten öldürme” suçundan tutuklanmıştı.
Pelin Kaya’nın cenazesi 22 Ocak 2023’te İstanbul’da toprağa verilmişti.
Olay gününden bu yana tutuklu yargılanan ve suçunu hep inkar eden Jeremie Camilleri, bu yıl 5 Şubat’ta ifade değiştirerek Kaya’yı öldürdüğünü itiraf etmiş, hakkındaki tüm suçlamaları kabul etmişti. Bunun üzerine, savcılık ve savunma tarafı itiraf anlaşması üzerinde mutabık kalmış, Kaya ailesi de yargılamanın daha fazla uzamaması ve katilin bir an önce ceza alması için itiraz etmeyerek buna rıza göstermişti.
Pelin Kaya’nın ablası Derya Kaya, Instagram’dan bu konuya dair yaptığı paylaşımda, “Kaya ailesinin bu trajedinin kaybedeni olduğunu ve Pelin’in bir daha geri dönmeyeceğini, acının hiçbir zaman dinmeyeceğini bilmenizi isterim. Katilin en ağır cezayı hak ettiğini düşünsek de adaleti bir an evvel sağlamak adına, sürecin zor ve yorucu doğasını göz önünde bulundurarak daha hızlı bir şekilde sonuca varılması için savcılık ofisi tarafından yapılan görüşmelerde tarafımıza danışıldığını ve bu görüşmelerde yer aldığımızı, itiraf anlaşmasının şartları konusunda anlaştığımızı teyit edebiliriz.” ifadelerini kullanmıştı.
]]>Aralarında profesör, doktor, eczacı, mühendis gibi farklı meslek grupları ile emekliler ve ev hanımlarının da yer aldığı gönüllü 40 kadın, çini kursundan ve “İyilik Standı”ndan elde ettikleri gelirle onlarca öğrencinin eğitim hayatına dokunuyor.
Gönüllü kadınların çeşitli etkinliklerle elde ettikleri paraları bağışladıkları Tohumluk Vakfı, 2023 yılında “Haydi Kızlar Spora” ve “Haydi Çocuklar Spora” projeleriyle Yahyalı ilçesindeki iki ortaokulda eğitim gören 115 kız çocuğuna 355 bin liralık burs ile spor malzemeleri desteği sağladı.
Öte yandan gönüllü kadınların çini atölyesinde düzenlediği kursa katılan kursiyerlerden elde edilen gelirle kırsaldaki çocukların ihtiyaçları karşılandı.
Talas Maharetli Eller Kadın Üretici Pazarı’nda “Tohumluk İyilik Standı” da açan kadınlar, evlerde kullanılmayan eşyaları satarak öğrencilerin eğitimine destek oluyor.
Tohumluk Vakfı Kayseri İl Temsilcisi Nilüfer Bıçakçıoğlu, AA muhabirine, vakfın sosyal yardımlaşma, eğitim, kültür ve sanat alanlarında aktif olduğunu söyledi.
Amaçlarının insanlığa katkı sağlamak olduğunu anlatan Bıçakçıoğlu, “Bir büyüğümüz şöyle diyor, ‘Bazen bir ülkeyi sevmek yetmez. Çılgınca sevmek gerekir.’ Biz o insanlardan olduğumuzu düşünüyoruz. İçimizde öğretim görevlileri, profesörler, öğretmenler, eczacılar, doktorlar, ziraat mühendisleri halkın her kesiminden insan var.” dedi.
Bıçakçıoğlu, Kayseri’de Haydi Kızlar Spora Projesi’yle kız çocuklarına ayakkabıdan kıyafete bütün spor malzemelerini sağladıklarını, bir yatılı bölge okulunda eğitim gören öğrencilere de okçuluk konusunda malzeme desteği verdiklerini dile getirdi.
Kadınlar etkinliklere gönüllü olarak katılıyor
Gönüllü kadınlarla yola çıktıklarını vurgulayan Bıçakçıoğlu, köylerdeki okullarda tütün ve tütünün zararları eğitimlerinin yanında müze ve bilim merkezinde etkinlikler yaptıklarını da kaydetti.
Çocuklara burs verebilmek için kaynak geliştirici faaliyetler yaptıklarını belirten Bıçakçıoğlu, bu kapsamda çini atölyesinde kurs açtıklarını, dolaplardaki kullanılmayan eşyaların satılması için de stant açarak binlerce lira topladıklarını ifade etti.
Bıçakçıoğlu, “Bütün bunlar çocuklara daha fazla fayda sağlayabilmek için yaptığımız işler. Çin atölyelerimizi 8’er kişilik 3 grup halinde yaptık. Arkadaşlar da sağ olsunlar geldiler ve çalışmalarını yaptılar. Şu anda 24 kişiye ulaştık.” diye konuştu.
Gönüllü çini eğitmeni Füsun Bayer ise “Yaklaşık on beş senedir çini yapıyorum. 5-6 yıldır da arkadaşlarımla birlikte Firuze Çin Tasarım Atölyesi’ni kurdum. Amacımız geleneksel sanatları yaşatmak, güzel vakit geçirmek ve bu vakit geçirirken de birtakım faydalı işlerde bulunmak. Hem sanat eserleri oluşturuyoruz hem öğrencilerimize yardımda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Etkinliklere ilk kez gelenler var
“Tohumluk İyilik Standı”na evindeki eşyaları getiren Serap Tokat ise “Kullanmadığım eşyalarımı getirdim çocuklar için. Maalesef bizim kültürümüzde ikinci el çok yerleşmiş durumda değil ama özellikle Avrupa ülkelerinde insanlar ikinci ele çok rağbet ederler. Biz de biraz ayıp gibi algılansa da aslında öyle değil. Biraz bunu da kırmak istedik bağışlarımızla ve bu etkinlikle. Eğitime, yapılan yatırım, geleceğe ve ülkemize yapılan yatırımdır.” dedi.
Naz Değermenci de ailesiyle geldiği etkinlikte öğrencilere destek olmak için kitap satın aldığını ve bu tür etkinliklerin toplumun yararına olduğunu söyledi.
Atölyede düzenlenen çini kursuna katılan Betül Şapçı da hayatında ilk defa çini yaptığını, kurs ücretlerinin öğrencilere yardım olarak gitmesinin gurur verici olduğunu vurguladı.
Bir diğer kursiyer Arzu Erbil ise öğrencilere katkıda bulunduğu için çok mutlu olduğunu belirtti.
]]>“Sakin şehir” ünvanıyla ulusal ve uluslararası alanda tanınan ilçenin en önemli turizm destinasyon merkezi konumundaki Karagöl-Sahara Milli Parkı ve çevresindeki ladin ağaçlarının hızla kurumaya başlaması üzerine Doğa Koruma Milli Parklar Artvin Şube Müdürlüğü ve Artvin Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerince çalışma yürütülüyor.
Yapılan incelemelerde kurumalara iklim değişikliğine bağlı nedenlerle popülasyonu artan sekiz dişli kabuk böceğinin neden olduğu tespit edildi.
Ağaçlarda hızla artan kurumanın önüne geçebilmek için ilk etapta mekanik mücadeleyle böcekli ağaçların alandan çıkartılması işlemine başlandı.
Artvin Orman Bölge Müdürü Mimar Sinan Özkaya, AA muhabirine, son yıllarda iklim değişikliğine bağlı artan sıcaklıkla böcek zararlılarında da yoğun artış olduğunu söyledi.
Şavşat’ta 576 hektar alanda yaklaşık 14 bin ağacın böceklerin etkisiyle zarar gördüğünü kaydeden Özkaya, “Müdahale edilmez ise çevredeki tüm ladin ormanları risk altındadır, zarar görecektir.” dedi.
Orman zararlısı böceğe karşı mekanik mücadele çalışması yürüttüklerini kaydeden Özkaya, “Mekanik mücadelemizi, biyolojik ve biyoteknik yöntemlerle de destekleyerek sekiz dişli ladin kabuk böceğini doğal denge sınırına çekerek zararı minimum seviyede tutmayı amaçlıyoruz.” diye konuştu.
Suya ulaşamayan ağaç strese giriyor
Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Tüfekçioğlu da dünya genelinde sıcaklık artışı ve iklim değişikliğinin ladin ormanlarında kurumalara neden olduğunu söyledi.
Kurumaların nedeninin, artan sıcaklıkla beraber ağaçların strese girmesi ve neticesinde savunmalarının zayıf düşmesiyle böcekler tarafından zarar görmeleri olduğunu aktaran Tüfekçioğlu, Kanada, Avrupa, Rusya ve Türkiye’deki ladin ormanlarında bu durumun sıklıkla görüldüğünü dile getirdi.
Tüfekçioğlu, “Burada biraz daha fazla gözükmesinin nedeni topraktaki killi yapı. Killi yapı kök sisteminin gelişmesini engelliyor. Ağaç derindeki suyu alamıyor, daha çok strese giriyor. Ayrıca milli park olduğu için ağaçların sıkışık bir yapısı var. Sıkışık yapıdan dolayı da artan bir stres söz konusu. Bu nedenle burada biz daha fazla kuruma gördük.” dedi.
Bölgedeki ladin ağaçlarının tamamen kuruyup yok olma riski ile karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Tüfekçioğlu, şunları kaydetti:
“14 bin ağaç kurmuş bu çok ciddi bir rakam. Eğer müdahale edilmez ve bu kuruyan ağaçlar bölgeden çıkartılmazsa milli parktaki bütün ağaçların kaybedilme riski söz konusu. Aynı zamanda diğer ormanlara da sıçrayabilir. Kabuk böcek zararını dumansız yangın olarak görüyoruz. Bundan dolayı muhakkak müdahale edilerek, böceğin daha fazla alanda ağaç kurutmasının önüne geçilmesi gerekiyor.”
Böcekli ağaçların alandan çıkartılmaması halinde daha fazla ağacın kuruyacağının altını çizen Tüfekçioğlu, bütün ağaçların kuruması halinde milli parkın bir anlamının kaymayacağını dile getirdi.
Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Entomolojisi ve Koruma Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Temel Göktürk de Sahara-Karagöl Milli Parkı’ndaki ladin ağaçlarının iklim değişikliği nedeniyle sekiz ve on iki dişli kabuk böceğinin tehdidi altında olduğuna işaret etti.
Göktürk, “Bu böcekler son bir yılda korkunç derecede kurumalara neden olmuştur. Yaklaşık 18 bin 800 metreküp ağacın alanda kuruduğu tespit edilmiştir. Bu bölgede bu iki zararlı türün oldukça fazla kuruma yapması sonraki yıllarda zararın katlanarak artacağı anlamına gelmektedir. Nisan başında bir tane olan böcek, çoğalarak ekim ayında yaklaşık 1400 böceğe ulaşmaktadır.” dedi.
Mücadelede mekanik, biyolojik ve biyoteknik yöntemin birlikte yürütülmesinin önemine vurgu yapan Göktürk, şunları kaydetti:
“Mekanik yöntemle böcekli kuru ağaçlar ivedilikle ormandan çıkartılarak kabukları soyulmalı ve kabuğun altındaki böcekler bir şekilde ölmelidir. Biyoteknik mücadele olarak ‘Feromon’ tuzakları ağaçlara asılmalı ve bu tuzaklara düşen böceklerin imha edilmesi gerekiyor. Biyolojik mücadele kapsamında da bu iki türün yırtıcısı olan türün laboratuvarda üretilerek alana salınması lazım. Bu üç yöntem birlikte kullanıldığı takdirde burada meydana gelen böcek salgını önümüzdeki yıllarda diğer alanlara yayılmayacaktır.”
]]>1-7 Mart Deprem Haftası Etkinlikleri çerçevesinde Kastamonu İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) tarafından Kastamonu Halk Eğitim Merkezi’nde “Kastamonu’nun Depremselliği ve Kuzey Anadolu Fay Hattı” konulu konferans düzenlendi. Sosyal medya hesaplarından, basından ve Kastamonu Belediyesi anons sisteminden yapılan tüm duyurulara rağmen konferansa katılım olmadı. Katılımcıların büyük kısmını AFAD İl Müdürlüğü personelinin oluşturduğu konferansta, farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bilgiler aktarıldı.
“Merkez üssü Marmara’da olacak bir deprem de bizleri çok ilgilendiriyor”
Konferansa konuşmacı olarak katılan Milli Savunma Bakanlığının Deprem Araştırma Grubu’nda görev alan ve Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen bölgede incelemelerde bulunan Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Bilgehan, “Biz sadece merkez üssü Kastamonu olan bir depremden bahsetmiyoruz. Merkez üssü Marmara’da olacak bir deprem de bizleri çok ilgilendiriyor. Marmara’da olacak depremde belki de Kastamonu’daki binaları yıkacaktır. Son depremin merkez üssü Kahramanmaraş’tı ama en çok etkilenin il Hatay oldu. Çünkü gerek zemin gerek bina olarak zayıftı. Deprem afet değildir, bir doğa olayıdır. Tıpkı yağmurun yağması, güneşin açması, fırtınanın kopması gibi. Fakat bunu afete dönüştüren binalardır. Deprem sallıyor ve gidiyor ama afete dönüştüren bizim ihmallerimizdir. Bizim gereken tedbirleri zamanında almadığımızdandır” dedi.
“Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kastamonu için önemli bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır”
Kastamonu’nun birinci dereceden deprem bölgesinde yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Bilgehan, “Kastamonu’nun il sınırlarının yüzde 46’sı birinci dereceden, yüzde 22’si ikinci dereceden, yüzde 24’ü üçüncü dereceden ve yüzde 8’i dördünce dereceden deprem bölgesindedir. Dünyanın en aktif faylarından bir tanesi olan Kuzey Anadolu Fay Hattı Kastamonu’da şehir merkezinden 35 kilometre güneyinden geçmektedir. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kastamonu için önemli bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır. Bu fay üzerinde meydana gelen 1943 yılında Tosya- Ladik depremi Kastamonu’yu önemli ölçüde etkilemiştir. 1943 yılında büyük bir deprem olmuş, o tarihten bu yana 81 geçti. Zaman geçtikçe bizler buna benzer bir depremi yaşama ihtimalimiz de yükseliyor demektir. Kastamonu’da Türkiye’nin birçok ilinde olduğu gibi yüksek deprem riski altındadır” diye konuştu.
Prof. Dr. Celal Şengör’ün, “Karadeniz sonunda patlayacak. Basbayağı. Çünkü içerisinde gazlar var. Bu gazlar giderek artıyor. Bunlar gazoz gibi yüzeye çıkacak sonunda Karadeniz’in 60 kilometre çevresinde yaşayan oksijen soluyan hiçbir canlı kalmayacak” şeklindeki açıklamalarına katılmadığını söyleyen Prof. Dr. Bilgehan, “Ben hocamızın görüşüne çok katılmıyorum. Gaz sıkışması Karadeniz’de yeni mi oldu, yeni mi var, daha öncesinde de olan bir şeydi. Bu şeylerden bahsedilmiyordu. Hayır, öyle bir şey olduğunu zannetmiyorum. Hocanın kendi görüşü tabii ki ama ben aynı fikirde değilim” şeklinde konuştu.
1943 yılında Tosya’da yaşanan depremle ilgili bilgiler veren Kastamonu AFAD İl Müdür Yardımcısı Dr. Suat Tüfekci, “1943 yılında Cumartesi gecesi 26 Kasım’ı 27 Kasım’a bağlayan gecede yaklaşık 2 dakika boyunca büyük bir deprem yaşadık. Bu deprem 7.2 büyüklüğündeydi. 45 bin kilometrekarelik bir alanda etkili oldu. Kastamonu, Çankırı, Çorum, Amasya, Samsun, Tokat, Sinop ve Ordu’da bilhassa ölümler ve binalarda hasarlara yol açtı. En çok etkilenen Ilgaz, Tosya, Kargı, Osmancık, Merzifon, Havza, Vezirköprü ile Erbaa ilçeleri etkilendi. Tosya, Kastamonu ve Kargı’da toplamda bin 71 kişi hayatını kaybetti, bin 293 vatandaşımızda yaralandı. Bin 200’den fazla büyükbaş hayvanımızda telef oldu. Kastamonu’nun merkezinde de bu depremi şiddetli bir şekilde hissettik. Özellikle Kastamonu Kalesinden yuvarlanan kayalar, etrafında bulunan Hisarardı Mahallesinde bulunan 7 evin yıkılmasına, 4 kişinin ölümüne ve 2 kişinin de yaralanmasına neden oldu” ifadelerini kullandı. – KASTAMONU
]]>Kent genelinde olası afet ve acil durumlara müdahale için İçişleri Bakanlığının himayesinde, Vali ve Belediye Başkan Vekili Ali Çelik’in talimatıyla çalışma başlatıldı.
İlk etapta, il genelinde İl Jandarma Komutanlığı, İl Emniyet ve İl Milli Eğitim müdürlüklerinde görevli 2 bin personelden oluşan 56 arama kurtarma ekibinin kuruldu.
Afet ve Acil Durum (AFAD) İl Müdürlüğü ve Jandarma Arama Kurtarma (JAK) ekipleri tarafından teorik ve uygulamalı eğitime tabi tutulan ekipler, daha sonra 16 kişilik gruplar halinde enkaz sahasına alınarak arama yöntemleri, arama kurtarmada kullanılan malzemeler, hasta ve yaralı taşıma teknikleri ile enkazdan yaralı çıkarma gibi konularda bilgilendirildi.
Ayrıca olası deprem durumunda çadır ve konteyner kentlerin kurulacağı alanların belirlendiği kent merkezi ve Yüksekova ilçesinde, 5 bin çadır ve çeşitli malzemelerin bulunacağı lojistik depo kurulması için de çalışma yürütüldü.
Kentte 2015’ten önce yapılan 2 bin 500 yapının depreme karşı riskli olup olmadıklarının tespit edilmesi amacıyla üniversite ile belediye arasında protokol imzalandı. Ücretsiz sunulacak bu hizmet için şu ana kadar yaklaşık 600 kişi belediyeye başvuru yaptı.
“Bu süreci hızlı şekilde bitirmeyi amaçlıyoruz”
Vali ve Belediye Başkan Vekili Ali Çelik, AA muhabirine, Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra bilim insanlarının sismik boşluk oluşan yerlere dikkat çektiklerini, bu yerlerden birinin de Hakkari ve Yüksekova olduğunu söyledi.
Kent merkezi ve ilçeleri için deprem konusunu birinci gündem maddesi yapmalarının zorunluluk olduğunu belirten Çelik, “Buradaki fay bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa 20 yıl, 30 yıl sonra enerjisini boşaltacak. Bizim buna hazırlıklı olmamız gerekiyor. Depreme nasıl hazırlıklı olunur? Depreme dirençli kentler oluşturarak. Temel nokta bu.” dedi.
Belediyede göreve başladıktan sonra yapıların dayanıklılığını tespit etmek için mahalle bazlı mikro bölgeleme çalışması yaptıklarını anlatan Çelik, şöyle devam etti:
“İlk elde ettiğimiz sonuçlar yaşadığımız tereddüdün karşılığı gibi. Yapıların gözlemsel risk durumu analizini yaptığımızda bazı mahallelerde yapı stokunun yüzde 80’nine varan oranda riskli yapılardan oluştuğunu gördük. Üniversitemizle iş birliği yaparak 2 bin 500 yapı için deneysel yapı analiz raporlarını çıkarmak, yani karot numuneleri alınarak bunların kolon, kiriş, statik yapılarını test etmek için bir süreç başlattık. Bu çalışmayı ücretsiz yapacağız. Başvuruları almaya başladık. Bu süreci hızlı şekilde bitirmeyi amaçlıyoruz.”
Bu çalışmaların devamının kentsel dönüşüm olacağını dile getiren Çelik, depremin oluşturabileceği zararları önlemenin tek yolunun, deprem esnasında yıkılmayacak yapılar inşa etmek olduğunun altını çizdi.
“5 bin çadır stoklamayı hedefliyoruz”
Depreme karşı arama kurtarma ve barınma sürecinin planlanmasının zaruri olduğunu belirten Çelik, “Şu ana kadar 56 arama kurtarma ekibi oluşturduk. Bu ekiplerimiz jandarma, polis ve öğretmenlerden oluşuyor. Bunlara yönelik 16’şar timler halinde eğitim sürecini başlattık. Depremin ilk anında enkaz alanına girebilmek için ihtiyaç duyulan insan gücünün ötesinde hidrolik anlamda destekleyebilecek makineler ve tesisatın da alım sürecini başlattık.”
Çelik, üniversite ile belediye sınırları içindeki 10 mahallede Arama Kurtarma Gönüllüleri Eğitme protokolünü yapacaklarını, bu mahallelere de arama kurtarma ekibinde bulunması gereken tüm makine ve aletlerin yer aldığı konteynerler yerleştireceklerini bildirdi.
Yüksekova ve kent merkezinde lojistik depo kurarak 5 bin çadır stoklamayı hedeflediklerini ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
“Hem Yüksekova hem de kent merkezi için bin konteynerlik geçici barınma alanları oluşturmayı hedefliyoruz. Buralar için gerekli projelendirme, alt yapı çalışmaları yapıldıktan sonra konteyner sevkiyatları devam edecek. Burada yeni yapılan yapı stoku bizim için büyük avantaj. Devletin koyduğu kurallar aslında insan yaşamını düzenlemek ve korumak üzerinedir. Dolayısıyla bina yapımına ilişkin çıkarılan yönetmeliklerin tamamı insan hayatını korumak içindir. Değişik maliyetlerden kurtulmak için kaçak yapı yapma eylemine giren vatandaşlarımızın bu süreçten uzak durması gerekiyor ki acı bedeller ve sonuçlarla toplum olarak karşı karşıya kalmayalım.”
Kurdukları yeni ekiplerle toplamda 2 bin arama kurtarma personeline ulaşacaklarını belirten Çelik, “Ekipmanların alım sürecinin tamamlanmasıyla tam donanımlı arama kurtarma ekibine dönüşecekler. Karot örneklerinin alımı için laboratuvar oluşmuş durumda. Nisan sonuna kadar başvuruları alacağız. Temmuz sonunda da karot numunelerine ilişkin sonuçları bitirmiş olacağız. Ondan sonraki sürecin tamamını da vatandaşlarımızın kentsel dönüşüm talepleri ve şehrimizin kentsel dönüşüm ihtiyacı çerçevesinde yukarı bölgede oluşturacağımız alanlar.” dedi.
“Ekipler donanımlı hale geliyor”
AFAD’da görevli arama kurtarma teknisyeni Abdurrahman Yıldız da kentte oluşturulan ekiplerin eğitimine devam ettiklerini söyledi.
Yıldız, “Kaba, fiziki arama, galeri açma ve domuz damı, enkaza giriş tekniklerini, üstten giriş, yandan giriş, katların kaldırılması gibi konularını anlatıyoruz. Bu eğitimleri alan ekipler donanımlı bir hale geliyorlar. Çünkü eğitimde enkazı bire bir yaşıyorlar.” diye konuştu.
]]>Popşoi, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Zorlu zamanlarda ADF gibi platformlara bölgenin ve dünyanın ihtiyaç duyduğunu belirten Popşoi, “Birçok ülkeden liderleri ve bakanlarını bir araya getirerek tartışmasını, çözüm bulmasını ve umut ediyorum ki halklarına ve bölgeye fayda sağlayacak bu çözümleri uygulamasını sağlıyor.” diye konuştu.
Popşoi, Gazze’de yaşanan acının kabul edilemeyeceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Uluslararası hukuka güçlü bir bağlılığımız var. Bölgemizde barış ve istikrar görmek istiyoruz. Uluslararası hukuka saygı duyulmalı. Bu acıya son verilmeli, tüm mağdurlar artık acı çekmemeli. Aynı zamanda tüm kaçırılanlar serbest bırakılmalı. Tüm bunların hepsi uluslararası hukuka göre olmalı.”
“Türkiye’yle harika ilişkilerimiz var”
Türkiye ile Moldova arasındaki ilişkilere dair Popşoi, “Türkiye’yle harika ikili ilişkilerimiz var. En üst düzeyde mükemmel temaslarımız var.” ifadelerini kullandı.
Popşoi ayrıca Moldova Başbakanı Dorin Recean’ın da ülkesi adına ADF’ye katıldığını anımsattı.
Kendisinin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüştüğünü aktaran Popşoi, çok güçlü temele dayanan ikili bir gündem oluşturduklarını anlattı.
Popşoi, iki ülke arasında siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında ilişkileri geliştirdiklerini ve bunun çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’nin daha görünür olmasını istiyoruz. Türkiye’yi, vizyonunu ve bölgede istikrar ve etkileşimi artıran barış aktörü olarak katılımını takdir ediyoruz. Türkiye’yle daha fazla işbirliği yapmak için sabırsızlanıyoruz.” dedi.
Dışişleri Bakanı Fidan’ı Moldova’ya davet ettiğini kaydeden Popşoi, böylece Moldova ve Türkiye halklarının yararına olacak şekilde ilişkileri daha güçlü ilerletmeye devam edebileceklerini söyledi.
“Ukrayna sayesinde güvendeyiz”
Popşoi, Ukrayna-Rusya Savaşı konusunda, bölgede hala stresin devam ettiğine işaret ederek, “Şükürler olsun ki Ukrayna halkının ve ordusunun cesareti, fedakarlığı ve kararlılığı sayesinde güvendeyiz. Ukrayna kuvvetli olduğu ve Ukrayna için dayanışma güçlü kaldığı sürece, Ukrayna halkının cesareti ve fedakarlığı sayesinde güvendeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Ukrayna’yı, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini yapabilecekleri en iyi şekilde desteklemeyi sürdüreceklerini vurgulayan Popşoi, ADF’de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Moldova’ya karşı “temelsiz saldırıları” olduğunu söyledi.
Popşoi, Lavrov’un söylemlerine ilişkin şu görüşlerini paylaştı:
“Demokrasi hakkında bize ders vermesi ironik çünkü Rusya gibi bir ülke kesinlikle Moldova dahil, hiç kimseye demokrasi hakkında ders veremez. Moldova’da siyasi tutuklular yok, vatandaşlarımız tüm demokratik haklarına, demokratik seçimlere sahipler ve maalesef Rusya’da her gün kendi hükümetlerinden memnuniyetsizliğini dile getiremeyen vatandaşların acısını görüyoruz ve bu kişilerin sonu ya hapis ya da hapiste öldürülme oluyor.”
Bu tür “sözlü saldırıların” yardımcı olmadığını kaydeden Popşoi, “Bu, önemli uluslararası aktörlerin sorumluluk sahibi bir davranışı değil. Bu tür saldırının devam etmemesini şiddetli tavsiye ediyoruz. Kremlin’in iç politikamıza müdahale etme girişimleri de durmalı. Bu bizim güçlü duruşumuz.” diye konuştu.
Moldova AB üyeliği müzakereleri için hazırlanıyor
Popşoi, Moldova’nın Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecine dair, ülkesinin hızla aşama katettiğini belirterek, ülkesinde demokratik standartları güçlendirecek reformlar yaptıklarını ve kurumlar inşa ettiklerini anlattı.
Müzakerelere başlamadan önce değerlendirme sürecinde olduklarını aktaran Popşoi, yapılan düzenlemelerin süreçte etkili olmasını ve sonraki aşamaya geçebilmeyi umduklarını dile getirdi.
Popşoi, bu yıl ayrıca referandum yapılacağını hatırlatarak, çoğunluğun Moldova’nın barışçıl ve demokratik Avrupa geleceğini desteklediğinden emin olmak için çok çalışacaklarının altını çizdi.
“Transdinyester ve Gagavuz’da durum istikrarlı”
Moldova’daki ayrılıkçı Transdinyester bölgesi ve Moldova’ya bağlı Gagavuz Özerk Yeri’nde şu anda çok istikrarlı bir durumun olduğunu belirten Popşoi, uluslararası medyada çıkan farklı haberlerin bazen kontrol edilmeden ve yetkililerden bilgi alınmadan yayıldığını söyledi.
Popşoi, “asılsız meseleler” nedeniyle biraz gerginliğin olduğunu kaydederek, “Moldova’nın Transdinyester bölgesinde olan olaylar endişeleri boşa çıkardı ve her şey gerginlik olmadan barışçıl şekilde çözüldü. İstikrar korunmaya devam edecek.” ifadelerini kullandı.
Gagavuz Özerk Yeri’nin Moldova’nın özerk bölgesi olduğunu anımsatan Popşoi, orada da durumun istikrarlı olduğuna ve bir endişe bulunmadığına işaret etti.
Popşoi, “Rusya, Moldova’daki belli bölgeleri, grupları ve siyasi partileri durumu istikrarsızlaştırmak için kullanarak durumu meşrulaştırmaya çalışıyor. Ancak vatandaşlarıma ve kurumlarımıza, Moldova demokrasisini dış müdahaleye karşı güçlü bir şekilde savunma konusunda güveniyoruz.” dedi.
Uluslararası ortaklara da barış ve istikrar aktörü olmaları konusunda güvendiklerini aktaran Popşoi, “Türkiye dahil uluslararası ortaklarımız, söylediğim gibi, bölgedeki güvenliğe katkı verenlerden. Antalya Diplomasi Forumu’nda konuştuklarımız çok önemli ve değerli. Ortaklarımıza, Moldova’da istikrarın sürdürülmesi için bize yardım sağlayacaklarına güveniyoruz.” diye konuştu.
Ayrıca AA’nın ADF’de bulunan standını ziyaret eden Popşoi, ajansın “Kanıt” kitabını da inceleyerek bilgi aldı.
]]>Depremlerin etkilediği 11 il arasında yer alan Diyarbakır’da yıkılan binaların enkazında arama kurtarma çalışmalarına katılan AFAD, UMKE, Kızılay, Sağlık Bakanlığı, jandarma ve Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kurum ve kuruluşlarda görevli kadın çalışanlar, günler süren mücadele ile çok sayıda depremzedenin yaşama tutunmasını sağladı.
Arama kurtarma çalışmalarının yanı sıra ilk yardımdan beslenmeye, psiko-sosyal destekten yaşam alanlarının kurulmasına kadar pek çok alanda görev alan kadınlar, ailelerinden ayrı günler süren mesailerinde yaşadıkları duyguları AA muhabiri ile paylaştı.
“Kurtardığım her insan halen aklımda”
Diyarbakır AFAD’da arama kurtarma teknisyeni olarak görev yapan Gizem Doğan, deprem anında büyük korku ve panik yaşadığını, sarsıntı geçtikten sonra ailesini güvenli bir alana alıp, görevinin başına koştuğunu söyledi.
Depremde çöken Serin-2 Apartmanı’nın enkazında görev yaptığını anlatan Doğan, 12 gün boyunca orada çalışma yürüttüğünü belirtti.
Doğan, “Tek amacımız insanları kurtarmak olduğu için canla başla çalışmaya başladık. Sesleri duydukça insanları kurtarmak için elimden geleni yaptım. Kurtardığım her insan halen aklımda. Aklıma geldikçe duygulanıyorum. Umarım bir daha böyle bir afet yaşamayız.” dedi.
“Orada ‘İyi ki sağlıkçıyım’ dedim”
UMKE ekibinden Sevgi Yıldız ise depreme çocukluk arkadaşıyla yakalandıklarını belirterek, ilk korkuyu atlattıktan sonra çalışmalara katılmak için hazırlığını yapıp kendi imkanlarıyla Serin-2 Apartmanı’nın enkazına ulaştığını anlattı.
Acıyı bir kenara bırakıp, insanları kurtarmak için çaba gösterdiğini dile getiren Yıldız, şunları söyledi:
“O gün orada ‘İyi ki sağlıkçıyım’ dedim. Serin-2 Apartmanı’nın enkazında bir sağlıkçı vardı ve ona ulaştık, damar yolu açtık. Çok dar bir alandı ama hiç canımızı düşünmedik. Kıza ulaştığımızda, elimizi tuttuğunda, ‘Beni bırakmayın’ dedi. Bu çok farklı bir duyguydu. Bir canlıya ulaşabilmek, dokunmak… O eli bırakmadık ve saatlerce o kişiyle temas halindeydik.”
Yıldız, ikinci depremi enkaz başındayken yaşadığını fakat ilk sarsıntı gibi korku ve panik hissetmediğini dile getirerek, kurtarılması gereken canlar olduğunu bilmenin kendilerini motive ettiğini aktardı.
Bir tarafta çocukların diğer tarafta görevin”
Hemşire ve UMKE gönüllüsü 2 çocuk annesi Nalan Uzun ilk depremi atlatıp, eşi ve çocuklarının güvende olduğunu gördükten sonra görevinin başına gitmek istediğini söyledi.
Uzun, o an yaşadığı duyguları şöyle ifade etti:
“Bir bölünmüşlük yaşıyorsun. Bir tarafta eşin ve çocukların diğer tarafta görevin. Ama diğer taraf daha ağır basıyor. İkinci depremi Galeria Sitesinin enkazı başında yaşadık. Diğer binanın yıkılışı, üzerimize doğru gelişinden saniyelerle kurtulduk. Çocuklarınız size bir kahraman gözüyle bakıyor.”
112 Acil Sağlık ekibinde acil tıp teknikeri Demet Zerrin, depremin ilk anından kurtarma çalışmalarının son gününe kadar sahada görev yaptığını anlattı.
Zerrin, depremden 17 saat sonra 10 yaşındaki çocuk ve ardından babasının kurtarıldığını anlatarak, “Çocuk ambulansa alındıktan sonra elimi sımsıkı tuttu ve ‘Elimi bırakma abla yüzümü sil, arkadaşlarım benimle alay eder. Ayaklarım yerinde mi?’ dedi. Yüzünü sildim, ve ayaklarını görmesini sağladım. Ama o elimi hiç bırakmadı.” dedi.
“15 gün boyunca eve gidemedik”
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında çalışan Tuba Utli ise depremin ilk anında panikle babasına koştuğunu, sarsıntının durmasının ardından da görevinin başına geçtiğini ifade etti.
Serin-2 Apartmanı’nın enkazında görev yaptığını anlatan Utli, şöyle dedi:
“Enkaza ilk gittiğimde korku, üzüntü hepsi vardı. Ama ilk canlıyı görünce o sevinç çığlıklarıyla sakinleşmeye başladık. Görevimiz gereği de o korkuyu bastırmak zorundaydık. 15 gün boyunca orada çalıştık ve hiçbir şekilde eve gidemedik. Sadece biraz dinlenme ile vardiyalı çalıştık.”
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde psikososyal destek ekibinde görevli psikolog Rüveyda Efe, öncelikli çalışma guruplarının çocuklar olduğunu, depremin izlerini silmenin zor bir iş olduğunu anlattı.
Çocukların gözlerindeki korkuyu anlayabildiklerini dile getiren Efe, deprem geçmesine rağmen yaşanan travmanın etkilerinin sürdüğünü ifade etti.
Efe, konteyner kentte buna yönelik çalışmalar yürüttüklerine işaret ederek, bireysel görüşmelerin halen devam ettiğini belirtti.
“Günlerce çocuklarımı göremedim”
Kızılay Toplumsal Güçlendirme Uzmanı Aysel Yaşar da çocuklarını güvenli bir yere bıraktıktan sonra aşevi koordinasyonunu yürüttüğünü ve deprem çalışmaları süresince binlerce kişiye sıcak yemek sağladıklarını kaydetti.
Yaşar, “Günlerce çocuklarımı görmedim. Çalışmalarımı görünce çok mutlu oluyorlardı. Onlar benim gururum ben de onların gururu oldum. Çok mutlu oluyorlardı. Bir anne ve bir kadın olarak yardım gönüllüsü olmak çok güzel bir duygu.” diye konuştu.
]]>***
Başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasına yönelik, İsrail’in düzenlediği tarihin gördüğü ve görebileceği en vahşi saldırılar 5’inci ayını tamamlamak üzere. Zaman zaman Suriye, Ürdün, Mısır ve Lübnan’a da sıçrayan çatışmaların, nasıl bir bölgesel ve uluslararası konjonktür tarafından desteklendiği ise en çok merak edilen konulardan birisi.
2000 sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran güdümünde oluşturulan silahlı milis güçlerin faaliyetleri İsrail’in manevra alanını genişletti. Milis güçler eliyle Irak, Suriye ve Mısır gibi bölgenin önemli aktörlerinin zayıflatılması ve Türkiye gibi önemli bir gücün bölgeden uzaklaştırılarak nüfuzunun azaltılması bölge güvenlik mimarisinin köklü bir biçimde dönüşmesine yol açtı. Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırıldığı, İsrail’i askeri sahada dengeleyebilecek önemli aktörlerinin zayıflatıldığı yeni bölge güvenlik mimarisi, İsrail’in görece güçlendiği ve manevra alanının genişlediği bir sonucu doğurdu. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm bölge sathında sergilediği soykırım ve etnik temizlik, milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde son dönemde ortaya çıkardığı bu tahribatın en önemli sonuçlarından birisidir.
-Milis güçler eliyle bölge güvenlik mimarisi yeniden kurgulanıyor
2000 sonrası Türk dış ve güvenlik politikasının yeniden formüle edildiği bir dönem oldu. Bu dönemde Türkiye açısından Orta Doğu, öncelikli bir alan haline gelmeye başladı. Türkiye’nin Orta Doğu bölgesine yönelmesiyle bölgedeki geleneksel güç dengesi önemli bir değişim yaşadı. Bu dönemde küresel aktörlerin bölgeye dönük politikası da önemli bir dönüşüm geçirmeye başladı. 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin tek taraflı müdahaleci politikası bölgede zaten zayıf olan bazı devlet sistemlerinin çökmesiyle sonuçlandı. 2010 yılında ortaya çıkan Arap Baharı sürecindeki sokak hareketleri ise bölgedeki devlet sistemlerindeki çözülmeyi hızlandırarak Libya, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin iç savaşa sürüklenmesine yol açtı. Bölge genelinde zayıflayan veya çöken devlet sistemlerinin oluşturduğu güç boşluğunu ABD ve İran’ın güdümündeki silahlı milis güçler doldurmaya başladı. ABD ve İran’ın bölge genelinde kendisine müzahir milis güçler üretebilme ve bu aktörleri kendi ulusal çıkarları için farklı coğrafyalarda etkili bir biçimde kullanabilmesi bölge güvenlik mimarisinin köklü değişiminde önemli rol oynadı.
Milis güçler, Türkiye’yi Arap dünyasından koparıp Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu zayıflatmaya çalıştı. ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin Türkiye’yi bölgeden uzak tutma politikası 3 şekilde gerçekleşti. İlk olarak Türkiye’nin güneyinde silahlı milis güçlerin kontrolünde “terör koridoru” ya da “teröristan” olarak da adlandırılan bir tampon bölge kurgulanarak, Türkiye ile Arap dünyası arasındaki bağ koparılmaya çalışıldı. İkinci olarak milis güçler eliyle bölgedeki devletlerin merkezi otoritesi zayıflatılarak toprak bütünlüğü zedelendi. Böylece bir taraftan Türkiye’nin güneyinde istikrarsız bir bölge oluşturularak Türkiye’nin dikkatinin bölgesel meselelerden uzaklaştırılması hedeflendi. Diğer taraftan İsrail’i sınırlayabilme kabiliyetine sahip aktörler zayıflatıldı. Son olarak, milis güçler eliyle bölgede demografik bir mühendislik kurgulandı. Türkiye’nin güney sınırı farklı etnik, dinsel ve mezhepsel yapılardan olan ve Türkiye’ye müzahir, Türkiye ve Osmanlı geçmişine gönülden bağlı olan demografik bir yapıya sahiptir. ABD ve İran’ın bölgeye yerleştirdiği milisler eliyle bu bölgede Türkiye’nin nüfuzu zayıflatılmaya çalışıldı.
ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde oynadığı rol, Arap dünyasının ekonomik, askeri, demografik, kültürel ve entelektüel anlamda merkezlerinden olan ve İsrail’i askeri sahada dengeleyebilme kabiliyetine sahip olan Irak, Suriye ve Mısır gibi aktörlerin zayıflatılmasıdır. ABD güdümündeki milis güçler Suriye’nin kuzeyinde konuşlanarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü zayıflatırken İran güdümündeki milis güçlerin faaliyetleri Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan gibi ülkelerde merkezi yönetimleri zayıflattı.
-Milis güçler İsrail’in manevra alanını mı genişletiyor?
ABD ve İran’ın ulusal çıkarlarına hizmet için kurgulanan milis güçlerin bölge için oluşturduğu en önemli tehdit, Türkiye’nin bölge ile bağlarının koparılarak bölgedeki nüfuzunun zayıflatılması ve Arap dünyasının güçlü aktörleri olan Irak, Suriye ve Mısır’ın bölgesel güç denkleminden çıkarılması oldu. Bölge güvenlik mimarisinde milis güçler eliyle gerçekleştirilen köklü değişim Türkiye ve İsrail açısından farklı sonuçlar ortaya çıkarttı.
Milis güçlerin ana aktörü olduğu istikrarsızlık sebebiyle Orta Doğu güvenlik mimarisinin değişimi İsrail açısından bambaşka sonuçlar ortaya çıkardı. Bölgede İsrail’i askeri sahada sınırlayabilecek Suriye, Irak ve Mısır’ın milis güçler eliyle zayıflatılarak bölgesel güç denkleminden çekilmesi ve Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırılmaya çalışılması İsrail’in manevra alanını genişletiyor. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasında sergilediği vahşet, ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisi açısından ortaya çıkardığı sorunun kısa vadedeki sonucudur.
[Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Konya’nın Çumra ilçesinde yer alan, Neolitik dönemde yaklaşık 8 bin kişinin bir arada yaşadığı Çatalhöyük’te, üstten girilen, birbirlerine bitişik kerpiç evlerin bulunduğu “Mekan 66” olarak adlandırılan alanda fırın yapısı keşfedildi.
Büyük ölçüde tahrip olan fırının çevresinde, buğday, arpa, bezelye tohumlarıyla yiyecek olabileceği değerlendirilen avuç içi büyüklüğünde bir buluntuya rastlandı.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezinde (BİTAM) yapılan analizlerde, süngerimsi kalıntının, milattan önce 6600’e tarihlendirilen mayalanmış ekmek olduğu belirlendi.
Analiz çalışmaları titizlikle yürütüldü
Kazı Heyeti Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, AA muhabirine, “arkeoloji” denilince akla yapılar, anıtlar, buluntuların geldiğini söyledi.
Bugün modern arkeolojinin, gıdanın da arkeolojisine çalıştığına işaret eden Türkcan, “Gıda arkeolojisinin başlangıç noktasının yine Anadolu olduğunu söylememiz gerekiyor. Çatalhöyük burada çok önemli duraklardan biri. 2021’de keşfettiğimiz bir bulgu. Türk kazılarında artık çok hassas belgeleme ve detaylı çalışmalarla beraber bu tür organik kalıntıları tespit edebildiğimizi gösterdik.” dedi.
Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin bu alanda önemli yeri olduğunu belirten Türkcan, şunları kaydetti:
“Fırının köşesinde küçük ve yuvarlak süngerimsi buluntunun, dikkatli bir belgelemeyle ekmek olduğu anlaşıldı. Yapının üzerinin ince bir kille kaplı olması, hem ahşap hem de ekmek, bu organik kalıntıların tümünün günümüze kadar saklanmasına olanak sağladı. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezinde (MAM) yapılan radyo karbon testleri, numunemizin milattan önce yaklaşık 6 bin 600’e kadar gidebileceğini gösterdi.”
Dünyanın en eski ekmeği
Türkcan, mayalanmış ekmeğin ilk örneklerine Mısır’da rastlandığını anlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çatalhöyük’teki bu buluntunun dünyanın en eski ekmeği olduğunu söyleyebiliriz. Bu organik kalıntının, gözlem, analizler ve tarihlendirmesini de göz önüne alarak yaklaşık 8 bin 600 senelik bir ekmek olduğunu söyleyebiliyoruz. Somun ekmeğin küçültülmüş hali. Ortasına parmak basılmış, fırına girmemiş ama mayalanmış, içindeki nişastalarla beraber günümüze gelmiş. Bugüne kadar böyle bir örnek yok. Çatalhöyük zaten birçok ilklerin merkeziydi. Daha kazıldığı yıllarda dünyanın ilk dokumaları Çatalhöyük’teydi. Ahşap eserler yine Çatalhöyük’teydi. Duvar boyaları, resimler buna eklendi. Konya ve Türkiye bu anlamda çok şanslı.”
Bulguların analiz çalışmalarının önemine işaret eden Türkcan, “Necmettin Erbakan Üniversitesinin laboratuvarlarında tam teşekküllü bütün analizleri yapabilmek büyük bir şans. İlk defa Türkiye’deki laboratuvarlarda ortaya konulduğu için önemliydi.” diye konuştu.
Tahıl kalıntıları heyecanlandırdı
“Çatalhöyük Mekan 66 Neolitik Dönem Ekmek Buluntusu Analizleri ve Değerlendirmesi”ne katkı veren akademisyenlerden Gaziantep Üniversitesi öğretim görevlisi Salih Kavak da arkeobotanik alanında bugüne kadar en heyecan verici çalışmanın içinde olduğunu dile getirdi.
Laboratuvarda bitkisel kalıntıları incelerken kendisine organik buluntu haberinin verildiğini anlatan Kavak, “Getirdiklerinde çok şaşırdım. Çünkü bu formda, ‘Hamur, ekmek, organik bir kalıntı olabilir mi?’ diye düşündüm. Çıplak gözle bir morfolojik teşhis, daha sonra hemen mikroskop altında içeriğine baktım. En heyecanlandıran şey, tahıl kalıntılarının olması. Arpa, buğday ve bezelye gibi bitkilere ait öğütülmüş, kırılmış parçaların olması, zaten ilk başta hemen düşündüğümüz şey, ‘Bu acaba ekmek mi? ihtimalini güçlendirdi.” ifadelerini kullandı.
Kavak, daha sonra buluntuya ilişkin kimyasal ve fiziksel analizlerin yapılması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Öne sürdüğümüz hipotezimizi doğrulamak için bu analizler gerekliydi. Prof. Dr. Oğuz Doğan hocamız, analiz için BİTAM’a yönlendirdi. Orada yapılan analizde özellikle SEM görüntülerinde, detaylı baktığımızda numunenin içinde hava boşlukları çok belirgindi. Bitkilere ait tohum ve doku parçaları, yaprak kalıntıları olması… Daha da detayına inildiğinde nişasta taneleri artık şüphelerimizi ortadan kaldırıyordu. Yapılan diğer analizlerinde de kimyasal içeriklerine baktığımızda, hem bitkilerde bulunan kimyasal maddelerin olması hem de mayalanma göstergeleri var. Bu buluntunun suyla unun karıştırılıp bir süre bekletildiğini, mayalandığını, pişmediğini yapılan analizler gösterdi. Fırının yanında hazırlanmış ama pişirilememiş ya da pişirilememiş, o formda olduğunu görmüş olduk. Heyecan verici bir buluştu. Şu ana kadar bulunan ekmek benzeri bu formda hiçbir buluntu yok. Şu an bilinen en eski ekmek diyoruz. Türkiye ve dünya için heyecanlandıran bir buluş.”
BİTAM Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Yasin Ramazan Eker ise merkezde arkeolojik buluntuların da analizlerini yaptıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“BİTAM’da ileri teknoloji, analiz, karakterizasyon cihazlarımız bulunduğundan, bu numuneleri analiz edip, özellikle kimyasal, fiziksel yapılarını belirledikten sonra tanımlayabildik. Artık daha önceki yıllarda yurt dışına yollanan bu numuneler Türkiye’de kalıyor. Bunları karakterize edebiliyoruz. Hem malzeme alanında yorumlayabiliyoruz hem de bulguların arkeolojik açıdan ne anlam ifade ettiğini veyahut ne zenginlikler kazandığını yorumlayabiliyoruz. Dolayısıyla hem arkeoloji alanında hem karakterizasyon alanında Türkiye’de yetkin insanlar var. Konya’da Necmettin Erbakan Üniversitesi BİTAM merkez laboratuvarında bunları yapabiliyoruz. Ekmeğin en önemli özelliğinden biri, ısıttığımız zaman kütlesi devamlı kayboluyor. Bu da şu demektir, bu numune o sıcaklığı daha önce görmemiş. Görmediği için de ekmek şeklinde olan bu numunenin pişirilmemiş olduğunu anlıyoruz. Hocalarımız gözenekli, süngerimsi yapıdan dolayı anlıyor. Dolayısıyla bizim ve onların bilgileriyle birlikte bu noktaya geldik. Daha isabetli teşhis etmemizi sağlıyor. Numunenin ekmek şüphesi vardı, bu şüpheleri doğruladık.”
Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Doğan da BİTAM’da arkeolojik numunelerin kimyasal ve fiziksel yapılarının tanımlanabildiğini söyledi.
]]>AA muhabirinin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) “Depremden Etkilenen Küçük İşletmelerin Desteklenmesi Hibe Programı” çerçevesinde İsveç’ten sağlanan fonla destek sağladığı depremzede kadın girişimcileri ele alındığı dosya haberin ilk bölümünde, Adıyaman’daki kostüm ve çeyizlik imalatçısı ile kafe işletmecisi kadınlarla röportaj yapıldı.
UNDP, program kapsamında, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerdeki küçük işletmelere sağladığı toplam 10 milyon dolarlık hibeyle, bu işletmelerin yeniden faaliyete başlayabilmesini hedefliyor. Program kapsamında, bugüne kadar 4 bin 616 küçük işletme desteklendi. Bu işletmelerin büyük bölümünü de kadın girişimciler oluşturdu.
“Yeniden üretime başladık”
Bu kapsamda desteklenen kadınlardan birisi olan Nurten Yıldırım, Adıyaman’da depremin ardından kurulan Balıkesir Çarşısı’nda yöresel kıyafet dikiyor ve özellikle çocuklara yönelik çeşitli kostümlerin satışını yapıyor. Yıldırım, Pamuk Prenses, Örümcek Adam ve Robin Hood gibi karakterlerin kostümlerini de hazırlıyor.
Yıldırım, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, çocuklar için kostüm hazırlamanın kendisini mutlu ettiğini ve amacının çocukların hayallerini gerçekleştirmek olduğunu söyledi. Hazırladığı yöresel Türk kıyafetlerine yurt dışından talep olduğunu belirten Yıldırım, “Yurt dışında bulunan Türk okullarına, Almanya, Fransa, İsviçre’ye yöresel Türk kıyafetleri gönderiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Depremde hem ev hem de iş yerinin yıkıldığını anlatan Yıldırım, “Depremde 35 yılın emeği ve birikimi iş yerimiz, 30 saniyede yerle bir oldu. Yeni bir yerde üretime yeniden başladık. Bu süreçte bize destek olanlara teşekkür ediyoruz. Tek başına toparlanmamız çok zor ama güzel destekler sağlanıyor.” diye konuştu.
Yıldırım, kadınların kendisini geliştirmesinin önemli olduğuna işaret ederek, “Kadınlar kendini geliştirsin ki gelişmiş çocuklar yetiştirsin. Üretken bir anne, çocuğuna çok şey verebilir. Dünya değişiyor ve değişen dünyada çocuklar kendilerine yol gösterecek rehber istiyor.” dedi.
“Kadınların üretmesi çok kıymetli”
Seval Alagöz ise atölyesinde, geleneksel danteller, pike, nevresim, yastık, havlu ve seccade gibi çeyizlikler üretiyor.
Meslek lisesinde giyim teknolojisi bölümünde eğitim alan Alagöz, 15 yıl ara verdiği mesleğine, depremden 9 ay önce açtığı iş yeri ile geri döndü. Depremde iş yeri ağır hasar alan Alagöz, UNDP’den aldığı destekle yaklaşık 2 ay önce yeni işletme açtı ve üretmeye kaldığı yerden başladı.
Alagöz, “Anneannelerimizin, annelerimizin gelenekselleşen dantel ve nakışlarını güncelleyip çeyizlik hazırlıyoruz. Aslında sandıkları yeniliyoruz. Çeyiz güzel bir gelenek, eskilerde kalmasın istiyoruz.” diye konuştu.
Kadınların çalışması ve üretmesinin çok kıymetli olduğunu belirten Alagöz, kadının elinin değdiği her şeyin yeniden hayat bulduğunu dile getirdi.
Açtığı kafeyi enkazdan çıkardığı eşyalarla süsledi
Kadın girişimci Nihat Pulat da Balıkesir Çarşısı’nda deprem enkazından çıkarıp onardığı eşyalarla kafe açtı.
Depremden önce küçük bir kafe işlettiğini ancak asrın felaketiyle tüm emeklerinin yok olduğunu belirten Pulat, hayata sıfırdan başlayarak üretime kaldığı yerden devam ettiğini söyledi.
Pulat, depremle birlikte hayatının nasıl değiştiğini şu sözlerle anlattı:
“Depremden önceki işletmemizde el yapımı reçeller, kahvaltılıklar hazırlıyorduk. Sıcak, samimi bir aile ortamımız vardı. İşimizi zor imkanlarla kurmuştuk ama çok sevildi, büyüdü. Ta ki 6 Şubat’a kadar. Depremde kaldığımız ev yıkıldı. Ayağım kırık şekilde evden çıktım. İlk gittiğim yer dükkanım oldu, çünkü orası benim için çok önemliydi. Depremin ardından Diyarbakır’a giderek tedavi oldum. Tedaviden sonra tekrar Adıyaman’a döndüm çünkü her şeyimi kaybetmiş olamazdım.”
Depremden birkaç ay sonra faaliyete başlayan dükkanında doğal meyve suları ve meyve kaseleri hazırladığını bildiren Pulat, hibe desteğinin kendisi için “can suyu” olduğunu söyledi. Pulat, “Kadınlar oturmasın, faaliyete geçsin. Biz deprem yeniden kalkıp bir şeyler yapabildiysek herkes yapabilir.” diye konuştu.
Pulat, Adıyaman’da bir şeyler üretmek isteyen ve buna imkan bulamayan diğer üreticiler için de bir atölye kurmak istediğini aktararak, bu konuda kendilerine yer tahsis edilmesi talebinde bulundu.
]]>İl Milli Eğitim Müdürlüğünce, Bismil, Çermik, Çınar, Eğil, Kulp ve Hani ilçelerinde hayata geçirilen “Türkiye Yüzyılında Kızlar Okuyor Projesi” kapsamında İlçe Milli Eğitim müdürlüklerinin de desteğiyle kırsal mahallelerde yaşayan ve dershaneye gitme imkanı bulamayan lise mezunu genç kızların üniversiteli olabilmesi için atıl durumdaki okullar, ders çalışabilecekleri kütüphanelere dönüştürüldü.
Kırsal mahallelerdeki okullarda görev yapan öğretmenler, üniversiteli olmak isteyen kızlara gönüllü olarak haftanın 5 günü 08.00 ile 14.00 saatleri arasında rehber öğretmenler eşliğinde kütüphanede eğitim veriyor, soru çözümünde destek sunuyor.
Dershane ortamını aratmayan kütüphanelerde, İl ve İlçe Milli Eğitim müdürlüklerince kızlara ücretsiz kaynak kitap desteği sağlanıyor.
Haftanın 5 günü ellerinde kitaplarıyla kütüphanenin yolunu tutan kızlar, hayal ettikleri üniversiteyi kazanmak için hem eğitim desteği alıyor hem de gün boyu sessiz ve konforlu bir ortamda soru çözme imkanı buluyor.
“Çocuklarımız güzel imkanlarla üniversiteye hazırlanıyor”
İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali, AA muhabirine, 6 ilçede uygulanan projeden şu ana kadar 14 kırsal mahallede 115 kız öğrencinin yararlandığını söyledi.
Küçükali, evleri kalabalık olan ya da evde ders çalışma şartları yetersiz olan kız çocukları için İlçe Milli Eğitim müdürlüklerinin desteğiyle kullanılmayan okulları kütüphaneye dönüştürdüklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Köylerimizde (kırsal mahalle) imkanları kısıtlı olan genç kızlarımızın, hem ev ortamından dolayı hem de tarlada çalışmasından kaynaklı üniversite sınavlarına daha iyi hazırlanması için ‘Türkiye Yüzyılında Kızlar Okuyor Projesi’ni başlattık. Bu proje kapsamında imkanları kısıtlı olan öğrencilerimizi tespit ettik. Köylerimizde açık olan, eğitim ve öğretim hizmeti verilen okullarımızın fiziki imkanlarını değerlendirdik. Bu okullarımızda kullanılmayan atıl durumdaki mekanları güzelce yeniden değerlendirip, düzenleyerek bu çocuklarımızın hizmetine sunduk. Çocuklarımız gün içerisinde okullara gelip, bu mekanlarda daha rahat ve güzel imkanlarda üniversiteye hazırlanıyor.”
“Tüm öğrencilerimize bu imkanları sunacağız”
Kız çocukların okumasının çok önem arz ettiğini dile getiren Küçükali, kız çocuklarının üniversiteyi kazanıp, eğitim alıp, meslek sahibi olması için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini belirtti.
Küçükali, gönüllü öğretmenlerin desteğiyle projeyi yürüttüklerini anlatarak, öğretmenlerin de bu işe gönül verdiğini söyledi.
Öğretmenlerin soru çözümünde ve rehberlik anlamında genç kızlara destek olduğunu belirten Küçükali, “Çocuklarımıza sadece fiziki imkanlar değil, yardımcı kaynakları da ücretsiz sunduk. Devletin tüm imkanlarını köylerde imkanları kısıtlı olan kız çocuklarımıza seferber ettik. İnşallah onlar da bu sene üniversitelerde istedikleri bölümleri kazanacaklar. İlerleyen günlerde tüm ilçelerimizde kısıtlı imkanları olan tüm öğrencilerimize bu imkanları sunacağız.” diye konuştu.
“Diğer öğrencilerden eksikleri kalmadıkları için umutlular”
Çermik Bintaş Ortaokulunda rehber öğretmen Buket İlgin, yaklaşık 1,5 yıldır Bintaş Mahallesi’nde görev yaptığını belirterek, kırsalda öğrencilerin genelde mezun olduktan sonra derslerden, eğitim ortamından uzaklaştığını gördüklerini söyledi.
Kızlara eğitimin yanı sıra danışmanlık hizmeti de sunduklarını anlatan İlgin, “Evde belki bu imkanlar olmadığı için kafaları dağılacaktı, motivasyonları düşecekti. Burada diğer öğrencilerden eksikleri kalmadıkları için umutlular. Biz de çok umutluyuz. Onları çok güzel yerlerde görmek istiyoruz. Umarım hepsini üniversitede görebiliriz.” dedi.
“Üniversite hayalim vardı ama eğitim konusunda destek alamıyordum”
Öğrencilerden Pervin Türkmen, avukat olmak istediğini belirterek, kendilerine bu eğitim ortamını sunan İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teşekkür etti.
Bu projenin mahallelerinde başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Türkmen, şunları söyledi:
“Üniversite hayalim vardı ama eğitim konusunda destek alamıyordum. Burada destek aldığımız için çok mutluyum. Ücretsiz test dağıtılıyor. Okulun öğretmenleri sorularımızı çözüyor. Onlara çok teşekkür ediyorum. Sorularımızın çözümünde yardımcı oluyorlar, eksikliklerimizi gideriyorlar. Burada aile ortamı var. Dershaneye gidemeyen, evde ders çalışma ortamı olmayan birçok kız öğrenci var ve hepsini buraya davet ediyorum.”
“Sessiz ve dilediğimiz gibi çalışabiliyoruz”
Hivda Demirkol ise öğretmenlerin desteğiyle YKS’ye hazırlandığını anlatarak, mahallelerinde bu eğitim desteğini almanın sevindirici olduğunu belirtti.
Sessiz bir ortamda diledikleri gibi ders çalışabildiklerini ifade eden Demirkol, “Zorluk çektiğimiz konularda bize yardımcı oluyorlar. Ailem burada ders çalışmamdan çok memnun. İleride avukat olup, benim gibi kız çocuklarını okutmak istiyorum.” dedi.
]]>***
Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu, geçen günlerde tamamlandı. Forum, küresel ölçekte büyük ilgi gördü. Aralarında 19 devlet lideri ve 52 dışişleri bakanının da bulunduğu 148 ülkeden yaklaşık 5 bin katılımcı foruma katıldı. Forumda sadece uygulayıcılar değil, aralarında dünyaca ünlü gazetecilerin, iş insanlarının ve hatta diplomasiyi uygulamada görme ve önde gelen politika yapıcılardan çok çeşitli küresel meseleler hakkında ilk elden bilgi alma şansına sahip olan öğrencilerin de bulunduğu çok çeşitli paydaşlar hazır bulundu. Etkinlik, Münih ve Davos gibi sadece “konuşma toplantıları” olmakla eleştirilen muadillerinin yanında tanınmış bir diplomatik buluşma olarak statüsünü sağlamlaştırmış durumda. Bununla birlikte ADF, Küresel Güney’in güçlü bir şekilde temsil edilmesi ve siyasi tartışmaların somut çözümlere dönüştürülmesi nedeniyle benzer etkinliklerden ayrılıyor.
Soykırım ve ırk ayrımcılığına karşı mücadele
Uluslararası sistemdeki sıkıntılar ışığında forum, “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” genel teması altında gerçekleşti. Forumda, Orta Doğu’da barış ve güvenlik, yapay zekanın diplomasideki rolü, yabancı düşmanlığı, Afrika’nın potansiyeli, Avrupa Birliği’nin (AB) güvenlik kapasitesi, sürdürülebilir kalkınma, gıda güvenliği ve hatta uzayla ilgili konular da dahil olmak üzere diğer önemli meseleler etrafında ciddi görüşmeler yapıldı. Açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21. yüzyılın, ortak beklentilerin aksine, uluslararası toplumun insanlığa karşı sorumluluklarını yerine getirmede yetersiz kaldığı bir krizler çağı haline geldiğini güçlü bir şekilde vurguladı. Gazze’de ve Orta Doğu’nun diğer yerlerinde yaşanan vahşete ve acil eylem ihtiyacına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür sorunların çözümünde çok taraflı diplomasinin önemini vurguladı.
İsrail’in eylemleri forum boyunca gündemin üst sıralarında yer aldı. Özellikle Gazze temas grubu panelinde, tek taraflı üçüncü taraf müdahalesinin gelecekte daha derin sorunlar yaratacağı ve uluslararası hukuktaki yaptırım mekanizmalarının eksikliğinin saldırganları cesaretlendirmeye devam ettiği cesurca ifade edildi. Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor çok sayıda panele aktif olarak katıldı.
Apartheide karşı verdiği uzun süreli mücadeleyle tanınan Güney Afrika’nın forumda güçlü bir şekilde temsil edilmesi, İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin uluslararası topluma güçlü bir mesaj gönderiyor. Türkiye ve Güney Afrika’nın İsrail’e karşı retorikten ziyade somut eylemleri savunmak konusunda ortak perspektiflere sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu mevcudiyet ortak kararlılıklarının altını çiziyor.
Forum, küresel söylemde genellikle kenara itilen seslerin yükseldiği bir platform olmaya devam etti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Batı’nın mevcut uluslararası ortamı kendi kurallarını dayatmak için kullanma çabalarına yaptığı vurgu, uluslararası yönetişim kurumlarını mevcut yapılarını yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban da uluslararası ilişkilerde çoğulculuğa duyulan acil ihtiyacı vurgulayan liderler arasındaydı. Macaristan’ın AB’de muhalif bir ses olarak rolünü vurgulayan Orban, Ukrayna-Rusya savaşında acil ateşkes ihtiyacının yanı sıra göç, aile ve transatlantik ilişkiler konusundaki farklı pozisyonlar konusunda kendi görüşlerini ifade etmekten asla çekinmedi.
Diyalog ve işbirliği
ADF, 2021’deki açılışından bu yana, diyalog ve işbirliği için bir sahne olması açısından önemini ortaya koymuştur. Bilindiği üzere, Ukrayna ve Rusya Dışişleri Bakanları arasındaki ilk görüşme, savaşın patlak vermesinden kısa bir süre sonra, 2022’de ADF’nin 2’nci edisyonu sırasında gerçekleşmişti. ADF, diplomasinin önündeki fiziki ve siyasi engellerin kaldırılmasındaki rolünü bu yıl da sürdürdü. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 devlet başkanıyla görüşmesi ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın 32 mevkidaşıyla bir araya gelmesinin ötesinde ADF, dünyanın dört bir yanındaki yüksek gerilimli noktaların ortasında bir diplomasi platformu olarak hizmet vermeye devam ediyor.
Çad, Mali, Burkina Faso, Senegal ve Gana’dan dışişleri bakanlarını ve bakan yardımcılarını bir araya getiren Sahel bölgesi konulu panel özellikle önemliydi. Siyasi konulardaki farklı görüşlerine rağmen bu Afrikalı üst düzey diplomatlar, Afrika’nın sorunlarını ele almada açıkça etkisiz kalan dış müdahaleleri, yerel gerçeklerin göz ardı edilmesini ve Afrika’nın sahiplenilmemesini eleştirdiler. Bu bakış açısı, Fidan’ın bölgesel sahiplenmeyi vurgulayarak küresel ilişkilere farklı yaklaşımlar getirme çağrısıyla örtüşüyor. Fidan ayrıca forumu çeşitli dünya görüşlerini barındıran bir platform olarak tanımladı. ADF’nin rolüne ilişkin bu görüş, önümüzdeki yıllarda her zamankinden daha da geçerli olacak gibi görünüyor.
[Doç. Dr. Ali Onur Tepeciklioğlu, Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir. “Afrika’da Türkiye” kitabının eş editörüdür: Routledge tarafından yayınlanan “Turkey in Africa: A New Emerging Power?” kitabının eş editörüdür.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Adana’nın Ceyhan ilçesinde yaşayan ev kadını Demet Kutluakdoğan (31) ve devlet memuru eşinin geçen 18 Haziran’da merkez Çukurova ilçesine bağlı Güzelyalı Mahallesi’nde bulunan özel bir hastanede Burak ismini verdikleri evlatları dünyaya geldi. Aile, evlatlarını 7 günlükken aynı hastanede çalışan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. A.B.K.’ye sünnet ettirdi.
Burak 2,5 aylıkken, dikişlerinden idrar geldiği fark edildi
Sünnetten sonra hiçbir sorun olmadığı söylenmesi üzerine aile evlatlarını evlerine götürdü. Burak 2,5 aylık olduğunda annesi Demet, bebeğinin altını değiştirirken idrarını sünnet yaptığı dikişten de yaptığını fark etti. Bunun üzerine aile bebeklerini yine aynı hastaneye ve doktora götürdü.
Hatasını kabul etti
Op. Dr. A.B.K. ise yaptığı tetkikler sonucu sünnette komplikasyon oluştuğunu ve kendi hatası olduğunu kabul etti. Ayrıca Dr. A.B.K., bebeği 6 aylık olduğunda tekrar ameliyat edeceğini ve hatasını düzelteceğini söyledi. Aile ise bunun üzerine doktordan şikayetçi olmadı.
Ameliyat edildi, sorun devam etti
Minik Burak 6 aylık olduğunda aile tekrar bebeklerini hastaneye götürdü ve ameliyat ettirdi. Ancak ameliyattan sonra Burak’ın idrar sorunu düzelmedi. Aile bebeklerini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’ne götürdüklerinde ise sünnetin ve ameliyatın yanlış yapıldığı bilgisini alıp yeni bir ameliyat ile sorunun düzeltileceği bilgisini aldı.
‘Ben elimden geleni yaptım’ savunması
Bunun üzerine aile tekrar özel hastaneye gidip doktora durumu anlattıklarında ise Op. Dr. A.B.K., ‘Ben elimden geleni yaptım’ savunmasını yaptı. Aile özel hastaneye başvurduğunda ise iddiaya göre hastane aileye yardımcı olmadı.
Suç duyurusunda bulundular
Hastaneden ve doktordan herhangi bir yardım alamayan aile önce Adana İl Sağlık Müdürlüğü’ne ardından da savcılığa gidip suç duyurusunda bulundu.
“İki delikten idrar yapıyor”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan anne Demet Kutluakdoğan, sünnet sonrası mağdur olduklarını anlatarak, “Tamamen dini hassasiyetimizden dolayı oğlumu sünnet ettirdik. Sünnetten yaklaşık iki buçuk ay sonra oğlumun altını değiştirirken iki delikten idrar yaptığını fark ettim. Sünnet dikişlerinin olduğu hizada fazladan bir delik vardı. Hemen doktora gittik, doktor kontrol etti ve sünnette bir komplikasyon oluştuğunu, bu yüzden 6 aylık olduğunda hatasını telafi etmek için oğluma tekrar bir operasyon yapacağını söyledi. Bu süreçte doktordan herhangi bir şikayette bulunmadık çünkü hatasını kabul etti ve telafi edeceğini belirtti. Oğlumuz 6 aylık olduğunda tekrar ameliyat oldu ancak yine delik kapanmadı ve doktor başarısız oldu” diye konuştu.
“İyileşme şansı azaldı”
Oğlunun 2 yaşında 1 kere daha ameliyat olacağını aktaran anne Kutluakdoğan, “Oğlum 6 aylıkken vücuduna genel anestezi almak zorunda kaldı, ameliyat öncesi ve sonrasında birçok tıbbi müdahaleye maruz kaldı. Oğlumu boşuna ameliyat etti ve bunun sonucunda oğlum tekrar ameliyat olmak zorunda. Bunun maddi yükümlülüğü bize ait, maddi ve manevi olarak kayıptayız. Kapatma ameliyatlarında sayı arttıkça başarı oranı azalıyormuş. Doktor ehli olmadığı bir ameliyatı yaparak benim oğlumun bir sonraki ameliyatta tamamen iyileşme şansını, başarısını da azaltmış oldu” ifadelerini kullandı.
“Sonuna kadar şikayetçiyiz”
Doktordan ve hastaneden şikayetçi olduklarını vurgulayan Demet Kutluakdoğan, şunları söyledi:
“Eğer doktor bize ilk ameliyatta bu işin ehli olmadığını, daha profesyonel kişilere götürmemizi söyleseydi biz o zaman başka bir doktora götürürdük, en azından oğlumun ameliyatının başarı şansı artardı. Oğlum şu an 8 aylık. 2 yaşına gelince bu sorundan dolayı tekrar bir ameliyat olmak zorunda. Hastane, şikayetimiz üzerine sadece doktoru işten çıkardı. Bunu benim için yapmadı zaten, olay duyulursa kendi itibarını zedelememek için yaptı. Aynı zamanda hastane, İl Sağlık Müdürlüğüne yaptığımız dilekçemize karşılık verdiği savunmada, oğlumun sünnetini idrar yapamama şikayetinden dolayı yaptırdığımızı öne sürdü. Biz sonuna kadar şikayetçiyiz.”
İhlas Haber Ajansı’nın ulaştığı Özel Güzelyalı Hastanesi ise doktoru işten çıkardıklarını aileye ise yardımda bulunduklarını söyledi. – ADANA
]]>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Onur Kahya, yapay zekanın gelecekte insan hayatına etkilerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Kahya, yapay zekanın insanın yapabildiği bir çok işi yapan bir algoritma olduğunu söyledi.
Yapay zekanın geleceği açısından farklı senaryolar üzerinde durulduğuna dikkati çeken Kahya, “Yapay zekayı nükleer bombaya benzetiyorum. Mesela atom bombası çok yıkıcı bir hasara neden oldu ama nükleer fizik çalışırken birçok şey öğrendik. Mesela MR gibi.” dedi.
Kahya, yapay zekanın, sağlık, eğitim, hukuk gibi bir çok alanda işleri kolaylaştıracağını belirterek, “Hukuk alanında hakim ve savcıların yükü hafifleyecek. Doktorların tanı koymasına asistanlık yapacak. Beyin tomografisinde hangi hücrelerin tümörlü ve tümörsüz olduğunun ayrımını yapabilecek.” diye konuştu.
“Bilim dünyası ‘Yapay zekanın gelişimini yavaşlatsak mı?’ sorusunu tartışıyor”
Yapay zekanın bu yapıcı etkisine rağmen yıkıcı etkileri de olacağının altını çizen Kahya, zararlı yönlerinin silah sektöründe yaşanabileceğini söyledi.
Kahya, yapay zekanın algoritma ve olasılıklar içerisinde davranış sergilediğine vurgu yaparak, “Bu olasılıklar içinde istemediğimiz sonuçlar da söz konusu olabilir.” ifadesini kullandı.
Yapay zeka konusunda yaşanabilecek sorunlara dikkati çeken Kahya, “Mesela yapay zeka gücü eline aldığında ‘Patates üretimini arttır.’ emri verildiğinde, elindeki gücü kullanarak belki dünyadaki her şeyi hatta insanlığı bile yok edip, her yeri patates tarlasına çevirebilir. Abartılı bir örnek ama burada olduğu gibi ‘İleride kendi kendine kararlar verebilir mi?’ Bu hala açık bir soru. Bilim dünyası ‘Yapay zekanın gelişimini yavaşlatsak mı?’ sorusunu tartışıyor artık. Bu korkuların gerçekçi olup olmadığını şimdiden kestirmek çok zor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Beklemediğimiz alanlarda işsizliğe sebep olacak”
Yapay zeka konusunda Türkiye’de yeni hamleler olduğunu aktaran Kahya, Milli Teknoloji Müdürlüğünün bu anlamda önemli bir misyon üstlendiğini ifade etti.
Prof. Dr. Kahya, üniversite seviyesinde, sadece bilgisayar mühendisliği için değil, her mühendislik dalı için yapay zeka okur yazarlığı dersi verilmesi, hatta bunun liselere ve orta okullara kadar yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.
Ülke olarak yapay zeka konusunda katedilmesi gereken çok uzun bir yol olduğuna işaret eden Kahya, “Milli Eğitim Bakanlığının yapay zeka uygulamaları alanında projeleri var. Yapay zeka konusunda eğitim verecek uzman kişiler yetiştirmeliyiz. Bilişim sektörü de bu eğitim çabalarına destek vermelidir.” diye konuştu.
Kahya, yakın gelecekte yapay zeka alanında öne çıkan ülkelerle geride kalan ülkeler arasında uçurumlar oluşacağını belirterek, “Yapay zeka gibi anahtar teknolojileri elinde bulunduran ülkelerin ürettiği ürünleri, gelişmemiş ülkeler satın dahi alamayacak.” dedi.
Yapay zekanın insanı işsiz bırakacağı yönündeki endişelere de değinen Kahya, “Yapay zeka birçok sektörü etkileyecek. Beklemediğimiz alanlarda işsizliğe sebep olacak gibi görünüyor. Yapay zeka ile ilgili gelecek 10 yılda vereceğimiz kararlar çok önemli. Çocuklarımızı ve geleceğimizi şekillendireceğimiz bir andayız o yüzden bu konuda devletin, akademinin ve özel sektörün el ele vermesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.
“Savunma ve ulaşım sektöründe insansız araçların kabiliyeti artacak”
İTÜ Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nazım Kemal Üre ise yapay zekanın bilişimin otomasyonu olarak tarif edilebileceğini belirtti.
Yapay zekanın farklı sektörlere büyük etkileri olacağını kaydeden Üre, “İş dünyasında insanların verimliliğini artıran birçok teknolojiyle karşılaşacağız. Özellikle savunma ve ulaşım sektöründe insansız araçların kabiliyeti çok artacak.” ifadelerine yer verdi.
Üre, yapay zeka konusunda Amerika ve Çin gibi ülkelerin başı çektiğini ifade ederek, Türkiye’de bu alanda son 3 yılda çok ciddi bir ivme yakalandığını ve büyük bir potansiyelin olduğunu kaydetti.
“Yapay zekanın olumlu ve olumsuz tarafları var”
Doç. Dr. Üre, yapay zeka ile yapılan işlerin kalitesinin daha üst seviyeye çıkacağını belirterek, “Her teknolojide olduğu gibi yapay zekanın da olumlu ve olumsuz tarafları var. Yakın vadede bir olumsuzluk çıkaracağına inanmıyorum ama uzun vadede olabilecekler için birçok araştırmacı ve devletler gerekli önlemlerin ne olması gerektiğini tartışıyor. Yapay zeka insanı işsiz bırakacak demektense, iş yapışımızda ciddi bir dönüşüm olacağından, insanların yeni öğrenmesi gereken bir sürü yetenekler olacak diyelim.” diye konuştu.
Bunu bilgisayar devrimine benzettiğini aktaran Üre, sözlerini şöyle sürdürdü:
“40 yıl önce bilgisayar kullanmayı bilmeseniz de iş bulma konusunda sorun yaşamazdınız. Ancak bugün bunu hayal dahi edemiyorsunuz. Veri analiz etmeyi, veri kullanarak bir şey yapmayı bilmiyorsanız bulacağınız iş sayısı çok azalacak. Bilgisayarlar çıkınca bazı insanlar işsiz kaldı. Bir jenerasyon sonra her şey yerine oturdu ve şuan bilgisayarlar sayesinde çok daha güzel bir dünyada yaşıyoruz. Yapay zekada da aynısı olacak. Bazı insanlar işsiz kalacak ama geçireceğimiz dönüşüm sayesinde daha güzel bir dünyada yaşayacağız.”
Üre, yapay zekada ileri seviyede olan ülkeler ile bu teknolojiye erişemeyen ülkeler arsında gelecekte önemli uçurumlar olacağına dikkati çekerek, “Şu an için kapanmayacak bir açık yok ancak kendinizi geliştirmezseniz ilerde bu alanda gelişen ülkelere muhtaç olabilirsiniz. ” dedi.
]]>ETÜ Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (EKAUM) öncülüğünde akademideki kadınların sorunlarını konuşmak ve toplumsal değişimde üstlendiği rolü değerlendirmek amacıyla düzenlenen programa ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak ve Eşi Behtiye Çakmak, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ceren Sultan Elmalı, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Elanur Yılmaz Karabulutlu, EKAUM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Bahtinur Möngü ve ETÜ’de çalışan kadın personeller katıldı.
Yaşam Merkezi’nde düzenlenen programın açılış konuşmasını yapan Behtiye Çakmak, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün anlam ve önemine değinerek: “Bugün, sivil farkındalık günü, anti cinsiyetçilik günü, ayrımcılıkla mücadele günü ve kadınlar günü başlıkları altında değerlendiriliyor. İçeriği bu kadar güzel ve kapsayıcı olan bir günün bütün dünya coğrafyasını içine almasını beklerdim. Maalesef ki başta Filistin ve Doğu Türkistan olmak üzere dünyanın mazlum coğrafyalarında insan hakları ve özgürlükleri kısıtlanmış durumda. İnsanlar öldürülüyor veya ölüme terkediliyor. Allah’ın bize bir süreliğine bahşettiği hayat yolculuğunda bizler istek ve arzularımıza yetenek ve gayretlerimize binayen tercih ettiğimiz yollar üzerinde yürüyoruz. Bu yolda karşılaşacağımız her insan ve her durum ister iyi olsun isterse kötü bizler için bir kazanımdır. Bu yolu imar edip güzelleştirmek bizlerin elindedir. Bugün burada akademide çeşitli görevler üstlenen kıymetli konuşmacılar var. Bizlerle deneyimlerini sorunlarını ve önerilerini sunacaklar. Onları zevkle dinleyecek ve söylediklerinden kazanım elde edeceğiz. Hepinize bir ömür boyu başarılar diliyorum” diye konuştu.
Programda konuşan Rektör Çakmak ise dünyada yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek: “Konuşmama dikkatimi çeken bir Kadın Dayanışma ve Demokrasi Derneği (KADEM) çalışanının ifadeleriyle başlamak istiyorum. “Bizler kadın ve erkeğin bir bütünün 2 eşit yarısı olduğuna inanan ilk gelenekten geliyoruz cinsiyetler arası adaleti şiar edinen bir dinin mensupları olarak kadın ve erkeğin karşılıklı adalet ve hakkaniyet içinde yeryüzünü birlikte imar edeceğine inanıyor ve bunun için çabalıyoruz” Bu sözler günün özeti olabilecek niteliktedir. Bizler nihayetinde bu dünyayı kadın ve erkek olarak birlikte imar etmekle mükellefiz. Çünkü kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Kadının dikkate alınmadığı bir toplum aklın yarısından mahrum kalacaktır. Bu durum toplumsal gelişmenin ve ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. Kadın ve erkeğin birlikte bu toplumu inşa etmesi, inşa sürecinde her birinin kendi sorumluluk ve yetenekleri ölçüsünde katkı sunması oldukça kıymetli değerlidir. Bu vesileyle 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.
Açılış konuşmaların ardından devam eden programda toplumsal cinsiyet, karar alma mekanizmalarında kadının yeri, kadın akademisyen olmak, idari hayatta kadın olmak ve hizmet sektöründe kadın olmak konuları ele alındı.
Programın sonunda ise günün anısına ETÜ Kampüsünde kurulacak olan Kadınlar Korusu için hazırlanan fidan sertifikaları personellere takdim edildi. – ERZURUM
]]>Vali Yunus Sezer’in yürütme kurulu başkanlığında, Balkan ülkeleriyle yapılan işbirliklerinin daha etkin, verimli olması ve tek elden yürütülmesi amacıyla Edirne Valiliği Balkan Şehirleri İş Birliği Edirne Platformu kuruldu.
Platform, Trakya Üniversitesi işbirliğinde 1. Uluslararası Balkan Sempozyumu düzenleyecek. 7-8 Mart’ta gerçekleştirilecek sempozyumda Balkanlar’ın kültürel ve sanatsal yönleri ele alınacak.
Organizasyon kapsamında Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’dan 25 ressam da kente davet edildi.
Şehri resmeden ressamların eserleri, sempozyum kapsamında 7 Mart’ta Trakya Üniversitesi Balkan Kongre Merkezinde “Balkan Ressamlarının Fırçalarından Edirne” adlı sergide beğeniye sunulacak.
Ressamlar tarihi ve turistik alanlarda
Ressamlar Selimiye Meydanı, Meriç Köprüsü, Karaağaç Mahallesi ve Devecihan Kültür Merkezi’nde çalışmalarını sürdürüyor.
Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Mustafa Hatipler, gazetecilere yaptığı açıklamada, ressamların Vali Sezer’in misafiri olarak 10 gündür Edirne’de olduğunu söyledi.
Sanatçıların çalışmalarını stüdyo olarak hazırlanan Devecihan Kültür Merkezi ve kentin tarihi, turistik alanlarına sürdürdüğünü belirten Hatipler, “Balkan coğrafyasının hemen hemen her köşesinden gelen ressamlarımız Edirne’de. Onların gözüyle, fırçasıyla oluşturduğu eserlerde kentimizi göreceğiz. Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melihat Tüzün ve akademisyen ressamlarımızı da bu çalışmaya dahil ettik.” dedi.
Hatipler, sempozyuma Balkan ülkelerinden katılacak akademisyenlerin ise Balkanları edebiyattan tarihe, musikiden mimariye, ekonomiden kültüre, sanattan spora birçok yönüyle ele alacağını kaydetti.
Organizasyon konserle sona erecek
Kültür ve Turizm İl Müdürü Kemal Soytürk de platformun kısa süre önce çalışmalarına başladığını, bu çalışmalardan ilkinin Balkanların anahtarı Edirne’de gerçekleşecek 1. Uluslararası Balkan Sempozyumu olduğunu vurguladı.
Resim sergisi için ressamların çalışmalarının devam ettiğini anlatan Soytürk, “Etkinlikler kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Türk Dünyası Müzik ve Halk Dansları Topluluğu tarafından 7 Mart’ta Altay’dan Tuna’ya konseriyle bu sempozyum taçlandırılacak.” dedi.
“Edirne Balkanların başkentidir”
Kosova’nın Prizren şehrinden gelen ressam Ethem Baymak ise Edirne’yi çok sevdiğini ve bu şehirde resim yapmanın güzel bir duygu olduğunu ifade etti.
Edirne’nin ressamlara ilham veren bir kent olduğunu dile getiren Baymak, şunları kaydetti:
“Edirne Balkanlar’ın başkentidir. Bir derdim varsa Edirne’ye giderim, bir zevkim varsa Edirne oyun havasını oynamak bizim için bir güzelliktir. Tek kelimeyle Rumeli insanı, Balkanlar’da yaşayan Müslümanlar, Türkler Edirne’yi hem samimi bulmaktadır hem de başkent olarak kabul etmektedirler. Ne İstanbul ne Ankara ama ‘Edirne’ deyince içimizde bir kıpırtı mevcuttur. Edirne her yeri tarihi eserlerle dolu, köprüsüyle, camisiyle, kervansarayıyla Rumeli insanının böbürleneceği bir ilham kaynağıdır, bundan beslenerek güzel eserler ortaya koyacağız.”
Bulgaristan’ın Mestanlı şehrinden Kamber Osman Kamber ise platformun Balkan ülkeleri arasındaki kardeşliği artıracağını ve Balkan ressamlar olarak bir arada olmaktan mutluluk duyduklarını kaydetti.
Bulgaristan’ın Süzebolu bölgesinden Anjeline Nedin de Edirne’de ressamlara konu olacak birçok eserin ve mekanın yer aldığını dile getirdi.
]]>Kurum, Ülke TV’de katıldığı canlı yayında, Çanakkale’de meydana gelen 4,9 büyüklüğündeki depremi yaşayan tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti.
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve deprem gerçeğiyle yaşamak zorunda olunduğunu vurgulayan Kurum, “Biz istiyoruz ki İstanbul’daki riskli bina stokunu bir an önce bitirelim. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu farkındalığıyla daha önce başardığımız gibi İstanbul’u da deprem konusunda hazırlıklı hale getireceğiz. İstanbul, deprem konusunda sempozyum yapmaktan ileri gidemeyen anlayışa teslim olmayacak.” ifadelerini kullandı.
Kurum, depreme ilişkin tedbirler alınarak yaşanması gerektiğini dile getirerek, “Deprem bugün terörle mücadele kadar önemli bir konudur. Biz de projelerimizi, hayallerimizi ortaya koyduğumuzda en önemli gündem maddemiz deprem.” şeklinde konuştu.
“Vatandaşınız için dertli olursanız her şey yapılır”
Kurum, muhalefetin, İstanbul’un deprem gerçeğiyle ilgili son 5 yılda hiçbir proje ortaya koyamadığına işaret ederek, şöyle konuştu:
“650 bin konut İstanbul’da dönüştürülmemeli.’ diye düşünen bir belediye başkanı şu anda var. Kentsel dönüşümün mahalle mahalle yapılması gerektiğini biz söylerken, bugünkü liyakatsiz belediye başkanı hiçbir şey yapmadı. Bu anlayış, ‘İstanbul’da deprem olsun ve insanlar bu riskli binalarda yaşasın.’ demektir. Biz, nüfusu arttırmadan yerinde konutları dönüştürelim diyoruz. Yapmak isteyeni de eleştiriyorlar, ‘Kaynak bulamazsınız.’ diyorlar. Biz kaynak bulduk, asrın felaketinde 3 ayda 89 bin konutun inşası başladı. İstenirse yapılır, siz vatandaşınız için dertli olursanız her şey yapılır. “
“TOKİ ile kaynak ürettik”
Kurum, kaynakları en iyi şekilde kullandıklarının ve TOKİ ile kaynak ürettiklerinin altını çizerek, “İstanbul’a 5 yılda 1 litre su gelmemiş. Sonra da bizim projeleri karalamak diz boyu. Eğer İstanbul’da Marmaray, Avrasya Tüneli, 3. köprümüz, Kuzey Marmara Otoyolu yapılamasaydı neler olurdu?” dedi.
Murat Kurum, 100 bin sosyal konut için 16 Nisan’da başvuruları alacaklarını hatırlatarak, şöyle devam etti:
“KİPTAŞ eliyle yarısı bizden 300 bin konut yapacağız. Biz 250 bin konutu dönüştüreceğiz. İstanbul’un kaynaklarını İstanbul’a harcayacağız. Biz İstanbul’da 100 bin konutu neden yapacağız. Memurların İstanbul’dan beklentileri var. Bu konutlar kentsel dönüşüm yapılan binalardaki insanlarımıza düşük kiralı olarak verilecek. Sayın Cumhurbaşkanımızdan, ilgili bakanlarımızdan destek alacağım. İstanbul için ne gerekiyorsa yapacağım.”
“Raylı sistemi 5 yılda 2 katına çıkaracağız”
İstanbul’un en önemli sorunlarının başında ulaşım, deprem ve konut fiyatlarının geldiğini belirten Kurum, “İstanbul’daki trafik artık çile olmuş. Yılda 18 milyon turistin geldiği, araç sayısının her gün arttığı İstanbul’a yatırım yapmak zorundasınız. Birileriyle kirli pazarlıklarla bunu yapamazsınız. İstanbullular neden bu çileyi çekiyor? Metrobüs kuyruğunu görsem ve belediye başkanı olsam utanırım, sokağa çıkamam. Raylı sistemi 5 yılda 2 katına çıkaracağız. 340 kilometreden 650 kilometreye çıkaracağız. Her ilçeye metro gidecek bir sistem yapacağız. İstanbul’un 2 yakasına 2 büyük tünel yapacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Mevcut İBB yönetiminin yeni bir tane bile tünel yapmadığını kaydeden Kurum, “122 kilometrelik tünelle alternatif bir yol oluşturuyoruz. Yerin altından hızlı bir şekilde gidilecek yol olacak. Bunların bittiğini hayal edin, Kilyos’tan çıkan bir vatandaşımız kesintisiz Büyükçekmece’ye kadar gidecek.” dedi.
“250 bin araçlık yeni otoparkı hayata geçireceğiz”
Kurum, vatandaşın evinin önüne ücret ödemeden aracını park edeceğini vurgulayarak, 250 bin araçlık yeni otoparkı hayata geçireceklerini söyledi.
Üstü yeşil alan, altı otopark olan projeyi gerçekleştireceklerini belirten Kurum, okullara otopark yapacaklarını ve okula gelen öğretmen ile velilerin araçlarını buralara park edebileceklerini kaydetti.
Kurum, tek sistemden taksiyi yöneteceklerine dikkati çekerek, “Şu anda birçok uygulama var, biz bunu tek çatı altında toplayacağız. Oldu ya taksiden istediğiniz verimi alamadınız, ödül ve ceza uygulaması getireceğiz. Gerekirse men edeceğiz. Bir yandan taksicilerimize eğitim vereceğiz. Taksicilerin de güvenliğini düşüneceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Sen önce kirli ittifaklarının hesabını ver”
CHP ile DEM Parti arasındaki ittifakın kimlerle nasıl olduğunu milletin bildiğini kaydeden Kurum, “Aynı geçmişte olduğu gibi bakanlıkları paylaşmışlardı. Cumhur İttifakı’nda böyle bir şey gördü mü bu millet? Devlet Bey, ‘Sizin de bu noktada bir talebiniz var mı?’ diye sorulduğunda, ‘Bu millet sizi seçti, sizin yönetmeniz ve bizim uymamız gerekir.’ diye yanıt verdi.” şeklinde konuştu
Kurum, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, “Tek millet, tek devlet” söylemiyle ilgili yaklaşımına değinerek, şunları kaydetti:
“Sen git önce kendini özgürleştir, sen ne demek istiyorsun? Sen önce kirli ittifaklarının hesabını ver. Böyle bir aşağılık bakış açısı olamaz. Sen git o büyükelçilerle yaptığın kirli anlaşmaları açıkla. Gelip bize akıl verme. Kendi menfaatin için her türlü kirli ilişkiye giriyorsun sonra bizim ‘tek millet, tek devlet’ dememizden mi rahatsız oluyorsun. Özgür Özel, bedelli askerlik yapan vatandaşlarımızı hedef aldı, kendi belediye başkan adayları bedelli askerlik yapmış kişiler. “
Murat Kurum, seçim yarışında geriden başladıklarını ancak şu an 1,5-2 puan öne geçtiklerini belirterek, tüm İstanbulluların oyunu alarak büyük bir zafer kazanacaklarını söyledi.
]]>Açılışta konuşan MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan Elçi, üniversitenin kuruluşundan bu yana sanat, mimarlık ve tasarım alanında ülkenin geleceğini şekillendirdiğine dikkati çekerek, “Bu kurum 142 yıldır hiç yolunu saptırmamış bir kurum.” dedi.
Elçi, serginin kurumun hafızasının birinci bölümü olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Gezeceğiniz sergi, kurumun hafızasının 4’te biri. Toplanan, düşünülen ve metine dönüştürülen hafızanın 4’te biri sergileniyor. Bu sadece bir parça. Serginin ikinci bölümünde sırada 1950’den sonra yepyeni bir kuruluş, yeni bir mimari anlayış, yeni bir eğitim programı, üniversite oluncaya kadar geçirdiğimiz dönem var. Bunun ardından onun sergisini yapacağız. Bunları elbette kitaplaştırarak geleceğe de bırakacağız.”
“Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi”
Serginin küratörlerinden Prof. Dr. Mehmet Sinan Niyazioğlu, Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında böyle bir çalışmaya imza attıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“MSGSÜ, geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze ulaşabilen ilk ve tek sanat kurum. Bu sergi kapsamında müzenin sergi salonlarında bulunan eserler, deposunda derin bir uykuda bulunan eserler, bu kurumun eğitimcilerinin ve mensuplarının yayınlamış olduğu yayınlar, Halil Ethem Eldem’in, Zeki Kocamemi’nin, Nazimi Yaver Yenal’ın zamanında tasarlamış olduğu teşhir masaları ve bantlar, hepsi sessizce bekliyorlardı. Kendi kendilerini anlatmak istiyorlardı ve bir araya geldiler. 1882’den 1948’e kadarki yangın sürecini anlatmak istediler, izleyicilerle buluşturdular, bizleri çalıştırdılar. Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi.”
Küratör Doç. Dr. Yasemin Nur Erkalır da 1987’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde resim kursu almaya başladığını ve müzeyle o zaman tanıştığını dile getirerek, “Bugün burada hep beraber olmak benim için çok büyük bir onur. Teşekkür ederim.” ifadesini kullandı.
Üniversitenin Mimarlık Fakültesi’nden küratör Prof. Dr. Nezih R. Aysel ise MSGSÜ’nün 142 yıl önce büyük umutlarla kurulduğuna işaret ederek, “Bugüne kadar hep ülkenin sanatına, mimarlığına bir şekilde iz bıraktı. Benim izlediğim kadarıyla ilk kez güzel sanatlarla birlikte ülkenin ve okulun tarihini (bu sergide) yan yana sergiledik. Umarım mimarlık ve sanat birlikteliğini yaşam boyu sürdürür.” değerlendirmesini yaptı.
Sergi hakkında
Osman Hamdi Bey tarafından 1882’de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulan, uzun süre Güzel Sanatlar Akademisi olarak devam eden, bugün ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne dönüşen Türkiye’nin ilk sanat okulunun uzun tarihçesi “Temsil ve Hafıza” sergisinde izleyiciye sunuluyor.
Cumhuriyet’in 100. yılı ve üniversitenin 142. kuruluş yılı kapsamında hazırlanan sergi, 1948’de kurum hafızasına darbe vuran yangındaki kırılmaya kadarki döneme odaklanıyor ve sergiyi gezenlere bu süreçte akademililerce yürütülen “temsil” ve “hafıza” politikaları üzerinden bir okuma öneriyor.
Sergi, 4 Ağustos’a kadar İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
]]>Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşmasına, tutuksuz sanıklar Murat A. ve kardeşi Mahmut A. ile bazı tanık, müştekiler ve taraf avukatları katıldı.
Duruşmada tanık sıfatıyla beyanı alınan binanın eski yöneticisi M.T. yıkılan Özgür Apartmanı’nda kolon kesilmesine şahit olmadığını anlatarak, “Depremden önce ben binanın 13. katında ikamet ediyordum. Binanın yağmur su boruları apartmanın dışındaki bahçeye akıyordu. Binanın dam kısmına beton dökülmedi. Doğal gaz tesisat işlemi ise binaya zarar vermeden gerçekleştirildi. Tüm bilgim bunlardan ibarettir.” dedi.
Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan sanık Mahmut A, binanın yapımıyla ilgili herhangi bir sorumluluğunun olmadığını öne sürerek, kendisinin o dönemde imza yetkisinin bulunmadığını söyledi.
Suçlamaları kabul etmediğini belirten Mahmut A. şöyle devam etti:
“Ben daha çok şirketin büro işleriyle ilgileniyordum. Binanın inşaatı, zemin etüdü gibi işlemlerle o dönem teknik uygulama sorumlusu S.Y. ilgileniyordu. Ben babamın kurduğu bu şirkette sadece bir çalışandım. Binayla ilgili hiç bir imza işleminde yer almadım. Bir süre dairelerin satış işlemleriyle ilgilendim. Binanın yapım yılı üzerinden yaklaşık 28 yıl sene geçmiş. Apartmanda doğal gaz tesisat işlemleri yapılmıştır. Bu işlemler kapsamında bütün katlar delinmiştir. Binanın dam kısmına 50 santimetre kalınlığında beton döküldüğü bilgisi bana gelmişti. Hatta bu konu yüzünden apartman sakinleri arasında tartışmalar olmuş. Sonrasında yağmur su borularının direk bodruma aktığı yönünde duyumlar da aldım. Bazı dairelerde cam balkonlar yapılmış. Ayrıca deprem sonrasında binadan karot alınma yöntemine itirazım var. Çünkü iş makinesi binanın üzerine çıkmadan karot alınması lazımdı. Bilirkişi raporundaki karot katsayı değerleri, örselenmiş numunelerden alınmıştır. Bu nedenle bu katsayı değerleri ortaya çıkmıştır. Bu binayla ilgili benim sorumluluğum yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum.”
Diğer sanık Murat A. da suçlamaları kabul etmediğini söyleyerek, “Binanın inşasında etriye aralığı yönetmeliğe uygun yapılmıştır. Önceki celse yaptığım savunmamı tekrar ediyorum. Hakkımda uygulanan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Cumhuriyet savcısı, dosyadaki delil durumu dikkate alınarak sanıkların mevcut hallerinin devamına karar verilmesi ve eksik hususların giderilmesi yönünde mütalaasını sundu.
Mahkeme heyeti de sanıkların mevcut halinin devamına ve sanık avukatının olay yerinde keşif yapılması yönündeki talebinin reddine karar karar vererek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Pazarcık merkezli 6 Şubat 2023’teki 7,7 büyüklüğündeki depremde hasar alan, Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğündeki sarsıntıda yıkılan, 4 kişinin öldüğü Çukurova ilçesi Güzelyalı Mahallesi’ndeki Özgür Apartmanı’nın müteahhitleri Mahmut ve Murat A. hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde kurulan Deprem Soruşturma Bürosunca “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan, 22 yıl 6’şar ay hapis cezası istemiyle iddianame düzenlenmişti.
]]>Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından millete seslendi.
Önceki hafta ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştiren 5. nesil savaş uçağı KAAN vesilesiyle savunma sanayinde gelinen yerin, Türkiye’de ve dünyada epeyce konuşulduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“KAAN başta olmak üzere savunma sanayi hamlelerimiz, Antalya Diplomasi Forumu’nda da muhataplarımızın gündemindeydi. Bugün bu başarı hikayesinin ihracatımıza olan etkisi üzerinde durmak istiyorum. Bilindiği gibi savunma sanayinde son 21 yılda büyük aşamalar kaydeden Türkiye, bu sayede sektörde yüzde 20’lerde olan yerlilik oranını yüzde 80’lerin üzerine taşımıştır. Öyle ki 850’yi aşkın yerli savunma sanayi projesi ve 90 milyar dolarlık proje büyüklüğüyle bu alanda kendi kendine yeterliliği en yüksek ülkelerden biri haline geldi.”
“SİHA ihracat liginin de zirvesinde yer alıyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sadece bununla kalmadıklarını ifade ederek, şunları söyledi:
“Sahip olduğumuz yüksek teknoloji ürünlerini dost ve müttefik ülkelerle de paylaşarak savunma ihracatımızı 10 yılda yaklaşık 4,5 kat artırdık. Geçtiğimiz yıl dünyanın 185 ayrı ülkesine 230 çeşit savunma sanayi ürünü satarak 5,5 milyar dolarlık ihracat yaptık. Sahip olduğumuz kara, deniz, hava savunma platformlarıyla kardeş ülkelerin ordularının ihtiyaçlarına cevap vererek Türkiye’nin bölgesel ve küresel gücüne katkıda bulunduk. Savunma sanayi üretimimizi deprem bölgesine de yayarak hem bu alandaki gücümüzün artmasını sağlamayı hem de şehirlerimizin hızla ayağa kalkmasına destek olmayı amaçlıyoruz.”
Erdoğan, “Savunma sanayi ihracatında dünyadaki yerimize baktığımızda karşımıza çıkan fotoğraf şu şekildedir, TB2, AKINCI, ANKA ve AKSUNGUR silahlı insansız hava araçlarımız ile SİHA teknolojisinde dünyada ilk 3 ülke arasında SİHA ihracat liginin de zirvesinde yer alıyoruz. Bugüne kadar 50 ülkeyle 770 insansız hava aracı için sözleşme imzaladık. Sadece geçtiğimiz yılın İHA ihracat tutarı, 1,8 milyar dolardır. 2024 yılının ilk iki ayında savunma ve havacılık sektöründe 633 milyon dolarlık ihracat rakamıyla yeni bir rekor kırdık.” diye konuştu.
Kara araçlarında bir dünya markasına dönüşen savunma sanayisinin, her kıtadan 40 ayrı ülkeye yaklaşık 4 bin 500 4×4, 6×6 ve 8×8 taktik tekerlekli araç ihracatı yaptığını aktaran Erdoğan, geçen yıl kara araçları ihracatının 500 milyon doları bulduğuna dikkati çekti.
“İlk sıralarda yer alıyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
“Mühimmat ve füze sistemlerinin her çeşidinde tasarımda, geliştirilmesinde ve üretiminde ilk sıralarda yer alıyoruz. Deniz araçlarında kendi korvetini, kendi Anadolu gemisini üreten Türkiye, bu gemileri kendi radarlarıyla sensörleriyle muhabere sistemleriyle füzeleriyle ve torpidolarıyla donatıyor. Şirketlerimiz iki ülkeyle 6 korvet inşası için sözleşme imzalayarak ihracat yolunda hızlı bir giriş yaptı. Ayrıca ürettiğimiz tank çıkarma gemisi, havuzlu çıkarma gemisi, karakol botları, hızlı müdahale botları ve lojistik destek gemisi gibi deniz platformlarından 10 ülkeye 140 ihracat gerçekleştirdik.”
Erdoğan, yerli tasarım ve üretim olan ATAK taarruz helikopterlerinden, Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterindekilerinin yanında Uzak Doğu ve Afrika ülkelerine 8 tane de ihraç edildiğini ifade ederek, “Türkiye’nin ilk insanlı eğitim ve yakın taarruz uçağı olan HÜRKUŞ’un 5 adedi halen iki ayrı ülkenin hava kuvvetleri tarafından kullanılıyor. Kara araçlarındaki başarımızı, bunlara entegre edilen uzaktan komutalı silah sistemleri ihracatında da yakalamaya başladık. Kendi ürettiğimiz araçlar yanında yabancı menşeli araçlarda da bizim silah kulelerimiz tercih ediliyor. Bugüne kadar 24 ülkeye yaklaşık 1200 silah kulesi satışı yaptık. Son dönemde yaşanan asimetrik savaşların vazgeçilmez unsuru olan kamikaze İHA’lar da talep gören ürünlerimiz arasındadır. Halihazırda şirketlerimiz vasıtasıyla 11 ülkeye 1500 kamikaze dron ihracatı gerçekleştirdik. Hafif silah ve tabanca üretiminde de önemli bir marka haline geldik. Bugün dünyanın 111 ayrı ülkesinde hafif silahlarımız ve tabancalarımız kullanılıyor.” bilgisini verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yüksek teknoloji içeren radar sistemlerinin tasarımı ve üretimi konusunda Türkiye’nin, 10 ülkeye yaptığı 40 adet ihracatla dünyadaki ilk 3 ülke arasında yer aldığının söyledi.
“Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğuna, hangi adımları atması gerektiğine bakıyoruz”
Henüz çalışmaları süren projelere de çok büyük ilginin olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“21 Şubat’ta ilk uçuşunu yapan KAAN’ımızın bizimle birlikte pek çok dost ülkede yol açtığı heyecanı, ilgiyi, umudu hep birlikte gördük. Bir başka ifadeyle, ülkemizin tasarımını ve üretimini tamamlayıp hizmete aldığı her ürünün müşterisi zaten hazır. Yeter ki biz sabırla azimle dikkatle kararlılıkla çalışarak projelerimizi birer birer sonuçlandıralım. Bölgesel ve küresel krizlerin yaygınlaştığı, çatışmaların derinleştiği, tehditlerin arttığı bir dönemde Türkiye için bu tablo zaten çok önemlidir.
Biz gerçekten ihtiyacımız olduğunda, müttefikimiz dediğimiz kurumların ve ülkelerin yanımızda olmayacağını son 10 yılda defalarca tecrübe ettik. Suriye sınırlarımız terör örgütleri tarafından roketlerle tehdit edildiğinde bize yardım etmek bir yana, ülkemizdeki mevcut hava savunma sistemlerini söküp götürenler oldu. Türkiye’ye parasıyla satmadıkları silahları ve mühimmatları terör örgütlerine bilabedel dağıtanları, bunların bize karşı kullanılmasına göz yumanları da unutmadık, unutmuyoruz. İşte bunun için diyoruz ki biz artık kimin ne dediğine, kimin ne istediğine bakmıyoruz. Biz artık sadece Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğuna, hangi adımları atması gerektiğine bakıyoruz.”
(Sürecek)
]]>Avusturya’nın başkenti Viyana’daki Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi’nde UAEA Yönetim Kurlu Toplantısı düzenlendi.
Toplantı sonrasında Başkan Grossi, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
AA muhabirinin, İsrail’in denetlenmeyen nükleer faaliyetleri ve kontrol dışı nükleer silahlarının Orta Doğu’daki durumu daha karmaşık hale getirip getirmeyeceğine ilişkin sorusunu yanıtlayan Grossi, bölgedeki gelişmelerden duyduğu kaygıyı dile getirerek, “nükleer silahların kullanımına ilişkin ciddiyetsiz konuşmaların kabul edilemez olduğunu” yineledi.
Grossi, İsrailli aşırı sağcı Miras Bakanı Amihai Eliyahu’nun Kasım 2023’de Gazze’ye yönelik nükleer silah kullanma tehdidinin bölgede domino etkisi yaptığını belirterek, bu tür konuşmaların sonlandırılması gerektiğini ifade etti.
“Ajans, bölgede Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın uygulanması için çabalıyor. Nükleer silahların kullanımına ilişkin ciddiyetsiz konuşmalar, diğer ülkelere de sıçradı.” ifadesini kullan Grossi, nükleer silahların uluslararası hukuka göre yasaklı olduğunu vurguladı.
İran’ın nükleer faaliyetleri
Grossi, İran’ın nükleer faaliyetlerine de değinerek, bu ülkede zenginleştirilmiş uranyum stokunda artışın devam ettiğini, Tahran yönetimin yaklaşık 3 yıldır Ek Protokol’ü uygulamadığını ve bu süre zarfında Ajans’ın da tamamlayıcı erişim sağlayamadığının altını çizdi.
İran’ın Kapsamlı Güvenlik Denetimi Anlaşması kapsamında Kod 3.1 adı verilen uygulamayı hayata geçirmesi gerektiğini ifade eden Grossi, İran’ın nükleer programının tamamen barışçıl olduğuna dair Ajansın güvence verebilecek bir konumda olması için bu durumun çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Grossi, “İran’ın nükleer silah üretmeye yönelik teknik yeteneklerine ilişkin kamuoyuna yapılan açıklamalar, İran’ın güvenlik denetimine ilişkin beyanlarının doğruluğu ve eksiksizliği konusundaki endişelerimi daha da artırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın 4 Mart 2023’te UAEA ile yaptığı Ortak Mutabakatta alınan kararları uygulamayı durdurmasının ciddi oranda endişeye yol açtığını kaydeden Grossi, “Bu da İran’ın üzerinde anlaşmaya vardığımız şeye bağlı kaldığına dair şüpheleri artırıyor.” görüşünü paylaştı.
Grossi, İranlı yetkililerle görüşmek istediğini, Tahran’dan gelecek davet üzerine hareket edeceğini belirterek, söz konusu kaygıların ancak yapıcı ve anlamlı bir işbirliği ile çözülebileceğini, bu bağlamda İran’ı bir kez daha eksiksiz ve şeffaf bir şekilde işbirliği yapmaya çağırdı.
Zaporijya Nükleer Santrali
Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne ilişkin istikrarsız durumun sürdüğünü belirten Grossi, son haftalarda nükleer santral çevresinde çatışmaların arttığını ifade etti.
Grossi, olası bir nükleer kazanın yaşanmasını önlemek adına daha önce BM Genel Kurulu’nda açıkladığı 5 temel ilkeye tarafların dikkat ettiğini, ancak zaman zaman bu ilkelerin bazılarını riske atabilecek adımların da atıldığına dikkati çekti.
Ajans uzmanlarının burada nükleer güvenliğin sağlanması için çalışmalarını sürdürdüğünü, olası bir tehlike karşısında gereken önlemleri almaya çalıştığını kaydeden Grossi, ancak buradaki ekibin nükleer güvenliğine ilişkin yürüttüğü kontroller kapsamında santralin her noktasına erişim sağlayamadığını dile getirdi.
Grossi, Rus yetkililerin onayı doğrultusunda yarın Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştireceğini, bu bağlamda Zaporijya Nükleer Santrali başta olmak üzere diğer nükleer güvenliğe ilişkin üst düzey görüşmeler yapacağını kaydetti.
]]>İsrail, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sözde “güvenli olduğu” iddiasıyla göçe zorladığı güneydeki Refah kentini de hedef almaya başladı.
Refah’a sığınan yüz binlerce Filistinli, uluslararası hukuku ve kararları hiçe sayan İsrail’in saldırılarının yol açtığı felaketin gölgesinde güvenli bir alan bulmaya çalışıyor.
Refah’taki çadır kamplarında yaşayan Filistinliler, bir taraftan her an üzerlerine bir bomba düşecek korkusuyla yaşarken, diğer taraftan da şiddetli soğuk ve kasvetli karanlık içinde acı çekiyor.
İsrail ordusunun daha önce “güvenli” olduğunu iddia ettiği ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kenti, Gazze Şeridi’ndeki en yoğun nüfuslu bölgelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerinden edilen Gazzeliler, kış ve zorlu hava koşullarıyla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları battaniye, kışlık kıyafet ve ısınma araçlarından yoksun. Halk, bitkin ve yorgun bedenlerini ısıtmak için umutsuz bir çabayla boş alanlarda yakılan ateşlerin etrafında toplanarak ısınmaya çalışıyor.
Yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışan aileler, bir yandan da birbirlerine manevi ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyor.
Gazze’de “olmayan” güvenli ve sıcak bir yuva arayışı içinde olan siviller, gecelerini üzerlerinde uçan İsrail savaş uçaklarından ya da çevrede bekleyen tanklardan her an gelebilecek bir bomba korkusuyla geçiriyor.
İsrail’in tehditlerinin artmasıyla birlikte Refah’a kara saldırısı düzenleme olasılığına ilişkin endişeler artıyor.
“Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz”
AA muhabirine konuşan yerinden edilmiş Filistinli Nasır el-Hatib, Gazze’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesinden 8 kişilik ailesiyle birlikte Refah’a geldiklerini belirterek, yanlarında ne kendilerini ne de küçük çocuklarını sıcak tutabilmek için kıyafet getiremediklerini söyledi.
“Koşullar zor ve trajik olduğu için evden hiçbir şey alamadık. Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz.” diyen Hatib, Gazze Şeridi’ndeki yüz binlerce yerinden edilmiş insan gibi kendilerinin de para ve yiyeceklerinin olmadığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.
Hatib, “Güvenli ve sıcak bir yuva arıyoruz. Ancak maalesef bu şartlarda bu mümkün görünmüyor. Gazze Şeridi’nde güvenli hiçbir yer kalmadı.” dedi.
“Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz”
Gazzeli Fayiz Hasaneyn de 6 kişilik ailesiyle Refah’a sığındığını belirterek, geldikleri yerde soğuktan korunmak için battaniye ya da kıyafetlerinin olmadığını dile getirdi.
Derme çatma bir çadırda kaldıklarını ve ısınabilmek için odun, karton ve benzeri şeyler yaktıklarını söyleyen Hasaneyn, “Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz. Savaş günleri bizi yordu ve henüz akıbetimizi bilmiyoruz.” dedi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>On bir ayın sultanı ramazanın yüzyıllardır süregelen geleneği mahyalar, İstanbul’daki camilere asılmaya başlandı.
Her ramazanda camileri süsleyen mahyalara ilişkin Eyüpsultan Camisi’nin ardından Ayasoyfa Camii ile devam eden çalışmalar dron ile görüntülendi.
“Ramazanın en önemli işaretlerinden biri de mahyalar”
İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdür Yardımcısı Levent Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü olarak bu sene 7 selatin camisinde, kadim bir Osmanlı ve cami süsleme geleneği olarak mahya asma işlerine başladıklarını söyledi.
Ramazan ayı boyunca 7 farklı selatin camisine beşer farklı mahya asılacağını dile getiren Çetin, “Bu gelenek, Osmanlı padişahları tarafından da önemsenmiş bir cami süsleme sanatı. Dönemin padişahları da camilerin mahyalar ile süslenmesini istemişler.” dedi.
Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak ramazan ayı boyunca bu geleneği sürdürmeye devam ettiklerini vurgulayan Çetin, “Ramazanın geldiğinin en önemli işaretlerinden birisi de bu mahyalar. İnsanlarımız bu mahyaları camilerimizin üzerinde gördüğünde ramazan hissiyatını çok daha iyi hissediyorlar.” şeklinde konuştu.
“Mahya sanatımızı yüzyıllardır devam ettirmeye çalışıyoruz”
Osmanlı’nın son mahyacısı Hacı Ali Ceyhan’ın çırağı mahya ustası Kahraman Yıldız ise mahya yazılarının Diyanet İşleri Başkanlığının belirlediği tema çerçevesinde belirlendiğini belirterek, “Bu senenin teması ramazan ve ahiret bilinci. Bu tema doğrultusunda İstanbul Müftülüğünün vermiş olduğu veciz sözler var. Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne bu sözler geldi. Vakıflar Genel Müdürlüğü sayesinde mahya sanatımızı yüzyıllardan beri devam ettirmeye çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
Mahya asmaya her sene olduğu gibi Eyüp Sultan Camisi’yle başladıklarına işaret eden Yıldız, ilk olarak “Ramazan Kur’an ayıdır” yazısının asıldığını, ramazan boyunca 5 farklı yazının camide yer alacağını kaydetti.
Yıldız, “Eyüp Sultan’da 5 tane yazımız var, diğer camilerde de beşer tane yazımız var. Yalnız Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde ‘La ilahe illallah’, Sultanahmet Camisi’ne ise ‘Muhammedün Resulullah’ yazıları bir ay boyunca kalacak. Diğer 5 caminin yazısı değişecek.” bilgisini verdi.
“En büyük harfler Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde”
Mahya sanatının Osmanlı Devleti zamanına dayanan çok eski bir sanat olduğunu vurgulayan Yıldız, “Ramazan önemli bir olay. Sinemanın, televizyonun, gazetenin olmadığı dönemlerde tek görsel yayın mahyalar vardı. Hala o sıcaklık devam ediyor. Biz de burada belirli mesajları yazarak halkımızı aydınlatıyoruz ve akşamları güzel bir şenlik oluyor, ramazan şenliği oluyor.” şeklinde konuştu.
Mahya ustalığının zevkli fakat zor bir iş olduğunu belirten Yıldız, “Her işin bir zorluğu vardır. Bu işi de Allah’a şükür yıllardan beri yapmaya devam ediyoruz.” dedi.
Meslek hayatı boyunca pek çok hatırası bulunduğunun altını çizen Yıldız, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde hiç mahya yoktu, evvelki sene buraya mahya kurduk. Osmanlı döneminde de buraya mahya kurulması girişiminde bulunmuş ama minarelerin arasındaki mesafe çok açık olduğu ve tek şerefesi olduğu için muvaffak olunamamış, birbirine vurarak hepsi kırılmış. Allah’a şükür ampuller arasındaki mesafeyi uzattım, o yüzden çarpışma olmuyor. En büyük harfler de Ayasofya’da. Zorluğu var, üç camiye bedel burası. Aslında işçiliği zor, ağır bir iş ama görüntü olarak çok güzel oldu. Hayırlı uğurlu olsun diyelim.” değerlendirmesini yaptı.
Mahya ustası Yıldız, gençlerin bu ata yadigarı sanatı sürdürmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ben de şu anda 69 yaşına geldim, 50 senedir bu işi yapıyorum. Artık birisi gelsin bayrağı alsın devam etsin. Aslında güzel meslek, biraz zorluğu var ama güzel meslek. Sevda işi biraz da yani illaki isteyerek olacak, seveceksiniz mesleği. Biraz da ahlak gerekiyor, camilere güzel güzel sözler yazıyorsunuz.” diye konuştu.
Osmanlı Devleti’nde ilk olarak Sultan 1. Ahmet döneminde Sultanahmet Camisi’ne asılmasıyla başlayan mahya geleneği günümüzde de devam ediyor.
]]>On bir ayın sultanı Ramazan’a günler kala 450 yıllık Osmanlı geleneği mahyalar tarihi camileri süslemeye devam ediyor. İbadete 86 yıl sonra 24 Temmuz 2020 tarihinde yeniden açılan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin minarelerine yıllar sonra ilk kez mahya asılmıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü koordinesinde, Türkiye’nin son mahya ustası Kahraman Yıldız ve ekibi tarafından mahya hazırlandı. Usta ve ekibi mahyayı asmak için önce minareye çıktı. Daha sonra mahya, saatler süren çalışmayla Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin iki minaresi arasına yerleştirildi. Ramazan ayının öncesinde tarihi camiye, ‘La İlahe İllallah’ yazılı mahya asıldı. Asılan mahya Ramazan ayı boyunca değiştirilmeden aynı şekilde kalacak.
“Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahların camilerini süslemek için talimatlandırdığı bir sanat”
Mahya asılma geleneği hakkında bilgi veren Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdür Yardımcı Levent Çetin, “Mahya hazırlıklarımız bütün yıl boyunca devam ediyor. Yılın 11 ayı ustamız atölyede mahyaların bakımlarını, onarımlarını ve tamirlerini yapıyor. Daha sonra da Ramazan ayına yaklaştığımız bu tarihlerde de camilerimizde yerinde asma işlemlerimizi yapıyoruz. 7 selatin camiinin 5 tanesinde, 5 farklı yazı Ramazan ayı boyunca dönecek. Sultanahmet Camii ve Ayasofya Camii’nde mahya sabit olarak kalacak. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan’da da 7 selatin camiinin minareleri arasına mahya asacağız. Bu konunun Türkiye’de yaşayan tek örneği olan Kahraman ustayla beraber Ramazan ayı boyunca her camide 5 farklı metin olacak şekilde mahyalarımızı asacağız. Bu gelenek 1500’lü yılların sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahların, camilerini süslemek için talimatlandırdığı bir sanat” ifadelerini kullandı.
“Ayasofya Camii’ne ‘La İlahe İllallah’ ve Sultanahmet Camii’ne de ‘Muhammedun Resulullah’ mahyalarını asacağız”
Yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren mahya ustası Kahraman Yıldız, “Ayasofya Camii’ne biz evvelki sene ilk defa mahya astık. Kadir gecesinde ‘La İlahe İllallah’ mahyası asmıştık. Bu mahya çok beğeniliyordu. Çok uzun süre, geceleri yaktılar. Bu sene de Ramazan geliyor. Allah izin verirse bir hafta sonra Ramazan olacak. Ayasofya Camii’ne yine ‘La İlahe İllallah’ ve Sultanahmet Camii’ne de ‘Muhammedun Resulullah’ mahyalarını asacağız. Bu mahyalar bir ay boyunca kalacaklar. Diğer 5 camimizde bulunan yazılarımız farklı olarak 5 yazı yazacağız. Bir ay boyunca Sultanahmet Camii ve Ayasofya Camii değişmeyecek. Bu senenin Ramazan ayının teması, ‘Ramazan ve ahiret bilinci’ olarak geçiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının belirlediği bir temadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü tarafından uzun yıllardır mahya yapılmaktadır. Hala Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından sanatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Erbaş, İstanbul’da Diyanet Akademisi Başkanlığı 2. Dönem Aday Din Görevlileri Mesleki Eğitimi Açılış Töreni’ne katıldı.
Anadolu Dini İhtisas Merkezi’nde düzenlenen programda aday din görevlilerine ilk dersi veren Erbaş, sonu mutlulukla, huzurla, verimli bir şekilde tamamlanacak bir eğitime başladıklarını belirtti.
Yaptıkları işin en iyisini yapmak için eğitime, öğretime, okumaya, yazmaya önem veren bir medeniyetin çocukları olduklarının altını çizen Erbaş, şu ifadeleri kullandı:
“Algı, idrak ve davranışların çok hızlı değişip dönüştüğü zamanlar yaşıyoruz. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler, bilgi edinme araçlarından eğitim metodolojisine, bireysel ilişkilerden toplumsal normlara kadar her şeyi derinden etkilemektedir. Yaşanan bu karmaşık süreçten insanın yüz akıyla çıkmasının, işini en iyi bir şekilde yapmasının yolu, doğru bilgiyi doğru kaynaklardan, doğru yöntemle elde etmesinden geçmektedir. Önce metodumuzu, usulümüzü çok iyi tespit etmemiz ve uygulamamız gerekiyor.”
“Bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız”
Erbaş, İslam ahlakı gereğince bilginin amacının iyiliği ve ahlakı yaymak, kötülükleri toplumdan uzaklaştırmak olduğunu vurgulayarak, “Kur’an’da Rabb’imiz, ‘İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten meneden bir topluluk bulunsun.’ buyurmaktadır. Adeta bizim görev tanımımızı yapıyor. Ömrümüzün sonuna kadar çizgimiz bu olacak. Hep hayra çağıracağız, iyiliği emredeceğiz, kötülükten men edeceğiz inşallah.” diye konuştu.
Toplumun her kesimine din hizmeti sunma ve İslam dini konusunda aydınlatmanın Diyanet İşleri Başkanlığının yasal sorumluluğunda olduğuna dikkati çeken Erbaş, “Bizler bu mükellefiyetin gereği olarak her türlü siyasi, ideolojik görüşün üstünde hiçbir mezhep, meşrep ayrımı yapmadan bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.
“Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak”
Kur’an ve sünnetin ana kaynakları olduğunu ifade eden Erbaş, “Ama bunun yanında tabii ki aktüel bilgiyi ve dünyayı takip edin, o kadar hızlı değişiyor ki. Gençlere, çocuklara sahip çıkmamız lazım. Biz sahip çıkmazsak onlara sahip çıkan o kadar çok şey var ki.” dedi.
Erbaş, din görevlilerinden her alanda kendilerini geliştirmelerini isteyerek, aktüel bilgiyi ihmal etmemelerini ve sosyal bilimler, edebiyat, tarih, teknoloji ve fizik gibi alanlarda yapacakları okumaların çok farklı kazanımlar sağlayacağını aktardı.
Din görevlilerinin çalışmasında aşk, heyecan, ihlas ve samimiyetin olması gerektiğini vurgulayan Erbaş, “Peygamber varislerinde bunlar olmazsa başarılı olamayız. Mesleğimize, işimize aşık olacağız. Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak, camiye, sınıfımıza girerken heyecanla gireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Erbaş, başlanılan eğitim sürecinin büyük bir nimet olduğuna dikkati çekerek, “Akademi döneminizi dolu dolu geçirmenizi istiyorum. Zaman ve çalışma planınızı çok iyi yapmalısınız. Hem mesleki formasyonunuzu hem de aktüel dünyanızı güçlü hale getirmelisiniz. Buradan mezun olduktan sonra daha bilinçli, daha bilgili bir şekilde, samimiyet ve özgüvenle milletimize ve insanlığa hizmet edeceksiniz.” diye konuştu.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu toplantıları kapsamında yaptığı açıklamada, Gazze’ye Mısır üzerinden giden insani yardımlar için artık İsrail’in izninin beklenmemesi gerektiğini kaydetmiş ve ilgili ülkelerin tek taraflı adım atmaları önerisini gündeme getirmişti.
Son Türkiye ziyaretini Temmuz 2023’te gerçekleştiren Abbas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya gidecek.
Ziyaretin gerçekleşeceğini ilk duyuran kişi Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına katılan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad Maliki oldu. Maliki, hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Abbas’ın sürekli iletişimde olduklarını, Ankara’da yüz yüze görüşme fırsatı bulacaklarını söyledi. Filistinli bakan, görüşmelerde Türkiye’nin Filistin’e desteğinin ele alınacağını, özellikle Gazze’ye yapılan yardımlar konusunun ele alınacağını kaydetti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nun kapanış basın toplantısında Abbas’ın ziyaretini teyit etti ve görüşmelerde İsrail-Hamas savaşının seyrinin ele alınacağını söyledi.
Fidan, “Ayrıca Filistinliler arası diyalog konusunda da gelişmeleri Cumhurbaşkanı’mız birinci elden kendisinden duymak istiyor. Ayrıca Türkiye’nin tavsiye ve telkinlerini de iletme imkanı bulacaklar bu çerçevede” ifadeleriyle Ankara’da yapılacak görüşmelerin içeriğini de duyurmuş oldu.
Gündemde ateşkes ve insani yardım var
Bakanı Fidan aynı basın toplantısında, ateşkes konusunda genel bir anlayış bulunduğunu ve anlaşmaya yakın olunduğunu kaydetti ve asıl dikkat çekilmesi gereken durumun Gazze’de giderek kötüleşen insani koşullar olduğunu vurguladı.
Gazze’ye yardım konusunda uluslararası toplumun yerleşik uygulamaları bırakıp artık tek taraflı adım atması gerektiğini düşünen ülkeler olduğunu kaydeden Fidan, “Bizler de artık bu görüşleri destekliyoruz çünkü yani birilerinin iznini bekleyerek Gazze’ye yardım ulaştırmak, artık 2 milyondan fazla insanın yavaş ve sessiz ölümüne ortak olmak manasına geliyor” dedi.
Yardımlar İsrail’in onayı olmadan Gazze’ye geçmiyor
İsrail ve Mısır arasında yıllardır geçerli olan uygulamaya göre, Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’nı kullanan insani yardım kamyonları İsrail’e geçiyorlar ve Kerem Şalom Sınır Kapısı’nda denetlendikten sonra Gazze’ye gönderiliyorlar. Denetleme işleminin vakit alması, İsrail’in onay vermediği insani yardım maddelerinin geri gönderilmesi gibi uygulamaların, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçların Filistin halkına ulaşmasında kesintilere neden olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.
Filistin’e insani yardımlarını artıran ülkeler arasında olan Türkiye, son aylarda başta Mısır ve diğer önde gelen Arap ülkeleriyle yaptığı temaslarda İsrail’in izninin artık aranmaması gerektiğini, bu konudaki uygulamanın değiştirilmesi çağrısında bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen ay Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında konuyu Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştüğü biliniyor. Mısır yönetiminin ilk başta öneriye mesafeli olduğu ancak İsrail’in saldırıları sonucunda insani durumun giderek çok daha kötüleşmesi üzerine pozisyonunu esnettiği kaydediliyor.
Bunun en önemli sinyallerinden biri Mısır’ın, İsrail’in Gazze’nin güneyinde sivillerin sığındığı tek kent olan Rafah kentine saldırması durumunda Camp David’de imzalanan barış anlaşmalarından çekileceği tehdidinde bulunmuş olması olarak değerlendiriliyor.
Ancak Mısır’ın henüz insani yardımlar konusunda “tek taraflı” bir süreç başlatma noktasında olmadığı, özellikle ateşkes müzakerelerinin yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir adımı atmayı değerlendirmeyeceği kaydediliyor.
Antalya Diplomasi Forumu’nda neler konuşuldu?
Gazze konusu, bu yıl 3. sü yapılan Antalya Diplomasi Forumu’nun öncelikli konuları arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan, açılış konuşmalarında İsrail’in saldırılarını sert dille eleştirirken, Batı dünyasının büyük çoğunluğunu da çifte standart uyguladıkları için kınadılar. Erdoğan, Gazze’de yaşananların mevcut uluslararası sistemin tamamen çöktüğünün bir göstergesi olduğunu belirtti ve daha adil bir sistemin mutlaka kurulması gerektiği mesajını yineledi.
Dışişleri Bakanı Fidan ise Gazze’deki durumu özel olarak işleyen ve Filistin Dışişleri Bakanı Maliki ile Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri’nin konuşmacı olarak yer aldığı bir panele de katıldı. Temas Grubu ülkelerinden Suudi Arabistan ve Katar ise Antalya Diplomasi Forumu’na dışişleri bakanı düzeyinde katılmadı.
Fidan, forumun kapanış basın toplantısında, Antalya’da küresel sistemin adaletsizliğine ve dengesizliğine karşı oluşmakta olan uzlaşının ele alındığını belirtirken, “Bazı uluslararası aktörlerin farklı meselelerdeki çifte standartlı ve uluslararası hukuku hiçe sayan yaklaşımları, forum esnasında panelistlerce adeta ifşa edildi” dedi.
Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinden üst düzey katılım olmaması dikkat çekti. Buna karşın bu yıl da Afrika ülkelerinden yoğun bir katılım gözlendi. Toplantıya cumhurbaşkanı ve hükümet başkanı düzeyinde katılım gösteren 19 ülke çoğunlukla Afrika ve Balkan ülkeleri oldu.
]]>ArtAnkara Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül, bir otelde düzenlediği basın toplantısında, bir fuarı 10 yıl yaşatmanın Ankara’da kolay olmadığını belirterek, başkentte sanat fuarlarına hem mekan hem de etkinlik boyutuyla ilginin çok gösterilmediğini söyledi.
ArtAnkara’nın 2015’te başladığını ve doğal afet, salgın gibi pek çok olumsuz duruma rağmen devam ettiğini vurgulayan Aygül, “Bugün istediğimizin yüzde 50’sini yakalamış durumdayız. Basınımızla, sponsorlarımızın desteğiyle devam ederken, komşu ve çevre ülkelerin arananı, takvimlerinde yer alan bir çağdaş sanat fuarı olmayı diliyoruz.” dedi.
Bu sene fuara 200’e yakın Rus sanatçının katılacağını, en fazla yabancı sanatçı katılımı olacak ülke yönüyle Rusya’yı İran ve Güney Kore’nin izlediğini bildiren Aygül, “ATO Congresium’da yapılacak ArtAnkara’ya 152 katılımcının çatısı altında, 1600 sanatçı iştirak ediyor. Yalnız alıcılarla satıcıları buluşturan değil, sektörün aktörlerinin birlikte olduğu, galerici, sanatçı ve koleksiyoner üçleminde farklı konuların paylaşıldığı 32 panele fuarımız yer veriyor. Meksika, Amerika’dan da sanatçılarımız olacak.” ifadesini kullandı.
Kardeş ülke Macaristan
Aygül, bu yılki fuara Macaristan’ın kardeş ülke seçildiğini, 6 Mart saat 17.30’da Macar flüt sanatçısı Dominica Acs’ın konserinin ardından, ödül töreni ve ön gösterimle etkinliğin başlayacağını söyledi.
Fuarda, 50’nin üzerinde müzik dinletisi, 100’ün üzerinde workshop, atölye çalışması olacağını aktaran Aygül, Rusya’nın ünlü sanat okulu Ilya Repin Devlet Sanat Akademisi sanatçılarının da katılacağını kaydetti.
8 üniversite ve 110 galeri fuarda yer alacak
Usta ressamlar Devrim Erbil, Mustafa Ayaz, Ertuğrul Ateş, Bedri Baykam gibi çok sayıda sanatçının fuarda yerini alacağını ifade eden Aygül, sanat alanında 32 söyleşinin de yapılacağını bildirdi.
Aygül, fuarda, 110 galeri, 10 STK, 5 müze, 7 inisiyatif, 12 proje ve 8 üniversitenin yer alacağını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Ankara Güzel Sanatlar Lisesi, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Bilim Üniversitesi, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Şırnak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Trakya Üniversitesinden genç sanatçılar fuara katılım sağlayacak. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de sanat projeleri ve sanatçılarıyla ArtAnkara’da yerlerini alacak. Sanatçı Tamer Levent’in ‘Sanata Evet’, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümünün ‘Gordion’un izinde’ projeleri de fuarda sanatseverle buluşacak.”
Güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz ziyaret edebilecek
Aygül, fuarın 10’uncu yılına özel, bu yıl 10 onur ödülü vereceklerini söyledi.
Sanatseverlerin tam bilete 150 lira, öğrenci biletine ise 75 lira ödeyerek etkinlik alanına girilebileceğini belirten Aygül, “Farklı illerden 37 güzel sanatlar lisesi öğrencileri fuarımıza geliyor. Zaten güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz girebiliyor. Ankara dışından gelecek güzel sanatlar lisesi öğrencilerini de ücretsiz ağırlayacağız.” dedi.
Aygül, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol yaptıklarını ve şehir dışından gelecek öğrencileri Gazi Eğitim Fakültesi Müzesi, Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Hacettepe Üniversitesi Resim Heykel Müzesi ile Mustafa Ayaz Müzesi’ne ücretsiz götüreceklerini söyledi.
Geçen sene 72 bin kişi katılmıştı
Aygül, ATO Congesium’un 17 bin 500 metrekarelik alanına yayıldıklarını ve tüm sınırları zorladıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Geçen sene 72 bin kişi gezdi fuarımızı. Bu sene gösterilen ilgi, çok daha fazla katılımın olacağını gösteriyor. Bu da bizi düşündürüyor. Paylaşımın yapılması ve eser satılması kalabalıkta kolay değil. Ama gurur duyuyoruz, bu fuarı Ankara’ya kazandırdık. Koleksiyonerlerin geri dönüşleri çok olumlu. İlk yıllarda koleksiyonerler eserleri fotoğraflarıyla soruyorlardı, şimdi sormuyorlar. ArtAnkara’da karşılaştığımız sürprizler, yerli yabancı gördüğümüz sanatçılar bizi çok etkiledi. Türkiye’nin 81 ilinden katılımcısının, ziyaretçisinin ve koleksiyonerlerin olduğu bir fuarı yaşama geçiriyoruz. Böyle bir sanat piyasasının kurulması bizim için çok değerli. Bazı fuarlarda gündeme gelmeyen sanatçılar bu fuarla farklı yerlere gelebiliyorlar. Evlerinde resim olmayan insanlar bugün resim koleksiyonu yapmaya başladı.”
Toplantıya, Birleşik Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Süleyman Dodi Dündar ve Tüm Sanat Galerileri Derneği (TÜSGAD) Kurucu Başkanı Okan Sartaş katıldı.
Fuar, ATO Congresium’da 7-10 Mart’ta 10.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak.
]]>İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanık Hakan Öztürk, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, tarafların avukatları da hazır bulundu.
Sanık Öztürk, kimlik tespitinde inşaat işçisi olduğunu belirtirken, mahkeme başkanının dosyaya giren Adli Tıp Kurumu raporları, maktulle bulunan görüntüleri ve iddianameye ilişkin bir diyeceği olup olmadığını sorusuna “Yok.” yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen sanık Öztürk, savunma yapmayacağını bildirdi.
Mahkeme başkanı sanığın cep telefonunun incelemesinde cinayeti gerçekleştirmeden 10 gün önce bazı aramalar yaptığını, telefonunda kimliği belirsiz ceset ve cinayet videolarının bulunduğunun tespit edildiğini aktardı.
Maktulün ağabeyi Ömer Faruk Kasadar ise sanığın kardeşini planlayarak katlettiğini söyledi.
Kardeşinin cenazesi defnedildikten 2 gün sonra onunla yaşıt birinin kendisini aradığını, bu kişinin sanığın kendisini de evine çağırdığını söylediğini aktardığını belirten Kasadar, haksız yere çalıştırarak parasının verilmediği iddialarının doğru olmadığını dile getirdi.
Kasadar, “Bizim ciğerimizi, Türkiye’nin ciğerini yaktı. Allah da onu perişan etsin.” dedi.
Avukat Can Çelik ise her şeyin ortada olduğunu kaydederek, “Tasarlayarak müteveffayı öldürmüştür. Cezalandırılmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanığın akıl sağlığının yerinde olup olmadığına ilişkin rapor istenilmesine hükmetti.
Sanık hakkında “yağma” suçundan suç duyurusunda bulunmasını kararlaştıran heyet, sanığın tutukluluk halinin devamını hükmedip duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, maktul Muhammed Nuh Kasadar’ın babası Mustafa Kasadar’ın aktardığına göre, maktulün 10 Temmuz 2023’te saat 11.00 sıralarında haber vermeden evden ayrıldığı belirtiliyor.
Aynı gün maktulün ağabeyi müşteki Ömer Faruk Kasadar’ın telefonuna “Merhabalar Ömer Bey, şu anda Muhammed elimizde. Ayrıntılı bilgi için Android bir telefondan ‘Connected2’ uygulamasını indirin ve ‘Kasadari’ diye bir hesap oluşturun. Bunun için 15 dakikan var, hesabı aç ve sana yazmamı bekle.” şeklinde mesaj gönderildiği kaydedilen iddianamede, müştekinin kendisine şaka yapıldığı gerekçesiyle bunu ciddiye almadığı ifade ediliyor.
İddianamede, gece eve gelmemesi üzerine müştekilerin maktulü aradığı ancak ulaşılamadığı aktarılarak, ailesinin maktulün kaçırılmış olabileceği şüphesiyle polise başvurduğu anlatılıyor.
Müşteki baba Kasadar’ın telefonuna sanık Hakan Öztürk’ün söylediği uygulama indirilip, sanıkla buluşma sağlamak amacıyla görüşülmeye başlandığı kaydedilen iddianamede, müştekilerin iletişime geçmesi sonrası, rehin tuttukları kişiyi 40 bin dolar karşılığında serbest bırakacağını söylediği bildiriliyor.
İddianamede, ağabey Ömer Faruk Kasadar’ın sanığa 70 bin lira getirebileceğini söylemesi üzerine, sanık Öztürk’ün teklifi kabul ettiği aktarılarak, parayı 12 Temmuz 2023’te Gaziosmanpaşa’daki bir parka bırakmasını istediği, parayı teslim aldıktan sonra maktulü parkın yakınındaki benzin istasyonuna bırakacağını söylediği kaydedildi.
Polis ekiplerinin de güvenlik önlemi alarak parka gittiğine yer verilen iddianamede, müşteki Kasadar’ın parayı parka bıraktıktan sonra sanığın sabaha karşı geldiği ve burada yakalandığı aktarılıyor.
İddianamede, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporuna yer verilerek, maktulün zehirlenerek öldüğüne ilişkin delil bulunamadığı, vücudun ölüm sonrasında parçalanmış olduğu ve ölümünün bağla boğma sonucu meydana geldiği bilgisi verildi.
İlk haksız hareketin sanık Hakan Öztürk’ten geldiğine dikkati çekilen iddianamede, Öztürk’ün “tasarlayarak kasten adam öldürme” suçunda ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
]]>METEOROLOJİ’DEN ART ARDA UYARILAR
Yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Kuzey Ege’nin iç kesimleri, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun doğusu, Batı Karadeniz’in iç kesimleri, Orta Karadeniz, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Balıkesir’in doğusu, Bursa, Çanakkale Osmaniye, Hatay, Ankara, Çankırı, Karaman, Sinop, Gaziantep, Kilis ve Adıyaman çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı, Ardahan, Kars, Erzurum ve Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde Marmara ve Ege ile doğu kesimlerde yer yer pus ve sis, doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı görüleceği tahmin ediliyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda çığ tehlikesi bulunuyor.

“GÖK GÜRÜLTÜLÜ SAĞANAK YAĞIŞLARA DİKKAT”
CNN TÜRK Meteoroloji Danışmanı Prof. Dr. Orhan Şen, “Yarın sabah Muğla, Aydın, İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Edirne. Öğlen Denizli, Antalya, Isparta. Öğleden sonra Bursa Sakarya Düzce İstanbul Eskişehir Afyon. Akşam Ankara Antalya. Gece Antalya’nın doğusu Mersin Adana da başlayacak gök gürültülü sağanak yağışlara dikkat”
İSTANBUL’A KAR YAĞACAK MI?
Prof. Dr. Orhan Şen, “Hafta sonu cuma, cumartesi kuzey ve doğu bölgelerde sıcaklık 6-7 derece düşecek. Karadeniz’in iç kesimleri ve doğu Anadolu’da kar yağışı yoğun olabilir. Bu bölgelerde 50 cm yeni kar birikir. İstanbul’da sıcaklık hafta sonu 10 derecenin altına düşer 2 günden sonra tekrar yükselir kar yok” dedi.

EGE DENİZİ’NDE FIRTINA UYARISI
Ege Denizi’nin güneyinde yarın günün ilk saatlerinden itibaren fırtınanın etkili olmasının beklendiği belirtilerek, ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı uyarı yapıldı. Meteoroloji 2’nci Bölge Müdürlüğü Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, yarın günün ilk saatlerinden itibaren güneyli yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/saat) fırtına şeklinde eseceğinin tahmin edildiğini duyurdu. Fırtınanın, aynı gün öğle saatlerinde etkisini kaybetmesinin beklendiği bildirildi. Açıklamada, fırtınanın oluşturabileceği deniz ulaşımında aksama gibi olumsuzluklara karşı başta denizciler olmak üzere ilgililerin dikkatli ve tedbirli olmaları istendi.
Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle:
Ankara: Parçalı ve çok bulutlu, hafif sağanak yağışlı 14
İstanbul: Parçalı ve çok bulutlu 14
İzmir: Parçalı ve çok bulutlu 21
Adana: Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğusu sağanak yağışlı 21
Antalya: Parçalı ve çok bulutlu, doğusunun iç kesimleri sağanak yağışlı 19
Samsun: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı 10
Trabzon: Parçalı ve çok bulutlu 12
Erzurum: Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden sonra hafif kar yağışlı 7
Diyarbakır: Parçalı ve çok bulutlu 15
]]>İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de devam eden saldırıları sonucu diyaliz merkezleri dahil birçok hastane hizmet dışı kaldı. Gazze’de tedavi göremeyen yüz binlerce hasta hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
AA muhabirine konuşan Filistinli yaşlı adam Hasan Kasım, kronik böbrek yetmezliği yüzünden haftada iki kez Şifa Hastanesine giderek diyaliz makinesi sırasına girdiğini söyledi.
Haftada 3 kez diyaliz makinesine girmek zorunda olan Kasım, İsrail’in sivilleri hedef alarak Gazze Şeridi’nde hareket etmeyi neredeyse imkansız hale getirdiğini, hastaneye gidebilmek için kat etmek zorunda olduğu yolun çok uzun ve riskli olduğunu anlattı.
Böbrek hastası yaşlı adam, İsrail’in bölgeye insani yardım girişini engellemesi sonucu meydana getirdiği kıtlık yüzünden yetersiz beslenme yaşadığını ve günden güne halsiz düştüğünü ifade etti.
Kasım, “Böbrek yetmezliği çeken hastalar olarak her gün hastaneye ulaşımda, elektrik ve su temininde büyük sıkıntı yaşıyoruz. Eskiden haftada 3 kez diyalize geliyorduk ama artık en fazla 2 defa gelebiliyoruz. Artık hastalığa tahammül edemiyoruz, direnemiyoruz.” diye konuştu.
Yetersiz ve kötü beslenme yüzünden hastalığının ağırlaştığını anlatan Kasım, böbrek hastaları için uygun beslenme koşullarının olmadığını ve hastaların durumunun gittikçe kötüleştiğini söyledi.
Bir diğer böbrek hastası İmtisal el-Gaferi de, “3 yıldır diyalize giriyorum ama bu yıl saldırılar ve tahrip edilen yolar yüzünden ulaşımdaki zorluklar nedeniyle en zor yılımız oldu” dedi.
Gazze Şeridi’nde kronik hastalığı bulunanların kötü hijyen koşulları, temiz su ve sıhhi koşulların olmaması, sağlık merkezinde elektrik kesintisi gibi birçok zorlukla mücadele ettiğine işaret eden Gaferi, İsrail ablukası ve devam eden saldırıları nedeniyle ölümle yaşam arasında kaldıklarını söyledi.
Onlarca böbrek hastası hayatını kaybetti
Şifa Hastanesi Böbrek Hastalıkları ve Nakil Bölümü Başkanı Gazi el-Yazıcı, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, İsrail’in abluka ve saldırıları nedeniyle diyaliz hizmetin durdurulmasının hastalar için, “toksin birikmesi, sıvı yoluyla kilo alımı ve yüksek potasyum seviyeleri” gibi komplikasyonlara neden olduğuna dikkati çekerek, diyaliz bölümünün devre dışı kalmasıyla onlarca böbrek hastasının hayatını kaybettiğini belirtti.
Şifa Hastanesinde şu anda böbrek yetmezliği olan hasta sayısının 40 olduğunu ve haftada 2 kez diyaliz makinesine girdiklerini aktaran Yazıcı, Gazze Şeridi’nde tedavi gören böbrek hastalarının sayısının 38’i çocuk, 1100 kişi olduğunu dile getirdi.
Yazıcı, tıp merkezinin yedek elektrik jeneratörlerini çalıştıramaması ve diyaliz süreci için gerekli temiz suyun bulunmaması nedeniyle diyaliz bölümünün tıbbi malzeme eksikliği ve sık sık ekipman arızası yaşadığını belirterek şunları söyledi:
“Kötü beslenme, hastaların sağlık durumunun kötüleşmesinin nedenlerinden biri. Nüfusun çoğunluğu baklagillere bağımlı, bu da böbrek fonksiyonlarının artmasına ve toksin birikmesine yol açarak hastanın sağlığını etkiliyor. Dünyadaki tüm özgür insanları Filistin halkının yanında olmaya ve hastalara, özellikle de Gazze’de böbrek yetmezliği olanlara destek olmak için gerçek bir duruş sergilemeye çağırıyorum.”
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Kur’an-ı Kerim’de isimleri geçen Zülkifl ve Elyesa peygamberlerin defnedildiğine inanılan Eğil, Asurlular zamanında yapıldığı tahmin edilen Eğil Kalesi ve Kralkızı Baraj Gölü, sur sarnıçları, tarihi yapılarıyla kültür ve inanç turizmi açısından önemli bir merkez olma özelliğini sürdürüyor.
Kaymakamlık ve belediyenin girişimi, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2 yıl önce tarihi kalede, Dicle Üniversitesi (DÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vecihi Özkaya’nın başkanlığında başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor.
Kaledeki 4 antik tünelden 2’sinin restore edilerek turizme kazandırılmasının ardından, kaya kilisede yürütülen çalışmaların da yüzde 80’i tamamlandı.
Duvarlarında çok sayıda haç işaretinin bulunduğu yaklaşık 1900 yıllık kilisede belgeleme, alan düzenleme ve temizlik çalışması yapıldı.
Kilisenin yolu, yerli ve yabancı misafirlerin rahatça ulaşabilmesi için düzenlenirken, bir de merdiven yapıldı.
“Hristiyan dünyası için önemli bir kilise”
Eğil Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Volkan Hülür, AA muhabirine, ilçenin Diyarbakır’ın adeta göz bebeği ve incisi olduğunu söyledi.
Eğil’in birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Hülür, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliği ile ilçeyi turizm anlamında canlandırmaya çalıştıklarını ifade etti.
Hülür, üç tarafı derin vadilerle çevrili, bir tarafı ise oyularak yekpare kaya üzerine oturtulan Eğil Kalesi’ni dünyaya tanıtmak istediklerini dile getirerek şunları kaydetti:
“Kilisemizin yaklaşık 1900 yıllık tarihi var. Hristiyan dünyası için önemli bir kilise. Yaptığımız çalışmalarla turizme açmak istiyoruz. Eğil’de yabancı turistleri ağırlamak istiyoruz. Şu anda turist ağırlamada sayımız yıllık 400 bin civarında. Yaklaşık 75 bini yabancı turist olarak kayıtlara geçiyor. Kilisemizi de turizme kazandırarak yapacağımız çalışmalarla yabancı turist sayımızı 300 bine çıkarmaya çalışıyoruz.”
Yapıyı turizme kazandırmak için akademisyenlerle güzel bir çalışma yürüttüklerini anlatan Hülür, “Eskiden kiliseye ulaşmak kolay değildi. Etrafını temizledik ve seyir terası oluşturduk. Misafirler Eğil’e geldiğinde rahat bir şekilde kiliseye çıkabilecek. Çalışmaların yüzde 80’ini tamamladık. Yakın bir süreçte Kültür ve Turizm Bakanı’mızın teşrifleriyle hizmete açacağız.” dedi.
“Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk”
Prof. Dr. Vecihi Özkaya ise kaya kilisenin tarihinin Hristiyanlığın Anadolu’daki tarihi ile bağlantılı olduğunu vurguladı.
Kilisesinin yaklaşık 1900 yıllık döneme tanıklık ettiğine dikkati çeken Özkaya, “Bölgede yaşayan Hristiyan azınlıkların dini etkinliklerine ait semboller bu kilisede görülüyor. Burada yaptığımız kazılarda 18. ve 19. yüzyıllardan kalma, Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk. Bu sikkelerin ortaya çıkması, 19. yüzyıla kadar burasının faal bir merkez olduğunu göstermektedir.” diye konuştu.
“Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise”
Özkaya, kilisede dikkati çeken bazı bulgulara ulaştıklarına işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada, bilinen örneklerinin olmadığı bir bulgu ele geçirdik. Pasifik Okyanusu kıyılarında yaşayan bir canlının fosilini bulduk. Bu fosil ‘Kum Doları’ olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu fosil, Hristiyan dünyasında İsa Mesih inancıyla bağlantılı bir obje olarak değerlendirilmiştir. 5 yıldızdan oluşan kanatları dolayısıyla İsa’nın doğumunu, ölümünü ve göğe yükselişini sembolize etmektedir. Dolayısıyla tüm Hristiyanlarca kutsal kabul edilen bazı değerlerin saklandığı, bölgedeki Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise olarak dikkati çekici bir özelliğe sahiptir.”
Kilisenin genel anlamda 2 ayrı kaya mezarın birleştirilmesi sonucu oluştuğu bilgisini veren Özkaya, duvar işçiliğinde farklı dönemleri yansıtması açısından da önem arz ettiğini, bölgede daha önce yaşamış ve yaşamaya devam eden Hristiyan azınlıkları sembolize eden haçların duvarda bulunduğunu söyledi.
]]>Japonya’nın Kyoto şehrindeki Doshisha Üniversitesinde gazetecilik eğitimi alan Ichimura, üniversitede öğrenciyken ülkesindeki yabancılara gönüllü olarak Japonca öğretmeye başladı.
Japonca öğretmenliği konusunda kendisini geliştirmek için formasyon eğitimi alan Ichimura, 1998 yılında öğretmenliğe başladığı Çin’de 3 yıl kaldıktan sonra kısa süreliğine ülkesine döndü.
Farklı kültürleri tanıma merakı olan Ichimura, öğretmenlik için 2003’te Laos, 2004 yılında ise Sri Lanka’ya gitti.
Sri Lanka’da karşılaştığı öğretmen arkadaşının, Türkiye’nin çok güzel bir ülke, insanlarının da sıcakkanlı ve yardımsever olduğunu anlatması üzerine Türkiye’ye gelmeye karar veren Japon akademisyen, ÇOMÜ Japon Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı’nın öğretim görevlisi alımı ilanına başvurdu.
Başvurun kabul edilmesiyle 2005’te Çanakkale’ye gelen Ichimura Miyuki, bu bölümde üniversite öğrencilerine 19 yıldır hem dilini hem de kültürünü öğretiyor.
51 yaşındaki Ichimura, ÇOMÜ’de bu dönem haftada 17 saat, hazırlık programında yazma, okuma, dil bilgisi, 2. sınıflara “sözlü iletişim becerileri” ve “öğretim teknolojileri” dersleri veriyor.
Japon misafirperverliğini tam olarak yansıtan ve geleneksel çay seremonisi “sado”yu Türk-Japon Dostluk Kulübünde uygulamalı öğreten Ichimura, “wagashi” olarak adlandırılan “sakura mochi” ve “uguisu mochi” tatlılarını da yaparak öğrencilerine tanıtıyor.
“Barışın önemini hatırlamak için çok önemli bir yer”
Ichimura, AA muhabirine, Çanakkale’nin düşündüğünden daha güzel bir şehir olduğunu söyledi.
Geldiği dönemde sadece şehir içinde gezdiğini, daha sonra Troya Antik Kenti ile Assos’u ziyaret ettiğini, Gelibolu Yarımadası’nı da bisikletle dolaştığını anlatan akademisyen, “Çanakkale’nin doğası çok güzel. Gelibolu Yarımadası, barışın önemini hatırlamak için çok önemli bir yer. Biraz farklı ama Japonya’daki Hiroşima gibi olduğunu düşünüyorum. İlkokul ya da ortaokuldayken de ders kitaplarında Troya ile ilgili metin okuyoruz. Ondan dolayı galiba Troya, Japonlar için çok güzel, hayal gibi.” diye konuştu.
“İlişkilere küçük de olsa katkıda bulunabilirsem mutlu olurum”
Üniversitelilere dil öğretmenin çok keyifli olduğunu vurgulayan Ichimura, “Çoğu hiç Japonca bilmeden geliyorlar. Bir sene sonra günlük konuşma yapabilecek hale geldiklerini görmek çok mutlu ediyor.” dedi.
Ichimura, yabancı dil öğrenmek veya öğretmenin o dili konuşan kişiye ve kültürüne saygı duymaya eşit olduğunu dile getirerek, “Hem öğrenen hem de öğreten kişinin bakış açılarını genişletebiliyor. Dili kullanarak birbirimize düşündüklerimizi ifade etmeye ve anlamaya, iyi ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Benim yapabileceklerim çok küçük şeyler ama Türkiye ve Japonya arasındaki ilişkilere küçük de olsa katkıda bulunabilirsem çok mutlu olurum.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de Japonca öğretmenin zorluklarına da değinen Ichimura, “Japon kültürünü ve dilini öğretmek açısından bazen sıkıntı oluyor çünkü Türkiye’de kaynaklar sınırlı. Japon kültürüne dokunmak için fırsat da sınırlı. Ondan dolayı ben ve diğer hocalar gerçek Japonya’yı tanıtmak için elimizden geleni yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Japon kültürünün bir parçası olan çay seremonisi “sado”yu kulüp etkinliğinde öğrencilere tanıtmaya çalıştığını, ders dışında da Japonya’daki öğrencilerin de katılımıyla çevrim içi toplantı düzenlediğini aktaran Ichimura, ÇOMÜ Japon Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı öğrencilerinin her yıl düzenlenen Japonca Konuşma Yarışması’ndaki başarılarına ilişkin ise “Lisans eğitimi başlamadan önce 1 yıl Japonca hazırlık programımız var. Bu 1 yıl içinde haftada 20 saat sadece Japonca öğreniyorlar. Başarılarında bunun yararı olabilir. Bu, öğrencilerimizin başarısıdır.” dedi.
“Türklerin misafirperverliğini çok seviyorum”
Türklerin misafirperver yönlerini çok sevdiğini ifade eden Ichimura, “Komşularımla aram iyi. Bana samimi davranmaları çok hoşuma gidiyor. Büyüklerim bana ‘kızım’, çocuklar ‘abla’ diyor. Bu Türkler için sadece hitap şekli ama benim için çok özel bir şey. Sanki onların arasına kabul edilmiş hissi veriyor. Yabancı olduğumu hiç hissettirmiyor. Bu, benim için çok önemli.” şeklinde konuştu.
Türkçe’nin kendisi için çok zor bir dil olduğuna işaret eden Japon akademisyen, şöyle devam etti:
“Türkçe öğrenmek için dil kursuna gitmek istiyordum ama ne yazık ki zamanım olmadı. Günlük hayatımda konuşa konuşa öğrendim. İlk geldiğimde sadece ‘Merhaba’ dedim, sonra ‘Nasılsınız’, ‘Teşekkür ederim’. Bunları telaffuz etmek çok zordu. Sonra ‘Paket yapar mısınız?’ cümlesini öğrendim çünkü buradaki restoranlarda porsiyon çok büyük geldi o zamanlar. O eskidendi, artık hepsini bitirebilirim. Türk yemeklerinden en çok biber dolmasını seviyorum. Kendim de yapıyorum. Türk mutfağına alıştım diyebilirim ama bazen yağı fazla gibi geliyor.”
Hediye edilen patiklerden koleksiyon yaptı
Ichimura, geleneksel el sanatlarından yün patiklerin ilgisini çektiğini belirterek şunları ifade etti:
“Patiklere bayılıyorum. Koleksiyonumda çok şirin, rengarenk desenli olanlar da var, ince, zarif, nakışlı olanlar da. Patiklerde, yapan kişi veya bana veren kişinin sıcaklığını görüyorum. ‘Hasta olmayın’, ‘Ayaklarınız üşümesin’ şeklinde çok nazik bir düşünce olduğunu hissediyorum. Bu içimi ısıtıyor. İlk kez Türk arkadaşımın evine ziyarete gittiğimde, büyükannesi verdi. Çok güzel bir hediye olduğunu düşündüm. Kendim almıyorum, hep hediye olarak veriyorlar ve koleksiyon yapıyorum. Koleksiyonumda 20’ye yakın patik var.”
Türklerin yardımsever olduğunun altını çizen Ichimura, “Türkiye’deki insanlar ‘Japonlar çok saygılıdır.’ diyor ama öğrencilerimiz de çok saygılı davranıyor. Öğrencilerimizden yardım istediğim zaman her öğrenci ‘Hocam teşekkür ederim, benden yardım istediğiniz için.’ diyor. Bu çok güzel bir şey. Öğrencilerimiz için neler yapabilirim diye sürekli düşünüyorum ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Öğrencilerimiz için bu bölümün, Japonya dünyasına giriş noktası olduğunu düşünüyorum. Onların bu dünyaya ilk adımı atmalarına yardım etmek istiyorum.” diye konuştu.
Ülkesini özlediğini de vurgulayan Ichimura, “Ama alıştım buraya. Benim için sorun değil. Farklı şehirleri gezdim. Her seferinde Çanakkale’ye döndüğümde ‘Çanakkale’ye döndüm.’ diyorum ve çok seviniyorum.” dedi.
]]>İstanbul Valisi Davut Gül, 2023 yılında ve yeni yılın ilk 2 ayında gerçekleşen operasyonlara ilişkin asayiş raporunu Cağaloğlu’ndaki valilik binasında düzenlenen toplantıda duyurdu. Vali Davut Gül’e İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Yusuf Kenan Topcu, İl Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanı Tuğamiral Tayfun Paşaoğlu eşlik etti.
İstanbul’un 16 milyona yaklaşan nüfusuyla dünyanın en büyük 15. metropolü olduğunu söyleyen Vali Gül, 131 ülkeden daha fazla nüfusa sahip mega kentte 65 bin 62 personelin görev yaptığını söyledi.
“2023, 2022 yılına göre yüzde 16 daha az suç işlendi”
Vali Davut Gül, hırsızlık suçlarıyla ilgili “2023 yılında bir önceki yıla göre; katalog suçlar olarak tabir edilen malvarlığına karşı suçlarda genel düşüş oranının yüzde 16. Bu ne demek, 2023, 2022 yılına göre yüzde 16 daha az suç işlendi demek. Aydınlatma oranımız yüzde 72. Bunlarda özellikle evden hırsızlık yüzde 29, otodan hırsızlık yüzde 19, işyerinden hırsızlık yüzde 21 azaldı. Kişilere karşı işlenen suçlar yüzde 2 düştü. Aydınlatma oranımız kişilere karşı olan suçlarda yüzde 98. Bunun yanında, dolandırıcılık suçlarında 2023 yılında suç sayısı 14 bin 575, aydınlatma oranı yüzde 91’dir. Ayrıca, ilimizde 2023 yılında hapis cezalı aranan 43 bin 790 şahıs, gıyabi aranan 142 bin 245 şahıs olmak üzere toplamda 186 bin 35 şahıs yakalanmıştır. Aynı performans 2024 yılının ilk 2 ayında geçen yılın aynı dönemine göre şehrimizde katalog suçlar olarak tabir edilen malvarlığına karşı suçlarda genel düşüş oranının yüzde 23, aydınlatma oranının yüzde 75 oldu. Burada şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. 2023, 2022 yılına göre daha iyi 2024’ün ilk 2 ayın da 2023’e göre daha iyi bir sonuçla karşı karşıyayız. Özellikle ilk 2 ayda evden hırsızlık yüzde 35, otodan hırsızlık yüzde 51, işyerinden hırsızlık yüzde 20 azaldı. Kişilere karşı işlenen suçlar yüzde 2 düştü. Aydınlatma oranı yüzde 98 oldu. Bunun yanında, dolandırıcılık suçlarında 2024 yılı 2 aylık dönemde suç sayısı 2 bin 435, aydınlatma oranı yüzde 80’dir” dedi.
Vatandaşları internet ve telefon dolandırıcılığına karşı vatandaşları uyaran Vali Gül, “Hemşerilerimizden özellikle internet ve telefon dolandırıcılığına karşı kurumsal uyarıları dikkate almalarını rica ediyorum. İlimizde 2024 yılı ilk 2 aylık dönemde hapis cezalı aranan 11 bin 969 şahıs, gıyabi aranan 33 bin 86 şahıs olmak üzere toplamda 45 bin 55 şahıs yakalanmıştır” şeklinde konuştu.
“Terör örgütlerine karşı operasyon sayımız yüzde 5,5 yakalanan şahıs sayısı yüzde 10 arttı, 609 şahıs tutuklandı”
Terör örgütlerine karşı yapılan operasyonlar hakkında da bilgi veren Vali Gül, “Dünyanın tüm metropollerinde olduğu gibi, İstanbul’umuzun da güvenlik gündeminin en önemli başlıklarından biri de terör. 2023 yılında bir önceki yıla göre; terör örgütlerine karşı operasyon sayımız yüzde 5,5 yakalanan şahıs sayısı yüzde 10 arttı. 609 şahıs tutuklandı, 477 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2024 yılı ilk iki ayında; terör örgütlerine karşı toplam 287 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda 795 şahsı yakaladık. 205 şahıs tutuklandı, 167 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2023 yılında organize suçlarla mücadele kapsamında düzenlenen 404 operasyonda bir önceki yıla göre; yakalanan şahıs sayısı yüzde 7, tutuklu şahıs sayısı yüzde 47 arttı. 634 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2024 yılı ilk iki ayında; 45 operasyonda 448 şahıs yakalandı. 231 şahıs tutuklandı, 109 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı” ifadelerini kullandı.
“Önceki yıla göre ele geçirilen uyuşturucu madde miktarı yüzde 21, hap miktarı yüzde 27, sentetik ecza maddesi 8 buçuk kat arttı”
Uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelede zehir tacirlerinin kökünü kazımaya kararlı olduklarını söyleyen Vali Gül, “Bu amaçla, 2023 yılında, ilimizde narkotik suçlarla mücadele kapsamında yapılan operasyonlarda yakalanan şahıs sayısı 59 bin 68 oldu. Önceki yıla göre ele geçirilen uyuşturucu madde miktarı yüzde 21, hap miktarı yüzde 27, sentetik ecza maddesi 8 buçuk kat arttı. 5 bin 701 şahıs tutuklandı. 3 bin 474 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. 2024 yılı ilk iki aylık döneminde ise narkotik suçlarla mücadele kapsamında yapılan operasyonlarda 13 bin 23 şahıs yakalandı. 2 ton 378 kilogram uyuşturucu madde, 2 milyon 545 bin 320 adet hap, 2 milyon 22 bin 973 adet sentetik ecza maddesi, Bin 382 kilogram ara kimyasal ele geçirildi. Bin 131 şahıs tutuklandı. 610 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. Uyuşturucu tehlikesine yönelik, yürütülen eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları önemli bir gücümüz. Annelerimiz, en büyük destekçimiz. Bu amaçla ‘En İyi Narkotik Polisi Anne Eğitimi’ projesi kapsamında 2023 yılında bilgilendirdiğimiz annelerimizin sayısı önceki yıla göre yüzde 70 arttı, 258 bine ulaştı” ifadelerini kullandı.
“Yakalanan şahıs sayısı yüzde 9 arttı, 98 şahıs tutuklandı”
2023 yılında bir önceki yıla göre; kaçakçılık suçlarıyla mücadele kapsamında düzenlenen operasyon sayısının yüzde 11 artarak 3 bin 695 olduğunu söyleyen Vali Gül, “Yakalanan şahıs sayısı yüzde 9 arttı. 98 şahıs tutuklandı. 564 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. Tütün ve sigara kaçakçılığı operasyonlarında yakalanan kaçak sigara miktarı yüzde 35, tütün miktarı yüzde 27 arttı, Ayrıca, sahte içki imalatında kullanılan 212 bin 326 litre alkole el kondu. 2024 yılı ilk 2 aylık döneminde kaçakçılık suçlarıyla mücadele kapsamında düzenlenen 578 operasyonda 750 şahıs yakalandı, 38 şahıs tutuklandı, 35 şahsa adli kontrol tedbiri uygulandı. Tütün ve sigara kaçakçılığı operasyonlarında ise 170 bin 743 paket kaçak sigara, 17 milyon 599 bin 819 adet makaron, 21 bin 546 kg tütün ele geçirildi. Yine sahte içki imalatına baktığımızda 25 ton alkole el kondu” diye konuştu.
“Akıcı ve güvenli bir trafiğin sağlanması için gece-gündüz çalışıyor”
İstanbul’da akıcı ve güvenli bir trafiğin sağlanması için çalıştıklarını söyleyen Vali Gül, “İstanbul’umuz, 7/24 saat insan ve araç hareketliliğini çok yoğun yaşayan bir şehir. Geçtiğimiz yılsonunda 5 milyon 406 bin 820 olan motorlu araç sayısı 5 milyon 455 bin 930 oldu. Motosiklet sayısı ise yüzde 5 artarak 650 bin 783’e ulaştı. Akıcı ve güvenli bir trafiğin sağlanması için gece-gündüz çalışıyor ve önlemler alıyoruz. İçişleri Bakanlığımız tarafından şehrimize yeni atanan 6 bin 994 polis memurumuzun 2 bin 500’ü trafik birimlerinde görevlendirildi. Böylece 2 bin 785 olan trafik birimlerinde görevli personel sayımız 5 bin 285 oldu. Emniyetimize Ocak ayında teslim edilen bin 173 araçtan 418’i, 600 motordan 300’ü trafik birimlerimizin hizmetine verildi. 2023 yılında yapılan uygulamalarda kontrol edilen araç sayısı 8 milyon 468 bin 663 oldu” şeklinde konuştu.
“2024 yılı 2 aylık dönemde 22 bin 377 servis aracı kontrol edildi”
Servis araçlarına yönelik 2024 yılının ilk iki ayında kontrollerin yapıldığını söyleyen Vali Gül, “Bu kapsamda, 68 bin 568 servis aracı kontrol edildi, 2024 yılı ilk 2 aylık döneminde ise yapılan uygulamalarda kontrol edilen araç sayısı 2 milyon 755 bin 216 oldu. Gözümüzün aydınlığı evlatlarımızın okul yolundaki güvenlikleri için de denetimlerimize aralıksız devam ediyoruz. 2024 yılı 2 aylık dönemde 22 bin 377 servis aracı kontrol edildi. Hepimizin güvenliği için trafik kurallarına uymak bir zorunluluk. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığımızca hayata geçirilen hız, emniyet kemeri, alkollü araç kullanımı, yaya önceliği ve cep telefonu kullanımı gibi birçok hususta denetim ve uygulamalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.
“2023 yılında 138 ölümlü kazada üzülerek ifade etmek isterim ki 157 vatandaşımız hayatını kaybetti”
2023 yılında İstanbul’daki ölümlü kazalarda 157 vatandaşın hayatını kaybettiğini belirten Vali Gül, “2023 yılında 138 ölümlü kazada üzülerek ifade etmek isterim ki 157 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ayrıca yaralanmalı kazalarda 32 bin 628 vatandaşımız yaralandı. 2024 yılı ilk 2 aylık dönemde ise ölümlü kazalarda 25 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ayrıca yaralanmalı kazalarda 5 bin 151 vatandaşımız yaralandı. Oysa bizim hedefimiz, bir insanımızı dahi kaybetmemek. Trafik kurallarına uyarak, birbirimize sabır ve anlayış göstererek, bu acıları hep birlikte azaltabiliriz. Siz hemşerilerime bu konuda güveniyorum” dedi.
“Bu güzel şehir 436 kilometre deniz sınırına sahip”
436 kilometre deniz sınırına sahip olan İstanbul’da sahil güvenliğinin önemli olduğunu vurgu yapan Vali Gül, “Siber Güvenlik ekiplerimiz, internet yoluyla işlenen suçlara karşı 7/24 çevrimiçi güvenliğin sağlanması için kararlılıkla mücadele ediyor. Biz bu dünyada da güçlüyüz. 2023 yılında 2 bin 459 dosya adliyeye intikal ettirildi. 2024 yılı 2 aylık dönemde ise bu sayı 457 oldu. Bu güzel şehir 436 km deniz sınırına sahip. Sahil Güvenlik Komutanlığımız denizlerimizdeki huzur ve güvenliğin sağlanması için 2023 yılında bir önceki yıla göre; görev icra saatini %6 artırarak 62 bin 390 saate çıkardı. Gemi/tekne kontrol sayısı % 16 artarak 21 bin 573’e yükseldi. Denizden kurtarılan kişi sayısı 193 oldu. Yasa dışı su ürünleri avcılığına yönelik tekne kontrolü sayısı 5 bin 571 oldu. Yasa dışı su ürünleri avcılığı ihlal tespit sayısı %12 azalarak 499’a düştü. Yasa dışı avcılık sonucu el konulan su ürünleri %22 artarak 31 bin 106 kilograma ulaştı. Yasa dışı avlanan 13 adet tekneye el kondu” ifadelerini kullandı.
“Yaz döneminden itibaren yeni Sahil Güvenlik birimlerimizle denizlerimizdeki denetimlerimiz artarak devam edecektir”
Yaz döneminden itibaren yeni kurulacak birimlerle denizlerdeki denetimin artacağını söyleyen Vali Gül, “Çevre kirliliği tespiti yüzde 40 azalarak 62’ye düştü. Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama (KİHBİ) sorgulamaları yüzde 67 artarak 58 bin 333’e ulaştı. 2024 yılı ilk 2 ayında geçen yılın aynı dönemine göre ise Sahil Güvenlik Komutanlığımız Gemi/tekne kontrol sayısı yüzde 48 artarak, 4 bin 496’ya yükseldi. Denizden kurtarılan kişi sayısı yüzde 129 arttı, 31 kişi güvenle tahliye edildi. Yasa dışı su ürünleri avcılığına yönelik tekne kontrolü yüzde 102 artışla bin 802’ye, Yasa dışı su ürünleri avcılığı ihlal tespit sayısı yüzde 18 artarak 141’e yükseldi. Yasa dışı avcılık sonucu el konulan su ürünleri yüzde 414 artarak 8 bin 930 kg’a ulaştı. 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununa muhalefet ederek yasa dışı avlanan mülkiyeti kamuya geçirilen tekne sayısı yüzde 67 arttı, yasa dışı avlanan 5 adet tekneye el konuldu, çevre kirliliği tespiti yüzde 20 azalarak 12’ye düştü. Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama (KİHBİ) sorgulamaları yüzde 10 artarak 92 bin 130’a ulaştı. Yaz döneminden itibaren Tuzla, Beykoz, Avcılar ilçelerimizde kurulacak yeni Sahil Güvenlik birimlerimizle denizlerimizdeki denetimlerimiz artarak devam edecektir” dedi. – İSTANBUL
]]>Deprem bölgesi Adıyaman’da, vatandaşların 31 Mart seçimlerinde daha rahat oy kullanabilmeleri ve her hangi bir mağduriyet yaşamamaları için çalışmalar yaptıklarını dile getiren Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri Mahmut Akgün ve İsmail Kalender, ilk olarak Adıyaman Adliyesi’ni ziyaret ederek burada Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Şahin’i makamında ziyaret etti. Gerçekleşen ziyaret sonrası hakimler, savcılar ve seçim kurulu yetkilileriyle bir araya gelerek toplantı düzenlendi.
Seçim öncesi ve seçim sonrası deprem bölgesinde vatandaşların daha rahat bir şekilde oy kullanabilmeleri için yapılacak uygulamalar ve aynı zamanda alınması gerekilen tedbirler masaya yatırıldı. Basına kapalı bir şekilde gerçekleştirilen toplantı sonrası açıklamalarda bulunan Yüksek Seçim Kurulu Üyesi Mahmut Akgün, “YSK adına deprem bölgesindeki seçmenlerin anayasal oy haklarının sağlıklı bir şekilde sağlanmasını teminen yerinde incelemeler yapmak ve özellikle burada çalışan seçim kurulundaki arkadaşlarımızın da seçim işlerine bakan başsavcılık ile komisyon başkanlarımızı hem moral ve motivasyon hem destek hem de varsa ihtiyaçlarını tespit etmek için geldik. Deprem bölgesinde yaşayan seçmenlerin anayasal oy haklarının daha rahat kullanabilmeleri için bizler yasaların el verdiği ölçüde pozitif uygulamalar benimsedik bu seçim döneminde. Hem genel seçimlerde hem de 31 Martta yapılacak mahalli idareler genel seçimlerinde yeter ki seçmenlerimiz depremin mağduriyetinin aynı zamanda seçimde de mağduru olmamaları için biz anayasal haklarını kullanırken rahat olmaları için her türlü bürokratik kırtasiyeden ve sandığa gitmekte yormadan, bıkmadan rahat oy kullanmalarını sağlamak için her türlü tedbiri almıştık. Bizler sahayla sürekli iletişim içerisindeyiz ama mahallinde bizlerde kendimiz görmek istedik. Malumunuz burada ciddi bir deprem yaşandı. Hem okullar yıkıldı hem de seçmenlerimizin bir kısmı başka illere gittiler, bunların geri dönüşlerinde rahat bulacakları yerde oy kullanmaları için kolaylaştırıcı uygulamalar getirdik. Yine konteyner kentlerde yaşayan vatandaşlarımızın daha rahat oy kullanmaları için de her türlü tedbiri aldık. Yine yıkılan okullara ve diğer tesislerde oy kullanılan sandık kurulan yerler için de özellikle valilik ve diğer kamu kurumlarından destek almak suretiyle her türlü çalışma yaptık. Biz bugün ilk etapta başsavcımız ve il seçim kurulu başkanımızın ev sahipliğinde bir toplantı yaptık. Bundan sonra hem seçim personelimizle ve sonrasında da valimiz ile diğer kolluk amirlerimizle beraber bir toplantı yapacağız. Adıyaman’daki çalışmalarımızı tamamladıktan sonrada Urfa’ya geçeceğiz bugün. Arkadaşlarımızın şimdiden bu seçim döneminde gösterdikleri fedakarlık nedeniyle ben hepsine teşekkür ediyorum. ve yine başsavcımıza da destekleri ve ev sahipliği için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Yapılan açıklamaların ardından Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri Mahmut Akgün ve İsmail Kalender, daha sonra Adıyaman Valiliği’ne geçerek burada Adıyaman Valisi Osman Varol, Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Şahin, İl Emniyet Müdürü Cihat Dağdeviren ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Hikmet Uz ile bir araya geldi. – ADIYAMAN
]]>Azerbaycan Milli Meclisi’nde TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı, AK Parti Bursa Milletvekili Osman Mesten başkanlığındaki toplantıya, TÜRKPA Genel Sekreter Mehmet Süreyya Er ile komisyon üyesi milletvekilleri katıldı.
Mesten, toplantıda yaptığı konuşmada, Azerbaycan’ın 2. Karabağ Savaşı’nda elde ettiği zaferden sonra Avrupa’nın haksız suçlamaları ile karşı karşıya kaldığını söyledi.
Azerbaycan’ın, Avrupa Parlamentosunun (AP) haksız tutumu ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin (AKPM) uygunsuz davranışı nedeniyle AKPM’den çekildiğini hatırlatan Mesten, “Fransız Parlamentosu Azerbaycan’a yönelik birtakım yaptırım kararı kabul ederken, ABD Senatosu da askeri yardımların durdurulmasını içeren kanun tasarısını kabul etmiştir. Bütün bunlar bizim nazarımızda yok hükmündedir. Bir olduğumuz sürece haklı davamızdan her zaman zaferle çıkacağımıza inanıyor, kardeş Azerbaycan’ın yanında olduğumuzu bir kez daha burada ifade ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Mesten, TÜRKPA kapsamındaki işbirliklerin önemine değinerek model kanun hazırlık çalışmalarından, bilimsel ve teknolojik gelişmelere destek vermek için yapılan ve yapılacak yasalardan bahsetti.
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç da konuşmasında parlamentoların kullandığı inovasyona dayalı yasama sürecini destekleyen yeni teknolojilerin TÜRKPA üyeleri arasında ortaklaşa kullanımını sağlayacak işbirliklerinin geliştirilmesinin gerekli olduğunu belirtti.
Kılıç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) teknoloji kullanımında dünyada sayılı parlamentolar arasında yer almaktadır. Örnek olarak şu an Meclisimiz, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile Tutanak Bilgi Sistemi Projesi yürütmektedir. Bu proje tamamlandığında yapay zekanın, milletvekillerinin TBMM Genel Kurul ve komisyonlardaki sesini tanıyarak, konuşmaları kendiliğinden yazıya dökmesi ve bunları video kayıtlarıyla eşleştirerek arşivlemesi mümkün olacaktır. Bu ve benzeri çalışmalarda tecrübe paylaşımının desteklenmesi ile işe başlayabiliriz.” dedi.
TÜRKPA Genel Sekreter Er de konuşmasında üye ülkelerin bilim ve teknolojinin gelişimine büyük önem verdiğini belirtti.
Er, “TÜRKPA üyesi ülkeler başarılı bilim ve teknoloji politikaları yürütüyor. Bu politikaların oluşmasında parlamentoların da özel bir yeri var. Çağımızın zorlukları bilim alanına ve bilimsel-teknolojik faaliyetlere yansımakta ve bu bağlamda bu alanın yasal düzenlemesi, sürekli değişen bu alanda meydana gelen değişikliklere mevzuatta karşılık verilmesi büyük önem taşımaktadır.” diye kaydetti.
“TÜRKPA’ya üye ülkelerde bilimsel ve teknolojik gelişmede parlamentoların rolü ve yasama desteği” başlıklı toplantıda Azerbaycan Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Ehliman Emiraslanov, Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu üyeleri Azerbaycanlı milletvekilleri Cavanşir Feyziyev ve Melahat İbrahimkızı, Kazakistanlı milletvekili Abzal Kuspan, Kırgızistanlı milletvekilleri Ruslanbek Cakışov ve Nurcigit Kadırbekov da konuşma yaptı.
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyon üyeleri şehitlikleri ziyaret etti
AK Parti Bursa Milletvekili Mesten başkanlığındaki TÜRKPA heyeti, Azerbaycan temasları kapsamında ülkenin merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in kabrini, 20 Ocak Şehitleri’nin yer aldığı Şehitler Hıyabanı’nı ve Bakü Türk Şehitliği’ni ziyaret etti.
]]>Maltepe Üniversitesinde Bestecilik ve Orkestra Şefliği bölümü son sınıf öğrencisi Yanık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, orkestra şefliği eğitimi süreci, şimdiye kadarki tecrübeleri ve geleceğe yönelik hedeflerini açıkladı.
22 yaşındaki Yanık, yurt içinde ve dışında birçok orkestra ve koroyla çalıştığını söyleyerek. “Hocam Serdar Yalçın’dan çok şey öğrendim. Kendisinin opera şefi olması aslında biraz operaya da yoğunlaşmama, opera ile ilgili çalışmalar yapmama da sebep oldu.” şeklinde konuştu.
“Leipzig, Navigli ve Metz-Grand Est Senfoni Orkestrasını yönettim”
Genç yaşta çok sayıda orkestra ve koroyla çalışma fırsatı bulduğunu belirten Yanık, “Leipzig Senfoni Orkestrası ile çalıştım. Gittiğim yarışmalarda Navigli Senfoni Orkestrasını yönettim. Cemal Reşit Rey konser salonunda Metz-Grand Est Senfoni Orkestrası’nı yönettim. O da Fransız bir orkestraydı ve çok iyiydi. Devlet Çoksesli Korosu ile çalıştık geçen sene ve çok güzel bir tecrübeydi çünkü ben koroyla çok haşır neşir olmadım hiçbir zaman. Koro şefliği kesinlikle çok farklı bir alan.” ifadelerini kullandı.
Öykü Yanık, orkestra şefliğinin diğer müzisyenlik alanlarından farklı olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Bizim bir enstrümanımız yok. Ben aslında keman ve piyano çalabiliyorum ama sahnede bu enstrümanı çalan kişi ben değilim. Bizim yaptığımız iş sahnenin üstünde olmak değil, sahnenin üstüne çıkma yolundaki hazırlığı yapmak diyebilirim. Yani biz aslında orkestra şefliğinin ne olduğunu, nasıl yapıldığını orkestra provalarında görüyoruz. Yani provayı kesip, burası olmadı bir daha yapalım, bunlar birlikte olmadı, oralar birlikte olsun gibi ayrıntılarla uğraşıyoruz.”
Saluzzo Opera Akademisi için maddi destek gerekiyor
Geçen ay İtalya’daki Saluzzo Opera Akademisi’ne şef asistanlığı için yaptığı başvurunun kabul edildiğini, ancak akademiye gidebilmek için maddi destek arayışında olduğunu aktaran Yanık, “Giulio Cesare isimli bir operanın asistan şefi olarak görev alacağım eğer gidebilirsem. Biz bu tarz çalışmalara, akademilere ve kurslara gittiğimiz zaman aslında bütün orkestra için bir ödeme yapıyoruz ve bu bizi zorlayabiliyor.” diye konuştu.
Yanık, orkestra şefliği eğitimine yurt dışında yüksek lisans ile devam etmek istediğini vurgulayarak, Avrupa’da iyi bir eğitim alarak Türk operasına daha fazla katkı sağlamayı amaçladığını dile getirdi.
Yurt dışında çok sayıda yetenekli Türk müzisyenin bulunduğuna dikkati çeken genç isim, “Yüksek lisans başvurusu için gittiğim okullarda çok sayıda Türk öğrencinin buralarda eğitim gördüğüne şahitlik ettim. Oradaki konservatörler de buna alışmış anladığım kadarıyla. Çünkü sürekli oradaki okullara geliyor Türk öğrenciler. Hatta keşke fırsatımız olsa da bu öğrencileri bir araya toplayabilsek yurt dışında. Eminim ki birkaç orkestra kurabilecek kadar müzisyenimiz var Avrupa’da.” değerlendirmesinde bulundu.
Geleceğe yönelik hedeflerini de anlatan Yanık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemi en iyi şekilde temsil etmek için yurt dışındaki orkestralarda çalışmak istiyorum. Bunun için çalışmalarıma da bir şekilde başlamış oldum. Eğer bu bahsettiğim opera akademisine de gidebilirsem, benim için çok önemli bir adım olacak. Çünkü Saluzzo, festival tarzında bir etkinlik aslında ve bu akademi sürekli devam etmiyor. Belirli zamanlarda kuruluyor ve bu klasik müzikte çok fazla olan bir şey. Böyle belirli festivaller ve akademiler Avrupa’da çok var ve bu festivallerin bazılarının içinde genç müzisyenlerin eğitimiyle ilgili bazı çalışmalar, girişimler de oluyor. Ben de kabul aldığım sürece bu tür etkinliklere katılım sağlamak istiyorum.”
]]>İl Jandarma Komutanlığına bağlı Jandarma özel harekat ve jandarma komando timleri, ilçeye 24 kilometre uzaklıktaki Belbuka Üs Bölgesi’nde zorlu arazi ve ağır kış şartlarına rağmen terörle mücadelesini sürdürüyor.
Derin vadiler, sarp dağlar ve karla kaplı arazilerde daha önce PKK’lı teröristlerin kış üslenme alanı olarak kullandığı bölgeyi terörden arındıran jandarma komandolar, insansız hava araçları, ASELSAN tarafından üretilen termal kameralar gibi teknolojik imkanları da kullanarak sorumluluk sahasını kontrol altında tutuyor.
Kar kalınlığının yer yer üç metreyi bulduğu ve hava sıcaklığının sıfırın altında 25 dereceye kadar düştüğü bölgede kar motorları ve paletli araçlarla devriye atan jandarma timleri, bugüne kadar yaptığı operasyonlarla, teröristlerin sözde karargah, depo, barınak ve sığınak olarak kullandığı Karataş Çukurları’ndaki yaşam alanlarını imha etti, çok sayıda silah ve yaşam malzemesi ele geçirdi.
“Hain terör örgütüne ağır darbe vuruluyor”
İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele Şube Müdürü Jandarma Yarbay Ümit Tuaç, AA muhabirine, bölgede tüm hava şartlarında terörle mücadelenin “ara, bul, yok et” stratejisiyle devam ettiğini söyledi.
Bölgede icra edilen operasyonlarda geçen yıl 6 teröristin etkisiz hale getirildiğini belirten Tuaç, teröristlere ait çok sayıda silah, mühimmat, yaşam malzemesi ve örgütsel dokümanın ele geçirildiğini ifade etti.
Jandarma komando timlerinin teknolojiden azami ölçüde faydalandığını, milli silahları etkin şekilde kullandığını dile getiren Tuaç, “Operasyonlarla kullanılan milli üretim silah, malzeme ve araçlarla sınır ötesinde olduğu gibi sınır içinde de hain terör örgütüne ağır darbe vuruluyor. Terör sorununu yüce Türk milletinin gündeminden çıkarmak maksadıyla jandarma özel harekat ve komando birliklerimizle terörü kaynağında yok etmek için operasyonlara inançlı ve kararlı bir şekilde devam edilecek. Üs bölgesi, kahraman jandarma komando timleri ile teknolojiden azami ölçüde faydalanarak ASELSAN tarafından üretilen silah sistemleri, radar, termal kameralar gibi cihazlar kullanılarak yaz, kış kontrol altında tutulmakta.” diye konuştu.
Üs bölgesine 6 kilometre mesafede yer alan ve başarılı operasyonlarla terörden temizlenen Karataş Çukurları bölgesinde geçici üs bölgesinin kurulduğunu hatırlatan Tuaç, şunları kaydetti:
“Üs bölgeleri marifetiyle bölgede tam anlamıyla alan hakimiyeti sağlanarak hem terörist faaliyetleri engelleniyor hem de bölgede petrol arama ve işletme faaliyetlerini sürdüren şirketin etkin ve güvenli bir şekilde çalışması sağlanarak Gabar Dağı örneğinde olduğu gibi ülke ekonomisine katkı sunulması hedefleniyor. 2023’te 3 büyük, 14 orta çaplı ve 3 bin 190 küçük olmak üzere 6 bin 979 timin katılımıyla 3 bin 207 operasyon başarıyla icra edildi. Van’da 2023’te icra edilen operasyonlarda 26 piyade tüfeği, 4 keskin nişancı tüfeği, 1 makineli tüfek, 2 tabanca, 42 el bombası, 11 telsiz, 13 dürbün, 571 tüp, 33 roketatar mühimmatı, 6 anti personel mayını ve 4 anti tank mayını ele geçirildi. Van İl Jandarma Komutanlığı, terörle mücadele öncelikli olarak üzere emniyet, asayiş ve kamu düzeninin devamlılığını sağlama konusunda istihbarata dayalı ve teknolojik cihazlardan azami düzeyde istifade ederek ilgili makamlarla koordineli şekilde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başarılı olma azim ve kararlılığındadır.”
]]>Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Ezgü, yaklaşık 1 yıl önce faaliyete geçirilen merkezde yürütülen çalışmalara ilişkin, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Merkezin özellikle yeni ve kalıcı tedavilere ihtiyaç duyulan çocukluk çağı genetik hastalıklarında, Türkiye’nin ilk ileri tedavi yöntemleri ve ilaç geliştirme çalışmalarına odaklandığını vurgulayan Ezgü, farklı tedavileri içeren 20’nin üzerinde klinik araştırmanın merkezde yürütüldüğünü anlattı.
Ezgü, bu kapsamda dünyada sadece nitelikli birkaç merkezde yapılabilen gen tedavi uygulamalarının da alınan uluslararası izinler doğrultusunda başlatıldığını belirterek, “Fenilketonüri (PKU) hastalığında yürüttüğümüz üç klinik araştırma var. Bunlardan sonuncusu hastalığın kesin, kalıcı tedavisini hedefleyen gen tedavisi.” bilgisini paylaştı.
“Dünyada tek merkez olarak başladık”
PKU’nun özel bir beslenme uygulanması gerektiren, aksi halde çocuklarda zeka geriliği ve kalıcı beyin hasarına yol açan kalıtsal bir hastalık olduğuna dikkati çeken Ezgü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün genetik hastalıklar gibi fenilketonüride de kalıcı bir tedavi oluşturabilme hedefiyle dünyada gen tedavisi çalışmaları başlatıldı. Bu konuda farklı bir ülkede üretilen ilacın laboratuvar çalışmaları, hayvan denemeleri gibi aşamaları başarıyla tamamlandı. Ardından tedavinin ilk kez insanlar üzerindeki uygulamaları gündeme geldi.
Merkezimiz, yapılan araştırmalarda belirlenen kriterleri fazlasıyla karşılaması nedeniyle, gen tedavisinin fenilketonüri hastaları üzerinde dünyadaki ilk uygulamasını yapmak üzere seçildi. Bu çalışmaya, uluslararası bir merkez hüviyetinde dünyada tek merkez olarak başladık, ilerleyen aşamada 2-3 merkez katılabilir. Sadece ülkemizdeki değil, dünyadaki birçok hasta için de önem taşıyor. Gen tedavisini şu an 2 fenilketonüri hastamıza başarıyla uyguladık, yakın zamanda üçüncü hastamıza da yapılacak. İlerleyen günlerde sonuçlarını hep birlikte gözlemleyeceğiz.”
Prof. Dr. Ezgü, gen tedavisinin Faz 1 çalışmalarının, üçer hastaya farklı dozların uygulandığı üç ayrı hasta grubunu kapsadığını, sonuçlarını uluslararası bir doktor ekibinin değerlendirdiğini söyleyerek, buradan çıkacak sonuçlara göre bir sonraki aşamaya geçileceğini ifade etti.
İki hastada beyin içine ameliyatsız gen tedavisi uygulandı
Çocuklarda beyin ve farklı organlarda ciddi hasara yol açan, ölümle sonuçlanabilen bir tür enzim eksikliği bozukluğu GM1 Gangliosidozis’e ilişkin de dünyada üçüncü, Türkiye’de ise ilk olan bir tedavi yöntemini klinik çalışma kapsamında başlattıklarını bildiren Ezgü, şunları kaydetti:
“Bu hastalıkta da yabancı bir sponsor tarafından gen tedavisi geliştirildi ve dünyada bunu uygulayabilecek, bizim de içinde olduğumuz üç merkez seçildi. Bu hastalıktaki gen tedavisi uygulamasını damardan değil, doğrudan beyin içine yapıyoruz. Ameliyatsız olarak, bir iğneyle tomografi altında direkt beyne ilaç uygulamasını içeriyor.”
Dünyada çok yeni olan bu yöntemi sınırlı sayıda ekibin uygulayabildiğini, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesindeki ekibin de ABD’de bu konudaki eğitimleri aldığını aktaran Ezgü, “Hocalarımız, gen tedavisini iki hastamıza tomografi altında, ameliyatsız, kısa bir anesteziyle doğrudan beyin içine başarıyla uyguladı. Ülkemizde ilk kez yapıldı bu uygulama. Hastalarımız da tedavinin uygulandığı dünyadaki 5. ve 6. hastalar oldu.” dedi.
“Yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz”
Prof. Dr. Fatih Ezgü, iki klinik araştırmanın farklı genetik hastalıkların tedavisine de ışık tutabileceğinin altını çizerek, “Önümüzdeki dönem, yurt dışında geliştirilen ilaçların yanı sıra kendi laboratuvarımızda geliştirdiğimiz bir ilacın ileri süreçlerini başlatmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ezgü, üre döngüsü bozuklukları ve lizozomal hastalıklara ilişkin de iki ayrı gen tedavisi çalışmaları başlatacaklarını söyleyerek, “Bunların yanında kendi laboratuvarımızda farklı bir hastalığa ilişkin yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz. Eğer başarı sağlanabilirse ilerleyen yıllarda ürettiğimiz ilacın klinik araştırmasını da merkezimizde yapacağız.” açıklamasında bulundu.
“Hedefimiz bu tedavilerin tüm hastaların kullanabileceği şekilde geliştirilmesi”
Faz 1 klinik araştırmaların çok kısıtlı sayıda hastayla yürütüldüğünü, ilerleyen aşamalarda daha fazla insanın çalışmaya dahil edildiğini anlatan Ezgü, gen tedavisi çalışmasına da hastaların, yaş durumunun içinde olduğu yaklaşık 20 farklı kriterin değerlendirilmesi sonucu kabul edildiğini söyledi.
Ezgü, “Hedefimiz bu araştırmaların başarıyla sonuçlanması ve tedavilerin bütün hastaların kullanabileceği bir şekilde geliştirilmesi. Şunu özellikle belirtmek isterim; tüm genetik hastalarımız geleceğe umutla bakabilir. Elbette bir miktar sabretmeleri gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.
Yeni geliştirilen birçok ilacın yıllar içerisinde gelişme kat ettiğine dikkati çeken Ezgü, Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ve TÜSEB’in bu çalışmalara ciddi destek sağladığını vurguladı.
Klinik çalışmaların çocuk beyin cerrahisi, anestezi, kulak burun boğaz, radyoloji gibi birçok bölümle işbirliğinde yürütüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Fatih Ezgü, merkezdeki klinik araştırmaların hastaların ileride daha iyi sağlık hizmetine kavuşabilmeleri için ellerinden gelen her şeyi yapabilecek, profesyonel bir ekiple yürütüldüğünü sözlerine ekledi.
]]>Sağlıklı yaşam sürdürebilmeleri için doğru beslenmeye ve uygun diyetlere ihtiyaç duyan evcil hayvanlar, verilen ev yemekleri nedeniyle sağlık sorunları yaşayabiliyor.
Evcil hayvanların beslenme sorunlarına çözüm üretmek amacıyla AÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi’nde kurulan “Veteriner Beslenme ve Diyetetik Birimi”nde hem sağlıklı hem de hastalıkları olan evcil hayvanların doğru beslenmesi için özel programlar hazırlanacak, sahiplerine beslenme danışmanlığı hizmeti verilecek.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Saçaklı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ilk kez” evcil hayvanlara yönelik böyle bir birim kurulduğunu söyledi.
Saçaklı, evde beslenen hayvan sayısındaki artışa paralel olarak, beslenmeye karşı bilinç ve ilginin de arttığını belirtti. Hayvan sahiplerinin herhangi bir hastalık, obezite ve yaşlılık durumunda “patili dostlarını” nasıl besleyecekleri hakkında bilgi eksikliği olduğunu dile getiren Saçaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kedi ve köpekler için böyle bir hizmetin verildiği bir bölüm bu zamana kadar kurulmamıştı. Beslenmeye ilişkin sorunlara uzman çözümü sunmak için bu bölümü kurduk. Hayvan sahipleri doğru besleme konusunda tereddüt yaşayabiliyor. Medyadan ya da birbirlerinden duydukları bilgileri sentezleyip doğrulara yönelemiyorlar. Hayvanseverlerin kafaları çok karışık. ‘Nasıl besleyeceğim, ne kadar besleyeceğim, hangi mamayı vereceğim?’ gibi o kadar çok sorun var ki normal sağlıklı hayvanlar için de biz burada bir beslenme modeli oluşturabileceğiz.”
Hayvanlardaki, böbrek hastalığı, diyabet, obezite gibi rahatsızlıklarda ilgili klinik birimlerdeki takibin yanı sıra beslenmenin de düzene sokulması gerektiğini vurgulayan Saçaklı, iyileşme süreçleri, hastalığın şiddetinin azalması, hatta hayvanların ömürlerinin uzaması için doğru beslemenin çok önemli olduğunu anlattı.
“Hayvanlar bireysel olarak değerlendirilecek”
Birime getirilen sağlıklı hayvanların öncelikle genel sağlık durumunun kontrol edileceğini, altta yatan bir hastalık yoksa günlük hayatı için gerekli enerji, mineral ve vitamin ihtiyacına göre program hazırlanacağını ifade eden Saçaklı, şöyle konuştu:
“Altta yatan başka önemli hastalıklar varsa o zaman burada mutlaka ilgili klinik birimlerde takibi yapılacak. Klinik tedavinin yanı sıra beslenme desteği de sağlayacağız. Çünkü bu tip hayvanların beslenmesinde özel olarak dikkat edilecek şeyler var. Hayvanlar bireysel olarak değerlendirecek. Örneğin bir böbrek hastası geldiğinde, onun klinik tedavi süreci devam edecek, fakat beslenmesine ilişkin o hayvanın durumuna özel program verilecek.”
Saçaklı, evcil hayvan sahiplerinin beslenme konusunda yaptıkları hatalara ilişkin de şunları kaydetti:
“Hayvanları ev yemekleriyle beslemenin doğru, hazır mamaların sakıncalı olduğu yönünde düşünceleri var, bu böyle değil. Eğer hayvanı, ihtiyacına uygun kaliteli mamayla besliyorlarsa başka hiçbir takviyeye gerek yok. Ev yemekleriyle beslediğiniz zaman o dengeyi sağlayamıyorsunuz. Sadece, hazır bir mamayı alıp vermek sahipleri için çok duygusal gelmiyor. İster istemez kendileri, çocukları gibi evde de bir şeyler vermek, beslemek istiyorlar. Bu yapılamaz değil ama mutlaka bir veteriner diyetisyen kontrolünde, uygun bir ev mama formülasyonuyla yapılmalıdır. Ondan sonra evde bunu hazırlayarak devam ederler. Ama çok sık kontrollerinin de yapılması lazım. Çünkü bizim ‘marjinal eksiklik’ dediğimiz durumlar oluşuyor. Bunu tespit edemezsek, gözden kaçarsa bu marjinal eksiklik veya fazlalık nedeniyle ileri dönemlerde çok ciddi problemlerle karşılaşabiliyoruz.”
]]>Unutulmaz filmlere imza atan iki sanatçı, Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, sinema eleştirmeni Suat Köçer’in sorularını cevapladı, Türk sinemasına ilişkin merak edilenleri ve anılarını paylaştı.
Savaş, oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var.’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim.” dedi.
Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:
“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor.’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”
Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti.” diye konuştu.
“Annem sefir, babam elektrik mühendisi olmamı istiyordu”
Usta oyuncu Halil Ergün ise daha önce Tunceli ile Batman’ı görmediğini aktararak, “Şimdi Batman’ı gördüm, heyecan duyuyorum. Beton, apartman kültürü girmesine rağmen hiçbir rahatsızlığı olmayan bir kenttesiniz ve sizi kutluyorum gerçekten. Sevinçle ve herkese anlatacağım. Çok etkilendim. Buradaki etkinlik de çok önemli. Perihan’la onu da konuşuyoruz. Buradaki iki günlük çalışma içinde gördüğüm boyut ve derinlikten çok heyecan duydum.” ifadelerini kullandı.
Tiyatro kökenli olduğunun altını çizen Ergün, “Nasıl Perihan 5 yaş diyorsa bende de öyle. İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum.” dedi.
Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:
“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Akadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”
Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz”
Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”
Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar.’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor.” diye konuştu.
Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”
“Yeşilçam için kasabalara sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi”
Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla halaoğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”
Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynarlardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar.” değerlendirmesini paylaştı.
İki sanatçı, etkinliğin ardından sinemaseverlerin sorularını yanıtladı.
]]>Güneydoğu Asya ülkesi Bangladeş’in Cox’s Bazar kentinde ocak ayında Kutupalong Mülteci Kampı’nda çıkan yangında evlerini kaybeden Arakanlı Müslümanlar (Rohingyalar) için Türkiye harekete geçti. Yangın sonrası 490 barınağın yapımını üstlenen Türkiye Diyanet Vakfı, bugün itibariyle 350 aileye inşaatları tamamlanan barınakları teslim etti. Kalan barınakların gelecek iki hafta içerisinde ailelere teslim edilmesi hedeflenirken, yangın nedeniyle kullanılamaz hale gelen TDV Camisi ise tekrar inşa ediliyor.
“Rohingyalı kardeşlerimizi evleriyle tekrar buluşturacağız”
TDV Bangladeş Koordinatörü Oğuzhan Adsız yaptığı açıklamada, mülteci kampındaki yapıların yeniden inşaatı için hız kesmeden çalıştıklarını ifade etti. Bangladeş Afet Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler (BM) ile koordinasyonlu bir şekilde çalıştıklarını belirten Adsız, “490 tane barınağı vakıf olarak biz yapacağız. Bağışta bulunan bağışçılarımızın emanetlerini buradaki kardeşlerimiz için kullanmaya devam ediyoruz. Şu an barınak çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah Ramazan ayı öncesinde çalışmalarımızı tamamlayarak evleri yanan Rohingyalı kardeşlerimizi evleriyle tekrar buluşturacağız” dedi.
Barınakların 15 metrekareden oluştuğunu söyleyen Adsız, “Bu ölçüler bize Bangladeş Afet Bakanlığı tarafından verilen ölçü. Barınak yaparken bu ölçülere uyarak inşa ediyoruz. Aynı zamanda bu barınaklarımızın yanında yanan bir camimiz de vardı. Onun da inşasını Ramazan ayı öncesinde tamamlayarak ilk teravihe yetiştireceğiz. Buradaki kardeşlerimizi ibadetlerini Ramazan ayı boyunca diğer camilerimizde olduğu gibi yapmaya devam edecekler” diye konuştu.
“Dünya Rohingyalı Müslümanlar için elinden gelen gayreti gösteriyor”
Şu an itibariyle 350 aileye barınakların teslim edildiğini kaydeden TDV Bangladeş Koordinatörü Adsız, “Bir buçuk hafta içinde barınaklarımızın hepsini tamamlayacağız. Zaten bu barınakları inşa eden Rohingya toplumu. Çünkü el işçiliği burada çok gelişmiş, özellikle bambudan çok fazla çeşitli ürün çıkartabiliyorlar. Yaşam alanları Myanmar’da yaşanan zulüm öncesinde de aşağı yukarı bu şekildeydi. Tek fark burada hayatta kalma korkuları yok. Daha güvenli bir ortam var. Kampta polisler ve askerler var. Başta Türkiye olmak üzere tüm dünya Rohingyalı Müslümanlar için elinden gelen gayreti gösteriyor. Bizde 2017’de kriz başladığı andan itibaren beslenmeden barınmaya, eğitimden sağlığa ve meslek edindirmeye kadar pek çok projeyi hayata geçirdik” şeklinde konuştu
“Yemek bulmakta zorlanıyoruz”
Rohingya mülteci kampında yaşayan medrese hocası ise yaptığı konuşmada, “Çok zor durumlar yaşadık ve buraya geldik. Çok zor şartlarda yaşıyoruz, çocukların eğitiminde zorlanıyoruz. Yemek bulmakta zorlanıyoruz. Yemek veriliyor ama sadece hayatımızı devam ettirebilecek kadar” ifadesini kullandı.
Daha iyi şartlarda yaşamak istediklerini dile getiren medrese hocası, “Yangın yaşandığında ben medresede eğitim veriyordum. Çocuklarım buradaydı ve yangını duyar duymaz buraya geldim. Çocuklarımı kurtardım, her şeyimiz yandı, hiçbir şeyimiz kalmadı. Evimiz yapıldığı için çok teşekkür ederiz” dedi.
Binlerce Müslüman evsiz
Bangladeş’in Cox’s Bazar şehrinde Arakanlı Müslümanların yaşadığı Kutupalong Mülteci Kampı’nda 6 Ocak’ta çıkan yangında bin 200 yerleşim yeri hasar görmüş ya da tamamen yanmıştı. Yaklaşık 7 bin Arakanlı Müslüman ise evsiz kalmıştı. – DAKKA
]]>Olay, 14 Şubat’ta akşam saatlerinde, Yumurtalık ilçesi Asmalı Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre Emrah ve Sihan Akgül çiftinin 3 çocuğundan en küçüğü olan İpek Akgül (18), portakal bahçesinde tartıştığı Yaşar B. tarafından tabancayla başından vurularak öldürüldü. Şüpheli, daha sonra genç kızı bir tarlada bulunan su kuyusuna gömdü. Genç kızı öldüren Yaşar B., jandarmayı arayarak kendini ihbar etti. Bölgeye gelen jandarma ekipleri Yaşar B.’yi gözaltına aldı. Şüpheli daha sonra ekiplere genç kızı gömdüğü yeri gösterdi, kızın cesedi kuyudan çıkartıldı. Yapılan otopsisinin ardından genç kızın cenazesi Küçükoba Mezarlığına defnedildi.
“İşkence yapıp aç susuz bırakılıp öldürülmüşler”
Genç kızın annesi Sihan Akgül, “Sevgililer günü cinayeti değil önce söyleyeyim size. Sevgililer gününün kurbanı değil. Sevgilisi yoktu benim kızımın. Kızım dört beş kişi tarafından hunharca işkence uygulanıp aç susuz bırakılıp ondan sonra çırılçıplak bedeniyle portakal bahçesinde gömmüşlerdi. Benim kızımın her tarafından kırık vardı, çürük vardı. Aşırı derecede dayak yemişti” diye konuştu.
Kızının neden öldürüldüğünü bilmediğini ve sadece 3 kişinin yakalandığı dile getiren anne Akgül, “İki kişinin hala firari gezdiğin biliyorum. Sadece şunu istiyorum. O canilere şunu seslenmek istiyorum. Sen, benim kızımdan ne istedin? Şu üzerimdeki onun tişörtü. Her gün bu üstümde ve ben her gün bu yasta eriyorum bitiyorum. Sen böyle kaçarken, dolaşırken, nefes alıp verirken, benim kızım sana ne yapmış olabilir ki? Günlerce sen kızıma işkence gördürdün. Benim kızımın canını yaktın. Gözlerimin içine bak. İnan et senin sonun geldi. Devlet senin yakanı bırakmayacak. Bugün yarın alınacaksın. Adalete teslim olacaksın, adalete sonsuz güvenim var”
dedi.
“İpek’i unutmayalım, biri sürü İpek’ler var”
Anne Akgül, “İpek Akgül’ü unutmayalım, gerçekten unutmayalım. Bir sürü İpek Akgül’ler var. Boşu boşuna toprağın altında. Çok güzeldi benim kızım. Toprağın altına niye gömdün sen onu? İki kere gömdün. Bir portakal bahçesinde gömdün, ikinci ben kendi elimle yavrumu mezara koydum. Sen bana niye bunu yaşattın? Kızımı tanımıyorsun, etmiyorsun. Biz sana ne yapmış olabiliriz, sadece ben bunu söylüyorum” ifadelerine yer verdi.
“Her gün bir kız ölüyor”
Bir sürü kadının öldüğüne değinen acılı anne Akgül, “Her gün bir tane kız ölüyor, yazık günah değil mi annelerimize? Yazık günah değil mi bize? Ben her gün aklımı yitiriyorum. Kızımın hayali geliyor ama ben kızıma dokunamıyorum. Kızımı görüyorum ama kızım yok, kayboluyor ortadan. Kurbanınız olayım, bunun peşini bırakmayalım. Her gün bir ceset bulmayalım” diye konuştu.
“Sen bir canisin, canavarca kızımı katlettin”
Evladını öldürenlere ‘bunu neden reva gördün’ diyerek seslenen acılı anne Akgül, “Biz sana ne yaptık? Sana hayvan demiyorum. Sen hayvan bile olamazsın. Sen bir canisin, sen bir canavarsın. Canavarca onu katlettin. Neden? Sana ne yaptık? Biz sana ne yaptık, ailesi vardı. O kimsesiz değildi. Seni ben adalete havale ediyorum. Umarım müebbet yersin” dedi. – ADANA
]]>Şüphesiz her çiftin hayali mutlu bit yuva kurmak. Ancak evlilik aşaması gelip çattığında çiftler bazı olumsuz düşüncelerle baş başa kalabiliyor. Evlilik sorumluluğunu işaret eden duyguyu uzmanlar evlilik stresi olarak tanımlarken, beliren bazı soru işaretlerine karşı dikkatli olunması konusunda çiftleri uyarıyor. Uzmanlar bu soru işaretlerinin stresten ziyade güvensizlikten kaynaklandığını vurguluyor.
Bağımlılık duygusu, yanlış iletişim nedeni
İlişkilerde bağlılık ve bağımlılık duygularına değinen Uzman Psikolog ve İlişki Terapisti Nida Korkmaz, “Evlilik stresi bir insanın evlenmeden önceki zamanında ya da kişinin geçmişte yaşadığı olaylardan ötürü aklında olan soru işaretlerine dayanmaktadır. Toplumumuzda aşk her zaman ön planda tutulmaktadır. Bu nedenle bireyler bir kere aşık oldukları kişiye zamanla bağımlılık geliştirirler. Aşkın ilk aşamasında bu bağlılık olarak nitelendirilebilir. Ama daha sonra bağlılık dediğimiz unsur yerini zamanla bağımlılığa bırakır. Bağlılık insanlar arasında rahatlatıcı ve huzur verici bir niteliğe sahiptir. Ama bağımlılık bunun tam aksine insan üzerinde gerginlik ve strese neden olur. Bağımlılık insanın partnerine karşı duyduğu aklındaki soru işaretlerini ortadan kaldırma etkisini göstermektedir. Bireyler bağımlı olduklarından ötürü, aklındaki soru işaretlerine verilecek cevapları sürekli ertelemektedirler. Bu durum evlilik aşamasına kadar gelmektedir. Evlilik aşamasında ise bu durum, insanların flört zamanlarında olduklarından çok daha farklılık göstermektedir. Evlenen çiftlerde yavaş yavaş zihinsel ve fikirsel değişimler meydana gelir. Bu fikirsel değişimler ile birlikte bağımlılıktan dolayı akılda cevaplanmayan sorularla birleşip zamanla kişi üzerinde büyük strese neden olmaktadır. Bu stres ise ilişkilerde ciddi bir şekilde ayrılığı tetiklemektedir.” dedi.
Bu soru işaretlerine dikkat!
Evlilik öncesi stresin, kişinin evlenmeden önceki zamanında aklına takılan sorulardan ve geçmiş yaşantılarından edindiği tecrübelerden oluştuğuna dikkat çeken Uzman Psikolog Korkmaz, “Acaba evlendiğimde değişir mi? Bana gösterdiği ilgi azalır mı? Sevgi, saygı, şefkat ve aşkı azalır mı? Desteği azalır mı?’ Bu sorular evlilik stresini tetikler. Evlilikle birlikte omuzlarımıza yüklenecek sorumluluklar evlilik korkusunu oluşturan etkenlerdendir. Bu korkuya bir de bu soru işaretleri eklenince stres katlanarak artar. Bu sefer kişi ‘Aslında evlenmeyi çok istiyorum ama çok korkuyorum.’ demeye başlar. Bu cümle bir yerde ayrılık sinyallerinin de işaretini vermek anlamına gelebilir. Çünkü kişi bu soruların getirdiği stresle başa çıkamaz ve bu durumu atlatamazsa sendroma yakalanır. Ben bu durumu evlilik öncesi sendromu olarak adlandırıyorum” diye konuştu.
Ailelere büyük görevler düşüyor
Evlilik öncesi stresi ile çiftlerin başa çıkabilmesi için ailelere büyük görev düştüğünün altını çizen Nida Korkmaz, “Çiftler evliliğin getireceği sorumluluklarla birlikte strese girip endişeye kapılabilirler. Bununla birlikte çiftler partnerlerinin doğru seçim olup olmadığını sorgulayarak da strese girebilirler. Bu durumda ailelere düşen görevler çiftleri sakinleştirmek olmalıdır. Kendi ilişkilerindeki güzel yaşanmışlıkları ve hayata dair mücadelelerini örnek olarak vermeleri, evlenecek olan çiftlerin olumlu ve güzel yönlerini çiftlere karşı dile getirmeleri stresi büyük ölçüde azaltacaktır.” şeklinde konuştu.
Durumun bu şekilde de aşılamaması durumunda yapılması gerekenlere değinen Korkmaz, “Bu sorunlar ile baş etmenin bir kaç yolu vardır. Kişisel gelişim kitapları okunabilir ya da gelişimsel programlar izlenebilir. Ama ciddi anlamda bu sorunların en sağlıklı çözümü bu alan ile ilgilenen bir psikologdan destek almaktır.” dedi.
Çevrenizdekiler sizi doğru mu yönlendiriyor
İlişkilerde çevresel faktörlerin de ilişkinin seyrini etkileyebileceğini ifade eden Nida Korkmaz, “İlişkilerde 3’üncü şahıslar bazen çok yapıcı bazen ise çok yıkıcı olabiliyor. Bu ayırımı çok iyi yapmak ve buna göre müdahale izni vermek ya da vermemek gerekiyor. Eğer 3’üncü şahıslar ilişkiniz ve partneriniz hakkında sürekli olumsuz cümleler kuruyorsa, kötü dille eleştiriyorsa ve olumsuz iddialar ortaya atıyorsa buna kesinlikle ‘dur’ demeniz gerekir. Ancak 3’üncü şahıslar ilişkinizi destekliyor, ilişkiniz ve partneriniz hakkında olumlu cümleler kurup her fırsatta sevginizi ve birbirinize nasıl yakıştığınızı size hatırlatıyorsa onlarla dertleşebilirsiniz.” ifadelerini kullandı. – ERZİNCAN
]]>İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Acar, Prof. Dr. Birol Gülnar danışmanlığında hazırladığı doktora tezinde Türkiye’nin sosyal ağ yorgunluğu yaşadığını belirledi.
2022 yılında başlayan ve 5 ayın sonunda tamamlanan araştırmada en az sosyal ağ yorgunluğu yaşayan şehrin Erzincan, en yoğun sosyal ağ yorgunluğu yaşayan ilin Afyonkarahisar olduğu belirlendi. Bölge bazında ise Güney Doğu ile Doğu Anadolu bölgelerinin batı bölgelerine göre daha fazla sosyal ağ yorgunluğu yaşadıkları tespit edildi. Araştırmada, kişilerin yaşadıkları sosyal ağ yorgunluğunun kendilerinden kaynaklamadığı görülürken, kullanıcılar; platformlarda yer alan aşırı miktardaki bilgi, sürekli iletişim hali ya da sosyal ağların kendi teknik özelliklerine bağlı olarak yorgunluğa maruz kaldığı belirtildi.
Araştırma 81 ili kapsıyor
Türkiye’de ilk olan araştırma ile ilgili bilgiler veren Dr. Öğr. Üyesi Nihal Acar, “Çalışmamız aslında 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Pazar araştırmacıların bulduğu bir durum tespitidir. Şöyle ki sosyal ağların kullanım oranlarında ki düşüşe ve bu düşüşün kişiler üzerinde ortaya çıkarttığı fiziksel ve ruhsal nedenlere dayanan bir araştırmadır. Araştırmada Türkiye’de ilk Prof. Dr. Birol Gündar ve benim tarafımdan doktora tezi olarak hazırlandı. Araştırmayı biz tüm Türkiye’de yani 81 ili temsil edecek şekilde yapılandırdık. Kavramın yani sosyal ağ yorgunluğunun nasıl üretildiğine baktığımızda ise büyük Pazar şirketleri kullanım oranlarında 2011 yılında 2010’a göre yüzde yirmilik bir düşüşten bahsediyor. Bu oran sosyal ağ için yüksek bir oran. Pazar araştırmacılar bunun yani insanların neden artık platform kullanmaktan uzaklaştığının araştırılması gerektiğini literatür kısmına yöneltiyor. Yani biraz daha bu işle uğraşan bilim adamlarının araştırma yapmasını söylüyor” ifadelerine yer verdi.
“Sosyal ağ yorgunluğu Türkiye’de mevcut”
Pazar araştırmacılarının temel nedeninin reklam olduğuna dikkat çeken Nihal Acar, “Çünkü onlar sosyal ağlar üzerinden reklam aldığı için kullanılmayan bir platforma da ister istemez hiçbir firma reklam vermez. Araştırma da 2 boyut elde ettik. Vatandaşların sosyal ağ kullanımı sonucunda 2 olumsuz durumla karşılaştığını tespit ettik. Bunlardan bir tanesi teknostres, yani sosyal ağ kullanımına bağlı olarak kişilerin bunalma, stres, depresyon, anksiyete. Fiziksel anlamda da kas ve eklem ağrıları sürekli masa başında oturmaktan ya da göz bozuklukları, ani kalp atışı, nefesin aniden yükselmesi gibi durumlar tespit edilir. Ama araştırmanın bir diğer ilginç boyutunda da tükenme. Yani Kişiler artık yavaş yavaş sosyal ağ kullanmak istemiyor. Örnek verecek olursak bir sosyal ağ platformu temmuz ayında kendisine bağlı küçük bir üretip piyasaya sürdü. Burada ki temel neden kullanıcı sayısını düşürmemek, kullanıcı sayısını kaybetmemek olarak söylenebilir. Sosyal ağ yorgunluğu artık bizim ülkemizde mevcut. Kişiler özellikle ağ kullanımından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı” şeklinde konuştu. – ERZİNCAN
]]>İlçeye yeni parklar ve yaşam alanları kazandırmak için çalışmalarını sürdüren Beylikdüzü Belediyesi, “12 Günde 32 Proje” sloganıyla başlatılan açılışlar serisine Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı ve 20 parkın açılışı ile başladı.
Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nda gerçekleşen açılış programına Başkan Çalık, CHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri ve birim müdürleri ve ilçe protokolü katıldı.
5 yılda toplamda 252 projeyi hayata geçirdiklerini belirten Başkan Çalık, Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ise yıllardır atıl ve metruk durumda olduğunun altını çizerek, böyle bir alanı yaşam alanına dönüştürüp ilçeye kazandırmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi. İlçe halkının da yoğun katılım gösterdiği açılış öncesi alanda yürüyüş yapan Başkan Çalık vatandaşlarla sohbet etti.
20 gün boyunca Beylikdüzü’nde yeni açılışlar yaparak, ilçeye yeni tesisler kazandırılacağını duyuran Başkan Çalık, şunları kaydetti:
“DÜNYAMIZI VE ÇEVREMİZİ KORUMAK DA BİZLERİN SORUMLULUĞUNDA”
“Buranın bendeki yeri çok başka. O yüzden açılış törenlerine buradan başlamayı özellikle istedim. Dünyamız zaman içerisinde maalesef çok ciddi krizlerle karşı karşıya bırakıldı. Nasıl ki yeni projeler, kültür merkezleri, spor salonları, bilim ve sanat merkezleri, inovasyon merkezleri, kreşler hayata geçiriyorsak, dünyamızı ve çevremizi korumak, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek, biyoçeşitliliği korumak da bizlerin görevi ve sorumluluğunda. Çocuklarımızın ve onların değerli ailelerinin nefes alabilecekleri yeni yeşil alanlar, parklar ve yaşam alanları kazandırmak da bizlerin sorumluluğunda. Ben bu kenti 95 santimden bakarak, yani 3 yaşındaki bir çocuğun boyundan bakarak deneyimliyorum, ona göre tasarlıyorum. Bana göre çocuklar yalnızca geleceğimiz değil, çocuklar geleceğin bugünüdür.”
Gürpınar 100 Yıl Kent Ormanı olarak tasarlanan alanın kendi haline terk edilmiş bir yer olduğunu hatırlatan Başkan Çalık, şöyle devam etti:
“HİÇBİR ZAMAN ‘BU KADAR YEŞİL YETER’ DEMEDİK”
“Eminim eski halini bilenleriniz vardır. Bu ormanlık alan metruk bir vaziyette, kaderine terk edilmiş bir şekilde duruyordu. Şimdi 26 bin metrekarelik bu alanı biz; içerisinde tematik parklar, sosyal tesis, piknik ve oturma alanları, çocuk oyun alanları, açık spor alanları, tenis kortu, seyir terası, sanat merdiveni ve yürüyüş yollarının olduğu yemyeşil bir yaşam alanına dönüştürdük. Biz hiçbir zaman ‘Bu kadar yeşil bize yeter’ demedik. Uygun bulduğumuz her alanı, yeşil alan olarak Beylikdüzü’ne kazandırmak için var gücümüzle çalıştık. Geçtiğimiz 5 yılda tam 1 milyon metrekare yeni yeşil alan kazandırdık. 15 bin 500 yetişkin ağaç diktik. Biz bu yeşil alanları çocuklarımız oynasın, emeklimiz rahatça vakit geçirsin, ailelerimiz evlerine sıkışıp kalmasın diye yapıyoruz. Biz bu yeşil alanları insanlar rahat nefes alsın diye yapıyoruz. Kimse betona, karanlığa, mutsuzluğa mahkum değil. Bu millet şehirlerinde mutlu yaşamayı hak ediyor. Biz bu millete hakkını vermek için mücadele ediyoruz.
“BU KENT İÇİN ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Parkların insanların psikolojisine nasıl iyi geldiğini çok iyi bilen bir kişiyim. Ben hep şunu söyledim ‘Beylikdüzü’nde antidepresan kullananların oranını azaltacağım’ dedim. Her yaptığımız parkla Beylikdüzü’nde antidepresan kullanım oranı azalıyor. Beylikdüzü’ndeki yaptığımız alanları insanlar kullandıkça içerisine huzur dolacak ve o karamsar duygudan çok güzel duygulara geçecekler. Dolayısıyla biz bu kent için çalışmaya, bu kent için üretmeye devam edeceğiz.”
Alanın yapımında emeği olan çalışma arkadaşlarına da teşekkür eden Çalık, konuşmasına şöyle son verdi:
“ATATÜRK’ÜN AÇTIĞI YOLDA, GÖSTERDİĞİ HEDEFE YORULMADAN KOŞACAĞIZ”
“5 yıl daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe hep birlikte, durmadan ve yorulmadan koşacağız. Çünkü sizin enerjiniz, gülen yüzünüz, Beylikdüzü’nün aklı, ışığı bu memleketin umudu. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gürpınar 100. Yıl Kent Ormanı’nın ve 20 yeni parkımızın Beylikdüzü’ne ve tüm komşularımıza hayırlı olmasını diliyorum.”
Başkan Çalık’ın konuşmasının ardından protokolün katılımıyla açılış kurdelesi kesildi. Etkinliğe gelenlere teşekkür eden Çalık, aileleri çocuklar için hazırlanan oyun alanlarında zaman geçirmeye davet etti.
]]>“Tabutta Rövaşata”, “Filler ve Çimen”, “Nokta ve Cenneti Beklerken” gibi unutulmaz filmlere imza atan Zaim, Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda “Flaşbellek” filminin gösterimi sonrası sinemaseverlerle bir araya geldi.
Çukurova üniversitesi öğretim üyesi, yönetmen Batuhan Kalaycı moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide, sinemada izlediği yola değinen Zaim, “Parçalara ayırmak gerekirse, bir sinema yönetmeninin kendisine ait sistemi kurması demek, kendisine ait işaretler sistemine sahip olması demektir. Başka şartlar da var. Bu işaretler sistemini başkalarına anlatabilecek sözel, görsel yeteneklere sahip olması gerekir. Bu işaretler sitemini gerçekleştirecek olanakları bulabilecek esnekliğe, kabiliyete ve girişkenliğe, dayanıklılığa sahip olması anlamına da geliyor.” diye konuştu.
Derviş Zaim, sinema yönetmenliğinin zamanı ve mekanı tıraşlama işi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bir heykeltıraşın yaptığı işten hareket edelim. Bir kaya parçası verirsiniz ve ondan bir heykel yapmasını istersiniz. O heykeli alır, Rodin’in dediği gibi fazlalıkları atar ve oradan düşünen adam heykeli çıkar. Bir yönetmen de kendisi için zamanı ve mekanı tıraşlar. Derviş Zaim’e göre, mekanı tıraşlamaya başlayınca aynı zamanda zamanı da tıraşlamaya başlar. Mekanın çok çeşitli yerlerine kamerayı koyarak, kameranın saptadığı planları yan yana dizerek bir kamera ve mekan ilişkisi kurabilir. Mekanın içerisinde kameranın dolaşmasına izin vererek bir plan sekansı mantığı içerisinde tıraşlayabilirsiniz. Buradan ayrı bir doku ortaya çıkar.”
Bazı yönetmenlerin zamanı ve mekanı nasıl tıraşladıkları üzerine uzun uzun düşündüklerini kaydeden Zaim, “Başkalarının işlerini etüt ettikleri için onu teorize etmeye başlarlar. Bu hem faydalıdır ama aynı zamanda geri çeker, geri tepme ihtimali olan bir şeydir ama ben çoğunlukla faydalı olduğuna inanıyorum. Dünya tarihinde zaman ve mekanı farklı şekillerde tıraşlama söz konusudur. Dünya sinema tarihi tercihlerin tarihidir bu anlamda.” ifadelerini kullandı.
“Mit, ritüel, sembol olmadan derinleşemezsiniz”
Derviş Zaim, her yönetmenin kendisine ait ahlaki sistem kurması gerektiğinin altını çizerek, “Yönetmenin kendi hayatı, deneyimleri, şahsi görüşleri, psikolojisi, inançları ve de ahlak felsefesine yakınlığı, içinde bulunduğu kültürün ne kertede farkında olup olmadığı gibi meseleler tarafından belirlenir.” dedi.
Kültürel değerlerin yapılan işlerdeki önemine de işaret eden Zaim, şu bilgileri verdi:
“Mit yani menkıbe, ritüel, sembol olmadan derinleşemezsiniz. Kendinize ait ve de otantik bir dil oluşturmanız zordur. Şahsi sinema kurmak demek, içinde bulunduğun kültürel havuzun sana sunduğu mit, ritüel ve sembollerle hesaplaşmak, onların fonksiyonundan geçerek zamanı ve mekanı tıraşlamaya çalışmak demektir. Şahsi sistemini kuran sinemacı olmak, böyle bir yürüyüş güzergahına sahip olmayı gerektirir.
İtalyan yeni gerçekçiliği o filmleri yapabildi, çünkü İtalyan toplumunun, İtalyan geçmişinin, bütün mit, ritüel ve sembollerini kardılar, değiştirdiler ve ondan hareket ederek, tüm Rönesans’ı, Roma geçmişini, Batı medeniyetini, II. Dünya Savaşı’ndaki faşist deneyimi ve acılarını da içine katarak konuşuyorum, oradan akarak çıkan ve de mit, ritüel, sembollerden hareket ederek giden, zaman ve mekanı bu sayede tıraşlayan bir sinema ortaya çıktı.”
Usta yönetmen Zaim, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki büyük çalkantılar nedeniyle insanları farklı bir dünyayla karşı karşıya kaldığının altını çizerek, “Ancak büyük sosyal çalkantılar sanatta bu kadar büyük ve diri hareketlere yol açabilir. II. Dünya Savaşı’nın tokadını yedikten sonra Batı, neoliberalizmi çıkarmak zorundaydı. Ancak o şekilde İtalyan ustalar ortaya çıkabildi. Fransa’da kapitalizmin buhranı yüzünden Avrupa sanat sineması ortaya çıktı. Hollywood devam etmek durumunda kaldı. Kapitalizm böyle bir rüya makinesi istiyordu ve Amerikan Rüyası o şeyi yarattı. Amerikan Rüyası, kapitalizm dönüşüp kendini yeniledikçe devam etti ve şu anda da platformlarda sürüyor, size ayar satıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Mit, ritüel ve sembolle doğru düzgün hesaplaşamamış bir yönetmenin, ticari ya da sanat sineması yapamayacağını vurgulayan yönetmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“John Ford, klasik Hollywood sinemasının dilini oluşturan büyük usta. 20. yüzyılda dominant olan Amerikan kültürünün mit, ritüel ve sembolünü oturttu. Western’in giysisini, şapkasını, bütün ikonalarını, göstergelerini oturtan adamdır. Vahşi Batı miti üzerinden, insanlığın keşfedilmemiş olanı bulmaya çalışmasını, Batı felsefesine, Yunan mitlerine kadar götürebilirsiniz. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başındaki Amerika bütün bunların bir uzantısıydı. John Ford, üç perde anlatısı, Aristo’yu aldı. İçine Amerikan vahşi batı kavramını doldurdu. Hollywood anlatısı ortaya çıktı. Sonra Frank Capra romantik komedileri aynı mantıkla yürüttü. Amerikan Rüyası’nı romantik komedi yapmaya çalıştılar. Frank Capra ve John Ford bütün bu ikonografiyi bizim için oturttu. Yeşilçam onlardan kopya ederek bugüne geldi. Spielberg, John Ford’dan bayrağı alıp şu anda günümüze getiren, klasik zamanın yaşayan en büyük ustalarından biri. Onda da hesaplaşma vardır ve ne yaptığının farkındadır. Jaws’tan tutun canavarlara varıncaya kadar ince ince anlatabilir.”
“Sanat sineması, klasik sinemayı çok iyi bilmekten geçer”
Zaim, Jean-Luc Godard, Alain Resnais ve Christopher Nolan gibi usta sinemacıların da mit, ritüel ve sembollerle uğraştıklarına dikkati çekerek, “Ben de mit, ritüel ve sembollerle uğraşıyorum ve buradan hareket ederek zamanı ve mekanı duruma göre tıraşlamaya, belli bir denge oturtmaya çalışıyorum. Bunu klasik sinemada da yapmak mümkündür, hatta bunu bilmeyen adam klasik, ticari ya da sanat sinemasını iyi yapamaz. Kaldı ki sanat sineması, klasik sinemayı çok iyi bilmekten geçer. Klasik sinemayı iyi bilmeyen sanat sineması yapamaz, yaptığı şeyin neye denk düştüğünü de anlayamaz. Türk sinemasında olan şey de budur.” diye konuştu.
Referanslar sistemi olmadığı zaman mit, ritüel ve sembollerle oynanamayacağını aktaran usta yönetmen, şöyle devam etti:
“Bir Türk sinemacısının avantajı nedir? Hollandalının sahip olmadığı şeye sen sahipsin. Şeyh Galip var sende ama Hollandalıda yok. Ama sen aynı zamanda şu ya da bu şekilde 200 senedir Erasmus’u da okuyorsun, sana Spinoza’nın da değerli olduğu söylendi. 20. yüzyıl deneyimi, Kemalist geçmiş var. Daha öncesinde başka bir geçmiş var. Bütün bu farklı geçmişler sana farklı bir referanslar sistemi veriyor mu, veriyor. Bunlardan hareket ederek bir sinema kurman mümkün. Bana kalırsa, 100 ya da 200 sene, referanslar sisteminden hareket ederek konuşuyorum, sıkışmışlığın filmini iyi yapabiliriz biz. İki arada, bir derede kalmışlığın filmini dünyada en mükemmel yapabilecek insanlar biziz ama bunun henüz farkında değiliz. Türkler sıkışmışlığın başyapıtlarını vermeye namzettir, geçmiş nedeniyle. Ama bunu bilince çıkaracak yönetmenler lazım. Mit, ritüel ve sembolü alacak, referanslar sisteminin karışıklığına bakacak, kendisine ait bir mit, ritüel ve semboller sistemi kuracak.”
Derviş Zaim, Türk politik filmini cılız bulduğunu kaydederek, “Bu hep böyleydi. Referanslar sistemiyle ilgili derinleşemiyorlar. Türk sinemasının daha çağdaş, sanat sineması yapmaya çalışan kesimine baktığım zaman da bir nihilizm görüyorum. Türk ana akım sinemasında da, ticari sinemada da nihilizm görüyorum ayrıca. Ertem Eğilmez böyle değildi. Şu andaki Türk sinemasındaki nihilizm beni çok rahatsız ediyor. Bunu büyük bir dezavantaj olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı.
“Nihilist sinemadan bir şey olmaz”
Referanslar sistemi nedeniyle toplumun kafasının karıştığını vurgulayan Zaim, “Senin dışarıya açılan yönetmenlerin ya da içeriye açılacak yönetmenlerin nihilistler. Nihilist sinemadan bir şey olmaz, değer üretmez ancak değer üretebilme kapasitesi olan bir sinema geleceğe kalır.” değerlendirmesini yaptı.
Yönetmen Zaim, içinde yaşadığı çağa ilişkin sorumluluğu dolayısıyla fotoğraflar çekmeye gayret ettiğini söyleyerek, “Tabutta Rövaşata’da sınıfsal bir durum vardır. Büyük şehirde ayakları üzerinde durmaya çalışan, duyarlıklı adamın ayakta kalma mücadelesi vardır ve bir neorealist gelenekten gelir Tabutta Rövaşata. İçesinde hafif Amerikan bağımsız etkisi de vardır. ‘Filler ve Çimen’ aynı minval üzere devam eder ve Türkiye’deki çürümenin devlet, mafya, aşiret tarafından Susurluk diye tabir edilen meselede ortaya çıkan fotoğrafını çekmeye çalışır. Bu anlamda devletteki çürümenin bir tezahürüdür ve ne yazık ki Filler ve Çimen’den sonra Türk sinemasında politik bazda benzer bir film ortaya çıkmamıştır.” dedi.
Kıbrıslı olduğunu ve Kıbrıs’la ilgili yapılmış iki uzun metrajlı filme imza attığını aktaran Zaim, daha önce Kıbrıs’la ilgili yapılmış filmlerin derinliksiz ve basmakalıp olduğunu sözlerine ekledi.
Zaim, gelenekten nasıl yararlanabileceğine kafa yorduğu birkaç film daha yaptığını kaydederek, şu bilgileri verdi:
“Bunlar ‘Nokta’, ‘Cenneti Beklerken’ ile ‘Gölgeler ve Suretler’di. Ondan sonra doğa ve insan ilişkisi üzerine yaptığım filmler geldi. Çünkü şu anda Türkiye’nin en önemli problemlerinden bir tanesinin doğayı hor görme, kötü kullanma olduğunu düşünüyorum. Bunlar ‘Devir’, ‘Balık’ ve ‘Rüya’ filmleri oldu. Şehirleşme, rant, şehirdeki hoyratlık Rüya filminin konusunu oluşturdu. Sonra Suriye ile ilgili yaptığım film, ‘Flaşbellek’ ortaya çıktı. Suriye’den kaçan göçmenin Türkiye’de ayakta durma macerası üzerine değil Suriye’de ne olduğuna ilişkin bir film oldu. Bunları şunun için anlattım; ben, çevremi saran, doğduğum büyüdüğüm ve etkilendiğim meseleler neyse onları tek tek, değişik biçimlerde önüme alıp onlarla ilgili bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Bir cümlem oluyor şu ya da bu şekilde. Yüzleşmek istiyorum. Mesele neyse ona ilişkin değer üretmek, sizi soru sormaya çağırmak istiyorum.”
“Özgürlüğü her türlü deneyime açık olmak zannediyorlar”
Esas meselenin özgürlüğü derinleştirmek olması gerektiğinin altını çizen Zaim, “Aslında benim sinemam da özgürlük üzerine bir düşünce deneyimidir. Özgürlük sınırlar ortaya çıkarsa derinleşebilir. Özgürlük her şeyi yapmak değil ki. Sınırlar varsa ve o sınırları siz keşfederseniz özgür olursunuz. Ama bu sınırlar bireysel olmalıdır. Sen, sana başkası söylemeden, sınırları kendin keşfetmelisin. Öyle olursa şahsi ahlak ortaya çıkar ve şahsi ahlak dışarda özgürleşir, özgürlüğü de davet eder. Ancak şahsi olarak verilerini oturtan bir adam özgür olabilir. Özgürlüğü her türlü deneyime açık olmak, her an, her hafta farklı deneyimler yaşamak zannediyorlar. Bu özgürlük değil ki. Farklı heyecanlara kendini bırakmak, farklı aşklara yelken açmak özgürlük değil. Onları da yap, itirazım yok ama gerçek özgürlük sınırlar olduğu zaman derinleşir.” açıklamasını yaptı.
Türkiye’de iş yapmaya çalışan her yönetmeni her aşamada büyük problemlerin beklediğini dile getiren Zaim, “Eli yüzü düzgün bir film yaptığımızı düşünelim. Bunu nasıl dışarıya koyacaksın? Bunun için senin dışarda bir seyir zincirine girmen, eklemlenmen lazım. Onlar seni bir Türk olarak gördükleri için senin yerin daha fazlardır, senden beklentileri daha fazladır. Türklerden bekledikleri filmi yapmazsan allameicihan olsan seni o yerlere sokmazlar. Ne bekliyorlar? Sakallı adamlar kadın dövüyor, sakallı adamlar bir grup insanı hor görüyor. Berlin, Cannes, Venedik, Oscarlar, şunlar bunlardan bahsederek konuşuyorum. Kültürel, politik ve sanatsal oryantalizm var. Bu üç sacayağından, süzgeçten geçiyor Türk sineması.” dedi.
Derviş Zaim, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biçimsel oryantalizm şudur. Yapıyla oynama diyor sana, yapıyla ben oynarım. Yapıyla Chistopher Nolan oynar, Alain Resnais oynar, Jean-Luc Godard oynar. Sen kimsin? Sen git, neorealist, minimalist filmini yap, Cihangir’de iki oda, bir salonda geçen filmini yap. Bu, biçimsel oryantalizmdir. İki, kültürel oryantalizm; sen despotik yönetim altında inleyen halkın filmini yap. Bir doğu despotizminin filmini getir bize. Berdel, kan davası, Masteng filmi, üç-dört küçük kız hayatı, cinselliklerini ve özgürlüğü keşfetmeye çalışıyorlar ama kötü babaları, kötü çevre onları engellemeye çalışıyor. Bunlar da aygır gibiler ve her türlü bariyeri ezip geçiyorlar. Kendi cinselliğini yaşamak isteyen insanlar, kötü toplum, şartlar onları eziyor vesaire. Bunlarda gerçeklik payı yok mu, var. Benim itirazım şu; biz bunlardan ibaret miyiz kardeşim. Elbette bunları söylemezsek, kendi kendimize çuvaldızı batırma şansını da yitiririz. İnsanın kendisini eleştirmesi gerekir. Sonuna kadar gidelim. Söyleyecek her şeyi sonuna kadar söyleyelim. Fakat beni bunlardan ibaret görme, ben buna karşıyım.”
]]>Erdoğan, partisinin Atatürk Bulvarı’nda düzenlenen Muğla mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Ramazan ayının rahmetli ve bereketli iklimine yaklaşıldığını dile getiren Erdoğan, “Bu yıl inşallah Ramazan Bayramı gelmeden beraberce 31 Mart’ta milli irade bayramını ilan edeceğiz. Cumhuriyetimizin ikinci asrına yakışır yeni bir kalkınma hamlesinin startını inşallah sizlerle birlikte sandıkta vereceğiz. Ülkemize ve Muğlamıza en büyük müjdemiz bu olacaktır.” diye konuştu.
Türkiye’yi 21 yıldır eser ve hizmet siyasetiyle yönetirken, her şehirde olduğu gibi Muğla’ya verdikleri sözleri tutmak için de gece gündüz çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, “Şairin diliyle ifade edilecek olursa: Yollarda izimiz var, Hak’tan niyazımız var. İkrardan dönmek olmaz, Muğla’ya sözümüz var.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, iktidara geldikleri günden bugüne Muğla’ya 122 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptıklarını bildirdi.
Eğitimde 3 bin 375 yeni derslik kazandırdıklarını, gençlik ve sporda 11 bin 157 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtıklarını, 71 spor tesisi inşa ettiklerini belirten Erdoğan, şimdi de Muğla, Bodrum ve Fethiye’ye yeni spor tesisleri, Marmaris’e gençlik merkezi kazandırmak için çalıştıklarını söyledi.
Şehirdeki ihtiyaç sahiplerine, yaklaşık 4 milyar lira tutarında kaynakla destek olduklarını, toplam 1291 yataklı 15 hastanenin de aralarında olduğu 40 sağlık tesisi inşa ettiklerini aktaran Erdoğan, 150 yataklı Marmaris Hastanesi’nin de içinde yer aldığı 4 sağlık tesisinin yapımının sürdüğünü dile getirdi.
Muğla’da 3 bin 375 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 2 bin 303 konutun yapımına devam ettiklerini bildiren Erdoğan, Muğla’da 2021 yazında yaşanan orman yangınlarının ardından 21 köy evi yaparak, hak sahiplerine teslim ettiklerini anlattı.
Kentsel dönüşüm kapsamında, Muğla’da 4 bin 455 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, hükümete geldiklerinde şehirde 8 atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 25’ine hizmet verildiğini, bugün ise 33 atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 94’üne hizmet ulaştırıldığını bildirdi.
“Yol çalışmalarımızı peyderpey tamamlayıp hizmete açacağız”
Erdoğan, Muğla’daki 6 millet bahçesi projesinden birini tamamladıklarını, diğerleriyle ilgili çalışmaları sürdürdüklerini dile getirdi.
Ulaştırmada 90 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol uzunluğunu 463 kilometreye çıkardıklarını belirten Erdoğan, Aydın, Muğla, Ortaca, Antalya ve Milas-Bodrum ayrımı Güllük yolunu tamamladıklarını, Seydikemer, Söğüt ve Fethiye-Kalkan yollarında çalıştıklarını söyledi.
Bodrum çevre yolu ve Milas Batı çevre yolu projelerinin ön hazırlıklarını yaptıklarını dile getiren Erdoğan, “Şehrimizin pek çok yerinde devam eden yol çalışmalarımızı peyderpey tamamlayıp hizmete açacağız.” dedi.
Erdoğan, geçen yıl 5,5 milyon yolcu kapasitesine ulaşan Dalaman Havalimanı’nı ve 4 milyon yolcu kapasitesine ulaşan Milas Bodrum Havalimanı’nı yenilediklerini aktardı.
“Gemilerimiz, tarama çalışmalarına inşallah bu hafta başlıyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ören ve Turgut Reis yat limanlarını, Bodrum ve Güllük iskelelerini şehre kazandırdıklarını belirterek, “Fethiye ve Marmaris Körfezi’nin balçıktan temizlenmesi için gönderdiğimiz iki tarama ve dip temizleme gemisi dün itibarıyla bölgeye ulaştı. Gemilerimiz, tarama çalışmalarına inşallah bu hafta başlıyor.” dedi.
Erdoğan, Muğla’nın turizm ve tarım potansiyelini artırmak için hayata geçirmeyi planladıklarını, gerek kendilerinin gerek Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın’ın pek çok projesi bulunduğunu belirtti.
Muğla’ya 8 baraj, 7 içme suyu tesisi, 20 sulama tesisi, 1 arazi toplulaştırma projesi, 70 taşkın koruma tesisi, 8 gölet ve 10 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
“İnşa ettiğimiz tesislerle Muğla’nın içme suyunu garanti altına aldık, kalan eksikleri de en kısa sürede tamamlıyoruz. Hizmete sunduğumuz sulama projeleriyle Muğla’da yaklaşık 145 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 13 sulama tesisimiz tamamlandığında 165 bin dekar mümbit araziyi daha suyla buluşturacağız. Muğla’da toplam 60 bin dekar arazinin sulanmasına hizmet edecek 5 yeni baraj daha inşa ediyoruz. Şehrimizde 117 bin hektar alanda çalışma yaparak 510 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Arıcılığı geliştirmek ve organik bal üretimini desteklemek için 18 bal ormanı kurduk. Tesis ettiğimiz 91 şehir ormanıyla vatandaşlarımıza rahat nefes alacakları alanlar oluşturduk. Muğlalı çiftçilerimize 34 milyar liralık tarımsal hibe desteği verdik. İstihdamı desteklemek için Muğla’daki işverenlere 6,5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik.”
9 ilçeye daha doğal gaz arzı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’ya, Menteşe’ye, Yatağan’a, Ula’ya, Kavaklıdere’ye ve Bayır’a doğal gaz arzı sağladıklarını belirterek, “Önümüzdeki dönemde Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca ve Seydikemer’e de doğal gaz arzını sağlamayı planlıyoruz.” dedi.
Erdoğan, Muğla’ya yapılan hizmetlere ilişkin gösterilen videonun ardından alandakilere “Muğla’ya Cumhur İttifakı belediyeciliği yakışır mı?” diye sordu.
Cumhur İttifakı belediye başkan adaylarıyla şehri gerçek belediyecilikle buluşturmak istediklerini dile getiren Erdoğan, her partinin ve her adayın kendine göre belediyecilik yapma iddiasında bulunabileceğini ancak bu konuda kimsenin kendileriyle yarışamayacağını söyledi.
Belediyecilikteki 30, hükümetteki 21 yıllık birikimleriyle Muğla’nın emrinde olduklarını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Muğla’nın her biri diğerinden güzel körfezlerinin temizliğinden altyapı ve büyükşehir kaynaklı imar sorunlarına kadar tüm meselelerinin çözümü için projelerimiz hazır. İşte Muğla’nın körfezlerinin halini görüyorsunuz değil mi? Nasıl koktuğunu görüyorsunuz değil mi? İşte bunu giderecek olan, siz sandıkta yeter ki bize destek verin. Şu anda Cumhurbaşkanı kim, Erdoğan. Hükümet, Cumhur İttifakı. Dolayısıyla yerel yönetimlerde de 31 Mart akşamı inşallah Cumhur İttifakı güven alırsa bizi tutana aşkolsun. Biz de tüm gücümüzle Muğla’yı her bakımdan daha müreffeh, daha güzel, daha huzurlu bir geleceğe hazırlayacağız. Çeyrek asırlık basiretsiz belediyecilik dönemini kapatacağı konusunda ben Muğla’ya güveniyorum. Muğla inşallah sandıkları patlatarak gerçek belediyecilik konusunda bize güvenini ortaya koyacaktır.”
“85 milyon vatandaşımızın yastığa başını huzur içinde koyması için adımlar atıyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her şeyin başının huzur, huzurun ilk şartının da güvenlik olduğuna dikkati çekerek, Muğla’nın bir asır önce işgal yaşamış, ardından milli mücadeleyle istiklalini kazanmış şehir olarak bunun anlamını çok iyi bildiğini ifade etti.
Türkiye’nin 1970’li yıllarda maruz kaldığı ideolojik kavgaların her yer gibi Muğla’yı etkilediğini söyleyen Erdoğan, “Ardından PKK terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede Muğlamız yüzlerce evladını şehit olarak toprağa verdi. Tarih boyunca vatan savunmasında en ön safta yer alan Muğlalı kahramanlarımız bugün de ülke içinde sınırlarımızda ve sınırlarımız ötesinde görev yapıyor. Muğla ve ülke olarak bu kadar fedakarlığı 85 milyon vatandaşımızın her birinin akşam yastığa başını huzur içinde koyması için bu adımları atıyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’nin istikrarını bozmak isteyen emperyalistlerin ilk harekete geçirdikleri araçların terör örgütleri olduğunu belirten Erdoğan, yaklaşık 40 yıldır terörle mücadele eden ülkenin bu alandaki en önemli strateji değişikliğini kendilerinin yaptığını söyledi.
Cumhuriyet tarihinin en alçak ihanet girişimi olan 15 Temmuz’un ardından terörle mücadeleyi artık kendi topraklarında değil, terörün kaynağı olan yerlerde yürüteceklerini ilan ettiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bunu Gabar’da yaptık mı? Bunu Tendürek’te yaptık mı? Bunu Cudi’de yaptık mı? Bütün bu teröristleri oralarda mağaralara gömdük mü? Yaparsa… Gene yapacağız. Çünkü milletimizin huzuruna kimse kastedemez. Irak ve Suriye’de bunları yaptık. Yola aynı kararlılıkla inşallah devam edeceğiz. Adaylarımızı sizlere emanet ediyorum. Takdim edeceğim, sizlere emanet edeceğim ve inşallah buradan da 31 Mart’a kadar durmadan, usanmadan yola devam edeceğiz. Karasıyla, deniziyle, havasıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Belediye başkan adaylarımızın takdimiyle ara vermeden ve buradan 31 Mart akşamına kadar… Ben size inanıyorum, size güveniyorum. 31 Mart akşamı Muğla’yı özellikle takip edeceğim.”
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak, vatandaşları selamladı.
Mitinge, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Nihat Zeybekci, Fatma Betül Sayan Kaya ve Çiğdem Karaaslan, Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın’ın kızı AK Parti İstanbul Milletvekili Derya Ayaydın, AK Parti Muğla milletvekilleri, MHP Muğla İl Başkanı Oğuz Akarfırat ve partililer katıldı.
Miting alanında, “Bir lider var yanımızda, inandığımız yolda baş koyduk davamıza”, “Dere tepe gideriz, kapı kapı gezeriz, yorulmak nedir bilmeyiz” sloganları ile adayların tanıtım afişlerine yer verildi.
(Bitti)
]]>Erdoğan, partisinin Atatürk Bulvarı’nda düzenlenen Muğla mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Muğla’da olmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, gönüllerinin Muğla’dan hiç ayrılmadığını, Muğla’ya yapılan her hizmette mühürlerinin ve damgalarının olduğunu söyledi.
Kendisinin de fahri Muğlalı olduğunu belirten Erdoğan, “Fırsat buldukça Marmaris’teki devlet misafirhanesinde birkaç gün dinlenmeye çalışan bir kardeşiniz sıfatıyla kendimi fahri Muğlalı olarak da görüyorum.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde Muğla’dan aldıkları oy oranlarına da değinen Erdoğan, şöyle konuştu:
“Cumhurbaşkanlığında aldığımız yüzde 34,5 ve milletvekilliğinde aldığımız yüzde 32 oy oranı için tüm Muğlalılara teşekkür ediyorum. Ama biliyorum ki bu oy oranları Muğla ile aramızdaki sevginin derinliğini göstermekten çok uzak. Hep söylediğimiz gibi biz bugüne kadar sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık. Ülkemizin asırlık ihmallerin sonucu olan altyapı eksiklerini gidermek için çalıştık. Milletimizin anasından emdiği ak süt kadar helali olan hak ve özgürlüklerini geliştirmenin mücadelesini verdik. Demokrasi ve kalkınma atılımlarımızın meyvesini de ülkemizi 21 yılda üç kat büyüterek, insanımızın özgüvenini artırarak aldık. Başbakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığımız sürecinde ne şahsen ne hükümet uygulamalarıyla ne parti politikalarıyla hiç kimseyi hiçbir zaman ötekileştirmedik. Her kesimden vatandaşımızın tamamını kucakladık, tamamına hizmet ettik. Muğla Yörüklerinin ve Türkmenlerinin mağduriyetlerini de biz ortadan kaldırdık. Kürt kardeşlerimizin hakkını da biz savunduk. Karadeniz’in, Akdeniz’in geçit vermez dağlarına hangi yatırımları yaptıysak Ege’nin, Doğu Anadolu’nun, Güneydoğu Anadolu’nun her karışına da aynı yatırımları biz götürdük.”
“Belediyenin engellediği projeleri üst üste koysanız bir Muğla daha çıkar”
Türkiye’yi önce 2023 hedefleri ile ardından Türkiye Yüzyılı vizyonuyla buluşturduklarını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
“Sanayi, ticaret, tarım ve turizmiyle her alanda üreten, istihdam eden, kendisine ve ülkesine katkı sağlayan insanlarımızı destekledik, teşvik ettik. Sağladığımız huzur ve güven iklimi sayesinde altyapısı gelişen, potansiyeli harekete geçen Türkiye’nin özellikle bereketinin en yakın şahidi Muğlamızdır. Şöyle bir çeyrek asır öncesinin Muğla’sını gözlerinizin önüne getirin, yanına da bugünkü Muğla’yı koyun. Arada adeta asırlık fark göreceksiniz.”
Erdoğan, yaptıkları yatırımlarla Muğla’nın dünyanın göz bebeği ve çekim merkezi bir şehir haline geldiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Buna rağmen Muğla hak ettiği yerde değildir. Muğla’nın potansiyelini tam anlamıyla kullanmasının önündeki en büyük engel ise bu şehrin büyükşehir belediyesini 25 yıldır yöneten zihniyettir. Kendisi şehir için hiçbir şey üretmeyip Muğla’yı köy görünümünde tutanlar, bakanlıklarımızın ve girişimcilerimizin hayata geçirmek istediği projeleri engellemek için de ellerinden geleni yapmışlardır. Öyle ki Muğla Büyükşehir Belediyesinin idari tasarrufla veya yargı yoluyla engellediği projeleri üst üste koysanız bir Muğla daha çıkar. Şayet bugün Muğla turizmde ve tarımda Antalya’nın gerisinde kalmışsa tek sebebi işte bu zihniyettir. ve onun Atatürk’ün arkasına saklanan kifayetsiz temsilcileridir.”
“Ayaydın tercihi bile kararlılığımızın ifadesidir”
Cumhur İttifakı olarak Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak Aydın Ayaydın’ı gösterdiklerini anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Kendisi ülkemizin akademide, bürokraside, siyasette tecrübeli, en saygın, en çözüm odaklı isimleri arasında yer alan bir hocamızdır. Sadece bu tercih bile şehrimizi hak ettiği eserlere ve hizmetlere kavuşturma konusundaki kararlılığımızın ifadesidir. Muğlamızın diğer alanlarla birlikte belediyecilikte de Türkiye Yüzyılı vizyonumuza uygun adımlarla ilerlemesini istiyoruz. Biz bu konuda kararlıyız.”
Erdoğan, mitinge 50 bin kişinin katıldığına dikkati çekerek, Muğla ile birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamak istediklerini vurguladı.
]]>Laiklik Meclisi ‘hilafetin ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılmasının, Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’nun kabul edilmesinin 100. yılı olan 3 Mart’ı bugün Ankara’da düzenlediği toplantıyla Laiklik Günü olarak kutladı. Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı ve Laiklik Meclisi sözcülerinden Ömer Faruk Eminağaoğlu, “2023 yılında eğitim alanında laikliğe aykırılıklar zirve yaptı. Hukuk alanında da ayını şekilde tarikat ve cemaatlerin eylemeri hilafet istekleri aynı şekilde… Artık öyle bir noktaya geldi ki en etkin laiklik örgütü, laikliği savunan bir örgüt nasıl olabilir? Bunun üzerinde kafa yorarak, tartışarak böyle bir yapılanmanın artık en etkin bu şekilde olabileceğini düşüncesini benimsedik” dedi.
Laiklik karşıtı uygulamalara tepki olarak 25 Eylül’de, 90 aydının imzasıyla kurulan Laiklik Meclisi, hilafetin ve Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırıldığı, Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’nun çıkarıldığı 3 Mart’ı yüzüncü yılında Laiklik Günü olarak kutladı.
Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda bugün gerçekleştirilen sempozyumda akademisyenler, Öğrenci- Veli Derneği, Barolar Birliği’nden uzmanlar katıldı. Laiklik Meclisi Sözcüleri ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Laiklik Meclisi’nin 2023 yılında kurulduğunu belirterek şunları söyledi:
“Laikliğe yönelik artan saldırılar karşısında zorunlu bir gereklilik olarak 2023 yılında kuruldu. Hukukçu, yazar, akademisyen birçok bu konuda duyarlı kişinin katılımı ile kuruldu. Her geçen gün Türkiye’de laikliğe yönelik saldırılar arttığı için Laiklik Meclisi de çalışmalarını artırıyor. Laikliğe yönelik saldırılar tarikat ve cemaatlerden arttığı için Laiklik Meclisi’nin ne kadar gerekli bir oluşum olduğunu artan katılımlar karşısında gösterdi. 3 Mart Devrim Yasası’nın kabul edildiği gün bunu da laiklik günü olarak benimsedik kabul ettik. Türkiye Cumhuriyeti’nde asla hilafet söz konusu olmayacak. Devrimler laiklikle yaşayacak.
2023 yılında eğitim alanında laikliğe aykırılıklar zirve yaptı. Hukuk alanında da ayını şekilde tarikat ve cemaatlerin eylemeri hilafet istekleri aynı şekilde… Artık öyle bir noktaya geldi ki en etkin laiklik örgütü, laikliği savunan bir örgüt nasıl olabilir? Bunun üzerinde kafa yorarak, tartışarak böyle bir yapılanmanın artık en etkin bu şekilde olabileceğini düşüncesini benimsedik.”
“İNAILMAZ BİR ÖZLEM VAR”
İlerici Kadınlar Derneği (İKD) Genel Başkanı ve Laiklik Meclisi Sözcüsü Umut Kuruç ise şöyle konuştu:
Laiklik Meclisi bir karşı devrim sürecinin son düzlüğüne karşı kuruldu. Türkiye bir karşı devrim sürecinin son düzlüğüne girmiştir. Bütün yurttaşların kitle örgütlerin, sendikaların, baroların en başta bu karşı devrim sürecine cevap vermesi gerekir. Biz Laiklik Meclisi’ni bu düşünceyle kurduk. Amacımız bütün yurt sathında Laiklik Meclisi’nin büyümesi… Bizim komisyonlarımız var. Komisyonlarla çalışıyoruz. Hukuk, Anayasa, Medeni Kanun, eğitim komisyonu, kültür sanat komisyonumuz korunacak… Bizim de sendikalarla, barolarla, kadın örgütleriyle iş birliği yapmamız önemli. Bütün yurttaşların bu mücadelenin içerisinde olmaları önemli. Biz yurdun dört bir yanında bu mücadeleyi sahiplenen bize gelen başvurulardan görüyoruz. İnanılmaz bir özlem var bu mücadelenin sahiplenmesinde. Toplum onurlu bir yaşama sahip çıkmalı bunun yolu laiklikten geçiyor.”
Laiklik Meclisi sözcülerinden Avukat Berkay Çelen ise ANKA’ya şunları söyledi:
Bugün burada buluşmamız aslında çok anlamlı bir toplantıyı işaret ediyor. O da nedir? Hilafetin kaldırılması başta olmak üzere 3 devrim yasasının 100. yılında bir kutlama etkinliği yapıyoruz. Yalnızca anma etkinliği değil, dkutlama etkinliği güçlü bir mesaj vermek için buradayız. Bir tarihi yad etmekten ziyade aslında mücadeleninin devam etmesi gerektiğini ilan etmek için buradayız. Bugün bir avukat olarak adliyelerde şeriat çağrılarına rastlıyoruz. Ama bu çağrılazrın hiçbir şekilde soruşturulmadığı hatta övüldüğü günşerden geçiyoruza. 100 yıl önce yasaklanmış bir rejimi bugün övmeye çalışıyorlar. Bu yapılanların her birinin isuç olduğunu bizim deşifre etmemiz gerekiyor.
Bugün burada buluşmamız aslında çok anlamlı bir toplantıyı işaret ediyor. O da nedir? Hilafetin kaldırılması başta olmak üzere 3 devrim yasasının 100. yılında bir kutlama etkinliği yapıyoruz. Yalnızca anma etkinliği değil, dkutlama etkinliği güçlü bir mesaj vermek için buradayız. Bir tarihi yad etmekten ziyade aslında mücadeleninin devam etmesi gerektiğini ilan etmek için buradayız. Bugün bir avukat olarak adliyelerde şeriat çağrılarına rastlıyoruz. Ama bu çağrılazrın hiçbir şekilde soruşturulmadığı hatta övüldüğü günşerden geçiyoruza. 100 yıl önce yasaklanmış bir rejimi bugün övmeye çalışıyorlar. Bu yapılanların her birinin isuç olduğunu bizim deşifre etmemiz gerekiyor.”
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, tarihi Haliç Tersanesi’nin bir bölümünde hayata geçirilen ‘İstanbul Sanat’ın açılışını gerçekleştirdi. Aynı anda, ’10 x 10 = 100 Büyük Proje’ sunumlarının dördüncüsü olan ‘Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri’ konulu sunumu da yapan İmamoğlu, “5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz” dedi. İmamoğlu, “Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran bu meseleyi milletin zihninden söküp atacağız” diye konuştu.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin ilk kamusal çağdaş sanat müzesine dönüştürülen tarihi Haliç Tersanesi içerisinde “İstanbul Sanat” adıyla açılışını, “10 x 10 = 100 Büyük Proje” sunumlarının dördüncüsü olan “Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri” konulu sunum ile gerçekleştirdi. Proje sunumuna ve açılışa; siyaset, sanat ve akademi dünyasından birçok tanıdık isim katıldı. “Osmanlı’nın denizcilik üssü Tersane-i Amire’nin günümüze ulaşan bölümlerinden biri olan Haliç Tersanesi’nin restorasyon çalışmalarını tamamlamanın ve şehrimize ‘İstanbul Sanat’ adıyla yeni bir kültür sanat mekanı kazandırmanın heyecanı içinde olduğumuzu söylemek isterim” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“ECDADIN YADİGARI İŞTE BÖYLE KORUNUR: Haliç Tersanesi, dünyada işlevini sürdüren en eski tersanelerden biri. Tersaneyi, göreve geldiğimiz gün itibariyle başladığımız kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla, koruma altına aldık. Yeniden işlevlendirme sürecimizin ardından, bugün itibariyle “İstanbul Sanat” adıyla tersaneye kamusal bir yaşam merkezi işlevi kazandırdık. Haliç Tersanesi’ni artık, tersane işlevinin yanında; müze, performans sanatları merkezi, sergi ve çocuk atölye alanlarıyla, restoran gibi sosyal mekanlarıyla da hizmet verecek şekilde İstanbulluların hizmetine açıyoruz. Ecdadın yadigarı işte böyle korunur. Fatih’in emaneti Haliç Tersanesi, yaklaşık 600 yıllık bir denizcilik mirası, bugüne ve geleceğe taşınarak korunur.
PORTREYİ SATIN ALARAK, BELEDİYEMİZİN KOLEKSİYONUNA KATTIĞIMIZDAN ÖTÜRÜ BİRAZ SORUŞTURMA GEÇİRSEK DE: 15. yüzyılın sanat hamisi olan Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Haliç Tersanesi’nde kurulan İstanbul Sanat Müzesi, eminim ki İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzelerinden birisi olacak. Farklı koleksiyonları, “Ah Güzel İstanbul” sergisiyle bir araya getirdiğimiz İstanbul Sanat’ta, İstanbullulara ait olan İBB’nin zengin koleksiyonu da sanat severlerle buluşacak. Birbirinden kıymetli eserleri içeren bu serginin en özel eserlerinden biri, elbette Gentile Bellini’nin atölyesinde resmedilen ve 15. yüzyıla tarihlenen Fatih Sultan Mehmed portresi. Her ne kadar bu portreyi satın alarak, belediyemizin koleksiyonuna kattığımızdan ötürü biraz soruşturma geçirsek de değerli bir iş olduğunun altını çizmek isterim. Değerli koleksiyonlarıyla hem İstanbul Sanat’a hem de sergiye hayat veren kıymetli koleksiyonerlere; eserleriyle aramızda yer alan sanatçılarımıza, süreçte emeği geçen küratör ve akademisyenler ile müze ve sergi ekibine teşekkürlerimi sunarım.
YILLARIN İHMALİYLE, YAPILAN SAYISIZ YANLIŞLARLA BOĞUŞAN İSTANBUL, SON 5 YILDA YENİ BİR YOLA GİRDİ: Kıymetli İstanbullular; ‘Kadim kent’, ‘Eşsiz coğrafya’, ‘Zengin kültürel miras’, ‘Ecdat yadigarı tarihi değerler…’ Ne mutlu bize, bunun gibi sıfatlarla anılan bir şehirde yaşıyoruz. Ne mutlu bize ki, İstanbul’umuz var. Yılların ihmaliyle, yapılan sayısız yanlışlarla boğuşan İstanbul, son 5 yılda yeni bir yola girdi. İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, artık emin ellerde. Bu eşsiz miras, artık uzmanların ve halkın koruması altında. 5 yıldır, İstanbul’un tüm tarihi ve kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmaya kararlı bir anlayışla hareket ediyoruz. İstanbul’un mirasını, bilimin yönlendiriciliğinde gün yüzüne çıkarıyor ve halka emanet ediyoruz. Bugün sizlerle, kadim şehir İstanbul’da tarihi ve kültürel mirasa nasıl sahip çıktığımızı, bu tarihi ve kültürel mirasın yaşatılması için neler yaptığımızı ve önümüzdeki 5 yılda bu amaçla hayata geçireceğimiz projelerimizi paylaşacağım.
İSTANBULLULARIN KADİRŞİNASLIĞI OLMASAYDI: Aslında milyonlarca İstanbullu gibi, sizler de yaptıklarımızı çok iyi biliyorsunuz. Eminim, sizler de İstanbul’un günlük hayatının bir parçası haline getirdiğimiz pek çok tarihi mekanı ziyaret ettiniz. Sahip çıktığımız tarihi yaşadınız, hissettiniz. O mekanlarda düzenlenen etkinliklere katıldınız, dinlendiniz, sohbet ettiniz. Keyifli ve kaliteli zaman geçirdiniz. Böylece, yıllarca harabe haliyle bırakılmış, yok olmaya yüz tutmuş, atıl durumdaki tarihi mekanlara sahip çıktınız. İstanbulluların kadirşinaslığı olmasaydı, bu şehrin mirasına sahip çıkmak yolunda yaptığımız her şey eksik kalırdı. Onun için, bu yolda başardığımız ne varsa, aynı zamanda İstanbulluların eseridir. Sizlere ve tüm İstanbullulara teşekkür ediyorum.
İBB MİRAS, ARTIK DÜNYACA ÜNLÜ BİR MARKA: İstanbul’un tarihine baktığımızda, 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın başkenti olmuş bir kent görüyoruz. Asıl olarak şehrin merkezinde yoğun olmakla birlikte, dört bir yanında çok sayıda tarihi ve kültürel miras eseri bulunan İstanbul bu anlamda dünyanın en zengin kenti. Bize bırakılan bu mirasa uzmanlıkla, liyakatle, ayrım gözetmeksizin, saygıyla ve özenle yaklaşıyoruz. Geçmişte liyakatsiz ellerle yapılan vahim uygulamalar, kaş yapayım derken göz çıkarılan restorasyon projeleri hepimizin hafızalarında. Peki biz ne yaptık? İBB Miras’ı kurduk. İBB Miras, artık tarihi eserlerin bakımı ve restorasyonu konusunda dünyaca ünlü bir marka. İBB Miras, işini bir ihalenin gereği olarak değil; severek, tutkuyla yapan, liyakat örneği bir yapılanma. İstanbul’un kültür mirasına bilgiyle, sevgiyle, özenle sahip çıkan bir organizasyon. İçinde mimar var, mühendis var, sanat tarihçisi, arkeolog, restoratör var. Restorasyon ustası, restorasyon işçisi var. İBB Miras’ta baştan sona uzmanlık var, tecrübe var, liyakat var. İstanbul’un kültür mirası artık İBB Miras’ın güvencesi altında.
SAYISI 4 OLAN İBB SORUMLULUĞUNDAKİ MÜZELERİ 4,5 YILDA 22’YE ÇIKARDIK: İBB Miras ile birlikte, rutin olarak 25 ilçede, 42 rotada ve 1321 ayrı noktada envanterimizi izliyoruz, bakımını yapıyoruz ve sizlerin ziyareti için hazır tutuyoruz. 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserinde, kapsamlı restorasyon çalışmalarımızı tamamladık. 34 kamusal sanat eserini restore ederek, zamanın tahribatından arındırdık. Geçmişin izlerini bulabileceğimiz en kıymetli alanların başında müzelerimiz geliyor. Göreve geldiğimizde, sayısı 4 olan İBB sorumluluğundaki müzeleri 4,5 yılda 22’ye çıkardık. İstanbul’un 20 yıldır, 30 yıldır suyu akmayan 197 tarihi çeşmesini, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp suya kavuşturduk. Bu konuda öncü olmanın, kimi kurumlara örnek teşkil etmenin gururunu, bu projeye çok değer veren 16 milyon İstanbulluyla birlikte yaşıyoruz. İstanbul’un tarihsel ve kültürel anlatısının en önemli taşıyıcılarından biri olan camiler, türbeler ve hazireler İBB Miras’ın koruma çalışmaları içinde özel bir yer tutuyor. Biz de İBB Miras’ın hassas çalışmaları ve ince işçiliği ile 19 tarihi türbeyi, 588 tarihi mezar ve hazireyi hak ettiği değere kavuşturduk. 42 tarihi caminin rutin olarak bakımını gerçekleştirerek ferah ve huzurlu bir hizmete hazır tuttuk.
TAM 943 MİRAS ALANINI, İBB MİRAS DOKUNUŞU İLE KORUMA ALTINA ALDIK: Göreve geldiğimizden bugüne kadar, tam 943 miras alanını, İBB Miras dokunuşu ile koruma altına aldık. Restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz bu yapıları, kimliğine uygun ve çevresindeki ihtiyaçlara cevap verecek şekilde, koruma-kullanma dengesini gözeterek işlevlendirdik. Bu alanlar, halkımızın nefes aldığı, keyifli zaman geçirdiği yeni yaşam alanlarıdır. Yeniden işlevlendirme yaparak İstanbul’a kazandırdığımız bu eserlerimiz, İstanbul’dan memleketimizin, dünyanın dört bir yanından tam 11,5 milyon ziyaretçi ağırladı. Bildiğiniz gibi Bulgur Palas’ı mülkiyetimize alarak, çok kısa sürede restorasyonunu tamamladık ve Fatih ilçemizin kamusal hizmetlerden mahrum kalmış bölgesinde vatandaşlarımızın hizmetine geçtiğimiz hafta sunduk. Haftaya, önemli bir endüstri mirası alanını daha şehrimize kazandırıyoruz. Biz, öyle bir çalışırız ki, petrol tankerlerinden bile mucizevi bir yaşam alanı ortaya çıkartırız. Çubuklu Siloları’nı hepinizin görmesini çok arzu ediyorum. Terk edilmiş endüstri mirası dönüşümlerinin ne kadar önemli olduğunu; bu dönemde Müze Gazhane, Ataköy Baruthanesi, Artİstanbul Feshane, Cendere Sanat gibi şehre yeni kazandırdığımız kültür alanlarıyla herkese gösterdik.
UYDURMA BELGELERLE GEZİ PARKI, GALATA KULESİ GİBİ ÖNEMLİ TARİHİ ALANLARI ELİMİZDEN ALMAYA KALKTILAR: Bir de Koruma Kurulu sürecine takıldığı için gerçekleşmeyen, aksayan, yavaş ilerleyen projelerimiz var. Birçok alanda olduğu gibi, bu alanda da çeşitli engellemelerle mücadele ettik. Uydurma belgelerle Gezi Parkı, Galata Kulesi gibi önemli tarihi alanları elimizden almaya kalktılar. Bu alanlarda hukuki mücadelemiz devam ediyor. Yedikule Gazhane, Dolmabahçe Gazhane, Duatepe Parkı, Fatih Sultan Mehmet Anıtı, Sultanahmet Meydanı, Taksim Meydanı, Yoros Kalesi Arkeopark, Altınkapı Ziyaretçi Müzesi, Bozdoğan Kemeri Ziyaretçi Müzesi gibi önemli eserlerimizin kent hayatına kazandırılması ise, Koruma Kurulu sürecine takılmış durumda. Bunları da sıkı bir şekilde takip ediyoruz.
YENİ AÇACAĞIMIZ MÜZELER İLE İHMAL EDİLMİŞ MÜZECİLİK ALANI İSTANBUL’A YAKIŞIR BİÇİMDE HAREKETLENDİRECEĞİZ: Geçmiş dönemde olduğu gibi yeni dönemde de İstanbul tarihine sahip çıkmaya devam eden bir şehir olmaya devam etsin diye kollarımızı sıvadık. Şimdi yeni dönem için 10 alanda hazırladığımız projelerimizi sıralamak istiyorum: Yeni açacağımız müzeler ile ihmal edilmiş müzecilik alanını, İstanbul’a yakışır biçimde hareketlendireceğiz. 28 Yeni Müze ve Sanat Merkezi ile sanat dünyasını zenginleştireceğiz. Bulunduğumuz tarihi Haliç Tersanesi’nde, Deniz Müzesi ile ikinci etabı tamamladığımızda kültür alanını daha da genişletmiş olacağız. Dünyanın yaşayan ve üretmeye devam eden en eski tersanesi Haliç Tersanesi; ‘İstanbul Sanat’ markasında, İstanbul Sanat Müzesi, Performans Sanatları Merkezi ve festival alanları, çocuk sanat atölyesi ve Deniz Müzesi ile devasa bir kültür merkezi olacak. İstanbul Sanat gezilirken aynı zamanda İstanbul’un sembolü vapurların restorasyon süreçleri izlenebilecek. 2019’dan sonra özel ve kamu sektörüne ait gemilerin bakım onarım çalışmalarını da yapmaya başladık. İlk kez mega yatlar, Haliç Tersanesi’ne bakım onarım ve havuzlama işlemleri için gelmeye, tersane çok uzun yıllar sonra yeniden gemi inşa etmeye başladı. Bu çalışmalarımızı yapmaya devam edeceğiz. Açık restorasyon ile dünyanın en eski tersanesinde, bakım ve onarım aşamaları, Deniz Müzesi’nin bir parçası olarak yer alacak.
İNAN GÜNEY, MAHİR POLAT, SİNEM DEDETAŞ: Tabii burada kulaklarını çınlatmak isterim. Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde deneyimleriyle birlikte, kendisi deneyimlerine deneyim katmış, yıllarca doğma büyüme bir Beyoğlulu olarak nasıl Beyoğlu yolculuğuna İnan Güney çıkmışsa; kültür-sanatın yapı taşlarını her açıdan, çok büyük bir deneyimiyle beraber bilen, bence İstanbul’un önemli bir kültür, sanat, tarih ismi olacak olan Mahir Polat arkadaşımın da Fatih’e aday olduğu gibi; özellikle bu sahanın organizasyonunda ve bu sahanın gelişmesinde özenli katkılarıyla beraber, çalışmayan bir tersaneyi, sıfır ciroyu gören bir tersaneyi, bir anda yıllık 160 milyon -o günün parasıyla, bugünle nasıl çarparsınız bilmiyorum- ciroya çıkartmış bir tersane haline getiren, kamu yöneticiliğinin en iyi örneklerini burada sunan Sinem Dedetaş da Üsküdar’a hizmet etmek için yola çıktı. Kulaklarını buradan çınlatmış olalım.
BALKAN OTOGARI” TEPKİSİ: “NASIL BİR TORPİLLİ SAHAYMIŞ Kİ, BİZ BU ALANI ORAYA TAŞIYAMIYORUZ: Yenikapı’da, Balkan Otogarı’nı kaldırıp, 109.000 metrekare yaşam alanına dönüştürüyoruz. 8000 yıllık tarihi liman; güvenli, yeşil bir yaşam parkı oluyor. Bakınız; bazı konular öyle anlamsız engellerle önümüze diziliyor ki; tarifi yok. Şimdi bu otogarı buradan kaldırıyoruz. İstanbul’un tarihinin göbeğine kamyonu, tırı, otobüsleri sokmamak adına, yine yüz milyonlarca liralık bir yatırım yaptık. Açılışını yarın yapıyoruz. Muazzam bir terminal. Aynı zamanda otogar gibi ve mal yükleme, boşaltma hizmetinin yapılacağı… Aynı zamanda o alanı da tramvayı kapısına getirerek… Yani Alibeyköy’deki tramvayla Eminönü’ne kadar gelmelerini sağlayacak şekilde insan taşımacılığını da sağlayarak, biz orada çok özel bir otogarı bitirdik. Bir lojistik alan bitirdik aslında. ve bu Balkan Otogarı’nın oraya taşınması gerekiyor. Nasıl bir torpilli sahaymış ki, biz bu alanı oraya taşıyamıyoruz. Taşınması için, oradaki işgalcilerin çıkmaması adına, ben buradan şikayet ediyorum. İlçe kaymakamı bu işin bir parçası gibi davranıyor. Şaka gibi. Yani İstanbul’un göbeğindeki bir hizmeti alıp, Alibeyköy’e taşıyacağız. Orada bir de çevresinde 100 bin metrekarenin üzerinde muazzam da bir park kazandırdık. Orayı da tanıtacağım yarın. Çok modern bir otogar ve bir terminal merkezi bitirdik. Maliyeti neredeyse 350-400 milyon lira ve taşıyamıyoruz. Şaka gibi. Yani Yenikapı’yı arındıracağız, iyileşen bir tarihi alana dönüştüreceğiz Fatih’in göbeğini. Hani diyorum ya bazen; her ne kadar akıllarında, fikirlerinde ‘Ekrem İmamoğlu aşağı, Ekrem İmamoğlu yukarı’ olsa da İstanbul’a bu şekilde Ekrem İmamoğlu üzerinden eğilseler de onlara görevlerini hatırlatıyorum. Buradan duyuruyorum. Yarın açılışını yapacağız. Bize yardımcı olsunlar. Bir an önce İstanbul’un göbeğindeki, o güzelim tarihi alandaki bu arkeolojik parkının yapılacağı alandaki işgallerin, bir an önce oraya taşınması konusunda bize kamusal destek versinler ve bu işi tamamlayalım, diyerek böyle bir engellemeyi de sizlerin huzurunda, İstanbul’un bütün mülk idarecilerine buradan duyuruyorum.
FATİH CAMİİ İLE SÜLEYMANİYE CAMİİ’Nİ, İSTANBUL’UN EN MUHTEŞEM MANZARASIYLA BİRBİRİNE ULAŞTIRIYORUZ: İstanbul’un dünü ile bugünü arasında bağlantı kuran, şehrin önemli tarihi eşiklerinden biri olan Altınkapı’yı, kültür sanat etkinlikleriyle her daim yaşayan, tarihi ve kültürel önemini görünür kılacağımız bir çekim alanı olarak dönüştürüyoruz. İstanbul’un yeşil alanlarını imara açan zihniyet geride kaldı. Yeşil alanları, tarihi, kültürel değerlerini de gözeterek, korumaya ve yeni yeşil alanlar kazandırmaya devam edeceğiz. Fatih Sultan Mehmet’in emaneti Fatih Camii ile Kanuni Sultan Süleyman’ın emaneti Süleymaniye Camii’ni, İstanbul’un en muhteşem manzarasıyla birbirine ulaştırıyoruz. Üzerinden yürüyerek geçilecek ‘Bozdoğan Açık Hava Müzesi’; ziyaretçi merkezi ve kafe alanlarıyla yeni bir kültür turizm odağı olacak.
132 YILLIK HASANPAŞA GAZHANESİ’Nİ MÜZE GAZHENE OLARAK KAMUYA KAZANDIRDIK: 132 Yıllık Hasanpaşa Gazhanesi’ni, ‘Müze Gazhane’ olarak kamuya kazandırdık. Yeni dönemde 3 yeni müze gazhane ile İstanbul’un endüstri mirasına yaşam enerjisi vermeyi sürdüreceğiz. İstanbul’un ilk aydınlatma kaynağı, 168 yıllık Dolmabahçe Gazhanesi’ni, Kağıthane Gazhanesi’ni ve Yedikule Gazhanesi’ni kültür-sanat etkinliklerine ve sosyal tesislere ev sahipliği yapacak şekilde dönüştürüyoruz. Yedikule Gazhanesi’nde ‘Panorama Müzesi’, ‘İstanbul Belleği Müzesi’ ve ‘Kent Müzesi’, İBB Miras eliyle İstanbul’a kazandırılarak, şehrin en önemli kültür-sanat mekanlarından olacak. Aynı zamanda 3.000 kişilik açık hava etkinlik alanı ve sahnesiyle yeni bir kültür sanat odağı haline dönüşüyor.
3 YENİ ARKEOPARK: İstanbul’umuzun arkeolojik alanlarını, her yaştan insanımızın için tarihi öğrenme, keşfetme heyecanıyla dolduracak şekilde düzenliyoruz. Şeyh Vefa Arkeopark, Yoros Kalesi, Milyon Taşı arkeopark alanları, ziyaretçi merkezleri ile birlikte hizmet verecek.
4 TARİHİ TİYATRODA YENİDEN “PERDE” : Tarihi tiyatrolarımız, yeniden perde açacak. 4 tarihi tiyatro ile kültür-sanat hayatını zenginleştireceğiz. Kadıköy İskele Meydanı’nın simgelerinden Haldun Taner Sahnesi, Muammer Karaca Tiyatrosu, 1961 yılında Fatih Tiyatrosu adıyla açılan, senelerce nice oyunlara ev sahipliği yapmış olan Reşat Nuri Sahnesi ve son olarak Kenter Tiyatrosu’nda başlattığımız restorasyon çalışmalarımızı tamamlayacağız. Bu simgesel mekanları, yeniden sanatçılarımızın ve tiyatro severlerimizin hizmetine sunacağız.
FESHANE VE BARUTHANE’DE YENİ DÖNEM: Endüstri mirası alanlarımıza sahip çıkıyoruz. Bu alanları yaşamın bir parçası haline getiriyoruz. Feshane 2’inci etap çalışmalarına başlıyoruz. İstanbul’un endüstri mirasının eşsiz örneklerinden biri olan Feshane-i Amire, ‘Artİstanbul Feshane’ ismiyle kısa sürede İstanbul’un en büyük kültür-sanat merkezi haline geldi. 2’inci etap çalışmalarıyla birlikte, 14.850 metrekarelik müze ve kültür-sanat alanı daha kazandıracağız. Kanal İstanbul’un yutacağı tarihi alanlarımızdan birisi de Osmanlı gücünü yansıtan Azatlı Baruthanesi’ydi. Tarihi baruthanede yepyeni bir kültür alanı yaratıyoruz. Müzeleri, yaşam alanları, peyzaj kullanımlarıyla bir yaşam bahçesi ortaya çıkacak. ve buradan ilan ediyorum: Bu Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran o ismiyle bile zihninden söküp atacağız. Çok net söyleyeyim.
9 YENİ İSKELE KİTAP KAFE: Tarihi iskelelerimizi yeni nesil kütüphanelerle donatıyoruz. Moda, Kadıköy, Beşiktaş gibi 9 iskelemizi, özgün işlevlerinin yanı sıra kitapla, kültürle sanatla buluşturduk. 9 İskele Kitap Kafe’yi daha 16 milyon İstanbullunun hizmetine sunacağız. Şehrin önemli hafıza mekanları arasında yer alan bu iskeleler, bundan böyle kültür-sanat etkinlikleri, kafe ve kütüphaneleriyle de İstanbulluların buluşma durakları olacak. Yeni dönemde, tarihi iskelelerimizde açacağımız İskele Kitap Kafelerimiz ise; Bostancı, Büyükada, Eminönü, Kasımpaşa, Fener, Balat, Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp İskele Kitap Kafeler olacak. Bu arada söyleyeyim; Bostancı’da muazzam bir sahil düzenlemesi yapıyoruz. ve bu sahil düzenlemesi, inanılmaz değerli bir nefes aldıracak. Burayı da yine çok uzun bir zaman değil… Ben artık günleri, saatleri, saniyeleri bile sorguluyorum. Genel Sekreterimiz, yöneticilerimiz biliyor. Fazla değil, 1 hafta içerisinde, o güzel sahili sizlerle buluşturuyoruz.
KEMAL SUNAL MÜZESİ DE GELİYOR: Sanatçılarımızı burada görmüşken, onun da kulaklarını çınlatmak isterim. Bir gün evine gittiğimde, uzun uzun sohbet ettiğimizde, keşfettiğimiz farklı bir yönünü bulduğumuzda, hemen aklımızda bir ışık yandı ve kendisine bir teklifte bulunmuştum. Sevgili Ediz Hun’un evi, tam bir kaktüs müzesi. Dünyanın her yerinden kaktüs var. Muazzam ilgili, çok değerli bir büyüğümüz, ağabeyimiz. İstanbul’un ağabeyi, çok yakışıyor ona. Aynen Mustafa Alabora gibi. Biz dedik ki, bir kaktüs müzesi açalım. ve şimdi Bostancı sahilinde de bir Kaktüs Müzesi açıyoruz. Onun da altını çizeyim. Hazır sanatçılarımızdan bahsetmişken; yine rahmetle analım. Aileyi ziyaretimde, rahmetli Kemal Sunal’ın eşi, bir ‘Kemal Sunal Müzesi’ arzusundan bahsetmişti. Göztepe Parkı’nda, Kemal Sunal müzemiz de bitti. O da bir-iki hafta içerisinde İstanbulluların beğenisine sunulacak. Kemal Sunal Müzesi de geliyor.
TARİHİ KARA SURLARI VE KALELERDE YENİ BİR HAYAT: Anadolu Hisarı’nı nasıl ayağa kaldırdıysak, İstanbul’un tamamında surları ve kaleleri aynı özenle ayağı kaldıracağız. Kara Surları, Deniz Surları ve Haliç Surları’nda toplam 22 kilometrelik, kesintisiz bir yaşam alanını şehre kazandıracağız. Hem doğru restorasyon yöntemleriyle tarihi surları geleceğe taşıyacak hem de yaşamla buluşturacağız. İstanbul bir sur kenti. Dünyadaki diğer örnekler gibi, dünya mirası surlarımız da turizmin merkezi haline gelecek. Fethin başlangıç noktası Rumeli Hisarı, kültür-sanat odaklı yeni işleviyle şehrin cazibe merkezlerinden biri olarak kapılarını açacak. Anadolu yakasında, Boğaz’ın Karadeniz’e açılan bölümüne hakim bir noktada yer alan tarihi Yoros Kalesi hem ‘Ziyaretçi Merkezi ve Geziyolu Projesi’ ile hem de arkeolojik park olarak ziyarete açılacak.
HAZİRE, MEZAR VE TÜRBELERE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM: İstanbul, devasa bir açık hava müzesi. Bu alanlar hem şehrin hafızasının izlerini barındırmaları hem de estetik açıdan taşıdıkları özellikleri bakımından eşsiz birer hazine. Geçtiğimiz dönem bu alanda çok önemli işlere imza attık. Önümüzdeki dönemde de 600 hazire, 450 bin tarihi mezar ve 20 türbenin bakım ve onarım işlemlerini tamamlayacağız. Ecdat yadigarı bu kutsal alanlarımızı hak ettiği değere kavuşturup, “Yaşayan Hafıza Merkezleri”ne dönüştüreceğiz.
TARİHİ YARIMADA’DA YENİ BİR KURUMSAL YAPI: Fatih’te kuracağımız 2 merkez ile restorasyona, tarihi yapı, sokak ve mahalle ölçeğinde tüm projelendirme süreçlerine destek vereceğiz. Uzman ekiplerden oluşacak olan bu merkezler; evrensel koruma ilkelerine uygun şekilde sürdürülebilir projelendirme, yapı çalışmaları, dönüşüm, danışmanlık, güvenlik, hasar tespit ve restorasyon çalışmalarında çok yönlü hizmetler verecek. ‘Tarihi Yarımada Yapı-Proje Merkezi’ ve ‘Tarihi Yarımada Restorasyon Merkezi’ni en kısa zamanda kuracağız. Tarihi Yarımada’da bütün projeler, bu merkez tarafından üretilecek.
YENİDEN AYAĞA KALKAN SÜLEYMANİYE: Osmanlı mahallesi, dünya mirasımız Süleymaniye yok olmak üzere. Süleymaniye, yıllar önce ‘yenileme alanı’ ilan edilmiş ve ilan edilen diğer yenileme alanları gibi kaderine terk edilmiş. Maalesef yanlış uygulamalarla, sahip olduğu fiziksel ve sosyal dokuyu kaybetme riskiyle karşı karşıya olan bu önemli alanı, uluslararası koruma yaklaşımlarını ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını gözeterek, kısa süre içerisinde yenileyeceğiz. Bu proje ile tarihi alanlarda ilk defa bu ölçekte ve bu kalitede bir yenileme projesi hayata geçmiş olacak.
YÜCE TARİHİMİZ, GÜNDELİK SİYASET UĞRUNA İSTİSMAR EDİLECEK BİR ALAN ASLA DEĞİLDİR: 5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz. Yalnızca yaptığımız işlerin çokluğu ve kalitesiyle değil, bu toprakların tarihine, yaklaşımdaki farkımızla da bizden önceki yönetimden tamamen ayrılıyoruz. 180 derece farklıyız. Biz, İstanbul’un mirasını, üzerinde rant ve siyaset uğruna tepinilecek, halkı ayrıştırmak için kullanılacak bir araç olarak görmüyoruz. O yüce tarihimiz, gündelik siyaset uğruna istismar edilecek bir alan asla değildir. Asla buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Tarihin, inançların, dini ve milli duyguların istismarıyla yapılan siyasetten bu şehir de bu ülke de milletimiz de çok çekti. Tarih bilinciniz, inancınız, milli duygularınız güçlüyse, bunu hamasi nutuklarla değil, işinizle, icraatinizle göstereceksiniz. Biz, işte tam da bunu yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Kişisel menfaatlerimiz, çıkarlarımız, koltuklarımız için kullanmadık, kullanmayacağız.
İSTANBUL’A HİZMETTE TEREDDÜTSÜZ ‘TAM YOL İLERİ’ DİYORUZ: Bu sözleri burada, bütün İstanbul’umuza ve bütün Türkiye’mize ifade ediyorum. İstanbul’un ecdat yadigarı eserlerini öksüz bırakmış, rant uğruna talan etmiş bir zihniyete hak ettiği cevabı, yaptığımız doğru, özenli işlerle vermeye devam edeceğiz ve bu yönde kararlıyız. Bu sözlerimi buradan, Fatih Sultan Mehmet’in bize emanet ettiği İstanbul’umuzdan, Haliç Tersanesi’nden, Kasımpaşa’dan, Beyoğlu’ndan söylüyorum. Tarihten bugüne bugünden geleceğe uzanan ve bu toplumu birleştiren tüm manevi köprüleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle, kardeşlikle ve büyütmeye devam edeceğiz. Bu şehrin paha biçilmez, kadim tarihini, birlik ve beraberlik ruhuyla, hep birlikte, birbirimizden faydalanarak, birbirimizle konuşarak, birbirimizi hissederek bilen insanlara gereken hürmeti göstererek geleceğe taşıyacağız. Onun için hepinizin huzurunda, İstanbul’a hizmette tereddütsüz ‘Tam yol ileri’ diyoruz.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) Başkanı Taha Ayhan’ın üstlendiği panelde akademisyen Talha Köse, Filipinler Hükümeti Barış Müzakerecisi Miriam Coronel-Ferrer, Bangsamoro Gençlik Komisyonu Başkanı M. S. Mimbantas Macasalong, Bosna Hersek Demokratik Eylem Partisi (SDA) Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Haris Sabanovic, Burj al Luqluq Toplum Derneği Yöneticisi Muntaser Edkaidek, Somali Ulusal İstatistik Bürosu Danışmanı Amal Abubakar, Genç Atlantik Antlaşması Derneği Başkanı Selin Yılmaz, “Talk For Education” Kurucu Ortağı ve Başkanı Yaya Dama ve ICYF Proje Koordinatörü Yunus Çolak konuştu.
Akademisyen Köse, dünyadaki krizlerle başa çıkma konusunda uluslararası sisteme yönelik güvenin sarsıldığını belirterek, gençlerin çatışmalardaki en kırılgan ve savunmasız grup olduğuna dikkati çekti.
Çözüm süreçlerinde dikkate alınması gereken en önemli ilkenin kapsayıcılık olduğunu ifade eden Köse, genç nüfusun ve kadınların barış süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmaları gerektiğini vurguladı.
Köse, gençlerin siyasete daha fazla dahil edilmeleri gerektiğine dikkati çekerek, “Gazze’de ve başka birçok yerde çatışmalara denk geliyoruz. Çatışmaların gençleri daha fazla etkilediğini biliyoruz. Çatışmaların sonuçları, onların geleceğini şekillendirecek. Bu nedenle gençlerin daha fazla harekete geçmesi, gelecekleri için siyasi alanları kullanarak fikirlerini belirtmeleri oldukça önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
“Barış istiyorsan barışa hazırlan”
Dünya genelinde genç nüfusun giderek daha büyük sorumluluklar üstlendiğini söyleyen Filipinler Hükümeti Barış Müzakerecisi Coronel-Ferrer, insanların öldürülmesini ve şiddeti durdurmak için gençlerin harekete geçmeleri gerektiğini dile getirdi.
Coronel-Ferrer, Romalıların “Barış istiyorsan savaşa hazırlan” sözüne atıfta bulunarak, “Pek çoğumuz bunun tersini yani ‘Barış istiyorsan barışa hazırlan’ sözünü duymuştur. Hep birlikte çalışalım ve bunu başaralım.” dedi.
“Genç nüfus, barışın inşasında oldukça etkili olabilir”
Bangsamoro Gençlik Komisyonu Başkanı Macasalong da gençlerin diplomasi ve diyaloğa katılımının çatışmaların önlenmesi ve barışın teşviki için önemli olduğunu vurgulayarak, genç nüfusun barışın inşasında oldukça etkili olabileceğini belirtti.
Genç nüfusun hoşgörü, işbirliği, insan hakları gibi ilkelere önem ve öncelik verdiğini ifade eden Macasalong, “Gençleri sorun çözmeye ve çözüm bulma sürecine dahil etmiyoruz. Gençleri, sadece hükümetin sunabileceği hizmetlerin alıcısı olarak değil aynı zamanda ulus inşasında ortak olarak düşünmeye başlamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
“Barış olmadan başka hiçbir şeyin önemi yok”
Bosna Hersek Demokratik Eylem Partisi Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Sabanovic, ilk anılarının savaşla ilgili ve bunun bir çocuk için oldukça zor olduğunu söyledi.
Genç aktivistlerin dünyadaki adaletsizliklere karşı harekete geçmeleri gerektiğini ifade eden Sabanovic, “Barış, nihai hedef. Barış olmadan başka hiçbir şeyin önemi yok. Son 4 aydır uyuyamıyorum çünkü birileri masum çocukları katlediyor.” diye konuştu.
“Gazze’deki durum her geçen gün kötüleşiyor”
Gazze’deki durumun giderek vahim bir hal aldığına dikkati çeken Burj al Luqluq Toplum Derneği Yöneticisi Edkaidek, “Gazze’de evi, yiyecek yemeği, giyecek kıyafeti, eğitim hakkı ve geleceği olmayan bir milyon çocuk, genç kız ve erkek var.” ifadesini kullandı.
Edkaidek, “Dünya, Gazze’de olanları izliyor. Birçok ülkenin diplomasi ya da farklı yollarla Gazze’ye yardım etmeye ve destek olmaya çalıştığını biliyoruz. Bunu takdir ediyoruz ancak barış, güç olmadan gerçekleşmez. İsrail’in Birleşmiş Milletlerden ve dünyanın dört bir yanından gelen kararları dinlemesini sağlamanın bir yolunu bulmalıyız.” dedi.
“Gazzelilerin, Ukraynalı ve Afrikalı çocukların sesi olmalıyız”
Sürdürülebilir barış ve kalkınma konusunda genç nüfusa diyalog yaratma sorumluluğunun düştüğünü belirten Genç Atlantik Antlaşması Derneği Başkanı Selin Yılmaz, “Eğer birbirimizi dinlemezsek ve fikirlerimizi birbirimize dikte edersek nasıl diyalog kurabiliriz?” diye sordu.
Yılmaz, gelecekte karşı karşıya kalınabilecek tehlikeler konusunda farkındalık yaratmanın önemine dikkati çekerek, “Aynı değerleri paylaşmak zorunda değiliz ama aynı dünyayı paylaşıyoruz.” dedi.
Gençlerin dünyadaki sorunlar konusunda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunan Yılmaz, “Genç neslin insani yardımlara ulaşamayan Gazzelilerin, savaşta ailesini kaybeden Ukraynalı çocuğun ve temiz suya erişimi olmayan Afrikalı çocukların sesi olması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
“Gençler, barışın sağlanması sürecinde ciddi rol oynuyor”
Talk For Education Kurucu Ortağı ve Başkanı Dama da genç nesle karar alma sürecinde yer verilmediğini ve fikirlerinin yeterince dikkate alınmadığını ifade ederek, gençlerin barışın sağlanması sürecinde ciddi katkı sağlayabileceğinin altını çizdi.
Barışçıl bir dünya için işe okul ve aileden başlanması gerektiğini vurgulayan Dama, aileler ve okulların da barışın inşası sürecine dahil olmalarının önemini vurguladı.
Dama, “Hükümete ve karar alıcılara gençleri desteklemelerini öneriyorum. Böylece gençler olarak enerjimizi ve yaratıcılığımızı kullanarak dünyada barışı teşvik edecek bir çözüm bulabiliriz.” dedi.
Gençlerin sürdürülebilir barışa katkıda bulunabileceğini ifade eden Somali Ulusal İstatistik Bürosu Danışmanı Abubakar da onları desteklemenin dünyanın daha kapsayıcı ve barışçıl hale gelmesine yardımcı olacağını söyledi.
Abubakar, hükümetleri, özel sektörü ve diğer tüm kuruluşları, gençlerin görüşlerini paylaşabileceği alanlar yaratmaya çağırdı.
ICYF, barışın sağlanması için sürdürülebilir projeler yürütüyor
Panelin kapanışında söz alan ICYF Proje Koordinatörü Çolak, barışın tesisinde gençlerin söz sahibi olması gerektiğini vurgulayarak, “Sürdürülebilir barışın sağlanması için hayata geçirdiğimiz projeler, gençlere fikirlerini ve düşüncelerini paylaşma şansı veriyor.” dedi.
Çolak, gençlerin ICYF’nin projeleriyle birbirlerini daha iyi anlama olanağı bulduklarını belirtti.
]]>ABD’likimya profesörü Michelle Francl’in yazdığı kitapta, biraz tuz eklemenin çayı daha iyi hale getirebileceği yönündeki önerisi
Hatta İngiltere’deki ABD Büyükelçiliği, sosyal medya hesabından bir açıklama bile yayımladı. Açıklamada, “İngiltere’nin güzel halkının yüreği ferah olsun; çaya tuz atmak gibi akla hayale sığmayacak bir düşünce resmi ABD politikası değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır” ifadelerine yer verildi.
Bu tartışmayla ilgili birçok esprili haber yayımlandı.
Serious Eats yazarları ve editörleri tat testi bile yaptı ve en nihayetinde de “Steeped: The Chemistry of Tea” kitabının yazarı kimyager Francl’ın haklı olduğu sonucuna vardılar.
Onlara göre de demliğe az miktarda tuz eklemek gerçekten de çayın acılığının bir kısmını gideriyordu.
Peki çay ve onu doğru şekilde demlemek İngiltere’de neden bu kadar çok insan için önemli?
Çayın İngiltere’deki tarihi incelendiğinde, çay yapma yöntemlerinin pek de tekdüze olmadığını görmek mümkün.
Çay 17. yüzyılda İngiltere’ye ilk getirildiğinde sütsüz içiliyordu; örneğin İngiliz yazar Samuel Pepys Eylül 1660’ta bir Salı günü ilk kez içtiği çayı sütsüz betimliyor.
Şekerse daha yaygın bir şekilde çaya katılıyordu.
İngiliz çay kültüründe alışkanlık haline gelen süt ilavesi çok daha sonra geldi.
Vergiler düşürüldü
“Scoff: Britanya’da Yemek ve Sınıfın Tarihi” isimli kitabın yazarı tarihçi Pen Vogler’e göre insanlar çay demlemenin çeşitli yollarını aradı.
Vogler, hükümet politikalarının da çayın birçok İngiliz için günlük bir ihtiyaç olarak yerleşmesine yardımcı olduğunu söylüyor.
18. yüzyılda çayın vergilendirilme biçiminde önemli değişikliklere gidildi ve çay bir lüks olmaktan çıkıp herkesin alabileceği bir şey haline geldi.
Vogler, “The East India Company (EIC) [İngiltere’nin Hindistan’daki sömürge aracı olan “Doğu Hindistan Şirketi”] hükümete o kadar bağlıydı ki, 2008 krizindeki bankalar gibi, batmak için çok büyüktü. Temelde çay ticareti yapıyordu” diyor.
EIC’nin o zamanki direktörü ve ünlü İngiliz çay markası Twining’s’in kurucusu Richard Twining, Çin çayına daha fazla talep yaratılması için dönemin başbakanı William Pitt’e başvurdu ve hükümet çay üzerindeki vergileri yüzde 119’dan yüzde 12,5’e düşürdü.
Böylece her sınıftan ve gelir düzeyinden insanlar arasında çay içmek mümkün hale geldi.
Bu durum, sonunda Britanya adalarının çok ötesinde etkilere neden oldu.
Ekonomist Francisca Antman’a göre, 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de o kadar çok çay içiliyordu ki, bu durum ortalama yaşam süresini kayda değer ölçüde uzatmış olabilir; çünkü suyun kaynatılması bakterileri öldürür.
İngilizler Hindistan’a hükmettiğinde, Çin çay bitkileri İskoç bir botanikçi tarafından çalındı, daha sonra da bitkilerin orada da yetişebildiği görüldü. Böylece mahsulü denetleyenler İngiliz sömürgecileri oldu.
Vogler, “Çay, İngilizlere özgü bir şey olarak görülmeye başlandı” diyor.
Dahası, Londra Queen Mary Üniversitesi’nde 18. yüzyıl çalışmaları profesörü ve “Çay İmparatorluğu: Dünyayı Fetheden Asya Yaprağı” kitabının ortak yazarı Markman Ellis, uluslararası alanda satılan çayın neredeyse tamamının dünyanın geri kalanına giderken Londra’dan geçtiğini söylüyor.
Çin ve Hindistan’da pek çok insan yakınlarda yetişen çayı içiyordu. Geri kalanlar içinse çay Londra üzerinden gidiyordu.
Bu gerçeklerden hareketle, çayın özünde “İngiliz” olduğuna dair yaygın bir inanış doğdu.
Adı ne olursa olsun İngiliz çayının (English Breakfast Tea) İngiltere’den binlerce kilometre uzakta yetiştirildiğini öğrenmek bugün basit birkaç Google aramasıyla çok kolay olsa da, bu inanış bugün bile değişmedi.
Ulusal efsane yaratma süreci
Tüm bölgesel ve sınıfsal farklılıklarıyla birlikte, İngiliz çay yapma yöntemleri, dünyanın geri kalanının çayı nasıl demlediğini düşündüğümüzde, oldukça küçük bir örnek olarak kalıyor.
Örneğin Çin’in kendine özgü epiküryen ve proleter çay demleme yöntemleri var. Hint alt kıtasındaki insanlar masala çayını bambaşka bir şekilde demliyor.
Gıda tarihçisi Helen Saberi’nin “Çay: Küresel Bir Tarih” kitabının açılış cümlelerinde, “Çinliler onu küçük fincanlardan yudumlar, Japonlar çırpar. Amerika’da buzlu servis ederler. Tibetliler tereyağı koyar. Ruslar limonla servis eder. Kuzey Afrika’da nane eklenir. Afganlar kakule ile tatlandırır” diyor.
Dünyanın dört bir yanında geçerli çay demleme tariflerinin listesi uzayıp gidiyor.
Ancak İngiltere’deki pek çok kişi için çay bir şekilde hala “ülkeye has” bir şey olarak duruyor.
Londra Queen Mary Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve “Ellis’s Empire of Tea” kitabının yazarlarından biri olan Richard Coulton, “İngilizler çay içerek ulusal bir efsane yaratma sürecine girdiler” diyor:
“Bence bugün İngilizler ideal bir fincan çay konusunda heyecanlanıyorlarsa, bunun bir nedeni, küresel hakimiyet deneyimlerine yönelik gizli bir kültürel özlem olabilir. Ya da bunun en azından bu şanlı geçmişin hikayelerine duyulan nostalji olduğuna inanıyorum.”
İngiltere’de insanlar çay hakkında konuşmayı seviyor çünkü çay her yerde.
Vogler bunu, “Çay günlük rutinimizi işaret ediyor. Nasıl her gün işe gidip geliyorsak, çay da günlük ritminizin gerçekten önemli bir parçası” sözleriyle açıklıyor ve şöyle devam ediyor:
“Tüm tarihi nedenlerden dolayı çayla aşırı özdeşleşiyoruz. Bunu tam bir çay fanatiği olarak söylüyorum. Çayı seviyorum.”
]]>Fidan, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumunun (ADF) kapanışında konuştu.
Muhataplarının forumun hem katılımcı profili hem de içerik bakımından zenginliği ve kapsayıcılığından etkilendiklerini defaatle kendilerine ilettiğini belirten Fidan, “Farklı coğrafyalardan gelen misafirlerimiz bu forumun kendilerine etkili bir network imkanı oluşturduğunu da gündeme getirdiler.” dedi.
Fidan, katılımcıların panellerde konuşmacı olarak görüşlerini rahatlıkla paylaşmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiklerini ve çok sayıda ikili görüşme yapma imkanı bulmalarından dolayı da müteşekkir olduklarını defaatle işittiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kampanyasındaki yoğun mesaisine rağmen foruma katıldığını ve burada 11 devlet ve hükümet başkanıyla bir araya geldiğini dile getiren Fidan, bu görüşmelerde çok kritik konu ve gündemlerin ele alındığını söyledi.
Fidan, ADF’de 32 mevkidaşıyla ikili görüşme yapma imkanı bulduğunu ve Afrikalı mevkidaşlarıyla da bir araya geleceğini belirtti.
3 gün boyunca çok farklı düzeyde katılımcı ile ADF’de yoğun bir etkileşim içerisinde olduklarını vurgulayan Fidan, konuştuğu gençlerin, ADF’de akademisyen ve diplomatlarla buluşmalarının kendileri için ufuk açıcı olduğunu kaydetti.
Fidan, şöyle devam etti:
“Forum kapsamında düzenlenen 47 oturumda güvenlik, enerji, bölgesel konular, yabancı düşmanlığı, uluslararası ticaret, bağlantısallık, arabuluculuk konusu, yapay zeka, dijital diplomasi, uluslararası gündemin ilk sıralarında yer alan diğer çeşitli konular masaya yatırıldı. Sayın Cumhurbaşkanımızın eşleri Sayın Emine Erdoğan hanımefendinin ev sahipliğinde ‘kadın barış ve güvenlik’ temalı yüksek seviyeli oturum gerçekleştirildi.”
Gazze Temas Grubu üyesi olarak grup üyesi Filistin ve Mısır Dışişleri Bakanlarıyla Gazze konusunda bir panele ev sahipliği yaptığını aktaran Fidan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı’nın oturumlara katılarak forumun başarısına katkıda bulunduklarını belirtti.
“Karşı karşıya olduğumuz tablo küresel adaletsizliklerin yansıması”
Fidan, forum kapsamında geleceğin liderlerinin görüşlerine de kulak verdiklerini ve kendilerine notlar çıkardıklarını söyledi.
Latin Amerika’dan Asya Pasifik’e farklı coğrafyaların karşı karşıya oldukları riskleri ve fırsatları daha ayrıntılı bir biçimde buradaki panellerde ele alma imkanı bulduklarını aktaran Fidan, Filistinli ve Mısırlı mevkidaşlarıyla düzenledikleri etkinliğe ilişkin şunları kaydetti:
“Gazze’de devam eden zulmün sona erdirilmesi için atmamız gereken adımları konuştuk. Karşı karşıya olduğumuz tablonun aynı zamanda küresel adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin bir yansıması olduğunu ifade ettik.”
Fidan, ADF’ye katılan konukların diyaloğun ne kadar kritik olduğu hususunda mutabık kaldığını vurgulayarak, burada dile getirilen değerli fikirleri hayata geçirme ve geleceği ortak menfaatler çerçevesinde şekillendirmek üzere birlikte eyleme geçme zamanının geldiğine inandığını söyledi.
Yeni görüş, fikir ve ev ödevleriyle Antalya’dan ayrılacaklarını belirten Fidan, ADF’ye verdiği destekten dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.
Sorular
Fidan, ADF’nin kapanış konuşmasının ardından, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bakan Fidan, Gazze’de barış süreci ve kalıcı ateşkese yönelik görüşmelerine ilişkin sorulan soruya, “Gazze’deki süren zulmün durdurulması ADF’nin neredeyse merkezine oturdu. Gerek Sayın Cumhurbaşkanı’mız yaptığı görüşmelerde gerek biz yaptığımız ikili görüşmelerde, çok taraflı görüşmelerde ve panellerde bu konunun altını kuvvetle çizerek vurguladık. Diplomasinin kullanılabilecek bütün imkanlarını kullandık.” yanıtını verdi.
Bakan Fidan, moderatörlüğünü yaptığı “Gazze Temas Grubu” başlıklı panelde Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki’nin etkileyici bir konuşma yaptığını söyleyerek, “Biz de özellikle değerli kardeşimize bu imkanı vermek istedik. Çünkü meselenin asıl sahibi arkadaşlarımız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Türkiye’ye davet ettiğini söyleyen Fidan, “Filistin konusundaki gelişmeleri ele almak, savaşın gidişatının ve aldığı şeklin seyrini görüşmek istiyorlar. Ayrıca Filistinliler arası diyalog konusunda da gelişmeleri Cumhurbaşkanı’mız birinci elden kendisinden duymak istiyor. Ayrıca Türkiye’nin tavsiye ve telkinlerini de iletme imkanı bulacaklar bu çerçevede.” diye konuştu.
Fidan, kendi ziyaretinin yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye ziyarette bulunup bulunmayacağına ilişkin soru üzerine, “Cumhurbaşkanı’mızın ziyareti konusu ABD’de üstünde çalışacağımız bir konu olacak. Ama şu anda biliyorsunuz her iki ülkede de bir seçim atmosferi var. Cumhurbaşkanı’mız son 2 aydır özellikle seçim gündemiyle oldukça meşgul. Daha sonrasında da ABD’de bir seçim gündemi var. Ama aradaki zaman diliminde ne yapılabilir, gittiğimizde de belki onu bir konuşacağız.” diye konuştu.
Japonya Dışişleri Bakanı Kamikawa Yoko’nun Türkiye’yi ziyaretine cevaben, ilişkilerin 100. yılı kapsamında bir iadeiziyaret düzenlenip düzenlenmeyeceğinin sorulması üzerine Fidan, mevkidaşı Kamikawa ile değerli bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve aynı zamanda Brezilya’da G20 marjında bir araya gelme fırsatı bulduklarını belirtti.
Fidan, “Japonya’yla ilişkilerimizi geliştirmeye fevkalade önem veriyoruz. Özellikle ekonomi, teknoloji, ticaret alanında çok büyük potansiyel var aramızda. İlişkilerimiz de devam ediyor. Bölgesel konuları da ciddi bir çerçevede ele alıyoruz hep beraber. Önümüzdeki aylarda bir iadeiziyaret yapmak konusunda da planlamamız var.” dedi.
“21. yüzyılda Avrupa’nın ortasında 500 bine yakın insanın hayatını kaybetmesi dayanabileceğimiz bir gerçeklik değil”
Bakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüşmesinde özellikle bölgesel gelişmelerle ilgili Kafkaslar’daki barış sürecinin, Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğinin ve Suriye konusunun masaya yatırıldığını belirtti.
Suriye konusuna ilişkin daha yakın bir tartışma ortamı oluşturulması ve zamana ihtiyaç olduğu konusunda Rus mevkidaşıyla mutabık kaldıklarını söyleyen Fidan, “Çünkü gerek mültecilerin geri dönüşü, gerek yeni anayasanın yazılması meselesi, gerek terörizmle mücadele konuları yani şu anda hep askıda olan konular Suriye’de. Bunun bir şekilde ilerletilmesi gerekiyor. Türkiye’nin milli güvenliğini ve menfaatini de yakından ilgilendiren bir konu. Rusya’nın da arasında bulunduğu birkaç ülkeyle bu konuyu yakından tartışmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin Türkiye’nin görüşlerine değinen Fidan, “21. yüzyılda Avrupa’nın ortasında 500 bine yakın insanın hayatını kaybetmesi ve yaralanması koca bir ülkenin altyapısının ve üstyapısının tamamıyla imha olması bizim artık dayanabileceğimiz bir gerçeklik değil.” diyerek, söz konusu durumun bir an önce durdurulması ve bu fikre alışılması gerektiğini kaydetti.
(Bitti)
]]>Pandor, AA’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine, ülkesinin Filistin konusundaki tutumuna ve UAD sürecine dair açıklamalarda bulundu.
Güney Afrika’nın, “beyaz hükümetin” ırkçı politikalar güttüğü bir dönemde apartheide karşı uzun yıllar mücadele ettiğini hatırlatan Pandor, mücadelelerinde uluslararası toplumun yardımına ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Pandor, ülkesinin mücadelesinin bir kısmının silahlı olduğunu ve diğer taraftan uluslararası dayanışma için uğraştıklarını, ülke ülke gezip yardım istediklerini, onları destekleyenler arasında başta Yaser Arafat olmak üzere Filistinlilerin de yer aldığını anlattı.
Filistinlilerin o dönemde zor zamanlar geçirmelerine rağmen Güney Afrika’nın yanında yer aldığını dile getiren Pandor, şöyle devam etti:
“O yüzden bu her zaman görevimiz. İnsanlar baskı altındayken, zorluk, önyargı, ayrımcılık, öldürülmeye maruz kalırken, Güney Afrikalıların bir şey yapmak için ahlaki bir sorumluluğu var. Biz de dünyaya hiçbir şey söylemeden Filistin halkının katledilmesini izleyemeyeceğimizi hissettik. BM’nin araçlarını kullanmaya karar verdik çünkü uluslararası hukukun İsrail tarafından ciddi şekilde ihlal edildiğine inanıyoruz. Uzun yıllardır bunu yaptı. Biz de bu kez buna karşı çıkmamız, Uluslararası Adalet Divanına gitmemiz gerektiğini düşündük ve aslında bir karar çıkartmak istedik.”
Pandor, UAD’nin ihtiyati tedbir kararından bu yana, bir davaları olmadığını söyleyen ülkelerin bile İsrail’e, UAD’nin kararlarını uygulaması gerektiğini söylemeye başladığını anlattı.
Bu ülkelerin önceden bunun çok saçma ve zaman kaybı olduğunu, hiçbir başarı şansı olmadığını söylediklerinin unutulduğunu kaydeden Pandor, şimdi ise dava hakkında ve İsrail’in kararları uygulaması gerektiği hakkında konuştuklarını ifade etti.
“Güney Afrika ahlaki ve doğru bir mesele için uğraşıyor”
Pandor, bunun nedeninin İsrail’in dünyaya bir tehdit oluşturduğunu görmeleri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Tepkiler konusunda maalesef ABD’de bazı siyasiler Güney Afrika’ya karşı çok olumsuz bir pozisyon aldı. Bildiğiniz gibi ABD çok güçlü bir ekonomiye sahip ve hepimiz onlarla ticaret yapıyoruz. Ülkemdeki yatırıma ve istihdama da bu, tehdit oluşturuyor. Bu nedenle lobiye devam etmeliyiz. Güney Afrika çok ahlaki ve doğru bir mesele hakkında küresel olarak uğraşırken ABD halkının Güney Afrika’ya karşı hareket etmesi tamamen yanlış.”
UAD’deki davaya ilişkin herhangi bir ülkeden baskı görüp görmediğine ilişkin Pandor, “Hakkımız var, biz egemen bir ulusuz. Davamızı yürütme hakkımız var. Birçok ülkenin Güney Afrika’nın Filistin’e desteğiyle hemfikir olmadığını biliyoruz ancak bizim her zaman yaptığımız bir şey ve Filistin halkına arkamızı dönemeyeceğiz.” dedi.
Pandor, İsrail’in UAD’nin kararlarına dair yanıtına ilişkin, “Başvurmadılar. Hepimiz biliyoruz ki Netahyahu UAD’nin kararlarını reddetti ve bu şaşırtıcı değil. Apartheid ile aynı şeyi yaşadık. BM organlarınca uluslararası kararlar alındığında apartheid devlet ‘hayır’ diyecek. Bunda apartheid devlet ile İsrail hükümeti arasında benzer bir uygulama ve yaklaşım görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin UAD’deki davaya desteğine ilişkin Pandor, “Türkiye, başından itibaren Güney Afrika’nın attığı adımları takdir ettiğini söyledi ve bizimle her zaman iletişim halindeydi.” şeklinde konuştu.
Pandor, davanın değeri görüldüğünde ve daha detaylı süreçte bölgeden daha fazla ülkenin Güney Afrika’ya katılacağını umduklarını belirterek, “Mahkemeden hala tarih için bekliyoruz. Bu sürede kim Filistin’in gerçekten dostu, anlayacağız.” dedi.
“Gazetecilerin öldürülmesi beni tiksindiriyor”
Pandor, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden gazetecilere ilişkin ise şunları söyledi:
“Yaşanan trajediden dolayı kalbim acıyor ve özellikle de gazetecilerin özgürce faaliyet gösterememesi, korkunç tehlikelere maruz kalması ve birçoğunun öldürülmesi beni kesinlikle tiksindiriyor. Sık sık basın özgürlüğünden bahseden gazeteci örgütleri de dahil olmak üzere dünyanın büyük bir kısmı sessiz. Bu yüzden yaşananlar karşısında tiksinti duyuyorum. Tüm medya çalışanlarının ve hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.”
Batı ülkelerinin Gazze’de yaşananlara sessiz kalmasına yönelik soruyu yanıtlayan Pandor, “Bu, sık sık bahsettiğimiz bir sorunu yansıtıyor: İnsanları farklı olarak görmemiz. Eğer siyahsanız, daha az insansınız. Eğer Arapsanız, daha az insansınız. Eğer Avrupalıysanız, çok insansınız. ve bu yüzden korunmanız gerekir. Dünya bu şekilde görülüyor. Bence bunu değiştirmemiz gerekiyor. ve biz güneydekiler, bunun değişmesi için mücadele etmeliyiz. Bence kendi gücümüzü ele geçirmeli ve dünyanın yeni ve çok farklı bir versiyonunu yansıtmaya başlamalıyız.” ifadelerini kullandı.
AA’nın ADF’de bulunan standını ziyaret eden Pandor, kurumun “Kanıt” kitabını inceleyerek bilgi aldı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TÜBİTAK BİLGEM Yapay Zeka Enstitüsü Müdürü Mehmet Haklıdır’ın üstlendiği “Yapay Zeka ve Diplomasi: Yeni Sınırların Yönetilmesi” paneline, Toronto Metropolitan Üniversitesi Vector Yapay Zeka Enstitüsü Müdürü Sedef Akınlı Koçak, Holistic AI Hukuk ve Regülasyondan Sorumlu Kamu Politikaları Yöneticisi Osman Gazi Güçlütürk, Rochester Teknoloji Enstitüsü Müdürü Özcan Sarıtaş ve İspanya IE Üniversitesi Dekanı Manuel Muniz katıldı.
Toronto Metropolitan Üniversitesinden Koçak, derin öğrenme alanında araştırma yaptıklarını belirterek, yapay zeka, makine öğrenimi ve derin öğrenme araştırmalarının ileri seviyede olduğunu söyledi.
Yapay zeka okuryazarlığının gelişmesi gerektiğine işaret eden Koçak, yapay zeka alanında etik ilkelerinin belirlenmesi için de ekip oluşturduklarını aktardı.
Koçak, çerçeve çalışmalar kullanılarak mahremiyet, gizlilik ve güvenirlikle ilgili yapay zeka kriterlerinin belirlenebileceğini ve böylece küresel çerçevenin de oturtulabileceğini anlattı.
Farklı ülkelerin, farklı öncelikleri olduğuna dikkati çeken Koçak, 69 ülkenin yeni yapay zeka politikalarını belirlediğini ve güzel ilerlemeler kaydettiklerini dile getirdi.
Koçak, bu politikaların nasıl hayata geçirileceğinin önemli olduğuna işaret ederek, özel sektör, kamu ve uluslararası alanlarda ortak çalışılması gerektiğinin altını çizdi.
Genç nesillerin, yapay zeka alanında eğitilmesinin gerekliliğini vurgulayan Koçak, yapay zekanın topluma nasıl fayda getireceğinin çalışılması gerektiğini söyledi.
Koçak, yapay zekanın sürdürülebilirliği nasıl etkiyeceğinin önemine işaret ederek, bunun yalnızca çevre alanında da değerlendirilmemesi gerektiğini, ekonomi, teknik ve toplum boyutlarının da düşünülmesi gerektiğini dile getirdi.
“Makul, mantıklı ve uygulanabilir bir standartlaşma”
Holistic AI’dan Güçlütürk, dünyanın her yerinde farklı ilkeler olduğunu ancak esas farkın uygulamada ortaya çıktığını belirterek, herkes için geçerli olabilecek ve eşitlik sağlayacak kamu ilkelerine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Bu alanda uyumlaştırmanın ve tek tipleştirmenin büyük bir görev olduğuna dikkati çeken Güçlütürk, bunun devletlere düştüğünü belirtti.
Güçlütürk, ortak dil ve çerçeve bir anlayışın belirlenmesi için işbirliği gerektiğini aktararak, bunun ulusal girişimlerle uluslararası çerçevelere katılma yoluyla mümkün olabileceğine işaret etti.
Uyumlaştırmanın algı seviyesinde başlaması gerektiğini belirten Güçlütürk, adil ve makul bir uyumlaştırma mentalitesi olması gerektiğini kaydetti.
Güçlütürk, uyumlaştırmanın pratik seviyede gerçekten uygulanabilir olduğundan emin olunması gerektiğini söyleyerek, “(Her ülke arasında) Tam uyum hedeflenirse bu belki uygulanabilir olmayabilir. Makul, mantıklı ve uygulanabilir bir uyumlaştırma ve standartlaşma, bunlar önemli detaylar.” dedi.
Teknolojinin dış politika alanı haline gelişi
IE Üniversitesi Dekanı Muniz, hukukta ve yasal yönetmeliklerde yapay zeka teknolojisinde pek çok gelişme olduğunu kaydederek, başarılı olan yasal düzenlemelerin bulunduğunu söyledi.
Teknoloji alanında değişim ve inovasyon dönemine girildiğine işaret eden Muniz, mahremiyet ve gizliliğin nerede başlayıp nerede bittiğine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.
Muniz, teknolojinin başlı başına bir dış politika alanı haline geldiğini, teknolojinin stratejik çıkarlar ve ana değerler etrafında şekillendiğini dile getirdi.
Yapay zeka ve diplomasi konusunda büyük bir güç unsurundan bahsedildiğini kaydeden Muniz, teknoloji kullanımının ve dağılımının değiştiğini ifade etti.
Muniz, diplomatların teknolojinin bu alandaki etkilerini öngörebilmesi gerektiğine dikkati çekerek, insan hakları ve siyasi sistem gibi alanlarda teknolojinin neler yapabileceğinin görülmesinin önemini anlattı.
Yapay zekada işbirliğinin önemi
Rochester Teknoloji Enstitüsü Müdürü Sarıtaş, bilimsel olarak mümkün, ekonomik olarak karşılanabilir ve sosyal açıdan arzu edilebilir bir gelecek tasarlanması gerektiğini kaydederek, bunu yaparken politika yapıcıların gündemine ileride bu çalışmaların neler yapabileceğini sunduklarını söyledi.
Etik, yasal ve sosyal unsurların düşünülmesi gerektiğini belirten Sarıtaş, yapay zeka alanında farkındalık oluşturulmasının yanı sıra toplum üzerindeki etki ve izlenimin nasıl olacağının değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Sarıtaş, teknoloji ile yasa arasında bir boşluk olmaması gerektiğine işaret ederek, geleceğin öngörüleri çalışılırken senaryolar üzerinden giderek fırsat ve zorlukları değerlendirdiklerini aktardı.
Bilgi ve istihbaratın çok önemli olduğunu vurgulayan Sarıtaş, yapay zeka yarışının başlayabileceğini ancak işbirliği ruhu içinde hareket edilebileceğini ifade etti.
Sarıtaş, geçmişe göre bu alanlarda aktörlerin çeşitlendiğini belirterek, boşlukları kapatmak için yapay zekaya ihtiyaç duyulduğunun ve rekabete düşmeden işbirliği tarafında kalınması gerektiğinin altını çizdi.
]]>İSTANBUL – Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiğine ilişkin bilgilendirmede bulunan Diyetisyen Tuğba Nur Selçuk, “Bizim için en önemli faktör sahur öğününü atlamamak. Sahur öğününü mutlaka yapmalıyız. Çünkü sahur yapılmadığı taktirde açlık süresi 17-18 saate kadar uzayabiliyor. Bu da özellikle metabolizma hızında yavaşlamalara sebep oluyor. Öğünlerin dengeli olması önemli. Özellikle sahur öğününde kas ve sıvı kaybının önüne geçebilmek için bunları yeterli miktarda karşılamalıyız” dedi.
Diyetisyen Tuğba Nur Selçuk, Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiğine ilişkin bilgilendirmelerde bulundu. Selçuk, oruç tutacak vatandaşların sahur öğününü atlamamaları gerektiğini belirtti. İftar öğününde ise vatandaşların yemekleri yavaş ve iyi çiğneyerek tüketmesi gerektiğini söyleyen Selçuk, çorba ile başlayıp mümkün olduğunca 10-15 dakika kadar ara verilebilmesi takdirde mideye bir anda yüklenilmeyeceğini açıkladı.
“Öğünlerin dengeli olması önemli”
Öğünlerin dengeli olmasının önemine dikkati çeken Diyetisyen Tuğba Nur Selçuk, “Ramazan ayının gelmesiyle beraber beslenme alışkanlıklarımız büyük ölçüde değişiyor. Özellikle ürün sayımız azalıyor. Bununla beraber de açlık süresi 15-16 saate kadar uzayabiliyor. Açlık süresinin uzaması hem vücutta sıvı kayıplarına hem de enerji alımında yetersizliklere bağlı olarak metabolizma hızında yavaşlamalara sebep olabiliyor. Bu noktada bizim için en önemli faktör sahur öğününü atlamamak. Sahur öğününü mutlaka yapmalıyız. Çünkü sahur yapılmadığı taktirde açlık süresi 17-18 saate kadar uzayabiliyor. Bu da özellikle metabolizma hızında yavaşlamalara sebep oluyor. Öğünlerin dengeli olması önemli. Özellikle sahur öğününde kas ve sıvı kaybının önüne geçebilmek için bunları yeterli miktarda karşılamalıyız. Sahur öğünleri daha çok protein ağırlıkta besinlerden oluşmalı. Yani yumurta, süt ve süt ürünleri, az tuzlu peynir gibi bunları mutlaka bulundurmalıyız. Bununla beraber tam tahıllı ekmek, sebze ve meyve çeşitlerini sahur öğününe dahil etmeliyiz. Hatta çiğ kuruyemiş, çiğ fındık ve çiğ badem gibi yağlı tohumları da beslenmenize eklerseniz tokluk süresi daha da uzayacaktır. Gün içerisinde kan şekeriniz daha dengeli ilerleyecektir. Biz hiçbir zaman ekmeği tamamen kesin gibi bir yorum yapmayız. Ama tam tahıllı ekmek ve miktarına dikkat edildiği sürece tüketilmelidir” dedi.
“Kronik hastalığı olanlar doktoruna danışmadan oruç tutmamalı”
Sahurda tuz ve baharat içeriği çok yüksek ürünleri tüketmemeliyiz diyen Selçuk, “Sahurda tuz ve baharat içeriği çok yüksek salam, sucuk gibi şarküteri ürünlerini tüketmemeliyiz. Eğer kişinin kronik rahatsızlığı varsa tansiyon, şeker, diyabet gibi bunları tetikleyebilir. Bunlar gün içerisinde tansiyon dengesizliklerine yol açabilir. Su ihtiyacını arttırabilir. Karşılayamayacağınız için vücutta sıvı kaybına yol açar. Bununla birlikte kafeinli içecekleri sahur da mümkün olduğunca tüketmeyelim. Bunun yerine ayran, şekersiz komposto ve ev yapımı meyve suları yükleyebiliriz. Kronik hastalığı olanlar doktoruna danışmadan oruç kesinlikle tutmamalı. Eğer doktoru müsaade ediyorsa ve tutacaksa özellikle iftar sahur gibi öğünlerinin her besin grubundan içermesine ve vücudunun ihtiyacını karşılayacak kadar besin içermesine dikkat etmeli. Kuru baklagil, et, sebze, yoğurt ve süt ürünlerini mutlaka öğünlerinde bulundurmalıdır” ifadelerini kullandı.
“İftarı yavaş yapmalıyız”
İftarın yavaş ve çok çiğneyerek yapılması gerektiğini söyleyen Selçuk, “İftardan sonra halk arasında ağırlık dediğimiz durum olmaması için iftar öğünlerini olabildiğince yavaş ve çok iyi çiğneyerek tüketmemiz lazım. Bir çorba ile başlayıp mümkün olduğunca 10-15 dakika kadar ara verebiliriz. Bu hem kan şekerinin dengelenmesin sağlar hem de mideye bir anda yüklenmemiş olmasını sağlar. Çorba içtikten sonra da ana yemekle başlayabiliriz ama bu ana yemek kesinlikle kızartma ve kavurma gibi yağlı yöntemlerle pişmiş olmamalı. Bunun yerine haşlama, fırında ya da ızgara pişirme yöntemi olabilir. Öğünün yanında mutlaka bir salata olmalı. Bu da kan şekeri dengelenmesini sağlar ve tokluk süresini uzatır. İftar sonrası herkeste tatlı ihtiyacı görürüz. Yemeğin hemen ardından tatlı tüketmek çok da doğru bir tercih değildir. En az 2 saat geçmesini bekleyerek yapacağınız hafif bir ara öğünle bunu dengeleyebiliriz. Bu ara öğün de taze meyve ve kuru meyve olabilir. Yanında da süt ve yoğurt grubu bulundurabiliriz. Tatlı tüketimini de haftanın bir günü ev yapımı tercihen sütlü tatlıları küçük porsiyonda tüketebiliriz. Hamurlu, şerbetli ve kızarma yöntemiyle yapılmış tatlıları mümkün olduğunca tüketmemeye çalışalım bu süreçte” diye konuştu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şebnem Akçapar’ın üstlendiği panele Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Büyükelçi Hayriye Kumaşçıoğlu, Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürü Büyükelçi Nilvana Darama Yıldırımgeç ile Dışişleri Bakanlığı Doğu ve Afrika Genel Müdürü Büyükelçi Elif Çomoğlu Ülgen konuşmacı olarak katıldı.
Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Kumaşçıoğlu, kariyerinde 32 yılı devirdiğini ve meslek seçiminden hiç pişman olmadığını söyledi.
Türkiye’nin dış politikası için önemli olan ülkelerde görev yaptığını belirten Kumaşçıoğlu, görev aldığı tüm ülkelerde Türkiye’yi temsil etmenin ve bu ülkelerin politikalarını anlamaya çalışmanın çok öğretici bir tecrübe olduğunu dile getirdi.
Kumaşçıoğlu, diplomasi alanında kadın ve erkeğin görevlerinde başarı konusunda eşit olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Bence insanların karakteri ve yetenekleriyle ilgili bir meslek yürütüyoruz. Kadınların daha güçlü olduğu yerler var, erkeklerin daha güçlü olduğu yerler var ama sonuç itibarıyla bizim mesleğimiz hem kadınlar hem de erkekler tarafından yeterli donanıma ve belli özelliklere sahip kişiler ise yapılabilecek bir meslek diye düşünüyorum. Bu, tabii kadınların aynı fırsatlarla karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor.”
Büyükelçi Kumaşçıoğlu, mesleğe yeni başladığı dönemlerde kadın olarak bazı bölgelerde zorluklar yaşadığına işaret etti.
Kadın-erkek eşitsizliğinin dünyanın her yerinde olduğunu kaydeden Kumaşçıoğlu, kadın diplomat adaylarının kararlı şekilde Bakanlıkla ilişki kurmaları gerektiğinin altını çizdi.
“Diplomasi alanında çalışmak büyük bir emek gerektirir”
Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmak isteyen gençlerin mesleklerini ideal olarak benimsemelerinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, bu meslekte çalışmalarının somut sonuçlarını görmenin mutluluk verdiğini söyledi.
Diplomasi alanına kadın-erkekten ziyade hep insan merceğinden baktığını anlatan Yıldırımgeç, “Karşınızdaki her şeyden önce bir insan. Dolayısıyla sizin insan ilişkilerinde kullandığınız üslup, tarz, taktik, iletişim modeli, aynı şekilde diplomasi için de geçerli.” dedi.
Mesleğinin hayat biçimi olduğunu dile getiren Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmanın büyük emek gerektirdiğinin altını çizdi.
Büyükelçi Yıldırımgeç, diplomaside kullanılan üslubun da önemli olduğunu kaydetti.
“Gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart”
Ülgen de “Gerçekten bu meslek para, şan şöhret için yapılmaz. Bayrağın gölgesinde o hissiyatla gerçekten ülkenizi temsil etmek için ve ülkenizi en uzak, en zor coğrafyalarda temsile hazır olduğunuzu hissettiğiniz anda seçebileceğiniz bir meslek diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin diplomaside, akademide ve tıp dünyasında kadınların liderlik ettiği dönemi yaşadığına dikkati çeken Ülgen, “Ben inanıyorum ki inşallah Türk siyaseti de önümüzdeki dönemde bu işi gerçekten çok isteyen, tabandan gelen kadınlara teslim edilir.” ifadesini kullandı.
Ülgen, diplomaside kadın ve erkek eşitliğiyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kadın ve erkeği ayırıyorum.’ demem ama ‘Gönlümden biraz daha pozitif ayrımcılığa yatkın duruyorum.’ demeliyim ya da ‘Eşitler arasında kadını seçerim.’ demeliyim çünkü gerçekten biz (Bakanlığa) girdiğimizde 30 yıl önce eşitler arasından erkekler seçiliyordu. O nedenle şu anda benim kadını seçmemin son derece adil olduğunu düşünüyorum.”
Ülgen, mesleğine ilişkin şunları kaydetti:
“Bu, bir maraton, kısa vadeli değil. Başlamak için gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart çünkü sadece dış politika değil gerçekten insanı da yönettiğiniz ve yönetildiğiniz bir sisteme giriyorsunuz. O sistemin parçası oluyorsunuz. Adaletsizliklere uğrayıp küsmek, darılmak, sistem dışına itildiğini düşünmek mümkün olabilir çok uzun vadeli bu maratonda ama ben 32 yıllık kariyerimde şunu gördüm ki orta vadede mutlaka adalet de var. Yeter ki gerçekten bu devletin birliği, dirliği yerinde olsun ve onun için gayret etmeye, aynı ülkü uğruna yürümeye devam edelim.”
“Eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum”
Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Naledi Pandor da dinleyici olarak katıldığı panel hakkındaki düşünceleri sorulduğunda şunları söyledi:
“Bu, mükemmel bir panel. Bence hem kadınların sahip olduğu becerileri hem de fırsatları çok iyi anlattınız. Kadınlar olarak eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum çünkü adil olan bu. Bizler de diğerleri gibi insanız ve en az onlar kadar zekiyiz, bundan dolayı sizi gerçekten kutluyorum.”
]]>Bingöl Üniversitesi (BÜ) Enerji, Çevre, Doğal Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram’ın yürütücülüğünde kent merkezinin zemininin jeofizik ve jeolojik yöntemlerle araştırılması için proje hazırlandı.
“Doğu Anadolu Fay Zonu Üzerindeki Bingöl Sismik Boşluğu’nun Fay Yapısı ile Bingöl İli Merkez İlçesinin Yerel Zemin Etkilerinin Araştırılarak Sahaya Özel Sismik Tehlike Analizinin Yapılması” isimli proje, TÜBİTAK’tan 2022 yılında destek aldı.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Munzur Üniversitesindeki uzmanların da desteğiyle yürütülen proje kapsamında, kent merkezindeki alanların yüzde 70’inin zemin analizi tamamlandı, geriye kalan alanların analizi de yıl sonuna kadar gerçekleştirilecek.
Ayrıca, merkezin koordinatörlüğünde Bingöl Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Ömer Faruk Nemutlu İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, Dr. Sadık Varolgüneş de Dicle Üniversitesi’nde Bingöl’deki riskli yapıları belirlemek amacıyla doktora tezleri hazırladı.
Bu tezlerde de İçişleri Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının uyguladığı metotlar kullanılarak, riskli yapıları tespit etmek amacıyla 1500’ü aşkın yapı incelendi.
Fay haritaları hazırlanıyor
Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram, AA muhabirine, Bingöl’ün depremler üreteceği konusunda haberler çıktığını, bunun doğru olduğunu belirterek, ancak yaşanacak olası depremde Bingöl’ün tamamen zarar görecek gibi düşünülmesinin doğru olmadığını söyledi.
Bunun tespitinin ancak bilimsel verilerle ve mühendislik çalışmalarıyla mümkün olduğunu vurgulayan Akbayram, TÜBİTAK’ın deprem konusundaki araştırmalara destek vereceğini açıklaması üzerine proje hazırladıklarını belirtti.
Akbayram, şöyle konuştu:
“Bingöl’ün merkez ilçesinin zemininin depremlerde nasıl davranacağını anlamamız gerekiyordu. Bunun için jeofizik ve jeoloji araştırmaları ağırlıklı bir proje hazırladık. Projede, Bingöl çevresindeki fayların yapılarını, jeolojik ve jeomorfolojik olarak haritalıyoruz. Neden bunu yapıyoruz çünkü Bingöl’ün zarar görebilirliğini arttıracak şeylerden biri faylarda oluşabilecek deprem büyüklükleridir. İleride gerçekleşebilecek olası depremlerin büyüklüklerini doğru tahmin edebilmek için fayların doğru haritalanması gerekiyor. Her ne kadar Bingöl’ün iyi fay haritaları, MTA tarafından yapılmış olsa da bu fay haritaları revizyona muhtaç. Bu revizyonu yapıyoruz. Bu, o çalışmaların kötü olduğunu göstermiyor bu arada. Sadece bizimkisi daha ayrıntılı bir çalışma.”
Proje kapsamında ayrıca kent merkezinin zeminini 250 ve 500 metrede bir, çeşitli jeofizik ölçümlerle araştırdıklarını anlatan Akbayram, bu sayede depremler esnasında kentteki zeminin nasıl davranacağını öğreneceklerini söyledi.
Hazırlanan doktora tezlerine de değinen Akbayram, şöyle devam etti:
“Bu doktora tezlerinde il merkezindeki 1500’den fazla binanın, sokak taraması metotlarıyla kalitesi araştırıldı. Bu 1500 bina kent merkezindeki toplam 7 bin 500 binanın yapı tiplerini temsil edecek şekilde seçildi. Bunlardaki zayıflıklar belirlendi. Mevcut yer, bilimsel zemin dinamik verileriyle birleştiğinde Bingöl’de olası depremlerde hasar alabilecek alanları tespit ettik. Araştırılan 1500’ü aşkın yapıdan yaklaşık 500’ünün, yapı kalitesinin ya da zemininin kötü olması gibi nedenlerle riskli olduğu tespit edildi. Yani ne kadar binanın yıkılabileceğini, maalesef ne kadar insanın eğer dönüşüm yapılmazsa zarar görebileceğini biliyor durumdayız. Tabi hata payları var ama bu rakamlar bizim elimizde.”
Hazırlanacak rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak
Akbayram, bundan sonra eldeki bütün bu verileri bir araya getirip, bunların ışığında kentsel dönüşüme yönelik yeni imar planlarının hazırlanmasının gerektiğini kaydetti.
Projelerinin çeşitli ulusal ve uluslararası hakemlik süreçlerinden geçtiğini anlatan Akbayram, şunları aktardı:
“Proje tamamlandığında, doktora tezleriyle bir rapor hazırlanacak ve bu rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak. Bunların Türkiye’de örneği çok az. Küçük alanlarda yapılmış çalışmalar var. Bu çalışmaların deprem üretebilecek aktif faylara yakın bütün şehirlerde yapılması gerekiyor. Örneğin Bingöl’de olabilecek bir deprem aynı Kahramanmaraş merkezli depremlerde olduğu gibi çevre illeri de etkileyecektir.”
]]>Göktaş, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığının sosyal tesislerinde düzenlenen, “STK ve İş Dünyası Buluşması”nda, Palandöken’in eteklerinde kurulmuş kutlu bir medeniyet olarak nitelendirdiği Erzurum’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selam, sevgi ve muhabbetlerini ileten Göktaş, heyetine gösterilen misafirperverlikten dolayı da teşekkür etti.
Erzurum’un Milli Mücadele dönemindeki önemine vurgu yapan Göktaş, “Bu şehir, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde 105 yıl önce başlatılan Milli Mücadele’mizin kalesidir. Bu şehir, Erzurum Kongresi ile kurtuluş meşalesinin yanan ilk ateşidir. Bu şehir, ‘Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez’ kararının filizlendiği yerdir.” diye konuştu.
Milletle el ele Türkiye’nin ikinci asrının temellerini attıklarını vurgulayan Göktaş, şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde milletimizle gönül gönüle Türkiye Yüzyılı’nı tuğla tuğla inşa ediyoruz. Ecdadımızın emaneti olan bu vatanı eğitimden ulaşıma, sanayiden ticarete, turizmden sosyal hizmetlere kadar her alanda güçlü kılarak geleceğe taşıyoruz. Çocuklarımıza refah ve huzur içinde yaşayacakları bir ülke, tarihi, kültürel, doğal zenginlikleri korunan şehirler bırakmak için çalışıyoruz. Bunu siz kıymetli sivil toplum kuruluşlarımızla iş insanlarımızla, teşkilatlarımızla güç birliği yaparak gerçekleştiriyoruz. Bugün, Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, istihdamın ve üretimin artması iş dünyamızın gösterdiği azim ve kararlılığın bir neticesidir. Artan refahın, toplumda adil ve etkili bir şekilde dağıtılması sivil toplum kuruluşlarımızın ortaya koyduğu özverinin bir neticesidir.”
Türkiye ekonomisinin dünyada yükselen bir değer olmasının daha fazla kadının iş dünyasına katılmasıyla mümkün olduğunu dile getiren Göktaş, “Sevginin ve merhametin bütün insanlığı kuşatması ancak ve ancak daha fazla kadının sivil toplum kuruluşlarının her kademesinde yer almasıyla mümkündür. Bakanlık olarak, kadınların istihdamının artırılması, çalışma şartlarının iyileştirilmesi için elimizden gelen tüm çabayı ve gayreti gösteriyoruz.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de ilk defa yapıldı
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yaşlı nüfusunun arttığına işaret eden Göktaş, “Bugün yüzde 10 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranımızın 2030’da yüzde 12,9, 2040’ta ise yüzde 16,3 olması bekleniyor.” diye konuştu.
Bakanlık olarak “Yaşlı Profili Araştırması” yaptıklarını bildiren Göktaş, şunları kaydetti:
“Yine dünyada ve Türkiye’de yalnızlaşma oranları giderek artıyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarımızın sayısının gün geçtikçe daha da arttığına şahit oluyoruz. Türkiye’de ilk kez yapılan Yaşlı Profili Araştırması’nda çok çarpıcı sonuçlar elde ettik. Bu ay içerisinde sonuçları milletimizle paylaşacağız. Araştırma kapsamında 22 bin 640 hanede çalışma hayatından sosyal yardımlara, yaşlı haklarından toplumsal hayata katılıma 9 başlıkta yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Elde ettiğimiz sonuçlar, yaşlılarımıza sunduğumuz hizmetlerimize yön verecek. 4 yılda bir güncelleyeceğimiz veriler doğrultusunda hizmetlerimizi günün koşullarına göre ele alacağız. Yaşlı vatandaşlarımıza sunacağımız hizmetlere ilişkin göstergeleri bütüncül olarak değerlendirebileceğimiz bir sistemin alt yapısını oluşturacağız.”
Araştırmayla yaşlıların her türlü riskten korunması ve yaşlılar için iyileştirici tedbirler alınmasını sağlayacak politikalara temel teşkil edecek somut veriler elde edeceklerini bildiren Mahinur Özdemir Göktaş, “Mağduriyete sebep olabilecek riskleri tespit edebileceğiz. Vatandaşlarımızın ihtiyaç duydukları destek hizmetlerine ulaşmalarını sağlayan, koruyucu ve önleyici müdahaleleri içeren bir yapının oluşturulmasına yönelik ihtiyaç analizi yapacağız.” değerlendirmesini yaptı.
Bakan Göktaş, konuşmanın ardından katılımcıların sorularını yanıtladı.
]]>CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Dr. Cemil Tugay, Foça Seçim ve Koordinasyon Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. CHP Parti Meclis Üyesi (PM) ve İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu, Foça Belediye Başkanı Fatih Gürbüz, CHP Foça İlçe Başkanı Günal Biçer, CHP Foça Belediye Başkan Adayı Saniye Bora Fıçı, partililer ve yurttaşların katılımıyla marşlar ve sloganlar eşliğinde yapılan açılış, miting havasında gerçekleşti.
“İZMİR, TÜRKİYE’YE UMUT OLDU”
Açılışta konuşan Cemil Tugay, yerel seçimlere kısa bir süre kaldığını, yurttaşların sandıkta yeni belediye başkanlarını seçeceğini anımsattı. Sosyal demokrat duruşu nedeniyle herkesin İzmir’i ayrı bir yere koyduğunu ifade eden Başkan Cemil Tugay, “İzmir bugüne kadar sosyal demokrat ve aydın duruşuyla, Cumhuriyet’e sahip çıkışıyla, Cumhuriyet’in kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkışıyla Türkiye için umut oldu. Her zaman ‘İyi ki İzmir var’ dendi. ‘İzmir bu duruşuyla var oldukça, umut devam edecek’ dendi. Bizim duruşumuz her zaman olduğu gibi bu seçimde de değerli. İzmir yine umut olacak” dedi.
“PUSULAMIZI ALIP YÖNÜMÜZÜ HATIRLAYALIM”
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krize değinen Cemil Tugay, şunları söyledi: “Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik tablo, yoksulluk, sosyal adaletsizlikler, kafa karıştırdı. Yandaş medya ve sosyal medyada yaratılan bilgi kirliliği ve kafa karmaşası, insanları kendilerini sorgular hale getirdi. Artık bunları aklımızdan çıkarıp, elimize pusulamızı alıp, yönümüzü hatırlatmalıyız. Yönümüz elbette ki çağdaş, laik, demokrat Cumhuriyet yönü. Yüzümüzü medeni dünyaya dönük. Ama bu yolda bugüne kadar yaptığımızdan fazlasını yapmalıyız. İzmirliler bu görevi bana verirlerse, 5 yıl için tüm sorumluluğu üstüme alıp gereğini yapacağıma söz veriyorum.”
“BİZ, İZMİR’İ KORUDUK”
İzmir’de 25 yıldır devam eden sosyal demokrat yerel yönetim geleneği olduğunu vurgulayan başkan adayı Cemil Tugay, “Bu geleneği de İzmir’i de koruyacağız. İzmir, Türkiye’de nefes alınan şehirlerden biri. İzmir’i 25 yılda CHP’li belediyeler değil de başka partiler yönetseydi bu tablo böyle olmayacaktı. Biz İzmir’i koruduk. Demokratik yapısını ve özgür ruhunu, doğasını koruduk. İzmir’i, ranta peşkeş çekilmesine karşı koruduk. Kirletilmeye karşı direndik. Ne zaman iktidar eliyle bir istismar alanı açılmaya çalışılsa, karşısında durduk. Biz de bekledik ki Türkiye’de siyasi ortam değişsin. İçinde bulunduğumuz ekonomik tablo düzelsin. Üretim artsın, istihdam gelişsin, büyüme halka adil şekilde yansısın. Büyümeyle halk zenginleşsin istedik. Bekledik ki adalet olsun, refah artsın, denizlerimiz, orman ve kıyılarımız daha çok güzelleşsin, temiz olsun. Ne yazık ki öyle olmadı. Bizi yönetenler her şeyi daha kötü yaptılar” diye konuştu.
“YENİ BİR YEREL YÖNETİM MODELİ ORTAYA KOYACAĞIZ”
Yeni bir yerel yönetim modeli yaratacaklarını açıklayan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Artık yerel yönetimler sadece şehir düzenini sağlayıp, temizlik yapan, standart belediyecilik hizmetlerini yerine getiren kurumlar olmayacak. Kentimizin ekonomik olarak adil ve şeffaf şekilde gelişmesi için çalışacağız. Bunu başarmak için her imkanımız var. İlçelerimizi, kentimizi gözümüz gibi koruyacağız. Foça’da kimsenin mağdur olmaması için çalışacağız. Burası sosyal yaşam açısından çok zengin. Kültürel mirası açısından keyifle yaşadığı bir yer olması için elimizden geleni yapacağız. Geleceğe dair umut vaat ediyoruz.”
“KENTLERİMİZİ KRİZLERE HAZIR HALE GETİRECEĞİZ”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Dr. Cemil Tugay, konuşmasında hizmetlerinden dolayı tüm partililere de teşekkür ederek, “Tunç Başkanımıza da teşekkür ediyorum. Bu bir bayrak yarışı. Bu bayrağı bu kez biz alacağız. Daha hızlı koşarak, hizmetlerimizi daha ileriye taşıyacağız. Bu bir hizmet yarışı. Alnımızın akıyla bizden sonraki arkadaşlara bu görevleri onurumuzla teslim edeceğiz. Planlama ile alt yapı ve üst yapı sorunlarını düzelteceğiz. Burayı geleceğin krizlerine hazır hale getireceğiz. Denizlerimizi, balıkçılarımızı koruyacağız. Bunlar bizim görevimiz. Bunun için 24 saat çalışacağız. Tüm varlığımızla mücadele edip emek harcayacağız. Diyeceğiz ki; biz buraya getirdik, siz devam edin” diye konuştu.
“BİZE GÜVENMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN”
İzmir’in hak ettiğini kendilerinin yönetiminde alacağını vurgulayan Tugay, seçmenden CHP’li başkan adaylarına güven duymasını isteyerek, “Bize güvenmekten asla vazgeçmeyin. O sandıklar aydınlık Cumhuriyet’in yanındaki insanların oyuyla patlasın. O sandık sonuçları bu ülkeyi Menemen’de öğrencileri gericilerin mezarlarını zorla ziyaret ettiren insanlara karşı bir cevap olsun. Cumhuriyet’ten, Atatürk’ten, aydınlık devrimci ruhunuzdan asla vazgeçmeyin. Yaşasın Foça, Yaşasın İzmir, Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti” dedi.
“GÜZEL BİR TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞACAĞIZ”
Foça Belediye Başkanı Fatih Gürbüz de 5 yıl boyunca Foça’da yaşayan herkese hizmet için mücadele ettiklerini belirtti.
CHP’nin Foça Belediye Başkan Adayı Saniye Bora Fıçı ise Foça’dan İzmir’e ve tüm Türkiye’ye umudu yaymak istediklerini vurguladı. Fıçı, “Birlikte daha güzel bir Türkiye için omuz omuza çalışacağız. Burayı sadece yaşadığımız yer değil, gurur duyduğumuz yuva haline getireceğiz” diye konuştu.
CHP Foça İlçe Başkanı Günal Biçer de ilçeyi ranta karşı korumak için çalıştıklarını belirterek, “CHP demokrasinin ve tam bağımsız Türkiye yolculuğunun en büyük şemsiyesi. Herkesi bu şemsiye altına davet ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Foça Seçim ve Koordinasyon Merkezi’nin açılışı yapıldı.
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin, mesleğinde belli bir başarıya ulaşmış kişilerin, paylaşmaya değer fikir, yaşam ve deneyimlerini, başta gençler olmak üzere paylaşmak için geçtiğimiz yıl başlattığı AntTalks söyleşileri devam ediyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı’nın organize ettiği AntTalks söyleşileri çerçevesinde, tarihçi ve akademisyen Prof. Dr. İlber Ortaylı AKM Aspendos Salonu’nda, Antalyalılarla buluştu. Prof. Dr. İlber Ortaylı, söyleşisinde “Yerel Yönetimler, Türklerin çalışkanlığı, köyden şehre göçler, köylünün desteklenmesi, üniversite sayılarının fazla olması” gibi konulara değindi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en önemli tarihçilerden olan Prof. Dr. İlber Ortaylı, Antalya’nın bir kültürel merkez olduğunu söyledi. Antalya’nın topraklarının da çok verimli olduğunu, havanın ve iklim şartlarının tarıma çok elverişli olduğunu ifade eden Ortaylı, çiftçilerin üretim yapmaya devam etmesi ve desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
İlber Ortaylı, “Her ülkenin kendi milli iktisadi bünyesi ve otonom yapısı olmalı. Milli iktisadi bünyenin en önemli unsurlarından biri de tarım. Antalya bu konuda önemli bir şehir. Ama ne yazık ki köylerden şehre göçler çok fazla arttı. Türkiye’deki köylüler, köylülükten uzaklaştı. Kaçınılmaz olan oldu. Bu ülkenin toprakları çok verimli, bunu kullanmalıyız. Zirai metotlar ıslah edilip, iyi zirai planlamalar yapılmalı. Çiftçinin korunması ve sübvanse edilmesi lazım. İşçi sınıfını sefaletten kurtarırsanız, hem alıcı kitlesi artar hem de halk rahatlar” diye konuştu.
Köylülere mesleki eğitim
Köylerden şehre göçün çok arttığının sık sık altını çizen Prof. Dr. Ortaylı, bunun önün geçilmediği takdirde köylerde insanların kalmayacağını, sonrasında kalabalıklaşan şehirlerde, doğa kirlenmelerinin artacağını ve oraların da yaşanamayacak hale geleceğini ve İstanbul’daki milyonların ilk kaçış alternatiflerinden birinin de Antalya olacağını söyledi.
Köylülere eğitim vermenin önemine de değinen Ortaylı, “Köylüye, doktorluk, veterinerlik, öğretmenlik gibi eğitimleri de verip, köyde kalmalarının ve köyde yaşayan insanlara gerekli hizmeti vermelerinin sağlanması lazım. Köylüyü sadece çiftçilik, hayvancılık kalıbından çıkarmalıyız. Köylü kendi kendine yetebilmeli” dedi.
“Sosyal devrim şart”
Gelecekte bazı belediyelerin bünye değişikliğine gitmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. İlber Ortaylı, şunları ifade etti:
“Gelecekte belediyeler, işçi, hayvancı, çiftçi yetiştiren merkezler açmalıdır. Ayrıca bazı yetkilerin de merkezi devletten alınıp, belediyelere verilmesi gerekir. Türkiye, şehir devrimini, yani gerekli sosyal teknik devrimi başaramazsa çok sorun yaşar. Ülkeden kaçarım diyen de hiç düşünmesin, bu kadar çok insanı kimse almaz. Ayrıca Türkler çok çalışkan olduğu için, böylesine potansiyel işgücü rakibini de işlerini kaybetmemek için istemezler”.
Söyleşinin sonunda Antalya Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı İsmail Oskay ve Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Okan Yavuz, Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya çiçek ve plaket takdim etti. – ANTALYA
]]>Tuşba ilçesine bağlı İskele Mahallesi’ne geçen yıl taşınan Avcı, çevresindeki kadınların günlerinin büyük bölümünü evde geçirdiklerini fark ederek onlar için çalışma yapmaya karar verdi.
Kadınların yeteneklerini gösterebilmelerini sağlamak ve sosyalleşmelerine öncülük etmek için geçen yıl eylülde kurs açan, mahalledeki okulun bodrum katında atölye kuran Avcı, ev ev dolaşarak kadınları kursa katılmaya ikna etmeye çalıştı.
İlk günlerde 3 kişiyle başladığı kursta şimdi 15 kadına eğitim veren Avcı, onlara eski ürünleri geri dönüşümle süs eşyasına dönüştürmeyi, dikiş nakış yapmayı öğretti.
Şişeden gece lambası, eski vazo ve iplerle abajur, kutudan çiçeklik, yağdanlıktan vazo ve el işi ürünler yapan kadınlar, bu ürünleri farklı platformlarda satışa sunarak gelir elde etmeye başladı.
“Dükkanlara, sokaklara, okula afişler astım”
Avcı, AA muhabirine, geçen yıl taşındığı mahallede açtığı kurs için ev ev dolaşarak kadınları ikna etmeye çalıştığını söyledi.
Mahalleye taşındıktan sonra kadınların evden çıkmadığını fark ettiğini belirten Avcı, “Kadınlarımız günlerini evde yemek yaparak ve televizyon izleyerek geçiriyordu. Bu durum dikkatimi çekti, ben de kadınlarımızın yeteneklerini gösterebilmeleri ve sosyalleşebilmeleri için kurs açmayı düşündüm. Uzun zamandır halk eğitim merkezinde kurs açmıyordum ancak kadınlar için bir şey yapmak istedim ve kurs başvurusu yaptım.” dedi.
Kursu ilk açtığında iki gün boyunca kimsenin gelmediğini anlatan Avcı, “Kurs açıldıktan sonra mahalleye yakın bir yer bulmam gerekiyordu ve ben de İnci Kefali İlkokulu’na talepte bulundum. Müdürümüz kursun amacını dinledikten sonra kapılarını bize açtı. İlk başladığım zaman çok büyük zorluklar yaşadım. Kadınlarımızı ikna edebilmek için mücadele ettim. İlk başlarda kapılar yüzüme kapandı. Ben de okul girişine, dükkanlara ve sokaklara afişler astım ve ardından kadınlar gelmeye başladı.” diye konuştu.
Okuldaki velilerin kursa ilgi gösterdiğini dile getiren Avcı, şunları kaydetti:
“Kursa ilk başlarda 3 kişi geliyordu, şimdi ise 15 kadına ulaştık. Önceleri dikiş nakışla başladık fakat kadınlarımız daha farklı şeyler yapmak istediklerini söyledi. Ben de geri dönüşüm kapsamında evde kullanmadıkları eşyaları getirmelerini istedim. Getirilen eşyalarla farklı ürünler yaptık. Kadınlarımız, aile bütçesine katkı sağladıklarını görünce işe daha sıkı bağlandılar. Geri dönüşümden elde ettiğimiz ürünleri Türkiye’nin birçok noktasına gönderiyoruz. Evimizde bulunan eskimiş tabak, bardak, kavanoz ve çöpe atılacak ürünleri toparlayıp geliyoruz. Sadece atıl durumdaki malzemeleri kullanmıyoruz, bizi sokaklarda ve göl kenarında ürün toplarken görebilirsiniz.”
“Okul olarak kadınlarımızın yanındayız”
Okul Müdürü Önder Baki Güden ise velilerin kursa katılım sağlamasının mutluluğunu yaşadığını ifade etti.
İhtiyaç olması halinde kursa yardımda bulunduklarını belirten Güden, “Kadın velilerimizin kursa katılması sonucu güzel ürünlerin ortaya çıktığını gördük. Ürünlerin geri dönüşüm kaynaklı olması ve aile bütçelerine katkı sağlaması çok güzel bir şey. Okul olarak kadınlarımızın yanındayız.” dedi.
Kursiyerlerden Yıldız Avcı da torununun okulda öğrenci olduğunu belirterek, “Neriman hoca sayesinde evde oturmaktansa bütün günümüz okulda geçiyor. Neriman hoca bizi getirmek için çok uğraştı, biz de kırmadık. Elimizden geldiğince ürünler üretiyoruz ve satarak aile bütçesine katkı sağlıyoruz. Ailem de bana destek oluyor.” ifadelerini kullandı.
]]>AVUKATI ARACILIĞIYLA ŞİKAYETÇİ OLACAK
Heyecanla kargo paketini açan genç kadın, tablet yerine taş çıkınca hayatının şokunu yaşadı. Zengin, o anki şaşkınlığıyla tableti aldığı internet sitesini aradı. Siteden sorun olmadığı, kargo şubesinde sorun olabileceği cevabını aldı. Bunun üzerine kargo şubesine başvuran Sibel Zengin, buradan da karşılık alamayınca Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yaptı. Zengin, avukatı aracılığıyla da şikayetçi olacağını belirtti. Engelli kadın şimdi Tüketici Hakem Heyeti’nden çıkacak kararı bekliyor.

“TABLET BEKLERKEN TAŞ GELDİ”
Bedensel engelli Sibel Zengin, “2 Şubat Cuma günü bir teknolojik mağazadan tablet satın alımı gerçekleştirdik. Cuma günü aldığımız için araya hafta sonu girdi. 5 Şubat’ta biz kargomuzu almak üzere; ben engelli olduğum için evden bizzat aile büyüğümden birini gönderdim. Onlar da gidip alıp getirdi. ‘Hayırlı olsun’ diyerek açmak istedi dayım. Açınca içinde kare şeklinde bir taş gördük.” dedi.

“SATICI ‘BİZ DÜZGÜN ŞEKİLDE KARGOLADIK’ DEDİ”
Zengin, “Kutusu da büyük bir şekildeydi. Hani biz bunun üzerine her yere bildirdik. Mağaza ve kargo şubesini aradık. Mağaza kendisi kabul etmedi bunu. Aldığım mağaza, ‘Diğer satıcı mağazaya söyleyin’ dediler. Biz de satıcı mağazayı aradık. Bayağı bir onlar ilgilendiler, baktılar, incelediler. Bir süre haber gelmedi zaten. Dediler, ‘Kargoluktur sorun.’ Biz kargonun genel müdürlüğünü aradık. Genel müdürü de bütün kayıtları, transfer sürecini, hepsini incelediğini beyan etti. ‘Bu bizlik değil, satıcının suçu’ dediler. Biz de satıcıya tekrar döndük. Aradık, satıcı da ‘Biz düzgün bir şekilde kargoladık’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“TAŞI GÖRÜNCE ŞOK OLDUM, 20 BİN LİRA VERDİM”
Dolandırıcı mağduru Zengin, “20 bin lira söz konusu ortada, iki tarafta suçu birbirine atıyor. 20 bin liralık bir tablet satın aldık. Satıcıyı aradığımızda, ‘Aldığınız internet sitesi üzerinden satıcıya iade edin, iade olursa ürününüz, paranızı alırsınız’ dediler. Biz iade ettik. İadeyi reddettiler, içinde taş olduğu için kabul etmediler. Tutanak gönderdiler iade olmadığına dair. Gelen taş da şu şekilde. Ben şikayetçiyim, böyle durumda şikayet edilmesi gerekiyor. Tüketici hakem heyetine de başvuru yaptık. Mağdur oldum, bu resmen insanları dolandırmak. Avukatımızla hukuki süreci başlatacağız. Yani taşı görünce şok oldum, 20 bin lira verdim. Birazcık zoruma gitti, üzüldüm. Ben para biriktirerek aldım o ürünü. Böyle bir taş geldi bize, şok olduk. Tablet beklerken taş geldi. Yani aldığımız tablet yok” diye konuştu.

“CEP TELEFONU YERİNE SALATALIK…”
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bu internet üzerinden yapılan açık bir dolandırıcılık. Fakat tüketiciler artık bilinçlendi. Tanınmış internet satış portalları üzerinden alım yapıyorlar. Ucuz da bulsalar güvenmedikleri yerlere girmiyorlar. Şikayet sitelerinden sorguluyorlar. Tüketici bilinçlendi ama görülüyor ki güvenilir büyük internet satış portalları da bu tür sahtekarlara, dolandırıcılara, mağazalarına açıyor sayfalarını ve orada satış yapmalarına müsaade ediyor.” dedi. Ağaoğlu, “Burada taş gönderilmesinin sebebini de size söyleyeyim. Savcılık açısından soruşturulduğunda ‘Depocu karıştırmış bu bir dolandırıcılık değil’ demek için bazı açgözlü satıcılar cep telefonu yerine salatalık, tablet yerine de taş gönderebiliyor” ifadelerini kullandı.
]]>Devjee, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Güney Afrikalı Devjee, ülkesinin Uluslararası Adalet Divanına (UAD) yaptığı başvuruya ilişkin, Güney Afrika’nın dış politikasının insan hakları, adalet ve özgürlüğe dayalı olduğunun anlaşılmasının önemli olduğu vurguladı.
Devjee, Güney Afrika, Gazze ve Filistin’de olanları değerlendirdiğinde, “Ülkemizde, Güney Afrika’da benzer baskı, adaletsizlik ve ‘apartheid’ı tecrübe ettik. Aslında Filistin’i, işgal altındaki Filistin’i ziyaret eden Güney Afrikalı liderlerin çoğu Gazze’de gördüklerinin Güney Afrika’da yaşananlardan 10 kat daha kötü olduğunu belirtti. Uluslararası Adalet Divanına yapılan başvuru da buna dayanıyor. Adalet, özgürlük, Gazze ve Filistin’deki baskının son bulmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle İsrail’e karşı bir tavsiye ve yargıda bulunulması için başvuruyu mahkemeye taşıdıklarını kaydeden Devjee, “Çünkü İsrail’in apartheid uyguladığına, Filistinlilere karşı soykırım yaptığına inanıyoruz. Bu tolere edilemez. Bu (mahkeme) adaletsizlik duygusuyla bu ortaya çıktı. Güney Afrika hükümeti, bu soykırımı sonlandırmak için başvuruda bulundu.” dedi.
Devjee, UAD’ye başvurusunun ardından Güney Afrika hükümeti üzerinde davadan vazgeçmesi için çok fazla baskı olduğunu belirterek, “Aslında birçok ülke, Güney Afrika’nın UAD’de bir davası olduğuna inanmadı ancak UAD’nin Güney Afrika lehine bir karar almasıyla herkes bunun çok ciddi bir dava olduğunu fark etmeye başladı.” ifadesini kullandı.
İsrail’e silah satan ülkeler UAD kararının “soykırım” olmasından korkuyor
Birçok ülkenin İsrail’e silah satışını durduğuna dikkati çeken Devjee, bu ülkelerin, mahkemenin “İsrail soykırım yapıyor” kararı vermesinden, buna dahil edilmekten ve soykırımın suç ortağı olmaktan korktuklarını söyledi.
Devjee, bunun Gazze’de şu anda olanları insanların nasıl gördüğü üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayarak, “Bir değişim var. Artık kesinlikle biliyoruz ki Batılı ülkeler bize gelip insan hakları, baskı ve özgürlük hakkında konuşamaz. Çünkü o haklarını bu şekilde davranarak kaybettiler, İsrail’i desteklediler ve Filistinlilerin soykırımının suç ortağı oldular.” diye konuştu.
Bu davanın Gazze ve Filistin’e etkisine ilişkin Devjee, “küresel güney” olarak adlandırılan ülkelerin daha fazla sosyal dayanışmada bulunduğu bir döneme girildiğini ifade etti.
Devjee, “Avrupa, Amerika değil. Latin Amerika, Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler bir araya gelerek her ülkeye eşit şekilde davranılan yeni bir uluslararası düzen ve kurallar istiyor” dedi.
“Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz”
Herhangi bir ülkenin adaletsizlik ya da hata yapması durumunda hesap vermesi gerektiğini dile getiren Devjee, “Bu nedenle Güney Afrika, UAD’ye gitti. Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz. Daha fazla ülke Gazze ve Filistin’de olanları; İsrail, ABD ve İngiltere’nin oynadığı rolü anlamaya başladıkça, daha fazlası yeni bir dünya düzenine ve ülkeler arasında yeni bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu fark edecek.” diye konuştu.
Gazze ve Filistin ADF’nin merkezinde
ADF’deki panellerin çok ilginç olduğunu kaydeden Devjee, Gazze ve Filistin meselesinin ADF’deki etkinliklerin merkezinde yer aldığını dile getirdi.
Devjee, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının da çok önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü (Erdoğan) Gazze ve Filistin’in uluslararası politikaya ve düzene ne nasıl baktığımızı yeniden tanımladığından, uluslararası örgütlerin Gazze, Filistin ya da başka bir yerde herhangi bir çözüm sağlamaktaki rolünden bahsetti.” diye konuştu.
Masum insanlara sürekli baskı yapılamayacağını ve öldürülemeyeceklerini aktaran Devjee, “Bu durmalı ve Antalya’daki gibi bir forum farklı grupları ve insanları bir araya getirerek tartışma ortamı sağlıyor, bu çok önemli. Ne olduğuna dair tartışmalara ve bir anlayışa ihtiyaç var.” dedi.
]]>Ouchhh Stüdyonun kurucu ortakları Ferdi Alıcı ve Eylül Duranağaç Alıcı’nın “Human Cell Atlas” adlı eseri geçen haftalarda SpaceX roketi ile Ay’a iniş yaptı.
Dünya prömiyerini Art Dubai’de gerçekleştiren eser, bir yandan sonsuza dek Ay yüzeyinde kalacak bir yandan da İstanbul dahil dünyanın pek çok sanat başkentinde sergilenecek.
Fuara, Hilton Contemporary galeriyle birlikte katılan eserin iki sanatçısından biri olan Ferdi Alıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin yaklaşık 5 yıl önce CERN ile yaptıkları iş birlikleriyle başladığını belirterek, “Bilim insanlarının katkılarıyla CERN’e her yıl bir dijital sanat eseri üretiyoruz, orada sergilenmek üzere. Bu eserlerin sonuncu ise Human Cell Atlas oldu.” dedi.
“İnsanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık”
Sanatçı, “Human Cell Atlas” projesinin dünyada insan vücuduyla ilgili üretilmiş en büyük veri seti olduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Binden fazla enstitü bir araya gelerek, insan vücuduyla ilgili en büyük haritalamayı yapıyorlar. Burada yaklaşık 32 trilyon insan hücresinden bahsediyorum, bunun bir veri seti olduğunu hayal edin. Bu harita sayesinde araştırmalarda fark edemeyecekleri bağlantıların ortaya çıkmasını ümit ediyorlar. Ayrıca bazı hastalıkların şifasını bulmak ve tüm bilim camiasına bu verileri açmak, amaçları arasında. Biz de bu muhteşem veriyi alıp yapay zeka aracılığıyla besleyerek insanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık.”
Bu tarz çalışmalarda, bilim ve sanatın birbirine ilham verdiği alanlar olduğuna işaret eden Alıcı, “Acaba makinalar insandan gelen verileri kullanarak kendi gözlerinden bizi nasıl görüyorlar? Bu sorunun peşinden gittik. Bilim insanları açısından da bizlerle paylaştıkları o soğuk rakamların, projenin sonunda böylesi şiirsel veri heykellerine ve boyamalarına dönüştüğünü gördüklerinde çok mutlu oldular.” değerlendirmesinde bulundu.
Ferdi Alıcı, projeyi tamamladıkları sırada rastlantısal bir şekilde Ay’a gönderilmesi planlanan bir SpaceX roketiyle ilgili davet aldıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“3 farklı kurum bir araya gelerek uzay tarihinde ilk kez Ay yüzeyine iniş yapan roketi tasarladılar. Böylesine tarihi bir projeyi hazırlarken 300’den fazla sanatçıyı Ay yüzeyinde kalıcı olarak hazırlanacak ilk dijital müzeye davet ettiler. Bu sanatçılar arasındaki tek Türk yapay zeka veri sanatçısı biz olduk. Yani dünyanın pek çok önemli başkentinde büyük projelere imza attık ama uzayda gerçekleşen bir işe imza atmak çok gurur verici oldu bizler için.”
“Uzayda yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu”
Eserin, tamamlandıktan sonra New York’ta bir laboratuvarda nano-teknoloji ile bir diskin üzerine kazındığı bilgisini veren Alıcı, “Daha sonra bu disk Kennedy Space Center’da aya iniş yapacak SpaceX roketinin üzerine monte edildi. Yaklaşık 11 defa ertelendi, ay yörüngesinde 4 gün boyunca dolandıktan sonra yüzde 50 ihtimalle Ay yüzeyine inişinde çarparak düşme ihtimali olmasına rağmen sağ salim inişini yaptı ve sanat tarihinde bir ilki başararak Ay’da yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu.” ifadelerini kullandı.
Yeni medya sanatçısı Alıcı, eserin ay yüzeyine indikten sonra dünyada ilk sergilendiği yerin Art Dubai olduğuna dikkati çekerek, “Burası için özel bir edisyon ürettik. Bütün büyük şehirlerde de eserin sergilerine devam edeceğiz. İstanbul’a da özel olarak gelmek istiyoruz. X Media Art Museum kendi vatandaşlarımızla paylaşmak için heyecanla bekliyoruz.” dedi.
Ouchhh Studio; Tokyo, New York, Los Angeles, Roma, Moskova, Prag, Brüksel ve Hong Kong dahil bir çok şehirde yaklaşık 75 kamu sanat projesi oluşturdu.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’inin, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacağını açıklayan sanat fuarı Art Dubai, bugün sona eriyor.
]]>“3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü” kapsamında Harbiye Askeri Müzesi’nde 4. İşitme Teknolojileri Sempozyumu düzenlendi.
Sempozyumda AA muhabirine açıklamada bulunan Koç Üniversitesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Ana Bilim Dalı Odyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ahmet Ataş, Türkiye’de yetişkinlerde meydana gelen işitme kaybının en büyük etmeninin gürültü olduğunu, yaşa bağlı işitme kaybının da 60’lı yaşlarda meydana geldiğini söyledi.
Ataş, yapılan bilimsel çalışmalarda 65 yaş üstü nüfusun yüzde 50’sinde işitme kaybı olduğunu ve işitme kaybıyla demans ve Alzheimer arasında yakın bir ilişki bulunduğunu dile getirdi.
İşitme kaybıyla birlikte zaman içerisinde konuşmayı anlamakta problemler başladığını söyleyen Ataş,” Gürültülü bir ortama, bir arkadaş çevresinde aynı anda birkaç kişinin konuştuğu ortama girdiğinde söylenenleri yanlış anlamaya başlıyor. Birkaç defa tekrar ettiğinde diğer insanların tepkisine maruz kalıyor. Konuyla alakasız bir soruyla karşılaşıldığında insanlar, ‘Ne diyor bu?’ diye yaklaşım sergiliyorlar.” dedi.
Ataş, işitme kaybı yaşayan insanların bu yaklaşım nedeniyle diğer insanlara sorular sormamaya karar verdiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Bir sonraki toplantıda konuşmalara, sohbete katılmama eğilimi başlıyor, zaman içerisinde bu eğilim evde oturmaya dönüyor. Bu da maalesef insanı olağanüstü bir yalnızlaşmaya itiyor. İnsanlar sohbet ederken söylenenleri anlamadığı için farklı şekilde yargılanma riskine düşmemek adına evde oturmayı tercih etmeye başlıyor. Bu yalnızlık da maalesef demans ve Alzheimer sürecini olağanüstü şekilde hızlandıran bir süreç.”
“Hafif derecede kayba da işitme cihazı kullandırmaya çalışıyoruz”
İşitme kaybının demans ve Alzheimer üzerindeki etkilerinin bu kadar güçlü olduğunun son 10 yıldır bilindiğini dile getiren Ataş, “20 yıl önce, ‘Gündelik yaşamınızı etkilemeye başladığı zaman gelin, cihaza başlayalım’. derdik. Fakat son 10 yıldır işitme kaybını çok hafif derecede olsa görür görmez işitme cihazı kullandırmaya çalışıyoruz. Çünkü işitme kaybı hafif derecede bile olsa üzerinden zaman geçtikçe konuşmayı anlama becerisini olumsuz etkiliyor.” diye konuştu.
Ataş, yeni doğan çocuklarda da ülkede yaklaşık 15-16 yıldır işitme testi yapıldığını, bu konuda Sağlık Bakanlığının olağanüstü güzel bir çalışma yürüttüğünü, dünyadaki gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşıldığını, Türkiye’de her yıl doğan yaklaşık 2-3 bin çocuğun tanılamasının bu testlerle mümkün olduğunu aktardı.
Tedavi için kritik yaş: 2
Ataş, amaçlarının, çocukları ilkokula başladığında normal işiten, kendilerini ifade edebilen, konuşabilen insanlar haline getirmek olduğunu vurgulayarak, çocuklarda erken teşhisin önemini şu sözlerle anlattı:
“Doğuştan işitme kayıplarında maksimum 2 yaş mümkün olduğu kadar. Hedefimiz, 1 yaşına kadar bunu yakalamak, taramanın mantığı buna dayanıyor. Ama 2 yaşına kadar yakaladığımızda çocuğu, işitme cihazına ihtiyacı varsa uyguluyoruz, implant gerekiyorsa o uygulanıyor. Amacımız, bir an önce henüz beyninde miyelinizasyon dediğimiz sinirlerin gelişimi tam oluşmadan erken dönemde yakalayıp o gelişime ulaşabilmek.”
“Koklear implant ile yüzde 99’un üzerinde bir başarı elde ediyoruz”
İleri düzey işitme kayıplarında implantın başarı oranına da dikkat çeken Ataş, “Bunun için radyolojik, odyolojik değerlendirmeler yapıyoruz. İç kulak yapısı, sinir yapısı koklear implant uygulamaya uygunsa çocuğun zihinsel performansı gibi diğer etmenleri de, nörolojik etkilenmesi var mı yok mu bunları da göz önünde bulunduruyoruz. Koklear implant yapılmasında herhangi bir sakınca olmaz ve uygularsak genelde yüzde 99’un üzerinde bir başarı elde ediyoruz.” dedi.
İşitme Cihazı İthalatçıları Derneği (İŞİTDER) Başkanı Ersin Oray da işitme sorunlarına farkındalık oluşturmak için belirlenen önemli günde sempozyumu düzenlemekten mutluluk duyduklarını söyledi.
Oray, amaçlarının, işitme sağlığının önemini tüm vatandaşlara duyurabilmek olduğunu, işitme bozukluklarının dünyada 1,5 milyardan fazla insanı etkilediğini, ülkede de yaklaşık 15 milyon kişinin bu sorunları yaşadığını düşündüklerini ifade etti.
İşitme kaybı yaşayan insanlara bir an önce ulaşmaları gerektiğini vurgulayan Oray, “Çünkü işitmenin kaybedilmesi, özellikle ileriki yaşlarda demans ve Alzheimer gibi birtakım sonuçlar doğurabiliyor. Bunların giderilmesi açısından bir an önce işitme sağlığımızı ölçtürmemiz gerekiyor. Gerekli önlemleri alıp işitme aletlerini, işitme implantlarını kullanmamız gerekiyor. Bu anlamda Türkiye’de işitme cihazı ve işitme implantı kullanan insanların sayısının şu anda olması gerektiğinden çok daha az olduğunu düşünüyoruz. Halkımızı bu konuda bilinçlendirmek için bu önemli günde böyle bir sempozyum düzenledik.” ifadelerini kullandı.
Oray, yetişkinlerde işitme kaybının, doğal yaşlanmanın dışında, gürültülü ortamlarda fazla kalma, yüksek sesle müzik dinleme gibi durumlardan kaynaklandığını söyledi.
“İşitme kaybının düşük seviyelerde olması bile demans ve Alzheimer’i tetikleyebilir”
Zamanında tedavinin önemine vurgu yapan Oray, “Eğer tedavi edilmezse, demans, Alzheimer gibi hastalıklara yol açma, diğer nedenlere göre çok daha yüksek bir oranda seyrediyor maalesef. İşitme kaybının düşük seviyelerde olması bile demans ve Alzheimer’i tetikleyebilir. Bununla ilgili pek çok bilimsel araştırma var. O yüzden işitme sağlığımızın önemini her ortamda vurgulamalıyız. Mümkünse 6 ayda bir işitme taramamızı yaptırmalıyız, özellikle belli bir yaştan sonra, 65 yaşından sonra.” diye konuştu.
Oray, işitme kayıplarının tedavisinde KBB hekimleri ve odyologların karar vermesi gerektiğini, karara göre işitme cihazı veya koklear implant tedavisinin uygulandığını sözlerine ekledi.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü ile Dicle Üniversitesi (DÜ) işbirliğiyle kurulan Dicle Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde ameliyathaneler, rehabilitasyon merkezleri, gözlem ve karantina odalarıyla yaban hayvanları tedavi ediliyor.
Kurt, alaca sansar, çakal, oklu kirpi, yaban kedisi, dağ keçisi, kaçakçılardan kurtarılan yavru sincaplar, nesli tükenme tehlikesi altında olan Fırat kaplumbağası, kara leylek ve çok sayıda şahin, kartal ve puhunun tedavi ve rehabilitasyonun yapıldığı merkez, ayrıca DÜ Veteriner Fakültesi son sınıf öğrencilerinin akademik gelişimine de katkı sunuyor.
Eğitim programı kapsamında salı ve perşembe günleri merkeze gelen öğrenciler, kadavra, doldurulmuş ve dondurulmuş yaban hayvanları yerine canlılarla uygulamalı eğitim görüyor.
Veteriner hekim adayları alanında uzman akademisyenlerin yanı sıra DKMP Diyarbakır Şube Müdürlüğünde yaban hayvanları üzerine çalışma yürüten veteriner hekim Kasım Ertürk ve Emre Yalçın tarafından birçok konuda destek alıyor.
“Her yerde yaban hayvanı merkezi yok”
Dicle Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Alaeddin Kaya, AA muhabirine, veteriner hekim adaylarına teorik derslerin yanı sıra merkezde biyoçeşitlilik ve ekolojik yaban hayatı kapsamında pratik dersler verdiklerini söyledi.
Türkiye’nin birçok ilinde veteriner fakültesi bulunduğunu fakat yaban hayvanı merkezi olmadığını kaydeden Kaya, öğrenciler için yaban hayvanlarını tanıma ve yapılacak uygulamaları bilmeleri konusunda böyle bir merkezin varlığının çok önemli ve faydalı olduğunu belirtti.
Öğrencilere diğer kliniklerde pet ve evcil hayvanları tanıma noktasında yeterince imkan sağlandığını ifade eden Kaya, şöyle konuştu:
“Her yerde yaban hayvanı merkezi yok. Bu nedenle merkez Veteriner Fakültesi için büyük bir avantaj sağlıyor. Daha önce çok nadir gördüğümüz bazı özel türleri merkezde yakından görme imkanı var. Burada bu kadar çeşitli kuşu, memeliyi veya sürüngeni yakından görmek önemli. Bu hayvanlara dokunmak, onları tanımak ve onların davranışını görmek büyük bir avantaj. Bu yaban hayvanlarını tanımaları, bunlara yapılacak müdahaleleri bilmeleri açısından Veteriner Fakültesi öğrencileri büyük bir şans yakalamıştır.”
“Akademik çalışmalar yapacağız”
Öğrencilerden Mehmet Can Eşgin de merkezin öğrenciler için büyük bir fırsat olduğunu dile getirerek, Türkiye genelinde bu uygulamayı yürüten pek fazla veteriner fakültesi olmadığını söyledi.
Meslek hayatlarında çok fazla yaban hayvanıyla karşılaşmadıklarını belirten Eşgin, merkezde gördüğü eğitimin akademik gelişimine büyük katkı sağlayacağını aktardı.
Eşgin, “Özellikle Avrupa ve Amerika’da geniş kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Türkiye’de son zamanlarda yaygınlaşmaya başladı. Bu da yaban hayvanı merkezlerinin yaygınlaşmasıyla oluyor. Önümüzdeki yıllarda biz de bu akademik çalışmaları yapacağız. Daha önce bir kurt, puhu veya leyleği yakından görmemiştik. Merkez sayesinde onlara müdahale etme şansı bulduk. Onların nasıl tedavi edildiğini gördük.” ifadelerini kullandı.
Berna Töre ise okudukları dönemde pet hayvanları ve diğer evcil hayvanlar üzerinde eğitim gördüklerini kaydetti.
Merkez sayesinde yaban hayvanlarını da yakından tanıma fırsatı yakaladıklarını anlatan Töre, “Bu alanda bize çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Daha önce şahin ya da baykuşa yakın temasım olmamıştı. Şimdi ise nasıl tedavi edildiklerini öğreniyoruz.” dedi.
]]>Merkez Bağlar ilçesinde bulunan 9 kurs yeri, Bağlar Belediyesi’nin Valilik nezdinde Halk Eğitim Merkezi ile yapılan protokolleri çerçevesinde açtığı 80 atölye ile özellikle dezavantajlı kadınların deprem ve pandemi sürecinde yararlanmalarını sağladı.
Buraya gelen kadınlar, katıldıkları atölyelerde zamanlarını değerlendirip hem el becerilerini geliştirdi, hem de aile ekonomisine kimi yerde yaptıklarını satarak katkı sağladı, kime yerde ise ücret verilecek işleri burada yapıp masraftan kısmayı sağladı.
Bağlar Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Neşe Anlı, 9 kurs yerleri olduğunu, bölge olarak deprem, pandemi gibi çok kötü sorunlar yaşadıklarını hatırlatarak bu süreçte ev kadınlarının kendilerini rahatlatacak ortamlar bulamadığını söyledi.
400 bin gibi bir nüfusu olan bir ilçenin belediyesi olduklarını dile getiren Anlı, en çok yoksulluğun yaşandığı bir ilçede olduklarını, bununla ilgili vatandaşlarla toplantı ve istişareler yaparak akla gelmeyen o kadar talepleri oldu ki, mutlulukla bunları dinledikleri ifade etti.
“Nasıl detaylandırırız diye düşünürken baktık ki onlar bizi yönlendirmiş” diyen Anlı, şöyle konuştu:
“Sosyal belediyecilik bu oldu. Halkla beraber yürümenin vermiş olduğu avantajları da kullandık. Valilik nezdinde halk eğitim üzerinden protokollerimiz vardı. Usta öğreticilerimizle bunlar hayata dönüştürülsün, ev ekonomisine katkı sunsun. Buraya geldikleri zaman farklı arkadaşlar, sosyal ortam buluyorlar. Daha çok bilgi akışını sağlayacakları ortam oluyor. Çünkü bilginin sınırı yok. Tekstile geliyordu, bir baktı ki aşçılık kursu var. Bu yörenin kadınları çok güzel yemek yaparlar, teknik yemek yapmayı burada öğrendiler. Yüzme kursunu gördüler. Çocukları olan anneler, çocukları okula giderken akran zorluğu yaşıyordu. Bununla ilgili de eğitimleriniz var mı, bize bununla alakalı eğitim verirseniz biz, bu çocuklara nasıl yaklaşırız? Sadece tekstil atölyelerimiz ile değil, 80 farklı atölyemiz var.”
İmkanlar sağladığı için belediye başkanına teşekkür eden Anlı, “Kursiyerlerimiz öğrendikçe heyecanla daha farklı talepleri oluyor. Profesyonel bir iş yapmıyoruz. Ama ev gittikleri zaman her hangi bir objeyi değerlendirebiliyorlar. Attık malzemelerden kullanabilecekleri ev eşyası üretebiliyorlar. Çocukları oyuncaklar üretebiliyorlar. Detaylandırmak o kadar çok ki, kısa hatlarla belirtebiliriz. 30 bine yakın kadın kursiyerimiz faydalandı” dedi.
Kursta usta öğretici olan Fatma Taşkesen, daha çok kadınlara yönelik kursları olduğunu söyledi. Kursiyerlere ilk önce makine eğitimi verdiklerini aktaran Taşkesen, “Daha sonra karma olarak istedikleri ürünleri dikme şansı veriyoruz. Hem ev ekonomisine katkıları çok oluyor. Hem de kendilerine özgüven geliyor. Deprem sürecinde psikolojik çok sorun yaşadıkları için buraya gelip kendilerini adapte ediyorlar. Ürünlerimiz daha çok geri dönüşümlü olarak çalışılıyor. Nevresim, pike takımı, el örgüsü, seccade, koltuk ayaklığı, yatak örtüleri, genç kızları varsa kızların çeyizine daha çok katkı da olsun diye çeyizlik ürünlerde diktiriyoruz” ifadelerini kullandı.
Kursiyer Berivan Yetiştiren ise buraya gelerek el becerilerini gösterdiklerini dile getirerek, “Kendimizi daha rahat hissedebiliyoruz. Evde olan eşyaları buraya getirip değerlendirebiliyoruz. Satarak ailemize katkıda bulunabiliyoruz” şeklinde konuştu. – DİYARBAKIR
]]>Tepebaşı Belediyesi Metin Özöğüt Yaşam Merkezi’nin açılış töreni, Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra Özöğüt ailesi ve çok sayıda vatandaşın katılımı ile gerçekleşti. Etkinlik, Tepebaşı Belediyesi temizlik emekçilerinden oluşan Eko-Şov Ritim Grubu ve Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinlerinin bir araya geldiği Deneyimliler THM Korosu’nun dinletileri ile başladı. Daha sonra konuşmalara geçilen programda Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinleri Ayhan Tunçer, Turgut Atabay ve Abdullah Aköz söz alarak duygularını paylaştı.
“Burada kendi evimizden daha rahatız”
Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakini Ayhan Tunçer, “Ben, evimizin en yaşlısıyım ve 95 yaşındayım. Bize bu güzel evde yaşamayı hediye eden, yaşam evimizi bize bağışlayan Metin Özöğüt’ün ruhu şad olsun, tüm ailesi sağlıkla yaşasın. Kendilerine teşekkürler ediyoruz. Evimiz bizi her şeyden koruyan bir yer. Burada kendi evimizden daha rahatız. Artık kendime yetemeyince buraya gelmeye karar verdim, 8 aydır buradayım. Bu ev beni eski hayatıma döndürdü. Müzik, spor, resim, gezi etkinliklerimiz var. Ben evden çıkamayan bir insandım, gençlik hayatıma döndüm burada” dedi.
“Kanser hastasıydım, hastalığımı burada yendim”
Abdullah Aköz ise merkezden duyduğu memnuniyeti belirtirken, “Sayın Belediye Başkanımız Ahmet Ataç Bey ve Özöğüt ailesine saygılarımı sunuyorum. İlk geldiğimde tedirgindim. Kanser hastasıydım, hastalığımı burada yendim. Buna vesile olan doktorlarımıza ve sağlık ekibimize minnettarım. Çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun” diye konuştu.
“Büyüklerimizle yakından ilgileniyoruz”
Daha sonra konuşan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç da “Büyüklerimizin konuşmalarından sonra söylenecek çok da şey yok. Burası demek ki hayat uzatıyor, insanlarımıza hayat veriyor. Bir hekim olarak o kadar mutluyum ki anlatamam. Metin Özöğüt Ağabey’i çok iyi tanırdım, dostluğumuz vardı. Kendisini kaybettikten sonra oğlu Mustafa Kemal bir gün beni ziyaret ederek, babasıyla ilgili böyle bir yardım yapmak istediklerini söyledi. Bu bambaşka bir proje oldu, Yaşam Köyü’ndeki Alzheimer Konuk Evi ve Sağlıklı Yaşlılar Konuk Evimizden edindiğimiz tecrübe ile projeyi bugünlere getirdik. Özöğüt ailesine burada kalan güzel insanlar ve kendi şahsım adına teşekkür ediyorum. Burada sadece istirahat değil, büyüklerimize yeni bir yaşam verilmesi çok önemli. Sağlık, sosyalleşme, müzik, sanat faaliyetleri gibi bir organizasyonumuz var. Ayrıca sağlık ekibimiz var, değerli büyüklerimizle çok yakından ilgileniyoruz. Buranın da parmakla gösterilmesini istiyorum. Bakın, burası pandemi esnasında yapıldı. Tepebaşı Belediyesi covid döneminde boş durmadı ve böyle bir tesisi Eskişehir’e kazandırdı” dedi.
“Gerçek belediyecilik budur”
Başkan Ataç daha sonra belediyecilikte sosyal projelerin önemine vurgu yaparak, “Belediyecilik, sadece yol yapmak, çöp toplamak değildir. İnsanların ihtiyaçları artık çok farklı noktalara geldi. Bazıları yapılan işleri anlamak istemiyorlar ama gerçek belediyecilik budur. Her yaştan insanımıza, bebeklikten deneyimli döneme kadar, değer vermek, daha iyi şartlarda yaşatabilmek, şehri bu şekilde yönetebilmek çok önemli. Bugün Eskişehir parmakla gösteriliyorsa, altında yatan bu projelerdir. Belediye başkanları insana dokunmayı çok sever, doğrudur. Ama insana dokunan proje olursa o çok daha başkadır. İşte bu proje, insana dokunan bir proje. İyi ki bu projeyi yapmışız. İyi ki Özöğüt ailesi gibi güzel dostlarımız var. Burası çok örnek oldu, bugün hala insanlarımız gelip Tepebaşı’na bu şekilde bağış yapmak istiyor, bu da bizleri yüceltiyor” sözlerini kullandı.
Daha sonra Özöğüt ailesi mensupları da söz alarak Tepebaşı Belediyesi’ne ve Başkan Ataç’a hayata geçirilen merkezden dolayı teşekkürlerini iletti. Başkan Ataç da Özöğüt ailesi tarafından inşaat giderleri karşılanan merkeze katkılarından dolayı aile fertlerine plaket takdim etti. Konuşmaların ardından Metin Özöğüt Yaşam Merkezi açılış kurdelesi, katılımcılar tarafından kesildi. – ESKİŞEHİR
]]>Tepebaşı Belediyesi Metin Özöğüt Yaşam Merkezi’nin açılış töreni, Başkan Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, İl Başkanı Talat Yalaz, Özöğüt ailesi ve çok sayıda vatandaşın katılımı ile gerçekleşti.
Etkinlik, Tepebaşı Belediyesi temizlik emekçilerinden oluşan Eko-Şov Ritim Grubu ve Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinlerinin bir araya geldiği Deneyimliler THM Korosu’nun dinletileri ile başladı. Daha sonra konuşmalara geçilen programda Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakinleri Ayhan Tunçer, Turgut Atabay ve Abdullah Aköz söz alarak duygu ve düşüncelerini paylaştı.
Metin Özöğüt Yaşam Merkezi sakini Ayhan Tunçer, şunları söyledi:
“Ben, evimizin en yaşlısıyım ve 95 yaşındayım. Bize bu güzel evde yaşamayı hediye eden, yaşam evimizi bize bağışlayan Metin Özöğüt’ün ruhu şad olsun, tüm ailesi sağlıkla yaşasın. Kendilerine teşekkürler ediyoruz. Evimiz bizi her şeyden koruyan bir yer. Burada kendi evimizden daha rahatız. Artık kendime yetemeyince buraya gelmeye karar verdim, 8 aydır buradayım. Bu ev beni eski hayatıma döndürdü. Müzik, spor, resim, gezi etkinliklerimiz var. Ben evden çıkamayan bir insandım, gençlik hayatıma döndüm burada.”
Abdullah Aköz de merkezden duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirdi:
“Sayın Belediye Başkanı’mız Ahmet Ataç Bey ve Özöğüt ailesine saygılarımı sunuyorum. İlk geldiğimde tedirgindim. Kanser hastasıydım, hastalığımı burada yendim. Buna vesile olan doktorlarımıza ve sağlık ekibimize minnettarım. Çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun.”
Daha sonra söz alan Başkan Ataç da şunları kaydetti:
“TEPEBAŞI BELEDİYESİ COVID DÖNEMİNDE BÖYLE BİR TESİSİ ESKİŞEHİR’E KAZANDIRDI”
“Büyüklerimizin konuşmalarından sonra söylenecek çok da şey yok. Burası demek ki hayat uzatıyor, insanlarımıza hayat veriyor. Bir hekim olarak o kadar mutluyum ki anlatamam. Metin Özöğüt Ağabey’i çok iyi tanırdım, dostluğumuz vardı. Kendisini kaybettikten sonra oğlu Mustafa Kemal bir gün beni ziyaret ederek, babasıyla ilgili böyle bir yardım yapmak istediklerini söyledi. Bu bambaşka bir proje oldu, Yaşam Köyü’ndeki Alzheimer Konuk Evi ve Sağlıklı Yaşlılar Konuk Evi’mizden edindiğimiz tecrübe ile projeyi bugünlere getirdik. Özöğüt ailesine burada kalan güzel insanlar ve kendi şahsım adına teşekkür ediyorum. Burada sadece istirahat değil, büyüklerimize yeni bir yaşam verilmesi çok önemli. Sağlık, sosyalleşme, müzik, sanat faaliyetleri gibi bir organizasyonumuz var. Ayrıca sağlık ekibimiz var, değerli büyüklerimizle çok yakından ilgileniyoruz. Buranın da parmakla gösterilmesini istiyorum. Bakın, burası pandemi esnasında yapıldı. Tepebaşı Belediyesi covid döneminde boş durmadı ve böyle bir tesisi Eskişehir’e kazandırdı.
“BELEDİYECİLİK SADECE YOL YAPMAK DEĞİL, İNSANIMIZI DAHA İYİ ŞARTLARDA YAŞATABİLMEKTİR”
Belediyecilik sadece yol yapmak, çöp toplamak değildir. İnsanların ihtiyaçları artık çok farklı noktalara geldi. Bazıları yapılan işleri anlamak istemiyor ama gerçek belediyecilik budur. Her yaştan insanımıza, bebeklikten deneyimli döneme kadar, değer vermek, daha iyi şartlarda yaşatabilmek, şehri bu şekilde yönetebilmek çok önemli. Bugün Eskişehir parmakla gösteriliyorsa, altında yatan bu projelerdir. Belediye başkanları insana dokunmayı çok sever, doğrudur. Ama insana dokunan proje olursa o çok daha başkadır. İşte bu proje, insana dokunan bir proje. İyi ki bu projeyi yapmışız. İyi ki Özöğüt ailesi gibi güzel dostlarımız var. Burası çok örnek oldu, bugün hala insanlarımız gelip Tepebaşı’na bu şekilde bağış yapmak istiyor, bu da bizleri yüceltiyor.”
Ataç’ın ardından Özöğüt ailesi mensupları da söz alarak Tepebaşı Belediyesi’ne ve Başkan Ataç’a hayata geçirilen merkezden dolayı teşekkürlerini iletti. Ataç da Özöğüt ailesi tarafından inşaat giderleri karşılanan merkeze katkılarından dolayı aile fertlerine plaket takdim etti.
Konuşmaların ardından Metin Özöğüt Yaşam Merkezi açılış kurdelesi, katılımcılar tarafından kesildi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Andrea Sanke’nin üstlendiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesindeki “Kadın, Barış ve Güvenlik Üzerine Yüksek Düzeyli Oturum” başlıklı panele, aktivist Tevekkül Karman, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcısı ve Türkiye’den Sorumlu Bölge Müdürü Ivana Zivkovic, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın Kadın, Barış ve Güvenlik Özel Temsilcisi Bineta Diop, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in eşi Desislava Radeva ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in eşi Tamara Vucic katıldı.
Aktivist Karman, kadınların tarih boyunca savaş ve çatışmaların yıkıcı etkilerinden en fazla etkilenen kesim olduğunu belirterek, “Savaşları tecrübe eden kadınlar, aynı zamanda çatışmalar patlak verdiğinde zorluklar karşısında liderlik sergilemişlerdir. Hayal bile edilemeyecek zorluklara, yerinden edilmeye, sevdiklerini kaybetmeye, cinsel şiddete ve temel hizmetlerin çökmesine katlanmışlardır.” ifadesini kullandı.
Kadınların, yoksulluktan, sağlık hizmetlerine ve eğitime erişim eksikliğinden de orantısız şekilde etkilendiğini vurgulayan Karman, “Kadınlar, aynı zamanda barışın isimsiz kahramanlarıdır. Dünyanın dört bir yanındaki toplumlarda kadınlar, ‘barış inşacıları’ olarak ortaya çıkmıştır. Onların fikirleri, deneyimleri ve bakış açıları çatışmalara sürdürülebilir çözümler üretilmesinde vazgeçilmezdir.” değerlendirmesinde bulundu.
Karman, kadınların karar alma süreçlerinde temsil edilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Kadınların, kamusal hayata katılımı sadece bir eşitlik meselesi değil, bir zorunluluk meselesidir.” dedi.
Baskıcı yönetim sisteminin küresel barış ve güvenlik için büyük bir risk ve tehdit oluşturduğuna işaret eden Karman, “Kadınlar baskıcı yönetimle, diktatörlükle ve otoriter rejimlerle mücadele ettiğinde onları desteklemeliyiz. Bu, barış ve güvenliği desteklediğimiz anlamına gelir.” diye konuştu.
Karman, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına değinerek, şunları söyledi:
“İsrail işgali, Filistinlilere karşı devam eden soykırım savaşı, insanlığın bozulmasının üzücü bir örneği. (İsrail’in) Öldürme ve yok etme mekanizması, Gazze’deki sivillerin hayatlarını almaya devam ediyor. Evleri yıkan, hastanelere, üniversitelere ve ambulanslara saldıran ve milyonlarca insanı yerinden eden bu soykırımın tüm dünya tarafından görülmesi için ortak hareket etmemiz gerekiyor. İsrail işgali, ABD yönetimindeki destekçileri ve diğer Batılı müttefiklerince ölüme, açlığa ve yerinden edilmeye maruz bırakılan insanlar için soykırımdır.”
“Eşitliği sağlamazsak ne barış ne de kalkınma sürdürülebilir olur”
UNDP Başkan Yardımcısı ve Türkiye’den Sorumlu Bölge Müdürü Zivkovic, foruma katılmaktan onur duyduğunu belirterek, kadın güvenliği gündeminin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 1325 sayılı kararıyla desteklendiğini dile getirdi.
Kadınların yönetim alanındaki eksikliğine dikkati çeken Zivkovic, bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğine işaret etti.
Zivkovic, çalışmalarının, bilgi paylaşımı ve ekonomik güçlendirme yoluyla kadınları değişimin yoğun bir parçası haline getirmeyi hedeflediğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yerinden edilmiş, mülteci kadın ve kız çocuklarının desteklenmesi Gazze, Ukrayna ve diğer kriz ortamlarındaki çalışmalarımızın merkezinde yer almaktadır. Kendilerini gerçekleştirme fırsatlarını artırarak ve özellikle kız çocuklarını ve genç kadınları kariyer yollarını planlayabilecek beceri ve fırsatlarla donatarak sosyo-ekonomik dayanıklılığı ve sosyal uyumu teşvik ediyor ve uzun vadeli barış ve istikrara katkıda bulunuyoruz.
Eşitliği sağlamazsak ne barış ne de kalkınma sürdürülebilir olur. Eğer toplumumuzun yarısı hayallerini, haklarını ve katkılarını gerçekleştirme konusunda geride bırakılıyorsa, ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşamayız veya kadın, barış ve güvenlik konusundaki taahhütlerimizi yerine getiremeyiz.”
“Güney Afrikalı kadınların oynadığı rolü ve buna öncülük eden kadınları tanımamız gerekiyor”
Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın Kadın, Barış ve Güvenlik Özel Temsilcisi Bineta Diop, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a “kadın, barış ve güvenlik” konularını, ADF’de her zaman gündeme getirdiği için teşekkür etti.
Emine Erdoğan’ın liderliği sayesinde bu konuda daha önce de birçok kez konuştuklarını aktaran Diop, dünya genelinde yaşanan zorlukların üstesinden gelmek için kadınların sesinin duyulduğu ve saygı gördüğü etkili diplomasinin hiç bu kadar kritik olmadığını söyledi.
Diop, “Burada şunu da belirtmek isterim ki İsrail’i Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıyanlardan biri olan Güney Afrikalı kadınların oynadığı rolü ve buna öncülük eden kadınları tanımamız gerekiyor. Bu odada bulunan Güney Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, bunu yaptığınız için teşekkür ederim.” ifadelerini kullandı.
Diop’un cümleleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve diğer lider eşleri dahil olmak üzere tüm salon, Bakan Pandor’u ayakta alkışladı.
Küresel zorluklarla mücadele etmek ve etkili diplomasi için kadınların sesinin de duyulmasının hiç bu kadar önemli olmadığına dikkati çeken Diop, barış süreçlerinde de kadınların rolünü yansıtmanın önemini vurguladı.
Diop, kadınların öncülük ettiğinde fark oluşturduğuna işaret ederek, Afrika’da da birçok politika ve program yürüttüklerini ve birçok başarı elde ettiklerini söyledi.
Afrika Birliği ülkelerinin yüzde 61’inin Ulusal Eylem Planı’nı benimsediğini aktaran Diop, bunların uygulanmasına ve etkili olmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
“Kadınlar sadece kurban olmamalı”
Kadınların nasıl korunabileceğinden ve karar alma sürecinin parçası haline getirildiklerinden emin olunması gerektiğini belirten Diop, “Kadın arabulucular gibi mekanizmalar oluşturuyoruz. Kadınların kriz çözümünde bulunduğundan emin olmalıyız, sadece kurban olmamalılar. Dediğiniz gibi onlar dayanıklı ve katkı sağlayabilirler.” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) reformuna ilişkin Diop, “Önce o masanın etrafına bir kadını dahil etmekle başlayalım. Böylece Filistin’deki, dünyanın farklı yerlerindeki ve benim kıtamdaki zorluklara da dikkati çekebilirler.” dedi.
Diop, ilk olarak tüm sektörlerde liderlik düzeylerinde diplomasi dahil kadınların sayısını artırmaları gerektiğini kaydederek, genç kadınlara destek olunmasının ve kadın liderlerin artırılması için girişimlere yatırım yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Barışı sağlayabilecek kişilere alan verilmesi ve bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade eden Diop, kadın hareketlerine yatırım yapmaları gerektiğine işaret etti.
Diop, kadın, barış ve güvenlik üzerine çalışılıp kadınların özel sektör dahil dış politika, diplomasi, sosyal, ekonomik ve siyasi alanda rolünün artırılmasına dikkati çekti.
Kalıcı barışta kadının önemi
Bulgaristan Cumhurbaşkanı’nın eşi Radeva, Emine Erdoğan’a bu etkinliği düzenlemekteki girişimi ve liderliği için teşekkür ederek, “Kadın, Barış ve Güvenlik” konulu bu panelde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Radeva, bu konunun dünyada şiddetin ve krizlerin arttığı bir dönemde çok önemli olduğunu belirterek, silahlı krizlerin kadınlar ve kız çocukları üzerinde orantısız şekilde daha fazla negatif etkisinin olduğunu ifade etti.
Kadınları güçlendirmenin, barış ve güvenlik alanlarında daha aktif rol oynamalarını sağlamanın önemine dikkati çeken Radeva, Emine Erdoğan’ın kadınların toplumdaki rolü konusunda onu etkilediğini söyledi.
Radeva, kadınların gelecek nesillerin ahlaki terbiyesini inşa ettiklerini belirterek, şiddeti kınayan, sorumlu ve barışçıl vatandaş olarak yetişen çocukların, kalıcı barışa ulaşmada en güçlü temeli sağlayacağını vurguladı.
Uluslararası toplumun, kadınların barış inşası ve koruması sürecinde daha etkili olması için çabalaması gerektiğini belirten Radeva, “Anne olarak kadınların öneminin anlaşılması ve barış süreçlerine aktif dahil edilmelerinin desteklenmesi kilit öneme sahip.” ifadesini kullandı.
Kadınlar karar alma sürecinde olmalı
Sırbistan Cumhurbaşkanı eşi Vucic, 3. ADF kapsamında düzenlenen bu önemli program için Emine Erdoğan’a saygısını ve hayranlığını dile getirerek, dünyayı ya da bir parçasını değiştirmek istiyorlarsa bunu eski temellerle ve prensiplerle yapamayacaklarını söyledi.
Vucic, aynı düşünce tarzının ve yaklaşımın, aynı çözümlere götüreceğine işaret ederek, bundan memnun olamayacaklarını, bu konuya yeni bir enerjiyle yaklaşılması ve eski yaklaşımdaki sorunların anlaşılmaya çalışılması gerektiğini ifade etti.
Dünyayı gözlemlemedeki paradigma değişiminin gerekli ve kaçınılmaz olduğunu söyleyen Vucic, kadınların da karar alma sürecinde olmaya, barışa katkıda bulunmaya, dengeyi anlamaya ve ailelerini korumaya hakkı olduğunu belirtti.
Vucic, çözümün birlik olduğuna dikkati çekerek, “Çünkü sadece ortak güçler politikaları şekillendirebilir, kaynakları mobilize edebilir, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için amaçlanan faaliyetleri tanımlayabilir, kadın, barış ve güvenlik gündemini tamamen uygulayabilir.” dedi.
Sözlerini, Emine Erdoğan’ın 2018’de bir konuşmasına atıfta bulunarak tamamlamak istediğini kaydeden Vucic, “Toplumların yeniden inşasında, ortak değerlerin yüceltilmesinde başrolün kadınlara düştüğüne inanıyorum.” ifadesini kullandı.
]]>Ersoy, etkinlikteki konuşmasında, bakanlık olarak her ilde turizme yönelik yerel zenginliklerin değerlendirilmesini savunduklarını söyledi.
İbradı için eko turizminin değerlendirilmesi gereken bir potansiyeli bulunduğunu belirten Ersoy, “Bu yüzden de 2022’de işletmecilerimize, esnafımıza ve girişimcilerimize eko turizm eğitimi verdik. Bir diğer potansiyeli olan alanımız ise taşınmaz varlıklarımız. Bu varlıklarımıza yaptığımız hibe yardımları 2022 ve 2023’te hem proje hem uygulama işleri kapsamında toplam 9 milyon lirayı aştı. Bugünkü güncel rakamlarla 30 milyon civarında. İbradı’nın sahip olduğu kültür ve turizm varlıkları açısından 800 yıla yaklaşan tarihiyle Türkiye’nin en büyük, dünyanın üçüncü en büyük yeraltı gölüne sahip Altınbeşik Mağarası’nın özellikle vurgulanması gerekiyor.” dedi.
Ersoy, kültür ve turizm denildiğinde İbradı’da geçen yıl 56. kez düzenlenen Ormana Üzüm Festivali’nin öne çıktığını dile getirerek, şöyle konuştu:
“Çoğu büyük ilimizde bile bu devamlılığı koruyan bir festival görmek çok zor. Bu festivaller, belde kültürünün korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından çok değerli. Geçtiğimiz yıl bakanlık olarak 2,4 milyon liralık bütçe sunduğumuz festival, çevre beldelerin de ilgi alanına girdi ve onlardan da birçok katılım oldu. İki festivalin toplam süresi olan 3 günde 6 bin ziyaretçi ağırlanması da çok önemli bir başarıdır diye düşünüyorum.”
İbradı için yapılan altyapı yatırımları hakkında bilgi veren Ersoy, “Sokak sağlıklaştırması projesi kapsamında birinci etap çalışmaları 8 milyon liralık yatırımla 2023’te tamamlanmıştı. Bu yıl ikinci etap çalışmalarını da gerçekleştireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Bakan Ersoy, İbradı’da yöresel mimariye uyumlu şekilde inşa edilen İlçe Halk Kütüphanesi’nin resmi açılışının da 15 Mart’ta gerçekleştirileceğini duyurdu.
İbradı’da geçen yıl açılan Necla-Yaşar Duru Gerontoloji Merkezi’ne değinen Ersoy, bu merkezi ilçeye kazandıran Necla ve Yaşar Duru’ya teşekkür etti.
“Antalya 16,1 milyon misafiri ağırladı”
Ersoy, Antalya’nın geçen yılki turizm sezonunu çıtayı yükselterek kapattığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Transfer yolcular dahil yaklaşık 16,1 milyon misafiri geçen yıl Antalya’da ağırlamayı başardık. Bununla yetinmiyor ve bu rakamları daha yukarı taşımak için çalışıyoruz. Antalya Havalimanı’nı genişletme çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Bu çalışmaları 2025’te tamamlamış olacağız. 122 kilometre uzunluğunda 2×3 şeritli Antalya- Alanya Otoyolu ihalesini de geçen yıl aralıkta yaptık. Bu çalışmaya paralel olarak halihazırdaki trafik yükünün kaldırılması adına B-400 Otoyolu için rehabilitasyon çalışmalarına başladık. Uygulamasına başladığımız Geleceğe Miras projesiyle başta Antalya olmak üzere farklı illerimizdeki antik kentlerimizde son 60 yıldır yapılan işlere değecek işi gelecek 4 yılda tamamlayarak, görülmemiş yoğunlukta bir mesaiyi başlatmış oluyoruz. Antalya Arkeoloji Müzesi’ni yenileme çalışmalarının yanında Kemer’e de bir Sualtı Arkeoloji Müzesi kazandırmak için planlarımızı yapıyoruz.”
Türkiye’ye yeni kazandırılan 15 halk plajının 10’unun Antalya’da olduğunu anlatan Bakan Ersoy, bu yıl Manavgat Ilıca ve Kemer- Tekirova halk plajlarının sezon öncesi açılışının gerçekleştirileceği bilgisini verdi.
Bu yıl Antalya dahil 16 şehirde düzenlenecek Kültür Yolu Festivali’nde Türkiye’nin bütün kültürel zenginliklerinin öne çıkacağını ifade eden Ersoy, “Kültür ve turizme dair bütün bunlar ve çok daha fazlası hem Antalya hem de bütün Türkiye için tek tek planlanarak hayata geçiriliyor. İbradı, turizmde böylesi muazzam mesafeler kat etmiş ülkemizin turizm başkenti Antalya’ya bağlı bir yer olarak bundan payını almalıdır diye düşünüyoruz. İbradı’yı kültür ve turizmde hak ettiği ilgiye kavuşturmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
Ersoy, 31 Mart’taki yerel seçimlere değinerek, AK Parti’nin İbradı Belediye Başkan adayı Hatice Sekmen’e destek istedi. Bakan Ersoy, “Hatice Sekmen’i 6 yıldır tanıyorum. Sağ olsun çok dürüst, çok çalışkan, çok da hırslı bir arkadaşımız. Benim asıl ilgimi çeken şey, sayın Cumhurbaşkanımızın Hatice hanımı benden çok daha öncesinden tanıması ve kendisine ismen hitap ediyor olması. İnşallah bu dönem Hatice hanımla beraber, sizlerle beraber el ele vererek İbradı’yı hak ettiği yere getireceğiz.” diye konuştu.
Ormana Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği yetkilileri, konuşmasının ardından Bakan Ersoy’a plaket takdim etti.
]]>Gezeravcı, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te gerçekleştirilen “Gençlik Paneli”nde yaptığı konuşmada, uzaya çıkma başarısının kendisine değil Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğunu söyledi.
Fırlatma aşamasında bir korku ya da heyecan hissetmediğini ifade eden Gezeravcı, o süreçte heyecanlanması gereken son kişi olduğunu, görevini en iyi şekilde yapmayı düşündüğünü dile getirdi.
Gezeravcı, görevi bittikten sonra okullarda çocuklarla buluştuğunda onların kendisi için yaptıkları uzay resimlerini görünce ya da panellerde gençlerle bir araya gelince heyecanlandığını belirterek, “Ülkemizin 100. yılında koyulmuş bu kadar önemli bir hedef için bütün gerekliliği sağlayıp sağlamadığım noktasında başvuru sürecinde astronotların biyografilerini inceledim, açıklamalarını okudum. Bir defa başvurduktan sonra bu işin dönüşü yoktu. Yapabileceğime inandım ve başvurdum.” dedi.
Uzay turizminin bu alanda yatırım yapan şirketlerin en önemli hedeflerinden olduğuna dikkati çeken Gezeravcı, bir insanın turist modunda oraya gidip gelmesini sağlayacak hava taşıtlarının yapılması gerektiğini söyledi.
Gezeravcı, son yıllarda uzay diplomasisinin tartışıldığını, uzaya “turist” adı altında erişimin sağlanması için bazı yasal gerekliliklerin temin edilmesi gerektiğini vurguladı.
“Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı”
Türkiye’nin uzaya kendi insanını gönderen 22’nci ülke olduğu bilgisini veren Gezeravcı, “Uzay ekosistemindeki döngünün içerisinde yer alabilecek çalışmalara bu kadar hızlı giren başka bir ülke yok. Geç başladık ama bundan sonraki süreçte aynı gecikme yaşanmayacak. Devletimizin bu konudaki iradesi de sağlam.” diye konuştu.
Türkiye’nin insanlı uzay misyonunun bir defaya mahsus olmadığına işaret eden Gezeravcı, “Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı. Surda bir delik açtık. Devletimizin kararlılığı ile devamı gelecek.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı resmi açıklamaya kadar ailesinin uzaya gideceğinden haberinin olmadığını anlatan Gezeravcı, şöyle konuştu:
“Mülakat sürecinde bu sürecin gizli olduğu söylenmişti. Asker olduğum için benim için gizlilik anne ve babamdan bile gizlemek anlamına geliyor. Resmi açıklama yapılmadan önce ABD’ye eğitime gittim. Aileme farklı bir görev gerekçesiyle gittiğimi beyan ettim. Ailem, bana F-16 pilotu olduğum için bu memleketin yetiştirdiği bir kişi olarak kendi evlatları gözüyle değil memlekete borcunu ödemesi gereken bir evlat olarak bakıyorlardı. Açıklama yapıldıktan sonra yine aynı gözle baktılar ve beni hep desteklediler. Tabii anne yüreği yufkadır. Fırlatma günü annemin gözlerindeki yaştan ve yüzündeki ifadede endişeyi gördüm. Kendilerine aldığım eğitimler dolayısıyla görevi başaracağımı, gönüllerinin ferah olmasını hep söyledim. Bir roket içinde değil bisiklete binerken de mukadderatınız gelmişse her şey olabilir. Kadere inanan insanlarız. Helalleştik.”
“Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı”
Bir çocuğun mesajla gönderdiği “Uzayda denizyıldızı gördünüz mü?” sorusu üzerine Gezeravcı, şunları kaydetti:
“Yıldızın her çeşidini gördük ama denizyıldızının ayrımını yapamadık. Biraz daha çalışmam gerekecek. Türk pratik zekası ile gurur duyuyorum. Genç yaşta kardeşlerimizden gelen sorular hayran bırakıyor. Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı bu. Bana ’70 yıldır birçok milletin yaptığından neyi farklı yaptın?’ diye soruyorlar. Farklı işler yaptık ama aynısını da yapabilirdik. Milyarlarca insan sokakta her gün rutin olarak yürüyor ama bir anne ve baba için çocuğunun ilk adımı hiç unutulmuyor. Benim attığım adım da bu ülkenin çocuğunun ilk adımıydı. Başlangıçtı.”
Panele katılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Burak Akçapar da Alper Gezeravcı’nın birçok kişinin çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini söyledi.
Uzay teknolojilerinin haberleşmeden istihbarata, savunmadan doğal afetlerle mücadeleye kadar birçok kritik noktada kullanıldığına işaret eden Akçapar, “Bunlardan geri kalırsanız küresel ortamda geri kalıyorsunuz. Uzay programında bu kadar hızlı yol alıyor olmamız çok önemli. Uluslararası mücadelede Türkiye’nin hak ettiği yeri alabilmesi için artık yeryüzünde değil gökyüzünde de güçlü bir mevcudiyet sergilememiz gerekiyor. Bu nedenle uzay programımız çok önemli.” diye konuştu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü ABD Barış Enstitüsü Başkanı Lise Grande’nin üstlendiği panele Uganda Dışişleri Bakanı Jeje Odongo, Slovenya Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Marko Stucin, BM Lübnan Özel Koordinatörü Joanna Wronecka, Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması Örgütü (CTBTO) Genel Sekreteri Dr. Robert Floyd ile BM Genel Sekreteri’nin Uluslararası Cenevre Görüşmeleri (UCG) Özel Temsilcisi Ayşe Cihan Sultanoğlu katıldı.
Panelde konuşan Uganda Dışişleri Bakanı Odongo, BM Genel Sekreteri’nin temmuzda tüm dünyada küresel bir barışın oluşturulabilmesi için ne yapılması gerektiğiyle alakalı kendi şahsi görüşlerini paylaştığını belirtti.
“1,4 milyarlık Afrika, BM Güvenlik Konseyinde temsil edilmiyor”
Barış İçin Yeni Gündem belgesindeki temel prensiplerin, özellikle barış ve güvenliği sağlamak açısından BM’nin görev tanımı içinde geçtiğine dikkati çeken Odongo, BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) özellikle de karar alma noktasında bazı zorluklarla karşılaştığını anımsattı.
Bakan Odongo, “Kısmen bunun sebebi, buradaki rakipler ve bazı tarihi adaletsizliklerin gerçekleşmiş olması, örnek olarak BMGK’de 240 milyon insan, 2 kişi tarafından temsil ediliyor. 1,4 milyar nüfuslu Afrika ise hiç kimse tarafından temsil edilmiyor. Bu, zaten kendi içerisinde karar alınması gereken bir nokta.” ifadelerini kullandı.
Güvenlik sorunlarının devam ettiğini ve süreceğini kaydeden Uganda Dışişleri Bakanı, Afrika kıtasındaki tecrübelerine dayanarak bu tür krizlerle başa çıkmak için öncelikle ulusal yetkililere, bölgesel ve alt bölgesel kurumlara yetki vermek ve uzmanları devreye sokmak gerektiğini söyledi.
Odongo, ihtilaf ve savaşların nihai olarak diyalog ve sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla çözüleceğini belirterek, bu tür krizlerle karşı karşıya kalan Afrika kıtası olarak tüm dünyayla deneyimlerini paylaşmaya hazır bulunduklarını ifade etti.
Küresel barışın mümkün bir “ütopya” olduğunu söyleyen Odongo, bunun için insanların bir olmaları, bağ kurarak “ütopya” dedikleri noktaya hareket etmeleri gerektiği görüşünü paylaştı.
“Dünya değişiyor, BM değişmiyor”
Slovenya Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Stucin, ADF’nin kendi içinde barışa büyük katkıda bulunan bir süreç olduğunun altını çizdi.
“Birbirimizle, birçok paydaşla bir araya gelmek, birçok farklı konuda konuşmak, dünyanın farklı yerlerinde olup bitenlerden haberdar olmak çok önemli ve aslında tüm dünyada kalıcı barışı sağlamak bundan geçiyor.” diyen Stucin, Uganda Dışişleri Bakanı ile BMGK konusunda hemfikir olduğunu dile getirdi.
Stucin, şunları söyledi:
“BM Güvenlik Konseyinde bir reforma ihtiyaç var. Daha önce de söylenmişti bu. Dünya değişiyor ama BM değişmiyor ve son geçen yılda 56 tane ihtilaf sivillerin ölümüne sebep oldu. Bu, aslında son yüzyıldır en yüksek rakam.
Biz, şuna şahit oluyoruz, burada bir paradigma değişimi var ve barışa doğru değil ihtilafa, savaşa doğru bir paradigma değişimi var. Bunu tamamıyla tersine çevirmemiz gerekiyor. BM reformu da aslında yapılması gereken en kilit reformlardan biri.”
Bu paradigmanın herkesin kazançlı çıkacağı duruma çevrilmesi gerektiğini belirten Stucin, barış için gerçekten çalışılması, barışı oluşturacak farklı faktörler üzerinde çalışılarak uluslararası toplumun birleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Stucin, Uluslararası Ceza Mahkemesinin yıllık bütçesinin 180 milyon avro olduğuna, bunun Slovenya Tarım Bakanlığının bütçesinin üçte birine tekabül ettiğine dikkati çekerek, “Uluslararası hukuk, insan hakları hukuku, suç hukukunu savunmak istiyorsanız bunun için bir şeyler yapmanız gerekiyor. Şu anki kurumlar yeterli değil kurumlar mevcut ama yeterince kaynağa sahip değiller etkili şekilde harekete geçebilmeleri için.” değerlendirmesinde bulundu.
Moderatör Grande’nin, Ukrayna savaşını ve Gazze’deki insanlık trajedisini hatırlatarak, “BM Güvenlik Konseyi, neden işini daha iyi yapamıyor, burada neler oluyor?” sorusuna Stucin, çok taraflılıkla ilgili bir kriz yaşandığı cevabını verdi.
Stucin, BMGK içinde iş yapılmaya çalışıldığını ancak başarısızlıkla sonuçlandığını belirterek, “Şu an karşı karşıya olduğumuz şey, Ukrayna’da olsun, Gazze’de olsun, medeni dünyanın hareket etmemesi, inanılır gibi değil ama hareket etmiyoruz.” dedi.
Ana sorunun BM sisteminin reforme edilmemesi olduğuna dikkati çeken Stucin, “Bu sistem yaklaşık 70 yıl öncesinde o dönemki şartlara göre yapıldı. Şimdi farklı durumlar var ve eski bir sistemle, bununla başa çıkmaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Diplomaside yeni fikirlere ihtiyaç var”
BM Lübnan Özel Koordinatörü Wronecka da her gün BM’nin somut katma değerini sorguladığını ifade etti.
Lübnan özelinde kurumsal reformlar sonrası somut olarak uluslararası toplulukların özellikle parlamento seçimleri esnasında bu ülkeyi nasıl desteklediğini gördüklerini anlatan Wronecka, bölgesel kurum ve kuruluşlarla işbirliğinin çok önemli olduğunun altını çizdi.
Wronecka, Lübnan’ın bu seçimlerde ortaya çıkan parlamentoyla son iki yıldır yoluna devam ettiğine dikkati çekerek, güneyindeki İsrail ile deniz sınırları konusunun ekonomik teşvikle ve kazan-kazan senaryosuyla çözümünün mümkün olduğunu anlattı.
“Diplomaside yeni fikirlere ihtiyacımız var.” diyen Wronecka, Lübnan’da inovatif yaklaşımın söz konusu olduğunu dile getirdi.
Wronecka, çatışmaların, savaşların önlenmesi ve güven teşkil edilmesinin küresel barışın mümkün olduğuna inanmakla başlayacağına dikkati çekti.
“Nükleer bombaların kapasitesi aşırı arttı”
Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması Örgütü (CTBTO) Genel Sekreteri Dr. Floyd da Barış için Yeni Gündem belgesinin ilk maddesinin nükleer silahların eliminasyonundan söz ettiğini belirterek, ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye bıraktığı iki bombanın yüz binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğunun altını çizdi.
“Tek başına bu örnek bile nükleer silahların neden yok edilmesi gerektiğini gerekçelendiriyor.” diyen Floyd, o bombaların bugün üretilebilecek nükleer silahlara göre gerçekten “minicik” olduğunu söyledi.
Floyd, Hiroşima’daki bombanın 15 bin ton TNT’lik patlamaya eş değer olduğunu, o zamandan beri gerçekleştirilen nükleer testlerin 15 milyon ton TNT’ye eş değer bombaların yapılabileceğini gösterdiğine dikkati çekerek, şu yorumu yaptı:
“Neden kullanılması gerektiğine dair bir gerekçe yok ama neden kullanılmaması gerektiğini bu şekilde görebiliriz. Her ne mantık kullanılırsa kullanılsın, sayılar ortada.”
Dinleyicilerin “Gündemde ne eksik?” sorusu üzerine Floyd, “bazı şeyleri eyleme dökmek ve tüm dünyanın buna katılımının sağlanması gerektiği” cevabını verdi.
Floyd, bazı uluslar için barışın kökten gelen, elzem, asli bir gereklilik olduğunu vurgulayarak, barış çabalarının iki katına çıkarılması, her halka uyabilecek bir yapının kurulması gerektiğini ifade etti.
“BM, İkinci Dünya Savaşı’nın külleri üzerine inşa edildi”
BM Genel Sekreteri’nin Uluslararası Cenevre Görüşmeleri (UCG) Özel Temsilcisi Ayşe Cihan Sultanoğlu da 40 yıldır BM’de görev almasına rağmen şu andakinden daha fazla “güçlü bir cepheye” ihtiyaç bulunduğunu düşünmediğini söyledi.
Sultanoğlu, BM’nin İkinci Dünya Savaşı’nın külleri üzerine inşa edildiğini anımsatarak, “Şu anda gözlemlediğimiz şey şu ki maalesef inşa ettiğimiz ve üzerinde çalıştığımız her şeyin çöküşü demek istemiyorum ama bence çok yakındayız. Ben kalkıp da felaket tellallığı yapmak istemem ama Guterres’in de söylediği gibi, ‘Bu, gerçekten mükemmel bir fırtınanın başlangıcı.'” ifadelerini kullandı.
Geçen 10 yılda insani yardıma büyük paralar harcandığını ancak 2020’de sadece global askeri harcamaların 2 trilyon dolara eriştiğine dikkati çeken Sultanoğlu, barıştan ziyade savaş kaynaklarının beslendiğini vurguladı.
Sultanoğlu, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan zamanında, 32 yıl önce 1992’de de bir kalkınma gündeminin olduğunu dile getirerek, Berlin Duvarı yıkıldıktan, Sovyetler dağıldıktan sonra Soğuk Savaş’ın bitimiyle çok büyük bir ümit olduğunu ancak şu an tamamen farklı bir dünyadan söz edildiğini söyledi.
Küresel barıştan başka alternatifin olmadığının altını çizen Sultanoğlu, daha fazla güven inşa edecek mekanizmalara ihtiyaç bulunduğunu, sadece BM’nin değil tüm uluslararası sistemin reforme edilmesi gerektiğini savundu.
Ayşe Cihan Sultanoğlu, en azından veto haklarını kullandıkları zaman BMGK üyelerinden daha fazla hesap verilebilirlik istenebileceğini sözlerine ekledi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Ayhan İncirci’nin üstlendiği “Uzay Diplomasisi: Yeni Fırsatlar Keşfetmek” paneline Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkanı Yusuf Kıraç, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, Asya Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü (APSCO) Genel Sekreteri Yu Çi, Uluslararası Uzay Federasyonu (IAF) Genel Müdürü Christian Feichtinger ve eski Belçika Senatosu Üyesi ve Switch to Space Başkanı Dominique Tilmans katıldı.
Gezeravcı, panelde, uzay diplomasisinin önemine dikkati çekerek, “Dünyanın farklı alanlarında ne tür krizler olursa olsun, ne tür çatışmalar ve anlaşmazlıklar yaşanırsa yaşansın, uzay her zaman birleştirici bir platform olmuş, insanların çabalarını iyi bir sonuca dönüştürmüştür.” dedi.
Uzay yolculuğunu başarıyla tamamlayıp 9 Şubat’ta dünyaya dönen Gezeravcı, “Çok şükür ki 7 ulusu ve 9 milleti tek bir platformda bir araya getiren, sadece bir araya getirmekle kalmayıp onlara birlikte çalışmak ve insanlığın geleceğine katkıda bulunmak için çok iyi bir şans veren büyük misyonun bir parçası olduk.” diye konuştu.
“Bu önemli misyon bize, çocuklarımıza hayal kurma fırsatı verdi. Türkiye çocuklarına ve aynı zamanda Türkiye’yi rol model olarak gören diğer ülkelerin çocuklarına da kendilerine ve potansiyellerine güvenme imkanı verdi.” diyen Gezeravcı, “Çocukken film ve belgesellerde uzayla ilgili bir şey gördüğümde, kendime, ‘Bu rüya diğer uluslara ve diğer ulusların çocuklarına ait.’ derdim. (Uzay misyonu), Türk çocuklarına hayallerinin önünde hiçbir sınır olmadan potansiyellerini yerine getirmelerini sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin ilk astronotu, “Gençler, bu alandan sakın korkmayın, harika potansiyelinizi uzay alanına da yansıtmaktan sakın çekinmeyin. Uzay endüstrisi büyüyor, kendinizi bunun bir parçası haline getirin ve buraya imzanızı atın.”çağrısı yaptı.
“Uzayla alakalı gelişen ve değişen bir trend var olduğunu söyleyen Gezeravcı, “Tüm dünyada yatırımlar artıyor. Bu alanda yapılan çalışmalar ve katılımcı ülkeler burada bir çalışma imkanı buluyor. Bizim ülkemizin uzayda bir yer hak ettiğini her zaman düşünmüştüm. Uzayla alakalı faaliyetlere katılmayı hak ediyoruz. Uzay alanında çok ciddi bir potansiyelimiz var. Türk vatandaşlarıyla her zaman gurur duydum. Pratik zekamızla, çözümlerimizle büyük potansiyelimiz var. Bırakın çocuklarımız bizim başlattığımız bu yolda yürüsünler.” diye konuştu.
Türkiye’nin yaş ortalaması genç nüfusa sahip olduğunu belirten Gezeravcı, genç nesillerin uzay alanında gerçekleştirilecek her türlü gelişmenin parçası olmasını dört gözle beklediğini dile getirdi.
Türkiye’nin uzay alanındaki uluslararası ortaklığa aktif şekilde katıldığına vurgu
TUA Başkanı Kıraç ise Türkiye’nin uzay alanındaki uluslararası ortaklığa aktif şekilde katıldığını ve bu alanda işbirliği yapmaya da kararlı olduğunu belirtti.
Gezeravcı’nın uzay misyonu sırasında diplomatik ilişkiler de yürüttüğünü belirten Kıraç, “Uzay keşfi ve teknolojik gelişmelere karşı daha kapsayıcı bir yaklaşım kullanmayı amaçlıyoruz. İşte bu noktada eğitim, vizyonumuzun temel taşıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Kıraç, 2023’de düzenlenen uzay kampına Türk devletlerinden 100’den fazla gencin geldiğini ve bu yıl da düzenlenmesi planlanan kampa Türk devletlerinden gençlerin katılımını beklediğini ifade etti.
TUA’nın geleceği şekillendirmekte önemli rol oynamak istediğini ifade eden Kıraç, “Küresel uzay sektörü için daha eşitlikçi ve umut verici bir gelecek inşa etmeye inanıyoruz.” dedi.
Havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’e 2023’de 4,5 milyon kişinin katıldığını ifade eden Kıraç, bu yüzden festivalin Türkiye’deki genç girişimciler için çok önemli olduğunun altını çizdi.
Kıraç, “TEKNOFEST Türkiye’nin ilk uzay ve teknoloji festivali olarak, pek çok partner ile birlikte ülkedeki teknolojinin gelişmesinde nemli rol oynadı.” şeklinde konuştu.
TUA Başkanı Kıraç, geçen yıl İstanbul, İzmir ve Ankara’da düzenlenen festivalin, bu yıl da Adana’da düzenleneceğini sözlerine ekledi.
Türkiye uzay alanında “olağanüstü bir rol model ve örnek”
IAF Genel Müdürü Feichtinger, uzayı, “dostane ilişkileri olmayan ülkelerin bile bir araya gelebildiği, bilgi alışverişinde bulunabildiği ve ortaklıklar kurabildiği ortak bir payda” olarak değerlendirdi.
Antalya’nın 2026’da ev sahipliği yapacağı Uluslararası Uzay Kongresi’ne değinen Feichtinger, “2026’da Antalya’ya tekrar gelerek uzayın diplomasi için çok etkili bir araç olduğunu göstermekten büyük heyecan duyuyoruz.” dedi.
Feichtinger, birkaç yıl öncesine kadar uzayın, sadece “uzay ülkeleri” olarak adlandırılan ülkelere mahsus bir alan olduğunu söyledi.
“Türkiye birkaç yıl içinde bir uzay ajansı kurarak, uzay stratejisi oluşturarak ve bir insanlı uzay uçuşu programı geliştirerek gerçekten uzayı gelişimlerinin odağı oldu.” diyen Feichtinger, Türkiye’yi uzay alanında “olağanüstü bir rol model ve örnek” olarak gösterdi.
Feichtinger, Türkiye’nin gelecekte Ay’a gitmek için gerçekten iddialı planları olduğuna dikkati çekti.
Uzay, “uluslararası işbirliği ve çalışma için mükemmel bir alan”
Tilmans da uzayın herkese ait olduğunu, bu yüzden ekonomik veya teknolojik gelişmesine bakılmaksızın uzaydan herkesin faydalanması gerektiğini belirtti.
Uzayı “uluslararası işbirliği ve çalışma için mükemmel alan” olarak tanımlayan Tilmans, tüm kurum ve kuruluşları, uzayı, uzay dışı sektör arasındaki diyaloğu teşvik etmek için köprü olarak kullanmaya davet etti.
Tilmans, uzay alanındaki gelişimlerin yeni işler ve yeni iş fırsatları yarattığını, bunun gelecekte küresel ekonomi üzerinde çok büyük etkisi olacağını kaydetti.
APSCO Genel Sekreteri Yu da, uluslararası uzay işbirliğine dikkati çekerek, uzay diplomasisinin ülkeler arasındaki kardeşliği ve yardımlaşmayı artıracağını ifade etti.
Yu, havacılık ve uzay alanında, özellikle genç elemanlara yönelik geleceğin parlak olacağını belirtti.
]]>ABD, GAZZE’YE 38 BİN ÖĞÜNLÜK GIDA YARDIMI ATTI
ABD Merkez Komutanlığından (CENTCOM) yapılan açıklamada, ABD ordusuna ait 3 adet C-130 kargo uçağının Gazze’ye bugün havadan insani yardım ulaştırdığı belirtildi. Gazze saati ile 15.00-17.00’de Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ortak olarak gerçekleştirilen insani yardım operasyonunda ABD’nin Gazze’nin kıyı şeridine havadan bıraktığı paletlerin yaklaşık 38 bin öğünlük gıda içerdiği kaydedildi.
Açıklamada, “Bu hava yardımları, yardım akışının kara koridorları ve rotaları yoluyla genişletilmesi de dahil olmak üzere Gazze’ye daha fazla yardım ulaştırmaya yönelik sürekli çabaların bir parçasıdır.” ifadesi paylaşıldı.

İSRAİL’İN KARA YARDIMLARINA İZİN VERMEMESİ ÜZERİNE YARDIMLAR HAVADAN ATILIYOR
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri, Gazze’deki 2,3 milyon insanın en az dörtte birinin şiddetli açlıkla karşı karşıya bulunduğunu, havadan atılan yardımların yardım dağıtımında etkili bir yöntem olmadığını, ancak son çare olarak başvurulabilecek bir önlem olduğunu belirtiyor.
İsrail’in karadan insani yardımların Gazze’ye girişine izin vermemesinden dolayı Ürdün ve Mısır da daha önce Gazze’ye havadan insani yardım ulaştırmaya çalışmıştı.
Öte yandan, İsrail ordusunun, 29 Şubat’ta Gazze kentinde insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik saldırısında 116 kişi hayatını kaybetmiş, 760’dan fazla kişi de yaralanmıştı.
Gazze’deki hükümet, İsrail’in insanı yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulamış ve “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadelerini kullanmıştı.

ABD BİR YANDAN İSRAİL’E SİLAH GÖNDERİYOR
Öte yandan ABD ordusu, İsrail’in Gazze’deki katliamına desteğini sürdürüyor. ABD, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e binlerce ton askeri teçhizat sağladı, savaş gemileri gönderdi ve istihbarat desteği verdi. İsrail, 7 Ekim’den bu yana ABD’den, silah ve mühimmat ile üst düzey komutanların danışmanlığına kadar birçok alanda destek aldı.

ABD’NİN İSRAİL’E SAĞLADIĞI SİLAH VE MÜHİMMAT DESTEKLERİ
ABD, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başlamasından bu yana İsrail’e mühimmat, araç, silah, koruyucu ekipman ve tıbbi malzeme dahil olmak üzere binlerce askeri malzeme sağladı.
ABD, Aralık 2023 itibarıyla İsrail’e 230 kargo uçağı, silah ve askeri teçhizat yüklü 20 gemi gönderdi.
Wall Street Journal’ın (WSJ), Aralık 2023’teki haberinde, ABD tarafından İsrail’e gönderilen mühimmatın 5 bin 400’den fazla MK84 savaş başlığı bombası ve 5 binden fazla MK82 güdümsüz bombadan oluştuğu belirtildi.

Haberde ayrıca, 1000 civarında GBU-39 küçük çaplı bomba ve yaklaşık 3 bin müşterek doğrudan taarruz mühimmatının (JDAM) bulunduğu kaydedildi.
WSJ’a göre, yaklaşık 15 bin bomba ve 57 bin top mermisinin bulunduğu silah sevkiyatı, İsrail’e C-17 tipi askeri kargo uçaklarıyla gönderildi.

ON MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE BOMBA VE MÜHİMMAT DAHA GÖNDERECEKLER
İsrail’in yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze’deki katliamı devam ederken, ABD yönetiminin de Tel Aviv’e silah desteği sürüyor. The Wall Street Journal (WSJ) Gazetesi, Biden yönetiminin İsrail’e silah göndermeyi planladığını yazdı. ABD’li yetkililere dayandırılan haberde, İsrail’e gönderilecek silah teslimatının her birinden yaklaşık bin adet olmak üzere MK-82 türü bomba, KMU-572 saldırı mühimmatı ve FMU-139 bomba fitillerini içerdiği kaydedildi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Uluslararası Enstitüsü İcra Sekreteri Steven Hill’in yaptığı panele, Somali Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakan Vekili Ali Ömer Muhammed, Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım Araci ile Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan konuşmacı olarak katıldı.
Muhammed, ülkesinin terörizmden ciddi anlamda yara aldığını ve terörle mücadele etmeye devam ettiklerini söyledi.
Somali’de 1990’da hükümetin düştüğünü ve 16 yıl boyunca yerel yönetimlerin söz sahibi olduğunu hatırlatan Muhammed, 11 Eylül 2001 sonrası terörle mücadele yöntemlerinin uygun olmayan bir adımla yapıldığını aktardı.
Muhammed, terör örgütleriyle mücadelede için diplomasinin gerekli olduğunu vurgulayarak, “Somali’de biz diplomasiyi farklı şekilde uygulamaya başladık. Öncelikle partnerlerimize ulaştık ve farklı platformlarda yakın müttefiklerimizi bir araya getirdik. Kaynakları ve siyasi imkanları bir araya getirdik. Örneğin; 5 üyesi olan bir kurulumuz var; Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve ABD. Bunların arasında bizlere siyasi destek sağlıyorlar aynı zamanda da güvenlik desteği sağlıyorlar. İkinci olarak komşularımıza ulaştık.” diye konuştu.
“Kapsamlı şekilde terörle nasıl mücadele edebiliriz?” sorusuna yönelik konuşan Muhammed, diplomasiden faydalanmak gerektiğini, terör örgütlerinin bir inancı, bir ideolojiyi kendilerine bir sebep olarak görebildiklerini anlattı.
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı”
Muhammed, ekonomik fırsatlar yaratmak için de diplomasiye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, diplomasinin çok boyutlu ve katmanlı olduğuna dikkati çekti.
Bakan Vekili Muhammed, Türkiye ile Somali arasında son olarak imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması”na ilişkin soruya yönelik, şunları kaydetti:
“Bu kesinlikle çok önemliydi çünkü güvenlik gücümüzü artırdı. Savunma kuvvetlerimizin eğitilmesi vesairesi konusunda zaten Türkiye’den uzun yıllardır savunma alanında destek alıyorduk. Ama bu çok daha iyi, bizim elimizi çok da güçlendiren bir gelişme oldu.
Deniz güvenliğimizi 1970-80’lerde test etmeye çalıştık ama 1990’lardaki hükümet sorunları sebebiyle denizlerimizin güvenliğini kaybettik.
Arkasından yaşanan sorunlarla yani korsanlığa kadar her türlü yasa dışı aktivite yaşandı. Bu anlaşma özellikle Somali’nin deniz güvenliğini tesis etmeye yönelik. Somali’nin ekonomik kalkınma potansiyeli aslında denizlerinde, petrol olsun, balıkçılık su ürünleri olsun, burada ciddi bir potansiyel var ve anlaşma her şeyden önce deniz güvenliğini sağlamaya yönelik.”
Terörle mücadelede bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli”
Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Araci, ülkesinin terörle etkin şekilde mücadele ettiğini vurgulayarak, terör sonrası toplumu rehabilite etme aşamasına geçtiklerini, Irak topraklarını terörden kurtardıktan sonra ailelerin normal hayata geçmesi için entegrasyon ve rehabilitasyon süreci yürüttüklerini anlattı.
Kayıplara tazminat verildiğini, işsiz ailelere iş sağlanmaya başladıklarını ve ortaya çıkan zararların hukuki anlamda giderilmesi bağlamında davalar yürütüldüğünü aktaran Araci, terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye’de işgal ettiği bölgede bulunan vatandaşlarına yönelik ise şunları kaydetti:
“1924 Iraklı ailenin yeniden kazanımını sağlamıştır ve 5 binden fazla vatandaş (Suriye’deki) bu kamplardan kurtarılarak tekrardan Irak’a getirilmiştir ve orada rehabilite edilerek topluma kazandırılmaya çalışılmıştır. Hol Kampı içerisinde halen belli sayıda insanlar var ancak güvenlikleri de temin edildikten sonra bu insanların gönüllü şekilde dönüşünü sağlamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki süre içerisinde entegrasyon programını da daha aktif şekilde hayata geçireceğiz.”
Araci, diplomasiyi bölgesel anlamda kullandıklarını dile getirerek, bölgede sıkıntıların büyük bir bölümünün giderildiğini aktardı.
Terörle mücadele sürecinde önemli deneyimler elde ettiklerini belirten Araci, teröre karşı çok net stratejinin olması gerektiğini söyledi.
Terörle mücadelede, ülkeler ve uluslararası arenada diplomatik işbirliklerine ihtiyaç olduğunu aktaran Araci, “Terörle mücadelede sınır aşan terörizm konusunda güvenlik ve istihbarat bağlamında bilgi paylaşımı gerçekten çok çok önemli.” dedi.
“Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor”
Güvenlik ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Yazgan da “Diplomasi, ne söylemediğimiz ile de ilgilidir.” diyerek, diplomasi ve güvenlik konularının kesişiminde samimi olmakla sessiz olmak arasında ince bir çizgi olduğunu belirtti.
Yazgan, “Tehdidin kendisi de çok hızlı ve çok örgütlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Bugün yetmişli yıllarda da olduğu gibi terörizm hala gayrimeşru ve gayriyasal bir uluslararası ilişkiler aracı olarak kalmaya devam ediyor. O yüzden zarar görüyoruz, yara alıyoruz. Devletin vatandaşlarını koruma yükümlülüğü var ve kendi yargı bölgesindeki herkesi koruma görevi var. Bu bizim egemenlik hakkımızın da bir gereksinimi.” değerlendirmesinde bulundu.
Yazgan, terörizmin büyük güçlerin siyaseti tarafından suistimal edilmesinin neticesi olduğuna vurgu yaptı.
“Terörizm yalnızca bir yan ürün değil aynı zamanda da yanlış politikaların doğrudan sonucu.” diyen Yazgan, bunun uluslararası anlamda yanlış yönetilen politikaların sonucu olduğunu ifade etti.
]]>Yılmaz, Antalya’nın Kemer ilçesindeki bir otelde düzenlenen “İş Dünyası ve Kanaat Önderleri Buluşması” programına katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, Türkiye’ye geçen yıl 57 milyondan fazla yabancı turist geldiğini ve bunun 16 milyondan fazlasının Antalya’da misafir edildiğini belirterek, böylece Antalya’daki en yüksek rakama ulaşıldığını söyledi.
Turizmin çok kıymetli bir sektör, Antalya’nın da turizmin başkenti olduğunu ifade eden Yılmaz, Antalya’nın özellikle örtü altı denilen tarımda, seracılıkta öncü illerden biri olduğunu ve çok önemli bir katma değer ürettiğini kaydetti.
Yılmaz, yeni organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleriyle Antalya’nın sanayide de adından söz ettirir hale geldiğini dile getirerek, ayrıca araştırma, geliştirme, teknolojik bazı yatırımlar noktasında Antalya’nın iyi bir yolda olduğunu ifade etti.
“Merkezi idare olarak Antalya’ya bugüne kadar her türlü desteği vermeye çalıştık, yatırımlarda hiçbir şekilde Antalya’yı ihmal etmedik. Tam aksine bütün gücümüzle destek olduk. Cumhurbaşkanı’mızın Antalya’ya olan ilgisini, sevgisini herhalde buradaki herkes görüyordur, takdir ediyordur” diyen Yılmaz, Antalya’da ulaştırma sektöründen hastanelere, üniversitelere, barajlardan göletlere yatırımlar yaptıklarını, Expo gibi uluslararası fuarların da bu vesileyle gerçekleşen yatırımlar olduğunu söyledi.
Projeleri anlattı
Yılmaz, gelecek dönemde de Antalya’ya ilişkin çok önemli projelerinin bulunduğunu anlatarak, şöyle devam etti:
“Kara yollarında Alanya-Gazipaşa 5. Bölge Hududu projesine bu sene 800 milyon lira ödenek ayırdık. Devam eden bir projemiz, yaklaşık tutarı 6,6 milyar, 74 kilometre uzunluğunda. Diğer taraftan yine Korkuteli-Çavdır Ayrımı-Fethiye-Kalkan Ayrımı projesine 700 milyon lira ayırdık. Antalya-Burdur Ayrımı-Kızılkaya-Korkuteli-Elmalı-Finike projesi için 540 milyon lira ödenek ayırdık. Kalkan-Fethiye 2. Bölge Hududu projesine 390 milyon lira ayırdık. Alanya Ayrımı-Hadim projesi için 320 milyon lira ayırdık. Manavgat-Alanya Ayrımı-Akseki 3. Bölge Hududu için 300 milyon, Taşkent-Alanya Ayrımı-Sarıveliler projesine 173 milyon lira ayırdık. Bunlar sadece 2024 yılı için ayırdığımız ödenekler ve yürüttüğümüz çok önemli kara yolu projeleri.”
Kara yolunda en önemli projelerinin Alanya-Antalya otoyolu olduğunu bildiren Yılmaz, bu projeyi kamu özel işbirliği olan yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştireceklerini, ihalesinin yapıldığını aktararak, otoyolun toplam uzunluğunun 119 kilometre, 84 kilometresinin 3 gidiş 3 geliş şeklinde olacağını söyledi.
Yılmaz, Antalya Havalimanı dış hatlar terminaline yeni ilaveler yaptıklarını, bu projenin 750 milyon avro değerinde olduğunu anlatarak, bunun bitirilmesiyle 35 milyon yolcu-yıl kapasitesine sahip olan havalimanının 80 milyon yolcuyu ağırlayacak hale geleceğini, bunun da turizm açısından önemli olduğu ifade etti.
Antalya’nın aynı zamanda Türkiye’nin çok önemli bir tarımsal üretim merkezi olduğunu hatırlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Geçen yıl sadece Antalya ilinde toplam 402 milyon lira destekleme ödemesi yapmışız çiftçilerimize. Bunun dışında da yaptığımız birçok projeler var. Antalya içme suyu ikinci merhale projesi 3,7 milyarla yatırım programımızda yer alıyor. Toplam proje bedeli 7,9 milyar olan yaklaşık 8 milyar bedele sahip 9 adet müstakil sulama projesini gerçekleştiriyoruz. Bunlar da programımızda yer alan yatırımlar. Ayrıca yaklaşık 2,2 milyar bedelinde 7 adet gölet çalışması yapıyoruz. Bunlar da Antalya’nın bereketine bereket katacak inşallah. Ayrıca bahsettim sanayide de iyi gidiyor Antalya. Manavgat OSB’nin altyapı çalışmalarını sürdürüyoruz, devam ettiriyoruz. Başka birtakım organize sanayi bölgelerine sanayi bakanlığımız birtakım izinler veriyor, projeler yapıyor ve çalışmalar yürütüyor.”
Akdeniz Üniversitesinin bir marka üniversite olduğunu ifade eden Yılmaz, üniversitenin özellikle sağlık alanında, dünyada ses getiren birtakım projelere imza attığını, kurdukları Akdeniz Üniversitesi İleri Sağlık Araştırmaları Merkezi ile de sağlık altyapısının güçlenmiş olacağını söyledi.
Yılmaz, Sağlık Bakanlığı tarafından Antalya’da yürütülen toplam yatak kapasitesi 1130 olan 8 adet ikinci basamak yatırımın olduğunu, yatırım programı kapsamında 2 ağız diş sağlığı tesisi, 2 AMATEM, 34 birinci basamak sağlık projesinin yer aldığını belirtti.
Antalya Şehir Hastanesi’nin ilin uzun zamandır özlemini çektiği bir proje olduğunu, projenin devreye girmesiyle Antalya’nın sağlıkta çok farklı bir yere geleceğini ve bu projelerle sağlık turizmine de aynı zamanda bir altyapı oluşturulduğunu vurgulayan Yılmaz, bu projenin bedelinin ise 9,7 milyar Türk lirası olduğunu ifade etti.
Özellikle antik kentlerin ihyasına dönük çalışmalara hız verdiklerini, Side Antik Kenti Bakım Onarım ve Çevre Düzenlemesi Projesi’nin 340 milyon lirayla yatırım programında yer aldığını dile getiren Yılmaz, Perge Antik Kenti ve Alanya Atatürk Evi Restorasyonu çalışmasına ciddi bir kaynak tahsis ettiklerini kaydetti.
Akseki Kentsel Tasarım ve Tarihi Kent Dokusunun Sağlıklaştırılması Projesi ve Antalya İbradı İlçe Halk Kütüphanesi yapım işinin kültür turizmi programlarında bulunduğunu aktaran Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Halk plajlarına da önem veriyoruz. Buradaki otel sahipleri takdir ederler ki halkımızın da plajlardan faydalanması lazım. Bu projemize de halkın çok büyük ilgisi oldu doğrusu, çok büyük memnuniyeti oldu. Dolayısıyla bu projeyi de sürdürüyoruz. Şu anda 45 milyon bedelle Manavgat Ilıca Mahallesi Halk Plajı, 25 milyon proje bedeliyle Kemer Tekirova Mahallesi Halk Plajı, 50 milyon proje bedeliyle Manavgat Sorgun Mahallesi Halk Plajı, 15 milyon bedelli Belek Halk Plajı Çevre Düzenleme ve diğer projelerimiz devam ediyor. Halk plajları kapsamında yöresel ürün satışı, çocuk parkları, bisiklet ve yürüyüş yolları da yer alıyor. Dolayısıyla halkımız için gerçekten Antalya’da yaşayan insanlar için turistlerin faydalandığı imkanlardan, halkımızın da daha fazla faydalanması adına çok önemli bir proje olduğunu ifade etmek isterim. Engelsiz Yaşam Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ni de programımıza almış durumdayız.”
(Sürecek)
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World uluslararası haber sunucusu ve muhabiri Jaffar Hasnain’in üstlendiği “Barış ve Kalkınmanın Teşvikinde Parlamentoların Rolü” başlıklı “ADF Round”a, Parlamentolar Arası Birlik (IPU) Başkanı Tulia Ackson, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Genel Sekreteri Asaf Hajiyev, Kırım Tatar Milli Meclis Başkanı Rıfat Çubarov, Arnavutluk Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Mimi Kodheli, eski Türk Konseyi Genel Sekreteri Ramil Hasan, Avrupa Parlamentosu (AP) Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) Eş Başkanı İlhan Küçük, Finlandiya Parlamentosu Üyesi Jouni Ovaska ve Yunanistan’da milletvekili olan Hüseyin Zeybek ve Özgür Ferhat katıldı.
Ackson, IPU olarak Orta Doğu’da meselelerin ele alındığı özel bir komite kurduklarını ve Gazze’de hayatını kaybeden insanlardan dolayı endişeli olduklarını belirtti.
Komite kapsamında toplantılar yaptıklarını, orada barış ve güvenlik meselesini ele aldıklarını aktaran Ackson, kendisinin bizzat bölgeye ziyarette bulunarak hem Filistinlilerle hem İsraillilerle görüşmeler yaptığını dile getirdi.
Ackson, IPU olarak diyaloğa önem verdiklerini ve bu kapsamda tarafların parlamento üyelerinin kendi aralarında diyalog kurabilmesi için bir platform sunduklarını söyledi.
Parlamento üyelerinin sorunları tartışmasının önemli olduğuna dikkati çeken Ackson, bu çerçevede onların barışın tesis edilmesi konusunda ciddi rolünün bulunduğunu ifade etti.
Hajiyev, KEİPA’nın bölgede barışı ve refahı temsil etmek zorunda olduğunu söyledi
Hajiyev ise KEİPA olarak bölgede barışı ve refahı temsil etmek zorunda olduklarını vurgulayarak, bunu yaparken ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini kaydetti.
Karabağ konusunda KEİPA’nın Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki görüşmelere katkı sağlayacağını belirten Hajiyev, tartışma ortamının yaratılması adına KEİPA’nın önemli bir rolü olabileceğine işaret etti.
Çubarov, toprak bütünlüğünü tanımayan parlamentoların bir araya gelemeyeceğini belirtti
Çubarov, demokratik yöntemlerle seçilenlerle otoriter yönetimlerce gösterilen parlamenterler arasında diyalog kurulamayacağını söyledi.
Ukrayna’da seçimlerin yaklaştığını ancak savaş zamanı seçimlerin olmayacağını vurgulayan Çubarov, toprak bütünlüğünü tanımayan parlamentoların bir araya gelemeyeceğini kaydetti.
Kodheli, barışın bir “ütopya” olmadığını vurguladı
Kodheli, parlamenterlerin sorun çözülmesi için ortak bir akılda buluşmasının önemine dikkati çekerek, parlamentolar arası diplomasinin yanı sıra kadınların da bu görüşmelerin bir parçası olması gerektiğinin altını çizdi.
Barışın bir “ütopya” olmadığına işaret eden Kodheli, “Barışa şans vermeliyiz geç olmadan.” dedi.
Kodheli, çatışmalar ve küresel meseleler konusunda parlamenterlerin daha fazla rol alabilmesi gerektiğini vurguladı.
Hasan, 21. yüzyılın milletvekillerinin barışı tesis etme görevine sahip olduğunu söyledi
Hasan, 21. yüzyılın milletvekillerinin barışı, sürdürülebilir kalkınmayı, cinsiyet eşitliğini ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi tesis etme konusunda önemli bir göreve sahip olduğunu kaydetti.
Diyaloğun ön planda tutulması gerektiğini söyleyen Hasan, parlamenterlerin dünya barışını tesis etmek konusundaki rolünün önemli olduğunu ifade etti.
Hasan, Karabağ konusunda parlamentolar arası diplomasinin çok büyük bir rolünün bulunduğunu ve her iki ülkenin parlamento üyelerinin de barış görüşmelerine katılmak konusunda istekli olduğunu aktardı.
Küçük, AB’nin tek bir ses olması taraftarı
Küçük, Avrupa Parlamentosunun Kuzey Makedonya konusunda çok önemli bir rol oynadığını kaydetti.
Parlamenterlerin “önleyici bir görev” üstlenebileceğini dile getiren Küçük, Avrupa Birliğinin (AB) bütün kuruluşlarıyla tek bir ses olması taraftarı olduğunu söyledi.
AB ve mevcut kuruluşların 20. yüzyıl şartlarına göre kurulduğunu belirten Küçük, o dönemdeki küresel sorunlara müdahale edebilme konusunda “belki” yeterli olduğunu ancak şu anda şartların değiştiğini belirtti.
Küçük, bu kapsamda AB’nin ancak bütün kurumlarıyla bir araya gelebilmesi durumunda “ahlaki ve siyasi” yükümlülüklerini yerine getirebileceğini vurguladı.
Ovaska da barışın tesisi konusunda parlamenterlerin daha aktif rol alabileceğini ve barışın korunmasında da önemli olduklarını kaydetti.
Sorunların çözülmesi konusunda parlamenterlerden daha fazla faydalanılması gerektiğini anlatan Ovaska, bu kapsamda parlamenterlerin daha aktif olması için platformlar oluşturulması gerektiğinin altını çizdi.
“Gözümüzün önünde bir soykırım söz konusu ve BM yaptırım bile yapamıyor İsrail’e karşı”
Birleşmiş Milletler (BM) gibi kurumların krizlerin çözülmesinde daha aktif rol alması gerektiğine işaret eden Zeybek ise, “Orada da görüyoruz ki güçlü ülkeler kendi lehine kararlar çıkartıyor. Bir Ukrayna savaşı, bir Filistin katliamı. Gözümüzün önünde bir soykırım söz konusu ve Birleşmiş Milletler yaptırım bile yapamıyor İsrail’e karşı.” ifadelerini kullandı.
Zeybek, “ben”den “bize” geçilmesi ve bugüne değil yarın için çalışılması gerektiğini dile getirdi.
]]>CHP Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Parti Meclisi Üyesi Nazan Güneysu, Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Kocaeli Milletvekili Muhip Kanko, Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül ile birlikte maden felaketinin yaşandığı Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni bölgesini ziyaret etti.
Çöpler Altın maden bölgesinde gözlemlerini aktaran Şahbaz, yaşananların endişe verici olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“BU NORMAL BİR TOPRAK KAYMASI DEĞİL”
“Erzincan İliç’te Anagold madenindeyiz. Büyük maden faciasının yaşandığı yerdeyiz. Buraya biz kaza demiyoruz, bu bir suçtur, bu bir eko kırım suçudur. Göz göre göre, biline biline kapasite artırımları yapılarak, bu suça meydan verilmiştir. Biz öncelikle sorumluların halkımızın vicdanına mahküm etmek istiyoruz. Bu madenin açılması işletilmesi ve kapasite artırılmasıyla bugüne getiren yetkilileri halkımızın vicdanına sevk ediyoruz. Burada çok büyük, 10 milyon metre küplük bir göçükten bahsediliyor. Bu normal bir toprak kayması değil. İşlenmiş, altın alınmış ve ağır metaller ayrıştırıldıktan sonra yüksek eğimli bir bölgeye kapasite artımlarıyla çok fazla miktarda milyonlarca ton atığın yığılmasıyla meydana gelmiş bir faciadır.
Burada söz konusu olan sadece siyanür değil, ağır metal zehirlenmesidir, ağır metal kirlenmesi, kirliliğidir. Gördüğümüz gibi, Karasu’nun kenarındayız ve bu maden karasudan birkaç yüz metre mesafede kurulmuş durumda.
2020 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın DSİ ile birlikte bu bölgenin su havzası olmadığı ve bu nedenle de kapasite artırımının yapılabileceği yönünde raporu var. Bu sosyal medya hesaplarında yayınlandı.
Akarsuya bu kadar yakın bir bölgede ve 1. derece deprem bölgesinde böyle bir madenin işletilmesi bugünkü faciaya davetiye çıkarmıştır. ve bunun önümüzdeki süreçte olmayacağının garantisi yoktur.
Şu anda 9 canımı toprak altında, biz çok üzgünüz ve kayıp yakını ailelerimize sabırlar diliyoruz. Fakat bundan sonra meydana gelebilecek kayıpların, halk sağlığının, can kayıplarının, sağlık problemlerinin göz önünde bulundurulması gerekiyor.
“ARSENİK 1. DERECE TEHLİKELİ MADDELER SINIFINDA”
Bölgede bu madenler açılırken, sadece Çevre Etki Değerlendirilmesi (ÇED) yapılıyor. Bu madenler açılırken, bu projeler değerlendirilirken halk sağlığı üzerine sağlık etki değerlendirme çalışmalarının da yapılması gerekiyor. ÇED raporlarına yapılan itirazlarda, bilirkişi heyetinde halk sağlığı uzmanının bulunması ve halk sağlığı etki değerlendirmesi göz önünde bulundurulması taleplerini biliyoruz ki mahkemeler tarafından reddediliyor, bunu yaşayarak öğreniyoruz.
Yapılan proje çevre ve halk sağlığına olumsuz etkileri göz ardı edilerek yapılmıştır. Biz diyoruz ki, 1. derece deprem bölgesine ve akar su havzasına ve suyun kenarındaki bu dik yamaçlı madene ruhsat verilmiş. Burada çevrenin etkilenmemesi mümkün değildir.
Biz buradaki madenin durdurulmasını ve bu atıkların güvenli bir bölgeye taşınmasını istiyoruz.
Bu bölge çok sıkıntılı bölge, atıkların güvenli bir bölgeye taşınarak orada saklanması gerektiğini ifade ediyoruz. Gerekli bütün bilimsel çalışmalar yapılmalı, tedbirler alınmalı ve buradaki, madenin uzun erimli etkileri için halktan, sudan, yeraltı ve yer üstü sularından topraktan ve insanların kanındaki ağır metallerin tespit edilmek üzere numuneler alınarak uzun vadeli çalışmaların yapılması gerekiyor.
Burası sadece İliç’in problemi değil burası tüm, Basra Körfezine kadar ve Fırat Nehri’nin geçtiği, beslendiği bütün ovaların ve yaşam alanlarının, milyonlarca insanımızın yaşadığı şehirlerimizin problemidir.”
]]>
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde devam eden forum kapsamında moderatörlüğünü gazeteci Maria Ramos’un üstlendiği panele Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu katıldı.
Panelde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Bozay, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin önemine işaret ederek, “Karadeniz, tarihten beri İpek Yolu’nun parçasıydı biliyorsunuz.” dedi.
Bozay, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması nedeniyle Afrika ülkelerinde ekmek üretiminde ciddi sorunların yaşandığını belirterek, “Savaş başladıktan sonra 7 dolarlık bir ürün (tahıl), 12 dolara kadar çıktı ve Mısır’da, Afrika’da ekmek üretiminde ciddi sorunlar ortaya çıktı.” ifadesini kullandı.
Karadeniz’in, dünya genelindeki tahıl ürünleri taşımacılığı alanında büyük öneme sahip olduğuna dikkati çeken Bozay, bölgenin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin öneminin altını çizdi.
Bozay, Karadeniz bölgesinde güvenliğin sağlanması ve güçlendirilmesi yönünde Türkiye olarak adil diplomasi yürüttüklerine dikkati çekti.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne önem verdiklerini vurgulayan Bozay, zamanında Kırım’ın ilhak edilmesine de en büyük tepki veren ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için çözüm yollarının bulunması gerektiğini kaydetti.
Bozay, Karadeniz’de iklim değişikliği ve gıda güvenliği gibi diğer sorunların çözümünün de ele alınması gerektiğini dile getirerek, “Bütün bu (Karadeniz’deki) sorunların ortasında Türkiye oluyor yani Karadeniz’de olan her şeyin doğrudan bize (Türkiye) etkisi oluyor. Bizler, en iyisini yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Ukrayna’da devam eden savaşın Karadeniz’deki ticaret akışını engellediğine dikkati çeken Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ticaret çok önemlidir. Elbette savaş (Rusya-Ukrayna Savaşı) ticaretin yapılması önünde bir engel ama bu bölgede daha çok iyi bir işbirliğine sahip olunması gerekiyor. Bölge, elbette tarihten bu yana birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldı ama iyi bir operasyon yürüterek bunu daha iyi hale getirebiliriz. Tüm bakış açımızı yenilememiz gerekiyor. Bu savaşı bitirmek adına birçok şey yapmamız ve emin olmamız gerekiyor. Türkiye’nin pozisyonu zaten belli, güvenliğin ne pahasına olursa olsun sağlanması gerekir.”
Bozay, Karadeniz’deki sorunların çözülmesi için gerekli çalışmaları yapmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Karadeniz’in güvenliği ön plana çıktı
Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin, Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra özelikle ön plana çıktığını belirterek, “Çünkü Karadeniz, korozyon mekanı olmaya başladı.” dedi.
Karadeniz bölgesinin güvenliğini güçlendirmek için bölge ülkelerini ortak çaba sarf etmeye çağıran Odobescu, “Bölgedeki tüm ülkelerin işbirliği içinde olmaları ve net projelerin üzerinde çalışmaları gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Odobescu, Rusya’nın 2008’de Gürcistan, 2014 ve 2022’de Ukrayna’ya düzenlediği saldırıların ardından bölge güvenliğinin artırılmasının daha büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, NATO ülkeleri Türkiye, Romanya ve Bulgaristan olarak bu yönde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ortak çalışılması gerektiğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Karadeniz’deki mayın tehlikesinin bugüne kadar devam ettiğini, bu yönde Türkiye ve diğer ortaklarla çalışmaları sürdürdüklerini kaydeden Odobescu, “Öncelikle bu mayınları tespit etmemiz, sonra da Karadeniz’i mayınlardan temizlememiz gerekiyor.” dedi.
Odobescu, Rusya’yı bölgedeki ülkelere saldırı politikası uygulamakla suçlayarak, “Çok açık olmamız lazım, dürüst olalım. Biz, Rusya’nın davranışını caydırıcı kılmak konusunda başarısız kaldık.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu”
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy, forumda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Antalya Diplomasi Forumu 2024’ün gerçekleştirilmesinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.
Toçitskiy, yıllar öncesine kadar Karadeniz’in Ukrayna için serbest dolaşımın ve ticaretin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, artık bunların hepsinin imkansız hale geldiğini söyledi.
Rusya’nın 2014’te yasa dışı olarak Kırım’ı ilhak etmesinden ötürü bölgede krizin ortaya çıktığına dikkati çeken Toçitskiy, “Kırım meselesi (Karadeniz’de), böyle bir krizin başlangıcı oldu. Eskiden bu bölgede barış içinde yaşayan insanlar aniden siyasi, silahlı, nükleer tehditlerin olduğu bir döneme girdi.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’yı geçen yıl Ukrayna’daki Kahovka Barajı’na saldırı düzenlemekle suçlayarak, barajın yıkılmasının Karadeniz için ekolojik sorunlara yol açtığını dile getirdi.
Karadeniz’de hem güvenliğin güçlendirilmesi hem de ekolojik sorunların önlenmesi yönünde bölgedeki ülkelerin işbirliği içinde olması gerektiğinin altını çizen Toçitskiy, “Son 10 yıldır müzakereler veya başka konular olsun, Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu. Özelikle de Türkiye, Karadeniz’de (Ukrayna için) en önemli ihracat ülkesidir.” diye konuştu.
Toçitskiy, Ukrayna’da savaşın devam ettiğini, ülkesinin ordusunun demokrasi, küresel güvenlik ve toprak bütünlüğü için mücadele verdiğini kaydetti ve “Savaş devam ediyor. Emin olun ki hiçbir ülke, Ukrayna kadar barış isteyemez.” dedi.
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Toçitskiy, ülkesine gönderilen insani yardımlar, Karadeniz’in mayınlardan temizlemesi gibi desteklerden dolayı başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere teşekkürlerini iletti.
“Savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil”
ABD’nin silah yardımı konusundaki soru üzerine Toçitskiy, bu ülkede düzenlenecek başkanlık seçimlerinden çıkan herhangi bir sonuca rağmen Ukrayna’ya desteğin ortadan kalkmasını beklemediklerini ve seçim sonuçlarını destekleyeceklerini belirterek, “Çünkü bu savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil. Bu konu (savaş) demokrasinin geleceğini belirleyecektir.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’nın Ukrayna topraklarından tüm askeri birliklerini geri çekmesi ve Ukrayna genelinde savaş nedeniyle meydana gelen yıkımın maddi olarak karşılanması gerektiğini söyledi.
“Bizim için en önemli konulardan biri, Karadeniz bölgesi için güvenliktir”
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, forumun önemine işaret ederek, “Elbette birçok foruma katıldım ama 3. Antalya Diplomasi Forumu’nun, katılım ve içerik açısından birçok foruma göre daha geniş kapsamlı olduğunu biliyorum.” ifadesini kullandı.
Ukrayna’da devam eden savaşın, Karadeniz bölgesinin önemini daha net şekilde ortaya çıkardığını savunan Comanescu, “Bizim için en önemli konulardan biri, tabii ki Karadeniz bölgesi için güvenliktir. Burada ciddi bir güvenlikten bahsetmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Comanescu, savaş nedeniyle bölgedeki krizden çıkış yolu bulunmasının şart olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu savaşın (Rusya-Ukrayna Savaşı) sona erdirilmesi, bu krizin sona erdirilmesi için tam bir uyumluluk içerisinde bulunulması gerekiyor. Bunun uluslararası kurallar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu güvenlik orta ve uzun vadeli olmalıdır.”
]]>Bahçelievler’de 15’nci Bilim Merkezi açıldı
İSTANBUL – Bahçelievler Belediyesi ve TÜBİTAK işbirliğiyle hayata geçirilen Şule Yüksel Şenler Kütüphanesi ve Bilim Merkezi açıldı.
Bahçelievler Belediyesi ve TÜBİTAK’ın ortaklaşa yaptığı kütüphane ve bilim merkezinin açılışı yapıldı. Bahçelievler’de açılış programına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Valisi Davut Gül, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır ve TÜBİTAK Başkanı Hasan Mandal, vatandaşlar ve davetliler katıldı. Merkezde Astronomi, Havacılık ve Uzay Bilimleri, Matematik, Doğa Bilimleri, Teknoloji ve Tasarım Atölyeleri gibi pek çok farklı branşta eğitimler verilecek.
Programın açılış konuşmasını yapan Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, “Bahçelievler’de ilkokul, orta okul, lise ve kuran kursu öğrencilerimize 600 TL kırtasiye yardımı yaptık. Amacımız öğrencilerimiz okusun. Üniversite öğrencilerimize de 2 bin 600 TL burs verdik. Bunun nedeni de öğrencilerimiz Türkiye içinde okuyorlar, onlara destek vermek. Özellikle üniversite öğrencilerimiz, yurt dışında stajını yurt dışında kabul ettirenlere gidiş gelişlerinin uçak biletlerini Bahçelievler Belediyesi karşılayacak. Bahçelievler’de ikametli örgün eğitim gören üniversite öğrencilerinin İstanbul Kartını biz karşılayacağız. Aklı fikri sadece İstanbul’da olan bir belediye başkan adayı var. Diğeri Diyarbakır’da, Trabzon’da, Mardin’de, Tunceli’de tüm Türkiye’yi dolaşan bir isim var. Yahu sen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanısın. Hiçbir hizmet almadık. Büyükşehir’in bir sınırı yok, çatı belediye, koordinatör belediyedir. Büyükşehir’den bir bina, bir asfalt, bir hizmet aldınız mı diye sorsanız, almadık arkadaşlar. Allah razı olsun kar için tuz verdiler o da kumlu çıktı” dedi.
“Gençlerimizi bilime ve teknolojiye yönlendiriyoruz”
Gençleri bilime ve teknolojiye yönlendirdiklerini söyleyen Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Araştırmaları yüksek teknolojili ve katma değerli üretimi destekleyerek gençlerimizi bilime ve teknolojiye yönlendiriyoruz. Böylelikle aydınlık yarınlarımızın teminatı gençlerimizin sahip oldukları potansiyeli ortaya çıkarmaya devam ediyoruz. Merak eden, araştıran, sorgulayan, keşfeden ve çözüm üreten bir gençliğin peşinde tüm imkanlarımızı gençlerimiz için seferber ediyoruz. Bu anlayışla ülkemizin tüm şehirlerinde teknolojiye yönelik farkındalığı arttırmak üzere değer teknoloji atölyeleri kurduk. Ortaokul ve lise öğrencilerimize geleceğin teknolojilerini şekillendirecek, yenilikçi disiplinlerde üç yıl süreli, ücretsiz eğitim programları sunuyoruz” diye konuştu.
Öğrenci ve bilim insanlarını bir araya getirdiklerini belirten Kacır, “Bugüne dek büyük ölçekli on bilim merkezimizi bilim gönüllülerinin hizmetine sunduk. Altı şehrimizde daha bilim merkezi kurulması için çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz. Ziyarete açık olan bilim merkezlerimizde 10 milyon 500 bin vatandaşımızı ağırladık. Diğer yandan ilçe ölçeğinde bilim merkezlerimizde de bilim ve teknolojiye olan ilgiyi arttırıyor. Bilime ve teknolojiye erişimi destekliyoruz. Bugüne dek on üç ilçemizdeki bilim Eğitim atölyelerimize yedi yüz yetmiş beş bin öğrencimiz katıldı. Dün ilçe ölçeğinde on dördüncü bilim merkezimizi Çekmeköy’e, Anadolu yakasında Çekmeköy ilçemize kazandırdık. Bugün de on beş, 15’nci açılışını Bahçelievler’imizde gerçekleştir Gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından merkezin açılış kurdelesi kesilirken, bakan ve beraberindekiler merkezi gezerek öğrencilerle sohbet etti.
]]>İntiharı teşvik eden bir internet sitesinde reklamını yapan Leonid Zakutenko, alıcı rolündeki bir muhabire İngiltere’ye haftada beş koli gönderdiğini söyledi.
BBC, Zakutenko’nun Kiev’deki evine kadar izini sürdü ve iddiaları yüz yüze kendisine yöneltti.
Zakutenko ölümcül kimyasalı sattığını reddetti.
BBC, bu ölümcül kimyasalın adını vermeyi doğru bulmuyor.
Ancak yapılan araştırma, bu maddeyi yıllardır tedarik ettiğini ortaya çıkardı.
Söz konusu kimyasal, İngiltere’de meşru bir amaç için kullanan şirketlere yasal olarak satılabiliyor.
Tedarikçiler, maddenin ne için kullanılacağına dair temel kontrolleri yapmadan müşterilere satış yapamıyor.
Kimyasal, küçük dozlarda bile yutulması halinde ölümcül olabiliyor.
Geçen yıl Londra’da ölen 54 yaşındaki ikiz kız kardeşler Linda ve Sarah, kimyasalı, bilinen bir intihar forumunda Ukraynalı satıcıdan temin etmişti.
Kardeşlerin ailesi, Zakutenko için “aşağılık ve kötü bir insan” ifadesini kullandı.
Kız kardeşleri Helen Kite göre Linda, “birkaç pound karşılığında ‘ölüm kitine’ kolayca” erişebilmişti.
Kite, kız kardeşlerinin ve diğer pek çok kişinin kimyasala erişimini engellemek için yetkililerin harekete geçmemesinin “ulusal bir utanç” olduğunu söyledi.
Zakutenko’nun sattığı kimyasal madde Linda’nın kullandığı forumda açıkça tartışılıyor ve üyeler birbirlerine bu maddenin nasıl satın alınacağı ve kullanılacağı konusunda tavsiyelerde bulunuyor.
Londra Queen Mary Üniversitesi’nde farmakoloji uzmanı Profesör Amrita Ahluwalia’ya göre kimyasal, 2019’dan bu yana İngiltere’de 130’dan fazla ölümle bağlantılı olabilir.
Ahluwalia, patologlardan ve polisten kendisine gönderilen, hayatını kaybetmiş kişilerden alınan kan ve diğer örnekleri analiz etti.
187 testin %71’inde bu kimyasalın yüksek oranda bulunduğunu tespit etti; bu da en az 133 kişinin bu kimyasalın yutulması sonucu ölmüş olabileceğini gösteriyor.
Ahluwalia’ya göre “ne için kullanıldığı göz önünde bulundurulduğunda, sorunların tam olarak araştırılması, kullanımının amacına uygun olması için düzenleme yapılması” gerekiyor.
Cinayet suçlamaları
Geçen yıl tutuklanan ve şu anda 14 cinayet suçlamasıyla karşı karşıya olan Kanadalı Kenneth Law da aynı maddeyi tedarik ediyordu.
Law’un kimyasal maddeyi dünya çapında 40 ülkedeki alıcılara 1.200’den fazla kez sattığı ve İngiltere’de en az 93 ölümle bağlantılı olduğu düşünülüyor.
BBC araştırması Zakutenko’nun aynı kimyasalı en az Kasım 2020’den beri sattığını ortaya çıkardı.
Hatta Law ile aynı intihar forumunda kısa bir süre kendi reklamını yapmıştı.
Forumun kullanıcıları mesaj yoluyla Zakutenko’nun iletişim bilgilerini iletti.
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de bir sitedeki küçük bir dairede yaşıyordu.
Paketlerini gönderdiği postanenin önünde ona iddialarımızı yöneltip hayatlarına son vermek isteyen insanlara neden zehirli bir kimyasal gönderdiğini sorduk.
Bunun “yalan” olduğunu söyleyip uzaklaşmaya çalıştı.
O gün sipariş verdiğimizden kolilerden en az birinin kimyasal madde içerdiğini biliyoruz.
Ölenlerin ailelerine ne söyleyeceğini sorduğumuzda, “Neden bahsettiğinizi bilmiyorum” dedi.
David Parfett’in 22 yaşındaki oğlu Tom da aynı kimyasalı Kenneth Law’dan satın almış ve Ekim 2021’de yaşamına bununla son vermişti.
Parfett şimdi intihar forumunun kapatılması ve Zakutenko gibi satıcıların durdurulması için kampanya yürütüyor.
İngiliz yetkililer, en az Eylül 2020’den beri bu kimyasaldan ve çevrimiçi ticaretten haberdar.
O tarihten bu yana İngiltere’deki adli tabipler en az beş kez farklı devlet dairelerine yazı yazarak kimyasal madde ve intihar forumu hakkında harekete geçilmesini tavsiye etti.
Parfett, Aralık 2023’te Zakutenko’dan bir sevkiyat satın aldı; yetkililerin paketi durdurup durdurmayacağını görmek için sistemi test etmek istiyordu.
Siparişi verdikten birkaç gün sonra polisten bir “sağlık kontrolü” uyarısı almış, ancak kimyasal madde yine de haftalar içinde eline ulaşmıştı.
Parfett, “Bugün ölümlerin sayısı hakkında bildiklerimiz ortadayken bunun gerçekleştiğine hala inanamıyorum” diyor.
Parfett ve Kite, yakınları Tom ve Linda’nın kimyasal maddeyi öğrendikleri foruma karşı daha sert önlemler alınması çağrısında bulunuyor.
Kite siteyi, “yetkililer tarafından engellenmeden en savunmasız kişileri hedef alan ve geride kalanlar için tarifsiz acıya neden olan bir iğrençlik” olarak tanımladı.
Hükümet, geçen yıl yasalaşan yeni Çevrimiçi Güvenlik Yasası’nın bu tür forumlara erişimi kısıtlamaya yardımcı olacağını söylüyor.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’e katılan Bayramov, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bayramov, Antalya Diplomasi Forumu’na üçüncü kez katıldığını bildirerek, foruma ilginin her geçen yıl artmasından memnuniyet duyduklarını belirtti.
Antalya Diplomasi Forumu’na ilginin Türkiye devleti ve Türk diplomasinin dünya çapında artan nüfuzunun göstergesi olduğunu söyleyen Bayramov, Azerbaycan olarak bundan gurur duyduklarını vurguladı.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış müzakerelerinden bahseden Bayramov, Ermeni mevkidaşı Ararat Mirzoyan’la 7 ayın ardından 28-29 Şubat’ta Berlin’de bir araya geldiklerini hatırlattı.
Barış müzakerelerinde yüz yüze görüşmelerin önemli olduğunu kaydeden Bayramov, “İki gün süren müzakerelerin genel olarak faydalı olduğunu düşünüyorum. Önceki müzakerelerden farklı olarak taslak metin ya da belirli maddeler üzerinde konuşmadık. Birkaç açık konu ve tarafların uzlaşmadığı yaklaşımlar var. İki günümüzü bu hususların müzakeresine ayırdık. Görüşmeler sonucunda her iki taraf açısından da somut çözümlere ulaşıldığını söyleyemem. Ancak durumu daha iyi anlamak ve daha sonraki temaslara temel oluşturmak için genel olarak faydalı görüşme oldu. Taraflar, temasların devam ettirilmesi gerektiği yönünde mutabık kaldı.” bilgisini paylaştı.
Bayramov, önceki müzakerelerde Ermenistan’ın Karabağ’daki Ermenilerin hakları hususunu ön plana çıkardığını ve bu konuda özel yaklaşım beklentisi içinde olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Azerbaycan ise barış anlaşmasının Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri düzenleyen bir anlaşma olması ve Azerbaycan topraklarındaki Ermenilerle ilgili konuların ülkenin iç meselesi olduğu görüşünü savunuyordu. Yasa dışı Ermeni güçlerin Azerbaycan arazisinden çıkmasını talep ediyorduk. Ermenistan ise bu durumu kontrol edemediğini belirtiyordu. Biz ise bunu kabul etmiyorduk. 19 Eylül’deki antiterör operasyonunda yasa dışı silahlı güçlerin mevcudiyetine son verildi, yasa dışı rejim feshedildi. Artık müzakere masasında bu konu yok. Ermenistan da bu konuyu gündeme getirmiyor.”
Ermenistan’la uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde anlaşma imzalamak istediklerini bildiren Bayramov, “Öyle bir anlaşma imzalanmalı ki bu sürdürülebilir olsun ve gelecekte herhangi açık konu kalmasına neden olmasın.” dedi.
Bayramov, tüm ülkelerle birbirlerinin iç işlerine karışmamak ilkesi temelinde ve karşılıklı saygıya dayanan dostluk ilişkisi kurmanın Azerbaycan diplomasinin önceliği olduğunu vurgulayarak, “Fakat her devletle aynı düzeyde ilişki kurmak mümkün değil. Her devletin daha iyi ilişki kurduğu devletler vardır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler dünyada benzeri olmayan ilişkilerdir. Bugün ise daha geniş Türk coğrafyasında, Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler arasındaki daha da artan işbirliğine şahit oluyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin başarıları dünya çapında örnek niteliğindedir”
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliklerinden de bahseden Bayramov, şunları söyledi:
“Azerbaycan ordusu Türk ordusu modeline uygun olarak yeniden yapılandırılıyor. Bu hususta somut reformlar ve değişimler yapılıyor. İki ülke her yıl çok sayıda ortak tatbikat yapıyor. Savunma, her devletin ulusal güvenlik konusudur. Her devletin silah ve mühimmat açısından bağımsızlığını sağlaması çok önemlidir. Dünyada savunma ihtiyaçlarını tam olarak kendi üretimleriyle karşılayan çok az ülke vardır. Bu hususta Türkiye’nin başarıları dünya çapında örnek niteliğindedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savunma sanayinde yerlilik oranını yüzden 20’den yüzde 80’e çıkardıklarını açıkladı. Bu çok büyük göstergedir. Çok az ülke bunu başarabiliyor. Azerbaycan da kendi askeri ihtiyaçları için somut adımlar atıyor. Türkiye’den silah alımı, Azerbaycan’da Türk şirketleriyle ortak üretim ve Türkiye’deki şirketlerin projelerine Azerbaycan şirketlerinin ve uzmanlarının katılımı gibi çeşitli işbirliği ve entegrasyon yöntemleri mevcuttur.”
]]>Bakan Tunç, AK Parti Sinop Belediye Başkan adayı Yakup Üçüncüoğlu’nun Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Proje Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de gerçek belediyeciliğin temellerinin 1994 yılında atıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da temellerini attığı gerçek belediyeciliğin bütün ülkeye yayıldığını dile getiren Tunç, “Sayın Cumhurbaşkanı’mız 1994 yılında suları akmayan, Haliç’in kenarından kokudan geçilmeyen, yaşanılamaz hale getirilmiş bir İstanbul’u devraldı. Dört buçuk, beş yıl gibi kısa bir sürede yaşanılır hale getirdi. İşte gerçek belediyecilik oradan doğdu.” diye konuştu.
AK Parti’nin masa başında, birkaç kişinin bir araya gelip, “Haydi, bir parti kuralım, amblemini belirleyelim, milletten oy isteyelim.” diye siyaset mühendisliği yapılarak değil, milletin talebiyle kurulduğunu anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“AK Parti’nin kurulmasının sebebi de işte bu gerçek belediyeciliktir. O gerçek belediyeciliğin daha sonra merkezi hükümetle de icraat hamlesi 81 vilayetimize yayılmış ve 22 yıldan bu yana da AK Parti’nin eser ve hizmet siyaseti olarak devam etmektedir. 2002’den bu yana ülkemizin her köşesine ayrım yapmadan hizmet götürdük. 22 yıldan bu yana hep ‘önce insan’ dedik. Siyasetimizin merkezinde hep insan vardı. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ derken bunu sadece bir slogan olarak söylemedik. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, insanımızı güçlendirmek için çok çalıştık. ‘Her alanda insan güçlü olacak’ dedik. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık.”
AK Parti iktidarında Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin birer birer kaldırıldığını belirten Tunç, şu değerlendirmede bulundu:
“Temel hak ve özgürlüklerin önüne engel koymak isteyenlerin karşısında olmaya devam edeceğiz. Bir daha bu ülkede 28 Şubatlar, 15 Temmuzlar, 12 Eylüller, 27 Mayıslar yaşanmasın diye demokrasimizin standartlarını yükselttik, yükseltmeye devam edeceğiz. Anayasa’mızda gerçekleştirdiğimiz sessiz devrim sayılan reformlarla hak arama yollarını genişlettik. Kadın hakları Anayasa’mızda yoktu, çocukların korunması yoktu, özel hayatın korunması yoktu, kişisel verilerin korunması yoktu, bilgi edinme hakkı diye bir hak yoktu. Bunların hepsini 22 yılda milletimizin onanıyla gerçekleştirdik.”
Adalet Bakanı Tunç, “bir daha bu ülkede darbe olmasın, vesayetçi anlayış ikide bir devreye girip de millet iradesinin önüne taş koymasın” diye yaptıkları reformları anlattı.
Bakan Tunç, Türkiye’de muhalefet belediyelerine de eşit hizmetin gittiğini ancak, AK Parti belediyelerinin başarılı kılanın payların doğru projelere aktarılması olduğunu dile getirdi.
Payların yanı sıra ilave projeler üreterek ilin milletvekiliyle bakanıyla uyumlu bir şekilde çalışılmasının da bir diğer başarı unsuru olduğunu anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“İşte Sinop’ta da inşallah bunu göreceğiz ve gerçek belediyeciliğin nasıl olduğunu Sinoplu hemşehrilerimiz de yaşayarak görmüş olacaklar. Gerçek belediyecilik katılımcı bir belediyeciliktir. Herkesin görüşlerine saygı duyar, herkesi dinler. Mahalle meclisleri, halk meclislerinde vatandaşların, hemşehrilerinin ne istediğine bakar. Sivil toplum kuruluşlarını dinler. Muhtarları dinler. Şehri için ne istiyor ona bakar. Gerçek belediyecilik erişilebilir bir belediyeciliktir. Belediyeye gittiğiniz zaman hemen kapıda karşılanırsınız. Problemini sorarsınız. İşte beyaz masa denilen projeler arasında var. Bir vatandaşı dinlersiniz. Vatandaş çayını içerken problemini anlatır. Gerçek belediyecilik hem dijitalden hem de gerçek olarak erişilebilmektir. Telefonla aradığınızda bir belediyeyi, şurada bir sorun var dendiğinde o telefona cevap verecek bir belediye görevlisi hemen o soruna müdahale eden bir belediyeciliktir.”
]]>AK Parti Dörtyol İlçe Başkanlığı önünde düzenlenen açık hava toplantısında vatandaşlara hitap eden Yerlikaya, Hatay Büyükşehir Belediyesinin uzun zamandır AK Parti’nin gerçek belediyeciliğinden uzak kaldığını, artık kavuşma vaktinin geldiğini söyledi.
Yerel seçimde kentteki tüm belediyeleri hizmetle buluşturacaklarını belirten Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Artık Dörtyol, Hatay eser ve hizmet belediyeciliğiyle, gerçek belediyecilikle Allah’ın izniyle yeniden tanışacak. Dörtyol ve Hatay’ımızı ayağa kaldıracak, depremin yaralarını saracak, sokaklarımızı, caddelerimizin her bir noktasını değerlerine, tarihine ve dokusuna uygun şekilde bizim güçlü Cumhur İttifakı’mız yapacak.”
Yerlikaya, büyük ve güçlü Türkiye yolunun yerelden geçtiğini vurgulayarak, “Kalkınma, büyüme, gelişme hep önce mahallinde, yerelde, burada, sizlerle başlıyor. Eğer yerelde adımlarımızı sağlam atmazsak, hizmetlerimizi gerçekleştiremezsek hep yarım ve eksik kalırız.” diye konuştu.
Kente hizmet için bayrağı devralacaklarını dile getiren Yerlikaya, eser ve hizmet anlayışıyla Hataylıları daha mutlu ve huzurlu hissettirmek için durmadan, yorulmadan çalışacaklarını belirtti.
“Hataylı kardeşlerimizin her şeyden önce gönlüne talibiz”
Yerlikaya, Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk ve Dörtyol Belediye Başkan adayı Ömer Oğuz Uçar’a hayırlı işler yapmayı dileyerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Her şey gelir geçer. Önemli olan gök kubbede hayırla anılacak seda, gönüllerinizde iz bırakmak. Cumhur İttifakı olarak şehir inşa ederken gönül yıkmayacağız. Bu milletin, Hataylı kardeşlerimizin her şeyden önce gönlüne talibiz. Bu makamlar, görevler, hepsi birer emanet. Bunlar milletimizin, sizlerin bizlere emaneti. Milletimiz kendisine hizmet etmemiz için bizlere bu görevi veriyor, bizler de bu anlayışla hareket ediyoruz. Bu ülke, millet için taş üstüne taş koyan, hizmet ve eser üreten herkesten Allah razı olsun.”
“Hatay, Türkiye Yüzyılı’na ışık tutmaya Allah’ın izniyle devam edecektir”
Hatay’ın, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden en çok etkilenen kent olduğunu anlatan Yerlikaya, afette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diledi.
Yerlikaya, depremler nedeniyle büyük acıların yaşandığını belirterek, şöyle konuştu:
“Bu kadim topraklar; inanıyor, çalışıyor ve çabalıyoruz ki yeniden ayağa kalkacak. Hatay hiçbir zaman sahipsiz kalmadı, kalmayacak. Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ diyordu. İşte Hatay da bizim, AK Parti’mizin ve Cumhur İttifakı’mızın şahsi meselesidir. Dünyada caddesi ilk aydınlatılan şehrin, Hatay’ımızın caddesi olduğunu biliyoruz. Hatay’ımızın hiçbir caddesinin, sokağının da karanlıkta kalmasına müsaade etmeyiz, edemeyiz. Hatay bizim yolumuzu aydınlatmaya, Türkiye Yüzyılı’na ışık tutmaya Allah’ın izniyle devam edecektir.”
Bakan Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve Cumhur İttifakı’nın kararlı duruşuyla bölücü terör örgütünün bitme noktasına geldiğini söyledi.
Terörle mücadeledeki başarıyı tüm dünyanın gördüğünü aktaran Yerlikaya, “Terörü sınırımızın ötesinde, kaynağında, Mehmetçiğimizin kahramanlığıyla nasıl dize getirdiğimizi herkes görüyor. Ülke içerisinde, İçişleri Bakanlığımız, kahraman güvenlik güçlerimiz ve Milli İstihbaratımızın nokta atışıyla nasıl nefeslerini kestiğimizi, onları pişman ettiğimizi görüyorsunuz.” diye konuştu.
Bu durumun en büyük şahidinin de Hatay, Dörtyol, İskenderun, Belen olduğunu aktaran Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Şimdi değil ki Dörtyol’daki, Osmaniye’deki, bu coğrafyadaki yaylalar şu an Türkiye’mizdeki hiçbir yaylamız, meramız kapalı değil. Hepsi aziz milletimizin emrinde ve istifadesinde Allah’a hamdolsun. Her zaman Sayın Cumhurbaşkanı’mız ne diyorsa gelin bu meydanda yürekten bir kere daha söyleyelim. Son terörist etkisiz hale gelinceye kadar durmayacağız, duraksamayacağız.”
Yerlikaya, felaketin yaşandığı ilk andan itibaren devletin ve milletin bütün imkanlarını seferber ettiğini ve etmeyi de sürdüreceklerini vurguladı.
“Depremin yaralarını sarmak, bizim boynumuzun borcudur”
“Hataylı kardeşlerim şunu çok iyi bilir ki biz bu millete verdiğimiz sözden dönmedik, dönmeyeceğiz” diyen Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Bizim yolumuz, milletin yoludur. Bizim yolumuz millete ömrünü adayan Recep Tayyip Erdoğan yoludur. Bizim yolumuz yeniden büyük ve güçlü Türkiye yoludur, bu anlayış 22 yıldır AK Parti siyasetinin mihengi olmuştur. Şimdi Dörtyol’un, Hatay’ın gözü pek, yüreği cesur insanları, kıymetli kardeşlerim, depremin yaralarını sarmak, yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırmak bizim boynumuzun borcudur. 22 yıldır ülkemizin dört bir yanında eser ve hizmetler ortaya koyduk. Yapılan her iş, büyüyen ve kalkınan Türkiye’nin temel taşlarını oluşturdu. Sizlere olan aşkımız, sizlere olan sevdamız hamdolsun bizlere hep güç verdi. Sizlerin duası bizi başarılı kıldı, şimdi de sizlerin desteğiyle Dörtyol’umuzu, Hatay’ımızı yeniden ayağa kaldırmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”
Kalıcı konutların yapımına da büyük bir hızla devam ettiklerinin altını çizen Yerlikaya, Dörtyol’da 3 bin 105 hak sahibinin bulunduğunu, 2 bin 60 konutun ihalesinin yapıldığını anlattı.
Yerlikaya, 6-20 Şubat arasında 11 ilde hak sahiplerine, biten evlerin kuralarını çektiklerini hatırlatarak, “Her ay kura çekmeye devam ediyoruz. Şimdi 389 bin depremzede hak sahibi vatandaşlarımızın evlerini vermemiz lazım. 75 bini tamam. Yıl sonuna kadar Allah’ın izniyle 200 bin konutun kuralarını çekip anahtarlarını verecek, yine bu yıl boyunca ihalelerini tamamlayıp önümüzdeki yılın sonuna kadar Allah’tan bir mani gelmezse sizlerin duası, bizim durmadan, duraksamadan, gece gündüz çalışarak 389 bin evin anahtarlarını kardeşlerimize teslim edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Ayrım yapmadan hizmetlere devam edeceklerini belirten Yerlikaya, “Allah’ın izniyle hiçbir ilçemizde ayrım yapmaksızın, bağışlayın beni; ‘oy vermiş, vermemiş’ ayrımı yapmadan ki bizim ittifak siyasetimizde bunun yeri yok; Defne de Dörtyol da Hassa da Payas da Belen de Armutlu da bizim, hepsi bizim insanlarımız.” dedi.
Yerlikaya, Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk ve Dörtyol Belediye Başkan adayı Ömer Oğuz Uçar’a destek istedi.
Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk de kentin altyapısını, ulaşımını, yollarını yeniden ele alacaklarını söyledi.
Yerlikaya, daha sonra Çaylı ve İnönü caddelerinde esnafla bir araya geldi, Dörtyol’daki seçim iletişim merkezinin açılışını yaptı.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Zeytinburnu İlçe Belediye Başkan adayı Onur Soytürk ile ilçe turu yaptı. CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre’nin eşlik ettiği İmamoğlu ve Soytürk’ün Zeytinburnu’ndaki ilk adresi, Yenidoğan Mahallesi’ndeki 58. Bulvar oldu. Caddedeki esnafa ziyaretlerde bulunan İmamoğlu ve Soytürk, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı. Yenidoğan’dan Merkezefendi Mahallesi’ne geçen İmamoğlu ve Soytürk, bölgede kurulan semt pazarını ziyaret etti. Hem esnaf hem de pazar ziyaretlerinde, İmamoğlu ile vatandaşlar arasında samimi sohbetler gerçekleşti.
“SENİN İÇİN YAZLIĞA GİTMİYORUM”
Yurttaşlarla anı fotoğrafları çektiren İmamoğlu, bir vatandaşın, “Senin için 4 tane oyum var. Senin için yazlığa gitmiyorum. Seni seviyoruz” şeklindeki destek sözlerine, “Allah razı olsun” yanıtını verdi. İmamoğlu, kendisine destek mesajlarını ileten vatandaşlara, “Hep birlikte kazanacağız. Bu seçim bir partinin değil, milletin kazanacağı seçim olacak” sözleriyle seslendi.
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “ELE BAKMAK ZORDUR”
İmamoğlu’nun, ev hanımı olduğunu aktaran yaş almış bir kadının, “Bizim sorunlarımızı da bir dile getirin. Bizim de ihtiyaçlarımız vardır” sözlerine yanıtı, “Ev hanımlarının emeklilik projemizi biz, geçen seçimde, hükümet olursak diye açıkladık. Bu önemli bir sorun. Çünkü, haklısın. Ev hanımlarının sigorta primlerinin ödenmesiyle, emekli olması sağlanabilir. Bu konuda proje açıkladık, ama biz hükümet olmadık. Bunu gündemden düşürmememiz lazım” oldu. Vatandaş da İmamoğlu’na, “İnşallah olursunuz. Ama düşürmeyin. Bizi de düşünün. Biz de bu ülkenin vatandaşıyız. Ele bakmak çok zordur.” diye karşılık verdi.
İMAMOĞLU’NDAN VATANDAŞA: “BELEDİYENİN ELİ, SENİN ELİN”
“Çok değerli bir şey söyledin” diyen İmamoğlu, vatandaşa, “Biz ne yapıyoruz? En azından evde duran anneyi düşünüyoruz. Diyoruz ki, ‘Çocuğu varsa 4 yaşına kadar, ücretsiz kart veriyoruz ona, toplu taşımada ücretsiz dolaşsın diye. İhtiyacı varsa sütünü yolluyoruz. Mümkün olduğu kadar, çocukla anneye daha katkı sunan bir belediyecilik yapmaya gayret ediyoruz. Daha da büyüteceğiz. Ama bizim elimiz, el değil. Bizim elimiz, senin elin. Belediyenin eli, senin elin. Senin ihtiyacın varsa, belediye koşmak zorunda” açıklamalarında bulundu. İmamoğlu, Zeytinburnu Belediyesi’ne yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını belirten vatandaşa, “Orayı biz, yeni dönemde inşallah Onur kardeşimle daha duyarlı çözeceğiz. Onur, bizim buradaki genç adayımız. Ama seninle ilgili başka bir husus varsa, bizim de senin başvurunu alacak bir yerimiz var. Bir konuşturalım seni. Tamam mı ablacığım” yanıtını verdi.
“MİLLİYETÇİ OLMAMA RAĞMEN SİZİNLEYİM, İNŞALLAH KAZANACAĞIZ”
Başka bir kadın vatandaş da “Milliyetçi olmama rağmen sizinleyim inşallah. İnşallah kazanacağız” sözleriyle İmamoğlu’na desteğini açıkladı. İmamoğlu da vatandaşa, “İnanın sizin bütün değerlerinizi biz taşıyoruz” karşılığını verdi. İmamoğlu, “İlk seçimde de sizi burada görmüştüm, gene burada gördüm. Çekmeköy’den geliyorum” diyen kadına, “Ne mutlu bana. Orada değil, burada buluşmuş olduk” yanıtı verdi. Yaş almış bir başka kadın da her namazında İmamoğlu’na dua ettiğini söyleyerek, İBB Başkanı’na sarıldı. İmamoğlu’nun yaş almış vatandaşa yanıtı, “Oy kurban olurum. Senin duan yeter. Zaten beni o tutuyor ayakta, biliyorum. Bazen insanlar, ‘Nasıl ayakta kalıyorsun’ diyor. ‘Vallahi dualar yanımda’ diyorum. Anneciğim benim, sağ ol” oldu.
MOTOKURYE İLE İMAMOĞLU ARASINDA İLGİNÇ DİYALOG
Motokurye olarak çalışan bir vatandaşla İmamoğlu arasında da ilginç bir diyalog. Motokurye, “Başkanım bir şey söylemek istiyorum. Geçen seçimde, eğer hatırlarsanız Haznedar’da miting yapmıştınız. Ben oraya gelmiştim. İş yerinden kaçamak yapıp gelmiştik. Siz konuşma yaparken, biz, hoparlör bağladık. ‘Başkanım sizi seviyoruz’ diyerek, konuşmanızı da kesmiştim ben de o sırada. Hani, ‘Adama bakın, ben konuşma yaparken hoparlör bağlamış’ demiştiniz.” dedi. İmamoğlu, “Helal olsun” karşılığını verdi.
Motokuryenin, ‘Sizi görmeye geleceğim’ demiştiniz bana. Ama iş yerinden de beni patron arayıp, kızmıştı, ‘Çabuk iş yerine gel’ diye. Kaçmıştım öyle de ama inşallah bu seçimde de kazanacaksınız. Gönlümüz sizden yana. Çok seviyoruz sizi.” sözleri üzerine İmamoğlu, “Ne mutlu bana. İnşallah kazanırız. Çok güzel. Bu nazik duygularınız için çok teşekkür ediyorum.” dedi
“KAMU YÖNETİCİSİ, VATANDAŞINA NAZİK OLMAK ZORUNDADIR”
İmamoğlu, Motokuryeye şu sözlerle karşılık verdi: “Eyvallah. Ama yönetici, kamu yöneticisi, vatandaşına nazik olmak zorundadır. Bazen vatandaş agresif olabilir, kızabilir, kızgın olabilir, üzgün olabilir, duygularını dile getirebilir. Biz onu alacağız, hani futbolda vardır ya, göğsünde topu yumuşatırsın… Biz onu alacağız, yumuşatacağız. Sonra tekrar konuşacağız, karşılıklı saygı çerçevesinde. Çünkü kamuoyu şuna alıştı yani. Hani sert yönetici. Değil. Tam tersi. Bu memleket, Cumhuriyeti kurduğu günden beri bize bir şey bağışladı Atatürk’ün sayesinde. Neyi biliyor musun? Senle ben, eşitim kardeşim. Metin Bey’le işte Onur Bey eşit. Başkan, o, bu, şu yok. Sadece makamlar… Hele hele kamu makamları nasıl bir şey biliyor musunuz? Siz bize yetki veriyorsunuz. O yetkiyi en iyi şekilde kullanıyoruz ve size hesap vereceğiz. Bu ahlakı, bu terbiyeyi getirmediğimiz sürece, hep gelecek kaygısı duyarız. Bunu düzelttiğimiz zaman var ya; sen, çocukların, ailen o kadar mutlu olursunuz ki.”
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “25 YILLIK AK PARTİLİYİM. SÖZ; BU SEFER SİZE OY VERECEĞİZ”
İmamoğlu’nun pazar ziyareti de esnaf gezisi gibi ilginç diyaloglara sahne oldu. İmamoğlu, “25 yıllık AK Partiliyim. Söz; bu sefer size oy vermeyi düşünüyoruz. Vereceğiz inşallah” diyerek kendisini selamlayan vatandaşa, “Ben sizi mahcup etmem. Ben sizi mahcup etmeyeceğim inşallah” yanıtını verdi.
PAZARCI ESNAFI: “MURAT KURUM DİYOR Kİ…”
Bir önceki seçim kampanyasında İmamoğlu ile birlikte çekilmiş fotoğrafı İBB Başkanı’na gösteren bir esnaf, “O zamandan beri destekliyoruz. Sıkıntı yok. Sonuna kadar” dedi. İmamoğlu’nun esnafa yanıtı, “Sağ ol. Helal olsun sana” oldu. “Halkın adamı yine halkın içerisinde arkadaşlar. Dürüst, samimi, İstanbul’u yöneten lider” diyen esnafın isteği üzerine pazarcı önlüğünü takan İmamoğlu, “Önlük bağlıyoruz ama bir şey aldığımız yok ha” şeklinde espri yaptı. Esnaf ise “Sizin varlığınız yeter Başkanım” dedi. Aynı esnaf, “Bir video açacağım Başkanım. Murat Kurum diyor ki, ‘Bu seçimi kazanırsak, Gazzeliler kazanacak. Bu seçimi kazanırsak, Filistin’dekiler kazanacak.’ Bütün insanları idare ettiler, ama bunlar Türk halkına, vatandaşına bakmadılar. Hep kandırdılar, oyaladılar. Hala oyalama peşindeler bunlar. Davalarında samimi değiller. 2018’den bu yana, 5 sene Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaptı. Ama hiçbir şeye imza atmadı. Bu saatten sonra da atamaz. Atmayacak da” deyince, İmamoğlu, “Allah, akıl versin. Yüreğine sağlık” şeklinde karşılık verdi.
YAŞ ALMIŞ KADIN VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “HATİM İNDİRDİM GEÇEN SEÇİM SİZE. DUALARIM SİZİNLE”
Yaş almış bir kadın vatandaş, pazarda karşılaştığı İmamoğlu’na, “Hatim indirdim geçen seçim size. Dualarım sizinle. Dualarımı yine okuyorum. İnşallah kazanacaksınız. Rabbim, iyilerle birlikte olsun. Biz sizinleyiz” sözleriyle desteklerini iletti. İmamoğlu vatandaşa, “Allah razı olsun. Sağ olun. Ne mutlu bana. Duanız yeter” yanıtını verdi. Başka bir kadın vatandaş da “Sabahtan beri bekliyoruz seni” diyerek İmamoğlu’na sarıldı. Bu sırada İmamoğlu’na yaklaşan bir başka kadın da 9.000 lira emekli maaşıyla nasıl geçineceğiz diye yakındı, İmamoğlu da vatandaşla, “Biz zaten onu anlatıyoruz. Yeni sosyal politikalarımızın mesela çocuk, kadın ve emekli kısmını arttırdık. Eğer bir emekli maaşı giriyorsa eve, ‘Bu sene itibariyle o haneye 10 bin lira pazar desteği vereceğiz’ dedik” bilgisini paylaştı.
EMEKLİLERİN İSYANINA KULAK VERDİ
İmamoğlu, “Benim eşim öldü deyip, parayı kesiyorlar. 9.000 lira maaş alıyorum. Eşim öldüyse benim suçum ne paramı kesiyorsun. Şu an pazara çıktım Başkanım. 500 lira. Bomboş çanta” şeklinde araya giren vatandaşa, “Allah rahmet eylesin. O ayrı. Doğru, haklısınız. Türkiye’de emekli politikaları iyi yönetilmiyor” yanıtını verdi. Araya giren bir başka kadın vatandaş da “Emekli ölsün, diyorlar. 1000 lira verdi ya bayramda. O 1000 lirayı ben ona bayramda hediye edeceğim, o çocuklarına, torunlarına versin. 1000 lirayla ne alacağız biz. ya yeter, bizimle dalga geçiyorlar” diyerek sohbete katkı verdi. Konuşmasına devam eden İmamoğlu, “Biz onun için bu destek paketini açıklıyoruz. Evi dönüşüme giren emekliye, eve tek bir emekli maaşı giriyorsa, yüzde 65’ini biz karşılayacağız. Yeni politikalarımızı dinleyin. Ama bu emeklinin temel sorunu, bizim sorunumuz değil ne yazık ki. Bunu hükümet belirliyor, biz değil. Desteğinizi istiyoruz. Onur’a desteğinizi istiyoruz Zeytinburnu’nda” ifadelerini kullandı.
]]>BTP, Eskişehir’de aday tanıtım toplantısı düzenledi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın da katıldığı programda, BTP Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Fahri Gürgenburan ve ilçe adayları tanıtıldı. Programda konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, gündeme dair açıklamalar yaptı.
TÜİK’in kişi başı gelirin 13 bin dolar olduğu yönündeki açıklamasını değerlendiren Baş, şunları söyledi:
“KİŞİ BAŞI 13 BİN DOLAR KİME GİDİYOR?”
“13 bin dolar kişi başı gelirden bahsediliyor. Bu, aylık 40 bin liraya yakın bir para yapıyor yani her bir kişinin cebine 40 bin lira girmiş olması anlamına geliyor. Bu da 4 kişilik bir ailenin evine aylık 160 bin lira para girmiş olması anlamına geliyor, 2023 yılında devletin açıkladığı resmi verilere göre. Şimdi burada evine 150 bin lira para giren kaç kişi var? Benim tanıdığım evine 150 bin lira giren insan sayısı gerçekten çok az. Şimdi bu şu anlama geliyor; demek ki bizim olan bir para, adil paylaşıldığında bizim cebimize evimize girecek olan bir para bizim cebimize girmiyor ve başka bir yerlere gidiyor.
“SİZİN PARANIZI SEÇİM ÇALIŞMASINDA KULLANIYORLAR”
Toplumun çalışan insanlarının neredeyse yarısı asgari ücretle çalışıyor ve bu şu bin lira giriyor. Şimdi ben size, ‘Arkadaşlar seçim çalışması yapacağız, onar bin lira verin’ desem, ‘Dalga mı geçiyorsun’ dersiniz. Niye? Cebinizdekini istiyorum da ondan ama siz farkında değilsiniz, o onar bin liranın kat be katını bugün iktidar sahiplerine teslim ettiniz, seçim çalışması diye harcıyorlar.
“BU MANTIKLA DAHA YOKSUL OLURUZ”
Bize düşen bir sistem kurmak. Bu sistemle birlikte hiç kimsenin şahsi menfaatini toplum menfaatinin üstünde tutabilmesine imkan sağlamamak, bize düşen bu. Şimdi kızıyoruz; Cumhurbaşkanı kararnamelerle şu kararları aldı vs. diye. Şimdi o, anayasal yetkilerle birlikte ülkenin bütün varlığını, bütün imkanını, bütün kararını kendisine bağladı ve biz şikayet ediyoruz. Bu yetkiyi biz verdik, bunu biz yaptık ve bekliyoruz ki O kendine çeki düzen versin, değişsin! Olmaz, bizim değişmemiz lazım, bizim zihniyetimizin değişmesi lazım, mantığımızın değişmesi lazım. Sabit mantıklarla bu yolların sonucu çıkmaz sokak, yine çıkamayacağız. 100 sene geçsin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşları üzülerek söylüyorum, 100 sene sonra ancak daha yoksul olur, ülkemizdeki sığınmacı nüfusu bizi geçer.
“BAĞIMSIZ TÜRKIYE PARTISI’NIN ADAYLARINA OY VERIN”
Böyle giderse bunlar olur; daha da yoksullaşırız, daha da imkansızlaşırız, daha da ülkeyi terk etmeye başlarız. Bırakın 100 seneyi 10 sene sonrası belli. Nitekim 2002 2012’den daha iyiydi, 2012 2022’den daha iyiydi, 2032 de 2022’den daha kötü olacak gidilen yol bu. Bunu değişmemiz lazım, nasıl değişeceğiz? İktidarı değişerek. Peki iktidarı değişmek için elimizdeki en güçlü argüman ne dersek; muhalefeti iktidar etmemiz lazım. Bak kafa hep böyle çalışıyor, çünkü bize böyle yüklüyorlar, bizi böyle kodluyor; bu iktidarı değişmek istiyorsan bu muhalefeti iktidar etmek zorundasın. Bu muhalefet iktidar olmak istemiyor anlatamıyoruz herhalde, istemiyor. Böyle bir derdi yok, böyle bir gündemi yok muhalefetin. Tek gündemleri muhalefette iktidar olarak kalmak. Ülkenin temel meselelerini çözmek gibi bir derdi yok. Bu derdi olmayan insanlara oy vermekle nereye varabiliriz? Hiçbir yere varamayız, varamıyoruz da varamayacağız da. Bunu değişmemiz lazım. Her yeri geziyoruz ve şunu söylüyoruz; Bağımsız Türkiye Partisi’ni destekleyin, Bağımsız Türkiye Partisi’nin adaylarına oy verin.
“EMEKLİYE VERİLEN PARA YÜK DEĞİL PİYASAYA CAN SUYUDUR”
Emeklilik hususu ile ilgili bizim parti yaklaşımımız anlaşılsın diye söylüyorum; birincisi eğer hükümetler, ‘Biz birine para verdiğimizde bu bizim sırtımızda yük’ olur diye düşünüyorsa o zaman biz emekliye hiç para vermeyelim. Emekliye verdiğimiz para bir yük ise hiç vermeyelim daha iyi. Doğru mu, şimdi mantık kuruyorum. Ne diyorlar; ‘Emekliye para verince bütçeye şu kadar yük biniyor, bunu kaldıramıyoruz’ O zaman hiç verme, bütçeye hiç yük binmesin. Çok basit bir analiz. Yöneticiler şunu bilmediği sürece iş çözülemez; piyasaya verilecek olan para direkt olarak tüketime giriyorsa bu para iyi paradır, gerekli paradır. Bunu piyasada sağlayabileceğiniz en önemli grup ve grupların başında emekliler gelir. Dolayısıyla emekliye verilen para aslında hükümetler ve devlet için bir can suyudur. Bir kısıtlayıcı unsur, bir yük değildir, ekonomiye can suyudur ama bunun için farklı bir zihniyet lazım, bu zihniyetle olmaz.
“YEDİLER, VERECEK PARA BULAMIYORLAR”
Bizim dedelerimiz 45 yaşında emekli oldu, babalarımız 55 yaşında, Bizler 65 yaşında olacağız, çocuklarımız muhtemelen 75 yaşında emekli olacaklar, onların çocuklarını
emekli bile yapmayacaklar sistem buraya doğru gidiyor. Şimdi soru; 45 yaşındaki
vatandaşını emekli yapan Türkiye Cumhuriyeti devleti, hani ‘Güçlendik, büyüdük, ekonomimiz büyüdü, dünya bizi kıskanıyor, Avrupa bizi kıskanıyor’ diyorlar ya… O günkü ekonomi, bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 45 yaşında vatandaşını emekli yapıyordu? Bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 55 yaşında bizim babalarımız emekli oldu? Onların anlatmasına göre o zaman tüp kuyruklarındaydık, ülkede buzdolabı yoktu, ülkede tuvalet kağıdı yoktu, ülkede hiçbir şey yoktu. Şimdi bunu onlar anlatıyor. Bizim ülkemizde emekli olan bir memur gidiyordu evini alıyordu, yanına bir tane araba alıyordu. Şimdi emekli olan memur kredi kartı borcunu veya kredi borcunu ödüyor ‘Allah’a şükür’ diyor. Ne evi var, ne arabası var, ne bir sosyal güvencesi var. Hiçbir şeyi kalmıyor. Bunların sebebi şu; yediler işte yediler, verecek para bulamıyorlar.
“PARA İÇİN YAPMAYACAKLARI ŞEY YOK”
Para bulabilmek için dün darbe girişiminin finansörü dedikleri insanların eteklerini öpmeye başladılar, katil dedikleri Sisi ile barışmaya başladılar. Niye? Para bulmak için. Bakın dünyada en uzak duracağını insan değerleri için değil de para için eğilip bükülen insandır. Bir insan ister devlet yönetsin, ister dükkan yönetsin, ister tek başına hayatını yaşasın para için eğilip bükülüyorsa o insandan uzak duracaksın. Şimdi bizi yönetenlerin böyle bir zafiyeti var. Para için – gösterdikleri kadarıyla söylüyorum – yapamayacakları hiçbir şey yok.
“İLK NATO TOPLANTISINDA İSVEÇ BAŞBAKANIYLA SARILACAK”
İsveç’e, ‘Bunlar Kur’an-ı Kerim yaktı, bunlar terör devletidir’ dediler. Amerika muhtemelen ‘Bak birkaç milyar veririm, siz ses çıkarmayın’ dedi ve hemen İsveç’e ‘evet’ dediler. Sisi ortada, Birleşik Arap Emirlikleri ortada. Daha önce tweet attım şimdi FETÖ’ye ‘terörist’ diyorlar. Yarını belli mi bu işin, ne yapacakları belli mi? Sisi ile anlaştın, 15 Temmuz’un finansörü Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaştınız. İsveç’e tamam dedin. İlk NATO toplantısında sarılacak. İlk NATO toplantısında, ‘terör devleti, o kur’an-ı Kerim yakan hadsizler’ dediğin ülkenin başbakanıyla sarılacaksın. Göreceğiz, bunlar kameralar çekecek, önümüze düşecek. Acaba kendini nasıl aklayacak çok merak ediyorum. O’na ‘kıymetli arkadaşım, kıymetli dostum’ diyecek.
“YARIN FETÖ’YE TERÖRİST DEMENİN SUÇ OLMAYACAĞI NE MALUM?”
Şimdi FETÖ’ye biz bugün terörist diyoruz, faaliyeti ortada yarın ona terörist demenin suç olmayacağı ne malum? Bu insanlarla bir yere varabilir miyiz, varamayız. Ha diğerleri de ne yaptı? Diğerleri de ne kadar kripto Fetöcü varsa tuttular kendi partilerine aldılar.”
]]>Vefatının 62’inci yıldönümünde Tanpınar’a vefa
BURSA – Osmangazi Belediyesi, Bursa’yı edebiyat dünyasının usta isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, vefatının 62’inci yıl dönümünde düzenlenen sempozyum ile andı. Seçkin akademisyenlerden ve edebiyatçılardan oluşan konuşmacılar, Tanpınar gibi değerli bir edebiyatçının daha iyi bilinmesine ve anlaşılmasına katkıda bulunmak adına usta edebiyatçının kişiliği ve eserleri üzerine bilgiler verdi.
Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nin ev sahipliği yaptığı ‘Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu’na çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve edebiyatsever katıldı. Osmangazi Belediyesi tarafından bu yıl 5’incisi gerçekleştirilen sempozyumda büyük edebiyatçının eserleri, edebi kişiliği, yaşam öyküsü ve akademik fikirleri ele alındı. Şiirden, romana, öyküden makaleye ve edebiyat tarihine birçok alanda eser veren Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eser ve fikirlerini geleceğe aktarılması adına düzenlenen sempozyum, 4 oturum olarak gerçekleştirildi.
“Yaşadığı dönemde değeri anlaşılmayan Tanpınar’ı geleceğe taşıyoruz”
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, “Osmangazi Belediyesi olarak sosyal ve kültürel faaliyetler konusunda iddialı çalışmalar yürütüyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Sempozyumu da bunlardan bir tanesi. Ahmet Hamdi Tanpınar, yaşarken ‘süküt suikastı’na uğradığını söylüyor. Osmangazi Belediyesi olarak bizler yapmış olduğumuz edebiyat yarışmaları, sempozyumlar ve çıkardığımız dergiler ile yaşadığı dönemde kıymeti anlaşılamamış olan Tanpınar’ı geleceğe taşıyoruz. Bu sene Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın 23’üncüsünü düzenliyoruz. Bir kişinin Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında bir şeyler yazabilmesi için Tanpınar’ın eserleri ve edebiyatçı kişiliği konusunda bilgi sahibi olması, onun düşüncelerini bilmesi gerekiyor. Yani Tanpınar’ı okuması gerekiyor” dedi.
Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın tüm dünyanın takip ettiği bir yarışma olduğuna vurgu yapan Başkan Dündar, “Bu yarışma sayesinde Türk edebiyatına birçok eser kazandırdık. 2001 yılından bu yana yarışmamızı düzenliyoruz. Yarışmamız yıllar geçtikçe kurumsal bir hal aldı. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nı, bir yarışma olmaktan çıkartıp Ahmet Hamdi Tanpınar Etkinlikleri’ne dönüştürdük. Akademisyenlerimiz ve edebiyatçılarımız ile birlikte Ahmet Hamdi Tanpınar Akademisi’ni oluşturduk. Bu akademi çerçevesinde de bu yıl 7’incisini gerçekleştirdiğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu’nu düzenliyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar Akademisi çerçevesinde bir de dergi çıkartıyoruz. Yılda bir çıkan bu dergimizin 8’inci sayısı yayında. Güzel bir sempozyum olmasını temenni ederek, tüm katılımcılarımıza dolayı teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.
Sempozyumun konuşmacılarında Prof. Dr. Abdullah Uçman da, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın son 25-30 yıldır üzerinde en çok konuşulan, münazara edebiyatçılardan bir tanesi olduğuna dikkat çekerek, “Tanpınar çok yönlü bir şahsiyettir. Kendisi ölümünden sonra şair olarak anılmak istiyorsa da daha çok romancı ve fikir adamlığı yönüyle ön plana çıkmıştır” dedi. Osmangazi Belediyesi’nin 23 yıldır düzenlediği Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın takdiri hak eden bir etkinlik olduğuna vurgu yapan Uçman, “Bu yarışma sayesinde Türk edebiyatına şiir, roman ve deneme yeni isimler kazandırılıyor. Bu çok önemli. 8 yıldır, yılda 1 kez olmak üzere Tanpınar Zamanı adlı dergi çıkartılıyor. Bir de bu yıl 7’incisini düzenlediğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu var. Bu çalışmaların en önemli tarafı tüm bu etkinliklerin kitap haline getirilmesi ve kütüphanelerde yerlerini alması” ifadelerini kullandı.
Tüm gün süren sempozyumda sunulan bildiriler, kitap haline getirilerek edebiyat dünyasına kazandırılacak.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü gazeteci Melinda Nucifora’nın üstlendiği “ADF Round”a Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri Bakanı Mahmud Ali Yusuf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Marton Nagy, Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Daren Tang, Avrupa Birliği Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Luigi Di Maio, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı Michael Schumann ve Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner katıldı.
Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Hüseyin, Irak’ın da diğer ülkelerde olduğu gibi dünyanın geri kalanına bağlantılı olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Irak, aynı zamanda pek çok savaş nedeniyle izole kalmış bir ülke. 2005’ten itibaren Irak’ı çeşitli düzeylerde, özellikle diplomatik ve ekonomik bağlar açısından dünyanın geri kalanıyla daha irtibatlı hale getirmeye çalışmaya başladık. Hala ekonomimizi düzlüğe çıkarmaya çalışıyoruz çünkü ekonomimiz bu savaşlar nedeniyle mahvolmuş durumdaydı. Yaptırımların da etkisi vardı. O yüzden de yeniden yapılanma sürecinde ekonomimiz teknolojiden ve inovasyondan yararlanmak durumundaydı.”
Kovid-19 döneminde ve Rusya-Ukrayna Savaşı’yla petrol fiyatlarında yaşanan düşüşten de oldukça etkilendiklerini anlatan Hüseyin, “Diğer ülkelerle irtibatımız da bundan büyük darbe aldı ve ülkenin ekonomisinin güvence altına alınması konusunda sorunlar yaşadık çünkü büyük oranda petrole bağlı bir ülkeyiz. Ekonomisi petrole bağlı olan bir ülkeyiz.” diye konuştu.
Hüseyin, şu anda bunu çeşitlendirmeye çalıştıklarını belirterek, “Yakında sadece petrol değil doğal gaz ülkesi haline de geleceğimizi düşünüyoruz. Bunu yapabilmemiz için de tabii ki diğer ülkelerle bağlantımızın olması gerekiyor. Sonuç olarak her ülkenin dış dünyayla bağlantılı olması gerekiyor fakat bizler komşu ülkelerimize büyük oranda bağımlı durumdayız.” ifadelerini kullandı.
“Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke”
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, uluslararası ticaret için insanların birbirleriyle irtibatının artması gerektiğini, kültür olarak birbirine yakınlaşılması gerektiğini vurgulayarak, “Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke, o yüzden de Ermeniler olarak uluslararası ticaretin tabii ki bir parçası olmamız gerektiğinin elzem olduğunu biliyoruz. Sadece denize kıyısı olmayan bir ülke değiliz, aynı zamanda sadece iki sınırımız açık yani diğer iki komşumuzla sınırlarımız 30 yılı aşkın süredir kapalı durumda.” şeklinde konuştu.
Sınır kapılarının açılmasının sadece ekonomik açıdan değil siyasi açıdan da faydalı olacağının altını çizen Mirzoyan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Diğer ülkelerle bağlantı kurduğunuzda sadece ekonominize katkı sağlamıyorsunuz, birbirinize bağımlı hale gelme imkanı da sağlıyor ve bunun barışın tesis edilmesi anlamında da olumlu etkileri oluyor. Biz, bunu bölgemizde yaşayarak gördük, o yüzden de geçiş noktalarının açılması, ticaretin kolaylaştırılması anlamında çeşitli inisiyatifler aldık ve bunun da barışa katkısının olduğunu gördük.”
“Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var”
Cibuti Dışişleri Bakanı Yusuf, Afrika’nın bu konularda bazen eğilimin farklı ilerlediği bir kıta olabildiğinin altını çizerek, şunları söyledi:
“Şu anda Kızıldeniz’de olanlarla ilgili şunu söyleyebilirim, buradaki deniz trafiği oldukça fazla ve Avrupa’nın dış ticaretinin yüzde 40’ı buradan geçiyor. Kasımda buna yönelik sorunlar ortaya çıktığında ve trafik aksamaya başladığında ilk haftanın etkileri inanılmaz oldu. Buradan geçen gemilerin yüzde 50’si artık geçemez oldu o dönemde ve ticaret hacminin yüzde 40’ı bu işten etkilendi.”
Farklı yöntemlerden yararlanılarak bu tür sorunlara karşı dayanıklı hale gelmenin önemini vurgulayan Yusuf, şunları kaydetti:
“Jeopolitik gerilimlerin küresel ekonomiye etkilerinin olduğunu görüyoruz. Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var. O yüzden de ulaşım maliyetlerinin bu şekilde artmasının çok önemli sonuçları beraberinde getirebileceği ülkeler var. Aden Körfezi’nde, Kızıldeniz’de ve Süveyş Kanalı’ndaki bu tür aksaklıklar, küresel büyüme oranlarına da yansıyacaktır. Bu tür konulara yönelik yenilikçi çözümler bulunması lazım. Yemen’i bombalamak, bu anlamda bir çözüm değil kesinlikle.”
“Artık ülkeler izole bir şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor”
Ruanda Dışişleri Bakanı Biruta, küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve ekonomik entegrasyonun kolektif geleceği şekillendiren faktörler olduğunu belirterek, “Uluslararası ticaret, aslında dünya ekonomisine can veren bir şey. Mal, hizmet ve fikirlerin sınırları aşarak ticareti hem yenilikçiliği hem de küresel anlamda refahı teşvik ediyor. Uluslararası ticaretin kalbinde de tabii ki bağlılık var.” değerlendirmesinde bulundu.
Dijitalleşen dünyanın dijital olarak da anında iletişim kurabilme ve kıtalar arasında doğrudan hızlı şekilde bilgi alışverişi anlamına geldiğini anlatan Biruta, “Tabii bağlılık, birbirine bağımlılığı da yanında getiriyor. Artık ülkeler, izole şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor.” dedi.
“Devletlerin teşvik etmesi gerekiyor”
Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Nagy, Batı dünyası ve Avrupa Birliği’nin (AB) daha önce ticaret ve rekabet anlamında üstünlüğe sahip olduğunu kaydederek, “Fakat şu anda özellikle Avrupa, bunu kaybetmiş durumda. Artık bu yeni sektörlerde bayağı geride kaldık. Mesela 5G, robotik, yapay zeka, elektrikli araçlar vesaire gibi birçok sektörde gerideyiz.” ifadelerini kullandı.
Gelecek 5 yılda ABD ve Çin’in, Avrupa’ya kıyasla gayrisafi milli hasılalarının yüzde 20 daha fazlasını bu teknolojilere ayıracağını belirten Nagy, bunun “Avrupa için intihar” demek olduğunu söyledi.
Nagy, teknolojik yatırımların çok pahalı olduğunu dile getirerek, “Devletlerin bunu teşvik etmesi gerekiyor çünkü hem tüketici hem de üretici için bunlar çok pahalı. Bir süre sonra bunun faydalarını görmeye başlayacağız.” dedi.
“İnsanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor”
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Tang, fikri mülkiyetin inovasyon, teknoloji, dijitalleşme ve girişimciliği hızlandırdığını belirterek, “Şirketler ve ülkeler yenilikler yaptıkça ve dijitalleştikçe değer yaratmada patentler, ticari markalar, markalar, tasarımlar, teknik bilgi ve veriler gibi maddi olmayan varlıklara doğru dramatik bir geçiş görüyoruz. Bugün küresel şirketlerin elinde yaklaşık 70 trilyon dolar değerinde soyut varlıkları var.” dedi.
Fikri mülkiyet başvurularında ciddi bir coğrafi değişimin söz konusu olduğunu vurgulayan Tang, “Türkiye fikri mülkiyet başvuruları, şu anda dünyanın 3. en büyük tasarım başvuru sahibi ve 4. en büyük ticari marka başvuru sahibi konumunda. Yani fikri mülkiyet, sadece Avrupa ve Kuzey Amerika gibi geleneksel güç odaklarından değil Latin Amerika gibi, Asya gibi ülkelerden geliyor.” ifadelerini kullandı.
Tang, yeni kurulan şirketlerin, KOBİlerin ve gençlerin desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu çelişkili ve çatışmalı dünyada insanların daha önce olduğundan çok daha fazla bir arada olmaya ihtiyacı var. Şimdi bir şeyler icat ettiğiniz zaman bunu belki bireysel olarak yapıyorsunuz ama bundan para kazanmak istediğinizde başka insanlara ihtiyacınız oluyor. Bu anlamda bizlerin de insanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor.”
“Çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor”
AB Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Di Maio, artık dünyada iki tip dinamiğin olduğunu belirterek, “Bunlardan biri beklenmedik olaylar. Ukrayna’da olanlar gibi, Kovid-19 gibi. Şimdi de Gazze çatışması var. İkinci dinamik ise ikili bir dönüşüm, dijital ve teknolojik dönüşüm. Şimdi bu iki şey Avrupa’da ham madde ihtiyacını artırıyor, artık 2030’da ham madde ihtiyacımız 4 katına çıkmış olacak.” diye konuştu.
Karar verme mekanizmalarının artık değişmesi gerektiğini söyleyen Di Maio, “İki kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geldiğimiz bu dönemde çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor.” dedi.
“Ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir”
Türk Yatırım Fonu Başkanı Amreyev, bağlantısallık ve birbirine bağımlılığın, küresel hale gelmiş dünyanın elzem bir unsuru olduğunun altını çizdi.
Belirsizliğin oluştuğu ortamda ülkelerin birbiriyle işbirliği yapmaları gerektiğini belirten Amreyev, şöyle devam etti:
“Çünkü bunlar ortak sorunlar fakat buna kim öncü olacak? Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlarda kimler öncülük edecek? Çünkü çok taraflı mekanizmalar söz konusu. Küresel kurumlar, bu sorunlarla yeterli şekilde baş edemiyor. O yüzden de ülkeler arasındaki gerginliklerin artması sonucunda bunun örneklerini görüyoruz.”
Amreyev, dünyada bu yıl 64 ülkede seçim olacağını anlatarak, “Bunlar da çeşitli belirsizliklere yol açabilir. Bunlar, küresel piyasalara etki edebilir ve burada değişiklikler olması, ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir, küresel olarak yapılan işbirliklerine olumsuz etki de edebilir.” ifadelerini kullandı.
“Ticaret, en büyük barış kaynağıdır”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 1996’da Gümrük Birliği’ne geçişin, Türkiye’yi pozitif etkilediğini söyleyerek, “Bu, esasında şunu göstermektedir: Ticaret zenginleştirir, korumacılık fakirleştirir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin istikrarlı ve refah için ticaretin daha serbest olması şart. Dünyaya entegre olmuş, iş yapma ortamını iyileştirmiş ülkeler, hem daha zengin hem daha huzurlu olacaktır.” diye konuştu.
İki büyük dünya savaşını çıkaran Avrupa ülkelerinin birbirlerine artık düşman olarak değil ticaret partneri gözüyle baktığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Kurdukları bu ekonomik birlik sayesinde tarihte ilk defa Batı Avrupa, 80 senedir kendi bölgesinde savaş görmüyor çünkü ticaret, en büyük barış kaynağıdır. Ticaret yapan savaşı konuşmaz, birbirine kötü bakmaz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli”
Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı ???????Schumann da böyle bir dönemde barışın en büyük öncelik olması gerektiğine dikkati çekerek, “Çünkü yalnızca çatışmaların önlenmesi, bizi ticaretin artırılması gibi bir yola götürecektir. O yüzden de bu tür sorunlardan kurtulup düzlüğe kavuştuğumuzda da ticaretin kolay hale gelebileceğinden bahsedebileceğiz.” diye konuştu.
Sınır geçişlerinin ve vize işlemlerinin kolaylaştırılmasının ticaretteki yavaşlamanın önüne geçme imkanı sağlayacağını belirten Schumann, şu ifadeleri kullandı:
“Vizelerin kaldırılması konusunda özellikle de iş insanları, yatırımcılar ve akademisyenlerin Almanya’ya gelmesi, daha da kolay hale getirilmeli çünkü Almanya’nın ekonomik olarak büyümesi, milyonlarca Türk’ün katkısı olmadan mümkün olamazdı. Bugün hala Türk girişimciler ve Türk iş insanları, Almanya’da değer yaratılmasına büyük katkı sağlıyor. Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, bu anlamda önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli.”
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor”
Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Boyner de yeni dünyada ticaretten bahsederken geleneksel mal ve hizmet ticaretinden daha ziyade yazılım, veri ve teknolojik hizmetler ticaretinden söz etmek gerektiğini vurguladı.
Teknolojinin birçok sorunu çözebileceğini dile getiren Doğan Boyner, şunları kaydetti:
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor. Sonuçta teknolojinin ilerlettiği bir küresel büyüme çerçevesinde sürdürülebilir olması ve bütün uluslara fayda sağlayabilmesi için Amerika-Çin blokunun ötesinde bir şey gerekiyor ve ulusların kendi teknolojik stratejilerinin olması gerekiyor, kendi yeniliklerini yapmaları gerekiyor ve işbirliği yapması gerekiyor.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Antalya’da düzenlenen mitinginde konuştu. Mitinge katılanlara “Şurada artık 30 günümüz var. Kadın Kolları, gençler, Cumhur İttifakı, 31 Mart’a hazır mıyız? Yeniden Antalya diyor muyuz?” diye seslenen Erdoğan, Antalya’nın turizmiyle, tarımıyla, ticaretiyle ve insanıyla ülkeye değer kattığını söyledi. Antalya’nın artık sadece turizmin ve tarımın değil, diplomasinin de küresel yıldızlarından biri haline dönüştüğünü kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
“Hükümeti ya da belediyeleri yönetmek için sandıktan yetki alan siyasetçiler, seçim meydanlarında yaptıklarının muhasebesini yapar. Milletimiz bu süreçte gördüklerini, duyduklarını kendi iç dünyasında değerlendirir, verdiği kararı da sandıkta ilan eder. Antalya geçtiğimiz beş yılda büyükşehir ve ilçeleriyle belediyelerini yönetenlere notlarını veriyor. Önümüzde beş yıl için de aday olanları ölçüp, tartıyor. Antalya’ya hizmete talibiz.”
“OY ORANLARI ANTALYA İLE ARAMIZDAKİ MUHABBETİ YANSITMAKTAN UZAK”
Antalya halkının, geçen mayıs ayındaki seçimlerde kendilerine Cumhurbaşkanlığında yüzde 43, milletvekilliğinde yüzde 41 oy verdiğini kaydeden Erdoğan, “Tabii bu oy oranları Antalya ile aramızdaki muhabbeti yansıtmaktan uzaktır. Hep birlikte 31 Mart’ta sandıkları Cumhur İttifakı oylarıyla patlatarak bunu telafi edeceğimize inanıyorum. Sizlerden bunun sözünü almak istiyorum. Yerel yönetimi de bize teslim ettiğinizde ülkeyi uçurmaya devam edecek miyiz? Bu ülkeyi çöpten, çamurdan, çukurdan çıkarmayanlara bir daha teslim edemeyiz. Antalya’nın dünya şehri vasfını her alanda güçlendirme sözümüzü yerine getireceğiz.” dedi.
“NE YAPSALAR BOŞ, NE YAPSALAR BEYHUDE”
CHP Genel Başkanının parti teşkilatının yöneticilerine seçim dönemine özel öğütler verdiğini ifade eden Erdoğan, “Teşkilatlarına ‘dürüst davranın’ demiyor da ‘seçime kadar maskelerinizi takın ve sakın çıkarmayın’ diyor. Tabii ne yapsalar boş, ne yapsalar beyhude.” şeklinde konuştu.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hangi maskeyi takarlarsa taksınlar milletimiz bunların ne olduğunu artık gayet iyi biliyor ama niyetlerini ve taktiklerini kendi ağızlarıyla ikrar etmelerinden açıkçası biz memnuniyet duyduk. Görüldüğü gibi sandıkta hesaba çekilecekleri günler yaklaştıkça bunların ayakları titremeye başladı. Hangi kılığa gireceklerini, hangi yalana sarılacaklarını, hangi istikamete koşacaklarını şaşırdılar. CHP’nin Genel Başkanı önce İstanbul’da, Mersin’de ve kimi başka yerlerde DEM ile DEM’lendi, ittifak yaptı. Bu iki parti kendi aralarında yaptıkları gizli kapaklı anlaşmalarla belediye başkan adaylıklarını, meclis üyeliklerini, belediye yönetimlerini paylaştılar. Sonra da CHP Genel Başkanı çıkıp utanmadan ‘Bizim DEM ile ittifakımız yok’ diye demeç veriyor. Yalan bunların ağzına yuva yapmış. Riyakarlık bunların karakteri haline gelmiş. Herkesi kör, alemi sersem sanıyorlar. Milletin feraset şamarı yüzlerine defalarca indiği halde bu aymazlıklarından bir türlü vazgeçmiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar nafile. Milletimiz sadece maskelerin arkasına sakladıkları gerçek yüzlerini değil onların ciğerlerini biliyor. Bukalemun gibi renkten renge girseler de bu millet onları gördüğü her yerde tanır ve layık olduğu cevabı verir.”
Millete hizmete devam ettiklerini, Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma eksiklerini telafi ettikleri gibi bugünkü sıkıntılarını da yine kendilerinin çözeceğini belirten Erdoğan, “Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, sanayisiyle, teknolojisiyle, tarımıyla, turizmiyle dünyanın en üst sıralarına nasıl taşıdıysak Türkiye Yüzyılı ile zirveye de öyle çıkaracağız.” şeklinde konuştu.
“ZORLUKLARI GÖRMEZDEN GELMİYORUZ”
“Gerisinde 10 yıllık zorlu bir mücadelenin, bölgesel ve küresel krizin olduğu ekonomik sıkıntılarımızın çözümünde önemli mesafeler katettik.” diyen Erdoğan açıklanan büyüme rakamlarına değindi. Erdoğan, “Tesis ettiğimiz kesintisiz büyüme iklimi sayesinde istihdamda, üretimde, ihracatta, turizmde her yıl yeni rekorlar kırarak yolumuza devam ediyoruz. Tüm bunları söylerken çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere vatandaşlarımızın yaşadıkları zorlukları asla görmezden gelmiyoruz. Tam tersine bu sıkıntıların çözümünün üretiminin, büyümenin, yatırımdan, çalışmaktan, kazanmaktan geçtiğini biz söylüyoruz.” dedi.
“MİLLİ İRADE BAYRAMINI BERABER İLAN EDECEĞİZ”
Ramazan ayının yaklaştığına işaret eden Erdoğan, meydandakilere “Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını beraberce ilan edeceğimize ben inanıyorum. Siz inanıyor musunuz? Cumhuriyetimizin en büyük demokrasi ve kalkınma hamlesinin yeni bir safhasını inşallah sizlerle birlikte ‘Yeniden Antalya’ diyerek başlatacağız. Gayretiniz ve desteğiniz için Rabb’im şimdiden sizlerden razı olsun.” diye konuştu.
]]>İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları sürerken tüm dünyada da tepkiler devam ediyor. Yousef ve Matilde Najmeddin çiftinin çocukları ile yaptığı destek görenlere alkış tutturuyor. Filistin asıllı olan 40 yaşındaki Yousef, 2021 yılında Fransız asıllı eşi Matilde ile Noon (12), Jood (9), Nınawa (6) ve Jal (4) isimli çocuklarını farklı ve özgür bir şekilde eğitmek ve onları Filistin’e götürmek için eşek arabası ile yola çıktı. İsrail’in Filistin’e saldırıları artınca Najmeddin ailesi, gittikleri ülkede İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını anlatarak boykot çağırısı yaptı. En son geçtiğimiz yıl ekim ayında Bulgaristan’da Amedeo Giacomini (38) ile tanışan Najmeddin ailesi, onunla bisikletle Türkiye’ye kadar geldi. Kocaeli’ye ulaşan Najmeddin ailesi ve Amedeo Giacomini, Filistin’e kadar pedal çevirecek. Filistin’e destek için yola çıkan grup, yılın sonunda Filistin’e varacaklarını söyledi.
“Fransa’dan yolculuğumuza eşek ile başladık”
Eşiyle 14 yıl önce Filistin’de belgesel çekerken tanıştıklarını ve evlendiklerini söyleyen Yousef Najmeddin, “Eşimle Fransa’ya taşındık. Çocuklarımızı farklı ve özgür bir şekilde eğitmek istiyorduk ve onları yavaş yavaş yürüyerek Filistin’e götürmeye karar verdik. Fransa’dan önce eşek arabası ile Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’a gelmemiz 2 senemizi aldı. Yolculuğumuzun amacı baştan beri Filistin’di. İsrail’in soykırımından önce biz yolculuğumuza başladık. Bulgaristan’dayken Filistin’de son olaylar patlak verdi ama biz, ‘Seyahatimize devam etmeliyiz, hayatımıza devam etmeli ve Filistin hakkında yapabileceğimiz her şeyi yapmalı ve konuşmalıyız’ dedik. İsrail’i boykot ettik. Çünkü bunun Filistin için en iyi mesaj olduğunu düşündük. İsrail ürünlerini boykot ediyorduk. İtalya, Hırvatistan, Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’da eşek yolculuğumuzu bitirdik. Tanıştığımız arkadaşlar sayesinde bisiklet yolculuğuna başladık. Bulgaristan’da tanıştığımız arkadaşlar da aynı amaç doğrultusunda yolculuk yapıyordu. 6 bin kilometreye kadar eşekle yolculuk yaptık. Bulgaristan’dan Kocaeli’ye 2 bin kilometre yol yaptık. İstanbul’a geldiğimiz zaman kalabalık ve karmaşadan dolayı araba kullanmak durumunda kaldık. Daha sonra tekrar bisiklet kullanmaya devam ettik” diye konuştu.
“2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam”
Konuşmasını sürdüren Yousef Najmeddin, “Fransa’da yolculuğa başladığımız zaman yavaş yavaş ilerlemek istedik çünkü çocuklarımızın bulundukları kültürü öğrenmelerini istedik. Aynı zamanda insanlara Filistin hakkında bilgi veriyor, İsrail’i boykot ettiğimizi söylüyorduk. Bu süreç zor oldu ama Filistin’deki durumu, katliamı göstermek için bu sürece girdik. 2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam. Bu senenin sonunda Filistin’e yetişmeyi planlıyoruz. 2021’den beri Filistin’e hiç desteğimizi kesmedik. Hep İsrail mallarını boykot ettik. Elimizden geldiğince yolculuk esnasında Filistin’deki katliamı tüm insanlara anlattık” şeklinde konuştu.
“Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var”
Konuşurken duygulanan Matilde Najmeddin, “Dehşetini hayal edemediğimiz bir duyguyu ifade etmek zor. İsrail’in Filistin’e yaptı çok korkunç. Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var. Fransa’da başladığımız yolculuğumuz boyunca insanlara İsrail’in katliamından bahsettik. İnsanlara bu katliamı durdurmak için ürünleri boykot etmeye davet ettik” ifadelerini kullandı.
“Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım”
Bulgaristan’da Najmeddin ailesi ile tanışan ve onlarla yolculuğa başlayan Amedeo Giacomini, “Daha önce İsrail’de çalışmıştım. İsrail halkının iyi olduğunu düşünüyorum ama hükümetin kiracılara eziyetini gördüm. İnsanların yemek yiyemediğini, aç kaldığını, banyo yapamadıklarını gördüm. Daha önce de Filistin’i destekliyordum ancak Yousef ile tanıştıktan sonra onlarla yola çıkmaya karar verdim. Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım. Bunun üzerine Yousef ve ailesine katılma kararı aldım” dedi. – KOCAELİ
]]>KBÜ tarafından Türkiye’de ilk kez ulusal ve uluslararası düzenlenen SOSYALFEST’in açılış seremonisi gerçekleştirildi. 15 Temmuz Konferans Salonu’nda düzenlenen programa; Karabük Valisi Mustafa Yavuz, AK Parti Karabük Milletvekili Ali Keskinkılıç, Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili, Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, KBÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık, Cumhuriyet Başsavcısı Koray Kesgin, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Duran, kurum müdürleri, siyasi parti temsilcileri, STK temsilcileri ve öğrenciler katıldı.
SOSYALFEST’in tanıtım videosu ile başlayan programda konuşan Karabük Valisi Mustafa Yavuz, “TEKNOFEST’lerin ortam hazırladığı heyecan ve başarıyı, sosyal bilimler alanında da sağlayarak ‘Milli Sosyal Bilimler Hamlesi’ SOSYALFEST ile milletimizin ve uluslararası camianın zihnine kazımayı hedefliyoruz” dedi.
Gençlerin yeteneklerini ve vizyonlarını ön plana çıkaracak, toplumsal dönüşüme öncülük edecek, ulusal ve uluslararası ilkleri yaşama ayrıcalığı sağlayacak etkinliğin Karabük’te düzenlenmesinin gurur ve heyecanını yaşadıklarını belirten Yavuz, “İki gün boyunca, gençliğin dinamizmi ve bilimin ışığıyla buluşacak; gerçekleşecek sosyal, kültürel, sanatsal, eğitsel ve sportif etkinliklerle, Türkiye’nin sosyal bilimler sahnesindeki geleceğine, derin ve kalıcı bir etki bırakacağına inanıyoruz” diye konuştu.
Festivali bildiri halinde hazırlayıp yayınladıklarını ifade eden KBÜ Rektörü Prof. Dr. Kırışık, şunları söyledi:
“Bu sürecin sonrasında tabii ki pek çok sosyal model de üreterek toplumumuzun, milletimizin, devletimizin değerlendirmesine ve uygulamasına sunduk. Bu anlamda sevindirici bir gelişme olarak bazı üretmiş olduğumuz sosyal modeller devletimiz tarafından uygun görüldü ve uygulama alanına geçti. Bu da bizim için çok kıymetli, bir sonuç doğurması açısından değerli ve önemliydi.”
“Sosyal modeller üreterek dünyayı kardeşlik adasına dönüştürmek istiyoruz”
SOSYALFEST’in düzenlenmesinin amacından bahseden Kırışık, “Dünyamız çok zor ve karanlık dönemlerden geçiyor. Dünyanın her tarafında çatışmalar, kavgalar, mazlumlar, mağdurlar var Bunlara destek olmak yardımcı olmak istiyoruz ama hep batılı kavramlarla düşünüp batılı değerlerle analiz yapıyoruz. Biz istiyoruz ki medeniyetimizden, tarihimizden aldığımız güçle geçmişte yaptığımız gibi dünyayı yeniden yönetecek, yeniden nizam verecek sosyal modeller üretecek ve dünyaya yeni barış ufukları, kardeşlik ufukları açacak mağdurların ve mazlumların sesi olacak yeni bir dünyayı, Türkiye 100 yılını oluşturmak istiyoruz. Bunu gerçekleştirmek için en önemli gücümüz sosyal modeller üretmekten geçiyor. İnsanların barış ve kardeşlik içerisinde yaşayabileceği sosyal modeller üreterek dünyayı yeniden bir barış adasına, bir kardeşlik adasına dönüştürmek istiyoruz” şeklinde konuştu.
14 farklı yarışma temasında Türkiye çapında ilana ve duyuruya çıktıklarını aktaran Kırışık, “Tabii ilk defa yapılan bir yarışma olması, çok bilinmemesi, sosyal modelin ne olduğunun henüz toplumda yeterince anlaşılamaması durumlarına rağmen gençlerimiz, hocalarımız, öğretmenlerimiz buna çok büyük bir ilgi gösterdi ve 3 bin 783 başvuru yapıldı. Yarışmamıza bu kadar sosyal modelin, bu kadar projenin gelmiş olması bize gerçekten Türkiye yüzyılı açısından büyük bir umut vadetmektedir” ifadelerine yer verdi.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri tek tek stantları gezerek, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Vali Yavuz, daha sonra Rektör Kırışık ve beraberindekilerle birlikte festival çerçevesinde finale kalan sosyal modellerin sunumlarını takip etti.
Festival yarın gerçekleştirilecek ödül töreninin ardından sona erecek. – KARABÜK
]]>Hacı Veyiszade İbrahim Efendi’nin çocuğu olarak Konya’da 3 Mart 1922’de dünyaya gelen Kurucu’nun dedesi, Konya’nın yetiştirdiği önemli alimlerden Hacı Veyis Efendi idi.
Babaannesinin kendisi için Ali ismini uygun görmesiyle bu ismi alan şair, ilerleyen yıllarda 16 yaşlarında iken Konya’da bir züccaciye mağazasının tabelasında gördüğü ve çok beğendiği “Ulvi” ismini de kullanmaya başladı.
11 yaşındayken hafız oldu
Küçük yaştan itibaren Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve ilim tahsiline başlayan Kurucu, 11 yaşındayken hafızlığını tamamladı, bu suretle de ilk unvanını alarak ailesi ve çevresinde “Hafız Ali” olarak anıldı.
Lisans eğitimini El-Ezher Üniversitesi’nde tamamlayan Kurucu, Kahire’de Mustafa Runyun, Ali Yakup Cenkçiler, Ahmet Davudoğlu, İsmail Ezherli gibi isimlerin içinde bulunduğu Revaku’l-Etrak isimli toplulukta bulundu ve dönemin büyük alimlerinden şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mehmed İhsan Efendi ve Zahid Kevseri’den eğitim gördü.
Babasının vefatının ardından, 1939’da dönemin şartları doğrultusunda daha iyi bir eğitim ortamı sağlamak için Medine’ye göçen ailesinin yanına giden Kurucu, önce küçük çaplı ticaretle uğraştı. 1953 yılında Medine-i Münevvere Maarif Müdürü (Eğitim Müdürü) Muhammed Said Defterdar’ın teklifiyle, onun emrinde memuriyete başladı.
Bu görevi 1955’e kadar sürdüren Kurucu, bu tarihten sonra bir yıl kadar ilkokullarda Kur’an-ı Kerim ve siyer dersleri verdi. Daha sonra 1956’da Medine-i Münevvere Evkaf İdaresi’nin İnşaat ve Sicillat Dairesi müdürlüğü görevine getirilen şair, 1980 yılına kadar bu vazifeyi yaptı.
Kurucu, ayrıca 1947 yılında Konyalı olan yakın komşuları Hacı İbrahim Sandıkçı Efendi’nin kızı Fatma Hanım’la evlendi. Bu evliliğinden 1948’de kızı Sare Hanım, 1952’de ilk oğlu İbrahim Bey ve 1962 yılında ikinci oğlu Mustafa Bey dünyaya geldi.
“Safahat”ın tamamını ezberledi
Şiire ilgisi üniversite yıllarında başlayan Ali Ulvi Kurucu, Mehmet Akif Ersoy’dan da etkilenerek “Safahat”ın tamamını ezberledi.
Ardında yüzlerce şiir ve eser bırakan Kurucu, şiirlerinde kullandığı dil, üslup ve ölçü itibarıyla Tanzimat ve Serveti Fünun dönemi şairlerini örnek aldı. Bu dönemlerden Namık Kemal, Ziya Paşa, Süleyman Nazif, Tevfik Fikret, Abdulhak Hamit, Muallim Naci, Cenap Şahabettin ve Mehmet Akif Ersoy’un aralarında bulunduğu şair ve edipleri okuyarak kendisini yetiştirdi.
Kurucu’nun dini ve manevi konulardaki şiirleri ilk kez Ali Kemal Belviranlı’nın çıkardığı “İslamın Nuru” dergisinde yayımlandı.
Medine’de 2. Mahmud’un inşa ettirdiği Mahmudiye ve Şeyhülislam Arif Hikmet kütüphanelerinde 32 yıl görev yapan Kurucu, görev sürecinde Arapça, Farsça ve Türkçe kaleme alınmış binlerce yazma eseri inceledi ve tasnif etti.
Kurucu, 1985’te emekliliğinin ardından Türkiye’ye daha sık gelip Şeyh Sami, Şeyh Mehmed Zahid, Şeyh Abdülgafur Abbasi, Ebul Hasen Nedvi ve Hasan El-Benna’nın arasında olduğu isimlerle aynı ortamlarda bulundu, sohbetler gerçekleştirdi.
Ömrünün 56 yılını Medine’de geçiren Kurucu, 3 Şubat 2002’de aynı kentte vefat etti ve cenazesi Cennetü’l Baki kabristanına defnedildi.
Kurucu’nun kaleme aldığı eserlerden bazıları şöyle:
“Büyük İslam Şairi Dr. Muhammed İkbal”, “Nurdan Sesler”, “Zulmeti Yıkan Nur”, “Gümüş Tül”, “Gümüş Tül ve Alevler”, “Asırlar Boyunca Parlayan Nur”, “Gecelerin Gündüzü” ve “Medine Notları”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Elif Bereketli’nin üstlendiği “Gıda Güvenliği: Büyüyen Bir Sınama” paneline Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mihai Popşoi, Malavi Dışişleri Bakanı Nancy Tembo, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) Komisyonu Başkanı Omar Alieu Touray, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Başkanı Kate Forbes ve Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü Yardımcısı Carl Skau katıldı.
“Çok daha kuvvetli önlemlere ihtiyacımız var”
Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Popşoi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ikinci yılının dolduğunu hatırlatarak ülkesinde 2014’ten bu yana çok sayıda göçmenin bulunduğunu ve uluslararası toplumun desteğiyle onlara ev sahipliği yapmayı sürdüreceklerini söyledi.
Moldova’nın Ukrayna’dan gelen gıda için çok önemli bir ülke olduğuna dikkati çeken Popşoi, “Türkiye’ye de burada teşekkür etmek istiyorum. Türkiye, Ukrayna tahılının güvenli bir şekilde dünyaya açılması için mükemmel bir koridor oluşturdu.” dedi.
Popşoi, Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasını askıya almasının ardından alternatif arayışlarına yöneldiklerini, bu çerçevede bazı koridorlar oluşturduklarını ve bu çerçevede Moldova’dan Ukrayna’ya ve Ukrayna’dan Moldova’ya 2 milyon tonluk gıda akışı sağlandığını kaydetti.
Ukrayna’nın ihtiyacı olan altyapıyı sağlamaya devam ettiklerini aktaran Popşoi, göçmenler konusunun yanı sıra gıda güvenliğinin de öncelikli meselelerden biri olduğunu ifade etti.
Popşoi, “Aslında şoke edici bir durum ortaya çıktı. Aslında bu devasa kriz ile karşı karşıya kalmamız bizi de şaşırttı. Fakat uluslararası toplum ile Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kurumların bize yardımcı olması ve vatandaşların harekete geçmesiyle büyük bir iş çıkardık. Ukrayna’ya komşu olan ülkeler bir araya gelerek kaynakları bir araya getirdiler.” ifadelerini kullandı.
Gıda güvenliğinin sağlanması açısından Ukrayna’dan gelen tahıl konusunun önemli olduğunu vurgulayan Popşoi şunları söyledi:
“Uluslararası toplumun desteğini sürdürmesi gerekiyor. Gıda güvenliğinden bahsedip bundan bahsetmezsek olmaz. Temel güvenliğin sağlanması lazım, bunun için belirli yatırımlara ihtiyaç var. Aynı zamanda da yine bu çatışmaların etkisini azaltabilmek için çok daha sağlam, çok daha kuvvetli önlemlere ihtiyacımız var. Evet hukukun üstünlüğünden bahsediyoruz, ancak hukukun üstünlüğüne dayalı olarak biz bunları yaparsak istikrar sağlanabilir ve değer zincirlerinin kırılmadığından emin olabiliriz. Aksi takdirde özellikle de ihtiyacı olan ülkelerin gıdaya olan erişimi maalesef sekteye uğrayacak.”
“(İklim değişikliği) sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de etkileyecektir”
Malavi Dışişleri Bakanı Tembo, Malavi için tarım ürünlerine bağımlı bir ülke olarak iklim değişikliği konusunun en önemli zorluklardan biri haline geldiğini söyledi.
Malavi’nin ekonomik faaliyetlerinin yüzde 80’ini tarımın oluşturduğunu kaydeden Tembo, “2015’ten bu yana olağanüstü bazı koşullarla karşı karşıya kaldık. Örnek olarak da kasımda normalde yağmur yağar, o dönemde ekim yapılır. Fakat öyle durumlar ortaya çıktı ki ocak ayına kadar yağmur yağmadı.” ifadelerini kullandı.
Madagaskar, Malavi ve Zimbabve’nin bazı kesimlerinde 2015’ten itibaren büyük kasırgaların yaşandığını belirten Tembo, özellikle geçen seneki kasırgada, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini, binlerce hanenin yıkıldığını ve tarım ürünlerinin büyük zarar gördüğünü aktardı.
Tembo, gıda güvenliğinin ülkelerinin kalkınması açısından son derece önemli olduğunu vurguladı.
İklim değişikliği konusunun doğru ele alınması gerektiğine dikkati çeken Tembo şunları kaydetti:
“Bu, sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de etkileyecektir. Bu kasırgalar bütün altyapıyı etkiledi, hastane ve eğitim altyapısını etkiledi, bu kasırgalardan dolayı okullar mahvoldu. Birçok insan artık eğitim erişimine sahip değil.”
Tembo, Malavi’nin kendi kendine yetmek konusunda sorun yaşayan bir ülke olduğunu ve kasırgalar sebebiyle uluslararası kurumlardan yardım aldıklarını, çiftçileri tekrar ekim yapmaları için teşvik ettiklerini ve tarım konusunda da bilgiye ihtiyaçları olduğunu ifade etti.
Gübrenin büyük kısmının Rusya ve Ukrayna’dan geldiğini belirten Tembo, “Avrupa Birliği’nden çok uzağız ama savaş gerçekten bizi de etkiledi, özellikle de tarım ürünlerinin üretimi konusunda. Çünkü birçok çiftçinin maliyet artışından dolayı gübreye erişimi yok. Aslında bu, tüm sistemin nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunun da mükemmel bir örneği.” diye konuştu.
Tembo, az gelişmiş ülkelerin finansmana erişimi konusunda yeni adımlar atılması gerektiğini aktardı.
“Batı Afrika’da 40 milyondan fazla insan gıda güvensizliği ile karşı karşıya”
ECOWAS Komisyonu Başkanı Touray, gıda güvenliğinin insanların sağlıklı bir hayat yaşayabilmesi için çok önemli bir konu olduğunu ifade etti.
Batı Afrika’da 413 milyonluk bir nüfusun bulunduğunu kaydeden Touray, “Bu nüfusun yüzde 10’u yani Batı Afrika’da 40 milyondan fazla insan gıda güvensizliği ile karşı karşıya.” dedi.
Touray, Nijer’de 3,2 milyon, Nijerya’da 36 milyon, Burkina Faso ve Mali’de 3 milyon insanın gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Batı Afrika’da gıda güvensizliğine sebep olan 4 unsurun varlığına dikkati çeken Touray, bunların güvensizlik, yapısal sorunlar, jeopolitik sorunlar ve iklim değişikliği olduğunu söyledi.
Touray, ECOWAS olarak bölgedeki unsurlar arasında koordinasyon sağlamak istediklerini, barış ve istikrar için gerekli finansman sağlanmazsa kötü sonuçların devam edeceğini belirtti.
Göç konusuna da değinen Touray şunları kaydetti:
“Göç de aslında bu güvensizliğin bir sonucu ve şunu da unutmamak gerekiyor, göç aslında genelde Afrika içerisinde gerçekleşiyor. Yani Afrikalı göçmenlerin yüzde 90’ı genelde Afrika içerisinde yer değiştiriyor ve genelde yoksul topluluklar içerisinde gerçekleşiyor.”
“Kısa vadeli ve uzun vadeli çözümlere odaklanmamız lazım”
IFRC Başkanı Forbes, milyonları ilgilendiren bir sorunun konuşulduğunu ve bu sorunun, içerisinde birçok unsuru barındırdığını söyledi.
Gıda güvenliği konusunda siyasi çözümlere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Forbes, “Artık çiftçilerin işlerini yapamıyor olmasına da bir çözüm bulmak lazım. Yani biz yemek bıraktık gıda emanet ettik ve gittik gibi tek seferlik çözümler bizim için uygun değil. Hem siyasi olarak hem de kuruluşlarımız içerisinde kısa vadeli ve uzun vadeli çözümlere odaklanmamız lazım.” ifadelerini kullandı.
Forbes, iklim değişikliği gibi sorunların artık içerisinde olunduğunu ve bu sebeple ayak uydurulması gerektiği, çözüm bulunmazsa şiddet ve ihtilaflarla karşı karşıya kalınacağı ve bunun için de uzun bir süreye sahip olunmadığı değerlendirmesinde bulundu.
“Karşımızda daha önce hiç görülmemiş bir ihtiyaç düzeyi var”
WFP İcra Direktörü Yardımcısı Skau, halihazırda çok büyük bir gıda krizinin içerisinde olunduğunu, bu sebeple de fonları ve finansmanı artıracak çalışmaları yapmanın öncelik arz ettiğini söyledi.
Kaynakların yetersizliğinden bahseden Skau, “Karşımızda daha önce hiç görülmemiş bir ihtiyaç düzeyi var ve bu, 3 yıl içinde dramatik bir yükseliş gösterdi. Dolayısıyla eşi benzeri görülmemiş, kapatılması gereken bir boşluk var.” ifadelerini kullandı.
Skau, istikrarsızlığın belirsizliğin yolunu açtığını dolayısıyla bilgi akışının sağlanmasının, çözüm odaklı hareket etmenin ve doğrudan gıda sağlamak yerine gıda sistemlerine yatırım yapmanın önemine dikkati çekti.
Gıdaya erişimin sağlanması için alınan inisiyatiflerin teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Skau, “Karadeniz inisiyatifini düşünün, burada Türkiye’den ve birkaç başka yerden gelen diplomatik adımlar sayesinde bir kazan kazan senaryosu ve fırsatı oluşturuldu.” dedi.
Skau, Gazze’de ve Sudan’da yaşananlara bakıldığında durumun sürdürülebilir olmadığını, finansman sıkıntısının değil finansmanın ulaştırılması sıkıntısının bulunduğunu ve diplomatik çözümlere ihtiyacın olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Öğrenci Veli Derneği, Türk Tabipler Birliği, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği,Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı, Derin Yoksulluk Ağı, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Eğitimciler Derneği’nin bir araya gelerek oluşturduğu Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun okullarda sağlıklı ve ücretsiz yemek çağrısı yaptığı açıklama şu şekilde:
“ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ EN ACİL GÜNDEM”
“Ülkemizde çocukların sağlığı ve geleceği üzerinde ciddi ve kalıcı olumsuz etkilere neden olan beslenme yetersizliği sorununun çözülmesi, sağlıklı ve başarılı bir neslin yetişmesi için elzemdir. Her çocuğun temel hakkı olan sağlıklı beslenme başta siyasi iktidar olmak üzere ilgili kamu kurumlarının sorumluluğundadır. Okul yemeği programları yoluyla okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteğinin kamu kurumlarının politika önceliği olması son derece ivedidir. Ancak uygulanan politikalara bakıldığında okul yemeği programlarının kamu gündeminin dışında bırakıldığı aşikardır. Ücretsiz okul yemeği; salgın sonrasında her geçen gün artan yoksulluk ve geçtiğimiz yıl yaşanan deprem felaketiyle birlikte ülkemizin en temel, en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Okul yemeği tüm öğrenciler için tartışmasız en temel hak iken ve okul yemeği uygulamasının genişleyerek süreceği açıklamalarına rağmen gerekli adımlar atılmamış; verilen sözler tutulmamıştır.
“ÖĞRENCİLER İÇİN EĞİTİM PARALI HALA GETİRİLMİŞ DURUMDA”
Şubat 2023’te başlatılan anaokullarına besin desteği hizmetinin dahi ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek deprem bölgesi haricinde geri çekildiği görülmektedir. Öte yandan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayınlanan 160 sayfalık ‘Türkiye Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023-2028)’ belgesinde okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteği yapılacağına dair bir ifade yer almamaktadır. Verilen sözler yerine getirilmediği gibi Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin ‘… okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla katkı payı alır’ maddesi ile eğitim; okul öncesi ve tüm kademelerdeki öğrenciler için yemekten, eğitim materyallerine kadar paralı hale getirilmiş durumdadır.
Açıklanan her veri ve son açıklanan PISA 2022 raporu artık nitelikli eğitimi, eğitimde eşitliği dahi konuşamadığımızın açık kanıtıdır. Üç yılda bir yapılan ve 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, matematik ve fen alanlarındaki becerilerini ölçen PISA kapsamında öğrenciler, öğretmenler, okul yöneticileri ve velilere anketler uygulanmaktadır. Ankette öğrencilere sorulan sorulardan biri de ‘Geçen 30 günde yiyecek alacak paranız olmadığı için kaç kere yemek yiyemediniz?’ sorusuydu. Bu soruya verilen yanıtlar ülkemizde en az 5 öğrenciden birinin haftada en az bir kere parası olmadığı için yemek yiyemediğini ortaya çıkardı.
“GERÇEK TABLONUN DAHA VAHİM OLDUĞU AŞİKARDIR”
Türkiye 37 OECD ülkesi arasında yüzde 19,2 ile, son 30 günde haftada en az bir kez yiyecek parası olmadığı için yemek yiyemeyen öğrenci oranının en yüksek olduğu ülke oldu. Geçmiş yıllardaki LGS verilerine göre sosyo-ekonomik durumu düşük ebeveynlerin çocuklarının büyük çoğunluğu meslek liseleri ve imam hatip liselerinde iken sosyo-ekonomik durumu daha yüksek ebeveynlerin çocukları fen ve Anadolu liselerinde öğrenim görmektedir. Çoğunluğunu fen ve Anadolu lisesi öğrencilerinin oluşturduğu PISA anketinde dahi en az beş çocuktan biri açlığı yaşıyorsa diğer okul türleri ve okulların tamamı açısından gerçek tablonun daha vahim olduğu aşikardır.
“ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ CİDDİ YETERSİZ BESLENME SORUNU İLE KARŞI KARŞIYA”
MEB’in örgün eğitim verileri bile okul terklerinin ülke tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığını göstermektedir. Aynı zamanda TÜİK 2022 verilerine göre üç çocuktan biri (yüzde 35,3) ciddi maddi yoksulluk, yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır. Okul terklerinin bu maddi yoksulluktan kaynaklandığı açıktır, diğer bir deyişle neden yoksulluk sonuç okul terkidir. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir. Dünyada bu sorunların çözümü için en etkili ve en yaygın şekilde kullanılan müdahale programı okul çocuklarına ücretsiz beslenme desteği sunan kamusal okul yemeği programlarıdır. Bu programlar başta kız çocukları ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklar olmak üzere dezavantajlı tüm öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliğini ve derslere devamlı katılımını sağlayan bir işleve sahiptir.
Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde, bu programın çocuk yoksulluğuna, okul terki ve devamsızlığın azaltılmasına, akademik başarının artırılmasına, cinsiyetten kaynaklı ayrımcılığın, eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına etkisi, ulusal ve uluslararası kurumların yaptığı çalışmalarla ortaya konmuştur. Dolayısıyla, ‘çocuklara ücretsiz okul yemeği’ neden sunulmalı sorusunun bilimsel ve gözlemsel verilere bakarak cevabı çok net olmasının yanı sıra, okul yemeği programlarının uygulanmaması durumunda çocuklarımızın fiziksel, psikolojik ve bilişsel yetilerinin olumsuz etkileneceği de bir o kadar net bir gerçektir.
“ÇOCUKLAR OKULDA AÇ KALMAMALI”
Bir gıda krizi içinde olduğumuz, toplumun geniş kesimlerinin sağlıklı beslenme açısından ciddi sorunlar yaşadığı ve bu sorunun mevcut şartlar bu şekilde devam ederse daha da kötüye gideceği bilinmelidir. Gıda krizi çocukların sağlıklı büyüme ve gelişme hakkının bir ihlali olarak görülmelidir. Açlık, gizli açlık, yoksulluk, güvencesizlik çocukların eğitim görmesine engel olmamalı. Çocuklar okulda aç kalmamalı. Eğitim kurumları çocuklara eğitim ve sağlıklı beslenme imkanını bir arada sunmalı. Çocuklara iyi bir hayat sağlamak siyasal iktidar, muhalefet ve tüm toplumsal kurumlar için kamusal bir görevdir; ancak her yurttaş için de ahlaki bir sorumluluktur.
“KAMUSAL DESTEK DAYANIŞMA PROGRAMI ACİLEN UYGULANMALI”
Türkiye’nin de 27 Ocak 1995’te onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere; ‘taraf devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul eder. Ulusal durumlarına göre ve olanakları ölçüsünde ebeveynlerine ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere, çocuğun bu hakkının uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri alır ve gereksinimi olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddi yardım ve destek programları uygularlar’ Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmenin ilişkin maddesine dayanarak tüm kademelerdeki okullarda eğitim gören tüm çocuklarımıza ayrım yapılmaksızın ücretsiz nitelikli bir öğün yemek ve okulda geçirdikleri süre boyunca temiz içme suyu temininin sosyal devletin görevi olduğunu hatırlatıyor ve çocuklarımız başta olmak üzere yoksullukla ilişkili olarak yetersiz beslenme ve açlık sorunu yaşayan kesimlere yönelik bir ‘kamusal destek-dayanışma programı’ acilen uygulamaya konulmalıdır diyoruz.
Başta siyasi iktidar olmak üzere tüm bileşenler, yetersiz beslenme ile mücadelede sorumluluk almalı ve devlet okullarında ücretsiz beslenme birincil öncelikli mesele olarak görülmelidir. Ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde “Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu” olarak son derece önemli olan bu meselenin çözümüne katkı sunmak isteyen kurum ve kişilere çağrımızdır: Gelin hep birlikte çocuklarımızın geleceğine sahip çıkalım, yapılan çalışmaların takipçisi olalım ve birlikte çözüm üretelim.”
]]>Tekin, Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda kentteki eğitim yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Her ayın ilk cumartesi günü yaptıkları “Öğretmenler Odası Buluşmaları”nı bugün Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğretmenle İzmir’de gerçekleştirdiklerini söyleyen Tekin, AK Parti hükümetlerinin eğitim alanında çok ciddi yatırımlar yaptığını, 2002-2003 eğitim-öğretim yılına göre derslik sayısı, öğretmen sayısı ve benzeri sayısal göstergelerin minimum iki katına çıkartıldığını söyledi.
Bakan Tekin, bu ay sonunda gerçekleşecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Milli Eğitim Bakanlığını çok yakından ilgilendirdiğini belirterek, yerel yöneticilerin kendilerine destek verdiği yerlerde eğitim yatırımlarının çok rahat bir şekilde yürüdüğüne dikkati çekti.
İzmir’de yatırım programına alınan, ihale veya inşaat sürecinde olan 90 projenin bulunduğunu bildiren Tekin, “Bu projelerin bir kısmı devam ediyor, bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış, imar ve inşaatla, ruhsatla ilgili problemlerin çözülmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlandığında toplamda İzmir’deki derslik sayısına 1907 derslik ilave edilmiş olacak.” diye konuştu.
Tekin, 90 projenin bedelinin yaklaşık 6 milyar 800 milyon lira olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024’te İzmir için 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini yatırım programımıza aldık. İzmir halkına, İzmir’deki eğitim öğretim sürecini sabırsızlıkla bekleyen, takip eden eğitim camiasına hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ayrıca deprem kapsamında toplam 17 okulumuzda 2023 yılı içerisinde deprem güçlendirme çalışmaları başlamış, bu da 329 dersliğe tekabül ediyor. Onları da tamamlayacağız. Deprem güçlendirmesi yapılması gereken 48 okulumuzu da güçlendirme sürecine alıyoruz. Onların da derslik karşılığı 683.”
Bunların tamamlanmasıyla İzmir’deki derslik sayısının yaklaşık 33 binin üzerine çıkacağını kaydeden Tekin, Ankara’da hayata geçirecekleri müzik ilkokulu-ortaokulu ve lisesi projesini İzmir’de de planlayacaklarını söyledi.
İzmir’e de gastronomi lisesi projesi
Tekin, bakanlık olarak mesleki eğitimdeki ara eleman problemini çözmek için ciddi tedbirler aldıklarını, Türkiye genelinde oluşturmayı planladıkları gastronomi liselerinin ilkini 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul’da başlatacaklarını ifade etti.
Uygun bir lokasyon temin edilmesi halinde bunun ikinci örneğini İzmir’de planlamak istediklerini kaydeden Tekin, “Bir hayırseverimiz yapımını üstlendi. Bizim yatırım programımızın dışında inşallah dediğimiz koşullara uygun bir lokasyon üretilebilirse onu da hayata geçirmiş olacağız.” dedi.
Tekin, Konak Öğretmenevi’ni yatırım programına aldıklarını, mevcut yerinde 2 yıl içinde tekrar hizmete açılacağını, Foça’da atıl durumda bulunan Hizmetiçi Eğitim Merkezi’ni de Öğretmen Akademileri’nin İzmir şubesi olarak hayata geçireceklerini sözlerine ekledi.
İzmir’e 100 yeni kreş ve Çocuk Gelişim Akademisi
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da seçimi kazanmaları halinde eğitim alanında çocuklara ve velilere yönelik bazı projeleri hayata geçireceklerini, İzmir’e 100 yeni kreş ile Çocuk Gelişim Akademisi’ni kazandıracaklarını, çocuk üniversiteleri kuracaklarını aktardı.
Çocukların eğitim-öğretim hayatlarının her anında yanlarında olacaklarını kaydeden Dağ, “Güçlü, huzurlu ve müreffeh bir İzmir, sadece bizim değil, gelecek nesillerimizin de hakkı. İzmir’imizin aydınlık yarınları için, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe mücadele edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın vizyonu olan ‘Hayata hazır, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi’ için İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak gelecek 5 yıla ‘biz hazırız’ diyorum.” dedi.???????
]]>Maliki, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024 kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Bakan Maliki, Filistin davasını desteklediği iddiası olan Irak’taki direniş fraksiyonlarının Amerikalı hedeflere saldırmasına ilişkin soruyu cevaplayarak, bu tür saldırıları, Filistinlilerin yalnız olmadığı konusunda Amerika’ya yapılan bir hatırlatma olarak gördüğünü söyledi.
Bölgedeki halklar ve hükümetlerin Filistinlilerle birlikte durup savaşacağına vurgu yapan Maliki, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin bitmesi ve 1967 sınırlarına dayanan bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması durumunda, devlet dışı aktörlerin saldırılarının duracağını ifade etti.
Maliki, Batı ülkeleri ve ABD’nin Filistin sorununun çözümünü, müzakere süreçleriyle yürütme konusunda uzun yıllardır çok gönüllü olmadığına dikkati çekerek, “2013’te (Eski ABD Dışişleri Bakanı) John Kerry bölgeden ayrıldıktan sonra bir vakum oluştu, güç boşluğu oluştu. Barış süreci olarak adlandırılan bu süreç, maalesef işlemedi.” diye konuştu.
Bakan Maliki, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği kapsamlı saldırıları sonrasında, Amerikalıların çatışmanın bir şekilde çözülmesinin gerekliliğini fark ettiğini dile getirdi.
ABD’nin Filistin’i tanıyacağına ilişkin haberler
“7 Ekim’dekiler gibi olayların önlenmesinin tek yolu, bir Filistin Devleti’nin kurulmasıdır.” diyen Maliki, ABD’nin bağımsız Filistin Devleti’ni tanıyacağı yönünde çıkan haberlerin gerçeği yansıttığını umduğunu belirtti.
ABD’nin Filistin Devleti’ni er geç tanıyacağı değerlendirmesinde bulunan Maliki, “Bu sayede belki (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu da kendi pozisyonunu yeniden değerlendirir, yeniden düşünür ve müzakere masasına geri döner. O zaman biz iki devletli çözümü nasıl uygulayabiliriz diye bakarız.” ifadelerini kullandı.
Maliki, Batı Şeria’nın farklı bölgelerinde 200’den farklı yerleşimde, çok sayıda Yahudi yerleşimcinin olduğunu aktararak, “Bu bölge aslında Filistin’in bağımsız toprakları. Ben Filistin Devleti dediğim zaman, toprak bütünlüğü sağlanmış, birleşik ve tam egemen bir Filistin Devleti’nden bahsediyorum. Yerleşimciler yasa dışıdır. Uluslararası hukuka göre, bu yerleşimler tasfiye edilmelidir ve yerleşimciler geldikleri yere, İsrail’e dönmelidir.” dedi.
Yerleşimcilerin işgal altındaki Filistin topraklarında bulunmalarının uluslararası hukuku ve Cenevre Konvansiyonu’nu ihlal ettiğine dikkati çeken Maliki, herkesin uluslararası hukuka saygı gösterip uygulamasını istediklerini vurguladı.
“147 gündür soykırım uygulanıyor”
Maliki, Hamas ile Fetih Hareketi’nin Moskova’daki görüşmesine ilişkin, insanlar arasında mucize beklemediklerini belirterek, biraz gerçekçi olunması gerektiğini söyledi.
Var olan problemlerin ve farklılıkların uzun yıllardır devam ettiğini kaydeden Maliki, Filistin’deki fraksiyonlar arasında da farklılıklar olduğunu ve bunların bir anda, tek bir toplantıda giderilemeyeceğini dile getirdi.
Maliki, başlangıcın olumlu olduğunu ve Moskova’daki toplantının sonucunun da çok pozitif ve teşvik edici göründüğünü kaydederek, fraksiyonlar arasında imzalanmış ve bildiri haline gelmiş formatın takip edilmesi gerektiğine işaret etti.
Her ülkenin siyasi duruşuyla ilgili konuşmayacağını anlatan Maliki, 7 Ekim 2023 itibarıyla ülkelerin gönderdiği mesajlara bakıldığında çok büyük farklılıklar olduğunu ve buradan yargıya varmak istemediğini ifade etti.
Maliki, önemli olanın, bu ülkelerin şu anda ne söyledikleri, nasıl tepki verdikleri ve hangi hükümlere vardıkları olduğunun altını çizerek, “147 gündür soykırım uygulanıyor, insanlığa karşı suç işleniyor, hak ihlalleri gerçekleştiriliyor. İsrail bunu yapıyor 147 gündür, bunu konuşmamız lazım.” değerlendirmesini yaptı.
“Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır”
Amaçlarının otonom bir yapıya kavuşmak olmadığını vurgulayan Maliki, “Biz aynı zamanda Filistin Devleti’nin topraklarının işgalini kabul etmiyoruz zaten. Bizim yapmaya çalıştığımız şey egemen bir Filistin Devleti’nin kurulması ve İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve bütün bunların da Batılı devletler tarafından tanınmasını istiyoruz. Bizim olduğumuz yer burası açıkçası. Biz özellikle bu hedeflere ulaşabilmek için çok sıkı çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Maliki, Netanyahu’nun bütün bunları görmezden geldiğinin açık olduğunu işaret ederek, Filistin halkının en temel haklarını göz ardı ettiğini söyledi.
Netanyahu’nun Filistin halkının mevcudiyetini bile kabul etmediğine dikkati çeken Maliki, “Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır.” dedi.
Maliki, İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen bir yasa tasarısında sadece İsrail halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı olduğunun belirtildiğini hatırlatarak, “İsrailliler, her zaman Filistin’in, Filistinlilerin en temel haklarından mahrum yaşamasına göz yummuştur.” diye konuştu.
ABD hükümetinin tavrında bazı olumlu değişiklikler gördüklerini dile getiren Maliki, yine de ABD’nin çok istekli görünmediğini ve adım atmadığını belirtti.
Maliki, İsrail yönetiminin işlediği suçların, Biden yönetimini adım atmaya zorladığını kaydederek, “Bu tip gerçekliklerin sahada olması, yeni ve somut adımların atılmasına sebebiyet veriyor.” dedi.
Batı ülkelerinin çifte standart uyguladığını ve bilerek uluslararası hukuka aykırı değerleri savunduğunu anlatan Maliki, “Kendileri de aynı zamanda geçmişlerinin mahkumu. Başkalarına hep tepeden baktılar.” ifadelerini kullandı.
Maliki, ramazan ayı başlamadan önce ateşkesin sağlanacağını ümit ettiğini söyleyerek, ateşkes sağlanmadığı takdirde Filistinlilerin yaralanmaya ve hayatını kaybetmeye devam edeceğini hatırlattı.
Ölenlerin çoğunluğunun kadın ve çocuklardan oluştuğuna vurgu yapan Maliki, masum hayatları korumaya ve yaşatmaya çalıştıklarını kaydetti.
(Bitti)
]]>Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen açılışa katılan Batman Valisi Ekrem Canalp, bütün değişim ve dönüşümlerin son yüzyılda yaşandığına işaret ederek, “Sinema da son yüzyılda bizim hayatımıza giren harikulade işlerden bir tanesidir. Sinemayı sadece kendisiyle değil, tiyatroyla beraber ele almamız gerekiyor.” dedi.
Canalp, sinemanın yüzyıllık ama tiyatronun binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Şu anda her ikisi de birbirini besliyor. Sinemayı destekleyebilmek için aynı zamanda tiyatroyu da desteklememiz gerekiyor. Bugün burada sinema günleri gerçekleştiriyoruz. Bizim için gurur verici ama bunun öncülleri de var. Geçmişteki hafızayı tekrar canlandırmak adına, bizim açık alanda sinema günlerimiz oldu.”
“Bu tarz organizasyonlar Batman’ı daha da güzelleştirir”
Programın danışmanı sinema yazarı Suat Köçer de festivalin önemine ilişkin, “Sezen Aksu’nun ‘Gülümse’ diye meşhur bir şarkısı var. Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda. İklim değişir, Akdeniz olur. Batman zaten güzel. Bence bu tarz organizasyonlar, Batman’ı daha da güzelleştirir, mevsimini değiştirir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu tür etkinliklerde destek olması gerektiğinin altını çizen Köçer, “Biz ne kadar iyi işler yaparsak yapalım, ne kadar emek verirsek verelim, bu emeğin ve bu işin bir sahiplenicisi, hamisi olması gerekiyor. Yoksa sağlam olmaz. Bu vesileyle Batman Valiliğine, Ekrem Canalp Bey’e, Batman Belediyesi çalışanlarına ve özellikle de Metin Gürbüz’e çok teşekkür ediyorum. Bu organizasyonun kahramanı gerçekten de o.” ifadelerini kullandı.
Açılışta onur ve başarı ödülleri verildi
Yönetmen Ahmet Toklu, festivalde seyirciyle buluşan “Farha” filminin Filistin asıllı Ürdünlü yönetmeni Darin J. Sallam’a “Başarı Ödülü”nü takdim etti.
Sallam, Filistin’de yaşananlara dikkati çekerek, “Bu şekilde tanınmak ve ödül almak benim için çok gurur verici, teşekkür ederim. Farha filmini Batman’da göstermek benim için büyük bir onur. Umarım yakın zamanda özgür Filistin’i de kutluyor oluruz.” diye konuştu.
Batman Valisi Canalp’in elinden “Onur Ödülü”nü alan yönetmen Derviş Zaim ise “Çok sonra, ileriki senelerde devam edeceğini fark ettiğim bir organizasyonun ilk günlerini, ilk bebek adımlarını görmekten ve bunlara şahit olmaktan çok mutlu olduğumu söylemem gerek. Umarım önümüzdeki senelerde de hep beraber burada bunu daha üst seviyelerde kutlarız. Kendi adıma bu verdiğiniz onur ödülüne layık olmaya gayret edeceğim.” dedi.
Usta yönetmen, sinemadaki yolculuğunu sürdüğünü ve hikayelerini anlatmaya devam etmek istediğini söyledi.
“Sonunda iz bırakmak çabasıdır oyunculuk”
Onur ödülünü oyuncu Umut Karadağ’ın elinden alan sanatçı Halil Ergün de çok etkilendiğini belirterek, “Çok boyutlu bir tatla karşılaştım burada. Yerel ölçekli varoluşlarda, bir şehirde, bir kasabada, devlet yöneticilerinin yaklaşımı çok önemli.” ifadesini kullandı.
İlk kez Batman’a geldiğini dile getiren Ergün, şunları aktardı:
“Heyecan içindeyim. Birinci derece, saygın, ferah bir şehirleşmeyle karşı karşıya kaldım. Bu da beni çok sevindirdi. Ödülümle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Tarih boyunca heykelden tiyatroya, resimden müziğe, halk ozanından sanatın bütün alanlarına, insanlığın aydınlanma, gelişme sürecinin ana itici gücü sanat olmuştur. Ben de hayata adım attığım günlerde sanatla buluştum ve sanatın bu boyutuyla ilgilendim, naçizane katkılarda bulundum. Bununla onur duyuyorum. Bu çabaya katkımız noktasında elimden geleni yapmaya çalışacağım. Sonunda bir iz bırakma çabasıdır, oyunculuk da yazarlık da şarkı söylemek de beste yapmak da. Yaşarken ödüllerle ve alkışlarla fark edilmek ve değerlendirilmek de çok önemlidir.”
Yönetmen Vuslat Saraçoğlu, usta oyuncu Perihan Savaş’ın “Onur Ödülü”nü takdim etti.
Savaş, Batman’a ikinci kez geldiğini söyleyerek, “Gerçekten de çok keyif aldığım bir yer burası. Çünkü yaptığımız söyleşide de çok hoş ve çok güzel bir zaman geçirmiştik. Sanat adına, oyuncular ve yönetmenler adına çok teşekkür ederim. Bu ödüller, yapmaya çalıştığım işimin doğruluğunu anlatıyor.” açıklamasını yaptı.
Özbekistan yapımı Sunday filminin yönetmeni Shokir Kholilov da ödülünü Suat Köçer’den aldı.
Program sonunda sanatçı Sedat Anar ve ekibi, film müziklerinden oluşan mini bir konser verdi.
Yarın sona erecek Batman Film Günleri’nde Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık Hasan”, Derviş Zaim imzalı “Flaşbellek”, Vuslat Saraçoğlu’nun “Borç” ve Ahmet Toklu imzasını taşıyan “Pota” filminin yanı sıra Batman Sinema Akademisi öğrencilerinin çektiği yapım sinemaseverlerle buluşacak.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG) Genel Sekreteri Emilia Saiz üstlendi.
Panelde konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve UCLG Başkanı Uğur İbrahim Altay, ADF’nin Türkiye’nin yükselen marka değerlerinden olduğunu belirterek, “Diplomasinin yerelleşmesi çok önemli ve kıymetli. Bu yüzden UCLG ve Konya Büyükşehir Belediyesi olarak burada bulunmaktan mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin söz sahibi olmasının, yerel gündemin küresele taşınması açısından önem taşıdığını vurgulayan Altay, yerel yönetim konusunun, ilerleyen yıllarda forumun önemli bir parçası olması gerektiğini belirtti.
Türkiye’de 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremleri hatırlatan Altay, “dirençli şehirler oluşturmanın” yerel yöneticilerin en önemli gündemi olması gerektiğini kaydederek, “Bu şehirlerde yaşayan insanların bütün sorumluluğunu biz taşıyoruz. Bu yüzden her türlü afete karşı öncelikle şehirlerimizi dirençli hale getirmeliyiz.” dedi.
Dirençli şehirler konusunun, afet öncesi ve afet sonrası olarak iki bağlamda ele alınması gerektiğine dikkati çeken Altay, “Afet öncesi yapılması gerekenler, her şehrin kendine göre risk haritalarını oluşturarak, en sorunlu alanlardan başlayarak çözümler üretmemiz gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Şehirlerin afetlere hazır olması için ulaşılması gereken şeyin finans kaynağı olduğunu söyleyen Altay, “Hepimizin yapması gereken şey, şehirlerin bu finansa ulaşmasını kolaylaştıracak çözümler ve yollar bulmak.” değerlendirmesinde bulundu.
Afet sırasında dünyada yaşanan dayanışmanın önemine değinen Altay, “Türkiye’de yaşanan depremde dünyanın birçok ülkesinden ve birçok şehirden arama kurtarma başta olmak üzere çok sayıda yardım aldık. Bir problem yaşadığınızda dostlarınızı yanınızda hissetmek çok önemli.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin dünyada oluşan krizlerin karar vericileri olmadığına ancak bu durumların sonuçlarının şehirlerde yaşayan insanları doğrudan etkilediğine dikkati çeken Altay, “İklim değişikliğinden sonra bazı ada şehirlerin tamamen yok olması gündemde ancak o şehirlerde yaşayan insanların iklim değişikliğine neredeyse hiçbir etkileri yok. Ancak bunun sonucundan acımasız bir şekilde zarar görüyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
Altay, bu nedenle yerel yönetimlerin diplomaside yer almasının çok önemli olduğunu söyledi.
Johannesburg Büyükşehir Belediye Başkanı Kabelo Gwamanda ise kardeş belediyeciliğin, başka kentlerle kardeşlik ilişkisi kurma ve dayanışmayı gösterme yoluyla Johannesburg tarafından teşvik edildiğini söyledi.
Gwamanda, “Her ne kadar dış ilişkiler ulusal hükümetin yetkisinde de olsa, yerel yönetimlerin, farklı ülkelerden gelen yerel halkın bir koruyucusu olarak, ortaya çıkabilecek herhangi bir trajedi durumunda, bu kişilerin ülkeleriyle sağlıklı bir iletişim hattına sahip olması çok önemlidir.” dedi.
Bu bağlamda farklı şehirlerle “kardeşlik” ilişkisi kurulmasının Johannesburg için çok önemli olduğunu vurgulayan Gwamanda, bu doğrultuda çabalarının olduğunu belirtti.
“Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz”
Filistin’de adalet için hayatını kaybedenler anısına konuşmasına 10 saniyelik sessizlikle başlayan Ramallah Belediye Başkanı Issa Kassis de “Ramallah, bir belediye ve UCLG’nin bir parçası olarak tüm zorlukları aşmayı ve Filistinlilerin neler yapabileceğini dünyaya göstermeyi başarıyor.” ifadelerini kullandı.
Kassis, “Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz. Adalet, umut ve barışa inanıyoruz. Yerel yönetim olarak yapmaya çalıştığımız şey bu.” dedi.
Yaklaşık 40 “kardeş şehirle” her kıtada varlık gösterdiklerinin altını çizen Kassis, Türkiye’de olmaktan onur duyduklarını belirtti.
Söz konusu ilişkinin belediyeler arasında değil toplumlar arasında olduğuna işaret eden Kassis, şu ifadeleri kullandı:
“İnsanlarla ilişki kuruyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bize karşı oy kullanan ülkelere karşı, vatandaşların Johannesburg, Barselona, Londra, Washington ve Paris’te sokağa çıkarak ‘Özgür Filistin’ sloganları attıklarını ve adaletsizliğe direnen Amerikalı pilotu gördünüz.”
“Diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip”
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) Genel Sekreteri Fabrizio Rossi, Antalya’nın Avrupa için tanıdık bir şehir olduğundan bahsederek, ADF ile birlikte her sene daha da önemli hale geldiğini belirtti.
Global krizlerin etkilerinin yerel olduğunu söyleyen Rossi, “Etki yerel olduğunda, hiç kimse krizin etkilerini, sonuçlarını ve bölge halkının ihtiyaçlarını belediye başkanından daha iyi bilemez. Bu nedenle belediye başkanlarının krizin ele alınmasında kilit bir rol oynaması gerektiğine inanıyoruz.” dedi.
CEMR olarak ülkelere verdikleri desteklere değinen Rossi, Ukrayna’daki savaşın başlamasından yaklaşık bir hafta sonra belediyelere destek vermeye başladıklarının altını çizerek, “Başlangıçta gıda dahil çok temel ihtiyaçlar sağlandı ve daha sonra bölgedeki ihtiyaçlar büyüdükçe yardımlar da gelişti.” diye konuştu.
Kısa zamanda böyle bir yardımın yapılabilmesinin sebebinin kriz öncesi kurulan bağlar olduğuna dikkati çeken Rossi, “İnsanların, sınırların ötesinde köprüler kurmak için eşsiz bir kapasitesi var. Bu nedenle diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip.” dedi.
“Ülkelerin kalkınması ülkede yaşayan kişilere bağlı”
Güney Afrika Eyalet Yerel Yönetimler Derneği (Salga) Başkanı Bheke Stofile ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasındaki sözlerini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Dün Türkiye Cumhurbaşkanı çok derin bir açıklama yaptı. Umarım toplantıya katılanların çoğu bu açıklamayı anlamıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı, dostluk, ilişki, işbirliği ve yardımlaşma niyetiyle elinizi açmanın önemli olduğunu söyledi ve ardından da dünyada insanların işbirliği yapmadan yaşamasının mümkün olmadığını ifade etti. Bu açıklama, Güney Afrika’daki siyasi sistemimizi tam olarak ifade ediyor.”
Ülkelerin kalkınması ve gelişmesinin o ülkede yaşayan kişilere bağlı olduğunu dile getiren Stofile, “İşte bu nedenle liderler olarak bize hangi fırsat verilirse verilsin, ilk olarak onlara, insanlara saygı duymalı ve nihai hedeflerine ulaşmak için onlarla birlikte çalışmalıyız.” ifadelerini kullandı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, ikinci gününde devam ediyor.
M?oderatörlüğünü DiploFoundation’ın kurucu üyesi ve eski Malta Dışişleri Bakanı Alex Sceberras Trigona’nın üstlendiği “Küreselleşmiş Dünyada Bilim ve Teknoloji Diplomasisin Rolü” paneline Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Diplomasisi Özel Koordinatörü Büyükelçi Murat Yavuz Ateş, DiploFoundation Yöneticisi Jovan Kurbalija, Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Anne Marie Engtoft Melgaard ve İstanbul Üniversitesinden Prof. Özgün Erler Bayır katıldı.
Büyükelçi Ateş, her şeyin çok hızlı şekilde ilerlediğini ifade ederek, Türkiye’nin de teknolojik gelişmelerden mümkün olduğunca fazla faydalanmaya çalıştığını kaydetti.
Ateş, işe ilk başladığı zamanlarla gelinen dönemi kıyaslayarak çok uzun sürebilecek işlerin artık yapay zeka sayesinde kısa süre içerisinde tamamlanabileceğini söyledi.
Özel sektör, devlet kurumları ve akademi gibi birçok alanının kendi içerisinde teknoloji alanına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Ateş, “Örneğin Türkiye’de dijital dönüşüm ofisimiz, sanayi ve teknoloji bakanlığımız, rekabet kurulumuz ve telekomünikasyon kurumumuz var.” dedi.
Ateş, teknolojik gelişmelerin zorlukları da beraberinde getirdiğini dile getirerek bu konuda yasal düzenlemelerin kilit noktada ve bunun nasıl şekillendirildiğinin de bir o kadar önemli olduğunu ifade etti.
Yapay zekanın popülerleşmesinin bu zorlukları artırdığı değerlendirmesinde bulunan Ateş, “Dediğim gibi çok güzel işler başarabilir ama bazı şeyleri daha da zora sokabilir ayrımcılık olsun yanlılık olsun yani dijital ayrışmayı da çoğaltabilir.” diye konuştu.
Ateş, yeni teknolojiler dünyanın her bir yanında kullanılacaksa bunun ortak şekilde regüle edilmesi ve insanı merkeze yerleştiren yasal düzenlemelerin getirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Önümüzdeki on yıl içerisinde yapay zeka süper zeka konumuna rahatlıkla gelebilir ve insan kontrolünün ötesine de geçebilir.” dedi.
“Teknoloji ve dijitalleşme talepleri artırıyor”
Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Melgaard da teknolojinin ilerlemesinin diplomasinin farklı bir dünyada işlemesi anlamına geldiğini ifade ederek, ilk defa 1992’de e-posta gönderildiğini ancak diplomasinin tamamen kağıdı bırakmasının 20 yılı bulduğunu aktardı.
Şimdi ise ChatGPT’nin ortaya çıktığını dile getiren Melgaard, “Artık herkes yapay zekanın nasıl kullanılabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla çok ciddi bir değişimden bahsediyoruz.” dedi.
Melgaard, ancak bu konuda uluslararası bir mevzuat olmadığına dikkati çekerek, “Mesela sahte bir video, seçimlerden hemen önce gösterilirse ne olacak belki sonrasında sahte olduğu tespit edilecek ancak iş işten geçmiş olacak.” diye konuştu.
Bugün 45 ülkenin bu konuda çalışan teknoloji büyükelçileri olduğunu vurgulayan Melgaard, çok taraflı sistemlerin ortak bir paydada buluşabilmesinin önemli olduğunu belirtti.
Melgaard, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafına bakıldığında bunun çok da kolay olmadığını çünkü herkesin aynı teknolojik seviyede olmadığını söyledi.
Teknoloji ve dijitalleşmenin talepleri artırdığını ifade eden Melgaard, “Git gide BM gibi kurumların sorumlulukları da ağırlaşacak çünkü çözüm bulmak durumunda kaldığımız meseleler artışa geçecek.” diye konuştu.
Melgaard, “Herkes internete erişmek istiyor herkes bilgisayar sahibi olmak istiyor neden çünkü bunlar beraberinde çok büyük imkanları getiriyor ama kuantum bilgisayarlara geçiş yapıldığında nasıl olacak onlara kaç kişi erişebilecek ve bu gelişmeleri kaç ulus takip edebilecek?” dedi.
“Küresel internet altyapısı kırılgan”
DiploFoundation Yöneticisi Kurbalija, dijital teknoloji alanında en önemli konunun “süreklilik” olduğuna işaret ederek, küresel internet altyapısının kırılgan olduğunu vurguladı.
Okyanusun ortasından geçen kablolar olduğunu ve bunun “potansiyel risk taşıdığını” ifade eden Kurbalija, böylesi kritik altyapının yedeğinin olması gerektiğini söyledi.
Üniversitelerin yapay zekayı yasaklayarak hata yaptığını belirten Kurbalija, “Yapay zeka gelecekte bugünün interneti gibi olacak ve hayatlarımızın tam merkezinde yer alacak.” diye konuştu.
“Diplomasi krizlerle şekilleniyor”
İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Özgün Erler Bayır, artık teknolojik gelişmelerin takip edilmesinin zorlaştığına dikkati çekerek, bu gelişmelerin diplomasiye adapte edilmesinin de bir soru işareti olduğunu belirtti.
Gelişimler hızla yaşanırken her şeyin dijitalleşmesi olmalı mı sorusunu sorduğunu ve bir zamanlar telefon diplomasinin de gündemde olduğunu ancak bu misyonun da tamamlandığını aktaran Bayır, bazı diplomatların dijitalleşmeye yönelik şüpheci olduğunu ifade etti.
Bayır, diplomasinin dijitalleşmesi ve bunun geleceğine karşı akıllarda soru işaretleri olduğunu vurgulayarak, tam olarak nelerin değişeceğinin merak konusu olduğunu ve Kovid-19 salgını sırasında olduğu gibi diplomasinin uygulanma şeklinin değişebildiğine işaret etti.
Özellikle kavramsallaşmada “tutarlılığa” ihtiyacın olduğunu vurgulayan Bayır, “Akademiye baktığımız zaman da konseptlerin farklılaştığını görüyoruz.
Sanal diplomasi, Twitter diplomasisi gibi pek çok farklı kavram ortaya çıktı ve bunlar diplomasinin yeni türleri.” dedi.
Bayır, nesiller boyunca diplomasinin krizlerle şekillendiğini ifade ederek, ABD’nin İran’da sanal elçilik açmış olmasının bunun bir örneği olduğunu söyledi.
Bunun gayet pratik bir uygulama olduğunu belirten Bayır, yeni politikalar geliştirirken vizyoner de olunması gerektiğini kaydetti.
]]>Talas Belediyesi, Kayseri’nin en büyük 1’inci, Türkiye’nin ise 6. en kalabalık ilçesi olan Mevlana Mahallesi’nin okul ihtiyacını gidermek için Hayırsever Ahmet Gönen işbirliği ile yaptırılacak olan Ahmet Gönen Lisesi’nin temelini attı. Törene, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, davetliler ve mahalle sakinleri katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından törenin açılış konuşmasını yapan İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, “Biz her platformda geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız, gençlerimiz diyoruz. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı hayata hazırlama sürecinde onları en iyi imkanlarla buluşturmayı hedefliyoruz. Temelini atacağımız bu yatırımın en önemli hususlarından bir tanesi hayırseverimizin yaptığı bir yatırım ve belediyemizin desteği ile yapılan bir okul. Hayırsever ve belediye katkısıyla çok kıymetli bir okul daha kazanacağız. Talas ilçemiz çok hızlı gelişen, büyüyen bir ilçe. İhtiyaç olan bir yerde ihtiyacı karşılayacak ve sorunu çözecek bir temel atıyoruz” dedi.
“Sadece 5 yılda 8 okul bitirdik ve teslim ettik”
Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın da, “Nüfus yoğunluğu açısından Türkiye’nin en kalabalık 6’ıncı, Kayseri’nin de en büyük 1’inci mahallesinde bulunuyoruz. Her biri bir köy büyüklüğünde olan çok sayıda apartman var. Buralarda en önemli konunun eğitim olduğu göz ardı edilemez. Biz başlarken “Cumhuriyet’imizin 100. Yılında 100 proje” dedik, 210 proje olmuş ama en önemlisi de eğitim. Bende öğretmen olunca aklımı taktım ve meclis üyelerimizde bizi desteklediler. Artık Talas’ta valimizin, kaymakamımızın ve milli eğitim müdürümüzün de aklını taktığı gibi ikinci eğitime son vermiş olalım. Ben 30 sene boyunca “sabahçı mısın, öğlenci misin?” sorusuna muhatap oldum. Hiç hoşunuza giden bir durum değil. Artık Kayseri’de bu iş bitiyor. Devlet ve millet işbirliği ile yapıldığı içinde devlet adına biz hazine arazilerini veriyoruz. Yoksa da planlıyoruz. Hayırseverimizde yapıyor. Büyün bir güzellik ile işi bitiriyoruz. Sadece 5 yılda 8 okul bitirdik ve teslim ettik. Şuanda da inşaatı devam eden 8 okulumuz var. 4 tanesi önümüzdeki eğitim öğretim yılına yetişmiş olacak” ifadelerini kullandı.
Yalçın, “Türkiye Yüzyılı demek sadece slogan atmaktan ibaret değil ve olmamalı. Biz Türkiye Yüzyılının altını eğitim yüzyılı olarak doldurursak, sanayiciler üretim yüzyılı olarak altını doldurursa, herkes kendini işiyle altını doldurursa o zaman Türkiye yüzyılı olur. Kıyamete kadar Türkiye Cumhuriyetinin yüzyıllarına ve muassır ülkeler seviyesindeki yerimizi alırız. Bunun için elimizden geleni yapıyoruz” diye konuştu.
Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez ise, “İlçemiz ülkemizde en hızlı gelişen ve nüfusu en hızlı artan ilçelerimizden birisi. Mevlana Mahallemizde hem ilimizde he ülkemizde hızla gelişen bir mahallemizdir. Durum böyle olunca bu kadar nüfusa eğitim alt yapısı gerekiyor. Bunları yapmak bakanlığımızın görevidir ama bu kadar nüfus artışı karşısında bakanlığımızın bu kadar hızlı gelişen bir ihtiyacı biranda karşılama imkanı olamaz. Olsa bile desteklemeliyiz. İlçemiz bu konuda son derece şanslı. İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün yoğun çabaları karşısında belediyemiz ve hayırseverlerimizde devreye girmek suretiyle bu ihtiyacı hızlı bir şekilde karşıladılar” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından dua edildi ve okulun temeli atıldı. – KAYSERİ
]]>İstanbul’da yaşayan Ufuk Öntürk, 2016’da kalp krizi geçirdi. Doktorların müdahalesiyle hayata döndürülen Öntürk, 2018’de dünya turuna çıktı. İlk olarak Tayland’a giden Ufuk Öntürk, daha sonra Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya’ya geçti. Kamboçya’yı seven ve orada yaşamaya başlayan Öntürk ile kaldığı pansiyonun sahibi ve çalışanları arasında 25 Şubat’ta tartışma çıktı. 6 kişinin bulunduğu olayda, Öntürk başına isabet eden çekiç darbesiyle yaşamını yitirdi. Ertesi gün Öntürk’ün Türkiye’deki yakınlarına ölüm haberi ulaştı. Öntürk’ün cenazesinin Kamboçya’da Budist inancına göre yakılması için vekalet istendiğini öğrenen yakınları, AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’a ulaştı. İnan ise durumu Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a iletti. Kamboçya’daki yetkililerle temasa geçilip Öntürk’ün cenazenin Türkiye’ye getirileceği bilgisi sağlandı.

“HUNHARCA ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ ÖĞRENDİK”
Öntürk’ün eniştesi, evli, 3 çocuk babası, besteci ve şarkıcı Deniz Keser (54), “26 Şubat’ta gelen bir telefonla şoke olduk. Kayınbiraderimin ölüm haberi iletildi. Başta odasında ölü bulunduğu söylendi. Ancak yaptığımız araştırmada cinayete kurban gittiğini öğrendik. Kaldığı pansiyonda tabak kırılmış. Bu nedenle tartışma başlamış. Pansiyon sahibi ve çalışanlarının bulunduğu 6 kişi, çekiçle başından yaralamış. Hunharca öldürüldüğünü öğrendik. Büyükelçilik ile irtibata geçtik. Beklememiz söylendi. Orası, Budist bir ülke. Onların inançları doğrultusunda cenazemizin yakılacağını öğrendik. Biz Müslüman ülkeyiz. Dinimize ve geleneklerimize uygun defin işlemini yapmak istediğimizi söyledik. Cenazemizi getirmek istedik. 10 bin dolar gibi büyük meblağ istendi. Ailecek bu rakamı ödeyemeyiz. Dışişleri Bakanlığımıza dilekçeyle müracaat ettik. Sağ olsun Bakanımız Hakan Fidan aracılığıyla iletişime geçildi. Devletimiz araya girerek mağduriyetimizi giderdi. Şu an cenazemizi bekliyoruz. Cinayetle ilgili 6 kişi tutuklanmış. Hak ettikleri cezayı almaları aşamasında da devletimizden yardım istiyoruz” dedi.

“TÜRKİYE’YE DÖNMEK İSTEMİYORDU”
Ufuk Öntürk’ün ablası, işçi emeklisi Yıldız Eyiçalış (56) ise “Kardeşim 2018’de yurt dışına gitmeden 2 sene önce kalp krizi geçirdi. Hatta 30 saniyeliğine kalbi durdu. Yani ölüm noktasına geldi. Hastaneye çok yakın bir yerde olay gerçekleştiği için doktorlarımız sağ olsun hayata döndürebildi. Bu kalp krizinden sonra kardeşimin hayat görüşü değişmeye başladı. Dünyaya açılmaya, başka kültürdeki insanlarla arkadaş olmaya karar verdi. Yaşam isteği arttı. Daha sağlıklı yaşamak istediğini söyledi. İlk olarak Tayvan’a gitti. Tayvan’da evlilik yapmayı düşündü ancak olmadı. Oradan da Kamboçya’ya geçti. Kamboçya’yı ise sevdi ve yerleşmeye karar verdi. İnsanlarını, yemek kültürünü, havasını, suyunu sevdiğini söyledi. Türkiye’ye dönmek istemiyordu” dedi.

Önce cinayeti sonra cenazenin yakılacağını öğrenince şaşırdıklarını söyleyen Eyiçalış, devlet yetkilileriyle temasa geçtiklerini belirterek, “Cenaze masrafları yüklü miktardaydı. Bakanlık kendi imkanlarıyla karşıladıklarını ifade etti. Cenazenin yakılacağı söylendiğinde şok yaşamıştık. Böyle bir şeye izin vermeyeceğimizi söyledik. Bizden vekalet istediler. Vekaleti kasıtlı geciktirdik. Devlet yetkililerimiz sayesinde cenaze getirilecek. Şu an tek beklentimiz, cenazemizin en kısa sürede getirilmesi ve İslami usullere göre defnedilmesi. Ayrıca cinayeti işleyen kişilerin salıverilmesinden de korkuyoruz. Bu kişilerin, mutlaka cezalarını çekmesini istiyoruz. Bunun için de herkesin yanımızda olacağına inanıyorum” diye konuştu.
“AİLE BİZE ULAŞIP HABERİ VERDİĞİNDE ÇOK ÜZÜLDÜK”
AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan ise “Aile bize ulaşıp bu vefat haberini verdiğinde çok üzüldük. Haberi alır almaz Kamboçya’daki Büyükelçiliğimizle, Dışişleri Bakanlığımızla iletişime geçtik. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’a konuyu İzmirli hemşehrilerimiz adına aktardık. Bakanımız hemen Kamboçya’daki bürokratlarla görüşüp, cenazenin bulunması, ardından Türkiye ve İzmir’e getirilmesi için talimat verdi. Bunun için ödenek çıkartılması noktasında büyük bir özveri ortaya koydu” ifadelerini kullandı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Ghida Fakhri’nin üstlendiği panele, Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Abdullah bin Ahmed Al Halife ve Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Hüsam Zeki katıldı.
Filistin Dışişleri Bakanı Maliki, bölgede kalıcı istikrar ve güvenliğin Filistin-İsrail arasında barışın tesis edilmesiyle sağlanacağını belirterek “Filistinliler diğer ülke halklarıyla eşittir. Filistinliler için barış olmadan, tüm Orta Doğu’da barış ve güvenlik olmaz. Bunu Filistinlilerin topraklarına el konulduğu 1948’den beri görüyoruz.” dedi.
İsrail’in kendi güvenliğini sağlamanın yolunu savaşmakta gördüğünü ve 76 yıldır bu savaşı sürdürdüğüne dikkati çeken Maliki, “Savaşın barış ve istikrar getirmediğine onlar da inanmalı. Barışın güvenliği tesis edeceğini kabul etmeliyiz. İsrail, Filistin dışındaki ülkelerle barış yapmak istiyor ve bunu Filistin, Lübnan ve Suriye’deki işgallerini bitirmeden yapmak istiyor. Birçok Arap ülkesiyle ilişkilerini normalleştirdiler ancak güvenlik elde edemediler. 7 Ekim’de yaşananlar bunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
“İsrail cezasız kaldığı için istediğini yapıyor”
Moderatör Fakhri’nin, “Arap ülkeleriyle normalleştirme süreci devam ederken İsrail neden Filistin’le barış yoluna gitsin?” sorusuna Maliki, İsrail’i barışı zorlamak için uluslararası alandaki cezasızlığının sona ermesi gerektiği cevabını vererek şöyle devam etti:
“İsrail dünyaya meydan okuyabiliyor ve cezasız kaldığı için istediğini yapıyor. İsrail’e ambargo sözünü dahi kullanmıyorlar. Bu sözü kullanan olursa da İsrail ‘antisemitik’ etiketi yapıştırıyor. Bu cesareti Güney Afrika gösterdi. İsrail’in Gazze’de soykırım işlediğini haykırdı. Diğer ülkeler de harekete geçmelidir. İsrail’e ambargo veya yaptırım uygulamak tek çözümdür. Rusya’ya uygulanan ambargo İsrail’e uygulanmıyor.”
Arap ülkelerinin Filistin’e desteği yeterli mi?
Arap ülkelerinin Filistin’e siyasi destek verdiğini ancak finansal destek veremediğini anlatan Maliki, “Mali yardım söz konusu olduğunda problem oluyor. Çok zor maddi durum içinde olduğumuzu da biliyorlar. İsrail bizim vergilerimize el koydu. Son bir yılda kamu çalışanlarımıza maaş ödeyemedik. Arap ülkeleri 100 milyon dolarlık yardım için bir araya gelmişti ancak maalesef şimdiye kadar bu konuda adım atılmadı. Arap ülkelerinin verdiği siyasi destek konusunda tatmin oluyoruz ancak maddi yardım konusunda tatmin olamıyoruz.” diye konuştu.
Maliki, ABD’nin Gazze’deki katliamlara ve savaş suçlarına rağmen İsrail’e verdiği desteğe işaret ederek şunları kaydetti:
“Tek bir süper güç İsrail’e eleştirilere kalkan oluyor. İsrail şu anda soykırım suçu işliyor bir sorun varsa bu gücün İsrail’e arka çıkmasıdır. İsrail’in bir an evvel işgali durdurması ve Filistin devletinin kurulması gereklidir. Filistin’deki durum çok kötü ve çok büyük adaletsizlik görüyoruz.”
Buhabib: “BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerekir”
Lübnan Dışişleri Bakanı Buhabib de ABD yönetiminin İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırılarını durdurma kapasitesine sahip olduğuna dikkati çekerek BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.
İsrail’in Lübnan’ı her gün tehdit ettiğini belirten Buhabib, “Herhangi bir ateşkesi kabul etmeyeceklerini söylüyorlar. Lübnan kesinlikle barış taraftarı. Filistinliler için barış tesis edilmeli. 75 senelik savaştan bahsediyoruz artık barış olmalı, İsrail için de güvenlik böyle sağlanacak. Biz bütün işgal edilen bölgelerden çekilmelerini istiyoruz bu da güvenliği getirecektir.” ifadelerini kullandı.
Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların genişlemesi ihtimali
Buhabib, ülkenin güney sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalara ilişkin ise “Biz kesinlikle korkuyoruz ancak Hizbullah’tan korkmuyoruz çünkü Hizbullah işgal yoksa savaş istemiyor zaten. Ateşkesin ve sınırlar arasında güvenliğin tesis edilmesi için Avrupa ülkelerinden ateşkesin sağlanmasını istiyoruz. Lübnan’a karşı savaş açılırsa bu tek ülkeyle sınırlı kalmaz, bölgesel savaşa dönüşür. Hizbullah şaka değil, biz muhtemel bir savaşta ülkemizin mahvolacağından korkuyoruz ancak İsrail de bundan çok büyük zarar görecek.” diye konuştu.
Fransa’dan İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili mektup
Lübnanlı Bakan, İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili Fransa’nın kendilerine içeriğinde olumlu noktalar olan bir mektup sunduğunu ve kendilerinin de yakında cevaplarını ileteceklerini belirtti.
Bahreyn’in İsrail-Filistin meselesine ilişkin tutumu
Panelin konuşmacılarından Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Al Halife de ülkesinin Filistin devletinin kurulmasından ve iki devletli çözümden yana olduğunu kaydetti.
Bu çözümün İsrail’in işgal ettiği toprakları terk etmesiyle olacağını söyleyen Halife, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkent olması, Filistinlilerin topraklarına dönmesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nin de Suriye’ye verilmesi gerektiğini ifade etti.
Halife, İsrail ile ilişkilerini normalleştiren Bahreyn’in Filistin’de “kırmızı çizgisinin” olup olmadığına ilişkin soruya ise “Savaş zamanında herhangi bir ülkenin arabulucu olması mümkün değil çünkü her iki tarafa yaptırım uygulanmalıdır. Bahreyn iki toplumun birlikte yaşaması gerektiğine inanıyor.” cevabını verdi.
Arap ülkeleri İsrail’in saldırılarını durdurmak için ne yapabilir?
Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Zeki ise “Arap ülkelerinin İsrail’in Filistinlilere saldırılarını durdurmak için neden adım atamadığının” sorulması üzerine, “Sadece Arap Birliği değil, tüm uluslararası kuruluşlar buna dahil. BM dahi bunu durduramadı. İsrail’in davranışlarını değiştirmesi konusunda başarısız olundu.” dedi.
Arap Birliği’nin görevinin siyasi pozisyon belirlemek olduğunu söyleyen Zeki, Filistin’in desteklenmesi konusunda uluslararası konsensüs oluşturmaya çalıştıklarını ve Arap Birliği’nin Filistin’in desteklenmesinde büyük rol oynadığını savundu.
Moderatörün “Arap Birliği, durumun vahametine dair bir strateji geliştiremez mi?” sorusu üzerine Zeki, “Şu anda Arap Birliği’nin siyasi bir pozisyon oluşturma ve bununla Filistin’i destekleme konusunda tatmin olduğunu söyleyebilirim ancak bu suç unsuru barındıran savaşı durdurma çabalarımızın olmadığı anlamına gelmiyor. Arap ülkeleri bu çabalara dahil oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Maliki, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024 kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Bakan Maliki, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Filistin’de iki devletli çözüme tamamen karşı olduğuna işaret ederek, İrlanda ve diğer Avrupa ülkelerinin, Netanyahu’nun ileriye doğru bir karar alıp iki devletli çözümü uygulamasını beklemesinin “boşuna” olacağını söyledi.
İrlanda ve benzer fikirdeki diğer Avrupa ülkelerinin farklı düşünmesi ve Netanyahu’ya iki devletli çözüm için baskı yapması gerektiğini ifade eden Maliki, “Bu ülkeler (Avrupa ülkeleri) inisiyatif almalı, bu inisiyatif Filistin devletini tanımakla başlayabilir.” dedi.
İrlanda’nın ve İrlanda halkının her zaman iki devletli çözümü desteklediğini belirten Maliki, İrlanda’nın Filistin devletini tanıması gerektiğini kaydetti.
İsrail’in ramazanda ibadethanelere yönelik kısıtlamaları
İsrail’in ramazanda uyguladığı kısıtlamalarla ilgili soruyu yanıtlayan Maliki, Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine “Temple Mount” adlı bir yapı kurmak ve yeni bir gerçeklik oluşturmak istediğini dile getirdi.
Maliki, Mescid-i Aksa’nın Müslümanlara münhasır bir yer olmadığına, aynı zamanda Yahudiler için de kutsal olduğuna dikkati çekerek, “Müslüman ülkeler ve uluslararası camia net bir duruş göstermeli, İsrail’in yüzyıllardır devam eden mevcut durumu değiştirme çabalarını boşa çıkarmalıyız.” ifadesini kullandı.
İsrail’in, ramazanda bölgenin genelinde rahatsızlık yaratmak ve şiddete sebebiyet vermek için konuyu daha fazla kurcaladığının altını çizen Maliki, İsrail’in tuzağına düşmeyeceklerini, barışı ve huzuru tesis edeceklerini vurguladı.
Mahmud Abbas salı günü Türkiye’de
Maliki, Türkiye’nin Filistin ve Filistin halkıyla çok yakından çalıştığını, yıllardır dayanışma ve destek gösterdiğini ifade etti.
Tarihi bağlar sayesinde Türkiye’nin Filistin’e, Filistin’in Türkiye’ye yakın olduğuna işaret eden Maliki, Türkiye’nin siyasi, dini ve kültürel bağları nedeniyle Filistin’de olanların sorumluluğunu da hissettiğini belirtti.
Maliki, Türkiye’nin her platformda Filistin’e bütün desteğini verdiğini vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın her zaman irtibatta olduğunu söyledi.
İki lider arasındaki görüşmelere dair Maliki, Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın salı günü Ankara’da olacağını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşeceğini açıkladı.
Maliki, iki ülke arasındaki süregelen istişareler ve görüşmelerin devamının ele alınacağını aktararak, bunun da zaten iki ülke arasındaki mükemmel ilişkilerin en güzel örneklerinden biri olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’ye, verdiği finansal ya da farklı yönlerden destek konusunda müteşekkir olduklarını söyleyen Maliki, Gazze’deki durumun başlangıcından bu yana Türkiye’nin sürekli Gazze’ye insani yardım gönderdiğini ifade etti.
Maliki, Türkiye’nin İsrail’in gerçekleştirdiği soykırımı, bölgedeki bütün suçları ve saldırıları kınadığını kaydederek, “Bu da Türkiye’nin göstermiş olduğu bağlılık, destek ve dayanışmanın da çok güzel bir örneğidir. Türkiye’nin yönetimi de sonuna kadar Filistin davasını desteklemektedir. Biz her zaman Türkiye’nin desteğine güvenebileceğimizi yüreğimizde hissediyoruz. Söz konusu etrafımızdaki dostlarımıza güvenmek olduğunda, her zaman Türkiye bizim yanımızda oldu, her türlü desteği vermiştir.” diye konuştu.
“Gazze’de meşru yönetim Filistin yönetimidir”
Gazze’de 30 bin Filistinli görevlileri olduğunu anımsatan Maliki, ateşkes sağlandığı anda geçici ofislerde de olsa hizmet vermeyi sürdüreceklerini söyledi.
Maliki, yeni bir durumdan bahsetmediğini ve son 17 senedir Gazze’de var olanın devam ettirileceğini belirtti.
Herhangi birisinin Filistin iradesine bir alternatif getirmeye çalışmasını kabul etmeyeceklerine dikkati çeken Maliki, Filistin yönetiminin Gazze’de meşruiyeti bulunduğunu ve Gazze’de görev yapacak tek meşru yönetimin onlar olduğunu söyledi.
Maliki, Netanyahu’nun Filistin yönetiminin Gazze’de olmaması gerektiğini söylediğini anımsatarak, onun Gazze vatandaşı ya da seçilmiş bir lider olmadığını ve karar verme yetkisinin de bulunmadığını vurguladı.
Gazze’yi kimin yöneteceğini Netanyahu’nun bilemeyeceğini dile getiren Maliki, “Netanyahu, işgal gücünün başındadır ve askeri olarak bir işgal vardır Gazze Şeridi’nde. Bir işgalci olarak bunu söylüyor. Hiçbir meşruiyeti, güvenilirliği, otoritesi veya yetkisi var mıdır? Yoktur, istediğini söyler.” dedi.
Maliki, bu nedenle Netanyahu’nun söylediklerinin siyaseten hiçbir önemi ve değeri olmadığını vurgulayarak, “Gazze’de bundan sonra da çalışacak tek yetkili ve meşru yönetim Filistin yönetimidir. Batı Şeria’da olduğu gibi Gazze’de de Filistin yönetimi olacaktır.” dedi.
(Sürecek)
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, TRT World sunucularından Elif Bereketli’nin moderatörlüğünde yapılan “ADF ADDRESS” etkinliğinde, Türkmenistan Milli Lideri ve Halk Maslahatı Başkanı Berdimuhamedov konuştu.
Berdimuhamedov, foruma davetinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederek, forumun, uluslararası ilişkilerin mevcut durumu ve birçok temel soruyu gündeme getirdiğini kaydetti.
Forumun, yalnızca siyasi, ekonomik ve hukuki soruları gündeme getirmediğine dikkati çeken Berdimuhamedov, foruma ülkelerin nüfusu, askeri kapasitesi veya teknolojik düzeyine bakılmaksızın dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın, Eylül 2023’te BM Genel Kurulunun 78. oturumunda, BM himayesinde kapsamlı bir güvenlik stratejisi oluşturulması önerisinde bulunduğunu hatırlatarak, “Bunu, 21. yüzyılda devletlerarası ve uluslararası ilişkilerin yapısına ve bunu başarmaya yönelik araçlara ilişkin bir tutum ve normlar sistemi olarak görüyoruz.” dedi.
Türkmenistan’ın, küresel güvenliğin sağlanmasında bölgesel kuruluşlar ve hükümetler arası birlikler aracılığıyla sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik ve insani faaliyetlerin de güçlendirilmesini gerekli ve yerinde gördüğünü belirten Berdimuhamedov, şöyle devam etti:
“Bu konuda diğer uzmanlaşmış yapı ve kurumların görüşlerini dinleyerek, dünya siyasetinin temel sorunlarının çözümüne yön vermeliyiz. BM’nin, belirlenen ana misyona ulaşmasına yardımcı olunmalıdır. Bu, sadece ahlaki görevimiz değil, aynı zamanda sorumluluğumuzdur. Benzer şekilde diğer uluslararası kurum ve kuruluşların BM ile işbirliği güçlendirilmelidir. Yeryüzünde barışın ve dünya yapısının sağlanması açısından bölgesel heyet ve kuruluşlarının konum ve misyonunun artırılması gerektiğini düşünüyorum.”
Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın BM’de bir Tarafsızlık Dostları grubu oluşturma girişiminde bulunduğunu, birçok ülkenin bu fikre katıldığını aktararak, bunun mantıklı bir çözüm olduğuna inandığını söyledi.
Sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Berdimuhamedov, geleceğin ekonomisinin bir modeli olarak değerlerin dağıtımına, bunların ulaştırılmasına, araç ve kanallarının kullanımına büyük önem verilmesi gerektiğini vurguladı.
Berdimuhamedov, şu ifadeleri kullandı:
“Yeni yaklaşımlar ayırt edilmeden siyasallaşmaya ve ayrımcılığa tolerans gösterilmemelidir. Ana odak noktası iki öncelikli alan üzerinedir, enerji koordinasyonu ve ulaşım bağlantısı. Türkmenistan, düşük karbonlu enerjiye geçerek enerji entegrasyonuna ulaşma yönünde stratejik bir yön aldı. Bu çalışmada da bu tür yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu, bu yolu takip etmek isteyen ülkeler için eşit şartlara sahip olmayı garanti edecektir. Bu, ülkelerin enerji tasarrufu sağlayan teknolojilere sahip olmalarını sağlayacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarından tam anlamıyla yararlanabilmeleri için iklimsel ve coğrafi avantajlardan yararlanmalarını sağlayacak.”
Geleneksel enerji kaynaklarının “yeşil” gündeme dayalı yeni kaynaklarla birleştirilip uyumlaştırıldığını dile getiren Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın dünyada “yeşil diplomasiye” ve böyle bir işbirliği modeline öncelik verdiğini vurguladı.
???????Berdimuhamedov, “Türkmenistan, Hazar ve Karadeniz bölgelerini geçen, Avrupa, Orta Doğu, Asya-Pasifik bölgelerini mutabakata varılan standart ve kriterlere göre çalışan tek bir ulaşım sistemine bağlayan Avrasya multimodal ulaşım ve transit projelerinin uygulanması üzerinde çalışıyor.” dedi.
İklim gündeminin, artık küresel güvenliğin ve barış içinde bir arada yaşamanın tanımlayıcı bir sembolü olarak tanıtıldığına değinen Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın, güvenliğin sağlanmasına yönelik yaklaşımın temeli olarak, iklim meselesine sistematik bir yaklaşımı, çok taraflı kontrol yönteminin oluşturulmasını, iklimin, ekolojik ve insan kaynaklı tahribatların etkisinin azaltılmasını savunduğunu aktardı.
]]>Fuarın bu yıl 3’üncü edisyonuyla sanatseverlerle buluşan dijital seçkisinde ise Arjantinli sanatçı Florencia S.M. Brück’un minyatür sanatıyla yapay zekayı bir araya getirdiği 9 eseri yer aldı.
Küratörlüğünü Serena Tabacchi’nin üstlendiği “AI Futuristic Narratives in Historical Artistry” başlıklı seriyi, fuarda Immaterika Galeri temsil etti.
Eserlerinde yapay zeka ve İslami sanatları birleştiren Brück, çalışmalarına dair AA muhabirine yaptığı açıklamada, güzel sanatlar eğitimi aldığını, aynı zamanda bir yazılımcı olduğunu dile getirdi.
Brück, Art Dubai’de temsil ettiği eserlerini OpenAI tarafından geliştirilen yapay zeka robotu Chatgpt ile yaptığına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Yapay zekanın tasavvuf düşüncesinin tarihteki önemli temsilcilerinin eserlerinden ilhamla geleceğe dair tasvirler oluşturmasını istedim. Bunu yaparken de İslam sanatının bir formu olan minyatürü kullandım. Örneğin insan doğasındaki aşk kavramı makinelere ya da yapay zekaya uyarlanırsa nasıl bir görüntü ortaya çıkar onu hayal ettim. ya da bilim adamlarının sanal dünyalardaki yani metaverse gibi alemlerde gezintilerini yansıtmaya çalıştım.”
“Önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir”
Çalışmasını metal plaka üzerinde oluşturduğunu aktaran Brück, “Eserlerin arkasında yapay zeka tarafından Mevlana, Hafız-ı Şirazi ve Ömer Hayyam gibi şairlerden ilhamla yazılmış şiirler de yer alıyor. Tüm şiirler aynı zaman Blockchain teknolojisiyle NFT olarak hazırlandı.” dedi.
Florencia S.M. Brück, geleceğe doğru bakmak için öncelikle geçmişi iyi anlamak gerektiğini ifade ederek, “Resme olan ilgimden dolayı minyatür eğitimi de aldım. Minyatür ile tanışmam bana yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Tarihten gelen bu önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir. Onların eserlerini şiddetle tavsiye ediyorum. Dünyadaki insanlara biraz olsun ilham vermek istiyorsa tüm sanatçıların bu eserleri okuması gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Projenin köklerinin Emevi, Abbasi, Memlük, Osmanlı İmparatorluğu gibi önemli hükümdarlıkların geniş kültürel ve sanatsal mirasından beslendiğini ve zengin İslam tarih dokusuyla oluşturduğuna dikkati çeken Brück, şunları kaydetti:
“Bu dönemler, özellikle minyatür resminde, titiz detayları, canlı renkleri ve derin sembolleriyle karakterize edilir. Ben de oluşturduğum şiir veri kümesinde bu dönemde yaşamış, Rumi, Hafız-ı Şirazi, Ömer Hayyam, Feridüddin Attar, Sadi-i Şirazi, Gazzali ve İbnü’ Arabi gibi tanınmış şairlerin eserlerini bir araya getirdim. Ortaya çıkan sinerji, İslam sanatının tarihi ihtişamını dijital anlatının keskin uçlarında ve yapay zeka odaklı yaratıcılığın alanlarını birleştiren benzersiz bir dijital antoloji oluşturdu. Bu yaklaşım, sadece İslami sanat geleneklerinin mirasını korumakla kalmaz, aynı zamanda onları çağdaş teknolojinin bakışından yeniden yorumlayarak klasik ile günümüz arasında bir diyalog oluşturur.”
Yapay zeka yardımıyla oluşturulan eserlerin isimleri ise şöyle:
“Augmented Heart”, “Whispers Across Time”, “The Song of the Quantum Mystic”, “The Eternal Verse”, “Silicon Souls”, “The Legacy of Aria”, “The Virtual Dervish”, “Echoes of Andromeda”, “The Synthetist’s Ode”
Art Dubai’den, Gazze’deki sivillere destek
İsrail’in Gazze’de yüzlerce kişinin ölümüne neden olan hastane saldırısından sonra Instagram hesabından açıklama yapan fuar, “Gazze’de meydana gelen yıkıcı olaylara tepki olarak, ana şirketimiz Art Dubai Group, bu trajediden etkilenen birçok masum sivili desteklemek için fon toplayacak.” ifadelerine yer vermişti.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’i, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacak.
Sanatseverler, 40 ülkeden, 120’den fazla galerinin yer aldığı fuarı, 3 Mart’a kadar ziyaret edebilecek.
]]>Prof. Dr. Ata, telekomünikasyon ve 6G’yle ilgili alanlarda kadınların istihdamı ve görünürlüğünün arttırılması için küresel alanda çalışan bu topluluğun listesindeki ilk 100 kadın arasında yer almasını AA muhabirine değerlendirdi.
Son 10 yıldır İTÜ’de bilgi ve haberleşme alanında çalışmalar yürüttüklerini belirten Ata, “Aslında 6G alanında yaptığım tek çalışmanın değil, bir dizi çalışmanın neticesinde bu başarı ortaya çıktı. Teorik sayısal işaret işleme konusunda başladığım araştırma çalışmalarım, son 9-10 yılda İTÜ’deki Bilgi ve Haberleşme Araştırma Grubumuzla birlikte yeni nesil haberleşme ağlarına odaklandı. Araştırmalarımızın kapsamı önce 5G’ye, son 5 yıldır da 6G teknolojilerine evrildi.” diye konuştu.
Ata, daha yüksek veri iletim hızlarına ulaşmayı sağlayacak dalga şekli tasarımları, çok sayıda makinenin birbiriyle haberleşmesine imkan verecek yeni çoklu erişim teknikleri, enerjiyi verimli kullanan haberleşme ağlarının tasarımı ve RF dalgalardan enerji hasatlama gibi farklı yönleriyle bu alana bilimsel katkılar sunduklarını söyledi.
Bu çalışmalarla atıflar aldıklarına dikkati çeken Ata, “Yürütücülüğünü yaptığım ve 3 yıl önce TÜBİTAK’ın desteğiyle başlayıp 2023’te başarıyla tamamlanan, 6G telsiz ağları için İHA ve akıllı yansıtıcı yüzeylerin kullanıldığı projemizde, ultra bağlantılılık olarak tarif edilen kesintisiz ve güvenli iletişim odağında yenilikçi çalışmalarımız oldu.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Ata, telsiz haberleşme alanında yapılan AR-GE çalışmalarının, yaklaşık her 10 yılda bir ortaya konulan yeni vizyonla önce araştırma, ardından teknoloji geliştirme ve standartlaşma adımlarıyla sürekli ilerlediğini anlattı.
5G teknolojisinin zenginleştirilmiş mobil geniş bant haberleşme, yüksek veri hızlarına erişim, ultra güvenilir düşük gecikme süreleri, kritik uygulamaların desteklenmesi ve yoğun makine tipi haberleşme imkanı sağladığına işaret eden Ata, “6G teknolojisinde ise yeni frekans bantlarıyla daha yüksek veri hızlarına ve daha düşük gecikme sürelerine ulaşmanın ötesinde yapay zekanın işin içine girdiği akıllı ve veriden öğrenen sistemler, İHA ve akıllı yüzeyler gibi yenilikçi altyapıların kullanılmasıyla haberleşmede kesintisizliğin sağlanması ve blok zincir gibi yöntemlerle haberleşme güvenliğinin artırılması öne çıkıyor.” değerlendirmesini yaptı.
“6G teknolojisi 2030’lardan itibaren hayatımıza girecek”
Ata, bunlar gibi çok sayıda yeni yaklaşımın çalışıldığı teknoloji adayı 6G sistemlerinin henüz dünyada standartlaşmadığını dile getirdi.
Bu teknolojinin 2030’lardan itibaren devreye girmesinin beklendiğini vurgulayan Ata, şöyle devam etti:
“Telekomünikasyon dünyasında potansiyel olarak veri iletiminin çok yüksek oranlara çıkması sağlanacak. Bu sayede gerçek zamanlı 3 boyutlu video akışı, daha yoğun sanal gerçeklik deneyimleri ve dev dosyaların anında indirilmesi gibi uygulamalara imkan sağlanacak. 6G ağlarının yapay zekayla entegre edilmesi sayesinde, ağın kendi kendini optimize etmesi, ağ esnekliği ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimlerine olanak sağlanması öngörülmektedir.”
Prof. Dr. Ata, 6G ile kesintisiz her yerde bağlantı ve daha düşük gecikme amaçlandığını, veri aktarımındaki zaman gecikmesinin azalması sayesinde otonom araçlar gibi kritik uygulamalar için neredeyse anlık yanıt sürelerinin mümkün olacağını kaydetti.
6G teknolojisinin günlük hayatta büyük değişimler sağlayacağının altını çizen Ata, “Özellikle büyük ölçekli sensör ağlarının oluşturulması, dijital ikiz uygulamaları, akıllı şehirlerin ve birbirine bağlı cihazların etkinleştirilmesi, üretim ve lojistikte otomasyon, robot teknolojisi ve gerçek zamanlı veri analizinin desteklenmesi konusunda 6G’nin ülkemize ve dünyaya önemli katkıları olması bekleniyor.” dedi.
“Türkiye’deki en büyük zenginlik nitelikli beşeri sermaye”
Ata, bilim dünyasının haberleşme konularıyla birlikte farklı problemleri de artık bir arada çalışmaya başladığını aktararak, şu anda 6G kapsamında bütünleşik olarak algılama ve haberleşmenin bir araya getirildiği sistemleri çalıştıklarını ifade etti.
“Bilimsel çalışmaların belli bir olgunluğa erişmesi, kavramsal gösterimler ve standartlaşma süreçleriyle 6G teknolojisinin 10 yıl içinde hayatımıza girmeye başlamasını bekliyoruz.” diyen Ata, Türkiye’deki en büyük zenginliğin nitelikli beşeri sermaye olduğuna vurgu yaptı.
“Alanda öncü çalışmalar yapılması, yapılan çalışmaların haberleşme ve diğer dikey sektörlerdeki ekosistemin tüm unsurlarıyla desteklenmesiyle yerli ve milli çözümlerimizin uluslararası ölçekte yaygınlaşması bizi yeni nesil haberleşme teknolojileri alanında öne taşıyan unsurlar olacaktır.” ifadelerini kullanan Ata, 6G teknolojisinin önemli bir unsuru yapay zeka ve makine öğrenmesi yaklaşımlarını da özellikle haberleşme ağlarında uç birim hesaplama problemlerinde kullandıklarını ve bu çalışmaları dünyanın saygın dergilerinde yayınladıklarını sözlerine ekledi.
]]>KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine ülkesi ve bölgesel konularla ilgili açıklamalarda bulundu.
Tatar, 147 ülkeden 19 devlet başkanı ve başbakan, 73 bakan ve 57 uluslararası temsilcinin katıldığı Antalya Diplomasi Forumu’na ikinci kez katıldığını hatırlatarak toplantının kendileri için önemli ve anlamlı olduğunu dile getirdi.
Kendilerine yönelik ambargo ve engellemelere karşı Türkiye’nin her zaman KKTC’nin yanında durarak destek verdiğini dile getiren Tatar sözlerine şöyle devam etti:
“Antalya Diplomasi Forumu KKTC’nin görünürlüğünün artırılması açısından büyük bir imkan ve bundan dolayı Türkiye Cumhuriyeti’nin Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’a teşekkür ediyorum.”
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, “Kanıt” kitabını inceledi
AA’nın, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabı, AA muhabiri tarafından KKTC Cumhurbaşkanı Tatar’a takdim edildi.
Kitaptaki fotoğrafları ve yer alan bilgileri inceleyen Tatar, “Kanıt”ın değerinin ilerde daha iyi anlaşılacağını belirterek kitabı gördükten sonra İsrail’in Gazze’de yaptığı katliam ve vahşet karşısında bir kez daha hayretler içerisinde kaldığını söyledi.
Tatar, dijital bir devirde yaşanmasına rağmen bazı fotoğraf ve belgelerin kaybolma ihtimali olduğunu belirterek “Kanıt kitabı hem mahkemede delil olacak hem de vahşetin boyutunu geniş kitlelere ulaştırma işlevi üstlenebilir.” diye konuştu.
Gazze’deki İsrail saldırılarında 100’den fazla gazetecinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Tatar, bölgede görev yapan gazetecilere kolaylıklar diledi.
Tatar, İsrail’in Gazze’de yardım için bekleyen sivillere yönelik saldırısını kınadı
Tatar, İsrail’in Gazze’de yardım almak isteyen sivillere yönelik saldırısını kınayarak Gazze’de 30 binden fazla insanın katledilmesinin “kabul edilemez” olduğunu kaydetti.
Gazze konusunda “çifte standarda” tanık olduklarını belirten Tatar, “Gazze’deki katliamı düşünecek olursak dünyadaki bazı büyük devletlerin nasıl iki yüzlülüğü ve çifte standartları olduğunu, kendi öngördükleri çıkarları için hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan bir nesli soykırımla yok etmek için her şeyi yapabileceklerini gördük. Bu durumdan dolayı açıkçası dünyanın geleceğinden endişe duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
“Yama olmayacağız”
İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamların benzerini Kıbrıs’ta Rumların 1960’lardan itibaren Türklere yaptığını ve dolayısıyla benzer şeyleri Kıbrıs Türk halkının geçmişte yaşadığını anlatan Tatar, bundan sonra Ada’da bir anlaşma olacaksa bunun mutlaka iki devletli çözüme dayanması gerektiğini vurguladı.
“Çağdaş dünyada katliamlar olmaz” şeklindeki yaklaşımın, 2. Dünya Savaşı’nın üzerinden daha 100 yıl geçmeden Gazze’de on binlerce insanın katledilmesiyle gerçekliğini yitirdiğine işaret eden Tatar, şunları kaydetti:
“Kıbrıs’ta gelecekte herhangi bir anlaşma pozisyonunda Kıbrıs Türk halkının ayrı bir varlık olarak mutlak surette eşitlik temelinde o pozisyonda yerini alması gerekmektedir. Eşit uluslararası statüde bir anlaşma iki devletin işbirliği şeklinde olabilir. Kuzey Kıbrıs Türk Hükümeti’nin ortadan kalkması ve bizleri Rum milletinin devamı olacak Kıbrıs’taki federal bir cumhuriyete yama etmelerini asla kabul etmeyeceğiz. Onlara yama olmayacağız.”
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kıbrıs Şahsi Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın Kıbrıs’ın iki tarafında da temasları olduğunu hatırlatan KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, egemen, eşit uluslararası statülü iki devletli çözüm konusunda niyetlerini Genel Sekreter’e aktarması için Cuellar’a ilettiklerini dile getirdi.
Tatar, Kıbrıs’ta BM’nin 60 yıldan beri üzerinde uğraştığı “Federasyon” temelli bir anlaşmanın mümkün olmadığına işaret ederek “Federasyon temelinde bir anlaşma olmayacağını Cuellar’a bildirdik. Eğer bizim egemen eşitlik ve eşit uluslararası statümüz kabul edilebilirse o zaman masaya oturabiliriz. Siyasetimizden ödün vermeyeceğiz ve bu duruşumuzu devam ettireceğiz.” dedi.
“BM Barış Gücü, Kıbrıs Türk halkına haksızlık yapmaya devam ediyor”
Kıbrıs’ın iki tarafında da görev yapan BM Barış Gücü’nün görev süresinin 4 Mart’ta 60. yılını dolduracağını dile getiren Tatar, BM Barış Gücü askerlerinin hep taraflı davrandığını ve Rumların tesirinde kaldığını belirtti.
Tatar, KKTC’nin ara bölgedeki Pile köyünde yaşayan Türklere kolaylık sağlamak üzere yapmak istediği, Yiğitler-Pile yolu konusunda iki tarafın anlaşmaya varmasına rağmen BM Barış Gücü’nün Yunanistan’ın etkisiyle yol yapımını durduğunu hatırlatarak “BM Barış Gücü, Kıbrıs Türk halkına haksızlık yapmaya devam ediyor.” diye konuştu.
Barış Gücü askerlerinin KKTC’de görev yapabilmeleri için Kuzey Kıbrıs Türk makamları ile mutlak bir anlaşma yapmaları gerektiğine dikkati çeken Tatar, bu konuda değerlendirmelerinin sürdüğünü ifade etti.
]]>12’nci sınıf öğrencisi Çakaroğlu, 2022’de TÜBİTAK’ın düzenlediği Lise Öğrencileri Arası Kutup Araştırma Projeleri Yarışması’nda arkadaşlarıyla geliştirdiği “Kutup Gözlemleri ve İklim Değişikliği Analizi için Yerli Mikro Uydu Geliştirilmesi” projesi ile Türkiye üçüncülüğü elde etti.
Aynı proje ile TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Enstitüsüne davet edilen Çakaroğlu, yaklaşık bir yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi Geomatik Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu’nun araştırma asistanı olarak çalışıyor.
Liseli genç bu sürede Güney Okyanusu, Antarktika ve okyanus tabanlarının topoğrafik ölçümlemesi (batimetri) üzerine geliştirdiği projelerle, iklim ve deniz bilimlerindeki deneyimini artırdı.
Yaman Çakaroğlu, yürüttüğü çalışmalar sayesinde Japonya’daki Okyanus Politikası Araştırma Enstitüsü (OPRI) tarafından düzenlenen Uluslararası Okyanus Bilinci Geliştirme Projesi’ne davet edildi.
8-24 Mart’ta gerçekleştirilecek proje kapsamında Çakaroğlu, dünya genelinde lise ve üniversite düzeyinden seçilen 25 kişilik ekiple Batı Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık 20 günlük bilim seferine katılacak.
Yaman Çakaroğlu, AA muhabirine, Tokyo’da başlayarak Palau Adaları’nda son bulacak sefere katılma şansını elde ettiği için heyecanlı olduğunu söyledi.
Projenin iklim değişikliğinin okyanuslar üzerindeki etkilerini araştırmak ve anlamak amacıyla gerçekleştirileceğini anlatan Çakaroğlu, teknolojiye ilgisinin TEKNOFEST ile başladığını dile getirdi.
Çakaroğlu, söz konusu bilim seferi projesine ise TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışan Sinan Yirmibeşoğlu’nun paylaşımını görerek ve gerekli belgeleri yükleyerek başvurduğunu anlattı.
Projeleri Antarktika’da da uygulanıyor
Ocak ayında projeye kabul edildiğini aktaran Çakaroğlu, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 25 kişilik bir ekip olarak gideceğiz oraya. Sefer kapsamında 3 farklı proje yapacağız. Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu ile geliştirdiğimiz ‘troposferik su buharı kestirimi’ ismini verdiğimiz bir projemiz var. Aslında şu an bu proje Antarktika’daki seferde uygulanıyor. Projede geliştirdiğimiz düşük maliyetli GNSS modülü ile havaya karışan su buharı ve dolaylı olarak bundan dolayı su seviyeleri, iklim değişikliğine dair verileri elde etmiş olacağız.
Diğer projemizse meteorolojik verilerin ölçümü. Seferde bulundurduğumuz iki farklı sensörle barometrik basınç, bağıl nem ve sıcaklık gibi değerleri 20 günlük dönemde ölçeceğiz. Son projemiz ise iklim bilinci projesi. Sefer boyunca her gün 30-45 dakika olmak üzere ufak ufak vloglar çekerek aslında genç arkadaşlarımızı etkilemeyi amaçlıyoruz. Benim için çok gurur verici. Çünkü Türkiye’den daha önce katılan bir aday olmadı ve bu yaşta bizi aslında bir araştırmacı gibi görüp kabul etmeleri gerçekten gurur verici. Lisans ya da yüksek lisans seviyesinde elde edebileceğim tecrübeleri, araştırma deneyimini çok daha erken yaşta elde edebileceğim.”
Sefer sonrasında konuyla ilgili makale yazacağını vurgulayan Yaman Çakaroğlu, hep araştırmacı olmayı hedeflediğini, elektrik elektronik ve yan dal olarak jeoloji veya geometrik mühendisliği okumak istediğini ifade etti.
Çakaroğlu, bu kapıyı kendisine TEKNOFEST’in açtığına işaret ederek, “Öğrencilerin de bu yarışmaları katılması gerekiyor. Çünkü sadece bir ödül, bir derece getirmiyor bu yarışmalar. Çok daha büyük network imkanı getiriyor aslında. Orada standınızda sunum yaparken rastgele gelen biri TÜBİTAK’ta hoca olabilir.” dedi.???????
Yaman Çakaroğlu, desteklerinden dolayı TÜBİTAK MAM Başkanı ve Kutup Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Burcu Özsoy, enstitü ekibindeki Sinan Yirmibeşoğlu, projenin danışmanı Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu ve sponsoru ROKETSAN ile okul idarecilerine teşekkür etti.
Selbesoğlu’ndan Yaman’a övgü
Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu da Yaman’ın küçük yaşına rağmen bir üniversite öğrencisi seviyesinde çalıştığını ve bu sayede dikkatleri çektiğini söyledi.
Söz konusu projenin çok değerli olduğunu ve Yaman’a çok güvendiğini belirten Selbesoğlu, “Biz kutuplarda çalışan araştırmacılar olarak Pasifik’te de araştırmaların çok kıymetli ve değerli olacağını düşündük. Şimdi kendisi gidecek ve bu çalışmaları sefer boyunca gemi üzerinden gerçekleştirecek, verileri toplayacak. Daha sonra da bunları değerlendireceğiz. Sonra da bunları rapor olarak sunacağız elbette. Hem rapor olarak hem de bir yayın olarak sunacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarda sık görülen solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin bilgileri paylaştı.
Kovid-19 salgınında virüsün baskınlığı, maske, mesafe gibi önlemlerin etkisiyle diğer solunum yolu enfeksiyonlarının görülmediğini anımsatan Çiftçi, “Kovid-19 salgını sonrası, önlemlerin kaldırıldığı ilk yıl, çok ağır enfeksiyonlarla karşılaştığımız bir kış mevsimi geçirdik. Bunun temel sebebi, çocukların pek çok hastalığı uzun süre geçirmemiş olmasıydı.” ifadesini kullandı.
Salgında, her kış beklenen influenza ve RSV’nin bile neredeyse görülmediğine işaret eden Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Salgın sonrası ilk kış, önlemler ortadan kaldırılınca hastalıkları hiç geçirmemiş olan büyük bir nüfus birikmişti ve bu nedenle hastalıklar ağır seyretti. Sadece ülkemiz değil, dünya genelinde çok ciddi enfeksiyonlar, ağır zatürreler gördük ve maalesef kayıplar oldu. Fakat sonrasında hastalıklara karşı bir bağışıklık oluştuğu için bu yılın biraz daha hafif geçmesini bekliyorduk. Gerçekten bu yıl önceki yıla göre biraz daha iyi bir yıldı. Büyük olasılıkla önümüzdeki yıl Kovid-19 öncesi dönemde gördüğümüze benzer bir sıklıkta enfeksiyon görmeye başlayacağız.”
“Beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük”
Solunum yolu enfeksiyonlarının azalmasının korunma yöntemlerinin önemini ortadan kaldırmadığını vurgulayan Çiftçi, hasta olan kişilerin maske takması, kalabalık, kapalı ortamlarda maske kullanımı ve sık el yıkamanın her zaman önem taşıdığını dile getirdi.
Prof. Dr. Çiftçi, “Bu kış mevsimi ise aslında bir önceki yıla göre daha hafif seyrediyor ama bir yandan da mevsimsel etkiyle beklediğimiz hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gördük. İnfluenza salgınını, RSV virüsünü, boğmaca bakterisi ile beta yani Strep-A bakterisine bağlı vakaları görmekteyiz. Bu geçtiğimiz haftalarda oldukça yoğundu ama son birkaç haftadır vaka sayısında azalma olduğunu gözlemliyoruz.” diye konuştu.
Bunun beklenen bir süreç olduğunun altını çizen Çiftçi, “Yine de bu hastalıkların şu an tamamen ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Çoğunlukla mart sonuna kadar bu tip enfeksiyonlar sürer, mevsim bittikten sonra da arada az da olsa vakalar görmeye devam ederiz. Fakat sonuçta önceki aylara göre bundan sonra çok ciddi bir artış beklemiyoruz.” açıklamasında bulundu.
“Bağışıklık sistemi sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem”
Prof. Dr. Çiftçi, çocukluk çağı aşılarının ve grip aşılarının yaptırılmasının da önemine dikkati çekti.
Dengeli beslenme, sıvı tüketimi ve düzenli egzersizin bağışıklık sisteminin önemli koruyucularından olduğunu belirten Çiftçi, “Bağışıklık sisteminin eğitilmesi gerekiyor. Bir mikroorganizmayla, mikropla karşılaştığında ona karşı bağışıklık sisteminde tepki gelişiyor. Bu savunma bizi sonraki hastalıklardan da koruyor. Yani bu aslında sürekli eğitilen, öğrenen bir sistem. Bunu yapay zekaya da benzetebiliriz. Ancak bütünüyle mükemmel olmadığı için desteklemek, fazla yormamak önemli.” dedi.
“Gıda takviyesi” uyarısı
Çiftçi, çocuklarda sık gıda takviyesi kullanımının da doğru olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Çocuklarını hastalıklara karşı korumak düşüncesiyle ailelerin yaygın şekilde çeşitli gıda takviyelerine başvurduğunu görüyoruz. Bunlar akılcı kullanılmadığında olumsuz sonuçları da beraberinde getirebilir. Sadece bazı çocuklar, bireysel durumları çerçevesinde doktorlarının önerisiyle bazı gıda takviyelerinden fayda görebilir. Bütün çocuklar için uygulanabilecek bir gıda takviyesi önerisinde bulunmak doğru olmaz.”
]]>Gerçek adı Müslüm Akbaş olan Müslüm Gürses’in 13 albümünün yönetmenliğini ve aranjörlüğünü üstlenen Erbaşı, sanatçının seslendirdiği, “Hangimiz Sevmedik”, “Dertli Mektup”, “Felek Bile Ağladı”, “Çekilmez Hasretin”, “Kadın”, “Sen Yoksan Eğer” gibi birçok şarkının da bestesini yaptı.
Konya’nın Hüyük ilçesindeki Sonsuz Şükran köyünde yaşamına ve müzik çalışmalarına devam eden 68 yaşındaki Türk Halk Müziği sanatçısı Erbaşı, Müslüm Gürses ile 23 yıllık arkadaşlığında, yaşadıklarını ve duygularını aktardı.
“Bir insanı kötülediğini, birine yaramaz dediğini hiç duymadım”
Erbaşı, AA muhabirine, Gürses’in yoğun ve yorucu albüm çalışmalarını, sohbetlerini, sanatını, insanlığını, yüce gönüllüğünü ve arkadaşlığını çok özlediğini söyledi.
Yollarının, 1990’da “Bir de Benden Dinleyin” albümüyle kesiştiğini aktaran Erbaşı, yıllarca Müslüm Gürses’in yanında olmanın, ondan bir şeyler almanın, ona bir şeyler verebilmenin müthiş bir duygu olduğunu dile getirdi.
Gürses’in yalnız ve ozan ruhuyla yetiştiği için insan sarrafı olduğunu anlatan Erbaşı, “Hayatın türlü zorluklarını yaşamış. Birlikte 13 albüm yaptık. Her birinde 6 ay birlikte olsak, neredeyse 6 sene diz dize oturduk. Bir insanı kötülediğini, birine yaramaz dediğini hiç duymadım. Kendine kötülük yapanların hakkında bile kötü konuşmazdı. Yol göstericiydi. ‘Alemin baş öğretmenisin’ diyordum, hoşuna gidiyordu.” diye konuştu.
Müslüm Gürses’in, “Sadece arabesk okur veya sadece radikal bir arabeskçi kesime hitap eder.” algısını kırmak için çok çalıştığına değinen Erbaşı, repertuvarını daha geniş kitleye hitap edecek şekilde düzenlediğini, plak şirketlerinin itirazlarına rağmen Gürses’in de bu tutumunu desteklediğini kaydetti.
“Hiç kimseyi hor görmezdi”
Erbaşı, albümlere koydukları türkülerle 90’larda başlayan bu değişimin, son döneminde ve ölümünden sonra Müslüm Gürses’i neredeyse her kesimin dinlediği ve beğendiği bir sanatçı haline getirdiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Müslüm, Türk Halk Müziği ile yetişmiş biriydi. Etrafa, yaradana, kendi yönüne bakarak öğrenen, başka aşklardan da etkilenip aşkı anlatan biriydi. Çok sadıktı, çok çalışkandı. Hiç kimseyi hor görmezdi. Onunla çalışmak çok kolaydı. Repertuvara mükemmel şekilde çalışıp gelirdi. Bir günde 24 şarkı okuduğunu bilirim. Melodi eşliğinde güzel konuşma sanatı ustasıydı. Gazel de okudu, türkü, deyiş de okudu. Mesela Haydar Haydar’ı okudu. Herkese de sevdirdi. Ali Ekber Çiçek, bir muhabbetimizde ‘İçim rahat etti be Müslüm, yüreğine sağlık.’ dedi. Tarkanları, Sezen Aksuları kıskandım. Bu adam sizin okuduklarınızı da okur dedik, ona göre besteler yapıldı. Sonra Murathan Mungan besteleriyle artık müziğin tüm mecralarına ve tüm dinleyicilere hitap eden bir ses oldu.”
“Ağzımdan çıkanı kulağım duysun diyerek konuşurdu”
Gürses’in durup, düşünüp cevap vermesinin ve yavaş konuşmasının bir kusur olmadığını vurgulayan Erbaşı, şunları kaydetti:
“Adam ağzından çıkanı tartıp biçiyordu. Kolejlerde okumadı ki hatip olsun. Kaza geçirip dört buçuk saat morgda kalan, beyin ameliyatı geçiren bir adamın, elbette ki bir iki hasarı olur. ‘Ağzımdan çıkanı kulağım duysun’ diyerek konuşurdu. Bir de herkes sana ‘baba’ diyor. Baba gibi davranman lazım. Bütün bunlar birleşince o kişilik çıkıyor ortaya. Duygularını melodiye çevirip anlatma ustasıydı. Bu ustalık, duygularına olan samimiyetinden geliyordu. Çok dürüst, iyi niyetliydi. Rol yapmadan söylüyordu. ‘Mış’ gibi yapmıyordu, o feryadı yaşıyordu.”
]]>Vali Ali Çelik, “Gençlerle Yeni Ufuklara” temalı söyleşi kapsamında, her hafta, farklı bir okulun öğrencileriyle buluşmaya devam ediyor. Bu haftaki söyleşi programına konuk olan okul, Hakkari Sosyal Bilimler Lisesi oldu. Öğrencilere, yeni ufuklar açmak, vizyonlarını büyütmek, kişiliklerini çok yönlü geliştirmek ve geleceğe hazırlamak amacıyla düzenlenen söyleşilerde; yaşamından önemli kesitleri, eğitim hayatını, mesleki deneyimlerini paylaşan Vali Çelik, öğrencilerin sorularını içtenlikle yanıtladı ve geleceğe ilişkin tavsiyelerde bulundu. Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü şark salonunda ve keyifli geçen söyleşide, Vali Çelik, çeşitli konularda zaman zaman esprili yanıtlarıyla gençleri güldürürken, yaşantısından eğitim yıllarına; hayatında iz bırakan öğretmeninden, Hakkari ile ilgili projelere kadar merak edilen birçok soruya daha yanıt verdi. Öğrenciler, çok değerli bilgiler aktararak ufuklarını aydınlatan Vali Çelik’e teşekkür ederek soru sorma fırsatı verilmesi sayesinde, özgüvenlerinin de geliştiğini belirttiler.
“Hakkari ile ilgili hayallerim var”
Bir öğrenciden gelen; 5 yıl sonra Hakkari’yi nasıl görüyorsunuz? sorusuna karşılık Vali Çelik: “Benim Hakkari ile ilgili hayallerim var; insanlar için istihdam ortamı oluşmuş, kentsel dönüşümünü tamamlamış, tarım alanları sulanabilen, insanları birbirinden ayıran ideolojilerin son bulduğu ve insanların farklılıklara rağmen birbirini sevdiği, huzurun ve barışın hakim olduğu bir Hakkari” diye cevap verdi.
Hakkari’nin en sevdiğiniz yönü nedir? sorusuna ise Vali Çelik: “Hakkari’de en sevdiğim şey, insanların ellerini kalbinin üzerine koyarak ayağa kalkıp içinden geldiğince selamlaması. Bu benim için çok değerli. Coğrafyanın insan hayatında nasıl zorluklar getirebileceğini, bununla nasıl mücadele edilebileceğini Hakkari’de öğrendim. Hakkari doğasıyla bir çok sporcunun ilgisini çekiyor. Bu, Hakkari’nin farklı bir güzelliği; genç nüfusun çok olması ise ayrı bir güzellik. Öğrenciyken de valiyken de ödev ve disiplin silsilesi devam ediyor. O şehri yaşamadığınız, hissetmediğiniz zaman ya da kendinize dert edinmediğinizde sorumluluklarınızı yerine getiremiyorsunuz. Hepinizin de aynı sorumluluğu hissedeceğine eminim. Çünkü sorumluluk hayatımızın bir parçası. Yaptıklarınız, yapamadıklarınız oluyor; ama günün sonunda, kendime iyi ki Hakkari’deyim, diyorum. Hakkari’de görev yapmaktan gurur ve onur duyuyorum. Beni motive eden sorumluluk duygusuyla hareket etmem. İnsanların anlattıklarını dinleyin, okuyun, bilginizi geliştirin; ama şunu aklımızdan çıkarmayın, herkes bizim gibi bir insan. Bakış açınızı geliştirin, insanların hayat tecrübelerinden yararlanın. Başkalarının yaşadığı hayatı izleyen durumunda olmayın. Kendi hayatınızın başrol oyuncusu olun. Küçük şeylerden mutlu olabiliyorsanız diğer şeylerin bir önemi yok. Kendinizi küçümsemeyin, kimseyle kıyaslanmayacak kadar değerlisiniz. Her biriniz dünyanın en değerli varlığıyız” diye konuştu.
Öğrencilik ve meslek hayatında karşılaştığı zorlukları ve olumsuzlukları anlatıp, onlarla nasıl başa çıktığını da öğrencilerle paylaşan Vali Çelik, “Her birinizin sahip olduğu imkanlar benim sahip olduğum imkanların çok daha önünde. Eğer başarmak istiyorsanız, benden çok daha fazla şeyi başaracak durumdasınız. Mazeretleri önünüze alıp, takılıp düşeceğim diye düşünürseniz hata olur; ama o engeli sizin yükselmenize bir merdiven basamağı olarak düşünürseniz sonuç farklı olur. Dünyada iki tür insan var; iyiler ve kötüler. Hayatta tercih yapma şansınız var, hepimiz tercihlerimizin sonucuyuz. Sizler, tercihlerinizi hep iyiden yana yapın” şeklinde konuştu. – HAKKARİ
]]>Nedime Serap Ulusoy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yüzlerce öğrenci denizlerde çalışmak için eğitim alıyor. Mavi Vatan’da ve uluslararası denizlerde kaptanlık yapmak isteyen gençler, denizcilik ile ilgili temel ve uygulamalı dersleri 4 yıl boyunca eğitim aldıkları lisede öğreniyorlar. Lise eğitimleri sonrasında hemen yüksek maaşla iş bulma imkanı yakalayan öğrenciler, maaş ve iş imkanının oldukça yüksek olmasından dolayı bu liseyi seçtiklerini ifade ederken, geçen yıl 1 kız öğrencinin kaptan adayı olduğu lisede bu yıl 4 kız kaptan adayı eğitim görüyor.
“Öğrenciler lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar”
Liseden mezun olan öğrencilerin hemen gemilerde işe başladığına değinen Güverte Öğretmeni Reyhan Mısıroğlu, “Okulumuz denizcilik sektörüne kalifiye eleman yetiştiriyor. Öğrenciler buradan mezun olduktan sonra gemici ve yağcı olarak işe girebiliyorlar. Üniversiteyi tamamlayan öğrenciler de vardiya zabiti olarak çalışma imkanı buluyor. Stajlarını tamamlayan öğrencilerin tamamı sektördeki ihtiyacı karşılayabiliyorlar. Burada ilk önce temel derslerle birlikte öğrenciler güverte ve makine bölümü diye ayrılıyor. Güverteye gelenler gemiyi kullanabilecek seviyeye gelmek için dersler alıyorlar. Bunlar seyir dersleri, elektronik seyir dersleri, ECDIS dersleri, GMDSS (denizde haberleşme) dersleri ve STCV (denizde canlı kalabilme)eğitimlerini alıyorlar. Öğrenciler, bir gemide karşılaşabilecekleri tüm elektronik sistemi de gördükleri için uygulamalı olarak bir gemide çalışmaya hazır şekilde buradan mezun oluyorlar. Dünya ticaretinin yüzde 80’i gemilerle yapıldığından sürekli bir işgücüne ihtiyaç var. Ülkemizde de özellikle 3 bin gross ton gemilerde sürekli çalışan ihtiyacı var. Biz de bu nedenle insan yetiştirmek zorundayız. Buradan mezun olan bir öğrenci lise mezunu olduklarında bile direkt gemilerde çalışabiliyorlar. 1-2 yıl daha okurlarsa 3 bin gross ton gemilerde vardiya zabiti oluyorlar ve daha da yükselebiliyorlar” dedi.
“Okulun ilk kız öğrencisiyim, ‘senden kaptan mı olur’ dediler, hayalim uzak yol kaptanı olmak”
Okulun ilk kız kaptan adayı 11. sınıf öğrencisi Asiye Çelik, “Bu okulda sadece seyir dersinden 12 saatlik yoğun bir programımız var. Bunun haricinde elektronik seyir dersi, GMDSS ve deniz hukuku gibi birçok ders alıyoruz. Okulumuzda 4 kız öğrenci eğitim görüyor. Geçen yıl okuldaki tek kız öğrenciydim. Diğer kız arkadaşlar yeni geldi. Okulumuzda sayımız az ama yeni kızların gelmesi de iyi olur. Hayalim sınırsız uzak yol ehliyeti alıp gemilere çıkmak. Denizcilik lisesinde okuduğumu görenler çok şaşırıyor. Okula ilk geldiğimde herkes bana, ‘Sen kaptan mı olacaksın, senden kaptan mı olur’ dedi. Ben yine de kaptan olmak istiyorum ve en büyük hayalim de bu. 11. sınıf öğrencisi olarak staja hazırlanıyorum. Samsun gibi bir liman şehrinde staj yerleri bulmakta zorlanıyorum. Diğer yönlerden bakarsak, kaptan olmak çok güzel bir meslek ve herkese tavsiye ediyorum” diye konuştu.
“Bir kız kaptan adayı olarak denizden korkmuyorum”
Denizden korkmadığını ve babası gibi gemi kaptanı olmak istediğini vurgulayan 9. sınıf öğrencisi Gökçe Rengin, “Babam kaptan ve ben de onun kızı olarak kaptan olmak istiyorum. Onun destekleri ile buraya geldim. Meslek liselerinde iş imkanı yüksek. Bizim alanımızda da hem iş imkanı çok fazla hem de parası iyi. Buradan mezun olunca iş bulabilirken, Anadolu ve diğer liselerden mezun olunca iş bulmakta zorlanıyorsunuz. Okulumuzda 4 kız var. Onlar da kaptan olmak için okula geliyor. Kaptan olmayı çok istediğimden denizlerde vakit geçirmekten korkmuyorum. Korksam bu mesleği seçmezdim” şeklinde konuştu.
Okulda öğrenim gören diğer öğrenciler de denizcilik lisesini seçmelerindeki en büyük etkenin iş bulma imkanının çok yüksek olması ve maaşının diğer mesleklere oranla oldukça fazla olmasını ifade ettiler.
Öte yandan, İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Toplantısı için geldiği okulda incelemelerde bulunan Samsun Valisi Orhan Tavlı, yetkililerden bilgi aldı. Okulda yapılabilecek iyileştirmeler hakkında bilgi alan Vali Tavlı, öğrencilerin eğitim-öğretim kalitesinin daha da arttırılması için gerekli yerlere talimatlarını ilettiğini ifade etti. – SAMSUN
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale’nin Kuzey Ege Denizi’nde her yıl 50 bine yakın yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği turizm merkezi Bozcaada ilçesinde antik kentin nekropolis alanında 2023 yılı sonunda yapılan kazı çalışmaları sırasında çok sayıda çocuk mezarı tespit edildi. Kazılar sırasında erken yaşta ölen çocukların hem küp mezar hem amfora mezar hem de taş örme mezarlarda ölü hediyeleriyle birlikte gömüldüğü belirlendi.
Tenedos antik kenti kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü destekleriyle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Takaoğlu başkanlığında 12 kişilik bir ekiple yürütüldü. Kazı çalışmaları 2023 yılı sezonunda ilk önce Bozcaada Kalesi’nde, ardından da antik kentin Nekropolis alanında gerçekleştirildi. Nekropolis’te yapılan kazılarda özellikle çocuk gömülerine ilişkin yeni verilere ulaştı.
Kazısı yapılan çocuk mezarları arasında özellikle M.Ö. 6. yüzyıla ait bir pithos ya da küp mezar içine sonradan M.Ö. 4. Yüzyılda ikinci bir küp mezar yerleştirildiği örnek oldukça dikkat çekiciyor. Sonradan yapılan küp mezarın içine ölü hediyesi olarak altı adet pişmiş toprak heykelcik ve bir adet at ayağı biçimli bronz iğne yerleştirildiği belirlendi. Genel itibarıyla antik Yunan festivaller tanrısı Dionysos kültüyle ilişkilendirilebilecek bu heykelciklerden ikisi doğu kıyafetleri içinde Frig başlığı takmış iki adet dansçıyı, birisi telli müzik aleti lir çalan kadını, geriye kalan üçü de ayakta duran kadınları betimleniyor. Dansçı ve müzisyen betimli heykelciklerinin bir mezara yerleştirilmesi dönemin inanç özelliklerini yansıtır bir şekilde dans etme yoluyla kendinden geçerek tanrıya ulaşmanın ve bütünleşmenin arkeolojik bir göstergesi olarak görülüyor. Kazı buluntuları, Tenedos Kazısı ekibi üyesi Dr. Çilem Yavşan tarafından restorasyon ve konservasyon işlemlerine tabi tutuldu. Kazı sezonu ardından buluntular Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edildi.
Tenedos kazıların Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü desteğiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “2023 yılı içerisinde kazı çalışmalarımız Bozcaada Kalesi ve Antik Nekropolis Alanında yapıldığını belirterek, “Özellikle Nekropolis alanında gerçekleştirilen çalışmalarda daha önce arkeolojik literatür de pek bilinmeyen ve çocukların gömme alanı olarak sınırlanmış bir alan tespit edildi. Bu alanda tespit edilen mezarlardan Pithos mezar olarak tanımladığımız yapı pithos içinde pithos özelliği göstererek daha önce arkeolojik veriler de pek bilinmeyen bir verinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Buradaki genel gömme geleceği M.Ö. 6’ncı yüzyılda ilk gömme işleminin yapıldığı daha sonra da yaklaşık 200 yıllık bir zaman süreci sonrasında da yani M.Ö. 4’üncü yüzyılda yani Geç Klasik Dönemde ikinci bir gömme işleminin yapıldığını göstermektedir. İkinci gömme de tespit edilen ve 6 adet eserle temsil edilen mezar yansıtmış olduğu pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne ile dikkat çekmektedir. 2023 yılı içerisindeki kazı çalışmalarında elde edilen buluntular, Çanakkale’de Troya Müzesi Müdürlüğüne teslim edilmiştir” dedi.
2023 yılı içerisinde Tenedos Antik mezarlık alanın da gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda elde edilen pitos mezarı içinde pitos şeklinde tasarlanmış olan gömme geleneğinde pişmiş toprak heykelcikler ve de bronzdan bir iğne bulunduğunu da kaydeden Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Can Yıldırım, “Eserlerin genel özelliklerine baktığımız zaman giyiniş tarzları, tanrıça motifleri bu dönem içerisinde hakim olan inanç ve tanrıya ulaşmayla ilgili genç yaşta gömülmüş olan çocuklara duyulan saygının belirtisidir. Bu eserleri tarih açısından da değerlendirdiğimiz zaman eserlerin stilistik ve analojik özelikleri bu eserlerin yaklaşık olarak 2 bin 700 yıllık zaman süreci öncesinde imal edilip, genç yaşta ölen bir çocuğun mezarına konulduğunu göstermektedir. Eserlerden ilk gördüğümüz dansçı oklasma formu olarak adlandırılan eserlerden iki tanesi dikkat çekmektedir. Eserlerin üzerinde bulunan giysi tipleri, doğu daha çok firik kültürüyle ilgili ve de Dionysos yanı sıra Kybele kültüyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu özellikte, özellikle Tenedos Nekropolisinde M.Ö. 4’üncü yüzyılda bu dini ideolojinin hakim olduğunu bizlere net olarak göstermektedir. Eserlerin yansıtmış oldukları tipolojik özellikler Tenedos Nekropolisinin Geç Klasik Dönem erasında mevcut olan kültürel özelliklerini anlamada bizlere kayda değer veriler sunmaktadır” diye konuştu.
]]>ANKARA – Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde geliştirilen faydalı böcek salım kutularıyla, bitkilere zarar veren böceklerin engellenmesi ve tarımda ilaçlamanın yan etkilerinin önlenmesi amaçlanıyor.
Tarımda verimli üretimin önüne geçen en önemli sorunlardan bir tanesi bilinçsiz ilaçlamalar. Bu ilaçlamalar zararlı böcekleri bitkilerden uzak tutması için yapılmasına rağmen zaman zaman istenmeyen sonuçlar ile karşılaşılabiliyor. Gıda ürünlerinin doğru temizlenmemesi halinde ilaç partiküllerinin tüketicilerde sağlık problemleri oluşturması olumsuz örneklerden sadece bir tanesi.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma bölümünün Biyolojik Mücadele Laboratuvarında üretilen ‘Trichogramma Evanescens’ türündeki böcekler, faydalı böcek salım kutularında ağaç dallarına asılıyor. Kutuların içerisinden çıkan böcekler, zararlı böceklerin içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile zararlı böcekler imha ediliyor. İmha edilen böceğin içindeki yumurtadan çıkan faydalı böcekler ise biyolojik mücadeleyi devam ettiriyor. Bu sayede tarımdaki ilaçlamaya karşı alternatif oluşturulurken biyolojik mücadelede daha az bütçe ile daha fazla etki oluşturulabiliyor.
Bitki Koruma bölümünde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Cem Özkan, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, tarım ürünlerini ve doğayı zararlı böceklerden korumak amacıyla faydalı böcek üretimi çalışmalarını hızlandırdıklarını ifade etti.
Tarım ilacına alternatif oluşturulmalı
Prof. Dr. Özkan, zararlı böceklere karşı kimyasal mücadele ve tarım ilaçlarına alternatif oluşturduklarını belirterek, “Tarım ilaçları istenilen bir uygulama mı? Hayır. Yüzde 1’i hedefe gidiyor geri kalanı toprağa ve suya karışıyor. Birde ürünlerin üzerinde kalıntı kaldığı için bunu yiyen insanlarda sağlık sorunları çıkıyor. Bu ürünler ihraç edildiğinde geri dönüyor. Dolayısıyla tarım ilacına alternatif yöntemlerde çalışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Akıllı böcek ve akıllı çiftçi dönemi
40 yılın üzerinde faydalı ve akıllı böcek üretimi için çalıştıklarını vurgulayan Özkan, “Bizim sloganımızda akıllı böcek ve akıllı çiftçi. Bizim çiftçilerimiz tarım ilacı yerine faydalı böcekleri kullandığında çevremiz kirlenmiyor. Biyolojik çeşitlilik kaybı olmuyor. İnsanda sağlık problemleri olmuyor ve ürünlerimiz yurt dışından geri dönmüyor” diye konuştu.
“Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır”
Türkiye’nin biyolojik mücadele açısından dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi olduğuna işaret eden Özkan, “Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği Avrupa kıtasından çok daha fazla. Bu biyoloji çeşitliliğimiz katma değerli ürünlere nasıl dönüştüreceğimiz konusunda istenilen durumda değiliz. 40 yıldır bu faydalı böceklerle çalışıyoruz. Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır” dedi.
Gençler tarım ilacı yerine faydalı böcek üretiyor
Tarım ilaçlarına alternatif olabilmesi için söz konusu faydalı böceklerin en ekonomik ve etkili üretim tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Özkan, “40 yılda biz bunları geliştirdik. Teknokentte genç ziraat mühendislerimiz var. Onlar ödül aldı ve Ankara Üniversitesindeki genç girişimcilerimiz ile birlikte çalışıyorlar. Tarım ilacı yerine bu faydalı böcekleri üretiyorlar” kaydetti.
“Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz”
Faydalı böcek salım kutularının özelliklerini anlatan Özkan, şunları kaydetti:
“Bunun içinde faydalı böcek var. Biz bu böceklere ‘akıllı böcek’ diyoruz. Bunun içerisinde 5 bin tane faydalı böcek var. Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz. Biz bunları ürettikten sonra üreticilere hemen veriyoruz. Üreticilerimiz birçok üründe asıyor bitkilerine. Buradan çıkan faydalı böcek zararlıyı arıyor ve buluyor ajan gibi. Bulduktan sonra içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile onu imha ediyor. İçinden tekrar bir faydalı böcek çıkıyor. Bu biyolojik müdahale sürdürülebilir tek mücadele yöntemi ve Türkiye’nin müthiş bir şansı var. Bu faydalı böceklerin ana vatanı Türkiye.”
“Yabancılar bu böcekleri kendi çiftçilerine veriyor”
Yurtdışından Türkiye’ye söz konusu biyolojik mücadeleyi takip etmek için çok sayıda araştırmacının geldiğini söyleyen Özkan, “Yabancılar geliyor izinsiz bu faydalı böcekleri götürüyorlar kendi çiftçilere veriyorlar. Bize de tarım ilaçlarını satıyorlar. Dolayısıyla her yıl 600 milyon dolarlık tarım ilacı alıyoruz. Bunu yoğun ve bilinçsiz kullandığımız zaman biz ekonomik olarak istenilen düzeyde bir tarım yapamıyoruz. Bu akıllı böcekler şu anda çiftçiyle buluştu. Elmada, bağda, narda, cevizde, meyve ve sebzelerde çok aktif olarak kullanılıyor” açıklamasında bulundu.
“İhracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor”
İki bin dekarlık üretim alanında 50’nin üzerinde çiftçinin söz konusu uygulamaları yaptığını aktaran Özkan, “Ar-Ge çalışmalarımız oturdu, üretimimizde bir sorunumuz yok. Alandaki çalışmalarımız ve üreticilerimiz çok memnun. Verimlilik kaybı yaşamıyorlar ve sağlıklı ürünlere ulaşıyorlar. Bizim ürettiğimiz ürünler yurt dışına gittiği zaman geri dönmüyor. Dolayısıyla burada ihracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor” ifadesini kullandı.
Faydalı böcekleri kibrit kutusu kadar bir bölüme kitle üretim teknolojisiyle sığdırdıklarını dile getiren Özkan, “Bununla ilgili bir yayın bulamazsınız. Her ülke bunun sırrını elinde tutar. 40 yıldır aynı konu üzerinde çalışarak 16 tane şirket kurduk gençlerimizle. Şirketler sır olan bu çalışmaları ortaya geliştirdiler ve şuan da yabancı ülkelerle rekabet edebilecek üretim teknolojisi elimizde” dedi.
Genç ziraat mühendislerinin Türkiye’nin tarımda kalkınmasını ve sürdürülebilirliği devam ettirmesi için yoğun çaba sarf ettiğine dikkati çeken Özkan, şöyle konuştu:
“Bizim gençlerimiz ‘Biz bu faydalı böcekleri yurt dışındaki çiftçilere satacağız’ diyor. Devletimizin katkı sağlaması durumunda biz hem gıda güvenliğimizi sağlarız hem tarımda marka ürünler üretiriz hem de bu faydalı böcekleri yurt dışına satabiliriz. Birçok ziraat mühendisimize de iş imkanı sağlamış oluruz. Kitle üretim teknolojisiyle ürünü bu hale getirdik ve kit haline getirdik. Üretici sadece bunu alıyor ve alanına asıyor. Buradan çıkan faydalı böcekler zararlıları imha ediyor.”
]]>Bursa Büyükşehir Belediyesinin Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen küratör İsmail Erdoğan, Gong’un Çin minyatürü sanatına İslam unsurlarını ekleyen ilk sanatçı olduğunu belirterek, “Bu alanda Ali Lei hocadan öncesi diye bir tanımlama yapamayız. Çünkü binlerce yıllık geçmişe sahip bu sanatı İslam unsurlarıyla birleştirmede ilk o öncü oldu.” dedi.
Erdoğan, Gong ile geçen yıl İstanbul’a yerleştikten sonra tanıştığını dile getirerek, “Kendisi Anadolu’yu, Turkiye’yi ve Türk insanını çok seven, çok yakınlık duyan bir kişi. Bu etkinlikte onun sanatından çok iyi istifade edeceğinizi düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
“İnsanların başarılı olması için çeşitli yöntemler var”
Ardından sanat hayatını anlatan Gong, resim sanatına küçük yaşlarda başladığını söyleyerek, “İnsanların başarılı olmasını sağlayan çeşitli yöntemler var. Bu başarıyı sağlamak için illa üniversiteye gitmek zorunda değilsiniz. Ben mesela 4-5 yaşlarımda evimde, duvarda, sokaklarda resim çiziyordum. O zaman koşullar kötüydü ve ülkede ekonomik bunalım vardı.” açıklamasında bulundu.
Gong, “Geleneksel Çin resim sanatında eskiden hep usta çırak eğitimi vardı. Şu an tabii akademik olarak öğreniliyor bunlar. Ben de bu işte bir mesafe kat ettikten sonra işinde usta bir hocayla çalışmaya başladım ve kendimi ilerlettim.” bilgisini paylaştı.
Sanatında ilerleyebilmek için çok bedeller ödediğini anlatan Gong, şunları kaydetti:
“Gençlik yıllarımda fabrikada çalışıyordum. O dönemdeki komünist uygulamalar gereği bir kişinin birden fazla işte çalışmasına izin verilmiyordu. Ben de sanatı hep gizli olarak yapmak durumunda kaldım. Daha sonra fabrikadan çıkabilmek için bir gece çalışma sırasında bilerek elimi makineye kaptırdım. İki parmağım ucundan kesildi. O olayın ardından zorunlu olarak fabrika işçiliğini bıraktım ve kendimi tamamen sanata adamaya başladım.”
“Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik”
Etkinliğe ilişkin AA muhabirine konuşan Said Lei ise bugünkü etkinliğe gösterilen yoğun ilgiden memnuniyet duyduğunu belirterek, “Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik. İkinci Zaman Sergisi’nin devamı olarak gerçekleşen atölye ve performanslar aslında sanatçıyı daha ayrıntılı bir şekilde sanatseverlere anlatıyor. Özellikle sergiye gelemeyenler için bu etkinlik canlı bir sergi gibi. Sağ olsun Bursa Belediyesi kültür ve sanata gayet önem ve değer veriyor. Böyle bir atölye, gençlere uluslararası bir vizyon sunabilir.” dedi.
Lei, öğrencileri sanatta yetenekli ve başarılı bulduğu değerlendirmesini yaparak, “Bazılar fırçayı çok iyi kullandı ve anlattığımız teknik ötesi yaklaşımları da uyguladı. Umarım ileride bu gençler Bursa’ya kültür ve sanat alanında daha ilhamlı, renkli katkılar sağlayacaktır.” temennisinde bulundu.
Söyleşinin ardından güzel sanatlar öğrencileri, Gong’un minyatür çalışmalarından oluşan slayt gösterisini izledi. Düzenlenen atölye çalışmasında da Ali Lei Gong ve Said Chunanyi Lei, öğrencilere Çin minyatürü çizim tekniklerini uygulamalı aktardı.
Bursa’da 22 Ocak’ta açılan İkinci Zaman Sergisi’ne katkı sunmuş sanatçılarla düzenlenen söyleşi ve performans etkinlikleri, mart ayının sonuna kadar devam edecek.
]]>Ülke genelindeki bir şebekenin, internette oluşturdukları sahte kadın profilleri ile tuzağa düşürdükleri erkeklere şantaj uyguladıkları iddia edildi. Kandırdıkları kişilerin önce cinsel içerikli fotoğraf ve video ele geçiren şebekenin, ardından kendilerini karşı taraftaki kadının ailesi olarak tanıttığı ve gönderilen içeriklerden dolayı şikayetçi olacakları söyleyerek korku sağlamaya çalıştıkları ileri sürüldü. Dolandırıcıların son olarak ise gerçek avukatların ismini kullanarak ağına düşürdükleri kişilere ulaştıkları, adına cinsel suçtan dava açıldığını ve sorunu çözmek için para istedikleri iddia edildi. Kendi adının ve unvanın da söz konusu dolandırıcılar tarafından kullanıldığı belirten mağdur avukatlardan Ahmet Haklıgör ise şoke olduğu durum hakkında açıklamalarda bulundu.
“Adıma 8 farklı cep telefonu numarası kullanıp profil oluşturmuşlar”
Olayla ilgili açıklamalarda bulanan mağdurlardan İş Hukuku Uzmanı Avukat Ahmet Haklıgör, “Sosyal medyadan sahte bir kadın profili oluşturup, tuzağa düşürdükleri kişilerle konuşmaya başlamışlar. O kişiye çıplak fotoğraf gönderip, ondan da göndermesini istemişler. Daha sonra söz konusu hayali kadının abisi ya da babası olduğunu söyleyen kişiler farklı numaralardan tehdit mesajı atmış. ‘Seni öldüreceğim, bulacağım. Kardeşime, kızıma nasıl böyle fotoğraflar atarsın’ diyerek karşı tarafı korkutmuşlar. Bir sonraki gün de avukat görünümünde benim ya da başka bir meslektaşımın adı kullanılarak para istenmiş. Sahte bir şikayet dilekçesi hazırlanmış. Benim adıma 8 farklı cep telefonu numarası kullanıp profil oluşturmuşlar. Profilin alt kısmına ise sahte bir internet sitesi linki eklemişler. Konunun sonuna kadar takipçisi olacağım” ifadelerini kullandı.
“Hiçbir avukat tehditle para istemez”
Hukukçuların hiçbir zaman kimseyi tehdit etmeyeceğini dile getiren Avukat Haklıgör, “Vatandaşlardan da ricam, bunlara inanmasınlar. Karşısındakilerin gerçek avukat olup olmadığını sorgulasınlar. Bana ulaşanlara durumu anlatıp, arayanların dolandırıcı olduğunu ve kesinlikle para göndermemeleri gerektiğini söylüyorum. Hiçbir avukat tehditle para istemez. Parayı da muhasebecilerine göndermelerini istiyorlar” diye konuştu.
“Arkadaşım aradı, kendisini avukat olarak tanıtan bir kişinin para istediğini söyledi”
Yurdun dört bir yanından arandığını söyleyen Haklıgör, “Birkaç ay önce bir arkadaşım aradı. Kendisini avukat olarak tanıtan bir kişinin para istediğini söyledi. Ben de numarasını, adını ve soyadını sorguladığımda öyle bir avukatın olmadığını gördüm. Sonra da o numarayı arayıp durumu öğrenmeye çalıştım. O da benim avukatlığımı sorguladı. Ben de baro levhasından sorgulattığı takdirde görebileceğini belirttim. Ardından da beni cep telefonu üzerinden engelledi. Bir süre sonra vatandaşlar beni aramaya başladı. ‘Adınızın olduğu bir mesaj aldık. Para istemişsiniz’ dediler. Ülkenin her yerinden aranmaya başladım. Şu ana kadar bu sebepten dolayı 25 kişi bana ulaştı. Ben de şikayetçi oldum. Dava şu an soruşturma aşamasında” dedi. – ANKARA
]]>Ezgi Apartmanı davasında mahkeme heyeti sanıkların ‘kırmızı bülten’ ile aranmalarını reddetti
Duruşma sonrası açıklama yapan Av. Ersan Şen:
“Kim sorumlu ve suçlu ise o ortaya çıksın ama haksız yere de kimse suçlanmasın”
KAHRAMANMARAŞ – Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremler sonrası 35 kişinin hayatını kaybettiği yıkılan 10 katlı Ezgi Apartmanı davasının ilk duruşması ikinci günde devam etti. Gecenin geç saatlerine kadar devam eden duruşma 3 Mayıs 2024 tarihine ertelendi.
Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanık ve müşteki avukatları hazır bulundu. Kimlik tespitlerinin ardından davanın ikinci günündeki duruşmaya başlandı. İddianame özetinin okunması ile başlanan duruşmada Ezgi Apartmanı müteahhidi Y.A. salonda hazır bulundu. Tutuklu sorumlu mühendis fenni mesul M.T. ve iç mimarı E.D. duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile katıldı. Mahkeme başkanı tutuklu sanıklar ve tanıklarla ilgili beyanları okudu.
Binanın altındaki pastanede tadilat işlemleri başlamadan binanın görevlisi nezaretinde kazan dairesine girerek yapılan tahribatı gördüğünü ifade eden tanık bina yöneticisinin oğlu tanık M.K, “Kazan dairesi ve kirişlerdeki tahribatları gördüm. Fotoğrafını çekip bina yöneticisine teslim ettim” dedi.
Tanık olarak dinlenen pastane çalışanı C.E.’ye mahkeme başkanı çalıştığı dönemden sorular sordu. C.E., “Halen çalışıyorum 6,5 yıldan beri. Biz geldiğimiz de yapılmıştı. Yapılan tadilatlara ilişkin bilgim yok. Ben geldiğim de mutfak kuruluydu. Malzemeleri pastane girişinden içeri alıyorduk. Arka tarafta herhangi bir giriş yeri yoktu” dedi.
Daha sonra tanık A.Ş. ise, “Ben pastanenin tadilatı sırasında başka şubede çalışıyordum” ifadesini kullandı. Tanık İ. Ş. A ise, “Ben 2001 ve 2002 yıllarında ofisim vardı. Daha sonra yakındaki inşaatım vardı ve ben oraya geçtim. Ben kiracıydım. Kervan pastanesi almış. Ben o binayı biliyorum ama gözümle kolon kesilip kesilmediğini görmedim. Benim iş yerim varken kazan dairesindeki kazanın değiştirildiğini ve bu esnada kapı üzerindeki kirişlere müdahale edildiğini gördüm” dedi.
Tanık işletme müdürü H.K. ise, “İşletme sorumlusuydum. 2017 ila 2023 arası çalıştım. Tadilata girdiği zaman biz geçici şube açtık ve günümüzü orada geçiriyorduk. Binanın içinde sütun ve kolon yoktu. Havalandırma bacaları ile tadilatlardan bilgim yok. Kazan dairesi ile hiç bir işimiz yoktu. Önceki merdiven dönerli merdivendi ve demirdi” dedi.
Bir diğer tanık M.G. ise, “Ben pastanemin tadilat yapıldığı dönemde şehir dışımdaydım” diye konuştu. İç mimarın çalışanı A.B., “İç mimar işini yapan E.D.’nin yanında çalışıyordum. Islak zemine şap attık. Banyo duvarlarını ve zemine şap attık. İlk kat zemin ve ikinci katta asma kat vardı. Yaklaşık 20-25 gün çalıştık. O zamanlar 4-5 kişiydik. Gittiğimiz de şap ve sıva işi için hazırdı o işleri yaptık” dedi.
İnşaatın kalıp işlerini yapan tanık B.T. ise, “Ezgi apartmanının demir ve kalıp işlerini ben yapıyordum. Binanın yapımından tamamlanmasına kadar görev aldım. 8’lik ten 20’lik demire kadar demir kullandım. İnşaatın yapımı yaklaşık iki yıl ve iki yıldan biraz fazla sürmüştü. Kalıpları 15-20 gün aralığında söktük. Binada taşıyıcı kolon yok” dedi.
Tanık R.Y., “Bu işi iç mimar adına yaptık. Mermer işi yapıyorum. Biz işi sırayla yapıyoruz. Geldiğimizde şap atılmış üzerine mermer döşedik” dedi. Tanıkların ifadesinin ardından katılan vekillerin beyanları alındı.
Mahkeme savcılığı sanık S.K. ile M.P. için kırmızı bülten ile aranmasına karar verilmesini talep etti. Daha sonra sanıkların savunmalarına geçildi. Sanık Y.A. önceki savunmalarımın tekrarını iletti. Sanık fenni mesul M.T. ise masum ve suçsuz olduğunu ifade edip tahliyesini talep etti. Duruşmada mahkeme başkanı iç mimar E.D.’den savunma istedi. Sanık iç mimar E.D. tahliyesini talep etti. Av. Taner Akıncı, depremlerde hayatını kaybedenlere rahmet dileyerek binanın yapım aşamasındaki eksiklikleri anlattı. Av. Akıncı, pastane sahipleri S.K. ve M.P.’nin savcılıkla yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.
Av. Mesut Çakar ise, “Başkanım biz dosyanın uzman bir bilirkişiye gönderilerek bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz. Kahramanmaraş ilinde binlerce deprem dosyası var hangi sanık hakkında kırmızı bültenle arama talep edildi. Karadeniz Teknik Üniversitesinden asli kusurlu değil de kusurlu olarak yargılanmasına devam edilen insanlar var” dedi.
“Sanığı alkışladılar”
Mahkeme heyetine savunmasın yapan Av. Ersan Şen ise, “Biz avukatız herkes durduğu yeri bilmeli. Binayı yapan müteahhit Y.A. ve fenni mesul M.T. Bu bina 1996 yılında başlayan ve 2001 yılına kadar iskan ruhsatlarına kadar bağlanmış. Temsil ettiğimiz iki sanık bu binaya en erken 2003 yılında gelmiş. Burada sanığı alkışladılar biz bunu burada gördük. Bilirkişinin haddine mi ki asli ve tali kusuru bulmak. Dolayısıyla bu binayı kanaatimce 6 Şubat depremine dayanacak bir bina değil. İddianamem 27 sayfadan oluşuyor. Bu bina 2017 yılında yapılmış tadilatı bir Allah’ın kulu bir şey diyemiyor. Olası kast bu bina da olmaz. S.K. ve M.P. bu binayı çökertti mi? Kazan dairesi ile ilgili bütün delme kırma işlemleri yapılmamıştır ve biz kazan dairesine çivi çakmadık. Doğu ile batı arasındaki perde beton arasında fark var. Ezgi apartmanı burularak yıkılmıştır. Dosya bilirkişiye gittiğinde sorularımızın cevabını almış olacağız. Bina da mühendislik ve tasarım hatası var. Bu bina da temel yok. Temel hatası var. Neden algı oluşturuluyor. Burada olası kastın ‘o’ su var mı? Bu inşaata statik ve tasarım hatası var. Biz kolon kesmedik, kiriş kırmadık” diyerek savunmasını tamamladı.
Gece geç saatlere kadar süren duruşma mahkeme heyetinin toplantısı nedeniyle ara verildi. Mahkeme başkanı tutuklu sanıkların tutukluluk devamına, sanıklar S.K. ve M.P.’nin yakalama emrinin beklenmesine, kırmızı bülten talebinin reddine, dosyanın bilirkişiye gönderilmesine daha sonra karar verilmesine karar verildi.
Duruşma sonrası açıklamada bulunan Av. Ersan Şen, “İki tam gün duruşma yapıldı oldukça yoğundu. Maalesef haksız suçlamalar ile uzun zamandır karşı karşıyaydık ve onları anlatabilme imkanımız oldu. Bize göre en azından temsil ettiğimiz kişiler yönünden haklı tespitlerin bulguların ortaya çıktığını düşünüyoruz. Bir dahaki duruşma 3 Mayıs tarihine kaldı. Müdahil tarafın kırmızı bülten çıkarılması ile ilgili mahkeme haklı gerekçeler ile reddetti. Biz de her zaman gelmeye savunma yapmaya hazırız. Herkes de gördü ki, sosyal medya üzerinden yoğun baskılar devam ediyor. Bu tür devam eden davalar için iyi olmuyor. Ancak çok iyi olarak savunmaları ortaya koyduk. Biz binanın müteahhidi değiliz, fenni mesulü değiliz, mimari değiliz, statik projesini çizen yapan değiliz. Burada bir pastanenin olduğu doğru, ama bu pastanede bizim dükkanlarımızın dışında aynı zamanda dairelerimiz de var. Böyle bir yer de yersiz haksız binanın çökmesine yıkılmasına 35 canımızın hayatını kaybetmesine yol olacak hatanın içinde olabilmemiz mümkün değildir. Bazı eksik hususlar var, bu hususların tamamlanmasında mahkeme başkanı hadisenin aşağı yukarı farkına vardı. O eksik hususların tamamlanması ile dosyayı bilirkişiye gönderecek diye düşünüyoruz. Bugün bizim net taleplerimiz var zaten bilirkişiye sevk edilmesi ve yakalama kararının kaldırılması yönünde. Çünkü yakalama kararı çok ciddi baskı oluşturuyordu özelikle sosyal medyada ön yargılı. Sanki her şey olmuş bitmiş gibi bunun sebebiyet verenin bizmişiz gibi. Deyim yerindeyse günah keçisi ilan edilerek ama bunların cevaplarını verdiğimi düşünüyorum ayrıntılı savunmalarımızı yaptık. Haklılığımıza inanıyoruz, zor bir dosya, ama bizim amacımız maddi hakikate ve adalete ulaşmak. Yoksa olayı kapatmak, karartmak değil. Kim sorumlu ve suçu varsa o ortaya çıksın ama haksız yere de kimse suçlanmasın, adalet yerini bulsun” dedi.
Duruşma 3 Mayıs 2024 tarihine ertelendi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Avrupa Barış Enstitüsü Direktörü Michael Keating’in üstlendiği panele Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Paul Richard Gallagher, eski Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor, Avrupa Birliği (AB) Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Miroslav Lajcak ve ABD Barış Enstitüsü Başkanı Lise Grande katıldı.
Eski Slovenya Cumhurbaşkanı Pahor, ciddi sorunlar yaşanan arabuluculuğun zayıflık olarak görülmeye başlandığını anlattı.
Çatışan taraflar arasında güven ve diyalog oluşmadığından arabuluculuk faaliyetlerinin sekteye uğradığını dile getiren Pahor, “Eskiden arabuluculuk bir güç göstergesi olarak görülüyordu fakat şu anda uluslararası siyaset tamamen değişti. Ülkeler arasında diyaloğun ortadan kalkması, güvensizliğe neden olurken ortak bir gelecek inşa etme olasılığını da yok ediyor.” şeklinde konuştu.
Pahor, diyalog, uzlaşı ve güven sorunları yaşanmasının başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere birçok uluslararası kurum ve kuruluşun varlığının sorgulanmasına yol açacağına dikkati çekti.
Dünyanın birçok bölgesinde çatışma ve felaketlerin yaşandığını dile getiren Pahor, “BM ve diğer uluslararası kuruluşların kendilerini yeniden inşa etmeleri, yeniden etkin hale gelmeleri için yeni bir felakete ihtiyaç yok. Halihazırda yeterince felaket var.” dedi.
Pahor, kriz bölgelerinde çözümün sağlanması amacıyla arabuluculuk dahil her türlü uzlaşma yolunun açılması için klasik diyalog yöntemlerine dönülmesi gerektiğini belirtti.
Dünyadaki savaşların, çatışmaların ve krizlerin çözüme kavuşturulması amacıyla herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini ifade eden Pahor, arabuluculuk ve barışçıl uzlaşma çabalarına sivil toplum kuruluşlarının da mutlaka dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
“Barış için çabalarımız sonuçsuz kaldı”
Sudan Dışişleri Bakan Vekili Sadık, iç savaşın devam ettiği Sudan’da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki arabuluculuk görüşmelerinin sonuca ulaşmadığını söyledi.
Sudan hükümetinin tüm müzakere çağrılarına rağmen milislerin anlaşmaya yanaşmadığını belirten Sadık, “Hiçbir devlet, topraklarında iki ordunun varlığına izin vermez. Milisler, orduya ve hükümete yönelik ayaklanma başlattı. İç çatışmalardan bir ay sonra müzakere kanallarını açtık ve milislerin orduya entegre olması çağrısında bulunduk. Barış için gösterdiğimiz çaba ve müzakere çağırılarımız da maalesef sonuçsuz kalıyor.” diye konuştu.
Her türlü askeri çatışmanın müzakere masasında ve diplomasi yoluyla çözülebileceğine inandıklarını ifade eden Sadık, ülkede barışın bir an önce tesisi için uluslararası arabuluculuk kanallarını açık tuttuklarını söyledi.
Sadık, “Biz ülkenin normale dönmesi, iç savaşın bitmesi için Suudi Arabistan, ABD ve birçok Afrika ülkesiyle arabuluculuk yöntemi ile müzakereler yürüttük. Barış görüşmeleri defalarca sekteye uğradı ve sonuç alınamadı. Alınan bazı kararları ise milisler reddetti. Eğer müzakerelerde alınan kararlara uyulsaydı belki bugün farklı şeyler konuşuyor olacaktık.” ifadelerini kullandı.
Uluslararası aktörlerin Sudan’daki iç çatışmayı bitirmek için yeterince çaba sarf etmediğini vurgulayan Sadık, hükümetin ve ordunun barış müzakereleri için açık bir yol bıraktığını dile getirdi.
“Gazze’de acil bir müdahale gerekiyor”
Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Gallagher, kriz bölgelerinde arabuluculuğun müzakerelerin kolaylaştırılmasında önemli bir etken olduğunu söyledi.
Gallagher, çatışan tarafların müzakere istediklerini ancak gereken ödünleri vermekten kaçınmaları sonucu birçok görüşmenin sonuçsuz kaldığını anlattı.
Arabuluculukta tarafların bunu içtenlikle gerçekleştirmediğini ifade eden Gallagher, “Arabuluculuk görüşmelerinde taraflar, daha çok karşıdakinin pozisyonunu aşındırmaya çalışıyor çünkü taraflar devletleri, hükümetleri ya da grupları adına bir noktaya odaklanıyor ve kendi taleplerinden vazgeçmiyor ya da fedakarlıkta bulunmuyor. Dolayısıyla bir konuda müzakere sağlanması isteniyorsa taraflar karşılıklı olarak tutarlı olmalı ve ödün vermeye hazır olmalıdır.” diye konuştu.
Gallagher, çatışma bölgelerinde krizlerin çözülmesi için müzakere masasına çok sayıda uluslararası düzeyde arabulucunun katılması gerektiğine dikkati çekti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılardaki görüntülerin korkunç gerçekliği gözler önüne serdiğini belirten Gallagher, “Gazze’de tüm bu yaşananlar bizi ciddi bir kayıtsızlığa sürüklüyor. Bu savaş aylardır devam ediyor. Mutlak ve acil bir şekilde müdahale edilmesi gerekiyor.” dedi.
“Dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz”
AB Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Lajcak, dünyanın tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru gittiğini, bunun da birtakım riskler barındırdığını söyledi.
Evrensel değerler doğrultusunda bir model inşa edilmediği takdirde dünyanın felakete doğru gideceği uyarısında bulunan Lajcak, şunları dile getirdi:
“Bir felaket beklememeliyiz. Masa başına dönmek ve muhtemel felaketten sağ kurtulmak için dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz. Bu konuda siyasi liderlere baskı uygulamalıyız. Uluslararası kurumları yeniden güçlendirmemiz lazım.”
Lajcak, kriz ve savaş bölgelerinde arabuluculuğun kesin sonuç vermesi için diyalog ve uzlaşının zorunlu olduğunu ifade etti.
“Türkiye, çatışma bölgelerinde arabuluculuk için liderlik yapıyor”
ABD Barış Enstitüsü Başkanı Grande, savaş ve kriz bölgelerinde sorunların çözümü için bölge ülkelerinin önemli bir rolünün olduğunu söyledi.
Türkiye’nin çatışma bölgelerinde arabuluculuk ve uzlaşı için ciddi temaslar yürüterek liderlik yaptığını ifade eden Grande, bu bölgelerde çözüm konusunda tüm dünyanın ısrarcı olması gerektiğini dile getirdi.
Grande, dünyada savaş türlerinin değiştiğini, farklı silahların kullanılmaya başlandığı bir süreçte barışın sağlanması için çok daha inovatif çözümler üretilmesi gerektiğini belirterek, şunları ifade etti:
“Son 60 yıldır ilk defa nükleer güçlerin karşı karşıya gelme ihtimali bu kadar yükseldi. Bunu göz ardı edemeyiz. Sanırım en büyük önceliğimiz bu olmalı. Çatışmaların seviyesini indirmeye yönelik mekanizmaları hayata geçirmek zorundayız.”
Çok kutuplu bir dünyaya giderken sorumluluk üstelenecek mekanizmalara ciddi ihtiyaç olduğunu söyleyen Grande, mevcut mekanizmaların dünyadaki sorunları çözmeye yönelik yaptırım gücünün yetersiz olduğunu anlattı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Maria Ramos’un üstlendiği panele Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı (UNAOC) Yüksek Temsilcisi Miguel Angel Moratinos, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi Büyükelçi Evren Dağdelen Akgün, AGİT bünyesinde yer alan Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) Direktörü Matteo Mecacci ve eski Ürdün Başbakanı Avn Şevket el-Hasavne katıldı.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Buric, Avrupa başta yer almak üzere dünya genelinde yükselen İslam karşıtlığıyla mücadelenin ilk adımının “bir sorun olduğunu kabul etmek”ten geçtiğine dikkati çekerek, ayrımcılığı önlemek için mağdur merkezli yaklaşım benimsenmesine ihtiyaç olduğunu belirtti.
İslam karşıtlığıyla mücadele için çabaların artması gerektiğini vurgulayan Buric, “Mağdurlar cezalandırılmayacaklarını hissetmeli, bu yüzden kovuşturma da önemlidir.” dedi.
Buric, İslam karşıtlığının küresel sorun olduğuna, hiçbir ülke veya kuruluşun bu sorunla yalnız başa çıkamayacağına dikkati çekerek, bu nedenle kolektif sorumluluk almanın ve işbirliğinin önemine değindi.
“Kesinlikle çok zor zamanlar geçiriyoruz. Genel olarak hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarında bir gerileme söz konusu.” diyen Buric, İslam karşıtlığı başta gelmek üzere ayrımcılığı önlemek için çeşitli araçların olduğunu ancak bunların uygulanmadığını savunarak, bu noktada siyasi iradeye yönelik ihtiyaca işaret etti.
Birlik halinde yaşamak için insanların birbirinden korkmaması gerektiğini söyleyen Buric, “Nefretin ortaya çıkmasına izin verirsek toplumlarımız yok olur ve bir gelecek olmaz.” dedi.
“Siyasi liderler de nefret söylemlerinde bulunuyor”
UNAOC Yüksek Temsilcisi Moratinos, İslam karşıtlığının temelinde nefretin olduğunu ve nefretin de tarih boyunca çatışma ve savaşlara yol açtığını anlattı.
Moratinos, şunları kaydetti:
“Nefretin geri dönmüş olmasından dolayı çok üzgün olduğumu söylemeliyim. Düşmanlarımız olabilir, muhaliflerimiz olabilir, rakiplerimiz olabilir ama nefretin derecesi bugünün dünyasında son derece tehlikeli bir ivmeye ulaştı.”
Moratinos, İslam karşıtlığıyla mücadele için kınamanın yeterli olmadığını söyleyerek, asıl yapılması gereken şeyin insanların bilinçlerini değiştirmek olduğunu dile getirdi.
Bugün nefretin 11 Eylül saldırılarından sonra ulaştığı seviyeden daha kötü olduğuna dikkati çeken Moratinos, “Kişisel, siyasi ve profesyonel hayatımda ayrımcılığın, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, İslam karşıtlığının, antisemitizmin, Hıristiyan fobisinin bu derece artığını hiç görmemiştim. Çılgın bir dünyanın içindeyiz.” dedi.
Avrupa’da artan İslam karşıtlığına işaret eden Moratinos, kıtada İslam’a yönelik saldırılar söz konusu olduğunda ifade özgürlüğü ile din ve inanç özgürlüğü arasında hangisinin önemli olduğuna yönelik tartışmanın gündeme geldiğini söyledi.
Moratinos, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesi ifade özgürlüğü, 18. maddesi din ve vicdan özgürlüğüdür. 19. madde mi, 18. madde mi ağır basmalı? İkisini etkileşimli hale getirmeliyiz. İfade özgürlüğü, diğer özgürlüklerin üzerinde ya da altında diyemeyiz.”
Moratinos, siyasi liderlerin de nefret söylemlerinde bulunduğuna işaret ederek, “Beni asıl endişelendiren siyasi liderlerin de nefret söyleminde bulunuyor olması. Bu, çok tehlikeli. İslam karşıtlığını, antisemitizmi, ayrımcılığı ve ırkçılığı teşvik edenler de onlar.” eleştirisinde bulundu.
İslam karşıtlığı ve ırkçılık gibi sorunların yayılmasına engel olmak için ülkelerin gerekli yasal düzenlemeleri yapması gerektiğini anlatan Moratinos, şunları kaydetti:
“Yakın zamanda İsveç ve Danimarka’da buna şahit olduk. Her cuma bir adamın caminin önüne gidip Kur’an’ı Kerim’i yakması konusunda hiçbir şey yapamayacaklarını söylediler. Nasıl bir şey yapamazsınız? Kamuoyunu, uluslararası ilişkilerinizi etkileyeceğini, kendi toplumuzda ve uluslararası toplumda kutuplaşma yaratacağını bilirken bir şeyler yapılmalı.”
“Her tarafta kutuplaşmalar görüyorsunuz”
AGİT Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi Büyükelçi Dağdelen Akgün de dünyanın bir çok zorlukla karşı karşıya olduğunu belirterek, bu sorunlarla baş edilmesi için ortak çabanın gerektiğini dile getirdi.
Birlikte yaşamanın temelinin karşılıklı saygıya dayandığını vurgulayan Dağdelen Akgün, İsrail’in Gazze’ye saldırılarından itibaren İslam karşıtlığının artığını kaydetti.
Dağdelen Akgün, ırkçılığın temelinde saldırganlığın olduğunu söyleyerek, “Her tarafta kutuplaşmalar görüyorsunuz ve her şey bir nevi sarmal oluşturup kartopu gibi büyüyor.” dedi.
Ülkelerde yaşanan ekonomik sorunların nedeni olarak göçmenlerin “günah keçisi” ilan edildiğini belirten Dağdelen Akgün, toplumdaki ayrımcılığın aşırı sağcı politikacılar tarafından körüklendiğini savundu.
Dağdelen Akgün, İslam karşıtlığıyla mücadelede çabaların sürekli ve tutarlı olması gerektiğini vurguladı.
“Nefret içeren her türlü şiddetin tanınması ve cezalandırılması gerekir”
ODIHR Direktörü Mecacci, nefret suçlarıyla mücadele için bu suçların tespit edilip raporlanmasının önemine değinerek, devletlerin “nefret suçunu” bir şiddet olarak kabulünün gerektiğini söyledi.
“Nefret içeren her türlü şiddetin tanınması ve cezalandırılması gerekir.” diyen Mecacci, emniyet güçlerinin ön yargıya sahip olduğu ülkelerde vatandaşların karşılaştıkları nefret suçunu bildirmekten çekindiklerini anlattı.
Mecacci, Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarında eksik raporlama yapıldığının tespit edildiğini dile getirerek, nefret suçlarıyla ilgili sahip olunan verilerin gerçek durumun çok altında olduğunu belirtti.
Medyada İslam karşıtlığının sıklıkla yapıldığını kaydeden Mecacci, bu nedenle Avrupa’daki Müslümanların tehlike altında olduğunu ifade etti.
Mecacci, dünya genelinde yapılacak seçimlerdeki kampanyaların kutuplaştırıcı olduğuna ve bunların en çok azınlıkları etkilediğine dikkati çekerek, “Irkçı hakaretler ve klişeler daha fazla kullanılmaya başlıyor çünkü gittikçe daha çok işe yarıyor. Peki bunu nasıl bitireceğiz? ‘Yeter, bunun demokratik bir toplumda yeri yok.’ diyecek siyasi liderlere ihtiyacımız var.” dedi.
“İfade özgürlüğü, İslam’a düşmanca hakarete izin vermez”
Eski Ürdün Başbakanı Hasavne, İslam karşıtlığının dünyada yükselişte olmasının nedeninin Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından “yeni düşman arayışı” olduğunu kaydetti.
Uluslararası hukukta yaşanan gerilemenin ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi fenomenleri artırdığını savunan Hasavne, “Gazze’deki mevcut çatışmaya ve BM Güvenlik Konseyinin ve büyük ölçüde de Genel Kurulun etkisizliğine bakın.” eleştirisinde bulundu.
Hasavne, demokrasilerde de düşüş olduğunu dile getirerek, “Demokrasi, çoğunlukçuluğa dönüşüyor.” dedi.
Tarih boyunca yabancıya yönelik korkunun her zaman var olduğunu anlatan Hasavne, Avrupa’daki İslam karşıtlığını da bu nedene bağladı.
Hasavne, “Sözleşmelerle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının, insanların İslam’a ve Müslümanların duygularına düşmanca hakaret etmelerine izin veren bir hak olduğuna inanamıyorum. Bu özgürlük, her istediğinizi söyleyebileceğiniz bir açık çek değildir. Hiçbir zaman böyle olmamıştır.” dedi.
]]>Vali Mahmut Demirtaş, Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde düzenlenen açılış töreninde, tiyatronun, insanın her halini estetik bir biçimde anlattığını, festivallerin ise bir kenti kültür ve sanatla buluşturan, zenginliğini ortaya çıkaran özel zaman dilimleri olduğunu ifade etti.
Demirtaş, Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali’nin de yerli ve yabancı katılımcılarıyla Bursa kültür ve sanat dünyasını aydınlatan, ülkenin önde gelen tiyatro festivallerinden biri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Festivalimizde bu yıl Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’dan gelen tiyatro grupları 9 ayrı sahnede 19 oyunla temsillerini gerçekleştirecekler. Bugün dünyanın hiçbir döneminde olmadığı kadar sevgiye, saygıya, barışa ve karşılıklı anlayışa ihtiyacımız var. İnsanlık dünyanın dört bir yanında akan kanı ve gözyaşını dindirmeye yönelik adımlar atmak mecburiyetinde. Bu adımların başında hiç kuşkusuz sanatın birleştirici ve bütünleştirici gücü, sınırları ortadan kaldıran etkisi geliyor.
İşte Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali, Bursa’da Balkan coğrafyasını aynı sahnede birleştirecek. Tiyatro eserleri kalplerimizin aynı ritimde çarpmasını sağlayacak, hep birlikte gülecek, hep birlikte duygulanacak, hep birlikte gözyaşı dökeceğiz. Sahnelenen eserler hayatlarımıza dokunacak, doğaya, insana, hayata, bugüne ve geleceğe bakış açımızın değişmesine vesile olacak. Böylece Balkan ülkeleri arasındaki kardeşlik, birlik ve beraberlik köprüsü daha da güçlenmiş olacak.”
“Bursa, tiyatronun Anadolu’yla Balkanlar arasında başlayan geçmişinin tanığıdır”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı da her yıl mart-kasım ayları arasında gerçekleştirdikleri festival sezonunu bu yıl yeşil Bursa’da açıyor olmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.
Yenilenen vizyonlarının temel ilkesi olan “tiyatro her yerde” prensibiyle festivali bu yıl ilk kez şehrin farklı noktalarına yaydıklarını belirten Karadağlı, kentiyle bütünleşen bir festivali hayata geçirdiklerini vurguladı.
Devlet tiyatrolarının, yüzlerce oyuncu, rejisör, dekor kostüm, ışık tasarımcısı, müzisyen ve tiyatro emekçisinden oluşan büyük ve özverili bir aile olduğuna dikkati çeken Karadağlı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tek hedefimiz kalitesinden asla ödün vermediğimiz farklı, çağdaş ve geleneksel oyunlarımızla her yıl daha fazla insanın hayatına dokunabilmek. Tarihin zamanla sınırlı olmayan yanına vurgu yapar gibi hem Anadolu hem de Balkan coğrafyasındaki insanın nabzını tutuyor Bursa. Festivalimiz yoluyla bir kez daha tarihe ve sanata yön veriyor çünkü Bursa, tiyatronun Anadolu’yla Balkanlar arasında başlayan geçmişinin tanığıdır. İşte tüm bu güzelliklere sahip bu şehir 11 yıldır kendi tiyatrosunun festivaline sahip çıkıyor çünkü biz sizin tiyatronuzuz, çünkü biz halkın tiyatrosuyuz, çünkü biz devlet tiyatrosuyuz.”
Konuşmaların ardından Karadağlı, Devlet Tiyatrolarının ilk kadın sanat yönetmeni, Bursa Devlet Tiyatrosundan emekli Feyha Çelenk’e, “Tiyatro Emek Ödülü”nü takdim etti.
10 Mart’a kadar devam edecek festival, Henry Lewis, Jonathan Sayer ve Hery Shields’in yazdığı, Mehmet Ergen’in Türkçeye çevirdiği, Ferdi Dalkılıç’ın yönettiği Antalya Devlet Tiyatrosu yapımı “Yoldan Çıkan Oyun”un sahnelenmesiyle başladı.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Andre Sanke’nin yaptığı liderler paneline Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud katıldı.
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Radev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığına düzenledikleri forum için teşekkür etti.
Bölgedeki liderlerle çalışmak için çaba sarf ettiğini ve birçok liderle görüştüğünü dile getiren Radev, “Bağlantılığın bütün krizlerin aşılmasında çok önemli olduğunu söylemeye çalıştım ve yeni potansiyel krizlerin önüne ancak böyle geçebiliriz diye düşünüyorum.” dedi.
Radev, kültürel bağlantılığın da çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bizim özellikle başka kültürleri anlamamız gerekiyor. Bu, çatışmaların önüne geçilmesi için gerçekten çok önemli ve açıkçası çoğu zaman birbirimizi tanımadığımız için bu derin çatışmalar çıkıyor.” diye konuştu.
Avrupa Konseyinde birçok ülkenin yer aldığına dikkati çeken Radev, her ülkenin farklı amaç, kültür ve önceliğinin bulunduğunu, kendisi için en önemli şeylerden birinin Bulgaristan’ın çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.
“Diplomasi, bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var”
Diyaloğun çok önemli olduğunu, düzgün şekilde kullanıldığında sorunları aşma aracına dönüştüğünü vurgulayan Radev, “Diplomasi, dış politika enstrümanlarından bir tanesidir ve onu kullanmayı asla unutmamalıyız. Diplomasi, bombalardan önce gelir ve o bombaların düşmesini engellerse o zaman bir anlamı var. Bomba düşüp insanlar öldükten sonra diplomasinin bir anlamı yok.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Radev, şunları kaydetti:
“Bu savaşı daha fazla mühimmatla desteklemeye devam edersek ve daha fazla insanla da desteklemeye devam edersek risklerin daha büyüdüğünü, ekonomik ve demografik olarak çok büyük bir yıkımın olacağını görebiliyoruz. Diplomasiden bahsedersek böyle forumlar sayesinde diyaloğu geniş kitlelere ulaştırmalıyız. Bu savaşın gerçekten saçıntılarını biz birçok yerde görmeye başlayacağız. Moldova’da biz bir şey yapmazsak gerçekten Moldova’nın da bunun içine çekildiğini görüyoruz.”
“Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir”
Kosova Cumhurbaşkanı Osmani de savaş zamanında barışı tercih etmenin çok zor olduğuna işaret ederek, ülkesinin Kosova Savaşı’nın bir an önce bitmesi için barış görüşmelerini savunduğunu hatırlattı.
Çalkantılı zamanlarda dost ülkelerin desteğinin ehemmiyetini vurgulayan Osmani, Avrupa Birliği (AB), Türkiye, ABD ve Bulgaristan gibi ülkelerle buna yönelik ortaklıklar kurmaya önem verdiklerini belirtti.
Osmani, Kosova’nın çok genç bir ülke olduğuna dikkati çekerek, “Diplomaside küçük kazanımlar bile kazanımdır ve zaferdir. Her şeyi birden kazanamazsınız. Açıkçası, kimi zaman geleceğe doğru çok küçük adımlar atıyoruz.” dedi.
Zor dönemden geçen ülkelere desteğin bir seferlik halinde olmaması gerektiğini dile getiren Osmani, uluslararası güçlerin bir ülkedeki iç çatışmayı durdurduktan sonra da desteklerini sürdürmesi gerektiğini vurguladı.
Osmani, “Uluslararası kamuoyunun ve uluslararası toplumun özellikle gelip bizim yanımızda olmaları ve daha sonra barışı tesis etmeleri, bizim için gerçekten çok büyük bir kazanımdı.” diye konuştu.
Savaş ve çatışmalarda masum insanların, kadınların ve çocukların acı çektiğini anlatan Osmani, Birleşmiş Milletlerin (BM) bunlara duyarsız kalmaması gerektiğini, ülkesinin böyle anlarda gerekli desteği vermeye hazır olduğunu kaydetti.
“Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda”
Osmani, Kosova’nın paydaşlarıyla beraber, ülkede barışı ve istikrarı korumaya çalıştığını dile getirerek, “Rusya, Balkanlar’a gözünü dikmiş durumda ve Batı’ya karşı yeni bir cephe açmak istiyor.” ifadesini kullandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sonucunun dünya için örnek teşkil edeceğini kaydeden Osmani, “Ukrayna’nın istediği barışı” ve hukukun üstünlüğüne dayanan dünya düzenini desteklediklerini belirtti.
Osmani, bölgede çatışmanın yaygınlaşmasının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i cesaretlendireceğini ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini dile getirerek, “Bence diktatörler kendi halklarını düşünmezler. (Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Milosevic de yüz binlerce askerini kaybetti fakat kendisini düşünüyordu. Putin de yüz binlerce askerini değil sadece kendisini düşünüyor.” dedi.
Rusya’ya yaptırım uygulanmasını destekleyen Osmani, Ukrayna’da oldukça hukuksuz bir savaş yaşandığını dile getirdi.
Osmani, uzak bir ülkede çıkan savaşın bile ekonomik olarak tüm dünyayı etkilediğini kaydederek, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı örnek gösterdi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin önemine dikkati çeken Osmani, bunun, diplomasinin sadece güvenliğe değil aynı zamanda ekonomiye de odaklanabileceğini gösterdiğini söyledi.
“Mevcut küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz”
Somali Cumhurbaşkanı Mahmud da diplomasinin kolay bir şey olmadığını, tarihin diplomasiye büyük katkısının bulunduğunu dile getirdi.
Kızıldeniz bölgesinin değişken ve kırılgan yapıya sahip olduğuna işaret eden Mahmud, Somali’de yaşananlardan dolayı, Somalililerin dünyanın yardımına muhtaç hale geldiğini söyledi.
Mahmud, şöyle devam etti:
“Somali’yi destekleyen ortaklarımıza baktığımız zaman bazılarının belli prensipleri, ilkeleri var, bazılarının bu bölgede belli belli çıkarları var. Ortaklarınızın, size destek verenlerin bazılarının oldukça farklı prensipleri olabiliyor ve onları bir arada bir bütün haline getirebilmek, sizin kendi çıkarınız, onların çıkarları, bunların arasında bir denge oluşturabilmek çok zor olabiliyor.”
Küresel diplomasinin yeniden yapılandırması gerektiğini vurgulayan Mahmud, “Bizler, küresel diplomasi yapısını yeniden gözden geçirmeliyiz, kurallarını, ilkelerini yeniden gözden geçirmeliyiz ve bunu da yaparken uluslararası hukuk temeli üzerinde yapmalıyız. Tüm bu farklılıkların yasal bir temel üzerinde ve birbirleriyle 21. yüzyılın gerçekleriyle uyumlu bir şekilde olmasını sağlamalıyız.” diye konuştu.
“Gazze, Yemen problemi, hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar”
İklim değişikliğinin ülkesindeki etkisine de değinen Mahmud, global ve yerel gündeme sahip terör örgütüyle mücadele ettiklerini belirterek, “Somali’yi ele geçirirlerse küresel anlamda daha ileri giderler. Somali’yi kullanmak istiyorlar.” dedi.
Bölgeleri ve Kızıldeniz’deki gerilimin küresel bir problem olduğunu vurgulayan Mahmud, “Gazze, Yemen problemi, bunların hepsi diplomasinin çözmesi gereken sorunlar aksi halde herkesi etkileyecek. Biz, olan bitenin tarafı veya parçası değiliz ama ekonomik olarak kurbanıyız. Bizi çok kötü etkiliyor.” görüşünü paylaştı.
]]>İYİ Parti Grubu’nun Bursa’da Kayapa-Yenişehir fay hattının tespit edilmesiyle ilgili alınan önlemlerin ve konuyla ilgili çalışmaların araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşülmesi önerisi TBMM Genel Kurulu’na sunuldu. Önergenin gerekçesini açıklayan İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, şunları söyledi:
“BURSA’DA ÇEVRE BAKANLIĞI BAŞTA OLMAK ÜZERE BÜYÜKŞEHİR VE İLÇE BELEDİYELERİ İMAR PLANLARINI REVİZE ETMELİ”
“Bursa’da AFAD’ın da destekleriyle Ankara Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Eskişehir Üniversitesi tarafından aktif faylarla ilgili yapılan araştırmada Yenişehir-Kayapa arasında 95 kilometrelik yeni bir fay hattı bulundu ve bu fay hattının da 7,3 şiddetinde deprem üretebileceği ifade edildi. Bu konudan hareketle Bursa’mızda en son 3 büyük depremden bir tanesi 1850 ve iki tanesi de 1855 yıllarında gerçekleşmiş ve ciddi anlamda yıkıcı olmuşlardır. Tarihsel sürece baktığımızda, özellikle Kuzey Anadolu Fay Hattı, Gemlik’e uzanan hat ve geçmişte İznik de yaşanmış olan çok yıkıcı tarihsel depremleri de dikkate aldığımızda, bu yönüyle Bursa’da çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.
Marmara yıkılırsa Türkiye özellikle ekonomik ve sosyal olarak çok büyük bir sıkıntı yaşayabilir. Burada, bu yeni keşfedilen fay hattı da dahil olmak üzere, daha önce bilinen fay haritalarının imar planlarına özellikle işlenmesi gerektiğini ve kentleşmenin de, 3 milyon 350 bin nüfusu bulan Bursa’da imar planlarının da bu yönlü yapılması gerektiğini, bu konuda bir araştırma yapılması, işin ehli ve uzmanı kişiler tarafından bu konunun mutlaka irdelenmesi ve başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere Bursa’da büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin bu yönlü imar planlarını mutlaka revize etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Saadet Partisi Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Doğan Demir de şunları dile getirdi:
“GEMLİK’TE YENİ İMAR VE İSKAN VERİLMEMELİDİR”
“Uzmanlara göre yeni keşfedilen fay da tıpkı mevcut fay gibi maalesef şehrin ortasında yer alıyor. Dahası da bu yeni fayın Bursa Şehir Hastanesi ve stadyuma çok yakın bir konumdan geçtiği belirlenmiştir. Olası bir büyük depremde bu hastane nasıl hizmet verecek, kimsenin bir kaygısı yok mu? Asıl beka meselesi budur; deprem riski ve bu riske karşı depreme dirençsiz kentlere sahip oluşumuzdur. Deprem riskiyle ilgili maalesef hala günlük çözümler peşindeyiz, bu işin asıl çözümünü görmezden geliyoruz. Bütün gücümüzü, enerjimizi ve çabamızı depreme dirençli kentleri inşa etmek için, inşa edilmiş olanları da depreme dirençli hale getirebilmek için kullanmalıyız. Kentlerimizi, köylerimizi depreme dirençli hale getirmekten başka bir çaremiz yok.”
DEM Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Celal Fırat da şunları ifade etti:
“BİLİM İNSANLARININ HER GÜN ÇIĞLIKLA BAĞIRARAK İSTANBUL’DA OLMASI BEKLENEN DEPREMİN GELDİĞİNİ SÖYLEMESİNE RAĞMEN BIR ÖNLEM ALINMIYOR”
“Marmara’da olası bir depremin her an gerçekleşebileceği ve depremin şiddetinin 7 ile 8 arasında olabileceği ifade edilmektedir. Deprem bilimcilerin hazırladığı Marmara Bölgesi’nde yer alan İstanbul’un deprem risk haritasına bakıldığında ise fay hatlarına yakınlığa göre birinci derece riskli ilçeler arasında, Avrupa yakasında ve Anadolu yakasında birçok ilçenin ve milyonlarca insanın etkileneceğini hepimiz görüyoruz. Bilim insanlarının her gün çığlıkla bağırarak İstanbul’da olması beklenen depremin geldiğini söylemesine rağmen bir önlem alınmıyor. Marmara özelinde İstanbul’da deprem riski yüksek konutların sayısının kaç olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bilim insanlarınca İstanbul’un deprem riski uyarıları doğrultusunda somut ne gibi önlemler alındığı bilinmemektedir. Marmara Bölgesi’nde bulunan hem İstanbul’da hem de Bursa’da keşfedilen fay hatlarıyla ilgili önlemler alınması gerektiği için bu araştırma önergesini destekliyoruz.”
CHP Grubu adına konuşan Karabük Milletvekili Cevdet Akay da şunları söyledi:
“DEPREM RİSKİ OLAN YERLERE AFAD’IN BU DESTEĞİ, ÖZEL HESABINDAN AKTARMASI GEREKİR”
“Biz bir çalıştay yaptık, Naci Görür hocamızı Karabük’e davet etmiştik. Karabük’te de bu çalıştay neticesinde bir fay hattının olduğunu öğrendik, 35 kilometrelik bir fay hattı var. Bu fay hattı, hakikaten Karabük bölgesini, birinci derecedeki deprem bölgesiyle ilgili nüfusun yüzde 93’ünü ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu bölgedeki depremle ilgili önlemlerin de alınması, bu fay hatlarının, bu paleosismolojik yapısının daha doğrusu mutlaka araştırılması gerekiyor, AFAD’ın buraya ödenek ayırması gerekiyor ve bu çalışmalar neticesinde de depremle ilgili önlemlerin alınması gerekiyor. AFAD’a 1 trilyon 28 milyarlık deprem bütçesi içerisinden 671 milyar ayrıldı fakat bu yeterli değil. Bir özel hesabı var AFAD’ın ayrıca bütçe dışında, Sayıştay denetimine de tabi değil, buradan çok ciddi harcamalar yapılıyor. Başta Bursa olmak üzere, Erzincan, Karabük ve Türkiye’nin bütün bölgelerindeki deprem riski olan yerlere AFAD’ın bu desteği, bu paraları aktarması gerekir. Bu platformun da ödenek tutarlarının artırılması, bu bölgedeki çalışmaların süratle yapılması gerekir.”
İYİ Parti Grubunun önerisi AKP ve MHP millevekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın üstlendiği panele US Middle East Project Başkanı Daniel Levy, Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst, İletişim Danışmanı Mahomed Faizal Dawjee ve Al Sharq Forumu Başkanı Wadah Khanfar katıldı.
ABD’nin küresel ilişkilerini yürütürken “ikiyüzlü” yaklaşım gösterdiğini savunan Levy, “Hayal kırıklığını dile getiren hatta İsrail Başbakanı’na konuşmalarında kaba isimler taktığına dair duyumlar aldığımız bir lideriniz var. Üzgünüm ama bu ciddi değil. Bu, bir koz değil. Bu, ateşkes sağlamaya çalışmak da değil.” değerlendirmesinde bulundu.
Levy, ABD’nin Gazze’de yaşananları durdurmak için attığı adımların Batı Şeria’daki bir grup Yahudi yerleşimciye yönelik yaptırım kararı almanın ötesine geçmediğini belirterek, “Gazze’de bir katliam yaşanıyor ve atılan bu adımlar sadece bir avuç aşırılık yanlısına yönelik oluyor.” ifadesini kullandı.
Gazze’de Filistinli sivillere karşı uluslararası hukuk ihlallerinin sürdüğünü ve bunun durdurulabilmesi için ABD’nin İsrail’e yönelik desteğini sonlandırması gerektiğini kaydeden Levy, “ABD, sadece ateşkes için çabalamamakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine dair Uluslararası Adalet Divanında (UAD) bir dava varken bile bu ülkeye aktif bir şekilde silah sağlıyor.” dedi.
Levy, sözlerini şöyle tamamladı:
“İnsanlar, artık bunlara kanmıyor, siyasi liderlerin söylemlerindeki gerçek anlamları görebiliyor. Yaşadıkları toplumdaki ve uluslararası düzendeki adaletsizliğin Filistin meselesinde bu kadar keskin bir şekilde ortaya çıktığına şahit oluyorlar.”
“İsrail, Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı”
Hearst da şu anda Orta Doğu’da yaşananların bölgenin 10 ila 20 yıl sonra nasıl bir hal alacağında belirleyici bir unsur olacağını ifade ederek, “Eğer öylece durup hiçbir şey yapmadan olanları izlersek sonuçlarına hepimiz katlanmak zorunda kalacağız.” dedi.
Gazze’de yaşananların küresel bir dava haline geldiğini söyleyen Hearst, İsrail’in neredeyse her gün İngiltere’nin başkenti Londra sokaklarında protesto edildiğini dile getirdi.
Hearst, kamuoyunun Filistin devletinin adım adım parçalandığına şahit olduğuna işaret ederek, “İsrailli askerlerin, Filistinli anneleri yeni doğmuş bebeklerini dondurucu soğukta terk etmeye zorladığına şahit oluyoruz. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı olduğunu görüyoruz. Peki biz ne yapıyoruz? Bunu normalleştiriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan istek, Güney Afrika halkının DNA’sına işledi”
Güney Afrika’nın apartheid deneyimi nedeniyle Filistin halkının mücadelesine empatiyle yaklaştığını belirten Dawjee de “Güney Afrika, reklam olsun diye UAD’ye başvurmadı. Başvuruyu, özgürlüğe karşı hissettiği derin arzu ile baskı ve ırk ayrımcılığına karşı sessiz kalmamak için yaptı.” ifadesini kullandı.
Dawjee, Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan isteğin Güney Afrika halkının DNA’sına işlediğini, Güney Afrika Ulusal Meclisinde son 30 yılda Filistinlilerin haklarına ilişkin yaklaşık 60 konuşma yapıldığını ve Filistin meselesinin Güney Afrika gündeminin hep en üst sıralarında olduğunu kaydederek, “Her hafta UAD’nin kapısını çalıyor ve bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Neden diğer ülkeler bunu yapamıyor?” diye sordu.
Güney Afrika’da apartheid ile mücadele kahramanı ve Nobel Barış Ödüllü insan hakları aktivisti Başpisikopos Desmond Tutu’nun sözlerine atıfta bulunan Dawjee, “Merhum Başpiskopos Tutu, Filistin’i ziyaret ettikten sonra ‘Filistin’de gördüklerim, Güney Afrika’da yaşadıklarımızdan 10 kat daha kötü.’ demişti. Bunu aklınızda tutun ve size anlattığım apartheid deneyimlerimi 10 ile çarpın. İşte o zaman Gazze’de neler yapmamız gerektiği konusunda bir fikir edinebilirsiniz.” dedi.
“ABD, Gazze’deki mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı”
Khanfar, Gazze’de yaşananlar sonrası, insanlığa liberal değerler, temel insan hakları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet ve demokrasi vadeden Batı merkezli dünya düzeninin çökeceğini söyledi.
Batılı hükümetlerin çoğunun ve Amerikan yönetiminin Gazze’deki “mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı” olduğunu belirten Khanfar, “Batı’nın dünyaya barış getiremeyeceği gerçeğini en son anlayan Orta Doğu oldu. Belki de Latin Amerika, Asya ve Afrika, bunu bizden önce keşfetti. Gazze sayesinde artık siyah ve beyazı görebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Khanfar, bundan sonra olacakları, Batı merkezli modern yönetim modelinin, siyasetin, dünya düzeninin çöküşü ve nihayetinde bölgesel düzenin yükselişi olarak sıraladı.
]]>Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında TRT World Sunucusu Alican Ayanlar’ın moderatörlüğündeki “ADFLeadersTalks” paneline konuşmacı olarak katıldı.
Bakan Lavrov, Türk makamlarına Foruma davetleri için teşekkür ederek, “2 yıl önce buradaydım. Geçen sene maalesef gelemedim çünkü geçen sene Türkiye’de büyük bir afet vardı. Çok yıkıcı bir deprem oldu. Rusya hemen arama kurtarma ekiplerini gönderdi, insani yardım gönderdi.” dedi.
Çok kutupluluğun halihazırda bir gerçeklik olduğunu belirten Lavrov, Çin ve Hindistan’ın ekonomilerinin rekor düzeyde büyümekte olduğuna ve modern teknolojileri kullandıklarına dikkati çekti.
Lavrov, Çin’in ABD’nin rakibi olarak görüldüğünü vurgulayarak, “Dünya Ticaret Örgütü’nün faaliyetlerini frenlemeye başladılar. Şikayetler gelmeye başladı. Çin de haklı olarak dünyada adil bir rekabet yok demeye başladı.” şeklinde konuştu.
Bakan Lavrov, BM Tüzüğü’nün “muhteşem bir belge” olduğunun ancak Batı’nın buna riayet etmediğinin altını çizerek, Batı’nın Rusya’yı “saygı gösterilecek” bir ülke olarak görmediğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e saldırılarına ilişkin, Filistin ile ilgili olan kararları ABD’nin “sabote ettiğini” dile getiren Lavrov, “Filistinlilerin özerklik kazanamayacağı bir yapıya gidilmeye başlandı.” diye konuştu.
Bakan Lavrov, “Filistin’in BM üyesi yapılması konuşuluyor. Çok güzel görünüyor dışarıdan bakınca ama mevcut durum değişmiyor.” ifadesini kullandı.
Lavrov, ABD’nin Tayvan konusunda da “Biz tek bir Çin’i tanırız.” dediğini ancak mevcut durumda Tayvan’la ilişkilerini bağımsız bir ülke gibi yürüttüğünü anlattı.
Bakan Lavrov, “Dolayısıyla BM’nin temelinde bir sorun yok. Batı ülkeleri BM kararlarına riayet etmemektedirler. Sorun buradan kaynaklanıyor.” dedi.
Lavrov, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeye ilişkin açıklamasına yönelik, “Böylece buraya asker gönderilmesi itiraf edilmiş oldu.” diye konuştu.
Rusya’nın ABD başkanlık seçimlerine bakışı
Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ülkesine yönelik bir linç olduğunu kaydeden Lavrov, geçmişteki olayların çok hızlı şekilde unutulduğunu ve kimsenin bunları dile getirmediğini ifade etti.
ABD başkanlık seçimlerine değinen Lavrov, ABD halkının kimi seçerse Rusya’nın onunla birlikte eşit haklar ve dürüstlük temeline dayalı olarak çalışmaya hazır olduğunu, ABD’nin her şeyi almak istediğini ancak karşılığında hiçbir şey vermek istemediğini vurguladı.
Lavrov, Rusya olarak herhangi bir şeyin değişmesini beklemediklerini kaydederek, “Seçim sonuçları ne olursa olsun çok bir şeyin değişeceğini de düşünmüyoruz. Başkan Trump zaten başkandı geçmişte ve o dönemde de bizim üzerimizde çok büyük müeyyideler, ambargolar uygulamışlar ama bunu da Obama başlatmıştı dürüst olmak gerekirse. 3 hafta içerisinde Obama toplamda 120 kişi olmak üzere bizim diplomatlarımız ve ailelerini tam yeni yıl arifesinde sınır dışı etmişti. Obama onları doğrudan uçuş olmayan bir günde sınır dışı etti.” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Gazze’de ateşkes desteği
Rusya’nın Gazze konusunda nasıl eylemler alabileceğine ilişkin Lavrov, uzun yıllardır bu konuları konuştuklarına değinerek, her zaman tarafları yapıcı bir şeyler yapmaya teşvik ettiklerini dile getirdi.
Lavrov, Batı kıyılarında tamamen İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin olduğunu gördüklerini, ABD dahil yasa dışı yerleşimleri kimsenin kabul etmediğini vurguladı.
Batı Şeria’ya da aynı şekilde yerleşimcilerin gelmeye başladığını ve Gazze’de de bunun olduğunu aktaran Lavrov, İsrailli yetkilileri esnek olmamakla eleştirdiklerini ve Filistin meselesinin bu şekilde çözülemeyeceğinin altını çizdi.
Lavrov, İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin bu savaşı başlattığını anımsatarak, “Şunu söylediler: ‘Filistinliler hayvandır, insan değildir’. Diğer taraftan da Rusların insan olmadığını, yaratık olduğunu söyleyenler de oldu.” ifadelerini kullandı.
Gazze’nin büyük kısmında sivillerin öldürüldüğüne dikkati çeken Lavrov, ateşkes olması gerektiğini dile getirdiklerini ancak ABD’nin bunu BM Güvenlik Konseyinde veto ettiğini söyledi.
Lavrov, ABD’nin Filistinlileri ve Arap halklarını mevcut durum üzerinden bir barışa zorlamaya ve bunu, Filistinlilerin ekstra bir toprağı olmayacak şekilde sağlamaya çalıştığını ifade etti.
Filistinlilerle bir araya geldikleri zaman birlik içinde ve tek ses olmaları gerektiğini söylediklerini anlatan Lavrov, “Filistin’in Özgürleştirilmesi Platformunun” resmi bir hal alması gerektiğini söyledi.
Transdinyester bölgesi
Lavrov, Moldova’nın içinde bulunan ve tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı Transdinyester bölgesinin Moldova yönetiminin “baskılarına” karşı Rusya’dan koruma talep etme kararına ilişkin, “Kiev rejiminin yaptıklarını yapıyorlar, Rusçayı dışlıyorlar. Ukraynalılarla birlikte aynı zamanda ciddi ekonomik baskılar yapıyorlar.” dedi.
Oradaki insanların uzun yıllardır, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana kuşatma altında olduklarını savunan Lavrov, bölgedeki yaklaşık 200 bin kişinin Rusya pasaportuna sahip olduğunu dile getirdi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı “Gazze Temas Grubu” başlıklı panele Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki katıldı.
Panelin açılışında konuşan Fidan, İsrail’in savaş suçlarının, uluslararası düzeni krize sürüklediğini, İslam dünyasının uzun yıllar boyunca başkalarının kendi sorunlarını çözmesini beklediğini ve bu durumu kınamakla kaldığını söyledi.
Bu problemi egemen güçlerin oluşturduğunu belirten Fidan, “Şu anda artık bu sorunu kendi elimize alıyoruz. Gerçekten bölgesel bir sorumlulukla bu işi yükleniyoruz. Gazze Temas Grubu, aslında bu tarz bir düşüncenin sonucu, ortak İİT-Arap Ligi Zirvesi’nde görevlendirildi ve Filistin’de devam eden savaşla alakalı sorumluluk almak üzere çalışmalar yapıyor.” dedi.
Fidan, Temas Grubu’nun 7 üyesi olduğunu hatırlatarak, bu grubun bir üyesi olmaktan büyük onur duyduğunu ve bunun büyük ayrıcalık olduğunu düşündüğünü dile getirdi.
Temas Grubu olarak kilit liderlerle, karar alıcılarla, farklı ülkelerin yetkilileriyle ve uluslararası platformlarla görüştüklerini anımsatan Fidan, “Bazen kolektif olarak çalışmalar yaptık. Bazen iş bölümü içerisinde çalıştık. Aramızda iş bölümü yaparak farklı konuları ele aldık. Bu grup aslında Müslüman dünyanın, İslam dünyasının Filistin’le alakalı dayanışmasının bir göstergesi ve buradaki mevkidaşlarımın da zaten bu alanda çok önemli çalışmaları var. Bizim bu çalışmalarımız sonucunda kamunun aydınlanmasıyla ilgili önemli gelişmeler oldu.” diye konuştu.
Fidan, “Temas Grubu olarak biz tutarlı şekilde sürekli, İsrail’i ve İsrail’in bu zalimce saldırılarını destekleyen ülkelere baskı uygulamaya çalışıyoruz. Biz hareketlerimize başladığımız zaman, bu ateşkesi destekleyen ve insani yardımın artmasını sağlamaya çalışan sadece bir avuç batı ülkesi vardı.” ifadelerini kullanarak, Birleşmiş Milletler (BM) oturumlarında Gazze’de insani ateşkes ile ilgili yapılan oylamalarda “evet” oyu ekim ayında 121 iken bunun sonrasında 153’e yükseldiğine işaret etti.
“Şu anki savaş İsrail’e güvenlik sağlamıyor”
Hegemonya anlatısını ortadan kaldırmaya çalıştıklarına değinen Fidan, “Şu anki savaşın İsrail’e güvenlik sağladığı argümanına karşı geliyoruz, bunun doğru olmadığını ifade etmeye çalışıyoruz. Temas Grubu olarak aslında Filistinlilerin şu an güvenliğe ve öz savunmaya herkesten çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu söyledik.” diye konuştu.
Fidan, önlerinde bir engel daha olduğunu, uluslararası ateşkes çağrıları ve iki devletli çözüme yönelik çağrıların İsrail üzerinde etkisi olmadığını anlattı.
“Eğer başka bir ülke böyle bir suç işlemiş olsaydı kesinlikle her türlü yaptırımla karşılaşırdı.” ifadesini kullanan Fidan, ABD’nin desteğini alan İsrail’in yaptırımla karşılaşmadığına dikkati çekti.
Fidan, “Bu suçların arasında savaş suçları ve soykırım var. Bu aslında Uluslararası Adalet Divanının (UAD) da kararlarına göre yanlış bir yaklaşım. Ne yazık ki tek başımıza Gazze’de kan dökülmesini engelleyemiyoruz. Çünkü politik sistemler kör kalmaya odaklanmış durumda, hiçbir şekilde gözlerini açmak istemiyorlar ya da Yahudilere yönelik geçmişten yükleri var bazı ülkelerin, onlar da bu yüzden bu konuya giremiyor.” diye konuşarak, gerçeğin kendi başına ayakta durduğunu kaydetti.
İsrail’in, Filistin topraklarını elde etmek istemediğini açıklamadığı sürece güvenli olmayacağının altını çizen Fidan, “1967 sınırlarına gitmek önemli. İsrail halkı ancak o zaman gerçekten sürdürülebilir bir güvenliğe ulaşacak.” dedi.
Fidan, Mısır’ın her zaman Gazze konusunun temelinde ve uluslararası insani yardım konusundaki rolünün takdire şayan olduğunu belirterek, Şukri’ye şu soruyu yöneltti:
“Refah ve sınırla alakalı sorular yükseliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz ne olacaktır? Şu anki mevcut uluslararası sistem, bu krizlere çözüm bulamıyor.”
-“(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti”
Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, Antalya Forumu’nun önemli bir zamanda gerçekleştirildiğini, Gazze Temas Grubu üyeleriyle işbirliği içinde çalışmayı umduklarını belirtti.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ilişkin kalıcı bir çözüm bulmaya çalışacaklarını vurgulayan Şukri, “(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti, bölgede ciddi bir istikrarsızlık ve güvensizlik yaratıyor.” ifadelerini kullandı.
Şukri, İsrail’in saldırıları nedeniyle Refah’tan yardımların geçişinde sıkıntılar yaşandığını, ilk aşamadan itibaren geçişi açık tutmaya çalıştıklarını kaydetti.
Gazzelilere desteğin sağlanabilmesi için İsrail hükümetini ikna etmeye çalıştıklarını söyleyen Şukri, “Çabalarımız hep engellendi. Özellikle dağıtılabilecek yardımın miktarıyla alakalı manipülatif ve kısıtlayıcı çalışmalar oldu. Bizim Gazze’deki kardeşlerimizin üzerinde çok ağır bir baskı var. Çok zor bir durum yaşıyorlar. Özellikle de yerinden edilme konusu çok önemli. 1,3 milyon kişiye Refah ev sahipliği yapıyor.” diye konuştu.
Şukri, konuşmasına şöyle devam etti:
“Rolümüzün getirdiği sorumluluğu yerine getirmemizle ilgili kısıtlamalar oluyor. Tüm bu sebeplerden dolayı, şimdiye kadar gerekli düzeyde, hacimde desteği sağlayamamaktan dolayı çok bıkkın hissediyoruz. Ama çalışmalara devam edeceğiz. BM ve ortaklarımızla buradaki insanların zorluklarına çare olabilmek için işbirliğine devam edeceğiz. Bu saldırıların durdurulması bizim için çok önemli.”
Bakan Fidan, sözü Filistinli mevkidaşı Maliki’ye verirken, Filistin halkıyla işbirliği ve dayanışma içinde olduklarına dikkati çekerek, problemlerin sadece Gazze’yle sınırlı olmadığını, Batı Şeria’da da ciddi problemlerle karşı karşıya kalındığını ifade etti.
Fidan, Filistin’deki duruma ilişkin, “Durum çok ciddi bir terörizm aşamasında, Batı Şeria ve başka yerlerde. İsrailli yetkililer, sorumsuz açıklamalar yapıyor, Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya girişlerin kısıtlamasıyla alakalı.” ifadelerini kullanarak, Maliki’ye gelecek haftalarda bu koşullarda ne yapılması gerektiğine dair soru yöneltti.
-“(İsrail’in) Söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var”
Filistin Dışişleri Bakanı Maliki de İsrail’in saldırılarını sürdürmede çok net olduğunun altını çizerek, İsrail’in “Hamas’ı yok etme ve esirleri geri getirme” hedefleri olduğunu duyurduklarını hatırlattı.
Buna rağmen, bu hedeflerin ulaşılabilir hedefler olmadığının görüldüğünün altını çizen Maliki, İsrail’in bu iki hedefe yaklaşamadığı yorumunda bulundu.
Maliki, “Neden İsrail bu savaşa devam etmekte ısrar ediyor? (İsrail’in) söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var. Bu belirtilmemiş ve gizli hedefleri ulaşılabilecek hedefler olabilir. Bir tanesi Gazze’nin total yıkımı, yani Gazze’deki her şeyi yok etmek. Biz bunun aslında 1. günden beri olduğunu görüyoruz. Alt yapı, hastaneler, okullar, kiliseler, camiler, üniversiteler ve BM sığınma merkezleri her şeyi vurdular yıktılar.” diye konuştu.
Ateşkes sağlansa dahi insanların gidecek yerlerinin kalmadığını ve köylerin kasabaların yıkıldığına dikkati çeken Maliki, “(Netanyahu) Bir taş üstünde taş kalsın istemiyor.” dedi.
“Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var”
Maliki, İsrail’in ifade etmediği ikinci hedefinin de Gazze’deki insanları güneye doğru yönlendirmek olduğu değerlendirmesinde bulunarak, şöyle konuştu:
“(Refah’ta) Burada 1,5 milyon Filistinli, daha önceden 150 bin kişinin yaşadığı küçücük şehirde. Netanyahu Refah’a da saldıracak. Bunu çok net şekilde söyledi. ‘Askeri planlar hazır’ dedi. Hiç kimseyi dinlemiyor. Refah’a saldırdığında ne olacak? 1,5 milyon insan ya öldürülecekler; başka saklanacak, sığınacak yer yok ya da 500 metre güneye bakacaklar ve bir kapı görecekler, kırarak açabilecekleri bir kapı ve Mısır’da bulacaklar kendilerini.”
Maliki, “İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var. Biliyor ki savaş bittiğinde kendisini bekleyen 4 tane yolsuzluk davası var. Savaş bitince sorumluluk alması gerekecek.” ifadelerini kullandı.
Bakan Mailiki, “Türkiye’den aldığımız destek, gördüğümüz kardeşlik, dayanışma, bağlılık, yardım, bunun için gerçekten müteşekkiriz. Sadece bu savaşta değil, daha öncesinde de. Türkiye’ye hep borçlu hissediyoruz kendimizi verdikleri katkı nedeniyle.” diye konuştu.
Bakan Fidan, bölgesel şiddetin ve savaş olasılığının artması riskiyle, Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin sorunun çözümüyle alakalı nasıl rol oynayabileceğini de mevkidaşı Maliki’ye sordu.
Maliki, Netanyahu’nun Gazze’deki saldırılarını “yayma amacı olduğunu” belirterek, şunları söyledi:
“(Netanyahu) Bununla birlikte, şuna da inanıyor; savaşı uzatmak da önemli, kapsamını genişletmek de. Bunun Batı Şeria’ya yayılmasını istiyor. Her gün Filistin’deki şehirlerde mülteci kamplarında askeri saldırılar, terör saldırıları düzenleniyor, Mescid-i Aksa’da müdahaleler oluyor. Şu an Lübnan’ın güneyinde de cephe açma niyeti var. Burada cephe açılırsa, Suriye, Irak ve İran’da da cephe açılacak. Bu da şu anlama geliyor. (Netanyahu’nun) Gazze’ye açılan savaşı bölge savaşına dönüştürme hedefi var, Amerikalılara da bu savaşın içine almaya çalışıyor.”
]]>İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca uygulanan Rekabetçi Sektörler Operasyonel Programı (CISOP) kapsamında gerçekleştirilen etkinlik, saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı’nın okunması ve tanıtım videosunun gösterimiyle başladı.
Vali ve Belediye Başkan Vekili Ziya Polat, STK ve Kafkas Üniversitesinin turizm çalışmalarına destek vermesi gerektiğini ve şehre bir bilim müzesi yapmak istediklerini söyledi.
Polat, Kars’ta turizmin her geçen gün iyiye gittiğini belirterek, “Sarıkamış otelleri yüzde 70-80 dolu, merkezdeki otellerimiz de öyle. Buralardaki otellere gelen ziyaretçilerimizin yüzündeki gülümsemeyi görmek bizi mutlu ediyor. Turizmde en iyi tanıtım insan tanıtımıdır. Buradan mutlu ayrılan insanların anlatımıdır. Bunun için insan odaklı çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ani Ören Yeri’nin önemine dikkati çeken Polat, “Buralar, atalarımızın ilk fethettiği topraklar, Sultan Alparslan’ın ilk cuma namazını kılışı, ilk Türk camisi, ilk Türk mezarlığı, ilk Türk çarşısı, hepsi burada. Bu destinasyonlarla ilgili özel çalışmalar yapmamız gerekiyor, Ani Ören Yeri’nde müze çok güzel bir fikir, en kısa zamanda gerçekleşmesini diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Kars peyniri, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne neden girmesin?”
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öcal Oğuz da UNESCO olarak 75. yılı kutladıklarını ve Ankara dışındaki ilk etkinliği Kars’ta yapmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Kars peyniri, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne neden girmesin? Bunlar için çalışmak lazım. Önemli olan yereldeki faaliyetler. Yerelde çalışmazsanız ulusalda ya da uluslararası platformda ‘Bu listeye girin’ diye kapınızı çalmazlar. Bu nedenle küsmek ya da kenara çekilmek değil kapıları sonuna kadar zorlamak lazım.” diye konuştu.
SERHAT Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Nurullah Karaca da 5,5 milyon avroluk “Tarihi Kimliği ile Kars Kenti Projesi”nin yüzde 85’inin Avrupa Birliği, yüzde 15’inin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklendiğini söyledi.
Karaca, şöyle konuştu:
“Proje, inşaat ve turizm olmak üzere iki bileşenden oluşuyor. Temmuz 2023’te tamamlanan inşaat bileşeni kapsamında Kars Merkez Haydar Aliyev Caddesi’nde 23 tescilli, 9 tescilsiz binanın cephe iyileştirmesi, kaldırım ve yol yenilemesi, aydınlatma ve çevre düzenleme işlemleri ile işaret ve sokak levhalarının montajı yapıldı. Ani Ören Yeri’nin koruma çitleriyle kapatılması, işaret ve levhaların konumlandırılmasıyla tanıtım işlemleri gerçekleştirildi.”
Açılış konuşmaları sonrası düzenlenen panellerde “Yöresel Gastronominin Turizme Etkisi”, “İklim Değişikliğinin Dağ ve Kış Turizmi ile Kayak Merkezlerine Etkileri ve Bu Yönde Avrupa’da Alınan Önlemler ile En İyi Örnekler” ve “Zaman ve Tarihe Yolculuk: Kars’ın Kültürel Miras ve Tarih Alanlarındaki Zenginliği” konuları ele alındı.
Programda UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Oğuz, Kars Valisi Polat ve SERHAT Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Karaca’ya UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Ankara Arslanhane Camisi’nin konu alındığı kitabı hediye etti. ???????
]]>ESRA NUR PERVAN
Trabzon’un Çaykara ilçesinde vatandaşlar, önemli turizm merkezlerinden Uzungöl’de Danıştay’ın iptal kararına karşın HES projesinin yeniden başlatılmasını protesto etti. Uzungöl Turizimciler Derneği Başkanı Mehmet Keleş, “Bizim tek derdimiz, toprağımıza olan minnet borcumuzun gereği olarak, derelerimize sahip çıkmaktır. Biz hiçbir siyasi oluşumun maşası değiliz. Biz halkın ta kendisiyiz. Biz bu dağların öz evlatlarıyız” dedi.
Trabzon’un önemli turizm merkezlerinden Uzungöl’de yapılması planlanan HES projesine karşı bölge halkı, basın açıklaması yaptı. Uzungöl Turizimciler Derneği Başkanı Mehmet Keleş, şunları söyledi:
“UZUNGÖL HES PROJESİ İLE CEZALANDIRILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR”
“Uzungöl’e ve Solaklı Vadisi’ne sahip çıkmak için bizimle beraber olan kıymetli vatandaşlarımız; bugün buraya toplanmamızın nedeni; ülkemizin ve bölgemizin en önemli turizm merkezlerinden olan Uzungöl’e yapılması planlanan HES projesidir. Daha önce Trabzonspor’un adıyla ruhsatı alınan Uzungöl HES 2012 yılında ÇED raporu almıştır. Turizme ve çevreye vereceği zararını öngören bölge insanlarımız çok güçlü şekilde projeye karşı çıkmış ve hukuki yola başvurmuştur. Uzungöl’de, toplumun her kesiminden insanların olduğu büyük çaplı protesto gösterileri düzenlenmiştir. Danıştay’ın iptal kararına rağmen ne olduysa, proje yeniden yürürlüğe girmiştir. Trabzonspor bu projeyi uygulamaktan vazgeçmemiş ve projenin çok büyük kısmını özel bir firmaya satmıştır. Bu projede Trabzonspor’un sadece adı kalmıştır. Trabzonspor’un bu projeden beklediği gelir yıllık ortalama olarak 1 milyon dolar civarındadır fakat Uzungöl’ümüz turizm potansiyeli ile ülke ekonomisine katkısı yıllık ortalama 1.5 milyar dolardı. Bu da HES’ten beklenen gelirin 1500 katıdır. Bu yıl Uzungöl turizminin 50. yılını kutlamayı planlarken, üzülerek ifade etmek isteriz ki, Uzungöl HES projesi ile cezalandırılmaya çalışılmaktadır. Kanunlardaki ilgili maddelere göre projenin onaylanan ÇED raporu, veriliş tarihinden başlamak üzere, 7 yıl içinde inşaata başlama zorunluluğu vardır. Gelinen bu noktada sürenin dolmasına rağmen hiçbir şekilde inşaata başlanmamıştır. Bu yıl itibarıyla ÇED raporunun üzerinden tam olarak 11 yıl geçmiştir. Biz Uzungöl halkı olarak yeniden bu projeyi mahkemeye verdik ve sonucunu büyük bir dikkatle beklemekteyiz.
“İNSANLARA DERENİN KURUDUĞUNU NASIL AÇIKLAYACAKSINIZ”
Şimdi bu projeye olumlu bakan zihniyetlere soruyoruz; 40 yıldan beri çıkarılamayan imar planları yüzünden ideal yapılaşmasını sağlayamayan Uzungöl insanına, bu projeyi resmiyete döktüğünüzü nasıl açıklayacaksınız? Uzungöl’de pencere ölçülerine, çatı yüksekliklerine, ormandan kuru ağaç toplamaya karışan koruma anlayışına soruyoruz; gölden 600 metre mesafede, sit alanının içindeki bu projeye nasıl izin verdiğinizi açıklayabilecek misiniz? Bu proje ile insanların seyrede seyrede Uzungöl’e çıktığı Solaklı Deresi 10 kilometre boyunca yok olacakken, bu manzaraya alışmış insanlara derenin kuruduğunu nasıl açıklayacaksınız? Zaten çözüme kavuşturulamayan trafik problemi, HES inşaatının getirdiği çamur, betonlama ve kazı çalışmasıyla en az iki katına çıkacağını düşündünüz mü? Uzungöl’de kış vakti çeşitli bahaneler sunularak evlerini başlarına yıktığınız insanların gözlerine baka baka bu katliama nasıl müsaade edeceksiniz? Fırtına Vadisi’ndeki HES’lerin iptal edilip, Solaklı Vadisi’ndeki HES’lerin iptal edilmemesinin bir açıklaması var mıdır? Turizm potansiyeli olarak, Karadeniz bölgesinde, Solaklı Vadisi’nin üzerinde başka bir vadi var mıdır? Uzun yıllardan beri bölgedeki alabalık neslini devam ettirmek için yoğun çabalar ve büyük paralar harcayan kurumlarımızın, alabalığın başına geleceklerden hiç mi haberi yoktur? Yerleşim bölgelerinin altından geçecek olan HES tünellerinin potansiyel tehlike oluşturmasından dolayı, facialara yol açmayacağını kim ve kimler garanti edebilir?
“BİZİM TEK DERDİMİZ DERELERİMİZE SAHİP ÇIKMAKTIR”
Şimdi buradan en başta devlet yetkililerine sesleniyoruz; bir an önce bu projenin yeniden incelenmesini ve bu tarihi yanılgıdan bir an önce dönülmesini talep ediyoruz. Bizim tek derdimiz, toprağımıza olan minnet borcumuzun gereği olarak, derelerimize sahip çıkmaktır. Biz hiçbir siyasi oluşumun maşası değiliz. Biz halkın ta kendisiyiz. Biz bu dağların öz evlatlarıyız. Bütün memleket sevdalılarını, atalarının emanetlerine sahip çıkan herkesi ve gerçek Uzungöl dostlarını yanımızda görmek istiyoruz.”
]]>
Başkan Halit Özdemir, Ünye’ye 2023 yılında 19 milyon liralık ayni, 867 bin liralık ise nakdi yardımda bulunduklarını söyleyerek, doğal afet gibi durumlar için de 171 bin liralık nakdi yardımda bulunduklarını ifade etti. Başkan Özdemir ayrıca, Ünye’ye sabit bir Kan Bağış Merkezi kurulması için yoğun bir gayret içinde olduklarını ve Ünye’nin Altınordu’dan sonra en büyük ilçesi olarak sabit bir Kan Bağış Merkezi kurulması için yoğun bir hayret içinde olduklarının müjdesini verdi.
“Ünye’ye Kan Bağış Merkezi kurulacak”
Ünye’ye kan bağış merkezinin kurulacağını söyleyen Türk Kızılay Ünye Şubesi Başkanı Halit Özdemir, “Ünye Ordu’daki megapol ilçelerden bir tanesidir. Nüfus yoğunluğu Altınordu’dan sonra ikinci sırada geliyor. Bizim mobil kan araçlarımız var. Bunlar bir program dahilinde geliyorlar. Dolayısıyla Ünye’ye bir sabit Kan Bağış Merkezi kurmak istiyoruz. Araba konusu, idare ofisi ve depolama konusuyla ilgili Ünye Belediye Başkanımız bizlere çok büyük destek verdi. Yakın gelecekte inşallah sözünü ettiğimiz bu altyapı olaylarını bir birimizi destekleyerek çok yakın gelecekte ulaşmayı umut ediyoruz. Kızılay Ünye Şubesi olarak biz hem ayni hem de nakdi yardımlarda bulunuyoruz. 2023 yılında Ünye Şubesi olarak yaptığımız ayni yardımların ekonomik değeri karşılığı 19 milyon liradır. 2022 yılında bu 1 milyon lira iken, 2023 yılında 19 milyon liralık ekonomik değeri karşılığı olan birinci sınıf, defolu olmayan kullanılmamış ürünleri biz Ünye’deki muhtaçlara, kardeşlerimize ulaştırdık. Bunun dışında ise nakit olarak 867 bin TL yardımda bulunduk. Kızılay’ımızın bize tanımladığı sanal bir bütçe var. Bunu da doğal afetlerin ortaya çıkması durumunda bizden kullanmamızı istediği bir bütçedir. Bu geçen yıl 171 bin liraydı. 5 tane yangın oldu. Yangın bölgelerine gittik raporlarını çıkardık. İtfaiye raporlarını ile birlikte onları Genel Merkeze gönderdik. 1 ay içinde onlara 30’ar bin TL nakit para yardımı yapıldı. 2023 yılında ise bize tanımlanan bütçe 387 bin liradır” dedi.
Programda konuşan Ünye Belediye Başkanı Hüseyin Tavlı ise, “Kızılay nerede bir felaket, dünyanın herhangi bir yerinde deprem, sel, yangın gibi adet ve felaketlerde oralara ilk koşan, ilk oradaki ihtiyaçlara müdahale eden bir kurumdur. Yerel yönetim olarak onların sahadaki bu faaliyetlerini yürütebilmeleri adına onlara oluşturmamız gereken imkanlar noktasında ki kurumsal anlamda deponun oluşturulmasından işletme faaliyetlerinin yürütülmesi, takip sistemlerinin yürütülmesi gereken büroya kadar özellikle destekçileri olduk. Kızılay’ımızın başarılı olduğu her noktada bizlerde onların yanında olmaya çalıştık. Kızılay Başkanımız ve ekibini bu başarılarından dolayı tebrik ediyorum” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından Türk Kızılay Ünye Şubesi’ne verdikleri desteklerden dolayı basın mensuplarına teşekkür belgesi verildi. – ORDU
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TDT Genel Sekreteri Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev’in üstlendiği “Türk Dünyasında Kurumsallaşma: 21. Yüzyılda TDT” paneline, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kazakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyar Saidov ve Kırgızistan Dışişleri Bakanı Ceenbek Kulubayev katıldı.
Panelde konuşan Kazakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Nurtleu, ülkesinin, Türkiye’nin Türk dünyasındaki entegrasyon girişimlerini desteklediğini söyledi.
Nurtleu, Kazakistan’ın tüm TDT üyesi ülkeler için kardeş ve dost ülke olduğunu belirterek, “Kardeşlerimizle birlikte olduğumuzu her zaman gösteriyoruz. Dünya ve bölgede barış için çalışırken Türk ülkeleri arasındaki entegrasyonu da sürdüreceğiz. Ekonomik kalkınmamızı da geliştireceğimizden eminim.” dedi.
Türk devletlerinin büyük gelecek ve potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Nurtleu, “170 milyonluk nüfusa sahibiz. Büyüyen ticaretimiz var. Bağlantılarımız da gittikçe genişliyor. Ortak kültürümüz, dinimiz var. Dil ve geleneklerimiz benzer. Ortak değerlerimiz var. Kültürel ve felsefi olarak yakınız. Fakat daha da önemlisi ortak amaç ve hedeflerimiz var. Çok daha kuvvetli bağlar oluşturmalıyız. Daha dirençli ekonomiler oluşturmalıyız. İstikrar ve bölgemizin refahı için birlikteliğimiz önemlidir. Dayanışma ve birliktelik içerisinde olduğumuz sürece önümüz açık olacaktır.” şeklinde konuştu.
“Birlik ve beraberlik bizim amacımız ve hedefimizdir”
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov, Antalya Diplomasi Forumu’na dünyadan büyük ilgi olduğunu, bunun da Türk diplomasisinin başarısının ve nüfusunun göstergesi olduğunu belirtti.
Bayramov, Türkiye’nin başarısının tüm Türk dünyası için gurur kaynağı olduğunu vurgulayarak, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in yeniden cumhurbaşkanı seçildikten sonraki yemin töreninde söylediği “Bizim ailemiz Türk dünyasıdır” sözlerini hatırlattı.
Türk dünyası için büyük vizyon ve planlara sahip olduklarını bildiren Bayramov, “TDT benzersiz bir kurumdur. TDT’nin tüm dünyanın ilgisini çekeceği açık bir gerçektir. Büyük gurur duyuyoruz. Azerbaycan TDT ülkelerine 20 milyar doları aşkın yatırım yapmıştır ve bu rakam giderek artmaktadır. Birlik ve beraberlik bizim amacımız ve hedefimizdir.” ifadelerini kullandı.
Bayramov, dünyadaki kriz ve istikrarsızlıklardan bahsederek, “Bu yüzden, bölgesel kurumsallaşma ve işbirlikleri giderek önem kazanmıştır. TDT kendi doğası itibariyle eşiz kurumdur ve bu kurumun derin kökleri vardır.” diye konuştu.
“Türk Yatırım Fonu ekonomik ilişkilerin gelişmesine ön ayak olacaktır”
Kırgızistan Dışişleri Bakanı Kulubayev de konuşmasında Türk devletlerinin artık aynı yönde hareket ettiğini söyledi.
Kulubayev, “TDT ülkeleri arasındaki işbirliği devam edecektir. Türk Yatırım Fonu da ekonomik ilişkilerin gelişmesine ön ayak olacaktır.” dedi.
Ulaşım altyapısının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Kulubayev, Avrasya ulaşım koridorlarının bir araya getirilerek iş birliklerinin artırılmasının önemine vurgu yaptı.
Kulubayev, TDT ülkelerinin iklim değişikliğindeki yaklaşımlarda ortak tavır belirlemesi gerektiğini ifade etti.
“Özbekistan, TDT’nin daha etkin bir organizasyon olması için her şeyi yapacaktır”
Özbekistan Dışişleri Bakanı Saidov, Antalya Diplomasi Forumu’na dünyanın ilgisinden memnuniyet duyduklarını anlattı.
Saidov, TDT’nin kurumsallaşmasının dünyadaki temel değişimler açısından önemli olduğunu vurguladı.
Dünyadaki gelişmelerin Türk dünyasını da etkilediğini belirten Saidov, “Türk devletleri arasındaki ilişkiler daha derin ve daha dinamik hale geliyor. İlişkilerimiz yeni işbirliği ufukları da açıyor. Yeni döneme giriyoruz. TDT pratik işbirliklerinin olduğu bir döneme geçiyor. Uzun vadeli girişimlerimizin henüz kapısı açılmadı. Özbekistan da gelecek amaçlarımız doğrultusunda tüm katkılarını sunacaktır. Özbekistan, TDT’nin daha etkin bir organizasyon olması için her şeyi yapacaktır.” ifadelerini kullandı.
Saidov, TDT ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin genişletilmesinin ve yatırım projelerinin geliştirilmesinin önemine vurgu yaptı.
“Bölgemizde güçlü Türk jeopolitiğine ihtiyaç var”
TBMM NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türk dünyasının entegrasyonundaki kazanımlarından gurur duyduklarını aktardı.
Çavuşoğlu, TDT ülkeleri arasındaki entegrasyon için önemli adımların atıldığını, Türkmenistan’ı da TDT’ye tam üye olarak görmek istediklerini vurguladı.
“Türkiye Yüzyılı’nı aynı zamanda Türk dünyasının yüzyılı olarak görüyoruz.” diyen Çavuşoğlu, “Gerçekten de bu mümkün. 21. yüzyılda Türk dünyası gerek örgütü gerek somut adımlarıyla damgasını vura bilir. Buna inanmak lazım. Bu doğrultuda çalışmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Çavuşoğlu, “Bölgemizde güçlü Türk jeopolitiğine ihtiyaç var. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin istikrarlı, kesintisiz şekilde devam etmesi için buna ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.
Bölgedeki farklı tehdit ve sorunların kökünde kurutulması için de güçlü Türk jeopolitiğine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, “Asya’nın dünyanın kalbi olduğu dönemlere baktığımız zaman hepsinin altında istikrarlı, güçlü Türk devletlerinin olduğunu görüyoruz İşte İpek Yolu da aslında geçmişteki Türk devletlerinin güçlü ve istikrarlı olduğu dönemlerde başarılı olmuştur.” şeklinde konuştu.
Çavuşoğlu, TDT’nin güçlü olmasının sadece bu coğrafyanın değil ötesinin de güçlü istikrarlı olması anlamına geldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Sorumluluklarımız daha da büyüktür. Bunun farkındayız. TDT, dayanışma ve somut adımlarla kendi haklarımızın refahını düşünürken bölgemizin de istikrarı ve güvenliğini de amaçlamıştır. TDT, hiçbir ülkeyi rakip olarak görmüyor. TDT’nin gizli ajandası yoktur. Alınan kararların tümü şeffaftır. Dünya ve diğer uluslararası örgütlerle rekabet içerisinde değil. Biz bu inandığımız yolda entegrasyonumuzu daha da güçlendirmek ve bölgenin işbirliği ve istikrarı için, somut adımlarımızı devam ettirmek için daha çok çalışmalıyız. Bir nefer olarak her zaman teşkilatımızın emrindeyim.”
TDT Genel Sekreteri Ömüraliyev de konuşmasında TDT’nin kuruluş aşamasından ve bugüne kadar hayata geçirilen işbirliklerinden bahsetti.
Ömüraliyev, TDT’nin çok yönlü faaliyetlerinin katbekat artarak geliştiğini vurguladı.
TDT üyesi ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilere de değinen Ömüraliyev, Türk devletleri arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için büyük potansiyel olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Cumhurbaşkanı? Erdoğan, NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun resmi açılışında yaptığı konuşmada, yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında yurt dışında yaşayan Türklerin geldiğini söyledi.
Son dönemde “protesto eylemi” kılıfı altında Avrupa’da, Kur’an-ı Kerim’e yönelik menfur saldırıların çoğunun Türk büyükelçilikleri önünde gerçekleştirildiğini hatırlatan Erdoğan, “Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi. Düzensiz göç meselesinde 12 yıldır zaten ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durumun farklı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak, doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek hem kendi insanımıza hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız ama buna rağmen acı da olsa birileri için rahatsız edici de olsa gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz.
Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum. Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz. Yakın dönemde yaşadığımız hadiseler ve tecrübeler bize şunu öğretti; diplomasi, krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır.”
“Sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz”
Makulde buluşma iradesi olduğu ve karşılıklı anlayış çerçevesinde hareket edildiği müddetçe aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını ifade eden Erdoğan, “Yeter ki diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Yeter ki maksimalist hedefler peşinde koşmayalım. Her zaman söylediğimiz gibi sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. Hüsnüniyet, irade ve kararlılığın olduğu her yerde diplomasi ve diyalogla mesafe almak pekala mümkündür. Elbette tüm bunları dillendirirken gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum.” dedi.
Türkiye’nin tarih boyunca olduğu gibi bugün de jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği bir coğrafyada yer aldığını asla unutmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, içeride güçlü olmadan dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi bildiklerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık.” ifadelerini kullandı.
“Milli geliri 238 milyar dolardan 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttik”
Ekonomide Türkiye’yi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttüklerini hatırlatan Erdoğan, milli geliri 238 milyar dolardan beş kat artışla 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttiklerini söyledi.
Türkiye’yi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11. sıraya çıkarttıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-silah insansız hava araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikayesi herkesin malumudur. Geçtiğimiz hafta 5. nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla artık bu alanda farklı bir lige yükselttik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız bugün itibariyle 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz.
Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen, sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye, hem Batı’ya hem Doğu’ya kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen, Ukrayna-Rusya arasındaki krizde hakkaniyetli bir tutum benimseyen, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde olup dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen, hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan, bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen velhasıl her alanda aktif, dirayetli, ilkeli, vicdanlı, müessir bir güç olarak öne çıkmaktadır.”
“Gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar”
Türkiye’nin gelecek dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarının sayısını arttırmaya devam edeceğini söyleyen Erdoğan, “Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar.” dedi.
Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde Antalya’daki başlayan İstanbul süreciyle bir üst seviyeye çıkan barış umutlarının, gerekli destek verilmediği için akim kaldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının yıkımının önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur.” ifadelerini kullandı.
Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan barbarlığı ve katliamları herkesin içi kanayarak takip ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi. 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim; Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi. Aynı zamanda milyarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın yayın organlarının hasılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.
Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir, bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlakı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkum eden, hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe, onursuzca hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in hikayesi, trajik bir hikayeye dönüşmüştür. Aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikayesidir o. ‘İnsanlık olarak beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum’ diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manasıyla yerine getiremedik.”
Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk gününden itibaren Türkiye olarak ortaya koydukları çabalara, bölgeye gönderilen 37 bin tona varan insani yardımlara, küresel ölçekte yürütülen tüm diplomatik temaslara, refakatçileri dahil 900’den fazla Gazzeli hastanın Türkiye’ye getirilmesine rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyalarında yaşadıklarını söyledi.
(Sürecek)
]]>Kastamonu Üniversitesi’nde “Şehadetinin 111. Yılında İşkodra Kahramanı Hasan Rıza Paşa” konulu panel, 29 Şubat 2024 tarihinde Merkez Kütüphane Cemil Meriç Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele Vali Meftun Dallı, Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan ile birlikte akademisyenler, öğrenciler ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Panel saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlarken panelin açılış konuşmasını Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selahattin Kaymakçı yaptı. Prof. Dr. Kaymakçı konuşmasında, Türkiye’de yaşayan her bireyin kendi değerlerini aramakla, bulmakla, bilmekle ve öğretmekle de mükellef olduğunu dile getirerek tarihiyle barışık, medeniyetiyle, kültürüyle barışık gençlerin nasıl yetiştirebileceği sorusunun cevabını bulmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Programın moderatörlüğünü İnsan ve Toplum bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz yaptı. Prof. Dr. Yılmaz konuşmasında Balkan Savaşları sırasında İşkodra, kalelerinin savunulmasında Türk askerinin gösterdiği kahramanlıkların övgüye değer olduğunu dile getirerek bu savunmada önemli rol oynayan Hasan Rıza Paşa hakkında kısa bilgi paylaştı. Ayrıca Yılmaz, konuşmasında panele katkıda bulunan tüm akademisyenlere ve öğrencilere katılımlarından dolayı teşekkür etti.
‘Hasan Rıza Paşa inandığı dava uğruna İşkodra’yı savundu’
Panelin açılış konuşmasından sonra sözü Eğitimci-Yazar Efendi Barutçu aldı. Barutçu panelde kahraman, kahramanlık ve kahramanlar üzerine başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Barutçu, konuşmasında, kahramanların ölümden korkmadığını aksine ölümün üzerine sakınmadan gittiklerinin altını çizdi. Kahramanlığın dini açıdan da önemli bir unsur olduğunu dile getiren Barutçu, hadisler ile kahramanlık kavramının önemini açıkladı. Barutçu, kahramanların inandıkları dava için yaşadığını ifade ederek Hasan Rıza Paşa’nın da bu davaya inanarak İşkodra’yı savunduğunu ve bunun için can verdiğini söyledi. İşkodra’da önemli başarı kazanan Hasan Rıza Paşa’nın yaptıklarının geleceğe ışık tuttuğunu söyleyen Barutçu, geçmişteki başarıları örnek almayan ahlaktan ve benliğinden uzaklaşan milletlerin akıbetlerinin iyi olmayacağına vurgu yaptı. Barutçu, Kastamonu il yönetiminin de İşkodra şehri ile bir kültür tarih kardeşliği kurmasına yönelik girişimlerde bulunmasını önerdi.
Barutçu’dan sonra söz alan Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şerif Demir’in yaptığı konuşmada Balkan Savaşları, İşkodra ve Hasan Rıza Paşa hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Demir konuşmasında Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti’nin zayıflığından faydalanmak isteyen ülkelerin çıkardığı sorunların Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmedeki süreci hızlandırdığını söyleyerek, Balkan Savaşları’nda askerlerin görevlerini en iyi şekilde yaptıklarını ifade etti. Prof. Dr. Demir, “Tarihi hadiselerin tekrarı olarak değil, belki geleceği inşa ederek etmek için geleceği daha iyi anlamak için ihtiyaç duyacağımız en önemli referans kaynağı olarak düşünmek gerekir” dedi.
Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Çelebi ise Hasan Rıza Paşa’nın hayat hikayesi isimli sunuyu dinleyicilerle paylaştı. Prof. Dr. Çelebi konuşmasında Hasan Rıza Paşa’nın doğum yerinin Arnavutluk, Bağdat ve Kastamonu olduğuna yönelik farklı görüşlerin olduğunu dile getirerek Hasan Rıza Paşa’nın kariyerinde gösterdiği başarıları dinleyicilere anlattı. Prof. Dr. Çelebi, Hasan Rıza Paşa’nın eğitimini İstanbul ve Bursa’da tamamladığını Berlin’de de Harp eğitimi aldığını Osmanlı topraklarında çeşitli yerlerde görev alarak başarılı bir asker olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çelebi başarılı bir asker olan Hasan Rıza Paşa’ya ait belgelerin olduğuna değinerek bu belgelere ait geniş çaplı sistematik bir çalışma yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Panelin sonunda konuşmacı olarak katılan katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi. – KASTAMONU
]]>Antalya’da Akdeniz Üniversitesi Senato Toplantısı’na katılan Özvar, yaptığı konuşmada, üniversiteleri ziyaret etmeyi, akademisyenlerle bir araya gelerek YÖK’ün yüksek öğretime dair perspektifini paylaşmayı ve üniversiteler hakkında bilgi almayı önemsediklerini ifade etti.
Türkiye’nin son yıllarda yüksek öğretimde oldukça iyi bir seviyeye ulaştığını dile getiren Özvar, “Türkiye son yıllarda yüksek öğretimde dünya ölçeğinde önemli başarılar elde etmeye başlamış ülkelerden bir tanesi. Bu bakımdan dünyada yüksek öğretime en fazla yatırım yapan ülkelerin başında geliyor. Bu yatırımlarla Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarları, hükümetleri döneminde yeni üniversitelerin açılması, altyapının sağlamlaştırılması, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi, nitelikli beşeri sermayenin artması gibi pek çok alanda önemli gelişmeler kaydedildi.” diye konuştu.
Özvar, tüm dünyada yüksek öğretime erişmek isteyen genç nüfusta büyük bir artışın olduğuna dikkati çekerek, bununla birlikte üniversitelerin de değişim yaşadığını, toplumun geniş kesimlerine hizmet veren bir kimlik kazandığını vurguladı.
“Türkiye bu uluslararası küresel eğilimi yakalamıştır”
Türkiye’de de üniversitelerin artmasıyla bu küresel eğilimin yakalandığını anlatan Özvar, üniversitelerin kalitesi, akademisyenlerin, öğrencilerin süreci, yatırımların karşılığının alınması gibi tartışmaların Türkiye’de olduğu gibi dünyada da yaşandığını kaydetti.
Çin’in son 30 yılda yüksek öğretim kurumlarını en çok artıran ülkelerin başında geldiğine işaret eden Özvar, “Üniversite öğrenci sayısını da 20 senede 4,5 kat artırıyor. Bu artışın, yatırımın üniversitelere biçilen misyon ve rolle alakalı olduğu söylenebilir. Türkiye de üniversite ve öğrenci sayılarındaki artış ile başarı arasında ilişkiyi muhafaza eden ülkelerden bir tanesidir. Türkiye bu uluslararası küresel eğilimi yakalamıştır.” ifadelerini kullandı.
Özvar, yüksek öğretim alanındaki gelişmelerin ve çalışmaların üniversitelere de yeni misyonlar ile görevler kazandırdığını aktardı.
“Bu topraklarda yabancı düşmanlığı tohumu yeşermez”
Son yıllarda üniversitelerin uluslararası hale geldiğini hatırlatan Özvar, şöyle konuştu:
“Bugün itibarıyla Türk üniversitelerinin bünyesinde bulundurduğu, liderlik, rehberlik yaptığı uluslararası öğrenci sayıları önemli bir düzeye gelmiştir. Bugün dünyanın ilk 10 ülkesi arasında, Avrupa’da ilk 5’tedir. Her ne kadar son zamanlarda bir yabancı düşmanlığı çıkartılmak istense de bu topraklarda yabancı düşmanlığı tohumu yeşermez. Bu topraklar GDO’lu tohumlara yabancıdır. Doğru da bulmayız bunu. Türkiye’nin çıkarlarını doğrudan suikast eden bir yaklaşım olarak buluruz. Bunu asla tartışmayız. Bu dışarıdan beslenen, finanse edilen bir akımdır. Asla sıcak bakmıyoruz. Üniversitelerimizde bu tür şeyler yoktur. Yapanlara da müsamaha gösterilmesini istemiyoruz.”
Özvar, Akdeniz Üniversitesinin akademik üretkenlik, uluslararası yayın ve öğretim üyelerinin ortaya koyduğu eserler bakımından önemli bir sıçrama gerçekleştirdiğinin altını çizdi.
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ise üniversite de yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Göreve geldiği günden bu yana araştırma üniversitesi olma hedefiyle çalıştıklarını anlatan Özkan, Araştırma Üniversiteleri Aday İzleme Programı’na dahil edilme sevincini yaşadıklarını söyledi.
Toplantının sonunda Özvar, öğretim üyelerinin sorularını yanıtladı.
]]>Fidan, Antalya NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ADF’nin açılışında konuştu.
Devlet adamlarını, kanaat önderlerini, akademisyenleri, iş dünyası liderlerini, basın mensuplarını ve gençleri burada ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirten Fidan, “Antalya Diplomasi Forumu her meseleyi sahiplenen, insanlığın ortak şuuru ve vicdanına tercüman olmaya çalışan, devletler ve toplumlar arasında dayanışmayı ve diplomasiyi önceleyen, farklı kültürlerin kendi diliyle ve bakış açısıyla sorunlarını konuşabildiği ve farklı kıtaların birbirleriyle görüş alışverişinde bulunabildiği bir zemin oluşturan, kutuplaşmanın yerine kapsayıcılığı, gerilimin yerine sağduyuyu teşvik eden bir platform olmayı hedeflemektedir.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ADF misafirleriyle bu hedefleri gerçekleştireceklerine yürekten inandıklarını dile getirdi.
Uluslararası ilişkilerin her geçen gün daha çok boyutlu ve çok paydaşlı bir görünüm arz ettiğini kaydeden Fidan, klasik diplomasinin devletlerarası ilişkilerle sınırlı olup sadece diplomatlar vasıtasıyla yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bugün de devletlerarası ilişkilerin çok ötesine geçmiş bir diplomasiyle karşı karşıya olduklarına dikkati çekerek yeni aktörlerin, yöntemlerin, platformların ve hatta konuların diplomasiyi dönüştürdüğünü belirtti.
“Diplomasiye duyulan ihtiyaç”
Değişmeyen hususun diplomasiye duyulan ihtiyaç olduğuna işaret eden Fidan, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden enerjiye, ulaştırmadan kültüre pek çok alanın diplomasinin asli konusu haline geldiğini söyledi.
Fidan, çok kutuplu bir uluslararası sistemin daha belirgin hale gelirken, kaba kuvvet üzerinden sonuç devşirme pratiklerinin giderek öne çıktığını kaydetti.
Afrika’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Asya ve Orta Doğu’ya egemenlik, refah ve güvenlik arayışının uzlaşıyla çözülmesine ihtiyacın daha da arttığını kaydeden Fidan, bu nedenle bu yıl ADF’nin başlığını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirlediklerini ve yoğun bir program hazırladıklarını aktardı.
Hakan Fidan, forum süresince bir yandan katılımcı ülkeleri ve uluslararası toplumu yakından ilgilendiren sorunları tartışırken diğer yandan stratejik bir bakış açısıyla daha barışçıl ve müreffeh bir geleceğin imkanlarını ele alacaklarını anlattı.
“Adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz”
Mevcut uluslararası düzenin barış, istikrar, adalet ve eşitlik üretmediğine dikkati çeken Fidan, güçlü kurumlara ve ortaklıklara ihtiyaç duyulan bu dönemde uluslararası sistemin giderek zayıfladığının aşikar olduğunu belirtti.
Fidan, her geçen gün adeta “güçlünün haklı olduğunu gösteren” olayların yaşandığı bu uluslararası düzende, adaletsizliklerin her alanda devam ettiğini vurgulayarak “Oysa biliyoruz ki; adalet üzerine kurulu olmayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Elbette, bu kötü gidişatı gören ve küresel adalet için sesini yükselten ilkeli ülkeler de var.” diye konuştu.
Adaletin Türkiye’nin geleneğinde çok özel yeri olan bir mefhum olduğunu kaydeden Bakan Fidan, “Türkiye, sorunların çözümüne her daim yapıcı katkı sağlamakta, krizler ve çatışmalar karşısında ilkeli ve etkin bir tutum sergilemektedir.” dedi.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yıllardır uygulanan dış politikanın yakın coğrafyadan başlamak suretiyle barış, istikrar ve refah kuşağı tesis etmeyi hedeflediğinin altını çizdi.
Bakan Fidan, herkesin uzun zamandır şahit olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün samimiyeti ve gayretiyle küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıracak, etkin, adil ve kapsayıcı bir uluslararası düzenin kurulması için var gücüyle mücadele ettiğine dikkati çekti.
“Türkiye, coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir”
Fidan, uluslararası sistemdeki krizlerin bir diğer yansımasının da 3. yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Savaşın geldiği aşamada, tarafları bir araya getirmenin yollarını ciddi biçimde aramamız gerekiyor. Barış müzakerelerini kolaylaştırmak için her türlü çabayı sergilemeye dün olduğu gibi bugün de hazırız. Aynı zamanda Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Küresel sistemin “hegemonların çıkarlarını öncelemesi nedeniyle” bölgesel sorunları çözmede yetersiz kaldığını vurgulayan Fidan, “Bundan dolayı Türkiye, bölgesel sahiplenme anlayışıyla yeni yöntem, aktör ve platformları sürece dahil ederek coğrafyasındaki sorunların çözümüne öncülük etmektedir.” diye konuştu.
Fidan, uluslararası sistemin, Suriye’deki krize yıllardır çözüm sağlayamadığını belirterek “Ülkemizin bölgesel sahiplenme anlayışıyla başlattığı Astana Süreci, iç savaşın durmasını ve siyasi çözüm arayışlarının tartışılmasını sağlamıştır.” dedi.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın çözümünün de bölgesel sahiplenme girişimleriyle sonuca doğru evrildiğini söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
“Bölgesel işbirliği ve entegrasyon çabalarımız çerçevesinde öncülük ettiğimiz Türk Devletleri Teşkilatı ile Türk Dünyası’nın kurumsal bir zeminde bir araya gelmesini güçlü bir şekilde destekledik.”
Fidan, bölgesel sahiplenmenin bir boyutunun da enerji ve bağlantısallık projelerinden oluştuğuna işaret ederek “Bu konuda da küresel dayatmalardan ziyade, bölgenin ihtiyaçlarını önceleyen projeleri önemsiyoruz. TANAP, TAP, ‘Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’ ve ‘Kalkınma Yolu Projesi’ gibi girişimleri destekliyoruz.” dedi.
“Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir”
Terörle mücadelenin de bölgesel dayanışma ve işbirliğini zorunlu kılan başka bir önemli husus olduğunu belirten Fidan, şunları kaydetti:
“Birçok kıtada farklı şekillerde baş gösteren terörizm tehdidi karşısında, ortak bir tavır sergilenemediğini de üzülerek görmekteyiz. Bu şartlar altında terörizmle mücadelede, ortak akılla hareket edilmesi ve bölgesel işbirliği daha da önem kazanmıştır. Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da terörle mücadele çabalarına desteğini kesintisiz sürdürmektedir.”
Fidan, başta Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Avrupa Birliği (AB), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), CELAC, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı olmak üzere bölgesel işbirliği mekanizmalarıyla işbirliği konusuna önem verildiğinin altını çizerek “Yakın coğrafyamızın ötesinde de dostluklarımızı ve işbirliklerimizi güçlendirmenin ve bu amaç doğrultusunda diplomasiden tam anlamıyla istifade etmenin gayreti içerisindeyiz.” diye konuştu.
Türkiye’nin dış politikasında özel bir yere sahip olan Afrika ülkeleriyle ilişkilerin, karşılıklı saygı ve eşit ortaklık anlayışıyla derinleştiğini belirten Fidan, “Afrika’da güvenlikten sağlığa her alanda yoğun işbirliği yürütüyoruz.” dedi.
Fidan, Türkiye’nin, Asya kıtasıyla da binlerce yıllık geçmişe dayalı tarihi, kültürel ve beşeri bağlara sahip olduğunu vurgulayarak “Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi, ‘Yeniden Asya Girişimi’ çerçevesinde kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşımla geliştiriyoruz.” ifadesini kullandı.
“Latin Amerika ve Karayipler Açılım Politikası” kapsamında tesis edilen güçlü zemin temelinde, ülkeler arasındaki bağların her geçen gün daha da pekiştiğine dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu coğrafyalarda iklim değişikliğinden, borç yükünden, gıda güvenliği krizinden ve kalkınmayla ilgili sorunlardan etkilenen dostlarımızın seslerini, çok taraflı platformlarda duyurmaya çaba sarf ediyoruz. Dünyanın farklı köşelerinden forumumuza teşrifiniz, tüm bu gayretlerimizin sonuç verdiğini göstermektedir.”
“Forum, dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır”
Fidan, ADF’nin, uluslararası ilişkilere getireceği yeni perspektiflere ilaveten, yeni pratiklerin de hayata geçmesine zemin hazırlayacağına inandığını vurgulayarak “Forum, farklılıklara açık olma, kuşatıcı olma ve küresel kriz alanlarına bölgesel çözümler üretme anlayışıyla dünyadaki benzerlerinden ayrışmaktadır.” diye konuştu.
ADF’nin, “aynı notaların farklı enstrümanlarla çalındığı yekpare, tekdüze bir dünya değil, içinde yaşanan gerçekliğin konuşulduğu, farklı yaklaşımların dile getirildiği, farklı tecrübelerin paylaşıldığı, farklı dünya tahayyüllerinin hayırda yarıştığı bir mecra olmaya çalıştığına” dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti:
“Bulunduğumuz yerden gördüğümüzü paylaşmaya ve müzakere etmeye çalışan bir forum olmaya çalışıyor. Diplomasi, ancak bu farklılıklar tartışıldıkça gerçek yerini bulacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza (Recep Tayyip Erdoğan), Antalya Diplomasi Forumu’na başından beri verdikleri güçlü destek ve himayeleri için şükranlarımızı arz ediyorum. Antalya Diplomasi Forumu’na büyük emeği geçen Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na ayrıca teşekkür ediyor, foruma üstün başarılar diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
(Bitti)
]]>Hoca Ahmet Yesevi Mahallesi’ndeki Fatma Yüksel İlbasmış Aile Sağlığı Merkezi’nin açılış töreni programına; Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kocasinan Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Ahmet Çolakbayrakdar, Kocasinan Kaymakamı İlhan Abay, Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Şeyhi Odakır, Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Erciyes ve İncesu OSB Başkanı, oda başkanları, meclis üyeleri, kamu kurum ve kuruluşların temsilcileri, muhtarlar ve bölge sakinleri katıldı. Programın selamlama konuşmasını yapan Hayırsever Yüksel İlbasmış, “Rahmetli dedem sağlığa çok önem verirdi ve böyle bir hayalı vardı. Bu hayalini gerçekleştiren herkese teşekkür ederim” dedi. Kayserililere her alanda daha güzel hizmetler vermek için yoğun gayret sarf ettiklerini belirten Başkan Çolakbayrakdar ise “Yüksel Amcama Allah’tan rahmet diliyorum. Fatma Teyzeme de evlatlarıyla hayırlı uzun ömürler versin. Kocasinan, Kayseri merkezde en büyük yüz ölçümüne sahip bir ilçedir. Kadim mahalleler ve kırsal mahallerin yer aldığı kimisi imarlı kimisi ise imarsız mahallerimize hizmet ediyoruz. İmarsız mahallerimizi hızlıca çözüme kavuşturup, imarlı hale dönüştürerek, teker teker sosyal donatılarını yerine getiriyoruz. Bu bölgemizde imarlı ve imarsız bölgelerin bulunduğu yerdir. Daha yaşanabilir bir ve daha konforlu bir Kocasinan için durmadan yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Burasının planlaması bir yıl sürdü ve arkasından hayırseverimiz aile sağlık merkezini kazandırdı. Özellikle kentsel dönüşümden Kocasinan Akademi’ye kadar birçok yeniliklere imza attık. İlçemize 41 sosyal tesis kazandırdık. Bu kadar büyük projeler yapmamıza rağmen hala çok işimiz var. Şehrin yüzölçümü bakımından 4/3’ünü kaplayan bölge olan Kocasinan, büyük bir coğrafyaya sahiptir. Bu noktada her bir köşesine hizmet ulaştırmak için yeni projelerimizi ve yeni hizmetlerimizi vatandaşlarımızla buluşturma gayreti içerisindeyiz. Allah nasip ederse edindiğimiz tecrübeyle daha fazla nitelikli projeler yapmaya gayret edeceğiz. Borcu olmayan belediye olarak şimdiye kadar olduğu hizmetlerin daha fazlasını yaparak, mahallelerimize yatırımlarla taçlandıracağız. Bu vesileyle hayırseverimize teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun” ifadelerini kullandı.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek de Başkan Çolakbayrakdar’ın yapılan projeleri en ince ayrıntısına kadar takip edip, mükemmel işler çıkardığından dolayı teşekkür ederek; “Bir sene gibi kısa sürede buranın muhteşem bir şekilde tamamlanması çok mutlu etti. Allah razı olsun. Ayrıca Kocasinan Belediye Başkanımız imarda buranın hazırlaması için çok meşakkat çekti. Onun için de ayrıca teşekkür ediyorum. Bu mahalle huzurlu bir mahalle. İnşallah doktorlarımız burada şifa dağıtacak. Ahmet Çolakbayrakdar’a bu işlere verdiği önemden dolayı ve en ince ayrıntısına kadar işi takip ettiği için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından protokolün kürsüde dua etmesiyle aile sağlık merkezi açıldı. – KAYSERİ
]]>İmamoğlu, Fenerbahçe Kulübü ziyaretinin ardından Ümraniye’ye geçti. Dudullu Organize Sanayi Yönetimi ile bir araya gelen İmamoğlu’na, CHP milletvekilleri Fethi Açıkel, Ali Gökçek ile CHP Ümraniye Belediye Başkan adayı Aykut Erdoğdu ve CHP Ataşehir Belediye Başkan adayı Onursal Adıgüzel eşlik etti. İmamoğlu ve Erdoğdu, Dudullu’dan Topağacı Mahallesi’ne geçerek, semt pazarında esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılanan İmamoğlu ve Erdoğdu, yurttaşlardan gelen destek, eleştiri, talep, temenni ve sorunları dinledi. Pazar girişine konumlandırılan AKP mobil seçim standına uğrayan İmamoğlu, başarı dileklerini iletti. Pazarda yoğun ilgiyle karşılanan İmamoğlu, esnaf ve vatandaşlarla samimi sohbetler yapma olanağı buldu.
PAZAR ESNAFINDAN İMAMOĞLU’NA: “GÜZEL BİR JESTTİR İNSANLARLA BULUŞMAK”
İmamoğlu, tezgahına uğradığı bir pazarcının, “Çalışıyorsun. Senden memnun İstanbul halkı. İnşallah, Allah’ın izniyle, bütün desteğimiz seninle” sözleriyle karşılandı. İmamoğlu’nun esnafa yanıtı, “Allah razı olsun. Çok naziksiniz. Ben de layık olacağım ailenize, size” oldu. İmamoğlu, aynı esnafın, “Ben, Ümraniye’de yaşayan bir vatandaş olarak, İsmet Yıldırım’ın (Ümraniye Belediye Başkanı) yüzünü görmüş değilim. Çok teşekkür ederim. İyi yaptın. Güzel bir jesttir insanlarla buluşmak” sözlerine de “Şöyle söyleyeyim. Pazarlarda aldığım öneriler, eleştiriler ya da pazarda duyduğum şeyler, bana belki de en fazla yardımcı olan şeyler. Onun için hem esnaf hem burada yürüyen vatandaşımız… Aha geldi dostumuz. Şimdi onu dinleyeceğim. Vatandaşın yüzde 70’ini burada görüyoruz. Çünkü, gidip de bir ofiste, orada, burada olmuyor. Biz de diyoruz ki; halkın önüne her zaman çıkacak, enerjisi yüksek, benim de dostum Aykut Erdoğdu, Ümraniye’ye başkanlık yapacak. Onun da desteklenmesini istiyoruz” karşılığını verdi.
ESNAFIN KENTSEL DÖNÜŞÜM SORUSUNU YANITLADI: “ONLARIN 20 SENEDE YAPAMADIĞI PLANLAMALARI, BİZ 5 SENEDE YAPTIK”
Aynı esnaf, Ümraniye’deki kentsel dönüşüm sorununu gündeme getirerek, ilçe belediyesinin sorunun kaynağı olarak İBB’den gerekli dosyaların gelmemesini gösterdiğini aktardı. İmamoğlu’nun esnafa yanıtı, “Öyle bir şey yok. Biz İstanbul’da, onların 20 senede yapamadığı planlamaları 5 senede yaptık. 100’ün üstünde noktada planları biz geçirdik bu 5 yılda. Onun için öyle bir şey yok. Ama Ümraniye’nin her mahallesinin farklı sorunu var. Kimi yerde tapu sorunu var, kimi yerde 2B sorunu var, kimi yerde Hazine sorunu var, kimi yer ilçe belediyesinin sorumluluğunda, bizim sorumluluğumuzda olan alanlar var. Her birinin farklı yorumu var. Ama sana öz, net bilgiyi sunabilme şansına sahibiz. Nerede tam sorunu yaşıyorsan, alırız arkadaşlarımla, misafir de ederiz, sana da anlatırız; nasıl çözülecek, kime aittir sorumluluk, sana anlatabiliriz” oldu.
“İMAMOĞLU’NA SARILDI
Genç bir kadın vatandaşın, “Abim” diyerek İmamoğlu’na sarılması, ilginç anların yaşanmasına neden oldu. İmamoğlu, “Ne güzel ‘abim’ dedin” diyerek genç kadına sarıldı. İmamoğlu, kendisine olan sevgisini, “Titriyorum şu anda sevinçten, mutluluktan. Kazanmıştınız bir önceki dönem; lokmalar yaptım, dağıttım yedi kapıya, Samsun Bafra Emelli Köyü’nden ” sözleriyle gösteren vatandaşa, “Ooo… Veli’nin köyünden” diyerek bir kez daha sarıldı. İmamoğlu’nun, “Kazanalım. Hiç korkum yok. Umutluyum” diyen vatandaşa yanıtı, “Kazanacağız tabi oldu. Veli çok çalışsın, Bafra’yı kazansın; ona göre” oldu. Bu sırada İmamoğlu’nun yanına yaklaşan bir vatandaş da duygularını, “Başkanım, sen gidersen İstanbul biter. Seni alnından öpüyorum” sözleriyle dile getirdi. İmamoğlu da “Yok, yok” diyerek vatandaşa sarıldı. Bir başka vatandaş da İmamoğlu’na oy vermek için köye gitmeyi ertelediğini söyledi.
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “TANSU ÇİLLER’E ÖZEL İMAR ÇIKARAN MURAT KURUM’A OY YOK”
İmamoğlu, “Sen iyi olduktan sonra biz de iyiyiz. Tansu Çiller’e özel imar çıkaran, bu vatandaşın, fakir fukaranın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını peşkeş çeken Murat Kurum’a oy yok. 25 yıldır bu ülkeyi yönettiler, kentsel dönüşüm yeni mi akıllarına geldi” diyen başka bir vatandaşa da “Biz, hakkınızı koruyacağız” yanıtını verdi. Bir anda karşısında İmamoğlu’nu gören 3. sınıf öğrencisi Elif isimli kız çocuğunun ilk tepkisi, “Hiiii anne” diye çığlık atmak oldu. Daha sonra İmamoğlu’na sarılan Elif ile İmamoğlu arasında sıcak diyaloglar yaşandı. Pazar ziyaretinin ardından Topağacı Şehit Fatih Mehmet Han Camii’ne geçen İmamoğlu ve Erdoğdu, önce cami derneği yöneticileriyle bir araya geldi, sonra cuma namazlarını aynı ibadethanede kıldı. İmamoğlu ve Erdoğdu, namaz sonrasında da cami çevresinde bulunan esnafa ve Ordu Mesudiye Güvenli Köyü Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneği’ne ziyaretler gerçekleştirdi. Topağacı’ndan Kazım Karabekir Cemevi’ne geçen İmamoğlu ve Erdoğdu, burada Alevi vatandaşlarla buluştu.
]]>Ege Üniversitesi Hastanesi çalışanları, diğer üniversite hastanelerinde görev yapan çalışanların aldığı teşvik ödemesinin beşte birini aldıkları gerekçesiyle duruma tepki gösterdi. Sağlıkçılar adına basın açıklamasını yapan Türk Sağlık Sen İzmir Üniversite Şube Başkanı Osman Ata, “Çalışanlara yapılan bu zulme son vererek ‘hakkı hak edene teslim edin’ diyerek çağrımızı yineliyoruz. Herkes taban ve teşvik ödemelerinin artması konusunda bir mücadele ortaya koymaya çalışırken biz yitip giden teşvik ödememizi kurtarmanın peşindeyiz” dedi.
Ege Üniversitesi Hastanesi’nde örgütlü tüm sendika üyeleri, üniversite çalışanları, diğer üniversite hastanelerinde görev yapan çalışanların aldığı teşvik ödemesinin beşte birini aldıkları gerekçesiyle hak talepleriyle ilgili açıklama yaptı.
Ege Üniversitesi Başhekimlik binası önünde toplanan Türk Sağlık Sen, SES, Hep Sen, Birlik Sağlık Sen, Genel Sağlık İş Sendikası, Genç Sağlık Sen, Hekim Birliği Sendikası üyeleri adına ortak basın açıklamasını yapan Türk Sağlık Sen İzmir Üniversite Şube Başkanı Osman Ata, “Adı teşvik olan fakat idareciler tarafından angaryaya dönüştürülerek zayi edilen hakkımızın peşindeyiz. Mesele çalışanın hakkı ve alacağı ücret olunca cimrilikte sınır tanımayanlar, mevzuatta bir açık bulsalar maaşlarımızı da ödemeyip, çalışma düzenini köle sistemine çevirmek isteyenler, karşılarında hep bizi bulacaklardır” dedi.
“ÜNİVERSİTEMİZ ÇALIŞANLARININ, DİĞER ÜNİVERSİTE HASTANELERİNDE GÖREV YAPAN ÇALIŞANLARIN ALDIĞI TEŞVİK ÖDEMESİNİN 5’TE 1’NE MAHKUM EDİLMESİNE RIZA GÖSTERMEMİZ BEKLENEMEZ”
Ata, şunları söyledi:
“Tüm üniversite hastaneleri benzer ekonomik sıkıntılar yaşarken, Uludağ Üniversitesi özellikli birimler 7 bin 500, klinikler 5 bin 500, poliklinikler 3 bin 500, İstanbul Üniversitesi 4 bin 900, Adnan Menderes Üniversitesi 4 bin 100 almaktadırlar. Üniversitemiz çalışanlarının, diğer üniversite hastanelerinde görev yapan çalışanların aldığı teşvik ödemesinin 5’te 1’ne mahkum edilmesine rıza göstermemiz beklenemez. Ortada böyle bir durum varsa bu tamamen bir kötü niyet ve görevi kötüye kullanmadır. Mahkemelerde hesap sorulacak bir hukuki duruma dönüşmektedir.
“ÇALIŞANLARA YAPILAN BU ZULME SON VEREREK HAKKI HAK EDENE TESLİM EDİN”
Sıkıntı ve sorunları çalışanın sırtına yükleyip, kendileri keyif çatanlar aklını başına alsın. Harakiri yapın demiyoruz ama az insaf edin, şapkanızı önünüze koyun, kaldıysa biraz vicdanınızın sesini dinleyin diyoruz. Çalışanlara yapılan bu zulme son vererek hakkı hak edene teslim edin diyerek çağrımızı yineliyoruz. Herkes taban ve teşvik ödemelerinin artması konusunda bir mücadele ortaya koymaya çalışırken biz yitip giden teşvik ödememizi kurtarmanın peşindeyiz. Bu durum bile meselenin nasıl vahim bir hal aldığını anlatmaya yeterlidir.
“İDARECİLER ‘HASTANENE BATTI YAPACAĞIMIZ BİR ŞEY YOK’ DİYORLARSA KAPATSINLAR KEPENGİ”
Eğer idareciler ‘hastanene battı yapacağımız bir şey yok’ diyorlarsa kapatsınlar kepengi. Burası 3. basamak, köklü bir üniversite hastanesi diyorsanız. O zaman çalışanı mağdur etmeyin hakkını teslim edin. Ekonomik şartların ve enflasyonun çalışanın belini büktüğü bir dönemde bu yapılanlar tabiri caizse işkenceden farksızdır.
HAKKIMIZ BİZE TESLİM EDİLENE KADAR MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ
Teşvik ödemesini ev ekonomisine katarak geçinmeye çalışan her çalışanın yaşadığı sıkıntının vebali sizin üzerinizdedir. Çocuğuna harçlık veremeyen, pazar parasını denkleştirmeyen, her çalışanın günahına girmektesiniz. Kul hakkı yemektesiniz. Bunun hesabını iki cihanda da veremeyeceksiniz. Çalışanların temsilcileri sendikalar olarak bir kez daha kararlılıkla vurguluyoruz. Bu teşvik ödemelerindeki eksiklikler iade edilene, hakkımız bize teslim edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”
]]>
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ile kongre tanıtım filmi izlendi. Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, yapılan kongrenin hem bilim hem de Kayseri adına büyük katkı sağlamasını temenni ederek, “Biz birlikte anlam ifade ederiz. Biz birbirimize ve değerlerimize sahip çıkmalıyız. Haklı olmak yetmiyor, güçlü olmak gerekiyor. Güç bilimle olur. Biz önce kendi alanımızda, sonra diğer alanlarda günün şartlarına, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmalı, bilimin ışığında ‘Dünyada biz de varız’ diyeceğimiz konuma gelmeliyiz” şeklinde konuştu.
Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, üniversitelerin sağlamış olduğu bilimsel katkılarla, ortaya koymuş olduğu yeni gelişmeler, yöntem ve metotları bilim dünyasına sunmasının büyük bir öneme sahip olduğuna işaret ederek, “Erciyes Üniversitesi özellikle bu konularda fakülteleriyle etkin bir şekilde araştırma ve çalışmalarını sürdürmekte, ihtiyaç olduğunda aşı geliştiren bir üniversite olarak da tarihte yerini almaktadır. Üniversitemiz, yapay zeka alanındaki etkin çalışmalarıyla da bundan sonraki süreçlerde özellikle üniversite hastanelerinin ihtiyacı olan ve bütün kurum hastanelerinde yaygınlaşacak olan yapay zeka temelli tedavi yöntemleri ile çok etkin araştırma ve çalışmaları içerisinde bulunduran bir üniversitedir. Ben kongreye gönül coğrafyasının bildiri ve makaleleri ile yer almasını, çok önemli bir etkileşim içerisinde olunmasını oldukça önemli buluyorum” dedi.
Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Erciyes Üniversitesi’nin emek veren bilim insanları sayesinde Türkiye’deki ilk 10 üniversite arasına girdiğini belirterek, bunun gurur verici olduğunu söyledi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, 50 yılı aşkın süredir bölgesine hizmet eden, devlet üniversiteleri arasında ilk 10’da yer alan, akredite bir tıp fakültesi olan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak böyle bir kongrede birbirinden değerli bilim insanlarını ağırlamaktan onur ve şeref duyduğunu ifade ederek, çocuk nöroloji alanındaki son bilimsel gelişmelerin ele alınacağı kongrenin, Türk Dünyası’nın iş birliğini ve dayanışmasını artırmak gibi manevi bir amacının da olduğunu ifade etti.
Pediatri Anabilim Dalının Erciyes Üniversitesi’nin en köklü anabilim dallarından biri olduğuna işaret eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Kongre Onursal Başkanı Prof. Dr. Musa Karakükcü; bilime aç, gözleri parlayan insanları kongrede görmenin çok keyif verici olduğunu vurgulayarak, “Bu camianın, bu bilim kurulunun üyesi olmaktan gurur duyuyorum” dedi.
Erciyes Pediatri Akademisinin köklü geçmişi ve birikimi ile güçlü bir akademik kimliğe sahip olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Mehmet Canpolat; bu yıl 10.’su gerçekleştirilen Erciyes Pediatri Akademisi Kongresi’nin ana temasının kritik hasta yaklaşımı, 2. Türk Dünyası Erciyes Çocuk Nörolojisi Kongresi’nin ana temasının ise nöroimmünoloji olduğunu belirterek, kongrede alanında yetkin bilim insanları tarafından son bilimsel gelişmelerin ele alınacağını söyledi.
Konuşmaların ardından program, sunumlarla devam etti. – KAYSERİ
]]>Levent’teki bir otelde düzenlenen “Büyükşehir Belediyesi Yönetimi ve Proje Sunumu”nda konuşan Hacıgüzeller, İstanbul’u belirledikleri 10 ilke altında yöneteceklerini, akıl, adalet ve ahlak temelli, bilimsel bir yönetim anlayışını benimseyeceklerini söyledi.
Hacıgüzeller, kentin en büyük sorununun deprem olduğuna dikkati çekerek, “Bu sorun sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin de beka sorununu yaratabilecek derecede tehlikeli bir sorundur. ‘Deprem 1 sene sonra olacak, 2 sene sonra olacak.’ diyemeyiz. Deprem her an olabilir. Dolayısıyla İstanbul’un 1 Nisan’dan itibaren depreme hazırlıklı olması gerekiyor.” diye konuştu.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşanan çok ağır tecrübelerden ders alınması gerektiğini kaydeden Hacıgüzeller, şöyle devam etti:
“Hedefimiz deprem sonrası 1 saat içinde deprem alanına ulaşmak. İstanbul’un 964 mahallesinde nüfus yoğunluğuna göre yaptığımız hesaplamalarda 1953 tane dokuzar, onar kişilik deprem ekipleri kuracağız. Bu ekipler örümcek ağı modeliyle çalışacaklar, birbirleriyle haberdar olacaklar. Bu 1953 ekipte toplam 17 bin 577 kişi olacak. Bu arkadaşlarımızın yarısını İBB kadrolarından ihdas edeceğiz, kalan 8 bin 800 kişi de yeni istihdam olacak. Bu kişiler deprem öncesi hazırlık yapacak, deprem anı ve deprem sonrasında da 1 saat içerisinde ulaşılamayan deprem alanı kalmayacak.”
Mahallelere lojistik amaçlı “mavi kulübeler” kurulacak
Hacıgüzeller, her mahalleye “mavi kulübeler” adını verdikleri lojistik kulübeler yapacaklarını, bunların içinde sağlık ekipmanı, balyozlar, demir makasları, halatlar ve jeneratörler gibi deprem anında hemen müdahale için malzemelerin bulunacağını dile getirdi.
Kentsel dönüşümün KİPTAŞ üzerinden devam edeceğini vurgulayan Hacıgüzeller, “Engelli ve şehit aileleri ile 0-6 yaşında çocuğu olan, yaşlı ve hasta bakımı yapan ailelerin dönüşüm maliyetlerini İBB karşılayacak. Bütçeden kentsel dönüşüm yardımlarıyla birlikte toplam 11,5 milyar liralık bir kaynak ayıracağız.” ifadelerini kullandı.
Hacıgüzeller, klasik belediyecilik anlayışının artık büyükşehirlere yetmediğini, bu kapsamda İstanbul genelinde sebze, meyve ve hayvancılık alanında üretilen tüm ürünlere alım garantisi vereceklerini, bunları maliyetine halkla buluşturacaklarını ve kendi bahçesinde üretim yapan İstanbulluları ekonomiye kazandıracaklarını söyledi.
“İstanbul’da ulaşım sorununu deniz yoluyla çözeceğiz”
İstanbul’da çok ağır bir trafik sorunu olduğundan bahseden Hacıgüzeller, mevcut projelerin kentin sorunlarına çözüm üretemediğini belirtti.
Hacıgüzeller, kentin 400 kilometrelik bir sahil şeridi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Bu sahil şeridinden kara tarafına doğru 2 kilometrelik bir alan düşünün. 800 kilometrekarelik alanda İstanbul nüfusunun yüzde 30’u yaşıyor. Bu insanlar ulaşımları için İstanbul’un kara bölgelerine, orta noktalarına gidiyorlar ve sıkışıklığı bunlar yaratıyor. Bir metro hattının maliyeti 1 kilometrede ortalama 45-55 milyon dolar arasında değişiyor. Bir taraftan raylı sistem yapılsın ama bir taraftan da bir hat döşemenize gerek yok, deniz yolu var. 71 tane, ufak teknelerin yanaşabileceği limanlar üzerinden, küçük dalgakıranlarla bu ulaşımı sağlayabiliriz. İstanbul’un ulaşım sorununu nüfusun yüzde 30’unun deniz yoluna ulaşabileceği kısa hatlarla çözeceğiz.”
Programa, Memleket Partisi İstanbul İl Başkanı Doğanay Köse, kentin 31 ilçesinde ilan edilen belediye başkan adayları da katıldı.
]]>Ataşehir’de bir otelde gerçekleştirilen imza töreninde konuşan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, öğretmenlerin eğitimin yüzde 70’ini oluşturduğunu, sınıfların, materyallerin ve diğer imkanların ise ancak yüzde 30’u teşkil ettiğini söyledi.
Erdoğan, Anadolu’da yaptıkları eğitime destek platformu toplantılarında, zaman zaman öğretmenlerle ilgili memnuniyetsizliklerin kendilerine sunulduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Her zaman şunu söylüyorum; bizim 1 milyon 100 bin öğretmenimiz var. ‘Bir yerde 1 milyon 100 bin iyi öğretmen var. Biz onları getirsek bu iş çözülecek.’ Böyle bir dünya yok. Biz öğretmenlerimizi öncelikle değerli hissettirmek zorundayız. STK’ler, veliler, kamuoyu olarak eğitimcilerimize kıymet veren bir toplum olursak, o zaman eğitimin sonuçlarında en hızlı iyileşmeleri sağlama imkanına kavuşuruz. Ama Türkiye’de eğitim dendiği zaman hala sistem, müfredat, özlük hakları, gösterge, bunlar konuşuluyorsa, eğitim denince ‘atanamayan öğretmen’ diye bir şey anlaşılıyorsa o zaman bizim eğitim sonuçlarını geliştirme imkanımız olmaz.”
“Öğretmen kendini geliştirme motivasyonunu kazanırsa, sınıftaki performansı artacaktır”
Erdoğan, vakıf olarak son yıllarda öğretmenlere yönelik nasıl faaliyetler yapabileceklerini düşündüklerini anlattı.
Bu kapsamda özellikle vakıf merkezinin çevresindeki okul müdürleriyle bir araya gelerek, onlara “Öğretmenlerimize ne tür eğitimler açarsak gönüllülük esasıyla gelirler?” diye sorduklarını ifade eden Erdoğan, “Biz İlim Yayma Vakfı olarak öğretmenlerimizin severek, isteyerek geleceği programları açmak istiyoruz.” dedi.
Bu sene bir programa başladıklarını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunları tecrübeyle geliştirmek, yeni modüller eklemek istiyoruz. Bu anlamda şu anda Vefa’da bir yerimiz var. Üniversitemiz Halkalı’da, onun imkanlarını seferber edebiliriz. Anadolu Yakası’nda küçük bir yerimiz daha olması önümüzdeki aylarda söz konusu. Dolayısıyla öğretmenlerimizin hem erişebileceği hem isteyerek geleceği programlar açmak istiyoruz. Bu protokol inşallah bunun bir başlangıcı olur. Vakıf olarak, gerçekten idealist ve hala talebe olduğunun farkında olan öğretmenlerimizin yanında olmak istiyoruz. Böyle olan öğretmenlerimizin sayısının da artmasını arzu ediyoruz.”
Erdoğan, moral, motivasyon ve değerli hissettirme çalışmalarının özellikle gerekli olduğunu düşündüğüne işaret ederek, “Vereceğimiz eğitimler bana kalırsa pedagojik formasyon, sınıf yönetimi olmamalı. Öğretmen arkadaşımız kendini ne alanda geliştirmek istiyorsa, enstrüman öğrenmek isteyen enstrüman, dil öğrenmek isteyene dil… Bunun sunulması gerektiğini düşünüyorum. Öğretmen arkadaşımız kendini geliştirme motivasyonunu kazanırsa, eminim sınıftaki performansı çok fazla artacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğitimde başarının birinci şartı motivasyon ve isteklilik”
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar da eğitimin bir ülkenin en önemli konularından biri olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Acar, artık “hayat boyu eğitim” kavramının bir zaruret haline geldiğine dikkati çekerek, eğitimde başarının birinci şartının motivasyon ve isteklilik olduğunu ifade etti.
Sabahattin Zaim Üniversitesinin imkanları, İlim Yayma Vakfı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünün işbirliğiyle hayata geçirilen projeyi memnuniyetle karşıladığını söyleyen Acar, “Elimizden gelen bu ve bunun dışındaki lisansüstü programlar ve benzeri diğer programlar için her zaman imkanlarımız ölçüsünde eğitim dünyamızın hizmetinde olduğumuzu ifade ediyorum.” diye konuştu.
“Öğretmen eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi işimizin en başına koyduğumuz mesele”
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür ise var olmanın değişmek, değişmenin olgunlaşmak, olgunlaşmanın ise sürekli kendini yenilemek olduğunu dile getirdi.
Bu yenilenmeye yakışacak en önemli kavramın da öğretmenlik mesleğine ait olduğunun altını çizen Yentür, “bilgi”, “değişim”, “davranış” ve “sevgi” kavramlarının öğretmenlik mesleğinin en temel olguları olduğunu ifade etti.
Yentür, kendilerine düşen görevin, sahanın ihtiyaç analizini yaparak yerinde, kaliteli, etkin, verimli program ve organizasyonlar yapmak olduğunu belirterek, “Öğretmen eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi işimizin en başına koyduğumuz mesele.” ifadesini kullandı.
Meslektaşlarına inandıklarını ve güvendiklerini vurgulayan Yentür, onlarla Türkiye Yüzyılı’nı hep beraber inşa edeceklerini kaydetti.
Eğitim programının ilk dersi verildi
Öğretmen ve okul yöneticilerinin mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla hayata geçirilen “İlim Yayma Öğretmen Gelişim Sertifika Eğitim Programı”nın ilk dersi, eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı tarafından verildi.
Dersin ardından İl Milli Eğitim Müdürü Yentür, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Acar ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Erdoğan, işbirliği protokolünü imzaladı.
]]>Depremlerde ağır hasar alan ve restorasyonu devam eden tarihi meclis binasının çalışma alanında incelemelerde bulunan Masatlı, AA muhabirine, Hatay’ın depremlerin yıkıcı etkisinin en fazla hissedildiği şehir olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğiyle depremin ilk dakikalarından bu yana her alanda olduğu gibi, tarihi eserlerin de yeniden ihyası ve inşası kapsamında çalışmalara aralıksız devam edildiğini belirten Masatlı, şöyle devam etti:
“Çalışmalarımız 4 farklı alanda devam etmektedir. Bunlardan birincisi İl Kültür ve Turizm Bakanlığımız koordinesinde yürüttüğümüz çalışmalardır. Bu kapsamda, Hatay Şehir Müzesi, Hatay Edebiyat Müze Kütüphanesi, St. Pierre Anıt Müzesi, Kırıkhan Nuriye Civelek Çocuk Kütüphanesi onarım ve restorasyon çalışmaları için proje ihaleleri yapılarak çalışmalara başlanmış, St. Pierre Anıt Müzesi restorasyonu tamamlanarak hizmete açılmıştır. Hatay Şehir Müzesi restorasyonu devam etmektedir, diğer yapıların ise proje çalışmaları sürüyor.”
Depremden zarar gören tescilli taşınmazlara yönelik, bugüne kadar 4 defa hibe programı dönemi açıldığını ve 409 başvurunun alındığını ifade eden Masatlı, 167 mülk sahibiyle proje, 3 mülk sahibiyle de uygulama sözleşmesi yapıldığını, tescilli taşınmazlara yönelik 239 projenin de değerlendirilmesinin devam ettiğini anlattı.
Vali Masatlı, kültür molozlarının Kültür Enkazı Döküm Sahası ve Ayrıştırma Merkezi’ne taşındığını, enkaz ayrıştırmadan çıkan 550 eserin de koruma altına alındığını söyledi. Bugüne kadar 257 tescilli yapının enkazının da kaldırıldığını aktaran Masatlı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü koordinesinde gerçekleştirilen yeniden ihya ve inşa çalışmalarının da sürdüğünü dile getirdi.
Valilik bünyesindeki Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığınca yürütülen çalışmalara da değinen Masatlı, Valilik binası ve konutu ile Reyhanlı Müderris Konağı, Tabiat Şifahanesi-Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi gibi tarihi yerlerde de ihya ve inşa faaliyetlerinin devam ettiğini belirtti.
Tarihi meclis binası ve bitişindeki konaktaki çalışmalar
Masatlı, protokoller çerçevesinde gerçekleşen ve bu kapsamda Doğuş Grubu tarafından finanse edilen Hatay Meclis Binası ve Adalı Konağı’ndaki çalışmaları anlatarak, “Hatay meclis binamızda, ayrıştırma işlemleri tamamlanmıştır. Rölöve, rekonstrüksiyon (yeniden yapım) projeleri koruma kurulu tarafından onaylanmıştır. Şu an itibarıyla tüm alanda yaklaşık 197 fore kazık işlemi yapılacak. Bunlardan şu an itibarıyla 65’i tamamlanmış durumdadır.” dedi.
Adalı Konağı’nda da ayrıştırma işlemlerinin bittiğini, zemin iyileştirme çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Masatlı, her iki tarihi yapının da 2025’in sonlarına doğru tamamlanmasını öngördüklerini söyledi.
Uzun Çarşı ve Kurtuluş Caddesi’ndeki çalışmalar
Tarihi Uzun Çarşı ve dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olarak bilinen Kurtuluş Caddesi’nde de çalışmalar yapıldığını vurgulayan Masatlı, şöyle devam etti:
“Tarihi Uzun Çarşı’mızda, şu an için 654 dükkanın yeniden, eskisinden daha güçlü ve modern yapımı için çalışmalarımıza başladık. 6 etap şeklinde inşa edilecek, çarşımızın yenilenmesi projemizdeki çalışmalarda yapılan her şey çok kıymetlidir. İlaveten Kemal Paşa Caddesi tarafında yer alan dükkanlarımızın da yeniden yapım çalışmalarına başlandı. İkinci olarak tarihin aydınlatılan ilk caddesi olması sebebiyle ülkemizin ve dünyanın önemli yapılarından Kurtuluş Caddemizde de çalışmalarımız devam etmektedir. Kurtuluş Cadde’mizde yer alan 56 tescilli yapının aslına sadık kalınarak yeniden ihya ve inşa edilmesi yönünde proje çalışmalarına başlanılmıştır. 6 yapımızın da koruma kurul onayı çıkmıştır.”
Masatlı, Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden Hatay’ı gelecek nesillere eskisinden daha güçlü şekilde miras bırakmak için sahada çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini kaydetti.
]]>Üstel, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Antalya Diplomasi Forumu’nda, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ve uzman bir heyetle bulunduklarını kaydeden Üstel, forumun “her geçen gün dünyada adından daha fazla söz ettirmeyi” başardığını vurguladı.
Üstel, ADF’nin dünya genelinde barış, güvenlik ve işbirliğini güçlendirmek amacıyla liderlerin ve uzmanların önemli bir buluşma noktası haline dönüştüğünü ve bunun kendilerini mutlu ettiğini belirterek, “Bu forum, aynı zamanda Türkiye’nin dünya siyaseti üzerinde her gün artan gücünün ve etkisinin de açık göstergesi olarak karşımızda duruyor.” diye konuştu.
Dünyanın “giderek daha karmaşık” hale geldiğini ve zorlukların tek boyutlu olarak kalmadığını söyleyen Başbakan Üstel, “Bu nedenle, küresel barış ve istikrarı sağlama konusunda artık ortak hareket etmeli, çabalarımızı bir araya getirerek koordine etmeliyiz. ADF’nin bu yılki konusu ‘Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak.’ işte tam da bu öneme atıfta bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Üstel, ADF’de farklı ülke ve disiplinlerden gelen uzmanların bir araya getirildiğini aktararak, forumun, ana başlığına uygun bir anlayışın geliştirilmesi ve ortak çözümler bulması için dünyaya önemli fırsat sunduğunun altını çizdi.
ADF’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve vizyonuyla şekillendiğine dikkati çeken Üstel, “Bu foruma davet almak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin görünürlüğünün artırılması, sürekli şekilde engellemelere maruz bırakılan uluslararası temas eksikliklerinin giderilmesi ve haklı davamızın dünyaya duyurulması adına da son derece önemlidir.” ifadelerini kullandı.
Üstel, kendilerinin de “bu misyonla” burada olduğuna işaret ederek, “Sesimizi duyurabileceğimiz, gerek siyasi, gerek medya, hangi seviyeden olursa olsun herkese derdimizi, sıkıntılarımızı ve halkımızın uluslararası camiadan beklentilerini aktarmak için buradayız.” dedi.
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız”
Böyle bir forumda bulunmaktan büyük mutluluk duyduklarını kaydeden Üstel, KKTC olarak uluslararası temas konusunda büyük zorluklar yaşadıklarını belirtti.
Öte yandan Üstel, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan yaşadığı izolasyonları, dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız. Onun için, bizim için önemi büyüktür.” şeklinde konuştu.
Üstel, bu fırsat nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.
KKTC’nin bağımsızlığından bu yana bu ülkenin dünyadaki hak ettiği yere gelmesi için Türkiye Cumhuriyeti ile canla başla çalıştıklarını vurgulayan Üstel, “Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti ile bizim ilişkilerimiz kardeşten öteye bir ilişkiye dayanır ve bu ilişkiler neticesinde de dünyada ne kadar sıkıntılar olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti ile biz bu sıkıntıların önünü açıyoruz.” dedi.
Üstel, “Bizim ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerimiz en üst seviyededir ve en üst seviyede de devam edecektir.” diye konuştu.
“Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi küresel bir meseledir”
Yaşadıkları coğrafyanın “barışa hasret duyan, ateşler içinde yanmaya devam eden” bir coğrafya olduğunu aktaran Üstel, “Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi, sadece Doğu Akdeniz’e kıyısı olanları ilgilendiren bir mesele değil, küresel bir meseledir.” diye konuştu.
Başbakan Üstel, Doğu Akdeniz’in güvenliği konusuna ilişkin, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye önemli bir jeopolitik güce sahiptir. Bu gücü küresel barışa hizmet için kullanmaya da hazırız.” değerlendirmesinde bulundu.
“İki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız”
Yapacakları tüm görüşmelerde muhatapları ile bölgesel işbirliği fırsatları ve küresel barışın ele alınacağını vurgulayan Üstel, şöyle devam etti:
“60 yıldır devam eden Kıbrıs sorununa ilişkin, adil, kalıcı ve iki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız. Halkımıza uygulanan haksız ambargoların ve insan hakları ile bağdaşmayan uygulamaların kaldırılmasına yönelik girişimlerimizi sürdüreceğiz.”
Üstel ayrıca forumda sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği ve diğer küresel sorunlarla mücadele konularında uluslararası uzmanların ortaya koyacağı görüş ve önerileri dinleme şanslarının olacağını kaydetti.
Bu hedeflere ulaşmak için tek bir ülkenin veya kuruluşun çabasının yeterli olmadığını bildiren Başbakan Üstel, ADF’nin dünya barışına ve istikrarına katkıda bulunmasını diledi.
]]>???????Şukri, 3. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Bakan Şukri, son dönemde Mısır ve Türkiye arasındaki iyi ilişkiler ve işbirliğinin önemine işaret ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ziyareti ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Es-Sisi ile görüşmesinin her iki ülke açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi.
Son dönemde iki ülkenin, halklarının çıkarına olan verimli ikili ilişkilere girme iradesini göstermesinin, Mısır ve Türkiye ilişkileri açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu vurgulayan Şukri, “İki halk arasındaki uzun tarihi bağ, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda daha üst düzeyli bir koordinasyon ve işbirliğinin gerekliliğini haklı çıkarıyor.” diye konuştu.
Şukri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin söz konusu işbirliği ve koordinasyon için önemli bir fırsat olduğunu dile getirerek her iki cumhurbaşkanının da bakanlarına ortak çıkarlar çerçevesinde bölgenin istikrar ve güvenliği için daha etkili bir şekilde çalışmaları konusunda talimat verdiğini hatırlattı.
Türkiye ve Mısır’ın, daha verimli bir ilişkinin başlamasıyla bölgedeki zorlukların üstesinden el birliğiyle gelebileceklerini umduğunu aktaran Şukri, “İşbirliği alanları bulacağımızı ve çıkarlarımızla ilgili kurabileceğimiz verimli diyalogun daha iyi koşullar oluşturmak için bir fırsat olacağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Filistin davasının tasfiyesi, uluslararası hukukun ihlalidir”
Gazze’deki en önemli sorunlardan birinin, “uluslararası hukuka aykırı” olarak Filistinlilerin yerlerinden edilme meselesi olduğuna dikkati çeken Şukri, “Filistin davasını tasfiye etmek veya Filistin topraklarını boşaltmak amacıyla sakinlerinin Mısır veya Ürdün gibi ülkelere gönderilmesi planları ve çalışmaları, kabul edilemez ve uluslararası hukukun ihlalidir.” dedi.
Şukri, Gazze’deki trajik durumun sona ermesi ve acil bir ateşkesin sağlanması için Türkiye dahil Arap ve Müslüman ülkelerle gayret gösterdiklerini belirterek Gazze’deki Filistinlilerin ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli insani yardımın sağlanması ve esirlerin serbest bırakılması amacıyla da çalışma yürüttüklerini kaydetti.
Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olmak üzere, birçok uluslararası ortakla iletişim halinde olduklarını aktaran Şukri, “21. yüzyılda benzeri görülmemiş ve 20 binin üzerinde kadın ve çocuğun hayatını kaybettiği bu yıkıcı savaşın bitmesi ve Filistinli kardeşlerimizi bundan kurtarmak için mümkün olan her şeyi yapmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
“Herkes, ramazandan önce ateşkesin gerekliliğine inanıyor”
İsrail’in Refah’ta herhangi bir askeri faaliyette bulunmaması gerektiği konusunda uluslararası alanda fikir birliği olduğunu belirten Şukri, “Şu anda yaklaşık 1,4 milyon insanın toplandığı bölgede herhangi bir askeri saldırının şüphesiz ki, şimdiye kadar gördüğümüzden çok daha büyük çapta insani duruma, can kaybına yol açacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
Şukri, sivillerin güvenliğini sağlayarak İsrail’in askeri operasyon yapmasına imkan verecek bir plandan bahsetmenin uygun olmadığını söyledi.
Bakan Şukri, ayrıca, ramazan ayında Filistinlilere karşı askeri faaliyetin durması gerektiğine dair değerlendirmelerde bulundu.
“Herkesin, Filistinlilerin güvenliği açısından ve aynı zamanda dini mahiyeti nedeniyle ramazandan önce ateşkese varılmasının gerekli olduğuna inandığını düşünüyorum.” diyen Şukri, ramazan ayında devam edecek askeri hareketliliğin devam etmesinin yalnızca Gazze ve Batı Şeria’daki siviller üzerinde değil, aynı zamanda Arap ve Müslüman dünyasında da gergin bir ortama neden olacağını söyledi.
Şukri, ateşkesin derhal ilan edilmesi yönünde çağrıda bulunduklarını hatırlatarak “Bunun üzerinde çalışıyoruz, her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz. Tehlikeler ve düşmanlıkların sona erdirilmesi ihtiyacı konusunda gerekli esnekliğin ve anlayışın olacağını ümit ediyoruz.” dedi.
İnsani yardım hacminin artırılabilmesi ve yerinden etme tehditlerinin ortadan kaldırılabilmesi için çabalara işaret eden Şukri, öncelikli olarak Filistinlilerin hayatlarının kurtarılması gerektiğini söyledi.
Şukri, müzakerelerin devam etiğini belirterek “Düşmanlıkların sona erdirilmesi hedefine ulaşana kadar tarafların müzakerelere devam etmelerini her zaman teşvik edeceğiz.” diye konuştu.
Düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesi halinde durumun nasıl görüneceğine dair spekülasyon yapmak için henüz erken olduğunu düşündüğünü sözlerine ekleyen Bakan Şukri, “Ancak Gazze halkını temsilci olarak yeniden devreye sokmak ve toplumsal normalleşme için gerekli hizmetleri ve yönetim meselelerini tesis etmek kesinlikle Filistin Yönetiminin sorumluluğundadır.” ifadelerini kullandı.
“Sudan’da ateşkes için her türlü çabayı göstereceğiz”
Bakan Şukri, Sudan’da devam eden krize ve Mısır’ın kalıcı ateşkese dair girişimlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Ülkedeki askeri ya da sivil bileşeniyle ilgili tüm taraflarla temas halinde olduklarının altını çizen Şukri, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Sudan’a komşu ülkelerle birlikte girişim başlattığını hatırlattı.
Şukri, söz konusu girişim kapsamında bakanlar düzeyinde bir araya gelip ateşkes, insani yardım ve siyasi diyalogu ihtiva eden yol haritası geliştirme çabalarının olduğuna değinerek “Mısır, Sudan’daki kardeşlerimizin sivil unsurları arasında çeşitli siyasi diyalog görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Ateşkesin sağlanması ve Sudan halkının acılarının dindirilmesi için Sudanlı kardeşlerimiz ve Sudan’a komşu ülkelerle işbirliği içinde her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Aden Körfezi’ndeki gerilim
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından Aden Körfezi’nde artan gerilimin düşürülmesine ilişkin konuşan Şukri, “Bütün ülkelerden seyrüsefer özgürlüğüne saygı duymalarını, uluslararası ekonomiye zarar verebilecek eylemlerden kaçınmalarını beklediğimizi çok açık biçimde ifade ettik.” dedi.
Şukri, bölgedeki tansiyonun, Süveyş Kanalı’nın kullanımını olumsuz etkilediğini ve dolayısıyla Mısır açısından ekonomik sonuçlar doğurduğuna işaret ederek, “Seyrüsefer özgürlüğünü ihlal eden her türlü eylemden vazgeçilmesinin önemli ve hayati olduğuna inanıyoruz.” diye konuştu.
]]>İstanbul Okmeydanı’nda bir yakınının cenaze törenine katılmak için gittiği cemevinin avlusunda, polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava yeniden görüldü. Yeniden yargılanan S. K. isimli polis memuru, 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
2014 yılında cemevi avlusunda polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Uğur Kurt’un ölümüne ilişkin dava, Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının ardından yeniden görüldü.
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, daha önce 12 bin 100 lira para cezasına çarptırılan polis S. K., Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, maktul Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ve taraf avukatları geldiler. Duruşmayı CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de takip etti.
“ADALET İSTİYORUM”: Duruşmada söz verilen Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, “Öncelikle suçsuz bir insana polisin silahı ile rastgele ateş ederek, eşim Uğur Kurt’un ölümüne sebep olduğu için, Uğur Kurt için adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayamayarak kanser olan ve hayatını kaybeden kayınvalidem ve kayınpederim için adalet istiyorum. Babasını bir daha göremeyecek olan oğlum ve ben kendim için adalet istiyorum. Sokaktaki insanların can güvenliği için adalet istiyorum” dedi.
“AMİRLERİNİN ‘SIKMA’ UYARISINA RAĞMEN ATEŞ ETTİ”: Kurt ailesinin avukatlarından Turgut Kazan, sanık polis memurunun olayın meydana geldiği tarihte deneyimli, terörle mücadele şube müdürlüğünde görev yapan, polis memuru olduğuna dikkat çekerek, bulunduğu yerden cemevindeki kalabalığı görebildiğini, amirlerinin “sıkma” diye uyarmasına rağmen ateş ettiğini söyledi. Avukat Turgut Kazan, sanık polis memurunun kullanmaması gerektiği şekilde silahını kullanarak ölüme sebebiyet verdiğini, böyle bir dikkatsizliğin ve özensizliğin kabulü mümkün olmadığını belirtti.
“KALABALIĞI GÖRÜYOR”: Kurt ailesinin avukatlarından Aslı Kazan ise “Yaşam hakkı ihlal edilen Uğur Kurt, 30 yaşında bir insandı. 2 yaşında bir çocuğun babasıydı. Bugün o çocuk babasını hiç tanımadan 12 yaşına geldi. O sokak dar bir sokak. Sanık, sokağın tepesinde durmuş, kaçmakta olan bir hedefe silahını doğrultmuş. 5 yıllık polis, 3 aydır orada görev yapıyor. Cemevinin nerede olduğunu biliyor. Orada 30 kişilik kalabalık var görüyor. Uğur’un vurulduğunu görüyor, çünkü, ‘adam vuruldu’ diyor. Sonrasında Kağıthane Emniyet Müdürlüğü’nde görevli babası olduğunu sonradan öğrendiğimiz kişi ile kamera görüntülerini inceliyor. Delilleri karartmaya çalışıyor” diye konuştu.
“TAKDİR MAHKEMENİN”: Son savunması ve son sözü sorulan polis memuru S.K., “Takdiri mahkemeye bırakıyorum. Başka da bir şey söylemek istemiyorum” dedi.
“ÖDEDİĞİMİZ PARA CEZASININ İADE EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”: Polis memuru Sezgin K.’nın avukatı Tolga Yurdakul ise şunları söyledi:
“Benim müvekkilim de orada olmak istemezdi. Bu olayda, ani bir olay gerçekleşiyor ve araçtan yanarak iniyorlar. Bundan kimse bahsetmiyor. Atılan molotof araçtan içeri giriyor. Müvekkilim ve araçtaki meslektaşları yanıyor. Müvekkil o panikle iniyor. Araca doğru bir molotof daha atılıyor. Araç ateş topuna dönüyor. Görüş açısı mümkün değil. Silahı ile bir kez şahsa doğru, diğerlerini havaya doğru ateş ediyor. Müvekkilin panik halinde olduğu sabittir. Biz aynı kararın verilmesini talep ediyoruz. AYM’nin yetki gaspı yaptığını ve karışamayacağını düşünüyoruz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ediyoruz. Müvekkilimiz daha önce verilen kararda para cezasını ödemiştir. Eğer hapis cezası verilirse daha önceki karar doğrultusunda ödediğimiz para cezasının iadesini talep ediyoruz.”
ESKİ HÜKÜM İPTAL EDİLDİ: Mahkeme heyeti, AYM’nin kararı doğrultusunda sanık polis memuru S. K. hakkında daha önce “taksirle ölüme neden olma” suçundan kurulan hükmün iptaline karar verdi.
2,5 YIL HAPİS CEZASI “Suçun vasfına göre karar verme” görevinin AYM’ye ait olmadığı dikkat çeken ve bu yönde hak ihlali kararı verilmediğini belirten mahkeme heyeti, “taksirle ölüme neden olma” suçundan S.K.’yı takdir indirimi uygulayarak 2,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hapis cezasını para cezasına çevirmedi.
“BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”
“Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı” diyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, şöyle konuştu:
“Ama her davaya geldiğimizde üzülerek çıkıyoruz. Ne yazık ki adalet için adaleti arıyoruz. O noktadayız şu anda. Sevgili Uğur’u öldürenler mahkum edilmedi. Bir kez daha biz mahkum edildik. Bu şayet bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum ama bir cemevi avlusunda bir vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kendi cenazesine geldiğinde vurularak öldürülüyor. Arkasında adaleti bekliyoruz. Adalet adaletsizlikten bize tekrar yeniden ceza veriyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenini ilgilendiren bir davaydı. Kendi evinde, oturan toplumsal eylemlere katılan veya ibadethanesine giden herkesi ilgilendiren bir davaydı. Yani ne kadar çok tehlikede olduğumuzu, ne kadar çok sıkıntı olduğumuzu gösteren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzluktan baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Ama biz her şeye rağmen bu adaletsizliğe rağmen Türkiye’de birlikte yaşamayı, Türkiye’nin çeşitliliğini korumayı hep birlikte devam edeceğiz. Ta ki adaleti bulunana kadar ta ki adaletin herkese lazım olduğunu herkesin gördüğü noktaya kadar. Burada sevgili Uğur’un ailesi de yanımızda şu anda. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir. Bu dava Türkiye’de herkesin davası olduğunu herkesin artık görmesini istiyorum”.
“ASLA BU SONUCU KABUL ETMİYORUM HUKUKA GÖRE HAREKET EDEN HAKİMLERE DENK GELMEDEN DE BU DAVAYI BIRAKMAYACAĞIM”
“Bu sonucu kabul etmiyorum” diyen Narin Kurt, ise şunları söyledi:
“10 yıldır biz bu mücadeleyi veriyoruz. Sokaktaki herhangi bir insanın bu şekilde bizim canımızı, güvenliğimizi sağlaması gereken kişilerin aksine canımızı alması ve bunun hukuk karşısında hiçbir cezasının olmamasıyla savaşıyoruz biz. 10 yıl oldu. ve ben bir önceki mahkeme heyetine verdiği karardan ötürü kınamıştım. Yine kınıyorum. Bugün görülen davadaki hakim ve heyeti yine kınıyorum. Bir insanın masum bir insanın hayatının bir çocuğun babasız bırakılmanın, bir annenin, babanın kanser olup ölmesine sebep olmasının bir eşin, eşinin elinden alınmasının ve bir daha onu hiç kimse, hiçbir ailesi göremeyecek olmasının karşılığı bilhassa yani bir insanın masum bir insanın hayatının elinden alınmasının karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz. Yani hepimiz tehlikedeyiz. Bence vicdanını rahatsız eden bu sonuç kimin vicdanını rahatsız ediyorsa. Herkes bu davayı üstlensin. Çünkü sokakta yürürken hangimizin başına kolluk kuvveti tarafından ne geleceği ve sonrasında ne yaşayacağını gerçekten bilemiyoruz. Tekrar bu davayı devam ettireceğim. Asla bu sonucu kabul etmiyorum. Yani bu belki daha uzun sürer, kaç yıl sürer? Ne olur bilmiyorum. Gerçekten vicdanlı ve Adalete, hukuka göre hareket eden hakimlere denk gelmeden de bu davayı bırakmayacağım” dedi.
AYM, “YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ”: Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt eşinin polis tarafından öldürüldüğü olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle “yaşam hakkının ihlal edildiği” iddiasıyla AYM’ye başvurmuştu. Narin Kurt’un başvurusunu kabul eden AYM “yaşam hakkının ihlal edildiği”ne karar vermişti.
]]>14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar inşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül, bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Taraf avukatları, müştekiler ve tanıklar mahkemede hazır bulundu.
Duruşmada tanık olarak beyanı alınan İhsan Bayram Apartmanı C Bloku 6. kattaki dairede tadilatı kontrol ettiği öne sürülen Çukurova Belediyesi’nde görevli memur H.C, kendisinin harita teknikeri olduğunu söyledi.
Belediyedeki görevinin, daire tadilatı yaptıranlardan kayıt dilekçesini teslim almak olduğunu belirten H.C. “Ben herhangi bir tadilat kontrolü yapmadım. Tadilat kontrolü benim görev alanımda olan bir konu değildir. Tadilat kontrolünü mimar ve mühendisler yapar. Biz binanın imar ve iskanı varsa basit tadilat izni veriyoruz. Kontrol için kimlerin o daireye gidip gitmediğini bilmiyorum.” dedi.
İhsan Bayram Apartmanı’nın 2010 yılında yapılan ruhsat yenileme işleminde imzası bulunduğu gerekçesiyle beyanı alınan diğer tanık F.S.T. de Çukurova Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nde görevli inşaat mühendisi olduğunu bildirerek, şunları ifade etti:
“Ruhsat yenileme işleminde teknik uygulama sorumlusu olan kişi bizzat gelerek kendisinin bizzat teknik uygulama sorumlusu olduğunu belirtip imzasını atar ve biz de kontrolünü yaparız. Proje kontrolü yaptıktan sonra ruhsat yenileme şubesine geçilir, orada da gerekli kontroller yapıldıktan sonra ruhsat yenileme işlemi gerçekleştirilir. Basit tamir ve tadilat yönetmeliği bellidir. Bu tadilat kapsamında boya, yalıtım gibi basit işlemler yapılır. İzin veren yetkililer yönetmeliğin öngördüğü çerçevede izin veriyorlar. Basit tamir ve tadilatın dışında bir işlem yapılmışsa o işlem durdurulup mühürlenir. Teknik uygulama sorumlusu görevinden ayrılmışsa bunu belediyenin ilgili makamlarına bildirir. Fakat bu yapıyla ilgili teknik uygulama sorumlusu olarak görevden ayrılmaya ilişkin bir bildirimde bulunulmadı. Ruhsat yenileme işlemi, bahsettiğim gibi kanuni bir haktır. Biz taraflara ‘Neden ruhsat yeniliyorsunuz?’ sorusunu sormuyoruz.”
Sanıklar savunma yaptı
Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan tutuklu sanık Ferit Işık, binanın inşaatını kendisinin yapmadığını ileri sürerek, “Binanın müteahhidi ben değilim. Herhangi bir sorumluluğum yoktur. Celal Gül yaptığı inşaata iskan alamamıştır. Kendisinin şantiyesinden sorumlu bir mühendisi dahi yoktur. Bu yapı 2000 yılında Celal Gül’e devredilmiştir. Devir işlemi yapılırken ‘Ben buranın sorumlu inşaat mühendisiyim’ diye bir sözleşme maddesi konulmamıştır. Celal Gül hukuki olarak sona ermiş bir şirket adına işlemlerine devam etmiştir. Ben bu yapının teknik uygulama sorumlusu değilim. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Diğer tutuklu sanık Celal Gül de aleyhindeki hususları kabul etmediğini bildirerek, “Ferit Işık’ın beyanlarını kabul etmiyorum. Onun inşaat şirketi adına bir biz işlem yürütmedik. Tahliyemi ve beraatımı talep ederim.” dedi.
Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına, ruhsat yenileme işlemindeki imzalar üzerinde Kriminal Polis Laboratuvarında inceleme yapılması ve bu konuda rapor alınmasına, giriş kattaki iş yerinde yürütülen tadilat işlemlerinin fotoğraflarının ilgili kurumsal firmadan istenilmesine ve diğer eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
Birbirlerini suçlamışlardı
İhsan Bayram Apartmanı C Bloku’nun depremde yıkılmasıyla ilgili 16 Şubat 2023’te tutuklanan Işık ve Gül, savcılık ifadelerinde suçu birbirlerinin üzerine atmıştı.
Işık, 1997’de arsa sahiplerinden muvafakatname alarak inşaata başlamak üzere proje hazırladığını ancak ekonomik nedenlerle bunu gerçekleştiremediğini, arsa sahiplerinin zorlaması üzerine projeyi Celal Gül’e devrettiğini ileri sürmüştü.
Gül de yıkılan blokun inşaatını 4. kat seviyesinde devraldığını iddia etmişti.
İnşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
]]>






